17.12.2018 Views

Walt Whitman - Benliğimin Şarkısı

Whitman, Benliğimin Şarkısı (tam metin Song of Myself)

Whitman, Benliğimin Şarkısı (tam metin Song of Myself)

SHOW MORE
SHOW LESS

You also want an ePaper? Increase the reach of your titles

YUMPU automatically turns print PDFs into web optimized ePapers that Google loves.

Walt Whitman

BENLİĞİMİN ŞARKISI

Song of Myself

Çeviren: Aytek Sever


WALT WHITMAN

Walt Whitman (1819-1892). Amerikalı şair, yazar. Emily Dickinson’la beraber

Amerikan şiirinin kurucusu olarak kabul edilir. Fakir bir ailenin çocuğu olarak

dünyaya geldi; genç yaşta çalışma hayatına atılarak çeşitli mesleklere girip çıktı;

kendi kendini yetiştirdi. 1855 yılında kendi olanaklarıyla yayımladığı Çimen

Yaprakları (Leaves of Grass) ile birdenbire Amerikan şiirinin en büyük sözcüsü oldu.

Ölümüne dek tüm şiirlerini aynı kitabın şemsiyesi altında topladı. Dört yüze yakın

şiirden oluşan yapıt, Amerikan edebiyat kanonunun zirvesinde yer alır. Yapıtın

merkezini oluşturan “Benliğimin Şarkısı” (Song of Myself) birçoklarına göre

Amerikan edebiyatının baş şiiridir. Romanları, öyküleri, denemeleri ve politik

yazıları da olan Whitman’ın daha evvel Türkçe’ye, “Ben, Jack Engle” (Life and

Adventures of Jack Engle) adlı bir romanı çevrilmiş, Memet Fuat tarafından

hazırlanan bir şiir seçkisi yayımlanmıştı. Türkçe’de tam metin çevirisiyle ilk kez boy

gösteren Benliğimin Şarkısı, kısa süre evvel yayımladığımız Çimen Yaprakları seçkisi

ile beraber İşaret Ateşi’nin “Walt Whitman Seçme Şiirler” toplamını oluşturuyor.

AYTEK SEVER

Şair, çevirmen. 1981 yılında Bursa’da doğdu. Üniversite ve yüksek lisans öğrenimini

Boğaziçi Üniversitesi ve ODTÜ’de tamamladı. E-kitap halinde yayımlayacağı, çeşitli

alt kitaplardan oluşan Hiperbor, Siòn, Moto Perpetuo, Anka adlı şiir toplamlarının yanı

sıra, yayımlanmış veya e-kitap halinde yayımlanacak olan Emerson (Yaşamın

İdaresi), Thoreau (Doğa ve Yürüyüş Üzerine Seçme Denemeler), Whitman (Ben, Jack

Engle; Çimen Yaprakları; Benliğimin Şarkısı), Kandinsky (Sesler), Tagore (Firari;

Gitanjali; Meyve Hasadı), D.H. Lawrence (İnsanlar ve Öteki Yaratıklar) çevirileri vardır.


Walt Whitman

BENLİĞİMİN ŞARKISI

Song of Myself

Çeviren: Aytek Sever


Benliğimin Şarkısı

Walt Whitman

Song of Myself

Tam metin “ölüm döşeği” versiyonu

Çeviren:

Aytek Sever

Kapak Resmi:

Walt Whitman, Çimen Yaprakları ilk baskı kapağı

Samuel Hollyer ve Gabriel Harrison, 1854

1. Baskı:

© İşaret Ateşi, Aralık 2018

E-kitap olarak www.isaretatesi.com sitesinde yayımlanmıştır. Her

hakkı saklıdır. Eserin tamamı veya bölümleri hiçbir yolla

basılamaz, kopyalanamaz, eser sahibinin izni olmadan başka bir

mecra veya internet sitesi üzerinden yayımlanamaz. Alıntılar için

lütfen kaynak gösteriniz.

www.isaretatesi.com

isaretatesi@gmail.com


www.isaretatesi.com

8


www.isaretatesi.com

BENLİĞİMİN ŞARKISI

Song of Myself

9


www.isaretatesi.com

10


www.isaretatesi.com

I.

Varlığımı kutluyorum, şarkımı söylüyorum,

Neye bürünürsem ben, ona bürüneceksin sen,

Bana ait her bir zerre sana da aittir zaten.

Öylece oyalanıyor, ruhumu çağırıyorum,

Eğiliyor, bir yaz çimeni yaprağını gözleyerek oyalanıyorum.

Bu topraktan, bu havadan oluşmuş dilim ve kanımın her zerresi,

Burada, bu ana babadan doğmuşum,

nasıl ki onlar ve onların ataları da

burada bir ana babadan doğmuşsa,

İşte, otuz yedi yaşımda gücüm kuvvetim tam, başlıyorum,

Ölene dek susmama umuduyla.

Muallakta kalıyor inançlar ve mezhepler,

Geri çekiliyorlar bir süre kendileriyle yetinerek,

lakin aklımdalar,

İyiye ve kötüye yer açıyorum, her şeyi göze alıyorum,

Dizginlenmemiş bir doğa ve ilkel bir güçle konuşuyorum.

11


www.isaretatesi.com

II.

Parfüm kokularıyla doludur evler ve odalar,

parfüm kokularıyla doludur kitap rafları,

Kendim de soluyorum kokuyu, tanıyorum onu, seviyorum,

Esans sarhoş eder beni, ama buna izin vermiyorum.

Parfüm değildir atmosfer; esansın tadı yoktur onda, kokusuzdur;

Benim ağzıma göredir hep; tutkunum ben ona;

Koruluğun kıyısındaki banka gidiyorum

ve kıyafetlerimden sıyrılıp çırılçıplak oluyorum,

Hava bana temas etsin diye çıldırıyorum.

Soluğumun dumanı,

Yankılar, şırıltılar, vızıltılı fısıltılar;

selam otu, sırma ipek, ağaç boğumları ve sarmaşık;

Soluk alıp verişim, kalp atışım, ciğerlerimi gezen hava ve kan;

Yemyeşil ya da kupkuru yaprakları, deniz kıyısını,

sudaki koyu renkli kayaları, ambardaki samanı koklayışım;

Sesimle fışkırıp rüzgârın girdaplarına karışan sözcüklerim;

Birkaç öpücük, kucaklayış, sarmaş dolaş kollar;

Ağaçlarda körpe dallar kımıldadıkça oyunu ışığın ve gölgenin;

Bir başına, ya da caddelerin koşturmacasında,

yahut tarlalarda, yamaçlarda duyulan haz;

12


www.isaretatesi.com

Esenlik hissi; dolunayın tınısı;

yataktan doğrularak güneşi karşılayışımın şarkısı.

Gözünün önüne getirebiliyor musun bin dönümü?

Hiç düşündün mü toprağı?

Talimli misin okumayı bilecek kadar?

Tattın mı şiirin anlamına varmanın kıvancını?

Benimle kal bugün ve bu gece, elde et tüm şiirin özünü,

Elde et yerin ve güneşin (ve daha milyonlarca güneşin) meziyetini,

Şeyleri aracıların elinden almayı bırak,

ne ölülerin gözünden bak

ne de kitaplardaki hortlaklarla yaşa,

Bakma benim gözlerimden de, elimden bir şey alma,

Her yanı düşün, her şeyi süz kendinden.

13


www.isaretatesi.com

III.

Duydum gevezelerin neler konuşup durduğunu,

başlangıca ve sona dair boş lafları,

Oysa konuşmuyorum ben başlangıcı veya sonu.

Şimdiden başka bir başlangıç olmadı asla,

Yoktur şimdiden başka gençlik veya yaşlılık;

Ve asla olmayacak şimdiden başka yetkinlik,

Ya da şimdiden başka cennet cehennem.

Dürtü, dürtü, dürtü;

Daima doğurgan dürtüsü dünyanın.

Karşıt denkler beliriverir karanlıktan;

daima madde ve çoğalış, daima cinsel birleşme;

Daima örgüsü bütünlüğün; daima ayrım; daima türeyişi yaşamın.

Boşunadır ince eleyip sık dokumak;

bilgini de, cahili de bilir bunun böyle olduğunu.

Alabildiğine kendinden emin,

direkleri dimdik, tavanı sağlam, kirişleri destekli,

At gibi kuvvetli, tutkulu, mağrur, heyecanlı,

14


www.isaretatesi.com

Buradayız işte, ben ve bu gizem.

Ruhum berraktır ve pek tatlı;

ruhum dışında neyim varsa o da berrak ve pek tatlı.

Biri yoksa diğeri de yoktur çünkü,

görünen kanıtıdır görünmeyenin,

Ta ki o da görünmez olur,

sırası gelince kanıtını bulur.

En iyiyi gösterip kötüden ayırarak

çağlar alt üst eder çağları;

Onlar çekişirken,

şeylerin kusursuz esenlik ve itidalini bilerek sessiz kalırım ben,

ve yıkanmaya giderim, kendime hayran olurum.

Hoş bulurum her uzvumu ve niteliğimi,

hem kendiminkileri

hem de içten ve temiz olan herkesinkini;

Aşağı değildir üzerimde pul kadarlık alan bile,

aşinayım ayrım yapmaksızın tüm zerrelere.

Mutluyum ––

görüyorum, dans ediyorum, gülüyorum, şarkı söylüyorum;

Ama yanımda gece boyu

sevgi dolu ve sarmaş dolaş uyuyan yatak arkadaşım

15


www.isaretatesi.com

gün ağardığı sırada kaçamak adımlarla süzülüp giderek

Bana evin her yerinde kabarık, yığın yığın, bembeyaz

havlularla örtülü sepetler bıraktığında,

Bunu idrak edip kabullenmek yerine, çığlığı basmalı mıyım

Gözlerim gidenin ardından bakakaldı diye;

Ve derhal hesap yapıp gözümü dikmeli miyim bir meteliğe,

Bir midir tam olarak, iki midir, hangisi daha çoktur diye?

16


www.isaretatesi.com

IV.

Israrcılar sarmış etrafımı, sorulara boğanlar;

Karşılaştığım insanlar, çocukluğum,

yaşadığım semt ve şehir, ait olduğum ulus;

En son haberler, keşifler, icatlar,

toplumlar, eski ve yeni yazarlar;

Akşam yemeğim, kılık kıyafetim, meslektaşlarım,

bakışlarım, iltifatlarım, borçlarım;

Sevdiğim bir adam ya da kadının

belki hayalî, belki de sahici umursamazlığı;

Bir akrabamın hastalığı ya da bizzat benim hastalığım,

fenalıklar, parasız kalmak, bunalımlar ya da mest oluşlar;

Savaşlar, korkunç kardeş kavgaları,

kuşkulu haberlerin buhranı, beklenmedik olaylar;

Bütün bunlar gece gündüz

üşüşüyor başıma ve gidiyor benden,

Lakin bunlar değilimdir kendim, Ben.

Benliğim ayrı durur tüm çeken ve çekiştirenlerden;

Neşelidir, aldırışsız, merhametli, aylak, derli toplu,

Yukarıdan bakar, dimdiktir,

ya da kıvırır kolunu anlaşılmaz bir duruşla,

Başını çevirip bakar ne gelecek diye,

17


www.isaretatesi.com

Hem içindedir oyunun hem dışında,

kâh seyreder kâh şaşırıp kalır.

Geri dönüp bakıyorum

laf ebeleri ve rekabetçiler arasında toz duman,

kan ter içinde kaldığım günlere;

Artık ne istihza var bende ne de iddia,

tanık oluyorum, bekliyorum yalnızca.

18


www.isaretatesi.com

V.

Sana inanıyorum, ey ruhum;

öteki ben, kendini alçaltmamalıdır sana,

Nasıl ki alçaltmamalıysan sen kendini ona.

Çimenlerde oyalan benimle beraber; çöz nefesini hançerenden;

Ne sözcükler, ne müzik, ne şiirdir istediğim,

ne de gelenek, öğreti –– isterse olsun en iyisi;

Sadece mırıltıyı severim ben, sesinin sadece perde perde tınısı.

Hatırlıyorum, bir keresinde, berrak bir yaz sabahı,

sen ve ben birlikte nasıl da uzanmıştık sere serpe,

Başını nasıl da koymuştun kasıklarıma,

sonra usulca üzerime dönerek,

Nasıl da sıyırmıştın gömleğimi göğsümden

ve dilini daldırmıştın çırılçıplak yüreğime,

Erişip dokunmuştun sakalıma, tutmuştun ayağımı.

Hızla kabarıp sarmıştı etrafımı

dünyanın tüm savlarını aşan huzur ve kavrayış,

Ve anlamıştım ki Tanrı’nın eli bizzat özümdeki vaattir benim,

Ve anlamıştım, Tanrı’nın ruhu kardeşimdir benim,

Ve dünyaya gelmiş tüm adamlar kardeşimdir

19


www.isaretatesi.com

ve tüm kadınlar kızkardeşim, sevgilimdir benim,

Ve sevgidir yaratılış gemisinin omurgası,

Ve sonsuzdur tarlalarda kâh dik kâh eğik yapraklar,

Ve onların altında, küçük kuyucuklardaki karıncalar,

Ve yılankavi çitleri kabuk kabuk saran yosunlar,

ve taş kümeleri, mürver, sığırkuyruğu, şekerciboyası.

20


www.isaretatesi.com

VI.

Nedir çimen? diye sordu bana bir çocuk, elinde avuç dolusu getirerek;

Nasıl yanıt vereyim ona? Ondan daha çok bilmiyorum ki ben de.

Belki de flamasıdır o benim mizacımın,

umutlu yemyeşil bir kumaştan dokunmuş.

Ya da mendilidir Efendimizin,

Mahsus yere düşürülmüş kokulu bir armağan, bir anmalık,

Kenarında sahibinin adı yazılı belki de,

görüp farkettiğimizde, Kimin bu? diye soralım diye.

Yahut bizzat bir çocuktur çimen,

bitki yaşamından doğmuş bir bebek.

Belki de değişmez bir hiyerogliftir,

Ki kâh geniş kâh dar bölgelerde boy atmak anlamına gelir,

Hem siyah halklar arasında yetişmektir hem beyaz,

Kanuck, Tuckahoe, Kongre üyesi, Cuff 1 ––

aynısını ben onlara veririm, onlar bana verir.

1

Kanuck: Kanada Fransızı. Tuckahoe: Virginia kıyı bölgesi yerlisi. Cuff: Afrika

kökenli Amerikalı. (ç.n.)

21


www.isaretatesi.com

Ve o şimdi de bana mezarların kesilmemiş tüyleri gibi görünüyor.

Hassas davranacağım sana kıvrık çimen,

Belki de genç adamların göğsünden çıktın sen,

Ki tanısam severdim onları da ben,

Belki de ihtiyarlardan,

ya da analarının kucağından erkenden koparılan yavrulardan

filizlendin sen,

Ve hatta anaların kucağısın sen.

İhtiyar anaların ağarmış başlarından

olamayacak kadar esmer bu çimen,

Çok daha mat, ihtiyar adamların solgun sakallarından,

Pek karanlık,

ağızların solgun al renkli çatıları altından

çıkmış olamayacak kadar.

Ah, gene de nice diller duyuyorum konuşan,

Ve duyuyorum, boşuna çıkmıyor onlar ağızların çatıları altından.

Keşke dile getirebilseydim

gencecik ölen erkek ve kadınların,

ihtiyar adamların ve anaların,

Ve ana kucağından erkenden koparılan yavruların sırrını.

Sence ne oldu o genç adamlar, o ihtiyarlar?

22


www.isaretatesi.com

Ne oldu o kadınlar, çocuklar?

Yaşıyorlar elbet, esenler, ama kim bilir neredeler;

En küçük bir filiz bile ölümün olmadığını gösterir,

Ki varsa bile yaşamı ilerletir,

Sonda bekleyip alıkoymaz onu,

Yaşam belirdiği an kendisi kayboluverir.

İlerler her şey, ansızın çökmez, daima ilerler,

Pek kutludur ölüm, bambaşkadır herkesin sandığından.

23


www.isaretatesi.com

VII.

Doğmayı şans olarak gören biri mi var?

Hemen bildireyim o kimseye, ölmek de şanstır,

buna adım gibi eminim.

Ölenlerle geçerim ölümden ve yeni yıkanmış bebekle doğumdan,

sığmam şapkam ve pabuçlarım arasına,

İncelerim binbir türlü nesneyi,

hepsi de başka başkadır, hepsi de iyi,

İyidir dünya, iyidir yıldızlar ve bütün uydular, hepsi iyi.

Ne bir gezegenim ben ne de uydusuyum bir gezegenin,

Dostu ve yoldaşıyım insanların,

ki ölümsüzdür hepsi benim gibi, derin mi derin,

(Bilmezler ne denli ölümsüz olduklarını, ama ben bilirim.)

Her cins kendine, her cins kendisinin,

bana da kendi erkeklerim dişilerim,

Bana o delikanlılar, kadınlara sevdalanan,

Ve bana o gururlu adam, küçümsenmeyi hazmedemeyen,

Bana o sevgili, o yaşlı kadın, bana o analar, ve anaları anaların,

Bana o gülümseyen dudaklar, ağlayan gözler,

Ve bana o çocuklar, ve babaları onların.

24


www.isaretatesi.com

Atın örtüleri üstünüzden! Ne suçlusunuz benim gözümde

ne de içi geçmiş, gözden düşmüş,

Yünlülerin, pamukluların arasından da görürüm ben,

Yanıbaşınızdayım, ısrarcı, açgözlü, yorulmak bilmeyen,

savamazsınız beni başınızdan.

25


www.isaretatesi.com

VIII.

Beşiğinde uyuyor yavrucak,

Tülü kaldırıp bakıyorum uzun uzun,

sinekleri elimle sessizce kovuyorum.

Çalılık yamaçta

kıvrılıp birbirine sarılıyor genç delikanlı ve mahcup kız,

Dikkatle gözlüyorum onları tepeden.

Yatak odasının kanlı zemininde

boylu boyunca yatıyor canına kıyan,

Kızıla bulanmış saçlarıyla cesede tanıklık ediyorum,

tabancanın düştüğü yeri farkediyorum.

Kaldırımdaki takırtı tukurtu, at arabalarının tekerlekleri,

ayakkabıların hışırtısı, gündelik konuşmalar,

Hantal omnibüs, sürücünün titiz başparmağı,

granit zeminde at nallarının tıkırtıları,

Kar kızakları, şıkırtılar, alaycı bağırışlar, kar topu savaşları,

Kamu önderlerine tezahüratlar, yığınların öfkesi,

Kapalı sedyenin aralanan perdesi,

içinde hasta bir adam, hastaneye taşınan,

Hasımların karşılaşması, haşin bir sövgü, darbeler ve düşüş,

26


www.isaretatesi.com

Telaşlı kalabalık, yakasında yıldızıyla kalabalığı yaran bir polis,

Nice ses ve yankı arasında hareketsiz duran taşlar,

Belki güneş çarpmasıyla belki de kramplarla yere yığılan

aşırı yemiş yahut aç birinin iniltileri,

Bir kadının feryatları, aniden sancılanan, alelacele evine giden

ve dünyaya bir çocuk getiren,

Derinlere gömülü nasıl da capcanlı bir ifadeyle sarsılır tüm bunlar,

edeplice bastırılan ne ulumalar, neler neler,

Suçluların tutuklanışı, küstahlıklar, ahlâksız teklifler,

razı olmalar yahut dudak bükmeler,

Dikkat kesiliyorum hepsine,

tınılarına, biçimlerine –– ve geçip gidiyorum böylece.

27


www.isaretatesi.com

IX.

Ardına kadar açık duruyor çiftlik ambarının kapıları,

At arabasına yükleniyor kuru hasat zamanı otları,

Parlak ışık geziniyor griye ve yeşile çalan kahverengide,

Dağ gibi yığına kucaklar dolusu ekleniyor art arda.

Oradayım ben de, yardım ediyorum,

yayılmış geliyorum yükün tepesinde,

Duyuyorum sarsılışları pek tatlı, atmışım bacak bacak üstüne,

Atlayıveriyorum desteklerin üzerinden,

avuçluyorum yoncayı, çayır otlarını,

Ve yuvarlanıyorum tepetaklak,

saçlarıma dolaşıyor tutam tutam ekin sapları.

28


www.isaretatesi.com

X.

Bir başıma avlanıyorum uzak kırlarda, dağlarda,

Şaşıyorum kendime, nasıl da keyifle, neşe içinde gezindiğime,

Akşama doğru güvenli bir yer seçiyorum geceyi geçirmek için,

Ateş yakıp taze av etini pişiriyorum,

Yaprakları altıma serip

başucumda köpeğim ve tüfeğim, uykuya dalıyorum.

Pupa yelken gidiyor kotra, yarıyor pırıltıyı ve pusu,

Kara görünüyor, öne doğru eğiliyorum pruvadan,

sevinçle haykırıyorum güverteden.

Kayıkçılar ve istiridye avcıları erkenden kalkıp

beni de aldılar bir gün,

Paçalarımı çizmelerimin içine sokup gittim onlarla,

iyi vakit geçirdik beraber,

Bizimle olmalıydın o gün sen de

çorba tenceresinin başında.

Kürk avcısının düğününü gördüm uzak batıda,

gelin Kızılderili bir kızdı,

Yanda kızın babası ve arkadaşları

bağdaş kurup oturmuş, çubuk tüttürüyorlardı dalgın dalgın,

makosenleri vardı ayaklarında

29


www.isaretatesi.com

ve kalın yün birer çul sırtlarında,

Yamaca uzanmıştı kürk avcısı, üzerinde deri giysiler,

gür sakalları lüle lüle sarmıştı boğazını,

elinden tutmuştu gelini,

Ve kızın upuzun kirpikleri vardı, açıktı başı,

dolgun bacaklarına, ayak bileklerine kadar uzanıyordu

salınmış kıvır kıvır saçları.

Kapıma geldi kaçak köle, durdu dışarıda,

Odunların yanında çalı çırpıyı çıtırdattı ayağıyla basınca,

Mutfağın aralık kapısından gördüm onu zayıf, bitkin,

Bir kütüğün üstüne oturmuştu, yanına gittim,

içeri aldım onu, teskin ettim,

Ve su içirdim ona,

kan ter içindeki bedeni, yaralı bereli ayakları için

banyo leğenini hazır ettim,

Odama açılan bitişik odayı hazırladım sonra,

ona sade, tertemiz giysiler verdim;

Fırıl fırıl dönen gözleri, mahcup halleri

hâlâ gitmiyor gözümün önünden,

Boynu ve bileklerindeki yaraları sarışımı

daha dün gibi hatırlıyorum,

Benimle bir hafta kaldı kendini toparlayana dek,

kuzeye gitti nihayet,

Sofrada yanıma oturturdum onu,

köşede öylece dururdu çakmaklı tüfeğim.

30


www.isaretatesi.com

XI.

Yirmi sekiz genç adam yıkanıyor kıyıda,

Yirmi sekiz genç adam, nasıl da kardeşçe;

Ve bir kadın,

yapayalnız geçmiş kadınlığının yirmi sekiz yılı.

Onundur nehrin yamacındaki konak,

Zarif giyinmiş, pek gösterişli, panjurların ardında gizleniyor.

Genç adamların içinde en çok beğendiği hangisidir?

En alelâdesi ona göre en çekicidir.

Hayırdır hanımefendi? Görüyorum seni,

Güya kaskatı duruyorsun odanda, ama dalıyorsun sulara.

Sahil boyunca güle oynaya geliyor işte

yüzücülerin yirmi dokuzuncusu,

Ötekiler görmüyor onu, ama o görüyor, seviyor onları.

Ipıslak parlıyor genç adamların sakalları,

damlıyor uzun saçlarından sular,

süzülüyor gövdelerinden yol yol.

31


www.isaretatesi.com

Görünmez bir de el geziniyor bedenlerin üzerinde,

Titreye titreye iniyor şakaklardan, göğüs kafeslerinden aşağı.

Sırt üstü duruyor genç adamlar suda,

sütbeyaz karınları şişiyor güneşe karşı,

Sormuyorlar kendilerini kimin sıkı sıkı kavradığını,

Bilmiyorlar kimdir dolgun kıvrımlarla nefes nefese kalmış,

Bilmiyorlar püsküren sularla kimi ıslattıklarını.

32


www.isaretatesi.com

XII.

Kanlı önlüğünü çıkarıp atıyor kasap çırağı,

bıçağını biliyor tezgâhın ardında,

Lafı yapıştırıp alaycı bir dans yapıyor, keyifle seyrediyorum.

Göğsü kıllı, yağa bulanmış demirciler örsün etrafını sarmış,

Ellerinde balyoz, hepsi oradalar, harlıyor ateş.

Cüruf saçılı eşikten izliyorum hareketlerini,

Esnek gövdeleri adaleli kollarıyla nasıl da ahenkli,

Vuruyor çekiçler, vuruyor ağır ağır, vuruyor tam isabet,

Acele etmiyorlar hiç, vuruyor hepsi sırası gelince.

33


www.isaretatesi.com

XIII.

Zenci sıkıca tutmuş dört atın dizginini,

aşağıda sallanıyor zincirle bağlı tomruk,

Zenci taş ocağının arabasını sürüyor,

döşeme kirişinden bir ayağıyla destek alıp

uzun boylu, dimdik duruyor,

Kalın boynu, kaslı göğsü fırlamış yakasından,

kuşağının üzerinde bollaşıyor mavi gömleği,

Bakışları dingin, kendinden emin,

şapkasını itiyor alnından,

Güneş vuruyor kıvırcık saçlarına, sakalına,

müthiş parlıyor pürüzsüz kapkara kolları, bacakları.

İzliyorum tablolara layık devi, seviyorum onu,

ama oyalanmıyorum orada, atlarla beraber gidiyorum.

Yaşamın kucaklayıcısıyım ben ––

nereye gidersem gideyim, ister ileri ister geri doğru döneyim,

isterse kıyıdan köşeden, sapa yerlerden geçeyim;

Ne bir insanı ne de bir nesneyi es geçerim,

Her şeyi kendime, şarkımın içine çekerim.

Boyunduruğu ve zincirlerini tangırdatarak

34


www.isaretatesi.com

dalların gölgesinde duran öküzler,

neyi anlatır gözleriniz?

Gözlerinizde gördüğüm,

hayatım boyunca okuduğum tüm yazıların ötesindedir.

Uzun yürüyüşüm sırasında akşama doğru

adımlarım ürkütüyor ördekleri,

Havalanıyorlar sürü halinde, ağır ağır çember çiziyorlar gökte.

İnanıyorum bu kanatların ereğine,

Onaylıyorum içimde kıpırdayan kızılı, sarıyı, beyazı,

Bir maksat görüyorum yeşilde, eflatunda, kabarık sorguçlarda,

Ve küçümsemiyorum kaplumbağayı

başka bir şey değil diye,

Ve alakarga nota bilmez belki ama

gayet hoş şakır ormanda bana göre,

Doru kısrağın bakışları

beni mahcup ederek arındırır ahmaklığımdan.

35


www.isaretatesi.com

XIV.

Serin gecede sürüye yön veriyor yaban kazı,

Vak vaak! diyor, bir davet yolluyor bana sanki,

Lakayıt birine anlamsız gelebilir ama kulak veriyorum ben,

Duyuyorum yerini, duyuyorum maksadını kış göğüne karşı.

Sivri toynaklı iri kuzey geyiği, eşikteki kedi,

baştankara, çayır köpeği,

Yavruları memelerine yapışmış, homurdanan domuz,

Kanatlarını kabartmış dişi hindi ve civcivleri ––

Görüyorum hepsinde ve kendimde aynı kadim yasayı.

Binbir türlü duygu filizleniyor ayağımı yere bastığımda,

Tarif etmek için ne yaparsam yapayım

gülünç hallere düşürüyorlar beni.

Düşkünüyüm açık havada serpilip boy atanların,

Sığırlar arasında yaşayan

ya da okyanusun, ormanların havasını taşıyan adamların,

İnşaatçıların, gemi dümencilerinin,

balta ve tokmak sallayanların, at arabacılarının ––

Elimden gelse haftalar boyu onlarla yiyip içer,

onlarla yatıp kalkarım.

36


www.isaretatesi.com

Alelâde, ucuz, yakın, kolay ne varsa işte oyum Ben;

Talihimin peşinde saçıp savuruyorum kendimi,

çoğalarak dönüyorum geri;

Kim talip olursa kendimi sunabileyim diye

süsleniyorum bir güzel;

Gökten lütuflar yağsın demiyorum ben istedim diye,

Varımı yoğumu bolca saçıyorum kendimden.

37


www.isaretatesi.com

XV.

Şarkı söylüyor org balkonundan katıksız kontralto,

Marangoz yontuyor kalası,

rendenin dili ötüyor vahşi tiz cızırtıyla,

Evlâtlar baba ocağına dönüyor Şükran Günü için,

Kaptan kavrıyor dümeni, güçlü koluyla karina ediyor gemiyi,

Teknede balina avına hazır güverte zabiti,

sımsıkı tutuyor mızrağı zıpkını,

Ördek avcısı yürüyor sessiz sakıngan adımlarla,

Sunağın başında papaz unvanı veriliyor

ellerini kavuşturmuş diyakozlara,

Tıkırdayan çıkrığın başında

bir geri çekiliyor bir öne eğiliyor iplikçi kız,

Pazar sabahı gezintisinde çitlerin başında duruyor çiftçi,

inceliyor yulafı çavdarı,

Son çare tımarhaneye taşınıyor iflah olmaz meczup,

(Ana evindeki karyolada uyuduğu gibi uyuyamayacak

bir daha asla;)

Avurtları çökmüş ak saçlı matbaa ustası

çalışıyor tezgâhının başında,

Bir tutam tütün geveliyor ağzında,

gözleri bulanıyor el yazmasına baktıkça;

Ameliyat masasına sabitlenmiş deforme bir bacak,

38


www.isaretatesi.com

kesilen parçalar ürkünç şekilde düşüyor kovanın içine;

Mezatta sergileniyor melez kız,

meyhane sobasının başında uyukluyor ayyaş,

Kollarını sıvıyor makine ustası, devriye geziyor polis,

etrafı kolaçan ediyor bekçi,

Posta arabasını sürüyor genç delikanlı,

(tanımasam da seviyorum onu;)

Yarış öncesi ayakkabı kayışlarını bağlıyor Kızılderili kırması;

Batı’da genci yaşlısı gelmiş hindi avı yarışına,

kimi tüfeğine yaslanmış, kimi oturmuş tomruk üstüne,

Kalabalıktan sıyrılıyor nişancı, yerine geçip nişan alıyor;

Yeni gelen göçmen kafileleri yığılmış rıhtımda ve set boyunca,

Şeker kamışı tarlasını çapalıyor kıvırcık kafalılar,

at sırtından gözlüyor onları denetçi,

Balo salonunda çalınıyor boru, kibar beyler koşuyor eşlerine,

reverans yapıyor çiftler birbirine,

Sedir tavanlı çatı katında gözleri açık yatmış delikanlı,

yağmurun ezgisini dinliyor,

Huron’u dolduran derelerden birine kapan kuruyor Michigan’lı;

Makosen ve boncuklu heybe satıyor

sarı kenarlı gocuğuna sarınmış Kızılderili kadın,

Galeriyi baştan başa inceliyor sanat düşkünü,

başını eğmiş yana, gözleri kısık;

İstimbot yanaştığı sırada, kıyıya inecekler için

tayfalar sürme iskele atıyor güverteden;

İpliği salıyor kızkardeş, yumak yapıyor ablası,

39


www.isaretatesi.com

ara ara duraksıyor düğümler için,

Bir yıllık evli genç kadın lohusa şimdi ve pek mesut,

ilk çocuğunu bir hafta evvel doğurmuş;

Dikiş makinesinin başında yahut fabrikada, dokuma atölyesinde

didinip duruyor sırma saçlı Yankee kızı;

Yol ustası uzun saplı tokmağına yaslanmış,

muhabir hızla dolduruyor not defterini,

masmavi, altın rengi harfler boyuyor tabelacı,

Kanal boyunda mekik dokuyor çımacı oğlan,

masada harıl harıl çalışıyor muhasebeci,

ipliği zamklıyor ayakkabıcı,

Orkestra şefi tempo tutuyor ve onu takip ediyor icracılar;

Vaftiz ediliyor bebek; ilk yeminini ediyor kilisenin yeni mensubu;

Koyda dizilmiş tekneler, yarış başlıyor,

(nasıl da ışıl ışıl yelkenler!)

Hayvanları gözlüyor sığır çobanı,

sürüden ayrılana bağırıyor ezgili bir nidayla,

Sırtında çuvalıyla ter döküyor çerçi,

(üç kuruş için pazarlık ediyor müşteri;)

Elbisesinin kırışıklıklarını düzeltiyor gelin,

ağır ağır ilerliyor saatin yelkovanı,

Arkasına yaslanıyor afyon tiryakisi, boynu dik, ağzı aralık,

Şalını yerlerde sürüyor fahişe,

başlığı salınıp duruyor

içkiden sivilcelenmiş boynunun üzerinde,

Kalabalık gülüyor onun savurduğu küfürlere,

40


www.isaretatesi.com

adamlar dalga geçip kaş göz ediyor birbirlerine,

(Yazıklar olsun! Ben gülmüyorum,

dalga geçmiyorum hiçbirinizle;)

Kabine toplantısında bakanlar oturmuş Başkan’ın etrafına,

Kaldırımda kol kola yürüyor heybetli üç hanım,

Tayfalar pisi balıklarını istifliyor balıkçı gemisi ambarında,

Eşyasıyla, sığırlarıyla bozkırı katediyor Missouri’li,

Bozuk paraları çıngırdata çıngırdata ilerliyor trende kondüktör,

Zemini döşüyor dülgerler, çatıyı kalayla kaplıyor ustalar,

harç için sesleniyor duvarcılar,

Her biri omzunda bir tekneyle sıra sıra geçiyor ameleler;

Mevsimler birbirini kovalıyor,

Temmuz’un dördü gelmiş,

eşi benzeri görülmemiş bir kalabalık toplanmış,

(toplar tüfekler nasıl da coşkuyla patlıyor!)

Mevsimler birbirini kovalıyor,

toprağı sürüyor çiftçi, ot biçiyor orakçı,

ekiliyor kışlık tohum;

Donmuş yüzeyde deliğin başında bekleyip gözlüyor

uzak göllerdeki turna balığı avcısı,

Kayranın etrafı kütüklerle kaplı,

baltayı sertçe vuruyor arazi işgalcisi,

Şafak vakti kavak ve pikan cevizi ağaçlarına yakın

bağlıyor kanal teknesini kayıkçılar,

41


www.isaretatesi.com

Rakun avcıları ilerliyor Red River 2 civarında,

yahut akaçlanmış Tennessee, Arkansas kıyılarında;

Chattahooche ve Altamahaw 3 üzerindeki karanlıkta

parıldıyor meşaleler,

Oğullar, torunlar ve torun çocuklarıyla

akşam yemeğine oturmuş aile reisleri,

Günün avının ardından

kerpiç duvarlar arasında ya da kanvas çadırlarda

dinleniyor avcılar, kapancılar,

Kent uyuyor, taşra uyuyor,

Yaşayanlar kendi zamanlarında uyuyor, ölüler kendi zamanlarında,

İhtiyar koca uyuyor karısıyla, genç koca uyuyor karısıyla;

Ve tüm bunlar, bütün hepsi

akıyor bana doğru ve ben akıyorum kendimden onlara,

Bütün bunlarım Ben, hatta bunlardan fazlası,

Hepsiyle ve her biriyle örülüyor benliğimin şarkısı.

2

Teksas-Oklahoma sınırından güneye doğru akan “Kızıl Nehir”. (ç.n.)

3

Georgia eyaletinde, adlarını eski Kızılderili yerleşimlerinden alan nehirler.

(ç.n.)

42


www.isaretatesi.com

XVI.

Hem gencim ben hem yaşlı, hem bilgeyim hem budala,

Aldırışsızım başkalarına karşı, bir o kadar da düşünceli,

Hem anaçım hem babacan, hem çocuğum hem adam,

Hem kaba malzemeden yapılmışım hem enfes,

Uluslar ulusunun bir üyesiyim

hem en küçük hem en büyük halklardan,

Güneyliyim ve Kuzeyli,

bir çiftlik sahibiyim soğukkanlı, misafirperver,

yaşarım Oconee 4 kıyısında,

Yollara düşmüş bir Yankee’yim, hazırım tecime,

dünyanın en sağlam, en çevik bacaklarıdır bacaklarım,

Bir Kentucky’liyim geyik derisinden tozluklar giymiş,

Elkhorn 5 vadisinde gezen;

Louisiana’lı, Georgia’lıyım;

Bir sandalcıyım göllerde, koylarda, sahillerde,

bir Hoosier’ım, bir Badger, bir Buckeye; 6

Evimde gibiyim ayağımda Kanada kar ayakkabılarıyla,

ya da sazlıklarda, Newfoundland kıyılarında balıkçılarla,

Evimde gibiyim bir buzkıran filosunda, ilerliyoruz yelkenler fora,

4

Georgia eyaletinde bir nehir. (ç.n.)

5

Kuzey İllinois’da bir nehir. (ç.n.)

6

Hoosier: İndiana’lı. Badger: Wisconsin’li. Buckeye: Ohio’lu. (ç.n.)

43


www.isaretatesi.com

Evimde gibiyim Vermont dağlarında,

ya da Maine ormanlarında, Teksas çifliklerinde,

Yoldaşıyım California’lıların, özgür Kuzeybatılıların

(seviyorum iri cüsselerini onların,)

Yoldaşıyım salcıların, kömür madencilerinin,

yoldaşıyım en candan tokalaşıp ziyafete buyur edenlerin,

Bir öğrenciyim acemilerle beraber,

bir üstadım âlimlerle beraber,

Acemiyim, evet,

sayısız mevsimler görüp geçirmiş bir çömezim ben,

Her renkten, her kasttanım ben, her dinden, her zümreden,

Çiftçiyim, makine ustası,

sanatçıyım, centilmen, denizci, Quaker,

Mahpusum hatta, muhabbet tellalı, kabadayı,

avukatım, tabip ve rahip.

Reddediyorum çeşitliliğimden başka her şeyi,

Soluyorum havayı, herkese bırakıyorum bir o kadarını,

Kimsenin üzerinde görmüyorum kendimi,

nasıl da yerli yerindeyim hem de.

(Güveler ve balık yumurtaları yerli yerinde,

Görebildiğim parlak güneşler

ve görünmez kara güneşler yerli yerinde,

Elle tutulur olan yerli yerinde, olmayan yerli yerinde.)

44


www.isaretatesi.com

XVII.

Aslında tüm çağlardan ve memleketlerden

bütün insanların düşünceleridir bunlar,

kökeni bende değil onların,

Bana ait oldukları kadar sana da ait değilseler

bir hiç sayılırlar

ya da hiçtirler hemen hemen,

Hem bilmece hem de bilmecenin çözümü değilseler

hiçtirler zaten,

Uzak oldukları kadar yakın da değilseler

ancak bir hiçtirler.

Çimendir bu ––

toprak ve su her neredeyse orada büyüyen;

Alelâde havadır bu ––

yerküreyi yıkayıp arındıran.

45


www.isaretatesi.com

XVIII.

Coşkulu bir müzikle geliyorum, borularımla, davullarımla,

Şanlı galipler adına çalmıyorum marşlarımı yalnızca,

mağluplar adına, ölenler adına çalıyorum.

Kim demiş yalnızca zafer kazanmak iyidir diye?

Yenik düşmek de iyidir derim ben,

savaşlar nasıl bir ruhla kazanılırsa

kaybedilir aynı ruhla.

Ölenler için çalıyorum davulumu gümbür gümbür,

En gür, en şen sesleri üflüyorum dudaklarımla.

Yaşasın mağluplar!

Yaşasın batan savaş gemileri!

Yaşasın sularda boğulup gidenler!

Yaşasın yenik komutanlar,

yitik kahramanlar!

Tanınmış büyük kahramanlar kadar

yaşasın, yaşasın bütün meçhul kahramanlar!

46


www.isaretatesi.com

XIX.

Bir sofradır bu herkese açık, ettir bu en tabii açlık için,

İster erdemli olan buyursun ister şeytanî,

herkesle sözleşiyorum ben,

Hor görülüp dışlanmayacak bir kişi bile,

İster kapatma olsun, ister asalak, ister hırsız,

İsterse koca dudaklı köle, yahut frengili ––

herkes davetli,

Dışlanmayacak ne onlar ne de başkaları.

Ürkek bir elin dokunuşudur bu, dalgalanan bir saçın kokusu,

Dudaklarım değiyor işte dudaklarına, arzulu bir mırıltı bu,

Bir derinlik, bir boyut bu yüzümü en uzaklardan yansıtan,

Birleşip tamamlanışımdır bu benim hassas ve yoğun,

ve ayrılarak serbest kalışımdır yeniden.

Yoksa gizli bir maksadım mı var sence?

Elbette, nisan sağanaklarının, kaya yüzeyindeki mikanın da öyle!

Şaşkına mı çeviriyorum yoksa seni?

Günışığı da şaşkına çevirmez mi insanı,

yahut ormanda şakıyan ötleğen?

Ben onlardan daha mı çok şaşırtıyorum sanki?

47


www.isaretatesi.com

Sır olarak söylüyorum sana bu saat sözlerimi,

Bil ki herkese söylemem, ama sana söylüyorum işte.

48


www.isaretatesi.com

XX.

Kimdir bu giden?

İhtiraslı, kaba, mistik, anadan doğma;

Yediğim sığır etinden

nasıl oluyor da böylesi güç alıyorum ben?

Nedir insan? Neyim ben? Nesin peki sen?

Kendimin dediğim ne varsa

ona kendinden karşılık bulmalısın sen,

Yoksa boşunadır bana kulak vermen.

Yakınmam ben, yok, isterse yakınıp dursun cümle âlem,

Nafileymiş mevsimler, çamurmuş gübreymiş toprak diyemem.

Marazlının enfiyesine harmanlanır mızmız dalkavuk,

dıdısının dıdısına biat eder ananeci,

Bense takarım şapkamı başıma

kâh evde kâh sokakta nasıl dilersem.

Ne diye yalvarıp yakarayım? Ne diye selam durup

ayinler, törenler yapayım?

49


www.isaretatesi.com

İnceledim yerin katmanlarını, bir saç telini bile gözledim,

tartışıp durdum bilginlerle, kılı kırk yardım

Ve nihayet

yoktur kemiklerimi saran yağdan daha enfesi dedim.

Kendimi görürüm tüm insanlarda ben,

ne eksiği ne habbe kadar fazlası;

Kendimde neye iyi kötü diyorsam

başkalarında da onu kastederim ben.

Sımsıkıyım, biliyorum, sapasağlamım,

Durmadan bir araya gelip bana doğru akar varlıklar,

Bana yazılmıştır bütün yazılar ve ben anlamı kendim çözmeliyim.

Biliyorum, ölümsüzüm,

Biliyorum yörüngemi sarıp kuşatamaz bir marangoz pergeli,

Biliyorum gece karanlığında bir çocuğun

yanan bir çırayla çizdiği çember gibi

kaybolup gitmeyeceğim.

Pek haşmetliyim ben, biliyorum,

Haklı çıkmak ya da anlaşılmak için

paralamam ruhumu,

Af beklemez, özür dilemez temel kaidelerin hiçbiri,

(Gene de evimi kurduğum zeminden

zerre kadar yukarıda görmüyorum kendimi.)

50


www.isaretatesi.com

Olduğum gibi varım işte, kâfidir bu,

Başkası bilir ya da bilmez, ben hoşnutum halimden;

İsterse cümle âlem bilsin, hoşnutum halimden.

Bir dünya var benim için ötekilerden katbekat büyük,

benim ta kendim,

o bilir beni,

İster bugün döneyim kendime ister bin yıl sonra ya da milyon yıl,

Sevinçle kabul ederim, yahut güle oynaya beklerim.

Ayağım sıkıca kenetlenmiş granit zemine,

Gülüyorum senin yok olmak dediğin şeye,

Zamanın bereketini tanıyorum bütün benliğimle.

51


www.isaretatesi.com

XXI.

Bedenin ve Ruhun şairiyim ben,

Cennetin hazları da benimle, cehennem ıstırabı da,

Birini kaynaştırıp kendime büyütüyorum benliğimde,

ötekini aktarıyorum yepyeni bir dile.

Erkeğin şairi olduğum kadar kadının şairiyim ben,

Kadın olmayı yüceltiyorum erkek olmak kadar,

Ve diyorum ki daha yücesi yoktur insanların anasından.

Büyüdükçe büyümenin, azametin şarkısını söylüyorum ben,

Boyun eğip alçaldığımız yeter,

Gelişim büyüklüğün ta kendisidir diyorum.

Herkesi geçtin de Başkan mı oldun sen?

Nafiledir bu ––

ötekiler de varacak oraya birer birer,

hatta ötesine geçecekler.

İşte yürüyorum giderek serpilen körpe geceyle,

Sesleniyorum gecenin yarıya dek örttüğü toprağa ve denize.

Kucakla beni ey bağrı çıplak gece ––

52


www.isaretatesi.com

cezbedip esirgeyen gece!

Güney rüzgârlarının gecesi ––

iri iri yıldızların gecesi!

Sessizce selamlayan gece ––

ey yaz gecesi, çırılçıplak, deli divane!

Gülümse, ey serin soluklu, şehvet dolu toprak!

Ey mışıl mışıl uyuyan dupduru ağaçların toprağı!

Yiten günbatımının toprağı ––

başı dumanlı dağların toprağı!

Dolunaydan mavi mavi yağan billur ışığın toprağı!

Nehrin gelgitine alacalar bırakan

ışığın ve gölgenin toprağı!

Gönlüme göre parlayıp berraklaşan

kurşuni bulutların toprağı!

Kollarıyla alabildiğine geniş kavrayan toprak ––

elma çiçekleriyle dolup taşan toprak!

Gülümse, âşığın geliyor işte sana!

Pek cömertçe verdin aşkı bana ––

aynısını veriyorum ben de sana!

Ey tutkulu aşk, ah, ey anlatılmaz aşk…

53


www.isaretatesi.com

XXII.

Ey Deniz! Kendimi sunuyorum sana –– ne istiyorsun anlıyorum,

Sahilden bakıyorum o davetkâr kıvrık kıvrık parmaklarına,

Biliyorum kabul etmiyorsun beni duymadan geri dönmeyi,

Sıra senindir o halde şimdi –– soyunuyorum işte,

götür beni karadan uzaklara,

Yumuşacık döşeklere yatır, dalga dalga uykularda salla,

Sırılsıklam et aşkla –– ve sonra bende olacak sıra.

Ey engin dip dalgalarının denizi,

Kabaran hiddetli nefeslerin denizi,

Yaşamın tuzlu sularının,

kazılmamış ama daima hazır mezarların denizi,

Fırtınalarla uluyup kuyular kazan ey zarif, haşin deniz!

Seninle birim ben,

belli bir evredeyim ben de, ve bütün evrelerdeyim.

Ortağıyım hem içe hem dışa doğru akışın,

övgücüsüyüm hem hıncın hem uzlaşmanın,

Övüyorum can dostlarını ve koyun koyuna uyuyanları.

Sevginin muştucusuyum ben,

(Evin içindekileri sayayım da evin kendisini es mi geçeyim?)

54


www.isaretatesi.com

İyiliğin şairi değilim ben yalnız,

kötülüğün şairi olmayı da seve seve üstlenirim.

Nedir erdem ve günah üzerine şu laf kalabalığı?

Ateşliyor beni hem şer hem şerrin telafisi,

gamsızca bekliyorum işte,

Ne bir inkarcının tavrıdır bu ne de kınayıcının,

Azar azar su veriyorum serpilen tüm varlıkların köküne.

Sonsuz gebelik sıracaya yol açar diye mi korktun sen? 7

Semavi kanunlar değiştirilip düzeltilmeli mi zannettin?

Her yanda karşıtların dengesini bulurum ben,

Katı ilkeler kadar esnek ilkeler de ayakta tutar insanı;

Düşüncelerle eylemler

her an uyanışımızdır, yola erkenden çıkışımızdır bizim.

Desilyonlarca geçmiş an üzerinden geliyor bana şimdiki an,

Ondan üstünü olamaz burada, tam şu an.

Geçmişte ya da şimdi iyi olan şeylere şaşmamak gerek,

Bir alçak ya da hain nasıl olabiliyor

daima ve daima budur asıl şaşılacak.

7

Sıraca hastalığının bir dönem, sık doğum, aşırı cinsellik gibi nedenlerden

kaynaklandığı düşünülmüştü. (ç.n.)

55


www.isaretatesi.com

XXIII.

Sonsuz çağlar boyu kat kat açılışı sözcüklerin!

Ve modern sözcüklerim benim, tüm sözcüklerden bir yığın.

Asla geri adım atmayan bir inancın sözleri bunlar;

Bundan böyle birdir her şey benim için,

mutlak surette benimsiyorum Zamanı.

Yalnızca zamandır kusursuz olan,

her şeyi o kuşatıp tamamlayabilir bir tek,

O esrarlı, hayret verici mucize tamamlar her şeyi bir tek.

Sorgusuz sualsiz kabul ediyorum Hakikati,

Materyalizm baştan sona sarıyor beni.

Yaşasın pozitif bilim! Yaşasın somut ispat!

Getirin dam koruğunu, leylak dallarını, sediri;

İşte sözlük bilimci, işte kimyager,

işte kartuşlardan 8 bir gramer kuran araştırmacı,

İşte tehlikelerle dolu bilinmeyen denizlere açılan denizciler,

İşte yer bilimci, işte elinden neşteri düşürmeyenler,

8

Hiyerogliflerde firavun adlarının diğerlerinden farklı bir biçimde

gösterilmesini sağlayan oval halka. (ç.n.)

56


www.isaretatesi.com

işte matematikçiler.

Bu şeref sizindir beyler!

Ama bulgularınız yararlı olsa da

onları mesken tutmam ben;

Onlar yoluyla ancak meskenimin bir bölgesine girerim ben.

Dış niteliklerin değil,

anlatılmamış yaşamın,

özgürlüğün ve serbest kalışın bildirisidir sözlerim,

Yozlara ve enenmişlere birazcık değinip

dört başı mamur erkek ve kadınları yüceltirim,

İsyan çanını çalıp

bir süre kaçaklarla, kumpasçılarla, entrikacılarla konaklarım.

57


www.isaretatesi.com

XXIV.

Walt Whitman, bir kozmos, Manhattan çocuğu,

Başına buyruk, güçlü kuvvetli, azgın, yiyip içen, sevişen,

Yufka yüreklinin biri değil,

ne yukarı görür kendini bir adamdan ya da kadından,

ne de ayrı durur onlardan,

Ne mütevazıdır ne de haddini bilmez.

Sökün kilitleri kapılardan!

Sökün kapıları menteşelerinden!

Başkalarını aşağılayan aşağılar beni de,

Ne söylenip yapılsa gelip bana dayanır ucu.

Esinler kabarıp durur içimde; benim akış, benim gösterge.

Söylerim kadim parolayı, işaretini veririm demokrasinin,

Ulu Tanrım! İstemem ben herkesin nasibi olmayan bir şeyi.

Susmak bilmeyen nice boğuk sesler var içimde,

Sonsuz nesiller boyu esirlerin, kölelerin sesleri,

Sayrıların ve çaresizlerin, hırsızların ve cücelerin sesleri,

Hazırlık ve gelişim döngüsünün sesleri,

58


www.isaretatesi.com

Yıldızdan yıldıza uzanan şeritlerin, rahmin ve meninin,

Gaspedilen hakların,

sakatların, bayağıların, basitlerin, alıkların, aşağılananların,

Havadaki pusun, pislik topağını yuvarlayan bok böceğinin sesleri.

Bütün yasak sesler içimde,

Cinsiyet ve şehvetin sesleri,

gizli sesler ki kaldırıyorum üstlerindeki örtüyü,

Müstehcen sesler –– durulaştırıp dönüştürüyorum onları.

Ağzımı kapatmıyorum ben elimle;

Nasıl ki duyarlıysam başıma ve yüreğime,

duyarlıyım işte belimden aşağıya;

Ne ölüm tiksinçtir benim için ne de çiftleşmek.

İnanıyorum tene ve arzuya,

Birer mucizedir görmek, duymak, dokunmak,

her parçam ve uzvum birer mucize.

İçim de kutsal, dışım da kutsaldır benim,

dokunduğum ya da bana dokunan her şeyi yüceltirim,

Koltukaltlarımın kokusu hoştur tüm dualardan,

Tüm kiliselerden, kitaplardan, dinlerden ötedir başım.

Ötekilerden daha çok tapacaksam bir şeye eğer,

ya engin bedenim ya da onun bir parçası olacaktır o benim.

59


www.isaretatesi.com

Yarı şeffaf tenim olacaktır o benim!

Gölgeli yamaçlarım, taraçalarım olacak o benim!

Dimdik değneğim olacak o benim!

Balçığıma karışıp toprağımda yetişenler olacak o benim!

Kıpkırmızı kanım olacak o benim!

Lif lif saçılan sütbeyaz yaşam sıvılarım olacak o benim!

Başka göğüslere abanan göğsüm olacak o benim!

Esrarengiz kıvrımlarıyla beynim olacak o benim!

Islak eğir otunun sapı! Büzüşmüş su çulluğu!

Çifte yumurtanın korunaklı yuvası!

Karman çorman olmuş saç, sakal, göğüs kıllarım o benim!

Şıpır şıpır damlayan akçaağaç şurubum,

erkekliğimin tohumları o benim!

Cömert güneşim! Cildimi ışıldatıp gölgeleyen nem!

Ter nehirlerim, boncuk boncuk çiy tanelerim o benim!

Kasıklarını kasıklarıma sürtüp tatlı tatlı gıdıklayan rüzgâr!

Geniş, kanlı canlı tarlalarım, yemyeşil meşe dallarım,

dolambaçlı yollarımda sevecen avareliğim o benim!

Tuttuğum eller, öptüğüm çehreler,

teni tenime değmiş bütün fâniler!

Düşkünüm kendime, evet, ne çok parçam var, hepsi de enfes,

Zevkle ürpertiyor beni her an olup bitenler,

Ki söyleyemem bileklerim nasıl bükülür,

en basit bir isteğim nereden gelir,

Yaydığım cana yakınlığın, bulduğum arkadaşlığın sebebi nedir.

60


www.isaretatesi.com

Merdivenlerden evime çıkarken

duraksıyorum bu gerçekten oldu mu diye,

Kitapların bütün metafiziğinden

daha çok tatmin ediyor beni penceremdeki kahkaha çiçeği.

Şafağı seyretmek!

Puslu muazzam gölgelere üstün geliyor ufacık ışık,

Ve damağıma havanın hoş tadı.

Dal dal fışkırıyor saf kıpırtılarla devinen dünya

sessizce kabararak, taptaze,

Işınlarını yolluyor, eğik, uzunlamasına, alçakta ve yüksekte.

Göremediğim bir şey kabartıyor yükseklere doğru

Göklere yayılıyor pırıl pırıl usare denizleri.

sipsivri şehvetli uçları,

Yer ve gök sokulmuş dip dibe, birleşmeleri sona erdi işte,

Bir başkaldırıdır yükseliyor doğudan hemen üzerime,

Bir meydan okuma, Sen mi yaman ben mi diye!

61


www.isaretatesi.com

XXV.

Nasıl da göz kamaştırıcı, nasıl da müthiş,

bir çırpıda öldürebilirdi şafak beni,

Eğer ben de onu yaymasaydım her an kendi içimden dışarı.

Pek göz kamaştırıcı, pek müthiş, güneş gibi yükseliriz biz de,

Kendimizi buluruz sen ve ben, ey ruhum,

şafak vaktinin sükûnetinde, serinliğinde.

Gözlerimin erişemediği şeyleri kovalar sesim,

Dilimin kıpırtısıyla

dünyaları, yığınlarca dünyayı fethederim.

Görüşümle tıpatıp aynıdır konuşmam,

kendini tartmaya yetmez gücü,

Kışkırtır daima beni, eğlenir benimle,

Walt, der, içinde tutma, söyle söyleyeceğini.

Hadi oradan, dolduruşa gelmeyeceğim,

sözcükleri abartıyorsun sen,

Bilmez misin, ey İfade,

altında kat kat örtülüdür tohumlar senin?

Karanlığın bağrında, buzların korunağında bekler onlar,

62


www.isaretatesi.com

Benim peygamberce haykırışlarımla savrulur toz toprak,

Birbiriyle dengelemek üzere nedenleri üst üste yığarım,

Yaşam uzuvlarımdır bilgim, tüm varlıkların anlamına denktir,

–– Mutluluk! (Bunu duyan her insan

hemen mutluluğun peşine düşmelidir.)

Esirgiyorum senden asıl meziyetimi,

saklıyorum beni ben yapan şeyi,

Dünyaları fethet istersen, ama düşünme beni fethetmeyi,

Tek bakışımla alt üst ederim

senin en şık, en muntazam biçimlerini.

Ne yazı ne de söz ortaya koyup kanıtlayabilir beni,

Taşırım çehremde her türlü kanıtı ve çok daha ötesini,

Dudaklarımın suskunluğu bastırıverir en amansız şüpheciyi.

63


www.isaretatesi.com

XXVI.

İşte sustum şimdi, yalnızca dinleyeceğim,

Duyduklarımı bu şarkıya toplayacak,

seslerin şarkıma katılmasına izin vereceğim.

Duyuyorum kuşların hünerli ötüşlerini,

büyüyen buğdayın patırtısını, alevlerin fısıltısını,

yemeğimi ısıtan odunların çıtırtısını,

Duyuyorum o sevdiğim sesi, insan sesini,

Duyuyorum yan yana akan, birleşip kaynaşmış

ya da art arda sıralanan sesleri,

Kentin seslerini, kent dışından sesleri,

gecenin ve gündüzün seslerini,

Gençlerin birbiriyle tatlı gevezeliğini,

yemek molasındaki işçilerin gür kahkahalarını,

Bozulan dostluğun öfkeli homurtusunu,

sayrıların bitkin tınısını,

Kürsüye sıkıca tutunmuş

titreyen dudaklarla idam hükmünü okuyan yargıcı,

Rıhtımda yük boşaltan istifçilerin heyamolasını,

çıpayı çeken tayfaların nakaratını,

Alarm çanlarının yankısını, yangın var narasını,

çın çın öten zillerle ve renkli ışıklarla fırtına gibi giden

64


www.isaretatesi.com

itfaiye ve hortum arabasının uğultusunu,

Buhar düdüğünü, vagon vagon yaklaşan trenin gümbürtüsünü,

Uygun adım yürüyen topluluğun

ön safında ağır tempoyla çalınan marşı,

(Muhafaza ediyorlar naaşı, gönderlerde siyah matem bayrağı.)

Duyuyorum çelloyu, (genç adamın yüreğindeki serzeniş bu,)

Duyuyorum ahenkli kornoyu, (süzülüyor kulaklarımdan içeri,

Delice hoş sancılarla sarsıyor karnımı ve bağrımı.)

Duyuyorum koroyu, grand-opera bu,

İşte müziğin ta kendisi –– nasıl da dokunuyor ruhuma!

Kâinat kadar büyük, capcanlı bir tenor büyüyor içimde,

Yusyuvarlak esneyen ağzı dalga dalga kaplıyor varlığımı.

Duyuyorum usta sopranoyu, (neler neler yapıyor böyle?)

Orkestra fırıl fırıl savuruyor beni Uranüs’ten bile ötelere,

Öyle tutkular koparıyor benden

ki varlığından bile habersizdim bu tutkuların,

Sürüklüyor beni, usulca çırpıyorum ayaklarımı,

avare dalgalar yalıyor tabanlarımı,

Haşin, hiddetli bir dolu fırtınasına tutuluyorum ansızın,

kesiliyor nefesim,

Uyuşturucu şurupla sırılsıklam oluyorum,

ölümcül iplerle sıkılıyor gırtlağım.

65


www.isaretatesi.com

Nihayet doğruluyorum yerimden,

Varoluş denilen o büyük bulmacayı duyabilmek için yeniden.

66


www.isaretatesi.com

XXVII.

Nedir biçim, bir sureti olmak nedir?

(Döngüler halinde uzaklaşırız kendimizden, hepimiz,

ve daima geri döneriz.)

Daha gelişkini var olmasaydı bile

yeter de artardı kaskatı kabuğu içindeki istiridye.

Oysa katı bir kabuk değildir benim tenim;

Üzerim tepeden tırnağa iletkendir,

ister durayım ister geçip gideyim;

Kavrarım her nesneyi, kendimden zararsızca aktarırım.

Parmağımla hafifçe dokunup bastırmam ve hissetmem yeter

mutlu olmam için,

Bedenimin bir başka bedene değmesi

bana dayanamayacağım kadar ağır gelir bazen.

67


www.isaretatesi.com

XXVIII.

Neyin nesidir bu dokunuş? Beni yepyeni bir benlikle ürpertiyor,

Damarlarıma akın ediyor alevler ve ether,

Uzanıp erişerek onlarla seferber oluyor hain duyargam,

Şimşekler saçıyor etim ve kanım,

çarpılıyor bedenim, benim tıpatıp benzerim,

Her yanımda arzulu dürtüler, kaskatı kesiliyor uzuvlarım,

Yüreğimin memesinden sızıyor alıkonulmuş damla,

Baştan çıkarılıyorum göz göre göre, karşı koyamıyorum,

Kanıyorum, büsbütün teslim oluyorum,

Çözülüyor düğmelerim, kucaklanıp okşanıyor çıplak gövdem,

Günışığının ve çayırların sükûnetiyle allak bullak oluyorum,

Bir bir yoldan çıkıyor duyularım,

En uçlarda kemiriyorlar beni dokunuşla ortak olup,

Gücüm tükeniyormuş, öfkeliymişim, kimin umurunda,

Cümbüşe katılıyor kalan neyim varsa,

Nihayet toplanıp dikiliyor hepsi bana azap çektirmek için

denize uzanan burnun ucunda.

Koruyucularım terk etti bedenimi,

Bu kızıl zorbaya karşı savunmasız bıraktılar beni,

Bana karşı birlik olup,

seyretmek üzere topluca dizildiler burnun ucunda.

68


www.isaretatesi.com

Hainler tek başıma bıraktı beni,

Aklımı yitirmişim, sayıklıyorum,

ama hainlerin en büyüğü asıl benim,

En evvel ben vardım burnun ucuna,

oraya ben kendi ellerimle gittim.

Kalleş dokunuş! Ne yaptın sen? Tıkanmış nefesim, boğuluyorum,

Aç bent kapaklarını, aç artık, dayanamıyorum!

69


www.isaretatesi.com

XXIX.

Sevişen, güreşen, kör gözlü dokunuş,

örtülere bürülü, kapüşon takmış, sivri dişli dokunuş!

Beni bırakmak acı mı veriyor sana?

Ayrılığın peşi sıra kavuşma, ebediyen geri ödenen ebedi borç,

Bereket yağdıran rahmet, ardından gelen bereketli mükâfat.

Boy boy uzanıyor sürgünler,

kaldırımın kenarından fışkırıyor capcanlı,

Erkekçe kabarıyor manzara, altın sarısı, sere serpe, dolu dolu.

70


www.isaretatesi.com

XXX.

Her varlıkta bekler hakikat,

Ne acele eder doğmak üzere ne de direnir,

Doğum gereçleri olmadan, kendiliğinden dünyaya gelir,

En cüzi şey benim için en büyüğü kadar önemlidir,

(Bir dokunuştan daha öte ne olabilir?)

Ne mantık yoluyla ikna olur insan ne de vaazla,

Gecenin nemi daha derinlere işler ruhumda.

(Kendi kanıtını herkese sunan şey geçerlidir yalnızca,

Kimsenin reddetmediği şey geçerlidir yalnızca.)

Yatıştırıveriyor beynimi tek bir an ve bedenimden tek bir damla,

İnanıyorum ki ıslak topraktan âşıklar çıkıp ışık saçacak,

Bedeniyle bir derlemeler derlemesidir her kadın ve erkek,

Onların karşılıklı hisleri bir zirvedir ve bir çiçek,

Aynı hikmetten sınırsızca dal budak salarak

mutlak bir kudrete erişecekler,

Ve onlar, bizler, hepimiz ve her birimiz

nihayet yekpare sevince dönüşecek.

71


www.isaretatesi.com

XXXI.

İnanıyorum ki bir çimen yaprağı

hiç de aşağı değildir durmak bilmeyen yıldızlardan,

Fevkalâdedir karınca, kum tanesi, çalı kuşu yumurtası,

Ve bir şaheserdir ağaç kurbağası en muhteşeminden,

Göğün salonunu donatacak bir süstür kıvrım kıvrım böğürtlen,

Bilumum makineyi gülünç gösterir elimdeki tek bir eklem,

Başını eğmiş geviş getiren inek üstündür en güzel heykelden,

Ve zilyon tane inançsızı afallatmaya yetecek bir mucizedir sıçan.

Varlığımda bir araya gelmiş gnays, kömür, ipliksi yosunlar,

meyveler, tahıllar, yenilebilir kökler,

Tepeden tırnağa dörtayaklılarla, kuşlarla bezenmişim ben,

Ve arkamdakileri bir neden uğruna geride bırakmışım ama

Hepsini bir bir geri çağırabilirim dilediğim an.

Boşunadır ürküp kaçmak,

Boşunadır adım adım yaklaştığım plütonik kayaçların ısı yayması,

Boşunadır mamutun

toz haline gelmiş bir iskeletin ardına saklanması,

Boşunadır nesnelerin birbirinden fersah fersah uzakta

türlü biçimlere bürünmesi,

Boşunadır okyanusun çukurları doldurması

72


www.isaretatesi.com

ve kocaman yaratıkların derinlere sığınması,

Boşunadır akbabanın göğü mesken tutması,

Boşunadır yılanın sarmaşıklar ve tomruklar arasından süzülmesi,

Boşunadır geyiğin ormanın en gizli geçitlerine ilerlemesi,

Boşunadır ustura gagalı alkın kuzeyde Labrador’a kadar uçması,

Süratle giderim peşi sıra,

çabucak tırmanırım uçurumdaki yarığın içindeki yuvaya.

73


www.isaretatesi.com

XXXII.

Geri dönüp yaşayabilirdim hayvanlarla, hissediyorum,

öyle sakinler, öyle memnun,

Duruyorum karşılarında, bakıyorum onlara uzun uzun.

Mızmızlanıp şikayet etmezler hallerinden,

Uykusuz gecelerde gözyaşı dökmezler günahları için,

Dinî vecibeler üzerine tartışarak midemi bulandırmazlar benim,

Ne tatminsizdirler ne de sahip olma çılgınlığına tutulmuş,

Diz çökmezler birbirlerine ya da binlerce yıl evvel yaşamış birine,

Ne seçkindir herhangi biri ne de mutsuz –– şu koca yeryüzünde.

Aramızdaki bağları gösterirler bana ve onları benimserim,

Benliğimin emarelerini sunarlar, apaçık sergilerler kendilerinde.

Bilmiyorum nereden buldular bu nişaneleri,

Acaba çağlar evvel aynı yerden geçip de

ben mi düşürdüm farketmeden onları?

Yol alıyorum ezelden beri, şimdi ve daima,

Hep daha fazlasını toplayıp sergiliyorum, gittikçe daha süratli,

Sınırsızım ve çeşit çeşit, ötekiler arasında onlardan biri,

Asla kapalı değilim bana nişaneler bağışlayanlara,

74


www.isaretatesi.com

Seçiyorum birini, seviyorum onu, yola koyuluyoruz kardeşçe.

Devasa güzelliğiyle bir aygır bu,

nasıl da körpe, okşayışlarıma karşı nasıl da duyarlı,

Başı upuzun, bir kulağından diğerine gepgeniş alnı,

Bacakları pasparlak, pek kıvrak, toz kaldırıyor kuyruğuyla yerden,

Gözlerinde yaman bir parıltı, kulakları oynak, düzgün biçimli.

Burun delikleri kabarıyor topuklarımla gövdesini sardığımda,

Adaleli bacakları titriyor zevkten

dörtnala kalkıp tur attığımızda.

Ama bırakıyorum seni şimdi, aygırım benim,

Senden bile süratli gidiyor, geçiyor seni benliğim,

Dursam yahut otursam bile, işte, çoktan ötelerdeyim!

75


www.isaretatesi.com

XXXIII.

Mekân ve Zaman! Doğruymuş, görüyorum,

sezgilerimde haklıymışım,

Doğruymuş çimenlerde oyalanırken hissettiklerim

Ve yatağımda bir başıma uzanmışken hissettiklerim,

Doğruymuş sahilde seher yıldızlarının altında

yürürken hissettiklerim.

Kurtuluyorum bağlarımdan, atıyorum ağırlıklarımı,

körfezlere uzanıyor dirseklerim,

Yamacından geçiyorum sıradağların, kıtaları kaplıyor ayalarım,

Adım adım götürüyor beni bakışlarım.

Geçiyorum kentin dört köşeli evlerinin kıyısından,

oduncularla kamp yaparak ahşap kulübelerden,

İlerliyorum tekerlek izleri boyunca kara yolundan,

kurumuş vadiden ve dere yatağından,

Otları ayıklıyorum soğan bahçemden,

çapalıyorum sıra sıra havuçları, karakavzaları,

savanları aşıyorum, iz sürüyorum ormanda,

Altın arıyorum, toprağı kazıyorum,

aldığım araziyi ağaçla çeviriyorum,

Bileğime kadar sıcak kumda ayaklarım yanarak

76


www.isaretatesi.com

kayığımı sığ nehir boyunca çekiyorum,

Üstteki ağaç dalında ileri geri geziniyor panter,

avcıya doğru öfkeyle dönüyor erkek geyik,

Kayada ince upuzun gövdesiyle güneşleniyor çıngıraklı yılan,

balıkla besleniyor su samuru,

Bataklık kıyısında sert pullu derisiyle uyuyor timsah,

Kök ve bal arıyor kara ayı,

kürek biçimli kuyruğuyla çamura pat pat vuruyor kunduz,

Geçiyorum büyüyen şeker kamışlarının,

sarı çiçekli pamuk fidanlarının,

sulak pirinç tarlalarının üzerinden,

Geçiyorum dik çatılı, oluklarından incecik sürgünler sarkan,

tepesi sipsivri çiftlik evinin üzerinden,

Geçiyorum abanozun, upuzun yapraklı mısırın,

narin mavi çiçekli ketenin üzerinden,

Karabuğdayın üzerinden geçiyorum böceklerle vızır vızır,

Ve koyu yeşil çavdar tarlasının üzerinden geçiyorum

başaklar rüzgârda dalgalanıp gölgelenirken,

Tırmanıyorum dağlara,

kayalıktaki kısa, kargacık burgacık dallara tutunarak

dikkatlice çekiyorum kendimi yukarı,

Çimenlerdeki patikadan, çalıların arasından tutuyorum yolumu,

Ormanla buğday tarlası arasından düdüğünü öttürüyor bıldırcın,

Temmuz akşamında uçup geçiyor yarasa,

karanlıkta pıt diye düşüyor altın kaplumbağa böceği,

Yaşlı ağacın kökünden doğup çayıra doğru akıyor dere,

77


www.isaretatesi.com

Silkinip sinekleri kovuyor ayakta dikilen sığırlar,

Mutfakta asılı duruyor peynir bezi,

şöminede boydan boya uzanıyor demir ayaklık,

kirişlerden oya gibi sarkıyor örümcek ağları,

Güm güm vuruyor balyozlar, fırıl fırıl dönüyor presin silindirleri,

Sinesinde feci sancılarla çarpıyor insan yüreği,

Armut biçimli balon süzülüyor işte havada,

(ben varım içinde, bakıyorum sakince aşağıya,)

Kementle çekiliyor ilk yardım sandalı,

çukurlu tümsekli kumsalda

uçuk yeşil yumurtaları çatlatıyor güneş,

Bir an bile yalnız bırakmadan yüzüyor yavrusuyla anne balina,

Dumanı ardında upuzun bir bayrak gibi sürüklüyor buharlı gemi,

Kara bir diken gibi yarıyor suyu köpekbalığının yüzgeci,

Meçhul akıntılarda sürükleniyor yarısı yanmış yelkenli gemi,

yosun ve kabuklar bitmiş güvertede, cesetler çürüyor aşağıda,

Alayların ön safında yükseliyor yıldızlı bayrak,

Alabildiğine uzanan sahiller boyunca yaklaşıyorum Manhattan’a,

Niagara’da tül gibi örtüyor yüzümü çağıldayan suyun zerreleri,

Kapı eşiğindeyim işte, evin önünde bir binek taşının üzerinde,

Yarış parkurundayım,

tadını çıkarıyorum pikniğin, dansın, sıkı bir beyzbol maçının,

Alaycı sataşmalarla, küfürbaz taşkınlıklarla, oynak danslarla

ve kahkahalarla içkili erkek eğlencelerindeyim,

İmalathanede tadına bakıyorum elma şarabının,

kahverengi şurubu kamışla emiyorum,

78


www.isaretatesi.com

Elma soyma mesaisinde

elime geçen her elmaya bir öpücük konduruyorum,

Askerî içtimada, keşif mangalarında,

taşrada tarım ve inşaat imecelerindeyim,

Enfes şakımasını, kıkırtılarını, cırıltılarını, ıslıklarını

duyuruyor alaycı kuş,

Çiftlik avlusunda duruyor saman yığını,

kuru saplar saçılmış etrafa,

ağılda bekliyor damızlık inek,

Çiftleşmeye gidiyor boğa, aygır yaklaşıyor kısrağa,

horoz sırtına biniyor tavuğun,

Otluyor düveler, yemeğini çabuk çabuk gagalıyor kazlar,

Issız ve uçsuz bucaksız çayırda uzuyor akşamüstü gölgeler,

Bufalo sürüleri miller boyunca dalga dalga yayılıyor her yana,

Titrek pırıltılar saçıyor sinek kuşu,

kıvrılarak dönüyor kuğunun boynu,

Sahilden hızla geçiyor gülen martı, insan gibi kahkaha atıyor,

Gür çalıların gölgesinde boz bir tahtanın üstünde

yan yana sıralanıyor arı kovanları,

Yerdeki bir halkaya tüneyip başlarını dışarı uzatmış

turuncu boyunlu keklikler,

Mezarlığın kemerli kapısından giriyor cenaze arabaları,

Karlı arazide, buz tutmuş ağaçlar arasında uluyor kutup kurdu,

Geceleyin sazlıkların kıyısına geliyor sarı taçlı balıkçıl,

minik yengeçlerle besleniyor,

Yüzenlerin ve dalıp çıkanların sıçrattığı sularla serinliyor

79


www.isaretatesi.com

sıcak dolunay,

Kuyunun dibindeki ceviz ağacında

mızıkasını öttürüyor iri yeşil çekirge,

Geçiyorum limon bahçelerinden,

yaprakları gümüş damarlı salatalıklar arasından,

İlerliyorum tuz damarları, turuncu kayranlar,

köknar ormanları boyunca,

İdman salonundayım, sahneli meyhanelerdeyim,

ofisleri, toplantı salonlarını arşınlıyorum,

Seviyorum buranın yerlisini, seviyorum yabancıları,

seviyorum eskiyi yeniyi,

Seviyorum güzel kadınları, güzel olmayan kadınları,

Seviyorum başlığını çıkarıp ezgili konuşan Quaker hanımı,

Seviyorum kireç badanalı kilisenin koro seslerini,

Seviyorum kan ter içinde kalmış Metodist vaizin içten sözlerini,

onun din buluşmasında kendinden geçmesini,

Bütün sabah Broadway’de mağazaların önünde oyalanıyorum,

kalın cama burnumu yapıştırıp vitrinlere bakıyorum,

Öğleden sonra yüzüm bulutlara dönük yollara düşüyorum,

taşra yollarından geçip sahile iniyorum,

Biri sağımda diğeri solumda

ellerim iki dostumun belinde, ortada benim,

Eve dönüyorum

sesi soluğu çıkmayan esmer yanaklı Kızılderili oğlanla,

(akşam perde perde inerken birlikte gidiyoruz at sırtında,)

Yerleşim yerlerinin uzağında

80


www.isaretatesi.com

hayvanların ayak izlerini ve makosen izlerini inceliyorum yerde,

Hastanede yatağın yanıbaşında

limonata uzatıyorum ateşli bir hastaya,

Ortalık sessizken elimde bir mumla inceliyorum tabuttaki naaşı,

Tüm limanlara yelken açıyorum ticaret ve serüven uğruna,

Çılgın kalabalığa karışıyorum bütün heves ve telaşımla,

Kin besliyorum düşmanıma,

cinnet geçirip bıçaklayabilirim her an onu,

Gece yarısı bir başımayım evimin avlusunda,

aklım gitmiş başımdan,

Yahudiye’nin kadim tepelerinde yürüyorum

yanımda güzel Ulu İsa,

Yol alıyorum mekânda, yol alıyorum gökte yıldızlar arasında,

Yol alıyorum yedi gezegen arasında,

en geniş halkada ve sekiz bin mil çapında,

Yol alıyorum kuyruklu yıldızlarla, ateş topları saçıyorum her yana,

Karnında kendi tombul annesini taşıyan yeni ayı

taşıyorum yörüngesinde,

Fırtına gibi esiyorum, keyif duyuyorum, tasarılar kuruyorum,

seviyorum, sakınıyorum,

Geri çekiliyorum ve içeri doluyorum,

görünüyorum ve kayboluyorum,

Gece gündüz bu yolları tepiyorum.

Gök cismi tarlalarına uğruyorum, bakıyorum mahsûle,

Bakıyorum kentilyonlarcasına, olgun ve taptaze.

81


www.isaretatesi.com

Akışkan, doymak bilmez bir ruh gibi oradan oraya süzülüyorum,

İskandil kurşununun erişemeyeceği derinliklerden geçiyor rotam.

Her şeyden istifade ediyorum maddi ve manevi,

Ne bir muhafız kesebilir yolumu, ne bir kanun alıkoyabilir beni.

Kısa bir süreliğine demirliyorum gemimi,

Durmadan gidip geliyor ulaklarım, haberler getiriyorlar bana.

Kürk ve fok avına gidiyorum kutuplara,

sipsivri bir mızrakla atlıyorum bir buzuldan diğer buzula,

tutunuveriyorum kırılgan masmavi buz saçaklarına.

Direğine tırmanıyorum geminin,

Çanaklıkta yerimi alıyorum gecenin bir yarısı,

Kutup denizlerine açılıyoruz, hava hayli aydınlık,

Berrak manzarada çepeçevre seyrediyorum müthiş güzelliği,

Devasa buz kütleleri geçip gidiyor yanımdan, ilerliyorum,

dört bir yanımda yalın, sade bir dünya,

Dorukları bembeyaz dağlar beliriyor ufukta,

imgelerimi savuruyorum onlara,

Büyük muharebe alanına yaklaşıyoruz, savaş yakın,

Ordugâhın heybetli ileri karakol mevziini geçiyoruz

sessiz adımlarla ve temkinli,

Ya da harap vaziyetteki muazzam bir şehre giriyoruz

82


www.isaretatesi.com

Taş bloklar ve yıkık mimari

dış mahallelerden,

yerkürede mevcut tüm şehirlerden üstün.

Özgür bir yoldaşım ben,

istilacıların işaret ateşlerinin başında konaklıyorum,

Damadı kaldırıyorum yataktan, gelinin yanına yatıyorum,

Gece boyu kucaklıyorum bedenini onun, dudaklarına yapışıyorum.

Kadının sesidir sesim, merdiven basamaklarında acı bir feryat,

Erkeğimin bedenidir getirdikleri,

boğulmuş, sular süzülüyor üzerinden.

Tanıyorum kahramanların kocaman yüreğini,

Tanıyorum bugünün ve tüm zamanların gözüpekliğini,

Biliyorum bir sürü yolcusuyla akıntıda sürüklenen,

ölümün fırtınada ileri geri kovaladığı

o harap buharlı gemiyi gören kaptanı,

Onun nasıl kollarını sıvayıp işe dört elle sarıldığını,

günler ve geceler boyu gemiyi bırakmadığını,

Güvertede bir tahta üzerine tebeşirle kocaman harflerle

Merak etmeyin, bırakmayacağız sizi, yazdığını,

Ve biliyorum gemiyi nasıl kovaladığını,

üç gün boyunca zikzaklar çizerek ilerlediğini,

gene de vazgeçmediğini,

Nihayet sürüklenenleri nasıl kurtardığını,

83


www.isaretatesi.com

Üstü başı dağılmış bitkin kadınların

ölümün onlara hazırladığı mezarların kıyısından

öteki tekneye ne halde geçtiklerini,

İhtiyara dönmüş yüzleriyle suspus çocukları, taşınan yaralıları,

kısık dudaklı, sakalı uzamış adamları;

Tümünü yutup alıyorum içime, hepsi de enfes,

tadını çıkarıp özümsüyorum hepsini,

İnsanım ben, acılar çektim, oradaydım.

Şehitlerin mağrur soğukkanlılığı,

Cadı denilerek kuru odunlar üzerinde yakılan ihtiyar kadın

ve buna şahit olan çocukları,

Amansızca kovalanırken bitkin düşüp de çitlere tutunan

kan ter içinde kalmış köle,

Onun boynuna ve bacaklarına iğne gibi saplanan sancılar,

ölüm saçan mermiler ve saçmalar,

Hissediyorum hepsini, ben bütün hepsiyim bunların.

Benim kovalanan köle, irkiliyorum havlayan köpeklerin sesiyle,

Ölümün nefesi ensemde, nişancılar ateş ediyor art arda,

Sımsıkı tutunuyorum çitlere,

terimle seyrelmiş kanım damlıyor tenimden,

Yığılıveriyorum otların ve taşların üzerine,

Atlılar mahmuzluyor atlarını, çullanıyorlar üzerime,

Sövgüler yağdırıyorlar uğuldayan kulaklarıma,

sopalarla vahşice dövüyorlar beni.

84


www.isaretatesi.com

Değiştirdiğim giysilerimdir acılar benim,

Nasıl hissettiğini sormam yaralıya, bizzat yaralanan kişi olurum,

Bastonuma dayanıp seyrederken ıstırapla burkulur içim.

Enkaz altında kalıp göğüs kemiği kırılmış itfaiyeciyim ben,

Yıkılan duvarların molozları altına gömülmüşüm,

Ateş ve duman soludum,

avaz avaz bağırdığını duydum arkadaşlarımın,

Ve kazma kürek tıkırtılarını duydum onların uzaktan,

Kirişleri kaldırdılar üzerimden, işte nazikçe taşıyorlar beni.

Kıpkızıl gömleğimle yatıyorum yerde geceye karşı,

iyi geliyor bana her yanı saran sessizlik,

Acı duymuyorum her şeye rağmen,

bitkinsem bile kasvet duymuyorum,

Güzelim ak çehreler eğilmiş üzerime,

itfaiyeci başlıklarını çıkarmışlar,

Fenerlerin ışığıyla yitip gidiyor etrafımda kalabalık.

En derinlerden canlanıyor ölüler,

Zaman için bir kadran sanki hepsi,

ellerim akrep ve yelkovan, saat bizzat ben olmuşum.

Ve eskilerden bir topçu eriyim şimdi de,

kalemizin bombalanışını anlatayım size,

85


www.isaretatesi.com

Yeniden oradayım işte.

Yeniden gümbür gümbür davullar,

Yeniden ateşe tutuyor bizi toplar, havanlar,

Kulak kesilmişim, yeniden karşılık veriyor bizim taraftan toplar.

Oradayım, duyuyorum, görüyorum hepsini ––

Bağırış çağırışlar, küfürler, isabetli atışlar için naralar,

Yere al al damlalar bırakarak geçen cankurtaran,

Hasarları tespit edip elzem olanları onaran işçiler,

Tavandaki yarıklardan içeri düşen el bombaları,

yelpazevari infilaklar,

Havada uçuşan kollar bacaklar, kafalar, taş, tahta, demir.

Ve kan revan içinde

son sözleri dökülüyor komutanımın ağzından,

hiddetle savuruyor elini,

Beni boş verin, diyor son nefesiyle, savunun siperleri.

86


www.isaretatesi.com

XXXIV.

Gençliğimden bildiğim bir hikâyeyi anlatacağım şimdi Teksas’tan,

(Alamo’nun düşüşü değil anlattığım,

Sağ kurtulan olmadı Alamo’dan ki olanları anlatsın,

Sessizce yatıyor hâlâ Alamo’da yüz elli kahraman;)

Hikâyesidir bu zalimce katledilen dört yüz on iki genç adamın.

Geri çekilerek, ortası boş bir dörtgen oluşturmuşlar,

eşyalarından göğüs siperi yapmışlardı,

Etraflarını saran, sayıca kendilerinin dokuz katı düşman askerinden

dokuz yüz tanesinin canını almışlardı önceden,

Ve komutanları yaralanmış, cephaneleri bitmişti,

Şereflice teslim olmak için anlaşarak

imza ve mühür karşılığında silahlarını bırakmışlar,

savaş esiri olmuşlardı.

Teksas korucularının gururuydu onlar,

Atları, tüfekleri, şarkıları, yiyip içmeleri, çapkınlıklarıyla

eşi benzeri yoktu onların,

İri yarı, deli dolu, cömert, yakışıklı, mağrur, sevecendiler,

Sakallı ve kavruk tenliydiler, avcılar gibi serbest giyinmiştiler,

Biri bile büyük değildi otuz yaşından.

87


www.isaretatesi.com

İkinci pazar gününün sabahı

manga manga avluya çıkarılıp katledildiler,

tam bir yaz havasıydı,

Saat beşte başlayıp sekize kadar sürdü bu katliam.

Diz çök emrine uymadı hiçbiri,

Çaresiz son bir hamle yaptı kimisi kaçmak için,

kaskatı, dimdik durdu kimisi,

Anında yere yığıldı alnından ya da kalbinden vurulanlar,

üst üste yığıldı ölenlerle canlı kalanlar,

Tozun toprağın içinde kıvranıp çırpındı

yaralanmış, kolu bacağı parçalanmış olanlar,

gördü onları yeni gelenler,

Sürünerek kaçmaya çalıştı ölmemiş olanların bazıları,

Süngülerle icabına bakıldı bunların, tüfek dipçikleriyle dövüldüler,

Yaşı on yedi bile olmayan genç bir tanesi

yakasına yapıştı infazcısının,

başka iki tanesi gelip kurtardılar,

Üstleri başları yırtılıp oğlanın kanıyla kaplandı üçünün de.

Saat on birde yakmaya başladılar cesetleri;

Hikâyesi böyledir işte

dört yüz on iki genç adamın katledilişinin.

88


www.isaretatesi.com

XXXV.

Eski bir deniz savaşını dinlemek ister misin benden?

Ay ışığı ve yıldızlar altında kim kazandı bilmek ister misin?

Hikâyemi dinle madem,

anneannemin denizci babasından sana aktarayım.

Zannetme ki öteki gemideki düşman ödlekti,

(demişti ihtiyar denizci,)

Haşin, gözükara İngilizdi, esaslı mı esaslı, yiğit mi yiğitti,

yoktu, bir daha gelmeyecek öylesi;

Akşam karanlığında çıkagelip feci bir yaylım ateşine tuttu bizi.

Yanaştık diplerine kadar, serenler çarpıştı, toplar birbirine değdi,

Komutanım halatlarla bizzat bağlamaya başladı gemileri.

Sekiz kiloluk birkaç gülle yemiştik su seviyesinin altından,

Daha ilk atışta

iki tane büyük de alt silah güvertemizde patlamış,

ne var ne yok havaya uçurup

öldürmüştü etraftakileri.

Alacakaranlıkta çarpıştık, karanlıkta çarpıştık,

Gece onda, dolunay en tepedeyken

89


www.isaretatesi.com

ve gemiye dolan sular bir buçuk metreye yaklaşmışken,

Zabit kıç kasarasında tutulan esirleri

kendi başlarının çaresine baksınlar diye salıverdi.

Cephaneliğe giriş çıkışı durdurdu nöbetçiler,

Birçok yabancı yüz görüyorlardı, kime güveneceklerini bilemediler.

Yanıyordu fırkateynimiz,

Öteki gemiden sordular,

bağışlanmak karşılığında teslim olacak mıyız?

Bayrağımız inmiş, savaşı bırakacak mıyız?

Güldüm keyifle, haykırdı kaptanımız,

Bayrağı indirmedik biz, diye seslendi serinkanlı,

daha yeni başladık savaşmaya.

Ateş eden üç top kalmış geriye,

Birini bizzat kaptan doğrultmuş düşmanın ana direğine,

Öbür ikisi yağdırıyor misket bombalarını,

susturuyor tüfek ateşini, temizliyor güverteyi.

Bir tek direklerden destek geliyor bu küçük bataryanın ateşine,

Cesurca çarpışıyorlar sonuna kadar.

özellikle de çanaklıktan,

Bir an bile durmuyor ateş,

90


www.isaretatesi.com

Pompalar yetişemiyor dolan suya, cephaneliği yutmak üzere yangın.

Pompalardan biri vuruldu, bu defa batıyoruz,

kaçış yok gibi görünüyor.

Kaptanımız nasıl da soğukkanlı,

Ne bir telaş ne de sesinde bir titreme,

Gözleriyle bizi daha çok aydınlatıyor savaş fenerlerinden.

Saat on ikiye doğru, ay ışığı altında, ötekiler teslim oluyor bize.

91


www.isaretatesi.com

XXXVI.

Sessiz ve durgun, alabildiğine uzanıyor gece,

Karanlığın koynunda iki hareketsiz koskoca tekne,

Gemimiz delik deşik, batıyor ağır ağır,

zaptettiğimiz gemiye geçme hazırlıkları sürüyor,

Subay güvertesinden kireç gibi ağarmış bir yüzle

kaptan soğukkanlı emirler veriyor;

Yanıbaşında kamarot çocuğun cesedi,

Uzun ak saçlı, bıyıklarını özenle kıvırmış deniz kurdunun ölü çehresi,

Tüm çabamıza rağmen alev alev yanan direkler ve güverte altı,

Hâlâ vazife başında olan iki üç subayın kısık sesleri,

Öbek öbek yığılmış ya da bir başına yatan bedenler,

direklere ve serenlere sıçramış etler,

Kopmuş halatlar, boşta sallanan ipler,

dingin dalgaların verdiği ürperti,

Suskun kapkara toplar, yere saçılmış kovanlar, ağır koku,

Yüksekte sessizce, matem dolu parlayan birkaç iri yıldız,

Deniz melteminin narin püfürtüleri,

sahilden sazlıkların ve kırların ıtırı,

ölenlerin sağ kalanlara son sözleri,

Cerrahın tıslayan bıçağı, testerenin kemiren dişleri,

Hırıltılar, homurtular, fışkıran kanın şapırtısı,

ani haşin bir feryat, uzun boğuk bir inilti;

Onlar… Geri gelmeyecek hiçbiri.

92


www.isaretatesi.com

XXXVII.

Bu nasıl gözcülük etmek, sümsük herifler! Davranın silahlara!

Düşman kapılara dayanmış! Zıvanadan çıktım hepten,

Kanun kaçakları, çilekeşler vücut buluyor bende,

Hapiste görüyorum kendimi bir başka insan suretinde,

Sonu gelmez sefil ıstırabı duyuyorum her zerremde.

Benim için karabinalarını omuzlarına almış gardiyanlar,

nöbet bekliyorlar,

Sabahleyin avluya çıkarılan benim, akşam hücreye konulan ben.

Elleri kelepçeli her isyancının yanında yürüyorum,

ellerim kelepçelenmiş ona,

(Neşeli olan değil, suspus olanım ben,

seğiren dudağımın kenarında boydan boya ter.)

Benim hırsızlıkla suçlanan oğlan, benim yargılanan, mahkûm edilen.

Benim kolera hastası, yatağında ölümle pençeleşen,

Yüzüm kireç gibi, elim kolum çarpılmış, insanlar kaçıyor benden.

Yalvaranlar vücut buluyor bende, onların cismine bürünüyorum,

Şapkamı uzatıyorum, mahcup bir yüzle oturup dileniyorum.

93


www.isaretatesi.com

XXXVIII.

Yeter! Yeter! Yeter!

Şaşırdım yolumu, hayretlere gömüldüm. Geri dur artık!

Zincire vurulmuş zihnimden, uykumdan,

düşlerimden, şaşkınlığımdan uzaklaşıp

nefes almam gerek,

Kendimi yaygın bir yanlışın kıyısında buluyorum.

Nasıl unutabilecektim alaycıları, hakaretleri!

Nasıl unutabilecektim süzülen gözyaşlarını,

sopa ve çekiç darbelerini!

Nasıl bakabilecektim uzaktan başka bir gözle

kendi çarmıha gerilişime, kanlı taçlanışıma…

Hatırlıyorum işte yeniden,

Geçiyorum takılıp kaldığım aralığı,

Kayanın mezarı katbekat çoğaltıyor bağrında yatanı,

Tüm mezarlardan diriliyor ölüler, iyileşiyor yaralar,

kopup gidiyor zincirler.

Üstün güçle donanıp ilerliyorum akın akın,

sonu gelmez bir geçit resminin sıradan bir üyesiyim,

Yürüyoruz kıyılara, yürüyoruz içlere, tüm sınırları aşıyoruz,

94


www.isaretatesi.com

Dünyanın her köşesine yayılıyor buyruğumuz,

Şapkamızdaki çiçekler binlerce yılın semeresi.

Selam olsun size, ey talebeler! Gelin beri!

Bir an bile bırakmayın yorumlamayı, sorgulamayı.

95


www.isaretatesi.com

XXXIX.

Şu sıcakkanlı, kabına sığmaz vahşi –– kimdir o?

Medeniyeti mi bekler,

yoksa ötesinde midir onun, üstün müdür ondan?

Kırda bayırda büyümüş bir Güneybatılı, ya da Kanadalı mıdır?

Mississippi diyarlarından mıdır,

Iowa’lı, Oregon’lu, California’lı mı?

Dağlardan mıdır, bozkırdan, koruluktan mı?

Yoksa bir denizci midir sahillerden?

Nereye gitse aralarına alıp arzular onu kadınlar, erkekler,

Onun sevmesini, dokunmasını, konuşmasını,

onlarla kalmasını dilerler.

Davranışı kar taneleri misali kanun tanımaz,

sözleri çimenler kadar sade,

saçları taranmamış,

güleç ve candan,

Adımları ağır mı ağır, çehresi sıradan, tarzı ve etkisi olağan,

Yepyeni biçimlerle sızıyor hepsi onun parmak uçlarından,

Yayılıyor teninin ve nefesinin kokusuyla, fışkırıyor bakışlarından.

96


www.isaretatesi.com

XL.

Böbürlenen güneş, ışıltına ihtiyacım yok senin –– yeter artık!

Yalnızca yüzeyleri aydınlatıyorsun sen,

yüzeye ve derinlere işliyorum ben.

Yeryüzü! Bir şey bekliyor gibisin ellerimden,

Söyle bakalım ihtiyar topuz kafalı, 9 ne istiyorsun benden?

Kadın ya da erkek! Seni nasıl sevdiğimi söylemek geliyor içimden

ama söyleyemiyorum,

İçimden geçeni, yahut senin içindekini söyleyesim geliyor,

ama söyleyemiyorum,

Çektiğim hasreti, gece gündüz çarpan kalbimi

söyleyesim geliyor.

Bak! Ne nasihat veriyorum ne de sadaka;

Veriyorsam kendimi veriyorum ben.

Hey, sen, diz çökmüş âciz!

Kenetlenmiş dudaklarını aç ki üfleyip tutkuyla doldurayım içini,

Avuçlarını aç, cep kapaklarını kaldır,

9

Aslında, saçlarını yukarıdan topuz şeklinde bağladıklarından, Amerikan

yerlileri için kullanılan alaycı bir tabir (top-knot). (ç.n.)

97


www.isaretatesi.com

Reddedemezsin beni, geri adım atmam,

Neyim varsa seve seve bağışlarım.

yığınla malım var, vermeye hazırım,

Sormam kim olduğunu, önemli değil benim için,

İstersen hiçbir şey yapma, ya da hiç kimse olma,

gene de sarıp kucaklarım seni ben.

Uzanıyorum pamuk tarlasındaki köleye

ya da tuvalet temizleyene,

Bir öpücük konduruyorum sağ yanağına kardeşçe,

Gönülden yeminler ediyorum onu asla reddetmeyeceğime.

Daha iri, daha zeki bebekler hazırlıyorum

gebeliğe hazır kadınlar için.

(Çok daha mağrur cumhuriyetlerin tohumunu fışkırtıyorum bugün.)

Koşup yetişiyorum ölen kişi için, kapının topuzunu çeviriyorum,

Çarşafları sıyırıp atıyorum yatağın ayak ucuna,

Hekim ile rahibi evlerine gönderiyorum.

Tutuyorum düşeni,

karşı konulmaz bir iradeyle kaldırıyorum yukarı;

Ey çaresiz, tutun boynuma, Tanrı aşkına yıkılma,

tüm ağırlığını ver üzerime!

98


www.isaretatesi.com

Muazzam bir nefesle şişirip yükseltiyorum seni;

Evin tüm odalarını dolduruyorum bölük bölük

Sevgililerimle, ölüme feleğini şaşırtanlarla.

Uyu sen –– gece boyu nöbet bekleyecek onlar!

Ne şüphe el sürebilecek sana ne de ölüm,

Kucakladım seni, bağrıma bastım bundan böyle,

Sabah olup uyanınca göreceksin, doğru çıkacak söylediklerim.

99


www.isaretatesi.com

XLI.

Benim sırtüstü yatmış inleyen hastalara yardım eli uzatan,

Benim hele de güçlü ve sağlam adamlara

gereken yardımı sağlayan.

Duydum kâinat hakkında söylenenleri,

Binlerce yıldır tekrarlanan şeyleri;

Aynı vasatlık hep, şöyle böyle –– her şey bundan mı ibaret?

Çoğaltarak geliyorum ben, uygulayarak,

Daha en baştan üstün geliyorum eski sofu çığırtkanlara,

Bizzat gerçek boyutlarını üstleniyorum Yehova’nın,

Taş baskısını yapıyorum

Kronos’un, oğlu Zeus’un, torunu Herakles’in,

Suretlerini topluyorum

Osiris’in, İsis’in, Baal’ın, Brahma’nın, Buddha’nın,

Serbestçe ekliyorum atlasıma Manitu’yu,

bir levha üzerindeki Allah’ı, gravürdeki çarmıhı,

Odin’i, korkunç çehreli Metztli’yi, her bir putu ve tasviri,

Değerini veriyorum hepsinin, ne eksik ne fazla,

Benimsiyorum onları,

vardılar ve zamanında görevlerini yaptılar,

(Kurtçuklar doğurmuşlardı kanatsız kuşlar misali,

100


www.isaretatesi.com

şimdi uçup yükselecek, şarkı söyleyecek onlar,)

Kabulleniyorum tanrısal taslakları,

kendimde tamamlıyorum onları

ve gördüğüm her erkek ve kadına özgürce bağışlıyorum;

Eksiğini değil fazlasını buluyorum

bir evin iskeletini kuran dülgerde,

Yenlerini sıvayıp tokmağıyla keskiyi çakarken

yüceltiyorum onu alabildiğine;

Reddetmiyorum bana mahsus ilhamları,

en yüce ilham kadar şaşırtıcı buluyorum

bir duman kıvrımını, elimin üzerindeki tek bir kılı;

Antik savaşların tanrılarıyla bir tutuyorum

tulumbayı ve kancalı halatları sıkıca tutan

itfaiyeci delikanlıları,

Dikkat kesiliyorum yıkım gürültüsünü yaran çığlıklarına,

Yanmış kalasların üzerinden kazasız belasız geçen

adaleli kollarına ve bacaklarına,

alevlerden sağ salim çıkıveren ak alınlarına;

Doğan her insan için merhamet diliyorum

tamircinin bebek emziren karısının yanıbaşında;

Hasat zamanı yan yana vızır vızır tırpan sallayan,

gömlekleri bellerinde balon gibi şişmiş

güçlü kuvvetli üç melekleyim;

Çarpık dişli, kızıl saçlı seyis

sıyrılıyor geçmiş ve gelecek bütün günahlarından,

Zira sahtekârlıkla suçlanan kardeşine destek olmak

101


www.isaretatesi.com

ve avukatlar tutmak üzere

varını yoğunu satıp yollara düşüyor yaya olarak;

Etrafımı sarıyor müthiş bir bollukla saçılmış olanlar

ki aynı çemberi dolduramazlardı bir zamanlar;

Layıkıyla tapınılmamış ne boğaya ne de böceğe,

Hayal edilemeyecek kadar makbûldür pislik ve gübre,

İtibar etmiyorum batıla,

bekliyorum yüceler arasında bizzat yerimi alacağım zamanı,

Günbegün yaklaşıyorum

en yüceler kadar iyi olup öylesi harikulade olmaya,

Yaşam topaklarım hazır buna, şimdiden bir yaratıcıyım,

Burada tam şu an yerleştiriyorum kendimi

gölgelerin pusuya yatmış rahmine.

102


www.isaretatesi.com

XLII.

Yığınların ortasında bir çağrı,

Benim sesim bu, en uçlarda çepeçevre yankılanan.

Gelin çocuklarım,

Gelin kızlarım oğlanlarım, karım, ev halkım, yakınlarım;

Prelüdünü içten içe tamamladı kavalıyla,

şimdi her şeyiyle kendini müziğine verecek icracı.

Kolay yazılmış, üstünkörü çalınan akorlar ––

tınısını hissediyorum zirvenizin ve kapanışın.

Boynumun üzerinde bir o yana bir bu yana dönüyor başım,

Akıp gidiyor müzik, ama orgun sesi değil bu,

Etrafımı sarmış ahali, ama ev halkım değil bu.

Altımda daima sağlam kaskatı zemin,

Daima yiyip içenler, daima inip çıkan güneş,

daima hava ve dinmeyen medcezir,

Daima ben ve komşularım –– ferahlatan, fesat, hakiki,

Daima o eski amansız soru, parmağa batan diken,

daima tutkuyla kıvranan nefes,

Daima pışt! pışt! diyen alaycı ses

103


www.isaretatesi.com

ta ki biz hınzırı saklandığı yerden bulup çıkarana dek,

Daima aşk, daima yaşlar döken yaşam sıvısı,

Daima çeneyi saran bağ, 10 daima katafalkları ölümün.

Ayaklanmış yürüyor niceleri

gözlerinin üzerinde madenî paralar,

Obur mideyi doyurmak için beyni kaşık kaşık yiyorlar;

Bilet satıyor, alıp veriyor kimisi

ama bir kez olsun tadını çıkaramıyor kendisi,

Ter döküyor, çapa sallıyor, harman dövüyor,

yevmiye olarak alıyor anızı,

Mülkiyet birkaç miskinin elinde,

onlar kendine alıyor buğdayı.

Kenttir bu, ben de bir kentli,

Ötekileri ilgilendiren her şey ilgilendiriyor beni,

siyaset, savaşlar, ticaret, gazeteler, okullar,

Belediye reisi ve meclisler, bankalar, tarifeler,

buharlı gemiler, fabrikalar, borsalar, dükkânlar,

gayrimenkuller, mallar mülkler.

Oradan oraya sıçrıyor

yakalıkları ve kuyruklu ceketleriyle bir sürü adamcık,

10

Ölmüş bir kimsenin çenesinin açılmasını önlemek için başın üzerinden

çenenin altına doğru bağlanan sargı. Hemen aşağıda bununla ilintili başka

bir ifade daha kullanılacak. (ç.n.)

104


www.isaretatesi.com

Biliyorum kim olduklarını,

(solucan ya da pire değiller hakikaten,)

Suretlerim benim onlar, onaylıyorum hepsini,

ölümsüzdür bende en zayıf ve en sığ bile,

Söyleyip eylediğim her şey onların da yazgısı,

İçimde çırpınan her düşünce aynen çırpınır onların da içinde.

Farkındayım kendimi beğenmişliğimin,

Oburdur dizelerim, biliyorum, bir gıdım daha az yazamam,

Kendimle dolup taşarım,

her neredeysen seni bulur, ansızın teslim alırım.

Basmakalıp sözler değildir benim bu şarkım,

Sorgulamaktır birdenbire, ötelere erişip yakına getirmek;

Basılıp ciltlenmiş bir kitap bu

–– peki ya matbaacı ve onun çırağı?

İyi çekilmiş birkaç resim

–– peki ya bağrına bastığın eşin ya da arkadaşın?

Çelik zırhlı kapkara gemi, kulelerinde heybetli topları

–– peki ya kaptanın ve mühendislerin yüreği?

Evde tabak çanak, erzak, mobilya

–– peki ya evin sahipleri; gözlerindeki bakışlar onların?

Yukarıda gökyüzü

–– peki ya burası, bitişikteki ev, yolun karşısı?

Tarihteki bütün azizler ve bilgeler

–– peki ya sen kendin?

105


www.isaretatesi.com

Vaazlar, inançlar, teoloji

–– peki ya esrarengiz insan beyni?

Nedir akıl? Nedir aşk? Nedir yaşamak?

106


www.isaretatesi.com

XLIII.

Hor görmüyorum sizi

ey tüm devirlerin ve bütün dünyanın rahipleri,

İnancım en büyüğüdür ve en küçüğüdür inançların,

Tüm tapıncı içine alır, kadim ve çağdaş, tüm çağlardan,

Bilirim beş bin yıl sonra dünyaya tekrar geleceğimi,

Yanıt beklerim vahiylerden, yüceltirim tanrıları, güneşi selamlarım,

Kendime put yaparım ilk bulduğum ağaç kütüğünü, kayayı,

büyücülerin halkasında ayine dururum elimde asa,

Yardım ederim tapınakta

fenerin ışığını kısan Tibet rahibine ya da brahmana,

Orgiastik çılgınlıkla geçerim sokaklardan dans ede ede,

bir jimnosofistim ormanlarda yalın ve esrik,

Bal şarabı içerim kafatası kadehinden,

hayranımdır Şastralar’a ve Vedalar’a, kulak veririm Kuran’a,

Geçerim Aztek piramitlerinden,

üstüm başım kan olmuş taşlarla, bıçaklarla,

döverim yılan derisinden davulumu,

Benimserim İncil’i, yürekten bağlıyım çarmıha gerilene,

iman ederim onun tanrısallığına,

Diz çökerim kudas ayininde,

ayağa kalkarım püriten duası için,

sabırla otururum kilise sıralarında,

107


www.isaretatesi.com

Nara atıp köpükler saçarım ağzımdan hezeyanlar içinde,

ya da ölü gibi yatarım ruhum beni diriltene dek,

Bakıyorum kaldırımlar boyunca, kırlar boyunca,

yahut kaldırımlardan ve kırlardan uzaklara,

Katılıyorum çemberlerin sarmalında dönüp duranlara.

Bir üyesiyim halka halka gezen kafilenin;

dönüyorum arkamı ve sesleniyorum

yolculuk öncesi talimatlar veren bir adam misali.

Mutsuz şüpheciler, dışlanmış ve yılgın,

Lakayıt, aksi, karamsar, öfkeli,

yapmacık, bezgin, tanrıtanımaz,

Biliyorum her birinizi,

biliyorum azap, inançsızlık, şüphe, inançsızlık denizini.

Nasıl da şapırtı koparıyor balina yüzgeçleri!

Vurup nasıl da hızla dönüyorlar yıldırım gibi,

kasılmalarla, kanlar sıçratarak!

Sakin olun ey karamsar hırçın inançsızların kanlı yüzgeçleri;

Ötekiler gibi sizin de aranızda alıyorum yerimi,

Sizi, beni ve herkesi sürükleyen geçmiştir hep aynı şekilde,

Sizin için, benim için ve herkes içindir

gelecekte bekleyen, henüz denenmemiş olan.

108


www.isaretatesi.com

Bilmiyorum nedir denenmemiş ve gelecekte olan,

Ama biliyorum ki sırası gelince

o da bulacak yerini, boşa çıkmayacak.

Tüm geçip gidenler ve durup bekleyenler dikkate alınacak,

tek bir kişi bile es geçilmeyecek.

Es geçilmeyecek hiçbiri –– ne ölüp gömülen genç adam,

Ne ölüp de onun yanına gömülen genç kadın,

Ne kapının aralığından bakıp kaybolan

ve bir daha görülmeyen küçük çocuk,

Ne amaçsızca yaşadığı için hınçtan beter bir ıstırap çeken ihtiyar,

Ne içkiden ve müzmin hastalıktan cildi yaralarla kaplanmış

düşkünlerevindeki adam,

Ne katliamlara ve kazalara kurban giden sayısız masum,

Ne insandan bile sayılmayan ilkel Sumatra yerlisi,

Ne içlerine yemek tıkılsın diye

torba ağızlarla oradan oraya gezenler,

Ne yeryüzündeki ve yerin en derin mezarlarındaki bir şeyler,

Ne sayısız gök cisminden

ve onları mesken tutan sayısız varlığın arasından bir şeyler,

Ne de şimdiki zaman

ve bilinen en ufak bir zerre.

109


www.isaretatesi.com

XLIV.

Kendimi anlatmamın zamanı geldi –– haydi ayağa kalkalım.

Bilinen ne varsa soyunup atıyorum üzerimden,

Tüm erkek ve kadınları sürüklüyorum

Bilinmeyene doğru kendimle beraber.

Zamanı gösterir saat –– peki ya sonsuzluk neyi gösterir?

Trilyonlarca kışı ve yazı geride bıraktık bugüne dek,

Daha trilyonlarcası var önümüzde

ve trilyonlarcası, onların önünde.

Bolluğu ve çeşitliliği getirdi doğumlar bize,

Başka doğumlar da bolluk ve çeşitlilik getirecek bize.

Ne daha büyük ne de daha küçük derim bir şeye,

Kendi devrinde kendi yerini dolduran her şey

denktir ötekilerin hepsine.

Sana karşı cani ve haset miydi insanlık, ey canım kardeşim?

Üzgünüm senin adına, onlar bana karşı cani ve haset değiller,

Bana karşı hep naziktiler,

110


www.isaretatesi.com

geçmişin hesabını tutmuyorum yas çekerek,

(Zaten benim yasla ne işim olacak?)

Gerçekleşmiş her şeyin zirvesiyim

ve tüm olacakları içeririm ben.

Basamakların tepesindeki en uç basamağa basıyor ayağım,

Her basamakta çağlardan bir demet

ve aralarında daha da büyük demetler,

Layıkıyla aşılmış aşağıdakilerin hepsi

ve işte hâlâ adım adım çıkıyorum.

Yükseldikçe yükseliyorum, yerlere eğiliyor hayaletler ardımdan,

Aşağıda en uçta görüyorum koskoca ilk Hiçliği,

biliyorum oradan da geçtiğimi,

Bekledim görünmeden, daima, uyudum ağır sislerin içinde,

Zamanımı bekledim hep, rahatsız etmedi beni leş kokulu karbon.

Sarılıp sarmalanmıştım uzun zaman –– pek uzun zaman.

Muazzam hazırlıklar yapılmıştı benim için,

Yardım etti bana sadık ve sevecen eller.

Döngüler taşıyıp götürdü beşiğimi,

şen kayıkçılar gibi durmadan kürek çektiler,

Bana yer açmak için kenara kaydı yörüngelerinde yıldızlar,

111


www.isaretatesi.com

Beni getirecek şeye göz kulak olmak için etkiler yolladılar.

Daha anamdan doğmadan yön verdi bana nesiller,

Ölgün değildi embriyom asla,

hiçbir şey üzerini örtüp ezemezdi onu.

Onun için bir küreye dönüştü nebula,

Onu taşımak için üst üste yığıldı ağır ağır

alabildiğine yer katmanları,

Kocaman bitkiler besleyip yaşattı onu,

Devasa dinozorlar taşıdı onu ağızlarında, özenle sakladılar toprağa.

Beni tamamlayıp sevince boğmak için

seferber edildi tüm güçler aralıksızca,

Şu an tam bu noktada duruyorum işte gürbüz ruhumla.

112


www.isaretatesi.com

XLV.

Gençliğin enginliği! Daima sınırları zorlanan esneklik!

Ey erkeklik –– dengeli, kanlı canlı, gelişkin!

Sıkıştıyor beni sevgililerim,

Üşüşmüşler dudaklarıma, yapışmışlar tenimin gözeneklerine,

Caddelerden, toplantı salonlarından sürüklüyorlar beni,

çırılçıplak geliyorlar yanıma geceleyin,

Hey! diye sesleniyorlar gündüz nehrin kayalıklarından,

sallanıyorlar başımın üzerinde cıvıl cıvıl,

Adımı haykırıyorlar tarhlardan, bağlardan, gür çalılar arasından,

Yaşamımın her ânını aydınlatıyorlar ışıl ışıl,

Balsamik öpücüklere boğuyorlar bedenimi,

Avuçlar dolusu uzatıyorlar yüreklerini sessizce,

veriyorlar benim olması için.

Harikulade yükselen yaşlılık!

Hoşgeldin, ey son günlerin eşsiz zarafeti!

Kendini açığa vurur her durum

ve meydana getirir

kendi içinden gelişip ardından geleni,

Karanlık sükûnet meydana getirir kendinden başka her şeyi.

113


www.isaretatesi.com

Tavandaki pencereyi açıyorum geceleyin,

bakıyorum uzaklara yayılan yıldız sistemlerine,

Kestirebildiğim kadar ötede kat kat gördüklerim

hem ucu hem de başlangıcı daha öte sistemlerin.

Halka halka uzanıyorlar, geniş, giderek daha geniş yayılarak,

Dışa, gitgide dışarıya, dışarılara açılarak.

Güneşim başka bir güneşe tâbi; dönüyor onun etrafında uysalca;

Yoldaşlarıyla dâhil oluyorlar daha üstün bir döngüye,

Daha da büyük bir küme geliyor ardından,

en büyükleri bile zerre kadar kalıyor böylece.

Duraklama yoktur, olamaz asla;

Diyelim ki ben, sen, bütün dünyalar

ve onların içinde ve yüzeyinde olanlar

donuk bir pelteye dönüştü şu an hep birden,

hiçbir kalıcılığı olamazdı bunun,

Şimdiki halimize tekrar gelirdik çok geçmeden,

Ve muhakkak ilerlerdik ötelere, daha ötelere doğru yeniden.

Katrilyonlarca çağ ve oktilyonlarca fersah küplük hacim

ne alıkoyabilir ne de iteleyebilir uzayı;

Hepsi de birer parçadır çünkü, yalnızca bir parçadır her şey.

114


www.isaretatesi.com

Alabildiğine uzaklara bak, onun da ötesinde sınırsız bir uzay var;

Ne kadar sayarsan say, ötede sonsuz bir zaman var.

Yaklaşıyor buluşma saati, ne olursa olsun şaşmayacak,

Orada olacak Rab, beni en mükemmel halimle bekleyecek,

Ulu Yoldaşım, hasretini çektiğim hakiki sevgilim orada olacak.

115


www.isaretatesi.com

XLVI.

Kendimde taşıyorum zamanın ve mekânın en iyi kısmını,

biliyorum, asla ölçülmedi, ölçülemeyecek bu.

Sonsuz bir yolculuk için arşınlıyorum yolları,

(gelin ve dinleyin hepiniz!)

Yağmur geçirmez bir palto, dayanıklı pabuçlardır alâmetim

ve ormandan kesilmiş bir değnek;

Koltuğumda keyif çatamaz hiçbir arkadaşım,

Koltuğum yoktur benim, ne kilisem var ne de bir felsefem,

Kimseyi yemek masasına, kütüphaneye ya da borsaya götürmem,

Ama sürüklerim her birinizi bir tümseğin tepesine,

Sol elimi belinize çengel gibi sararım,

Gösteririm sağ elimle kıtaların manzaralarını

ve ana yolu işaret ederim.

Ne ben ne de bir başkası katedebilir o yolu senin için,

Sen onu kendin katetmelisin.

Uzak değil o aslında, erişilebilir bir mesafede,

Belki doğduğundan beri üzerindeydin de bilmiyordun,

Belki de her yerde o, suda ve karada.

116


www.isaretatesi.com

Omzuna vur öteberini, canım evlâdım benim,

ben de alayım benimkileri, hemen yola düşelim,

Muhteşem kentleri ve özgür halkları peşimize takıp götürelim.

Yorulursan alırım yüklerin her ikisini,

şişmiş elini kalçamın üstünde dinlendirirsin,

Sonra sen de bana yardım edersin,

Çünkü yola koyulunca artık durmayalım.

Bugün şafaktan evvel bir tepeye çıktım,

yıldızlarla dolu göğe baktım,

Ve ruhuma, Bir gün bütün bu gök cisimlerini kuşatıp da

onların bütün hazzına ve bilgisine sahip olunca,

tatmin olabilecek miyiz acaba? diye sordum;

Hayır, eriştiğimiz yüksekliği aşıp ilerleyeceğiz, dedi ruhum.

Sen de sorular soruyorsun bana, duyuyorum,

Cevap veremem diyorum sana, cevabı bizzat bulmalısın.

Otur yanıbaşıma, canım evlâdım,

Kurabiyeden ye, sütünü iç,

Ama uyuyup da hoş giysiler içinde taptaze uyanınca,

bir elveda öpücüğü konduracağım alnına

ve kapıyı açacağım düşmen için yollara.

Sefil düşler gördüğün yeter,

117


www.isaretatesi.com

İşte siliyorum gözlerinden çapakları,

Göz kamaştırıcı ışığa hazırla kendini,

ve yaşamının her ânının pırıltısına.

Ürkekçe yürüdün sığ suda kıyıdan uzatılan değneğe tutuna tutuna,

Gözüpek bir yüzücü olmanı istiyorum artık senden,

Atla denizin ortasına, çık yüzeye, selamla beni, seslen,

kahkahalar atarak sıçrat suları saçlarından.

118


www.isaretatesi.com

XLVII.

Hocasıyım ben atletlerin,

Kim göğsünü daha geniş gererse yanımda

kanıtlar göğsümün genişliğini benim;

Benim yolumu en çok şereflendirendir

aynı yolla hocasını yerle bir etmeyi öğrenen.

Sevdiğim oğlan, benden aldığı güçle değil

kendi namına adam olur işte böyle;

Korkakça ve uysalca erdemli olmak yerine fenadır biraz,

Düşkündür sevgilisine, tadını çıkarır yediği bifteğin,

Karşılıksız aşk veya hor görülmek

daha çok yaralar onu keskin kılıçtan,

Ustasıdır ata binmenin, dövüşmenin, nişancılığın,

kürek çekmenin, banjo çalıp şarkı söylemenin,

Yarayı bereyi, sakalı, çopurluğu yeğler cillop gibi olmaya,

Yanık tenlileri üstün tutar güneşten kaçanlardan.

Yolumdan sapılmasını öğütlüyorum ben,

oysa kim ayrılabilir benim yolumdan?

Kim olursan ol peşindeyim şu andan itibaren,

Sözlerim okşayacak kulaklarını ta ki sen onları anlayana dek.

119


www.isaretatesi.com

Ne para uğruna söylüyorum bunları

ne de vapur beklerken vakit doldurmak için,

(Ben konuşurken sen de konuşuyorsun aslında, dilinim ben senin;

Ağzında düğümlenenler çözülüyor benimle beraber.)

Ant olsun ki söz etmeyeceğim bir daha

dörtduvar arasındaki sevgiden ya da ölümden,

Açıklamaya çalışmayacağım kendimi

eğer açık havada benimle baş başa değilse dinleyen.

Tepelere git, sahillere git beni anlamak istiyorsan,

Kafanın dibindeki sivrisinek bile neler açıklar sana,

bir anahtardır tek bir su damlası ya da dalgaların kımıltısı,

Onaylar sözlerimi bir tokmak, kürek, yahut testere.

Bana yaklaşamaz panjurları kapalı bir ev ya da okul,

Ama söyleşirim bir serseriyle, bir çocukla pek güzel.

Genç bir tamirci bana en yakındır, beni iyi tanır,

Baltasıyla güğümünü yanına alan ormancı

gün boyu beni de yanında taşır,

Tarlayı süren çiftçi çocuk sesimi duymaktan hoşlanır,

Gemilerle yelken açar sözlerim,

balıkçılar ve denizcilerle çıkarım seyahate, onları severim.

Benimdir konaklayan ya da kıtasıyla ilerleyen asker,

120


www.isaretatesi.com

Muharebeden önceki gece beni arar birçokları,

hiçbirini yüzüstü bırakmam,

O kasvetli gecede (ki son gecedir belki de)

beni tanıyanlar beni arar.

Battaniyesine sarınıp yattığında yüzüm yüzüne sürünür avcının,

At arabasının sarsılışlarına aldırmaz beni düşünen arabacı,

Analar anlar beni genç ya da yaşlı,

İğnesini bir an bırakır elinden, dalıp gider genç kız ya da hanım,

Onlarda ve bütün herkeste sürüp gider söylediklerim.

121


www.isaretatesi.com

XLVIII.

Ruh bedenden üstün değildir demiştim,

Ve beden de ruhtan üstün değil demiştim,

Ve hiçbir şey, Tanrı bile, daha yüce değildir insanın kendisinden,

Ve iki yüz metre yolu hissiyatsız yürüyen bir kişi

kendi mezarına yürür, üzerinde kefen,

Ve cebinde beş kuruşu bile olmayan biri

en paha biçilmez parçayı satın alabilir yeryüzünden,

Ve bir şeyi kendi gözünle görmek

veya kesesindeki fasulyeyi göstermek

boşa çıkarır tüm zamanların bilgisini,

Ve bu dünyada bir meslek ya da zanaat yoktur ki

erbabı isterse kahraman olamasın,

Ve hiçbir nesne yoktur ki

yeterince sert olmadığı için

kâinat çarkına göbek olamasın,

Ve ister erkek ol ister kadın, sana diyorum ki

milyonlarca kâinatın karşısında

ruhun daima dingin ve serinkanlı olsun.

Ve insanlığa sesleniyorum,

Boşuna merak etmeyin Tanrı’yı,

Zira ben ki merak ediyorum her şeyi,

122


www.isaretatesi.com

merak etmiyorum O’nu,

(Tanrı’ya ve ölüme dair ne denli huzurlu olduğumu

kelimelere sığdıramıyorum.)

Tanrı’yı her nesnede duyuyor ve görüyorum

ama onu zerre kadar anlamıyorum,

Kendimden daha mucizevi kim ya da ne olabilir

bunu katiyen anlamıyorum.

Tanrı’yı bugün gördüğümden öte daha nasıl göreyim?

Günün her saati, her dakika bir şeyler görüyorum ben Tanrı’dan,

Adamların ve kadınların çehrelerinde görüyorum Tanrı’yı

ve aynada kendi çehremde görüyorum,

O’nun bıraktığı harfleri buluyorum her sokakta,

adıyla imzalı her biri,

Oldukları yerde bırakıyorum hepsini,

zira biliyorum ki nereye gidersem gideyim

Yenileri çıkacak karşıma anbean.

123


www.isaretatesi.com

XLIX.

Ve ey Ölüm, ey faniliğin acı kucaklayışı,

sana dair uyarılar nasıl da beyhude geliyor bana…

Tereddüt etmeksizin geliyor ebe

işini halletmeye,

Bastırıp çekiverdiğini, destek verdiğini görüyorum usta ellerin,

Zarif esnek kapının ağzında dayanıyorum eşiğe,

Görüyorum çıkışı, görüyorum serbest kalışı, kaçışı.

Ve ey Cansız Bedenim, pek iyi gübre olursun sen,

ama gocunmuyorum ben bundan;

Kokusunu alıyorum büyüyen, ıtırlı, beyaz güllerin,

Uzanıyorum yapraklı dudaklara,

kavunların parlak memelerine uzanıyorum.

Ve ey Yaşam, geride bırakılan nice ölümlersin sen,

(Şüphesiz on binlerce kere öldüm şimdiye dek ben.)

Fısıldıyorsunuz, ey gökteki yıldızlar, duyuyorum,

Ey güneşler –– ey mezarların çimenleri

–– ey sonu gelmez geçiş ve dönüşümler,

Siz bir şey söylemiyorsanız ben ne söyleyeyim?

124


www.isaretatesi.com

Güz ormanındaki bulanık göletten,

Uğultulu alacakaranlığın sarp yamaçlarından inen aydan,

Saçılsın günün ve gecenin pırıltısı

–– saçılsın çamurda çürüyen kapkara köklerin üzerine,

Saçılsın kuru dalların kederli mırıltısına.

Yükseliyorum aydan, yükseliyorum geceden,

Farkediyorum ki tüyler ürperten o ışıltı

aslında öğle güneşinin yansıması;

Ve küçücük ya da koskoca bir nesilden

doğuveriyorum somut ve sabit olanın üzerine.

125


www.isaretatesi.com

L.

İçimde bir şey var –– bilmiyorum nedir

–– ama biliyorum ki içimde o benim.

Kan ter içinde kıvranırken

birdenbire yatışıp serinliyor bedenim,

Dalıyorum uykuya, uyuyorum –– uzun zaman uyuyorum.

Bilmiyorum nedir o –– yok bir adı

–– söylenmemiş bir kelime yalnızca;

Karşılığı yok hiçbir sözlükte, ifadede, sembolde.

Üzerinde dönüp durduğum dünyadan bile öte

bir şeyin üzerinde dönüp duruyor o,

Kucaklayışıyla uyandığım yaratılış can dostudur onun.

Bundan fazlasını da söyleyebilirim belki;

ah, keşke ana hatları sunabilsem kardeşlerime!

Görebiliyor musunuz, ey sevgili kardeşlerim?

Ne kaos bu, ne de ölüm –– biçim bu, birlik, plan

–– ebedî yaşam –– Mutluluk.

126


www.isaretatesi.com

LI.

Soluyor geçmiş ve şimdiki zaman

–– ben doldurdum onları, ben boşalttım,

Ve geleceğin bir sonraki kabını doldurmaya hazırlanıyorum işte.

Hey oradaki, sözlerimi dinleyen, sana söylüyorum!

Bana verebileceğin bir sır var mı?

Usulca yanıma sokulan akşamı kokladığım sırada

yüzüme bak benim,

(Konuş dürüstçe, duymayacak seni başka kimse,

ama ben de yalnızca bir dakika beklerim.)

Çelişiyor muyum kendimle?

Pekâlâ, çelişiyorum kendimle,

(Büyüğüm ben, yığınları taşıyorum içimde.)

Meylediyorum en yakınımdakilere,

bekliyorum kapının eşiğinde.

Günlük işlerini kimler tamamladı?

Kim yürümek ister benimle?

Akşam yemeğini hanginiz bitirecek önce?

127


www.isaretatesi.com

Gitmeden bir şeyler söyleyecek misin bana?

Çoktan geç mi kaldın yoksa?

128


www.isaretatesi.com

LII.

Aniden geçiyor yanımdan benekli şahin, kınıyor beni,

oyalanıp gevezelik ettiğimden yakınıyor.

Onun gibiyim ben de, hâlâ zerre kadar ehlîleşmedim;

yok başka bir dilde karşılığım;

Dünyanın bütün çatıları üzerinde yankılanıyor barbar çığlığım.

Günün son bulutu bir an duraksıyor benim için,

Yansıtıyor suretimi ötekilerin ardından

gölgeli ıssız topraklar boyunca pek sahici,

Alacakaranlığa ve buğuya cezbediyor beni.

Uzaklaşıp gidiyorum hava gibi,

savuruyorum firari güneşe doğru

saçlarımın ak lülelerini,

Girdaplarla yayılıyor gövdem,

saçılıyor çentik çentik, oya gibi.

Toprağa kalıt bırakıyorum kendimi

büyümek üzere sevdiğim çimenlerle,

Arayacak olursan beni

tabanlarının altına bak bundan böyle.

129


www.isaretatesi.com

Tanıyamayacaksın beni belki,

anlamayacaksın ne demek istediğimi,

Esenlik vereceğim sana gene de,

Süzüp arındırarak koyultacağım kanını.

Eğer ilk defasında yetişemediysen bana cesaretini kaybetme,

Bir yerde kaçırdıysan beni ara ötekinde,

Duruyorum bir yerlerde, işte, bekliyorum seni.

130

Hooray! Your file is uploaded and ready to be published.

Saved successfully!

Ooh no, something went wrong!