Milli Mücadele Gazetesi

hasan.turan

FMV Ispartakule Işık Lisesi

15 MAYIS 1919

Milli Mücadele

1

gazetesi

Hazırlayan: FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi ARŞiVE IŞIK TUTANLAR Ekibi

Halk sessiz ve üzgün seyretti.

İZMİR

İŞGAL EDİLDİ.

İzmir’e Yunan ordusunun askerleri geldi.

GÜNLERDEN beri limanımızda toplanmakta

olan yabancı harp gemilerinden dün öğleden sonra

bahriye silahendazları indiler ve şehrin muhtelif

noktarını işgalleri altına aldılar. İngiliz birlikleri,

Karaburun ve Uzunada cihetini, Fransız kuvvetleri

Urla ve Foçalar’ı, Yunan müfrezeleri de Yenikale’yi

kontrolleri altına almışlardır.

Halk, sokaklara, kordon boyuna yayılarak sessizlik

içinde bu işgali seyretmiştir. Şehirdeki Rumlar ise

şenlikler yapmışlar ve bilhassa karaya çıkan Yunan

silâhendazlarını büyük gösterilerle karşılamışlardır.

FRANSIZ, İngiliz ve Yunan kuvvetleri yalnız

İzmir’in kalelerini ve müstehkem mevkilerini işgalle

yetinmemişlerdir. Aynı zamanda şehrin içine de

birlikler gönderilmiştir.

ÖĞRENDIĞIMIZE göre, işgalin plânı, dün sabah

Amiral Kaltop’un başkanlığında yapılan bir toplantıda

kararlaştırılmış ve bunu müteakip saat 09.00’da

Dün sabah 17. Kolordu

Kumandanı Ali

NadirPaşa’dan Harbiye

nezaretine bir telgraf

gelmiştir. İzmir mevkii

müstahkem kumandanı,

halk arasındaki

şayialara göre, İzmir’in

Yunan kıtaları tarafından

işgal edileceği,

yahut Yunanistan’dan

daha evvel İzmir’e

getirilmiş bulunan

Yunan Kızılhaç ekiplerinin

el altından yerli

Rumlardan teşkil edip

silahlandırdığı kuvvetler

tarafından, içeriden

işgal altına alınacağı

ihtimallerini bildirimiştir.

Kolordu Kumandanı,

ne surette hareket edeceği

hususunda talimat

istemiş ve kendisine

acele emir verilmesini

istemiştir. Fakat Harbiye

Nezareti’nden, İzmir

Kolordu Kumandanına

hiçbir cevap verilmemiştir.

Yalnız İzmir’de Amiral

Kaltop’tan, İtilâf birliklerinin

şehri işgale

başlayacaklarına dair

Amiral, Kolordu Kumandanı Ali Nadir Paşa ile Vali

Kanbur İzzet’e bir nota ile kararını bildirmiştir.

KOLORDU kumandanı da, Bâbıâlî ve Harbiye

Nazırı Şakir Paşa ile makine yaptığı telgraf muhaberesinden

sonra emrindeki birliklere şu talimatı

vermiştir:

“İzmir mühtahkem mevkii tahkimat bölgesi, bugün

öğleden sonra İtilâf devletleri kıtaları tarafından işgal

edilecektir. Toplar ve diğer her türlü harp malzemesi

bu kıtaları tarafından işgal edilecektir. Bu bölgelerdeki

komutanlar, subaylar ve erler bu bölge dışında ve

gerilerinde toplanacaklar, kolorduca verilecek emre

göre hareket eyleyeceklerdir. Bu işgal esnasında katiyen

karşı konmayacak, işgale gelecek İtilâf müfrezelerine

gereken kolaylıklar gösterilecektir.”

Bu kolorduluk emri dolayısıyla, Türk birliklerinin,

işgalden hemen önce sessizce çekildikleri ve hiçbir

çatışma olmadığı anlaşılmaktadır.

Hükümet inanmıyor

sabahki notayı alınca

Ali Nadir Paşa telgraf

makinesi başına gelmiş

ve bu defa Harbiye

Nazırı Şakir Paşa ile

muharebe etmiştir.

Harbiye Nazırı verdiği

cevapta Amiral Kaltrop’un,

İtilâf birliklerinin

İzmir kalelerini

işgal edeceklerine dair

notası için:

“İşgal vukuuna diar

Bâb-ıâli’ye verilmiş

bir malûmat yoktur.

Amiralin bu teklifi, mütareke

şartları hükümleri

icabında olmakla,

mukafakat edilmesi

lüzumu tabiidir.

Öğrendiğimize göre,

Kolordu Kumandanı,

bunun üzerine; “Bu

işgalin muvakkat bir

mahiyeti haiz olduğu,

bunun bir Yunan

işgaline yol açacağı”

hakkındaki ısrarlı şaiyalar

üzerine Harbiye

Nâzırı’nın dikkatini

çekmiş ve kendisinden

şu cevabı almıştır:

“Bu gibi şâyialara

ehemmiyet vermeyiniz.”

Yunan askeri

bugün çıkıyor.

Dün, gece yarısına yarım saat kala, Amiral

Kaltrop, İzmir Valisi ile Kolordu Kumandanı’na

ikinci notasını vermiş ve bunda,

sabahleyin Yunan birliklerinin şehri işgal

edeceklerini bildirmiştir.

Bu notada;

“Mondoros Mütarekenamesinin 7’nci

maddesi gereğince, İtilaf Devletleri namına,

İzmir’in Yunan askerî birlikleri tarafından

işgal olunacağı, bu kararın Babıâli’ye

de bildirildiği ve çıkarma kuvvetlerinin

ertesi gün (15 Mayıs 1919) saat 08.00’de

İzmir’e asker çıkaracaklarını, Yunan deniz

silahlı müfrezelernin 07.00’den itibaren

Paris

İZMİR’DEN gayri İstanbul’la, Edirne’nin

de Yunanistan’a terkedilmesi için geniş

bir faaliyet göstermektedir.

Burada yayınlanmakta olan (Revue

Des Balkans) adındaki derginin son

nüshasında (İstanbul: Yunan şehri)

başlıklı uzun bir makale mevcuttur.

Josef Reinach adındaki yazar, İstanbul

ve havalisinin Yunanistan’a bırakılmasının

şart olduğunu yazmakta ve şöyle

demektedir:

SON DAKİKA

iskeleleri işgal edeceklerini, esef verici

olaylara meydan kalmamak üzere Osmanlı

kıtalarının bulundukları mahallerde kalması

ve bir İngiliz deniz piyade müfrezesi

tarafından işgal edilecek olan telgrafhanede,

sansür edilmek kaydıyla, resmî

muhaberata müsaade edileceği ve Yunan

askerî makamlarının kendilerine dair olan

arzularının bildirilmesine intiraz edilmesi

lüzumu” bildirilmektedir.

Midilli’deki Birinci Yunan Tümeni’nin

de sabaha karşı İzmir’e doğru yola çıktığı

duyulmuştur.

17’nci Kolordu Kumandanı’nın, sabaha

karşı emrindeki birliklere şu talimatı yolladığı

öğrenilmiştir:

“Yarın sabah Yunan birlikleri şehre çıkacaklar

ve yavaş yavaş şehri işgal edeceklerdir.

Esef verici olayların meydana gelmemesi

için bütün askeri kıtalar bulundukları

garnizonlarda kalacaklardır.”

Yunanistan, İstanbul ile

Edirne’yi de istiyor

“Eğer sulh konferansı, âdil şekilde milliyetler

prensibini tatbik ederse, İstanbul

ile onu Trakya’dan çevreleyen bütün

havaliyi Yunanistan’a bırakmaktan başka

bir şey yapamaz.”

Josef Reinach, Edirne şehrinin de üçte

iki çoğunluğunda Yunan olduğunu iddia

etmekte ve makalesini şöyle bitirmektedir:

“İstanbul Türklerin elinde kalamaz!”

Milli Mücadelemizin 100. yılı anısına FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi öğrencilerinden oluşan “ARŞİVE IŞIK TUTANLAR” ekibi tarafından derlenmiştir.


MİLLİ MÜCADELE GAZETESİ, 15 Mayıs 1919

2

MUSTAFA KEMAL KİMDİR ?

Atina’da

şenlik

ATİNA

Bir Yunan muhabiri yazıyor.

İZMİR’in Yunan kuvvetleri tarafından

işgali haberi günlerdir bekleniyordu.

Fakat haberin gecikmesi

son zamanlarda halk arasında ciddi

endişeler yaratmaya başlamıştı.

Fakat dün sabaha 11’de haber birden

patlayınca şehir neşe ve sevinç

doldu, her tarafa mavi – beyaz

bayraklar çekildi, sokaklara dökülen

halk arasında sevinçten ağlayanlara

rastlanıyordu.

Beş asırlık bir hayal ve bir rüya

nihayet gerçekleşiyordu:

İstanbul’da milli şarkılar söyleyerek

sokaklara dökülen halk bir taraftan

Fransız ve İngiliz milli marşlarını,

diğer yandan da Yunan milli marşını

söylüyordu.

Akşama doğru Atina Hükümet

Konağı önünde büyük bir miting

toplandı. Büyük tezahürat arasında

balkona gelen Belediye Reisi Patris

şöyle konuştu:

“- Bugünden itibaren, İyonya’nın

güzel çiçeği İzmir Yunanistan’a

aittir.”

“Hurra” sesleri birden göklere yükseldi.

Bundan sonra kalabalık, başta

Belediye Reisi Patris ve Belediye

Meclisi üyeleri İngiliz, Fransız ve

Amerikan elçiliklerine gitmişler,

teşekkür mesajlarını bırakmışlardır.

VENİZELOS’UN TELGRAFI

DÜN öğleye doğru, gazeteciler Başbakanlığa

davet edilmişler ve kendilerine

Venizelos’un şu telgrafı verilmiştir:

“Yüksek Konseyin bugünkü toplantısında,

hazır beklemekte olan Yunan

çıkarma kuvvetlerinin derhal İzmir’e

hareket etmeleri hususunda karar

aldığı şu anda bana bildirildi. Karar

ittifakla alınmıştır. Yaşasın millet.

Venizelos”

Paris’ten Pazartesi 5.45’te yollanan bu

telgraf Atina’ya salı günü ulaşmıştır.

Yalnız, çıkarma birliklerine hazır ol

emri daha geçen çarşamba verilmişti.

Genelkumay’da

Değişiklik

Yapıldı.

Fevzi Paşa’nın, Harbiye Nazırı

Şakir Paşa ile itilafa düştüğü ve bu

sebeple de vazifesinden alındığı

söylenmektedir. Fevzi Paşa’nın,

İzmir’in muhtemel işgali karşısında

takip edilecek yol hususunda

Harbiye Nazır’ının görüşlerine

katılmadığı ve yeni işgal hareketlerine

silahla karşı konulması

gerektiği görüşünü müdafaa ettiği

ve İzmir’de Kolordu Kumandanı

Nadir Paşa’ya verilecek “silahları

teslim et” talimatına da katılmadığı

öğrenilmiştir.

DOKUZUNCU Ordu Müfettişliğine

tayin edildiğini bildirdiğimiz

Mustafa Kemal Paşa, mütarekenin

imzalanmasından 13 gün sonra

döndüğünde bir basın toplantısı

yaparak, devlet idaresi ile ilgili fikirlerini

açıklamıştır.

MİNBER gazetesi, 19 Kasım 1918

tarihli nüshasında bu basın toplantısını

verirken, Mustafa Kemal Paşa

hakkında da şunları yazmıştır:

“İtiraf edelim ki, vatanın emsalini

yetiştirmekte cömertlik göstermediği

birkaç müstesna zekâdan biri

ve hatta birincisi Minber ve Vakit

gazetelerinde beyanatı neşredilen

Kemal Paşa’dır.

Milletin ve memleketin en ziyade

Çanakkale kahramanı Mustafa Kemal Paşa, Anafartalar’da düşman çıkarmasını önledikten sonra grup karargahı önünde

arkadaşları ile birlikte.

M. KEMAL PAŞA

Damat Ferit ile konuştu.

Çanakkale kahramanı Samsun’a harekete hazırlanıyor.

ÇANAKKALE kahramanı Mustafa Kemal Paşa

dün akşam yemeğini Nişantaşı’nda Sadrazam Damat

Ferit Paşa’nın evinde, yeni Genelkurmay Başkanı Cevat

Paşa’nın da katıldığı özel bir toplantıda yemiştir.

Öğrendiğimize göre; yemekten sonraki sohbet

sırasında Sadrazam bir harita getirterek Mustafa Kemal

Paşa’ya, yeni vazifesi esnasında neler yapmak niyetinde,

selâhiyetlerinin neler olduğunu sormuştur.

Nisan ayı son günlerinde Samsun’a Dokuzuncu Ordu

Müfettişliğine tayin edilmiş olan Mustafa Kemal Paşa bu

soruya cevaben demiştir ki:

hayırlı evladından olduğu halde en

az takdire mazhar olan yine kendisidir.

Fakat kime kabahat bulalım?

Kendisi o kadar şöhretten kaçan, o

derece mahviyet kârdır ki Anafartalar’ın

yegâne müdafi ve İstanbul’un

kurtarıcısı münhasıran kendisi

olmasına rağmen bu hakikati pek

çok zaman ifşa etmedi ve bu surette

bütün muvaffakiyetin şan ve şerefleri

çapulcuların inhisarcı hisselerine

kaydedildi.”

MİNBER gazetesi, Mustafa Kemal

Paşa’yı anlatan bu makalesini şu

cümle ile sona erdirmişti:

“Herhalde İstikbal-i Vatan Mustafa

Kemal Paşa’dan büyük hizmetler

beklemekte haklıdır.”

1918 yılının son aylarında bir ara

Harbiye Nazırı olacağı söylenmiş

olan Mustafa Kemal Paşa 1881 yılında

Selanik’te doğmuştur. Selanik Askeri

Rüştiyesi’ni bitirerek Manastır

Askeri İdadisine 1895 yılında giren

Mustafa Kemal, 1905 yılında Harp

Akademisinden kurmay yüzbaşı

olarak çıkmış ve merkezi Şam’da

bulunan Beşinci Orduya gitmiştir.

MUSTAFA Kemal Paşa, aynı

zamanda Şam’da Vatan ve Hürriyet

Cemiyeti’ni de kurmuş, softaların

31 Mart ayaklanmasını bastıran

Hareket Ordusunun Genelkurmayında

vazife almış, Trablusgarp

cephesinde, Arnavutluk’ta savaşlara

katılmıştır.

“- Efendim, İngiliz raporlarına göre, Samsun ve

havalisinde bazı karışıklıklar varmış. Biraz mübalağalıdır

zannediyorum. Ne de olsa bunlar basit şeyler… Yerinde

yapacağım tetkikat ile hallederiz. Şimdiden isabetli bir

şey söyleyememekten korkarım.”

Bunun üzerine Sadrazam Cevat Paşa’ya dönerek, “Siz

ne dersiniz?” demiş, o da “-Öyledir efendim, bu gibi işler

yerinde hallonulur.” şeklinde cevap vermiştir.

SADRAZAMIN, Mustafa Kemal Paşa’nın hangi

vilayetlere, hangi kuvvetlere selâhiyetlerini kullanacağından

bir tereddüdü olduğu sezildiğinden Cevat Paşa

bu tereddüdü dağıtmak istercesine “Efendim, Paşa tabiî

o mıntadaki kuvvete kumanda edecek, zaten nerede

kuvvet kaldıki” demiştir.

ÖĞRENDİĞİMİZE göre Mustafa Kemal Paşa bugün

Padişahı ziyaret ederek vedâ edecek ve derhal Bandırma

vapuru ile Samsun’a hareket edecektir.

Nişantaşı Konağından Mustafa Kemal Paşa ile birlikte

ayrılan Cevat Paşa, Teşvikiye’ye doğru yürürken:

“- Bir şey mi yapacaksın Kemal?” diye sormuş ve şu

cevabı almıştır:

“- Evet Paşam, bir şey yapacağım.”

Ve aralarındaki konuşma şu şekilde bitmiştir:

“- Allah muvaffak etsin.”

Mustafa Kemal Paşa, Çanakkale

savaşları sırasında Anafartalar’da

İngiliz çıkarma birliklerini durdurmuş,

İstanbul’u korumuştur.

Bundan sonra Anadolu’nun Doğusunda

vazife alan Mustafa Kemal

Paşa, Bitlis ve Muş’u da düşmandan

geri almıştır. İkinci ve Yedinci Ordu

Kumandanlıklarını da yapan Paşa,

mütarekeden 31 Ekim 1918’de Yıldırım

Orduları Grup Kumandanlığına

tayin edilmiş ve bu grubun lağvı

üzerine de İstanbul’a dönmüştür.

PATRİKHANE

NE YAPIYOR?

Diğer taraftan Yunan gazeteleri,

Anadolu’da Hristiyanlara zulüm

yapıldığına, bu kütlerin tehlikede

bulunduklarına dair haberler

yayarak, İzmir’de başlamakta

olan işgal bölgelerinin mümkün

olduğu kadar içerilere yayılmasını

sağlamak istemektedirler.

Yunan basını, “Anadolu içlerinden

Patrikhaneye geldiği bildirilen

raporlar” üzerinde durmaktadır.

Patrikhane tarafından iddia

edildiğine göre, Anadolu’da Hristiyanlar

felaketle karşı karşıya bulunmaktadırlar

ve açlıktan ölmeleri

tehlikesi de vardır. Patrikhane

Türk makamlarının Hristiyanlara

ekmek vermediklerini, Konya ilinde

de çetelerin Hristiyan evlerini

güpe gündüz bastıklarını ileri

sürmektedir.

Anadolu Rumları

neler istediler?

YUNAN Haber bülteninin açıkladığı

bir habere göre, Anadolu

Rumlarından bir heyet İstanbul’da

Yunan kulübünde yaptığı bir toplantı

sonunda aldığı kararı Yunan

Başbakanı Venizelos’a ulaştırmıştır.

Kararda, Anadolu Rumlarının

talepleri sıralanmakta ve “İzmir ile

Bursa Yunanistan’a kavuşurken, bir

Anadolu içleri Rumları barbarlarla

birlikte yaşamaya devam edemeyiz”

denmektedir.

Anadolu Rumlarının temsilcileri,

“tam bir siyasi istiklal ve anavatanımızın

garantisi, büyük devletlerin

de himayesi altında işlerimizi yürütmek

hakkını istiyoruz” denmektedir.

İmzalar şunlardır:

• Aleksandr Siniosoğlu (Bankacı)

• Sofoki Hüdaverdioğlu (Tüccar)

• Aleksandr Köseoğlu (Sanayici)

• Hristanthe Tomaides (Avukat)

• Jurdan Cerrahoğlu (Doktor)

• Yoahim Valayanis (Profesör)

Belediye

Reisi Cemil

Paşa “Yok,

Yok” Diyor.

Belediye Reisi Cemil Paşa, dünkü

beyanatında “Para yok, amele

yok, vesait yok…” demiş şehir

işlerinin düzeltilmesinde karşılaştığı

güçlüklerden bahsetmiştir.

Cemil Paşa, bilhassa şehri temiz

hale getireceğini söylemiş, bunun

için de sokağa tükürülmesini,

çöplerin sokaklara boşaltılmasını

yasaklayacağını kaydetmiştir.

Belediye Reisine göre, gıda maddelerinin

açıkta, sinek yağmuru

altında satılması da önlenecektir.

Milli Mücadelemizin 100. yılı anısına FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi öğrencilerinden oluşan “ARŞİVE IŞIK TUTANLAR” ekibi tarafından derlenmiştir.


MİLLİ MÜCADELE GAZETESİ, 15 Mayıs 1919

3

Venizelos’un Rumlara Mesajı:

“İZMİR’İ İŞGALE DAVET EDİLDİK.”

Şehrimizdeki Rumlara, İzmir’in

Yunan ordusu tarafından işgal edileceğine

dair müjdenin salı günü metropolithanede

yapılan bir toplantıda

verildiği öğrenilmiştir.

Bu toplantıya katılan bir Yunanlı

gazeteci şunları anlatmıştır:

“13 Mayıs öğle vakti, İzmir’in Yunan

askeri tarafından işgal edileceğini

Rum halkı bilmiyordu. Büyük haber

ancak öğleden sonra saat dörtte Mavrudis

tarafından metropolithanenin

büyük salonunda müjdelendi.

Saat ikiden beri kavaslar, papazlar,

Rum ve Yunanlı gazeteciler, cemaatin

bütün azaları ve mahalle heyetleri

Metropolithanede fevkalade bir toplantıya

çağrılmışlardı.

Halk önemli bir durum karşısında

olduğunu anlıyor, Ayafotini Kilisesi’nde

toplanıyordu. Metropolit

Hrisostomos ile Anadolu’nun başpapazları

Yunan ordularını karşılamak

ve takdis etmek mutluluğuna ermek

düşüncesiyle derin bir sevinç içindeydiler.

Metropolithane baştan başa dolmuştu.

Herkes sevinçli haberi öğrenmek

için, karşıki Yunan Konsoloshanesinden

Mavrudis’in gelmesini bekliyordu.

Nihayet Yunan Heyeti Reisi, metropolithaneye

gelerek acele salona

girdi. Heyecanı pek şiddetli idi. Adeta

titriyordu. Yanında duran Metropolit

Hrisostomos ağlıyordu.

Mavrudis, Venizelos’un beyannamesini

okumaya başladı. Daha ilk

kelimesi, salonun içinde ve dışında

“zito, zito” sesleriyle karşılandı. Orada

bulunanlar birbirlerini kucaklıyorlardı.

Sevinç son haddini bulmuştu.

Venizelos beyannamesinde şöyle

diyordu:

“Yunanistan, İzmir’i işgal etmek

üzere, barış konferansı tarafından

memur edildi. Asırlarca beklenen

emelimiz tahakkuk etmiştir. Milletimiz

idrak ederler ki, bu karar, konferansı

idare edenlerin vicdanında

Enosis’in (ilhakın), İzmir’in Yunanistan’a

ilhakının yer bulmasından sonra

verilmiştir.

Balkan Harbine kadar aynı boyunduruk

altında esir bulunduğum için

bugün, Küçük Asyalı Rum kalplerinin

ne derece sevinç duygularıyla dolu

olacağını iyice hissediyorum.

Duyguların açığa vurulmasını önleyecek

değilim. Fakat bu gösterileri

ahali arasında, vatandaş unsurların

hiçbirine karşı husumet ve hareket

mahiyetini almayacağına eminim.

Aksine olarak fazla sevinç, nümayiş

diğer unsurlara karşı kardeşlik hisleri

göstermekle eş anlamda olmalıdır.

Bu unsurlara anlatılmalıdır ki: Biz,

diğerlerinin zararına, kendi üstünlüğümüzü

ve zorbalığımızı yerleştirmek

için bir boyunduruğun kaldırılmasını

kutlamıyoruz. Yunan hürriyetiyle,

cins ve mezhep farkı olmadan, eşitlik

ve adalet bahşedeceğiz.

Umum unsurlara karşı bu itimat ve

emniyeti telkin etmekle yalnız milli

cevherimize sadık kalmayacağız,

fakat yüksek milli menfaatlerimize

de mükemmel surette hizmet etmiş

olacağız.

İtalyan unsuruna bilhassa hususi

dikkat gösterilmelidir. İzmir’in Yunan

işgali hususunda İtaly’nın da diğer

müttefiklere katılması, nazarı dikkate

alınmalıdır.

Yunanlı Küçük Asya’dan ricam faydasız

kalmayacağını ve İzmir’i kendisine

“İhya-yı milli incilini” getirmek suretiyle

yakında ziyaret edebileceğimi

ümit ederim.

“ELEFTERİOS VENİZELOS”

Venizelos’un beyannamesinin okunmasından

sonra, çeşitli sınıflardan

halk arasında kucaklaşmalara devam

edildi.

Yunanlı gazeteci, Yunan işgal kuvvetlerinin

gelmek üzere olduğunu, her

an beklendiğini de söylemiştir.

Fakat Venizelos’un beyannamesindeki

bütün söz ve vaatlere rağmen,

buradaki yerli Rumlar – ki çoğu

silahlandırılmıştır – Yunan işgal birliklerinin

gelmesi ile toplu bir yağma

ve katliama hazırlanmaktadırlar.

İstanbul’a

Birleşik

Yönetim

Atina

İstanbul’dan Embros gezetesine verilen

bir habere göre, sulh konferansı,

İstanbul şehri ile havalisinin “beynelmilel

bir idare” ye teslim edileceğini

pek yakında Türk Hükümetine

bildirecektir.

Embros muhabiri bu haberi, İstanbul’daki

müttefiİstanbul’daki müttefik

çevrelerinden aldığı ilave etmektedir.

Türkleri

savundu, vazifeden

oldu

Amerikan Robert College Okulunun

Müdürü Dr. Gates, dostlarına

vedâ etmiş ve İstanbul’dan, Paris’e

hareket etmiştir.

Geçenlerde Dr. Gates, yaptığı bir

konuşmada Türkleri savunmuş ve

“Ermeni mezalimi” konusunda

Türkler aleyhindeki iddiaların çok

fazla büyütüldüğünü söylemiştir.

Bu sözlerden kısa bir süre sonra

Dr. Gates’in görevine son verilmiş

ve kendisi Birleşik Amerika’ya geri

çağrılmıştır.

İstanbul’da

tutuklamalar

yapıldı.

Ermenilere zulüm yaptıkları iddiası

ile tevkif edilen İttihatçılar arasında

Profesör Fuad Köprülü ile eski

İttihatçı mebuslar ve bir de gazeteci

var.

İTTİHATÇI denilerek veya harp

sırasında Ermenilere zulüm yaptıkları

iddiasıyla bazı kimselerin

tevkifine dün de devam edilmiştir.

Askeri hapishaneye atılanlar arasında

eski Sinop mebusu İsmail Hakkı,

eski Tokat mebusu Hasan Tahsin,

eski Karasi mebusu Ferhad Dr. Esad

Paşa, tüccarlardan Macid Mehmet

Karakaş, Şamlı Mehmet ve Terzi

Zeki de vardır.

Darülfünun hocalarından Köprülü

Mehmet Fuat ile eski Antalya Valisi

Sabur Sami de yakalanarak hapsedilmiştir.

Şeytan gazetesi müdürü

Avni Bey tevkif edilmiştir.

Askeri mahkemede, Ermenilere

zulüm yapan Türklerin durumları

ile meşgul olmak üzere yeni bir sorgu

hakimi tayin edilmiştir. Bu zat,

Van vilayeti eski Adliye Müfettişi

Garabet Ayciyan’dır.

YUNAN İŞGAL TÜMENİ

MİDİLLİ’DE BEKLİYOR

İzmir işgal altında da İstanbul değil mi?

İstanbul “resmen” işgal altında değil, fakat yukarıdaki

resme bakmak, ne halde bulunduğumuzu göstermeye kâfi

gelir sanırız.

6 aydan beri İstanbul sokaklarında bu sahneye şahit

oluyoruz. Evvelden olduğu gibi Türk polisi tek başına emniyet

ve asayişi sağlamıyor. Silahı elinden alınmış, yabancı

polislerin yanında dolaşıyor. O kadar.

13 Kasım’da müttefik filoları, mütarekeden sonra

Çanakkale’den geçerek İstanbul önünde gelip demir attıklarından

beri yabancılar şehre hakim.

İZMİR

Bir Yunan tümenini taşıyan gemilerin dün

gece Midilli’nin Yero Limanına girdiği öğrenilmiştir.

Halk arasında dolaşan şaiyalara

göre, Yunan kuvvetleri her an şehri işgal edebilirler.

Midilli’de bekleyen tümene, İzmir’i

işgal vazifesinin verildiği söylenmektedir.

Tümen kumandanı Albay Zafiriu limanımıza

gelmiş ve Averof zırhlı kruvaözründe

diğer Yunan kumandanları ile bir toplantı

yapılmıştır. Yunan muharebe gemisi Kılkış

da buradadır. Albay Zafiriu’nun, Filo Kumandanı

Albay Mavridis ile İzmir’in nasıl

işgal edileceğini, Yunan birliklerinin nerelere

çıkacaklarının plânladığı da öğrenilmiştir.

Bütün Ege bölgesindeki İtilâf devletleri

donanmalarının başkumandanı bulunan

Amiral Kaltrop, Yunan Birinci Tümeni’nin

kumandanı Zafiriu ile gizli bir toplantı

yapmıştır.

Albay Zafiriu’nun, tümeni efradına verilmek

üzere bir günlük emri de Averof zırhlısında

hazırladığı duyurulmuş müsveddeleri

Rumlar arasından elden ele dolaşmaktadır

ve şu şekilde yazılmıştır:

“Mukavemete imkan burakmamak için,

İzmir şehrinin etrafı süratle abluka altına

alınacaktır. Yabancı unsurların şehir içinde

kargaşalık çıkarmalarına imkân bırakılmayacaktır.

Şehir içinde vukua gelecek

mukavemetleri kırmak için, Türk ve Rum

mahalleleri birbirinden tecrid edilecektir.

Milli Mücadelemizin 100. yılı anısına FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi öğrencilerinden oluşan “ARŞİVE IŞIK TUTANLAR” ekibi tarafından derlenmiştir.


MİLLİ MÜCADELE GAZETESİ, 15 Mayıs 1919 4

Mustafa Kemal Paşa idaresindeki kahraman Türk askerleri Çanakkale’de, Conkbayırına çıkmış olan İngiliz askerlerini geri püskürttü. Bu zaferle İstanbul yolu düşmana kapatıldı.

BU HALE NASIL GELDİK?

Çanakkale zaferleri… Sarıkamış faciası… çölde çöküş… Yurdu teslim eden mütareke...

SARAYBOSNA’DA 28 Haziran

1914’te Avusturya – Macaristan tahtı

veliahtı Arşidük Francois Ferdinand

ile karısı Hohenberg düşesinin

Bosnalı öğrenci Princip tarafından

katledilmesi ile başlayan Cihan Savaşı’na

ekim ayı sonunda Osmanlı

Devleti de katılmış ve 4 sene 3 gün

yani 1462 gün birçok cephede kan

dökmüştür, şehit vermiştir.

10 Ağustosta Alman harp gemileri

Goeben (Yavuz) ve Breslav (Midilli)

nin Çanakkale’ye gelmeleri, Osmanlı

donanmasına katılmaları ve Başkumandan

Vekili Enver Paşa tarafından

da Alman Amirali Şuson’un

Osmanlı donanması komutanlığına

getirilmesinden sonra, Türk savaş

gemileri Karadeniz’e çıkmış, 29

Ekim’de Rus limanlarını topa tutmuştur.

Böylece Rusya 2 Kasım 1914’de Osmanlı’ya

savaş ilan etmiş, 3 gün sonra

da İngiltere ile Fransa savaş açtıklarını

bildirmişlerdir.

deniz savaşı kazanmışlar, Çanakkale’ye

saldıran büyük filoda üç büyük

harp gemisi batırılmış, dördü ise

ağır yara alarak çekilmiştir. Bunun

üzerine saldırıyı idare eden Amiral

(ordunun yardımı olmadan) Boğazın

geçilemeyeceğini bildirmiş, 25

Nisan’da Gelibolu yarımadasına ilk

çıkarmalar olmuştur. Mustafa Kemal

Paşa kumandasındaki Türk birlikleri

İngiliz, Fransız birliklerinin

ilerlemelerine imkan bırakmamıştır.

Büyük devletler saldırıyı tekrar şiddetlendirmişler,

fakat 12 Mayıs’ta

Goliat adındaki zırhlıyı da kaybetmişlerdir.

Haziran ayında İngilizler üç tümen

daha yollayarak 6 Ağustos Seddülbahire

saldırmışlardır. Anafartalar

Grup Kumandanı olan Mustafa Kemal

Paşa mukabil taarruzla Conkbayırını

İngilizlerden almıştır.

1916 YILINDA

Bu yıl Doğu’da Rus ileri hareketi 11

Ocak günü başlamıştır. 19 Ocak ile

25 Temmuz arasında Hasankale,

Erzurum, Rize, Sürmene, Trabzon,

Gümüşhane, Erzincan, Bayburt,

Muş, Bitlis Rus işgaline düşmüştür.

1917 YILINDA

İki mühim olay bu yılın başlarında

cereyan etmiştir. Mart içinde Rusya’da

Bolşevik ayaklanmaları başlamış,

15 Mart’ta Çar devrilmiştir. 16

Nisan’da Rusya’ya giren Lenin henüz

idareyi ele almış değildir fakat mücadele

devam etmektedir. Alman

cephesinde Rus ordusunda da ayaklanmalar

firarlar başlarken Birleşik

Amerika 6 Nisan’da Almanya’ya savaş

ilan etmiştir.

Bu arada Atina’da Alman taraftarları

Yunan Kralı Konstantin de devrilmiş,

müttefiklerin yardımı ile iktidara

gelen Venizelos 1 Temmuz’da

Türkiye’ye ve müttefiklere savaş ilan

etmiştir. Yeni kral, Konstantin’in

ikinci oğlu Aleksandr’dır.

Yılın son aylarında Petrograd da

Bolşevikler iktidarı ele geçirmişler,

Almanlarla olduğu gibi Türkiye

ile de mütareke müzakerelerine

girmişlerdir. Türk – Rus mütareke

görüşmeleri ilk olarak Erzincan’da

4 Aralık’ta başlamış, Brest Litovsk

Antlaşması ile 15 Aralık’ta katileşmiş

fakat imzalanamamıştır.

HARBİN SON YILI

Ruslarla mütareke 1918 yılının şubatında

hala imzalanmamıştır. Troçki’nin

itirazları vardır. Bunun üzerine

12 Şubat’ta Doğu’da Türk ordusu

ileri hareketine tekrar başlamış ve

Erzincan ve Trabzon kurtarılmıştır.

Hemen sonra 3 Mart’ta Brest Litovsk

Antlaşması imzalanmış ve 13

Mart ile 25 Nisan arasında Erzurum,

Ardahan, Sarıkamış, Van, Batum ve

Kars kurtarılmıştır.

Fakat bu defa Güney cephelerinde

karanlık günler başlamıştır. 19 Eylül’de

Filistin’de İngilizler saldırıya

girişmiş ve 8.inci Türk ordusu yenilgiye

uğrayarak çekilmeye başlamıştır.

İstanbul’da bu arada bazı değişiklikler

olmuştur. Sultan Reşat ölmüş ve

yerine Vahdettin 3 Temmuz’da padişah

olmuştur. 7 Ekim’de Sadrazam

Talat Paşa istifa etmiş, yerini Ahmet

İzzet Paşa’ya terk etmiştir.Artık Osmanlı

Devleti mütareke temin etme

peşindedir. Irak Cephesi’nde esir

edilen İngiliz Generali Towsend’in

tavassutu ile netice alınıyor ve mütareke

30 Ekim’de Mondros’da imzalanmıştır.

Bu mütareke, Osmanlı Devleti’nin

bütün kapılarını düşmana açmaktadır.

YILIN sonlarına doğru büyük devletler

gizli görüşmelerinde Osmanlı

devletlerinin paylaşılması planlarını

tanzim etmişler ve İngiltere Kralı,

Rus elçisine (İstanbul sizindir) demiştir.

Bu arada Doğu Anadolu’da savaş

şiddetlenmiştir. Enver Paşa, Hasan

İzzet Paşa’nın bütün ikazlarına rağmen

Sarıkamış’ta 18 Aralık’ta yürüyüşe

geçer fakat bu taarruzu felaketle

son bulur.

1915 YILINDA

10 Ocak’ta Sarıkamış faciası tamamlanmış,

Ruslar ilerleyerek 9.uncu ve

10.uncu kolordularımızı yok etmiştir.

Karlı ovalarda büyük sayıda şehit

verilmiştir.

40 gün sonra büyük bir filo ile İngilizler,

Fransızlar saldırmışlardır.

Almanya’ya karşı savaşında yardım

için Rusya yolunu açmak istemişler,

Çarlığı desteklemeye çalışmışlardır.

Fakat 18 Mart’ta Türkler büyük bir

DÖRT YILDA

385 BİN ŞEHİT

Osmanlı İmparatorluğu, Cihan

Savaşı içinde kaldığı 4 yıl, 3

gün zarfında 385.000 evladını şehit

vermiştir. Bunların büyük bir

kısmı Çanakkale ile Sarıkamış

topraklarında yatmaktadır.

Ayrıca Filistin çöllerinde, Süveyş’te,

Irak ve İran cephelerinde

Galiçya’da nice Türk evladı şehit

düşmüş, kaybolmuştur.

Mütarekenin akdinde hastahanelerde

180.256 yaralı yatmakadır.

Cihan Savaşı sonlarına doğru

müttefikler yanında savaşa katılarak

Anadolu topraklarına talip

olan Yunanistan ise 5.000 ölü

vermiştir.

KARANLIK BİR MANZARA

Erzurum Rus işgalinde: Rus Kumandanı Grandük Nikola, Erzurum sokaklarında.

Milli Mücadelemizin 100. yılı anısına FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi öğrencilerinden oluşan “ARŞİVE IŞIK TUTANLAR” ekibi tarafından derlenmiştir.


16 MAYIS 1919

5

Milli Mücadele

gazetesi

Hazırlayan: FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi ARŞiVE IŞIK TUTANLAR Ekibi

İzmir’in dün sahne olduğu kanlı olaylardan temsili bir tablo: Metropolit Hristostomos, Türklerin katli için

sağa sola koşuşarak tahriklerde bulunuyor.

İZMİR’DE

VAHŞET

Yunan işgal kuvvetleri saat 08.40’da

karaya çıktı, askerlerMetropolit tarafından

kutsandı. Şehirdeki tecavüz

ve yağmanın bir türlü sonu gelmiyor.

İzmir

YUNAN askeri işgali dün sabah

büyük bir katliamla birlikte başladı.

Yedi buçukta İzmir limanına

giren nakliye gemilerinden ilk

Yunan askerleri 08.40’da karaya

çıktı.

Onbinlerce yerli Rum, ellerindeki

Yunan bayrakları ve çiçekler

ile Kordon Boyunu kaplamıştı.

Çılgınca Yunan işgal kuvvetlerini

alkışladılar.

Efzun Alayının ilk çıkan taburu,

tantanalı bir törenle İzmir metropoliti

Hiristostomos tarafından

takdis edildi. Metropolit

Yunan bayrağını öptü, tuz serpti.

Hristostomos’un sevincinden

ağladığı görüldü.

Kordon Boyunda yapılan bu

dini törenden sonra ön başta

Albay Komutanı ve Sancağı, bu

sancaktan daha büyük bir Yunan

bayrağı da olduğu halde, yürüyüş

kolu Kordon Boyunca, Hükümet

Konağı – Kışla – Kokaryalı

istikametinde, Türk mahalleleri

içinden geçmek suretiyle Karantinaya

doğru yürüyüşe geçti.

Yerli Rumlar, mavi beyaz roplar

giymiş Rum kızları Yunan

yürüyüş kolunun her iki tarafını

sarmış vaziyette yürüdüler. Yerli

silahlı Rumların da takip ettiği

yürüyüş kolunun baştarafı Kışla

hizasını geçip yola saptıktan

sonra bir tabanca sesi duyuldu.

Bunun üzerine Efzun taburu, evvelâ

geldiği istikamette kaçmaya

başladı. Saat kulesi hizalarına

gelince Kışlaya karşı mevzilenerek,

tüfek ve makineli tüfeklerle,

Kışlanın kapı ve pencerelerini

ateş altına aldı.

Bundan sonra süngülü müfrezeler

Kışlaya girdi. Kolodu Kumandanı

dahil olmak üzere, oradaki

bütün subayları en ağır hakaretlerle

esir kafilesi halinde Kordon

Boyunca yürüterek Pasaport

iskelesine, Efzon taburundan

boşalan Patris vapuruna götürüp,

vapurun ambarına hapsettiler.

Kafile vapura götürülürken yol

boyunca asker, sivil Yunanlı ve

yerli Rumlardan ve hatta Rum

kadınlardan ateş, süngü ve

dipçik darbeleriyle 9 subay şehit

edildi, 21subay yaralandı. Bu

arada 27 subay da kayboldu.

Şehirde örfi idare ilan edildi.

Türkler evlerinden çıkmamaktadırlar.

Fakat birçok yerlerde sivil

Rumların, belledikleri Türk

evlerine girerek, silahlı soygun

yaptıkları öğrenilmiştir. Polis ve

inzibat karakolları tamamıyla

Yunan askeri birliklerinin ellerine

geçtiğinden bu soygunlara

kimse müdahale etmiyor.

İzmir’in işgalinde ilk

şehidimiz gazeteci oldu.

M. Kemal'in okuduğu Şemsi Efendi Okulu'nu bitirdikten sonra Lise eğitimini Selanik

Feyziye Mektebi'nde tamamlayarak mezun olan Hasan Tahsin, aydın kişiliği

ile biliniyordu.

Dün sabah Kordon Boyunda Yunan işgal

kuvvetlerine ilk kurşunu sıkan ve Efzun

alayının sancaktarını yıkan Hukuk-u Beşer

Gazetesi Başyazarı Hasan Tahsin Bey'in

vücudu süngülerle paramparça edilmiş bir

vaziyette bulunmuştur.

Görenlerin anlattıklarına göre, Efzun alayı,

kilise çanlarının sesleri ve mavi beyaz

giyinmiş Rum kızlarının şarkıları arasında

Kordon Boyunda ilerlerken birden kalabalık

yarılmış ve tek başına ileriye fırlayan

uzun boylu, siyah elbiseli bir adam elindeki

rövolverle peşi sıra kurşun sıkmaya başlamıştır.

İlk olarak Efzun alayının sancaktarı

boğuk bir sesle yıkılmıştır.

Hiç beklemedikleri bu ateş karşısında

evvelâ paniğe uğrayan Yunanlılar gerilemişler,

peşlerindeki Rum kalabalığı arasında

denize düşenler görülmüştür. Fakat

karşılarında ateş edenin yalnız bir kişi

olduğunu fark edince hemen mukabeleye

başlamışlardır. Rövolverindeki kurşunları

bitiren Hasan Tahsin Bey süratle sarılmış

ve müteaddit süngü darbeleriyle cansız

yıkılmış, şehit edilmiştir. Hırslarını, Hasan

Tahsin Bey'in vücudunu paramparça

etmekle de alamayan Efzunlar bu defa sağa

sola tüfekle, mitralyozla ateşe başlamışlardır.

Hatta denizden Yunan torpidoları da

bu ateşe katılmıştır. Bu arada büyük sayıda

sivil halk arasında kayıp olmuştur.

Öğrendiğimize göre, bu olaydan kısa

zaman evvel Hasan Tahsin Beyin, “olamaz,

böyle kollarını sallaya sallaya giremezler!”

diye etrafındakilere söylendiği de duyulmuştur.

30 yaşında şehit düşen gazeteci,

Yunan işgaline kuvvetle karşı konulmasını

savunan gençler grubuna dahildi. Güler

yüzlü, neşeli bir vatanseverdi.

Milli Mücadelemizin 100. yılı anısına FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi öğrencilerinden oluşan “ARŞİVE IŞIK TUTANLAR” ekibi tarafından derlenmiştir.


MİLLİ MÜCADELE GAZETESİ, 16 Mayıs 1919

6

Mustafa Kemal

SAMSUN’a

hareket ediyor

Paşa dün nazırlarla konuşurken, protestolarla

Yunanlıların İzmir’den çıkarılabileceğine

inanmadığını söyledi, kat’î

tedbirler istedi, Nazırlar itiraz ettiler.

BUGÜN Bandırma vapuru ile Samsun’a,

yeni vazifesine hareket edecek

olan Çanakkale kahramanı Mustafa

Kemal Paşa, dün veda ziyaretlerini

tamamlamış, Padişah Vahdettin ile de

görüşmüştür.

Mustafa Kemal Paşa önce Genelkurmay

Başkanlığına gitmiş ve yeni

başkan Cevdet Paşa ile uzun uzun

konuşmuştur. O sırada eski başkan

Fevzi Paşa, vazife teslimi yapmakta

olduğundan Mustafa Kemal Paşa

onunla da görüşmüştür.

Çanakkale kahramanı daha sonra

bakanları ziyarete ve vedaya gitmiştir.

Paşa bu ziyaretler hakkında bir yakınına

şunları anlatmıştır:

Harbiye Nazırını, Sadrazamı, Dahiliye

Nazırını aradım, hiçbiri makamında

yoktu. İçtima halinde imişler. En kestirmesi

Babıali’ye gidip kendilerine

haber vermekti. Beni sadaret bekleme

salonuna aldılar. Benim geldiğimi

duyan bazı nazırların da heyecanlı

heyecanlı salona geldiklerini görerek

biraz şaşırdım.

Mehmet Ali Bey, beni meraktan

kurtardı:

“- Allah Allah ne küstahlık… İşittiniz

mi efendim.” Yunanlılar İzmir’e

çıkıyor.”

Bu sözleri Bahriye Nazırı teyit etti:

“- Ya… dedim, bu da mı oldu?.”

Ben memleketin başına neler geleceğini

tahmin etmemiş değildim, fakat

kimseye anlatamamıştım.

Nazırların telaşı karşısında ağlamak

mı, gülmek mi lazımdı? Kendimi

tutuyordum. Fakat bu emrivaki karşısında

ben: (Allah Allah) demekten

başka bir şey düşünemeyen bu nazırlara

ibretle bakıyordum. İtidalden

ayrılmamaya pek dikkat ederek:

“- Ne yapmayı tasavvur ediyorsunuz?”

diye sordum.

“-Protesto edeceğiz” cevabını verdiler.

“-Bu lazımdır, doğrudur. Ancak böyle

bir protesto ile Yunanlıların İzmir’den

geri çekileceklerine veya İngilizlerin

onları geri çekeceklerine ihtimal

veriyor musunuz?”

Yüzüme baktılar:

“-Fakat başka ne yapabiliriz?”

“-Belki de daha kat’i tedbirler düşünülebilir.”

dedim.

“-Mesela ne gibi?”

O zaman Mehmet Ali Bey:

“-Öyle hareketlere kalkarsak bize ne

yaparlar, bilir misiniz?” diye seslendi.

PADİŞAHI ZİYARET

Mustafa Kemal Paşa bu münakaşayı

uzatmamış, vedada bulunmuş,

Bandırma vapurunun hazır olduğunu

öğrenmiş ve Damat Ferit Kabinesini

bu perişanlığı içinde bırakarak

Zatışahane’yi ziyaret için Babıali’den

ayrılmıştır.

Dün akşam Şişli’deki evinde son

hazırlıklarını tamamlayan Paşa,

Padişahla konuşması hakkında da bir

yakınına şunları anlatmıştır:

“- Yıldız Sarayının ufak bir salonunda

Padişahla adete diz dize denecek kadar

yakın oturduk. Sağında, dirseğini

dayamış olduğu bir masa ve üstünde

bir kitap vardı. Salonun Boğaziçi’ne

doğru açılan penceresinden gördüğümüz

manzara şu: Birbirine muvazi

hatlar üzerinde düşman zırhlıları !

Bordalarındaki toplar sanki Yıldız

Sarayına doğrulmuş! Manzarayı

görmek için oturduğumuz yerlerden

başlarımızı sağa sola çevirmek kafi

idi.

Padişah, hiç unutmayacağım şu sözlerle

konuşmaya başladı:

“-Paşa, paşa, şimdiye kadar devlete

çok hizmet ettik. Bunların hepsi artık

bu kitaba girmiştir. (elini demin bahsettiğim

kitabın üstüne bastı ve ilave

etti): Tarihe geçmiştir.”

O zaman bunun bir tarih kitabı olduğunu

anladım. Dikkatle ve sükûnla

dinliyordum:

“- Bunları unutun, dedi, asıl şimdi

yapacağın hizmet hepsinden mühim

olabilir. Paşa, Paşa, devleti kurtarabilirsin!”

Bu son sözlerden hayrete düştüm.

Acaba Vahdettin benimle samimi mi

konuşuyor.”

PAŞANIN HAYRETİNİN SEBEBİ?

ÖĞRENDİĞİMİZE göre, Mustafa

Kemal Paşa son haftalar içinde

Şişli’deki evinde birçok askeri

kumandanlarla konuşmalar yapmış

ve Samsun’a varışından sonra yurdun

istilacılara karşı savunulması hususunda

bazı gizli kararlara varılmıştır.

Bu savunma palanları ve tasavvurları

içinde “silahlı savunma”nın da

bulunduğu duyulmuştur. Böyle bir

savunmaya şiddetle karşı bulunan

Padişah’ın yukarıdaki sözleri karşısında

Mustafa Kemal Paşa’nın hayretlere

düşmesinin esas sebebinin de bu

olduğu anlaşılmaktadır.

Paşa, Padişahın bu tasavvurlardan

haberdar olduğu takdirde Samsun’a

hareketine mani olacağından endişe

duymuştur. Mustafa Kemal Paşa,

Padişahla konuşmasının sonunu da

şöyle nakletmiştir:

“-Ecnebi hükümetlerin yüzüncü

derece aletleri ile temas arayarak,

devletini ve saltanatını kurtarmaya

çalışan Padişah, bütün yaptıklarından

pişman mıydı? Aldatıldığını mı

anlamıştı? Fakat böyle bir tahmin ile

başka bahislere girişmeyi tehlikeli

addettim. Kendisine basit cevaplar

verdim:

“-Hakkımdaki teveccüh ve itimada

arzı teşekkür ederim. Elimden gelen

hizmette kusur etmeyeceğime emniyet

buyurunuz dedim.”

PADİŞAHIN DÜŞÜNDÜĞÜ

NEYDİ?

Resmen bilinen husus, Mustafa

Kemal Paşa’nın, Samsun ve havalisindeki

azınlıkların ve bilhassa Rumların

İtilâf devletleri temsilcilerine ulaştırdıkları

şikâyetleri tahkik ve lazım

gelen tedbirleri almak için bu bölgeye

müfettiş tayin edildiğidir.

Bu sebeple Mustafa Kemal Paşa,

Padişahın: “Paşa, Paşa bu devleti

kurtarabilir misin?” sözlerini nasıl

anladığını, yorumladığını da yakınına

şu şekilde belirtmiştir:

“- Padişah demek istiyordu ki, hiçbir

kuvvetimiz yoktur. Tek mesnedimiz

İstanbul’a hakim olanların siyasetine

uymaktır. Benim memuriyetim

onların şikayet ettikleri meseleleri

halletmektir. Eğer onları memnun

edebilirsem ve bu siyasete karşı gelen

Türkleri takip edersem, Padişahın

arzularını yerine getirmiş olacaktım.

Kendisine:

“Merak buyurmayın efendimiz,

dedim noktai nazarı şahanenizi

anladım. İrede-i seniyeniz olursa

hemen hareket edeceğim ve bana

emir buyurduklarınızı bir an unutmayacağım.”

Mustafa Kemal Paşa, “Muvaffak ol”

diyen Padişaha veda etmiş ve derhal

Şişli’deki evine dönerek hazırlıklarını

tamamlamıştır.

İstanbul Gazetelerinin

çoğunun başmakaleleri

bu sabah beyaz çıktı!..

Şiddetli bir sansür, İzmir katliamına

dair haberlerin neşrine mani oldu.

Hâdisat ve Sabah gazetelerinin başmakalelerini

sildi.

BU sabaha İstanbul gazetelerinin

çoğu başmakalelerinde İzmir’in

Yunanlılar tarafından işgalinden

bahsetmektedirler.

Fakat şiddetli bir sansür bulunduğundan,

dün cereyan eden katliama

dair haberler verememişlerdir. Yalnız

resmi bir tebliğ yayımlamışlardır.

Bunda Hükümet, karşılık verilen

noktalardan kısaca bahsetmekte,

halkı sükûnete ve itidale davet ederek,

“milletin ve devletin haklarının

korunması için” gerekli bütün tedbirleri

aldığından bahsetmektedir.

İSTANBUL gazetelerinin bir kısmında

da başmakale yeri beyaz çıkmıştır.

Sansür heyetinin, İzmir’le ilgili

bu yazıları tamamıyla yasak ettiği

anlaşılmıştır.

Bu arada Hadisat ile Sabah gazetelerinin

ilk sütunları böyle beyaz

çıktığı gibi Vakit’in yazısı da kuşa

çevrilmiştir.

Vakit gazetesi başmakalesinde İzmir’in

halkının çoğunlukla Türk olduğunu

belirttikten sonra şöyle demektedir:

“İzmir bir Türk şehridir.

İzmir bir Türk limanıdır. Ve böyle

kalmalıdır. İzmir, Anadolu’nun kalbidir.

Bir insan kalpsiz yaşayabilir

mi?”

Tasvir gazetesi ise, bu son olayda,

Venizelos’un büyük politik kabiliyetinin

esas rolü oynadığını belirtmekte

ve İzmir için ümidini yitirmediğini

ilave ederek, “Hükümetin alacağı

tedbirleri bekliyoruz.” demektedir.

Zaman gazetesi de, Türklerden

ümitsizliğe kapılmamalarını isteyerek

meselenin hallinin hükümete

bırakılmasını, hükümetin bu haksızlığa

tamir edeceğini yazmaktadır.

Yeni Gazete, yaşamak isteyen bir

milletin teessüre kendini kaptırmaması

gerektiğini söyleyerek

bütün kuvvetlerin birleştirilmesini

istemektedir. Yeni Gazete ’ye göre,

kuvvete kuvvetle mukabele edilemiyorsa,

hak ve adalete başvurularak

mukabele edilmelidir.

HÜKÜMETİN görüşlerini aksettiren

Alemdar gazetesi ise, ittihatçılara

çatmakta, “Harbe girişimizin

ve bütün cinayetlerimizin cezasının

çekeceğiz.” Demekte ve ilave etmektedir:

“Kollarımız kırık, ayaklarımız

bağlı. İtibarımız kalmamış. Paramız

yok. Sefalet belimizi bükmüş…”

demekten başka bir şey gelmiyor

elimizden.”

Milli Mücadelemizin 100. yılı anısına FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi öğrencilerinden oluşan “ARŞİVE IŞIK TUTANLAR” ekibi tarafından derlenmiştir.


MİLLİ MÜCADELE GAZETESİ, 16 Mayıs 1919 7

Paris’te 4’ler

Anadolu’yu

paylasıyor

TÜRKLERE HAKARETLİ SÖZLER-

LE SALDIRAN İNGİLİZ BAŞBAKANI

LOYD GEORGE, TOPRAKLARIMI-

ZI ONA BUNA PEŞKEŞ ÇEKİYOR!

Paris

BARIŞ görüşmeleri üzerinde çalışmakta

olan Yüksek Konseyin üyeleri

12 Mayıs toplantılarında İzmir’in Yunanistan’a

peşkeş çekilmesi hususundaki

konuşmalarını elim kararlarıyla

tamamladıktan sonra ertesi günü de

bu defa Anadolu’nun ve İstanbul’un

akıbeti ile uğraşmaya başlamışlardır.

Öğrendiğimize göre salı günkü

toplantıya İtalyan Başbakanı Orlando

katılmamıştır. Birleşik Amerika

Başkanı Wilson, Fransız Başbakanı

Klemanso ve İngiliz Başbakanı Loyd

George, İtalyanlarla Yugoslavlar

arasındaki Fiume kavgasına bir hal

çaresi aramışlar ve Loyd George, İtalya’ya

taviz ararken, onlara Anadolu’da

geniş bir kontrol bölgesi verilebileceğini

savunmuş, demiştir ki:

“İtalyanlara bütün Anadolu’yu

veremiyorsak hiç olmazsa Türk topraklarının

bir kısmında emniyeti ve

inkişafı sağlamasını teklif edebiliriz!”

Wilson bu teklifi desteklemiş ve

demiştir ki:

“Güney Anadolu’da İtalyanlara bir

manda veriniz. Yunanistan İzmir’i

ve eksperlerimizin tespit ettikleri

bölgeyi, 12 ada ile birlikte alır. Aydın

vilayetinin geri kalan kısmının da

Cemiyeti Akvam nezaretinde Yunanistan

mandasına terkedilmesini de

teklif ediyorum.”

Bunun üzerine Loyd Goerge şunları

eklemiştir:

“Anadolu’nun Kuzeyi kalıyor. Birleşik

Amerika, Ermenistan mandasını

kabul ederse, Kuzey Anadolu mandasının

da Fransa’ya bırakılmasını teklif

edeceğim. Eğer Amerikan kongresi

Ermenistan mandasını reddederse

o zaman bütün Anadolu’yu İtalya’ya

vereceğim ve Ermenistan mandasını

da Fransa’ya bırakacağım.”

RAHATLIKLA bu paylaşmayı

tasarlayan İngiliz Başbakanı, Türkler

aleyhinde çok ağır bir konuşma yaparak,

“Türk, elini biraz olsun iktidar

geçince hayvanlaşıyor. Hindistan

Müslümanları cihetinden karşılaşacağımız

güçlükler ne olursa olsun, Türk

rejimine artık bir son vermeliyiz.”

Amerika Başbakanı Wilson da, Türklere

katiyen “idare etme” selâhiyeti

verilmemesini söylemiş ve bütün Güney

Batı Anadolu’nun Yunanistan’a

verilmesinde ısrar etmiştir.

HARİTA ÜZERİNDE TAKSİM

ERTESİ günü, 14 Mayıs öğleden

sonra yapılan toplantıda Wilson, Klemanso

ve Loyd George bir Anadolu

haritası getirtmişler ve ne şekilde

Türk topraklarının taksim edileceğini

konuşmaya devam etmişlerdir.

İlk konuşan Birleşik Amerika Başkanı,

daha önce, Ege Denizine Türklere

bir mahreç verilmesi düşüncesiyle

Menderes aşağı vadisinin Yunan işgal

bölgesi dışında tutulduğunu, şimdi

ise bu düşünceye lüzum kalmadığını

ve bu sebeple de burasının da

Yunanistan’a verilmesi gerektiğini

söylemiştir.

Daha sonra eksperler tarafından

hazırlanıp getirilen teklifler okunmuştur:

1- İstanbul ve Boğazlar üzerinde “Cemiyeti

Akvam” idaresinin kurulması.

2- İzmir civarındaki Anadolu topraklarının

– Menderes nehrinin aşağı

vadisi dahil – Yunanistan’a ilhakı.

3- Geri kalan Türk topraklarının

belirli üç manda idaresine bölünmesi.

a. İzmir bölgesi civarında (Aydın

vilayeti) Yunan mandası.

b. Güney Anadolu’da (çöl bölgesine

kadar) İtalyan mandası.

c. Kuzey ve merkezi Anadolu üzerinde

Fransız mandası.

AMERİKA Başkanı ile Fransız ve

İngiliz Başbakanları bundan sonra bu

teklifler üzerinde tartışmalara devam

etmişlerdir. Fakat kat’i bir karara

varamamışlardır. Padişah nerede

kalacak? Fransız bölgesinde kalırsa,

İtalyanlar zor duruma düşebilecek?

Loyd George şu teklifi yapmıştır:

“En iyisi, Padişahı sözde kalacak

bir sıfatla İstanbul’da bırakmak ve

Anadolu’nun her iki bölgesi üzerinde

sözde kalacak bir hakimiyet hakkı

ile İstanbul’da bırakmak daha iyi olmayacak

mıdır? Eğer Sultan Bursa’da

kalırsa, bu hal İtalyanlar için müşkül

bir durum yaratacaktır. Bu vaziyette

İtalyanlar, hükümdarı Fransız

bölgesinde bulunan bir toprağı idare

etmek zorunda kalacaklardır.”

Buna Birleşik Amerika Başkanı

Wilson şiddetle itiraz etmiş ve Yunan

halkının bulunduğunu iddia ettiği

Güney Anadolu’nun katiyetle ayrılmasına

ısrar etmiştir.

Bundan sonra şu konuşma cereyan

etmiştir:

Klemanso – Fakat Güney Anadolu’ya

bir vali lazımsa bunu kim tayin

edecektir?

Loyd George – Padişah.

Klemanso – Bu, İtalya ile aramızda

ihtilaflara yol açar. İtalya ile aramızda

devamlı bir ihtilaf kaynağı olacağına

Anadolu’nun tek bir müstakil devlet

olmasını tercih ederim.

Loyd George – Çok zor.

Toplantı, hiçbir karara varılamadan

dağılmıştır.

Rusya’da iç harp

Kızılordu ve Çar’a bağlı kuvvetler İzmir

katliamını yaşayanlar anlattı çarpışıyor

Rusya’da ciddi bir iç savaş devam

etmektedir. Geçen hafta Paris’te

yapıkları bir toplantıdan sonra

müttefiklerin resmen tanımaya

karar verdikleri General Kolçak’ın

300.000 kişilik kuvvetleri

ile Kızılordu arasında çarpışmalar

şiddetlenmiştir Kolçak’ıın

birçok noktalarda ilerlediği, bu

arada güneyde bir başka Bolşevik

aleyhtarı Rus Generali Denikin’in

de taarruza geçtiği öğrenilmiştir.

Diğer taraftan General

Yudeniç’in Petrograd’a karşı

taarruza hazırlandığı, kuzeyde

de General Milner’in Bolşevikler

üzerindeki baskısını arttırdığı

bildirilmektedir.

Londra çevreleri, Kızılordu’nun

bu müşterek taarruzlara dayanamayacağı

ve Bolşevik iktidarın

çökeceği kanaatindedirler.

Bu arada Kızılordu ile Polonya

arasında da savaş devam etmektedir.

ALMANYA’DA…

1919 yılının ilk aylarında Spartakistlerin

iki büyük ihtilaline

sahne olan Almanya’da Bolşeviklerin

iktidarı ele geçirmelerine

ramak kalmıştır. Weimar Meclisinin

toplanmasından ve Ebert’in

başkan seçilmesinden sonra

durum sakinleşmemiş, şubat

ve nisan aylarında Spartakistler

tekrar ayaklanmışlar, sosyal

demokratlar güçlükle hakim

olabilmişlerdir. Bu arada geçen

ayın 7’sinde Münih’te bir “Sovyet

Cumhuriyeti” ilan edilmiş, fakat

23 gün sonra dağıtılmıştır.

Ciddi ekonomik kriz içinde

bulunan Almanya’da geçen hafta,

Versay muahedesine karşı büyük

protesto mitingleri yapılmıştır.

MACARİSTAN’DA…

Budapeşte’de bugün bir Sovyet

rejimi hakim bulunmaktadır.

22 Şubat komünist ayaklanması

neticeli olmuş ve bu yıllın 21

Mart’ında Sovyet rejimi ilan edilmiş,

Bela Kun başkan seçilmiştir.

Yeni iktidar tarafından kurulan

“Kızılordu” için gönüllü toplama

kampanyası bu ayın başında

şiddetlenmiştir.

HİNDİSTAN’DA…

Hindistan’da, İngiltere’ye karşı

Gandhi tarafından idare edilmekte

olan mukavemet hareketi

genişlemiştir. Geçen ay içinde

Budapeşte’de yeni kurulmakta olan Kızılordu’ya gönüllü yazılanlar, tüfeklerini aldıktan sonra sonra sokaklarda

resmi geçit yaptılar.

Amritsar’da büyük karışıklıklar

olmuş, İngiliz işgal kuvvetleri sivil

halk üzerine ateş etmişlerdir.

RAUF BEY’İN

İSTİFASI

Bir süre önce Bahriye Subaylığından

istifa etmiş olan Rauf

Bey’in bu istifası kabul edilmiş ve

dünkü Takvim-i Vakayi’de yayınlanmıştır.

Hamidiye’nin şöhretli

kumandanının bundan sonra ne

yapacağı bilinmemektedir.

Rauf Bey, 30 Ekim 1918’de

Mondros’da İtilaf Devletleri ile

mütarekeyi imzalayan Osmanlı

heyetine başkanlık etmiştir.

İstanbul’da

tutuklamalar

ERMENİLERE ve Rumlara zulüm

ettikleri iddiası ile eski İttihatçıların

tevkiflerine ara verilmeden devam

edilmektedir. Yurdun muhtelif köşeleri

düşman işgaline uğrarken, dün

de avukat Said, mühendis Memduh

ve doktor Yüzbaşı Hüseyin Fuat

yakalanmışlardır.

Diğer taraftan dün Divanıharp’te

Trabzon’da zulüm yaptıkları iddia

edilerek haklarında dava açılanların

duruşmalarına da devam edilmiştir.

Müdde-i Umumi Feridun Bey, eski

Trabzon valisi Cemal Azmi (firarda)

ve İttihat Terakki’nin Trabzon

mesulü Nail Bey için idam cezaları

istemiştir.

Milli Mücadelemizin 100. yılı anısına FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi öğrencilerinden oluşan “ARŞİVE IŞIK TUTANLAR” ekibi tarafından derlenmiştir.


MİLLİ MÜCADELE GAZETESİ, 16 Mayıs 1919 8

İzmir katliamını

yaşayanlar anlattı

Vali hayatını kurtarmak

için oğlunu sıkıştırıyordu:

“Seyfi oğlum

Zito bağır”

ESİR DİYE GEMİLERE SÜRÜKLENEN SİVİL

MEMURLARA, LİSE TALEBELERİNE RUM

EVLERİNDEN KİREMİTLER TAŞLAR ATILDI.

İZMİR

İZMİR’İN Yunan ordusu tarafından

işgal edilmeyeceğini, Paris Barış

Konferansının hakkımızda “hayırlı”

neticeler aldığını son dakikaya kadar

ilan eden Vali İzzet Efendi de dün vilayet

konağını basan Yunan birlikleri

tarafından yakalanmış ve:

“Ben valiyim. Bana dokunmayın.”

demesine rağmen diğer memurlarla

beraber esir kafilesi haline rıhtıma

doğru sürüklenmiştir.

Yakınındakilerin anlattıklarına göre

vali, hayatını kurtarmak için, yanında

bulunan oğlunu devamlı sıkıştırmış:

“- Seyfi oğlum, zito bağır, zito bağır”

diye ihtarlarda bulunmuştur.

Fakat yarı yolda bir Yunan memuru

arabası ile yetişerek valiyi alıp götürmüştür.

ELLERİNE GEÇENİ SAVURDULAR

Kafilede bulunanlar, yürüyüş sırasında,

Yunan askeri tarafından öldürülen

ve parklarda serili yatan cesetlerin

soyulduğunu, henüz can çekişenlerin

de süngülendiklerini görmüşlerdir.

SUBAY ve memur kafilelerine, Efzun

askerlerinin tecavüzlerinden başka,

yollardaki Rum ahali ile evlerinin

balkonlarında yer alan Rum kadınları

“Yuha” nidalarıyla ellerine geçen

kiremit ve taş parçalarını atmak ve

bazıları da rövolverle ateş etmek

suretiyle taarruz ve hakarette bulundular.

İzmir Lisesi talebeleri de bu

kafile içinde hakarete ve işkenceye

uğradılar.

DÜN sabah, gümrük müfettişi olan

kayınpederinin yanına gümrük

binasına sığınmış olanlardan Eşref

Bey, gümrük binasındakiler Efzunlar

tarafından esir alınıp götürülüşünü

de şöyle anlattı:

“Süngüler arasında ellerimiz yukarıda

yürümeye başladık. Kordon’a çıkar

çıkmaz evvela birçok Rum çocuğu

üzerimize hücumla başımızdaki

fesleri alıp yırttılar. Bizi Borsa Dairesin’e

götürdüler. Borsa Dairesi’nde

ve yanındaki Anadolu Bankası’nın

geniş antreposuna ve Rumlara ait

diğer depolara sokakta ve iş başında

bulundukları Türkleri doldurmuş

olduklarından bizi binanın önünde

çember içinde bıraktılar. Yarım saat

sonra yine ellerimiz yukarıda olarak

pasaporta doğru götürmeye başladılar.

O sırada şiddetli yağmur yağdığından

yerli Rumlar kahve gazinolara

dolmuşlardı. Fakat biz Kordon’dan

geçirilirken kahvelerden fırladılar,

ellerindeki sandalyeleri galiz küfür ve

naralarla başımıza çarptılar. Bardaktan

boşalırcasına yağan yağmur hayatımızı

kurtardı. Yoksa linç edilirdik.

Efzunlar zulmü teşyi ediyordu. Bu

zulümlerini birinci Kordon’daki evlerde

oturan ecnebilere ve konsoloslara

göstermeden yapabilmek için kafileyi

Sporting Kulüp önünden İkinci Kordon’a

saptırdılar. İşte bundan sonra

dipçiklemeler sertleşti, yağan şiddetli

yağmurdan yürüyemeyip sendeleyenler

süngüleniyordu. Bu arada gümrük

veznedarı Nazım Efendi de kulağına

isabet eden bir darbe ile sendeledi,

süngü darbesi le de şehit edildi.

Kafilemiz Birinci Kordon’un en tenha

kısmına geldiğinde bu defa soygun

başladı. Durdurdular ve üzerimizde

ne varsa çekip aldılar.”

Eşref Bey, Patris vapurunun ambarına

sürüklenirken kendini kaybedip denize

atlayanlar olduğunu, bunlardan

Mustafa Enver Efendi’nin yakalanıp

tekrar kafileye alındığını da anlatmıştır.

“FESLERİMİZ ALIP YIRTTILAR”

FECAATİ yaşayanlardan Gümrük

İdaresi Başmüdürü Agâh Bey de

gümrük binasından dışarıya çıkarılmaları

ile başlayan olaylar hakkında

şunları anlattı:

“Sokağa çıkınca hemen feslerimizi

alıp yırttılar. Ellerimizi havaya

kaldırarak, “Zito Venizelos” diye

bağırmamızı emrettiler. Bu surette

bağıra bağıra rıhtım üzerine çıktık.

Zahire borsası önüne geldiğimiz zaman

yağmur durmuştu. Yürümüyor,

koşuyorduk. Benim gibi şişman yahut

takati bulunmayanlar mütemadiyen

dipçik yiyordu.

(Resim altı yazı) “Zito Venizelos” diye bağırmayı reddettiği için Efzunlar tarafından

süngülenerek şehit edilen Albay Süleyman Fethi Bey

“Zito” diye bağırmadı süngülendi.

Albay Süleyman Fethi dün kışladan Yunan vapuruna sürüklenirken,

Efzunların ve yerli Rumların Zito diye bağırması için yaptıkları baskıya

karşı koymuş “Bir Türk askeri ancak milletinin büyüklerine ihtiram için

ağzını açar, elini kaldırır.” demiş, bunun üzerine de süngülenmiştir. Resimde

kahraman şehidimiz görülmektedir.

Böylece kahvelerin önünden geçerken

sivillerin çok kaba küfürlerine uğradık.

İtalyan Mektebinin önünden saparak

İkinci Kordon üzerinde şiddetli

yağmurun altında bir sokakta, bizi

götüren askerler birer birer nemiz var,

nemiz yok hepsini aldılar. Hatta madeni

tütün tabakalarına, benzin çakmaklarına

varıncaya kadar. Üzerimizde

bir şey bulmak için elbiselerimizi

kâmilen yırttılar. Biraz sonra yine

rıhtım üzerine çıktık. Ve aynı tarzda,

yani eller yukarıda “Zito Venizelos”

diye avazımız çıktığı kadar bağırarak

koşa koşa dipçikler ve tokatlarla Aydın

demiryolu kumpanyasının Punta

iskelesine vardık. Veznedar Nazım

Efendi süngülendi. Diğer arkadaşlarımızın

çoğu yaralandı.

Hakkımızda yapılan şenaatin en

şiddetlisi burada oldu. Punta iskelesinde

deniz askerleri çıkarak tokatlarla

subaylarının huzurunda hepimizi

dövdüler. Başımıza atılan taş, kömür,

kiremitlerle yaralanmayan kimse

kalmadı.”

YUNAN İSTİLASINA

KARŞI KONULACAK

BİRÇOK VATANSEVER GENÇLERİMİZ ANADOLU İÇ-

LERİNE ÇEKİLİYORLAR, 60.’NCI FIRKA KUMANDANI

KAZIM BEY DE DÜN GECE MENEMEN’E GEÇTİ.

BİRÇOK vatanseverlerin, Yunan

işgaline karşı Anadolu içlerinde mücadeleye

devam etmek azmi ile işgal

bölgesi dışına çıkmaya muvaffak

oldukları öğrenilmiştir.

Yunan işgaline karşı gazetesi ile

amansız bir mücadele yapmış olan

ANADOLU Başyazarı Haydar Rüştü

Beyi dün yerli silahlı Rumlar aramışlar,

matbaasını ve evini basmışlar,

fakat bulamamışlardır. Haydar Rüştü

Bey’in, Mustafa Necati Bey’in, öğretmenlerimizden

İsmail Habib Bey’in,

Vasıf Bey’in Balıkesir’e kaçmaya

muvaffak oldukları öğrenilmiştir.

Bu arada miting gecesi şehrimizde

bulunan 60.’ncı Fırka Kumandanı

Kazım Bey de dün gece Menemen’e

geçebilmiştir.

İşgalden hemen önce şehrimizdeki

subaylardan ve askerlerden mühim

bir grubun da içerilere çekildikleri

bilinmektedir.

Nadir

Paşa’ya

Yunan

teğmeni

tokadı

savurdu.

PAŞA KIPIRDAMADI,

KÜFÜR YEDİ, SUSTU.

PATRİ VAPURUNUN

HAYVAN PİSLİĞİ

DOLU AMBARINA

ATTILAR.

DÜNKÜ günün en elemli sahnelerinden

biri, şerefli Türk ordusunun

bir kumandanı Nadir Paşa’nın

davranışı oldu. Kışla kapısından

elinde beyaz bayrağı ile ilk çıkan

oydu. Kendisine yaklaşan Yunanlı

bir teğmenden birkaç tokat yedi,

kıpırdamadı. Küfür yedi, sustu.

Nadir Paşa, maiyetinde kalmış

subaylarla birlikte Kordon Boyuna

doğru yürüyüşe geçirildi. Kafilenin

etrafında Yunan süngülüleri vardı.

Dipçik darbeleri altında “Zito” diye

bağıranlar da görülüyordu. Kafilenin

başında, boynunu bükmüş

elinde beyaz bayrağı Nadir Paşa

yürüyordu.

BU kafile ile sürüklenip, Patris

vapurunun ambarına atılan ve dün

akşam geç vakit Nadir Paşa ile birlikte

kışlaya geri gönderilenlerden

Yarbay Arif şunları anlattı:

“- Hepimizin başları açıldı. İki kollarımız

havaya kaldırıldı. Allah’ımıza,

Peygamber’imize, Kur’anımıza

velhasıl bütün mukaddesetamıza en

çirkin ve galiz kelimelerle sövüldü.

Üzerimizde silah aramak bahanesiyle

ne buldularsa aldılar. Anahtar

zincirine varıncaya kadar soyulduk.

Parktan “dörder” olarak hareketimizde

kumandanımız da dahil

olduğumuz halde eller yukarıda

“Zito Venizelos” diye bağırtılmak

suretiyle şiddetli bir yağmur altında

yürüyüşe devam ettirildik. Bunları

az gören Yunan askerli ve Rum

ahalisi tarafından kurşun, süngü,

dipçik, rövolver, kama ve bıçak gibi

her çeşit alet ile öldürülmekte ve

yaralanmaktaydı. Bu fecaat içinde

gümrük önüne getirildik.”

Görenlerin anlattıklarına göre,

kafileye nasıl karıştığı anlaşılamayan

şehit Kolağası Necati Bey’in 8

yaşlarındaki oğlu, babasının kanlar

içinde yere yuvarlandığını görünce

“Ah babam” feryadı ile üzerine

kapanmış o da insafsız bir darbe ile

yaralanıp orada kalmıştır.

Milli Mücadelemizin 100. yılı anısına FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi öğrencilerinden oluşan “ARŞİVE IŞIK TUTANLAR” ekibi tarafından derlenmiştir.


MİLLİ MÜCADELE GAZETESİ, 16 Mayıs 1919 9

Anadolu halkı kanının son

damlasına kadar savaşacak

YURDUN HER KÖŞESİNDEN HÜKÜMETE VE İNGİLİZ AMİRALI KALTROP’A YÜZLERCE

PROTESTO TELGRAFI GÖNDERİLİYOR. MÜCADELE AZMİ BELİRTİLİYOR.

“İĞRENÇ

DRAM…”

İZMİR’DE önceki gün yapılan

mitingden sonra “Redd-i İlhak

Milli Komitesi” tarafından bütün

vilayet, sancak, kaza ve nahiyelere

gönderilmiş olan telgraf,

Anadolu’nun her köşesinde tepki

bulunmuştur. Bu telgraflarda,

“Sizden gelecek destek yegane

yardımımızdır. Toplantılar tertip

edin, her yerlere telgraflar gönderin

ve vatan ordusuna girmek için

hazırlanın.” deniliyordu.

Bu telgraf ve İzmir’in işgalinin

başladığı haberleri bütün Anadolu’yu

hareketlendirmiştir.

Hükümete ve Padişah’a yüzlerce

telgraf gelmektedir. İşgali hazırlayan

notaları veren İngiliz Amirali

Kaltrop’a da protesto telgrafları

yağdırılmaktadır.

Bu telgraflarda, Yunan istilasına

karşı savaşılacağı bildirilmekte ve

Birleşik Amerika Başkanı Wilson’un

kendi prensiplerine ihanet

etmiş olduğu da ilave edilmektedir.

Dün gönderilen ve Karaman’dan

gelen ilk telgraf şöyle denilmektedir:

“Bugün Karaman ahalisi İzmir’in

Yunanlılar tarafından işgal edildiği

haberini almakla pek müteessirdir.

İlçe ahalisi adına Mösyö Wilson

prensiplerinin bu suretle alenen

bozulmasını bütün varlığımızla

protesto ederiz.

Büyük çoğunluğu İslam ahalisi

olan memleketlerin Osmanlı Hükümeti

elinde kalması en birinci

arzumuzdur. Barışın yapılması da

adalet dağıtmaktan söz eden hükümetlerin

bu hale kayıtsız kalması

barışın devamını bozar.

Biz Karaman ilçesi ahalisi bu

suretle cebren yapılacak istilaları

kanımızın son damlasına kadar

menetmeye karar verdik. Hak

ve adalet uygulanmaz ise barış

ayakta tutulamaz. Hükümetimizin

bu hususta acele teşebbüslerde

bulunmasına intizar eylediğimizi

arz eyleriz.”

ILGIN ilçesinden Belediye Reisi

ve müftünün imzaları ile yollanan

bir telgrafta da duyulan teessür

ifade edilerek, “Türklüğün tarihi

egemenlik haklarının savunulması

uğrunda bütün varlığımızla her

türlü ve en yapılması güç fedakarlıkları

yapmaya azmeylediğimizi

ve İzmir’in hiçbir suretle işgaline

Osmanlı ailesinden bölünmesine

razı olamayacağımızı arz eyleriz”

denilmektedir.

Niğde’den “Redd-i İlhak Heyeti”

adına da aşağıdaki telgraf Sadaret

makamına yollanmıştır:

“Adaletine bütün dünyanın ağız

birliği ettiği Wilson prensiplerine

boyun eğerek barış konferansının

adaletine kalbimizi bağladığımız

halde mütareke hükümlerine

aykırı olarak İzmir ve dolaylarının

Yunanistan’a ilhakı mahiyetinde

işgal edildiği haberi yıldırım düşer

gibi duyuldu. İnsanlık hayatının

kurtarıcı umutlarla karşıladığı

barışın yaşayabilmesi için konulan

temellere aykırı olarak büyük

devletlerin bu işgale razı oldukları

doğru ise, ezici çoğunluğu Türk ve

İslam olan ahaliye intihar etmekten

başka vazife kalmıyor, evet

intihar edeceğiz, lakin yalnız değil.

İşgal ve ilhak olayını Niğde bütün

ahalisi adına protesto eder, Mösyö

Wilson’u ve büyük arkadaşlarını

vaatlerine davet ve Girit’in feci

tarihini hatırlatarak bir daha yad

ederiz. Akıttığımız kanlarımız yeterli

değil ise beş senedir verdiğimiz

milyonlara katılmaya beşikteki

çocuklarımız ile hazırız.”

KEÇİBORLU ahalisi adına yollanan

bir telgrafta da, “Bu millet,

bu memleket hiçbir zaman Yunan

yönetiminde kalamaz ve kalmayacaktır.

Eğer İzmir’in işgalinde

İtilaf Devletlerinin oyunun katıldığı

doğru ise bu millet bilmek

ister yoksa Yunanlılar pek çabuk

çıkarılır, büyük bir istekle telgraf

makinesi başında bütün millete

yalnız neticeyi bildirmek kafidir”

denilmektedir.

Akşehir’den gönderilen telgrafta

ise, “İzmir’in işgal altına alınmasına

hiçbir İslam’ın göz yummayacağı

ve bu uğurda kanlarını

akıtmaktan çekinmeyeceği”

bildirilmektedir.

Antalya halkı adına yollanan telgraf

şöyledir:

“Tarihi bir Türk yurdu olan sevgili

İzmirimizin bugün Yunanlılar

tarafından işgali haberi kalpleri

aşk ile coşan Antalya halkının

kalbini kan ağlattı. Memleketin

yüksek haklarını bozan ve Türk

milletine büyük bir hakaret demek

olan bu hareketin dünya düzenliğini

yeniden bozmak istidadını

alan bu türlü olaylara karşı boynu

bükük vaziyette seyirci kalmaktan

ise herhalde şerefle ölmeyi tercih

ederiz.

Hakkını genel barış konferansının

adaletinden bekleyerek bir ümit

ışığı karşısında zelillikle, sabır ve

sükûn ile uymasına imkan kalmamıştır.

Haklarımızı çiğneyenlere

karşı hükümetin görüşünü sabırsızlıkla

bekliyoruz. Yeis ve

ümitsizliğin doğuracağı vahim

akıbetlerin düşünülmesi hükümetimizi

daha acele ve kat’i siyasi

teşebbüslere başlamasına sebep

olmalıdır, vatanın korunması için

fiili gösterilere fedakar hareketlere

hazırız, pek açık haklarımıza

tecavüz etmek suretiyle ihlal edilen

milletin namusu ya varlığını

silerek tarih sayfalarına geçmek ve

yaşamak hakkını haiz bulunduğunu

ispat etmek ister.”

YALVAÇ Müftüsü, Belediye Reisi

ve ulema ile eşraftan 11 kişinin

imzalayarak Sadaret makamına

dün yolladıkları telgrafta da,

“Bütün ahali heyecan ve galeyandadır.

Hepimiz ahdüpeyman ettik,

biz namusumuz ile yaşayacağız,

namusumuz ile öleceğiz. Türk

milleti zilletle yaşayamaz, bu

kadar hakir bir zillete katlanarak

yaşamak isteyen bir Türk ve Müslüman

tasavvur edilemez” denilerek

şunlar ilave edilmektedir:

“Biz daha ölmedik. Büyük hakanımızın,

şanlı tarihimizin son kurbanı

olacağız. Gayret borcumuz,

ya İzmir, ya ölümdür. Vatan için

ölmeye amadeyiz ferman cevabı

bekliyoruz.”

KARACASU’DA da, İzmir’in

işgali haber alınınca büyük bir

miting yapılmış ve bunun müteakip

Sadrazama yollanan telgrafta

da “Milli varlığımıza ansızın ve

layık olmadığımız ani bir darbe

ile hayati bir merkezimize vurulan

düşman hançerinin, hayatımıza

verdiği vatansever azim

ve Türklüğe has olan temizlik ve

büyüklük ile hayatımızı fedaya

bizi hazırladı.” denilmektedir.

Işık Gazetesi soruyor:

“Elinde adalet meşalesi,

dilinde hürriyet akvam…”

Cihana haykıranlar nerede?


GİRESUN

ŞEHRİMİZDE intişar etmekte

olan Işık Gazetesi, İzmir’in Yunanlılar

tarafından işgali münasebetiyle

yazdığı bir makalesinde bunun

“iğrenç bir dram” olduğunu

belirtmekte ve şöyle demektedir:

“Hak ve adalet niyetleriyle avutulan

yetim Türkler pek acı ve

müellim bir sarsıntı ile gözlerini

açtılar. İzmir, bu Türk semasının

parlak ülkesi şımarık bir palikaryanın

kirli ve sefih aguşuna

atılmak isteniyor.

Göklerden şahikalar yağsa, dağlardan

kanlı volkanlar fışkırsa, denizler

taşsa da araziyi tufanlara boğsa

idi Türklüğe, alemi İslamiyet’e

belki o kadar tesir gösteremezdi.

Hayat için güneş, görmek için göz,

zulmet için ziya ne ise, İslamiyet,

Türklük için de İzmir aynı kıymeti,

aynı meziyeti haizdir.

Elinde adalet meşalesi, dilinde

hürriyeti akvam… Cihana haykıranlar

nerede?

Hani Büyük Britanya’nın mertliği,

uhde-i vefayı temsil eden büyük

insanları ne oldu?

Asil Fransa evlatları nereye saklandı?

Yoksa bu adaletler, bu mertlikler,

bu iştiyaklar yalnız mağlupları

aldatmak için icat edilmiş sahte

bir gösteriş midir?

HAYRET !

Paşalar dahil bütün

Türk subayları yabancı

bir dille yazılı hüviyet

taşımak mecburiyetinde

bırakıldılar.

HARİBYE Nezareti’nin dün

yayınladığı bir emrine göre,

bundan böyle paşalar, yüksek

rütbeli zabitler dahil bütün Türk

ordusu mensupları (zabitler) hem

Türkçe ve hem de Fransızca yazılı

hüviyetler taşımak mecburiyetinde

kalacaklar.

Ayrıca bu hüviyetlerde ne gibi

vazifeleri bulunduğu açık şekilde

belirtilecek ve birer resimleri

yapıştırılmış olacaktır.

Türk ordusu tarihinde ilk defa

Türk zabitleri yabancı bir dille de

yazılmış hüviyet taşıyacaklardır.

Harbiye Nezareti neden böyle bir

şeye lüzum duyulduğunu açıklamamıştır.

Fakat öğrendiğimize

göre, talep, yabancı devlet temsilcilerinden

ve İngiliz Başkumandanından

gelmiş ve kabul edilmiştir.

Söylendiğine göre, İtilaf Devletleri

polisi ve zabitleri şehir içindeki

kontrolleri Türk zabitlerini de

durdurduğunda bu hüviyetlerle

kontrol yapacaklardır.

Milli Mücadelemizin 100. yılı anısına FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi öğrencilerinden oluşan “ARŞİVE IŞIK TUTANLAR” ekibi tarafından derlenmiştir.


MİLLİ MÜCADELE GAZETESİ, 16 Mayıs 1919 10

BU HALE NASIL GELDİK?

Mütarekenin imzalanmasından sonra geçen

6 ay içinde Yunanistan’la Patrikhane ve

Türkiye ile Anadolu Rumlarının faaliyetleri

OSMANLI PARLAMENTOSUNDA

TÜRKLÜĞE HAKARET EDEN TÜRK

MEBUSU RUMLAR! PATRİKHA-

NE, RUM OKULLARINDA TÜRK-

ÇE OKUTULMASINI NASIL YASAK

ETTİ? İZMİR’DE İSTANBUL’DA

RUMLARIN BÜYÜK ŞENLİKLERİ!

ÖLDÜRÜLEN TÜRK POLİSLERİ

MÜTAREKENİN imzalandığı 30

Ekim 1918’den bu yana geçen altı

buçuk ay zarfında, Türkler “İttihatçı –

İtilafçı” birbirlerini yerken Yunanistan

ile İstanbul ve Anadolu Rumlarının el

ele giriştikleri teşebbüsler, çalışmalar

bugünkü feci hale düşmemizde ana

rolü oynamıştır.

Mondros mütarekesine bilhassa

konulan bir madde var. Bunda, “İtilaf

Devletleri, güvenliklerini tehdit

edecek bir durum olduğuna kanaat

getirirlerse istedikleri Türk bölgesini

alabilirler.” denilmektedir.

Venizelos’un tavsiyesi ile Türkiye

Rumları, yer yer tahrikler hazırlayarak,

Hristiyan ahalisinin katliama

uğrayacağına dair asılsız haberleri

dünyaya yayarak bu maddenin

tatbikine zemin hazırlamaktan geri

kalmamıştır. Ve ne acıdır ki, bugün

Sadrazam bulunan Damat Ferit Paşa,

mütarekenin akdinden birkaç gün

sonra İstanbul Rumlarının eline en

sağlam kozu vermiştir. Bu hususta

şunlar bilinmektedir:

MÜTAREKENİN Osmanlı Heyeti

tarafından imzalandığı ve bütün şartlara

boyun eğdiği duyulunca İstanbul

Rumları 2 Kasım'da Beyoğlu’nda

şenlikler yapmışlar, Yunan, İngiliz

ve Fransız bayraklarını evlerine,

dükkanlarına çekmişlerdir. O günlerde

Sadrazam bulunan İzzet Paşa,

taşkınlıklar olması, kan dökülmesi

ihtimallini göz önüne alarak askeri

tedbirlere başvurmuş, senatoda bir

konuşma yapan Damat Ferit de bu

tedbirlere çatarak hükümeti, Rumları

temizlemeye hazırlamakta suçlamıştı.

Sadrazamın istifasında da bu ağır

itham rol oynamıştı. Hatta, Mondros’tan

mütareke şartları ile İstanbul’a

dönerek Padişah’a giden Hamidiye

Kahramanı Rauf Bey bile, Damat

Ferit’in bu sözlerini İstanbul gazetelerinde

okuyunca çok üzüldüğünü ve

bunların Yunanlılar için büyük bir

koz olabileceğini hatırlatmıştı.

Damat Ferit aynı konuşmasında,

geçmiş iktidarın, İttihat Terakki

Hükümeti’nin, Osmanlı ülkesindeki

azınlıklara reva gördüğünü iddia ettiği

muameleden de bahsetmişti.

Bundan sonra cereyan eden olaylar

şöyle sıralanabilir:

PATRİKANEDEKİ TOPLANTI

BEYOĞLU’NDA 2 Kasım 1918’de

Rumlar şenlikler yapar, Türkler elemden

ağlarken Patrikhanede mühim

bir toplantı olmuştur. Burada alınan

kararlara uygun olarak Aydın Mebusu

Emanuelidis, İzmir Mebusu Mimaroğlu

ve Çatalca Mebusu Dimitriyadis

ertesi günü üyesi bulundukları

Osmanlı Devleti’nin parlamentosunda,

Damat Ferit’in önce temas ettiği,

azınlıkların katliamı konusunu bir

takrirle getirmişler, hükümetin ne

yapmak niyetinde olduğunu sorarak,

“suçluların cezalandırılmalarını”

istemişlerdir. Türklerin, bir milyon

Ermeni’yi imha ettiklerini, “40

asırdan beri memleketin medeniyeti

unsurun olduğunu söyledikleri Rumlardan

550.000’inin imha, sürgün ve

emlakinin de müsadere olunduğunu

iddia etmişlerdir.

İzzet Paşa Kabinesi’nin Dahiliye

Bakanı Fethi Bey, bir Türk parlamentosunda,

Türk vatandaşları tarafından

böyle bir takririn verilmesinin

Osmanlı Devleti’ni küçük düşürmeye

matuf bir hareketten başka bir şey

olmadığını söylemiş, iddiaları reddetmiştir.

İZMİR’DE RUM ŞENLİĞİ

4 KASIM günü bu defa İzmir Rumları

büyük şenlikler yapmışlar, evlere,

dükkanlara Yunan bayraklarını çekmişlerdir.

Buna sebep, mütarekeden

sonra ilk defa bir İngiliz harp gemisinin

limana gelmesi olmuştur. Rumlar,

gemiyi Kordon Boyunda ellerinde

Yunan bayrakları, Venizelos’un portreleri

ile karşılamışlar, kiliseler çan

çalmış, bayrak çekmiş, şenlik bütün

gece devam etmiştir.. Bu olaylar üzerine

8.inci Ordu Kumandanı Nurettin

Paşa Harbiye Nezareti’ne bir yazı

yollayarak: “Rumlar, Türkleri galeyana

getirmek, karışıklıklar çıkartmak

ve buraların Yunanistan’a verilmesini

sağlamak gayesini gütmektedirler”

demiştir.

BEYOĞLUNDA RUM ŞENLİĞİ

İZMİR nümayişlerinden dört gün

sonra bu defa İstanbul daha geniş

çapta gösterilere sahne olmuştur.

Buna da, mütarekeden sonra ilk İtilaf

savaş gemisinin (Ariane adında Fransız

tarama gemisi) Galata rıhtımına

yanaşması sebep olmuştur. İstanbul

Rumları büyük kafileler halinde

gemiyi karşılamışlar, Beyoğlu’nda

nümayişler yapmışlar, her taraf baştan

başa Yunan, İngiliz, Fransız bayrakları

ile donatılmıştır. Taşkınlıklar gece

de devam etmiştir.

Buna sebep neydi?

Hükümet mütarekeyi imzalatan

İngiliz Amirali Kaltrop’a yolladığı

muhtırada diyordu ki:

“İstanbul’un, İtilaf askerli tarafından

işgalinin ancak dahili bir ihtilal vukuuna

bağlı bulunduğuna dair azınlıklar

arasında bir kanaat doğması için

çalışılmakta ve bu yolda patrikhanede

çeşitli faaliyet gösterilmektedir. Karışıklıklara

mani olmak için hükümet

tedbirlerini almıştır. Fakat Rumlar

silahlanmaktadır ve silahla mukabelede

bulunarak hadiseler çıkmasını ve

bu yolla İstanbul’un İtilaf kuvvetleri

tarafından işgalini sağlamak emelindedirler.”

Hükümet bu gerekçe ile, İstanbul’a

gelecek olan İtilaf filosu içinde Yunan

harp gemileri bulunmamasını istiyor,

İngiliz Amiral ise bu teklifi reddediyordu.

RUM GAZETELERİNİ SEVİNDİ-

REN İSTİFA !

1918 yılının Kasım ayının ilk haftasında

İzzet Paşa Kabinesinin istifa

ettiği duyulunca, Rum gazeteleri

sevinçlerini gizleyememişlerdir. Hatta

PATRİS adlı gazete, meclisteki Rum

mebusların, İzzet Paşa’nın devrilmesinde

rol oynamalarından dolayı

memnuniyetini ilan etmiştir. Yeni

kabineyi 75 yaşında bulunan, acz

içinde olan Tevfik Paşa’nın kurması,

Rumları, emellerine daha kolaylıkla

varabileceklerini hususunda ümitlendirmiştir.

BEYOĞLU’NDA 3.ÜNCÜ RUM

ŞENLİĞİ

12 Kasım’da İtilaf filolarının Çanakkale

Boğazı’ndan geçtiği ve İstanbul’a

gelmekte olduğu duyulunca Rum

Cemaati büyük hazırlıklar yapmıştır.

13 Kasım’da limana gelen 61 harp

gemisini Rumlar, göğüslerinde özel

rozetlerle karşılamışlar, yeniden

bütün binalara Yunan, İngiliz, Fransız

bayraklarını çekmişlerdir. Pera’da bütün

dükkanlar camlarına Venizelos’un

resimlerini asmışlardır.

KALDIRILAN İSİMLER

17 Kasım’da İstanbul’da çıkmakta olan

Rumca gazetelerin başlıklarında mühim

bir değişiklik olmuştur. Şehirde

Osmanlı idaresi devam etmesine rağmen,

önceden konmuş ve uyulmakta

olan bir kayıt bir tarafa bırakılmış,

gazeteler yalnız Rumca isimleri ile yayınlanmıştır.

Halbuki bu tarihe kadar

Rumca başlığın yanına ayrıca Türkçe

isimlerini de yazmaktaydılar.

Rum gazetelerin başlıklarındaki Türkçe

isimleri attıkları gün parlâmentoda

yeni kabineyi kurmuş olan Tevfik

Paşa’ya itimat verilip verilmeyeceği de

konuşulmaktadır. İzzet Paşa Kabinesi’nin

devrilmesinde rol oynayan 10

Rum mebusu bu defa Tevfik Paşa’ya

da oy vermemişler, “Türk idaresine

itimadımız yok artık.” demişler, büyük

gürültülere sebep olmuşlardır.

OSMANLI Devleti sınırları içinde yaşayan

Rumların çıkardıkları gazeteler

daha bundan 5,5 ay evvel akıbetimize

rahatlıkla işaret etmişlerdir. 30 Kasım

1918 tarihli NEOLOGOS gazetesi

şunları yazmaktan çekinmemiştir:

“Bulgar cephesindeki Seres ve Adalar

tümenleri, ırkımıza ait toprakları (!)

işgal saatini sabırsızlıkla beklemektedirler.

Bu tümenlerin dörtte üçü,

Türkiye’den kaçmış, Rumlardan kuruludur.

Türkiye’den bu Rumlar gönüllü

olarak bu birliklere katılmışlardır.”

2 Aralık YENİGÜN gazetesi, “Türkler

geldikleri yerlere artık dönmelidir”

diye yayına başlayan Rum gazetelerine

cevap vermiş: “Buradayız ve

kalıyoruz” demiştir.

Artık Rum gazeteleri, İstanbul’dan da

gitmemiz gerektiğini açıkça savunmaya

başlamıştır. İzmir Rum gazeteleri

ise bütün bu havali hakkında yanlış

istatistikler yayarak, Aydın vilayetinin

Yunanistan’a verilmesi için geniş bir

kampanya açmışlardır.

1918 yılının son ayı içinde, tehlike

altına giren İzmir ve Trakya gibi noktalarda

birleşmeler olmuş ve Müdafa-i

Hukuk Cemiyetleri teşkil etmiştir. Fakat

İstanbul’da Osmanlı Payitahtında

gene parti kavgaları devam etmekte,

iktidarın yeni sahipleri Hürriyet

İtilafçılar, yurdu harbe sürükleyen

İttihatçıların tevkifi ile düşmana hor

görünüp, yurdun kurtarılacağını

söylemekten başka bir şey yapmamaktadırlar.

ATİNA’NIN YAYDIĞI HABER !

Atina, Avrupa kamuoyunun desteğini

sağlayabilmek için İzmir kaynaklı

haberleri devamlı yayıyordu. 11 Aralık

1918’de (Atina Ajansı) İzmir’den

aldığını bildirdiği ve Avrupa gazetelerine

yolladığı bir haber olmuştur.

İşgalin hazırlanmasında rol oynayan

Yunan propagandası hakkında ciddi

bir örnektir:

ATİNA, (İzmir’den bildiriliyor)

“İzmir Rum gazeteleri, İzmir ve havalisinin

derhal Yunanistan’a bağlanmasını

istemektedirler. İzmir Rumları, 30

asırdan beri kendileri ve Avrupa hesabına

Asya’nın istilasına karşı göğüs

germektedirler. İzmir ve havalisinde

durum son derece naziktir. Bir çok

Rum öldürülmektedir. Türk makamları

Yunan kiliselerine kadar girerek,

dua edenleri bile tevkif etmişlerdir.

Mütareke gününden beri asılı duran

Yunan bayraklarını yırtmışlardır.”

Aslında önemli hiçbir olay kaydedilmemişti.

Fakat bunları yaratmak için

ellerinden geleni yapmışlardır.

TÜRK PARLAMENTOSUNDA

TÜRK’Ü TAHKİR!

11 ARALIK günü Osmanlı parlamentosunda

yeniden olaylar çıkmıştır.

Türk vatandaşı Rumların Türkiye

aleyhindeki nümayişleri, davranışları,

tahrikleri mevzubahistir. Trabzon

Rum Mebusu Yorgi Efendi, Samsun,

Trabzon, Giresun Rumlarına mezalim

yapıldığını söylemek üzere geldiği

kürsüden bütün Türkleri bu mezalimden

suçlu tutmuştur.

Tekirdağ Rum Mebusu Efclidis Efendi

de, Rumlara baskı yaptıklarını iddia

ettiği bazı valilerin isimlerini sıralıyor

ve bunların derhal azillerini, mahkemeye

verilmesini istemiştir.

Edirne Mebusu Faik Bey, Rum mebuslara

cevap vermiş, “Türk Mebusan

Meclisinde Yunan mebusları konuşur

ve Türk mebusları susar” dedikten

sonra şunları ilave etmiştir:

“Yalandır. Sürüldükleri iddia edilenler,

Balkan Harbinde kaçıp kendi

arzuları ile Yunan Ordusunun hizmetine

girenlerdir. Bunlar da yüzbinlerce

değil, topu topu 38 bin kişidir. Balkan

Harbinden sonra hicret edenler

63.800 kişidir ve bunların bir kısmı

da şimdi İstanbul limanında bulunan

Averof zırhlısında vazifelidirler. Edirne

Rumları, Balkan Harbinde bize

karşı silah çevirenlerdir.”

Bunun üzerine Aydın Mebusu Emanuelidis

Efendi yeniden kürsüye çıkarak:

“— Mesuller sizlersiniz, hepiniz”

diye bağırmış, çıkan gürültüler içinde

celse tatil edilmiştir.

Ve bu olaylar bir Türk parlamentosunda

cereyan etmiştir.

Milli Mücadelemizin 100. yılı anısına FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi öğrencilerinden oluşan “ARŞİVE IŞIK TUTANLAR” ekibi tarafından derlenmiştir.


MİLLİ MÜCADELE GAZETESİ, 16 Mayıs 1919 11

İZMİR’DE 50 BİN YUNAN

BAYRAĞI

1918 yılının son günlerinde İzmir’in

bugün elemle şahit olduğumuz

akıbete uğrayacağını görmek, anlamak

mümkündü. 14 Aralık sabahı

bir İtilaf filosu İzmir limanına girmiş

ve demirlemiştir. Rumlar bir gün önceden

filonun geleceğini haber almış

olduklarından hazırlanmışlar, Ayafotini

Kilisesi çanları sabaha kadar çalmıştır.

Kiliselerde evlerde saklanmış

50 binden fazla Yunan bayrağı birden

ortaya çıkmış, binlerce Rum Kordon

Boyuna inerek İngiliz, Fransız, Yunan

savaş gemilerini, bahriyelilerini karşılamışlardır.

22 Aralık’ta da İzmir Rumlarından

bir heyet, İngiliz Filo Kumandanı

Dickson’a başvurmuşlar ve şehirde

asayiş olmadığını, Türklerin, Rumları

öldürdüklerini iddia ederek İzmir’in

İngiliz Kuvvetleri tarafından derhal

işgal edilmesini istemişlerdir. Fakat o

gün bu talepleri reddedilmiş, iddiaları

mübalağa görülmüştür.

PATRİKHANEYE SÖZ

GEÇİREMEYEN DEVLET

1918 yılının son günlerinde Osmanlı

devleti o hale gelmiştir ki, Patrikhane

tarafından dahi terslenmektedir. Osmanlı

taraftarı olduğu, suistimal yaptığı

iddia edilen Patrik Rum Cemaati

tarafından azledilmiş ve aradan da 40

gün geçmiştir. Patrikhane nizamnamesine

göre patrik seçimi yapılmak

zorunluğu bulunmaktadır. Bu hususu

hatırlatan Osmanlı hükümetini

Patrikhane terslemiştir. 31 Aralık

sabahı da Rum gazetesi NOLOGOS,

Osmanlı devletini hitaben şunları

yazmıştır:

“Şimdiye kadar Patriği körü körüne

seçmiştik. Bundan böyle Patrik Rum

milleti tarafından seçilecektir. Fakat

bu seçim, Osmanlı devleti tarafından

sürgün edilen yarım milyon Rum

tekrar topraklarına döndükten ve

yerleştikten sonra yapılabilecektir.

Osmanlı devleti 500 bin Rumu eski

evlerine yerleştirdikten sonra yeni

Patriği seçebiliriz.”

AYA TRİADA AYİNİ !

1919 yılında, Türkiye aleyhindeki

bu tezvirat ve kampanya artan bir

şiddetle devam etmiştir.

5 Ocak Pazar günü İstanbul’da Aya

Triada Kilisesi’nde, Türkler tarafından

katledilen Ermeni ve Rumların

ruhu için büyük bir ayin yapılmıştır.

Averof zırhlısının bahriyelileri,

kumandan başta olmak üzere ayinde

hazır bulunmuşlardır. Çanakkale

metropolite yaptığı konuşmada,

Ermenilerle Rumların Türklere karşı

elele mücadele etmeleri gerektiğinden

bahsetmiş ve “Osmanlılardan neler

çektik” diye uzun boylu mezalim

bahsini açmıştır.

Metropolit, Osmanlı idaresine karşı

Ermeni ve Rum komitelerinin silahla

ayaklanmalarından hiç bahsetmemiş,

baskının silahsız masum insanlarına

yapıldığını iddia etmiştir.

Yunan Yüksek Komiseri Cannelopulos,

Çanakkale metropoliti İrineosa’a

teşekkür etmiş, bu ayine dair bilgiyi

derhal Venizelos’a yollayacağını

söylemiştir.

TÜRKİYE’DE TÜRKÇE OKUMAK

YASAK!

Bir gün sonra Patrikhanede yapılan

mühim bir toplantıda, Sen Sinod,

Türkiye’deki bütün Rum mekteplerinde

Türkçe ve Türkçe eğitimi yasaklamış

ve bu kararını resmi açıklamıştır.

Patrikhane, o günlerde yapılmakta

olan mahalli seçimlere katılmama

kararını da almıştır.

Rum gazeteleri, İstanbul Rumluğu

Osmanlı idaresi ile bütün ilgisini

kesiyor diyerek kararı alkışlarken bir

Türk gazetesi (ATİ) hayretle şunları

yazmıştır:

“Bir memleketin resmi lisanını mekteplerde

okutmamak o memleketle

hiçbir alakası olmadığını ilan etmek

demektir ki Rum Cemaatinin bu zihniyeti

takip ettiğine gönül inanamak

istemiyor.”

O günlerde Beyoğlu tüccarlarından

bir çoğu Miltiyadi’nin başkanlığında

toplanarak, Türklerden tamamiyle

ayrılmak ve bir “İstanbul Rum

Tüccarları cemiyeti” kurmak kararını

almışlardır.

1919 yılında Osmanlı hükümetinde

Kostaki Efendi Vayani, Ticaret ve Ziraat

Nazırıdır.Patrikhane kendisini de

ikaz etmiştir. Bunun üzerine Kostaki

efendi Vayani, Osmanlı idaresi ile

ilişiğini kesmiş ve kabineden neden

istifa etmiştir.

“HİÇBİR HÜKÜMET BUNA MÜSA-

ADE ETMEZ!”

1919 yılının başında Osmanlı devleti

o hale düşmüştür ki, idaresi altında

bulunan bir şehirde çıkmakta olan

azınlık gazeteleri tarafından her sabah

hakarete uğramakta ve buna karşı bir

şey yapamamaktadır.

İstanbul’un Türk gazetelerinden SÖZ,

29 Ocak tarihli nüshasında yayınlandığı

bir makale ile ne halde bulunduğumuzu

açık bir şekilde göstermiştir.

“Rum ve Ermeni gazeteleri Türkiye’de

çıkmakta olduklarını unutuyorlar.

Çok yersiz bir davranış içindedirler.

Dünyanın hiçbir yerinde bir hükümet,

bu derece hakaretlerle dolu bir

lisana müsaade etmez.”

“Rumlar ve Ermeniler, Osmanlı hükümeti

ile bağları kopardıklarını kendileri

söylemektedirler. Bu demektir

ki, İstanbul’da ya birer yabancı olarak

kalıyorlar veya Osmanlı tabiyetini

gene muhafaza ediyorlar. Eğer birinci

vaziyette iseler, misafiri bulundukları

evin sahibine hakaret etmekle kabalık

etmiyorlar mı? Dünyada hangi millet

bir başka millete bu hakkı tanımış

ki, biz onlara tanıyalım. Bu vaziyette

Türkiye’den ayrılmalıdırlar. Ermeniler

Ermenistan’a, Rumlar da Yunanistan’a

gitsinler. Oralara yerleşince gazeteler

çıkarır istedikleri gibi Türklere hakaret

ederler.”

BİR FRANSIZ GENERALİNİN

BEYOĞLUNDA GEZİSİ

8 Şubat’ta Beyoğlu yeniden rumların

geniş nümayişlerine sahne olmuştur.

İtilaf Devletlerinin Şark Ordusu Kumandanı

General Franchet d’Esperey,

İstanbul’a gelmiş, Sarayburnuna

çıkmış, at üzerinde Galatadan çıkarak

Beyoğluna gelmiş, sokaklardan

geçerek, Fransız safaretine gitmiştir.

Fransız generali, tarihte Bizans İmparatorlarının

yaptıkları gibi, iki asker

tarafından tutulan at üzerine İstabul’a

girmiştir. Rumlar bu münasebetle de

bütün dükkanlara evlere Yunan ve

Fransız bayrakları çekmişlerdir.

Bu olaydan üzülerek HADİSAT adlı

gazetesini siyah çerçeveler içinde

neşreden Süleyman Nazif Bey’in gazetesi

derhal sansür idaresi tarafından

kapatılmıştır.

22 Şubat’ta Franchet d’Esperey

Patrikhaneye gitmiş ve orada da tam

Bizans İmparatorları gibi, çanlar

çalınarak karşılanmıştır. Patrikhane

bu münasebetle Yunan bayrakları ile

süslenmiştir.

ŞAŞKIN BİR SADRAZAM

Sadrazam Tevfik Paşa, otoritesiz,

şaşkın bir hale düşmüştür. Son bir

ümit ışığı olarak gördüğü Yusuf Paşa

Franko’ya başvurmuş ve bu Hiristiyanı

kabinesine alarak Dışişleri Bakanı

yapmışlardır.

40 yıldan beri ikinci defa bir Hiristiyan

Osmanlı devletinin Dışişleri

Bakanlığına getirilmiştir.

Tevfik Paşa, böylece yıkılmaktan

devleti kurtarabileceğini sanmıştır. 24

şubat 1919’da yapılan bu tayin hayret

uyandırmış ve devlete de hiçbir fayda

sağlamamıştır.

Mart ayı içinde Rum azınlığı iyice

azmıştır. Evvela İzmir’de yapılan bir

nümayiş esnasında sağa sola ateş eden

Rumlar polis Hamza Efendiyi vurarak

öldürmüşlerdir. Türk makamları, suçluyu

aramaya cesaret edememişlerdir.

Hemen arkasından Sirkeci’de ikinci

bir olay cereyan etmiş, sarhoş iki

Yunan askeri kadınlara sataşırken

müdahele eden polis Hüsnü Efendi’yi

vurup öldürmüşler, halk tarafından

yakalanarak karakola teslim edilmişlerdir.

Fakat derhal haberdar edilen

Yunan askeri makamları, Albay Katehakis

ile bir birlik yollayarak kaatil

Yunan askerlerini karakoldan çekip

almışlar ve Averof ’a götürmüşlerdir.

Hükümetin, itilaf devletleri temsilcileri

nezdinde yaptıkları teşebbüs

hiçbir netice vermemiştir.

PATRİK VEKİLİ PARİS’E GİDİYOR

3 Mart’ta Patrik Vekili Dorothee ile

birlikte bir heyet Paris’e hareket etmiştir.

İstabul’da çıkan Rum gazeteleri bu

hususta aynen şunları yazmışlardır.

“Patrikhane heyeti, Paris’te barış

konferansında İstanbul Rumlarının

haklarını müdafaa edecek ve İstanbul’un

Yunanistan’a bırakılmasını

isteyecektir.”

RUM KİLİSELERİNDE

MİTİNGLER!

16 Mart Pazar günü İstanbul’un

bütün Rum kiliselerinde büyük

mitingler yapılmıştır. Buna sebep,

barış konferansına gitmiş olan Patrik

Vekili Dorothee’den gelen bir telgraf

olmuştur. Patrik Vekili, İzmir Rumları

gibi İstanbul Rumlarının da haklı

taleplerini dünyaya duyuramamış

olduklarını, bu sebeple de İstanbul’un

Yunanistan’a verilmesi hususunda

Venizelos’un güçlüklerle karşılaştığını

bildirmiş ve derhal büyük mitingler

akdedilerek İstanbul Rumlarının

taleplerinin dünyaya duyurulmasının

istemiştir.

Pazar günü bütün Rum kiliselerine

büyük Yunan bayraklarını çekilmiş,

kararlar ittifakla alınmış, artık Rumların

Türk idaresini istemedikleri ilan

edilmiştir.

Kiliselerde alınan kararı Patrik Vekili

derhal Paris’e Venizelos’a yollamıştır.

Karar şöyle son bulmuştur:

“İstanbul ve Rumluğu, anavatan Yunanistan’la

birleşmeye karar vermiştir

veba uğurda mücadele edecektir.”

PATRİKHANENİN SON KARARI

Ve bundan bir hafta önce de Patrikhane

Sen Sinod Meclisi, İstanbul Rumlarını

Türk uyruğundan ve mükellefiyetinden

serbest kılan kararı almıştır.

Bu hale işte böyle düştük.

Milli Mücadelemizin 100. yılı anısına FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi öğrencilerinden oluşan “ARŞİVE IŞIK TUTANLAR” ekibi tarafından derlenmiştir.


MİLLİ MÜCADELE GAZETESİ, 16 Mayıs 1919 12

ATİNA BASINI:

“YUNAN ORDU-

SU SEVİNÇ GÖS-

TERİLERİYLE

İZMİR’E GİRDİ”

Yunan gazeteleri, dün yapılan katliama ve

soyguna dair hiçbir haber neşretmedi.

ATİNA

YUNAN gazeteleri, İzmir’in işgaline

manşetlerle bildirmişlerdir. Bütün

gazeteler, Yunan çıkarma birliklerini

İzmir ve Rum halkı tarafından çılgınca

alkışlandığını anlatmaktadırlar.

Estla Gazetesi bu olayı şöyle anlatmaktadır:

“İzmir Kordon Boyu, dünya yaratıldığından

bu yana böyle bir manzara

görmemiştir. Sabahın erken saatlerinden

itibaren halk rıhtıma aktı. Geceleyin

büyük bir takızafer kurulmuştu.

Üzerinde Yunan askerleri için şu

sözler yazılmıştı: “Hoş geldiniz”

Yollara, bütün duvarlara çiçekler ve

halılar serilmişti.

Sabah erkenden, limanda bulunan

Averof ve Limnos harp gemilerinden

deniz silahendazları karaya indi.

Fakat esas çıkarma birlikleri bunlar

değildi. Averof ’un ve Limnos’un bahriye

silahendazları durumu kontrol

altına almak için indirilmişlerdi.

SAAT 7’ye doğru, çıkarma birliklerini

getirmekte olan nakliye gemileri

görüldü. Yedi buçukta Lonhi Sfendani,

Nea Genea, Thyella, Themistocle,

Syrie ve Patris gemileri yaklaştı. İlk

olarak Patris, İzmir rıhtımına yanaştı.

Kiliselerde bütün çanlar çalmaya

başladı. Rum orkestrası da çalıyordu.

Efzunlar, ellerinde Yunan bayrakları

ile ilk karaya inenler oldular. İzmir

Metropoliti Hrisostemas ilerledi. Yunan

Bayrağı’nı ellerine alarak öptü ve

ağlamaya başladı. Halk da ağlayarak

Efzunlara çiçek atıyordu.

Saat 9’a beş kala, esas çıkarma birliğini

getirmekte olan gemiler görüldü.

İlk olarak Syria rıhtımına yanaştı.

İşgal kuvvetlerinin ilk askeri Syria

gemisinden İzmir topraklarına atladı.

Bu, çavuş Elefterios Katsulis idi.

Nihayet İzmir Yunan olmuştu…

Saat 11… Gemilerden çıkmakta olan

liman kuvvetleri ilerlemektedir. Fakat

o sırada bir karışıklık olmuş, ateş

edilmiş, Yunan kuvvetleri mitralyozla

cevap vererek ateş edenleri susturmuşlardır.

Türkler arasında tevkifler yapılmış ve

bunlar Averos Harp Gemisi’ne götürülmüşlerdir.

Bu olaylar sırasında iki Efzun ölmüştür.

Basile Deloris ile Georges

Papacostos!

ÇİÇEK YAĞMURU

“Atina Habercisi” adlı gazetede, İzmir

muhabirinden 15 Mayıs sabah saat

10.30 tarihi ile aldığı aşağıdaki telgrafı

yayınlamıştır.

“Rıhtımlar adamdan taşıyor. Tıklım

tıklım dolu. Hepsinin de ellerinde

Yunan bayrakları ve çiçeklerle dolu

sepetler var. Sevinçten ağlıyorlar.

Izmir’de şimdiye kadar böyle bir

manzara görülmüş değildir. Bütün

evlerin balkonları bayraklar ve çiçeklerle

süslenmiş. Sokaklara da halılar

serilmiş, halk; sevinçten sarmaş dolaş

sokaklarda dans ediyor.

İlk Yunan askeri sabah 7.50’de karaya

ayak bastı ve hemen toprağı öptü.

Dördüncü Piyade Alayı çiçek yağmuru

altında resmigeçit yaptı. Rum

kadınları, kızları Yunan subayları

ile askerlerinin kollarına kendilerini

attılar.

ÖLDÜREN EFZUNLAR

Şehid Osman Nevres Beyin

kurşunları ile Kordon Boyunda

iki efsun askerinin öldürüldüğü

anlaşılmıştır. Yunan makamlarının

verdikleri bilgiye göre bunlar Basile

Delaris ile Jorj Papakostos’dur. Metropolithane

bunlar için büyük bir

cenaze töreni hazırlamaktadır.

Yunanistan’da bastırılıp dağıtılan bu kartpostal onların emelleri hakkında fikir vermekte.

Dün İzmir’de Kordon boyuna çıkan Yunan taburunun karaya çıkışı.

Yunan Albayı

ZAFİRU’nun

Beyannamesi

Duvarlara yapıştırılan beyannamede İzmir

ve havalisinin 3.000 seneden beri Yunanistan’a

ait olduğu iddia ediliyor.

YUNAN işgal kuvvetleri Komutanı

Albay Zafiriu’nun, şehrin bütün

duvarlarına yapıştırılan beyannamesinde

şunlar yazılıdır:

“Müttefiklerin muvafakati ile hareket

eden Yunan Hükümetinden aldığım

emir gereğince, İzmir ve civarının

askeri işgaline başlıyorum. İşgalden

maksat, mevcut kanunların hüsnü

muhafazası ve himayesi suretiyle, bütün

ahalinin refahını emniyet altına

almaktadır.

Bununla beraber, 3.000 seneden beri

Yunanistan’a çeşitli sebeplerden dolayı,

bağlı bulunan şu topraklar hakkında

devletlerin, görüşerek bir karara

varmasını bekleriz. Bu karardan önce

herhangi bir iddia ve icraatımız olmayacaktır.

İZMİR

Eskisi gibi vazifelerine devam edecek

olan sivil devlet daireleri memurları

ile din adamları, bu vazifelerini

yaparken, kolaylık ve asayişi

sağlamak bakımından, her an için,

Yunan askeri kuvvetlerinin yardımını

isteyebilirler.

Askerin, kendisiyle temasta bulunacaklara

dini inanış, adap ve geleneklere

saygılı bulunacağına herkes emin

olsun. Komutanlığın kapısı, herkesin

müracaat ve şikayetine açıktır. Herkesin

sükûnetle, iş ve gücü ile meşgul

olarak güzel vatanları hakkında devletlerin

görüşüp verecekleri karara

güvenle intizar eylemelerini din ve

cinsiyet farkı gözetmeksizin bütün

halka tavsiye ederim.”

FRANSIZ GAZETELERİ

İŞGAL VE KATLİAM HA-

BERLERİNİ VERMİYOR

Paris

Bu sabah Fransız gazeteleri İzmir’in

işgaline ve yapılan katliama dair

hiçbir haber yayınlamamışlardır.

Cihan Harbi bitmiş olmasına

rağmen Fransız basını üzerindeki

sansür devam etmektedir. Sansür

idaresinin bu haberlerin neşrine

müsaade etmediği anlaşılmaktadır.

Bu sabahki İngiliz gazetelerinde de

katliama dair hiçbir bilgi görülmemiştir.

Yalnız LE TEMPS adlı gazete üç

satırlık küçük bir haberinde: Atina

mahreci bir haber yayınlamakta ve

Amerikan harp gemisi Arizona ile

4 Amerikan kruvazörünün İzmir

limanına girmiş olduklarını bildirmektedir.

İZMİR’DEN

ATİNA’YA GÖNDERİ-

LEN İLK TELGRAF

Atina

Atina gazeteleri, “İzmir’in Yunan

kuvvetleri tarafından işgali”

başlığı altında hükümete gelen ilk

telgrafları yayınlamışlardı.

Bu beş telgraf şunlardır:

• Bahriye nezaretine:

İzmir: 14 Mayıs (çok ecele)

Bugün öğleden sonra 2’de Averof

’un bahriye kıtaatı hiçbir mukavemetle

karşılaşmadan Çanakkale’sini

ve müstahkem mevkiler

de müttefiklerce işgal edildi.

Averof Kumandanı Mavrudis

• Bahriye nezaretine:

İzmir: 15 Mayıs, sabaha 4.50

Şu anda çıkarma kıtalarını getirmekte

olan gemiler ve torpidolar

ufukta göründü. (Averof)

• Bahriye nezaretine:

İzmir: 4.55

Yunan bahriye kıtaları şehrin

rıhtımlarını, gümrüğü ve umumiyetle

çıkarma yapılacak noktaları

işgal altına aldı. (Averof)

• Başbakana ve General Peraskevopulos’a:

İzmir: 15 Mayıs, sabah 8.30

Birinci tümen, sabah 7.30’da

rıhtıma geldi ve hemen çıkarma

başladı. (Averof)

• Barhiye nezaretine:

İzmir: 15 Mayıs, sabah 8.30

Patris vapurundan çıkan Efzun

alayı rıhıma ayak bastı. Halk çılgınlar

gibi alkışlıyor. (Averof)

Milli Mücadelemizin 100. yılı anısına FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi öğrencilerinden oluşan “ARŞİVE IŞIK TUTANLAR” ekibi tarafından derlenmiştir.


17 MAYIS 1919

Milli Mücadele

13

gazetesi

Hazırlayan: FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi ARŞiVE IŞIK TUTANLAR Ekibi

İşgal’in ilk

48 saatinde

2 bin Türk

öldürüldü

İŞGALİN ilk 48 saati kapanırken,

İzmir ve civarının uğradığı ağır

kayıplar belli olmaya başlamıştır.

İlk gün zarfında öldürülen ve

yaralanan subayların sayısı 57

olarak tespit edilmiştir. İzmir ve

banliyölerinde – Urla yarımadası

ve köyleri dahil - öldürülen

Türklerin sayısı iki binin çok

üzerindedir.

Çıkarmadan çok önce İzmir’e

“Yunan Kızılhaç” gemisi ile “doktor”

kisvesi altında gelenlerin de

yardımı ile yerli Rumların çeteler

haline getirildiği ve silahlandırıldığı

da şimdi iyice anlaşılmaktadır.

Bunların, Yunan askeri birliklerinin

de yardımı ile giriştikleri soygun

ve yağma etrafında şu bilgi

verilmektedir: “ Sivil ve askeri

bütün devlet daire ve müesseselerinin

kasaları kırılmış, toplam

olarak 21 kasadan 230 bin liradan

fazla para çalınmıştır.”

DAMAT FERİT

DÜN İSTİFA ETTİ

DAMAT’IN MAARİF NAZIRI ALİ KE-

MAL HALA “MÜTTEFİKLERİN ADA-

LETİNE TAM BİR İTİMATIMIZ VAR”

DAMAT Ferit Kabinesi istifa etmiştir.

Bütün nazırlar dün Sadrazamın Nişantaşı’ndaki

konağına toplanmışlar

ve uzun münakaşalardan sonra toptan

istifaya karar vermişlerdir. Ferit

Paşa derhal saraya giderek Padişah’a

istifa mektubunu vermiştir.

Damat Ferit, Tevfik Paşa Kabinesi’nin

istifasından sonra 4 Mart’ta hükümetini

kurmuştur.

İstifa mektubunda Damat Ferit, İzmir’in

Yunanlılar tarafından işgali ile

kabinenin müşkül durumda kaldığını

ve 2 buçuk aylık iktidarını bırakmaya

karar verdiğini belirtmiştir.

SABAH Gazetesi yeni kabinenin

İzmir’de Yunanlıların katliamı ve yağması devam etmektedir. Birçok Müslüman evleri basılmış, Türk kadınlarının ırzına geçilmiştir. Bu elim olaylar, dünya adaletini

temsil ettiklerini söyleyen büyük devletlerin temsilcilerinin gözleri önünde cereyan etmiştir. Yukarıdaki tablo İzmir’in Türk evlerinde birkaç günden beri

cereyan etmekte olan olaylardan birini canlandırmaktadır.

Tevfik Paşa tarafından kurulacağını

yazmaktadır. İKTAM Gazetesi ise,

gene Damat Ferit’e Sadrazamlığın

verileceğini bildirmektedir.

ALİ KEMAL NE DİYOR?

Dün istifa eden Damat Ferit Kabinesinde

Maarif Nazırı bulunan Ali

Kemal, Fransızca STAMBOUL Gazetesinin

bir muhabirine beyanatta

bulunmuş, İzmir’in Yunan kuvvetleri

tarafından istilası üzerine kabinenin

toptan istifaya karar verdiğini

söylemiştir.

Ali Kemal, böyle bir işgal hadisesini

hiç beklemediklerini, hayret ettiklerini

de kaydederek, gazetecinin:

“- İzmir’de ne oldu?” sualine şöyle

cevap vermiştir:

“- Tamamıyla bilmiyoruz. Çünkü bir

süre telgraf hatları kesildi. Fakat valinin

tevkif edildiğini ve memurların

da azledildiklerini öğrendik. Bu işgal

kararı, Osmanlı İmparatorluğu’nun

bütün vilayetlerinden büyü heyecan

yarattı. Yüzlerce protesto telgrafları

alıyoruz. İzmir’in nüfusunun yüzde

83’ü Müslümandır. Anadolu’nun

en zengin bölgesidir. İzmir’siz Türk

Anadolu olamaz. Müttefiklerin adaletine

tam bir itimadımız var. Fakat,

Almanya hesabına çalışan bir partinin

hataları yüzünden bir millete bu

muamelenin yapılacağına inanmak

istemiyoruz.

YUNANLILARA SİLAHLI

MUKAVEMET BAŞLADI

Urla kasabasında bir avuç asker ve 120 kişilik milis kuvveti Yarbay Kazım

idaresinde 800 kişilik yerli Rum çeteleri ile savaşıyor.

URLA yarımadasında, köyleri yağmaya

ve yakmaya başlayan silahlı Rum

palikarya çetelerine karşı ilk silahlı

mukavemetin başladığı bildirilmektedir.

Mevcudu 800 kadar olan yerli Rum

çeteleri dün sabahtan itibaren yarımadada

Türk köylerine saldırmaya

başlamışlardır. Kuşçular, Kızılcaköy,

Devederesi köyleri yakılmış, Türklerin

bütün malı yapma edilmiştir. Ölü

ve yaralı sayısı bilinmemektedir.

Rum çetelerinin Urla yakınına sokulmaları

üzerine 56. tümenin orada

bulunan 173. Alayın Kumandanı

Yarbay Kazım, silahlı mukavemete

karar vermiştir. Fakat mütarekeden

beri 173. Alay iskelet haline gelmiş

olduğundan kumandanın elinde hazır

kuvvet olarak topu topu 18 silahlı er

bulunmaktadır. Yarbay Kazım, silahlı

mukavemete harar verdikten sonra

emirerleri ile kasabadaki jandarmaları

da emrine almıştır.

DÜN öğleye doğru Rum çeteleri

Urla’ya iyice sokulmuşlar ve ilk

taarruzlarını yapmışlardır. Çok üstün

kuvvetlere rağmen Urla’daki bir avuç

kahraman bu taarruzu püskürtmüştür.

Saat 16’da yerli çeteler ikinci bir

taarruz daha yapmışlar ve tekrar geri

atılmışlardır.

Bu arada, Urla civarındaki Türk

köylerinin yakıldığını duyan Urla

halkı, 173. Alayın silah deposunu

basmış, tüfek ve cephane alarak

Yarbay Kazım’a katılmıştır. Depoda

mevcut tüfek

sayısının 120

kadar olduğu

bilinmektedir.

Böylece Anadolu

ve İzmir

topraklarında

Yunan istilasına

karşı ilk

milis kuvveti

kurulmuştur.

Geç vakit alınan

haberlere

göre, Urla’da

Yunan çeteleri

ile şiddetli bir

savaş devam

etmektedir.

Fakat geç

vakit bir Yunan muhribinin, kasabanın

3 kilometre kuzeyinde bulunan

iskeleye takviye getirmesi ve orada

alaya ait silah depolarını aşarak yerli

Rum halkına silah dağıtması, Urla

kahramanlarının durumunu daha da

güçleştirmiştir.

Son haberler, dün güneş batarken

Urla civarında çarpışmaların devam

etmekte olduğunu bildiriyordu.

İzmir'de cereyan eden olayların

duyulması üzerine 56’ncı Sahra

Topçu Alayının biri Seydiköy’de,

diğeri de Gaziemir’de bulunan iki

taburunda moral çöküntüsü başlamıştır.

İzmir’den kaçanlar, Yunanla

yerli Rumların katliama giriştiklerini

anlatmaları üzerine bazı erat, top hayvanlarına

da binerek memleket içine

çekilmişlerdir.

Mütarekeden sonra esasen iskelet

haline gelmiş olan bu iki taburun

subayları bu durum karşısında bir

toplantı yapmışlar ve Topçu Binbaşısı

Aziz Bey’in idaresinde subay, astsubay

ve er 92 atlı muntazam bir halde

ve içerilerde mukavemete devam

azmiyle dün gece Tire’ye çekilmiştir.

Ordu kumandanlarının, askeri

birlikleri emirsiz bırakmaları bu

çöküntülere sebep olmaktadır. Alay,

ne yapacağı hususunda kendisine

emir verilmesi için başvurmadığı yer

bırakmamış fakat hiçbir taraftan ses

alamamıştır.

Milli Mücadelemizin 100. yılı anısına FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi öğrencilerinden oluşan “ARŞİVE IŞIK TUTANLAR” ekibi tarafından derlenmiştir.


MİLLİ MÜCADELE GAZETESİ, 17 Mayıs 1919 14

HADİSAT

Gazetesine göre

1.239.782 Türk

298.373 Rum’un esaretine

bırakıldı

Hükümet taraftarı ALEMDAR Gazetesi ise,

İzmir’in Yunanistan’a ilhak edilmesini protesto

edenlere çatıyor. Böyle bir ilhak olmadığını

ileri sürüyor.

B sabahki İstanbul gazeteleri Damat

Ferit Kabinesinin istifasını manşetlerle

bildirmektedir. Gazeteler İzmir’in

Yunan kuvvetleri tarafından işgaline

geniş yer ayırmakta ve başyazılarında

da bu konu üzerine eğilmektedirler.

İktidardan yana olan ALEMDAR gazetesi,

Anadolu’dan yollanan protesto

telgraflarından birinde “İzmir’in Yunanistan

tarafından ilhakı” tabirinin

bulunmasına sinirlenmiş, böyle bir

ilhak olmadığını, hatta karşımızda

Yunanistan’ı bile görmediğimizi ileri

sürmekte ve yalnız İtilaf Devletleri’nin

mevcut olduğunu söylemektedir.

İktidarı destekleyen Alemdar,

“Hükümetin icap eden teşebbüslerde

bulunacağını” ilave etmektedir.

Fakat Milliyetçi HADİSAT gazetesi,

durumu bambaşka bir cepheden görmektedir.

Süleyman Nazif Bey’in başyazılarını

yazdığı bu gazete, “İstanbul’un

bile işgal altında bulunduğu bir

sırada” İzmir’in müstahkem mevkilerinin

işgal altına alınma sının aslında

fazla önemli bir olay teşkil etmediğini

fakat bu işgalle Yunan kuvvetlerinin

vazifelendirilmiş olmasının, istikbal

için çok fazla vahim bir ciddiyet arz

ettiğini kaydetmektedir.

HADİSAT Gazetesi bu harp içinde

Yunanlıların müttefiklerine ne maddi,

ne manevi hiçbir kazanç sağlamadığını

ve bu sebeple de herhangi bir

mükâfata hak kazanmadıklarını da

kaydetmektedir.

Milliyetçi HADİSAT gazetesinde dört

sütun üzerine konulmuş bir başka

yazı da mevcuttur. “Gözyaşlarımızı

bırakalım da aksın” diyen bu yazıda

da İzmir’de 1.239.782 Türk’ün,

298.373 Rum’un esaretine terkedildiği

hatırlatılmaktadır.

Hükümeti destekleyen gazetelerden

SABAH ise, başmakalesinde, Türkiye’nin,

tarihinin en ıstıraplı en feci

devrini yaşamakta olduğunu yazmakta

ve büyük devletlerden bir ricada

bulunarak, Wilson prensiplerinin

bütün Türk ülkesinde aynen tatbikini

istemektedir.

İKDAM gazetesi de başmakalesinde

Yunanlıların İzmir üzerinde hiçbir

hak iddia edemeyeceklerini, ancak

Venizelos’un Yunanistan’ı, galip

devletler safına sokmuş olmasından

doğan bir hak iddia edebileceğini

yazmaktadır.

4 TÜRK

SUBAYI

ŞEHİT

EDİLDİ

Dün sabah kışladan alınarak gemilere

doğru sürüklenmekte olan

esir kafilesi içinde “Zito Venizelos”

diye bağırmayı reddettiğinden dolayı

süngülenerek şehit edilenlerden

birinin Albay Süleyman Fethi

Bey olduğu bildirilmektedir.

Süleyman Fethi Bey, Yunan askerinin

“Zito Venizelos” diye bağırması

ve Venizelos’u selamlaması,

ellerini kaldırması için yaptığı sert

ihtarlara aldırmamış ve nihayet:

“- Bir Türk askeri ancak milletinin

büyüklerine ihtiram için elini

kaldırır ve ağzını açar.” diye cevap

verince de birkaç süngü darbesi ile

şehit edilmiştir.

Kahraman şehidimiz daha önce

de Yunan işgaline karşı daha sert

tedbirler alınması için Nadir Paşa

nezdinde girişimde bulunmuş,

fakat kendisini dinletememiştir.

Öğrendiğimize göre bu vatansever

subayımız geçen nisan ayında da

Kolordu Kumandaın Vekili bulunduğu

sırada, Averof ’un zırhlısının

İzmir’e gelince karaya çıkardığı

devriyeleri geri aldırmış: “İzmir’in

işgaline vesile olabilecek emrivakilere

müsaade edemeyeceğini”

bildirmişti.

Aynı şekilde şehit edilenler arasında

Kurmay Hakimi Yarbay Şükrü

ve Kolağası Necati Bey de vardır.

Mustafa Kemal Paşa

dün Samsun’a gitti.

Bandırma vapuru, hareketinden önce İngiliz binbaşısı tarafından

Kız Kulesi önünde kontrolden geçirildi. Karadeniz’de

şiddetli bir bir fırtına hüküm sürüyor.

DOKUZUNCU Ordu Müfettişliğine

tayin edilmiş olan Mustafa

Kemal Paşa ile müfettişlik kadrosunu

teşkil eden 18 subay ve

askeri memur dün akşam Bandırma

vapuru ile Samsun’a hareket

etmişlerdir.

Mustafa Kemal Paşa dün sabah

Akaretlere giderek annesine veda

etmiştir.

Paşa ile refakatindekiler Galata

rıhtımına otomobille inmişler ve

açıkta demirli duran Bandırma

vapuruna sandallarla geçmişlerdir.

Önceden kararlaştırıldığı gibi rıhtımda

hiçbir uğurlama merasimi

yapılmamıştır.

Gemi, hareketinden sonra, İtilaf

Devletleri askeri makamlarının

koydukları kayıtlara uygun olarak

Kızkulesi açıklarından demir atmış

ve bir süre beklemiştir. Kontrol

için gemiye çıkan bir İngiliz

binbaşısı, yanındaki zabit elbiseli

Ermeni tercümanla birlikte bir

hayli uzayan araştırma ve soruşturma

yapmıştır.

İngiliz binbaşısı ile, Mustafa

Kemal Paşa’nın talimatı üzerine,

Müfettişlik Kurmay Başkanlığına

tayin edilmiş olan Miralay Kazım

Bey konuşmuştur.

Muayenenin uzaması bir ara endişe

yaratmıştır.

Nihayet gemi Karadeniz’e doğru

açılmıştır.

Bandırma’nın süvarisi İsmail

Hakkı Bey’dir. Oldukça eski olan

vapurun pusulasının da biraz bozuk

olduğu söylenmektedir.

MÜFETTİŞLİK KADROSU

Öğrendiğimize göre, 18 kişilik

“Dokuzuncu Ordu Müfettişliği”

kadrosu şöyledir:

1. Miralay Refet Bey (Üçüncü

Kolordu Kumandanı)

2. Miralay Kazım Bey (müfettişlik

Kurmay Başkanı)

3. Kaymakam Mehmet Akif Bey

(Kurmay Başkan Vekili)

4. Binbaşı Husrev Bey (Birinci

Şube Müdürü)

5. Binbaşı Kemal Bey (Topçu

Kumandanı)

6. Miralay Doktor İbrahim Bey

7. Binbaşı Dr. Refik Bey

8. Başyaver Yüzbaşı Cevad Bey

9. Yüzbaşı Mümtaz Bey

10. Yüzbaşı İsmail Hakkı Bey

11. Yüzbaşı Ali Şevket Bey

12. Yüzbaşı Mustafa Bey

13. Üsteğmen Hayati Bey

14. Üsteğmen Abdullah Bey

15. Üsteğmen Hikmet Bey

16. Asteğmen Muzaffer Bey

17. Şifre Katibi Faik Bey

18. Şifre Mülhakı Memduh Bey.

Fransız gazeteleri susmaya

devam ediyor

Fransız gazeteleri bu sabah da İzmir’in Yunan işgaline ve katliama dair

hiçbir haber yayınlamamışlardır.

PARİS

Yalnız LE TEMPS ile diğer bir iki gazetede şu haber çıkmıştır:

“Müttefik kuvvetleri İzmir’i işgal edeceklerinden Lorraine zırhlısı 14 Mayıs’ta

bu limana doğru hareket etmiştir.”

Milli Mücadelemizin 100. yılı anısına FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi öğrencilerinden oluşan “ARŞİVE IŞIK TUTANLAR” ekibi tarafından derlenmiştir.


MİLLİ MÜCADELE GAZETESİ, 17 Mayıs 1919 15

İzmir’in işgali üzerine:

PROTESTO

TELGRAFI

YAĞIYOR

Denizlililer adına yollanan

bir telgrafta “Millet şerefle

ölmeyi göze aldı.” deniliyor.

ANADOLU’NUN muhtelif köşelerinden

İzmir’in işgalini protesto

eden telgrafların gelmesi devam

etmektedir. Dün de yüzlerce telgraf

alınmıştır.

Denizli halkı adına Müftü Ahmet

Hulusi tarafından yollanan bir telgrafta

şöyle denilmektedir:

“Meşrutiyetin ilanından beri pek

elim ve kanlı feci olaylara uğradık.

Fakat bunların hiçbiri sevgili İzmir’imizin

Yunan kuvvetleri tarafından

işgali haberinden doğan teessürleri

meydana getirmemiştir. Harp senelerinde

hiçbir fedakârlığı esirgemeyen

millet cidden vicdanları yakan şu

haber karşısında irade ve ihtiyatını

kaybetmiş ve yarın buraların Yunan

çetelerine geniş bir sahne olacağını

düşünerek hayatın bir esirlik ve azap

olacağı fikir ile şimdiden şerefle

ölmeyi göze almışlardır. Bu sebeple

bu işgali katiyen kabul edemeyeceğimizi

ve hükümetin emirlerine hazır

bulunduğumuzu arz ederiz.”

Dünkü tarihle Sinop’tan Sadrazama

gönderilen ve altında 30’dan fazla

imza bulunan telgrafta da İzmir’in

Yunan tarafından işgali protesto

edilmekte ve:

“İzmir’in Osmanlı ülkesi olarak

kalmasını son dereceye kadar savunacağımız

gibi bizleri kat’i azmimizden

hiçbir kuvvet ve teşebbüsün men

edemeyeceğini livamızın heyecan ve

galeyana gelen hali efkarımız adına

arza cesaret ederiz” denilmektedir.

Ordu ilçesi bütün Türk ve Müslüman

ahalisi adına Belediye Reisi Hacı İzzet

tarafından çekilen bir telgrafta da

şöyle denilmektedir:

“İslam nüfusu çok ve beş yüz yılı

aşkın bir zamandan beri Osmanlı

hükümetine bağlı olan İzmir Vilayeti

ve dolaylarının Yunanistan’a ilhak

edilmekte olduğunu teessürle haber

aldık. Amerika Cumhur Reisi Mösyö

Wilson cenaplarının dünya barışının

devamlılığını sağlamak ve bu suretle

harp tehlikelerine son vermek gibi

insanı maksatlarla meydana koymuş

oldukları prensiplere tüm aykırı olan

ilhak olayı Türk ve Müslümanların

kalplerinde sonuna kadar devam

kabul etmez yaralar açmıştır. Bu barış

sonsuz değil, belki geçici ve sonucu

kanlı bir barış ile uygarlık dünyasının

devamlığı kabil olacağına kim inanır,

İzmir vilayetinin hangi bir toprağına

dikilecek. Yunan bandırası Müslüman

kalplerine saplanmış bir hançer

demektir. Bunu biz Türkler ve Müslümanlar

bütün varlığımız ile ve büyük

şiddetle reddediyor ve bu uğurda

canımız ve kanımızı feda edeceğimizi

arz eyleriz.”

Bu sabahki İstanbul gazeteleri bu

protesto telgrafları ile doludur.

Trabzon’da, Rus İşgal Kuvvetleri çekildikten sonra şehrin Trabzon halkını gösteren resim.

Trabzon’daki Rum

matbaası bir Türk

gazetesini basmıyor

İZMİR’İN İŞGALİ ÜZERİNE ŞENLİKLERE BAŞLAYAN YERLİ RUMLAR

PONTUSCULARA KARŞ TRABZONLULARI UYANIK KALMAYA ÇAĞI-

RAN İSTİKBAL GAZETESİNİ 2 GÜNDÜR BOYKOT EDİYORLAR.

İzmir’in Yunan kuvvetleri tarafından

işgalinin burada duyulması

üzerine yerli Rumlar şenliklere başlamışlardır.

Yorgi Mihailidi matbaasında hazırlanmakta

olan İSTİKBAL adlı Türk

gazetesi, Rum mürettipler boykot

ettiklerinden iki güncel beri çıkamamaktadır.

İSTİKBAL gazetesi, şehrimizi ve geniş

bir Karadeniz sahilini “Pontus Rum

Cumhuriyeti” haline getirmek için

çaba gösteren Trabzonlu Rumlarla ve

Trabzon Metropolithanesi ile mücadele

etmekteydi.

Trabzon için Paris’te, Marsilya’da

Rumlar geniş propaganda yaparken

Trabzonluların sessiz kalmalarının

tehlikelerine de işaret eden İSTİKBAL

gazetesi şehrimizde Pontusçularla

mücadele için bir “Trabzon Muhafaza-i

Hukuk Cemiyeti’nin de teşkilinde

bayraktarlık etmiştir.

Faik Ahmet Bey tarafından çıkarılmakta

olan bu gazetenin “Vatandaşlar

uyku zamanlarında hiç değiliz, dikkat

edelim” diyerek Trabzonluları devamlı

bir şekilde ikaz etmesini Trabzonlu

Rumlar affetmemişler ve gazeteyi

basmayı reddetmişlerdir.

Şehrimizde bir Türk matbaası bulunmadığından

İSTİKBAL çıkarılamamaktadır.

Rumca yayınlamakta olan FAROS

ve EBUHİ gazeteleri ise İzmir’in ve

çevresinin Yunanistan’a verilmesi karşısında

duydukları sevinci gizlemeye

lüzum görmemişlerdir.

Denizli halkı topladıkları portesto telgraflarını toplu halde gönderdiler.

İKİ GAZETE 24 SAAT

MÜDDETLE KAPATILDI

SANSÜR idaresi, İzmir’in işgali ile alakalı olarak yayınladıkları yazılar ve

haberler dolayısıyla YENİ GAZETE ile TASVİR gazetelerini 24 saat müddetle

kapatmıştır.

4 Nisan 1916’da Rus ordularının işgaline uğrayan, 10 ay 20 gün işgal altında yaşadıktan sonra 24 Şubat 1918’de kurtulan

güzel Trabzon'umuza şimdi de Rumlar göz diktiler.

Milli Mücadelemizin 100. yılı anısına FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi öğrencilerinden oluşan “ARŞİVE IŞIK TUTANLAR” ekibi tarafından derlenmiştir.


MİLLİ MÜCADELE GAZETESİ, 17 Mayıs 1919 16

İZMİR VALİSİ KAMBUR İZZET BEY YU-

NANLILARLA İŞ BİRLİĞİNİ KABUL ETTİ.

Vali, Metropolit’in talebi

üzerine makamına yeniden

oturdu ve ilk beyanatında,

“olayların büyütüldüğünü”

iddia etti.

İZMİR

İŞGAL günü Yunan askeri ve yerli

Rumlar tarafından bir hakarete maruz

bırakılan vali İzzet dün hükümet

konağına giderek “vazifesine yeniden

başladığını” ilan etmiştir.

Öğrendiğimize göre, geceleyin,

katliamın esas idarecisi Metropolit

Hristostomos valinin evine gitmiş ve

kendisine ilişilmeyeceğini, vilayete

giderek işine tekrar başlaması

gerektiğini söylemiş, İzzet Bey’i ikna

etmiştir.

Valinin, bu neticeyi bir bakıma

kendisi için zafer addettiği anlaşılmaktadır.

Vali, dün İstanbul’a yolladığı ilk

mesajında, “bazı hadiselerin cereyan

ettiğinden” bahisle, kendisinin İngiliz

Amirali Kaltrop nezdinde yaptığı

teşebbüslerle durumun düzeltildiğini,

kendisinin işbaşı yaptığını, memurların

da vazifelerine tekrar başladıklarını

iddia etmiştir.

Aslında, vali, Yunan amaline hizmet

etmesi için makamına iade edilmiştir.

Metropolit’in doğrudan doğruya Yunan

hükümetinin talimatı ile bu teklifi

İzzet Bey’e yaptığı anlaşılmaktadır.

Venizelos, Paris’te Yüksek Konsey

nezdinde müşkülatla karşılaşmamak

için, İzmir’de “kukla bir hükümet”in

mevcudiyetini faydalı görmüştür.

Vali İzzet bu plana uygun olarak Yunan

işgal makamlarına ilk hizmetini

bir demeç vererek yerine getirmiştir.

Bu demecinde vali, katliam ve yapma

ile ilgili olarak bütün yurtta duyulan

nefreti yatıştırmaya çalışmakta ve

“İzmir’de geçen hadiselerin mülhakatta

mübalağalı olarak anlaşıldığını,

esas meselenin, İzmir’in Yunan askeri

işgali altına alınmasından ibaret olduğunu

ve sükunetin avdet eylemesinden

herkesin iş ve gücüyle meşgul

bulunduğunu” ileri sürmektedir.

Yunan İşgal Kuvvetleri Kumandanı

beyannamesinden “Rumların yağma

ve katliam” yaptıklarını itiraf ederken

Türk valisinin bu şekilde beyanda

bulunması hayret uyandırmıştır.

Valinin yanında, Yunan işgal makamları

ile temasını temin etmek için bir

Yunan subayı tercüman ve “irtibat”

memuru olarak bulundurulmaktadır.

Yunan basınına göre “Kanlı Olay”

ATİNA BASINI, İZMİR KORDON BOYUNDA GAZETECİ HASAN TAH-

SİN’İN TEK BAŞINA MÜDAHALESİNİ, ASKERLERLE SİVİLLERİN BÜYÜK

BİR SİLAHLI MUKAVEMETİ OLARAK GÖSTERİYOR.

ATİNA

Yunan gazeteleri bu sabah “Kanlı bir

olay” başlığı altında İzmir katliamına

dair ilk haberi yayımlamışlardır.

Olayı bambaşka bir şekilde veren

gazetelerde çıkan haber şudur:

“Birinci Efzun Alayının çıkarma

yapmasından sonra, bir Efzun müfrezesine

Türk mahallesini işgal emri

verildi. Asker, mahalleye yaklaşmakta

olduğu sırada Türkler, asker ve sivil

ateş açtılar. Mukavemet başlayınca

Efzun Birliği mevzilendi ve makineli

tüfekle ateşe mukabelede bulundu.

Bundan sonra yavaş yavaş ilerleyerek

mevzileri ve Türk mahallesini işgal

etti.

Efzun Birliği, Türklerden çok sayıda

asker ve sivil esir topladı.”

Bunun üzerine İşgal Kuvvetleri Kumandanı

Albay Zafiriu, İngiliz Amirali

Kaltrop’a giderek, “Bunlardan

şehri tamamıyla temizlemek şarttır”

diyerek salahiyet ve hareket serbestisi

talep etti. Bu salahiyet kendisine

derhal verildi.

Türklerden toplanan esirler Yunan

harp gemilerine götürüldüler.

Türklerle, Yunanlılar önündeki

çatışmanın Hükümet Konağı önünde

cereyan ettiği bildirilmektedir.

Patrik Vekili Paris’ten dönüyor

Rum gazeteleri, bir süredir Paris’te

bulunan ve İstanbul’un da Türk idaresinden

alınması için sulh konferansı

nezdinde teşebbüslerde bulunan

Patrik Vekili Dorothee yakında

İstanbul’a avdet edecektir.

“BU İTALYANLAR

DELİRDİLER !”

Paris

Dün burada Yüksek Konsey’in iki

toplantısında Türkiye’nin istikbali

tekrar uzun uzadıya tartışılmıştır.

Öğrendiğimize göre, İtalyan

askerlinin beklenmedik bir şekilde

Kuşadası’na çıkarma yapmaları

bilhassa İngilizleri sinirlendirmiş

ve İtalyan başkanının bulunmadığı

ilk toplantıda da Loyd George:

“- Bu İtalyanlar delirdiler !” diye

bağırmıştır ve şunları eklemiştir:

“Türkiye’nin her tarafına kuvvet

göndermeye hazırdırlar şimdi

karşılarına çıkacak hiçbir düşman

kuvveti kalmadığına göre fakat

bundan önce seferi kuvvete katılmaları

için ısrar ettiğimde hiç acele

etmiyorlardı.”

Yukarıdaki fotoğrafta, Yüksek Konsey’in

son toplantılarından birine

gelmekte olan Birleşik Amerika

Başkanı Vilson polis kordonu arasında

görülmektedir.

İngiliz ve

Fransız gazetelerinden

ses yok

Yunan katliamının yayılmaması

için Fransız

basınına sansür konduğu

haber alındı.

FRANSIZ gazeteleri, İzmir’in

işgalinden bu yana üç ün geçmiş

olmasına rağmen, bu konuda fazla

bilgi vermemektedirler.

LE TEMPS gazetesi “son dakika”

başlığı altında, Selanik mahreçli ve

16 Mayıs tarihli şu haberi yayınlamaktadır:

“Müttefik kuvvetlerinin İzmir’e

çıkarma yaptıkları bildirilmektedir.

Fransız kuvvetleri şehrin müstahkem

mevkilerini işgal etmişlerdir.

Yunan kuvvetleri ise şehrin muhtelif

mahallelerine yerleşmişlerdir.

İngiliz ve İtalyan birlikleri de İzmir

civarında bazı mevkiler kontrol

altına almışlardır.”

Sansür idaresi altında bulunan

Fransız gazetelerine İzmir’de

Yunan katliamı etrafında haber

yayınlamalarının yasak edildiği

anlaşılmaktadır. Londra’dan gelen

haberlere göre, İngiliz gazetelerinde

de İzmir katliamına dair tek satıra

rastlamak mümkün olmamıştır.

ATİNA

EPİR Genel Valisi Stergiadis’in,

İzmir bölgesi Askeri Kumandanı

Albay Zafiriu’ya siyasi müşavir

tayin edildiği açıklanmıştır.

Diğer taraftan Yunan Hükümeti,

Drama Mutasarrıfı Naif Zade’yi

de, İzmir’deki işgal kuvvetleri genel

karargahına “müşavir” olarak

tayin etmişti. Böylece Yunan işgal

makamları Türk halkı ile münasebetlerini

daha yakından devam

ettirebileceklerdir.

Yunan İşgali Kuvvetleri Kumandanı

Albay Zafiriu’ya, her türlü katliamı

yapması hususunda geniş salahiyet

veren İngiliz Amiral Kaltrop.

Albay Zafiriu’yu İzmir’de İzmir

metropoliti Hristomos ve Rum

ahalisinin sevgi gösterileri ile karşılanmıştır.

Yunan ordusunun İzmir ve çevresinde

yaptığı faaliyetleri, halka karşı

sert tavrı karşısında nasıl bir tutum

sergileyeceği merakla bekleniyor.

Milli Mücadelemizin 100. yılı anısına FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi öğrencilerinden oluşan “ARŞİVE IŞIK TUTANLAR” ekibi tarafından derlenmiştir.


18 MAYIS 1919

17

Milli Mücadele gazetesi

Hazırlayan: FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi ARŞiVE IŞIK TUTANLAR Ekibi

KORKUNÇ BİR

İTİRAF !

Yunan İşgal Kumandanı

“Katliam ve yağmacılık

yapıldı.” dedi.

Yunan

basınının

yalanı

ATİNA GAZETELERİ,

İZMİR’DE ÖLENLE-

RİN, KENDİLERİNİ

DENİZ ATIP BOĞU-

LAN TÜRKLER OLDU-

ĞUNU YAZIYOR.

PARİS’TE YÜKSEK KONSEY

NEZDİNDE ZOR DURUMA DÜ-

ŞEN VENİZELOS’UN EMRİ İLE

YUNAN BAŞBAKAN YARDIM-

CISI REPULİS İNCELEMELER

İÇİN İZMİR’E GELİYOR.

ATİNA

Yunan gazeteleri, İzmir’de çıkarma

günü cereyan eden olaylarda katledilen

Türklerin “intihar ettiklerini”

iddia etmeye başlamış ve bu yolda

geniş neşriyata başlamıştır.

Bu sabahki gazeteler, resmi kanallardan

verildiği anlaşılan haberi

yayınlamaktadırlar:

“İzmir’de çıkarma yapıldığı gün

cereyan eden olayda Yunan kuvvetleri

400 kadar esir toplamışlardır.

Fakat bu esirlerin hepsi de sağ

değildir. Türk esirlerinden bir kısmı,

harp gemilerine götürülürken

kendilerini denize atarak intihar

etmişlerdir.

“Bu olaya dair resmi açıklama dün

gece yapılmıştır. Bu açıklama şu

noktalara işaret edilmektedir:

“Kanlı olay saat 10’a doğru Türk

mahallesinde cereyan etti. Yunanlılardan

2 asker öldü. 10 asker de yaralandı..

30 sivil ölü veya yaralıdır.

Türklerin kaybı da bir o kadardır.

“Vali yanlışlıkla tevkif edilmiş, fakat

sonra serbest bırakılmıştır. 400

Türk esiri arasında valinin oğlu da

tabanca ile ateş ederken görülmüştür.

KÖYLÜ gazetesinin yazarları

arasında da tevkifler yapılmıştır.

KÖYLÜ matbaasından da Yunan

kuvvetlerine ateş edilmiştir.”

İzmir’de Yunanlıların katliamı ve yağması devam etmektedir. Birçok Müslüman evleri basılmıştır. Bu elim olaylar, dünya adaletini temsil ettiklerini söyleyen

büyük devletlerin temsilcilerinin gözleri önünde cereyan etmiştir. Yukarıdaki tablo Yunan askerlerine karşı İzmir’de cereyan etmekte olan olaylardan biri görülmektedir.

Rum yağmacıların bazıları

tutuklandı

İZMİR

PARİS’TE toplantılarına devam etmekte

olan Yüksek Konsey, henüz İzmir ve

havalisinin Yunanistan’a ilhakı hususunda

nihai kararını vermemiş iken burada cereyan

eden kanlı olaylar ve bilhassa geniş

yapma ve çapulculuk Yunan idarecilerini

ürkütmüştür.

Fransa’da bulunan Yunan Başbakanı

Venizelos’un, Yunan askerleri ile birlikte

yerli Rumların giriştikleri katliam ve

yağmacılığın, İzmir’i ilhak hususundaki

planlarını baltalayabileceğini bildirdiği ve

derhal şiddetli tedbirler alınmasını istediği

öğrenilmiştir.

Bunun üzerinedir ki Yunan İşgal Kuvvetleri

Kumandanı Albay Zafiriu yeni yeni

beyanname yayınlayarak, şehirde ve civarında

yağmacılığı Rumların yaptığını itiraf

etmiş ve bundan sonra bu gibi hareketlere

müsaade etmeyeceğini bildirmiştir.

“Aydın Vilayeti Ahalisine Beyanname”

adı altında yayınlanan bildiride şöyle

denilmektedir:

“Her taraftan alınan malumata göre, dahil

ve hariç vilayette Rum ahali tarafından

Türklere karşı silah kullanılmakta ve menkul

malları yağma edilmektedir.

“Bu hadiselerin, namuslu ve iffet sahibi

Rum ahalisi tarafından yapılmadığı,

birtakım ahlaksız ve düşüncesi kimseler

tarafından vukua getirildiği muhakkak

addolunuyorsa da her fedakârlığı ve

bilcümle inzibatı teşebbüsleri göze alarak

asayişin iade olunmasına azmettiğim bir

dakikada bu gibi hadise ve vukuatın tekrarlanması

asla taviz olunamayacağından,

tekerrürünü kat’i surette men ederim..”

Beyannamenin sonunda Albay Zafiriu,

asayişin temini hususunda son

derece sert hareket edeceğini de ihtar

etmektedir.

Yunan çevrelerine göre, Venizelos’un

emri ile, Başbakan Yardımcısı

Repulis’in bugünlerde şehrimize

gelmesi ve katliam ve yağmacılık

olayları etrafında tahkikat yapması

beklenmektedir.

Diğer taraftan, olaylara şahit olan

İngiliz, Fransız çevrelerindeki kötü

intibai silebilmek için çapulculardan

bazılarının dün tevkif edildikleri

öğrenilmiştir.

Atina Ayasofya’nın

Ortodoks kilisesi

olmasını istiyor !

ATİNA

Yunan gazetelerinde çıkan haberlere

göre, Ayasofya Camii’nin Patrikhaneye

verilmesi ve yeniden Ortodoks kilisesi

haline getirilmesi lehinde kampanya

açmıştır.

Gazeteler, bu teşebbüsün Londra’da

Anglikan kilisesi tarafından da desteklenmekte

olduğunu bildirmektedirler.

Milli Mücadelemizin 100. yılı anısına FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi öğrencilerinden oluşan “ARŞİVE IŞIK TUTANLAR” ekibi tarafından derlenmiştir.


MİLLİ MÜCADELE GAZETESİ, 18 Mayıs 1919 18

GENELKURMAY’IN YAYINI:

BÜTÜN

KITALAR

TETİKTE

Cevdet Paşa,

askeri birliklerin

mevkilerini terk

etmemelerini bütün

komutanlara

bildirdi.

Genelkurmay Başkanı Cevdet

Paşa, önceki gün, Harbiye Nazırı

adına ve “Gayet müstaceldir”

kaydı ile yaptığı bir yayında,

İzmir’e Yunanlıların çıktığını,

bu garnizonla muhaberenin

kesilmiş bulunduğunu bildirdikten

sonra şu noktalara da

dikkat çekmiştir:

“Bu durum muvacehesinde,

genel olarak kıtalarımızın mevkilerini

terk etmeyerek yerlerinde

kalmaları ve bir olup bitti

halinde silahlarından tecrit gibi

bir muameleye maruz kalmaları

için, herk kıtanın toplu, silah

başında ve disiplinli bir halde

bulundurulmasını, en küçük

silahlı kıtanın dahi bu yolda

hareket etmesi için, bütün komutanlar

ve asker alma teşkilatı

başkanlığınca her kıtaya tebligat

yapılması mecburidir.”

İstanbul, fiili bir işgal altında olmasına rağmen İzmir’in Yunan tarafından işgalini protesto hazırlığı içindedir. 8 Şubat'ta şehrimizin Beyoğlu semtinde, Tünel’e

doğru giden caddede çekilen bu fotoğraf Fransız Başkumandanı General Franchet D’Esperey’i, meşhur geçit fotoğrafında göstermektedir. Fransız generali, zaferden

dönen Bizans İmparatorlarının yaptıkları gibi yapmış, atının başını iki nefere tutturmak suretiyle caddelerde dolaşmıştır.

İstanbul’da büyük protesto

mitingleri planlanıyor !

İzmir’in işgali karşısında

İstanbul’un sessiz kalmasını

kabul edemeyen yüksek

tahsil gençlerinden bir grup

dün Darülfünun konferans

salonunda bir toplantı yaptılar.

DÜN DARÜLFUNUN’DA TOPLANAN ERKEKLİ KIZLI

YÜKSEK TAHSİL GENÇLERİ, HOCALARINI DA PRO-

TESTO MİTİNGLERİNE DAVET İÇİN DERSLERİ BOY-

KOTA KARAR VERDİLER. BURSA’DA BÜYÜK BİR Mİ-

TİNG BAŞLADI.

Erkek ve kız öğrencilerin katıldıkları

bu toplantıda İzmir’in Yunanlılar

tarafından işgali şiddetle protesto

edilmiş ve bu maksatla şehrin muhtelif

yerlerinde mitingler tertip edilmesi

fikri ortaya atılarak kabul edilmiştir.

Gençler, hareketsiz kalan hocalarını

da bu protesto hareketleri içinde

görmek istediklerini bilhassa belirtmişler,

bu arada, protesto kabilinden

bir süre derslere girmeyeceklerini ilan

etmişlerdir.

Dün gece geç vakit öğrenildiğine

göre, bugün Darülfünunda daha geniş

çapta bir protesto toplantısı yapılacak

ve bu defa hocalar da katılacaklardır.

İtilaf Devletlerinin jandarma ve polis

kontrolü altında bulunmasına rağmen

İstanbul’un bir çok meydanlarında

mitingler yapılması da kararlaştırılmış

ve bir çok teşekküller hazırlıklara

başlamışlardır.

Yarın Fatih Meydanı’nda büyük bir

protesto mitingi yapılacağı da bildirilmektedir.

Üsküdar’da da Türk kadınlarının

Doğancılar ’da bugün bir protesto

mitingi yapacakları öğrenilmiştir.

BURSA MİTİNGİ

VAKİT gazetesine gelen bir habere

göre, İzmir’in işgalini protesto için

Bursa’da halk büyük bir miting yapmıştır.

Şehirde bütün Türk bayrakları

siyah tüllerle örtülüdür.

Vakit muhabiri, Bursa mitinginin üç

gün devam edeceğini de bildirmiştir.

KİRALARA ZAM

PROTESTO EDİLDİ

İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalini büyük bir mitingle protesto etmeye hazırlanan İstanbul’dan bir görünüş.

Dün sabahki gazeteler, mesken

kiralarının 3 ve hatta 3,5 misli

arttırılması hususundaki komisyon

kararını şiddetle protesto

etmektedirler.

Harpten evvel ayda 4 lira kira

ödenen bir meskene şimdi 21

lira istemenin yersiz bir davranış

olduğunu belirten İstanbul gazeteleri,

Belediyenin, komisyon

kararını reddedeceğini ummaktadır.

Bir ailenin elindeki paranın,

iaşesine bile yetmediği bir buhran

devresine kiralara zammın,

yaşama imkanlarını büsbütün

ortadan kaldıracağını da ilave

edilmektedir.

EVKAF’IN KARARI

Öğrendiğimize göre, Evkaf Nezareti,

şehrin muhtelif köşelerinde

bulunan eski mezarlıkları

temizleyerek buralara binalar

yapacak ve bunları ucuz mesken

olarak kiralayacaktır. Bu şekilde

mesken buhranının hafifletilmesi

de düşünülmektedir.

Milli Mücadelemizin 100. yılı anısına FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi öğrencilerinden oluşan “ARŞİVE IŞIK TUTANLAR” ekibi tarafından derlenmiştir.


MİLLİ MÜCADELE GAZETESİ, 18 Mayıs 1919 19

İTALYAN VE İNGİLİZ

TEMSİLCİLERİ KONYA

VALİSİNİ TEHDİT ETTİ

İtalyanların bütün Güney Anadolu’da nüfuz

alanlarını genişletmekte oldukları bu bölgenin

işgali için de Rodos’da 17.000 kişilik

kuvvet topladıkları bildiriliyor.

Şehrimizdeki İngiliz ve İtalyan

temsilcileri cuma günü valiye

giderek, İzmir’in işgali dolayısıyla

Türk halkının galeyan halinde

olduğunu, bu sebeple de Hristiyan

ahalinin korunması için gerekli

tedbirlerin alınması gerektiğin

tehditkar bir lisanla ifade etmiştir.

adasında 17 bin mevcutlu bir

İtalyan birliği hazır beklemektedir

ve bu kuvvete Güney Anadolu’ya

çıkarma yapmak vazifesi verilmiştir.

AFYON VE AKŞEHİR İSTAS-

YONLARI İTALYAN ASKERİ

KONTORLÜNDE.

İki İtalyan subayı idaresinde 262

erden ibaret birlik önceki gün

şehrimize gelmiş ve demiryolu

istasyonunun kontrolünü eline

almıştır.

Ayrıca bir İtalyan subayı ile 50 er

de Akşehir’e giderek, istasyona

yerleşmişlerdi.

Bu teşebbüsün, bütün Güney

Anadolu’nun bir İtalyan işgaline

uğramasını kolaylaştıracak bir

hareketle ilgili olduğu zannedilmektedir.

İtalyanlar bu bölgede nüfuz alanlarını

süratle genişletmektedirler.

Buradan Yıldırım kıtaatı müfettişinin,

bütün bu faaliyetle ilgili

olarak İstanbul’a Genelkurmay

Başkanlığı’na yolladığı raporlara

hiçbir cevap alınamamıştır. Müfettişliğe

hiçbir talimat verilmemektedir.

Nisan ayından beri şehrimizde

1300 mevcutlu ve topla takviyeli

bir İtalyan taburu bulunmaktadır.

Ayrıca bulunan İngiliz piyade bölüğü,

tren istasyonunu İtalyanlara

devrederek önceki gün Afyonkarahisar’a

gitmiştir. İngiliz bölüğünün

İzmir’e doğru yoluna devam

edeceği söylenmektedir.

Diğer taraftan Antalya’dan buraya

gelen raporlara göre 28 Mart’tan

beri bu limanda yerleşmiş bulunan

500 kişilik İtalyan taburunun bazı

birlikleri de Beyşehir’e ve Burdur’a

doğru sokulmaya başlamışlardır.

Rodos’tan Antalya’ya varan Dalaman

vapurunun bir yolcusundan

elde edilen bilgiye göre, Rodos

Millet yıllarca süren I. Dünya Savaşı’nda Kafkaslarda, Galiçya’da, Filistin’de, Balkanlarda

verdiğimiz şehitleri daha yeni gömmüş iken, evlatlarına daha kavuşamadan yeni bir

savaşa hazırlanıyor.

İngiliz ve İtalyan askeri birliklerinin dolduğu ve Türk hakimiyetinden koparılması

için geniş entrikalara sahne olan Konya’mız.

URLA düştü

Bir avuç kahraman, sayıca ve silahça

çok üstün düşman kuvvetlerine

dün akşama kadar dayanabildi.

Kasabanın bütün Türk mahalleleri

yağma edildi.

Urla’da bir avuç Türk askeri ile 120 kişilik ilk milis kuvvetinin Yunan kuvvetlerine

karşı silahlı direnişi dün bütün gün devam etmiş, fakat Yunanlıların

bir deniz müfrezesi ile takviye edilmesi üzerine çarpışmalara devam

imkânı kalmamıştır.

Geç vakit alınan haberlere göre, Yunan ordu birlikleri ile takviye edilen

yüzlerce yerli Rum palikaryası hava kararırken kasabaya girmiş ve Türk

direnişçilerinden sağ kalanları esir etmiştir.

20-25 askeri ile ilk çarpışmayı vermiş olan Alay Kumandanı Yarbay Kazım

ile yanındaki subaylara Urla meydanında ağır hakaretler yapılmıştır.

Kasabadaki bütün Türk evleri yapma edilmiş, Hacıisa Mahallesi yerle bir

edilmiş, ateşe verilmiştir.

İSTANBUL’A YOLLANAN TELGRAFLAR !

Şebinkarahisarlılar, bu işgal ve ilhak karşısında susanların ileride lanetle anılacaklarını

bildiriyor ve savaşmaya hazır olduklarını açıklıyorlar.

İzmir’in Yunanlılar tarafından işgali

ve bu bölgede katliama girişmeleri

üzerine yurdun her tarafından

baş gösteren heyecan ve gergin hava

süratle yayılmaktadır.

Dün de bir çok şehir ve kasabalardan

İstanbul’a yüzlerce protesto

telgrafları gelmiştir.

Şebinkarahisar’dan Padişaha gönderilen

bir telgrafta şöyle denilmektedir:

“Osmanlı Müslümanları dört

buçuk sene süren Cihan Harbi’nin

en dayanılmaz elemlerine göğüs

gerdikten ve milyonlarcasını topraklarımıza

şehit olarak hediye ettikten

sonra istisnasız her milletin medeni

haklarını temin ile birlikte hükümet

ve egemenliği çoğunluğu vermek

gibi doğal ve mantık temelleri

taşımakta olan Wilson prensiplerine

itimat ve İtilaf Devletleri’nin vicdan

ve adaletine itimat ederek harbin

velvelesinden el çekildi.

“Fakat büyük hayret ve teessüflerle

haber aldığımıza göre o temellere

tamamen muhalefet ve barış ve dostluk

imkânını bozucu olmak üzere

sonradan mübarek vatandan İzmir

ve dolaylarının Yunanistan’a ilhakı

arzu edilmiştir.

“İzmir’in yüz yıllardan beri İslam

olarak yaşamış bütün ibadet yerleri

ve anıtları, nüfus çoğunluğu itibarı

ile bir Müslüman memlekete uygulanmaya

kalkışılan şu ilhak keyfiyeti

şüphesiz sizin kalbinize de pek

ziyade müteessir etmiştir.

“Kaldı ki zalim eller tarafından

tahrip edilmiş olsa bile böyle felaket

getiren bir barışa mecbur olmaktan

ise sizin gibi yaratılıştan büyük

şanlı bir padişahın ferman ve işareti

olarak kahramanca ölmek bir borç

ve vazifedir.”

Şebinkarahisar Reddi İlhak Heyeti

Milliyesi tarafından gönderilmiş olan

bu telgrafın sonunda, vatanın bir

zerresinin dahi gaspına karşı susanların

ileride lanetle anılacaklarının

şüphesiz olduğu da bilhassa belirtilmekte

ve şöyle denilmektedir:

“İşte biz aciz kulları o lanete hedef

olmaktan, Tanrı’nın büyüklüğüne

sığınıyoruz, bu sebeple Halifemiz

Efendimiz ’in önüne gözyaşlarımızı

döker İzmir ve dolaylarının eskisi

gibi şanlı Osmanlı sancağı altında

yaşamanın teminine lütfen ve atalarımızın

temiz ruhlarına hürmeten

inayet buyurulmasını bütün ilçemiz

ahalisi adına yalvarıp istirham etmeye

cesaret eyledik. Lütuf Padişahımızındır.”

Diğer bir çok telgraflarda da, İzmir

için dövüşmeye ve tekrar savaşa

atılmaya hazır bulunulduğu bildirilmektedir.

Milli Mücadelemizin 100. yılı anısına FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi öğrencilerinden oluşan “ARŞİVE IŞIK TUTANLAR” ekibi tarafından derlenmiştir.


19 MAYIS 1919 21

Milli Mücadele

20

gazetesi

Hazırlayan: FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi ARŞiVE IŞIK TUTANLAR Ekibi

MUSTAFA KEMAL

PAŞA SAMSUN’A

ÇIKIYOR

BUGÜN Samsun’a çıkması

beklenen Dokuzuncu Ordu

Müfettişi Mustafa Kemal

Paşa’nın görevlerinin yalnız

askeri olmadığı ve müfettişliğin

kapsadığı bölge içinde aynı

zamanda mülki olduğu da öğrenilmiştir.

Müfettişlik bölgesi Trabzon, Erzurum,

Sivas, Van vilayetleriyle

Erzincan ve Canik müstakil

sancaklarını kapsadığından

müfettişliğin vereceği bütün

talimatı bu vilayetlerle mutasarrıflıklar

doğrudan doğruya

yerine getirilecektir.

Diğer yandan müfettişlik sınırına

komşu vilayetler ve müstakil

sancaklar – Diyarbekir, Bitlis,

Elazığ, Ankara, Kastamonu

vilayetleri – ile kolordu komutanlıkları

da Mustafa Kemal Paşa’nın

vazife görmesi sırasında

doğrudan doğruya bağlı olacak.

İki tümeni olan 3. ve 4. Tümeni

olan 15. Kolordu Mustafa Kemal

Paşa’nın emrine verilmiştir.

Müfettişliğin talimatını kolordu

kumandanları aynen tatbik

edeceklerdir.

Mustafa Kemal Paşa’ya verilen

vazifeler arasında bu bölgede

asayişin sağlanması ve sağda

solda dağılmış bulunan silah ve

cephanenin emin yerlerde depo

edilmesi de vardır.

15. Kolordu Kumandanı General

Kazım Karabekir’dir.

Çanakkale kahramanı Mustafa Kemal Paşa Samsun’a gitti.

HİNTLİ MÜSLÜMANLAR DA

TÜRKLERİ SAVUNUYORLAR

Yüksek Konsey’de konuşan Hindistan Müslümanlarının temsilcileri,

İstanbul’un, Trakya’nın ve Anadolu’nun Türklere kalmasını istedi.

Yunan ordusu

ilerliyor

YUNANLILARIN, İzmir’de ve Urla

Yarımadası’nda işgal ettikleri arazi

ile yetinmeyecekleri ve pek yakında,

işgal bölgelerini daha da genişletmek

için ileri harekete geçecekleri

anlaşılmaktadır.

Yunanistan’dan devamlı takviye

gelmektedir. Dün de Altıncı

Archipelagos (Adalar) alayı İzmir’e

çıkarılmıştır.

Yunan Kumandanlığının Bornova

istikametine ve Menemen’e doğru

müfrezeler yolladığı, keşif yaptığı

da bildirilmektedir. Yunan birlikleri

Cumaovası ile Develi’yi de işgal

etmişlerdir.

Yunanlılar, İzmir’den kaçan 2000

Türk askeri ile 150 süvarinin civar

köylerde Rumlara zulüm yaptıklarına

dair haberler yayarak, yeni bir

ileri hareket için zemin hazırlamak

istemektedirler.

AYDIN’A DOĞRU

14 Mayıs’ta Kuşadası’na çıkmış olan

İtalyanların harekete geçtikleri ve

Aydın şehrini işgal etmek üzere

bazı ileri hareketlerde bulundukları

öğrenilmiştir.

Yunan işgal kumandanlığının, bu

davranış üzerine mukabil tedbirler

aldığı ve onun da Yunan birliklerini

süratle Aydın üzerine sevk etmeye

hazırlandığı bildirilmektedir.

Fatih’te bugün büyük miting var

DARÜLFUNUN’DA dün yapılan

toplantıdan sonra, gençler geniş

hazırlık yapmışlar ve bugün için

Fatih meydanında büyük bir miting

hazırlamışlardır.

Onbinlerce Türk'ün bu sabaha meydanda

toplanacağı anlaşılmaktadır.

Dün bütün gün, Fatih mitingi ile

geniş faaliyet gösterilmiş, beyannameler

dağıtılmıştır. İtilaf polisleri

yer yer bu beyannamelerin dağıtılmasına

mani olmuşlardır.

İzmir’in işgalinin şiddetle protesto

edileceği mitinde münevver hanımlarımızın

da aşoz alacakları bildirilmektedir.

Mitinge çevre illerden de insanların

gelmesi ile çok yüksek bir katılım

beklenmektedir.

Yüksek Konseyin cumartesi günkü

toplantısında Hindistan Müslümanlarının

temsilcileri dinlenmiş ve bunlar

Türkiye lehinde konuşmalar yapmışlardır.

İngiliz Hükümeti’nde Hindistan

Nazırı bulunan Montagu tarafından

takdim edilen Hindistan Müslüman

Temsilcilerinden Aga Han şunları

söylemiştir:

“Hindistan’da, sınır memleketler de

nazara alınırsa, 75 milyon Müslüman

bulunmaktadır. Müslüman Osmanlı’nın

mağlubiyeti, bilhassa Hindistan

İmparatorluğu’nun gayretleri sayesinde

mümkün olmuştur. Hintliler

savaşa, adalet prensipleri uğrunda

katıldıklarına inanmışlardır. Bunun

için de inanıyoruz ki, Türk ırkının

memleketi olan Anadolu, İstanbul ve

Trakya dâhil Türklerin elinde kalmalıdır.

İslam’ın menfaatleri ile kendi

menfaatleri bağlı bulunan İngiltere

ile Fransa’ya hitap ediyoruz. Başkan

Wilson’a hitap ederek 14 şartını hatırlatıyoruz.

Uğrunda harp ettiğimiz

prensiplerin burada da uygulanmasını

stiyoruz”

Aga Han, Halife’nin durumuna da

temasla demiştir ki:

“Mezopotamya’da ve Filistin’de bütün

gün Türklerle savaşan Hintli askerler

akşam namazında Halife için dua

ediyorlardı. Hiç kimse Almanların

elinden Berlin’in alınmasını teklif

etmedi. Avustralyalıların elinden

de Viyana’nın alınmasını istemedi.

Padişah’ın elinden başkenti ne diye

alınsın?”

AHMET HAN’IN KONUŞMASI

Aga Han’dan sonra söz alan Aftah

Ahmet Han da Hindistan Müslümanlarının

savaşta oynadıkları role temas

ederek şunları ilave etmiştir:

“İstanbul’un artık Türk olmayacağını

ve Anadolu’nun da Fransa, İtalya ve

Yunanistan arasında paylaşılacağını,

Mezopotamya, Suriye ve Filistin’in

de Müslüman olmayan hükümetlerin

idaresine terk edileceğini öğreniyoruz.

1918 yılının Ocak ayında Loyd George,

başkentini ve Anadolu’daki Türk

topraklarını Osmanlı’nin elinden

almak için savaşılmadığı hususunda

teminat vermiştir. Yalnız hilafetin

değil fakat Türk ırkının da istikbali

mevzu bahistir. Konferans, milliyetler

prensibini Türkiye’de de tatbik

etmelidir.”

Ahmet Han konuşması sonunda,

Hindistan Müslümanlarının bu talpelerinin

nazara alınmasını istemiş ve

Hindistan’ın İngiliz Devleti ile ilişkilerinin

verilecek cevaplara göre ayarlanacağını

da söylenmiştir. Ahmet

Han, bütün Müslüman dünyasının

verilecek bu cevaba göre durumunu

ayarlanacağını da belirtmiştir.

Daha sonra konuşan Yusuf Ali de,

Avrupa’nın İslam’ı unutmakta, ihmal

etmekte olduğunu belirtmiş ve bu

hal devam ettiği takdirde bunun

büyük tehlikeler doğurabileceğini de

söylemiştir.

Yusuf Ali, İstanbul’un, Trakya’nın ve

Anadolu’nun Türklerin elinde kalması

gerektiğini de tekrarlamıştır.

İngiliz ordusundaki Hintli Müslüman

askerlerin bir taraftan Halife için dua,

ettiklerini fakat diğer taraftan da Osmanlı

İmparatorluğunu yendiklerini

söylemiş ve Türklerin İstanbul’dan

çıkarılması ve Anadolu’nun paylaşılması

hususundaki planlardan süratle

vazgeçilmesini ısrarla istemiştir.

Milli Mücadelemizin 100. yılı anısına FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi öğrencilerinden oluşan “ARŞİVE IŞIK TUTANLAR” ekibi tarafından derlenmiştir.


MİLLİ MÜCADELE GAZETESİ, 19 Mayıs 1919

İstanbul Darülfünun’da toplantıdan çıkan karar:

“BİZLER SAVAŞARAK ÖLECEĞİZ”

Öğrenciler, sükunet

tavsiye eden hocalarını

protesto ettiler.

21

tercih ediyoruz. Miting istiyoruz. Darülfünunlara,

alemi insaniyete hitap

edilmesini istiyoruz.”

Hukuk Fakültesi namına konuşan

bir genç ise, “Hukuk Fakültesi maddi

ve manevi teşkilatı yapmış, diğer

teşkilatlarla mesaiye hazırdı diyerek

protestoya katıldıklarını açıkladı.

Kürsüye gelen yüksek tahsil öğrencisi

bir hanım da şunları söylemiştir:

bilhassa sert bir cevap vermiş ve

demiştir ki: “Siz İzmir halkından,

zeybeklerinden, hocalarından emin

olunuz, bu zamanda her hareketten

başka kokularhissedildiğini bilmekle

beraber gençler halka yayılmış ve

gerçekleri yaymıştır.

“Ben Rıza Tevfik Bey’in 99 değil 100

defa konferansını dinledim. Fakat soğukkanlılık

yerine hareket tavsiyesini

beklerdim. Memleket zaten yanmıştır,

yanacaksa bari şanlı olarak yansın.

FRANSIZ GAZETESİ

İNGİLİZLERE ÇATTI

PARİS

FRANSIZ dışişlerinin görüşleri

zaman zaman aksettirdiği bilinen

Le Temps adlı gazetede bu sabah

çıkan baş makalede, İngiliz politikası

eleştirilmekte ve Fransa’nın Orta

Doğu’da ve Osmanlı İmparatorluğu’nun

bazı bölgelerinden uzaklaştırılmak

istendiği kaydedilmektedir.

“Doğu’nun Yeniden Teşkilatlandırılması”

başlığını taşıyan bu başmakalede,

16 Mayıs 1919 tarihinde

Osmanlı İmparatorluğu’nun paylaşılmasıyla

alakalı olarak yapılan eski

bir antlaşma hatırlatılmaktadır. Gazete

şu noktalara işaret etmektedir:

“O tarihte Fransa’ya bırakılan nüfuz

sahası yalnız Arap ülkelerinde değildi

ve Anadolu’ya kadar yayılmaktaydı.

Fransız sahasını Anadolu’daki

milletlerde bırakılmıştı. Kilikya’da

Ermeni merkezleri bulunmaktadır.

O zaman bölgemize Sivas da dâhildi

Dükkânlar

Cumaya

Kadar Kapalı

ALEMDAR gazetesi’nin bu sabah

yazdığına göre, Türk dükkân

sahipleri, İzmir’in işgali ile

başlayan mateme iştiraklerini

göstermek için cumaya kadar

kepenklerini kapalı tutacaklardır.

Böylece dünya kamuoyuna

dikkat çekmek istediklerini

belirttiler.

Diğer taraftan İkdam gazetesi

de bir Türk hanımı tarafından

yapılmış olan teklifi duyurmaktadır.

Bu Türk hanımı, bütün

Türklerin siyah bir kolluk

taşımalarını ve bunun üzerinde

de siyah zemin üzerine yeşil ve

Türkçe ile Fransızca yazılmış

“İzmir” kelimesinin bulunmasını

istemektedir.

ve böylece orada bizleri Türklerle

temasa getiriyordu. 1916 antlaşmasında

Fransız bölgesi Musul’a ve

İran sınırına kadar yayılıyordu.”

“Fakat 1916 antlaşması şimdi yırtılmış

vaziyettedir.”

“Fransa’ya, Musul’u da içine alan

Doğu bölgesi verilmemektedir.

Fransa, Sivas’ı, Toros Dağları’nı ve

Adana Ovası’nı ihtiva eden kuzey

bölgeyi de kaybetmektedir. Böylece

bütün Türk ve Ermeni topraklarından

atılmış bulunmaktadır. Fransız

nüfuzu yalnız Suriye’ye hakimdir.”

LE TEMPS Gazetesi’nin başyazarı,

bu neticeye varılmasından İngilizleri

sorumlu tutarak, Londra’nın

siyasetine çatmaktadır.

Yalnız aynı gazetenin belirttiğine

göre, Fransa’ya, Bursa, Kastamonu

ve Ankara vilayetlerini, Trabzon vilayetinin

de bir kısmını içine alacak

bir Anadolu bölgesinde nüfuz sahası

verilmesi de mevzuubahistir.

GENÇLER, DÜN

SEFERBERLİK

İSTEDİ

Yüksek tahsil gençliğinin

ittifakla desteklediği

talep: “Düşman sınırdan

içeri girmişse; orada mücadele

edilecek!”

DARÜLFÜNUN’DA dün yapılan

toplantıda, Servet Bey, bütün gençler

adına aşağıdaki teklifleri yapmış

ve bunlar gençler tarafından kabul

edilmiştir:

1- İşgali protesto etmek,

2- Vazifesinin kutsiyetini bilerek

amil olacak bir kuvvet, bir talebe

heyeti teşkil etmek,

3- Müderris ve muallimleri önder

olarak görmek,

4- Milletin vicdanı için gerçek seferberlik

ilan ederek, hudutta, içeri

girmişse orada mücadele etmek.

5- Mektepleri kapatmak.

Pazar günü İstanbul Darülfünun’unda

çok heyecanlı bir miting yapılmış,

İzmir’in işgali şiddetle protesto edilmiştir.

Darülfünun hocaları, Yunan

istilasına karşı derhal mücadeleye

girişilmesini isteyen gençleri devamlı

bir şekilde “sükunete davet” etmişleridir.

Bilhassa filozof Rıza Tevfik’in “Adi

nümayişlere meydan vermeyelim”

demesi gençler tarafından tasvip

edilmemiştir. Tıp Fakültesi adına konuşan

bir genç kürsüye gelerek şöyle

haykırmıştır:

“Kan dökerek kahramanlıkla ölmeyi

Polis dün Erenköy’de Damat

Hamit Paşa’nın köşkünü basmıştır.

Öğrenildiğine göre, polise;

eski Başbakan Talat Paşa’nın bu

köşkte saklanmakta olduğuna

dair ihbarlar olmuş ve poliste

bunun üzerine böyle bir baskın

“Biz de sizin kadar, belki daha ziyade

üzüntülüyüz, girişimlerinize en

sağlam bir imanla iştirak ediyor ve şu

gerçekleri söylemek istiyoruz:

Kim demiş bir kadın küçük şeydir,

bir kadın belki en büyük şeydir.

Toplantının çok heyecanlı bir safhaya

girdiği sırada söz alan halktan bir kişi

de “İzmir’in işgalinden sonra çıldıranlar

o kadar çoğalmıştı ki, tımarhaneler

açılmaya lüzum görülmüştü.

Çıldırıp mahvolmaktansa şerefle

ölmek iyidir. Hatemi milliyi göstermeli,

bayrakları siyaha boyamalı,

siyah perdeler asmalı, siyah rozetler

takmalıyız” demiştir.

Bu sırada, işgal altına düşen İzmir’den

daha yeni gelmiş olan Hukuk

Fakültesi gençlerinden Hamit Şevket

Bey’in kürsüye gelmesi heyecanı bir

kat daha arttırmıştır. Hamit Şevket

Bey, “sükûnet tavsiye eden, nümayişler

istemeyen, filozof Rıza Tevfik’e,

tertip etmiştir.

Fakat köşkte aramaya rağmen

Talat Paşa bulunamamıştır.

İttihat Terakki’nin son Başbakanı

Talat Paşa’nın çok önce İstanbul’dan

ayrıldığı ve halen Berlin’de

bulunduğu bilinmektedir.

Toplantıda heyecan daha da artmış

ve Rıza Tevfik Bey’le Akıl Muhtar

Bey, gençleri yatıştırmak için bir hayli

yorulmuşlar ve bu arada Rıza Tevfik

Bey, Hamit Şevket Bey’e cevaben

demiştir ki:

“Benim bu halim esasen matemdir.

Ben kendimi tutuyorum. Dikkat

ediniz bunu bir siyasi entrika zannetmesinler.

Biz belki icabında memleketin

okumuş adamları namına bir

beyanname yaparız, herkes memleketine

gider, ocağını söndürmez.

Aklımızı başımıza toplayalım. Biz

Türk milletinin hukukunu, haysiyetini,

padişahlığını muhafaza isteriz. Tiyatroya

gitmeyin, sinemaya gitmeyin,

taşkınlık etmeyin..”

Toplantıdan ayrılan gençler, büyük

mitinglerin hazırlaması işi ile derhal

meşgul olmaya koyulmuşlardır.

POLİS, ESKİ BAŞBAKAN TALAT PAŞA’YI ARADI

Ayrıca polis, eski ittihatçıların

tutuklanmasına dün de devam

etmiş, fakat tutuklananların isimlerini

açıklamamıştır.

Aydın ve Söke’de erler kıtaları bırakıp kaçıyor

Yunanlıların İzmir’den yolladıkları erler tarafından yapılan bozguncu propaganda

tesirini gösterdi. 57.Tümen Komutanı firariler için “VUR” emri çıkarıldı.

İzmir’den kaçıp gelenlerin yaptıkları

kötü propagandalar tesirini göstermiş

ve merkezi şehrimizde bulunan

57. Tümen’in birliklerine mensup

erlerin önemli bir kısmı firara başlamıştır.

Durumun ciddi bir safhaya

girmesi üzerine Tümen Kumandanı

Albay Şefik, firariler için “VUR”

emir çıkartmıştır.

İzmir’e Yunan çıkarmasının ilk gününde

askerler arasında maneviyat

gayet yüksek iken bunun birden bu

şekilde çökmesinde, Yunanlıların

“Haydi memleketinize gidin” diyerek

İzmir garnizonundan saldıkları 60

kadar er büyük rol oynamıştır.

Albay Şefik, 60 erin bu şekilde

terhisinin doğru olmadığı kanaatiyle

bunları Aydın’a geldiklerinde tekrar

birliklerine dahil etmiştir. Esasen geniş

bir sahaya yayılmış bu tümenin

mevcudu 123 subay ve 1231 erden

ibarettir.

İzmir’den trenle gelenlerin yaptıkları

propaganda şu şekilde özetlenebilir:

“İzmir’e çıkan Yunanlılara karşı

Türkler tarafından silah kullanıldığı

için Yunanlılar da silah kullanmaya

mecbur olmuşlardır. Eğer Türkler

silah kullanamasalardı Yunanlıların

kimseye bir zararı dokunmayacaktı.

İzmir’deki Türk devlet memurları da

zaten vazifelerinin başındadır. Yunanlıların

davranışı, İtilaf Devletleri

tarafından da uygun görülmektedir.

Böyle olmasaydı İtilaf kuvvetlerinin

gözü önünde gelişen olaylara

karşı bu temsilciler sessiz ile ilgisiz

kalmazlardı. Bundan ötürü Yunanlılar

işgal ettikleri yerlerde her şeyi

yapmaya muktedirdirler.”

Bu propaganda çok tehlikeli

gelişmelere yol açmaktadır. İzmir

garnizonunu terk ederek Tire’ye çekildikleri

bildirilen subay ve erlerin

Aydın’a gelmeleri için verilen emre

rağmen erlerin tamamıyla dağılmış

ve yalnız Binbaşı Aziz ile bir kısım

subaylar buraya gelmişlerdir.

Diğer yandan tümenin Söke ve

buradaki garnizonlarından kümeler

halinde erat firara başlamıştır.

Subayların bütün gayretleri hiçbir

işe yaramamaktadır. Firarileri yakalamak

için jandarma refakatinde

görevlendirilen bir kısım erlerin de

yollarda firar ettikleri öğrenilmiştir.

Buraya gelen bir habere göre, Selçuk’ta

56. Tümen’e ait mühimmat

deposunu bekleyen erlerin çoğunun

firar etmesi ve yerli Rumların

burasını basarak silahları almaları

tehlikesi karşısında sivil Türklerden

beş kişilik bir gönüllü muhafız teşkilatı

kurulmuştur.

Tümen Kumandanı Albay Şefik

Bey’in son emrinde “İzmir ve

Aydın’dan memleketlerine gitmek

üzere firar edem zayıf iradeli bazı

erlerin yollar üzerindeki kıtalara

uğrayarak onarı da firara teşvik

ettikleri” bildirilmekte ve bunların

behemehal yakalanmaları ve “DUR”

emrine itaat etmeyenlerin de tereddütsüz

ateş edilerek vurdurulmaları

istenmektedir.

Milli Mücadelemizin 100. yılı anısına FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi öğrencilerinden oluşan “ARŞİVE IŞIK TUTANLAR” ekibi tarafından derlenmiştir.


20 MAYIS 1919

22

Milli Mücadele gazetesi

Hazırlayan: FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi ARŞiVE IŞIK TUTANLAR Ekibi

MUSTAFA KEMAL

SAMSUN’DA.

MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN

SAMSUN’A GİDİŞİ İNGİLİZ-

LERİ RAHATSIZ ETTİ.

General Milne bir nota ile Dokuzuncu Ordu Müfettişlerine

neden bu tayinlerin yapıldığını soruyor.

İngiliz Generali Milne.

Diğer yandan Çanakkale kahramanının

Anadolu’ya vazife ile

gönderilmesi İngilizleri kuşkulandırmıştır.

Karadeniz İtilaf Orduları

Başkomutanı General Milne

bir nota ile Harbiye Nezareti’ne

başvurmuştur.

İngiliz Generali, Çanakkale’de

kendilerini ağır zayiatla durdurmuş

ve bu şekilde de Çarlık Rusya’sının

çökmesini çabuklaştırmış

olan bu Türk generalinin neden

şu sırada Anadolu’ya gönderilmiş

olduğunun anlaşılamadığından

bahsederek Türk Hükümeti’nden

izahat istemiştir.

General Milne “Dokuzuncu

Ordu’nun bir teşkilat olarak

dağıtılmış olduğu anlaşılmış iken

Dokuzuncu Ordu kıtasına bir

umumi müfettiş ve Dokuzuncu

Ordu için dahi bir Kurmay başkanı

ile büyük bir Kurmay Heyetinin

neden dolayı Sivas’a gönderilmekte

olduğu anlaşılamamıştır”

demektedir.

SAMSUN

Dün şehrimize gelen Mustafa

Kemal Paşa, Dokuzuncu Ordu

Müfettişi sınırları içinde bulunan

merkezlere ilk telgrafını yollayarak

bu bölgelerdeki asayiş durumunu

sormuş, ne gibi tedbirler alınmakta

olduğunu öğrenmek istemiştir.

Bu telgraflar Erzurum’da 15. ve

Ankara’daki 20. Kolordu Kumandanlıkları

ile Sivas, Van, Erzurum,

Trabzon, Ankara, Kastamonu,

Elazığ, Diyarbakır vilayetlerinde

ve Erzincan müstakil mutasarrıflığına

gönderilmiştir. Mustafa

Kemal Paşa’nın birkaç gün kaldıktan

sonra Samsun’dan ayrılacağı

da öğrenilmiştır.

YENİ HÜKÜMETİ DE

DAMAT FERİT KURDU.

İleri, Taviri Efkar, İkdam gazeteleri, Damat Ferit

Paşa’nın ikinci kabinesini şiddetle tenkit ediyor.

Yeni kabineyi dün tekrar Damat

Ferit Paşa kurmuştur. Yeni bir nazır

hükümete alınmış ve bir kısmının

da yerleri değiştirilmiştir. Maarif

Nazırı Ali Kemal Dahiliye’ye

geçmiştir. Nafıa Nazırı Şevket

Turgut Paşa da Harbiye Nezaretine

getirilmiştir.

Günlerden beri “Kabine değişikliği”

etrafında koparılan bütün

velvele bundan ibaret kalmıştır.

Padişah Vahdettin, hattı hümayunun

da, İkinci Damat Ferit kabinesinden

“son derece fedakarane ve

azimperverane mesai göstermesini”

istemiştir.

Bu sabahki gazetelerin bir kısmı,

yeni kabineyi ve teşkil tarzını şiddetle

tenkid etmektedirler.

İLERİ Gazetesi, yeni kabinenin

milli davalara hizmet edebilecek bir

kabine olmadığını belirterek müşkül

durumda kaldığından dolayı

bundan üç gün evvel istifa etmiş

olan bir hükümetin aynı nazırlarla

tekrar gelmesinin izah edilemeyecek

bir nokta olduğuna işaret

etmektedir. İLERİ Gazetesine göre

ya eski kabine erkanı dönmemeliydi

veyahut da blok halinde istifa

etmemeliydi.

İLERİ,kabine erkanundan, vatana

hizmet edebilecek olanlara yerlerini

terk etmelerini istemektedir.

Manasız bir istifa

Tasvir-i Efkar gazetesi de madem

ki tekrar aynı şahıslar iktidara dönecekler

ne diye istifa ettiler sualini

sormakta, Ferit Paşa’nın çekilmesinin

“manasız bir istifa” olduğunu

belirterek bu istifanın, memleketi

3 gün kabinesiz bırakmış olmaktan

başka bir sonuç vermediğini de

ilave etmektedir.

İKDAM gazetesi de kabineyi tenkid

etmekte kuvvetli bulmamaktadır.

ÖVENLER

Sabah gazetesi ise Damat Ferit kabinesini

övmekte, kabinenin süratle

kurulmasını memnunluk verecek

bir hadise olarak göstermektedir.

Dikran Kelekyan ise Damat Ferid’in

bütün milletin itimadını haiz

bulunduğunu da ilave etmektedir.

Milli Mücadelemizin 100. yılı anısına FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi öğrencilerinden oluşan “ARŞİVE IŞIK TUTANLAR” ekibi tarafından derlenmiştir.


MİLLİ MÜCADELE GAZETESİ, 20 Mayıs 1919 23

SULTAN AHMET’TE BÜYÜK

BİR MİTİNG YAPILDI

80 bin Türk’ün katıldığı toplantıda Halide Edip, Padişah’tan “Milleti en çok temsil edecek cesur

bir kabine” kurulmasını istedi. Hatipler İzmir için mücadele edilip kan döküleceğini söylediler.

İZMİR’in Yunanlılar tarafından

işgalini protesto için İstanbul’da

yapılan büyük mitinge dün 80 bin

kişi katıldı. Büyük kalabalık sabahın

erken, saatlerinden itibaren Fatih

Meydanı’nda Belediye Dairesi

önünde toplanmıştı. Konuşmaların

yapılacağı kürsüye, siyah zemin

üzerine beyaz ay – yıldız’lı birer

bayrak yerleştirilmişti.

Gençlerden erkeklerin kollarında

siyah şeritler görünüyordu kızlar da

göğüslerine siyah rozetler iğnelemişlerdi.

Bunların üzerinde de “İzmir

kalbimizdir” kelimeleri yazılıydı.

İstanbul’da bir mitingde: İlk defa

kadınlarımızda konuşmuşlardı. Halide

Edip ve Meliha Hanımlar çok

heyecanlı birer konuşma yapmışlardır.

Önce Halide Edip Hanım söz

almış ve demiştir ki: “Müslümanlar,

Türkler, Türk ve Müslüman bugün

en karanlık gününü yaşıyor. Gece,

karanlık bir gece. Fakat insanın hayatında

sabah olmayan gece yoktur.

Yarın bu korkunç geceyi yırtıp yeni

bir sabah yaratacağız.

“Bugün memleketimiz paylaşım

tehlikesi karşısında, adım adım,

kendi himayemizdeki milletleri

başımıza efendi yapmak istiyorlar.

Bugün İzmir, yarın Konya, öbür

gün İstanbul sonra Müslüman dünyasının

başı olan Türk susturulmuş

olacaktır. Buna karşı ne silahımız

var? Kurşun, top, bomba. Bir top

bebeklerimizi öldürebilir. Bizim

bundan da güçlü silahlarımız var,

topun yüzüne tüküren milletlerin

ruhu bizde de var. Sesimizi mutlak

dünya işitecektir. İşitmek ve işittirmek

için bugün kuvvetli ve mutlu

bir millet halinde bulunmalıyız.

“KUVVETLİ KABİNE İSTİYO-

RUZ”

Halide EDİP Hanım, “Biz Padişahımızdan

bize babalık etmesini rica

ederiz” diye sözlerine devam etmiş

ve şu talepte bulunmuştur:

“Biz erkeklerimizle beraber milletin

kalbinden gelen en kuvvetli, en

akıllı, en cesur, milleti en çok temsil

edecek bir kabine isteriz. Padişahımıza

halkın hissiyatını tebliğ

eder ve deriz ki: “İşte kara bir gün

yaşıyoruz. Bugün herkes susmuştur.

Bugün Türk ve Müslüman, padişahın

etrafında toplanmıştır.”

Halide Edip Hanım konuşmasını

büyük bir heyecan içinde şu sözlerle

tamamlamıştır:

“Hanımlar, efendiler bunun beş bini

kadar bir miting de yapmış olsak bir

semeresini göremeyiz. Fakat yarın

var. Çocuklarımız var.

Buradaki Türk Müslüman aleminin

kalbidir, siz düştüğünüz zaman

bir çok şeyler düşecektir. Kadınlar

silahsız ve zayıf fakat kalbi gayet

metindir. Bütün Alem-i İslam hep

kardeşimizdir. Bundan dönen Türk

kadını değildir. Yaşasın milletimiz

Halide Edip Hanım konuşmasını

bitirip kürsüden inerken halk arasında

ağlayanlar görülüyordu.

MİLLETLER UYANIYOR

Hukuk Fakültesi müderrislerinden

Selahattin Bey söz almış “Dün

Darülfünun ’da, bugün de burada

hakkını isteyen bir millet ortadan

kaldırılamaz.” demiştir. Mitinge katılanlar

kalkmayacak diye bağırarak

hatibi alkışlamışlardır. Selahattin

Bey devamlı şunları söylemiştir: “

Bir milleti cebren fena bir hüküm

kabul ettirilebilir fakat o milletin

ilk fırsatta kurtulabilmesi kabildir.

Bu asır milliyet asırdır. Milletler

uyanıyor. İzmir’den işittiğimiz

haberler çok fecidir. Orada bizim

payidar olacak hukukumuz vardır.

İzmir ve diğer işgal edilen yerlerdeki

hakkımız çok ümit ederiz ki

mahfuz kalacaktır. Biz hukukumuzu

sonuna kadar müdafaa sonuna

kadar azmettik.

Mitingin en heyecanlı konuşmalarından

birini yapan Hüseyin Ragıp

Bey şunları söylemiştir:

“Vatandaşlar İzmir’in ne yutulmaz

bir lokma olduğu olduğunu

anlamak için Ödemiş kazasından

devesini önüne katarak Yemiş

çarşısına gelen zeybeğin iri bir çam

bölünmesini andıran mevcudiyetini

seyretmek kâfidir. Anadolu

efesi onun asabiyeti kavmiyesi öyle

bir ustura mahiyetindedir ki onu

yutmak isteyenlerin gırtlağını parçalar.

Vatandaşlar bizimle beraber

yaşamak istemeyenler için kapılarımız

açıktır, geldikleri yere gidebilirler.

Fakat biz, kendi yurdumuzda

hiçbir milletin bize hakim; bizi

efendi olarak yaşamasını tahammül

edemeyiz. Dağdan gelip bağdakini

kovmak isteyenlerin hakkı, kötek ve

satır olacaktır.

Vatandaşlar, İzmir Yunan’a ilhak

edilemez hiçbir zaman ilhak edilemeyecektir.

Bu uğurda gençler kan

dökecekler, kadınlar İzmir matemini

beşikleri ninni diye çağıracaklardır.

Vatandaşlar, İzmir Yunan’a ilhak

edilemez.

SAKIN BEDBİN OLMA

Tahsin Fazıl Bey de konuşmuş,

“Dinimiz, ırkımız, namusumuz

çiğneniyor, yaşamak hakkımız

gasp olunuyor. Bugün İzmirsiz bir

Anadolu ruhsuz bir cesettir. Vatan

bugün için senden sükunet, yarın

için hayat hareketi bekliyor. Bugün

düşmanlarımızın yaygaralarından

sakın kederlenme ve bil ki seni felakete

sürükleyecek kederindir.

Açılış konuşmasını bir hanımefendi

yaptığı gibi kapanış konuşması da

yapmak bir başka hanımefendiye

verilmiştir.

Meliha Hanım büyük bir heyecan

içinde konuşmuş, yedi asırdır

payidar olan Osmanlı Devleti’nin

çöktürmek istendiğini anlatarak

demiştir ki “Fakat bu koca devlet

yıkılırken öyle bir tarraka ile devrilmeli,

öyle bir çatırtı ile devrilmeli ki

cihanı sarsmalı, bütün insaniyeti titretmelidir.

Bu enkaz altında yalnız

bu milletin erkekleri değil kadınları

da üzülecektir. Hiç şüphesiz ki

bütün bu felaketlerden sonra sevgili

İzmir’imizin uğurunda mukaddes

ve kıymettar vatanımıza feda olarak

ölmek ulvi bir şeydir.

Miting geç vakit Padişaha takdim

edilecek bir çağrıyı kabul etmiş ve

kalabalık sıkıyönetim içinde dağılmıştır.

İNGİLTERE

MİTİNGDEN

ŞİKAYETÇİ !

Damat Ferit’e

başvurularak “İstanbul’da

ihtilal hazırlanıyor”

dediler.

Öğrendiğimize göre, İngiltere

Sefareti baş tercümanı dün Damat

Ferit Paşa’yı ziyaret ederek

hazırlanmakta olan mitinglerden

şikayetlerde bulunmuş ve

“İstanbul’da ihtilal hazırlanıyor”

diyerek tedbirler alınmasını

istemiştir.

Milli Mücadelemizin 100. yılı anısına FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi öğrencilerinden oluşan “ARŞİVE IŞIK TUTANLAR” ekibi tarafından derlenmiştir.


MİLLİ MÜCADELE GAZETESİ, 20 Mayıs 1919 24

Birinci Dünya Savaşı’nda kahramanca savaşmış, birçok şehit vermiş olan Karadeniz halkı Yunan istilasına karşı mücadele etmek için hazırlanmaktadır.

BİR YUNAN

GAZETESİ’NİN

İDDİASI

Türkler damarlarında

Rum kanı taşıyormuş !

ATİNA

Yunan Gazeteleri, işgal ettikleri

bölgelerde yaşayan Türklerin de

damarlarında Rum kanı taşımakta

olduklarını iddiaya başlamışlardır.

Bu bölgede Rum azınlığını çoğunluk

haline getirmeye matuf

bu propagandayı yapan Elefteros

Typos Gazetesi dün şunları

yazmıştır:

“Yunan kuvvetlerinin Anadolu’da

işgal ettikleri bölgelerdeki Müslümanların

çoğunun damarlarında

Rum kanı bulunmaktadır. Bunlar,

Rum iken, kılıç tehdidi altında

zorla Müslüman edilmiş ve çoğu

Trakyalı olan kimselerdir.”

Atina’ya göre Ayvalık’ı

boşaltmaya başlamışız !

ATİNA

“Atina Habercisi” adlı gazetenin

verdiği bir habere göre Türkler Ayvalık’tan

çekilmeye başlamışlardır.

Yunan Gazetesi, Midilli’den alarak

verdiği haberde şu iddiaları ileri

sürmektedir: “Türkler Ayvalık’ı

tahliyeye başlamışlardır. Resmi

makamlar da arşivlerini toplayarak

kasabadan ayrılmaktadırlar. Ayvalık’ta

yalnız 1500 asker kalmıştır ki

bunların çoğu da Araptır!”

Milli Ahrar” Partisi

Kuruldu.

Dün şehrimizde yeni bir siyasi

partinin kurulduğu öğrenilmiştir.

Milli Ahrar” adını almış olan

yeni partinin kurucuları, eski Ankara

mebusu Mahir Said Bey, eski

Fizan mebusu Cami Bey, Avukat

Agah Mazlum Bey, SÖZ Gazetesinin

başyazarı Asaf Muammer

Bey’dir.

GİRESUN VE TRABZON’DA

MİTİNGLER YAPILDI

Yurdun muhtelif köşelerinden yüzlerce protesto telgrafı daha geldi

GİRESUN

Cumartesi günü Giresunlular, Belediye

Reisi Osman Ağa’nın başkanlığı

altında büyük bir miting tertip ederek

İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalini

protesto etmişlerdir.

Çamlı Çarşı’da Camii Şerife de toplanan

binlerce Giresunlu, Amerika,

İngiltere, Fransa ve İtalya’ya gönderilmek

üzere protesto telgrafları da

hazırlamışlardır.

Şehrimizdeki Rumların, bu elemli

günlerimizde hâlâ Pontus faaliyeti

içinde bulunmaları gergin bir durum

yaratmaktadır. IŞIK Gazetesi, geçenlerde

limanımıza gelen Yunan Kızılhaç

gemisine yerli Rumların yapmış

oldukları karşılama törenini bütün

detayı ile yayınlamıştır. Giresun’da

doğmuş büyümüş Rumların Yunan

gemisini “Zito” sesleri ile karşıladıkları

çalgıcı Panayot’un idaresindeki

orkestranın devamlı Yunan marşlarını

çaldığı ve bütün ellerde, memleketimizde

sureti mahsusa da yapılmış

Pontus hükümeti mahallîsinin

nişaneyi mevcudiyeti olacak karalı,

mavili, beyazlı, kırmızılı bayrakların

dalgalandığı bildirilmektedir.

Giresun metropoliti Lavrandiyos

Efendi de, Pontus paçavrasının altında

resmini çektirmiştir.

TRABZON

Yorgi Mihailidi matbaasındaki Rum

mürettiplerin boykotu yüzünden birkaç

günden beri yayınlanamamakta

olan İSTİKBAL gazetesi nihayet dün

çıkmıştır.

İSTİKBAL ancak 19 Mayıs tarihli bu

nüshaısnda İzmir’in işgalini bildirmekte

ve Trabzon halkının duyduğu

derin üzüntüyü belirtmektedir.

Gazetenin bildirdiğine göre 16 Mayıs

günü memleketin ileri gelenleri belediye

dairesinde bir toplantı düzenlemişler

ve İzmir’in işgalini şiddetle

protestoya karar vermişlerdir.

ZONGULDAK

Son iki gün zarfında, Anadolu’nun

dört bir köşesinden, İzmir’in işgalini

protesto eden yüzlerce telgraf daha

gelmiştir.

Zonguldak’tan yollanan telgrafta

İzmir’in Yunan tarafından işgalinin

Türklerin kalbinde kabul edilemez

bir yara açtığı, bu sebeple de birçok

kanların döküleceği belirtilmekte ve

şunlar ilave edilmektedir:

“İzmir” siz bir Türk, başsız bir ceset

halinde kalacağından bu kıymetli

parçamızı kaybetmektense malımız,

hayatımız bu uğurda fedaya razıyız.

Bu sebeple, işgal keyfiyetini Zonguldak

İslam halkı bütün varlığı ile

protesto eder ve sevgili İzmir’imizin

geleceği hakkında İtilaf Devletlerince

yapılan uygulamaların düzeltilmesi

için, hükümetimizin yapacağı teşebbüs

ve çalışmalarına bütün kuvvetimiz

ile yardımcı olacağımızı arz ile

hayırlı neticelere sabırsızlık ile intizar

eyleriz.”

Telgrafta Belediye Reisi Vekili

Murtaza ile İslam ahali adına Müftü

İbrahim Efendi’nin imzaları bulunmaktadır.

EDREMİT’TEN YOLLANAN TELGRAF

Edremit’ten yollanan bir telgrafta da,

bu bölgenin de işgal altına alınması

halinde cereyan edebilecek vahim

olaylara temas edilerek denilmektedir

ki:

“Şayet, Edremit de dahil olduğu halde,

civar kıyıların geçici olarak askeri

işgale alınması kazım geliyor ise,

esasen, intikam hissi ile dolu bulunan

Yunan milleti yüzünden pek feci

hallerin çıkması kuvvetle melhuz ve

hatta muhakkak olduğu ve buradaki

İslam ahalisi ve göçmenlerin zulümlere

uğrayacağı şüphesiz bulunduğundan

her türlü tedbirlere rağmen

bu durumun geçici işgali zorunlu

olduğu takdirde bu işgalin her halde

Yunanistan tarafından yapılmaması

ve açık milli haklarımızın bir kat

daha korunması ve sağlamlaştırılmasını

istirham eyleriz.”

Milli Mücadelemizin 100. yılı anısına FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi öğrencilerinden oluşan “ARŞİVE IŞIK TUTANLAR” ekibi tarafından derlenmiştir.


23 MAYIS 1919

Milli Mücadele

25

gazetesi

Hazırlayan: FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi ARŞiVE IŞIK TUTANLAR Ekibi

İSTANBULLULAR

İŞGALİ PROTESTO

ETTİ.

BÜTÜN TÜRKLER

BİRLİK OLSUN

BİR İNGİLİZ

GENERALİ

SAMSUN’DA

MUSTAFA KEMAL PAŞA, İNGİLİZLE-

RİN HÜKÜMETE BİLGİ VERMEDEN

ANADOLU’YA SOKULMALARI KAR-

ŞISINDA İSTANBUL’U İKAZ EDİYOR.

SAMSUN

Dün limanımıza bir Amerikan vapuru

ile bir İngiliz generali gelmiştir. Öğrendiğimize

göre İngiliz generali maiyetiyle

birlikte Merzifon’a gidecek ve birkaç gün

sonra aynı vapurla İstanbul’a dönecektir.

Mustafa Kemal Paşa’nın şehrimize ulaşmasından

üç gün sonra gelen bu İngiliz

generalinin maksadı anlaşılamamıştır.

İngilizlerin bölgemizde artan faaliyeti

dikkati çekmeye başlamıştır. Dünkü

gemi ile telsiz malzemesi de getirilmiştir.

Şehrimizde büyük bir telsiz istasyonu

kurmak niyetinde oldukları zannedilmektedir.

Buradaki İngiliz subay ve

eratından bir kısmı da önümüzdeki

günlerde Sivas, Amasya ve Tokat’a sevk

edilecektir.

Bu gelişmeleri yakından takip etmekte

olan Mustafa Kemal Paşa’nın dün İstanbul’a

Genelkurmay Başkanlığı’na bir şifre

yollayarak dikkatlerini çektiği öğrenilmiştir.

Mustafa Kemal Paşa telgrafında

gelen İngiliz askerleri arasında Rum

asıllıların da bulunduğunu, niyetleri

hakkında sorulan suallere İngiliz subaylarının

cevap vermeyi reddettiklerini

söylemekte ve şunları ilave etmektedir.

‘’Bu münasebetle arz etmek istediğim

nokta şudur:

Mevcudiyetimize ehemmiyet vermiyorlar.

Adeta memleketimizi açık bir sahra

gibi telakki ederek kuvvetlerini planlarına

göre dağıtıyorlar. Tedricen başlamış

olan bu harekat yine tedricen ve aynı

usüllerle genişletilmektedir.’’

9’uncu Ordu Müfettişi, Genelkurmay

Başkanı’na bir gün yurdun her tarafında

olup bitenlerle karşılaşmamızın muhtemel

olduğunu da hatırlatmaktadır.

Kalplerimizin matemi devam etmektedir.

Dün de Kadıköy’de Belediye

Dairesi önünde, iki gündür kesilmeyen

şiddetli yağmur altında 20 bin

kişi toplanmış ve Türkiye’ye karşı

yapılmakta olan haksızlıkları protesto

etmiştir.

Yağmur altında ilk konuşmayı yapan

gazeteci Fahrettin Bey: ‘’Düşman sesi

duymak istemezsek uyanın. Uyumaya

devam ederseniz kalkınca görür ki

akşam olmuş, iş işten geçmiş olur,

düşman sesini duyarsınız.’’ çağrısında

bulunmuş, Paris’te toplanan büyüklerin

Türkiye’ye kasaplık ettiklerini,

Türkiye’yi kurban ettiklerini haykırmıştır.

Fahrettin Bey’in: Bizim

artık Avrupa’ya emniyetimiz yoktur.’’

sözleri de kalabalığın ‘’Kahrolacaklar’’

sedaları ile karşılanmıştır.

TÜRKLER BİRLEŞİN!

Daha sonra siyah bayrakla kaplı belediye

balkonuna çıkan şair Hüseyin

Suat Bey, ‘’Türkler birleşiniz, nifak ve

şifakı bırakınız.’’ demiş ve miting için

hazırladığı şiiri okumuştur. Hüseyin

Suat Bey, şiirini şöyle bitirmiştir:

‘’Azmimiz öyle metindir billah

Vermeyiz İzmir’i Allah Allah

Öldürün cümlemizi sonra salın

Çiğneyin naşımızı öyle alın’’

ALDANMAYIN

Münevver Saime Hanım ‘’Bir genç

kızın feryadıdır bu, çocuğuma aşılayacağım.’’

sözleriyle başladığı konuşmasında

demiştir ki: ’’Her Türk’ün

söylemek istediği fakat niçin bilmem

yüksek sesle söylemekten çekindiği

birkaç sözü ben açıkça söylemek isterim.

Evet, açık söylüyorum kardeşlerim.

Aldatıcı kaynakların yaydıkları

haberlere inanmayın. Bizim tamamiyeti

mülkiyemizi muhafaza edecekler!

Fakat hangi hudut dahilinde? Bu

tasrih edilmedikçe Türkiye’de sulh

mümkün olmayacaktır. Ben bu kanaatteyim.

İsyan etmeyecek bir Türk

kalbi de tanımıyorum.’’

‘’ Efendiler az söylemek çok görmek

zamanı gelmiştir. Biz çok ağlıyoruz,

ağlamakla kazanılmış hak, hıçkırıklarımızı

dinleyecek kalp yoktur.’’

Münevver Saime Hanım harekete geçilmesini

isteyerek sözlerini tamamlamıştır.

Tıbbiyeli Memduh Nejdet ve Cemal

Bey’lerden sonra kürsüye gelerek bir

şiir okuyan Ahmet Kemal Bey de:

‘’Taş taş üstüne koyarsam lanet olsun

ceddime.’’ diye haykırarak İzmir için

mücadele azmini belirtmiştir.

‘’İNANAMIYORUZ’’

Halide Edip Hanımefendi, yağmur

altında sessiz meyus kendisini

dinlemekte olanları evvela ikaz etmiş,

yalan haberlere inanmamalarını isteyince

mitingte bulunanlar bir ağızdan

bağırmışlardır.

‘’İnanmıyoruz…! inanmıyoruz! Halide

Edip Hanım, heyecanın devam

ettirilmesini bilhassa istemiş, Venizelos’tan

bahsettiği sırada da ‘’Kahrolsun’’

sedaları etrafı kaplamıştır.

Halide Edip Hanım, ‘’Kendilerinin

olmayan toprakları aleme tevzi etmek

isteyenler halkın sedası önünde

eğileceklerdir. Dün İstanbul’a gelmek

isteyen bir çarlık vardı. Çarlığın şimdi

yerlerinde yeller esiyor. Niçin? Çünkü

biz o çarlığın nefesini Çanakkale’de

boğduk. Burada devrilen yalnız

Çarlık değildir. Adaletsizliktir. Zinhar

heyecanlarınızı unutmayınız.’’

Toplantı Balabanizade Hasan Efendi’nin

okuduğu dua ile son bulmuş,

halk yağmur altında teessür ve elem

içinde ayrılmıştır.

“Yalan haberlere inanmayınız” diye

haykırarak halktan heyacanını devam

ettirmesini, Türkiye için mücadeleden

geri kalınmamasını isteyen

muallimlerimiziden Halide Edip

Hanımefendi.

İKİ GAZETE

PROTESO EDİLİYOR

İSTİKLAL gazetesi, İngiliz mandası

isteyen Alemdar ile Sabah’ı

yeren bir makale yayınladı, tam

istiklal istedi.

İstiklal gazetesi birkaç günden

beri İngiliz mandası lehinde yayın

yapmakta olan Alemdar ve Sabah

gazetelerine şiddetle çatan bir

makale yayınlamıştır.

İstiklal gazetesi, İngilizler lehinde

bir siyaset takip edilmesine taraftar

bulunduğunu fakat her şeyden

önce tam bir istiklal istediğini, bu

sebeple bu istiklalimizi belirsiz bir

devre için ortadan kaldıracak bir

manda rejimine taraftar bulunamayacağımızı

yazmaktadır.

Milli Mücadelemizin 100. yılı anısına FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi öğrencilerinden oluşan “ARŞİVE IŞIK TUTANLAR” ekibi tarafından derlenmiştir.


MİLLİ MÜCADELE GAZETESİ, 23 Mayıs 1919 26

YUNANLAR TRAKYA’YI DA

İŞGALE HAZIRLANIYOR

Birinci Kolordu Kumandanı Cafer Tayyar, yerli

Rumlar’a silah ve üniforma dağıtıldığını açıkladı.

EDİRNE

Birinci Kolordu Kumandanı Cafer

Tayyar Paşa, Edirne Askerlik Şubesi

Başkanlığına yolladığı bir emirde,

terhis edilip dönen erattan 1200 kişinin

tekrar silah altına davet edilerek

Edirne, Çorlu, Babaeski, Uzunköprü,

Jandarma Birliklerinin bunlarla takviye

edilmelerini istemiştir.

Birinci Kolordu Kumandanı dün buradan

Harbiye nezaretine yolladığı bir

şifrede, Yunan kuvvetlerinin Trakya’yı

işgale hazırlandıklarına dair şaiaların

dolaştığını, bölgede yerli Rumların

silahlandıklarını da bildirmiştir.

Cafer Tayyar Paşa telgrafında Trakya’da

yerli Rumlarla Yunan askerlerininkini

andıran elbiseler dahi dağıtıldığını

ilave etmekte ve her an olaylar

çıkması muhtemel bulunduğunu

ekleyerek jandarma kuvvetlerinin çok

dağınık ve zarif olduğunu bu sebeple

bunları takviye lüzumunu duyduğunu

belirtmektedir.

OSMANLI DEVLETİ KUZEY

ANADOLU’YA GİDECEKMİŞ

LONDRA

Morning Post Gazetesi, Boğazların

birleşik bir idareye tabi

tutulması hususunda anlaşma

olduğunu yazmaktadır. Yalnız

bu idarenin Birleşik Amerika’ya

mı, yoksa İngiltere ve Fransa’ya

müştereken mi bırakılacağının

henüz belli olmadığını ilave

etmektedir.

Morning Post Gazetesi, İzmir’in

Yunanlılara bırakılmış olmasından

duyduğu büyük sevinci

İZMİR’DE RUMCA

DA RESMİ LİSAN

İLAN EDİLDİ

İZMİR

İzmir gazetelerinden biri İşgal

günü evinden alınan eşyaya

karşılık zarar ziyan bedeli olarak

vali İzzet Bey’e Yunanlıların bin

altın İngiliz lirası tazminat ödemiş

olduklarını bildirmiştir.

Vali Kanbur İzzet, bu miktar para

almadığını söylemiş fakat tazminat

olarak kendisine ne verildiğini

açıklamamıştır.

RESMİ LİSAN

Yunan işgal kumandanlığı Türkçe

yanında Rumcayı da resmi

lisan ilan etmiştir. Diğer taraftan

Zafiriu’nin bir beyannamesinde

Aydın vilayetinden karadan çıkışın

serbest olduğu fakat deniz yolu ile

giderek işgal kuvvetlerinden izin

almaları gerektiği bildirilmektedir.

de belirterek İstanbul’un, bir

ihtimalle Türklere bırakılacağını,

fakat Fransız mandası altına

konulacağını yazmaktaktadır.

İngiliz gazetesi, Osmanlı Devleti’nin

Kuzey Anadolu’da hayatına

devam edeceğini, Sultan’ın

da oraya yerleşeceğini ve bu

bölgenin de Fransız mandasına

terk edileceğini ilave etmekte,

İtalyanların Anadolu’daki davranışlarının

tehlikeler arz etmekte

olduğunu kaydetmektedir.

Tımes Gazetesi İzmir’in Yunanistan

tarafından ilhakının

“memleket menfaatleri

bakımından felaketli” olacağını

belirten ve İzmir’deki

İngiliz Ticaret Odasının

hazırladığı bir raporu yayınlamıştır.

Raporda, Yunan işgali yerine bu bölgedeki Türk

halkının İngiliz, Amerikan ve Fransız kontrolünü

“memnuniyetle!” karşılamayan hazır bulundukları

da ileri sürülmektedir.

Bu rapora, İzmir Fransız Ticaret Odasının da

karılmış olduğu öğrenilmiştir.

ATİNA KIZDI !

Yunan gazeteleri, İzmir’deki İngiliz ve Fransız

Ticaret Odaları tarafından yayınlanan rapora

sinirlenmişlerdir. Bu raporların Yunan aleyhtarı

olan “Levantenler” tarafından telkin edildiği de

‘’Hükümet taraftarı gazete yoktur!’’

Matbuat müdüriyeti tarafından dün

gazetelerde bir tebliğ gönderilmiştir.

Bunda, bazı gazetelerden bahsedilirken

‘’Hükümet taraftarı’’ tabirinin

kullanılması yerilmekte ve gazetelerin

kendi fikirlerini yayınladıkları ileri

sürülmektedir.

Matbuat Müdüriyet, bir gazeteden

bahseden diğer bir gazetenin ‘’Hükümet

taraftarı’’ tabirinin kullanmasını

katiyetle istememektedir.

MANİSA ENDİŞELİ

İzmir olaylarında ve Ali Nadir Paşa’nın

Yunanlıların elinde kalmasından sonra

17’nci Kolordu Kumandan Vekilliği’ne

tayin edilerek şehrimize gelmiş olan

Bekir Sami’nin bugün Manisa’ya gideceği

öğrenilmiştir.

17’nci Kolordunun yeni Kumandanı dün

buradan Genelkurmay Başkanlığına yolladığı

bir telgrafta İzmir ile hiçbir irtibat

kurulmadığını, Manisa’daki kuvvetler

ile subaylarının da endişe içinde bulunduklarını

bildirmekte ve bunların Salihli

istikametinde çekilmelerine müsaade

edilmesini istemektedir.

Manisa’daki erlerle subayların, İzmir’deki

kıtaatın feci akıbetine uğramak endişesi

içinde oldukları anlaşılmaktadır.

OSMANLI’YI

PAYLAŞIM

KAVGASI

BÜYÜYOR

Loyd Corc’un Fransızların elinden Musul ile

Suriye’nin de bir kısmını koparmak istemesi

üzerine Klemanso tehditte bulundu.

PARİS

Birleşik Amerika Başkanı Vilson,

İngiliz ve Fransız başbakanları

arasında dün yapılan toplantı

fırtınalı geçmiştir.

Osmanlı İmparatorluğu’nun en

eski topraklarının paylaşılması

işinde Klemanso ile Loyd Corc

yeniden birbirlerine girmişlerdir.

Fransız Başbakanı konuşmasında,

geçen sonbaharda Londra’ya gittiğinde

Loyd Corc’un kendisinden

Musul’u istediğini ve buna da razı

olduğunu, şimdi ise İngilizlerin

Fransızları Suriye’nin de geniş

kısmından atmak için hazırlıklar

yaptıklarını söylemeye sert tenkidlerde

bulunmuştur.

Loyd Corc cevabında, Şam, Halep

ve Hama’nın İngiliz mandası altında

oluşacak Arap Federasyonu’na

dahil olduğunu, Fransa’ya bırakılmayacağını

söylemiş. Fransızların

bu bölgelerde İngiltere gibi

savaşmadığını, bunun için yapılan

teklifleri de reddettiğini belirtmiştir.

Bunun üzerine cevap veren

Klemanso Londra’ daki konuşmalarda

Musul’u İngiltere’ye terk

ettikten sonra Sykes Picot Antlaşması’nın

geri kalan kısımları için

Loyd Corc’un şeref sözü verdiğini,

şimdi ise bunu inkara kalkıştığını

söylemiş ve demiştir ki:

‘’Size açıkça söyleyeceğim şudur ki

karşılıklı vaatlere hürmet edilmediği

taktirde dünyanın bu bölgesinde

sizinle ortak olmayacağım.’’

Amerika başkanı Vilson kavgayı

bastırmak için çok uğraşmıştır.

İngiltere’nin teşkilini düşündüğü

‘’Arap Federasyonu’’ başına kuklası

olan Faysal’ı getirmek istediği

de bildirmektedir.

LONDRA SÖZÜNÜ TUTMU-

YOR

Burada çıkmakta olan LETEMPS

gazetesi anlaşmalara göre İngiliz

Kuvvetlerinin Suriye’den çekilmeleri

gerektiğini, yerlerini Fransız

Kuvvetlerine terk etme hususunda

evvelce söz verdiklerini, şimdi ise

bu sözü unutmakta olduklarını

yazarak Londra’nın davranışını

tenkit etmektedir.

İngiltere ve Fransa, Müslüman halkı seferber ederek, Türkleri karşı savaşa

sürüklediler. Şimdi de bu Müslüman Türklerin yaşadıkları toprakları paylaşmak

için kavga ediyorlar.

Yunan İlhakı İzmir için felaket olur !

İngiliz ve Fransız Ticaret Odalarının Raporu:

Atina gazeteleri bu raporların Yunan aleyhtarı “Levantenler” tarafından

hazırlandığını ileri sürüyor

yazılmaktadır. “Le Massager d’Athenes” adındaki

gazete geniş bir kanpanya açmıştır. Bu gazete,

“Yunanistana verilen İzmir’in etrafında dar bir

bölge bize tahsis edilirse elbet ki İzmir boğulacaktır.

Bu sebepledir ki Yunanistan etrafında geniş bir

toprak parçasının da Yunan idaresine bırakılması

görüşünü savunmaktadır.” demektedir.

Atina gazetelerine göre, Paris’te Yüksek Konseye

de yollanmış olan bu raporlarda şu noktalara işaret

edilmekte ve şu talepler ileri sürülmektedir.

1-İzmir ve civarında işgal edilecek yerler Yunanistan

tarafından ilhak edilmesin fakat Cemiyeti Akvaın

nezareti altında Yunanistan’a manda verilsin.

2-Bütün bir işgali bölgesinde kapitülasyonlar muhafaza

edilsin. Aynı zamanda muhtelit mahkemeler

devam etsin.

3-İzmir, serbest liman olsun. Buradan içeriye sevk

edilecek mallardan gümrük aranmamalıdır. Aksi

halde bütün İç Anadolu’nun ticareti başka bir

limana (Antalya’ya) kayabilecek ve İzmir buradan

çok zarar görecektir.”

Milli Mücadelemizin 100. yılı anısına FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi öğrencilerinden oluşan “ARŞİVE IŞIK TUTANLAR” ekibi tarafından derlenmiştir.


24 MAYIS 1919

27

Milli Mücadele gazetesi

Hazırlayan: FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi ARŞiVE IŞIK TUTANLAR Ekibi

İNGİLİZ-

LER MİTİN-

Gİ UÇAKLA

TAKİP ETTİ

Dün büyük mitingin devam

ettiği süre boyunca iki İngiliz

uçağı devamlı olarak Sultanahmet

Meydanı üzerinde

uçmuştur.

İngiliz Askeri Kumandanlığının

emri ile gönderilen uçaklar,

yüz bin kişilik kalabalık

sükunetle dağıldıktan sonra

meydanlarına dönmüşlerdir.

Dün İstanbul Sultanahmet’te mahşeri bir kalabalık vardı

YÜZ BİN TÜRK SULTANAHMET

MİTİNGİNDE YEMİN ETTİ

Halide Edip Hanımın:’’ 700

senenin tarihini ağlayan minareler

altında yemin ediniz;

bayrağımıza ,ecdadımızın

namusuna ihanet etmeyeceğiz,

bu uğurda can vermekten çekinmeyeceğiz.’’

sözlerine bütün

meydan ‘’Vallahi…Vallahi…’’

sedâları ile cevap verdi.

Sevgili İzmir’imize Yunan ayağını

bastığı tarihten beri memleketin her

tarafında, İstanbul’un hemen her

yerinde günlerce devam etmekte olan

galeyan ve heyecanlı tezahürat dün

de Sultanahmet Meydanını doldurmuştu.

İki muazzam ve tarihi abidenin

arasında toplanan bu muhteşem halk

kütlesinin gözlerinde haksızlığa karşı

parlayan bir heyecan, kalplerinde

İzmir’in verdiği teessür ve galeyan

vardı.

Ve o İzmir ki, memleketi baştan başa

sarsan bir fırtına gibi kalplerde toplanmış,

milleti yekvücud getirmişti.

Daha sabahın erken saatlerinden

itibaren İstanbul’un her köşesinden

halk akın akın sokaklardan caddelerden

akıyor ve coşan bir nehir gibi,

Sultanahmet Meydanı’nda toplanıyordu.Bütün

dükkanlar kapatılmıştı.

Sanki İstanbul metruk bir şehir

haline gelivermişti.

Sultanahmet Meydanı’nda her metrekareye

altı kişi isabet ediyordu. Bir

mahşerdi meydan: Halk civar sokaklara,

taşmış, ağaç dallarına, damlara

yerleşmişti.

‘’TÜRK HÜRDÜR ESİR OLAMAZ’’

Elliden fazla cemiyetin, bütün mekteplerin,

siyasi partilerin katıldığı

mitingde görülen dövizler üzerinde

şunlar okunuyordu:

‘’Türk hürdür, esir olamaz.’’

‘’Halk isteriz: 2 milyon Türk 200 bin

Rum’a feda edilemez.’’

‘’Yaşamak istiyoruz. Müslüman ölmez

ve öldürülemez.’’

Bütün Türk bayrakları siyah tüllerle

kaplanmıştı. Sultanahmet Camii

önündeki yüksek kürsü de siyah bezlerle

örtülmüştü. Kürsünün önünde

Vilson prensiplerinin Türklere ait

olan 12’nci maddesi siyah bir çerçeve

içinde duruyordu.

‘’ NİFAKI ÖLDÜRELİM’’

Kürsüye önce Şair Mehmet Emin Bey

gelmiş ve ‘’Keşke asırların geceleri

ve dünyanın mezarları gözlerime

dolarak bir alil olsaydı. Sokak sokak

dilenseydim de milletimin kulağını

parçalayan bu felaket seslerini işitmeseydim.

Bu kara günleri görmeseydim.’’

demiş ve şunları söylemiştir:

‘’Acaba bu zülüm ve vahşet ne için yapılıyor…

İzmir’i Yunanistan ve Türk’ü

Yunanlı yapmak için mi? Hayır kardeşler…

İzmir altı asırdan beri 40 ulu

caminin beyaz minarelerinde ezan

seslerini yedi gökte dalgalandıran bir

Müslüman memleketidir.’’

Mehmet Emin Bey:’’Gene mi kan,

gene mi ateş?’’ diye sormuş ve demiştir

ki:

‘’Batıya doğru dönerek haykırmak

ve şunları söylemek istiyorum:Ey

Avrupa, ey Amerika, bunun mesuliyeti

sizin olacaktır… Kardeşlerim.

Yunanlıları İzmir’den çıkarmak, eski

ve yeni dünyaları hukuk ve hürriyetimizi

tanıtmak istiyor musunuz?

Öyle ise en önce aramıza girmiş olan

nifakı öldürelim. Kardeşliğe doğru,

bir daha geriye çekilmeyecek olan

ellerimizi uzatalım.’’

İstanbul basını adına kürsüye çıkan

Fahrettin Bey de, birkaç günden beri

yabancı bir devletin idaresini davet

eden bir iki İstanbul gazetesi bulunduğunu

belirterek bu fikirleri reddetmiş,

konuşmasını Tevfik Fikret’in şu

mısraları ile tamamlamıştır:

‘’Zalimin topu var, güllesi var, kalası

varsa

Hakkın da bükülmez kolu, dönmez

yüzü vardır.’’

Toplantının en heyecanlı konuşmasını

muallime Halide Edip Hanımefendi

yapmıştır.

Halide Edip Hanım, büyük kalabalığı

galeyana getiren konuşmasına şöyle

başlamıştır:

‘’Kardeşlerim, evlatlarım. Ruhu

göklerde olan yedi yüz senelik

şanlı tarihimiz bu minarelerden

bugün Osman tarihinin faciasının

seyrediyor. Bu muazzam, bu tarihi

meydanda, zafer alayları tertip

eden ecdadımızın ruhu bizi seyrediyor.

Dünyaların öbür ucuna at

süren namağlup Müslüman tarihinin

bedbaht bir kızıyım. Bugün de

dünkü kadar kahraman ve talihsiz

Türk milletinin anasıyım. Millet

namına, ecdadımızın bizi seyreden

ruhlarına yemin ediyorum. Bugün

kolları kesilmiş olan Türk’ün kalbi,

eski cesaret ve şecaatini kaybetmemiştir.

Yemin ediyorum ki Osmanlı

sancağına, tarihine ihanet etmeyeceğim.’’

Halide Edip Hanım, Türkiye’yi

taksime kalkışan Avrupa devletlerini

suçlamış ‘’Ayda ve yıldızlarda

zaptedilecek Müslüman ve Türk

toprakları ve milletleri olduğu haber

alınsa oraya istila ordusu göndermek

için mutlak yol bulacak olan bu

Avrupa’nın’’ istila siyasetini yenmiş ve

elemle haykırmıştır:

Kardeşlerim, evlatlarım. Osmanlı

toprağında böyle muazzam böyle

tarihi bir gün belki bir daha idrak

etmeyeceğiz. Evlatlarım, öyle bir gün

olur da bir daha toplanamazsak içimizde

ölenler olursa Türk’ün istiklal

bayrağı ile mezarı üzerine geliniz.

Benimle beraber yemin ediniz.

Türkiye’nin istiklal ve hak hayatını

ve hak hayatını alacağı güne kadar

hiçbir korku, hiçbir meşakkat önünden

kaçmayacağız. ( Vallahi sesleri ile

meydan çınlamıştı.)

700 senenin tarihini ağlayan minareler

altında yemin ediniz, bayrağımıza

icadımızın namusuna ihanet etmeyeceğiz,

bu uğurda can vermekten

çekinmeyeceğiz.

Halide Edip Hanımın bu sözlerine

de bütün meydan ve yüz bin kişi

‘’Vallahi, Vallahi’’ sedaları ile cevap

vermiştir.

Selim Sırrı ve Dr. Sabit Bey’in konuşmalarından

sonra miting heyeti

hazırlanan kararnameyi topluluğa

sunmuş ve tasvip edilmiştir.

Bunda, ‘’Vatandaşlar, vatanımızı

hayat pahasına kurtarmak lüzumunu

duyalım. Ve yalnız bizim için değil,

ahfadımız için ve bize bu vediayı

terk eden ecdadımız için icap ederse

ölmeyi bilelim. Bu muazzam içtimaımızda

biz bütün cihana gösteriyoruz

ki Türk buradadır. Burada yaşayacak

ve burada ölecektir.’’ deniliyordu.

Milli Mücadelemizin 100. yılı anısına FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi öğrencilerinden oluşan “ARŞİVE IŞIK TUTANLAR” ekibi tarafından derlenmiştir.


MİLLİ MÜCADELE GAZETESİ, 24 Mayıs 1919 28

Yunanlılar Manisa ile Aydın’a

yürüyor!..

Venizelos Paris’ten yolladığı bir

emirde, bu iki Türk şehrinin

süratle işgal altına alınmasını istedi.

İZMİR

Yunan Kuvvetlerine, süratle Aydın

ile Manisa’yı işgal etmeleri için emir

verildiği bildirilmektedir.

Dünkü gün zarfında Paris’te bulunan

Venizelos’tan, Yunan işgal kuvvetleri

kumandanı Zafiriu’ya arka

arkaya telgrafla üç emir gelmiştir.

20 Mayıs tarihini taşıyan birinci

emirde, yerli Rumların silahlandırılmaları

istenmiş, takviye kuvvetleri

gönderildiği bildirilmiştir.

Venizelos’un bu emirnamesinde

‘’Aydın’ı işgal etmeyi lüzumlu hissediyorsanız

yapınız. Ancak daha

fazla güneye ilerlemeyiniz. Çünkü

İtalyanlarla tartışma çıkarmak taraflısı

değilim.’’

Yunan kumandanı, daha bu emri

tatbik alanına koymadan gene

Paris’ten 21 Mayıs tarihini taşıyan

ikinci bir emir almıştır. Bunda da

Venizelos, ‘’Paris’te Yüksek Konsey’in

kararı gereğince Ayvalık

kazası ve İzmir’in sancağı dahilinde

bulunan araziyi işgal ederek oralara

Yunanistan’dan göçmen getirilerek

derhal yerleştirilmelerini’’ emretmiştir.

Venizelos, Aydın’ın güneyine

de kuvvet göndermek icap ettiği

takdirde İngiliz amiralinden müsaade

alınmasını da hatırlatmıştır.

SON EMİR

Yunan kumandanı tam harekete

geçeceği sırada bu defa limanda

bulunan Averof zırhlısının telsizi

vasıtasıyla Venizelos’tan dünkü tarihi

taşıyan şu acele emri almıştır:

‘’Kuşadası’na çıkan İtalyanların,

sizden evvel işgal etmeleri tehlikesinden

ötürü, bir an evvel Aydın’ı

işgal ediniz.’’

Bunun üzerine Albay Zafiriu, emrindeki

kuvvetlere ‘taarruz emri‘ni

yollamıştır.

Öğrendiğimize göre ileri hareket

yarın saat 11’de başlayacaktır. Hedefleri

Aydın ile birlikte Manisa’nın

da işgalidir. Taarruza beş piyade

alayı ile iki dağ topçu taburu katılmaktadır.

BAHANE

Albay Zafiriu, İngiliz askeri müşaviri

Albay Smith ile yaptığı bir

konuşmada sözde Türklerin Manisa

ve Aydın havalisinde Hristiyanları

kesmeye hazırladıklarına dair elinde

bilgi bulunduğundan bahsetmiş

ve taarruz için gerekli müsaadeyi

almıştır.

Öğrendiğimize göre Venizelos

Paris’te ilk emri yollamadan 19

Mayıs’ta Yüksek Konsey’e başvurmuş,

kuzeyde Ayvalık, güneyde de

Aydın’a kadar uzanan topraklarımızın

işgal için müsaade istemiştir.

Venzelos’un gayesi Büyük Menderes

vadisini de tüm kontrolü altına

almak olmuş fakat konsey bunlar

rıza göstermemiştir.

Kuvayı Milliye’nin

kurulması istendi.

Genelkurmay Başkanı Cevat Paşa’nın 57’nci

tümen kumandanının fikrine katılıyor

Aydın’da bulunan 57’nci

dümen kumandanlığı

albay Şefik’ten genelkurmay

başkanlığına

dün çok mühim bir

şifre telgraf geldiği

duyulmuştur.

Öğrendiğimize göre

albayın bölgesinde

durumun çok tehlikeli

bulunduğunu devamlı

firarlar olduğunu,

Yunanlıların ilerlediklerini,

yerli Rumların

tecavüzlere başladıklarını

anlattıktan sonra:

‘’Durumu düzeltmek

için Kuvayı Milliye

teşkilatı vücuda getirmenin

en iyi tedbir

olabileceği’’ni belirtmiştir.

Genelkurmay başkanlığına

yakın çevreler,

Genelkurmay Başkanı

Cevat Paşa’nın bu

raporun altında ‘’Son

fıkra gayet mühimdir.

Acele etmek lazımdır.’’

diye kayıt koyduğunu

ve fikri desteklediğini

söylemektedirler.

Aydın’da Albay Şefik’e

acele verilen cevapta da

şöyle denilmektedir:

‘’Ahali tarafından

Yunanlıların hüsnü

kabul görmesi Aydın

vilayetinin akıbeti için

telafisi mümkün olmayan

zararlar doğurur.

Bunu ahaliye pek seri

bir surette anlatmanızı

rica ederim. Askerin

dağılması vahameti pek

büyük fena akıbetlere

yol açar. Bütün subaylar

heyeti ise işe çok ehemmiyetle

sarılmalıdırlar.’’

BEKİR SAMİ’YE

TALİMAT

Diğer taraftan Bursa’da

17’nci Kolordu Kumandanı

Bekir Sami

Bey’e yollanan gizli bir

emirde de Manisa’daki

kuvvetlerin ve bilhassa

silah ve cephanenin

emin yerlere doğru çekilmesi,

bunlara ihtiyaç

olduğu bildirilmiştir.

Erzurum ve İzmit’te

mitingler yapıldı.

Önceki gün şehrimizde büyük bir

miting yapılmış ve İzmir’in Yunan

ordusu tarafından işgali tpotesto

edilmiştir.

Binlerce kişinin katıldığı toplantında

alınan kararlar İstanbul hükümetine

telgrafla bildirilmiştir. İzmitliler

Osmanlı Devleti’nin akıbeti hakkında

millete haber verilmesi gerektiğini

bilhassa belirtmişler ve gazetelerin

yayınları üzerindeki sansürün

kaldırılması basının, milletin bütün

hislerine açıklamasına yardımcı

olacaktır.

Her meslekten halkın katıldığı

miting karalarından birinde de, Türk

milletinin arzuları hilafına hareket

edilmesine müsaade olunmayacağının

Avrupa devletlerine bildrilmesi

istenmektedir.

ERZURUM MİTİNGİ

Erzurum’da bütün Türkler sönmez

bir infila ile matemli dakikalar yaşamaktadırlar.

Herkes heyecan içindedir.

Bütün müessese ve dükkanlar

kapatılmış ve binlerce Erzurumlu

büyük bir miting yapmıştır. Mitingde,

İzmir’in Yunan ordusu tarafından

işgali protesto edilmiştir. İstanbul’a

da protesto telgrafları gönderilmiştir.

ANADOLU’NUN

ÜZERINDE

AMERIKAN

MANDASI

DÜŞÜNÜLÜYOR

‘’Amerika Bahri Telsiz Telgraf

Matbuat İdaresi’’ dün İstanbul

gazetelerine aşağıdaki telgrafı

dağıtmıştır:

‘’Genç Türkler Anadolu’da Amerikan

mandasını istemişlerdir. Reis

Vilson tarafından senatoya bildirilen

bu fikir ekseriyet üzerinde

iyi tesir bırakmıştır.’’

Fakat henüz bu hususta kesin bir

karar yoktur.

‘’Amerikalıların manda meselesine

taraftar oluşları, hiçbir menfaat

takip etmeksizin, bir memleketin

nasıl idare edileceğine ve halkın

rüştünü ispat ettiği anda onlara

nasıl istiklal verileceğine bir

nümune göstermek arzularından

ileri gelmektedir.’’

Günlerden beri üzerinde durulan

ve hatırlatılan Wilson prensiplerinin

12’nci maddesinin ana

noktaları şunlardır:

Bugünkü Osmanlı İmparatorluğunun

Türklerle meskûn yerlerine

hakimiyet bahşedilmek lazım

gelir.Osmanlı İmparatorluğu’nun

diğer milletlerin yaşadığı bölgelerine

serbest gelişme selahiyeti

verilmelidir.

Çanakkale Boğazı, beynelmilel

kontrol altında bütün memleketlerin

gemilerine açık tutulmalıdır.

Kıbrıs Türkleri

Yunan İdaresini

İstemiyorlar

Avam Kamarasının son toplantılarından

birinde Kıbrıs ile

ilgili olarak sorulan bir suale

Müstemlekeler Bakanı adına

cevap veren Albay Amery

şunları söylemiştir: “Türklerin,

adanın Yunanistanla birleşmesiyle

alevhtar oldukları ve teşebbüsler

yaptıkları doğrudur.

Kıbrıs Türk Cemaati, İngiliz

Valisine bir muhtıra vererek

İngiliz idaresinin devamına

Almanya’daki

talebelerimiz

dün geldiler

Cihan Harbi’nin sona vermesi,

mütarekenin ilanı ile Almanya’da

sıkışmış kalmış, felaketli

günler geçirmiş olan öğrencilerimiz

dün Akdeniz vapuruyla

yurda geldiler.

Milli Mücadelemizin 100. yılı anısına FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi öğrencilerinden oluşan “ARŞİVE IŞIK TUTANLAR” ekibi tarafından derlenmiştir.


26 MAYIS 1919

29

Milli Mücadele gazetesi

Hazırlayan: FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi ARŞiVE IŞIK TUTANLAR Ekibi

AYDIN’DA

FİRARLAR

ÇOĞALDI

SÖKE’DE 135’İNCİ ALAY-

DA TOPU TOPU 73 ASKER

KALDI. FİRARİLERLE JAN-

DARMALAR ARASINDA

ÇARPIŞMALAR OLUYOR.

AYDIN

57’nci tümene bağlı birliklerde

firarların önü alınamamıştır. Son

günlerde bölgenin birçok yerinde

firari askerlerle jandarmalar arasında

silahlı çatışmalar olmuştur.

Denizli’den bildirdiğine göre, istasyon

civarında görülen 22 silahlı

firari aldıkları ‘’Dur’’ emrine ateş

ederek cevap verdiklerinden şiddetli

bir çarpışma olmuştur. Yaralı ve ölü

bırakan firariler jandarmanın elinden

kaçmaya muvaffak olmuşlardır.

Ertesi günü gene aynı bölgede,

Aydın’a firar etmiş olan 30 askerle bir

çarpışma daha olmuştur.

Bazı bölgelerde de firarileri durdurmakla

vazifeli olan jandarmanın da

bunlara iltihak ederek birlikte kaçtıkları

öğrenilmiştir.

SÖKE’DE

Durumun ne derece vahim bulunduğunu

Söke’den 135’inci alay

kumandanı Mazhar Bey’in yolladığı

aşağıdaki telgraf göstermektedir.

‘’57’nci tümen kumandanlığına:

Askere yapılan bütün nasihat netice

vermiyor. Bu gece bütün nöbetçiler

ile bunlara katılan bölükler mevcudunun

büyük kısmı ve fırıncılar firar

etmişlerdir. Halen, alay merkezinde

topu topu 73 asker kalmıştır. Bunların

da alayı sadakatı meçhuldür.

Şu hal karşısında ne yapılacağının

emredilmesi maruzdur.’’

SÜVARİ MÜFREZESİ

Diğer taraftan Aydın’da tümen karargahında

ve 18 atlıdan itibaren süvari

müfrezesinin tamamının taraflarını

da atlarına atlayarak geceleyin kâmilen

firar ettikleri öğrenilmiştir.

Bölgede nöbetçisiz kalan askerleri

erzak depolarının da halk tarafından

yağma edildiği bildirilmiştir.

MUSTAFA KEMAL

PAŞA HAVZA’YA GİTTİ

Dokuzuncu Ordu Müfettişi Mustafa

Kemal Paşa ile mahiyetindeki

subaylar dün şehrimizden ayrılarak

Havza’ya gitmişlerdir.

Ege halkı işgal sonrası göç yollarına döküldü

YUNAN ORDUSU DÜN

MANİSA’YA GİRDİ !...

Selçuk ile Bayındır’ı da düşman işgal etti. Bir İngiliz subayının müdahalesi

yüzünden 59. Alayın topları Yunanların eline geçti.

Ege bölgesinde Yunan işgalinin yayılması üzerine Türk halkı göç yollarına dökülmeye başlamıştır. Yukarıdaki tablo,

Ege’de yollara dökülen vatandaşlarımızın feci halini gösteriyor.

İngilizlerin İsteği Üzerine

Mitingler Yasak Edildi

Paris’te Hintli delegasyonunun

tavsiyeleri üzerine Padişahın

İstanbul’da bırakılmasına karar

verilmesi Yunan gazetelerini

kızdırmıştır. Paris adlı gazete,

Hintlilerin Türklere karşı İngilizlerle

dövüştüklerini, Türkleri

ve Müslümanları öldürdüklerini

hatırlatarak “Bunlara kulak asılmamalıdır”

diyor.

Hestia gazetesi de Türklerin

İstanbul’da bırakılmaları medeniyete

karşı işlenmiş bir cinayettir.

Diyor. Patris gazetesi de,

Türkler’in İstanbul’da muhafaza

edilmelerinin Hıristiyan âlemine

zararlar getireceğinden bahsetmektedir.

Dünkü pazar günü biri Beyazıt

Meydanı’nda öğleden sonra 2’de

diğeri bitik Beşiktaş’ta Taşık’ta iki

büyük miting yapılması kararlaştırılmış

ve el ilanları dağıtılmıştı.

Fakat İngiliz kumandanlığının

bir emri ile İstanbul polis müdüriyeti

bütün mitingleri yasak

ilan ettiğinden her iki mitinginde

yapılamamıştır.

Diğer taraftan Sultanahmet mitinginde

alınan kararları üç kişilik

bir heyet dün saraya götürmüştür.

Öğrendiğimize göre Harbiye Nazırı

Şevket Turgut Paşa tarafından

götürülen heyetin üyelerine Padişah

Vahdettin: “Ağzımızı açalım,

bağıralım. Seslerimizi yükseltelim.

Fakat katiyen elimizi kaldırmayalım.”

Demiştir.

Mitinglerde on binlerce İstanbullunun,

Yunan istilasına karşı

mücadele etmek, icap ederse kan

dökmek hususunda ant içmesinin

padişahı ürküttüğü, İngiliz

kumandanlığının ikazı de üzerine

de miting heyetine bu tavsiyede

bulundu anlaşılmaktadır.

PATRİKHANE

İSTANBUL’U DA

İSTİYOR

Paris’te bulunan patrik Vekili,

Türkler’in İstanbul’da bırakılmalarına

dair Dörtler kararını

derin teessürle karşıladığını

açıkladı.

PARİS

LE TEMS gazetesi, “İstanbul Rumlarının

fikri nedir?” başlığı altında,

Patrik vekili Dorotee ile muhabirinin

yaptığı mülakatı yayınlamaktadır.

Dörtler Konseyi’nin son toplantılarında

Türkleri İstanbul’dan atmamak

hususunda bir karara vardığının

duyulması üzerine teessüre kapıldığını

söyleyen patrik vekili şunları da

sözlerine eklemiştir:

“Bu kararı büyük bir hayret ve

derin bir teessürle karşıladık. Bize

göre, İstanbul kati olarak Yunanlılara

verilmelidir. Adalete sığınıyor ve

bundan böyle Türk idaresi altında

yaşamak istemediğimizi ilan ediyoruz.

Padişah İstanbul’dan atılmadıkça,

zorbalığın halk üzerindeki baskısı

kaybolmayacaktır.”

MANİSA RUMLARI,

YUNANLILARI

ÇİÇEKLERLE

KARŞILADI.

Yunan kuvvetleri Pazar günü Manisa,

Bayındır ve Selçuk’u işgal ettiklerini

bildirmektedir. Bir Yunan gazetesinin

muhabiri Manisa’nın işgali hakkında

şu bilgi vermiştir:

“Manisa halkı (Rumlar) cumartesi

gününden itibaren Yunan kuvvetlerini

beklemeye başlamışlardı. Tepelere

çıkmışlar ve gözcüler yerleşmişlerdi.

Pazar sabahı 8’de ilk Yunan kuvvetlerinin

yakınındaki Rum çoğunluğu

bulunan Hamidiye köyünden çıkıverdikleri

görüldü. Manisa Rumları,

başta Efes Metropoliti olduğu halde

ellerinde Yunan bayrakları ve çiçeklerle

Yunan birliğini karşıladılar.

“Türk mutasarrıf Türk halkını

sükûnete davet eden bir beyanname

dağıttırdığından mukavemet olmadı,

hiçbir olay cereyan etmedi. Sabah

10:30’da Manisa, Yunan kuvvetlerinin

tamamıyla eline geçmiş oldu.

İNGİLİZ SUBAYININ MÜDAHALESİ

Manisa’dan gelen bir habere göre,

işgalden bir gün önce orada bulunan

59. uncu topçu Alayı’nın kumandanı

olan subay - asker firar ettiğinden

yerli halktan gönülleri yardımı ile

toplanan insan gücüyle şehir dışına

çıkartıp kaçırmak istemiş fakat Manisa’daki

İngiliz subayın halkı tehdit

ederek topların kurtarılmasına mani

olmuştur.

BİZE HİMAYE

LAZIM DEĞİL

İleri gazetesi dünkü başmakalesinde,

Türkiye’nin yabancı

bir devletin himayesi altına

sokulmasını isteyen Türk

gazetelerine şiddetle çatmakta

ve “bize himaye lazım değildir.”

demektedir.

İLERİ bu makalesinde “asırlık

Osmanlı tarihini bir anda

yok edecek” manda sistemini

ancak gafil dimağların isteyebileceklerini

de belirterek şu

cümleyi eklemektedir: “Hiçbir

Türk tasavvur edemem

ki inanarak böyle bir himaye

talep edebilsin.”

Milli Mücadelemizin 100. yılı anısına FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi öğrencilerinden oluşan “ARŞİVE IŞIK TUTANLAR” ekibi tarafından derlenmiştir.


MİLLİ MÜCADELE GAZETESİ, 26 Mayıs 1919 30

SALTANAT ŞURASI BUGÜN TOPLANIYOR

Memleket gazetesi

Şûra’nın kuvvetini

milletin sinesinden

almadığını yazıyor

KABİNE DÜNKÜ TOPLANTISINDA KADINLARIN

TOPLANTIYA ALINIP ALINMAMASINI TARTIŞTI.

İzmir’in Yunanlar tarafından işgalinden

doğan acı durumumuzu görüşmek

üzere saltanat şurası bu sabah

Yıldız Sarayı’nda toplanmaktadır.

Muhtelif zümreleri temsilen toplantıya

katılacak olanlara davetiyeleri

dün gönderilmiştir. Vekâletler, Darülfünun,

basın, ticaret odası, fırkalar ve

ayrıca Trabzon, Paşaeli, Adana İzmir,

Vilayeti Şarkiye Müdafa-i Hukuku

Milliye cemiyetleri de temsilcilerini

yollamaktadırlar.

Basını Mahmut Sadık (Yeni

Gazete), Rauf Ahmet (İstiklal), Şaki

(İleri), Refi Cevad (Aldemdar), Hilali

(Sabah), Velid (Tasvir), Asım (Vakit)

ve Necmettin Sadık (Akşam) Beyler

temsil etmektedirler.

Memleket gazetesi, bu heyette

İngiliz mandasını davet eden bir gazetecinin

bulunduğunu belirterek hayeti

boykot etmiştir. Bu gazete, Saltanat

Şûrası hakkında da şunları yazmaktadır:

“Saltanat Şûrası, kuvvetini milletin

Islahat Gazetesine

verilen

özel demeç

İzmir

ISLAHAT gazetesi Yunan Başbakan

Yardımcısı ile yaptığı özel bir

mülakatı ün yayınlamıştır. Türkleri

uyutmaya yönelik demecinde Repulis

şunları söylemiştir:

“İzmir’in işgali esnasında beyhude

yere Müslüman kanı akıtılmış olmasına

çok müteessif oldum. Müslümanlar

bizi, idareye muktedir bir

millet telakki etmesinler. Yunanistan

demokrat bir memlekettir. Rumeli’den

seçilen Müslüman mebuslarımız,

Rum mebuslarımızdan daha

çoktur. Eğer suistimal olursa onlar

bütün dünyanın nazarı dikkatini

celbedebilirler.”

Islahat muhabirinin “eğer konferans

İzmir meselesini Yunanistan lehine

hallederse Müslümanlara karşı vaziyetiniz

nasıl olacaktır?” sualine de

Repulis şu cevabı vermiştir:

“Ahaliyi çağıracağız ve kendi kendinizi

idare ediniz diyeceğiz. Onların

bütün hukukunu muhafaza edeceğiz.

Yunan hükümetinin yardımı ile Türk

memurlar eski vazifesine devam

edeceklerdir. Çünkü bizim onlara

ihtiyacımız var.

sinesinden almaktadır denilemez.

Çünkü seçimle teşkil edilmemiştir ve

davetiyelerle toplanmaktadır.

KADINLAR

Öğrendiğimize göre, Saltanat Şûrasının

toplantısı ile ilgili olarak hükümetin

dün yaptığı toplantıda “kadınların

toplantıya iştirakı” konusunda uzun

tartışmalar cereyan etmiştir. İlk

haberlerde muallime Halide Edip Hanımefendi’nin

de toplantıya katılacağı

bildirildiğinden bu tartışmaya lüzum

duyulmuştur.

Kabine toplantısında Raşit Akif Paşa,

hanımların toplantıya katılmalarına

şiddetle karşı koymuştur. Çürüksulu

Mahmut Paşa ise kadınların iştirakında

bir mani bulunamayacağını

söylemiştir. Nihayet, Halide Edip

Hanım Efendinin toplantıya gelmeyeceği

anlaşılmış ve tartışmalara son

verilmiştir.

Yıldız Sarayı’nda bugünkü toplantıya katılacağı öğrenilen Veliaht Abdülmecid Efendi.

YUNAN DİVAN-I HARBİ ATİNA

TÜRKLERİ YARGILIYOR İTİRAF

İZMİR’DE MERKEZ OTELİ SAHİBİ ABİDİNZA-

EDİYOR.

DE TEVFİK, BİR YUNAN DESTROYERİNİ HA-

VAYA UÇURMAYA TEŞEBBÜSLE SUÇLANDI İzmir’den dönen

ATİNA

Yunan gazeteleri, İzmir’de Yunan

divanı harbinin faaliyete geçtiğini

yazmaktadırlar.

İzmir’den verilen bir habere göre,

cuma günü harp divanına Merkez

Oteli sahibi Abidinzâde Tevfik

çıkarılmış ve Leon adındaki Yunan

destroyerini havaya uçurmak için

komplo hazırlamış olmakla suçlanmıştır.

Yunan iddiasına göre,

Abdinzâde Tevfik, elinde, namlusu

tütmekte olan rövolveri ile yakalanmıştır.

Tevfik’i yakalayan Yunan subayı ve

şahit Okonomos gelmediğinden

dava başka güne bırakılmıştır.

Stançena adında bir Bulgar kadınıda,

Yunan askerlerine ateş eden Türkleri

evine aldığından dolayı divanı harbe

verilmiştir.

Atina basını, yağma ettiği paralar

daha avucunda iken yakalanan bir

Yunan askerini şöyle savunmaktadır:

“Bu zavallı Yunan askeri, hapishane

firarisi bir Türkün karışıklık esnasında

avucuna sıkıştırdığı bu para ile

şaşkın vaziyette iken yakalanmıştır.”

GİRESUN’A DÖNEN RUMLAR

IŞIK GAZETESİ, YUNAN GEMİLERİ İLE RUSYA SAHİLLERİNDEN GE-

LEN RUMLARIN SİLAH VE CEPHANE GETİRDİKLERİNİ BİLDİRİYOR.

GİRESUN

Dün limanımıza gelen Yunan

bandıralı bir vapur, Rus sahillerinden

topladığı firari sürülerini

Giresun’umuza bıraktı.

Işık gazetesinde İbrahim Hamdi

Bey bu olayı şöyle anlatmaktadır:

“İçimizden askerlikten kaçan

şimdi ise yine vatan diye memleketimize

gelen bu kiryeler kimlerdi?

Biliyor musunuz? Merak

edin de bir görün getirdikleri

eşyaları seyrederken zavallı Türke

acımamak elden gelmiyordu. Bir

sandık açılıyor, içinden kocaman

iki levha acıkıyor. Biri mahut serseri

Venizelos’u gösteriyor. Diğer

levha, bir neferin eline kocaman

bir Yunan bayrağı veriyor, minareyi

karanlıklara gömüyor, bunu

Arslanoğlu Sava namında bir Osmanlı

Rum’u eşyası ile getiriyor.

Diğer bir sandık açılıyor içinden

silah ve cephane çıkıyor.”

İbrahim Bey yazısında, İzmir’de

kardeşlerimizi öldüren Yunanlıların

Giresun’da da faaliyet

halinde bulunduğunu açıklayarak

halkı birleşmeye davet ediyor

ve diyor ki:

“Maksadınız yaşamaksa onun

yolu birliktedir. Cemaatten kaçan

her fert boynuna ipini kendisi

takıyor demektir. Sarıklı, sarıksız,

fesli, başlıklı hepiniz birleşir

başlarınızı, kollarınızı birleştirirseniz

iş görürsünüz, pişman

olmazsınız. Türkün aklı sonradan

başına gelir darbımeselimizden

artık misale ihtiyacı kalmamıştır.

Mezar taşlarımıza hiç olmazsa

“Namusu ile ölmüştür”, “Millet

için ölmüştür” cümleleri kazılsın.”

Yunan Başbakan

Yardımcısı, Türk

kanının “boş yere”

akıtıldığını söyledi.

Atina

İşgal günü yapılan katliam ile yapmacılığı

tahkik için İzmir’e gitmiş olan

Başbakan Yardımcısı Repulis buraya

dönmüş ve basına yaptığı açıklamada,

katliamla yağmanın bütün mesuliyetinin

Yunanlılara ait olduğunu

itiraf etmiştir.

Repulis, karaya çıkan Yunan

birliğine hükümet konağı önünden

geçmemesi için kat’i talimat vermiş

olduğunu, buna rağmen emri dinlemeyip

bu istikamette gittiğini, Rum

halkın da peşine takıldığını en kanlı

olayın da burada cereyan ettiğini

söylemiş ve bir gazetecinin:

“Türkiye’nin, Yunan birliğine tuzak

kurdukları haberi doğru değil midir?”

sualine de:

“Hayır” diye cevap vermiştir.

Yunan gazetelerinin bildiğine göre,

Repulis İzmir’den hareketinden önce

Yunan zırhlısında Türk gazetecileri

de kabul ederek kendilerine: “Yağma

edilen eşya ve para, sahiplerine iade

edilecek, zarar tazmin edilecektir”

demiştir. MÜSAVAT gazetesi bu

sözleri geniş yayınlamıştır.

Yunan Başbakan Yardımcısının sırf

Türkleri avutmak ve aynı zamanda

Yunanistan aleyhinde Avrupa’da

beliren cereyanı yatıştırmak için bu

sözleri sarfettiği anlaşılmaktadır.

Milli Mücadelemizin 100. yılı anısına FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi öğrencilerinden oluşan “ARŞİVE IŞIK TUTANLAR” ekibi tarafından derlenmiştir.


27 MAYIS 1919

31

Milli Mücadele gazetesi

Hazırlayan: FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi ARŞiVE IŞIK TUTANLAR Ekibi

BAYINDIRLIK

NÂZIRI:

“OSMANLI'YI

BÖLMEYE

ÇALIŞIYORLAR !”

Damat Ferit Kabinesinin üyesi,

silahlarını teslim etmiş olmasına

rağmen son sözü milletin söyleyeceğini

belirtiyor.

Yeni Nafia Nazırı Ferit Bey, İLERİ

Gazetesinin bir muhabirine, “Avrupa

diplomasisi hakkımızda iyi

niyetler beslemiyor” demiş ve şu

izahatta bulunmuştur:

“Şark meselesinin halli kolay bir

iş değildir. Avrupalı devletler

Karlofça Antlaşması’ndan beri

Osmanlıyı bölmekle uğraşıyorlar.

Resmi, gayri resmi binlerce proje

hazırlamış, tatbike imkan bulamamıştır.

Ordularımı terhis, silahlarını

teslim etmiş olmakla beraber

Osmanlı milleti diama son sözü

söylemek hakkını muhafaza

etmiştir.”

İLERİ gazetesi:

“Saltanat Şûrasının

selahiyeti yoktur”

İLERİ gazetesi, hükümetin bir

an evvel seçimlere gitmesini ve

millet meclisini toplamasını istemektedir.

İLERİ, Saltanat Şûrası’nı da tenkit

etmekte ve bundan bir fayda doğmayacağını

ima ederek şunları

ilave etmektedir:

“İnkar edilemez ki bütün debdebe

ve ihtişamına ve bazı üyeleri seçilmiş

olmasına rağmen Saltanat

Şûrası, bir danışma meclisinden

ileri gidemez. Böyle bir şuranın

vereceği kararlar ancak Hükümeti

tenvir edebilir. Milletin bu

vahim anlarda kendi mukadderatı

için düşündüklerini yapmak ve

yaptırmak istediklerini beyana

bu Saltanat Şûrası’nın, bu meclisin

hakkı ve salahiyeti yoktur.

Milletin iradesini ancak mümessilleri

ifade edebilir. Hükümet bir

an evvel seçim yapmalı ve Millet

Meclisini toplamalıdır.

İNGİLİZ MANDASI TEK

KURTULUŞ YOLUYMUŞ !

“İngiliz Muhripleri Cemiyeti”ni kuranlardan Sait Molla Anadolu’da

bütün belediye reislerine telgraflar yolladı.

Saltanat Şurası’nın yapıldığı Yıldız Sarayı.

Saltanat Şurası bir karar alamadan dağıldı

MİLLİ MECLİS TOPLANMASI

Saltanat Şurası’nda Damat Ferit’i eleştirerek Milli Meclis’in kurulmasını

talep eden Ahmet Rıza Bey.

Türkiye’nin İngiltere’nin himayesi

altına girmesini sağlamaya çalışan

Türklerin faaliyetlerini genişletmekte

oldukları görülmektedir. Son günlerde

Sait Molla imzasıyla Anadolu’da

bütün Belediye Reislerine telgraflar

gönderilmiş, İstanbul’da “İngiliz

Muhripleri Cemiyeti”nin kurulduğu

bildirilerek şu taleplerde bulunulmuştur:

İngiliz taraftarlığı kuvvetlendirilmeli

ve süratle yayılmalıdır. Türkiye

için yegane kurtuluş yolu İngiliz

idaresi altına girmektir. Bu maksatla

cemiyetini şubeleri kurulmalı ve İngiliz

taraftarlarını yaymak için gayret

sarf edilmelidir.

Şehrimizde üç gazete günlerden beri

İngiliz mandasının kabul edilmesi

lehinde yayın yapmaktadırlar. Bunlar

ALEMDAR, SABAH ve TÜRKÇE

İSTANBUL gazeteleridir.

Gazeteci Ahmet Rauf Amerikan

mandasını, Hürriyet İtilaf

Fırkası da İngiliz mandasını

istediler.

Dün Yıldız Sarayı’nda toplanan

Saltanat Şûrası bütün ümitleri boşa

çıkarmış. Beklenenlerden hiçbirini

gerçekleştirememiştir. Toplantıda

konuşan temsilcilerinden birinin

Amerikan mandasını, diğerinin de

İngiliz mandasını istemesi derin

üzüntü yaratmıştır. Bir çok delege de

derhal bir “millet meclisi” teşkilini

talep etmişlerdir.

Öğleden sonra 3’te Padişah Vahdettin

yanında Veliaht Abdülmecit

Efendi olduğu halde salona girmiş,

yaptığı kısa açış konuşmasında devletinin

vaziyetinin fevkalade önemli

olduğunu bu sebeple memleketin ileri

TALEP EDİLDİ.

ESKİ SENATO BAŞKANI AHMET

RIZA, HÜKÜMETİN MİLLETTEN

KUVVET ALMADIĞINI SÖYLEDİ.

gelenlerinin davet edildiğini söylemiş

50 - 60 kelimeden fazla olmayan

sözlerini bitirince de gene yanında

Veliaht olduğu halde çıkıp gitmiş,

neler konuşulacağını merak dahi

etmemiştir.

Başkanlığa geçen Sadrazam

Damat Ferit, İzmir’in işgali ile ilgili

olayları anlatmış, verilen notalardan

bahsetmiş fakat yurdun işgali

karşısında ne gibi tedbirler alınması

gerektiği hususunda hiçbir şey söylememiştir.

Bunun üzerine söz alan senato başkanı

Ahmet Rıza Bey, Damat Ferit’i ve

davranışlarını tenkit ederek, Saltanat

Şûrası yerine Milil bir Meclisin kurulmasını

istemiş ve demiştir ki:

“Milletten kuvvet almayan bir hükümet

zaaf ve acizden kurtulamaz.

Hükümetin İzmir’de önüne geçemediği

ve geçmeye teşebbüs etmediği

facialara vatanın başka yerlerinden de

mani olamayacağı muhakkaktır. Bundan

başka halk ile hükümet arasında

fikir birliği görülemiyor. Halbuki bu,

muvaffakiyet için esaslı şarttır.”

Ahmet Rıza Bey ayrıca, Damat Ferit’in

konuşmasında bir çok noktaların

karanlık kaldığını, İtilaf Devletlerine

müracaatlara ne gibi cevaplar

alındığından bahsedilmediğini de

söylemiş, Damat Ferit bu mücadeleye

kızarak, Saltanat Şûrası gündeminin

bu gibi sorulara müsait olmadığını,

Ahmet Rıza Bey’in Senato’da sual

sorabileceğini kaydetmiştir.

AMERİKAN MANDASI

İstanbul basınının delegelerinden

İSTİKLAL GAZETESİNDEN Ahmet

Rauf ise, Osmanlı Devletinin parçalanmasını

hedef tutan projeler

olduğunu ve bunlara mani olmak

için tek çare bulunduğunu söyleyerek

Amerika’nın davet edilmesini

ve Türkiye üzerinde manda idaresi

kurmasının kendisinden istenmesini

talep etmiştir.

Ahmet Rauf, “Türkiye üzerinde Amerika’nın

manda idaresini kurması bu

devlet için bir vazifedir” demiştir.

İNGİLİZ TARAFTARLARI

Hürriyet İhtilaf Fırkası reisi Sadık Bey

ise hazırlamış olduğu konuşmayı Zeynel

Abidin’e vererek ona okutmuştur.

Bu uzun konuşmada da, Türkiye’nin,

İngiliz mandası altında konması

tavsiye edilmiştir.

Sulhu Selâmet Fırkası Reisi Ferit Paşa

ise, Hürriyet İtilaf ’ın okunan beyannamesine

çatmış demiştir ki:

“Millet, sükûn ile bugünkü beladan

kurtulmayacaktır. İzmir’e giren Yunan

askeri orada mukabele görmedi. Mukabelesiz

giren asker neler yapmadı?

Rica ederim birbirimizi aldatmayalım.

Hükümet, milletin itimadına

mazhar bir şekil alsın, geçsin başımıza

icabında hepimiz ölelim.”

Son olarak Sosyal Demokrat Fırkası’ndan

Hasan Rıza Bey’in konuşmasından

sonra Damat Ferit ayağa

kalkmış, konuşanlara teşekkür etmiş:

”toplantı sona ermiştir.” demiştir.

Milli Mücadelemizin 100. yılı anısına FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi öğrencilerinden oluşan “ARŞİVE IŞIK TUTANLAR” ekibi tarafından derlenmiştir.


MİLLİ MÜCADELE GAZETESİ, 27 Mayıs 1919 32

TRAKYA’DA YENİ BİR “İZMİR FACİASI”

HAZIRLANIYOR

BABAESKİ, ÇORLU VE LÜLEBURGAZ’DAN

TÜRK HALKI GÖÇE MECBUR EDİLİYOR.

Mezalime mani olmak için Babaeski’ye

gönderilen 59. fırkamız İngiliz

Generali Milne’nin emriyle geri alındı.

Harbiye Nezaretinden önceki gün

İstanbul’da İtilaf Kuvvetleri Kumandanı

İngiliz Generali Milne ile Şark

orduları Başkumandanı Fransız

Generali Franşe Desperay’e bir yazı

gönderilerek bu defa Trakya’da ikinci

bir “İzmir faciası”nın hazırlanmakta

olduğunu bildirilmiştir.

Öğrendiğimize göre, Harbiye Nezareti’ni

böyle bir duyuru yapmaya sevk

eden olaylar şu şekilde gelişmiştir:

• Mütarekeyi müteakip İtilaf Kuvvetleri

Selanik’ten Trakya’mıza girerken

yanlarında bir de Yunan taburu getirmişler

ve buna Hadımköy - Uzunköprü

demiryolu hattını muhafaza ve

vazifesi verilmiştir.

• İzmir olaylarını müteakip Yunan

taburuna bağlı subay ve erlerin Çorlu,

Babaeski, Lüleburgaz’da Osmanlı idaresini

tanımayarak kendi idarelerini

kurmaya kalkıştıkları ve Türk halkına

zulüm yapmaya başladıkları tespit

edilmiştir. Trakya-Paşaeli Cemiyeti

ile Edirne’de merkezi bulunan birinci

kolordu bu hususta Harbiye Nezareti’ni

devamlı ikaz etmiştir.

• Son olarak, Selanik’ten Yunanlıların,

Trakya’daki sivil Rumlara üniforma

ve silah, cephane sevk ettikleri

tespit edilmiştir. Bilhassa Babaeski

havalisinde Türklere karşı zulüm

şiddetlendirilmiştir. Aynı zamanda

Yunan zabitleri ile erleri Türk halkına

“Trakya’da İzmir gibi Yunanistan’a verildi.

Buradan göç etmemizden başka

çare yoktur.” diye propaganda yaparak

bunları tehdide başlamışlardır.

• Babaeski’de ciddi bir durumun

belirmesi üzerine Birinci Kolordu

Kumandanı Cafer Tayyar 49.uncu Fırka’ya

Kırklareli’nden İngiliz generali

Milne birkaç gün evvel Harbiye Nezareti’ne

bir nota yollayarak fırkanın

eski yerine alınmasını istemiştir.

İşte bütün bu gelişmelerin altında

Harbiye Nezareti önceki gün yolladığı

son yazısında 49. Fırka’ya Kırklareli’ye

dönmesi için emir verdiğini general

Milne ile Fransız kumandanına

bildirmekle beraber, Trakya’da Türk

halkına karşı yeni bir İzmir

Trakya’da hazırlanmakta olan ikinci bir “İzmir Faciası”na karşı gerekli tedbirleri almamıza imkan vermeyen, elimizi,

kolumuzu bağlayan İngiliz Generali Milne (solda), Fransız General Franşe Desperay ile konuşurken (sağdaki)

faciasının hazırlandığından hiçbir

şüphesi bulunmadığını, Türklerin göç

yollarına itildiğini bildirmekte ve bu

durum karşısında kan döküldüğü takdirde

de vicdani mesuliyetin İngiliz

ve Fransız generallerine ait olacağını

hatırlatmaktadır.

Trakya Türklerinin büyük heyecan

içinde oldukları bölgenin bütün

kasabalarından gelen haberlerden de

anlaşılmaktadır.

PATRİKHANE İZMİR’İN

İŞGALİNDEN DUYDUĞU

SEVİNCİ AÇIKLADI

ŞEHRİMİZDE YÜKSEK KOMİSERLERE GÖNDERİ-

LEN BİR MEKTUPTA, “İZMİR’İN YUNAN TARAFIN-

DAN İŞGALİ İLE DOĞUDA ADALET KURULMAK-

TADIR” DENİLİYOR.

Patrikhane temsilcilerinin

önceki gün şehrimizdeki İtilaf

Devletleri Yüksek Komiserlerine

birer mektup sunarak, İzmir’in

Yunan Ordusu tarafından işgaline

müsaade edilmesinden dolayı

duydukları sevinci belirttikleri ve

teşekkür ettikleri öğrenilmiştir.

Rumca gazetelerin bildirdiğine

göre, Patrikhane mektubunda,

Türkiye Rumlarının her zaman

ve “Türklerin bütün işkencelerine

rağmen Yunanistan’a bağlı kaldıkları

ve İngiltere, Fransa ile Amerika’yı

da destekledikleri kaydedilmektedir.

Mektup: “İzmir’in Yunan tarafından

işgali ile Doğu’da adalet

kurulmaktadır.” demektedir.

PATRİK DÖNÜYOR

Paris’te Yüksek Konsey nezdinde

İstanbul’da Yunanistan’a verilmesi

için faaliyette bulunmuş olan

Patrik Vekili Dorotee’nin İstanbul’a

dönerken Atina’da birkaç gün kalacağı

bildirilmektedir.

Dorotee’nin, Atina’ya uğrayacak

ilk Patrik olacağına işaret eden

siyasi çevreler bu sebeple geniş

karşılama törenleri yapılmakta

olduğunu da bildirmektedir.

Balkan Harbi’nden sonr Edirne bölgesine gelen Türkler, şimdi tekar aynı tehlike karşısında bulunuyorlar.

İZMİR’DE DÖNEN DOLAPLAR

Metropolit, Müftü Efendi ile

dolaşarak halkı kandırıyor

Yunan kumandanı beyannamesinde

Türklere silahlı Rumların

hala saldırmakta olduklarını

itiraf etti.

İzmir

Türkleri uyutmak ve Yunan işgalini

hoş göstermek için Yunan kumandanlığı

geniş bir kampanyaya

girişmiştir.

Cumartesi günü İzmir metropoliti

Hrisostosmos, yanında Müftü Efendi

ve Yunan ordusunun papazı da olduğu

halde çarşı pazar dolaşmış, halka

sükunet tavsiye etmiştir. 15 Mayıs

işgal günü elinde asası, Müslümanların

katli için sağa sola koşmuş olan

metropolitin şimdi de Müftü Efendi

ile birlikte dolaşarak kahveler önünde

yaptığı konuşmalarda “bütün milletlerin

kardeş olduğundan” bahsetmesi

kimseyi aldatamamıştır.

ZAFİRİU’NUN BEYANNAMELERİ

Diğer taraftan son iki gün zarfında

Türkçe ve Rumca gazeteler işgal

kuvvetleri kumandanı Zafiriu’nun iki

beyannamesini de yayınlamışlardır.

Zafiriu bu beyannamelerinde Türklere

hakaret edilmemesini Rumlardan

istemekte, asayişin iâdesi için çok sert

tedbirler almaya hazır olduğunu da

eklemektedir.

Zafiriu bu beyannamelerinden birinde

silahlı Rumların Türk ahalisine

tecavüz etmekte olduklarını da itiraf

etmekte, bunların Rum halkı olmayıp

“kötü Rumlar” olduğundan bahsetmektedir.

Türkleri kandırmaya matuf beyannamenin

bir yerinde de Zafiriu şöyle

demektedir:

“Müslümanların fesi, Efzunların fesi,

askerin kalpağı ve Avrupa’nın şapkası

arasında fark yoktur.”

ŞAPKA DÜKKANLARINA HÜCUM

Yunan işgalinin başlamasıyla şehrimizdeki

şapka dükkanlarına hücum

olmuş, bir tek şapka kalmamış. hepsi

satılmıştır.

ANADOLU’DA

GALEYAN !..

Haber aldığımıza göre, Yunan

işgali karşısında Anadolu’nun her

köşesinde başlayan galeyan ve

heyecan devam etmektedir.

Önceki gün Ankara’da halk

toplanarak Yunan işgalini protesto

etmiştir. Hatipler, Anadolu’da

yabancı işgali hiçbir zaman kabul

etmeyeceklerini söylemişlerdir.

BAFRA’DA

Bafra’da yapılan protesto

mitingini müteakip şehrimize

yollanan bir telgrafta şöyle denilmektedir:

“Yunanlıların bu taraflara

doğru yayılmak istediklerini haber

aldık. Kadın-erkek, genç-ihtiyar,

“Çılgın Yunanların isteklerine baş

eğmeyeceğiz.” Yunanlıların vatanı

yalnız Yunanistan’dır ve Anadolu

üzerinde hiçbir hakları yoktur.”

demişlerdir.

Bafralılar, bir tek kalmayacağı

kadar Yunanlıları Anadolu’dan çıkaracaklarını

da bildirmektedirler.

Beyşehir, Haymana, Pazarcık’ta

da halkın heyecanlı mitingler

yaptığı öğrenilmiştir.

Polis, ittihatçıları

tekrar tevkif etti

Bekirağa bölüğünde bulunup

bir süre önce tahliye edilmiş olan

iddia terakki Partisi ileri gelenlerinin

dün yeniden tevkifi başlanmıştır.

Polis YENİGÜN gazetesi

sahibi Yunus Nadi’yi birçok yerlerde

aramışsa da bulamamıştır.

Milli Mücadelemizin 100. yılı anısına FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi öğrencilerinden oluşan “ARŞİVE IŞIK TUTANLAR” ekibi tarafından derlenmiştir.


29 MAYIS 1919

33

Milli Mücadele gazetesi

ÖDEMİŞ

SAVAŞA

HAZIR

Yunan ordusunun yaklaşmakta

olduğu şu sırada şehrimizde

savunma hazırlıkları da hızlandırılmıştır.

Kaymakam Erzurumlu

Bekir Sami Bey ile “Jandarma

Kumandanı Binbaşı Tahir bir

milis kuvveti teşkiline muvaffak

olmuşlardır.

Öğrendiğimize göre, önceki gün

kaymakam İstanbul’a İçişleri

Bakanlığı’na bir telgraf çekmiş:

“Kafi kudret ve kuvvet ve imanımız

vardır. Emirlerimizi makine

başında bekliyorum.” Demiş fakat

şu cevabı almıştır:

“Talimatı validen alınız ! Timolyon!”

Kaymakam bu cevap karşısında

şaşkına dönmüştür. Çünkü cevabı

veren İçişleri, Bakanlığı Müsteşarı

olan bir Rumdur. Talimat

alınması istenilen vali ise İzmir’de

Yunanlıların elinde oyuncak durumda

bulunan Kanbur İzzet’tir.

Bunun üzerine kaymakam doğruca

İçişleri Bakanı Ali Kemal’e

başvurmuş ve bu defa ondan da

aynı cevabı almıştır.

Bu sıradadır ki 17. Kolordu

Kumandanı Bekir Sami tarafından

gönderilen Yüzbaşı Rasim

Ödemiş’e gelmiş ve Yunan istilasına

karşı eldeki kuvvetlerle

savunulması gerektiği hususunda

Kolordu Kumandanının talimatını

getirmiştir.

Bunun üzerinedir ki, şehirde

mevcut 1600 piyade tüfeğini

Yüzbaşı Tahir köylülere ve efelere

dağıtmıştır. Gökçen Efe de Yunanla

savaşacak kuvvete katılmıştır.

Yunan kuvvetleri Ödemiş’e

doğru ilerledikleri takdirde silahlı

çarpışma olacağına kesin gözüyle

bakılmaktadır.

KAYMAKAM TELGRAFI

Kaymakama Bekir Sami Bey dün

İzmir ve İstanbul’da İtilaf Devletleri

mümessillerine de birer

telgraf göndererek Yunanlılar

İzmir’den çekilmedikleri takdirde

kan döküleceğini, bunun

mesuliyetinin de kendilerine ait

olacağını bildirilmiş ve şunları

eklemiştir:

“Silah patlarsa, göreceğiniz netice

pek elim olacaktır. Artık biliniz ki

kalem değil silah dönüyor.”

Hükümet mitingleri yasaklarken :

MUSTAFA KEMAL’İN TAMİMİ :

MİTİNGLER DEVAM EDECEK !

Milleti, Yunan işgalini şiddetle protestoya davet etmiş olan Mustafa Kemal Paşa’nın Trablusgarp’ta savaşırken çekilmiş bir fotoğrafı, Paşa’nın solunda görülen

subay, bugün Ayvalık’ta Yunan çıkarma kuvvetlerine karşı koyacağını ilan etmiş olan 172. Alay Kumandanı Yarbay Ali’dir.

Paşa, Yunan işgalinin tehlikeyi daha açık

bir şekilde gösterdiğini, bu duruma tahammül

edilemeyeceğini bildirerek milleti daha

canlı ve daha büyük mitinglere çağırdı.

HAVZA

İstanbul Hükümeti, İngilizlerin

de baskısı altında mitingleri yasak

ilan ederken, 9. Ordu Müfettişi

Mustafa Kemal Paşa dün buradan

Anadolu’ya yaydığı bir tamimle,

milleti Yunan işgalini daha canlı

ve devamlı bir şekilde protestoya

davet etmiştir.

Samsun’dan karargahı ile birlikte

uraya gelmiş olan Mustafa Kemal

Paşa, valilere ve Erzurum, Ankara,

Diyarbakır Kolordu kumandanları

ile Konya’daki Ordu Müfettişliğine

yolladığı bu tamimde, Yunan

işgaline karşı milletin uyarılması

ve harekete geçirilmesi lüzumu

üzerinde durmuş, “büyük ve

heyecanlı mitingler” yapılmasını

bilhassa istemiştir.

9. Ordu Müfettişi bu gizli tamiminde,

İzmir ve arkasından da

Manisa ile Aydın’ın Yunanlılar

tarafından işgalinin müstakbel

tehlikeyi daha açık bir surette

gösterdiği belirtilerek bu olayların

“kabili hazım ve tahammül

olamayan bir ahval” yarattığı ilan

edilmektedir.

Ayvalığa

dün Yunan

takviye

yolladı

Ayvalık

Ayvalık’ın kolay kolay kendilerine

teslim edilmeyeceğini anlayan

Yunan Kumandanlığı dün

yeniden takviyeler göndermiştir.

Kasabanın işgali için toplanan

Hazırlayan: FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi ARŞiVE IŞIK TUTANLAR Ekibi

Mustafa Kemal Paşa, Pazartesi

gününden itibaren protesto gösterilerine

tekrar başlanıp devam

edilmesini, İstanbul’a, yabancı

devletlere protesto telgrafları da

gönderilmesini istemiş ve şu tavsiyede

de bulunmuştur: “Hristiyan

halka karşı bir taarruz ve nümayiş

ve husumet gibi davranışlarda

bulunulmaması elzemdir.”

Yunan kuvvetleri dört piyade,

bir ağır makineli tüfek bölüğü,

bir jandarma takımı, bir topçu

bataryasıdır.

Diğer taraftan iki günden beri

limanda bulunan İngiliz muhribi

de ani bir kararla ayrılmıştır.

Hareketinden önce muhrip kumandanı

İngiliz sabayı “Amiral

Kaltrop’dan aldığım emir üzerine

sizleri baş başa bırakıyorum.”

demiştir.

Son takviyelerin gelmesi üzerine

bu sabah Yunan çıkarmasının

başlaması beklenmektedir.

DENİZLİLER YUNAN'A

KARŞI KOYACAKLAR

Denizli

Kasaba halkı, Yunan İstilasına karşı

koymak azmindedir. Milis kuvvetleri

teşkili için büyük gayret sarf

edilmektedir. Aydın’daki çöküntünün

burada görülmemesinden

müftümüz Ahmet Hulusi Efendi

büyük rol oynamıştır.

İzmir’in işgalinden bir gün sonra

Kayalık camiindeki sancağı

çıkararak sokaklarda tekbirler

getirip halkı belediye binası önüne

topladıktan sonra onlara: “Her

ne pahasına olursa olsun Yunan’a

karşı koymak gerekir. Ben fetva

vermiyorum. Silah ve cephane

azlığı veya yokluğu hiçbir zaman

kavgaya mani olmayacaktır. Hiçbir

müdafaa vasıtası olmayan bir Müslüman

daha yerden üç taş alarak

düşmana atmaya mecburdur.” diye

hitap eden müftümüz o günden

beri faaliyetini durdurmamıştır.

İzmir gazeteleri ile müftüsünün

kaba kelimelerle saldırdıkları

Ahmet Hulusi Efendi’nin başkanlığında

“Müdafaayı Hukuk ve Reddi

İlhak Cemiyeti’nin kurtuluş hazırlıkları

da tamamlanmıştır. Cemiyet

bugün faaliyete geçecektir.

Milli Mücadelemizin 100. yılı anısına FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi öğrencilerinden oluşan “ARŞİVE IŞIK TUTANLAR” ekibi tarafından derlenmiştir.


MİLLİ MÜCADELE GAZETESİ, 29 Mayıs 1919 34

İNGİLİZLER

İSTEDİĞİNİ YAPIYOR

67 İTTİHATÇI DÜN MALTA’YA GÖTÜRÜLDÜ.

İngilizler, İzmir’in işgali üzerine başlayan galeyanı bu şekilde hareket ederek

söndüreceklerini hesaplarlarmış!

Evvelki akşam İngiliz karargahından

bir general Harbiye Nazırı Şevket

Turgut Paşa’ya gelmiş ve Bekirağa bölüğünde

hapsedilmiş bulunanlardan

yirmisini alıp götürmek üzere emir

aldığını bildirmiştir.

Harbiye Nazırı ne sebeple ve kimlerin

ne maksatla alınacağını sormuş, İngiliz

generali bu hususta herhangi bir

izahatta bulunmaya yetkili olmadığını

söylemekle yetinmiştir.

Şevket Turgut Paşa derhal Damat

Ferit’e ve kabineye durumu bildirmiş

ve yapılan toplantıda İngilizlerin

bu davranışı müzakere edilmişti.

Teessürle öğrendiğimize göre kabine

hiçbir karara varamamıştır.

Mütareke ahkamına da tamamıyla

aykırı olarak hareket etmekte kendilerini

serbest gören İngiliz kumandanı

General Milne’nin adamları dün

sabah erkenden Bekirağa bölüğüne

gelmişler ve Türk muhafızların

itirazların bile aldırmadan mevkuflardan

67’sini toplayarak kamyonlara

bindirip götürmüşlerdir.

Önceki akşam Harbiye Nazırına gelen

İngiliz generalinin elindeki listede

yirmi isim bulunmasına rağmen dün

sabaha 67 kişiye toplanmasının da

izahı yapılmamıştır. Götürülenler eski

iktidarın ileri gelenleridir. Öğrendiğimize

göre aralarında şu kişiler

vardır:

Eski Sadrazam Sait Halim Paşa, Abbas

Halim Paşa, Şeyhülisllam Hayri

Efendi, Eski Dışişleri Bakanı Ahmet

Nesim, İttihatçıların ileri gelenlerinden

Halil İbrahim Canbulat, Kemal,

Mithat Şükrü, Ziya Gökalp, Rıza, Atıf

Beyler.

Eski Sivas valilerinden Ahmet Sabit,

Bedrettin, Musul valisi Memduh,

Konya valisi Muammer, İzmir valisi

Rahmi, Edirne valisi Zekeriya.

İSTANBUL’UN

FETHİNİ

KUTLAMAK

YASAK !

Bugün, Sultan Fatih tarafından

İstanbul’un fethinin yıl dönümüdür.

Her yıl yapılmakta olan kutlama

törenleri, polis müdüriyetinin bir

emri ile bu defa yasak edilmiştir.

İngiliz Kumandanlığının, Rumları

gücendirmemek için bu yasağın

alınmasını polis müdüriyetinden

istediği öğrenilmiştir.

ŞAHİN DİNO 6 YIL

SONRA YURDA DÖNDÜ

Meşrutiyet başında ilk Mebusan

Meclisinde en şiddetli muhaliflerden

olup İttihat ve Terakki İktidarı tarafından

6 yıl önce yurt dışına çıkarılmış

olan eski Çamlık mebusu Şahin

Dino dün bir İtalyan şilebi İstanbul’a

dönmüştür.

Eski İttihatçı mebuslardan Übeydullah

Hasan Fehmi, Haydar, Hüseyin

Kadri, Hüseyin Tosun, Habib, Hacı

Adil, Fazıl Berki, Ahmet Agaef, Hüseyin

Cahit, Rıza Hamit, Sabri Beyler.

GÖTÜRÜLEN GENERALLER

İngilizler, Vahib ve Halil Paşalardan

ordu kumandanlarını da toplamışlardır.

Süleyman Numan Paşa, Mahmut

Kamil Paşa, Hacı Ahmet Paşa da

kamyonlara atılmıştır. Eski garnizon

kumananlığından 14 subay İngilizler

tarafından götrülmüştür.

Toplananlar kamyonlarla Tophane’ye

indirilmiş, kayıklarla süngülüler

arasında “Prencess Victoria” gemisine

nakledilmiş ve Malta adasına sevkedilmişlerdir.

İngilizlere yakın çevrelere göre, İzmir’in

işgali üzerine başlayan galeyan

bu şekilde söndürülmek isteniliyorumuş.

HAMİDİYE KAHRAMANI RAUF

BEY ANADOLU’YA GEÇTİ

Ödemiş’te efelerle

konuşup Mustafa

Kemal’e itaat edilmesini

isteyen Rauf

Bey’in yanında

İbrahim Süreyya,

Topçuoğlu, Nazmi

ve Yüzbaşı Tufan’la

bir Hintli subay da

var.

ÖDEMİŞ

Balkan Harbinin

Hamidiye kahramanı

Rauf Bey’in,

yanında bazı arkadaşları

ile birlikte

şehrimizden geçtikleri

bildirilmektedir.

Öğrendiğimize göre,

Rauf Bey yanında

İbrahim Süreyya

SULTANAHMET CAMİİNDE

DÜN BİR MEVLİD OKUNDU

İZMİR’DE ŞEHİT DÜŞEN VATANDAŞLARIMIZ İÇİN YAPI-

LAN TOPLANTIYA BİNLERCE KİŞİ KATILDI, ŞEKER YERİ-

NE İZMİR’İN ÜZÜMÜ DAĞITILDI.

Dün Sultanahmet Camii’nde,

İzmir’de şehit edilen vatandaşlarımız

için mevlit okunmuştur.

Binlerce kişi öğle namazından çok

önce camiye gelmiştir. Saat bir buçuğa

kadar Sultanahmet Camii kamilden

dolmuştur. Siyah bayraklarımızla

kaplı kürsüye önce Hafız

Sadeddin Efendi gelerek mevlidi

kıraat etmiştir. Akabinde Hafız

Yaşar, Hafız Kemal, Hafız Hüseyin

Efendiler tarafından mevlidi şerif

kıraat edilmiştir.

Muhittin, Hafız Ahmet, Şerafettin,

Selanikli Mustafa, Şehremanetinden

Fehmi, Aksaray imamlarından

Hafız Cemal Efendiler

tarafından da ilahiler ve kasideler

okunmuştur.

Nazmi, Yüzbaşı Osman Tufan,

Balkan Harbine gönüllü katılmış

olan Hintli subay Abdürrahman

Beyler olduğu halde İstanbul’dan

24 Mayıs’ta gizlice çıkmış ve vapurla

önce Bandırma’ya gelmiştir.

Rauf Bey şehrimizde Demirci

Mehmet Efe ile de görüşmüştür.

Hamidiye Kahramanı, Yunan

istilasına karşı konulması gerektiğini

söyleyerek Samsun’da Mustafa

Kemal Paşa’dan gelecek emirlere

itaat edilmesini de tavsiye etmiştir.

Rauf Bey ile arkadaşları Ankara’ya

gitmek üzere Afyonkarahisar’a

hareket etmişlerdir.

Mevlidi tertip eden Türkiye Müdafaayı

Hukuk Cemiyeti üyelerinden

bazıları, önlerinde yerli

peştamalları içinde şeker yerine

İzmir’imizin çekirdeksiz üzümü

doldurulmuş külahları dağıtmıştır.

Bu maksatla Mesut Bey tüccardan

Süreyya Bey 10 bin külah üzüm

teberru etmiştir.

Mevlit, Beyazıt imamı Hafız Sadık

Efendi ile Valide Camii Şerifi

kayyumlarından Hafız Ahmet

Efendinin gayet hazin duaları ile

son bulmuştur.

DAMAD FERİD

KABİNESİNİN

KARARI !

Yunan ordusu ile savaşılmaması

ve bu kuvvetlerin

ilerlemesi halinde askerin

geri çekilmesi emrediliyor.

Damad Ferid’in başkanlığında dün

yapılan kabine toplantısında Yunan

Kuvvetlerine mukavemet edilmemesi

ve askeri birliklerin, Yunan Ordusu

ile karşılaştıkları noktalarda, ateş

etmeden geri çekilmeleri hususunda

karara varıldığı öğrenilmiştir.

Kabinenin bu kararını Harbiye

Naziri Şevket Turgut Paşa ile İçişleri

Bakanı Ali Kemal derhal ilgililere

telgraflarla duyurulmuşlardır.

Harbiye nazırının telgrafında “İtilaf

devletleri nezdinde teşebbüsler

yapıldığına ve Yunan kuvvetlerinin

çokluğundan ötürü mukavemet

mümkün olamayacağına göre...”

böyle bir kararın alınmış olduğu

belirtilmektedir.

İçişleri Bakanı da Kabine kararını

Anadolu’da idare amirlerine bildiren

telgrafında şöyle demektedir:

“Hükümet Yunanistanla harp halinde

olmadığı için, yapılmış olan işgale

karşı mademki fiilen de protesto

edildi artık çarpışmadan çekinilmesi

kabine kararı ile tebliğ edilmiştir.”

Milli Mücadelemizin 100. yılı anısına FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi öğrencilerinden oluşan “ARŞİVE IŞIK TUTANLAR” ekibi tarafından derlenmiştir.


30 MAYIS 1919

35

Milli Mücadele gazetesi

Hazırlayan: FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi ARŞiVE IŞIK TUTANLAR Ekibi

AYVALIK DÜN İŞGAL EDİLDİ

Mustafa

Kemal

Paşa:

“Türk Hükümeti

yabancıların elinde

esirdir.”

Paşa : Anadolu’da

gizli teşkilat kurularak

istiklal

için mücadele

edilmesini

lüzumlu görüyor.

Havza

Mustafa Kemal Paşa dün Erzurum

15. Kolordu Kumandanı Kazım

Karabekir Paşa’ya yolladığı “İtilaf

Devletlerinin, milli istiklalimizi ve

devletimizi idama mahkum etmekte

oldukları anlaşılmıştır.” demekte

ve İstanbul’daki Türk hükümetinin

de yabancı kuvvetlerin elinde esir

bulunduğunu ve İstanbul şehrinin

de kuvvetle işgal altında olduğunu

bildirmektedir.

Mustafa Kemal Paşa, Anadolu’daki

devlet memurlarının itimat

edilecek şahıslarla işbirliği halinde

gizli olarak teşkilatlanmaları gerektiğini

de kaydederek istiklalimizi

temin için bu şekilde yapılacak

çalışmalarda ve mücadelede esas

devin de askerlere düştüğünü ilave

etmektedir.

Mustafa Kemal Paşa bu gizli telgrafında

“Milletin esaretten kurtarılması,

hakim ve müstakil olarak

topraklarımızda yaşayabilmesi

ancak azimkar ve namuslu ellerin

milleti kısa ve doğru yoldan müdafaa-i

hukuk ve istikbale sevkiyle

kabil olacaktır.” demektedir.

Mustafa Kemal Paşa bu telgrafı ile

istilaya karşı silahla karşı doymaya

kararlı bulunduğunu da açıklamaktadır.

Dokuzuncu Ordu Müfettişi Rumların

sahillere yanaşmaları ihtimaline

karşı da köylerin silahlandırılmasını,

bu gibi sarkmaların yurdun içine

doğru yayılması karşısında ateşle

mukabele edilmesini ve sahillerdeki

depolarda bulunan silahların da

gizlice içlere doğru kaçırılmasını

istemektedir.

Büyük Mecmua yukarıda görülen kapak resmi ile bu hafta intişar etmiştir. Sultan Fatih, siyah bayraklara

bürünen İstanbul'lumuzu elemle seyretmektedir.

SULTANAHMET’TE

BUGÜN MİTİNG VAR

Yasağa rağmen dağıtılan davetiyelerde

“Vatanın imdadına koş!” deniliyor

Mitinglerin yasak edilmiş olmasına

rağmen dün halk arasında davetiyeler

dağıtılmış ve Türkler bugün Sultanahmet

Meydanında toplanmaya yeniden

davet edilmiştir. Toplantıyı tertip

edenler bunun “miting” değil bir “dua

günü” olduğunu beyan etmişler ve

genişleyen galeyan karşısında polis

müdüriyeti bir şey yapamamıştır.

Dün halk arasında dolaştırılan davetiyeler

şu şekilde kaleme alınmıştır:

“Müslüman yarınki cuma günü resmi

dua günüdür.

Fatih, Sultanahmet, Bayezıd camilerinde

Cuma namazından sonra

Müslüman ve Türk ırklarının kurtuluşu

için dua etmesi, vatanını seven

her Müslümanın bu içtimalarda

bulunması dini vazifedir. Camilerde,

evlerde Cenabı hakka yalvarmak için

dua et. Duadan sonra Allah’a yükselen

kalbinle Sultanahmet’e Türk ve

Müslümanların koşacağı bu büyük ve

umumi içtimaa gel.

“Sevgili vatanın parçalanıyor. Öldürücü

felaketler yapıyor. Hak perdesine

bürünen haksızlar camilerin, mukaddesatını

çiğneyecektir. Gözlerini aç,

dindaşlarını, milletini düşün İzmir

facialarını öğren, Anadolu senin karar

ve emrini bekliyor. Haksızlıklara karşı

feryat et. Alemin vicdanına hitap

eden heyecanlarınla hakkını müdafaaya,

parçalanan vatanının imdadına

koş. Bu mitingte kurtarıcı kararlarını

ver ve halasın için çalışmaya yemin et.

Yasağa ve bu toplantının bir “dua

günü” olacağı beyan edilmiş olmasına

rağmen dün akşam Sultanahmet

Meydanında yüksek bir kürsü kurulmakta

olduğu görülmüştür. Bundan

evvel olduğu gibi on binlerce Türkün

toplanacağı anlaşılmaktadır.

ŞEHRİN BATI TEPE-

LERİNDE DÜŞMANLA

ÇARPIŞMALAR OLDU.

MEVCUDU 500 KİŞİ

BİLE OLMAYAN ALAY

KOZAK’A ÇEKİLDİ.

HALK PANİK İÇİNDE

KAÇIYOR.

Ayvalık

Yunan kuvvetleri bu sabaha kasabamızı

işgale başladılar. Hava

aydınlanmadan bir Yunan birliğinin

Sıçan Adasına çıkarılması ve bu

kuvvetin karanlıktan da faydalanarak

Ayvalık’ın kuzeyindeki tepeleri

hemen ele geçirmesi işgali kolaylaştırdı.

Bu tepeleri ele geçirmek için

172.nci Alay Kumandanı Yarbay

Ali’nin sevk etmiş olduğu müfreze

Yunanla karşılaşmış, kısa bir

çarpışmayı müteakip üstün kuvvet

karşısında geri çekilmiştir.

Şehrin içinde Rumlar çok oluğundan

ve haftalardan beri limanda

durmakta olan Yunan Kızılhaç gemisi

vasıtasıyla bunlar silahlandırılmış

bulunduğundan alaya savunma

hattını kıyılarda değil de geride

tepelerde kurmuştur. Fakat kuzey

tepelerin kontrol altına alınmasının

unutulması savunmayı yıkmıştır.

Esas Yunan çıkarması ilk aydınlıkla

limana yapılmıştır. Gelen kuvvetler

arasında, önceleri Ayvalık’tan ayrılmış

Rumların bulunduğu, hepsinin

de silah taşıdığı görülmüştür.

Büyük Yunan kuvveti körfeze çıkarma

yapıp gerideki tepelere ilerleyince

ilk geniş çarpışmalar olmuş

fakat burada da tutunamayacağını

anlayan Yarbay Al, mevcudu 500

kişi bile olmayan birliklerini Kozak

nahiyesi istikametine çekmiştir.

FETİH GÜNÜ'NÜ

KUTLAYAMADIK

Türkler, İstanbul’un Sultan Fatih

tarafından fetih günü olan 29 Mayıs’ı

bu yıl kutlamaktan menedildiler.

Güzel İstanbul 480 yıl evvel dün Türk

orduları tarafından alınmıştır.

“BÜYÜK MECMUA”’ bu konuda

şunları yazmıştır: “Her yıl bu tarihi

kutlardık. Bu sene bunu kutlamaktan

menedildik. Düşmanlarımız bizim en

samimi hislerimize kadar müdahale

etmekle kalplerimizdeki hisleri silmek

kudretine malik değildirler. Bizi

hissetmekten kimse menedemez.”

Şirketi hayriye biletlere

dört misli zam yaptı

Şirketi Hayriye, biletlere dört misli

zam yapmıştır. Son günlerde ilan

edilen bu zam, Boğaz’da yaşayanlar

arasında büyük teessür uyandırmıştır.

Belediye’nin müdahalede bulunarak

bu zammı durdurması için

teşebbüsler yapılmaktadır.

Milli Mücadelemizin 100. yılı anısına FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi öğrencilerinden oluşan “ARŞİVE IŞIK TUTANLAR” ekibi tarafından derlenmiştir.


MİLLİ MÜCADELE GAZETESİ, 30 Mayıs 1919 36

VENİZELOS’UN

İDDİASI

İzmir’de yalnız 78

Türk öldürülmüş!

Yunan Başbakanı Klemanso’ya yolladığı

mektupta olayları tahrif ediyor

ve iki Yunanlının da yağmacılıktan

kurşuna dizildiğini bildiriyor.

Patriğe İstanbul’da Ayasofya’da randevu veren Venizelos Anadolu’ya gelecek bir Yunan birliğini selamlarken.

PARİS

Yunan Başbakanı Venizelos,

İzmir’de işgal günü cereyan kanlı

olaylarla ilgili olarak kendisinden

izahat istemiş olan Barış Konferansı

Başbakanı Klemanso’ya 29

Mayıs tarihli bir mektup yollamıştır.

Olayları tekrar başka bir şekle

sokarak Yunan subay ve askerlerinin

mesuliyetini hafifletmeye

kalkışan Venizelos, yağma olayları

ile ilgili iki Yunan askerinin de

kurşuna dizilmiş olduğunu, yedi

Yunanlının da daha hafif cezalara

çarptırıldıklarını açıklamakta ve

şunları anlatmaktadır:

“Bay Başkan,

İzmir olayları ile ilgili olarak

size yanlış haberler verilmiştir.

15 Mayıs sabahı halk Yunan çıkarma

birliklerini coşkun bir sevinç

içindeydi. Fakat Efzun birliği Türk

mahallesine yaklaştığı bir sırada

kışladan ve Vali Konağı ile hatta

evlerden Yunan askerleri üzerine

ateş edildi. Bunun üzerinedir ki

ortalık karıştı. Olaylarda 163 kayıp

vardır. 63 ölü ve 100 de yararlı

tespit edilmiştir. Bunların 62’si

AYASOFYA’DA PATRİĞİN

ELİNİ ÖPECEKMİŞ !

Venizelos Paris’ten patrik vekilini

uğurlarken bu vaatte bulundu !

PARİS

Patrik vekili Dorote dün

akşam trenle hareket etmiştir.

Patrik vekili birkaç

gün Atina’da Yunan hükümetinin

misafiri olarak

kalacak ve sonra İstanbul’a

geçecektir.

Gara gelerek Patrik vekilini

uğurlayan Yunan Başbakanının

kendisine şu sözleri

yüksek sesle söylediği

duyulmuştur:

“Yakında elinizi Ayasofya’da

öpeceğim.”

Bu sözler, İstanbul Patrik

vekilini son derece sevindirmiştir.

Yunanlı sivil ve askerdir. 78 kişi

de Türk’tür. Bir Yahudi ve diğer

milletlerden de 22 kişi kayıptır.”

Venizelos, Yunanlıların kayıp

sayısını şişirirken Türklerinkini

azaltmaya bilhassa dikkat etmiş

ve bu olaylardan sonra yapmacılık

yapıldığını itiraf ederek, “Fakat

bunlar yakalanmışlar ve divanı

harbe vermişlerdir” demiştir.

Yunan Başbakanı, Klemanso’ya

yolladığı bu mektupta Divanı

Harp kararı ile iki Yunanlının

kurşuna dizildiğini, 7 Yunanlının

daha hafif cezalara çarptırıldıklarını

da bildirmekte “Şimdi Türk

vali ve Türk memurlar iş başındadırlar

ve şehirde sükûnet temin

edilmiştir.” demektedir.

Saltanat Şûrası’nda “Milli

Meclis” teşkili için yapılan

ısrarlı teklifler reddedildi.

SABAH gazetesinin

bir muhabirine

beyanatta bulunan

Adliye nazırı Vasfi

Efendi, kabinenin

son toplantısında

Saltanat Şûrası’nda

ortaya atılan teklifleri

incelediğini fakat şu

sırada seçim yapılmasına

imkan görmediğinden

“Mili Meclis”

teşkili teklifini bir

yana bıraktığını, bunun

“tatbiki imkansız

bir teklif ” olduğunu

söylemiştir.

Bazı gazeteler ise

Milli Meclisin teşkili

hususunda ısrar

etmekte ve Saltanat

Şûrası’nda bu teklif

etrafında çoğunluğun

toplandığını yazmaktadırlar.

Diğer taraftan

İKDAM Gazetesi,

Saltanat Şûrası’nın

beklenen neticelerden

hiç birini vermemiş

olduğunu da

tekrarlanmaktadır.

VAHİDETTİN’İN

SÖZLERİ

Padişah Vahdettin

önceki gün Yedek Subaylar

Cemiyeti’nin

temsilcilerini kabul

etmiştir. Vahdettin,

“tehlikeli durum karşısında

vazife almaya

hazırız” diyen Yedek

Subaylara şu cevabı

vermiştir:

“Allah’ın yardım ile

sizlerin yardımına ihtiyaç

kalmayacaktır.”

JANDARMA

KUMANDANI :

“DURUM ELİMDİR

Şehrimizde Fransızca çıkmakta

olan ENTENTE gazetesine

beyanatta bulunan Jandarma

Kumandanı Kemal Bey Yunan

işgal bölgesinde durumun elim

olduğunu, bu bölgelerdeki

jandarma subay ve askerlerinin

başka yerlere nakillerini ısrarla

istediklerini açıklamıştır.

Jandarma Kumandanı, Yunan

işgal sahalarındaki halkın da

geniş bir öç hareketine hazırlanmakta

olduğunu bildirmiştir.

İzmir’den kaçmış olan vatandaşlarımızdan

mühim bir

grup dün Gülnihal vapuru

ile Bandırma’dan şehrimize

gelmişlerdir.

GAZETE

SANSÜRÜNÜN

HAFİFLETİLMESİ

İSTENİYOR

Gazetecilerin olağanüstü kongresi

dün yapılmış ve mevcut

yapılması, tedbirlerin hafifletilmesi

için teşebbüslerde

bulunulması kararlaştırılmıştır.

Yapılan seçimler sonunda idare

heyetine Mahmut Sadık Rauf,

Ahmet, Velid, Asım, Nuzhet

Sabit, Necmettin Sadık, İsmet

Suphi, NAIM, Ruşen Eşref,

Şinasi, Hakkı Tarık, Hüseyin

Ragıp, Ziya, Hilmi beyler gelmişlerdir.

Yeni idare Heyeti de Başkanlığa

Velid, Genel Sekreterliğine

Nuzbet Sabit beyler getirilmiştir.

Padişah Sultan Vahdettin Saltanat Şurası’na giderken.

Milli Mücadelemizin 100. yılı anısına FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi öğrencilerinden oluşan “ARŞİVE IŞIK TUTANLAR” ekibi tarafından derlenmiştir.


31 MAYIS 1919

37

Milli Mücadele

gazetesi

Hazırlayan: FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi ARŞiVE IŞIK TUTANLAR Ekibi

MUSTAFA KEMAL PAŞA

YUNAN’LA SİLAHLI

MÜCADELEYE

KARARLI

Paşa, milli istiklâlimizi kurtarmak için mücadeleye

mecbur olduğunu açıkladı.

Mustafa Kemal Paşa dün Erzurum’da

Karabekir Paşa’ya yolladığı yeni bir

telgrafında, milli istiklâlimizi kurtarmak

için silahlı mücadeleye atılmaya

kararlı olduğunu bildirmiştir.

Dokuzuncu ordu müfettişi, 29 Mayıs’ta

Vali Münir Beyden bir telgraf

aldığını, bunda Ermenilerin Kars ve

Sarıkamış’ta on bin asker topladıklarının

ve Ermeni General Anrazük’in de

30 bin kişilik bir kuvvetle Van’a doğru

sarktığının bildirildiğini söyleyerek

bu hususta 15. kolordu kumandanındaki

izahat istemektedir.

Paşa’nın bu telgrafının en önemli tarafı,

şimdiki durumumuzun tahlilini

yaptığı kısımdır. “Siyasi vaziyetimizi

ben çok karanlık görüyorum.” diyen

Mustafa Kemal, İngilizlerin İzmir’de

yaptıkları gibi doğuda da Ermenilerine

pişdarlık etmeleri ihtimalinin

kuvvetli bulunduğunu kaydetmekte

ve şöyle demektedir:

“Kanaatimce böyle bir hali biz muhasemata

iptidar ad ve telakkiye mülkü

meşruumuzu ve istiklal millimizi

kurtarmak için mecburuz.”

Paşa bu görüşlerini İstanbul’a Genelkurmay

Başkanı Cevat Paşa’ya

da bildirmiş olduğunu söyleyerek,

İstanbul Hükümetinin durumunu da

şöyle belirtmektedir:

“Adeta mahsur bir kaleye benzeyen

Babıâlide İtilaf mümessillerinin eşiri

gibi bir şekilde mukadderatı milleti

idareye uğraşan Hükümeti merkeziyemizin

bu gibi hususta hiçbir şey

diyemeyeceğini, yapamayacağını bugünkü

misalleriyle takdir edebiliriz.”

Halkın düşüncelerine tercüman olan Mustafa Kemal Paşa

NAKİYE HANIM’IN

COŞKULU KONUŞMASI

Fevziye Mektepleri Lisesi Müdiresi Nakiye Hanım

işgale karşı Sultan Ahmet mitinginde konuşurken.

Dün gece memleket sarsıldı. İki tarihi

mabed arasında 100.000 kişi toplandı.

Tezahürat görülecek bir manzara idi.

Polis Sultanahmet Camii duvarları

içinde kalması şartı ile buna özel bir

müsaade verdiğini bildirmiş olmasına

rağmen büyük kalabalık dört duvar

arasına sığmadı, meydan taştı.

Fatih, Beyazıt, Sultanahmet camilerinde

şelatı cumayı eda eden kadın-erkek

binlerce ve binlerce mümin Ayasofya

meydanını birden dolduruverdi. Süratle

yüksek bir yerde siyahlara fark edilmiş

muazzam bir kürsü kuruldu.

İsmail Hakkı Bey, Hoca Rasim Efendi

ve Şükufe Nihal Hanım’ın heyecanlı konuşmalarından

sonra kürsüye gelen Feyziye

Mektepleri Lisesi Müdüresi Nakiye

Hanım yaptığı konuşmada : “Efendiler !

Fatih’in, Selim’in, Süleyman’ın mezarını,

ecdadının ebedi abideleri olan camileri,

türbeleri bırakıp çıkacak içinizde bir erkek

var mıdır? Ben gözümde canlandıramıyorum.

Çıkmayacaksınız, bırakmayacaksınız.

Biz de daima sizinle beraber

olacağız! Önümüzde açık iki yol var:

Biri, tarihimize şanımızla devam etmek,

diğeri gözlerimizle beraber tarihimizi de

kapayıp ebediyete götürmektir.” diyerek

topluma kurtuluş çağrısı yaptı.

VAHŞİLER

Milaslı Dr. İsmail Hakkı Bey “Vahşiler

İzmir gibi bir memlekette zulüm yaptılar

ve Avrupa bunun karşısında sustu.”

demiş, Avrupa’ya güven kalmadığını

beyan etmiş ve bağırmıştır.

“Esir olamayız!”

Son olarak kürsüye gelen Hamdullah

Suphi Bey şunları söylemiştir.

“Bizi Anadolumuz’da rahat bırakmak

istemiyorlar. Anadolu kaç mazlum halka

vatan olmuş bir topraktır. Kırımdan

sürülen yuvaları dağılan zavallı Tatarlar,

Kafkas’tan sürülen zavallı Çerkezler,

Rumeli’nin her tarafından yangın önünde,

kılıç önünde muhaceret eden zavallı

Türkler, Arnavutlar, Boşnaklılar.”

“Galip devletlere soruyoruz: Biz Yunan

idaresinin ne olduğunu pek güzel

biliriz. Mora’dan Telsalya’ya, Telsalya’dan

Trakya’ya. Yunanistan’ın inkişafı imha

demektir. Anadolu’da Yunanistan demek

yangın demektir.”

Hamdullah Suphi Bey, “Yunanlıları

istemiyoruz. Eğer mutlaka bu vatanparenin

alınması icap ediyorsa İngilizler,

Amerikalılar alsınlar” deyince büyük

kalabalıktan birden sesler yükselmiştir:

“İstikbal isteriz. Biz hak isteriz, istiklal

isteriz!”

Bunun üzerine Hamdullah Suphi Bey:

“Evet arkadaşlar, ben de sizinle istiklal

istiyorum. Hakir olmaya sefil olmaya,

bedbaht olmaya razıyız, başımızda

Türk hükümeti bulunsun fakat eskiden

yapılan zulümler gibi bizi mutlaka bir

haksızlığa mahkum etmek istiyorlarsa

Aydın Yunan’a kalmasın!”

Bundan sonra Padişah’a sunulacak

miting kararları okunmamış kabul

edilmiştir.

Miting kararları

Dünkü miting sonunda büyük kalabalığa teker teker

sunularak alkışlar içinde kabul edilen kararlar şunlardır:

1. Türkler, Wilson prensiplerinin kendilerine ait olan 12.

maddenin tam olarak tatbikini talep ederler.

2. Pek çok esir milletlere istiklal verilirken 950 seneden

beri Anadolu’da saltanat ve istiklâle malik olan bir milletin

esaret altına alınması adeta muvafık olamaz

Kemal’i azım ile hakkımızı talepte son dereceye kadar ısrar

edeceğiz. Biz Türk ekseriyeti haiz olan memleketlerin

birliğine vaki olan tecayüzü, medeni alern huzurunda

protesto ediyoruz.

Mitingte kabul edilen bu kararları Padişah’a sunacak bir

heyet de seçilmiştir.

EDİRNE, İZMİR İÇİN AĞLADI.

Öğrendiğimize göre, geçen salı günü Edirne’de

Sultan Selim Camii avlusunda binlerce halkın

iştiraki ile büyük bir miting yapılmıştır. Yukarıdaki

resimde, Sultan Selim Camii avlusunda yapılan

büyük mitingden bir sahne görülmektedir. Bu

münasebetle bütün Türk bayrakları siyah tüllerle

örtülmüştür. Toplanan 10 bin Türk, İzmir’den

Yunan kuvvetlerinin derhal çekilmelerini istemiş

ve istiklal uğrundaki mücadeleye yardım edeceklerine

and içmişlerdir.

Milli Mücadelemizin 100. yılı anısına FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi öğrencilerinden oluşan “ARŞİVE IŞIK TUTANLAR” ekibi tarafından derlenmiştir.


MİLLİ MÜCADELE GAZETESİ, 31 Mayıs 1919 38

Aydın için, İzmir için gözyaşlarını

döken isimsiz bir türkü...

AYDIN TÜRKÜSÜ

"Yunan ordusu Aydın’a kadar ilerleyebilir" diyen Bileşik Amerika Başkanı Wilson Paris’te Avrupalı devletlerle bir arada.

Dün İLERİ gazetesine kapalı bir zarf

gönderildi. İçinden de bir Aydın

türküsü çıktı. Altında ne bir imza

ne de bir harf. Yalnız bir tezkerede

şunlar yazılıydı:

“Gönderdiğim türküyü yazanın kim

olduğunu aramayınız. Onu, bugün

her ferdi ağlayan bir milletin kederli

şairi yazdı. İhtimal ki yarın bir sanatlar

ilham da besteleyecek. Millet

bir müddet de şu ufacık türkünün

musikisi ile ağlayacaktır. Avrupalılar

Türkle Aydın arasındaki ilişkiyi

bilemezler. Bizim milli ve asil

halka ait musikimizle raksımızın en

kıymettar bir kısmı da Aydın’daki

zeybeklerdir.

Zeybeği Türk’ten ayırmak bu

milletin benliğinden büyük bi şeyi

yıkmaktır. Bu ise mümkün değildir.

Türkümü lütfen neşrediniz. Onu

bir kere de İLERİ’nin sahifesinde

okuyup teessürürümü yeniliyeyim,

imzaya ne lüzum var. Bütün Türkler

gibi Aydın için, İzmir için gözyaşlarını

döken bir Türk.”

bir Aydın zeybeği

DÖRTLER BİR TÜRK

HEYETİNİ DİNLEYECEK

PARİS

Yüksek Konseyin dün yaptığı toplantıda,

Damad Ferid’in, bir Türk

delegasyonunun Barış Konferansı

tarafından dinlenilmesi için yollamış

olduğu bir mektup okunmuştur.

Bu mektup okunduktan sonra toplantıda

bulunanlar arasında şu tartışma

cereyan etmiştir:

Başkan Wilson -Herhangi bir düşman

delegrasyonu kabul etmedik ki?

Loyd George - Almanlara yapılan

muamelenin Türklere de yapılması

için bir sebep göremiyorum. Bir Türk

delegrasyonunun dinlenilmesine bir

itiraz var mı?

Başkan Wilson - Hayır. Fakat Bulgarlar

da aynı şeyi isteyeceklerdir.

Loyd George- Buna bir mahzur görüyor

musunuz ?

Başkan Wilson- Bu halin Romanyalılarla

güçlükler yaratmasından endişe

ediyorum.

Loyd George- Şimdilik Bulgar meselesi

üzerinde tespit edilmiş bir fikrim

yok.

Başkan Wilson - Türkler, İzmir’de

yaptıklarımızı protestoya başlayacaklar.

Klemanso - Bize ne bundan?

Başkan Vilson- Bir tartışmaya kapılmamak

lazımdır.

Orlando - Fakat gene de onları dinleyebiliriz.

Başkan Wilson - Fakat murahhas

sıfatıyla. Çünkü hazırlıklarımız azdır.

Yerinde bir tahkikat yapsak, tartışmak

istedikleri konuların neler olduğunu

sorsak daha iyi olmaz mı?

Klemanso - Onları dinlemeyi kabul

ediyoruz. O kadar.

Loyd George - Bırakalım söylemek

istediklerini söylesinler. Bu, büyük bir

tehlike teşkil etmez.

Bu tartışmayı müteakip Damad

Ferid’e bu yolda bir cevap yazılması

kararlaştırılmıştır. Aynı toplantıda

Yunan ordusunun Anadolu’da ileri

hareketi de tartışılmıştır.

Klemanso bu hususta şöyle demiştir:

“Yunanlıları, İzmir’den uzaklara ilerlememeye

davet etsek, bunu düşünüyorum.

Manisayı da işgal ettiler.”

Buna karşılık Amerika Başkanı Vilson

şu cevabı vermiştir:

“İşgal bölgelerini bütün İzmir sancağına,

Aydın’a kadar yayabileceklerine

karar verdik.”

Aydın Türk’ün ana yurdu

Vermez onu altın ordu

Düşman İzmir’e girerken

Bütün millet ağlıyordu

Doğma güneş yasımız var

Git haber ver diyar diyar

Türkün kolları bağlandı

İzmir’i ondan aldılar

Yaşadıkça Türk evladı

Değişir mi (Aydın) adı

Alem cenun mu getirdi

Yoksa tarih mi bunadı

Karalar mı giydin bu yaz

Yeşil duyaklı bağların

Her kuşa meşken olamaz

Kartal

TÜRKÜ

Aydın, Aydın güzel Aydın

Ah bir kere kurtulaydın

Aydın, Aydın güzel Aydın

Ah bir kere kurtulaydın

Aydın, Aydın güzel Aydın

Keşke yanıp yıkılaydın

Aydın, Aydın güzel Aydın

Korkma benden ayrılmadın

Bekle geleceğim yarın

YARIN RAMAZAN

Yarın Ramazan’dır. Bu gece davulları sokaklarımızda gene duyacağız.

Bütün kalplerimiz, mübarek ayı, Yunan işgali altında geçirmeye hazırlanan

İzmir, Manisa, Aydın, Ayvalık halkı ile beraberdir.

Bu mübarek ay içinde daha hangi Türk şehirlerinin Yunan işgali altına

düşeceğini düşünmemiz, ıztıraplarımızı kat kat arttırmaktadır.

İzmir’de Yunan İşgal Kumandalığının, Ramazan münasebetiyle sokağa

çıkma yasaklarını Müslümanlar için hafifletilmesi “Top, Yunan bataryalarınca

atılacaktır.” diye ilanda bulunması kimseyi kandırmamıştır.

AKHİSAR İLE BURHANİYE

TEHLİKE ALTINDA

AKHİSAR

Dün Manisa’dan çıkan 300 mevcutlu

bir Yunan kuvveti şehrimiz istikametinde

ilerlemiş ve Akhisar’a iki saat

mesafede Kapaklı istasyonu civarında

karargah kurmuştur. Bu Yunan kuvvetinin

Akhisar’ı işgale hazırlandığı

haber alınmıştır.

BURHANİYE

Kasabamızdaki Rumlar Yunan ordusuna

ilhak için buradan ayrılmışlardır.

Henüz Burhaniye işgal edilmemiştir

fakat giden yerli Rumların

silahlanarak Yunan askeri birlikleri

ile birlikte gelip kasabayı ele geçirecekleri

söylenmektedir. Burhaniye

Türk halkı ilgililere başvurarak süratle

asker gönderilmesini Yunan geldiği

takdirde İzmir’den de feci katliama

sahne olacaklarını bildirmektedirler.

İSTANBUL’DA RUMLAR DAHA

FAZLAYMIŞ!

Bir Yunan dergisi İstanbul’daki Rum Kulübü tarafından

dörtler konseyine yollanan bir muhtırayı açıklıyor.

PARİS

Burada yayınlanmakta olan “Bulletin

Hellenique” adlı

Yunan kulübünün, Paris’te Yüksek

Konsey’e yolladığı bir muhtırayı

açıklamıştır. Klübün başkanı felsefe

doktoru Aftentopulos ve genel

sekreteri Avukat E. Mavrides tarafından

imzalanmış olan muhtırada

Trakya, Anadolu ve İstanbul’un

Yunanistan’a ait olduğu. Yunanistan’la

birleştirilmeleri gerektiği ileri

sürülmekte ve İstanbul’da aşikar

olan Türk çoğunluğu garip bir hesapla

azınlık haline getirilmektedir.

Muhtırada şöyle denilmektedir:

“ Sık sık Türk çoğunluğuna sahip

bir memleket diye bahsedilen

İstanbul aslında tam bir Yunan

ülkesidir. Bu şehrin 1.186.419

nüfusu içinde 424.112 Yunanlı ve

499.114 Müslüman vardır. Fakat

1912 istatistiklerine göre , Türk nüfusu

içinde 47.071 devlet memuru

bulunmaktadır. Bunlar, aileleri ile

birlikte hesaplandığı takdirde (beşer

nüfustan) 235.335 eder. Osmanlı

Devleti İstanbul’dan çıkarılıp

Başkent Anadolu’ya gönderilince

bunlar da devleti takip edeceklerdir.

Bu vaziyette İstanbul’da Run nüfusu

ezici çoğunluktur. Bu hesaba dayanan

Rum klübü İstanbul’un Yunanistan’a

verilmesi gerektiğini barış

konferansına hatırlattırmaktadır.

Senatör Lodge’un Anadolu ile ilgili

teklifi

Birleşik Amerika Senatosunun

23 Mayıs günü yaptığı toplantıda

konuşan Senatör, Anadolu’nun

Rumlar’a meskün bütün bölgelerinin

Yunan idaresi altına koyulmasını

istemiş ve bu yolda bir teklif

hazırladığını bildirmiştir.

Milli Mücadelemizin 100. yılı anısına FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi öğrencilerinden oluşan “ARŞİVE IŞIK TUTANLAR” ekibi tarafından derlenmiştir.


2 HAZIRAN 1919

39

Milli Mücadele

gazetesi

Hazırlayan: FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi ARŞiVE IŞIK TUTANLAR Ekibi

ÖDEMİŞ’TE YUNANLA

KANLI ÇARPIŞMALAR

Üstün Yunan kuvvetleri ağır zayiat verdikten sonra dün gece şehri işgal ettiler

ve üç köyü de yaktılar. 2 şehit verdik, 20 yaralı askerimiz vardı.

ÖDEMİŞ

Ödemiş’in 10 kilometre batısında

Hacıilyas-Faka hattında dün Yunan

kuvvetleri ile beş saat süren kanlı bir

çarpışma cereyan etmiştir. Jandarma

Kumandanı Tahir Fethi Bey tarafından

silah dağıtılmış olan 120 efe çok

üstün Yunan kuvvetlerine ve topçularına

karşı saatlerce göğüs gerdikten

sonra zayiat vererek geri çekilmişlerdir.

İki şehit verdik, yirmi de yaralı askerimiz

var.

Yunan kuvvetlerinin zayiatı çok daha

fazladır.

Gökçen Efe de savaşa katılmıştır.

Bu, Anadolu’nun milli ve milis kuvvetleri

ile Yunan ordusu arasında ilk

savaştır.

Jandarma Kumandanı Tahir Fethi

de çarpışmalardan sonra Kolordu

Komutanlığına yolladığı raporunun

altına “Ödemiş Milli Kuvvetler Komutanı”

olarak imza atmıştır.

Yunan ordusu gece geç vakit şehre

girmiştir. İlk defa böyle bir mukavemetle

karşılaşmalarına ve zayiat vermelerine

sinirlenen Yunanlılar Çatal,

Hacıilyas, Kabaköy köylerini kamilen

yakmışlardır. Halk hicret etmektedir.

Yerli Rumların kılavuzluğu kasabanın

işgalinde mühim rol oynamıştır.

SİLAHA SARILAN EFELER

Anadolu, Yunan istilasına boyun eğmeyeceğini göstermiştir. Resimde, Ege kasabalarından birinde silaha sarılan köylülerimiz, efelerimiz görülmektedir.

Timoleon Efendi

değiştirildi!

Düne kadar İçişleri Bakanlığı

Müsteşarlığını idare etmekte

olan Osmanlı Rumu Timpleon

Efendi Ticaret Bakanlığındaki

eski görevine nakledilmiş ve yerine

Keşfi Bey tayin edilmiştir.

Anadolu’da Yunan ileri hareketi

esnasında İçişleri Bakanlığına

başvurup ne yapacaklarını

soran kaymakamlara devamlı

olarak Rum müsteşar Timoleon

Efendinin muhattap olması

şikayetlere de yol açmıştı.

Büyükada’da Rum Gösterisi !

Cumartesi günü Büyükada’da

“Yunanlılık nümayişleri” cereyan

etmiştir. Buna, adaya bir Yunan

harp gemisinin yaklaşması ve Yunan

silahendazlarının çıkmaları

sebep olmuştur. Rum mektepleri

önde öğretmenleri ve geride

öğrencileri, ellerinde Yunan bayrakları

ile Yunan bahriyelilerini

karşılamışlardır.

Sarhoş Yunan tayfa gece de

eğlenmiş ve bütün evlere Yunan

bayrakları da çekişmiştir.

Nümayiş yapanlar uzun zaman

(Yaşasın Yunanistan) diye bağırmışlardır.

Bir Yunan harp gemisinin adaya uğraması

üzerine Rum okulları Yunan

bayrakları ile gösteriler yaptılar ve

“Yaşasın Yunanistan!” diye bağırdılar.

Dün Silivri’den şehrimize gelen

bir heyet, bu bölgede Rum ahalinin

silahla tecavüzlerde bulunduğunu,

yağmacılık yaptığını

bildirerek yardım istemiştir.

Müftü Hafız Halil Efendi, Yeğen

zade Mehmet, Mehmetagazade

Hüseyin Kazım ve Sadık beylerden

kurulu heyet, İçişleri

Bakanı Ali Kemal’e feci durumda

olduklarını, Rum ahalinin baskısı

altında yaşadıklarını bildirmişlerdir.

Rusya Bolşevik Olunca

İstanbul Yunanistan’a

Verilmeliymiş!

Atina

(Nea Hellas) adındaki Atina gazetesi,

İstanbul’un Yunanistan’a verilmesi

lehinde yayın yapmaktadır.

Bu Yunan gazetesine göre, bolşevizme

kaymış olan Rusya’nın artık

İstanbul üzerinde hak iddia etmesine

imkan kalmamıştır ve bu sebeple de

şehir Yunanlılara bırakılmalıdır.

(Nea Hellas), İstanbul’un Yunanistan’a

verilmesinde zorluklar bulunması

halinde bir başka teklifi de ileri

sürmekte ve İstanbul’un müstakil bir

idare altına konmasını fakat bu idarede

ekseriyetin Yunanlılardan teşekkül

etmesini istemektedir.

Ramazan uygulaması

Ramazan Şerifte bütün devlet

dairelerinde memurlar saat birde

vazifeleri başına gelecekler ve

akşam beş buçukta evlerine döneceklerdir.

Diğer taraftan polis müdüriyeti de

bir tebliğ neşretmiş ve Ramazan

süresince kadınların Direkler, arasında

dolaşmaları menedilmiştir.

Şehrin eğlence yerlerine yaklaşamayacak

olan kadınların Fatih ve

Bayezıd taraflarında dolaşmaları

serbest bırakılmaktadır.

Geceleri parklarda oturmak da

yasak edilmektedir.

Milli Mücadelemizin 100. yılı anısına FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi öğrencilerinden oluşan “ARŞİVE IŞIK TUTANLAR” ekibi tarafından derlenmiştir.


40

Arsive Isık Tutanlar Ekibi

Beyazıt Devlet Kütüphanesi Katalog Çalışmaları

Türk milletinin, Millî Önderi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde Millî Mücadele’yi kazanarak Kurtuluş’a, Türkiye Cumhuriyeti

devletini kurarak bağımsızlığa uzanan uzun ve meşakkatli yolun başlangıcı, ilk adımı olan 19 Mayıs 1919’un 100. yılı anısına

FMV Ispartakule Işık Lisesi ve Fen Lisesi öğrencilerinden oluşan Arşive Işık Tutanlar ekibi tarafından hazırlanmıştır.

15 Mayıs- 2 Haziran 1919 tarihleri arasında çıkan haberlerin ve manşetlerin derlenmesinden oluşan Millî Mücadele gazetesi, Beyazıt

Devlet Kütüphanesi arşivleri taranarak öğrencilerimiz tarafından oluşturulmuştur.

* Ömer Sami Coşar, İstiklal Savaşı Gazetesi (Ana Kaynak)

* Yeni Gazete

* Tercüman-ı Ahval Gazetesi

* İleri Gazetesi

* Ceride-i Havadis Gazetesi

* Minber Gazetesi

* İrade-i Milliye Gazetesi

Kaynakça

ÜCRETSİZDİR.

Milli Mücadelemizin 100. yılı anısına FMV Ispartakule Işık Lisesi & Fen Lisesi öğrencilerinden oluşan “ARŞİVE IŞIK TUTANLAR” ekibi tarafından derlenmiştir.

More magazines by this user
Similar magazines