02.09.2019 Views

Aytek Sever - Fusiòn

Aytek Sever, Şiirler

Aytek Sever, Şiirler

SHOW MORE
SHOW LESS

You also want an ePaper? Increase the reach of your titles

YUMPU automatically turns print PDFs into web optimized ePapers that Google loves.

Aytek Sever

FUSİÒN


AYTEK SEVER

Şair, çevirmen. 1981 yılında Bursa’da doğdu. Üniversite ve yüksek

lisans öğrenimini Boğaziçi Üniversitesi ve ODTÜ’de tamamladı. Çeşitli

alt kitaplardan oluşan Hiperbor, Siòn, Moto Perpetuo, Anka adlı şiir

toplamlarının yanı sıra, Emerson (Yaşamın İdaresi), Thoreau (Doğa ve

Yürüyüş Üzerine Seçme Denemeler), Whitman (Ben, Jack Engle; Çimen

Yaprakları; Benliğimin Şarkısı), Kandinsky (Sesler), Tagore (Firari;

Gitanjali; Meyve Hasadı; Kadim Düşünceler), D. H. Lawrence (İnsanlar ve

Öteki Yaratıklar), Gertrude Stein (Nesneler) çevirileri vardır.


Aytek Sever

FUSİÒN


Fusiòn

Aytek Sever

Kapak Resmi:

‘Simyacının Atölyesi’

Johannes Stradanus, 1570

1. Baskı:

© İşaret Ateşi, Eylül 2019

E-kitap olarak www.isaretatesi.com sitesinde yayımlanmıştır.

Her hakkı saklıdır. Eserin tamamı veya bölümleri hiçbir yolla

basılamaz, kopyalanamaz, eser sahibinin izni olmadan başka bir

mecra veya internet sitesi üzerinden yayımlanamaz. Alıntılar için

lütfen kaynak gösteriniz.

www.isaretatesi.com

isaretatesi@gmail.com


İÇİNDEKİLER

Fus i ò n

Engebe ve İlk Adımlar ……………………………………………… 15

Bilen ……………………………………………………………..……. 16

Doğu Rüzgârı ………………………………………………………... 17

Kuzey Zamanı ……………………………………………………….. 18

Esatir ………………………………………………………………….. 21

Alâmetler …………………………………………………………….. 23

Birsam ………………………………………………………………… 25

Otoportre ……………………………………………………………... 26

Ejder Bey Sarayı ……………………………………………………… 28

Yumru ………………………………………………………………… 30

New York …………………………………………………………….. 32

Bahar Başı …………………………………………………………….. 34

Fırtına Sandalye ……………………………………………………… 37

İmgeyi Aşmak ………………………………………………………... 41

Tılsım ………………………………………………………………….. 43

Soaring ………………………………………………………………… 45

Sayıklama ……………………………………………………………... 47


Beslenme ……………………………………………………………… 48

Çin-Özne ……………………………………………………………… 49

“S” …………………………………………………………………….. 50

Hatalar ………………………………………………………………... 51

Başkalaşım ……………………………………………………………. 54

Takılma ……………………………………………………………….. 57

Köprü …………………………………………………………………. 59

Tavşan Uykusu ………………………………………………………. 62

Tavşan Uykusu - II …………………………………………………... 66

Asansör ……………………………………………………………….. 69

Başka Zaman …………………………………………………………. 70

Büyüyen Yaz …………………………………………………………. 71

Kızıl Prelüd …………………………………………………………... 73

Gümüş Prelüd ……………………………………………………….. 75

Durumlar ve Sabit …………………………………………………… 76

İki Bulut ………………………………………………………………. 78

Keman İçin Prelüd …………………………………………………... 79

Modus Vivendi - I …………………………………………………… 81

Tersine Çevirme Denemeleri ………………………………………. 83

Ritim - I ………………………………………………………………. 84

Ritim - II ……………………………………………………………… 85

Ritim - III ……………………………………………………………... 86

Ritim - IV ……………………………………………………………... 87

Ritim - V ………………………………………………………………. 88


Kırmızı Parmaklıklar ……………………………………………… 89

Modus Vivendi - II ………………………………………………… 90

İstikamet ……………………………………………………………. 92

Korunak …………………………………………………………….. 93

Modus Vivendi - III ………………………………………………... 95

Do Sesi ………………………………………………………………. 97

Kesit …………………………………………………………………. 98

Gene Prozodi ……………………………………………………….. 99

Başka Zaman - II …………………………………………………… 100

Orantısız …………………………………………………………….. 101

Açılım ……………………………………………………………….. 103

Koylar - I ……………………………………………………………. 105

Koylar - II …………………………………………………………… 107

Koylar - III …………………………………………………………... 108

Koylar - IV …………………………………………………………... 109

Koylar - V …………………………………………………………… 110

Koylar - VI …………………………………………………...……… 111

Koylar - VII …………………………………………………………. 112

Koylar - VIII ………………………………………………………… 113

Koylar - IX …………………………………………………………... 114

Koylar - X …………………………………………………………… 115

Altitude 100000 …………………………………………………….. 116

İçrek …………………………………………………………………. 117

Yoğun Deneyime Çözüm Arayışları ……………………………... 118


Gece Ateşi …………………………………………………………… 119

Serapsız ……………………………………………………………… 121

Fenomenler Gecesi …………………………………………………. 122

Altın Nokta …………………………………………………………. 124

Tekinsiz Aylaklık …………………………………………………... 126

Mucize ……………………………………………………………….. 128

Eleusinian ……………………………………………...……………. 129

Doğa …………………………………………………………………. 130

Amerika! …………………………………………………………….. 131

Fotoğraf - I …………………………………………………………... 133

Fotoğraf - II ………………………………………………………….. 134

Bedenin Sağduyusu ………………………………………………… 135

Büyük Olay …………………………………………………...……... 136


www.isaretatesi.com

FUSİÒN

SİÒN - II

13


www.isaretatesi.com

14


www.isaretatesi.com

ENGEBE VE İLK ADIMLAR

Engebeli bir araziydi yürüdüğüm.

Adımımı bir şöyle bir böyle atıyordum, ama bileğimi

nasıl kıvırırsam kıvırayım, tabanımı yere bir türlü doğru

basamıyordum. Zemin öyle düzensizdi ki her adımıma ayrı bir

açı düşünmem, denemem gerekiyordu. Yine de olmuyordu.

Yamuk yumuk gidiyordum.

Sürekli tökezleyerek, düşeyazarak ilerlemek anlamına

geliyordu bu. Yerdeki çukur ve tümsekler adımlarımın

boyunu, ayaklarımın iki yana açıklığını, beden dengemi, üst

gövdemin, omuzlarımın ve kollarımın duruşunu her an

ayarlamamı zorunlu kılıyordu; ama her seferinde dikkatle

hesapladığım adımı attığım halde, doğru düzgün hareket

ettiğimi duyamıyordum. Sık sık boşa basıyordum.

İşte bu yüzden önemliydi, adımımı sonunda doğru

attığımı duyabildiğim düzlüğü bulmak ve orada olağan

hareketlerle dosdoğru ilerlemeye başlamak.

Bebeğin ilk adımları gibiydi bu.

15


www.isaretatesi.com

BİLEN

Solunabilen soluk,

Sezilebilen yön,

Yapılabilen başlangıç,

Yürünebilen yol,

Seçilebilen bulut,

Magma zaman,

Güdümlü rüzgâr,

Söylenebilen ses,

Matematiksel ayrıtları odanın,

Yankılı boşluk,

Şaşırtıcı kutu,

Bakılabilen manzara,

Susulabilen söz:

İçinde dinilebilen beden.

16


www.isaretatesi.com

DOĞU RÜZGÂRI

Doğu rüzgârının içinden görülenler: elmas, kum, çınar

ağaçları, toz ve dağlar; kerpiç yığınların fütürizmi, bal peteği

misali alabildiğine uzanan taraçalar, tapınaklar, kuleler. Kent

genişliğinde saray! Andezit surlar, akın yolları: bağrı

ormanların; sunaklar ve çarpıntı.

Doğu rüzgârının içinden görülenler: menderesler,

kartallar, tedirginlik ve muazzam saatler. Dağ nehirlerinin ıtırı

geliyor doğu rüzgârıyla – kaynağı ikindilerin, yamaçların

sonunda.

Elma ağaçları var doğu rüzgârında, puslar içinde

çınarlar. Heykeller, ıssızlık, pırıltı, baharbaşı. Pıtırtı. Uzuyor

gölgeler.

Şifreler pek okunaksız doğu rüzgârının içinden, gene de

sınırsız bir iştah var onları okumak için; bir yürüme iradesi, bir

cazibe var platolara götüren.

Yavan, bölük pörçük manzaraları parşömen atlaslara

dönüştürebilen kutlu havayı tercih etmek, mantra

inançsızlığına karşı – doğu rüzgârında!

17


www.isaretatesi.com

KUZEY ZAMANI

Meçhul bir geceydi, Azak Denizi’nin sazlık bir kıyısı

kâinatın en önemli yeri gibi duyulmuştu bir zaman. Kıyının

sakinleri bunu unutamadılar. Zihinlerine kazındı gecenin o

gizemli saatine ait kutsal karanlık. Günler geçti, haftalar, aylar.

Hep o gecenin ve o karanlığın düşüncesiyle, o eşsiz saatin vaat

edilen geri dönüşü uğruna yaşadılar. Suyu, havası, ışığı ve

rüzgârıyla âdeta tüm Azak Denizi onların sabırlı bekleyişine

ortak oldu. Aniden flaş gibi belirecek bir hayale bel bağladılar.

Fakat olaylar, değişimler, bitip tükenmez döngüler,

dönüşümler ve kazalar sonunda koşullar büsbütün değişti.

Anladılar binyılcı bekleyişten vazgeçme zamanının geldiğini.

Bekleyiş sürdükçe uğursuz karanlığın pekişeceğini, gidişatın

tersine olduğunu, beklentilerinin boşa çıkacağını geç de olsa

anladılar.

Kutlu saat belki de hiç yaşanmamıştı bile. Gerçekliği

büsbütün tartışmalı artık, inanmayanlarca günden güne

yanlışlanabiliyor. Ortada ne öylesi ne de böylesi için hiçbir

kanıt yok. Kutlu saat artık bir felaket, bir lanet.

18


www.isaretatesi.com

Duyuruldu çileci bekleyişin sona ereceği. Ölüm orucuna

dönüşen açmazdan çıkacaklar. İşler olağan akışına bırakılıyor.

Eşikteler. Havada taze bir başlangıç umudu. Etrafta yeninin

işaretleri okunuyor şimdiden – ilkin silik, ama fi tarihinden

kalma bir hayale göre capcanlı.

* * *

Çetin bir özde saklıdır suyun yitirilmez anlamı.

Benzersizdir toprağın somut yalınlığı. Bazen en güç olan,

yürümektir kestirme yolu.

Havada gezen buhar, yükseklere doğru girdaplar çizer.

Göğün çatısından çentik çentik geçer turna sürüsü.

Bakar uçurumlar. Şafak vaktidir: ufukta hardal, havuç,

horoz ibiği rengi katmanlar. Boşlukta boğuk bir uğultu,

basamak basamak tınılar.

Bataklık vızıldar. Pusludur sazlıklar. – Belirsizlik ve

durağanlık panzehiridir kendi zehirinin.

Düşünür çoban köpeği. Bakışır keçiler. Çarpıcı eğimlerle

durur düzlükte kayalar. Türlü ilintilerle çatılır yamaçlarda

yörenin grameri. Serpilip çoğalır doğal bileşimler, tanımsız

detaylar.

İrkilir çalı. Cazip bir istemi tetikler sudaki pırıltı. Kaynar

derinde kor, kuytuda buz. Gizlidir tin. Elektriklenir zihin;

hamdır bellek adacıkları. Açıklıkta çarşaf çarşaf yayılır

nefesler.

19


www.isaretatesi.com

Doğuda bir yıldız belirir, sözgelimi Şibao’dur adı –

gökyüzü onsuz olamazdı. Yanar ateş, tüter duman, akar gider

nehir. Kökenler sabittir.

Alacakaranlık bulutlar sonsuz anlam pınarıdır. Olağan

seyrine kavuşur zaman. Yolculuk gerekçeleri türer, türedikçe

türer.

Desenlerine bürünür nihayet, imgelemin albino tuvali.

Mermerin ve ahşabın dalgaları yepyeni bir okunaklılık

yakalar. Ve çıngıraklar, şişeler, kamışlar, boncuklar şıngırdar –

onlar ki, seslerinin arşa yükselmesinden tanınırlar.

* * *

Büyülenmiştir kıyının sakinleri: Tüm Azak Denizi aynı

yöne meylederek, gecede sessizliğiyle gürül gürül olmuş tarafa

bakar…

20


www.isaretatesi.com

ESATİR

Afgan olmanın ağrısından vazgeçemeyenler var. (Van

Gogh olmanın ağrısından vazgeçemeyen Van Gogh gibiler

onlar.)

Dananın sırtını düşünmekten kendini alamayanlar var.

Orada olmayan turuncu bir ışığı histerikçe arayanlar.

Duvarda asılı resmin konumu neden öyle de böyle değil

diye içi içini yiyenler.

Attığı adımı geri almaya kafayı takıp alamayanlar.

Yolunda dümdüz giderken, yürümeyi unutmuş gibi, atacağı

bir sonraki adımı düşünüp düşünüp atamayanlar.

Ve bazıları yıldızın ayın yanında durduğu yerden

pişman, – güneş tutulmasının bir sonraki döngüsünü

bekliyorlar.

Katılığı bir milim kımıldatamayanlar var. Öfkenin yerine

çaktığı algı raptiyelerini manzaradan alamayanlar. Ataleti

kıramayanlar, cisimleri durdukları yerden oynatamayanlar,

oynamaya bırakamayanlar. Yapıdan kurtulamayanlar.

21


www.isaretatesi.com

Peki, koşulun değişmezliği neden bunca ters olmalı?

Son söz söylenmiş gibi bu konuda. Söz birliği edilmiş.

Herküllük iş bu, – bu aşılmaz karşıtlıkların, görevlerin,

zorlukların üstesinden gelmek: Bilen var mı nereden bulunur böyle

bir Herkül?

22


www.isaretatesi.com

ALÂMETLER

Kuru dal bazalta değdi. Çakıl hız aldı rüzgârdan.

Toprağa bastı kedi. Salgın başladı. – Adanın kıyısına çarptı su.

Sürüdeki balıklar dokundu birbirine. Bir kadın köprüyü

gördü. Akşamdı. Yeşil yıldızı düşündüler. Belirsiz bir şey

unutuldu, salgın başladı.

Sigara koktu.

Yuttular susam topağını. Herkes bir yudum su yuttu.

Duydular küçük bir ağrıyı – ve oradan, canlarını. Biri bir tane

üzüm yuttu. Diğeri duydu bunu, o da bir tane üzüm yuttu.

Salkım salkım üzümler yutuldu. Karınlarını ovuşturdular,

kıvançlıydılar. Tok sustular. Tok karnına dinlendi Chopin.

Beton koktu.

Kazlar vardı. Gölette, sürü halinde. Kalabalıklarında bir

kurulan bir bozulan ilintiler; kargaşanın gözlemcide tetiklediği

içinden çıkılmaz hipnoz durumu. Yirmi iki kazın matematiği

en dingin biçimiyle bile altüst eder ortalığı. Hangisi hangi

23


www.isaretatesi.com

rolde örneğin, rollerdeki değişimler ne; ve bu enerji

yumaklarının kıpırtılarını, gidiş gelişlerini, senkronlarını,

sürekli çıkardıkları sesleri açıklayan içgüdüde varlığa ve

zamana dair derin bir işleyiş açığa vuruluyorsa – – bununla

nasıl başa çıkabiliriz?

Hardal koktu.

Odalar vardı, düş şatolarını arzuluyordu genç ruh.

Olimpos zirveleri uzanıyordu göklere. Sözcükler geçiyordu

uykulu, dumanlı: kantar… güz… kapitülasyon… çardak… delta…

– Kıvılcımlar geziyordu duvar kağıdında, kısık ışıklı kırmızı

lambalar arasında; gözler kırpışıyordu çılgınca; insanın

kıkırdayası geliyordu, kabakulak olası, hapşırığın tasasız

aydınlığına sığınası. Bellek, gelecek ve istemdi ilişkileri

yürüten, çarkları döndüren; saatler vardı, dinç uyum, bedensel

tazelik; kurguların eyledikçe onaylanan gerçekliği canlı

tutuyordu koridorun ötesini ve duvarların ardını, dışarıyı.

Korku koktu.

24


www.isaretatesi.com

BİRSAM

-impromptu-

harlat domatesi, harlat! domates var, – içinde bir domates

daha, onun içinde bir domates daha, ve bir domates daha. –

domates üzerine domates!

katmanlar, iştah, dirhem dirhem, katmer katmer.

kan, biz içine doldukça nabız, ve biz doldukça ve biz

doldukça. nabzın içinde nabız. soluğun tüneller, galeriler ve

dipsiz mağaralar gibi derinliği, boşluğu, gizemli hacmi.

uğultular, esrik araştırmalar, can, can, ısı –

ve güllerde, ve çatallarda, ve vazoda, ve hayvan desenli

minderde – matematik, ve ispirto kokusu, kutuplar, kaza

yelpazeleri.

ahşap mutfak dolapları, dolapların kapaklarında yağlı

yüzeyler –ıslak ve yeni ve çiğ–

ve ıslık – – ve dolap kapaklarının arasında yarıklar,

yarıklardan ışığı sızan mavi lav

– karanlık odada, kıyı köşede dolunay aydınlığı

25


www.isaretatesi.com

OTOPORTRE

Şubat 2013

Aynada eblehi gördüm: Çoktan aşılmıştı absürdün eşiği.

Artık zincirsiz bir pedal gibi boşa dönebilirdim ancak. Suç,

korku, gelenek, facia yansıyordu tenimin kıvrımları arasından.

– Bu muydu yüzüm? Bu ben olamazdım. (Çamura dikmiştim

fersiz gözlerimi; buhranın çığırında yürüyordum,

yürüyordum.)

Ardına Afgan halı desenleri gelince ölü kabuğunu attı

yüzüm. Belirdi yaşlı anakara. Papirüsün bütünlüğü, genel haz

durumunun harareti, su gibi geçen soluk. Müziği ima eden

boğuk sesler. Duruşun programlılığı; hatlarda sağlamlık ve

direnç; hayvansal özün naif gerçekliği. Bilincin darlığında bile

tükenmeyen kaynak; deneyimlerin evrimiyle şekillenmiş

dışavurum, var-zamanlar yontusu. Gizli ilkenin belirlediği

tabular, yapının vazgeçilmez düğümleri, taşkın enerjinin

dizginlenmişliği, erdemden türeyen ilkel dirim, ad hoc

yansımalarla hâlâ görünen fetüs dönemi etkileri. Kargaşayı

gizleyen üstün basitin benzersiz güzelliği, sert cazibe, çocuksu

26


www.isaretatesi.com

bilgelik. Düşgücü, kusurluluğun büyüsü, sevgi dolu yazgı,

berrak buluşlar, mevcudiyet.

Sıradan eylemi ortaya koymanın iradesi derinlerden Fuji

gibi yükselirken.

27


www.isaretatesi.com

EJDER BEY SARAYI

Ejder Bey Sarayı kurulurken kılçıklar, süngerler, yongalar

atılmış temele, ceviz kabukları, kehribar toplar, ponza taşları,

talaşlar. Sonra şahane dörtduvarı çıkmışlar. – Ejder Bey, yok

düşünmüş kendini bir an: Neyse ki, varmış.

Yeşim kaplamışlar arduvaz duvarları; tavanlara inci

taneleri, balmumu, kristaller, iridyum atmışlar. Sonra,

ayrıtlardan gümüş suyu geçirmişler. Çok ısınmış ayrıtlar,

birdenbire çok soğumuş.

Ejder Bey dış cepheyi türlü türlü rölyeflerle, süslemelerle

kaplatmış. Pürüzlü yüzeylerden ayna yansımaları geçerken

dualar okutmuş. – Su hendeğiyle ayrılmış bina çevreden; suya

yüksek voltajlı elektrik verilmiş. Kemik ve fildişi işlemelerle

karman çormanmış çatı; dalga dalga dikitler, albatros

kanatları, pala gibi yüzgeçler varmış.

Sarayın içiyse, nasıl becerilmişse, dışarının rüzgârlarına

açıkmış. Öyle bir hava akımı, öyle bir susku sağlanmış ki

içeride, öyle bir akustik, – stilize kurbağa heykelleri

vıraklıyormuş, derinden derine kükrüyormuş taştan aslanlar.

Mermerden yılanlar tıslıyor, atlar kişniyormuş. Her tarafta

28


www.isaretatesi.com

çeşmeler, fıskiyeler, su değirmenleri varmış. Müsrifmiş Ejder

Bey, delişmenmiş, ama ne istediğini bilirmiş.

Amforalar taşınıp getirilmiş, boynuz saplı kılıçlar, Hint

sazları.

Anlık, şimşek gibi bir ışıkla aydınlanmış içerisi bir ara.

Saksıdaki bir ağaççık yalnızca bir defa görülebilecek en özgün

haliyle duruyormuş orada, – tam orada.

Sonra, ortam meyve kokuyormuş; türlü türlü meyveler,

elma, portakal, kavun, çilek kokuyormuş. Birdenbire

duvarlardan birinde bir arma çıkıveriyormuş insanın karşısına:

Ejder Bey’in arması, ürperiyormuş insan, – biri nasıl şifreli bir

sırrı neden gizlerse böyle bir armanın içine.

Ejder Bey kırçılmış. Ejder Bey bayılırmış yoluk yoluk,

yırtık pırtık olana. Ejder Bey yanardönere kafayı takmış. Ejder

Bey duvarın çatlakları arasından sızan dumanlara, ışıklara,

renklere çokça bakarmış. Ejder Bey, dört tür bilinç

durumundan başkasına yanaşmazmış: Dört halde varolurmuş

aslında, ama dışarıdan görmezmiş bu dört hali, içinde

bulunurmuş.

Ejder Bey için meşrebi tahalluttur derler ama – akşamları

güneş vurunca sarayının dört köşesi şarkı söylemeye

başlarmış.

29


www.isaretatesi.com

YUMRU

İnsan öncesi vahşi yaşamın yırtıcı yaratıklarını gösteren

panoramik bir resmin karşısında kükreyen ağızlara, keskin

dişlere, havaya kalkmış pençelere, parçalanan etlere, fışkıran

kana, göldeki balık sürüsü sarmalına, geniş kanatlı kuşlara

bakarak Doğa Tarihi Müzesi’nin kafeteryasında

sürdürdüğümüz ağır sohbet, günün akşamında duvarlarında

geyik, ayı, kartal, vaşak kafaları koleksiyonu olan tuhaf bir bar

salonuna taşınmış ve konuşulanların gitgide koyulaşan kıvamı

sonunda bizi içinden çıkılmaz, yaman, kapkara soruların

kuyusuna salmıştı: “İnsan türünü diğer türlere göre nereye

yerleştirmek gerek?”; “Bilinç nedir?”; “İnsana neye göre değer

biçeceğiz?”; “Evrimin bir amacı var mı?”; “Varoluşumuzla

neye hizmet ediyoruz?”; “İyi olan veya yüce olan nedir?”;

“Evrenin kaba kuvveti karşısında, yüce bir hayatın sözü

edilebilir mi?”; “Tüm vahşi varlığımızla bizler de birer nesne,

araç, işlev, içgüdü değil miyiz?”

Boğucu bir sohbetti. Mekânların üzerimizdeki etkisi ve

konuşulanların akışı nasıl bir metafizik örgütsüzlük ortaya

çıkardı bilmiyoruz; allak bullak olduk. Gün bitti, gece bitti,

sabah oldu.

30


www.isaretatesi.com

Şimdi, evin penceresinin gördüğü yolun ilerisinde,

kavşağın tam kalbinde, ne yapılırsa yapılsın yerinden

kımıldatılamayan, gidip dönüldüğünde aynı yerde tekrar

tekrar bulunan feci bir kıyamet yumrusu var – ve bunun nasıl

giderilebileceğini bilen tek bir Allah’ın kulu yok.

31


www.isaretatesi.com

NEW YORK

Doğrusal uzantılarıyla enerjileri aynı yöne kanalize edip

çoğalttığı söyleniyor buradaki caddelerin. Bunun doğruluğuna

dair şüphelerim var. Kanalize edilmiş olan enerji bir yere

varmayıp boşa akıyor gibi geliyor bana. Kentinize gelen ilk

şüpheci olduğum için bağışlayın beni.

Adım başı bir şeyler seziyorum buharlaşan. Kesilip giden

başlangıçlar, gerisi gelmeyen açılışlar. Kronik sönümlenmeler.

Bireyin varoluşu tinin tikleri midir? Arapsaçı olmuş

güdülerin kıvır kıvır sarmalları? (–Jazz?) Yenilenmezlik,

uyaranlar kakofonisine karşı savunmasızlık, – ya da baştan

sona, bir tek, kendini savunma hali mi?

Çünkü renkler ve elementler insancıl tanımlara

zorlanmışlıklarıyla fukara. Kartal bile gümüş olmaya mecbur

kılınmış. Madde, harlandıkça, bozunmuş karşı-maddeye.

Duyuları uyarmaktan başka işimiz yok mu? Bollukta darlık

başgöstermiş – işlevler yuvalarından sürülüp ortalıkta başıboş

devinmeye bırakılınca.

Kenti kent yapan, getirilip yığılan türlü türlü materyaldir,

istiftir, tamam; ama istif tek başına ölçüt olursa, çığırından

32


www.isaretatesi.com

çıkmak kaçınılmazdır. (Öyleyken istif misfit’tir.) Bir yerden

sonra, çoğaltıp yığmayı herkes bilir ama, kimse beceremez

eksiltmeyi, azaltmayı.

Meselenin düğümü burada.

Kentinizde en bulunmaz nimet, Sessizlik: çünkü yok

hiçbir yerde. Bu keşmekeşte, sesleri bastıracak bir şeyler

türetebilmek en büyük meziyet. (Kentinizden bunu

öğrendiğim için beni kınamayınız.)

Geniş yapraklarına dokunuyorum yeşil taze bir bitkinin.

Gövdesindeki düzgünlüğü, doğruluğu duysam yetecek bana;

bir tek bunu istiyorum.

33


www.isaretatesi.com

BAHAR BAŞI

yüzüme çarptığım

bir avuç su:

zifirî karanlık.

yüzüme çarptığım

bir avuç su:

karanlıktan geçen filtre.

yüzüme çarptığım

bir avuç su:

beyni susuz bırakmış işlemden kalıt.

yüzüme çarptığım

bir avuç su:

bir Kara Ölüm gravürü.

yüzüme çarptığım

34


www.isaretatesi.com

bir avuç su:

zamanın sonunda Messiaen kuşları.

yüzüme çarptığım

bir avuç su:

hışır hışır kıyafetleriyle bedenim.

yüzüme çarptığım

bir avuç su:

denizin ufkunda yarım şimşek.

yüzüme çarptığım

bir avuç su:

sesleri dışarının kuşlarının.

yüzüme çarptığım

bir avuç su:

tabloya sızan ışık.

yüzüme çarptığım

bir avuç su:

tasarılar, ılık havalar, gençlik.

yüzüme çarptığım

35


www.isaretatesi.com

bir avuç su:

tapınağın sırtını yasladığı.

yüzüme çarptığım

bir avuç su:

kanın ısınışı, kulağımda çınıltı.

yüzüme çarptığım

bir avuç su:

uluslar, okyanuslar, dev balina.

yüzüme çarptığım

bir avuç su:

pencereden dupduru görüş ––

akşam olmuş,

sıcak bir sokak kan portakalı.

36


www.isaretatesi.com

FIRTINA SANDALYE

-çocuk şiiri-

Fırtına Sandalye!

Babam ocağın başında

yapmıştı seni

kendinden önce,

annem kendinden sonra

haziran denizine atacak:

balıklar görecek seni

suyun dibinde.

Fırtına Sandalye!

Kimler oturdu üzerine

elektrikli gecelerde,

kozaydı salon

zifirî karanlık dışarıya göre,

bulutlar yarışıyordu yüksekte

ve tüm konuklarla biz

mağaraları, baykuşları,

37


www.isaretatesi.com

kol saatlerini, gömlek yenlerini,

bozkırları, hiroşimaları konuşuyorduk:

bardak diplerinin

merceğinden ne güzeldin!

Fırtına Sandalye,

unutamıyorum uçuşa geçtiğin günü!

Yağda kaymaya başlayıp

ivme kazanıp

yerden kurtulmuş

ve delice yükselmiştin uzaya,

ışınlanırcasına

bir halkadan diğer halkaya:

gezegenler, asteroitler,

galaksiler ve nebulalar arasında

hatırlıyorum seni,

kaçıyordun karadeliklerden.

Boşuna korkmadılar senden

Fırtına Sandalye!

Çakmaktaşı kıvılcımları

ve tıss sesi dolu odada

tencere fokurduyordu ocakta

ve senin yüzeyinde cila,

38


www.isaretatesi.com

cilada anlatılmaz

yansımaların çılgınlığı vardı.

Toprağa gömdüler seni

Fırtına Sandalye,

Çin’den çıktın.

Kamyonet kasasına attılar,

Sahra’daydın.

Kumlar yuttu seni,

Antarktika’ya koştun.

Tavanarasında

devrik buldular,

çağları altüst ettin.

Fotoğrafların gizli kahramanı,

sen Fırtına Sandalye!

Sırların, atılımların, yutulumların

sessiz tanığı!

Şömine taşlarını,

kuşluk vakti aydınlıklarını,

pilav kokusunu ve halıları

en iyi tanıyansın ya,

–– kulağını yere koy,

toprağı dinle,

39


www.isaretatesi.com

yaklaşıyor titreşim,

–– ama şimdi sakın,

ters taraftaki uğursuz

gölgeye dönüp bakma sakın!

40


www.isaretatesi.com

İMGEYİ AŞMAK

İçinde yürüdüğüm korulukta herhalde en iyi böyle

gezdirebilirdi largo’sunu Stravinski.

Nehir adasına largo’nun koşullarını hazırlayarak geldim.

Su yüzeyindeki çarşafsı, hareli parçalarda rüzgârın

zorlamasıyla ara ara sıkışıklığa doğru kayıyorsam da,

largo’nun yanlışlanması anlamına gelmiyor bu. Koşullarım

largo’yu önceliyordu, şimdi largo’yu koruyan ve karşıtlık

gördükçe direnen de koşullarım. – Korulukta geziniyor largo!

Duyuruyor utkusunu! Duyun… Largo bu!

Nehrin ilerisindeki vadinin esinlediği yön duygusu

boşuna değil. Nehrin o yönde uzanışı boşuna değil; suyun

akışı kararlı ve kendiliğinden. Bir sebebi var köprünün; bir

sebebi var köprüden geçen motorsikletlinin!

Suyun kıyısında gözlerimi yumup yoğun düşüncelere

gömülüyorum. Tuhaf bir şekilde kat kat, kıvrım kıvrım

boğumlanıyor zihnim, – gitgide Franz Marc’ın kızıl boğasına

benziyor. Nereden çıktı bu boğa? Nasıl da kanlı canlı! Sağlık

dolu, erk dolu; bir o kadar da dingin… Rahat ve hoşnut bir

boğa! (Hatırlıyorum; bir defasında soğuk, ıslak, kapkaranlık

41


www.isaretatesi.com

bir kovuğa tıkılıp kalmışken ve orada zar zor nefes alarak

fırtınanın geçmesini beklerken –imgelerin yükü sırtımda

kamburdu o zamanlar– tam da böyle bir boğanın

yoksunluğunu çekmiştim.)

Sonra, gözlerimi aniden açıp nehir çığırının genişliğini

duyduğumda, – rüzgârlar arasından her tarafa dağılıyor erk

topları, bilardo masasında bir açılış vuruşu sanki: Çünkü

istiyorum bunu; bir an için Titanvari, deniyorum irademi.

Her şeyi karşılamaya hazırlanıyorum: Sağanak

yağmurlar, boranlar, şimşekler ve çalkantılar bekliyorum;

akşam havasında sarhoş edici kokular döneniyor; derin nefes

aldığımda elektriğe değiyorum; koruluğun derinlerinden

meşalelerle, tören ateşleriyle, patlamalarla dolu bir ateşler

imgesi geçiriyorum, – imgelerin ağırlığıyla iki büklüm

olmuşken adına bile katlanamadığım ateşi, şu an onu

kendimde taşıdığım için anıyorum!

42


www.isaretatesi.com

TILSIM

Bir güneydoğu işareti vardı şurada. Şurada! Tam

şuradaydı. Şuranın şurasında.

Oradaydı, gidip bir tur atmıştım, döndüğümde yine

oradaydı. Güneydoğudan getirmiştim, güneydoğuluydu, tam

oradaydı. Orada!

Orada olması gerekiyordu – niye yok? Nereye gitti?

Var mı yoksa? Belki de bana yok gibi gelmiştir. Var belki

de. – Var mı? Yok!

Güneydoğulu işaret yok. Şuradaydı. – Şurası yerli

yerinde. Ama güneydoğu işareti yok. İşaret olmadan şurası

nasıl olur? Böyle şurası mı olur? Şurası güneydoğuya bir

uğrayıp gelse de işaretlense yine. Zaten “işaretli” olması

gerekmez mi onun, işaretsiz olamaması?

Şuraya güneydoğulu işaret gerek. Hem de şuranın tam

şurasına!

Vakar kanlı buyruk çetin yüksüklerin akabe kımıltılarını

sorguçlu aştıran beyazdan zambak kurna kıyısı belalar tamtakır

43


www.isaretatesi.com

gurultulu gevrek yıldızını tutamlarda unufak eylettiren cici bilye un

kumarını bozduruncaya saz ger çadırı terrarossa persepolis oturum

iki iki dönemeç yüksek metin kuyruk yakar tanlı kâbe kıyıltılarıyla

sondajlı furkan bezek gürültülü tumturaklı zurna beldelere şaştıran

kumanyalı tozdurunca çiki çiki akar kaplı sierra nostra persephone

eğer ki naz katırı katar olurum iki iki günü kırk kesitli kırkbeş ufuk

sordursa yemin esma borsa yün kalas tundra pul balık bir göldedir

tuttuğum nefesin son raddesi dünyanın yelkenini şişiren kan

rüzgârım ol

Güneydoğu işareti yerinde mi?

44


www.isaretatesi.com

SOARING

-fantasiestück-

buzdan döndü

ateşi gördü

kıvılcımlar saçıldı yükseklere

kancasını uzattı boşluğa

tuttu öyle

suda kaydı

kumda kaydı

tuzda kaydı

rüzgâr esti

tutundu direğe

paçaları şişti

tarttı kendini

ayakları yerden kesildi

yokladı bulutu

45


www.isaretatesi.com

çepeçevre taradı

büktü güneyi

sesi uzattı

ışığı katlayıp bıraktı

ufku yaktı

çınladı zirveler

kabarttı sırtını

duydu çılgın hızı

biledi kokuyu

çizdi doğruyu

işaretledi öteleri

ağdıkça ağdı

dürttü eşeledi

kaçtı yükseğe kaçtı

kazıdı çıktı kabardı

yükseldi çıktı

kaçtı kamaştı kaçtı

46


www.isaretatesi.com

SAYIKLAMA

Suda deli yansıma! – Oryantasyon: ani buzul çağı…

Evrim evrim, çabucak, kaleydoskop gözler. – Peki tören

niye? (Vecd neden törensiz olamasın?)

Değil mi ki platodayız, yalın, beyaz, erdemli. Uzay

mendilleri, körfezler, kaçış, döne döne, göre gide, baş döne

döne, en başa döne: ilk simya için – ilk temas: eline geleni tut.

Yücelir.

Bobinlerde apokaliptik yılgı, unut onu, kör yeraltı

yaratığı değilsin, bobinlerle yine yıl, arın, tulumları an:

havadar, esen, tropik.

Yosun ol! Ol ki yosun ol… Yosun kalma. Geçti bile. Billur

elma ışıklarla yıkanıyor. Hep bakma – – şimdi bak!

Şimdi bakma…

Şimdi bak!

Şimdi bakma…

Şimdi bak!

47


www.isaretatesi.com

BESLENME

Su, süt, tahıl, otlar, kökler, yemişler, şerbet, lokmalar,

çorba, peynir, meyveler, şarap, ekmek ve koca bir but: – aroma,

özler, nektar, lütuf: – sindirim, doyum, keyif, bütünlük,

işlerlik, döngü, uyku ve dinçliğin dengesi, yeni erk, duyusal

canlılık, menzili gören öz, atılım için yürek: – açılış, genleşme,

güçlendikçe büyüklenen beden, yeni çapını kutlayan bilinç,

çoğalış, halkalar, ucu sınırların, öteler.

48


www.isaretatesi.com

ÇİN-ÖZNE

başka dilde manzara

Eğik-Göl. Çember-Vadi. Katlanmış-Orman. Mavi-Köprü-

Sırt. Kut-Yamaç. Fısıltı-Rüzgâr. Sarkaç-Boşluk. Mağara-Gök.

Uğultu-Kaya. Külçe-Tepe. Titreşen-Zümrüt-Ada. Çay-Kokan-

Yutkunuş-Kayık. Ve içilen sular kadar çok bir İlk-Kıvılcımı-

Belleğin-Yarımay.

İçlerindeyim, benim, rehberiyim onların.

49


www.isaretatesi.com

“S”

Bir duman havuzu burası. Akıyor duman. Dikdörtgen

şeklindeki havuzu duman ve pus dolduruyor.

Karşıma almışım bunu, oturuyorum. Sanki önümde bir

harita; ya da bir fal küresi. Yavaş, ağır, yoğun bir akım

görüyorum. Havuza su gibi dolmuş duman; ilerliyor,

yoğruluyor; kıvrılıyor, toplanıyor, ip gibi uzanıyor, dağılıyor,

kesifleşiyor.

Akıyor; damarlar, dallar oluşturuyor. Müthiş bir gaz

yoğunluğu; katman katman; ak ve kara arasında türlü renk

geçişleriyle. Silinen hatlar, karışan şekiller. Şekilsiz değişimler.

Karşımda duman havuzu. Ötede, ucu bucağı

görünmeyen bir karanlık. Sessizliğin ortasındayım.

Bir dayanak arıyorum: Dumanda ısrarla bir S harfi

görmeye çalışıyorum.

50


www.isaretatesi.com

HATALAR

Hatalarla dolu adamlar

yaş ıspanak çiğnediler

duydular çemberlerini,

beş bin metre

irtifanın buz gibi

çatlaklarına geceleyin Schumann

sızdırdılar gliserin.

Hatalarla dolu adamlar

ısıttılar doğu batı

bozkırlarının üzerini,

göl içlerinde yamru yumru

bir top gümüş

yakaladılar fortissimo:

istasyonda

peron karanlıklarının ucundaki

cangılda devrik

51


www.isaretatesi.com

bıraktıkları aynanın adı

Tibet’ti.

Hatalarla dolu adamlar

pembe turuncu ışıklar

yunağında en doğru

mavinin doğru durumuydular:

homurtulu bir at

arabası getirdiler cadde boyu,

arabaya bir geliş

yakıştırdılar.

Hatalarla dolu adamlar

baskın tentenin altında

kavruk durdular,

zebur gölgede

suskun şurup susadılar,

lamba yaktılar

lamba yaktılar

lamba yaktılar

lamba yaktılar

lamba yaktılar

lamba yaktılar,

korkunun kurgusal

52


www.isaretatesi.com

rahatlığıyla minare

uçlarından yukarıya beyaz

koku kıvrıklarını düzden

zımbalayıp güle göz

güme giz güze sarı sol fa mi

hatalar yaptılar.

53


www.isaretatesi.com

BAŞKALAŞIM

Penderecki’ye

bataklığın üzerini

sinek gibi vızıldayan

bir keman

kurcalarken,

derinde

yığınla güç

tortop.

üçgen çatıların

sırt sırta

yüksekler yavanlığı,

iki esmer ağaç

arası tamtamlı

zaman tutulmasını

ittiren zencefil koku

uyuşması darlığı.

54


www.isaretatesi.com

içten dışa

tutti yutkunuşla

gırtlaktan ciğerlerden

sırttan sinüslerden

saçılan duman

çınıltılar ve kırk-uyarımlar

gece mavisi

kent-orman nebulalarına

metalik fa mi.

yüzey uzlaşmaları

ortanca dakika

protokollerini soluğun

bütün evreni duyulurken

kadifede tende elyafta

güherle güp diye

böleyazacak.

dürtüsel uzantıların

koyların karanlık imasında

ses halılarıyla

üst üste bindiği

petrol yeşili katmanların

55


www.isaretatesi.com

la bemol tığı için

sicim gibi lazere firesiz

enerji dayatılması

yok yere değil

kabinlere gelmeden.

56


www.isaretatesi.com

TAKILMA

harita

tutuşturulmuş elimize,

göl kıyısında

keşif namümkün.

güne küskün,

buluta düşman

yürüyoruz

sövüp sayarak.

karton yırtığı

öğlenin reçinesinde

bembeyaz elektronik

beşlikler kumaşın

iç kimyon köprüsünü

yaktığında deli ödü

durduramadık.

yamaç önü panolarında

57


www.isaretatesi.com

melez kimyasal

tutamların ıslığı

ipin çizgisini ünlerken

berrak korku huyları

titreyen yelkenlerde

kunt ağrı.

bekleyişin pis uğursuzluğuyla

merkezcil sfenksin

su naraları uzağında

dibin en dibi tohumları

burkulmaya tuttuğu,

–– hatırlayışın doğal

ortalamasından

palas pandıras kalkan

acı boya sıyrıklarının

aniden kuyu kasnağıyla

sarıldığı,

–– rutin düşünüşün

bukleler belasını atlatamadığı –– ––

58


www.isaretatesi.com

KÖPRÜ

Bu köprü, çağımız metropollerinden birindeki anıtsal

köprüdür.

Benzerini her metropolde aradığımız cinsten, ideal bir

köprü. Tam olması gerektiği gibi tasarlanıp kurulmuş. Nasıl da

köprü köprü duruyor yerinde, şaşılacak şey!

Ama tam da o haliyle insanda şüphe uyandırıyor. Çünkü

bir köprü, bu denli köprü olmamalı. Bir terslik var bu işte; bu

köprü tamı tamına kendisi kadar.

Hayır, kesinlikle teknik veya mimari bir sorun yok; ama

bu köprü yalnızca bir köprü olduğu için, bir kültür ikonu

olmak dışında hiçbir etki yaratmıyor. Tam kartpostallık!

Kim bilir zamanında köprüyü yapanlar nasıl sağlam

esaslarla hareket etmişler, doğru malzemeyle nasıl güçlü bir

yapısal bütünlüğü ortaya koymuşlardı. Peki ama ortaya çıkan

sonuç, in situ neden bu kadar geçersiz? Onyıllardır kenti

ziyaret eden yüz milyonlarca insan köprüyü çoktan yanlışladı.

– İşte karşımızda: Bir hiçe bakıyoruz.

Belki de sorun, köprü tasarlanırken teknik birer

parametre olarak göğün çalkantılarının, vertigonun, akşam

59


www.isaretatesi.com

ateşlerinin, elektrikli saatlerin, sudaki kıvılcımların, mekân

derinliğinin ve sessizliğin hesaba katılmamış olmasıdır. Ya da,

belki de, köprünün yapımında kullanılmadığı açıkça belli olan

malzemelerdir: sedir kabukları, kil tabletler, tuz kristalleri,

Sahra kumu, Polinezya totemleri, at teri, Afgan kilimleri,

kutup buzları, okyanus çamuru, asteroitler…

Belki de sorun, bunların hepsiyle ilintili. – Hem şu da var

ki, köprü tersten yapılmış olmalıydı, fakat düzden yapılmış. O

yüzden düzden tersi gösteren bir köprü var karşımızda!

Evet, köprü burada bir tılsım olacağı yerde tam bir baş

belası. İnsanlar gelip onun önünde sürekli fotoğraf çekiniyorlar

(gülücükler saçarak, atlayıp zıplayarak, klişe göz yanılgıları

yaratmaya çalışarak, neşeli, esprili, zekice pozlar veriyorlar),

bunu neden yaptıklarını anlamak mümkün değil. Çünkü

aslında köprüyle hiçbir temas kurmuyorlar; nefret ediyorlar

köprüden; bunu herkes biliyor. Çatışıyoruz köprüyle; hınçlıyız

ona karşı. Orada köprü köprü durmaktan başka ne işe yarıyor?

Herkes teslim etmeli ki, bu köprü burada bir uğursuzluk

anıtıdır. Ve bir çözümü yok bu durumun. Çağımız böyle bir

paradoksun nasıl çözülebileceğini hiç düşünmemişti.

* * *

Ama düşünün, bu metropolde bir de isimsiz konuk

vardır, caddelerde sessizce gezinmekte, bir gizemi

kovalamaktadır; gecenin geç vakti odasından fırlamış, kararlı,

sert adımlarla ilerlemeye başlamış, tüm konukların birbirinden

yorgun olduğu bu tüketici kentte belli ki yeni, spontan bir güç

kaynağına ulaşmış, içinde uyanan enerjinin hevesiyle dizi dizi

60


www.isaretatesi.com

işaretlere uyduğu, haritalarda olmayan bir rotayı izlemeye

koyulmuştur; ve manyetik dönemeçlere, koku mağaralarına,

ürpertici dokulara, yoğun, loş ambiyanslara uğraya uğraya,

özgün bir hız ve yavaşlıkla, suyun kıyısında köprüyü uzaktan

görebileceği kritik noktaya varmıştır: Tan kızıllığıyla köprüde

tüm varlığın ruhu ağır ağır uyanmaktadır; panoramada ışığı,

suyu, havayı derin derin solur; tümü bir senfonidir; köprüde

bir baştan diğer başa, kıvılcımı, ateşi, tınıyı, delili yakalar

tekrar tekrar, zamanın nabzını duyar, şifreler okur; maddenin

can damarına temas ettiği an bir ıslık duyar göklerden, milyar

yıllık bir bilinmezin kovuğuna doğru sokulur…

61


www.isaretatesi.com

TAVŞAN UYKUSU

ışığı sönük

ampulde bırakmışken,

karanlıkta

yerimden kıpırdamayarak

uykuya dalmayı beklerken,

hayalet bir sinekle

irkiliverip

– V I Z Z Z –

önümde beliriveren

Venedik imgesinde

kanalın mavi kırmızı

sarı pembe evleri,

yeşil kahverengi

beyaz mor gondollar,

buz gibi gökyüzü,

çıplak ete

62


www.isaretatesi.com

değen demir

– Z Z Z I T –

tükürüğümde bademin

on dört yaş tadı,

kulağımda bakırın

eğreti tınısı,

tenimde ürpertinin

geri dönüldüğünde

bırakıldığı yerden

aktığı,

odaklarda karıncalanma

– T I Z Z Z –

hem sonra akrabalarımın

bazıları yılgın,

bazıları acemi,

tutucu bazıları,

bazıları korkunç,

ama zencefil

teklif edince

hepsi de kangrenli

atol yorgunu kul

– T I T –

63


www.isaretatesi.com

inci çarşaf

güneş benek

zımba-delikli hezarfen

sevgi mayhoşu

âtıl ziggurat

şehrin büyülü erdemi

toz kıl yün

– T I R R R –

havada çam

kokusunun aktığı,

dokuda kelebek

devamlılığı,

iki boyutluluğu

âlemin,

çobanın taraçadan

köyler ötesine

bakışında beyaz

ufkun pembe

lekesinin fıt fıt fıt

– R I Z Z Z –

ağaç gölgesinde

64


www.isaretatesi.com

birtakım

davranışlara tutulmuş olan

sincabın durduramadığı

zaman,

arapsaçına dönmüş

refleks eylemler,

geri sayım

gibi gelen

kozmik açınlama,

çınlama

encam

ve şimdi acun

– Z Z Z I I I R R R –

65


www.isaretatesi.com

TAVŞAN UYKUSU - II

günü planladın,

eyleme vurdun erki,

aralıklar belirleyip

kesik kesik yaşadın ––

topla zehiri,

sık düğümü,

yırt dokuyu kan sıçratarak

– Z I M –

delice koşturdun istemi,

çarklar terse döndü,

yana eğdin düşü,

şaşı baktın ––

topla zehiri,

sık düğümü,

yırt dokuyu kan sıçratarak

– Z U M –

66


www.isaretatesi.com

bozdun renkleri,

rakamları karıştırdın,

kurmayı bilemedin sesleri,

sessizliği harcadın ––

topla zehiri,

sık düğümü,

yırt dokuyu kan sıçratarak

– T U M –

zamanla yarıştın,

ya önden gittin ya geri kaldın,

gölgenle güreştin,

soluksuz kaldın ––

topla zehiri,

sık düğümü,

yırt dokuyu kan sıçratarak

– R I Z –

bilinç titrek,

bellek kırpışıyor,

seğiriyor duyum,

yüzeyler naylon ––

topla zehiri,

67


www.isaretatesi.com

sık düğümü,

yırt dokuyu kan sıçratarak

– H O Z –

deneyimin suyu bitmiş,

katrana kaldın,

humma bile yok,

hayıflan ––

topla zehiri,

sık düğümü,

yırt dokuyu kan sıçratarak

– T O T –

68


www.isaretatesi.com

ASANSÖR

Kavruk Asansör, gördüm seni! Nasıl da yeşillenmiş,

macentalanmışsın, klor kokusuyla çalkalanıyorsun. Uğultun

sintizayzırlık, kapkara bulutlarda hasadın.

Kabuk Asansör! Bir tur dönüyorum, geliyorum, yine

buluyorum seni! Külsün, köşe bucaksın, uzay boşluğu;

armutlar kadar meşru varlığın. Sokuluyorum ıssızlığına;

sandıksı hacminde kıpır kıpır eşeleniyorum.

Kaykık Asansör! İçinde termometre cıvası, su terazisi

baloncukları… Vanilya kokuyorsun, sonraya yerçekimli

kalıyorsun. Tın tın, tin tin, tum tum. Calliope!… Geldi bahar,

yerli yerinde ayrıtların, tavanını iksirle tamamladım, öğlelere

çocuklaştım.

Sulak Asansör! Neden barutsuzsun da barut

kokuyorsun? Uzak dokunsallığın pek manidar; re majörlere

karıştın. (Tutuyorum kendimi; kılçıkların balığını

ayıklamayacağım.) Senden önceki uykumsun, senden sonraki

tempolu adımlarım. Yamacında bronzlaşırken göstergelerinle

kırk saat oyalanıyorum.

Sinyalini yaktın ve ben seni içime çektiğim soluktan daha

iyi tanıdım.

69


www.isaretatesi.com

BAŞKA ZAMAN

Balkonda şömine, sehpa ve tavan arasındaki sınırlı

boşlukta gezinip duran yaz ikindisi havası, – neden o sınırlı

boşlukta gezinmek zorunda ve daha sınırsız bir genişlik

bulamıyor kendine?

Başka bir zaman, gene bu balkonda, sınırsız bir genişlikle,

– gece göğünün dev bir plakanın bükülme gıcırtısıyla

yankılandığını, beyaz bir tanrının karıştırdığı acı bir girdabın

burçlara yayıldığını ve ufukta upuzun bir bulutsunun baştan

başa ürperdiğini hatırlıyorum.

70


www.isaretatesi.com

BÜYÜYEN YAZ

Yaz, çığ gibi büyüyor.

Yaz, çığ gibi büyümekle büyüyor.

Sesler var her yanda, geniş mesafeler. Göz alıcı huzmeler.

Güneye musallat olmuş iplikler! Toz çağları. Erk kitabeleri ve

durumluk kil tabletler.

Bulutları görüyor şeftali tüyleri. Yüksek irtifalarda,

fokurdayan sular – ve en üst eşikleri aşan manyetik taklalar.

Düşünce cımbızı; rengârenk panoramalar, kayalıklar:

direncin ısıl yuvası. Işık, yönler, elektrik; aygıttaki bozukluğun

kerameti.

Görülmemiş bir meneviş! Hep doğru oktavdan bir si

bemol. Kıpırtı, kayma, kuyu kıyıları, koy kokuları, kor kumlar.

Ve yine, sesleri pekişen klarnetler.

Tavşanın öğlen düşü: ân ayarına mayhoş buğu. Telekler

milyonluk uçuşuyor; güvercinler hep Titan, hep Ekvator.

71


www.isaretatesi.com

Zillerin çınlamadığı kovuk yok. Sarnıç tavanları okkalı.

Burada olanın orada olmayışı ve her şeyin yerli yerinde oluşu

kadar güzel her bir şey. Zamanın tiktakları sancılı senfonileri

sayıyor.

Üzerinden özlem geçsin istedik. Sirenleri artık stratosfer

tutamaz! Tüm varlıklarda biricikliğin sonu gelmez tılsımı.

Girdaplar kurcalıyor boşluğu; ışıltılı sular karıncalanıyor.

Sonraya kalıyor açılan çığırlar. Uğultu geçmiyor, çağlar

uzuyor, uğultu mahşere kalıyor.

Tersi olmayan düz bulunmuş! Başım dönüyor, – kendimi

hep üzerinde hayal ettiğim köprüde sonunda yürüyor olmanın

tuhaf yolunu tutmuşum; güneş saatleri gibi, çöl akrepleri gibi

boğuluyorum ışığa; büyük olaylar geçiyor başımdan, büyük

bir yolculuğa çıkıyorum.

Yaz, çığ gibi büyüyor.

Yaz, çığ gibi büyümekle büyüyor.

72


www.isaretatesi.com

KIZIL PRELÜD

Canlı bir tema buluyor, güne bir kapı açıyorum: Böyle

başlıyor her şey – zamanın miladı. Bulduğum temanın ne

olduğunun bir önemi yok; ister elmas kristalindeki pırıltılar,

ister çilek kokusu, ister kalın bir kadın sesi, ister karanfil tadı

olsun. Kutsal bir anahtardır beni açan şey, bana can verir.

Gözlerimin doğru baktığını, kulaklarımın doğru işittiğini

hissediyorum – bulutta, şelalede, rüzgârda, tende. Sağduyum

özgür.

Demek ki buydu gölgesinde titrediğim ağaç:

Bilmiyordum bu karmakarışık dalları, gür saçakları, bu

koskoca gölgeyi; bilmiyordum titrediğimi bile, titriyordum.

Şimdi gölgesindeyim ağacın; capcanlı bir soluk bu, ısıtan bir

ürperiş.

Sonra, öğle güneşi altında, çığırında akan bir nehir gibi

ilerliyorum; allegro non troppo geçiyorum koruluktan;

çıkıyorum köprüye: Ufka bakarken tüm gücümü donandığımı

duyuyorum.

Olimpos’u görüyorum uzak dağda; yeni çağ esinleniyor

boz yamaçlarda; teknoteolojik bir tasarı kurup, satirik bir

neşeyle kıkırdıyorum.

73


www.isaretatesi.com

Nihayet, kulağımı bir Kızılderili gibi raylara dayayarak

kilometrelerce öteye kulak kabartıyorum: Uğultuyu

duyuyorum, yaklaşan haz dolunayına bel bağlıyorum!

74


www.isaretatesi.com

GÜMÜŞ PRELÜD

Işık parladı panoda. Ters ışık, bir anlığına. Günün özel

bir saatinin ışığı. Parladı panoda.

Tren ipek tünelden geçerek çıktı yola; menzilinde

Racastan vardı – Racastan’da bir göl; gölde bir saray. Biyonik

yolcuyu İran Dağları’nın uğultusu ve Ay kraterlerinin

manyetiği uyanık tuttu. Düşünce matrisinde bir çengel peyda

oldu yolcunun, uzandı bir içdeniz imgesine, kaldı kaskatı.

Sonra, zamansızlığın bakır telinin sentetik yüzeyde

pembeye yeltenmesi kadar sıkıntılıydı, bir bakışlık çemberin

manzarada tamamlanamaması.

O halde tornistan, – o halde içe dönüş, – o halde

tornistana tornistan: “Mahallelerde gece denizleri, eğer bize

değilse kime yansıyor olabilir?”

75


www.isaretatesi.com

DURUMLAR VE SABİT

Vanitas.– Hiçliğin türlü görünümleri. Sakıncalı maskeler.

Gölgelerde neler var! Sancılı başaşağı duruşu kavramların.

Bütünlenemeyen panoramalar: Her manzara hücresinin

geçersiz kılışı bir diğer hücreyi. “Fiyortlar neden? Neden

mercan adaları? Ne gerek var Gulf Stream’e? Madagaskar

niye?” derken – sızlayışı perdelerin, merdivenlerin, tavanların.

Sonunun gelmemesi uğursuz ışığın yansıdığı yüzeylerin.

Derken ilgi odağı hep sapa yönde: soyulmuş duvar sıvaları,

zeminde yağlı leke, boruda pas. Bir homurtu derinden derine;

restoranlarda fersiz sema ayinleri. “Gözde bakış, alında pırıltı,

düşte bir tutam cevher yokken – ne gerek var, gözler kalkmaz

da neden aya bakmak aranır?”

Kahkahalar.– Verandada karıncalanma. İpin komik

durumu. Parke boyunca, kenarlıklar boyunca kıkırdama.

Çıngıraklar, fırıldaklar, çatapatlar, topaçlar: Benliğin katılığını

toza dumana savurmak gibi bir zevk var. Kıs kıs. Oyun,

şaşırtma, alay. Eğretiliği fiyakaya, dumuru eğlenceye vururken

– horozlar, eşekler ve saksağanların neşesi gaydaları, kaldırım

76


www.isaretatesi.com

taşlarını, palmiyeleri ve tırpanları dünyanın şenlik yerine

çağırıyor, anlamın absürtte aranışına çağırıyor. Hahayt!

Korkular.– Derin kuyuların uğultusu, kuytu düzlüğü

sıyıran kof esinti. Boşluk, karşıt yönler arası gerilim. Âtıl

depoların, küflü ambarların, ıssız hangarların dokusunda

dayanaksız bir düşüklük ve ani tıkırtı. Önü alınamaz kolaçan

edilişi etrafın; girdap gibi dönenen ürperti. Tekinsiz ilerleyiş.

Renk kusan karolar, zehirli parlama, maddenin özündeki

radyoaktif tehdit. Biz bunlara rağmen, yok sayıp alâmetleri,

takıntılı bir inatla, yürüyoruz homurtulu ve iniltili duvar

boylarında, içine içine yürüyoruz kara ateşlerin, içine

yürüyoruz cinli köşelerin.

Tasasızlık.– Ak sütunların göğünde tül. Taklacı güvercin.

Kesintisiz soluk, serbest buhar, denetimsiz rüzgâr. Atlaslara

yayılan ipek, düzlüklerin ufkunda ıtırlı kamaşma. Su halıları,

kaygan kaya dilleri, ateş çiçekleri. – Ve o ak sütunlar devriliyor

öylesine ağır ağır ve hafifçe, masalsı bir çatı kuruluyor, tüm

günün çocuksu suspus ağzı tek bir güzel sesi söyleyebilmek

için ılık bir esintiyi andırarak aralanıveriyor.

Düşüncemin kutup yıldızını körfezin ucunda bir kıvılcım gibi

çaktırmayı bekliyorum gece gündüz.

77


www.isaretatesi.com

İKİ BULUT

-manzara resmi-

Birbirinin aynısı iki bulut. Yayvan tepenin üzerinde yan

yana, hareketsizler; ikisi de tıpatıp aynı biçimde yuvarlak,

pofuduk.

İki bulut. Aynı yükseklikte, aynı boyutta, birbirlerinin

kopyası gibi. – Ama sırf biri sağda, diğeri solda olduğu; biri

diğerine göre sağda, diğeri ona göre solda olduğu için, aslında

dünyanın en farklı iki bulutudur bunlar. Yan yana ve tıpatıp

aynı olmasalardı, bu kadar farklı olamazlardı birbirlerinden.

Çünkü burada büyük mesafesi gizlidir ikinin birden,

sağın soldan, bir noktanın diğer noktadan. Aynı zamanda aynı

mekânda olsalar bile iki farklı konumdalar bunlar. Aynı

koordinatta değiller ya, üzerine gidip sorgulasanız sırrını

kusar ayrım, dehşetli açığa vurur yan yana oluşun gizlediği

büyük farkı. Çünkü öğelerin uzaklığıyla ayakta durur evren;

mesafedir varlığın çatısını kuran.

Meydan okumayın bu iki buluta, nefesiniz yetmez,

boğulup gidersiniz.

78


www.isaretatesi.com

KEMAN İÇİN PRELÜD

Neyin şoku bu? Hava elyaf; ova mor – kadim ve ılık. Ete

kemiğe bürünüyorum.

Hilary Hahn’ın havada gezdirdiği Elgar, ipince bir lif gibi

değiyor kentin bloklarına, boşluklara, yumrulara, buza,

elektronik nehirlere. Sular kabarıyor; ufuk uğulduyor.

Ovada dev bir baloncuk gibi kabaran akşamı bir

karıncalanma kaplıyor.

Karanlığın, ufuktaki renk alacalarının, tepelerin ve kent

ışıklarının bir rüzgâra uyup ovanın üzerinde çattığı binyıl

kurgusuna bakıyoruz hepimiz, tüm insanlar ve usulca uyanan

gece yaratıkları.

Bilinçlerarası bir ağ kuruluyor, – gökgürültüsünün

telepatisi.

Bulunduğu yerde herkese, kendisi oluşuna dair ayrıntılar

açıklanıyor. Ulu çınar ağaçları bir ayin korosu; yağmur çılgın

bir şaman. Herkes şaşkın.

79


www.isaretatesi.com

Etrafımızı kolaçan ederek, kadim çemberi bir anlığına

tamamlıyoruz. Karşıt güçlerin hilesi boşa çıkıyor böylece.

Eylemin katı darlığından kurtulmanın yolu açılıyor.

Batıda günbatımının son alacakaranlığı bir mühür gibi.

İlan ediliyor: Oluşun anlamla sonsuz evliliğidir bu!

80


www.isaretatesi.com

MODUS VIVENDI - I

yolun keskin dönemeci

beri yanda ormancıl dokuya

ansızın bir totem

kondurdu.

bej kayık

gölün kapkara yosunlarına göre

çarpıcı bir konum buldu:

yöre tınladı.

boş arsadaki

moloz yığını

gecenin can alıcı

ânında parladı.

ufka yakın

yamyassı bulutu

81


www.isaretatesi.com

ısıtan fa sesi

tepeleri saran

gelecek düşününe

ilk kez deli pembe

yansıdı.

82


www.isaretatesi.com

TERSİNE ÇEVİRME DENEMELERİ

Kuyuya: kalıp. – Kuyu kalıbı. (Çifte kuyu, çifte kalıp.)

Boşluğa: yokluk. – Boşluk yokluğu. (Çifte boşluk, çifte

yokluk.)

Maddeye yumru. Yumruya topak. Topağa cüruf.

İçe hiç. Susa pus. Tuzla buz.

Uzunluğunca uzanmayan ipe, uzunluğunca uzanma kipi:

ama ip yine kipten kaçıp gitti!

Çembere darlık, noktaya karanlık. – Peki efsunla mı,

yahut mühendislikle mi olmalı direnç?

“Düşüncelerini katrana alıştırmışsın, tamam, şimdi onları

müziğe yanaştırmayı dene de gör, nasıl da çağlar boyu süre gerek

buna.”

83


www.isaretatesi.com

RİTİM - I

-günlük ölçü-

koş – koş – git – geç – kaç – atıl – atla – koş – uç – geç –

dur – fırla – hızlan – yüklen – kaç – geç – dur – koş – dur – koş

– fırla – koş – koş – zorla

(ha gayret, ikinci doğanın suyu tükenecek)

84


www.isaretatesi.com

RİTİM - II

-çeyrek dakikalık ölçü-

M

E D

İ T A

S Y

O

N

85


www.isaretatesi.com

RİTİM - III

-saatlik ölçü-

Sahanlıkta otur. Gölgeli, kuytu, sessiz: sığınak.

Merdivenleri çık. Ahşap basamaklar: gıcırtılar.

Tavanarası: Kavurucu öğle güneşinde göğe en yakın

kuytu burası.

Aylaklık kuleleri sıralanıyor iç içe.

86


www.isaretatesi.com

RİTİM - IV

-dakikalık ölçü-

Bul. – Git. – Dön. – Bulama.

Git. – Dön. (Başka Dön.) – Benzer Bul.

87


www.isaretatesi.com

RİTİM - V

-geceden sabaha-

Geceye sünger çekmek istedin.

Uyudun. Sancılar içinde kıvrandın.

Uyandın.

Avludaki moloz yığını şimdi neyin halidir?

(Geceden, üzerine sünger çekemediğin nedir?)

88


www.isaretatesi.com

KIRMIZI PARMAKLIKLAR

varsınız kırmızı parmaklıklar!

eşiğinize varıp da ayırdım

dünyayı ikiye:

beride kötü gidişat,

ötede iyiye gidiş –– değişim.

duruyorum burada

kırmızı parmaklıklar!

ikiye kırılmanın

kıpkırmızı eşiğinde

sonsuz bir konaklama arzusu:

bekleyiş, durum, akım

–– doyum, dönüm, dönüşüm.

89


www.isaretatesi.com

MODUS VIVENDI - II

kiremit çatıdaki

bacaya

buğulu bakış:

üst-baca!

gecede

liquor amnii içinde

kanlı canlı kent:

rahmaninof peltesi.

sokakların

boşluğuna doğan

keskin şekil duygusu.

ham buluta

esas şimdi

kırk işlem.

90


www.isaretatesi.com

rakamları sayarken

sekizden dokuza

big bang!

91


www.isaretatesi.com

İSTİKAMET

İnsanlar dağıldılar meydana. Herkes ayrı bir yerde

duruyor. Kediler, köpekler de dağıldılar. Güvercinler de.

Banklar var. Ağaçlar. Boş gönderler. Etrafta ayrı ayrı duran

binalar. Ortada bir şadırvan, etrafında bir çiçek tarhı.

Uzaktan görüyorum.

Bulutlar geçiyor.

– Herkes istikametini belirlesin.

92


www.isaretatesi.com

KORUNAK

manastır yolu

Kilometrelerce yürüyüşün üzerine, öğle sıcağında bir de

uzun, dimdik bir yokuşu çıkarak, güç bela vardım tepenin bu

noktasına. Bir yudum su içmedim yolda; altında dinlenilecek

bir parça gölge yoktu. Açlıktan kıvranıyorum üstelik. Ve

güneşin altındayım hâlâ.

Üzerimde günlerin uykusuzluğu var, kafamda sersemlik,

her tarafımda ağrılar. Gücüm iyice azaldığından, ışığa, sıcağa,

seslere karşı müthiş derecede tahammülsüzüm; sinirsel

tükenişin eşiğinde olduğumu hissediyorum. (Çöl yitikliğinin

bu son raddesinde, karanlık irademin ezbere adımları bana

tinin menzilinde bir ifrit gösteriyor! Kovamadığım, feci bir ifrit

– değil mi ki cenderesindeyim darlığın.)

Gene de yürüyorum. Gözlerim kararıyor; neredeyse

kendimi bilmez bir halde varıyorum manastıra.

Ama nihayet vardım, içerideyim, önemli olan da bu. –

İçerisi gölgelik, serin, sessiz, durgun; ve dışarının tüm

koşullarından yalıtılmış ve korunaklı olduğu için de, yepyeni,

taptaze ve alabildiğine elverişli: Anbean, derinden derine,

93


www.isaretatesi.com

tasvirlere anlam dolmakta – vitraya zaman, mum alevine

karakter, soluğa ifade, iç mekâna sonsuz uzay.

94


www.isaretatesi.com

MODUS VIVENDI - III

tepeler arasındaki

çanağa

ikindi vakti varoşu:

angkor vat serabı.

kentin ufkuna

güneş batarken

okunaklı silueti binaların:

armoni-ayet.

kök-durumun

sırrına doğru eğildiğinde

dirim bilinci:

geceye uykulu hâle.

taşa su

sızarmışçasına

95


www.isaretatesi.com

karanlık parkın

kauçuğuna işlediğinde

Zeitgeist –– ––

96


www.isaretatesi.com

DO SESİ

Titriyor. Sallanıyor. Yılan gibi kıvrılıyor. – Do. – Görünüp

kayboluyor. – Do.

Kasılıyor. Gevşiyor. Aniden zikzak çiziyor. – Do.

Gölgeleniyor. Koyulaşıyor. Katılaşıyor. İkiye kopyalıyor

kendini. Üçe kopyalıyor. Beşe kopyalıyor. Hepsini kendine

topluyor. – Do.

Akıyor. Ağırlaşıyor. Tekrarlanıyor. Sekizleniyor. On

sekizleniyor. Susuyor. Yankılanıyor. – Do.

Gene kıvam buluyor. Boşlukta ilerliyor.

Duvar boyunda yürüyorum. Boğuk bir do sesi en dipten

benimle ilerliyor: Tınısı sessizliğinden anlaşılıyor.

97


www.isaretatesi.com

KESİT

Dıştan dolaşım. Uçurumlara uluyarak. Alnımın bütün

kompartımanlarıyla. Kuyulardan tüterken iksir kokuları. Işık

çizgisiyle kaplı uzak dağlarda. Çemberi gezerken. Çemberin

tutulduğu. Ay’a uyku. Karanlığa eğik kitabe. Çemberi

gezerken. Kasılıp kaldığında vadi. Ayıldığımda balçık

batağına. Bir kayran açınca kendime. Beyaza yürüyünce.

Simler saçarak. Rotanın ısısıyla, kauçuk zemin döşeyerek.

Kuytumdur. İksir kokuları tüterken. Asmalar altında. Saatler

şaşarken. Buğulu merceklerde. Yel yurtlarıyla. Bükülüp kalmış

bir eklemle. Çemberi gezerken. Devamlılık tedirginliğiyle.

Etrafa göre. Kanyon korosunu susturarak. Sıyrılan liflerle

söğüt şarkısı için. Pan’ın çığlığı güme gittiğinde. Vakitlerin

olağan ısrarında. Parlarken ufuk çağı. Öncelerden sonralara.

Solunan gündüzdüşüyle. Sular nasılsa öyle. Hınç bir cep

çünkü capcanlı. Işık saniyelerde bir cep. Çarşaflarca uzanarak.

Tüm kıtalara. Çemberi gezerken. Benlik kahkaha.

98


www.isaretatesi.com

GENE PROZODİ

Kamçıla ateşi. Vur korlara, parçala sıcağı. Çal davulu, çal.

Alaycı olsun gösteriş. Sokakları sars. Çimenlere git gıy gıy. Git

olaylar dağarcığına. Bulama: Olayları bulama.

Savur külünü. Ufala közleri. Hayıflan ateşi böldüğüne

(bölünebilmiş çünkü kamçılamakla) – yaptığını geri alama. Peki neye

yarar davul? Çal onu, çal. Vargücünle çal. Şekiller dağarcığına. Aç

susuzsun ama davullu. Çal!

Bir bez ger. Üzerine boncuklar, çakıllar, zarlar saç. Salla,

zıplat, çalkala çıkır çıkır. Esinlen (kıytırık da olsa). Boşluğu ve

loşluğu çalkala, zamanı çıkırdat. Yokla, ölçütü el yordamıyla ara.

(Var mı ki o?) Az daha, biraz çıkırtı daha. (Sallayıp çalkalarken aman

tilt olma!)

Çal davulunu!

Gene müzik var burada: bu sayıklamalarla, – gene

prozodi.

99


www.isaretatesi.com

BAŞKA ZAMAN - II

Bilgi somut şekilde taşımaz kendi içeriğini.

İçerik bilgiyi şekillendirir, ama sonuçtur bilgi. Ve o

haliyle içeriğini kendinde barındırmaz. Bir işarettir bilgi, bir

anahtar; en sınırlı, en kısa haliyle, belli bir içeriğe dair bir ibare.

İçeriğin izi, iması. Ama içeriğin kendisi değil.

Yani bir içerikten türer bilgi, ama bunun tersi doğru

değildir: Bilgiden içeriği türetemezsiniz, bir mantra değildir

bilgi. Bir anahtardır o, bir işaret – içerikle rastlaşmayı bekleyen,

içeriği gereksinen.

İçeriğe içerikten ulaşılır. Kişinin içeriği kendinde

taşıması, yakalaması gerek; bilgide onu ancak öyle okur.

Düşünün; biri karşısına gelen bir ibareyi okuyor – ama

daha o okurken, ibaredeki bilgi küçülüyor, sönüp gidiyor.

Oysa aynı kişi, başka zaman, aynı ibareyi okuyordu – ve

büyüyordu bilgi, kabarıyordu, kendinden taşıyordu,

aşıyordu…

100


www.isaretatesi.com

ORANTISIZ

Fenomene baktın pencereden: elektrik yanığı, pörtlek,

karmakarışık. Muğlaksa neden bu kadar dehşetli? Neden

yıkım ve yokluğa denk olmalı o, – neden hiçliği bunca karşıt?

Fenomene bakıyorsun pencereden ve homurtular, kasvet, pusu

kol geziyor. (Olaylar örgüsü, eğer öylesine inanırsan, kara

büyü fısıltılarıdır. Bir kere inanırsan eğer, sonra nasıl karşı

koyacaksın?)

Odadaki avizenin, vazonun, şamdanın varlığını

taşırıyorsun kendilerinden. Renkler düpedüz delilik, –

düpedüz öfke, hınç, düpedüz uyku düşmanlığı. (Ya bir daha

hiç uyunamayacaksa?) Bundan daha çıplak bir dünya olamaz.

Bakıyorsun fenomene –pencereden– ve tutamıyorsun onu,

durduramıyorsun, karşılayamıyorsun; tehdidinin oku

yöneliyor sana: Gözlerin özdeki tözü bozuyor olmasın? (Orada

uyandırdığın şeytan?) – Ve antrasit siyahı bir hava

dalgalanması uyduruyorsun karanlığa: Zamanda, en

basitinden, bir hinlik olmalı. Bir entrika. Geriye döndürülemez

bir tersliği kesinleştirmeye bunca kararlısın. Çünkü bakıyorsun

en sakin haliyle fenomene (bir uğursuzluk var durduğun

pencerede): Fenomen gene tanımsız bir yumru; etkisiz,

101


www.isaretatesi.com

işlemez, cırtlak, absürt. Gene geliyor. Ve sen, sona inanmışsın:

İnanmışsın ki fenomen dediğin yakmalı, kurutmalı, kavurup

yok etmeli. – Başına musallat ettiğin ifriti gitgide

büyütüyorsun; ve ona yüklediğin fenalıkların gereği yerine

geliyor, göz göre göre maruz kalıyorsun en köklü tehlikelere,

geri durmuyorsun. Kendine uygun gördüğün orantısız

karşılaşmayı tekrarlıyorsun gene, sonra gene: her seferinde

yenilgi, yıkım, – giderek kökleşiyor. – Oysa sıradan bir

deneyimden doğmuştu bu ifrit.

Ölümünden bile daha büyük, ne olabilir böyle dehşetli

korktuğun – diriminden bunca taşan?

102


www.isaretatesi.com

AÇILIM

Gündüz.

(Nedenleriyle.

Eşyanın ve havanın ötesiyle.)

Açık seçik güneş insanları.

(İlgiler: çimende, toprakta,

yosunda, sarmaşıkta.)

Göğün halleri.

(Dağarcıkta çarpıcı karşılıklarla.)

Ilık akım.

(Karşıtlıkları açıklayarak.)

Yamaçta renk değişimi.

(Sorudan daha büyük

doğuşu yanıtın.)

103


www.isaretatesi.com

Sinek.

(Boşlukta

varlığı arayan sinyallerle.)

Taşın kabuğu.

(Sesin dokunsal şekliyle.)

Ağaç.

(Nedenleriyle.

Gövde ve dalların

bin yıllık genişlikle

yayılması dünyaya.)

104


www.isaretatesi.com

KOYLAR - I

ağaçların gölgesinde

derindeki kayada

kızgın bir mühür gibi

turuncu-kızıl

yansıma.

delilik yogasından

çıkmış dinginlik

gibi tekinsiz,

suyun

çarşafsılığı.

bedensel atalete

taptaze özsu

tazyiki gibi ––

denize ve yamaçlara

anlık bir duyumla

hücum edişi

mavinin ve yeşilin.

105


www.isaretatesi.com

bilinç susup

geriye durumun

yabani çıplaklığı kalınca,

tepeyi ürpererek

gezen bakış:

kayalıkta

karadelik mağara,

koyda şurup gibi

kaynayan libido!

106


www.isaretatesi.com

KOYLAR - II

Büyük kayanın yüzeyindeki delikler, tırtıklar, yarıklar,

çatlaklar, kırıklar; dalga dalga, kıvrım kıvrım, kireç beyazı,

kızıl ve kara damarlar, sim gibi parlayan pullar, doğal lekeler,

gölgeli oyuklar. Kayanın geniş kütlesi, zikzaklı uzantısı;

üstünde kök salıp suya doğru meyletmiş ağaç. Ve kayayı

durmaksızın döven dalgalar; sıçrayışı suların, püsküren

zerreler, köpükler; aşağıda, su seviyesini işaretleyen yosun

katmanı ve kalıcı ıslaklık.

Yeterince zaman ayırarak, gözün çizdiği gizemli

geometriyle detaylara uzun uzun bakınca, katman katman

sunuyor kendini kütle; görünür oluyor sınırlı alandaki yoğun,

biricik ilişkiler; çarpıcı bir gerçeklik beliriyor zamanın

kovuğunda.

Varlığının en yoğun haliyle, kaya. Önünde duruyoruz

teknemizle.

Bu capcanlı bakış deneyimini buraya gelirkenki sakin ve

kararlı seyrimiz mümkün kıldı – denizcilik becerimiz, her

şeyin belli bir sıra ve düzen içinde oluşu, birkaç millik

kesintisiz hareket ve son olarak, tutku dolu tin bilgimiz.

107


www.isaretatesi.com

KOYLAR - III

Kıyıda sıra halinde sığla ağaçları. Onların ardında,

yukarılara doğru tırmanan derin orman. Kumsalın hilali

andıran biçimi; beri taraftaki uçurumlu burun, diğer taraftaki

eğimli yamaç. Koyun bağrından yükseklere uzanan dört sırt;

aralarında üç vadi kolu. Rüzgârla gelen ve havadaki tuza

karışan ot kokuları. Usul usul çalkalanışı denizin; dakikalar

ilerledikçe koyun gölgede kalışı.

Gelip buraya demirleyişimiz bizi kendiliğinden buranın

bir öğesi yaptı.

Saatler ilerledikçe zirveye ulaşacak mı – durumun

kıskaçları arasında tuttuğumuz elektrik?

108


www.isaretatesi.com

KOYLAR - IV

Yamaçlarda anlam okumaları.

Kayalar bunlar, toprak katmanının başlangıcı, maki

öbekleri, tepelerin üzerindeki yeşil, sarı ve kahverengi örtü,

koruluklar. Uzaktan görülen halleriyle, irili ufaklı mağaralar.

Suya doğru inen, yarıklarla parçalanmış, kâh alçak kâh yüksek

uçurumlar; halı gibi yosun parselleri; dalgalı kayaçlar; her

koyda ayrı bir tavırla çalkalanan deniz. Ve her koya farklı

açıdan vuran güneş ışığı; sudaki pırıltı mozaiği; sıra sıra

tepeciklerin çizdiği hatlar; rüzgârda vahşice şekillenmiş eğri

büğrü ağaçlar. Her mevkide yeni baştan kurulan karşıtlık ve

uyum; ayrıntılar, ayrımlar, bütünlük, biriciklik.

Tüm varlık, bilgidir. Her koyun, adanın, yamacın, kıyının

bir dili var – ve okunabiliyor.

Peki ama bunca bolluğun içinden gözlerimiz hangi

okumaları, neye göre seçiyor?

109


www.isaretatesi.com

KOYLAR - V

Durmadan değişen dünyada, olayların yoğun trafiği

içinde kaybolmama neden olan, özerk bir iradem olması ve

onun güdümüyle ikide bir, deneyimin doz aşımını gözden

kaçırmam.

Bazen bana sırf görüntüsü gerek değişimin: Yüzey gerek,

yüzeyde kalmam gerek. Havada süzülen martının teknenin

pruvasına konuşunu, kıyıya vuran dalgaları, rüzgârda

sallanan ağaçları, teknenin bir sağa bir sola doğru oynayışını

ve uzaktan duyulan tanker sirenini, işte bu yüzden, şimdi

yalnızca genel işleyiş kalıpları içinde duymak istiyorum.

Yaşamımı yalın bir olaylar örgüsü olarak duyabilmem

için kendime dayanak aradığımda, şu an teknenin yukarı aşağı

oynayan serenini takip etmekten başka yapabileceğim bir şey

yok belki de.

Bir tür transa geçiyorum: Bilincimin daracık aralığından,

bana deneyimlerimin güncel anlatısını sunacak belirimi

kolluyorum.

110


www.isaretatesi.com

KOYLAR - VI

Kıyıdaki sığla ağaçlarını geçerek ormana girmek; bodur,

dikenli çalılar arasından ilerlemek; geçitleri görmek; kalınca bir

sopayı baston gibi kullanarak kuru ve taşlı yamaçları

tırmanmak; kaya parçaları üzerinden seke seke gitmek;

gölgeleri yeğleyerek tepelerden birindeki açıklığa varmak;

denizi ve uzak gemileri gözlemek; cırcır böceklerinin

sersemletici gürültüsüyle, yoğun ot ve ağaç kokuları duyarak

yola devam etmek; basamak basamak atlayarak bir başka

tepeye çıkmak ve güneşe karşı yarı çıplak durmak; hareketin

akıcılığıyla iyice kendine gelen bedenin iradesini çevreye en

hâkim noktada nihayet tamamlanmış bulmak…

Bir Alpler tırmanışı bu âdeta. – Tam da cırıltılar, hışırtılar

ve dalga sesleri arasında sineklerin gelip dadanıverdiği anda!

Alpler tırmanışı bile sineksiz olmaz.

111


www.isaretatesi.com

KOYLAR - VII

Teknenin kararlı seyri, vızır vızır uçuşan su kuşları,

güvertede hareketlilik, havada güçlü akımlar, kıyıda rüzgârla

savrulan ağaçlar, çalkantılı sular, öteki tekneler, gemiler, sürat

motorları, göğe iz bırakan uçaklar, yamaç paraşütçüleri:

ilerleyiş, hız, uçuş, kaçış, sıçramalar, zikzaklar, geçişler,

kovalamaca, akış. Hareket, hareket, hareket!

Peki, o halde demirlediğimiz koydaki şu dik yamaç, şu

dev kaya kütlesi, şu kıpırtısız ağaç, şu mağara, şu sivri tepecik

ne?

Duran varlıklar: hareket için nirengi noktaları.

112


www.isaretatesi.com

KOYLAR - VIII

Kayalık dimdik yamaca denizden tırmanmaya çalıştı.

Zorladı, olmadı. Dibine daldı kayaların, gitti geldi. Mantar gibi

yüzdü suda uzun süre, neredeyse uyuyakalacaktı. Baktı;

yamaca baştan başa baktı. Suda tembel bir balık sürüsüne

baktı. Nefesini tuttu, dibe daldı, dayanabildiği kadar kaldı.

Yüzeye çıktı, göğe baktı. Bitkin düştü. Tekneye çıktı, güneşe

yattı, yandı kavruldu. Defalarca attı kendini suya, sonra

kollarında derman kalmayıncaya kadar kulaç attı, kıyıya vardı.

Sanki yarıştığı bir şey vardı. Kayalık uçurumun çevrelediği,

vadi ağzına benzeyen dar sahile ayak bastı. İçeri yürüdü,

aniden, başı dönüyormuş gibi baktı etrafına: En başından beri

bunu aramıştı – bir kez olsun, tam tur, kesintisiz bir bakış!

113


www.isaretatesi.com

KOYLAR - IX

Tekne ıssız koya varıp demirlediğinde, motor susmuş,

engin sessizlikte kıyıya vuran dalgaların sesini duymuştuk.

Kulak verdim o berrak, anıtsal sese; bilincimi ve koydaki

zamanımı o sese endeksledim. Öğle ve ikindi saatlerini o sesle

geçirdim; anbean saydığım dalgalar bir leitmotif oldu bana, bir

dayanak, kaynak. Sınırsız bir iştahla tekrarladım sesi.

Fakat şimdi, akşamın yaklaştığı bu vakit, dalgaları

dinlemekten yorulmuş haldeyim. Gelgelelim ne dalgalar

durmak biliyor, ne de dalgaları dinleme takıntım. Üstelik,

tekne koya demirledi, gece burada geçirilecek.

Dalgaları dinlemek, âdeta bir krampa dönüşmüş

ruhumda: Muhakkak bir yolunu bulmalıyım kası gevşetmenin,

uzvu kıpırdatmanın ve harekete geçmenin – çarkları

döndürüp, bu tıkanıklıktan geceye doğru ilerlemenin.

114


www.isaretatesi.com

KOYLAR - X

Rüzgâr şiddetli; her yönden hava akımı var, her yönden

sarsılıyor tekne. Deniz kabarmış; bir iniyor bir çıkıyoruz

çalkantıda; bordaya art arda vuruyor dalgalar; – buna karşılık,

direnç gösteriyoruz; dümeni bir o yana bir bu yana kırarak

rotamızda son sürat, inatla ilerliyoruz.

Yelkenlerin, direklerin, tentelerin sarsıntılı hareketini,

bordaya bağlı kum torbalarının savruluşunu izledikçe, ve tüm

aksamın çıkardığı gıcırtılı seslere teknenin direncine dair

işaretler olarak kulak kabarttıkça, – anlıyorum ki, tekneyi şu an

bir arada tutan, halatların alabildiğine gerginliğidir,

düğümlerdeki son raddeye dayanmış sıkılıktır.

115


www.isaretatesi.com

ALTITUDE 100000

Bembeyaz bir deneyim bu, bembeyaz. Kapkara zeminin

aniden yırtılmasıyla açılan ferah boşluk. Bir Hint mantrası

duyuldu, ateşin çıtırtısı ima olundu. Kanatlandık, boşlukta

süzülüyoruz – atmosfer katmanlarına aç.

Kıpkızıl ışık blokları arasından, genişlikler mistisizmi:

Yaşamın entelektüel yapaylaşmasına karşı, nihayet, bedensel

ağrıyla gelen bir arınma; taze soluk.

Kıtalar genişliğinde, altın sarısı ışık. Bulutlar üzerinde

çağlara bedel bir rüzgâr. Boşluğun can alıcı kıvılcımı. Huzme,

ışık kırılmaları ve ufuktaki odak.

Yükseliş; hareketin yalın gerçekliği; katman katman

güçlenen kanatlar. Bizim kanatlarımız bunlar! Ölümsüz

Yeni’nin peşindeyiz; irademiz en yükseklere erişiyor.

Soluk kesici bir irtifada kobalt mavi, yağ yeşili ve

macenta dokular arasında yakalıyoruz menzili; varlığın büyük

imgesini tamamlıyoruz bir an.

Ve sırrı duyuyoruz – yalnızca bu irtifada duyulabilecek

olan sırrı. Anlıyoruz onu. – Sonra, yeniden düşünüyoruz,

başkalaşıyor.

116


www.isaretatesi.com

İÇREK

Hezeyan deneyleri. Devrik bilinçte araştırmalar;

saplantının balçığı. Sataşkanlık çılgınlığı, sapıtmış enerjilerle

savurganlık. Bela aramak kuyu kıyılarında. Kuyu diplerinde.

Sarkastik öfke, özdidişme, satirik huysuzluk. Kontrollü işkence

manisi provaları. Felaket uğultularıyla, derinden.

Bunlar mıdır, benliğin yüceliğini geçiş döneminde

benlikten gizleyip koruyan dissimulation?

117


www.isaretatesi.com

YOĞUN DENEYİME ÇÖZÜM ARAYIŞLARI

Yoğundu deneyim, ağırdı, yüklüydü, gerilimliydi. Isındı,

kavruldu, yaktı kavurdu, kuruyup katılaştı. Sabitlendi,

sonraya kaldı. Arttı deneyim, aşırılaştı; deneyim terbiye

olunmaz muammaydı.

Gerçekten bu kadar çok, bu kadar büyük müydü

deneyim? Değildi aslında: sıradandı, olağandı, – ezkaza

çarpıtıldı değeri, abartıldı, sonsuzlaştırıldı. Deneyim

denetimden çıktı, denetim altına alınamadı.

Bir çeper gerek şimdi deneyime, bir kapsül: İçine konsun

ve kendi akışına döndürülsün, – böylece serbest kalsın şeylerin

düzeni; boşlukta olağan haz adacıkları belirsin.

118


www.isaretatesi.com

GECE ATEŞİ

karşı kıyıda

liman ambarlarını

baştan başa izlediğimde

en uçta tutuşan

pul kadar ateş.

ışıl ışıl

rafineri bacalarını

düşsel bir kurguya koyan

ten duyumu.

körfezin ortasında

titrek ışıklı yük gemisinde

ani bir derinlik koridoruyla

à la louis wain

menzil.

119


www.isaretatesi.com

suyun yüzeyinde

uzayın renkli bir kovuğu

gecede bu koku:

sonsuz aidiyetlerin

sulu tadını

gizleyen

kök kıymık.

120


www.isaretatesi.com

SERAPSIZ

Düzlüğe yağlar sızdı; çarşaf geçti tümsekten; camgöbeği

rengine boyandı gökyüzü; mermer tozu üfürüldü ufka; yer

sarsıldı; bir uğultu yankılandı havada. – Gizli bir Tanrı yaptı

belki de bunları.

Ama serapsız kaldı çöl gene, her şey başa döndü.

Yalnız, gökten bir ara, patlamayan ve yere değdiği an

yokolan bir gülle düştü – ve hepimiz, bir andan diğerine,

dumanlı kafayla, hâlâ onun serap değilse ne olduğunu ve nasıl

ve niye olduğunu anlamaya çalışıyoruz.

121


www.isaretatesi.com

FENOMENLER GECESİ

Günün özeti: Entelektüel bir koşullanmışlık içinde,

zamanımı yaptığım okumalarla, seyrettiğim görsel ürünlerle

ve dinlediğim müzikle çakışmaya zorlayarak, sayfa, ekran,

sahne, ses, tuval kurgusallığı üzerinden oluşturduğum yapay

tertip; bir yüzey-deneyimler kolajı.

Şeylerin somut gerçekliğini, olayların akışını, kişisel

bilinci ve spontan güçleri göz ardı ettiği için çökmeye mahkûm

olan bu düzen, gece olup da gündüzki rutinimi terketmemle

beraber, yerini fenomenler dünyasında geçirilecek saatlere

bırakıyor. Oluşlar kanyonunda capcanlı, zamanın içinde

yerimi alıyorum.

Sonuç: Gece rüzgârının yokladığı çanaksı boşluklar,

kovalaşan çocukların göğe karşı yankılanan bağırışları, köşeyi

dönerken karanlıktan mamut gibi beliren kaya kütleleri, loş

zeytinliklerin hışırtıları ve ağaçların kozmik kıvrımları,

köprüdeki bedenlerin karşıdan far ışıkları vurduğu anki

karaltıları, ağ çeken balıkçılara yürüyen kediler, denizdeki

tekneden gelen pat pat motor sesi, kızarmış patates kokusu,

taşların dibinde gölge, perdeyi aralayıp pencereden başını

122


www.isaretatesi.com

uzatan üçüncü kattaki kadın: – renk ve ses kovukları; kütleler

ve direnç; yoğunluk ve manyetizma; koku ve ısı derinlikleri;

hareketin mekaniği; kaynayan enerji parselleri; kıvılcımlar;

gözün uzaklara bakarken çizdiği yaylar; soluktaki ince ayar;

devinduyumun yön, yükseklik ve bakı bilgileri; çıtırtı.

123


www.isaretatesi.com

ALTIN NOKTA

Altın noktayı gördüm. Yansıyordu duvarda. Neydi adı,

ne demeliydim ona?

Düz beton duvarda, kaba yüzeyde, pul kadar bir

parçacık. Hep kamufle olduğu yerde bu defa parlak. Gizli

olduğu yerde bu defa delice çarpıcı.

Ne demeli bu altın noktaya, adı ne olabilir onun?

“Zekâ belirtisi misin sen?” dedim.

“Dünya uyuyor” dedi.

“Zamanın ışığı mısın?” dedim.

“On bir yansımalıyım ben, – tut birini tutabilirsen” dedi.

“Ardındaki evreni her istendiğinde derinleştiren misin?”

dedim.

“Çarpık bir perspektiften bakıyorum ben – ve sonsuz

derecede biriciktir bu” dedi.

“Maddenin içyüzü müsün yoksa?” dedim.

124


www.isaretatesi.com

“Deneyimi önemsiyorsun, pekâlâ, ama harflerin özel bir

söz dizisini tamamladığı nefesi buldurman gerek” dedi.

“Kuyu musun o halde?” dedim.

“Facia girdabının hatırlanışını bile kutlu kılan korku

korosuyum ben” dedi.

“Kovuğu ve varlığı çekimle çevreleyensin sen” dedim.

“Hiçbir şey iki kere aynı şey olamazken, iki kere (hatta on

bir kere) aynı olabilen şeyim ben” dedi.

Adını bilmek istedim altın noktanın. Söylemiyor,

etrafından dolanıyordu. Sustum, kulak kabarttım.

Vecdin sıradan koşullardan doğacağını ima eden bir

mantra yankılanıyordu ânın boşluğunda.

125


www.isaretatesi.com

TEKİNSİZ AYLAKLIK

Bu, gülle. Şu, testi. Öteki, örs. İleride fanus. Beride

semaver. Burası bar tezgâhı, şurası sunak. Tabure, sehpa, ayna,

dilsiz uşak.

Birbirinden kopuk kopuk duruyor hepsi; aralarında

geniş, aşılmaz boşluklar var. Mantar gibi bitivermişler. Tüm bu

nesnelerin bulundukları yerde birer ağırlıkları var, ama ne

birbiriyle ilgisi var bu ağırlıkların, ne de hangi ağırlığın ne

kadar olduğunu ölçebilmek mümkün.

Yani bu şeyler bir yandan dünyada ciddi bir yer işgal

ediyorlar, öbür yandan tam olarak bu dünyaya ait değiller. Ve

onları bir araya getiren ortak bir dünya söz konusu olmadığı

halde aynı dünyada yer almaya zorlandıklarından, varlığın

ilkelerini yanlışlıyorlar.

Durum aksak, nesneler arızalı. Ethosu tamamen kayıp

olağanlığın.

Sonu gelmez uğraşlarla zamanını dolduran, ufacık bir boşluk

bile bırakmamayı erdem sayan insan (o nefes nefese kalmış varlık),

126


www.isaretatesi.com

meşgul olacak bir şey bulamayıp kendi başına kaldığında, ilkin

aylaklığın ayarını kurcalayıp yaşamın verili hiçliğini bozmaktan

medet umuyor.

127


www.isaretatesi.com

MUCİZE

Kızıllaşmak ister – ve patikalar görür Steinbeck

ormanında. (Nasıl da serin, taptaze bir gün sarar sayfaları,

saatleri.)

Kan arınır; dalgalanır sesler; dördüncü Chopin baladının

girişidir zeytinliğe kurulmuş çadırın üzerindeki sabah on

göğü.

Vadinin narin oluğundan akan rüzgârdır düşlem suyu, –

ateşleri, martıları, kerevitleri, elektroniği ve ufukları dünyaya

tanıtan yerel kaynak.

Ve yine kızıllaşmak ister o, küheylanlara göre bir güneş

geçirir aklından, – dünyayı saran binyılcı devrim infilakı,

balina sağlığı, kaplan nefesi, Geist’ın geridönüşsüz basamak

atlayışı: kültürün kapalı çevriminden dışarı taşan karınca ve

yıldıztozu.

Kızıllaştığında bir mucizesi vardır ki, eğer üzerinden

ikinci defa geçmek isteyip geçemese, küstürür onu.

128


www.isaretatesi.com

ELEUSINIAN

Ayak bakıyor.

Göz tutuyor.

Burun düşünüyor.

Karaciğer işitiyor.

Ten yöneliyor.

Yürüyor dil.

Saç sesleniyor.

Kulak seziyor şekli.

Benzersiz bir ölüm dirim hali bu! İrade dışarıda ve birçok

yerde; kabuklar değişiyor, yüzeyler bulanıyor, durumlar

uğulduyor, kokular birer yörünge, yanıyor sesler, ayarlanıyor

ısı, ilgiler belirgin, dokular etkin.

Her şey tin!

129


www.isaretatesi.com

DOĞA

Buğu ve bulanıklıktan, ayrıtlara dönüyor gözün odağı.

Genişçe bir boşluk var, ortada bir tutam yoğunluk. İşte,

örtüşmesi sesin noktayla, elifle. Suyun, düşüncesi bile iradeli.

Soluk, oluk. Kıtlıyor dönüşüm – ve tık, orada. Tiner kokusu

gibi yazılıdır hafızaya ayet. İşaret çekirdekte. Öznenin

bakışımı, manzaradaki merkezle. Zaman nabızda tiktak.

Varlıklar, aralıklar, durumun netliği. Bedenin hareket ve akışa

dair gereksinimlerinin ikincil edimleri bıraktırmasıyla beraber

darlığın kırılması, dinme, esenlik döngüsünün kurulması,

kendiliğindenleşme ve tinin yeni dirimin özsuyunu sağlayacak

koşullara açılması.

Sonunda dalmıştık: Bilincin uykusunun yitirilmez kaynağına

varmıştık.

130


www.isaretatesi.com

AMERİKA!

Var mı Amerika gibisi?

Taşkın tinin, edimlerde gizli tekinsiz tiktakların olmadığı

bir ülke düşünün; otoparklarda lambaların aydınlattığı âtıl

köşelerde çöl kumu güzelliği, yatak odalarında sessizlik, uyku,

romantik komedi ve başucu abajuru satorileri olsun.

Amerika! – Orada insanlar, çığlıksız sessizliğin ve

karmaşasız bilincin geri dönüşüne dair milatları tanımaz,

çünkü olağan gerçeklikte çoktan sözleşilmiştir, maddenin ve

zamanın verili niteliği basit, herkese göredir.

Ne diye kafa patlatsın Amerikalılar, anlık kötünün

tehdidinden hızla kaçış tekniklerine, – durduk yerde boşluğu

araştırıp sonsuzda tırpan korkusu yaşamaz ki onlar!

Damarlarında kan, ekranlardaki görüntüler gibi akar;

duyularıyla onlar herkes gibi eğlenir, ama fizik dünyada

aniden azıtmazlar. Sokaklar akşamleyin kan portakalı rengi

olmasa da olur! Sentetik, düz, naylon gibidir kentler. Selam

durun Amerika’ya!

Her nesne ve durum, kendisi kadardır Amerika’da;

sözgelimi duvarların bağırsakları pörtlemez birdenbire, yahut

131


www.isaretatesi.com

sokak lambalarından vecdin ahtapotvari yaratıkları türemez,

ya da tayflar fırlamaz billboardlardan. Selam!

Bünyenin kaldıramayıp arıza yapacağı psişik

kreşendoların her türlüsünü Tanrı vergisi bir self-reliance ile

önceden haber almıştır Amerikalılar; sayısız önlemlerin

güvence altında tuttuğu steril hayatlarını Eski Dünya’nın

zararlı alışkanlıklarından uzakta tıkır tıkır yaşarlar. Biz Eski

Dünya insanları, asla anlayamayız onların bizim bir türlü

çözemediğimiz mistik teraneleri ne zaman çözüp geride

bıraktığını.

Ne duruyoruz? Doğru Amerika’ya!!

132


www.isaretatesi.com

FOTOĞRAF - I

-bitki fotoğrafı-

Kendinde bir

başlangıç ve bitiş

–– bitki, tek başına,

kararlı ve sınırlı,

bir ilkörnek

ve son:

dipdiri, durgun,

sarılı yeşilli, gelişkin,

kırıksızlığı kırıksız,

dokusu gergin,

–– tepesi öne eğik

en uçtan.

133


www.isaretatesi.com

FOTOĞRAF - II

-bir farkın fotoğrafı-

Taşları oradan

bir bir alıp

şuraya bırakmışlar,

birini öbürünün

dibine,

öbürünü ötekinin

üstüne dizmişler,

biriktirip dayamışlar,

yükseltmişler:

yan yana ve üst üste

çoğaldıkça taşlar,

sonuncusu konduğunda en üste,

bu başıboş işten

hiç değilse somut

bir istif doğmuş,

–– bak.

134


www.isaretatesi.com

BEDENİN SAĞDUYUSU

şaşırmışlara, motto

Ağrıyı duy,

Duruşunu değiştir.

Düşüncelerle oynama,

Mekânı değiştir.

Açlığı duy,

Chopin’e yeltenme.

Dinlen, uyu, sev:

Darlıkta kendini kayır.

135


www.isaretatesi.com

BÜYÜK OLAY

Büyük Olay aklımdan çıkmıyor.

Onu karşı konulmaz bir içgüdüyle tekrar tekrar

düşünmenin verdiği zevki ve heyecanı başka neyle ikame

edebilirim? Âdeta düşünmüyor, her seferinde yeniden

yaşıyorum onu. O denli canlı hâlâ – ve hâlâ o denli büyük.

Büyük Olay benzersizdi, güçlüydü, yaşam doluydu,

kendinden taşıyordu. Büyüsüne kapılmamak mümkün

değildi.

Sık sık, etiyle kemiğiyle, capcanlı, yekpare bir varlık gibi

hayal ediyorum Büyük Olay’ı; bir hayvana, devasa bir yaratığa

benzetiyorum. Gücüyle, sağlamlığıyla, iradesi ve direnciyle su

aygırlarını, morsları, gergedanları, balinaları, mamutları

hatırlatıyor bana, hatta dinozorları, esrarengiz canavarları, dev

yılanları, ejderhaları çağrıştırıyor.

Nasıl da azman, nasıl da kanlı canlıydı o; eşsiz, yaban bir

güzelliği vardı! Harekete geçtiğinde tüm kütlesi nasıl da

kıvrım kıvrım kıvrılıyor, uzuyor, ileriye akıyordu…

Gökgürültülerinin, yer sarsıntılarının, patlamaların ve

heyelanların kudretini toplamıştı kendine; yanardağları,

136


www.isaretatesi.com

hortumları, gayzer püskürmelerini, girdapları andıran bir

haşmetle kaynıyordu. Oluşumdu, yıkımdı; yoğunlaşma, geçiş

ve doğuştu; yeni, ilk ve somut olanın cazibesiyle parlıyordu.

Ürperiyorduk.

Dumanlardı, ateşlerdi, cereyandı! Karşıtlıktı, esaslar,

dönüşüm, çağlar, yasalar. İnsanın kutsal tarihini yazan inançtı,

yaratıcılıktı, inattı, kahkahaydı, başkaldırıydı.

Olurken, tüm olamamışları, yarım yamalak olmuşları,

olasılıkları, olması gerekip de olmamışları, olmaya

zorlananları, olmasa da olacağından şüphe duyulmayanları –

bütün hepsini, yapıyor, olduruyordu. İlk kez olmanın, bir daha

tekrarlanmayacak olmanın, ama tam da o yüzden zamanın ve

mekânın benzersiz bir uzlaşımıyla tam ve gerçek olmanın

büyüsünü taşıyordu. Birikimlerin, hazırlıkların, yönelimlerin,

tıkanıklığı aşmak isteyen iradenin, eylemek ve değiştirmek

isteyen öfkenin, umudun ve düşgücünün bire bir karşılığıydı!

Ve evrim gibi güzeldi! Mevsimlerden, zamandan, ışıktan,

hızdan ve yavaşlıktan besleniyordu; insanın kozmik

unvanıydı; kuzey yıldızıydı istemin; ufkuydu ataletin

kırılmasının ve atılımların. Dipten kopan dalga, çekirdekten

doğan büyüklenme; ölçüsüzlüğü esinlerin, ölümün ve dirimin!

Tekrar tekrar yaşıyorum Büyük Olay’ı; bundan kendimi

alamıyorum. Ve öyleyken, biliyorum ki Büyük Olay her yanda

kol geziyor hâlâ; hissettiriyor kendini derinden derine; ve tüm

biricikliği ve tekrarlanmazlığıyla, pekiştirip hazırlıyor

137


www.isaretatesi.com

yaklaşmakta olan belki de daha büyük bir benzerinin gelişini;

havada muhteşem hayaletler geziniyor…

138


www.isaretatesi.com

139

Hooray! Your file is uploaded and ready to be published.

Saved successfully!

Ooh no, something went wrong!