YAZAR OLACAK ETWINNING PROJESİ ÖĞRENCİ HİKAYELERİ FİNAL ÜRÜNÜMÜZ

BEGBEG




YAZAR OLACAK ÇOCUK ORTAK FİNAL HİKÂYELERİNE

KATKIDA BULUNAN ÖĞRETMENLERİMİZ

Dilek ÖZÇALIŞKAN PROJE KURUCUSU VE YÖNETİCİSİ

ATATÜRK İLKOKULU GEBZE/KOCAELİ

KIYMET AKIN PROJE KURUCUSU VE YÖNETİCİSİ

VALİ BEKİR AKSOY İLKOKULU/SİVAS

NURHAN GÖRMEZ (ÇALIŞMAYI HAZIRLAYAN)

MUSTAFA PAŞA İLKOKULU GEBZE /KOCAELİ

ADEM KÜSİN ANAFARTA İLKOKULU ÜNYE/ORDU

ASU BAYHAN-AMİNE HAVVA ERKAYA ŞEHİT MİTAT EREN

İLKOKULU-ULUBEY/ORDU

AYSEL ANASIZ-MEHMET ALİ YASİN İLKOKULU/ESKİŞEHİR

AYŞE NAR-CARGİLL İLKOKULU ORHANGAZİ/BURSA

ÇİĞDEM TOPRAK GÜNGÖR-MAREŞAL FEVZİ ÇAKMAK

İLKOKULU/ERZURUM

ELİF ÇİÇEK ÖZTÜRK-TOKİ ÖMER ÇAM İLKOKULU-

KABADÜZ/ORDU

FATMA TANDOĞAN ŞAHİN-TALİA YAŞAR BAKDUR İLKOKULU

KEÇİÖREN/ANKARA

FİLİZ AYHAN-ERTUĞRULGAZİ İLKOKULU/BİLECİK

GÜLÜMSER BALCI-CUMHURİYET İLKOKULU-BORÇKA/ARTVİN

HAFİZE DAĞDELEN-ÇAĞATAY ULUÇAY İLKOKULU

YUNUSEMRE/MANİSA

HANDE ERDOĞDU-23 NİSAN İLKOKULU/ESKİŞEHİR

HAMİYET ARSLAN-ŞEHİT ZAFER ÖZDENİZ İLKOKULU/FATSA-

ORDU


HATİCE KARS-VALİ BEKİR AKSOY İLKOKULU/SİVAS

KADRİYE ÇELEBİ-PROF.DR. NECMETTİN POLVAN ORTAOKULU

MELEK ÇARAMIK- ÇAĞATAY ULUÇAY İLKOKULU

YUNUSEMRE/MANİSA

MELİKE KARAMAN-EREN ÇELİK YOKUŞDİBİ İLKOKULU

KABADÜZ/ORDU

MERYEM GÜNDÜZ-KARPUZLU TEKELER İLKOKULU/AYDIN

SELDA YÖNTER-ERTUĞRULGAZİ İLKOKULU/BİLECİK

SELMA ALBAYRAK-İSTİKLÂL İLKOKULU/ISPARTA

SERPİL BAHADIR-TÜRK TELEKOM NURETTİN TOPÇU SOSYAL

BİLİMLER LİSESİ/ERZURUM

SEVİNÇ KAMAN-AYVALIK ATATÜRK İLKOKULU/BALIKESİR

SEVİNÇ KARADAĞ-ÇOĞLU VURAL BAYLAN İLKOKULU/ANKARA

YASEMİN AKAY-MEHMET AKİF İLKOKULU-ZİLE/TOKAT

YENER NAR-CARGİLL İLKOKULU-ORHANGAZİ/BURSA

Z.AYSUN POLAT/VALİ BEKİR AKSOY İLKOKULU/SİVAS


BİR YAZ MACERASI

Yaz tatilinde Yağız küçük kardeşi Ayaz’la beraber denize

gitmek istemişler. Bunun için koşa koşa anne ve babasının

yanına gelmişler. Biz denize gitmek istiyoruz demişler.

Baba: Evet, hadi hazırlanın yola çıkalım demiş. Çantaları alıp

yola koyulmuşlar. Nihayet denize gelmişler. Hemen mayolarını

giyip denize atlamışlar. Denizde bir sürü balık türü

görmüşler. Biraz daha ileri gidince köpek balığı görmüşler.

Yağız ve küçük kardeşi Ayaz hemen karaya çıkıp

saklanmışlar. Yağız, köpek balığının karaya doğru hareket

ettiğini görmüş. Hemen küçük kardeşi Ayaz’ı aramaya

başlamış. Küçük kardeşini bulmuş ve koşarak anne ve

babasının yanına gelmişler. Biz köpek balığı gördük demişler.


Annesi:- Aa o zaman neyi bekliyoruz hemen kaçalım demiş.

Babası:- Bir bakalım köpek balığına . Belki yanlış görmüş

olabilirsiniz. Demiş. Yürümeye başlamışlar. O da ne bir

kostüm, babası al işte yanlış görmüşsünüz demiş. Özür dileriz

baba.

Babası: Size bir sürprizimiz var.

-kuzenleriniz de gelecek,

Ayaz:

-Yuppii dedi Yağız da:

-Neden geliyorlar babası:

-Çünkü tatillerini sizinle geçirmek istiyorlar

-Tamam dedi ve o sırada gelmişlerdi.

Onlarla su kaydırağından kaymışlar. Ayaz kaydıraktan

kayamadı su kaydırağına sıkıştı. Otel görevlisi onu

çıkartmaya çalışırken yanlışlıkla kaydırağın suları açılmıştı.

Ayaz kaydıraktan yavaş yavaş iniyordu. Babası işte iniyor

diye seslendi. Ayaz sonunda sıkıştığı yerden çıkmıştı. Sonra

yuppi deyip en en en yüksekten kaymışlar.


Aqua parktan çıkmadan önce Ayaz, Yağız, Arel ve Arden

babalarıyla duş alıp öyle çıkacaklardı. Aranızda karnı acıkan

var mı? Hepsi evet dediler. Ve güzelce karınlarını doyurup

ormanda keşif yapmak için yola çıktılar.

Orada 9 gün 9 gece kamp yapacaklardı. Hemen ateş için

otlar ve odunları toplamaya başlamışlar. Çadırlarını kurup

ateş yakmışlar. Sonra orman koruyucusu gelip onları uyarmış.

Burada ateş yakmak tehlikeli ve yasaktır, lütfen ateşi

söndürün demiş. Hepsi görevliden özür dileyip ateşi

söndürmüşler.


Sonra orman koruyucusu gelip onları uyarmış. Burada ateş

yakmak tehlikeli ve yasaktır, lütfen ateşi söndürün demiş.

Hepsi görevliden özür dileyip ateşi söndürmüşler. Karanlık

olunca çadırlarında uyumuşlar. Temiz hava onlara çok iyi

gelmiş. Sabah olunca kahvaltılarını yapıp ormanı keşfetmeye

başlamışlar.

Daha önce hiç görmedikleri kadar büyük büyük ağaçlar

görmüşler. Bir ağaç dikkatlerini çekmiş. Yağız diğer

çocuklarla birlikte ağaca yaklaşmışlar.


Ağacın gövdesinde kocaman oyuk varmış çok ilginçmiş. Yağız:

-Bunu bir ağaçkakan yapmıştır bence. Arel:

-Hayır bence bunu bir sincap yapmıştır. Arden:

-Hayır benim fikrim ise bunu bir rakun yapmış olmalı.

Çocukların en küçüğü Ayaz:

-Bence bunu büyük büyük bir kurbağa yapmıştır.

Babaları ise , Bunu bir kunduzun yaptığını söylemiş ve

karışıklığa son vermiş.

YAZAN

Y.B.AKBULUT

GEBZE ATATÜRK İLKOKULU

2-C SINIFI ÖĞRENCİSİ

Öğretmeni DİLEK ÖZÇALIŞKAN




MAVİ YUMURTLAYAN TAVUK

Merhaba arkadaşlar. Size Mavi Yumurtlayan Tavuk’tan

bahsetmek istiyorum. Dedem ile babaannem çok güzel bir çiftlikte

yaşıyorlar. Çok güzel bir bahçeleri var. Biz hafta sonları ve yazları

oraya gidiyoruz. Ben orayı çok seviyorum. Rengârenk çiçekler,

uçuşan kuşlar, şırıl şırıl akan ırmaklar, her çeşit meyve ağaçları,

keçiler, kuzular var. En önemlisi benim de en çok sevdiğim Mavi

Yumurtlayan Tavuk var. Yazın orası bir başka güzeldir.

Dedemlere gidince arabadan inip, hemen Mavi Yumurtlayan

Tavuk’un yanına giderim.

- Merhaba Mavi Yumurtlayan Tavuk, nasılsın? O güzel

yumurtalarından var mı?

-Merhaba Feyza. Olmaz mı, var tabi ki. İstediğin kadar al.

-O zaman önce yumurtayı alıp gideyim, sonra konuşuruz, dedim.

Çünkü kahvaltımı yapmamıştım. Yumurtaları anneme götürdüm. Çok

güzel yumurta pişirdi. Ve nihayet kahvaltımı bitirdim. Mavi

Yumurtlayan Tavuk’ un yanına tekrar gittim. Ona teşekkür etmek

istedim. Bu kadar güzel yumurtalar yumurtladığı için. Mavi

Yumurtlayan Tavuk, teşekkür etmeme sevindi.

-Çok naziksin. Sizi beslemek benim görevim, dedi.

Babaannem bize her gelişinde mavi yumurta getirir. Mavi

yumurtayı arkadaşlarıma da vereceğim. Okullar açılınca

öğretmenime de götüreceğim. Onlar da yumurtanın tadına

bakmalılar.

Ve yaz bitti, okullar açıldı. Okulun ilk günü sınıfa çıktım,

arkadaşlarım da gelmişti. Sevinçle birbirimize sarıldık. Hepimiz çok


heyecanlıydık. Öğretmenimiz ilk derste “Yaz tatiliniz nasıl geçti

çocuklar?” diye sordu. Sıra bana gelmişti. Öğretmenimize dedemin

çiftliğinden ve orada Mavi Yumurtlayan Tavuk’la geçen güzel

günlerimizden bahsettim. Öğretmenimiz ve arkadaşlarım çok

şaşırdı. Öğretmenimiz yumurtayı çok merak etmişti. Eve geldim

anneme anlattım. O da hemen dedemi aradı. Öğretmenim ve

arkadaşlarım için yumurta istedi.

Sabah okula giderken çiftlikten gelen yumurtaları götürdüm.

Öğretmenime ve arkadaşlarıma dağıttım. Çok sevindiler, çok mutlu

oldular. Paylaşmak, çok güzel şey. Teşekkürler Mavi Yumurtlayan

Tavuk.

HİKÂYE YAZARI:F. Göğsu 2/B

ÖĞRETMEN:KIYMET AKIN

VALİ BEKİR AKSOY İLKOKULU/SİVAS


KAHRAMAN DOKTORLAR

Doktorluk mesleğini küçük yaşlardan beri seven Zümrüt

ve Alp büyüdüklerinde de doktor olmayı hayal ediyorlardı.

Aldıkları eğitim ve gösterdikleri çabalar sonrasında hayal

ettikleri doktorluk mesleğini yapmaya başlamışlardı. Her ikisi

de Kocaeli Üniversitesi Umuttepe Araştırma Hastanesi'nde

görev yapmakta idiler. Çokça hastaları oldu. Onca deneyim ve

başarının sonrasında ikisi de Doçent oldular. Bir gün Doğu

Anadolu'dan otizmli bir çocuk geldi, çocuğun kalbinde delik

vardı. Doktor Zümrüt ve Doktor Alp çocuk için ellerinden

geleni yapıyorlardı. Sonuca ulaşmak için sanki bir sihirli el

gerekliydi. Ne yaptılarsa olmuyordu.

İşte tam o sıralarda hastaneye kalp doktoru

aranıyordu. Birçok tanıdığı araya koyarak Profesör Doktor

Can Avcı'yı hastaneye transfer ettiler. Küçük çocuğun hayatı

artık Doktor Can Avcı'nın elindeydi. Profesör çocuğu hemen

muayene etti gerekli bilgileri aldıktan sonra doktor Zümrüt

ve doktor Alp ile birlikte ameliyat edilmesi gerektiğine karar

verdiler. Tüm tahliller yapıldı ve ameliyat günü

kararlaştırıldı. Ameliyata Profesör ile birlikte hastanenin iyi

doktorlarından olan Dr. Alp ve Dr. Zümrüt girecekti. Uzun

süren çok zorlu bir ameliyat olmuştu. Ameliyat oldukça

başarılı geçmişte artık süreci bekleme zamanıydı. Çocuğun

durumu iyi gidince özel bir odaya aldılar. Birkaç saat sonra

yavaş yavaş gözlerini açan çocuk karşısında sevecen tavrı ile

Profesör Can’ı gördü. Çocuk ile doktor arasında daha o anda

sıcak bir bağ kuruldu. Çocuğun ailesi Profesör Can ve ekibine

minnettar kaldı. Çocuğun bundan sonraki hayatında her şey

normale dönecektir ancak bir süre kendini çok yormamalıydı.

Çocuk günden güne iyileşiyordu. İyileşme sürecini bitirip


taburcu olduğunda tekrar memleketi olan Ardahan'a geri

döneceklerdi. Aile oğullarının sağlığı için memleketlerinden

kalkıp Kocaeli'ndeki akrabalarının yanına gelmişti. Profesör

Can bu çocuğu çok sevmişti ondan ayrılmak nedense zor

geliyordu. Oysa yıllarca pek çok sevdiği hastaları olmuştu

Ama hiç kimseye bu denli bağlanmamıştı. Taburcu olacağı

günün sabahında Dr. Can çocuğa hediye almak için

hastaneden çıktı. Çocuğa hediyesini verirken şöyle dedi : -

Senin kalbin bize çok sıcak geldi ancak Ardahan çok soğuk

bir memlekettir. Onun için sana atkı, bere ve yün eldiven

aldım, dedi. Aile, Profesör Can’a çok teşekkür etti. Profesör

Can aileden ve çocuktan bir türlü ayrılamıyordu. Baba ile

sohbeti sırasında babanın Ardahan'da işi olmadığını ve ailenin

ekonomik durumunun iyi olmadığını öğrendi. Memleketlerinde

iki çocukları daha vardı. Ama özellikle bu çocuklarının iyi bir

bakıma ve iyi bir eğitime ihtiyacı vardı. Ancak babanın bunu

karşılayacak pek de durumu yoktu. Profesör Can babaya bir

teklifte bulundu. Siz zaten iş aramak için farklı bir yere

gitmeyi düşünüyorsunuz. Öyleyse sizin için bir iş bulabilirim

Kocaeli'nde. Ancak ailenizi de buraya getirmeniz şartıyla.

Oğlunuz siz olmadan orada hastalığı zor atlatır. Aile bu teklif

karşısında çok şaşırdı. Ardahan'da yaşıyorlardı orada bir

aileleri vardı. Ancak şu bir gerçekti ki para olmadan

çocuklara iyi bir gelecek veremiyorlardı. Profesör Can onlara

kartını verdi. Karar verdiklerinde kendisini aramalarını

söyledi. Vedalaşıp gittiler. Ardahan'a dönen aile çocukları

için bir karar verme aşamasına girdiler, sonunda Can Avcı ya

bir telefon geldi. Profesör aileye gerekli olan her şey için

yardımda bulundu. Ardahanlı fakir aile Kocaeli'nde yeni bir

hayata başlıyordu. Profesör Can bu olaya vesile olduğu için


çok mutluydu. Ailedeki gençlerin tüm eğitim masraflarını

karşıladı. Yıllardır hiç bu kadar mutlu olmamıştı.

Yıllar önce kendisine de destek olunmasıydı bugün bu

yerlere gelemezdi. Profesör Can, Dr. Zümrüt ve Dr. Alp’e

şöyle bir tavsiyede bulundu. Gençler yolun çok başındasınız ”

paylaşmaktan yardımlaşmaktan asla vazgeçmeyin”. Biz bir

ailenin gençlerinin önünü açtık dedi. Dr. Zümrüt ve Dr. Alp’in

Can Avcı'dan öğrenecekleri daha çok şeyleri vardı.

YAZAN:

M. AVCI

GEBZE MUSTAFA PAŞA İLKOKULU 4-C sınıfı öğrencisi

Öğretmeni: Nurhan Görmez


AHMET HAYVANAT BAHÇESİNDE

Ahmet ile dedesi o gün hayvanat bahçesine gidecekti . Ahmet,

hayvanat bahçesine gideceği için çok mutluydu çünkü hayvanları çok

seviyordu. Birlikte hayvanat bahçesine geldiklerinde kapıda bir

sürprizle karşılaştı.

Sınıf arkadaşı Sude de oradaydı. Birlikte hayvanat bahçesini

gezmeye başladılar. Ahmet önce fillerin bulunduğu yere doğru gitti.

Arkadaşı Sude’ye ; Biliyor musun ?Bir belgesel programında izlemiştim.

Filler sadece bitkilerle besleniyorlarmış. Sude; Çok ilginç, bu kocaman

filler oldukça fazla bitki tüketiyor olmalılar, dedi. Fillerin birinin

yanında yavrusu vardı. Onunla oynamalarını izlediler. Sude, şimdi

aslanların bulunduğu yere gidelim mi ? diye sordu. Ahmet, tabi gidelim

dedi, aslanların bulunduğu yere vardılar. Uzun yeleli kocaman bir aslan

yerde yatıyordu. Yanına başka bir aslan daha yaklaştı ve patisi ile ona

vurarak uyandırdı. Aslan bu duruma çok sinirlendi ve ona karşılık verdi.

Sude ,Ahmet biliyor musun ben en çok aslanları severim dedi. Çünkü

aslan ormanların kralıdır ve bütün hayvanlar ona saygı duyar .Aslan

kafeslerinin yanında ceylanların bulunduğu yere geçtiler ve Ahmet

şöyle dedi; biliyor musun Sude ben aslında bu hayvanların kafeste

kalmalarına çok üzülüyorum. Sude: bende çok üzülüyorum çünkü

hayvanlar kafeste değil gerçek yaşam alanları olan doğada yaşamaları

gerektiğini düşünüyorum, dedi ve Sude’nin annesi Nevin Hanım’ın

seslenmesi ile vedalaşıp hayvanat bahçesinden ayrıldılar.

Anafarta İlkokulu 2/A Sınıfı Yazan: Ayşegül S

Öğretmeni :ADEM KÜSİN


BUGÜNDEN YARINA HAYAL SOKAĞI

Ordu ilinin Ulubey ilçesinde,sarı saçlı,yeşil gözlü

güzeller güzeli bir kız yaşardı.Bu kız Ulubey ilçesinin

Yukarıkızılen mahallesinde Şehit Mitat Eren İlkokulunda

okuyordu.Kızımızın adı Amine Havva ERKAYA idi.Havva çok

hayal kuran,düzenli,yardımsever bir çocuktu.

Bir gün yine hayallere dalarken,içinde bulunduğu

durumu düşünmeye başladı.Çünkü bugünlerde evden dışarı

çıkamıyordu,her tarafta bulaşıcı bir hastalık

vardı.Hastalıktan önce arkadaşlarıyla

oynayabildiğini,gezebildiğini,parka gidebildiğini,okula

gidebildiğini düşündü. Ama şimdi bunların hiç birini

yapamıyordu.O da eskisi gibi özgür olmak,dolaşmak,parklarda

cıvıl cıvıl arkadaşlarıyla oynamayı hayal etti.Tek isteği virüs

salgının bitmesiydi.Kimsenin ölmemesi ve sevdiklerine doya

doya sarılmak istiyordu.Sağlıklı,mutlu baharlar görmek

istiyordu.Büyüdüğünde doktor yada pilot olmak hayallerinden

birisiydi.Doktorların çok yardımsever,hayat kurtarıcı

olması,pilotlarında kuşlar gibi özgürce her istedikleri yere

uçabilmesine hayran oluyordu .Ama salgın hastalıklara

yakalananları doktorlar iyileştirdikleri için o da tedavileri ile

hastaları iyileştirmek ve umut dağıtmak istiyordu.Bunun için

okullar açıldığı zaman öğretmenine sürekli sağlık ve

hastalıklarla ilgili sorular sormak için kendisi bir liste

hazırladı.Uzun ve zorlu bir çalışma sonucu doktorluk hayaline


ulaşacağını biliyordu.Ve öğretmeninin onu bu konuda

yönlendirmesini istiyordu.

Bahar ayı olduğu için balkondaki koltuğa uzandı,doktor

olduğunu hayal etmeye başladı.Hastane koridorunda

boynunda stetoskobu ile yürürken,yan taraftaki hasta

bekleme salonunda kucağında kız çocuğuyla oturan bir anneyi

gördü.Anne koşarak yanına geldi.Kızım ateşler içinde yanıyor

dedi.’’Kızımı iyileştirin ,’’diye ağlamaya başladı.Doktor Havva

çocuğu annesinin kucağından aldı.Acil müdahale odasına

götürdü,hemşirelerin de yardımıyla tedaviye başladı.Üç gün

sonra küçük kız kendine gelmişti.Gülücükler dağıtarak

etrafına bakıyordu.Doktor Havva elinde oyuncak bebekle

küçük kızın odasına girdi.Küçük kıza bebeği uzattı.Küçük kız

doktorun boynuna sarılarak,yanağına öpücük

kondurdu.Bu,Havva için en büyük mutluluktu.Balkondaki

küçük Havva’ nın avucuna minicik bir serçe kondu.Havva

gözlerini açtı.Hayalindeki mutlulukla uyandı.

A. ERKAYA

ASU BAYHAN

ŞEHİT MİTAT EREN İLKOKULU 2/A SINIFI

ULUBEY /ORDU



ÜÇ MUTLU KÖPEK

Bir varmış bir yokmuş.Evvel zaman içinde üç köpek

varmış.Üç köpeğin ortak bir özelliği varmış.Üç köpeğinde anne

ve babaları kayıpmış ve birbirlerini tanıyorlarmış.Çok iyi

arkadaşlarmış.Birbirlerini çok seviyorlarmış.

Bu üç köpek hiç yemek bulamadıkları için açlarmış.Onları

gören barınak işçileri onları barınağa alıp yemek,su ve kemik

vermişler,onları güzelce yıkamışlar.Bu durum üç köpeği de çok

mutlu etmiş.Aradan 2 ay gibi bir süre geçmiş.Barınağa bir kişi

köpek almak için gelmiş ve bu üç köpekten birini almış ve evine

götürmüş.Götürülen köpek çok mutsuzmuş.Götüren kişi ne

yapsa da onu mutlu edememiş.Tekrar barınağa gitmiş,durumu

barınak sahibine anlatmış.O da üç köpeğin aynı anda

bulunduğunu,birbirleriyle iyi anlaştıklarını asla

saldırmadıklarını söylemiş.Onların birbirlerine çok bağlı

olduklarını anlayan kişi diğer iki köpeği de almış,evine

götürmüş.Evde köpeği gören diğer iki köpek buna çok

sevinmişler.Nihayet tekrar birbirlerine

kavuşmuşlar.Sahiplenen kişi onları ilk önce veterinere

götürmüş.veteriner onları kontrol etmiş,sağlıklı olmaları için

aşı yapmış.Oradan evlerine dönmüşler.Onları kocaman bir

bahçe ve ev karşılamış.Sahipleri bu bahçede rahatlıkla

oynayabileceklerini söylemiş.Yarın bu bahçede

oynayabilirsiniz demiş.onlar için bu büyük bir sürpriz olmuş.Üç

saat boyunca oynamışlar ve akşam olmuş.hepsi eve girmişler

ve bir güzel uyumuşlar.Sabah olduğunda sahipleri kendine çok

lezzetli bir omlet onlara da köpek mamalarından koymuş.Bu


akşam size bir sürprizim var demiş onlara.Çok merak

etmişler.Akşama kadar bahçede oynamışlar.Akşam sahipleri

onların anne ve babalarını getirerek sürpriz yapmış.Hepsi çok

mutlu olmuşlar.Böyle mutlu mesut yaşamışlar.

Yazan:BULUT G.

MEHMET ALİ YASİN İLKOKULU 4/D SINIFI

AYSEL ANASIZ

ESKİŞEHİR


BİR KIŞ GÜNÜ

Soğuk bir kış günü Aylin ve kardeşi Gizem camdan

baktığında çok şaşırdı.Çünkü heryer beyaza bürünmüştü.Kış

bütün güzelliği ile göz kırpıyordu.Gizem çok mutluydu.Anne

kar yağıyor diye bağırdı.Sonra Gizem annesinden dışarı çıkmak

için izin istedi.Annesi ona kahvaltıdan sonra çıkarsın

dedi.Yemekten sonra kışlık kıyafetlerini giydi.Artık hazırdı

ablasıyla dışarı çıkmaya. Arkadaşlarıyla yanlarına

geldi.Anneleri de onları pencereden izliyordu.Onları

izlemekten çok keyif alıyordu.Çocuklar hemen kardan adam

yapmaya başladılar.Burnuna havuç. Gözüne zeytin

taktılar.Karın tadını çıkardılar.Bu arada hep birlikte Kardan

Adam Şarkısını söylediler.

HAYVAN SEVGİSİ

Bir zamanlar Elif adında bir kız çocuğu varmış.Elif

hayvanları çok severmiş.Hayvanların ne zaman yardıma

ihtiyaçları olsa mutlaka elinden geleni yaparmış.Hayvanlara

asla kötülük yapmazmış.Yapanları da uyarırmış.Ne zaman biri

hayvanlara eziyet etse karşısına dikilir ona kızarmış.Her

zaman evlerine de bir kedi ya da köpek almak istiyormuş.Bir

gün yolda yürürken acı çeken bir kedi görmüş.Kedi yerde

yatıyormuş.Kedinin ayağı kırılmış.Büyük ihtimalle yoldan geçen

bir araba çarpmış.Elif bu duruma çok üzülmüş.Ama ona kimse

yardım etmiyormuş.Elif çevresinden yardım istemiş.Kimse

yardım etmeyince onu kucağına alıp veterinere


götürmüş.Veteriner yavru kedinin ayağını alçıya almış.Elif’e iki

hafta hareket etmeden bakılması gerktiğini söylemiş.

Elif elinden geleni yaptı ve kediyi iyileştirdi.Böylece çok

mutlu oldu.

YAZAN: G. K. CARGİLL İLKOKULU 1B SINIFI

ORHANGAZİ BURSA

ÖĞRETMEN : AYŞE NAR


DENİZ MACERASI

Deniz kenarında yaşayan Mehmet Amca teleskop ile

yıldızları gözlemliyordu. Bu sırada gökten bir yıldız kaydı.

Mehmet Amca bir dilek tutup evine gitti. Ev çok sıcaktı.

Sobanın üzerinde kaynamakta olan çay ve yanında sıcak

kestane vardı. Mehmet Amca çayı bardağa döküp oturdu.

Çok mutluydu çünkü yarın gemisi ile denize açılacaktı. Çayını

içtikten sonra uyuyan Mehmet Amca sabahı dört gözle

bekliyordu.

Ertesi gün kahvaltı yapıp yola çıkmak için hazırlanmıştı. Yola

koyuldu. Gece olmuştu, Mehmet Amca ise yolunu kaybetmişti.

Pusulaya baktığında ise kıpırdamadığını gördü. Artık

kaybolduğundan emindi. Bu sırada aklına kutup yıldızı geldi.


Dışarı çıkıp kutup yıldızına baktı ve dümene geçti. Bu sırada

uzakta deniz feneri gördü. Mehmet Amca tarafa doğru yola

koyuldu. 40-45 dakika sonra oraya varmış oldu. Sonra

gemisini alıp düğümlerini bağladı. İlk işi yeni bir pusula alıp

eve gitmekti. Bir mağazaya girip pusula aldı. Sonra gemisine

geldi ve evine doğru yola koyuldu. Bir gün süren yolculuk çok

yorucuydu. Mehmet Amca evine geldiği için çok mutluydu. Bir

bardak çay içip yatağına yattı ve şöyle dedi; ‘İnsanın kendi

evi gibisi yok’

YAZAR: M. A. OK

MAREŞAL FEVZİ ÇAKMAK İLKOKULU 2/B SINIFI

ÇİĞDEM TOPRAK GÜNGÖR




NİLAY’IN MERAKI

Nilay çok meraklı bir çocukmuş. En çok merak ettiği şey

ise bitkiler nasıl büyür nasıl yetişirmiş. Bir gün annesine

‘’Anne,bir bitki nasıl yetişir ve büyür?’’ demiş.Annesi, bu

konuda kızını aydınlatmak için bir şeyler düşünmüş.Sonra

aklına Nilay’ı bir seraya götürmek gelmiş ve ertesi gün

seraya gitmek için yola çıkmışlar.

Yolda giderken Nilay annesine ‘’ Biz nereye gidiyoruz

‘’diye sormuş. Annesi de ‘’ Gidince görürsün azıcık sabret

sabret’’ demiş.Sonunda seraya gelmişler. İçeri girdiklerinde

Nilay gözlerine inanamamış.Annesine burası çok güzel bir yer

demiş.Serada çalışan iki genç kız Nilay’a serayı gezmesinde

yardım etmişler.

Nilay çalışan ablalara’’ Bir bitki nasıl büyür , nasıl yetişir’’

diye sormuş.

Sonra bir orada çalışan abla ona bir tohum vermiş.’’Bunu

toprağa dik’’ demiş.Nilay tamam diyerek eve gidince ilk iş

tohumunu bir saksıya dikmek olmuş.Tohumunu her gün

sulamış ,onu güneşe bırakmış ve günlerce beklemiş.

O sabah kalkınca yine tohumuna bakmaya koşmuş.Bir de

ne görsün, tohum filizlenmiş.Nilay çok mutlu olmuş.Annesine

de göstermiş.Annesi de ‘’İşte bir bitki böyle büyür , böyle

yetişir ‘’demiş.

YAZAN ÖĞRENCİ:Z. ÇANK/3-C

ÖĞRETMENİ:ELİF ÇİÇEK ÖZTÜRK

TOKİ ÖMER ÇAM İLKOKULU

ÜNYE / ORDU


ÖZGÜRLÜĞÜNÜ SEVEN KEÇĠ


Dağ köylerinin birinde KARBEYAZ isimli bir keçi yaĢarmıĢ.

Kar gibi bembeyaz kıllarından dolayı takmıĢlar bu ismi ona.

Bir gün Karbeyaz sahibine; ‘’Sevgili Efendim ! Beni

salıver de dağlara gideyim! ‘’ demiĢ.

Sahibi ĢaĢırmıĢ’ ’Ne diyorsun sen ?’’ demiĢ. ’’Seni bağladığım

ip kısa ise söyle uzatayım’’ ama, beni terketmene asla

müsaade etmem ‘’ demiĢ.

Efendim! demiĢ keçi ‘’Sorun ip değil, dağlara gitmek

,özgürce koĢup oynamak’ ’istiyorum.’’

Keçinin sahibi buna çok kızmıĢ .’’Sen aptalın tekisin! ‘’demiĢ

’’Ormanı tanımıyorsun ki’’

Dağlara çıkma arzusu keçinin içini yakmaya baĢlamıĢ.

Nihayet bir gece ahırdan kaçmayı baĢaran Karbeyaz,

sabaha karĢı dağlara ulaĢmıĢ.

Karbeyaz o kadar güzelmiĢ ki, bütün hayvanlar, ağaçlar ona

hayran kalmıĢ. Geçtiği yollarda ağaçlar dallarını eğip onu

selamlıyor, meyvesi olan ağaçlar meyve ikram ediyormuĢ.

Soğuk sulardan içmiĢ, taze yapraklar yemiĢ. AkĢama kadar

oynayıp zıplayan Karbeyaz dağların güzelliği karĢısında

kendinden geçmiĢ.

Nihayet akĢam olmuĢ. Gecenin karanlığı ürkütücüymüĢ. Bir

ara ; Uuuuu! Uuuuu! diye bir ses duyup irkilmiĢ. Bu ses

kendine çok anlatılan kurdun sesiymiĢ. Köye doğru kaçıp

kurtulmak istemiĢ, ama özgürlüğünden vazgeçip tutsak

yaĢamak istemiyormuĢ.


Giderek yaklaĢan kurt, sonunda Karbeyaz’ın karĢısına çıkmıĢ.

Kocaman diĢleri ve korkunç görünümü ile ona bakıyormuĢ.

Özgürlüklerini sevenler cesur olurlarmıĢ. Bizim Karbeyaz

da öyleymiĢ. Kendini savunmadan teslim olacak bir keçi

değilmiĢ. Kurdun pekçok saldırısını boynuzlarıyla

püskürtmeyi baĢarmıĢ.

Sabaha karĢı ortalık aydınlanırken bizim Karbeyaz’da

yorgunluktan bitkin bir hale düĢmüĢ. Daha fazla

dayanamayıp yere çökmüĢ. Tam o sırada kurt Karbeyaz’a

saldırmıĢ . Karbeyaz ölmüĢ ölmesine, ancak gözlerinde bir

günlükte olsa özgür yaĢamıĢ olmanın mutluluğu

okunuyormuĢ.

Ö. ERDOĞAN


FATMA TANDOĞAN ġAHĠN

TALĠA YAġAR BAKDUR ĠLKOKULU

4/ H SINIFI ÖĞRETMENĠ

KEÇĠÖREN/ ANKARA


SEVİMLİ BALIK TİKO

Tiko adında bir balık varmış.Bu balık Karadeniz'e yeni

taşınmış. Taşındıkları ilk gün onun doğum günüymüş sabah

kalktığında anne ve babasının yanına koşmuş bağırarak şöyle

demiş.” anne baba bugün benim doğum günüm”. ama annesi hiç

oralı olmamış kardeşi grip olduğu için annesi ve babası Deniz

atına binip Balık Hastanesi'ne gitmişler. Tiko Ablasının

yanına gitmiş o da” çık odamdan” demiş. Canı sıkılan Tiko

Mercan kayalıklarına gitmiş. Mercan Kayalıklarında yüzerken

aklına arkadaşları gelmiş .Onların yanına gitmiş ama onlar da

Tiko'yu görmezden gelmişler. Tiko üzgün bir şekilde bankta

oturmuş düşünüyormuş. Güneş batıyormuş yanına öğretmeni

gelip oturmuş:

-- Ne oldu Tiko? diye sormuş:

Tiko olanları anlatmış. Öğretmeni çok üzülmüş;” her şerde

bir hayır vardır” demiş ona . Öğretmeni Tiko’yu teselli etmiş .

Tiko evine gidip yatmış. Sonra aklına kardeşi gelmiş acaba

iyileşmiş miydi? Sonra Karadeniz'e gelmeden önceki

maceralarını düşünmüş; bir akvaryumcu onları Ahmet adında

bir çocuğa vermişti sonra Ahmet onları serbest bırakmıştı.

Tiko bunları düşünürken uyuyakaldı.


Sabah olunca bir sürpriz ile karşılaşmış Tiko. Herkes

onun doğum gününü kutlamaya gelmiş .Tiko demiş ki” bugün

benim doğum günüm değil ki” ama annesi olanları anlatmış

sürpriz olsun diye kardeşi takvimin o sayfasını yırtmış. Tiko ,

bu sürpriz karşısında çok duygulanmış ve mutlu olmuş.

Sonuç olarak öğretmenin dediği gibi her şerde bir hayır

vardır. Bu yüzden başımıza gelen kötü bir şeye hemen

üzülmemeliyiz,sabırla beklemeliyiz ve büyüklerimizin bizi çok

sevdiğini unutmamalıyız.

S. İ. ERGÜN

BİLECİK MERKEZ ERTUĞRULGAZİ İLKOKULU

4/A SINIFI ÖĞRENCİSİ

ÖĞRETMENİ: FİLİZ AYHAN


SELİM’İN KUZUSU

Yaz tatili olmuştu.Selim dedesi ve babaannesi ile yaylaya çıkmış,

onlara yardım ediyordu.Selim’in günleri çok güzel geçiyordu. Selim

sabah erkenden kalkar, koyunu Kınalı’yı çobanın sürüsüne

katardı.Daha sonra kahvaltısını yapıp arkadaşlarıyla oynamaya

giderdi. Akşam da sürüyle birlikte gelen Kınalı’yı karşılar, onunla

oyunlar oynardı.

Selim yaylaları çok seviyordu.Çünkü geniş, yemyeşil düzlüklerde

istediği gibi koşturup yuvarlanmaya bayılıyordu. Bazen yaylaya öyle

bir sis çökerdi ki kendisini bulutların üzerinde gibi hisseder

mutluluktan havalara uçardı. Yine bir gün Selim sabah erkenden

kalkmıştı. Kınalı’yı çobana verdikten sonra babaannesi onu

kahvaltıya çağırdı. Yaylada sabah kahvaltıları çok güzel

oluyordu.Babaannem mıhlama ve mısır ekmeği yapmıştı. Çok güzel

bir kahvaltı hazırlamıştı. Selim kahvaltısını bitirdi.Sonra

dedesinden izin alıp arkadaşlarıyla tepedeki düzlükte oynamaya

gitti.Arkadaşlarıyla saatlerce oynadı. Çok terledi. İçmemesi

gerektiğini bildiği halde soğuk su içti.Daha sonra Kınalı’yı

karşılamaya gitti. Kınalı Selim‘i görünce zıplaya zıplaya Selim‘e


doğru koşmaya başladı.Selim ile Kınalı birlikte oynadılar. Akşam

olmuştu. Selim evine gitti. Gece ateşlenen Selim’i yaylada hastane

olmadığı için doktora götüremediler. Selim gece boyunca ateşler

içinde kıvrandı.Sabah olduğunda hasta hasta Kınalı’nın yanına

gitti.Kınalı yatıyor ve çok yorgun görünüyordu.Selim hemen

dedesine haber verdi. Dedesi Kınalı’ya baktı ama ne olduğunu

anlayamadı.O gün Kınalı sürüye katılamadı.Selim Kınalı’ya hastalığı

kendisinin bulaştırdığını düşünüyor ve üzülüyordu. Çok pişmandı.

Keşke terli terli su içmeseydi. O gün üzgün olduğu için

arkadaşlarıyla da oynamaya gitmedi. Akşama kadar Kınalı ‘nın

yanında durdu. Selim Kınalı’ya :

-Özür dilerim Kınalı.Benim hastalığım sana bulaştı.Benim

yüzümden sen de hasta oldun,dedi.

Tam o sırada arkasında duran dedesi, Selim ‘in söylediklerini

duyunca gülmeye başladı. Dedesi Selim’e:

- Benim akıllı torunum. Üzülmene gerek yok.Hatta sevineceğin

bir haberim var sana. Kınalı hamileymiş.Çok yakında doğuracak ve

kuzusu olacak, dedi.

Selim sevinçten havalara uçtu. O akşam Selim heyecandan

uyuyamadı. Sabah yüzünde bir ıslaklık ile uyandı. Gözlerini açtığında

küçük bir kuzu ,Selim’in yüzünü yalıyordu. Dedesi kucağında küçük

bir kuzuyu göstererek Kınalı’nın yavrusu olduğunu söyledi. Dedesi :

-Daha yeni doğdu.Adını senin koymanı istedim,dedi.Selim

kuzunun adını ne koysam diye düşündü. Selim bulutları çok sevdiği

için ve kuzu da bulutlar kadar beyaz olduğu için kuzunun adını Bulut

koydu. Selim’in mutluluğu ikiye katlanmıştı. Bütün gün Kınalı ve Bulut

ile ilgileniyor, onlarla oynuyordu.Yayladaki günleri çok güzel

geçiyordu.

Yazan : M.KESKİNKURT

Cumhuriyet İlkokulu 2/B Sınıfı

Öğretmeni: GÜLÜMSER BALCİ


AYŞE VE KÜÇÜK BALIK

Ayşe son zamanlarda bir balık istiyordu. Bir gün

Ailecek pikniğe gittiler. Göl kenarına oturdular. Göl

kenarında Ayşe balıklara bakıyordu. Babasının yanına

gitti. "Babacığım bana balık alır mısın?" Dedi. Babası

"Tek bir şartla alırım, balığa bakıp sorumluluğunu

alabileceksin." dedi. Ayşe de evet dedi. Ayşe ve ailesi

piknik bittikten sonra akvaryumcuya uğradılar ve bir tane

sarı balık aldılar. Ayşe çok mutlu olmuştu. Balığına Limon

adını verdi. İlk zamanlar Balığına çok düzenli bakıyor,

yemini veriyor sık sık suyunu değiştiriyordu. Bir süre

sonra Ayşe Balığına yem vermemeye ve suyunu

değiştirmemeye başladı. Bunu fark eden anne ve babası

Ayşe'yi uyardı. Ayşe duymamazlıktan geliyordu. Bir gün

balığının yanına gittiğinde Limonun hareket etmediğini


gördü, limon ölmüştü. Ayşe çok üzüldü ve ağlamaya

başladı. Böyle yaptığı için çok pişman oldu.

Ayşe'nin pişmanlığını gören babası,Ayşe'ye yeni bir

balık aldı. Ayşe o günden sonra balığıyla çok ilgilendi.

Ayşe balığıyla o kadar çok ilgilendi ki balığı uzun yıllar

yaşadı.

YAZAN: Z.N. ÖZDEMİR

ÇAĞATAY ULUÇAY İLKOKULU

ANASINIFI G ŞUBESİ

ÖĞRETMENİ: HAFİZE DAĞDELEN


KAHRAMAN

Ali adında bir çocuk varmıĢ. Ali sabah uyanmıĢ ve okul

yolunu tutmuĢ. Yolda bir köpek görmüĢ.

Köpeğe biraz bakmıĢ ve sonra okula gitmiĢ. Okula vardığında

köpek hep aklındaymıĢ. Teneffüste bile köpeği düĢünüp

durmuĢ. Okuldan çıkınca yine aynı yolda köpeği görmüĢ.

Okukda yarım kalan tostunu köpeğe vermiĢ. Bu böyle her gün

devam etmiĢ. Köpek Ali'ye iyice alıĢmıĢ.

Her gün okula kadar onunla geliyormuĢ. Ali okuldan çıkana

kadar köpek kapıda beklemiĢ. Bu durum böyle devam

etmiĢ. Ali bir gün yine okula giderken dört tane köpek

Ali'ye saldırmıĢ. Ġyi ki Ali’nin yanında köpeği varmıĢ Ali'nin

köpeği gelip Ali'yi kurtarmıĢ. Ali:

-Annecim bu köpek bizim olabilir mi? DemiĢ.

Annesi de bahçede kalması Ģartıyla kabul etmiĢ. Babası

geldiğinde köpeği veterinere götürmüĢler, aĢılarını


yaptırmıĢlar. Eve gelip bahçede ona kulübe yapmıĢlar. Ali

ve babası köpeğin adını KAHRAMAN koymuĢ.

Yazan: S.E.GÜT

2-D Sınıfı / 23 Nisan Ġlkokulu / ESKĠġEHĠR

Öğretmen: Hande ERDOĞDU


CORONA GÜNLERİM

Deniz okula gittiğinde bazı arkadaşlarının rahatsızlanıp okula

gelmediğini gördü. Bu duruma çok üzüldü. Gün geçtikçe rahatsızlanıp

okula gelmeyen arkadaşlarının sayısı arttı. Tedbir amaçlı okullar tatil

edildi. Öğretmeninden ve arkadaşlarından ayrı kaldı. Artık dışarıda

oyun oynamak korona virüsünden dolayı tehlikeliydi. Çünkü çok

sevdiğimiz büyüklerimiz için bizler taşıyıcıydık. Büyüklerimi hasta

etmemek için bir süre dışarda oyun oynamayacağım.

Evde kaldığım sürede uzaktan eğitim derslerimi yapıyorum. Evde

zamanımın çoğunu kitap okuyarak geçiriyorum. Okuduğum her kitap

beni kendi dünyasına götürüyor. Bilgim artıyor. Hikâye defterime

hikâyemi yazıyorum. Hikâyelerimin resimlerini yapıyorum.

Hikâyelerimi aileme okuyorum. Hayalim ilerde yazar olmak.

Hikâyelerimi yazarken araştırıyorum duygu ve düşüncelerimi

ekliyorum. İyi bir yazar olmak için araştırmalar yapıyorum. Yazdığım

hikâyeleri aileme okuyorum. İyi bir yazar olmak için kendimi sürekli

geliştiriyorum. Yazar olmak için sürekli okuyorum. Okuyarak belli bir

birikime sahip olmam gerek. Yazarken cümlelerimi kısa ve anlamlı

tutuyorum. Kitap okudukça kendimi yazmaya hazır hissediyorum.

Aklıma gelenleri not ediyorum. Bu notları hikâye yazarken


kullanıyorum. Doğadaki canlıları, davranışlarını ve özelliklerini aklıma

kaydediyorum. Gelecekte iyi bir yazar olmam için sürekli arayış

içindeyim. Sürekli etkinliklere katılıyorum. Arkadaşlarımla konuşarak

hikâyeler biriktirip yazıyorum. Anlatıyorum anlattıkça hikâyelerim

güzelleşiyor.

Hayalini kurduğum her şeyi yazıyorum. Televizyon izlerken ve

yatmadan önce yazacağım hikâyenin konusu ne olsun diye

düşünüyorum. Hikâye yazmak için sürekli bir şeyleri not alıyorum.

Babam, annem ve kardeşim ile çok güzel oyunlar oynuyorum.

Babam ile satranç oynuyorum. Annem ile pasta yapıyorum.

Pasta hamuruna şekiller veriyorum. Çiçeklerimi suluyorum.

Kardeşim ile bulmacalar yapıyoruz. Bulmacada şifreleri çözünce çok

mutlu oluyoruz. Harita üzerinde şehir bulma oyunu oynuyoruz.

Ellerimi sık sık yıkıyorum. İnşallah çok kısa zamanda okulumuza

ve eski günlerimize kavuşacağız. Sevdiklerimizle bol bol güzel günler

geçireceğiz.

HAMİYET ARSLAN

ŞEHİT ZAFER ÖZDENİZ İLKOKULU

YAZAN ÖĞRENCİ

D.M. AKIN

1/C SINIFI

FATSA /ORDU



BENİM KÜÇÜK HAYALİM

Sabah kalkıp elimi yüzümü yıkadıktan sonra aşağıya

indim.Annem kahvaltıyı hazırlamış, babamla ikisi beni

bekliyorlardı.Ben de oturdum ve kahvaltımı yapmaya

başladım.Babam gazete okuyordu.Gazetede bir şey dikkatimi

çekti.Bir sayfasında uzaya çıkmakla ilgili bir şeyler

yazıyordu.Babamdan izin alıp o sayfayı dikkatlice

okudum.Kahvaltımı yaptıktan sonra çantamı alıp dışarıya

çıktım.

Aklım hala gazetede okuduğum o sayfada yazan

şeylerdeydi.Okul servisi gelmişti.Ben de hemen bindim

servise.Arkadaşım Melis de bindi.Okula gelmiştik.Hızlıca okul

servisinden inip sınıfa girdik.Defteri, kalemi alıp masanın

üzerine koydum.Öğretmenimiz sınıfa girdi ve hemen derse

başladık.Serbest yazı etknliği yapacaktık.Öğretmenimiz

hayalini kurduğumuz herhangibir şey ile ilgili kompozisyon

yazmamızı istedi.Ben uzaya gitmekle ilgili bir şeyler

yazdım.Herkes bitirmişti yazısını,ama bir tek ben

bitirememistim çünkü sabahki gazete sayfasının da etkisiyle

hayal dünyamda sürüklenip duruyordum.Öğretmenimiz bana

birkaç dakika daha verdi ve en sonunda benimki de


bitmişti.Sanki bir destan yazmıştım.Sınıfta ilk parmak

kaldıran bendim yazdıklarımı okumak için.Öğretmenimiz bana

söz hakkı verdi ve ben okumaya başladım.İleride başarılı bir

astronot olmak ve uzayda keşfe dalmakla ilgili yazımı okumam

bitince bütün sınıf bana gülerken yalnızca arkadaşım Melis

heyecanla beni alkışladı.Öğretmenimiz sınıfı susturup bana “

İstersen bu hayalini büyüyünce çok çalışarak

gerceklestirebilirsin.” dedi ve bütün sınıf bana hayretle

baktı. Ali bunun imkansiz bir şey olduğunu söyledi ama

öğretmenimiz benim başaracağıma inanıyordu.

Seneler sonra o sıralardaki küçük hayalimin beni bu denli

bir çabaya sürükleyeceğini bilemezdim.28 yaşımdayım ve

hayallerimdeki mesleği yapıyorum.Çalışmalarım meyvesini bu

gün verecek.Bu gün bu astronot kıyafetimin içinde sadece

kendimle değil;hep destekçim olan ailem ve hala en sevdiğim

arkadaşım olan Melis ile,ve yine benim hayallerimi

küçümsemeden yaratıcılığımı hep dikkate alan rahmetli

ilkokul öğretmenimin üzerimdeki emekleri ile

gururluyum.Sabah gazetede okuduğum, bugün fırlatılacak ve

içinde benim de olacağım uzay aracı ile ilgili haber umarım

birilerinin “KÜÇÜK HAYALİ” olur.

YAZAN

G. TONKAL

PROF.DR.NECMETTİN POLVAN ORTAOKULU

6-B SINIFI ÖĞRENCİSİ

Öğretmeni KADRİYE ÇELEBİ


ŞAMPİYON BALERİNLER

Bir varmış bir yokmuş. Melisa adında çok şirin bir kız

varmış. Bale yapmayı çok severmiş. Hava çok güzelmiş. Melisa

havanın güzel olmasını fırsat bilip bale kıyafetlerini giymiş ve

bahçelerinde bale yapmaya başlamış. Çok güzel Melisa, aferin

diye seslenmiş babası. Hoş geldin babacığım, demiş.

Marketten gelirken bir afiş gördüm. Ne afişi babacığım?

Diye sormuş Melisa. Bale yarışması düzenleniyormuş. Sende

katılmak ister misin? Eveeettt! Yaşasın diye bağırmış. Bu

durum onu çok mutlu etmiş.

Yarışma iki gün sonraymış. Arkadaşları ve Melisa için o iki

gün geçmek bilmiyormuş.

Yarışma günü nihayet gelmiş. Hepsi çok heyecanlıymış.

Sırayla sahneye çıkıp bale gösterilerini yapmışlar. İzleyenler

çok beğenmişler. Aralarından sadece birine ödül

verilecekmiş. Ödül; topuklu, ışıltılı çok güzel bir


ayakkabıymış. Birincinin kim olduğu açıklanmak üzereymiş.

Birinci Melisaaa! Demişler. Melisa o kadar mutlu olmuş ki bu

günü hayatı boyunca unutamayacakmış. Melisa ışıltılı

ayakkabısına hayranlıkla bakmış.

YAZAN: A. ETİK

ÇAĞATAY ULUÇAY İLKOKULU

ANASINIFI E ŞUBESİ ÖĞRENCİSİ

ÖĞRETMENİ: MELEK ÇARAMIK


DEFİNE

Bir gün iki çocuk varmış.Bu iki çocuk bahçede oynarken bir

harita bulmuşlar.Bunun bir define haritası olduğunu

görmüşler.Didip bunu anne babalarına söylemişler.Fakat anne

babaları olmaz deyince odalarına gitmişler.Akşam evden

kaçmaya karar vermişler.Anne babaları uyuyunca sessiz bir

şekilde çantalarını hazırlayıp; yanlarına dürbün,harita, fener

alıp evden ayrıldılar.İlk önce uçan balona binmeleri

gerektiğini anladılar.Gidip uçan balona bindiler.Biraz

uçtuktan sonra aşağı indiler.Yürümeye başladılar ve

karşılarına bir saray çıktı.Haritaya göre define sarayın sol

tarafındaydı.Çocuklar eldivenlerini giyip kazmaya

başladılar.Kazdılar kazdılar ama defineyi bulamadılar.O sırda

saraydan padişah çıktı ve çocukları gördü.Çok

şaşkındı.Çocuklar padişahı görünce çok korktular.Padişah ‘’

Siz burada ne yapıyorsunuz?’’ diye sordu.Bir define haritası

bulduk bahçenizde define varmış.Biz de önce balona bindik

sonra da yürüyerek buraya geldik.Padişah gülerek siz

haritayı yanlış anlamışsınız dedi.O sadece ihtiyaç

kutusu.Eğer ihtiyacınız varsa buradan alabilirsiniz

dedi.Çocuklar kutuyu açtılar ve bir telefon buldular.Bu

çalışıyor mu diye sordular.Padişah evet çalışıyor dedi.Çocular


anne babalarını arayıp olanı anlattılar. Anne babaları onları

almaya geldi…

ÖĞRT. MELİKE KARAMAN

ÖĞRENCİ:E. ÇELİK YOKUŞDİBİ İLKOKULU KABADÜZ

ORDU


SABIRSIZ TIRTIL

Küçük tırtıl, yumurtasından çıktığında karşısında annesini

gördü. Annesinin güzelliğine hayran kaldı. Henüz kendisini

görmediği için kendisinin de annesi gibi renkli kanatları

olduğunu düşünüyordu. Annesi küçük tırtılını sevip okşadı.

-Canım yavrum, uzun zamandır seni bekliyordum, dedi. Anne

kelebek, yavrusunu kanadının üstüne alıp suyun kenarına

kondu. Küçük tırtıl içinden,

-Aa! Annem uçabiliyor. O uçuyorsa bende uçarım. Beni niye

kanadında taşıyor ki? Herhalde küçük olduğum için yorulmamı

istemedi, dedi. Suyu ilk kez görüyorum.


Merakla suya eğilip nasıl olduğuna bakmak istedi. Sudaki

görüntüsünü görünce küçük tırtıl çığlık attı. Anne benim

kanatlarım yok üstelik sana hiç benzemiyorum! Annesi,

-Biliyorum yavrum. Benim gibi kanatlarının olması için biraz

sabırlı olman gerekiyor.

Bir gün kendi etrafına “koza” dediğimiz bir elbise

göreceksin. Bunun için biraz zamana ve güçlenmeye ihtiyacın

var.

-Peki anneciğim elbisemi ördükten sonra mı kanatlarım

olacak? Hiç bir şey anlamadım anneciğim.

-Evet yavrum, öyle de diyebiliriz. Sen o elbisenin

içindeyken hiçbir kelebeğinkine benzemeyen kanatların

oluşacak .Bir süre o elbisenin içinde kalman gerekecek. Sonra

belki de benden daha harika bir kelebek olacak ve

uçabileceksin. Minik tırtıl, annesinin söylediklerine tam

olarak anlamasa da kanatlarının olacağını düşününce

heyecanlanmıştı. Annesine:

-O zaman hemen ağacımıza gidelim anneciğim. Vakit

geçirmeden kozamı örmek , senin gibi uçabilmek istiyorum.

Hadi hemen gidelim. Anne kelebek yavrusuna:

-Henüz değil benim tatlı tırtılım. Kozanı örebilmek için biraz

daha büyümen gerekiyor. Küçük tırtıl bu durumdan

hoşlanmamıştı… Güzel bir kelebek olmak için


sabırsızlanıyordu. Günler günleri kovaladı. Tırtıl çok yemeye

ve şişmanlamaya başladı. Annesi:

-Hadi bakalım yavrucuğum. Kozanı örme vakti. Tırtıl çok

heyecanlandı. Kanatları yoktu.

-Anneciğim seni çok seviyorum. Seninle kelebek olduğumda

görüşürüz canım annem.

Tırtıl ve annesi vedalaşırken ikisinin de gözleri dolmuştu.

Anne tırtıl çocuğunun nasıl bir kelebek olacağını merakla

bekliyordu. Yavrusunun kozasının başında uyuyup kalan anne

bir çıtırtıyla irkildi. Sesler kozadan geliyordu. Çok


heyecanlandı. Yavrusunu çok özlemişti. Yavrusuna baktı.

Rengarenk bir kelebek olarak karşısındaydı. Annesi:

-Yavrum çok güzel olmuşsun dedi. Az sonra koza tamamen

parçalandı. Beyaz kanatlarının üstünde turuncu, yeşil ve mor

noktalar vardı.

Küçük yavru önce kanatlarını hareket ettiremedi. Sağa sola

devrilip durdu. Annesi buna kahkahalarla güldü. Yavru

kelebek bu duruma üzülmüştü. Bu kanatları taşımak ne kadar

zormuş diye düşündü. Küçük yavrum:

-Anneciğim neden senin gibi uçamıyorum, dedi.

Kanatlarımda var fakat devrilip duruyorum. Hemen göl


kenarına gidip nasıl göründüğüme bakmak istiyorum dedi.

Annesi:

-Acele etme yavrucuğum. Biraz çaba göstermen gerekiyor.

Sabırlı olmalı, paniğe kapılmamalısın. Yavru kelebek

sabırsızca bir an önce uçup göl kenarına gitmek istiyordu.

Kanatlarını çırpmaya çalışıyordu ama bir türlü başaramıyordu.

En sonunda pes eden yavru kelebek ağlamaya başladı

-Neden başaramıyorum anne? Galiba hiç uçamayacağım.

Annesi:

-Sabırlı olur ve çalışırsan kısa zamanda uçacaksın

yavrucuğum. Haydi tekrar deneyelim. En son kanatlarını

çırpmaya başarmış. Geriye bir tek uçmak kalmış. Ama bu

seferde uçamıyordu. Annesi:

-Hemen ümitsizliğe kapılma yavrucuğum, dedi . Haydi bir

daha dene. Küçük yavru annesinin söylediklerini dikkatle

dinledi. Biraz sonra bulunduğu yaprağın üzerinden yükseldi.

-Başardım anneciğim! Artık uçabiliyorum, dedi . Bir kaç kez

daha kanat çırptı. Fakat dengesini bulamayıp bir alttaki

yaprağın üzerine düştü.

- Öffffff hep düşüyorum, ne kadar zormuş. Anneciğim

sanırım yapamayacağım. Keşke tırtıl olarak kalsaydım hiç

zorlanmazdım demiş. Keşke senin gibi uçabilsem niye

uçamıyorum? Benim de kanatlarım var. Annesi yavrusunun

umutsuzluğa kapıldığını anladı.


-Merak etme yavrum, başaracaksın. Sadece birkaç kez daha

denemen gerekecek. Küçük yavru o günü uçmayı öğrenebilmek

için çabalayarak geçirdi, hep çalıştı. Günün sonunda aynı

annesi gibi uçabiliyordu. Bütün bu uğraş yavrucuğu yorgun

düşürmüştü. Hemen uyudu. Rüyasında kırların, üzerinde

uçtuğunu gördü. Sabah uyandığında heyecanlıydı. Annesiyle

yeniden uçmayı deneyecekti. Fakat korkuyordu. Tüm

cesaretini toplayıp kanatlarını çırptı. Artık uçuyordu.

Annesiyle tıpkı rüyasındaki gibi uçtular. Kırlarda pek çok

kelebekle tanıştılar. Arkadaş oldular, oyun oynadılar,

çiçeklere kondular ,uçma yarışması yaptılar. Küçük kelebek


günün sonunda anladı ki Sabırlı olup çalışırsak her şeyin

üstesinden gelebiliriz. Annesine sarılıp destek olduğu için

teşekkür etti. Minik kelebek o günden sonra hep sabırlı

davrandı. Hiçbir işte acele etmedi.

YAZAN: M. KATIRCI

TEKELER İLKOKULU 4-A SINIFI ÖĞRENCİSİ

ÖĞRETMENİ: MERYEM GÜNDÜZ


MUTLULLUK

Bir zamanlar Elif adında küçük bir kız çocuğu varmış.

İri gözleri,kıvır kıvır saçlarıyla ailenin neşe kaynağıymış.

Günler geçmeye, Elif de büyümeye başlamış. Ama artık

eskisi kadar neşeli,keyifli değil; keyifsiz ve mutsuz,içine

kapanık bir çocuk olmuş. Tüm gün yaptığı tek şey yemeğini

yiyip odasına gidip bilgisayarda oyun oynayarak vakit

geçirmek olmuş. Ailesi bu durumuna endişelenmeye

başlamış.Ve bir çözüm bulmaları gerektiğini düşünmüşler.

Akşam yemeğinde kızlarını alıp konuşmaya başlamışlar.

Babası kızına bilgisayarda çok vakit geçirdiğini ve bunun onu

kötü etkilediğini güzelce anlatmış. Aslında Elif de bu

zararların farkındaymış ve ailesine hak vermiş. Peki demiş,


ben bilgisayar olmadan nasıl vakit geçireceğim demiş. Babası

da ‘’Kızım şimdi odana git ve kendine bir çanta hazırla, sabah

erkenden kalkacağız sana bir süprizim var.’’ demiş. Elif

hemen odasına geçip eşyalarını hazırladıktan sonra bir an

önce sabah olması için uykuya dalmış. Ve sabah olmuş, tüm

aile erkenden kalkıp kahvaltılarını yapmışlar. Elif ‘’Hadi

babacığım artık süprizini söyle’’ demiş.Babası gülerek biraz

daha sabretmesini söylemiş ve hep beraber arabalarına binip

yola çıkmışlar.

Yaklaşık üç saatlik yolculuğun ardından ufak ve çok şirin

bir köye gelmişler. Elif babasına merakla burasının neresi

olduğunu sormuş. Babası da ‘’burası benim çocukluğumun

geçtiği yer’’ demiş. Elif burayı çok beğenmiş. Masmavi

gökyüzü,yemyeşil çimenler, sıra sıra dağlar, masmavi nehir,

cıvıl cıvıl öten kuşlar, özgürce dolaşan kelebekler varmış.

Böyle güzel bir yerde yaşamak insanı ne kadar mutlu eder

diye düşünmüş. O sırada annesi Elif’i çağırıp evden getirdiği

yemekleri güzelce hazırlamış ve yemeye başlamışlar.

Yemekleri bittikten sonra tüm gün boyunca özgürce

koşmuş,oynamış ve çok eğlenmiş. Aklına bilgisayarda oynadığı

oyunların hiçbiri gelmemiş. Ama artık hava kararmaya

başlamış. Elif o kadar mutluymuş ki buradan hiç ayrılmak

istemiyormuş. O geceyi babasının büyüdüğü küçük ama

sevimli evde geçirmeye karar vermişler.

Artık sabah olmuştu ve eve dönme vakitleri

gelmişti.Ama Elif burayı çok sevdiği için daha sık gelmeye

çalışacaklarını söylediler. Eve geldiklerinde Elif çok

mutluydu. Onu gören ailesi de bir o kadar mutlu oluyordu.

Elif artık bilgisayarın yerine geçebilecek daha güzel şeyler


olduğunu anladı. Ve bilgisayarda daha az vakit geçirmeye

başlamış. Böylece ailesiyle daha az vakit geçirip köylerine

gidip orda çokça eğlenmeye, kısacası gerçekten mutlu olmaya

başlamış.

YAZAN

E.E ÇAVDAR

BİLECİK MERKEZ ERTUĞRULGAZİ İLKOKULU

4-C SINIFI ÖĞRENCİSİ

ÖĞRETMENİ SELDA YÖNTER


KAYIP İNEK

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal

pireler berber iken ülkenin birinde küçük bir çocuk yaşarmış.

Bu çocuk hayvanları çok sever onlarla konuşur , hayvanların

dilinden anlarmış. Bir gün annesi küçük çocuktan kuyudan su

doldurmasını istemiş. Çocuk kovayı alıp kuyunun yolunu

tutmuş. Yolda giderken karşısına kocaman bir inek çıkmış.

Çocuk ineğin başına ne geldiğini ve orada ne aradığını sormuş.

İnek cevap vermiş;

Ormana ot yemeye gelmiştim. Arkadaşlarımdan ve evimden

çok uzaklaştım. Yolumu kaybettim bana yardım eder misin?

demiş. Küçük çocuk bu duruma çok üzülmüş. İneğin

korktuğunu fark etmiş. Hemen kuyudan su çekip ineğe

içirmiş.

İneği alıp annesinin yanına geri dönmek için yola koyulmuşlar.

Hava kararmak üzereymiş.


Annesi küçük çocuğa neden bu kadar geç kaldığını sormuş.

Çocuk durumu anlatmış. İneği evine yavrularına

kavuşturmamız gerek demiş. Annesi sabah olsun bir çaresini

buluruz. Sabah olmuş annesi, çocuk ve inek yola koyulmuşlar.

İneğin ayak izlerini takip ederek yuvasına ,yavrularına ve

arkadaşlarına kavuşturmuşlar.


İneğin sahibi bu duruma çok sevinmiş. İneğin sütünü sağarak

çocuğa sütün içmesini inek sütünün çok faydalı olduğunu ve

sütünden peynir de yapıp yemesini söyledi. Çocuk ve annesi

sütü alıp evlerinin yolunu tuttular.

YAZAN

B.E.ERDAŞ

İSTİKLAL ANAOKULU

LALELER SINIFI ÖĞRENCİSİ

Öğretmeni SELMA ALBAYRAK


ÜÇ BİLGE VE MUTSUZ PRENS

Yeşillikse yeşillik, çimense çimen, mavilikse mavilik, denizse

deniz... Ne ararsan var..! Sarayın etrafını kuşatan yüzlerce

güzelliğe rağmen bir şeyler yolunda gitmiyordu anlaşılan.

Zamanın birinde her türlü maddi imkâna sahip olmasına

rağmen; can sıkıntısından, hayatın yaşanmaya değmez

olduğundan yakınan bir prens varmış. Öyle ki hiçbir şeyden

zevk almaz olmuş. Kardeşleri gezip, ava çıkarken o odasına

kapanır sürekli düşünürmüş. Oğlunun bu haline üzülen kral,

oğlunun mutlu olması için şölenler, çeşitli eğlenceler

düzenlemiş ama prensin yüzü bir türlü gülmemiş. Bir gün kral

tahtında derin düşüncelere dalmış, saray avlusundaki çocukları

izliyormuş.

Onu böyle gören vezir;

—“Efendim arzu ederseniz ülkedeki tüm bilgeleri saraya

çağırıp buna bir çözüm arayalım” demiş.

Bu fikir kralın hoşuna gitmiş ve hemen tüm bilgelere haber

gönderilmiş. Kısa sürede ülkenin ileri gelen üç bilgesi saraya

getirilmiş. Bilgeler gözlerini saraydan alamamış etrafa

bakarken, kral belirmiş;

—“ Öncelikle sarayıma hoş geldiniz. Duymuşsunuzdur oğlum

uzun zamandır odasından çıkmıyor, yemek yemiyor, yüzü

gülmüyor... Buna bir çözüm bulmanızı istiyorum. Aksi takdirde

bunu canınızla ödersiniz” demiş.

Yaşlı üç bilge üç beş gün düşünüp taşınmış ,akıllarına hiçbir

çözüm gelmemiş. Bu nedenle canlarını kurtarmak için ülkeyi

terk etmeye karar vermişler. Komşu ülkeye doğru yola

koyulmuşlar.


Bir köyün yakınında koyunlarını, keçilerini otlatan gariban bir

çobanla bir süre arkadaşlık etmişler. Uzun süre birlikte vakit

geçirmişler. Onlara artık çok güvenen çoban hayvanlarını

onlara emanet edebileceğini düşünmüş. Çoban;

—“ Kardeşlerim şu hayvanlarıma, tarlama, evime az göz kulak

oluverin benim karşı köyde birkaç günlük işim var halledip

geleyim.” demiş.

Yaşlı bilgeler zevkle kabul etmişler. Hemen kendi aralarında iş

bölümü yapmış; ağıla, tarlaya ve eve dağılıp başlarına gelecek

olaylardan habersiz işe koyulmuşlar. En büyükleri Bilge Kağan,

ortanca olan Bilge Han ve son olarak en küçüklerinin adıysa

Bilge Can imiş.

Bilge Kağan hayvanları çayıra otlatmak için çıkarmış, bir

ağacın gölgesinde derin düşüncelere dalmış. Kafası karşılaştığı

olaylarla meşgul bir halde hayvanlara göz kulak olurken, bir

keçi yavrusu uçurum kenarından aşağı yuvarlanıvermiş.

Yerinden doğrulmuş, sesin geldiği yöne doğru koşmuş. Aşağı

inip onu kurtarmadıkça kendi kendine kurtulması mümkün

değilmiş.

Bilge Kağan, çobana karşı sorumluluğunu yerine getirmesi

gerektiğini düşünmüş ve hemen işe koyulmuş. Bir halat

yardımıyla keçiyi yukarıya doğru çekmeye başlamış fakat her

defasında başarısız olmuş. Ne olursa olsun vazgeçmemeliymiş.

Bu kez uçurumun dibine inmiş. Yavru keçiyi sırtına alıp yukarıya

doğru çıkmak için çok terler dökmüş. Her defasında başarısız

olsa da sonunda yavru keçiyi kurtarmış.

O sırada Bilge Han tarlayı çapalarken , mahsulün bir kısmının

ziyan olduğunu fark etmiş. Çok sevdiği arkadaşı için bu tarlaya


iyi bakmak zorundaymış. Hemen ziyan olan ürünlerin sebebini

araştırmaya koyulmuş. Birde ne görsün..! Tarlayı istila eden

onlarca fare. Vakit kaybetmeden bir çözüm aramış. Ama ne

yaparsa yapsın başarılı olamamış. Bir köşede başı önde derin

düşüncelere dalmış. Çoban ve çobana verdiği söz bir türlü

aklından çıkmıyormuş. Hemen yerinden doğrulmuş. Ambara

gidip bir karışım hazırlamış. Hazırladığı ilacı tüm tarlaya

serpmiş. İşe yaramış! Neredeyse tüm fareler ortadan

kaybolmuş. Derin bir nefes alarak tarlayı huzurla çapalamaya

devam etmiş.

Bizimkilerde dert biter mi?

Evden yükselen alev eşliğinde yükselen Bilge Can'ın sesi tüm

köyü inletmiş. Bilge Kağan ve Bilge Han hemen eve doğru

koşmuşlar. Evi o halde görünce ne yapacaklarını şaşırmış

hemen ateşi söndürmeye koyulmuşlar. Köylülerin de yardımıyla

alev kısa sürede söndürülmüş. Fakat ev hasar görmüş.

Kendilerini kötü hisseden yaşlı bilgeler hemen evi onarmaya

başlamışlar. İki günde kulübenin eski halinden eser kalmamış.

Üçü de yaşadıkları olaylardan ders çıkarmışlar. Bu sırada az

öteden çoban belirmiş. Evinin o yeni güzel halini görünce

gözlerine inanamamış. Bilgelere teşekkür etmiş.

Bilge Kağan;

—“ Asıl biz sana teşekkür ederiz dostum, sayende yaptığımız

büyük yanlıştan döndük. Anladık ki ! Bir kişi gerçekten can-ı

gönülden isteyerek bir işle uğraşır, onu başarmak için çalışıp

çabalarsa, yani sorumluluk alırsa asla canı sıkılmaz. o kişi

hayattan zevk almaya başlar.” demiş.


Ardından üç bilge hazırlanıp saraya doğru yola koyulmuşlar.

Saraya vardıklarında önce tereddüt etmişler ancak

kaybedecek bir şeyleri yokmuş.

Bilge Han ;

—“ Geri döndüğümüze göre bir çözüm bulduğumuzu tahmin

eder. Bu yüzden bize zarar vermeyecektir” demiş.

Biraz olsun arkadaşlarının içini ferahlatmış. Sarayın avlusuna

geldiklerinde kral onları karşılamış. Oldukça sert bir tavırla;

—“ Sizi dinliyorum” demiş.

Bilge Kağan hemen atılmış;

—“ Hükümdarım, eğer oğlunuzun can sıkıntısından kurtulmasını

istiyorsanız ona bir sorumluluk yükleyin, vakit geçireceği bir iş

verin çünkü can sıkıntısının en büyük nedeni boş boş

oturmaktır. Oğlunuza yükleyeceğiniz sorumluluk ne derece

ciddi olursa kendini o ölçüde can sıkıntısından kurtaracak,

yaşama olan bakışı değişecektir” demiş.

Kral bu fikri çok beğenmiş ve oğluna sarayında bazı görevler

vermiş. Prens bu görevleri yerine getirebilmek için çok

çalışması gerektiğini anlamış. Her geçen gün sorumluluklarının

daha çok farkına varmış ve görevlerini aksatmadan düzenli

olarak çalışmayı öğrenmiş. Artık odasına kapanmıyor ve mutlu

bir şekilde günlerini geçiriyormuş. Oğlunun mutluluğunu gören

kral bilgelere çok teşekkür etmiş ve yaşlı bilgeleri azat etmiş.

Betül K.

Serpil Bahadır

Erzurum Türk Telekom Nurettin Topçu Sosyal Bilimler Lisesi


OKUL GEZİSİ

Bir gün Nehir'in öğretmeni bir gezi düzenlemeye karar

vermiş. Nehir bu haberi koşarak annesi ve babasına anlatmış.

Nehir'in ailesi geziye katılmasına izin vermişler. Nehir çok

mutlu olmuş. Hemen odasına gidip ihtiyacı olan eşyalarını alıp

çantasını hazırlamış. Ertesi sabah yataktan fırlamış. Ellerini

yüzünü yıkamış, kahvaltısını yapmış, üzerini değiştirmiş ve

annesi ile okula gitmiş. Gezi otobüsü gelince Nehir çantasını

sırtına takıp otobüse binmiş. Annesine el sallamış. Gezi

otobüsünde en iyi arkadaşı olan Derin ile yan yana

oturmuşlar. Birkaç saat sonra öğretmenleri deniz kenarında

piknik yapacaklarını söylemiş. Tüm öğrenciler sıra halinde

otobüsten inmişler. Herkes yiyeceklerini çıkarıp birbirine

ikram etmiş. Derin ve Nehir yiyeceklerini paylaşmışlar.

Piknikleri bitince otobüse binmişler ve yola çıkmışlar. Birkaç


saat sonra Ankara'ya ulaşmışlar. Burada Anıtkabir'i

gezmişler. Atatürk'ün mezarını ziyaret etmek hepsini çok

duygulandırmış. Nöbetçi askerleri selamlamışlar. Müzeyi

gezmişler. Akşam olunca otobüse binmişler ve evlerine geri

dönmüşler. Nehir bu geziye katıldığı için çok mutlu olmuş.

YAZAN : Melisa A.

Öğretmeni : Sevinç Kaman

Okulu: Ayvalık Atatürk İlkokulu / Balıkesir


YADE’NİN HEYECANLI GÜNÜ

Yade, yarın dedesinin çiftliğine gideceği için çok

heyecanlıydı. Hemen yarın olmasını istiyordu. Çünkü hem

dedesini çok özlemişti hem de dedesinin çiftliğindeki inekleri,

kuzuları, atları, köpekleri, kedileri ve daha birçok hayvanı.

Yade, yarın olacakların hayallerini kurarken annesi kahvaltıya

çağırdı. Yade hemen mutfağa koştu. Kahvaltısını yapıp, ellerini

ve ağzını yıkayınca arkadaşlarıyla oyun oynamak için dışarıya

çıktı. Arkadaşları ile üç saat oynadı. Annesi çağırınca hemen

eve koşa koşa gitti. Yade eve gittikten biraz sonra babası eve

geldi ve akşam yemeğini yediler. Yemekten sonra Yade babası

ile biraz vakit geçirdi. Saat dokuz buçuk olduğu için uyku saati

geldi. Anne ve babasına iyi geceler öpücüğü verip uyumaya

gitti.

Sabah olunca Yade elini yüzünü yıkadıktan sonra annesine

kahvaltı hazırlamada yardım etti ve beraber kahvaltı yaptılar.

Yade annesine; “Anne ne zaman dedeme gideceğiz?” dedi.

Annesi; “Sabırlı ol kızım, kahvaltımız bitince hemen

gideceğiz.” diye cevap verdi. Hemen hazırlanıp dedesinin

çiftliğine gittiler. Orada Yade hayvanlarla oynadı, ata bindi.

En çok sevdiği kuzusu ile doya doya vakit geçirdi. Hiç bitmesini

istemiyordu bu güzel günün!

B.N.BAĞCI

SEVİNÇ KARADAĞ

ÇOĞLU VURAL BAYLAN İLKOKULU 1/A


DOĞAYA VEFA

Haftasonları ailecek pikniğe gittiğimiz bir orman vardı. Mis

gibi temiz havası birbirinden güzel yemişler ve orman

meyvelerinin olduğu, cıvıl cıvıl kuşların ötüştüğü cennet gibi

bir yerdi burası. Tertemiz akan suların içinde yüzen balıklar,

rengarenk kelebekler ve cırcır böceklerinin o güzel seslerinin

güzelleştirdiği bu ormanı çok seviyordum. En çok oradaki

çilekleri ve böğürtlenleri yemeye bayılırdım. Burada olmak

bana çok huzur veriyordu. Bir hafta sonu babamdan yine bizi

ormana götürmesini istedim ve hayatımızın kabusunu yaşadık.

Oraya gittiğimiz zaman karşılaştığımız manzara bizi derinden

üzdü. Daracık bir yolda bir sürü beton makineleri, iş

makineleri ve işçiler vardı. Bir haftanın içinde ne kadar da

değişmişti burası! Ablamla saklambaç oynayıp arkasında

saklandığımız ve dalına tırmanıp meyvesini yediğimiz ağaçlar

yok olmuştu. Ağaçların kesilmesiyle yuvalarını kaybeden

sincaplar, kuşlar, böcekler ne yapacaklardı şimdi? Koşarak

annemin yanına gittim ve hıçkırarak ağlamaya başladım.

Sonra bizim gibi oraya pikniğe gelen onlarca aile hepsi

arabalarından indi sessizce bakmaya başladılar. Herkes şok

olmuştu, kimsenin ağzından bir şey çıkmıyordu. Ama ben

betonlaşmaya karşı dur diyecektim. Okulumuzu geçen yıl

TEMA Vakfı’ndan gönüllüler ziyaret etmişti ve ben de

TEMA’ya üye olmuştum. Aklıma ilk onlar geldi. Pazartesi günü

ilk iş öğretmenim ve arkadaşlarımla TEMA Vakfı’nı ziyaret

etmek oldu. Oradakiler hemen Orman İlçe Müdürlüğü’nü

arayarak bilgi istediler. Yetkililer oraya verilen bir imar


izninin olmadığını ve sit alanı olduğunu söylediler ve gerçeği

öğrendik orada bir kaçak yapılaşma vardı! Yetkililer bu

duruma el koyup, çalışmaları durdurdular. Duyarlılığımızdan

dolayı beni ve arkadaşlarımı tebrik ettiler. Bu başarımız

medyaya da yansımıştı. Okul müdürümüz tüm okulun önünde

başarı belgelerimizi vererek bizlerle gurur duyduğunu

söyledi. Kesilen ağaçların yerine TEMA Vakfı ile birlikte

okulumuzdaki tüm öğrencilerin katılımıyla yeni fidanlar

diktik. Böylece doğaya vefa borcumuzu biraz da olsa ödedik.

Yazan Öğrenci: Aylin A.

Öğretmen: Yasemin AKAY

Mehmet Akif İlkokulu 2/B Sınıfı Zile/TOKAT


KÜÇÜK BAYKUŞ

Küçük Zeynep baykuş ertesi gün karnesini alacaktı.Bu yüzden çok

heyecanlıydı.Çünkü ilk karnesiydi.O gece bir sürü hazırlık

yaptı,kıyafetlerini hazırladı

Arkadaşlarına aldığı hediyeleri bir güzel paketledi.Dişlerini fırçaladı

ve uyku zamanı gelmişti.Uykusunda çok güzel rüyalar

görüyordu.Rüyasında kendisini ve en yakın arkadaşı Duru’yu

gördü.Çikolata dünyasına gitmişlerdi.Orada dondurmalar, çikolatalar,

şekerler, pastalar herşey vardı.Duru ve Zeynep hepsinden

yemişlerdi.En sonunda çikolata şelalesinde yüzüp, eğlendiler.

Sabah olmuştu . Annesinin sesine uyanan Zeynep elini yüzünü yıkayıp

kahvaltıya indi.Kahvaltıdan sonra dişlerini fırçalayıp hazırlanmaya

başladı.Zeynep hazırladığı hediyeleri alıp arabaya bindi.Okulda

öğretmeni Asya Hanım güzel bir konuşma yaptı.Karneleri verdi.Hepsiyle

fotoğraf çekildi.Zeynep ve Duru’nun anneleri onları parka

götürdüler.Çocuklar saklanbaç oynarken Zeynep ortadan

kayboldu.Telaşlı bir şekilde onu aramaya başladılar.

Hiçbir yerde bulamadıkları için dışarıda aramaya başladılar.Sonunda

Zeynep’i buldular.Zeynep parkın yanındaki kafeye gitmişti.Zeynep

annesinden çok özür diledi.Annesi ona bir daha yapmaması gerektiğini

söyledi.Evlerine döndüler hep birlikte mutlulukla akşam yemeğini

yediler.


YAZAR: M. S. CARGİLL İLKOKULU 1-A SINIFI ORHANGAZİ

BURSA

ÖĞRETMEN : YENER NAR


TÜLİN’İN SERÜVENLİ BİR GÜNÜ

Tülin, güneşli bir günde ailesiyle birlikte ormana gitmeye

karar vermiş. Yola çıkmışlar. Ormana vardıklarında o da ne?

Çalılıkların arkasından bir ses geliyormuş. Tülin başta çok

korkmuş ama çalılıkların arkasında bir canlı olduğunu

biliyormuş. Ve yavaşça çalılıkların yanına gitmiş. Bir de ne

görsün? Üstüne birden bire bir tavşan zıplamış. Tülin bu

duruma çok şaşırmış.

Ve tavşan Tülin’in üzerinden yere zıplamış, daha sonra

tavşan ortadan kaybolmuş. Annesi Tülin’i yanına çağırmış.


Hep birlikte kahvaltılarını yapmışlar. Kahvaltı bittikten

sonra Tülin babası ile birlikte oltalarını alıp dereye gidip

balık tutmaya başlamışlar.

Tülin balık tutmaktan çok hoşlanmış. Bir anda Tülin’in oltası

kıpırdamaya başlamış. Tülin bu durumda çok heyecanlanmış.

Babasına sormuş ne oluyor diye. Babası da Tülin’e demiş ki;

__ Sakin ol kızım sanırım oltana bir balık yakalanmış. Onu

yavaş yavaş çekmemiz gerekiyor.

Tülin babası ile birlikte bir sürü balık tutmuşlar.

Daha sonra ailecek bir dağ yürüyüşüne çıkmışlar.

Biraz yürüyüş yaptıktan sonra babası ile birlikte balıkları

temizlemişler ve pişirip afiyetle yemişler.

Tülin böylece maceralı, eğlenceli ve çok güzel bir gün

geçirmiş.

YAZAN ÖĞRENCİ : ALMİNA B.

2/A SINIFI

ÖĞRT. ZEKİYE AYSUN POLAT

VALİ BEKİR AKSOY İLKOKULU

More magazines by this user
Similar magazines