30.09.2020 Görüntülemeler

LUBUN GAR'I

PDF'lerinizi Online dergiye dönüştürün ve gelirlerinizi artırın!

SEO uyumlu Online dergiler, güçlü geri bağlantılar ve multimedya içerikleri ile görünürlüğünüzü ve gelirlerinizi artırın.

Güz Sayısı (Eylül-Ekim-Kasım) 2020

Sayı: 1


KÜNYE

/

GİRİŞ

İÇİNDEKİLER

HAZIRSANIZ

İÇİNDEKİLER

Genel Yayın Yönetmeni:

Aybike Özsöyke

Editör:

Eren Ateş

BAŞLIYORUZ!

Bir tren düşünün, içerisinde her çeşit yolcusu olan, her yolcunun

eşit olduğu, sınıf sistemi olmadan yol aldığı, insanın ‘insan’ olarak

görüldüğü bir tren.

3

4

Kuruluş- Misyonumuz-

Vizyonumuz

QUEER: Burada

Tanımlara Yer Yok

16-17

18-19

Ölümün Dünyadaki

Ebediyeti

LGBTİ+ Dostu Mekanlar

Kaffa / Before

Hukuk Danışmanı:

Av. Didem Özhan

Grafik Tasarım:

Mesut Can Özural

Katkıda Bulunanlar:

Arya Yeniyurt, Aybike Özsöyke, Ayşe

Dilara Öztürk, Cem Çobanoğlu, Damla

Hazer, Deren Kalfaoğlu, Doğukan

Koçanalı, Ekim Ateş, Emir Öztürk, Eren

Ateş, Furkan Kaplan, Furkan Kılınç,

İlayda Cengiz, Mandana Mehrnia,

Oğuzhan Okuma, Özge Akman, Tuğba

Nur Civil, Yousuf, Toprak Ateş

Kapak:

Mesut Can Özural

Yönetim Yeri:

Aydın LGBTİ+ Dayanışması

Yayın Türü:

Dijital

Lubun Gar’ı Dergisi, Aydın LGBTİ+

Dayanışması’nın yayınıdır. Dergide

yer alan yazılı ve görsel çalışmalardan,

yazarları ve sanatçıları sorumludur.

Bu çalışmalar, Lubun Gar’ı Dergisi

ve Aydın LGBTİ+ Dayanışması’nın

görüşlerini yansıtmaz.

Biz de hayatımızın akıp gittiği bu yolda son sürat giden trendeki

yolcularız. Trenlerde pek çok vagon vardır, tıpkı dergimizdeki pek çok

kategori gibi. Her konuya yer verip kalplerinize dokunmak istedik.

Siz o vagonlarda gezinirken biz de sizlerle yanışacağımız için çok

heyecanlıyız! Yolculuğa kısa bir ara verip durduğumuz, dinlendiğimiz

durak ise garımız oluyor, yani dergimiz Lubun Garı!Belirtmek

isterim ki, elinizde tuttuğunuz bu dergi, kalbimizin dışa vurumu olan

renkleriyle harmanlandı ve siz değerli okuyucularımıza sunuldu.

Birçok bireyin toplum tarafından dayatılan ve adına “utanç” denilen

çemberden bir adım atması hâlinde emeği olan herkesin hayatının

iplerini nasıl eline aldığını anlatıyor diyebilirim.

Lubun Gar’ı Sakinleri,

Kendinize inanarak çıktığınız yolda isteklerinizi elde etmenin

verdiği his paha biçilemez. Önümüze konulan veyahut pek çok

kez gözümüzde büyüttüğümüz engelleri aşabiliriz. Her geçen gün

yaşayarak görüyoruz ki bize sunulandan fazlasını keşfetmek için

attığımız her adım bizi daha da güçlü kılıyor. Bu dergide kalbimi

size açmış biri olarak söyleyebilirim ki, varlığımı geleneklerden ve

öğretilerden bağımsız yaşayarak şekillendirirken karşılaşacağım her

türlü zorlukla başa çıkmaya hazırım. Çünkü, buna değer! Çünkü,

yapabilirim! Yapabilirsiniz! Başarabiliriz! Yeter ki harekete geçin!

Lubun Gar’ı emekçilerini hiçbir kategorinize dahil etmeyin, lütfen.

Ne cinsiyet, ne ırk, ne memleket ne de yaş. Bilimsel olarak sadece

canlıyız ve hayatımızın bir kıymeti var. Yalnız olmadığınızı göstermek

ve bir nebze yolunuza ortak olmak için bu istasyonumuz var. Albert

Einstein’ın da dediği gibi “Aptallara göre insanlar; ırk, cinsiyet,

milliyet, yaş, statü, renk, din ve dil gibi kategorilere ayrılırlar. Hâlbuki

bu kadar karmaşık değildir. İnsanlar sadece ikiye ayrılırlar: iyi

insanlar ve kötü insanlar.” İyi bir insan olmak için çabalamalıyız.

Ama unutmayalım ki, insan olabilmek için öncelikle kendimizi kabul

edip, kendimizi sevip ve hayatımızda tek söz sahibi olan biz olmalıyız.

Renklerimizin bastırılamayacağının kanıtı olmaya çalışan dergimizi

sahiplendiğiniz için teşekkürler!

Hazırsanız ilk seferimiz kalkıyor, yetişin!

5

6

7-8

9-10

11

12

13

14-15

Neden ?

Engellenen Engelsiz, Bir

Hayatın İlk Kıvılcımı

Tarihte Neden Hiç

Kadın Filozof Yok? Hiç

Düşündün mü ?

Karanlık Camlar

Homofofinin Duygusal

Yorumu

Umudun Rengi

Ülkelere Göre LGBTİ+

İsveç / Katar

Damla Hazer ile Röportaj

20-22

23-24

25

26-27

28

29

30-31

32

Yemek Tarifleri

Ye, İç, Spor Yap!

Sanat Eserleri

Bunları Biliyor musun?

Özgür’lüğüm

Yorganlı Gelinden

Gullümler

Kartını Seç Talihini Bil

Sosyal Medya

Hesaplarımız

DERGİ EKİBİNDE YER ALMAK İÇİN BİZE MAİL ATIN!

lubungari@gmail.com

Editör :

Eren Ateş

Genel Yayın Yönetmeni :

Aybike Özsöyke

1

Lubun Gar’ı

Lubun Gar’ı

2



KURULUŞ

TERMİNOLOJİ

Özge Akman

KURULUŞ

Aydın LGBTİ+ Dayanışması 16 Mart 2020 tarihinde kurulmuş bir

oluşumdur ve gönüllülük esaslı çalışır.

MİSYONUMUZ

Cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, cinsiyet ifadesi ve cinsiyetlere atanmış

rollere karşı; bireysel ya da toplumsal düzeyde yaşanan her türlü

ayrımcılıkla mücadele etmektir.

VİZYONUMUZ

Toplumu gelecekte daha ön yargısız bir hâle getirmek ve LGBTİ+ bireylerin

toplum içinde daha çok alanda var olmasını sağlamak.

Aydın LGBT+ Dayanışmasının gelecekte daha

çok büyümüş ve daha çok LGBTİ+’ların hakkını

savunur hâlde olmayı sabırsızlıkla bekliyoruz.

LUBUNYA KİMDİR? ?

Kim olacak? Tabii ki biziz ayol. Önce

feminen gey ya da trans kadın anlamında

kullanılmıştır. Ama sonra anlam genişlemesi

olmuştur. Şu anda tüm LGBTI+ bireyleri

ifade edecek şekilde kullanılan bir sözcük

haline gelmiştir.

LUBUNCA NEDİR? ?

Lubunca, anadilimiz, balımız, peteğimiz.

Dil aslında kimindir? Zırılların uydurduğu

bir kür müdür? Sadece LBGTI+ bireyler mi

konuşur? Biri birinden çorlamış mıdır?

Çok tartışılan hatta tez konusu bile olan

lubunca başlarda, sadece feminen gaylerin

aralarında konuştukları bir jargon olsa da,

bugün tüm LGBTI+ bireylerin kullandığı,

kendine özgü deyimleri, grameri, ve

hatta esprileri olan, oturup çalışılması

gereken bir dil haline gelmiştir. Aynı

zamanda heteroseksüellerin de oturup bir

incelemesinin iyi olacağı, toplumumuzdaki

birçok anlaşmazlığı çözecek kuvvette bir

dildir. Lubunca’dan birkaç örnek vermek

gerekirse;

Alıkmak: Yapmak, etmek, sarkmak.

Emrah: Eşcinsel olmayan arkadaş, cinsellik

yaşanılmayan arkadaş. –Emrahlara selam

olsun!

Madilik: Kötülük, Bela Çıkartmak,

Çıldırmak.

Gullüm: Eğlence, Gırgır, Şamata

Ve geldik en sevdiğimiz kelimeye;

Nakka! Nakka, hayır demek. “Hayır

kelimesi her dilde güzel ve belki de bu kelime

hayatlarımızı, umutlarımızı ve mücadelemizi

kurtaracağı için sıkı sıkı tutunmamız gereken

can simidi.”

QUEER: BURADA

TANIMLARA YER YOK

Nedir bu Queer Teori? Özetleyecek olursak

‘’Queer Teori’’ kavramı, tuhaf, acayip, kaçık,

çatlak, cins, şüpheli, iğreti gibi anlamlara

gelirken ve argoda eşcinselleri aşağılamak

için kullanılırken, şimdilerde LGBTI+

hareketin bağlamı içinde olan bireylerin,

bir tepki olarak olumsuz anlamlarına

karşın sahiplendikleri bir sözcük olarak

kullanılmaktadır. Ancak queer kuramı sadece

LGBTI+ bireylere özgü bir kimlik politikası

değildir. Daha ziyade bir kimliksizleşme

önerisi olarak ortaya çıkmaktadır. Buna

göre, queer kuram, ne olduğuyla değil neye

karşı olduğuyla kendini ortaya koymaktadır.

Cinsiyet, toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim

ve cinsel pratiklerle ilgili her tür etikete,

dolayısıyla kimlik ve cinselliğin üzerine

kurulduğu “apaçık” her tür kategoriye karşı

durur. “Normali”, normalliği kuran normların

kuruluş ve işleyiş yapısını sorgularken amacı

kenarda kalanın merkeze çağrılması değil,

bizzat merkezin darmaduman edilmesidir.

Cinsiyetle ilgili algılarımıza damgasını

vurmuş ikili düşünce yapılarına, bu yapıların

beraberinde getirdiği uyumluluklara

karşı, cinsiyet/toplumsal cinsiyet/cinsel

yönelim kimliklerinin hiçbirinin “doğal”

olmadığını, tarihsel, kültürel ve toplumsal

olarak kurulduğunu ve dolayısıyla iktidar

ilişkilerinden bağımsız düşünülemeyeceğini

savunur.

Queer Kavram’ın İlk kullanılan anlamının

yerini bu denli özgürlükçü politikaların

almış olması da “queer’’ kelimesine yakışan

bir sonuçtur. Kavram politik ve teorik

meselelerde doğrudan atıfla kullanılmaya

ancak 1990’da başlanmıştır. Örneğin bu ismi

doğrudan sahiplenen ilk LGBTI+ oluşumu

Queer Nation, 1990 yılının Mart ayında

kurulmuş ve birkaç ay sonra düzenlenen

New York Onur Haftası’nda “Queer’ler Bunu

Okuyun!” başlıklı küçük el ilanları dağıtmıştır.

“Queer kuramı” ise ilk defa Theresa de

Lauretis tarafından, Şubat 1990’da University

of California’da düzenlenen bir konferansın

başlığı olarak kullanılmıştır. Sonraları queer

kuramının temel metinleri olarak addedilecek

iki kitap da (Judith Butler-Gender Trouble,

Eve K. Sedgwick-The Epistemology of the

Closet) aynı yıl yayınlanmıştır.

Ne gerek var bu kadar tabire, diyenler içinse kıssadan hisse yapalım. Kelimeler

ve kavramlar, toplumların kimliklerini belirlerler. Her toplumun kavram ve

unvan ihtiyacı, aslında biraz da, dışarıdan gelen saldırılara karşı oluşmuştur.

Kendi aralarında bir dil oluşturmak veya Lubunya, Gay, Lezbiyen gibi ifadelerin

öğrenilmesine ihtiyaç duymak, aslında ‘Biz varız ve buradayız’ demektir. Yani,

ne gerek var dedikçe, görmezden geldikçe, toplumumuzun önemli bir kısmı olan

LGBTI+ bireyleri bu ünvanları ve sıfatları bulup, yaratıp, konuşmaya devam

edecektir. Kısacası biz lubunyalar varsak, sizin sayenizde, teşekkürler!

3 Lubun Gar’ı

Lubun Gar’ı 4



DENEME/SOHBET

ENGELSİZ YAŞAM

Emir Öztürk

Furkan Kaplan

ENGELLENEN

ENGELSİZ

BİRHAYATIN

HAYATIN

İLK KIVILCIMI

N

E

D

E

N

?

Hiç merak ettin mi? Hâlâ annene kuşların neden kanatları olduğunu soruyor musun? Ya da

gökyüzünün ötesinde nelerin olduğunu merak ediyor musun? Artık hiç mi merak etmiyorsun o

kapıların ardını?

Ah insanlık ah, sadece yuva dediği yerin çevresine değil zihnine de duvarlar ören insanlık.

Sorulardan kaçan hatta bir nevi onlardan korkan insanlık, ne kaldı o dolu dolu bakan

gözlerinden geriye? Bir parça hüzün mü derine yatırdığın, yoksu tozlu güzel günler mi minik

adımlarına eşlik eden…

Peki neden seni susturmalarına izin verdin? Daha mühimi o içindeki sabiyi sen neden

susturdun? Bir ince jilet miydi sorularda sanki cevap bulunca dayanacaktı boğazına…

Belki yakardı canını o keskin sorular, belki de bastırdılar seni ya da daha ala sen kendini.

Dediler ki ‘’Düşünme, kafayı yersin…’’ Peki yenmiş ömürlere ne olacaktı? Gün batımında

yaşanamayan hatıralar, düşünülemeyen düşünceler el ele tutuşup şarkı mı söyleyeceklerdi, ağıt

mı yakacaklardı?

Onların inandığı tanrıya şüpheyle bakan gözlerin, ya yoksa diye her yansımandan seslenince

sana neden geçiştirdin her defasında? Bir gün gözlerini kapattığında bir sonbahar akşamında

dört bir yanını karanlık saracak diye mi? Ya da o inanmadığını iddia ettiğin tanrıya karşı içinde

oluşan sempati seni yolundan çıkarabilecek olduğu için mi?

Bıçağın kemiğe dayanacağı güne kadar bekle istersen, ama unutma ki o bıçak ya hiç

dayanmazsa ne olacak? Söyle hadi!

Sana ve o sorulmamış sorulara ne olacak? Sınırların dışına çıkmaktan korkan sen, oysa

dünya o sınırların dışına çıktığında başlamıyor muydu? Yoksa hepsi palavra mı? Cidden kafayı

mı sıyırıyorsun? Peki denemeden nasıl bu kadar emin olabiliyorsun? Canını yakan soruları

içine bastırdıkça geçer mi diyorsun? Ama o sorular jilet değil miydi etini parça pinçik eden. O

an neden bastırmayı bırakıp çıkartmıyorsun içinden? Yani diyorum ki bırak dökülsün dilinden

acının kifayeti. Seni niye yalnız başına bırakıp gitti o gece kalbinin sevdiği? Neden kalbin atmadı

bir daha o geceki gibi? Neden annen teslim ettiğinde ince belli orağa kendini, tanrı seni sanki

pek de görmedi? Belki de imtihanıydı görenin görmeyene kıldığı. Ne belli?

O zaman ne anlam ifade etti suskunluğun bıraktığı ince hüznündeki gülün dikeni? Artık

bende sana diyorum ki çığlıklar at, yükselt o içinde yankılanan sedayı, yani bir nevi aç şu

televizyonun sesini. Hisset o dikeni, ama gör de o göğe kalbini açmış kırmızı güzeli…

Hayatlarımız sizce çok mu uzun dostlarım? Bırakın aksın sorular bendinizden, belki bir gün

sizde açarsınız o kırmızı şaheser gibi.

Merhaba dostlar;

Dergimizin bu bölümünde seninle yok

sayılan, görmezden gelinen ve ötekileştirilen

engelliler ve engelsizleştirilmeye çalışılan

yaşantılardan konuşacağız. Bu ilk yazımızda

önce kısaca kendimden bahsederek

başlayacağım ardından da kısa bir engelsiz

hayat nedir bir bakacağız.

İsmim Furkan dostum. Görme engelliyim

ve kısaca kör de diyebiliriz. Kelimelere

takılmaya gerek yok. Neticede ikisinin de

anlatmak istediği görme yetisi kısmen veya

tamamen ortadan kalkmış kimse anlamına

geliyor. Aslında tamda buradan başlamak

gerek yazıya ancak senin beni biraz tanıman

lazım öncesinde.

23 yaşındayım, 12-13 yaşıma kadar biraz

da olsa bir görmem vardı. Bütün nesnelerin

çevremin neye benzediğini biliyorum yani.

Tabii görmemi tamamen kaybettikten sonra

karşılaştığım şeylerin de ya birilerinin

betimlemesi sonucunda ya da diğer

duyularımla inceleyerek gördüm. Kurumsal

bir firmanın İnsan Kaynakları departmanında

çalışıyorum. İzmirde ikamet ediyorum. Dokuz

Eylül Üniversitesinden mezun oldum.

Şimdi gel sana yapamazsın, başaramazsın,

sen görmüyorsun nasıl yapacaksın gibi

bana kurulan bu ön yargılı cümleleri nasıl

çürüttüğüme gelelim. Diğer yazılarda detaylı

bir biçimde değineceğim konuları kısaca

anlatayım sana dostum. Biliyorum aklında

çok soru var: “Ya görmediğin hâlde nasıl

yazıyorsun, nasıl çalışıyorsun.” Merak etme

her birini tek tek açıklayacağım.

Sana nasıl yelkenli kullandığımı,

nasıl kamp yaptığımı, nasıl teknolojiden

yararlandığımı, nasıl yalnız yaşadığımı,

temizlik yemek nasıl yaptığımı, otostop ile

nasıl gezdiğimi, bisikleti nasıl kullandığımı,

doğa yürüyüşlerini nasıl yaptığımı tek

tek anlatacağım. Bu toplumdaki engelli

kavramını kırmaya, biz engellilerin de bir

birey olduğumuzu görmeye hazır mısın?

Belki bana ne canım diyebilirsin. Evet haklı

da olabilirsin. Neticede bunu okuyan sen

her yıl 3 aralıkta bir günlüğüne sağda solda

bir kaç yazıyla engellileri hatırlıyor ve her

birimiz birer engelli adayıyız gibi klişe bir

söz paylaşarak farkındalığını gösteriyor

olabilirsin. Tabi bunların ötesinde farkındalığı

yüksek bilinç seviyesi iyi bir birey de

olabilirsin.

Ne olursa olsun ezberindeki insan

olgusunu değiştirmeye hazır ol dostum.

Kalıplardan kurtulmana, önyargısız bir bakış

açısına kavuşmana yardımcı olmak için

buradayım ben.

Tabii bir de kötü tarafları var engelli

olmanın. Bankalarda insan yerine

konulmamak, eğitimde eşitsizlik,

erişilebilirlik problemleri, gibi. Kısaca

toplumda nasıl hakkımızın elimizden

alındığı ve yok sayıldığımızdan

bahsedeceğim.

Dilerim ki bir kişinin bile kötü düşüncelerini

pozitife çevirebilirim. Engellilik konusunda

ve projelerde mentorluk yaptım sayısız

kez. Empatinin gücünden olabildiğince

yararlanarak seninle kendi deneyimlerimi

paylaşacağım dostum.

Toplumumuzdaki negatifliği kırarak her

insan için ayrım yapmaksızın herkesin

hakkını aldığı bir dünya yaratmak bizlerin

elinde. İstiyorum ki burada okuduklarınızı

çevrenize de okutturun ve anlatın. Anlatın

ki bir kıvılcım olarak başladığımız bu

mücadeleyi gürül gürül bir ateşe çevirelim

hep birlikte.

Bir sonraki yazımda görüşmek üzere dostum.

Kendine çok iyi bak. Işıkla ve aşkla kal.

5 Lubun Gar’ı

Lubun Gar’ı 6



FELSEFE

FELSEFE

Arya Yeniyurt

Bunlar; yurttaşlar, metaikoslar ve köleler. Kadınlar

varlığı itibariyle yurttaş sınıfına giremezdi çünkü

yurttaş olmak yalnızca erkeklere özgüydü. Politik

ve kamusal alanda rol almaya hakları yoktu. Ev

işleriyle uğraşmak, çocuğa bakmak yaşamlarının

büyük kısımlarını kaplamaktaydı. Bir de hetaira’lar

var ki kendini yetiştirmiş, kültürlü, zeki ve güzel

kadınlara denirdi. Hetaira’lar çoğunlukla seks işçisi

olarak görülse de durum o kadar da basit değildir

çünkü bu kadınlar bilgi birikimleri ve kültürleri

bakımından çok zengindi. Bu kadınların bir çoğu

ise yukarıda da bahsettiğimiz sınıf olan metaikos

(yabancı) sınıfına aitti. Aspasia da hetaira ve

metaikos bir kadın olmanın yanı sıra Sokrates’e,

Platon’a, Ksanophes’e ders anlattığı söylenir.

Kendisi tam bir bilgi donanımı ve kültürlü biri

olmanın yanı sıra retorikte -hitap etme sanatıuzman

olduğu söylenir. Bu arada bir kadın olarak

Antik dönemde felsefe yapmak istiyorsanız,

entelektüel ortamda bulunmak ve sohbetlere

katılmak istiyorsanız fahişe olmak zorundasınız ya

da iyi bir aileden geliyor olmanız gerekmektedir.

Tarihte neden kadın filozof yoktur sorusunun

yanıtı ise, kadınların yorum yapma kapasitesinin

olmadığından değil, her türlü erkek egemen

sistemde yaşanan zorluktan kaynaklanmaktadır.

Bir şeyleri başarmanız için kendinizden bile

fedakarlık etmek zorundasınız. Durum böyle

olunca da kadınların olmamasından değil, önünün

açık olmayışından ya da onların düşüncesini âlaya

aldıkları içindir. Bu sebeple tarihin birçoğu yerinde

erkek kılığına girip ressam olan, üniversiteye giden

ve doktor olan gizli kadınlar da vardır. Kadına

verilen değer ve önem çok geç anlaşılmıştır. Öyle ki

1830’lu yıllarda ancak kadınların da gidebildikleri

üniversiteler açılmıştır. Bu da neden kadın yok?

Sorusunun yanında erkek egemenliğin neden

böyle oluşunu araştırsak çok daha sağlıklı olur.

Eminim ki tarihte birçok kadın büyük şeylere imza

atmıştı ama sırf “kadın” olduğu için dışlanmış ya

da buluşuna, düşüncesine, karakterine bir “erkek”

konmuş olabilir. Aslında okuduğumuz kitapların

bir çoğunun erkek mahlası kullanan kadın olma

ihtimalleri de yüksek ölçüde vardır diyebiliriz.

Sonuçta felsefe aşkı, sanat aşkı, bilim aşkı

yalnızca erkeklerin zihniyetinde var olan ve

onların kafa yapısının basabileceği bir iş değildir.

Herkese akıl eşit ölçüde dağıtılmıştır ve bunu

kişi dilediğince kullanabilir. Tabii güç kimin

elindeyse geleceğe de neyin aktarılıp, neyin

aktarılmayacağına karar veren kişi odur. Bu

sebeple bir kadının yaptığı iş takdire şayan

olsa da, baştaki kişi kadınları hor gören ve

aşağılayan kimse ise elbette ona ait yazıların,

çizimlerin yahut buluşların aktarılmasına izin

vermeyecektir. Bu tarihte aktarım süreci çok

fazla siyasi ve politik içerikler içermektedir. Bu

sebeple şunları düşünmekte yarar vardır; neden

tarih yavaş ilerler ve neden tarihi değiştirmek

bu kadar zor? Sebepleri elbette uzundur ama

kısaca bir özetleyecek olursak, zihniyet yapısını

değiştirmek bir yy. bile sürmüş olabilir. Siz de

neden kadın filozof yok? Sorusuna aslında var

diyebiliyorsanız ve şimdiden siz de istediğiniz

alanlarda olabiliyorsanız tarih gerçekten değişmiş

ama zaman çok geçmiş demektir.

TARİHTE NEDEN KADIN FİLOZOF YOK?

HİÇ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ?

Kitapları her karıştırıp baktığımızda söz

konusu felsefe olunca yazarların erkek olduğunu

görürüz, sanki felsefe yapmak erkeklere özgü

bir iştir, bu da aklımız da şu soruları uyandırır;

acaba kadınlar nerede? Hiç kadın filozof yok mu?

Acaba... Evet felsefe okumaları her yaptığımızda

Antik Çağ’da, Orta Çağ’da, kısaca günümüze kadar

ki olan süreçte hiç kadın filozof adı ya görmemişiz

ya da duymamışızdır. Bunun kaynaklarını elbette

saymakla bitmez ama genel itibariyle baktığımız

da kadınların yazmış olduğu kaynaklar ya gerekli

ilgiyi görmedi ya da kasıtlı olarak tahribata uğradı.

Entelektüel diye nitelendirilen sınıflar genelde

erkekler üzerinden ele alınıyordu. Ayrıca felsefe

dediğimiz uğraşı da en çok onlar üstleniyordu.

“Ataerkil sistemin verdiği bir şey bu” diyip

işin içinden sıyrılmaya çalışmak ise basit olanı

çünkü ataerkil sistemde kadın tamamen susan

ve boynu bükük bakan bir varlık değildi. Öncelik

olarak kadınlar eğer filozof, şair ya da bilim

insanı olmak istiyorlarsa aşması gereken büyük

zorluklar vardı ve bu zorlukları aşmayı herkes göze

almış olmayabilirdi. Diğer bir nokta ise kadınlar

filozof, şair ya da bilim insanı olmayı hayal dahi

etmeyebilirdi. Herkesin bir hayali ya da yapması

gereken bir iş olmadığı için buna gönül verenler

olmayabilirdi.

Tabii bu bizim tahmin ettiklerimiz, yanlış

bildiğimiz şey ise kadın filozofun elbette var

olduğuydu. Antikçağ’dan ilk kadın filozof diye

bildiğimiz Kratonlu Theano, m.ö. 500’lü yıllarda

yaşamış bir filozof olmanın yanında, o kadar

yetenekli ve bilgili bir kişilikti ki Pitagores

(Pisagor) öldükten sonra onun okulunu

devralmış, matematik ve tıp alanında çalışmalar

yaptığı rivayet edilmiştir. Bir diğer filozofumuz

ise Aspasia, M.Ö. 400’lü yıllarda yaşamıştır.

Kendisinin adını Sokrates’ten sıkça duyarız.

Fakat yaşadığı dönemde sıkça fahişe diye âlaya

alınmıştır. Burada şundan bahsetmekte yarar

vardır.

Özellikle Antik Yunan’da Heteria’lar dolayısıyla

oluşan toplumda üç ayrı sosyal sınıf vardır.

7 Lubun Gar’ı

Lubun Gar’ı 8



HİKAYE

HİKAYE

Furkan Kılınç

KARANLIK

CAMLAR

Soğuk bir ocak günüydü. Kuşların yeni yeni

ötmeye başladığı saatlerde yine alarm çalmadan

uyanmıştım. Beş yıldır aynı işte çalıştığım için

artık alarma ihtiyaç duymuyordum. Üzerimdeki

battaniyeyi ayağımla yere atıp yataktan kalktım.

Gardırobumun aynasının karşısına geçtim ve

elimi saçlarıma daldırdım. Aylardır olduğu gibi

saç tellerim parmaklarımın arasında can vermişti.

Saçım dökülüyordu. Yaşıtım çoğu erkek gibi benim

de saçım dökülmeye başlamıştı...

Elimde kalan telleri yere atıp banyoya yöneldim.

Yüzümü yıkarken sakal tıraşı olmayı unuttuğumu

fark ettim. Patron bu konuda çok titizdi fakat

umurumda değildi. İşten kovulmayı zaten dört

gözle bekliyordum. Kendim çıkarsam etraftakiler

suçu bana atacaktı. Eve para getirmesem babam

kapının önüne koyardı. Yıllardır bu yüzden bu işe

katlanıyordum. Çalışmak zorundaydım.

Derin bir iç geçirerek odama geri döndüm.

Sandalyenin üzerinde duran beyaz gömleğimi

ütülemeden giydim. Daha dün ütülemiştim, her

gün ütüleyemezdim ya... Aynı şekilde kumaş siyah

pantolonumu da giydim. Gardırobumdan eskimiş

siyah uzun paltomu çıkarıp çelimsiz bedenime

geçirdim ve evden çıktım. Her gün olduğu gibi

kahvaltı yapmadan yola koyulmuştum. Kahvaltı

yapmayı hak etmiyordum. Otuzuma gelmeme

rağmen ne bir ailem ne de bir kendime ait bir evim

vardı. Herkes beni başlarında bir yük, bir bela

olarak görüyordu.

Hayattan bezmiş bir şekilde işe giderken,

bugünün diğerlerinden farklı olacağı aklımın

ucundan bile geçmezdi.

Ayağım üşüye üşüye geldiğim otobüs durağında

hayatımı sömüren iş yerime götürecek otobüsü

beklemeye başladım. Uzun bir bekleyişten sonra

o yanıma geldi. Siyah kısa montu, siyah postalları,

bakımla taranmış saçı ile birlikte geldi. Kimdi

bu adam? Daha önce hiç görmemiştim. Yıllardır

bu otobüs durağından işe gidiyordum. Yeni mi

taşınmıştı, yoksa sadece çevrede oturanlardan

birine gelmiş bir misafir miydi? Ama ilk görüşte

büyülenmiştim. Yasak duygular hissetmeyeli uzun

zaman olmuştu; günahkâr, duygular... Kendime

bile itiraf edemediğim bu sır sadece benim bildiğim

tek kişilik bir sırdı.

Otobüs sonunda gelebilmişti. Aynı otobüse

biniyorduk, çok heyecanlıydım! Gençliğime

ait bu heyecanı tekrar tadınca geçmişe özlem

duyduğumu hissettim. Tüm yol boyunca onu

izledim, tam gözümle görebileceğim bir noktaya

oturmuştu. Tanrı, oyununu güzel kuruyordu.

İzlerken tecrübelerimin, hatalarımın, iyi ki’lerimin

içinde yüzüyordum. İnmem gereken durak anons

edilmişti. Ne de çabuk geçmişti zaman, oysa yol

yarım saat sürüyordu. Saatime baktım ve daha

zamanım vardı. O inene kadar inmemeye karar

verdim. İki durak sonra o indi. Acaba işe mi

gidiyordu? Peşinden inip takip etmeye başladım.

Ne de güzel ve çekici yürüyordu! Sanki ruhum ona

bağlanmış bir şekilde peşinden sürükleniyordum...

Bir mimarlık bürosuna girdi. Mimardı sanırım

kendisi. Her zaman başarılı, bir yere gelebilmiş

erkekler ilgimi ve dikkatimi çekmişti zaten.

Kapanan kapı arkasından yaklaşık beş dakika

daha bakındım. Sonra yürüyerek işime gitmeye

karar verdim. Âşık mı olmuştum? “Yok daha

neler. Kaç yaşıma gelmiştim, aşk benden geçmişti.

Fakat yürürken sadece onu düşünüyordum. Her

adımımda onun çehresi gözümün önüne geliyordu.

Dönüşte de aynı otobüse mi binecektik acaba?

Bu ihtimal bile heyecanlanmama sebep oluyordu.

Düşüncelerimin, yoğun duygularımın içinde

akşam olduğunu anlamamıştım bile. İşten koşarak

çıktım ve içimde küçük bir çocuğun umuduyla o

otobüse bindim. Acaba biraz daha mı beklemem

gerekiyordu? Artık binmiştim ve o yoktu, otobüste

bir hayal kırıklığı ile eve döndüm. Her gün onunla

aynı saatte otobüs durağında oldum ve bu hep

böyle devam etti. Onu, ondan habersiz bir şekilde

işine bırakıp geri kendi işime gidiyordum. Bu süre

zarfında evini de öğrenmiştim. Çıkış saatinden de

haberdar olduktan sonra aynı otobüsle geri dönüp

onu evine de habersiz bir şekilde bırakıyordum.

Lakin bir haftadır onu göremiyorum. Evine

“kiralık”afişi asılmış ve iş yerinin camlarıda karanlık

illüstrasyon: Cem Çobanoğlu

9 Lubun Gar’ı

Lubun Gar’ı 10



PSİKOLOJİ

ŞİİR

İlayda Cengiz

Ayşe Dilara Öztürk

HOMO

FOBİ

NİN

DUYGUSAL

YORUMU

UMUDUN

RENGİ

En temelinde sahip olduğumuz tüm

duygular hayatta kalmamız ve kendimizi

korumamız için evrilmiştir. Bir şeye

üzülüyorsak o durumdan hoşnut değilizdir.

Ve üzüntü duygusundan kurtulabilmek için

o durumu değiştirmek gerekir. Örneğin

başarısızlık bizi üzmeseydi, başarılı olmak

için çabalamazdık. Çünkü başarısızlığı bir

sorun olarak görmezdik. Bunun tam zıttı

olarak mutluluk olmasaydı, var olan durumu

sürdürmeye çalışmazdık. Öfke anında var

olan gücümüz açığa çıkar. O güçle öfke

duyduğumuz şeyi ortadan kaldırmaya

çalışırız. Düşmanlarımızı bu şekilde yeneriz.

Nefret de aynı şekilde bize zarar vereceğini

düşündüğümüz şeyi ortadan kaldırmamız için

bizi motive eder. Korku bizi korur. Örneğin

yılandan korkmak ondan uzak durmamızı,

zehirlenmememizi sağlar. Korkuları olmayan

insan tehlikeye daha yakındır.

Peki homofobi, bifobi, transfobi neden

vardır? İnsanlar neden LGBTİ+’den korkar

veya nefret eder? Bu biraz kompleks bir konu.

Sonuçta biz insanlar vahşi doğada değiliz ve

LGBTİ+ bireyler de birilerine zarar vermeye

çalışan canlılar değil. LGBTİ+’ye karşı

duyulan nefretin özünde kendi gibi olmayanı

dışlamak, onu aykırı görüp düşman bellemek

yatıyor. İlkel kabileler nasıl ki dışarıdan gelen

bir insanı -kendileri gibi görünmeyen bir

insanı- düşman olarak algılayıp yok etmeye

çalışıyorlarsa, heteronormatif toplumlar da

eşcinselleri kendileri gibi görmedikleri için

dışlama eğiliminde oluyorlar. Elbette bu

ilkel düşüncelere sahip, modernleşememiş

toplumlarda bu şekilde. Bir diğer sebep ise

heteronormatif toplumun eşcinselleri, var

olan toplumsal normlara aykırı bulmaları.

Ortalama Anadolu ailesi, çocuklarının iş

sahibi olduktan sonra heteroseksüel bir

evlilik yapmalarını, çocuk sahibi olmalarını

ve torunlarının da bu düzeni aynı şekilde

devam ettirmesini istiyor. Toplum, bir

ailede hem anne hem baba dışarıda çalışsa

da ev işlerinin büyük bir kısmının kadın

tarafından yapılmasını bekliyor. Kocanın

karısına ve çocuklarına ‘‘sahip çıkmasını’’

ve diğer aile bireylerinin de evin reisi olan

erkeğin sözünden çıkmamasını bekliyor. İdeal

partner yaşamının sadece evlilik çerçevesinde

olmasını bekliyor. Toplumun büyük bir

kısmının en başta toplumsal cinsiyet eşitliğine

karşı olması da bu yüzden. Bu heteronormatif

ve cinsiyetçi toplum düzeninde LGBTİ+

bireylerinin yeri nerededir? Cevap vereyim:

LGBTİ+ bireylerin böyle bir düzen içerisinde

yeri yoktur. Bu sebeple toplum eşcinsel

bireyleri kendi aile düzenlerine ve toplumsal

düzenlerine aykırı gördüğü için baskılamaya,

görünmez kılmaya ve hatta yok etmeye

çalışıyor. Yani mesele sadece iki kişinin

birbirini sevmesi ve toplumun sadece aşka

karşı olması değil. Yukarıda anlattıklarımdan

yola çıkarak diyebilirim ki: toplum kendine

‘‘tehdit’’ olarak gördüğü için eşcinsellerden

nefret ediyor.

Homofobiyi, transfobiyi, bifobiyi ortadan

kaldırmak uzun ve yavaş işleyen bir süreç.

Sonuçta bir tarafta hakları elinden alından

LGBTİ+ bireyleri, diğer tarafta ise toplumun

çoğunluğunu oluşturan ayrıcalıklı bir grup

var. Davul zurna eşliğinde tüm çevreye

evliliklerini duyuranlar, eşcinseller için

‘‘homofobik değilim ama eşcinseller de dikkat

çekmeye çalışıyor’’ diyebiliyor. Bir gün bütün

bunlar geride kalacak. Dilerim ki o günler çok

uzaklarda olmayacak.

Tanrı sevmez bizleri

Kalbimizde umut,

dilimizde sevda sözleri

El âlemin dilinden düşmezmişiz

Büyüklerimiz söylermiş bunu

“Sevilmek istiyorsan sakla renklerini

”Eğer bu yolun yolcusuysan

Vay hâline!

Artık ne gireni belli ne çıkanı evine

Sokaklar ise cinayet mahali

Ama orda da izler bizi Tanrı’nın gözleri

“Sevmek” O’nun lanetiymiş

Öyle ki bu yüzden terk etmiş

Adem ile Havva cenneti

Şimdi sorarım size

Madem Tanrı sevmez bizleri

Neden kondurdu omzumuza

Her iki meleğini?

Yahut; neden üfledi ruhumuza

Kendi nefesini?

Bilmezsiniz bu hissi siz

Anlatmaya çalışsam canhıraş derdim

Ellerimle gönül bahçeme

Sevgi çiçekleri diktim

Nefreti gördükçe tomurcuklandı

Benim güzel çiçeklerim

Çünkü onları içimdeki duyguyla sulamasını bildim

Saf sevgiyi aradım ömrüm boyunca

Ve buldum, karanlık bir yolda

Rengarenkti, parladı zifiri karanlıkta

Onun ateşiyle yandım, hiç sönemedim

Keşke sevseydi Tanrı bizi

O zaman siz de severdiniz

Dünyada huzur, gökte umut olurdu

Bizim gibi görebilseydiniz.

illüstrasyon: Cem Çobanoğlu ve Deren Kalfaoğlu

11 Lubun Gar’ı

Lubun Gar’ı 12



ÜLKELERE GÖRE LGBTİ+

RÖPORTAJ

Doğukan Koçanalı

Oğuzhan Okuma

Bu köşede sizlerle LGBTİ+ dostu ve

LGBTİ+ karşıtı birer ülke tartışacağız.

İSVEÇ

İlk olarak LGBTİ+ dostu ülke ile başlayalım.

Dost ülkemiz İsveç, 1944 yılında eşcinsel

cinsel aktiviteyi yasal hale getirmiştir. Bu

kanun 1972 yılında 2004 yılında yürürlükten

kaldırıldı, İsveç ardından aynı yıl içerisinde,

transeksüel insanların yasal olarak onların

cinsiyet değiştirmesine izin verdi ve dünyada

ilk izin veren ülke oldu. Ayrıca ücretsiz

hormon terapisi de sağlamaya başladı. İsveç

1 mayıs 2009 da aynı cinsiyetten olanların

evlenmesinde bir sakınca yoktur diyerek,

eşcinsel evlilikleri onaylamış. Gelelim

İsveçteki bireylerin askerlik konusuna.

İsveç’te LGBTİ+’lar askerlikten men

edilmez. İsveç dünyada ender ülkelerden

biridir açıkçası tüm LGBTİ+ insanlara

askerlik konusunda açıkça hizmet vermeleri

için izin veren ülkelerdendir. Dünyada

ilk uluslararası LGBT insanlara görev

yapmasına olanak tanıyan ülkeler arasında

İsveç bulunmaktadır. İsveç Anayasası “cinsel

yönelim” temellerine dayalı ayrımcılığı

yasaklıyor. 1987 yılında, eşcinsel erkekler,

lezbiyenler ve biseksüel karşı ayrımcılık

2008 yılında vb. ırk temelinde ayrımcılık ile

ilgilenen Ceza Kanununun bölümünde, dahil,

transeksüel kimliği veya ifade yürürlüğe giren

yeni birleşik ayrımcılık koduna eklendi 1

Ocak 2009 tarihinde 2002 yılından bu yana

Anayasa’nın portal bölümü cinsel yönelim

temelindeki ayrımcılığı yasaklar.

KATAR

Evet arkadaşlar şimdi ise LGBTİ+

karşıtı ülke olan Katara bakalım.

Arkadaşlar Katar da ilk olarak eşcinselliğe

değinelim. Katar eşcinselliğe karşı

ülkelerdendir . Hatta eşcinsel müslümanlar

kendilerini saklarken ifşa olduğunda para

cezası, hapis cezası, ölüm cezası uygulanır.

Eşcinsel evlilikler konusuna gelince de Katar

da eşcinsel evlilikler söz konusu bile değil.

Evlilikler yasak olduğu için evlat edinme

konusu da otomatik olarak yasak sayılıyor.

Askerlik konusuna gelecek olursak ülkede

eşcinsel bireylerin askerlik yapması da yasak.

Kısacası Katar da LGBTİ+ bireylere hiç bir

hak verilmiyor ve LGBTİ+ bireylere hakaret

ve kötü davranışların hat safhada olduğuna

inanıyorum.

DAMLA HAZER

İLE RÖPORTAJ

Aktivizme ne zaman ve nasıl başladınız?

- Aktivizme iki yıl önce Kuşadası’nda Renkli Güvercin LGBTİ+ Örgütünü kurarak başladım. Burada

başladığım aktivizm her geçen gün büyüdü ve kendimi daha da geliştiriyorum.

Hangi örgüt/topluluk içinde yer almaktasınız?

- Aydın LGBTİ+ Dayanışması kurucu üyelerindenim ve şu anda bu dayanışmada aktivizm gösteriyorum.

Bu örgüt içinde neler yapmayı hedefliyorsunuz?

- Aydın LGBTİ+ Dayanışması homofobi, bifobi transfobi, toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine ve tüm

ayrımcılıklara karşı çalışıyoruz.

LGBTİ+ mücadelesinin geçmişten günümüze doğru gelişimi hakkında

düşünceleriniz neler?

- Bizden önceki aktivistler bizler kadar rahat değillerdi daha çok yasak ve kısıtlama söz konusuymuş. Şu

anda aktivizm ve LGBTİ+ camiası olarak genişlediğimizi ve daha rahat olduğumuzu düşünüyorum ama tabi

ki ne kadar rahat desek bile bu kısıtlamalar ve hedef göstermeler içinde ne kadar rahat olabilirsek.

LGBTİ+ bireylerin kendi aralarında yaptığı homofobik, bifobik ve transfobik

durumlar hakkında düşünceleriniz neler?

- Bu duruma doğru bakmıyorum zaten heteroseksüel bireylerin arasında dışlanırken kendi LGBTİ+

bireylerimiz arasında dışlanmak oldukça kötü bir durum.

Ailelerin bu konuda bilinçli olması çocuklara nasıl yansır?

- Ailelerin çocuklarına ve torunlarına, kendi çocukları gerekmeksizin toplumdaki çocuklara karşı bilinçli

olmaları toplumsal cinsiyet eşitliğine ve homofobinin, transfobinin olmadığı bir kesime hitap etmemizi

sağlar. Bilinçli olan aileler çocukların gelişiminde yol gösterici olurlar belki birçok şey bu sayede kolaylaşır.

Twitter üzerinden yapılan tagler konusunda düşünceleriniz neler?

- Bu açılan tag’leri doğru bulmuyoruz ve kınıyoruz ne kadar tag açılsa da nefret söylemleri ve hedef

göstermeler yapılsa da pes etmeyeceğimizi sonuna kadar mücadelemizi sürdüreceğimizi bildiriyorum.

13 Lubun Gar’ı

Lubun Gar’ı 14



RÖPORTAJ

MİTOLOJİ

İstanbul sözleşmesi çok fazla gündeme gelmekte bu konu hakkında neler

düşünüyorsunuz?

- İstanbul sözleşmesi hem LGBTİ+ bireyler için hem kadın hakları hem de diğer bireyler

için çok önemli bir sözleşme. Üstelik İstanbul sözleşmesini ilk imzalayan ülke olarak yerine

getirilmeyen şeyler görüyoruz ve tabii ki bunun doğru olduğunu düşünmüyorum.

#İstanbulSözleşmesiUygulansın sloganlarımızla her daim alanlarda olacağız ve uygulanana

kadar bu devam edecek.

Aybike Özsöyke

Bir bakışta kişinin LGBTİ+ bireyi olduğunu anlayabilir misiniz? Bu durum dış

görünüş ile özdeşleştirilebilir bir şey midir?

- Tabii ki anlayamam bunu dış görünüş ile kısıtlayamayız kimsenin iç dünyası ve duygularını

bilmiyoruz kimseyi de dış görünüşüyle yargılayamayız.

Sokakta evde iş yerinde ne gibi tepkilerle karşılaşıyorsun?

- Hepimiz homofobi ve transfobi gibi durumlarla karşılaşıyoruz lakin sokakta ve iş yerinde pek

fazla karşılaşmıyorum ancak evde biraz transfobiyle karşılaşıyorum.

Çocuklara kötü örnek olduğunu düşünüyor musun?

- Hayır, düşünmüyorum tam tersi çocuklara daha bilinçli olmaları gerektiğini öğrettiğimi

düşünüyorum.

Korkuyor musun?

- 18 yaşındayım ve bu zamana kadar hiçbir şeyden korkmadım. Ne örgütlü mücadelemden ne

de insanlardan asla korkmadım korkmamaya da devam edeceğim insanların ne düşündüğü pek

de umrumda olmuyor.

ÖLÜMÜN DÜNYADAKİ

EBEDİYETİ

Yakın bir arkadaşım olan Damla Hazer’e bu röportajda yer aldığı için teşekkür ederim. Bu

yolda hep beraberiz lubunya!

Maori inancına göre dünyanın başlangıcında

ölüm yoktu. Orman Tanrısı Tane, annesi

Yer Tanrıçası Papa ve babası Gök Tanrısı

Rangi ile bir arada büyüdü. Tane, annesinden

kendisi ile evlenmesini istedi, annesi bunun

olamayacağını açıkladığında ise çamurdan bir

kadın yaptı ve onunla çiftleşti. Birleşmenin

sonucunda Tane’nin bir çocuğu oldu, Hine

Titama. Çocuk, Tane ile evlendirildi fakat

onun babası olduğunun farkında değildi.

Bir gün gerçeği fark etti ve utançtan yeraltı

dünyası Po’nun karanlığına gömüldü. O anda

insan âleminin ölüler âlemine inişi başladı.

Tane, karısı Hine Titama’yı -aynı zamanda

çocuğu- ziyaret edince, Hine Titama ona ‘’Işık

dünyasında kal ve evlatlarımızı büyüt. Ben

karanlık dünyasında kalayım ve evlatlarımızı

aşağı çekeyim.’’ dedi. Ardından Karanlığın

ve Ölümün Tanrıçası Hine-Nui-Te-Po olarak

anıldı. Olayları tersine çevirip insanlara

ölümsüzlüğü geri getirmeye çalışan Maui,

Hine-Nui-Te-Po’ya uyurken tecavüz etti.

Bunu yaparken onun öleceğine ve ölümün de

var olmaktan çıkacağına inandı. Ancak saldırı

sırasında Hine-Nui-Te-Po uyandı ve Maui’yi

bacaklarının arasında sıkıştırıp öldürdü.

Böylece ölüm dünyada ebedi kaldı.

Maoriler Nerede?

M.Ö. 2000-3000 senelerinde Maorilerin

kökeni olan Polinezya halkı Asya’dan Pasifik

Okyanusu’na yayılır. Ritüel pratikleri ve

mitolojileri bağımsız gelişir.

M.S. 1300 senesinden önce Maori halkı Yeni

Zelanda’ya yerleşir.

19. yy başında Avrupalı yerleşimi başlar. Bazı

Maoriler, Hristiyanlığı kabul eder.

2019 senesinin Aralık ayındaki sayımına göre

Yeni Zelanda’da 4,951,500 kişi yaşamaktadır.

Yeni Zelanda’nın yerli halkı Maoriler ise

nüfusun %14,9’unu oluşturmaktadır.

‘’Bir insanın hangi dine sahip olacağı,

hangi dili konuşacağı kadar tarihsel bir

tesadüftür.’’

George Santayana

‘’Bütün dinler, sanatlar ve bilimler aynı

ağacın dallarıdır.’’

Albert Einstein

15 Lubun Gar’ı

Lubun Gar’ı 16



MİTOLOJİ

LGBTİ+ DOSTU MEKANLAR

KAFFA (Kafe)

Damla Hazer

Kaffa kafe ne kadar LGBTİ+ dostu?

Kaffe kafe birçok alanda LGBTİ+ dostu kafe

olduğunu belli ediyor, gerek davranışları ile

gerek mekânın dekorasyonu ile. Kaffa’nın

kütüphanesinde Kaos Gl derneğinin

dergilerini bulabilirsiniz, gelen misafirlerin

okumaları bilinçlenmeleri için her türlü kitap

barındırıyorlar kütüphanelerinde. Bundan

1.5 sene önce Kaffa kafe Kuşadası’nda bir

LGBTİ+ örgütünün de örgütlenmesine

yardımcı olmuştur; kitapçıklarını,

pankartlarını vb. gereçlerini üst katında

barındırmıştır. Sahibi Tuğba ve Ersel gelen

misafirlerine davranışları ile herkesin

gönlünü kazanmıştır. Ayrımcılık yok,

homofobi, Transfobi, Bifobi, yok.

Kaffa masa örtüleri ile birlikte de çok dikkat

çekmekte. Masa örtülerini el emekleri ile

yapıyor, aynı zamanda hayvan dostu bir kafe

olarak da biliniyor. Yaptığı ıspanaklı pasta,

küçük kekler, kurabiyeler tamamen kendi

emekleri ile yapılıyor. Güvenli ve tamamen

LGBTİ+ dostu bir kafe. Mekan sahipleri

mekan önüne devasa bir gökkuşağı bayrağı

yaptırmayı planlıyor.

illüstrasyon: Cem Çobanoğlu

17 Lubun Gar’ı

Lubun Gar’ı 18



LGBTİ+ DOSTU MEKANLAR

GASTRONOMİ

Before (bar)

Before bar ne kadar LGBTİ+ dostu?

Before, LGBTİ+ bireylere her zaman yer

vermeye hazır bir durumda, LGBTİ+ partiler,

LGBTİ+ etkinlikler, LGBTİ+ toplantıların

mekanlarının içerisinde yapılmasından

rahatsız olmayacaklarını ve tam tersi daha

çok mutlu olacaklarını belirtiyorlar. Covid-19

pandemi süreci araya girdiği için mekan uzun

süredir pasif halde idi ama bu yeni sürece

bomba gibi girdiklerini belirttiler.

Before sahipleri Cansın ve Nafiz LGBTİ+

bireylerinin mekanlarında hiçbir ayrımcılığa

veya hiçbir fobiye maruz kalmayacaklarına

söz veriyor.

Biz de sizler için mekâna gittik ve

denetledik çok güzel duvar resimleri neon

tabelaları, ve güler yüzlü çalışanları mevcut.

Hiçbir ayrımcılık veya hiçbir fobiye maruz

kalmadan içeceğinizi içebileceğiniz bir yer.

Eğer Kuşadası’nda yaşıyorsanız veya tatil

yapıyor iseniz, ayrımcılığa uğramadan, hiçbir

fobiye, hiçbir nefret söylemlerine maruz

kalmadan eğlenmek istiyorsanız adres belli

Before Kuşadası.

Arya Yeniyurt

ARPA ŞEHRİYE

ÇORBASI

Malzemeler:

2 yemek kaşığı zeytin yağ

1 adet orta boy kuru soğan

1 çay bardağı arpa şehriye

1-2 adet rendelenmiş domates

1 tatlı kaşığı salça

4 su bardağı tavuk suyu/et suyu

(tavuk suyunuz yoksa yarım bulyon da

kullanabilirsiniz)

2-3 su bardağı su

tuz, karabiber, kimyon, pulbiber, nane

Yapılışı:

Öncelikle yağımızı tenceremize alalım. Üzerine küp küp doğranmış soğanlarımızı

pembeleşinceye kadar kavuralım. Üzerine rendelenmiş domatesimizi de ekleyip

biraz karıştırdıktan sonra şehriyesini ekleyelim ve bir-iki dakika o şekilde çevirip

üzerine salçasını ve suyunu ekleyelim. Bütün malzemeler harmanlaşınca baharatları

da ekleyip kapağını kapatalım ve şehriyeler yumuşayıncaya kadar pişirelim. Pişen

çorbamızın üzerine de nane ekleyelim ve servis edelim bu kadar. Hem kolay hem de

çok lezzetli olan bu çorbayı mutlaka denemenizi öneririm. Afiyet olsun! :)

OMLET WRAP

Eminim içinizde omlet aşıkları ve farklı omlet tariflerini denemeyi sevenleriniz vardır. Ben

de sizlere vereceğim bu tarifte enfes bir kahvaltılık, ara öğün ya da doyurucu bir öğün için bile

kullanabileceğiniz omlet wrapla karşınızdayım. Öyleyse malzemelerine ve yapımına geçelim :)

Malzemeler:

3 adet yumurta

½ çay bardağı süt

1 çay kaşığı kabartma tozu

1 yemek kaşığı un

tuz

Arası için:

1 adet kırmızı biber

100 gr. Mantar

1 adet yeşil biber

½ tatlı kaşığı salça

tuz

karabiber

kimyon

bir miktar kaşar peyniri rendesi

19 Lubun Gar’ı

Lubun Gar’ı 20



GASTRONOMİ

Yapılışı:

Öncelikle iç harcını hazırlamakla başlıyoruz. Orta boy

tavamızda 1 yemek kaşığı zeytin yağ alıp üzerine ince ince

doğramış olduğumuz biberleri ekleyip biraz pişirelim. Pişmeye

yakın biberlerimizden sonra üzerine dilimlemiş olduğumuz

mantarları ekleyip kavuralım. Kavrulan mantarların üzerine

baharatları ekleyelim ve 1 çay bardağı sıcak suda salçayı

da karıştırıp üzerine döküp suyu çekinceye kadar pişmeye

bırakalım. Ardından orta boy tavamızda 1 yemek kaşığı kadar

tereyağ ya da margarin alalım. Ardından yumurtaları bir güzel

sarısıyla beyazı birbirine karışana kadar çırpalım. Üzerine süt,

un, kabartma tozu ve tuzunu da ekleyip çırpalım ve erimiş

yağımızın üzerine boşaltalım. Pişmeye yakın yumurtamızın bir

köşesine hazırlamış olduğumuz karışımdan boşaltıp, üzerine

kaşar peyniri koyalım ve yumurtamızın diğer boş olan köşesini

üzerine kapatıp 1 dakika kadar buharında pişirelim. Bu kadar

basit :) Hem çok lezzetli hem de çok doyurucu bu tarifi mutlaka

denemenizi tavsiye ederim. Afiyet olsun! :)

PASTANE USULÜ SUPANGLE

Ev yapımı supangleye kim hayır diyebilir ki? Özellikle çikolata krizim tuttu ama bütün olarak

yemek istemiyorum mu diyorsunuz? Mutlaka bu tarifi yapmanızı ve tadına doyamayacağınız eşsiz

zamanı geçirin derim. Öyleyse yapımına geçelim.

Malzemeler:

600 ml. süt (3 su bardağı)

2 yemek kaşığı un

2 yemek kaşığı kakao

3-4 yemek kaşığı şeker

1 yumurta sarısı

1 yemek kaşığı tereyağ/margarin

50 gr. bitter çikolata

Yapılışı:

Tenceremize un, kakao ve şekeri alıp karıştıralım

üzerine de sütü ekleyip ocağa alalım. Sürekli karıştıralım

ki dibi tutmasın. Kıvam alan tatlımızın üzerine çikolatayı

ve yağyı ekleyip karıştıralım. Ocaktan alıp başka bir kapta

10 dakika boyunca soğumasını bekleyelim. Arada sırada

karıştıralım üzeri kabuk tutmasın diye. Tüm bunların

ardından üzerine 1 çay bardağından 1 parmak eksik soğuk

su ekleyip karıştıralım. Kıvamı böylelikle o sertliği ve

kabuklanmayı engelleyecektir. Ardından kaplarımızın

altına kek dizip üzerine dilediğimiz gibi süsleyelim. Afiyet

olsun! :)

GASTRONOMİ

FIRINDA SEBZE SOTE

Sebzelerin sağlıklı olduğunu ve tüketmemiz gerektiğini hepimiz biliriz. Siz de evinizdeki sebzeleri

değerlendirmek ve onlardan lezzetli bir yemek ortaya çıkarmak istiyorsanız bu tarif tam da size göre.

Öyleyse yapımına geçelim.

Malzemeler:

Yapılışı:

1 adet orta boy patlıcan

1 adet kırmızı biber

1 adet yeşil biber

150 gr. mantar

1 tatlı kaşığı salça

tuz

karabiber

kimyon

kırmızı pul biber

2 yemek kaşığı sıvıyağ/zeytinyağ

1. mantar ve biberleri

kavuralım

2. patlıcanları fırına

dayanıklı tepsiye dizelim

Öncelikli olarak tavamıza yağımızı alıp

üzerine ince ve yuvarlakça doğradığımız biberleri

alalım. 1 dakika kavurup üzerine dilimlemiş

olduğumuz mantarlarımızı ekleyip 2 dakika

kavurduktan sonra altını kapatalım. İnce ince

şeritler halinde dildiğimiz patlıcanları orta

boy fırın kabına dizip üzerine patlıcanlarımızı

ekleyelim. Onun üzerine ise mantar harcımızı

koyup, üzerine 1 çay bardağı sıcak suyun içine

salça ve baharatlarımızı ekleyip, sebzelerimizin

üzerine gezdirip hepsini 200° derecelik fırında

30-45 dakika arası pişmeye bırakalım. Dilerseniz

fırından çıkarmadan üzerine kaşar peyniri rendesi

de ekleyebilirsiniz. Afiyet olsun! :)

3. üzerine mantar

koyup fırına atalım

Daha fazla tarif için YouTube

kanalıma abone olup tarifleri

takip edebilirsiniz!

21 Lubun Gar’ı

Lubun Gar’ı 22



SAĞLIKLI YAŞAM

SAĞLIKLI YAŞAM

Tuğba Nur Civil

YAP!

SPOR YE,

İÇ,

1

Dağ tırmanışı. Eğer spora yeni başlayacaksanız 15-20

saniye’lik iki set halinde yapabilirsiniz. Bu hareket karın

ve bacak kaslarını çalıştırıyor. Çoğu kişinin düşmanı

olan iç bacak için de güzel bir hareket.

Sağlıklı yaşam denildiğinde sporla birlikte

vücudumuzun ihtiyaçlarına göre beslenmenin

yanında yaşam tarzımız da büyük bir önem

taşımaktadır. Bu yazımda spor ve beslenmeden

bahsedeceğim.

BESLENME

Duygu durumumuz beslenmemizi olumsuz bir

şekilde etkiler. Stres, üzüntü, kaygı gibi duyguları

yaşadığımız zamanlar beslenmemiz genellikle

düzensizleşir ya daha çok yemek yeriz ya da

iştahımız kapanır. Muz, bitter çikolata, tahıllı

yiyecekler gibi bazı besinler stresi azaltmamıza

yardımcı olur.

Peki neden dengeli ve düzenli beslenmeliyiz?

Dengeli beslenerek yaşantımızın kalitesini

arttırabiliriz, daha sağlıklı ve uzun bir ömre sahip

oluruz, uykumuz düzene girer, zihinsel gelişimimiz

ve psikolojimiz üzerinde olumlu etkileri olur.

Beslenme uzmanı olmadığım için vereceğim

bilgiler çok yüzeysel olacak. Günlük almamız

gereken yaklaşık kalori miktarı 2000’dir.

Yemeklerimizden önce bir bardak su içmeliyiz.

Eğer sirkeli su içersek alacağımız besinlerin

emilimi hızlanır. Porsiyonlarımızı mümkün

olduğunca küçük tutmalıyız. Yemek tabağımızı

üçe bölerek; yarısını vitaminlere, %30’unu

karbonhidratlara ve %20’sini proteinlere ayırırsak

dengeyi sağlamış oluruz. Protein tüketimi için her

gün hayvansal gıda almamız gerekmez. Hayvansal

olmayan birçok besinde de (yeşil mercimek,

kuruyemiş, barbunya, fıstık ezmesi... sadece

protein miktarları farklı) protein bulunur.

Spordan bahsetmeden önce kilo vermek isteyen

kişilerin yapması gerekenler ve yapmaması

gerekenlere biraz değinmek istiyorum.

Aç kalarak verilen kilolar kas ve su kaybıdır.

Almamız gereken besin ögelerini alamadığımız

zaman cilt sorunları, saç dökülmesi, tırnakların

kırılması ve daha pek çok sorunla karşılaşırız.

Yorgunluk ve halsizlik hissedilir. Uzun süre

kendini aç bıraktıktan sonra tüketilen besin vücut

tarafından yağa çevrilir. “Ben aç kalıyorum zaten

ve bir daha ne zaman yemek gelir bilmiyorum o

yüzden bu besini saklamalıyım.” diyerek vücut

besini yağ olarak saklar. Yemek yerken bir şeyler

izlemek tokluk hissini körelteceği için daha çok

yemek yememize neden olur. Bu nedenle yeme

esnasında yemeğimize odaklamalıyız.

Sağlıklı bir şekilde kilo vermek istiyorsanız

hayatınıza sporu dahil etmelisiniz. Yemek yemek

alışkanlıktan değil de ihtiyaçtan yapılmalıdır.

Geçekten acıktığınız zaman yemek yiyin ve bol bol

su tüketin. Yemeklerden önce içtiğiniz su tokluk

hissi yaratarak daha az yemenizi sağlayacaktır.

Sabah içtiğiniz sirkeli su ya da kahve yağ

yakımınızı hızlandırır. Maydanoz, tarçın çubuğu,

nane, limon kullanarak bu sıcak havalarda

kendinize detoks suyu hazırlayabilirsiniz.

SPOR

Ben spor yapmayı seviyorum ama vaktim

yok. Vaktim var ama evde nasıl spor yapılır

bilmiyorum. İşten sonra çok yorgun oluyorum...

gibi bahanelerin arkasına saklanmamalısınız. Sizin

bedeniniz ve sizin sağlığınız.

Ben sabahları kahve içtikten sonra spor

yapmayı seviyorum. Bedenim uyanıyor ve enerji

yüklendiğimi hissediyorum. Siz ne zaman spor

yapmayı seviyorsunuz?

Evde spor yapmak için ekstra aletlere

ihtiyacımız yok. Buna yardımcı olan sonsuz

aplikasyon ve egzersiz videoları mevcut. Ben daha

çok yoga yapıyorum. Eskiden yapamayacağımı

sandığım yoga hareketlerine ve yogilere imrenerek

bakıyordum. Asla headstand (kafa üstü duruş)

yapamam diye düşünürken bir gün birisinin bana

çok kolay yapabilirsin demesi üzerine denedim,

denedim ve daha çok denedim. Çok kolay değildi

belki ama aklımda büyüttüğüm kadar ulaşılamaz

da değildi. Çabalarım sonucu o hareketi yapmak

beni inanılmaz motive etti ve bundan sonra

yapamayacağımı düşündüğüm hiçbir şey olmadı.

Tek engelin zihnimizde olduğunu gördüm.

Mesela biraz önce bakasana (karga pozu) yapmayı

denerken kafa üstü düştüm ve kaşımın üstü tahriş

oldu ama bu beni yıldırmadı ve yıldırmayacak

da. Spor yapmak bedenime, ruhuma dokunuyor.

Beni huzurlu hissettiren bir şeyden neden kendimi

mahrum bırakayım ki? İleriki zamanlarda belki

yogadan daha ayrıntılı bir şekilde bahsederim

şimdi evde yapabileceğiniz spor hareketlerine

değinmek istiyorum.

3

5

İpsiz ip atlama. 1 dakika boyunca doğru bir şekilde

yapmaya çalışın. Daha çok bacak ve kol olmak üzere

boyun ve omuz kaslarınız da çalışıyor.

Zıplayan krikolar hareketini 30 saniye boyunca

yapabilirsiniz. Atlama krikoları tüm ana kas

gruplarınızı çalıştırır.

2

Plank. 1 dakika boyunca yapmaya çalışın.

Yapamayacağınızı düşündüğünüz yerde nefes alın ve

nefes verin. Bu hareket karın kası öncelik olmak üzere

görselde gördüğünüz bölgeleri aktive ediyor.

4

Ayakta dizlerinizi göğse çekme hareketini iki bacağınız

için toplam 1 dakika boyunca yapabilirsiniz. Bu hareket

karın, bacak, omuz kaslarınızı çalıştırır.

Hareket etme alışkanlığı sigara bağımlılığından bile

güçlüymüş diyerek sizi hareket etmeye davet ediyorum.

10 saniye aralarla bu beş hareketi yapmak 5 dakikayı

geçmiyor. Kendiniz için şu an 5 dakika ayırabilir misiniz?

sağlıklı kalın !

23 Lubun Gar’ı

Lubun Gar’ı 24



SANAT

İnside

Mandana Mehrnia

TEKNİK: Cam, Seramik, kolaj

Ekim Ateş

Bunları Biliyor musun ?

BUNLARI BİLİYOR MUSUN ?

Bir insan yaşının yedi köpek yaşına denk

geldiği aslında doğru değil.

Amerika Birleşik Devletleri Kalifornia Üniversitesi’ndeki

bilim insanları labrador cinsi köpekler üzerinde yaptıkları

araştırmalar sonucu hayvanseverler arasında oldukça yaygın

olan bu teoriyi çürüttüler. Köpeklerin genomlarındaki

metil grupları inceleyen bilim insanları, gelişimin sanıldığı

gibi statik bir şekilde gerçekleşmediğini, ilk birkaç yıldaki

gelişim hızının sanılandan çok daha yüksek olduğu sonucuna

ulaştılar. Köpeklerin gelişim hızının kesinlikle sabit

olmadığını belirten bilim insanları, köpeklerin ilk 7 haftalık

gelişiminin insanların ilk 9 aydaki gelişimine denk olduğunu

açıkladılar. 1 yaşına basan bir köpek, 30 yaşında bir insan ile

aynı biyolojik olgunluğa ulaşmış oluyor.

Yıllar geçtikçe gelişim hızları yavaşlayan köpekler, 4 yaşına

geldiklerinde 54, 14 yaşına geldiklerinde ise 70’li yaşlarındaki

insanlara denk bir biyolojik gelişime sahip oluyor.

İnside 2

Yılanlar nasıl su içer ?

Bizde olduğu gibi dudaklara sahip olmayan, çoğumuzu da

korkutabilen bu hayvanlar suyu ağzına alıp daha sonrasında

kafasını geri kaldırarak da su içmiyor. Aslında yılanlar sünger

gibi bir ağza sahip ve suyu emerek içiyorlar. Küçük ağızlarına

büyük avlarını sığdırabilmek için ağızlarını kendi boyutundan

kat kat daha büyük bir şekilde açıp esneten bu hayvanlar

evrimleşme süresinde katlamalı deri gibi bir yapıya sahip

olmuş ve bu özelliği su içmek için de kullanıyorlar. Ağızlarıyla

emdikleri suyu kas ve kemik hareketleriyle midelerine doğru

itiyorlar. İşte bu kadar!

Bilim insanları tarihi eserleri neden pişiriyorlar ?

Tarihi eserler tarihlendirilirken kullanılan en yaygın

yöntemlerden biri radyoaktif tarihlendirmedir. Bunun

yanısıra karbon tarihlendirme gibi birçok tarihlendirme

yöntemi vardır. Kısacası tarihlendirmeye çalıştığımız objede

daha az radyoaktif madde varsa o objenin daha eski olduğu

anlamına gelir. Maalesef bu yöntemler bazı el yapımı kil,

pişirilmiş eserlerde kullanılamıyor çünkü bizim bilmek

istediğimiz o kilin ne zaman fırına verildiği. İşte tam bu

sırada bu pişirilmiş eserleri tekrar fırınlamak işimize yarıyor.

Tekrar fırınlanan eserlerden çıkan ışımalar eserin en son

ne zaman ısıtıldığını bize söylüyor. Buna olanak veren

şey ise yıllar geçtikçe içlerine elektronların dolması ve bu

elektronların tekrar ısıtılınca yansıma yapması.

25 Lubun Gar’ı

Lubun Gar’ı 26



BUNLARI BİLİYOR MUSUN ?

DENEME/SOHBET

Biyolojik karanlık maddeinin, pirincin

çoğalmasındaki önemi.

Okinawa Bilim ve Teknoloji Enstitüsü’nden bilim

insanları, daha önce herhangi bir işlevi olmadığı düşünülen

‘biyolojik karanlık maddenin’ önemli bir işleve sahip

olduğunu ortaya çıkardı. Protein kodlamayan DNA dizileri

olarak da bilinen bu karanlık maddenin çoğalma konusunda

hayati bir rol oynadığı görüldü. Bu biyolojik karanlık

maddenin, pirincin erkek ve dişisindeki üreme organlarının

düzgün gelişmesinde çok önemli olduğu keşfedildi.

Araştırmanın baş yazarı olan Dr. Reina Komiya, pirincin

dünyadaki en önemli tarım ürünlerinden biri olduğunu

ve bazı ülkelerde temel gıda maddesi olarak tüketildiğini

hatırlatarak bu genomik bölgelerin bitkilerin çoğalmasına

nasıl etki ettiğine yönelik araştırmanın potansiyel olarak

üretim artışına ve daha istikrarlı pirinç verimliliğine yol

açabileceğini görmenin önemli olduğuna dikkat çekiyor.

Yüzündeki sakal yumruğun şiddetini azaltıyor.

Çalışmayı yapan araştırmacılar, sakalın bir dövüş esnasında

herhangi bir avantaja sahip olup olmadıkları konusunu

araştırdılar. Tabii araştırma esnasında yumruk yemek

için can atan birisini bulamadıklarından araştırmacılar,

kendilerine insan çenesi işlevi görecek bir maket yaptılar.

Sakal olarak da koyun tüyü kullandılar. Integrative

Organismal Biology’de çalışmalarının sonucunu yayınlayan

araştırmacılar; sakalı andıran tüyle kaplı yapının, tüyleri

kesilmiş veya koparılmış örnekten %37 daha fazla enerji

emebildiğini paylaştı Bu örnekler, testlerin %45’inde

şiddetin etkisiyle çatladı. Bununla birlikte tamamen tüysüz

modeller neredeyse her testte çatladı. Araştırmacılara göre bu

durumun nedeni, sakalın varlığıydı. Sakal, yumruktan gelen

şiddetin bir kısmını emmeyi başarmıştı. Çalışmayla birlikte

araştırmacılar, “Sakal gerçekten de sağlam bir yumruktan

gelen şiddetin gücünü önemli ölçüde azaltabilir ve enerjiyi

emebilir.” sonucuna vardılar.

Zihin okuyarak kazaları

engelleyen elektrikli bisiklet.

Monash Üniversitesi, IBM Research Australia ve

İngiltere’deki Southampton Üniversitesi’nden araştırmacılar,

bisikletçilerin zihnini beyin aktiviteleri aracılığıyla okuyabilen

bir elektrikli bisiklet prototipi geliştirdi. Üretilen elektrikli

bisikletle olası kazaların önlenmesi hedefleniyor. Ena adlı

prototip, elektriksel beyin aktivitesini EEG başlığı aracılığıyla

okuyan bir elektroensefalogram sistemi kullanarak

sürücünün çevresel farkındalığındaki değişiklikleri

algılıyor. Başlık aracılığıyla algılanan sinyaller, bu sinyalleri

bisikletin motoruna iletilen komutlara dönüştüren küçük

bir bilgisayara iletiliyor. Sistem, sürücünün çevresinin

farkında olup olmadığını belirleyerek motorun hızlanmasını

sağlayabiliyor. Bununla birlikte, sürücünün çevresel

farkındalığında azalma olursa sistem, elektrikli motoru

durdurarak bisikleti yavaşlatıyor. Bu önlem ayrıca bir araba,

sürücüye tehlikeli şekilde yaklaştığında veya bisiklet yolunda

bir engel olduğunda da uygulanıyor.

Toprak Ateş

ÖZGÜR LÜĞÜM

ÖZGÜR‘ LÜĞÜM

Kalbim ağrıyor, ellerim titriyor lâkin yine de yazacağım bu konuyla ilgili.

Kalbimde tuttuğum sırları saklamak düşündüğümden daha zormuş.Bir ilişkide olmak zor, hatta çok zor.

Bunun suçu, benim hayatımda olmasının bir sonucu mu, yoksa zamanın bir sonucu mu olduğunu bilmiyorum

fakat suçu şu an için ona vereceğim; tanışmamalıydık.

Âşık olduğum, kişiselleştirdiğim insanı tarif edecek hiçbir kelime yok ya da ben bulamıyorum. Böyle bir

şey, böyle biri. Lisedeki herkes, “doğru kişiyi” bulduğunu bildiklerine yemin eder ve bunun ne anlama geldiğini

bilmediğimi biliyorum ama bir şeyleri “doğru” hissettiğimde onunla savaşmak istiyorum.

Sadece onun varlığında olmakla doldurulan duygular açık ve inkâr edilemez.

Bana fiziksel ve duygusal olarak özel bir şey hissettiriyor; onu herkesten çok sevdim, herkesten çok ona değer

verdim. Bedenimi aştım, kalbimi açtım. Yıldızları kondurdum saçlarına, aşkımı dizdim göz pınarlarına... Bir ay

yaşadığım doğru, ah ki gelip bana o bir ayı sorun!

Onunla ilk konuşmaya başladığımda, onun davranışlarını gözlemlediğimde, kalıplarını tanıdığımda, onunla

konuşamayacağım hiçbir gün olamayacağını hissettim. Dürüst olmak gerekirse, onunla bir ömür boyu yaşamanın

yeterli olacağını algıladım. Sadece hayatıma bir anda girip hayatım olmuşken, bir anda çekip gitmesine kızıyorum

ve Tanrı bunu bir sebeple yaptı. Ve hâlâ böyle düşündüğüm için deli olup olmadığımı bilmiyorum lakin deli olup

olmadığım, düşündüğüm ve hâlâ inandığım şey. Ve yine inanıyorum ki her geçen gün bunun, eylemlerimi ve

düşüncelerimi motive etmesine izin vermeye daha az eğilimli oluyorum. Kendime sadece lisede olduğumu ve her

şeyin bir masal olmadığını, bu romantizmin uzun süre dayanabileceği her şeyi hatırlatmaya devam edeceğim.

Unutursam, aşkıma bencillik etmiş olurum, onun gibi olurum, bunu kaldıramam. Kendime ve kalbime haksızlık

edemem. Bu yüzden aklım ve kalbim hep kavgalı. Aklım devrimci, dikkat çekici ve bu konuda mütevazi. Hepimiz

zekâsını, platonik veya fiziksel olsun, ilişkilerinin önüne geçmesine izin veren insanları biliyoruz ama o değil.

Sanki tüm duygularımı, bana gönderdiği şarkılara döktüğü için hissediyor gibiydi. O şarkıları bana atıp

sözleriyle konuşmamız o gittikten sonra bir kolye gibi boynumda; gitmiyor, kopmuyor, bırakmıyor. Aramızda bir

sır olsun bu dediğim, gitgide boynumu acıtıyor.

Özgür’lüğüm,

Nasıl sevmem gerektiğini bilmiyorum belki, belki de gerçekten ama bence güzel seviyorum. İçimdeki his o

kadar ağır ki “sevgi” deyip geçemiyorum. Gelip, “Bana olan sevgini tarif et.” desen susarım. Bir şey diyemem.

Anlatamıyorum çünkü. Uzaklaşacak olsam üşüyorum. Yakınlaşsam içim yanıyor. Öyle ki, attığın fotoğraflarına

bakarken bile ne hızlı geçiyor zaman... Kayboluyor zaman kavramı.Çamurlu bahçeme bir ayak izi bıraktın ve o iz

derine işledi, ah o bahçedeki en güzel çiçek! Seni her ne kadar sevgimle rahatsız etsem de, benden gitsen de, seni

sıksam da varlığın en güzel mutluluğum ki bir o kadar da acım. Hayatımın en güzel baharı diyorum, kalbimin en

şen sesi. Ömrümün bütün kötü yanlarını unutturacak bir cennet. Çığ gibi büyüyen bir yalnızlık bıraktın ardında

çocuk. İçimdeki cümlelerin ağırlığı çöküyor ruhuma. Kalbim yangın yeri. Bu yangına bir gülüşün bile gökkuşağı

hâlbuki. Bu kadar kolaymış var ya hayatın değişmesi...

Saatler geçtikçe bana bakışlarında kayboldum.

Rüzgârda uçuşan saçlarımın arasından ellerini okşadım.

Gece yatağımda sana sarılarak uyudum, başın göğsümde uyandım.

Elini tutmak için bahaneler buldum kendime, evet, mesajlarda.

Hayatım dediğim şey değişti, mutluluk hâlâ varmış dedim. Sonra bir baktım ki mutluluk çok kısaymış.

Mutluluk bir varmış, bir yokmuş. Sen... Bir varmışsın, bir yokmuşsun... Çocukken sevginin her şeye yettiğini

düşünüyor insan o safi hâliyle, sevgi olsun da ne olursa olsun göğüs gerilir diye zannediyoruz. Büyüdükçe

anlıyoruz ki, insanı mahveden tek şey sevgiymiş. Çünkü, insan her zaman sevdiklerine yenilirmiş. Ah, yalnızlık

duymasaydı keşke feryadımı. Her şeye rağmen, tüm gözyaşlarıma, haykırışlarıma, ne kadar canımı da yakmış

olmana rağmen yine de iyi ki diyorum, iyi ki tanıştık. Gökyüzünde özgürce süzülme şansı verdiğin için

minnettarım. Kendimi buldum sayende. Geç oldu belki duygularımın hangi yöne olduğunu bilmek.İyi ki doğdun,

iyi ki yaşadım seni. İyi ki yaşattım seni. Sevgi tam anlamıyla nedir, bunu öğrettin bana tam olarak. Bir gün bir

insan beni bıkmadan sevecek mi, bilmiyorum fakat sen buna emin ol ben soluduğum sürece.

Kendine iyi bak, benim baktığım gibi. Kimi sevebileceğini seçemezsin, sadece seversin. Bir bakmışsın olmuş.

Bu senin suçun değil. Acılar, Tanrı’nın oyunları. Mutluluklar, Tanrı’nın kahkahası. Acısıyla, tatlısıyla bir insanı

yaşarsın. Senin suçun da olabilirdi, öyle isterdin ve yapardın. Öyle mutluysan öyle olurdun. En yakın arkadaşım

ağlayışlarıma ortak olunca o dilinden şu sözler çıktı, “Evet, üzgünüm. Sevgiler sonsuza dek sürmüyor. Ve ne

kadar seversen sev, sevdiğin kadar sevilmiyorsun. Geri de hep birileri kalıyor. Kimileri hayatına devam ediyor,

kimileri gün geçtikçe çürüyor. Fakat geçmiyor! Hiçbir acı geçmiyor. Unutmuyorsun! Unutamıyorsun, çıkmıyor

aklından tek bir saniye. Ama alışıyorsun. Sonsuzluğa alışıyorsun. Sevgisizliğine alışıyorsun. Geçmeyecek! Sende

hep bir yara kalacak. Alışacaksın, unuttun sanacaksın. Hatıralar canını yakacak ama seni senden daha iyi kimse

toplayamayacak! Bunu da bil.”

27 Lubun Gar’ı

Lubun Gar’ı 28



GULLÜM

TAROT

Yorganlı

Gelin’den

Gullümler

NuruFiruze

KARTINI SEÇ

TALİHİNİ BİL

Herkese merhaba arkadaşlar ben Aydın LGBTİ+ Dayanışmasından Doğukan Koçanalı

ama siz bana yorganlı gelin deyin nedenini sonraki sayılarda anlatırım. Bugün biraz

lubunca hakkında konuşalım ayol. Aslında çoğu lubunyanın bildiğini düşünüyorum. Ay

ben bile %100 biliyorum diyemem ayol dersem ağır kürlemiş olurum ortalığı. Ama en

sevdiğim de lubunca konuş konuş arkadaşınla insanlar anlamıyo valla çok seviyorum bu

özelliği. Dikkat edin siz yine de tek iken lubunya olmayan birine lubunca bişey demeyin

valla dayak yeme oranımız yüksek zaten bu aralar dayak yersiniz valla bide şey var o

nadide esnaflarımız turist murist zanneder 1 liralık şeyi 5 liraya kitlerler valla dikkat edin

kuzularım. Siz şimdi diyorsunuzdur bu lubunya ne anlatıyo biz daha lubunca bilmiyoz ki

o zaman kuzularım bir sürü dernek var kız, lubunca hakkında video hazırlıyo youtube’ye

ya da atölye yapıyorlar. Zamanınız da yoksa aşkolar takip edin deyin ki aaa bunlar neler

yapıyo merak edin ayol azıcık, onu da mı ben söyleyim kız aaaaaaa. Hiçbiri olmadı

mı yine mi vaktiniz yok youtube’de de videoları anlamadınız mı açın google yi yazın

oraya ‘lubunca’ çıkan sitelerin birine tıklayın okuyun anam, öğrenmek ayıp değil anam

öğrenmemek ayıp. Aşkolar şimdi bu yazıyı okudunuz diyelim vakit de ayırdınız e bi kaç

lubunca bişeyler örnek vereyim de ezberlemeseniz de aklınızda yer edinir ayol.

Kahve Tarot falınıza baktırmak için iletişime geçebilirsiniz.

yusfistan

1

2

3

4

Örneğimiz ‘KÜR’ aşkolar ‘Yalan’ anlamına geliyo.

Birde kürcü birini gördünüz mü uzaklaşın ondan ama

tabi size kalmış aşkolar siz daha iyi bilirsiniz.

Örneğimiz ise ‘BUT’ bebitolarım ‘Büyük, Ele Avuca

Gelen’ anlamında bebitolarım.

İse kuzular ‘GULLÜM’ ‘Dedikodu’ anlamındadır. Bir

de valla gullümsüz hayat olmaz kuzular, bence gullüm

yapın dinç tutar kendinize gelirsiniz.

Ve son örneğim ise ‘MADİ’ çok sevdiğim bir

terimdir ona buna kullandığım teridir . Anlamı ise

kuzularım ‘Kötü’ dür yani kısacası olumsuz her şeye

kullanabilirsiniz.

29 Lubun Gar’ı

Lubun Gar’ı 30



TAROT

SOSYAL MEDYA

SOSYAL MEDYA

KILIÇ SEKİZLİSİ GÜÇ KUPA ASI

Umutsuzluktan ve strestan oluşan

sinirsel rahatsızlıklar seni bekliyor, bu

umutsuzluk ve stresin sebebi ise

büyük ihtimalle işte ya da derslerde

harcadığın emeklerin karşılığını

alamaman. Yeni başlangıç için ön koşul

oluşacak yolunda amma velakin onları

akıllıca yap.

Karakterin ne kadar güçlü ne kadar

nüfuzlu olsa dahi aşırı zayıf ve halsiz

olacaksın. Korku, çaresilik ve stres

senin saadetini tehdit edecek ve O

saadete kavuşmak için karşılaşılacak

bütün zorluklar ve güçlükler ile

savaşmaya hazır olasın!! Ruh dünyaya

odaklamaya çalışasın aksi halde ruh

dünyası ile fiziksel dünyası arasında

uyumsuzluk sağlanacak.

Sevgi, şans ve gelişim. Hiç ummadığın

bir duygusal gücüne sahip olacaksın

aynı zamanda ona güvenmen gerek

çünkü en doğru şekilde kullanacaksın.

Aşk etrafında dolaşıyor ve

aşkın getirdiği O iyimserlik ve pozitif

enerji sana etkileyecek. Sevgilin yok

ise sevgilin olacak, var ise onunla

mutluluğu bulacaksın ve belki de

onunla evleneceksin!

Etkinliklerimizden haberdar olmak ve bizimle takipte kalabilmeniz için sosyal

medya hesaplarımız:

@aydinlgbtidayanismasi

@aydinlgbti

Farklı alanlardaki sanatçıların bir araya geldiği sanal sergimizi gezebilirsiniz:

ARTSTEPS

TUHAFLIKLAR FURYASI

İletişim:

aydinlgbtidayanismasi@gmail.com

31 Lubun Gar’ı

Lubun Gar’ı 32


Hooray! Your file is uploaded and ready to be published.

Saved successfully!

Ooh no, something went wrong!