11.12.2020 Views

elle_edergi_01 (1)kredirevize

Create successful ePaper yourself

Turn your PDF publications into a flip-book with our unique Google optimized e-Paper software.

POP UP!

01/ Mayıs 2020

HANDE

DOĞANDEMIR

İLE MESAFELI

KUTLAMA

YENI GELECEK ÜZERINE

ARAŞTIRMALAR,

RÖPORTAJLAR,

IPUÇLARI

VE UMUT...

HAYAL

KURDURAN

MODA


EDİTO

FOTOĞRAF: GETTY IMAGES TÜRKİYE

ELLE EKSTRA

Bu sevimsiz, hepimizi yaralayan pandemi dönemi, bir

yandan farklı çalışma biçimlerine adapte olmamıza da

ortam hazırladı. Uzaktan kumanda yapılan çekimler,

daha duyarlı konular, hayal kurduran, moral veren fotoğraflar,

modada savaş sonraları neler yapıldığını araştırmalar…

Şu an telefonunuzun ya da tabletinizin veyahut bilgisayarınızın

ekranından okuduğunuz bu e-dergimiz de bu dönemin

bir eseri.

Ekipçe, muhtemelen hepiniz gibi birçok evreden geçtik.

Umut, depresyon, panik, kaygı… Rahata alışma, rahat batması,

yetersizlik hissi, yaratıcılık endişesi… Sonra dedik ki,

sakin sakin içerik üretmeye ve var olmaya devam edelim. Bu

ruh hallerinin hepsinde olalım, anı kaçırmayalım. Bu sebeple

yeni normale geçene kadar 15 günde bir bu dijital yayınları

kendi web sitemiz ve sosyal medyamızdan; yanı sıra dijital

platformlardan yayınlamaya devam edeceğiz. Amacımız bu

mesafeli günlerde yanınızda olmak, içeriklerimizle size arkadaşlık

etmek.

Tam da bu sebeplerle kapağımızda oyuncu Hande Doğandemir’i

özgürlük, neşe ve umut hissi veren karesiyle gö-

elle.com.tr • instagram @ElleTurkiye • facebook @ElleTurkey • twitter @ElleTurkey


FOTOĞRAF: FIRAT MERİÇ

rüyorsunuz. Hepsi hem bizim, hem de Hande’nin özlediği

duygulardı. Kır çiçeklerinin arasında böyle bir dönemde

nasıl çekim yaptığımızdan da bahsetmek isterim. Öncelikle

söyleyeyim, saç ve makyaj Hande Doğandemir’e ait. Çekim

mekanı bizim evin bahçesi ve arka bahçeden açılabildiğimiz

Demirciköy kırları… Tüm kıyafetler hijyen kurallarını

titizlikle uygulayan H&M’den geldi. Çekim ekibi olarak üç

kişiydik: Hande Doğandemir (bir yerden bir yere aynı araba

içinde bile gitmezken dağ tepe yürüdü, kapak kızı olmanın

dışında saç ve makyajdan da o sorumluydu), moda editörümüz

Aslı Asil ve fotoğrafçı Fırat Meriç. Enteresan bir heyecanımız

vardı. Bir şeyi oldurmak için hiç şikayet etmeden

saatlerce çalıştık, daha fazlasını aramadık, istemedik, eksik

olan hiçbir prodüksiyon kalemini dert etmedik. Bu çekim

sanki bizi sahalara tekrar döndüren köprü gibiydi. Evde olmak

gibiydi diyeceğim ama ben zaten evdeydim…

Bu dijital yayında başka ne yaptık? Bir blog hevesiyle

hepimiz, ilgi duyduğumuz bir konunun ucundan tuttuk.

Örneğin Serli Gazer, muhteşem bir “balkon” konusu yaptı.

“Bunca zamandır şehirde yaşayan, arkalarda bir yerde hor

görülmüş bir balkonu olduğunu hatırlayan kaç kişiyiz” dediği

konusunda son 50 yılın unutulmaz balkon karelerini

toplamayı başarmış. Bence görsel şölen… Sayfa 42.

Aykun Taşdöner, bu pandemi ve sonrası yaşayacağımız

ikinci aşama hayatımızı, alışkanlıklarımızı nasıl değiştirecek,

gelecek nasıl şekillenecek uzmanlara sordu. Gece hayatından,

konserlere ve tüm kültür sahnesine; markaların PR

iletişiminden seyahate, plajda hijyenden modada teknolojiye

çok kapsamlı bir araştırmanın bu ilk bölümü.. Bir sonraki

yayında da devamı gelecek. Sayfa 14.

Selin Miloşyan, gelecekteki hayat biçimlerinden duyduğu

endişeyi donanımlı bir röportaj konusuna dönüştürdü.

Bora Aksu’dan Derin Sarıyer’e, Özlem Kaya’dan Özlem

Yalım’a usta tasarımcılardan nasıl giyineceğimizden hangi

ürünleri kullanacağımıza pek çok yenilikçi fikir duyacaksınız.

Sayfa 24.

Bu röportajı şiddetle öneriyorum. Biri Zeynep Erekli’nin

son zamanların günden güne daha çok takip edilen

podcast’i Umarım Annem Dinlemez’in yaratıcısı Tuluğ

Özlü ile gerçekleştirdiği röportaj. Sayfa 36.

Gülgün Özek, Daniel Lee’nin, dolayısıyla Bottega’nın

hayranı. 2020 yazına dev giriş yapan (dev derken, gerçekten)

maksi Arco Slouch çantasını masaya yatırdı. Akabinde

o çantaya sahip de olmasını diliyorum :) Sayfa 8.

Neslihan Denizer, sezonun öne çıkan çanta ve ayakkabılarını,

Aykun Taşdöner hala evden takip edebileceğiniz

kültür sanat olaylarını inceledi. Sayfa 4 ve 12.

Bir gün seyahat etmeye başlarsak diye, müthiş bir “hobi

tatili” konusu hazırladık. Hayatını hobisinin etrafında geliştirmeye

sevenlere öneririm. Sayfa 88.

E-mag’imizde daha çok konu var. Fazla spoiler vermeden,

sizi okumaya davet ediyorum. 15 gün sonra yeniden

görüşmek üzere… Bu arada, basılı dergi ne olacak derseniz;

bir yandan Temmuz/Ağustos sayısını hazırlamaya devam

ediyoruz.

Ve şimdiden… İlk defa, geleneklerimize ve huyumuza

uymayan şekilde bir bayram kutlayacağız. Olsun, biz her

türlü birleşmeyi, kucaklaşmayı biliriz. Samimiyet, mesafeyi

yener.

İyi bayramlar…

ZEYNEP ÜNER


ELLETREND

DOĞADAN GELEN

HER LOKASYON IÇIN KURTARICI BIR PARÇA, ŞIK VE DÜZENLI GÖRÜNÜMÜN ARACI, AYNI ZAMANDA

UYUM KONUSUNDA DA UZMAN. NATUREL TONLARDA AYAKKABILAR HAYAT KURTARMAYA GELDI!

HAZIRLAYAN: NESLİHAN DENİZER YAZI: SEDA DESOVALI

GUCCI

DIOR

Toka detaylı loafer, a359, IPEKYOL

Deri sandalet, 450 €, PRADA/

NET-A-PORTER.COM

Bantlı topuklu sandalet, a359, IPEKYOL

FOTOĞRAFLAR: GETTY IMAGES TÜRKİYE, NET-A-PORTER.COM VE MARKALARA AİT

4 ELLE


Güneşi gördükçe hasırlı versiyonlar öne çıkıyor

Zincir detaylı ayakkabı, 920 €, BOTTEGA

VENETA/ NET-A-PORTER.COM

TODS

Fırfır detaylı sandalet, 385 £, DORATEYMUR

HERKES İÇİN

Örgülü terlik, a299,99, MANGO

Nude sandalet, a129, H&M

Toka detaylı sandalet, a779, ACADEMIA - BEYMEN

Platformlu sandalet, 590 €,

MIU MIU/ NET-A-PORTER.COM

Zımba detaylı sandalet, a1845, MICHAEL KORS

Dolgu topuklu sandalet, 350 €, BY FAR/

NET-A-PORTER.COM

Lazer kesimli babet, 690 €, ALAIA/

NET-A-PORTER.COM

Süet loafer, a329, HOTİÇ

Yılan desenli loafer, a299, DESA

ELLE 5


ELLETREND

MINIK BOYUT

BIR SÜREDIR HAYATIMIZDA OLAN MINI MINI BUCKET VE BENZERI ÇANTALAR NE OMZUMUZDAN

NE DE ELIMIZDEN PEK DÜŞMEYECEK GIBI.

HAZIRLAYAN: NESLİHAN DENİZER YAZI: SEDA DESOVALI

OSCAR DE LA RENTA

Çanta, a299, IPEKYOL

Metalik hasır çanta,

a1200, MEHRY MU

Deri ve kumaş karışımı

çanta, a199,99, MANGO

FOTOĞRAFLAR: GETTY IMAGES TÜRKİYE, NET-A-PORTER.COM, MATCHESFASHION.COM VE MARKALARA AİT

6 ELLE


MARNI

İki tonlu çanta, a1930, MICHAEL KORS

Çok renkli çanta, a399, TWIST

LOEWE

Çizgi detaylı çanta, a9300, FENDI

Örgü detaylı çanta, a15.600, PRADA

Toka detaylı çanta, 1590 €, GUCCI/

NET-A-PORTER.COM

Sarı çanta, a3195, VAKKO

ELLE 7


ELLETREND

BÜYÜKLER LİGİ

HER KOLEKSIYONUNDAN ÖNCE, ACABA BU KEZ HANGI BOTTEGA’YI ALAMAMAK IÇIMDE

KALACAK DIYE HAYIFLANDIĞIM DANIEL LEE’NIN; 2020 YAZINA GIRIŞI BÜYÜK OLDU. BÜYÜK DERKEN;

MILANO’DAKI MARKANIN ŞOVUNA ILK ÇIKAN PARÇA, MAKSI ARCO SLOUCH’TAN SÖZ EDIYORUM.

YAZI: GÜLGÜN ÖZEK

Aytül Gürbüz Tükel

FOTOĞRAF: GETTY IMAGES TÜRKİYE

8 ELLE


Üç farklı ebatla çıkan çantanın; 75’e 44 cm.’lik XXL

modeli üzerine konuşalım istiyorum. Kış sezonundan

hatırladığımız Arco serisi, o zamanlar

biraz sert mizaçlıydı. Bırakın çapraz kullanmayı,

bir kütle olarak, sokakta yanınızdan geçen birine sizden bağımsız

omuz atabilecek kudretteydi. O serinin büyük boyu,

tam da bu azameti nedeniyle pek ilgimi çekmemişti. Derken

Arco güncellenerek, yıla yeniden giriş yaptı. Hala büyük,

ama o eski halinden eser yok. Şimdi; yumuşak dokusu,

hafif parlak tekstürlü seçenekleri ve ince, uzun askılarıyla

beni kendine çekmekte. Bottega’nın yaz koleksiyonunda;

‘90’ların minimal ve vurdumduymaz tavrı, ‘80’lerin güçlü

ve gösterişli yanıyla mükemmelen bir araya geliyor. Enfes

triko elbiseler ve deri şortlar eşliğinde hayatımıza giren

Arco Slouch, sezonu domine edebilecek güçte. Dolayısıyla,

ona doğru çekilen sadece ben olmayacağım.

XXL çantaları illa ki çok doldurduğumuz ve külçe gibi

ağır olunca da çuval gibi taşımak zorunda kaldığımız için

pek sevmem. Fakat Arco Slouch’taki çapraz kullanım ve

vaat edilen yumuşaklık ilgi çekici. Onun için her ne kadar,

kısa seyahatlerin vazgeçilmez çantası olacak denilse de, içini

doldurmamakta yarar var. Zarif ve ince saplarıyla onca

yükü taşımak zorunda mı? Peki ya o yumuşak gövdesi?

Tıka basa dolu haliyle, fil yutmuş yılana dönüşen bir Arco

Slouch, Arco Slouch olmaktan çıkacaktır. Siz siz olun ve sakin

kalarak; minumum eşyayla, maksi boy kullanın.

TASARIM

Kadın erkek demeden herkesin kullanabileceği Arco Slouch;

süet içi ve taşıyanla uyum içinde hareket eden yumuşak dış

materyali ile yazın hip parçası olmaya aday. Medium’dan

maksiye üç boyu olan bu modelin, biri kapanan, ikisi açık,

3 cebi var.

ROSIE

@rosiehw

Yeni nesil Bottega’nın,

fahri marka temsilcisi

Rosie Huntington-

Whiteley’i anmadan

olmaz. Kendisinden;

saçlarını ıslatarak geriye

attığı ve tek omuz Bottega

elbiseyle taktığı Arco

Slouch’lu, ayna önü bir

poz bekliyorum.

BOTTEGA’CILAR

Bu yaz, sokağa

çıkabildiği anda yeni

sürüm Arco’suyla boy

gösterecek bazı isimlerin;

Chloe Harrouche, Pernille

Teisbaek, Jeanette

Madsen ve Caroline Issa

olması pek muhtemel.

(Fotoğrafta Harrouche; bir

önceki, ‘sert mizaçlı’ Arco

ile görülüyor.)

ELLE 9


ELLESTYLE

HAYAL

KURDURAN

SİLUETLER

ADETA BIR PERI MASALINI ANDIRAN

ALEXANDER MCQUEEN’IN 2020 YAZ

KOLEKSIYONU, SÜRDÜRÜLEBILIR DEĞERLERE

VE GIYIMDE MIRAS KÜLTÜRÜNE PARMAK

BASMASI AÇISINDAN ROMANTIZMDEN ÖTE

ANLAMLAR TAŞIYOR.

YAZI: SELİN MİLOŞYAN

Aytül Gürbüz Tükel

10 ELLE


Dünyadaki kirliliğe katkısı büyük olan moda sektörü

son yıllarda doğa dostu bir üretim anlayışı benimsemek

için çabalarken çevreye verilen zararın

tüm çıplaklığıyla idrak edildiği salgınla birlikte bu

çabanın artık bir zorunluluk, sürdürülebilir tasarımının

vazgeçilmez olduğu daha iyi anlaşıldı. Sarah Burton’un

öncülüğünde 10 yıldır daha bilinçli bir modanın savunuculuğunu

yapan Alexander McQueen markası, geçen yıl eski

koleksiyonlarından arta kalan kumaşları moda okullarında

okuyan genç öğrencilere yıl sonu bitirme projelerinde kullanılmaları

için vererek doğa dostu bir felsefenin öneminin

bir kere daha altını çizmişti.

Geçmiş koleksiyonlarında öne çıkan, dönüştürülmüş

jakar, ipek, tül ve dantelleri ilkbahar/yaz 2020 koleksiyonu

için yeniden çalışan, romantik, volümlü ve oldukça ihtişamlı

tasarımlara imza atan marka bu parçalarla el emeğine ve

zanaatkarlığın korunup sürdürülmesine verdiği değeri gösteriyor.

DETAYLARDAKİ GÖRKEM

Tasarımlarda başrol oynayan İrlanda keteni, geri dönüştürülmüş

dantel, organza ve tülle zenginleşirken ortaya

rüya kurduran bir koleksiyon çıkmış. Fildişi renkli elbiseler

üzerinde parlayan kurumuş çiçekler, elde kesilmiş plise organzeden

soluk pembe mini kıyafetler, fırfır kollu korseleri

sonlandıran asimetrik etekler; her bir parçanın nasıl bir el

işçiliğiyle yaratıldığını, detaylardaki görkemi açığa çıkarıyor.

Sonbahar/kış 2017-2018 koleksiyonundan kalma 80

metrelik dantel ve tüllerle yeniden dikilen bir elbisenin elle

kesilmiş, tam tamına 3000 daireyle titizlikle oluşturulması,

kumaşların nasıl bir restorasyondan geçtiğini de gözler

önüne seriyor.

Yine eski sezonlardan kumaşlarla yeniden oluşturulan

bir başka elbisedeyse 2016 yaz koleksiyonunun fildişi dantellerini,

2019 yazının jakarlarını görmek mümkün.

MODADA MİRAS VE GELENEK KÜLTÜRÜ

Her parçanın detaylarındaki incelikle göz kamaştıran bu

koleksiyonu; sadece tektipleşmeye karşı modanın bir özgünlük

ve farklılık arayışı olarak değil, hızlı modaya karşı

zanaatkarlığa verilen değer, el emeğinin dünden bugüne

iletilmesi, doğaya saygılı ve sürdürülebilir bir tasarımın

yerleşmesi, kumaşların, kıyafetlerin kuşaktan kuşağa aktarılarak,

yeniden hatırlanarak ve hazırlanarak modada bir

miras ve gelenek kültürünün de doğup gelişmesine katkı

sağlaması dahilinde okuyabiliriz. Tüketime biraz olsun es

verdiğimiz, eskilerle yetinmeyi öğrendiğimiz salgın günlerinde,

Sarah Burton ilkbahar/yaz 2020 koleksiyonuyla bizleri,

modayı ve giyinmeyi bu çerçevede ele almak üzerine

düşündürüyor, hem de yine hayal kurdurarak yine yenilikten

vazgeçmeyerek...

Burton tasarlaması uzun süren, emek gerektiren kıyafetlerle,

örneğin bir çiçek detayını elbiseye işlemekle geçen

meşakkatli bir zaman diliminin değeri üzerinde dururken

aslında hız ve doyumsuzluğa sırt çeviriyordu, hem de birkaç

ay sonra tüm dünyayı etkisi altına alacak pandeminin

de aynı şeyleri sorgulatacağını bilmeden...

İSTİRİDYE

ELBİSE

Büyük bir

emekle elbiseye

tutturulan, iki

ile dokuz cm

arasında değişen

fırfırların yarattığı

volümler oldukça

göz alıcı. Eski

sezonlardan

kalma 80 metrelik

dantel ve tülün

kullanıldığı ve

istiridye elbise

olarak tanımlanan

tasarımdaki

tam 3000 daire

ise hayranlık

uyandıran bir

işçiliğin meyvesi.

ELLE 11


ELLEMOOD

EKRANIN BAŞINDAYIZ

“SADECE SIKICI İNSANLAR SIKILIRLAR” DERKEN YANILMIŞ OLAMAZLAR. EVET VAKTİNİZİ HİÇBİR ŞEY

YAPMADAN GEÇİRMEK DE SERBEST. ÇÜNKÜ NEDEN OLMASIN? AMA OLUR DA SAATLER BİRAZ

DAHA ÇABUK AKSIN İSTERSENİZ ÖNÜMÜZDEKİ 15 GÜNDEN BAZI ÖNERİLERİ SİZİN İÇİN DERLEDİK.

HAZIRLAYAN: AYKUN TAŞDÖNER

ZOOM’DA ESKİŞEHİR’E, OMM’A YOLCULUK

Seyahatlerin ertelenmesi nedeniyle Eskişehir’deki OMM’u gezme planları da bir süreliğine askıya alındı tabii.

Ancak bu sırada müze bağlarını koparmıyor. Birlikte üretmeyi hedefleyen yetişkin ve çocuk atölyeleri, müzenin

kapalı olduğu bu dönemde Zoom üzerinden canlı olarak gerçekleşiyor. 6 Haziran’a kadar her cumartesi saat

16.00-16.40 arasında gerçekleşecek programda Üç Boyutlu Kartlar, Süt ile Ebru Desenleri, Kolaj, Şablon Baskı

ve Origamiden Heykeller konu başlıklı atölyeler yer alıyor. Ücretsiz Zoom atölyelerine egitim@omm.art adresine

e-posta göndererek katılabilirsiniz.

MÜZEDE BULUŞALIM,

ÇEVRİMİÇİ VE REHBERLE

Evden oturduğumuz yerden müze gezmek biz istemesek

de yeni normallerimizden biri oldu. Bazı müzeler ise

online rehberli turlarla bu gezintileri daha anlamlı

kılıyor. Arter’in düzenlediği çevrimiçi rehberli turların

ilki, 22 Mayıs Cuma akşamı 18.30–19.15 saatleri

arasında. Ayşe Erkmen’in, Cevdet Erek’in sergilerini bu

kez farklı bir gözle görüp, izleyeceğiz.

Diyalog ve tartışmaya daha fazla zaman tanımak adına

sınırlı katılımcıyla düzenlenecek turlara katılmak için

ogrenme@arter.org.tr adresi üzerinden rezervasyon

yaptırılması gerekiyor.

FOTOĞRAFLAR: GETTY IMAGES TÜRKİYE

12 ELLE


39. İSTANBUL FİLM FESTİVALİ BAŞLIYOR

Nisan ayında düzenlenmesi planlanan İstanbul Film Festivali salgın nedeniyle

iptal olunca, çare dijital bir çözümde bulunmuştu. Aynı ruhu evde devam

ettirebilmek adına festival ekibi Mubi ile bir işbirliğine giderek geçtiğimiz

yıllarda ödül kazanan yapımları iki hafta boyunca bizimle paylaşmıştı. Ancak

İstanbul Film Festivali’nin sürprizi bununla da sınırlı değil. Dünyanın tüm önemli

film festivalleri bir araya gelerek dijital bir seçki hazırlayacaklarını duyurdu

bu süreçte. Hem filmleri desteklemek, hem de izleyici neşelendirmek için

elbette. Büyük sürpriz ise İstanbul Film Festivali’nden geldi. 15 – 29 Mayıs’ta

İstanbul Film Festivali için özel hazırlanmış bir websitesi üzerinde 39. İstanbul

Film Festivali programından Türkiye’de ilk kez gösterilecek 15 yabancı filmin

gösterimi gerçekleşecek. Berlin’den, Cannes’dan Toronto’dan ödülle dönen ve

merakla beklenen filmler bir arada. Detaylı bilgi film.iksv.org adresinde.

GÜNEŞ ST.

TROPEZ’DE

PARLIYOR

Assouline’in en yeni

kitaplarından olan St. Tropez

Soleil bizi oturduğumuz

yerden seyahate çıkarıyor ve

bugünlerde en çok ihtiyacımız

olan ruh halini aşılıyor. Güneşli

bir Fransız kasabası ve masmavi

bir denizin bize hissettirdiklerini

unutmuş olabilirsiniz.

Sayfalar arasında çıktığınız

yolculuk bununla birlikte çok

daha fazlasını da sunuyor.

Françoise Sagan, Brigitte

Bardot, Matisse gibi Fransa’yı

sembolize eden isimlerin

yaşadığı bu vahayı, Naomi

Campbell’ın partilemekten en

çok keyif aldığı Nikki Beach’i

ve bir zamanlar Chanel’in de

defilesini düzenlediği, hayatın

ve eğlencenin asla durmadığı

ve film setini andıran kasabayı

farklı bir gözle sunuyor.

Seyahat etmek yasak, ancak

hayal kurmak serbest.

PARİS VE CAZ, DAHA NE İSTERİZ?

La La Land ile Oscar kazanan yönetmen Damien Chazelle’in Netflix’e geleceğini öğrendiğimizde

heyecana kapılmıştık. Whiplash ve ışıklar şehri Los Angeles’ta geçen modern aşk masalının

özünde müziklerin kusursuz kullanımı geliyordu. Netflix’in yeni yapımı The Eddy ise bize tam da

bunu veriyor. Chazelle’in en çok anlatmayı sevdiği şeyi; aşkı ve müzikli bir dünyayı. Hikaye bu kez

Paris’in caz kulüplerinde geçiyor. Başrollerde birçok ödüllü yapımdan tanıyacağınız Leila Bekhti,

Tahar Rahim ve geçtiğimiz sene Cold War ile bir anda dünya starı mertebesine ulaşmış, aynı

zamanda enfes bir sesi de olduğunu gösteren Polonyalı Joanna Kulig var.

ELLE 13


ELLE

BÖLÜM 1

YA SONRA?

SALGININ ETKİLERİ DEVAM EDİYOR, EDECEK! ANCAK HAYAT YAVAŞTAN NORMALE YA DA YENİ BİR

DÜZENE DOĞRU EVRİLİYOR. İKİNCİ AŞAMA VE SONRASI HAYATIMIZI VE ALIŞKANLIKLARIMIZI NASIL

DEĞİŞTİRECEK, GELECEK NASIL ŞEKİLLENECEK? UZMANLARINA SORDUK...

HAZIRLAYAN: AYKUN TAŞDÖNER

Açık hava sinemaları geri döndü. Ama kendi otomobilinizle

gidip beyazperdeden filmi izlediğiniz

versiyonları. Hayır bu kez nostalji amaçlı

değil, İzmir de dahil olmak üzere Türkiye’de ve

dünyadan birçok şehirden bunun yavaştan yeniden hayatımıza

entegre olduğunu gördük. Amsterdam’da ikişer kişilik

camdan kaleler yapıldı restoranların önünde. Fransa, İtalya

ve Birleşik Krallık başta olmak üzere şehirlerde bisiklet

kullanımını arttırmak için yeni fonlar hazırlandı. Daha yeşil

bir gelecek artık istediğimiz tek şey. Belçikalılar ise “corona

bubble”ı geliştirdiler. Her aile kendilerini ziyaret edebilecek

dört kişilik bir liste oluşturuyor. Eyvah! Yoksa listede yok

musunuz? Amazon bir süre önce drone’la kargo döneminin

başladığını duyurmuştu, İngiltere’de de teslimat için robotlar

kullanılmaya başlandı. Yoksa uzun süredir beklediğimiz

farklı bir gelecek nihayet kapıyı çaldı mı?

Bundan sonrasına yol gösterecek elbette birkaç unsur

var. Sürdürülebilirlik ve hızlı bir dijital dönüşüm başta geliyor.

Aynı zamanda bir ekolojik sorunla da karşı karşıyayız.

Üretkenlik, bedensel ve ruhsal sağlığın da hiç olmadığı kadar

tartışılacağı öngörülüyor trend analistleri tarafından...

Peki, Mart 2020’den önce her zaman uğradığımız müze,

konser salonları, alışveriş noktaları değişime nasıl ayak uyduruyor?

Nasıl bir geleceği öngörüyorlar, hazırlıkları neler?

FOTOĞRAFLAR: OSAMU YOKONAMI, ARTHUR ELGORT/CONDE NAST-GETTY IMAGES TÜRKİYE, MARTIN PARR

14 ELLE


ALIŞVERİŞ

MİRELLA KASPİ

BEYMEN Pazarlama İletişim Genel Müdür Yardımcısı

“FARKINDALIKLARIMIZ, GELİŞEN

TEKNOLOJİ VE YENİ NESLİN

TÜKETİM ALIŞKANLIKLARININ DA

ETKİSİYLE, ETİK VE SÜRDÜRÜLEBİLİR

MODA KAVRAMLARI GÜÇLENECEK.”

ONLINE SATIŞLARDA ARTIŞ

Baby Boomers yani +50 grubun da aralarında yer aldığı

daha önce hiç online alışveriş deneyimi yaşamamış çok sayıda

yeni tüketici, bu süreçte online alışveriş kavramıyla tanıştı.

Dijitalleşme, Beymen’in en öncelikli ve en çok yatırım

yaptığı alanlardan biri. Pandemi döneminde alışverişlerin

online satışlara yönelmesi, bize doğru yolda ilerlediğimizi

bir kez daha gösterdi. Bu süreçte pandeminin gerekliliklerine

bağlı olarak evde geçirdiğimiz zamanları daha eğlenceli

ve konforlu kılacak pek çok yeni kategorinin yanı sıra daha

önce sadece mağazalarımızda satılmakta olan markalarımızı

da Beymen.com’a ekledik. Beymen.com’un Nisan ayı sipariş

hacmi yüzde 245 artarken, yeni müşteri sayısı yaklaşık

yüzde 80 artış gösterdi.

MODANIN GELECEĞİ

Yeni farkındalıklarımız, gelişen teknoloji, yeni neslin tüketim

alışkanlıklarının da etkisiyle, etik ve sürdürülebilir

moda kavramları daha da güçlenecek. Önümüzdeki dönemlerde

doğa dostu kumaşlardan üretilmiş tasarımlar,

çok fonksiyonlu modeller, doğal liflerin kullanıldığı koleksiyonları

daha çok göreceğiz. Markalar için empati, sosyal

sorumluluk, duygusal değerler daha da önem kazanacak.

Ürüne dokunmak, hissederek seçmek, insanlarla tekrar

bir araya gelmek, mağaza içinde yaşadığımız deneyim, satış

personelinin ilgisi kısacası daha fazla reel hayatta olmak

hepimiz için hala çok önemli ve değerli. Özellikle bu kadar

uzun süre sosyal izolasyonda kalınca hepimiz bu hisleri yeniden

yaşamayı çok özledik. Elbette alışveriş alışkanlıklarımız

da değişecek.

MAĞAZALARDA ALINACAK ÖNLEMLER

Beymen olarak bireysel ve toplumsal sağlığın korunması ve

çalışanlarımızın bu dönemi fiziksel, ruhsal ve zihinsel olarak

sağlıklı bir şekilde atlatması en önemli önceliklerimiz.

İlk olarak 12 Mayıs Salı günü itibariyle Beymen Suadiye,

Beymen Nişantaşı, Beymen Kavaklıdere, Beymen Antalya

ve Beymen Club Erenköy mağazalarımızda 12.00-19.00

saatleri arası hizmet vermeye başladık. Mağazalarımız, özel

eğitimli personelimiz tarafından uluslararası standartlardaki

dezenfektan markası Huwa-San’ın ekolojik ürünleri

ile virüs ve benzeri mikroorganizmalar üzerinde etkili olan

ekolojik ürünler ile rutin olarak hem gün içinde hem de kapanış

sonrasında dezenfekte ediliyor. Düzenli sağlık kontrolünden

geçen ve her gün ateşleri ölçülen ekiplerimiz, kişisel

koruyucu ekipmanları ile sosyal mesafe kurallarına uygun

şekilde hizmet vermekteler. Deneme kabinlerimiz her kullanım

öncesi dezenfekte ediliyor, denenmiş ürünleri hijyen

koşulları gereği mağazalarımızda hazırlanan alanlarda bekletildikten

ve yoğun buharlı ütüleme işlemi yapıldıktan sonra

ertesi gün yeniden servise sunuyoruz. Mağazalarımızda

özel alışveriş deneyimi yaşamak isteyen müşterilerimiz,

randevulu özel alışveriş için Beymen Özel Müşteri İlişkileri

hattımızı arayarak özel randevu alarak, tercihleri doğrultusunda

hazırlanan ürünleri beklemeden keşfedebilecek. Ayrıca

Beymen Evimde servisimiz ile The One Beymen Özel

Müşteri Programını da geliştirdik.

SEBLA REFİĞ DEVİDAS

BEYMEN İthal Kadın Markalar Satınalma ve Ürün Direktörü

“MÜŞTERİ GİTGİDE İHTİYACA

YÖNELİK, ZAMANSIZ, YATIRIM

PARÇASI OLABİLECEK ÜRÜNLERİ

TERCİH ETMEYE BAŞLAYACAK.”

KOLEKSİYONLARDA SALGININ ETKİSİ

Değişimin belirtileri aslında pandemi öncesinde de başlamıştı.

Tasarım ekiplerinin nefes alamadan tasarladıkları

yeni koleksiyonlar, gerçeği yansıtmayan bir müşteri talebi,

yeni çıkmakta olan koleksiyon ve tasarımcıların çokluğu

moda dünyasını bir miktar yavaşlamaya doğru itiyordu.

Covid-19’un bu gidişatı hızlandıracağına eminim. Öncelikle

tasarımcılar, bu dönemde müşterinin ihtiyacını daha somut

bir şekilde ölçmeye çalışacaklar. Müşteri gitgide ihtiyaca

yönelik, zamansız, klasik, yatırım parçası olabilecek ürünleri

tercih etmeye başlayacak. Sadece ürün değil, aynı zamanda

markaların arkasında felsefeyi de kendisi ile özdeşleştirmek

isteyecek. Bu noktada tasarımcılar ve ekipleri, yeni

sezonu tasarlarken markalarının en güçlü yanlarını ortaya

koyarak işe başlayacaklar. Markanın güçlü yanlarını, hitap

ettiği müşteri kitlesini, yeni felsefesini ve geçmişten gelen

çağrışımlarını birlikte harmanlayacaklar. Sadeleşmeyecekler

fakat yepyeni klasikler oluşturacaklar. Arşivlere dönecekler

fakat birebir onları uygulamayacaklar. Koşmaktan

yorulmuş moda dünyası derin bir nefes alacak.

ELLE 15


ELLE

SEYAHAT

ŞEBNEM DENKTAŞ

Lüks Seyahat Yazarı & Tasarımcısı, @especiallyafrica

“HAYATIMIZA DİJİTAL SAĞLIK

PASAPORTLARI GİBİ YENİ

PROSEDÜRLER GİRECEK.”

Güvenle yola çıktığımız bir seyahat, aşıdan önce mümkün

mü? Şehirler ya da ülkeler arası sınırlar açıldığında

hemen seyahat etmeli miyiz?

Bunun için kulak vereceğimiz en önemli kurumlar, Sağlık

Bakanlığı’mız ve Dünya Sağlık Örgütü. Onlar yeşil ışığı

yaktıkları an, yola çıkabiliriz. Ben insanoğlunun, içindeki

merak ve keşfetme dürtüsünü uzun süre bastıramayacağına

inananlardanım. Tabii öncelikle kendimizi doğal olarak

korumaya alacak ve “eve yakın” tatillere çıkacağız. Amerikalıların

tabiriyle “staycation” bu sezonu özetleyen kelime...

Sonbahar itibariyle de daha büyük adımlar atmaya

başlayacağız. Ben turizmin çok kısa sürede toparlayacağını

düşünüyorum. Amerika ve İngiltere’de yapılan bazı önemli

anketlerde halkın üçte biri, seyahat yasağı kalktıktan sonraki

ilk üç ay içinde uluslararası seyahatlere çıkmayı planladığını

söylüyor. Tabii ki sınırlar açılır açılmaz herkesin hemen

uçağa atlayıp yola çıkacağını söyleyemeyiz; her şeyden önce

dijital sağlık pasaportları gibi hayatımıza girecek yeni prosedürler

de bunu çok kolay ve mümkün kılmayacaktır.

Seyahat etmeyi cesaretle bir tutabilir miyiz? Arabayla

yakın yerler, ya da uzak yerlerde uzun tatiller...

Cesaret… Evet, sanırım buna çok ihtiyacımız olacak. Ama

cahil cesaretinden bahsetmiyorum. Keyifli bir hobi olan seyahati

kendine ve diğer insanlara zehir etmeyecek bilinçli

yolcuların bilge cesareti bize gerekli olan… Bundan yaklaşık

dört-beş yıl önce hatırlarsanız dünyanın en büyük, en ünlü

şehirlerinde ciddi terör olayları yaşandı. O dönem insanlar

kalabalık şehirler yerine, terör tehdidine karşı daha güvenli

olduklarına inandıkları ada ve doğa tatillerine yöneldiler.

Şimdi de aynısı olacak. Herkes mümkün olduğunca kalabalıklardan

uzak kalabileceği sessiz sakin rotalara, tropikal

adalara, doğayı ve yaban hayatını keşfedebilecekleri destinasyonlara

yönelecek. Bahamalar, Maldivler, Seyşeller gibi

adalar 2021’in favori destinasyonları arasında şimdiden

yerini aldı. Sahraaltı Afrika da bu listede olacak. Kıtanın doğusu

ve güneyi, Avrupa, Asya ve Amerika ile kıyaslandığında,

Covid-19 açısından çok daha hafif yaralar aldı. Afrika’da

konaklayacağınız bir safari kampında sadece beş-altı çadır

süit bulunuyor. Karşılaşacağınız insan sayısı ise yirmiyi geçmez.

Safari turizmi hiç olmadığı kadar popüler olacak.

AirBnb’nin anlamını yitireceği, otomobillerin çok daha

fazla kullanılacağı konuşuluyor (ki bunun da negatif

anlamda getirileri olacaktır)... Siz ne düşünüyorsunuz?

Zengin gezginlerin ulaşım açısından özel uçakları ve yatları,

konaklama için de müstakil villaları tercih edeceğini şimdiden

görebiliyoruz. Kısıtlı bütçelere sahip olanlar ise sık sık

tatil yapmak yerine yılda bir kez aile ya da yakın arkadaş

gruplarıyla uzun bir tatile çıkacaklar. Otomobille yakın ve

sakin yerlere; ya da uçaklarda fiziksel mesafe ve hijyen kurallarına

göre yeniden tasarlanan kabinlerde uzak rotalara

yolculuk edebilecekler. AirBnb maalesef oyun dışı kalacak.

Çocukluğumuzdaki yazlık evlere dönüş yaşanacak. Oteller

arasında da özellikle hijyen konusunda misafirlerine daha

fazla güven aşılayacak olan ünlü zincir oteller, büyük markalar

ve marka olmayı başarmış butik otelleri başrollerde

16 ELLE


göreceğiz. Otel odalarının sertifikalı bir temizlik işleminden

geçirildikten sonra kilitlenip sadece gelen misafirin cep

telefonuna indirilen bir aplikasyonla açılması söz konusu…

Sürdürülebilir turizm daha da öne çıkacak. Kavramın, ekolojik

olarak kategorize edilen otellerde odalara bambu havlular

yerleştirmekten ibaret olmadığını anlayacağız.

ALİ İSPAHANİ

The Stay Otelleri Kurucu Ortağı

“GİTTİĞİMİZ YERİN TEMİZLİK VE

HİJYEN KURALLARINI CİDDİYE ALAN

BİR MÜESSESE OLDUĞUNU BİLMEK

HEPİMİZ İÇİN KRİTER OLACAKTIR.”

SEYAHATTE YENİ DÖNEM

Seyahat ve konaklama boyunca hem misafirlerin hem de

kendilerini ağırlayan personelin sağlık ve güvenliği için alınacak

tedbirlerin büyük bir kısmı, mart ayından bu yana

aldığımız önlemleri devam ettirmek şeklinde olacak. Bu nedenle

maske takmak, dezenfektan kullanmak, sosyal mesafeyi

korumak gibi genel önlemlere alışması çok da zor olmayacaktır.

Sağlık Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın

belirttiği önlem ve protokollerle birlikte, işleyişte ciddi değişimler

olacak. Mal kabulündeki hijyen kurallarından ortak

alanların temizlik frekansı ve şekline, kullanılan temizlik

ürünlerinden sosyal mesafeyi mümkün kılmak için kullanılacak

teknolojik çözümlere kadar birçok konuda The Stay

olarak hazırlanıyoruz. Geçmişte sadece ismini ve markasını

bildiğiniz, kendiniz veya kanaatine güvendiğinizin kişilerin

onayını aldığınız yerlere giderdiniz; yeni yerler deneme iştahınız

daha az olurdu. Markasının güven verdiği destinasyonlar,

hem yeme-içme hem de otelcilik için öne çıkacaktır.

Gittiğimiz yerin temizlik ve hijyen kurallarını ciddiye alan

bir müessese olduğunu bilmek hepimiz için kriter olacaktır.

HİJYEN NASIL KORUNACAK?

Hijyen konusunda hassasiyetin hangi unsurlarının ne kadar

kalıcı olacağı önemli; hepimiz her hâlükârda sık sık el

yıkamalı, hasta olduğumuzda dikkat etmeliyiz. Herkes hem

kendi sağlık ve hijyenine dikkat etmeli, hem de diğerlerinin

endişelerine saygı göstermeli. Bu süreç içinde biz The Stay

Otelleri olarak gerekli tüm önlemleri alıyoruz. Hem lokanta

ve bar gibi ortak alanlarımızda, hem de misafir odalarımızda

uluslararası standartlarda hijyen önlemlerimizi aldığımız

gibi, tüm hizmet süreçlerimizi de gözden geçiriyor ve

misafirlerimizin sağlık, huzur ve konforunu düşünerek yeniliyoruz.

Hijyen ve sağlık konusunda hastane kriterlerini

dahi tatmin eden ürünleri kullanıyor, sık temas noktalarına

özellikle önem veriyor, teması ortadan kaldırabileceğimiz

noktalarda da gerekli önlemleri alıyoruz. Bu konuda dünya

genelinde turizm ve seyahat sektörünün kabul gördüğü

önlemleri almak en önemli konu. Bunun için fiziksel hazırlıklara

başlamakla beraber organizasyonumuz içinde bu

önlemlerin uygulanmasını sağlayacak kişileri görevlendiriyoruz

ve tüm personel için eğitim düzenliyoruz. Dünya genelinde

takip ettiğimiz tüm yayın ve kurumlar önümüzdeki

süreçte bizim için en önemli konulardan birinin test teknolojisinin

gelişmesi olduğunu söylüyor. Turizm için misafirlerin

seyahatlerine başlarken sağlıklı olması kadar, seyahatleri

sırasında da sağlıklı kalması çok önemli. Otellerimizde

ağırladığımız misafirlere konaklamaları boyunca da hızlı ve

doğru cevap veren testlerle takip etmek istiyoruz.

ELLE 17


ELLE

KÜLTÜR/

SANAT

İLKAY BALİÇ

Arter İletişim Direktörü

“BU DÖNEM DAHA ÖNCE

SANAL ORTAMA TAŞIMAYI

HAYAL DAHİ ETMEYECEĞİMİZ

PROGRAMLARIMIZIN UZAKTAN DA

İŞLEYEBİLECEĞİNİ GÖSTERDİ.”

Salgın sürecinde sergileri evden takip ettik, Zoom’da

eğitimlere katıldık. Bu içinde bulunduğumuz sürece yaratıcı

bir çözüm müydü, yoksa sonrasında da hayatımızda

var olmaya devam edecek mi?

Arter’in programı fiziksel mekân düşünülerek kurgulanmış

sergilerden, bu sergiler etrafında kurgulanmış yorumlama

ve öğrenme içerikleri ile yayınlardan ve canlı sahne sanatları

etkinliklerinden oluşuyor. Karantina sürecinde mevcut

dijital içeriklere koleksiyondan çevrimiçi bir video seçkisi,

Spotify listeleri ve Öğrenme Programı ekibimizin geliştirdiği

yeni dijital etkinlikler eklendi. Örneğin hareket atölyelerimizi

ve rehberli turları dijitale taşımak, “bulaşma” gündelik

hayatın birincil kaygısına dönüşmeseydi aklımızda olan bir

fikir değildi. Her katılımcının evdeki bir yapıtı veya nesneyi

anlattığı “Evden Anlat” buluşmaları da Öğrenme ekibimizin

yine bu döneme özgü olarak kurguladığı ve deneyime

açtığı bir format. Yeni normalin nasıl görüneceğini bugünden

kestirmek mümkün değil ancak hepimiz yeni normale

bu dönemdeki deneyimlerimizin hatırası ve bilgisiyle geçiş

yapacağız. Bu dönem bize daha önce sanal ortama taşımayı

hayal dahi etmeyeceğimiz programlarımızın uzaktan da

pekâlâ işleyebileceğini gösterdi ve dijital araçlarla fiziksel

mesafe engelini aşarak başka şehirlerde, ülkelerde yaşayan

kitlelerle bir araya gelebileceğimizi bir kez daha hatırlattı.

Herkes dijital dünyanın araladığı olanakları bu şekilde birinci

elden tecrübe etmiş oldu. Bu da aslında, dijitali ikinci

plana atan kurumların bile durup bu kez farklı bir ilgiyle

bakmasını sağlayacak. Hem ekip olarak birbirimizle, hem

işbirliği içerisinde olduğumuz kişi ve kurumlarla, hem de

ziyaretçi ve takipçilerimizle iletişim kurmanın yeni yollarını

keşfettiğimiz bir dönemden geçiyoruz. Ofis çalışanlarımızın

pek çoğunun tamamen, bazılarının da kısmen evden

çalıştıkları ama toplamda işe daha az gidilen bu haftalarda

iş süreçlerimizi de hızla yeniden yapılandırdık. Arter’in yapısında

ve programında temel bir değişiklik öngörmüyoruz

ancak şehir içinde hareket etmenin tamamen güvenli hale

geldiği durumda bile çağdaş sanat semineri, atölye gibi içeriklerimizi

fiziksel mekândaki buluşmalara ilaveten çevrimiçi

olarak da sunmamız söz konusu olacaktır.

Sağlık açısından sizin çözümleriniz neler?

Yeniden ziyarete açılacağımız tarihi kesin olarak öngörmek

mümkün olmasa da, buna başladığımızda uygulayacağımız

tedbirlere dair çalışmalarımız sürüyor. Ziyaretçilerimizde

aşırı steril bir mekânda oldukları tedirginliğini uyandırmaksızın

onları güvende hissettirecek bir dizi tedbiri uygulamaya

koyacağız: Bina ve galeriler içerisinde aynı anda bulunabilecek

kişi sayısına kısıtlama getirmek, maskeyi zorunlu

tutmak, asansör kullanımını sınırlamak gibi uygulamaların

yanında elbette ziyaretçilere binada hangi tedbirlerin alınmakta

olduğuna dair doğru ve yeterli bilgilendirme yapmak

da bu süreçte çok önemli olacak.

18 ELLE


Bunu olumlu karşılıyorum ben. Bilim insanları, salgının

yarattığı olumsuz etkilerin belki yıllara yayılan bir süreç

içerisinde, kademe kademe azalacağını belirtiliyorlar. Yani

önümüzde değişken bir süreç var. Dolayısıyla salgının ilk

birkaç ayında yaşananların kendiliğinden “yeni normal”imiz

olacağını düşünmüyorum. Şu anda en uç noktada olabilecekleri

yaşıyoruz, buna verilen tepkiler de ona göre uç

noktada. Bahsettiğim bu geçiş süreci mutlaka yeni sonuçlar

da doğuracaktır. Bunları şimdiden kestirmek çok kolay değil.

Ama şu anda yaşadığımız ile eskisi arasında belli bir denge

noktası oluşacak gibi geliyor bana. Tabii bu durumun teknolojik

gelişmeleri ne yöne ilerleteceği de önemli. Salgının

sonuçları bir takım yeni ve yaratıcı teknolojilere yol açabilir,

bunlar da hayatımızı etkileyecek. Mesela belki son 4-5 yıldır

emekleme sürecini aşamamış olan VR (sanal gerçeklik) teknolojileri

bu sayede daha hızlı gelişecek ve hayatımıza daha

doğrudan girecek. Bunu biraz da zaman gösterecek bence.

HARUN İZER

İstanbul Caz Festivali Direktörü

“SON 4-5 YILDIR EMEKLEME

SÜRECİNİ AŞAMAMIŞ OLAN VR

TEKNOLOJİLERİ BU SAYEDE DAHA

HIZLI GELİŞECEK VE HAYATIMIZA

DAHA DOĞRUDAN GİRECEK.”

YENI DÜZEN

Bir anda bütün kurumlar hem evde kalmayı kolaylaştırmak

hem de aslında kendi kitlesi ile iletişimini koparmamak için

böyle hızlı çözümler buldu, kaynaklarını olabilecek en geniş

şekilde açtı. İKSV olarak biz de bu açıdan elimizden geleni

yaptık, mesela şu anda YouTube kanalımızda klasik müzikten

caza, tiyatrodan çağdaş sanata birbirinden güzel eserler,

belgeseller, tiyatro oyunları paylaşıma açık. Alıcı, tüketici,

izleyici tarafından bakınca da, aslında bunlar olabilir şeylermiş

diye düşündük, böyle kaynakların olduğunu gördük.

PEKI YA DÜNYACA ÜNLÜ SANATÇILAR

Bugüne kadar müzik gruplarının uluslararası turneleri çok

ince bir matematik ve bütçe dengesi üzerinden kuruluyordu,

şu anda bunun bütün parametreleri sarsılmış durumda.

Diyelim bir ülke önümüzdeki bir yıl boyunca yurtdışından

gelen herkese 14 gün karantina uygulayacağını ilan etti, bu

durumda herhalde hiçbir müzik grubu o ülkeye kolay kolay

konsere gitmek istemez. Turne planlaması da ciddi bir sıkıntıya

girer. Bunun gibi binbir türlü soru ve sorun var ortada.

Tabii bu sefer şartlar eşit, tahminen bu sıkıntılar sadece

Türkiye’de değil bütün dünyada yaşanacak. İşin ekonomik

tarafı da tabii ki çok önemli ve kritik. Biz bu açıdan şanslı

olduğumuzu düşünüyoruz, 22 yıldır festivalimizin sponsoru

olan Garanti BBVA ve festivali ilk yılından bu yana destekleyen

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkıları devam ediyor

ve festivallerin yaşaması için bunlar gerçekten çok değerli.

KÜLTÜR SANATIN BİRLEŞTİRİCİ GÜCÜ

İzleyici tekrar eskisi gibi konserlere gitmek istese de bunun

nasıl olacağını tam kestiremiyor ve tabii ki çok sayıda

insan da dışarıda, konser salonlarında kendisini eskisi kadar

rahat hissetmeyeceğini açıkça dile getiriyor. Bizler, etkinlik

düzenleyicileri olarak azami hassasiyet göstermek

durumundayız. Ama diğer taraftan ülkedeki kültür ve sanat

hayatının devamı açısından kamunun alacağı önlem ve yönlendirmeler

de çok kritik. İKSV olarak biz de kamu kurum

ve kuruluşlarına bu konudaki önerilerimizi yeni bir politika

metni oluşturarak sunduk. “Pandemi Sırasında Kültür-Sanatın

Birleştirici Gücü ve Alanın İhtiyaçları” adını taşıyan

bu metin, koronavirüs salgını koşullarında kültür-sanatın

toplumsal rolünü vurguluyor, ayrıca farklı ülkelerde yaratıcı

sektörleri destekleyen tedbirleri özetliyor. Türkiye’de kültür

alanında da kamu desteğine ciddi bir ihtiyaç var.

ELLE 19


ELLE

KEREM AYAN

İstanbul Film Festivali Direktörü

“BU DÖNEMİ PSİKOLOJİK OLARAK

ATLATMAMIZ İÇİN BİRAZ KÜLTÜR VE

SANAT DESTEĞİ GEREKİYOR.”

SALONLARA GERİ DÖNÜŞ

MUBI ile beraber festival döneminde eski de olsa seyircileri

filmsiz bırakmayalım dedik ve her gün Festival’de ödül

almış bir film koyduk. Yaratıcı çözümler her dönemde işe

yarar. Ama bu dönemi psikolojik olarak atlatmamız için biraz

kültür ve sanat desteği gerekiyor tabii. İlk defa önümüzü

göremediğimiz ve kontrol edemediğimiz bir dönemdeyiz.

Ben duruma iyimser bakarak bunların geçeceğini ve herkesin

salonlara geri döneceğini düşünüyorum. Bu arada her

şey geçerse tabii ki sinemaya, tiyatroya, konserlere gidelim

ama tamamen eski halimize dönüp dünyaya zarar vermeye

de devam etmeyelim. Ama eğer azalsa da hala virüs tehdidi

altındaysak o zaman dünyadaki örnekleri gibi (aralıklı

oturma, dezenfekte etme vs.) salonlarda gerekli önlemleri

alacağız.

süreçte yaptığımız şeyleri her şey normale döndükten sonra

bazen sürdürmeyi düşünüyoruz. Çünkü her an herkes tarafından

fiziken ulaşılabilir değiliz ve bu insanlar için de dijital

de olsa ulaşılabilir olmak güzel olacak.

Mekanlarınızda hijyeni nasıl koruyacaksınız?

Biz de misafirlerimizden ayrı varlıklar değiliz, aynı takıntılara

sahip olacağız ve öncelikle kendimiz ve ekibimiz için

önlemler alacağız. Pandemi öncesinde de sektörde temizlik

ve sağlığa verdiğimiz yüksek önemle adımızdan hep söz ettirmiş

bir kurum olduğumuzu göz önüne alındığında, yeni

dönemde gereğinden fazla bir hassasiyetle karşılaşırsanız

şaşırmayın.

‘Gizli’ ve belirli kitlelere hitap eden mekanlar hep vardı.

Ancak salgın sonrasında bu tarz mekanların varlığında

bir artış görebilir miyiz?

Bu noktada iki ayrı bakış açısı var. Bir tanesi çok un-

EĞLENCE

ORKUN BOZDEMİR

Klein Entertainment Genel Direktörü

“ÜYELERE ÖZEL YA DA

BELİRLİ KİTLELERLE, ONLARIN

REFERANSLARINA HİTAP EDEN

MEKANLARA TALEP OLACAKTIR.”

Dans etmek sizin için şu anda ne ifade ediyor?

Bir süre önce sorsaydınız çok farklı bir cevap verirdim ama

şimdi özlemi ifade ediyor; sevdiklerimize sarılmak, dokunmak,

ne kadar değerliymiş. Umarız ki kısa bir süre sonra değerini

daha iyi bildiğimiz mutluluk kaynağını ifade edecek.

Zoom partilerine alıştık mı?

Pandemi süresince insanların negatif ruh haliyle savaşmak

için ürettiği bir çözüm olduğuna dair güçlü bir inancım var.

Özellikle bizim insanımızın eğlence kültürüne temelden zıt.

Biz ne olursa olsun beraber yapmayı seviyoruz. Eğlence hayatının

geleceğine hoş bir ekleme olmuş olabilir. Biz de bu

20 ELLE


derground, kontrolsüz mekanlar, bunlar son derece tehlikeli

ve aklı başında insanların talep edeceğini sanmıyoruz. Diğeri

de yüksek kalite standartlarına sahip, belki daha pahalı

ama üyelere özel ya da belirli kitlelerle onların referanslarına

hitap eden mekanlar, bunlara talep olacaktır.

BURAK BEŞER

The Beach Of Momo Ve Momo Bebeköy’ün Yaratıcısı

“GRUPLARIN KENDİ ARALARINDA

GÜVEN TESTİNİ GEÇTİKTEN

SONRA SEYAHAT EDECEKLERİNİ

DÜŞÜNEREK, ONLARA ÖZEL KÜÇÜK

OTURMA ALANI YAPABİLİRİZ.”

PLAJDA HİJYEN

Hijyen konusu bu sezon MOMO’nun en büyük transferi diyebiliriz.

Geçen senelerde hangi ünlü DJ’i transfer edelim

derken bu sene hijyen transfer etmek durumunda kaldık.

Bakanlığımızdan gelecek uygulamalarla beraber, kendimizi

misafirlerimiz yerine koyup ek önlemlerle sezona başlamayı

düşünüyoruz. Çünkü insanlar birbirine “Kalk Güney’e gidelim”

dediğinde biraz da “Kalk kaçalım şu virüs muhabbetinden”

demek isteyecekler. Bizim görevimiz de insanların

gözüne sokmadan ama her türlü virüs önleminin alındığı,

güvenli bir işletme sunmak. Yani biz The Beach of MOMO

olarak arka planda sterilizasyon üzerinde çok sıkı çalışacağız.

Misafirlerimize virüssüz bir adaya düşmüşler hissini ve

güvenini vermek en büyük hedefimiz. İlk etapta kapasite

düşürmemiz kesin gibi duruyor. Grupların birbirlerine güvenip

kendi aralarında o güven testini geçtikten sonra beraber

seyahat edeceğini düşünürsek, onların bir arada olduğu

küçük bir yatma ve oturma alanı yapabiliriz. Daha az sayıda

gelen misafirlerimiz için de şezlong aralarını mesafeli tutmaktan

başka seçenek yok. Tabii ki bu durum gelecek misafirlerimizin

MOMO’dan alacağı keyfi eksiltmeyecek. Güneşin

içlerini ısıtacağı, ayakları kuma bastığında bütün stresi

unutacakları ve onlara pandemiyi unutturmak için uğraşan

bir ekip ile karşılaşacaklar.

ULAŞIM

MELİKE PEKSEL

Volvo Car Türkiye Kurumsal İletişim ve Pazarlama Müdürü

“İNSANLARIN HAYATTA KALMA

GÜDÜSÜ DEĞİŞECEK. SATIN

ALMA DAVRANIŞLARINDA, MARKA

DEĞERLERİ PANDEMİ ÖNCESİNDEKİ

DÖNEMDEN ÇOK DAHA FAZLA ÖN

PLANDA OLACAK.”

İnsanların seyahatlerde uçak, tren gibi toplu taşımadansa

araç kullanımını tercih edecekleri öngörülüyor. Ancak

bunun da doğaya zarar verebileceği gündemde...

İnsanları ve üzerinde yaşadığımız gezegenimizi merkezimize

aldığımız aksiyonları oluştururken, felsefemizin arkasında

global sürdürülebilirlik programımız “Omtanke” yaklaşımı

bulunuyor. “Omtanke”, özen göstermek, önem vermek

anlamına geliyor. Bir ikinci mânası da “tekrar düşünmek”.

Bundan sonraki tüm satın alma davranışlarında, marka de-

ELLE 21


ELLE

ğerleri pandemi öncesindeki dönemden çok daha fazla ön

planda olacak. Geçtiğimiz sene Volvo’nun 360c otonom

konseptini sunarken “Sürüş dururken uçmak neden?” diye

sormuş ve gelecekte uçaklar yerine otomobillerle daha konforlu

uzun mesafe yolculuklar yapabileceğimizi, havaalanı

güvenlikleri ile başlayan, kuyrukta saatlerce bekleme, gürültülü,

sıkışıklık gibi yorucu unsurlarla devam eden seyahatlerin

olmadığı bir dünyanın geleceğini öngörmüştük. Marka

olarak, kurulduğumuz ilk yıllardan günümüze insanlar için

sunduğumuz güvenlik konusundaki sürdürülebilir yaklaşımımızı

ve teknolojimizi, uzun bir süredir gezegenimizin de

güvenliğini sağlayacak şekilde kullanmak ve daha az karbon

ayak izine ulaşmak için geliştiriyoruz. 2019’dan itibaren

ürettiğimiz tüm yeni Volvo otomobillerinde mutlaka elektrikli

bir motor olacağını duyurmuştuk. İsveç’in Skövde kentinde

yer alan motor fabrikamız, ilk karbon nötr tesisimiz

oldu. Son 10 yılda, otomobillerimizdeki CO2 salımını yüzde

27 azalttık. 2025 yılında geldiğimizde ise otomobillerimizdeki

karbon ayak izini 2018’e göre yüzde 40 daha azaltmayı

hedefliyoruz. Pandeminin çok öncesinde, 2040 yılında, bütün

bu strateji ve aksiyonlar sonrasında, üretim tesislerimiz,

ofislerimiz, ürün ve servislerimiz ve bütün tedarikçi zincirimiz

ile birlikte iklim nötr bir marka olmayı hedeflediğimizi

açıklamıştık. Ofislerimizden ve etkinliklerimizden tek kullanımlık

plastikleri çıkartarak 2018’den bu yana yaklaşık 20

milyon tek kullanımlık plastiğin kullanımının önüne geçtik.

İLETİŞİM

VE PR

FERİDE TANSUĞ

L’APPART PR

“KONVANSİYONEL PR ARAÇLARI

GÜNÜMÜZDE GEÇERLİLİĞİNİ

YİTİRMİŞ DURUMDA, YENİ

SÖYLEMLERE DİJİTALİ KUCAKLAYAN

STRATEJİLERE İHTİYACIMIZ VAR.”

Sürecin yaratıcılığı tetiklediğini düşünüyor musunuz?

Kesinlikle düşünüyorum. İlk defa yaşanan ve rutinin dışına

çıkan her donemde tarih boyunca yaratıcılığın tetiklendiği-

22 ELLE


ni görüyoruz. Bu süreçte hayatımıza giren yaratıcı yeniliklerin

de artık bir parçamız haline geleceğine inanıyorum. İş

yapış şeklimiz, gündelik hayatımız, önceliklerimiz değişti,

biz artık eskiden olduğumuz insanlar değiliz. Mesela ofise

gitmenin hiç de elzem olmadığını, diretilen yüz yüze toplantıların

nasıl bir zaman kaybı olduğunu hep birlikte gördük.

Zamanımızı daha verimli planlayabildiğimiz bir alternatif

hayat olduğunu anladık. Ben mesela bir saatlik bir toplantı

için Nişantaşı’ndaki ofisimizden Yenibosna’ya gidip geri

döndüğümüz, iki saati de trafiğe feda ettiğimiz günlere geri

dönmeyi kesinlikle istemiyorum.

Online olmanın faydaları ne oldu sizce?

Hepimiz bu sürece hazırlıksız yakalandık ve hem yeni kuralları

yolda koymamız, hem de vakit kaybetmeden hayata geçirmemiz

gerekti. Zoom’da lansmanlar yaptık. Bir lansmana

katılmak için sokağa çıkıyorsunuz, bir araç kullanıyorsunuz,

hem İstanbul trafiğinde yıpranıyorsunuz, hem de karbon

ayak izi bırakıyorsunuz. Ama bu sayede çok daha hızlı ve

kompakt bir şekilde öğreniyor, sorularınızı soruyor ve hayata

devam edebiliyorsunuz. Elbette kozmetik gibi sektörlerde

ürünü deneyimletmek de çok önemli, bugüne kadar

kargo firmalarının yükünü artırmamak adına ürünü fiziksel

olarak ulaştırma seçeneğine başvurmadık ama “yeni normal”

dediğimiz halde bu konu ile ilgili de çalışıyoruz. Lüks

sektöründen moda haftalarının geleceğine, hızlı modanın

akıbetinden perakende sektörünün açmazlarına konuşacak

çok konu var. Biz de COVID-19’un moda endüstrisinin

farklı alanlarına etkilerini, o alanlardan seçilen isimlerle konuşmak

üzere “Ses ver!” Podcast serimizi başlattık.

Markalar bir süredir hedef kitleden ziyade daha kişisel

yaklaşmaya başlamıştı. Pandemi sonrası PR çalışmaları

nasıl değişecek sizce?

Pandemi sonrası PR da eskisi gibi olmayacak. Konvansiyonel

PR araçları günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumda,

yeni söylemlere, bütünleşik ve dijitali kucaklayan stratejilere

ihtiyacımız var. Bizim işimizin en önemli bileşenlerinden

biri olan etkinlikler nasıl bir formata evrilecek, bunun

üzerinde çalışıyoruz ama birebir deneyimler önceliklendirilecek,

markalar topluluk yönetimi anlayışından ister istemez

çıkmak ve daha küçük topluluklara konuşmak zorunda

kalacak. Pandemi sonrasında ben yeni farklı markaların da

doğacağını düşünüyorum dolayısıyla fırsatları takip edip

sezmek bir başka isimiz olacak diye düşünüyorum.

PELİN ATAY KURAN

H&M İletişim Müdürü

“PANDEMİ SONRASI İLETİŞİM

ÇALIŞMALARINI BELİRLERKEN

DUYGULARA YÖNELEN VE

İHTİYAÇLARI GÖZ ÖNÜNDE

BULUNDURAN BİR PLANLAMAYA

DOĞRU GİDİLMESİ GEREKTİĞİNE

İNANIYORUM.”

PANDEMİ VE YARATICILIK

Kesinlikle hiçbirimizin öngöremediği bu sürecin yaratıcılık

adına yeni yollar ve bakış açıları da beraberinde getirdiğini

düşünüyorum. “Yeni normal” kavramı ortaya çıktı ve bu

sürecin yaratıcılığı yükselttiğini düşünüyorum. Belirsizlik,

yaratıcılığı tetiklemekte, keşfetme, yeniyi bulma arzusunu

ortaya çıkartmakta. Bu süreçte ayrıca kendimizi daha çok

dinleme, yaşamın hızında fırsat bulamadığımız pek çok şeye

zaman ayırma şansı da yakaladık. Yeni normal düzende ortaya

konulan fikirlerin devamlılığı olacağına da inanıyorum

çünkü bir şekilde mevcut düzenin iyi gitmediği aşikar oldu

ve süreç de net bir şekilde hepimize dur dedi. Her şeyin temelinde

denge önemli bir unsur. Ortaya çıkan yeni yaratıcı

fikirlerin de bir denge içerisinde hayat bulup daha geniş kitlelere

ulaşacağına inanıyorum.

YENİ DÖNEMDE İLETİŞİM

Pandemi sonrası iletişim çalışmalarını belirlerken daha

duygulara yönelen ve ihtiyaçları göz önünde bulunduran bir

planlamaya doğru gidilmesi gerektiğine inanıyorum. Bireye

dokunan iletişime odaklanılacak. Genelden ziyade kişiye

odaklı, daha özel hissettiren uygulamalar, servisler ön plana

çıkmaya başlayacak.

Sürdürülebilirlik önemliydi ama şimdi her zamankinden

daha da önem kazandı. Bilinçli tüketimin, kaynaklarımızı

doğru kullanmamızın gerekliliği bu süreçte kendini iyice

hissettirdi ve pek çok kişinin de farkındalığı arttı. Marka

olarak uzun zamandır sürdürülebilirliğe önem veriyoruz,

sürdürülebilirliği çok önce iş planımıza aldık. Bu süreçte

gördük ki teknolojik altyapı ile birçok çalışmayı aynı ofiste

olmasak da yine yürütebilmekte ve sonuçlandırabilmekteyiz.

İletişim dediğinizde açıkçası genel düzende hepimizin

alışık olduğu tanıtımlar, lansmanlar ve etkinlikler önemli bir

rol alıyor ama yeni normal düzende bir takım yeni uygulamaların

ve deneyimlerin artık yerini alacağına inanıyorum.

Örneğin showroomumuz bizim en büyük iletişim kurduğumuz

mekanlarımızdan birisi. Birçok tanıtımımızı, kontaklarımızın

yer aldığı etkinliklerle gerçekleştirdik. Yeni düzende

belirli bir süre ile dijital olarak işleyişimizi yürütmeyi ön

görüyoruz. Birebir gerçekleştirmekte olduğunuz randevular

yerini dijital ortamda ürünlerimizi gösterip teknolojinin

son fırsatlarını da değerlendireceğimiz sunumların yapılacağı

bir boyuta geçecek.

ELLE 23


ELLE

VİRÜSE

KARŞI

TASARIM

PANDEMI SADECE CAN

GÜVENLIĞIMIZLE ILGILI DEĞIL,

GELECEKTEKI HAYAT BIÇIMLERIMIZ

HAKKINDA DA BELIRSIZLIK VE

TEDIRGINLIK YARATIYOR. MODA VE

ENDÜSTRIYEL TASARIM DÜNYASININ

ÖNDE GELEN ISIMLERINDEN

NASIL VE HANGI KOŞULLARDA

YAŞAYACAĞIMIZA, NASIL

GIYINECEĞIMIZ VE HANGI ÜRÜNLERI

KULLANACAĞIMIZA DAIR ÇARPICI

ÖNGÖRÜLER ALDIK. ÖNÜMÜZDE

AYAKKABI TABANLARINI STERILIZE

EDEN PASPASLARDAN EVLERDE

KIŞISEL ODALARA UZANAN YENILIKÇI

FIKIRLERLE DOLU BIR LISTE VAR.

YAZI: SELİN MİLOŞYAN

24 ELLE


BORA AKSU

Moda tasarımcısı

“AZA VE ÖZE DÖNECEĞİZ”

Bir moda tasarımcısı olarak çok etkilendim bu

süreçten. Tuhaf bir dönem. Bir tasarımcının görsel

açıdan beslenmesi için özgür olması gerekir. Korona

salgını boyunca dışa bakmak yerine içimize dönmeyi

öğrendiğimizi düşünüyorum. Tasarımcılıktan öte

kendimizi daha iyi tanıyıp dinleyebileceğimiz bir dönem

bu. Zorunlu bir dur yaşıyoruz.

Eskiden koleksiyonlar öncesi rutin bir süreçten geçer,

araştırır, farklı ülkelere gider, farklı kültürlerle tanışır, sergi

ve galeri gezerdim. Tasarlamak sadece mekanik olarak

yapılabilecek bir işlem değil. Duygu olarak yaşamanız ve

hissetmeniz gereken organik bir süreç.

İçinde bulunduğumuz sosyal, ekonomik ve global

değişimler her şeyi olduğu gibi modayı da etkisi altına

alıyor ve bizler tasarımcılığımızı da sınıyoruz. Tabii ki

tasarım sureci devam ediyor. Ama her şeyin bilinmez

olduğu bir dönemde insanın kendini motive etmesi,

önümüzdeki 2021’i düşünmek ve yaratmak kolay

değil. Mağazalarımızın birçoğu yeni yeni açılmaya

başlarken alışveriş alışkanlıklarındaki değişimin yerine

oturması zaman alacak. Ne yazık ki pek çok marka da

aramızda olmayacak salgın sonrası. Her şeye yeni baştan

bakabileceğimiz, küçülüp azalacağımız bir döneme

adım atabiliriz. Moda sektörünün az ve öze döneceği

kanısındayım.

ELLE 25


ELLE

GAMZE SARAÇOĞLU

Moda tasarımcısı

“ANI YAŞAMAK EN BÜYÜK LÜKS OLACAK”

Genel sonuca bakılırsa işler bıraktığımız yerden devam

etmeyecek, bambaşka bir dünyaya uyanmış olacağız, bu

süreç bittiğinde.

Bu sebeple mesleki olarak çalışma disiplinimiz ve

şeklimiz de değişim gösterecek. Moda algısı ve tüketici

davranışları değişecek.

Öngörüm daha bilinçli ve fayda sağlayan bir tüketime

doğru evrileceğimiz. Ekolojik, doğaya en az zarar verecek

şekilde hayatımızı sürdüreceğimizi düşünüyorum.

Öte yandan lüks tüketimde ciddi bir farklılık olacağını

sanmıyorum, tek farklılık lüks algısının maddi haz yerine

manevi haza odaklanması olabilir. Anda kalmak, anı

yaşamak en büyük lüksümüz olacak, geniş bakış açısıyla

baktığımızda.

PANDEMİ SONRASI NASIL GİYİNECEĞİZ?

Kriz dönemlerinde güvenli koleksiyonlar hazırlamak

çok doğru bir tercihtir. Marka ve tasarımcılar riski en aza

indirerek bu doğrultuda tasarlarlar.

Kriz sonrasında ise tüketici heyecan verici, geçmiş

süreci unutturacak ve iyi hissettirecek tasarımlar görmek

ister. Bu sebeple hep ihtişam olur, avangard tasarımlar,

zengin renk skalaları sıkça görülür.

Pandemi sürecinde içe döndük, kendimizi sorguladık,

toplumsal bilincin kıymetini anladık. Bu süreç sonunda iki

farklı bakış açısının öne çıkacağını düşünüyorum. Sakin,

pratik kullanımlı, doğal kumaşlardan oluşan fonksiyonel

tasarımların yanı sıra hayal gücüne ve yaratıcılığa övgü

niteliğinde, renkli, özgür ve yenilikçi koleksiyonlar da

dikkat çekecek. Pandemi sürecinde içsel sorgulamanın ve

belirsizliğin getirdiği endişenin insan zihnindeki özgürlüğü

olacak bu tasarımlar.

Her sektör gibi moda endüstrisi de zor zamanlardan

geçiyor. Önümüzdeki günlerde markaların

sürdürülebilirlik ve tekstil teknolojilerine ciddi yatırım

yapmaları gerekecek. Doğaya ve insan sağlığına daha az

zarar veren bir üretim sistemine geçeceğiz.

Haziran ayının ilk haftasında showroom’umuzu

belli saat aralıklarında belli günlerde açacağız. Randevu

aralıklarımızı genişletip provaya sadece iki kişi gireceğiz.

Danışmanlık toplantılarımıza Zoom’dan, Mimar Sinan

Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde verdiğim

derslere de online olarak devam edeceğiz.

26 ELLE


ÖZLEM KAYA

Moda tasarımcısı

“MERKEZİMİZDE DOĞA OLACAK”

Bir dönüm noktası yaşadığımıza dair hepimiz hemfikiriz.

Eski alışkanlıklarımıza veda ettiğimiz, yerine yenilerini

koyduğumuz bir zamandayız artık. Giyinmekten çok

yemek yemek ya da yapmakla ilgileniyoruz. Hayatta

kalma mücadelesi veriyoruz aslında. Geç de olsa doğanın

gücünün farkına varıyoruz. Sürdürülebilirlik, geri

dönüşüm, çevreye duyarlı olmak gibi kavramlar hayati

önem taşıyor. Bundan sonra da merkezimize doğayı

konumlandırarak yaşayacağımızı düşünüyorum.

Çevreyi en çok kirleten sektörlerin başında gelen

tekstil olumlu yönde ciddi adımlar atmaya başladı. Yeni

dönemde daha bilinçli, ihtiyaçtan fazla alışveriş yapmayan

bir tüketicinin oluşacağını düşünüyorum. Kaliteli ve

katma değerli ürünlerin artması, koleksiyon adetlerinin

azaltılması ve üzerine daha fazla düşünülmüş ürünlerin

üretilmesi artık kaçınılmaz.

FOTOĞRAF: GETTY IMAGES TÜRKİYE

MİNİMALİZM VE FONKSİYONELLİK

Moda her zaman içinde yaşadığı politik, ekolojik ya

da sosyolojik durumların bir yansıması oldu. Pandemi ile

birlikte uzunca bir süre daha kullanmamız şart görünen

birçok ürün var. Maske, eldiven, tulum gibi. Yeni sezonda

sokak modasına adapte edilmiş şekillerde göreceğimiz

bu ürünler farklı renk, desen ve kumaşlarla üretilip

satılmaya başladı bile. Buna ek olarak sonbaharla birlikte

yağmurluk ya da panço gibi, belki maskesi kendinden olan,

cep alternatifleriyle çanta taşımamızı gerektirmeyecek

ve akıllı kumaşlardan üretilmiş dış giyimler hayatımıza

girecek.

Minimalizm ve fonksiyonelliğin kaçınılmaz olduğunu

düşünsem de avangard ama hikayesi olan özel ürünlerin

de rağbet göreceğine inanıyorum. İnsanların kendilerine

daha çok dönmeleri ve bazı şeylerin analizini daha iyi

yapmaları alışveriş alışkanlıklarına da yansıyacak. Bir

tişört alırken sadece modeliyle ya da üzerindeki baskıyla

değil kumaşının içeriğiyle de ilgilenecekler. Biz ne kadar

doğru tüketirsek firmalar da o ölçüde doğru üretim

yapmaya dikkat edecekler. Hammadde açısından bu

kadar zengin bir ülke olarak AR-GE’ye daha fazla bütçe

ayırmamız gerektiğinin her zaman altını çiziyorum.

ELLE 27


ELLE

DERİN SARIYER

Derin Design kreatif direktör ve tasarımcısı

YEPYENİ BİR DÖNEM

Koronavirüs yaşamakta olan insan jenerasyonlarının

bugüne kadar başlarına gelen ve onları derinden

etkileyen en belirleyici olay. Bu gerçekliğin altını çizelim.

Normalleşmenin ne zaman olacağını bilmiyoruz, yalnızca

tahmin edebiliyoruz. Fakat normalleşmeyle beraber birçok

şeyin değişeceğini açıkça söyleyebiliriz; yaşamlarımız

ve alışkanlıklarımız değişecek. Önceliklerimizi rasyonel

bir tavra kaydıracağımız, kozmetik, yapay, gelişigüzel

stillerle oyalanmayacağımız yeni bir dönem başlayacaktır

bu salgın tamamen atlatıldığında. Daha radikal, işin

özüne fokuslanabilen, ruhumuzu ortaya koyabileceğimiz,

cesaretli davranmaktan kaçınmayacağımız yepyeni bir

dönemin kapısı açılacaktır.

MÜSTAKİL EVLER VE KİŞİSEL ODALAR

Evlerimiz de bugün ile aynı olmayacak. Günümüzde çok

fazla insanı tek bir yerde organize etmek için tasarlanmış,

sağlık ve hijyenin dikkate alınmadığı çokça yüksek yapı

var. Şimdi ise salgın sebebiyle bu yüksek yapılarda

kullandığımız her şeyle teması azaltmak için refleks

kazanıyoruz: Asansör, asansör düğmeleri, kapı kolları,

yüzeyleri ve komşular. Terası ya da balkonu dahi olmayan

bu yapılarda geçirilen sosyal izolasyon sonrasında

FOTOĞRAF: GETTY IMAGES TÜRKİYE

müstakil evlerin dönemi başlayacak. Küçük, düşük bütçeli

ama sabahları bahçesinde kahvemizi içebileceğimiz evler.

Son yılların ana trendlerinden biri olan açık plan

yerleşimlerin dönemi kapanacak. Yeniden kişisel odalar

devreye girecek. Giriş alanı mekanın diğer bölümlerinden

ayrı tutulacak. Ayakkabılarımız, kıyafetlerimiz ve

kullandığımız diğer tüm eşyalarla dışarıdan taşıdığımız

kirin bu alanda bırakılıp yaşam alanına taşınması

engellenecek. Suların filtreden geçirilebileceği sistemler

oluşturulacak. Aynı şekilde dışarıdan gelen hava filtreden

geçtikten sonra içeri dağılacak. Aydınlatma sistemlerinde

ultraviyole radyasyon içeren ürünler devreye girecek.

Zararlı bakteri ve virüslerin etkisiz hale getirilmesinde

katkısı olan her teknolojik gelişme gündeme oturacak.

Şu anda insanların çoğunluğu evden çalışıyor. Bu

dönem bittiğinde evden çalışmaya devam etmek ve bunu

kalıcı bir yaşam biçimi kılmaya istekli insan sayısında

artış olacak. Evin gelişigüzel bir yerinde çalışmak değil,

özel bir alanı tamamen kişisel ofise çevirmek ve bu

bölümü uzaktan çalışmayı kolaylaştıracak bütün iletişim

teknolojileri ekipmanlarıyla donatmak önem kazanacak.

28 ELLE


devrim niteliğinde bir başarılı olabilir. Örneğin elinizde

tuttuğunuz fenere benzeyen bir ultraviyole dezenfektör

ile dışarından gelen paketleri, kıyafetleri, eşyaları kolayca

dezenfekte edebilirsiniz. Önümüzdeki dönemde bunun

gibi yenilikçi ürün ve fikirlerle bol bol karşılaşacağız,

tasarımcılar olarak evde maske dikmenin ötesine

geçmeliyiz.

ÖZLEM YALIM

Tepta Aydınlatma A.Ş. marka direktörü

AYAKKABI TABANLARINI TEMİZLEYEN PASPAS

Yaşam biçimlerindeki değişim tasarım dünyasını da

etkileyecek. Çalışma alanlarımızdan ulaşım araçlarına,

seyahat ve tatil alışkanlıklarımızdan yeme içme

sektörlerine, eğitimden kıyafetlerimize kadar fiziki

çevremiz tamamen baştan ele alınacak.

Dış ortamlar enfekte olduğuna ve iç mekanlar

korunması gerektiğine göre kapıda sterilizasyon konusunu

iyi düşünmek gerekiyor. Dışarıdan satın aldığımız ürünleri

ve ayakkabılarımızı köpüklü sularla yıkamak, bekletmek

gibi şeyler yapıyoruz bugünkü imkanlarımızla. Oysa bu

sürecin iyileşmesi mümkün olabilir, buna yönelik ürünler

tasarlanabilir. Mesela paspas gibi bir kültürümüz var ve

bu süreçte sterilizasyon için önemli bir eşyaya dönüştü.

Sadece çamurları ve ıslaklığı temizlemesi yetmeyecek,

eğer ayakkabı tabanlarını da sterilize eden bir malzeme

ve yapıda üretilirlerse burada hem ticari hem de inovatif

başarı sağlanabilir. Ultraviyole ışınlar bugün hastanelerin

ve toplu ulaşım araçlarının sterilizasyonu için yaygın

olarak kullanılmaya başlandı. Bu ışınlar radyoaktif

oldukları için insanlara zararlı. Diğer yandan susuz,

sabunsuz ve kimyasal olmadan temizlik sağlayan bu

teknoloji muhtemelen şu anda çeşitli laboratuvarlarda

günlük kullanım için ehlileştirilmeye çalışılıyordur. Sonuç

ÇOK BÖLMELİ ÇANTALAR

Bu dönemde şu ya da bu şekilde dışarı çıkan herkes aynı

ihtiyacı hissediyor. Artık çantamızda dökülme olasılığı çok

yüksek olan dezenfektan ve kolonyanın yanı sıra yedek

eldiven ve maskeler taşıyoruz. Ellerimizin hakimiyeti çok

önemli. Dışarıdayken başkalarından aldığımız nesnelerin

diğer eşyalara dokunmaması da hassas bir konu. Bunun

için yedek poşetler taşıyorum ben. Bunların tümü için

çantada farklı bölmeler gerekiyor. Ben de hep fazla bölmeli

çantaları tercih ettim. İşte bu yeni ihtiyaçlara göre çantalar

tasarlanmalı. Hatta cüzdanlarımız da değişmeli. Para

alışverişi büyük sorun. Belki de paralarımız Kanada’daki

gibi plastik olacak. Paralarını deterjanlı suda bekleten

insanlar bile gördüm bu süreçte. Mümkün olduğunca

online ödemeler yapmak en iyisi. Düşünün başkasından

aldığımız paraları nerede bekleteceğiz? Başka bir

bölmede! Bölmeli çanta en öncelikle ihtiyaçlarımızdan.

VİRÜS TUTMAYAN PLASTİK VE BAKIR

Tek kullanımlık plastik de pandemi sürecinde öne

çıkacak. Plastik üzerinde virüs tutmayan, kimyasal

olarak geliştirilebilecek verimli bir malzeme. Dolayısıyla

ilgililerin bu alandaki çalışmalarının da başladığını

tahmin ediyorum. Yakında özellikle ambalaj sektöründeki

plastikler bizlere hijyenik ve virüs tutmaz olarak

pazarlanabilir. İki tane yoğurt kabı var, biri virüs tutmaz,

hangisini alırsınız?

Bakırın da eski çağlardan bu yana antibakteriyel bir

malzeme olduğunu biliyoruz. Post pandemi döneminde

özellikle kamusal alanlarda, merdiven tırabzanlarında,

okullarda bu malzemenin bir yapı öğesi olarak yeniden

yaygınlaşacağını öngörüyorum. Mutfak eşyalarımızda da

bakıra dönebiliriz.

OFİSLERDE TASARIM

Ofislerdeki tasarımın dönüşümü başlı başına bir konu.

Paneller hızlı bir dönüş yapacak. Bölücü duvarlar, masa

panelleri, kabin biçiminde çalışma masaları ve ortamları

şimdiden ilgi gören ürünler arasında. Ortak alanların

artık bir önemi kalmadı. Daha geniş, ayrı ayrı yerlerde ve

sayıları daha çok olan dinlenme ve rahatlama alanları öne

çıkabilir.

ELLE 29


ELLE

İBIZA’DA

GÖRÜŞMEK ÜZERE

YAŞADIĞIMIZ BU KOŞULLAR GEREĞI EVDE KALMAK ZORUNDA OLMASAYDINIZ TAM ŞIMDI

NEREDE OLMAK ISTERDINIZ? TATILDE MI? DENIZ KENARINDA MI? BELKI BIR BEACH PARTIDE MI?

NETFLIX’IN YENI DIZISI SIZI EVINIZINDEN ALIP BAMBAŞKA YERLERE GÖTÜRECEK. BIR DOZ GERILIM,

BOLCA DRAM, FAZLASIYLA AKSIYON... SÖZÜMÜZ SÖZ, HEPSI VAR.

YAZI: NESLİHAN DENİZER

30 ELLE


Karantina dönemi başladığından beri, ben de birçoğunuz

gibi Netflix’e adeta yapışıp kaldım. Hangi

arkadaşımla konuşsam (biraz da dedikodu azlığı

veya komple yokluğundan da diyebiliriz) soru her

seferinde “Şu anda ne izliyorsun?”a bağlanıyor. Bu aşamada

izlenebilecek her şeyi sıfırladığımı söyleyebilirim. (Evet, biliyorum

bu mümkün değil ama her şeyi izledim duygusunu

bilirsiniz...) Büyük ihtimalle siz de benzer durumdasınız. İyi

bir haberim var! La Casa De Papel’in yaratıcısı Álex Pina ve

The Crown’ın yapımcısı Left Bank Pictures’ın yeni dizisi

White Lines’ı izleme listenize alın. Tabii ki Netflix’te!

10 bölümlük dizi, Manchester’dan ünlü bir DJ, Axel

Collins’in İspanya’nın ünlü adası İbiza’da ortadan kaybolması

ve ölümünden 20 yıl sonra yeniden gündeme gelmesi

üzerine. Kız kardeşi Zoe Walker yıllar önce olup bitenleri

araştırıp öğrenmek için İbiza’ya gider. Hikaye günümüz ve

90’lar arasında gidip geliyor. Böylece izleyen 90’lar dönemine

de tanık oluyor. İngiliz ironisi ve İspanyol espri anlayışının

hakkını veren White Lines böylece farklı beklentileri

de karşılıyor.

Şimdiki hayatımızın yeni gerçeği Zoom üzerinden Laura

Haddock, Tom Rhys Harries, Angela Griffin, Daniel

Mays ve Ceallach Spellman, yani dizideki beş ana karakterle

röportaj yaptım. Görüşmelere, İngiltere’de büyüdüğüm için

izlediğim birçok diziden çok iyi bildiğim Angela Griffin’le

başladım. Bu röportajlar bana eskiye nazaran çok daha

kişisel ve samimi geldi, belki de karşımdakiler evlerindeki

oturma odalarında ben ise mutfağımdaki masamda oturduğumuz

için... Angela ile elimizdeki

çay bardaklarını kaldırarak

şerefe yapıp sohbete başladık.

“White Lines sürekli ‘kim yaptı’

sorusunu sorduran heyecan dolu

bir komedi. Ancak bu diziyi tarif

etmek zor çünkü bence yeni bir

tür yarattı” diyor. Angela, 20 yıldır

İbiza’da yaşayan, Axel’in en

iyi arkadaşı Marcus’un eski eşi

Anna’yı canlandırıyor. Çok karmaşık

bir karakter Anna. Anne,

eski eş, sevgili, aynı zamanda

lüks villasında verdiği erotik

partilerin baş tasarımcısı. “Anna

daha önce canlandırdığım hiçbir

karaktere benzemiyor. İnanılmaz

biri, ve bunu iyi manada

söylemiyorum. Kendine odaklı,

korkusuz, hiçbir çekincesi olmayan,

aynı zamanda karşısındaki

üzerine sakinleştirici etkisi olan

biri. İsmi de Anna değil sanki

La Casa De Papel’in yapımcısının imzasını taşıyan

White Lines 15 Mayıs’tan itibaren Netflix’te. Başrolde

Laura Haddock ve Tom Ryhs Harries var.

Anaconda. Zaten yılan gibi biri.”

Laura Haddock’un canlandırdığı karakter ise diğer

uçta. O, öldürülen DJ Axel’in (onu da Tom Rhys Harries

canlandırıyor) kız kardeşi rolünde. Sessiz, bir çocuk annesi,

kütüphanede çalışan kendi halinde bir kadın. İki kardeşi

gördüğümüz sahneler, 90’lardaki Manchester’da geçiyor.

Daha iyi bir hayat isteyen genç bir DJ ağabeyini idolize eden

bir kardeş...

OLUMLU BAKIŞLAR

Laura ve Tom’la aynı anda görüşüyorum. Belki de İngiliz

erkeklerinin ne kadar çekici olduklarını unutmaya başlamışım

çünkü anında Tom’un etkisinde kalıyorum. (Belki de

çok uzun süre karantinada kaldım?) “Nasılsınız?” soruma

gülümseyerek “Seni görür görmez daha iyi oldum” diyor.

Yüzüm kızarıyor. Bu görüntülü söyleşide PR’lar, menajerler

ve Laura’nın olduğunu hatırlıyorum. Gözlerini deviren Laura

“Ah Tom” diyor. Tom ben daha ilk sorumu soramadan

“İsmin çok güzel, nasıl telaffuz ediliyor?” diye konuşmaya

devam ediyor.

Kendime gelip sorularıma dönüyorum. İçinde bulunduğumuz

bu tuhaf süreci düşününce, tam da böyle bir zamanda

yayınlanan bir proje içinde bulunmanın Tom’a neler

hissettirdiğini soruyorum. “İnsanlara böyle bir dönemde bir

şeyler sunabildiğimiz için kendimi çok şanslı ve iyi hissediyorum.

Umarım onlara realiteden bir kaçış fırsatı vermiş

oluruz. Hikaye tam da bu etkiyi yaratıyor: muhteşem lokasyonlar,

güzel manzaralar ve mekanlar, buna ilaveten hedonist

ve hatta deli karakterler.

Dizinin bir gizli kahramanı da

müzikler. Böyle dönemlerde ruhumuzu

ayakta tutan, bizi gündemden

az da olsa uzaklaştıran

böyle yaratıcı işlerdir. Bizim projemiz

bunlara cevap veriyorsa,

iyi bir iş çıkardığımız anlamına

gelir.”

Benim de en çok dikkatimi

çeken hepsi birbirinden farklı

karakterler oldu. Laura’ya bu

projeye evet dedirten ne oldu

diye soruyorum. “Álex Pina’nın

bu işe dahil, yani yapımcısı

oluşu, ikinci sırada ise Zoe’nin

kişiliği. Kim olduğunu tam bilemeyen,

35 yaşında bunu ancak

keşfetmeye başlayan biri. İbiza’ya

çok sevdiği ağabeyine ne

olduğunu araştırmak için giden

ancak asıl kendisini de bulmak

için yola çıkan biri o.” Zoe’nin

ELLE 31


ELLE

White Lines Balearic Adaları’nda çekildi - Majorca

ve İbiza dahil. Muhteşem arka planlar, lüks villalar,

havuz partileri ekranda sizi bekliyor.

Hiçbir şey göründüğü gibi

değil bu beyaz adada.

yaşadıkları, iniş çıkışları ve bilinmezlikler izleyiciyi anında

yakalıyor. Onunla empati kurup Axel’i kimin öldürdüğünü

bulmasını gerçekten istiyorsunuz, “adalet yerini bulsun”un

da ötesinde, kendi ruh sağlığı açısından.

NOSTALGIA FOREVER

Axel Manchester’dan İbiza’ya gitmek için ayrıldığında yanında

en iyi arkadaşı Marcus var. Daniel Mays günümüzdeki

Marcus’u, Ceallach Spellman ise onun gençliğini canlandırıyor.

Daha önce bahsettiğim İngiliz ironisinin çoğunu

Marcus’ta buluyorsunuz. Nefret etmeyi sevdiğiniz fırlama

genç o.

Daniel’e Marcus’ta ilgisini en çok çeken neydi diye soruyorum.

“Marcus gibi ruhu hiç yaş almayan insanlar tanıyorum.

Hem üzücü, hem de insana çok sevimli gelen özellikleri

var. Hani birlikte takılmayı sevdiğiniz ama bir hafta

tahammül edemeyeceğiniz arkadaşlarınızın bir özeti” diye

ekliyor. İzleyici olarak Marcus’u destekliyorsunuz çünkü

aslında kalben doğru yerde ama gençlik yıllarında tıkanıp

kalmış. “Aslında hayatı dolu dolu, dibine kadar yaşamaya

çalışan biri. Sanırım hepimiz böyle yapmalıyız.”

Ceallach Spellman çok genç olduğu için (24 yaşında)

90’ları kaçırdığına ancak bu projede bunu tecrübe edebildiği,

yani rolü gereği yaşadığı için çok şanslı hissettiğini anlatıyor.

“Ne dönemmiş! 90’ları araştırmaktan çok keyif aldım.

Ancak dizi bundan fazlasını veriyor. İnsanların sevgi uğruna

neler yapabileceğini hatırlatıyor. Her karakterin hikayesinde

sevgiye dair bir şeyler var. Hepsi daha fazlasını, daha fazla

sevilmeyi istiyor. Hepsini birbirine bağlayan da bu.”

White Lines izleyicisini bazen hiç ummadığı yerlere

götürüyor. İnişler, çıkışlar, belirsizlikler, tüm bunlara bolca

şahit olacaksınız. Röportaj sırasında tüm ekibe bu projenin

mesajı nedir ve insanların bundan ne alması gerektiğini

sordum. Gerçeklerden kaçma isteği ve dolu dolu yaşamanın

hazzı... Hepsi bu konuda hemfikir: White Lines günümüze,

şu anki durumumuza çok uygun bir olaylar dizisi. Son

dönemde içinde bulunduğumuz gerçeklerden kaçma isteğimiz,

hayatı dolu dolu yaşamak için içimizde birikenler...

Tüm bunları bizlere, evimizdeyken de hissettiren White

Lines. #evdekal

32 ELLE


INSTAGRAM/ELLETurkiye

ELLE kızlarının bakış açısıyla

en güzel Fotoğraflar BURADA

TAKİPTE KALIN

ELLE kızlarının

EĞLENCELİ dünyası

FACEBOOK /ELLETurkey

ELLE'İn İlham veren dünyası İçİn

YOUTUBE kanalımıza abone

olmayı unutmayın!

YOUTUBE/ELLETurkiye

GÜNCEL HABERLER TÜM DETAYLARIYLA

BU ADRESTE

MODA, TREND, STİL, GÜZELLİK

VE GÜNCEL OLAN HER ŞEYİ,

HER AY VE HER AN

ELLE’DE PAYLAŞIYORUZ...

Dünyada ve Türkiye'de ne oluyorsa,

anında İşte tam burada.

TWITTER/ELLETurkey

Tablet dergİnİz

her ay zengİnleştİrİlmİş

İçerİğİyle

Apple Store'da ve

Google Play'de!

ELLE 27


ELLE

TEATRAL GERÇEKLİK

HERKESİN HÂLÂ BİR AİDİYET VE TOPLULUK HİSSİNE İHTİYAÇ DUYDUĞUNU VE KIYAFETLERİN BİZE BU

HİSSİ YAŞATABİLEN ÖNEMLİ ŞEYLERDEN BİRİ OLDUĞUNU DÜŞÜNEN TASARIMCI GİZEM GÜL İLE

YENİ MARKASI SOMME SLOVI’Yİ KONUŞTUK.

YAZI: SERLİ GAZER BOYACI FOTOĞRAFLAR: ASYA ÇETİN

Aytül Gürbüz Tükel

İstanbul’da sanat yönetimi eğitimi alan tasarımcı Gizem

Gül Londra’dan New York’a uzanan bir hikayenin başrolünde.

İlk olarak Ece Gözen ve sonrasında da Londra’da

tanıştığı Emre Aktuna’nın kurduğu Outkastpeople

markalarında çalışıyor. 2016 yılında New York’a taşınarak

Fashion Institute of Technology’de Moda Tasarımı okuyor

ve hemen ardından Proenza Schouler ve Helmut Lang modaevlerinde

çalışarak tasarımcı kimliğini farklı bir boyuta

taşıyor. Yıl 2020 olduğunda ise kendi markası Somme Slovi’yi

kuruyor.

Modaya dair ilk anıların neler?

Küçüklüğümden beri kıyafet ve arabalara karşı takıntım

vardı. Sanırım daha sonrasında kıyafetlere olan ilgim ağır

bastı. Henüz ilkokulu yeni bitirdiğim dönemlerde moda

dergileri alır, fotoğraflardaki modellerin üzerine bir şeyler

çizer sonra onlardan duvar boyunca kolajlar yapardım.

Bir de ananem çok iyi kalıp çıkarır ve dikiş dikerdi. Her

ziyaretimizde ona yardım ederdim; modaya dair her şeyi

ilk ondan öğrendim. Sanırım bunlar aklımda en yer etmiş

anılarım.

34 ELLE


Proenza Schouler, Helmut Lang gibi markalarda çalıştın.

Tam olarak ne yapıyordun ve bu deneyim sana neler

kazandırdı?

Proenza Schouler’de kadın bölümünde, Helmut Lang’te ise

erkek bölümünde asistan tasarımcı olarak çalıştım. Ayrıca

Helmut Lang’te gerçekleştirdiğimiz Global Taxi Project ve

Jeremy Deller Capsule gibi işbirliklerinde daha öncü roller

üstlendim. Proenza’da Jack ve Lazaro gibi isimlerle, Helmut

Lang’te ise Mark Howard Thomas ile birlikte çalışmak

öncelikle çok heyecan vericiydi. Özellikle birebir çok vakit

geçirme şansı bulduğum Mark Howard Thomas’tan koleksiyon

hazırlamak üzerine çok şey öğrendim. Özetle, New

York’ta moda sektörünün işleyişini gördüm, çevremi genişlettim

ve bütün bu tecrübeler ve tanıştığım insanlar kendi

markamı kurarken bana çok yardımcı oldu.

Somme Slovi’yi yaratma hikayen nedir?

Her ne kadar o hep gördüğümüz, bildiğimiz markaların

mutfağında bir şeyler yaratıyor olmak çok güzel bir his olsa

da tamamıyla benim olan bir şey istedim. Bir noktada kendi

markamı kuracağımdan emindim, fakat zamanını bilemiyordum.

Sanırım beni tetikleyen şey edindiğim bütün bu

tecrübeleri artık kendim için kullanmam gerektiği hissiydi

ve bu his Helmut Lang’ten ayrıldıktan sonra geldi. Marka

ismim Somme Slovi’nin literatürde bir anlamı yok, fakat

benim için kişisel bir anlamı var. FIT’de okuduğum dönemde

tanıdığım, çok sevdiğim ve yakın zamanda kaybettiğim

profesörüm Wallace Sloves’un isminden bir parça almak

istedim; ayrıca tasarım dili olarak oldukça etkilendiğim

Fransız ve Rus kültürüne de bir gönderme yapmak istedim.

Böylece Somme Slovi ortaya çıktı.

İlk koleksiyonunda edebiyat ve şiirden ilham alıyorsun.

Hatta üniversitedeyken okuduğun bir Baudelaire kitabı

sana yön veriyor. Neydi seni 19. yüzyıl Paris bohemyasına

çeken?

Koleksiyona dair kafamda oluşan çoğu fikir, Yıldız Teknik

Üniversitesi’nde sanat yönetimi okuduğum döneme kadar

dayanıyor. O dönemde incelediğim Baudelaire’in “Modern

Hayatın Ressamı” adlı kitabı araştırma sürecimin başlangıcı

oldu. Kitaptaki karakterlerden Grisette’lerin, dönemin

ilk bağımsız kadın karakterlerinden olmaları, burjuva geleneklerini,

çalışma ahlakını ve cinsiyet rollerini reddetmeleri

oldukça ilgimi çekti ve bu konu üzerine odaklandım.

Araştırma sürecinde bayağı bir zorlandım çünkü elimde

çok az sayıda görsel ve sınırlı sayıda yazılı kaynak vardı. Bu

kadınlardan 19. yüzyıl eserleri dışında neredeyse hiç bahsedilmemiş

olması, bununla ilgili bir şeyler yapma isteğini

daha da artırdı.

Sence moda dünyası nasıl bir süreçten geçiyor? Pandemi

sonrası nasıl bir değişiklik olacağını öngörüyorsun?

Çok fazla markanın daha sürdürülebilir yaklaşımlara yöneleceğini

düşünüyorum; hatta büyük markalar için bu bir seçim

olmaktan ziyade bir zorunluluk olacak. Moda endüstrisi

yavaşlayacak, seri üretimden uzaklaşıp yön değiştirecek

diye düşünüyorum. Fakat bundan önce kriz sonrası bir kutlama

dönemi de olabilir; tıpkı İkinci Dünya Savaşı sonrası

Dior’un ‘New Look’ döneminde olduğu gibi. Hırpalanma

sonrası gelen rahatlamayla sanki abartı, maksimalist ve alışılmadık

siluetler daha çok ilgi görecek gibi geliyor. Ya da

sağlığımızdan ve dünyamızdan en iyi şekilde yararlanmaya

yönelik bir aciliyet duygusuyla, imaj, öncelik listemizde çok

daha aşağı sıralara düşebilir. Bu nedenle daha temel, fonksiyonel

ve dayanıklı ürünler isteyebiliriz.

Geçtiğimiz bu süreç yaratıcılığını besledi mi yoksa rehavete

kapıldın mı?

Bir dönemdir halihazırda evdeki atölyemde çalıştığım için,

alışkanlıklarım çok da fazla değişmedi. Kendime ayırdığım

vakit bir nebze çoğaldığından daha çok okumaya ve bir

sonraki koleksiyonum için araştırma yapmaya vakit buluyorum.

Dolayısıyla benim açımdan rehavete kapılmaktan

öte, yaratıcılığımı besleyen bir dönem oldu.

Bu sayımızın teması “umut”. Senin için nasıl bir anlamı

var?

Sahip olduklarıma minnet duymak, ailemin ve arkadaşlarımın

yanımda olduğunu bilmek bana güven verir; bu güven

duygusu da beraberinde umut getiriyor. İyilik ve kötülüğün

bir şekilde dengelendiğini düşünmek de bana her zaman

umut vermiştir. Bir de sanırım bunun gibi belirsiz bir zamanda,

moda, geçmişin ve eski normalimizin tekrar gerçeğe

dönüşeceği günü hayal etmemizi sağlıyor.

Gizem Gül

Gizem Gül’ün yarattığı koleksiyonun kampanya

çekimi, New York Garment District’te fotoğrafçı

Asya Çetin ve kreatif direktör Gia Seo tarafından

yapıldı. Ayrıca Somme Slovi’nin modeli, Acne’nin

‘Muse’ kampanyasındaki yüzü Sara Hiromi.

ELLE 35


ELLE

UMARIM ANNEM

DINLEMEZ

SON ZAMANLARIN GÜNDEN GÜNE

DAHA ÇOK TAKIP EDILEN PODCAST’I

UMARIM ANNEM DINLEMEZ’IN YARATICISI

TULUĞ ÖZLÜ, BU IŞE NASIL BAŞLADIĞINI

VE MUHABBETIN EKSENININ SEKS

MACERALARINDAN ÇIKIP KADIN OLMAYA,

KIŞILIK INŞASINA, ÇOCUKLUK TRAVMALARINA

NASIL EVRILDIĞINI ANLATIYOR.

RÖPORTAJ: ZEYNEP EREKLI

FOTOĞRAF: OZAN KIYMAÇ

Ben sevişmeyi, sevmeyi bilmediğimi anladım Tuluğ!” diye

çınlıyor Kalben’in enerjik sesi. Cinsellik, aşk, sevgi ve kendi

duyguları hakkında müthiş şeyler söylüyor, insanı gitgide

içine çekiyor. Soruları soransa, Umarım Annem Dinlemez

adlı podcast’in yaratıcısı Tuluğ Özlü. 31 yaşındaki Özlü, her

hafta bir konukla sohbet ettiği Podcast’ini birkaç ay önce

başlattı. Kadıköy’ün kalbinden doğan ve kısa sürede artan

takipçisiyle büyüyen Umarım Annem Dinlemez, ilk zamanlarda

seks hikayeleri ve kadınlık konuşulan gayrı ciddi bir

ortam gibi görünüyordu. Gün geçtikçe işin rengi değişti. Her

konuk, muhabbeti bir adım öteye taşıdı. Artık konu listesinde

çocukluk, cinsel kimlikler, yönelimler, özgüven, tabular,

korkular da var. Podcast’inin direksiyon kırdığı yönden çok

mutlu olan Tuluğ Özlü, “Hayatla bir derdi olan ve bunu anlatmak

isteyen herkese kapım açık.” diyor. Ve merak edenlere

yanıt: Annesinin spotify’ı olmadığı için henüz dinlemiyor.

Böyle bir Podcast yapma fikri aklına nasıl düştü?

Her zaman anlatacak değişik bir hikayem, başıma gelen

komik bir anım olur. Özellikle son iki yıllık bekar hayatım

skandallar, talihsizlikler ama eğlenceli hikayelerle dolu.

Yanlış erkeklere çekilme, yanlış kararlar verme ya da tam

seks esnasında “ay ben yapamayacağım” diyerek kalkma

gibi kara komedi durumlarım bol. Ve tüm bunları arkadaşlarıma

anlatmayı severim. Bir gün bir arkadaşım beni sanat

yönetmenliği üzerine konuşmak için programına davet etti.

“Saçmalama, çok sıkıcı. Her zaman hepinize anlattığım başarısız

seks hikayelerim bile daha çok ilgi çeker” dedim ve

kendimi radyo programında buldum. Zaten çok az olan tek

gecelik ilişkilerimden bir tanesini ve başıma gelen birkaç

komik olayı anlattım. Program bitti karnıma ağrılar girdi;

36 ELLE


“Ben naptım” dedim; ‘’umarım annem dinlemez!”. Ertesi

gün programı dinlerken hiç rahatsız olmadığım gibi aksine

kendime çok güldüm. Ve bunu yapmaya karar verdim.

Konuklarını nasıl seçiyorsun?

Bu işe başladığımda hedefim eğlenceli diyaloglar kurmaktı.

Sıkıcı olduğunu düşündüğüm biri karşımda oturmamalıydı,

gelen konuğu sevmem önemliydi. Fakat sonra olayın

eğlenceden başka bir boyuta geçtiğini fark ettim. Dinleyen

herkesin konuşulan şeylerde kendini bulduğunu gördüm.

İşte o zaman benim için program “seks yapıyoruz biz” diye

bağırmaktan çıktı. Seks yapıyoruz evet, bunu herkes anladı,

peki kadınlar olarak derdimiz neydi? Hayatla bir derdi olan

ve bunu anlatmak isteyen herkese kapım açık.

Sormaktan en çok zevk aldığın sorular hangileri?

Bir seks Podcast’i olarak başladım fakat artık bir takım

meseleleri didiklemeyi seviyorum. Gelen konuğu araştırıp

yaşadığı ve kadınları ilgilendiren meselelerini konuşmayı,

programı bu şekilde sürdürmeyi tercih ediyorum. Bazen

çocukluğunda yaşadığı bir anı ya da ergenliğinde yaşadığı

bir travma programa yön veriyor. Aslında hepsi birbiriyle

bağlantılı; çocukluktan başlayıp, güven durumunu konuşup

ardından yatakta nasıl olduğuna geçebilirim ama olay “ilk

kimle seks yaptın”dan çıktı, oraları geçtik.

Sohbetlerin “seks satar” kolaycılığına düşmemesi ve

dinleyene içgörü kazandırılabilmesi için bir çaba sarf

ediyor musun?

İlginç bir dinleyici kitlem var. Seks konuşmayan biri geldiği

zaman gerçekten burnumuzdan getiriyorlar. Çok şaşırıyorum.

İstemiyoruz yahu bu hafta seks konuşmak. Ya da gelen

kişi konuşmaya çekiniyor ama buraya gelmiş, en azından

denemiş, sakin olalım. Dediğim gibi mesele seksten çıktı,

artık diğer meselelerimize de bakalım.

Tüm Podcast’lerin içinde, duyduğundan beri hiç aklından

çıkmayan bir cümle var mı?

Yiğit Karaahmet’le yaptığım programda ailesinin cinsel

yönelimini görmezden geldiğini fakat aslında nasıl özgür

bıraktıklarını, “Bana bi’ bahçe verdiler ve ben o bahçeyi

istediğim bitkilerle doldurdum” diye anlatması üzerine düşündürdü.

Bir de Deniz Özturhan’ın “orgazm rolüne teşvik

primi” demesi aklımda kalan cümlelerden.

Programa davet ettiğin ama katılmak istemeyen biri

oldu mu?

Çok oldu. Bekleyenler, bekletenler var. “Ben yapamam” diyen

de çok.

Podcast’ini en çok kimler dinlesin istiyorsun? Kafa açmak

gibi bir derdin var mı?

Bana mesaj atan, e-mail atan, kendinden bir şeyler bulan,

aynı şeyleri yaşamış ya da hiç yaşamamış o kadar çok kadın

ya da henüz ergenliğinde genç kız var ki ister istemez kafaları

açılsın istiyorum. Erkeklerin de kadınları anlamaya

çalıştığını, ya da cinsel yönelimi ne olursa olsun herkesin

birbirinin tecrübesini merakla dinlediğini gözlemliyorum.

Umarım Annem Dinlemez, parça ve klip çok güzel. Kendi

iç dünyanı dinleyiciye açmak nasıl bir his?

Teşekkür ederim. Hikaye şu: Utku’nun yaptığı (Serhat Utku

İnan) Umarım Annem Dinlemez jingle’ı çok beğenildi. Sonrasında

“haydi uzun versiyonu yapalım” dedik, ancak ben

hayatımda hiç müzik yapmadım ve müzik yapmaktan anlamam.

Söz de yazamadım. Utku “Twitter’a yazdıklarını yolla”

dedi. O an oturdum bir sürü Tweet’imi sıraladım, kafiyeli

ve uyumlu olanları derledim, üstüne iPhone kulaklığımla

Tweet’leri okuyup, şarkıyı söyleyip yolladım. Üç gün sonra

hazırdı. Yani aslında derdim iç dünyamı dışa vurmak gibi

değil de, bir şarkı yapacağımı kendime kanıtlamaktı. Sonuç

olarak video ve müzik o kadar güzel oldu ki hemen yayınlamaya

karar verdik. Yine kendinden bir şeyler bulan çokça

kadına ulaştı. Zaten hangi şarkı, hangi roman, hangi şiir yazarın

iç dünyasının dışavurumu değil ki? İç dünyam ya da

sayıkladıklarım belki tuhaf gelebilir insanlara. Ama klibin ve

şarkının bana bıraktığı his güzel, sıkıntı yok.

Klip bana Lena Dunham’ı anımsattı...

Girls’ü herkes gibi yayınlandığı 2012 yılında değil de yalnızlığımın

ilk aşaması, 2018 yılında izlemeye başladım. Benim

için zor bir dönemdi. İlk defa tek başıma evde oturmam

gerekiyordu. Benimki gibi hayatlar olduğunu görmek Lena

Dunham’a bir hayranlık uyandırdı.

Senin dinlemeyi sevdiğin Podcast hangisi?

Sansürsüz bir muhabbet döndüğü için KALT’ın Podcasti’ni

takip ediyorum.

Şu anda ilgini çeken ve yaptıklarını takip ettiğin müzisyen,

yazar, sanatçı, sinemacılar kimler?

Yeni dünya düzenine ben de herkes gibi alışmaya çalışıyorum.

Splash Scene adında bir topluluk alanı Zoom üzerinden

görsel ve işitsel sanat gösterimleri düzenliyor. Bende

açık olmayan bazı kapıları açtıklarını düşünüyorum. 55-60

gündür evde yalnızım. Son dönemde merkezinde kadın olan

üç dizi izledim: Unorthodox, Self Made: Inspired by the Life

of Madam C. J. Walker ve Normal People.

Şu sıralar ne okuyorsun?

“Bir Pirenin Otobiyografisi”ni. 1887 yılında Londra’da ilk

kez yayınlanan anonim bir erotik roman, sonradan Stanislas

de Rhodes diye bir avukata ait olduğu ortaya çıkıyor ve 1976

yılında kitabın filmini çekiyorlar.

Bu röportajı hazırladığımız sırada 22. Podcast’ini yapmıştın.

İnternette hakkında çıkan yorumlar ya hayranlık

dolu ya da yerin dibine batırma isteğinde. Bunlar sana

ne hissettiriyor?

Her şeyi kafaya takan biriyim. İlk 10 bölüm sürekli söylenen,

eleştirilen şeylere göre çeşitli denemeler yaptım. Hakkımda

yazılan her şeyi okudum, dert edindim. Sonra bir gün okumamaya

karar verdim. Kulağıma etraftan aşağılandığım bir

takım cümleler geldiğinde üzülüyorum çünkü bu programı

aslında bunun tam tersini savunduğum için yapıyorum. İyi

şeyleri de okuyorum. Ama hayatımda hep birilerine kendini

sevdirmeyi görev edinmiş biri olarak 31 yaşında şunu anladım,

herkes beni sevemez ve zaten neden sevsin. Neyse, yarın

sabah terapim var sanırım bunları orada konuşmalıyım.

ELLE 37


ELLE

FOTOĞRAF: STUART CLARKE

38 ELLE


JANE

GOODALL

ECO-AGE’İN EŞ KURUCUSU VE KREATİF DİREKTÖRÜ LIVIA FIRTH, HER ZAMAN BİR İLHAM KAYNAĞI

OLAN DAME DR JANE GOODALL İLE DOĞA, UMUT, İNSANLIĞIN İNATÇI YAPISI VE SALGINI HER

ŞEYİ YENİDEN BAŞLATABİLMEK İÇİN BİR UYARI OLARAK ELE ALMAYI KONUŞTU.

Özel bir tanıtıma ihtiyacı olduğunu sanmıyorum.

Ünü, Jane Goodall Enstitüsü’nün kurucusu,

Birleşmiş Milletler Barış Elçisi olarak

dünyanın dört bir yanına yayılmıştı zaten.

Geçtiğimiz yıllarda birçok kez kendisiyle bir araya gelmiştim.

Genelde Londra’da düzenlenen Roots & Shoots isimli

kâr amacı gütmeyen organizasyonunun ödül töreninde karşılaşırdık.

Etrafında sürekli çocuklar ve en sevdiği şey olan

oyuncak şempanzesi olurdu. Başarılı kariyerini düşününce

kendisinden mesafeli olmasını bekleyebilirsiniz, hatta bu

umduğunuz bir şey de olabilir. Ancak durum tam aksi.

Jane Goodall bu sıralar her zamankinden daha güçlü

gülümsüyor. İnsanlarla etkileşim kurmak, iletişime geçmek

konusunda hiç olmadığı kadar hevesli. Doğadan ve hayvanlar

aleminden bize iletmek istediği bir mesajı var çünkü.

Engellerden dolayı bugünlerde sadece evinde vakit

geçirebildiğinden ötürü mutlu olduğunu düşünerek söze

başlıyorum. Ancak o Zoom ekranından bana bir Marslı görmüşçesine

bakıyor. “Yola koyulmak için gün sayıyorum, seyahat

etmeyi ve insanları çok özledim.” İşte sohbetimizden

bazı kesitler...

Sevgili Jane, sizi yeniden görmek ne kadar güzel, harika

görünüyorsunuz.

Çok teşekkür ederim.

Afrika’da devam eden bir takım projeleriniz vardı,

Covid-19 onları da etkiledi mi?

Güney Afrika’daki Chimp Eden (kurtarılmış şempanzelerin

yaşadığı doğal park) ve Kongo’daki Tchimpounga’da (şempanze

rehabilitasyon merkezi) her şey yolunda gidiyor. Bu

yerleşim yerlerinde insanları şempanzelerden uzak tutabiliyoruz.

Ayrıca bölgeye ayak basan herkese test yapılıyor.

Dolayısıyla tehdit oluşturacak bir durum yok ortada. Ancak

Tanzanya’daki doğal park Gombe’de durum biraz farklı.

Burası çitle çevrilmiş değil ve etrafta binlerce insan kötü

şartlarda yaşamaya devam ediyorlar. Alana geçebilen insan

sayısında bir kısıtlamaya gittik, şempanzeleri kontrol edebilmeleri

için haftada bir ya da iki kez girişlere izin veriliyor.

Açıkçası virüsün şempanzelere de geçmesinden endişe duyuyoruz.

Zorlu bir süreç...

Geçtiğimiz günlerde yeni bir belgeselinizin yayınlandığını

gördüm: “Jane Goodall: The Hope”. Daha iyi

bir zamanlama olamazdı. Paskalya Bayramı’nda da Instagram

mesajınızda umudun, direncin altını çizmiştiniz.

İkinci Dünya Savaşı’nı ve 11 Eylül’ü yaşayan biriyle

sohbet edebilmek önemli. Siz bu süreçlerin arkasından

gelen değişime tanıklık ettiniz. Yine umut var mı?

Doğanın göstermiş olduğu dirençte, gençlikte umudun yaşadığını

görüyorum. Aynı zamanda “Pes etmeyeceğim, asla

pes etmeyeceğim” diyen her bireyde de umudu hissediyorum.

Ancak bazı konularda umudum yok, mesela bazı devlet

başkanları asla değişmeyecek. İşte bu yüzden de toplumların

ses çıkarması gerekiyor. Bence evde kaldığımız bu süreç

toplum olarak birbirimizle bağ kurabileceğimizi de gösterdi.

“On Fire” başlıklı kitabında Naomi Klein iyileşmek için

Marshall Planı’ndan bahsediyordu. Belki olacak olan da

bu. Devletler ve şirketler ayakta kalmak ve virüsle başa

ELLE 39


ELLE

KARANTINA BIZE,

BIRBIRIMIZE BAĞLI

OLDUĞUMUZU

GÖSTERDI.

BIR TOPLULUK

OLDUĞUMUZU

HATIRLATTI.

Fotoğraflar Jane Goodall Enstitüsü’nün arşivinden. Goodall’un Afrika kıtası başta olmak üzere dünya genelinde şempanzelerin doğal

hayatlarını korumak için kurmuş olduğu Roots & Shoots organizasyonun kamp alanlarından.

FOTOĞRAF: THE JANE GOODALL

INSTITUTE/ HUGO VAN LAWICK

FOTOĞRAF: JANE GOODALL INSTITUTE/

JANE GOODALL FOTOĞRAF: THE JANE GOODALL INSTITUTE/ SHAWN SWEENEY

40 ELLE


çıkmak istiyorlarsa sert bir biçimde değişmeleri gerektiklerini

görmüşlerdir. Doğa için sizin geliştireceğiniz

Marshall Plan’ı nedir?

Şu anda yerleşim bölgelerinin, şehirlerin yeşillendirilmesi

üzerine bir makale yazıyorum. Ağaç dikmek, park alanlarını

genişletmek, kısacası şehirleri daha yeşil yapmak üzerine

yazıyorum. Okulların bahçelerinde organik sebzeler yetiştirebiliriz.

Böcekler ve kelebekler polenleri yayarak çiçeklerin

yeniden açmalarını sağlayabilirler. Bunu yapabiliriz.

Daha fazla ağaç dikebilir ve ormanları koruyabiliriz. Bunu

zaten yapıyoruz. Ancak gençlerle, politikacılarla, şirketlerle,

öğretmen ve ebeveynlerle iletişim kurmamız gerekiyor.

Dört bir yandan işe koyulmalıyız. Ünlü bir söz var: “Küresel

düşünürüm, lokal hareket ederim.” Kimin söylediğini hatırlamıyorum,

ancak sıralamada bir hata olduğunu düşünüyorum.

Küresel düşünebilmeye cüret etmekten önce lokal

hareket etmemiz gerekiyor. Oturduğunuz yerden dünyanın

problemlerini düşünmeye kalkışırsanız depresyona girersiniz.

Ancak, “Hımm, bu konuda bir şeyler yapabilirim, okulumu

ya da yaşadığım mahalleyi geri dönüşüm konusunda harekete

geçirebilirim” dediğiniz zaman işe koyulabilirsiniz.

DOĞANIN GÖSTERMIŞ OLDUĞU DIRENÇTE,

GENÇLIKTE UMUDUN YAŞADIĞINI GÖRÜYORUM.

AYNI ZAMANDA “PES ETMEYECEĞIM, ASLA PES

ETMEYECEĞIM” DIYEN HER BIREYDE UMUDU

HISSEDIYORUM.

Roots ve Shoots’un özünde yatan da bu. Bu sayede bugün

65 ülkede aktif bir şekilde çalışmaya devam edebiliyoruz.

Evet çok büyük bir organizasyon. Hindistan’da da aktifsiniz

değil mi?

Gün geçtikçe büyüyoruz. Bu sene Hindistan’a gitme planlarımız

vardı. Bazı okulları ziyaret edecektim ve gönüllülerle

görüşecektim. Birçok okul ve insan bana inanılmaz

iham veriyor, hepsine teşekkür etmek istemiştim. Sanırım

onlarla yapacağım görüşme de şimdilik sanal dünyada gerçekleşecek.

Bu arada Hindistan’da çalışmalarını sürdüren

koordinatörümüz Shweta Khare Naik de çok iyi iş çıkartıyor.

Karantinadan hemen önce Çin’e gidebildiğim için çok

mutluyum. Çünkü Roots ve Shoots’ün bölgedeki varlığı çok

önemli. Orada üniversite öğrencileriyle işbirliği halindeyiz.

Büyük şirketleri ziyaret edip çevre koşulları hakkında konuşuyorlar.

Herkesi ışık, bilgisayar ve kağıt kullanımı konusunda

bilinçlendirmeye çalışıyorlar. Bu toplantıların ardından

şirketler değişmeye başlıyor.

Bu muhteşem bir haber. Eminim dünyanın dört bir yanında

şirketler öğrencilerin ofislerine gelerek onları bilgilendirmelerinden

mutlu oluyorlardır. Ne de olsa eğitim

küçük yaşta başlıyor. Bu yüzden Greta Thunberg ile de

gurur duyuyorum. Tek bir kişi, tüm dünyadaki gençleri

protesto etmeleri konusunda harekete geçirdi. Ancak

bu protestoların artık sonuç vermelerini istiyorum. Yani

sadece başkaldırmakla kalmamalı. Değişim yapmak istiyorsanız

pozitif, yapıcı ve optimist olmalısınız. Bazen

bu oldukça zor. Bir aktivist olarak ben de zaman zaman

heyecanıma yenilip fazla sinirli ya da gergin olabiliyorum.

Kimi zaman sabrım kalmıyor, herkes değişimi istediğini

söylüyor, ancak kimse hareket etmiyormuş gibi

geliyor...

Olayı basite indirgemek gerekiyor. Her şeye aynı metotla

yaklaşamazsınız. Çünkü bu işe yaramaz. Şempanzeler

üzerindeki tıbbi deneyleri sonlandırmak için yaptıklarımı

hatırlıyorum da, laboratuvarlara giderek

toplantılar düzenliyordum. Birçok

hayvan hakları savunucusu benimle konuşmayı

kesti. Bana, “Bu korkunç insanlarla

nasıl aynı masaya oturursun? Nasıl

onların ikram ettiği kahveden içersin?”

diyorlardı. Ben de onlara şöyle demiştim.

“Eğer onlarla bir araya gelmesem değişimin

başlamasını nasıl bekleyebilirim ki?”

Ben de kilit noktalardaki yetkililere ulaşabilmek

için farklı yollar denedim hatta

hatta şempanzeler hakkında konuşmayı

bıraktım. Onlara çekmiş olduğumuz bazı

filmleri gösterdim. Akşamüzeri güneşin

altında yatmaktan bahsettim. Bu sayede

fikirleri değişti. Bu anında olmadı ama

bugün bütün Amerikan şempanzeleri tıbbi araştırmalardan

muaf.

Çok haklısınız. Peki bu salgın sayesinde bir Reset tuşuna

basılabileceğini düşünüyor musunuz?

Bu fırsatımız var. Birçok bireyin kendini sıfırlayacağını tahmin

ediyorum. Bunun ses getireceğini ve tepedeki bazı insanları

da harekete geçireceğini düşünüyorum.

Ben de bu konuda ümitliyim. Hep beraber hareket

gedersek, birbirimizin elinden tutarsak hayaller gerçeğe

dönüşebilir.

Şu anda birbirimiz elini tutamayız ama...

O halde bunu sanal olarak yapabiliriz. Sizi görmek

çok güzeldi Jane Goodall, umarım en kısa zamanda

yeniden sarılabiliriz.

ELLE 41


ELLE

LOKASYON

PAYLAŞIYORUM:

BALKON

İZOLASYON DÖNEMINDE ŞEHIRDE YAŞAYAN, ARKALARDA BIR YERLERDE HOR GÖRÜLMÜŞ

BIR BALKONU OLDUĞUNU HATIRLAYAN KAÇ KIŞIYIZ?

YAZI: SERLI GAZER BOYACI

Aytül Gürbüz Tükel


FOTOĞRAFLAR: GETTY IMAGES TÜRKİYE, SHUTTERSTOCK

Hayatı güzelleştirmek istiyorsak güvenebileceğimiz

tek bir millet var; İtalyanlar... Pandeminin ilk

günleri, henüz ülkemizde virüs ivme kazanmamış,

balkonlarımız erzak deposu, kullanılmayan

eşyaların kaldırıldığı birkaç metrekarelik karo taşlarından

ibaret. İlk kez o günlerde gördük İtalyanlar balkonlarından

birbirleriyle sohbet ediyor, şarkı söylüyor, müzik yapıyor

hatta pinpon oynuyor. Bu görüntüler pandeminin en umut

veren video’larından oldu. İzledikçe insanın içini huzur

kaplıyordu.

Sonra hatırladık arkalarda bir yerlerde küçük ve potansiyeli

hor görülmüş bir mekan olduğunu. “Link’i aşağıya

bıraktım” web sitelerinden renkli minderler, ışıklar sipariş

ettik. Güneşin vurduğu o küçücük köşelere serpildik bir

kedi gibi. Gözlerimizi kapattık, belki Maçka Parkı’nda piknik

yaptığımızı hayal ettik hatta kimi zaman daha da ileri

giderek tatilde olduğumuzu düşledik. Güneş kremlerini

çıkardık, kendimizi D vitaminin kollarına bıraktık. Hayatlarını

hiç merak etmediğimiz insanlarla yüz yüze konuşmanın

heyecanını yaşadık. Kibarlık bu balkonlardan yayıldı.

Apartmanın en alt katında oturan gay komşum, karşı

apartmandaki sokağa çıkamayan yaşlı teyzeye sokaktan bir

ihtiyacı olup olmadığını soruyordu. İnsanlar birbirlerinin

çiçeklerine iltifat ediyordu. Pazar akşam üstleri saat altı

civarı bizim sokağa happy hour yaşatan gençler “devam”

tezahüratlarıyla alkışlandı. İnsanlar konser düzenledi,

hatta balkonunda maraton mesafesi koşan oldu. Ve aklıma

geldi balkon dediğimiz şey aslında oldukça küçümsenmiş

bir kavram. Bir düşünün, Juliet’in balkonu olmasaydı Romeo’yla

birbirlerine olan hislerini ilk nerede açığa çıkaracaklardı?

Ya da bu kadar turist Verona’ya neden gidecekti?

Peki ya Buckingham Palace’ın balkonundan el sallayan Elizabeth

o ikonik ve tuhaf hareketini nerede yapacaktı? Madonna

Don’t Cry For Me Argentina’yı nerede söyleyecek,

nerede Eva Peronculuk oynayacaktı? Nelson Mandela’nın

özgürlüğünü geri kazandıktan sonra yaptığı ilk şey ne oldu?

Bir balkona çıkıp konuşmak. Papa milyonlarca Katoliği nereden

kutsuyor? Bir balkondan. Evet Vatikan’ın da olsa balkon

balkondur. Ve bize hep iyi haberler verir (kendi politik

geçmişimiz hariç), umut vaat eder, uzun sohbetlere, arkadaş

ağırlamalarına, kendimizle yalnız kalmalara, partilere,

iç hesaplaşmalara mekan olur... Bu küçük ya da şanslıysanız

büyük karo taşı bize aslında azımsadığımız değerleri hatırlattı.

Sahip olduklarımızı değerlendirmeyi, küçük dokunuşlarla

hayatın güzelleşebileceğini. Kişiselleştirmenin gücünü...

Ve tabii Zoom toplantıları dışında da giyinecek bir

nedenimiz olduğunu. Ne de olsa komşularla konuşurken iyi

görünmekte fayda var.

ELLE 43


ELLE

Arka Pencere filminden bir kare

Yıl 1938, Manhattan’da balkonunda güneşlenen bir kadın

44 ELLE


Ingrid Bergman, 1950’ler... Bergman, İtalyan yönetmen Roberto Rossellini’den olan çocuklarıyla

2014, Pierce Brosnan

ELLE 45


ELLE

Diane Keaton ve Woody Allen, 1977. Annie Hall’un ikonik sahnesi

Audrey Hepburn ve o dönemki kocası Mel Ferrer evlerinin balkonunda, 1960

46 ELLE


Sophia Loren, Yesterday, Today and Tomorrow

filminin çekimlerinde, 1963

David Bowie, Paris, 1977

Juliet’in balkonu, Verona

Natalie Wood, New York, 1961

ELLE 47


ELLE

90’lar ve Jerry Seinfeld yine ruhumuza dokunuyor

Royalgiller, 1986

48 ELLE


Christopher Atkins ve Brooke Shields, 1980’ler New York

Jane Fonda, Paris, 1963

ELLE 49


ELLE

Jane Birkin, 1971

50 ELLE


1968, Faye Dunaway ve Steve McQueen, The Thomas Crown Affair filminin bir sahnesinde

Her (2013) filminden bir kare

ELLE 51


ELLE

Nelson Mandela, 1990

Papa Francis

Penelope Cruz, 1999

52 ELLE


Madonna

Susan Sarandon, Cannes, 1978

ELLE 53


ELLE

Mamma Mia filmi, 2008

Marilyn Monroe, New York, 1955

54 ELLE


Romeo + Juliet filmi

Kraliçe Elizabeth ve balkonu

Sarah Jessica Parker

Sex and The City dizisinden bir kare

ELLE 55


56 ELLE

Yaprak desenli elbise, a199,

Beyaz spor ayakkabı, a179,

ikisi de H&M, Güneş gözlüğü,

moda editörüne ait


DÜŞLER

TARLASI

HAYAT YENIDEN AKMAYA BAŞLARKEN BIZIM IÇIN DE ARTIK ESKI

ALIŞKANLIKLARIMIZA DÖNME VE MODA ÇEKIMLERIYLE HAYALLER

KURDURMAYA DEVAM ETME ZAMANI. BAŞARILI OYUNCU HANDE

DOĞANDEMIR’LE KARANTINA DÖNEMI EN ÇOK ÖZLEM DUYDUĞUMUZ

DOĞADA, YEŞILLIKLERIN ARASINDA SOSYAL MESAFEYI KORUYARAK

BULUŞTUK. HEM NEFES ALDIK, HEM DE ÖZÜMÜZE DÖNDÜK.

YAZI: SELİN MİLOŞYAN FOTOĞRAFLAR: FIRAT MERİÇ MODA EDİTÖRÜ: ASLI ASİL

ELLE 57


58 ELLE

Beyaz yazılı tişört, a59,99, Jean

şort, a159, ikisi de H&M


Beyaz poplin elbise, a179,

Beyaz spor ayakkabı, a179,

ikisi de H&M

ELLE 59


60 ELLE

Çizgili bikini üstü, a79,99, Sarı

pantolon, a179, Beyaz spor

ayakkabı, a179, hepsi H&M


ELLE 61


62 ELLE

Zebra desenli mayo, a129, Jean

şort, a159, ikisi de H&M


ELLE 63


64 ELLE

Siyah tişört, a79,99, Bej rengi

jean pantolon, a129, Beyaz spor

ayakkabı, a179, hepsi H&M

Keten masa örtüsü, a379, Çiçekli

kurulama bezi, a49,99, Mavi

büyük servis kasesi, a169, Mavi

küçük kase, a49,99, Ahşap

tabak, a74,99, Kahve fincanı,

a49,99, hepsi H&M HOME


ELLE 65


66 ELLE


Siyah elbise, a129, Hasır çanta,

a249, Beyaz spor ayakkabı,

a179, hepsi H&M, Hasır şapka,

moda editörüne ait

ELLE 67


ande Doğandemir’le ELLE’in ilk buluşması. Bu ilk buluşma

başka bir ilkle, bizim karantina sonrası normalleşme başlarken

dışarıda gerçekleştirdiğimiz ilk moda çekimiyle de

çakışıyor. Ve bir başka ilk de okuduğunuz dijital ELLE, kısaca

E-mag. Hem bu dergi hem de bu çekimin şartları, eski

alışkanlıkların yeni düzene nasıl adapte olacağına dair küçük

bir ipucu aslında. Saçı ve makyajı hazır şekilde gelen, moda

editörünün seçtiği kıyafetleri, yardımı olmadan kendi giyinen,

kısaca kimseyle yakın temasa girmeden hazırlanan Hande

Doğandemir, fotoğrafçı Fırat Meriç’in yönlendirmeleri doğrultusunda,

sadece ve sadece doğayla yakınlaşarak gülümsedi

bizlere, çimlerde uzanıp poz verirken içimizi açtı, hasret kaldığımız

oksijeni geri verdi ve Aslı Asil imzalı, rengarenk, yaz

kokan bir styling’le de güzel günlere olan umudumuzu artırdı.

Sanki bir rüyadan uyanmış, dış dünyaya karışmış ve güneşli

bir günde Hande Doğandemir’le piknik yapmaya çıkmıştık...

Mutlu, neşeli ve içi içine sığmayan bir Hande var karşımızda.

Enerjisiyle çekimin konsepti ve mis gibi hava durumu birbirini

çok iyi tamamladı.

Oyunculuğunun yanı sıra o bir sosyolog. Ankara Üniversitesi,

Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi sosyoloji bölümü mezunu.

Bu da elbette onun hayata, karantina dönemi ve sonrasına,

oyunculuğuna ve geleceğine olan bakış açısını etkiliyor. Tek

hedefi iyi hikayelerde yer almak...

Karantinada günleriniz nasıl geçiyor?

İnanır mısınız aslında hiç sıkılmıyorum. Normalde de evde

vakit geçirmeyi seven biriyim. Çok daha sağlıklı bir beslenme

düzenine geçtim. Yemek yapmak bir terapi benim için... Günün

bir saatini mutlaka spora ayırıyorum. Bir şeyler okumaya

odaklanmakta zorlanıyorum, dolayısıyla bol bol dizi ve film

izliyorum. Köpeğim Ginger bu süreçte hayat kurtardı, onunla

birlikte olmaktan ve evdeki bitkilerimle uğraşmaktan keyif

duyuyorum. Bunaldığım evde olmak değil, içinde bulunduğumuz

durum ve belirsizlik.

Korona günlerinde en çok ne tüketiyor, en sık kiminle konuşuyor,

ne izliyor, evinizin en çok neresinde vakit geçiriyor

ve en çok hangi online uygulamayı kullanıyorsunuz?

Glüten ve süt ürünlerini tüketmeyi kestiğim için en çok sebzeyle

besleniyorum. Telefonda en çok annem ve birkaç yakın

arkadaşımla konuşuyorum. Evde en çok mutfakta ve hava durumuna

göre de terasta vakit geçiriyorum. En çok FaceTime

uygulamasını kullanıyorum.

Karantina sonrası yapmayı planladığınız neler var?

Öncelikle Ankara’da bulunan ailemi görmek istiyorum. Çok

özledim, onlarla vakit geçirmek ve tabii tatile çıkmak, öncelikli

planlarımdan. Bir de çalışmak gözümde tütüyor, özellikle

Tiyatro Craft’ta sergilediğimiz oyunumuz Waterproof’la biran

önce sahneye geri dönmek, en büyük arzum. Karantinada

birkaç kişi var görüştüğüm ama elbette arkadaşlarımın, annemin

ve babamın yakınımda olmalarını isterdim. Yalnızlıktan

şikayetçi değilim, iyi bile geldi...

Evlerde kaldığımız bu dönem hayatınızda nasıl izler bıraktı,

neler öğrendiniz? Ve bir sosyolog olarak süreci nasıl

değerlendiriyorsunuz?

Öncelikle korkuyla, yalnızlıkla ve sevdiklerimizden uzakta

olmakla yüzleştik. Sosyal medya bu noktada kurtarıcı oldu, o

yüzden yapılan ve keşfedilen her şeyi yargılamadan anlamaya

çalışıyorum. Film seyrederken bile birbirine temas eden insanları

tedirginlikle izledik, temizliğe dair yeni huylar edindik,

kimseye yaklaşmamaya ve dokunmamaya, kendimizle vakit

geçirmeye başladık. Bunların hepsinin kişisel, toplumsal ve

mesleki davranışlarımızda -normale dönerken- kalıcı alışkanlıklar

şeklinde yer edeceğini düşünüyorum. Bu bir üretme ya

da kendine dönme süreci değil, herkes kendine iyi gelen yöntemi

buluyor bir şekilde. En güzeli hiçbir şeyi zorlamadan akıl

sağlığımız yerinde çıkabilmek.

Sizde iz bırakan ve karantina sonrası gitmeyi hayal ettiğiniz

yerler var mı?

Bir plan yapmadım açıkçası çünkü ne zaman normale döneceğimizi

bilmiyoruz. Tatil planlarında da temkinli olmak gerekecek.

Ama ben gezmeyi, yeni yerler görmeyi, başka ülkeleri

ve kültürleri tanımayı çok seviyorum. Şimdilik buna daha çok

vakit var gibi görünüyor. Geçen sene bu zamanlarda Amerika-Meksika-Küba

tatili yapmıştım ve çok etkilenmiştim. Bavuluma

olabildiğince az eşya alıp tekrar böyle bir yolculuğa

çıkmayı çok isterim.

Bu süreçte azla yetinmeyi, küçülmeyi ve minimal yaşamayı

öğrendim. Ama kesinlikle yanımdan ayırmayacağım, vazgeçemeyeceğim

tek şey fotoğraf makinam.

İletişim sosyolojisi üzerine eğitim görmeniz hayatınızı, bakış

açınızı ve oyunculuğunuzu nasıl etkiledi?

Aslında sosyoloji mezunuyum, üniversite son sınıftayken

iletişim sosyolojisi üstüne çalıştım ve tezimi de sinema üzerine

yazdım. Sosyoloji bana hayatın her alanında anlam kattı,

oyunculuk için de gözlem, analiz etme ve davranış konusunda

rehber oldu. İyi ki böyle bir eğitim almışım diyorum.

“1980 Dönemi Türk Sinemasında Kadının Cinsel İstismarı”

üzerine tez yazmışsınız. Kadının cinsel istismarı ne yazık ki

farklı alanlarda bugün de devam ediyor.

Benim için zor bir konuydu, bilinçli olarak tercih ettim çünkü

çok hassas ve dert edindiğim bir mesele bu. Genelleme yapmak

istemem ama maalesef kadın istismarı her alanda fazlasıyla

devam ediyor. Her kadın neredeyse hayatında en az bir

kere sözlü ya da fiziksel tacize uğramıştır. Son zamanlarda Me

Too gibi cesaret verici hareketler başladı. Zamanında korkutulduğumuz

şeylerle ya da doğru bildiğimiz yanlışlarla yüzleştik.

Birlikte hareket edip korkmadan hakkımızı savunursak

karşımıza çıkarılan engellerin üstesinden gelip sesimizi duyurabiliriz.

Korkmamalıyız çünkü yalnız değiliz.

Peki yolunuz sosyolojiden oyunculuğa nasıl uzandı?

Okulu bitirdikten sonra İstanbul’a gelip bir televizyon kanalında

staj yapmaya başladım. Orada çalışırken oyunculuk

konusunda etrafımdan çok destek aldım, bir şekilde aklıma

soktular diyebilirim. İşin eğitimini almak istedim ve Akademi

35 Buçuk Sanat Evi’ne devam ettim. Böylece hem kamera

arkasında çok şey öğrendim hem de kendi yolumu çizdim.

Hande Doğandemir deyince herkesin aklına çok sevilen

Güneşi Beklerken dizisi geliyor.

Bence diziyi bu kadar unutulmaz yapan bir dönem çok popüler

olan gençlik işlerini tekrar hatırlatması ve samimiyetiydi.

Her karakter çok sevildi. Benim oyunculuğa doyduğum,

68 ELLE


kendimi her anlamda tatmin ettiğim, mesleğime dair çok şey

öğrendiğim ve çok zevk aldığım bir proje oldu. Kariyerimdeki

yeri hep çok önemli ve bambaşka kalacak.

Oyunculuk sizin için ne ifade ediyor?

Oyunculuğu ne popülerlik ne de maddiyat için yapıyorum.

Kendimi üretmediğim, yaratmadığım bir hayatın içinde düşünemiyorum.

Bu benim var olma biçimim. Hayat bir gün

belki bana başka şartlar sunar, belki hayatımın sonuna kadar

oyunculuk yapmam. Ama yaptığım süre boyunca en iyisine

ulaşmak, kendimi geliştirmek için hep çabalıyor olacağım.

Kendime çizdiğim, içinde en çok sinema ve tiyatronun olmasını

ümit ettiğim bu oyunculuk yolunda emin adımlarla ilerliyorum.

İyi bir oyuncu tanımlamasını siz nasıl yapardınız?

İyi bir oyuncu içinde bulunduğu dünyada her kimi canlandırıyorsa

onun gerçekliğine beni inandıran kişidir.

Festivallerde ödülleri toplayan Nuh Tepesi de oldukça iyi

bir hikaye. Senaryo ve karakter sizi, rolü kabul etmenizi

nasıl etkiledi?

Senaryoyu okuduğumda çok etkilendim. Senaristimiz ve

genç yönetmenimiz Cenk Ertürk’ün harika bir hikaye anlatması,

ilk uzun metraj senaryosunu bu denli etkileyici biçimde

aktarması çok değerliydi. Aslında bu bir erkek hikayesi ve çok

az gördüğümüz ama yeri çok önemli olan bir kadın karakter

vardı filmde. Sonrasında Cenk’le konuştuğumda canlandıracağım

Elif karakterinin kilit bir rolde olduğunu daha iyi anladım.

Çok heyecanlıydım...

Film bir baba-oğul ilişkisi üzerinden aileyi, toplumsal baskıyı

sorguluyor. Rolünüzü, rolünüzün hikayenin gidişatını

nasıl etkilediğini anlatır mısınız?

Film aslında Elif’le başlıyor, sonra onu ortalara doğru vurucu

bir sahnede görüyoruz ve perde en son onun sesiyle kapanıyor.

Filmin parantezini tek kadın karakterle açıp kapatmak

yönetmenin tercihiydi. Elif’in gizemli bir hikayesi var ve

Cenk Ertürk’ün onunla ilgili planlarını izlemek heyecanlı.

Birçok başarılı oyuncu da yan yana geliyor filmde.

Ali Atay ve Haluk Bilginer müthiş performanslarıyla o güzel

hikayeyi taçlandırdılar. Mehmet Özgür, Arın Kuşaksızoğlu,

harika ekibin kadrosundalar. Cenk de derdini çok iyi anlatıyor.

Tüm bunlar bir araya gelince başarı kaçınılmaz oldu.

Nuh Tepesi 6 Mart’ta vizyona girdi ve korona süreci başladı...

Nuh Tepesi’nin çok uzun bir festival süreci oldu, yaklaşık

bir yıl tüm dünyayı gezdi ve tam burada vizyona girmişken

korona nedeniyle kaldırıldı. Biz üniversite söyleşilerine başlamıştık...

Her şey normalleşince gösterimler ve söyleşilerin

tekrarlanacağını ümit ediyorum. Ayrıca Nuh Tepesi’nin şu an

adını veremeyeceğim önemli bir dijital platformla anlaşması

var, ileride oradan da izleyebileceğiz.

Karantina boyunca farklı teklifleri değerlendirme, senaryolar

okuma fırsatınız oldu mu?

Şu an için televizyon sektörünün durgun olduğunu söyleyebilirim.

Şimdilik bir projem yok, artık yaz sonrası bakacağım.

Bu arada karantinadan hemen önce Kaan Yıldırım, Ahmet

Mümtaz Taylan ve daha birçok ünlü ismin dikkat çektiği Gelincik

filminde rol aldım. Enteresan bir film oldu, merakla onu

bekliyorum. Bir de şu an sürprizi kaçmasın diye söylemek istemediğim,

yeni bir anlayış, güzel bir ekip ve sahneyle ortaya

çıkacak bir projem var. Yakında provaları başlayacak.

Kendinizi bize nasıl anlatırsınız?

Eskiye oranla daha pozitif olduğumu, ayaklarımın daha çok

yere bastığını söyleyebilirim. Sezgilerim çok kuvvetlidir, hatta

çevrem için bazen her şeyi bu kadar iyi seziyor olmam can

sıkıcı addedilebiliyor.

Hayatınızda aldığınız en cesur karar neydi?

Bu başkaları için çok basit görünebilir ama üniversitedeyken

bir anda karar alıp Fransa’ya Lille şehrinde okumaya gitmek,

benim küçük ve korunaklı hayatımda, sonrasında her şeyi değiştirecek

oldukça cesur bir adım sayılırdı. Sosyoloji son sınıfı

orada bitirdim. Farklı kültürler tanımak, hayat görüşümün gelişimi

açısından da aldığım en iyi karardı.

Peki ya hayal kırıklıkları, mutsuzluklar...

Tabii ki, hem de çok yaşadım. İyi ki yaşamışım demek kulağa

çok romantik geliyor ama doğru. Beni ben yapan her şeyi kabulleniyorum

bu hayatta. Her şey daha farklı olabilir, her şey

daha yolunda gidebilirdi ama o zaman nasıl bir Hande olurdum

bilmiyorum. Şu anki “ben”i her şeyiyle seviyorum.

Yine de kendinizde sevmediğiniz yönler var mı?

Bazen fazla maymun iştahlı davranıyorum, oysa bazı konularda

sürekliliği korumayı öğrenmek isterim. Bir de fazla kontrol

delisiyim. Her şeyi planlamak ve o plan dahilinde yaşamak

için uğraşıyorum ki, o da bazen yorucu olabiliyor.

Güzellik ve estetik algınızı anlatır mısınız?

Güzellik anlayışımın dayatılan güzellik tanımıyla ilgisi yok.

Kişinin zekası, yeteneği, disiplini, dürüstlüğü, tüm güzellik

anlayışlarının ötesinde. İlgimi çeken, insanların bedenleri ve

yüzleri değil, hayattaki duruşları. Çok fazla güzellik merkezine

giden biri değilim, evde yaptığım bakımlarla yetiniyorum.

Cildimi doğal sabunlar, serumlar ve yağlarla temiz tutup nemlendiriyor,

sadece doğal ürünler kullanıyorum.

Çok gür ve güzel saçlarınız var. Sırrınız nedir?

Saçlarım çocukluğumdan beri hep çok gürdü, o zamanlar nasıl

kullanacağımı bilemezdim ama zamanla bu özelliğimi sevince

kıvırcık saçı güzel göstermenin yollarını buldum. Maske

yapıyor ve kıvırcık saça özel ürünler sürüyorum.

Çekimde elbiseler, pantolonlar ve tişörtler var. Sizin tarzınızı

belirleyen öğeler hangileri?

Açıkçası ben rahatıma çok düşkünüm, genelde spor bir tarzım

var. Siyahı çok kullanırım ama artık renklendirmeye çalışıyorum.

En çok maskülen stili seviyorum, özel günlerde pantolon

ve ceket takımlar favorim.

Sürdürülebilirlik hayatınızda nasıl bir yer tutuyor?

Aslında sıfır atık ve sürdürülebilirliği hayatımın her noktasında

uygulamak isterim ama tabii bunu bir anda yapabilmek

mümkün olmuyor. Geri dönüştürülebilir, doğal ve katkısız

olan her şeyin benim için önceliği var. Örneğin yiyecekleri

marketten değil, üreticisinden temin ediyor, evde, bir arkadaşımın

hazırladığı doğal sabun ve kremleri kullanıyorum.

Ekolojik bilinçle çalışan küçük işletme ve girişimcileri takip

ederek onlara destek olmaya çalışıyorum.

ELLE 69


70 ELLE


MÜKEMMEL

DENGE

BERMUDA VE YELEK

GIBI MASKÜLEN

PARÇALAR BU DEFA

MÜCEVHERLERLE

BULUŞTU. RAFINE

INCILER, ELMASLAR VE

BAŞKA DEĞERLI TAŞLAR

SONUCU ETKİLEMEK

ÜZERE DEVREYE GİRDİ.

ÖZETLE, FEMINEN

VE MASKÜLEN

DOKUNUŞLAR GÜÇ

BİRLİĞİ YAPTI!

FOTOĞRAFLAR: JACKSON

BOWLEY

MODA EDITÖRÜ: LIDEWIJ

MERCKX

Ceket, VERSACE, Polo yaka

tişört, MAISON MARGIELA,

Şort, TOGA, Çorap, FALKE,

Sneaker, ACNE STUDIOS,

Rose gold küpe, BVLGARI,

Zincir kolye, SCHAAP &

CITROEN, Gümüş bileklik,

Altın bileklik, Altın yüzük,

hepsi TIFFANY & CO., Beyaz

altın bileklik, BOUCHERON,

Altın, oniks ve elmas yüzük,

LOUIS VUITTON, Zincir

(ayak bileğinde), DINH VAN

ELLE 71


72 ELLE

Üst, Zincir kolye, ikisi de LOUIS VUITTON, Zincir yüzük,

CARTIER, Logo yüzük, GUCCI, Altın ve elmas kalın

bileklik, Beyaz elmas altın yüzük, ikisi de AURELIE

BIDERMANN, Elmas ve kuvars altın yüzük, CHANEL


Kazak, PEPE JEANS,

Gözlük, ANDY WOLF,

Saat, CARTIER

ELLE 73


74 ELLE

Ceket, SAVAGE

ISLAND, Kazak,

AMERICAN VINTAGE,

Halka küpe, Uzun

küpe, Elmas rose

gold yüzük, hepsi

PIAGET, Kolye,

TIFFANY & CO., Altın

yüzük, POMMELATO,

Beyaz altın ve sarı

altın elmas yüzük,

BOUCHERON, Mühür

yüzük, PAOLA VILAS,

Saat, ROLEX


Bluz, Kazak, Şapka, hepsi ARIES ARISE, Saat, CHANEL,

Altın oniks bileklik, LOUIS VUITTON, Yüzük, BVLGARI

ELLE 75


76 ELLE

Gömlek, V yaka üst, ikisi de, TOGA, Gözlük, VIKTOR &

ROLF/ SPECSAVERS, Küpe, MARIA BLACK, Cuff, Saat,

ikisi de BVLGARI, Beyaz altın bileklik, BOUCHERON


ELLE 77


78 ELLE

Bluz, Şapka, ikisi de REJINA PYO,

Üst, IRO PARIS, Bıçak, CASSTROM

SWEDEN, Kısa kolye, TIFFANY

& CO., Zincir kolye, Uzun kolye,

ikisi de ALIGHIERI, Elmas bileklik,

BOUCHERON, Altın bileklik, PIAGET,

Çok renkli cam yüzük, MONDO

MONDO, Elmas altın yüzük, LOUIS

VUITTON


Bluz, FILLES A PAPA, Uzun inci küpe, Taşlı yüzük, ikisi de DELFINA DELETREZ, Cuff,

CHARLOTTE CHESNAIS, Küçük cuff, BVLGARI, Mühür yüzük, AMBUSH

SAÇ VE MAKYAJ: EVA COPPER/ MAC VE BALMAIN HAIR COUTURE ürünleriyle

MODEL: SARA VAN DER HOEK/ VDM MODEL MANAGEMENT

FOTOĞRAF ASİSTANI: ARASH FATEHI

ELLE 79


ELLEGÜZELLİK

BU POZLAR

BİR İHTİMAL...

ŞİMDİLERDE BU POZLAR YA GEÇMİŞE AİT YA DA ÇOK UZAK GIBI GELSE DE, BİZ İYİMSER OLMAK

İSTİYORUZ. ÖZETLE, EVDE EGZERSİZ YAPMAYA DEVAM. GÜNEŞIN TADINI TIPKI BU KARELERDEKI

GIBI ÇIKARACAĞIMIZ DÖNEM YAKLAŞIYOR, HISSEDIYORUZ...

FOTOĞRAFLAR: CHRISTINE KREISEILMAIER YAZI: SUZAN YURDACAN

80 ELLE

SU VE GÜNEŞ

Son dönemde hepimizi

yoran gerçeklerden biraz

uzaklaşabilmek adına

çıkacağımız ilk tatili düşlemek

iyi geliyor. Bu kareyi de bahane

ederek mesajımızı veriyoruz:

deniz ve havuz kenarında

makyaja gerek yok!


ACİL D

VİTAMİNİ

Hepimiz güneşi

yüzümüzde ve

tenimizde hissetmeyi

çok özledik. Üstelik

bu “tamamen

duygusal” bir durum

değil, bir ihtiyaç.

Güneş en önemli D

vitamini kaynağımız.

Günde sadece 15

dakikalık bir buluşma

bile yeterli oluyor.

Yine de plaja inerken

dev şapkalarımızı

ve güneş kremini

unutmuyoruz!

ELLE 81


ELLEMODA

ELLEGÜZELLİK

DENİZ

KOKUSU

Sadece romantik

olmamızla ilgili değil

bu. Deniz kokusu,

daha doğrusu deniz

suyunda bulunan

iyot bedenimize ve

ruhumuza iyi geliyor.

Üstelik iyot bağışıklık

sistemini de olumlu

yönde etkiliyormuş.

82 ELLE


BİKİNİ

VÜCUDU

Son haftalarda yemeği

biraz fazla kaçırmış

olabiliriz, bahanemiz

çok geçerli! Neyse ki

evde spor da yaptık.

Yaptık, öyle değil mi?

Eninde sonunda çok

sevdiğimiz mayo ve

bikinileri giyeceğiz.

İyimser olmak istiyoruz!

ELLE 83


ELLEGÜZELLİK

“UZANMIŞIM

KUMSALA...”

Bu güzel yaz şarkısının

müziği kulaklarımızda

çınlıyor. Fikir olarak

bile mutlu olmamız için

yeterli. Kendimize bir

söz verdik, artık tatillerde

telefon yerine elimizde

kitap, bulunduğumuz

yerin tadını daha çok

çıkaracağız.

84 ELLE


B PLANI

Elbette ki var. Her zaman bir ikinci şık yedekte bekliyor.

Diyelim ki birebir bu pozu veremedik. Poz derken,

seyahate çıkmayı böyle özetledik. O zaman hemen son

bölümdeki Hobi Otelleri sayfalarına gidip kendimizi

araştırmaya verip hazırlıklara devam diyeceğiz. Ama

bu pozu vermeyi de iple çekiyoruz, yalan yok.

Model: Lise Olsen/ Team Model, Norveç

Saç ve makyaj: Sophie Higginson

Moda editörü: Nicole Smallwood

Cheval Blanc Randheli Maldives’e teşekkür ederiz.

ELLE 85


ELLEGÜZELLİK

UÇUCU

YAĞLARIN

GIZEMINİ

KEŞFEDİN

EVDE GEÇIRDIĞINIZ BU DÖNEMDE

MODUNUZU YÜKSELTMENIZ IÇIN

SIZLERE MIS GIBI BIR ÖNERIMIZ

VAR. İYILEŞTIRICI ETKILERIYLE

DIKKAT ÇEKEN UÇUCU

YAĞLARIN KESKIN KOKULARIYLA

RUHUNUZU ARINDIRABILIR,

EVDE RAHATLATICI BIR MASAJ

YAĞI YA DA CILT IHTIYACINIZA

GÖRE BAKIM IKSIRINIZI

KENDINIZ HAZIRLAYABILIRSINIZ.

BU IHTIMALLER SIZE DE ÇOK

EĞLENCELI GELMIYOR MU?

YAZI: NİLAY YALÇINKAYA

FOTOĞRAFLAR: ARNO/ARNAUD CAUCHOIS STYLIST: LAURIANE SEIGNER

84 ELLE


Hepimizin şu sıralar en ihtiyacı olan; daha iyi hissetmek

ve enerjimizi yükseltecek bir şeyler bulmak.

Konuyu uzatmadan doğrudan aromaterapiye

getirelim. Adını koku anlamına gelen aroma

kelimesinden ve tedavi anlamına gelen terapiden alan bu

kelime, esas olarak kişinin zihnini, bedenini ve ruhunu iyileştirmenin

doğal yolu. Mısır, Çin ve Hindistan gibi birçok

eski uygarlıkta en az 6000 yıldır uygulanmış, oldukça popüler

bir tamamlayıcı ve alternatif tedavi olarak kullanmış

ve günümüzde kadar da gelmiş. Hem genel sağlığı hem de

ruhsal rahatlığı destekleyen bu alternatif terapinin en büyük

destekleyicisiyse uçucu yağlar. Peki nedir bu uçucu yağlar?

Çiçeklerden, yapraklardan, saplardan, meyvelerden ve köklerden

çeşitli yöntemlerle elde edilen yüksek konsantrasyonlu

ve çok değerli yağlardır. O kadar konsantre ve yoğun

bir yapıya sahiplerdir ki, direk koku duyunuzu uyarır, hatta

cilt üzerinde bazen yan etkilere neden olabilirler. Bu yüzden

çok dikkatli ve kontrollü bir şekilde kullanılmalıdır. Kozmetik

dünyasında cilt, vücut, yüz ve saç ürünleri için tercih

edilen birçok uçucu yağ var. Temizleme, nemlendirme, kurutma

ve tonlama gibi çeşitli etkilere sahip olan bu yağların

özellikle cilt bakımında olası problemlere karşı iyileştirici

çözümler sunması bizi heyecanlandırıyor. Akneli, lekeli ya

da çok kuru bir cildiniz varsa, bu problemlerle savaşmak

için de çok uygun çeşitleri var. Bunun yanında depresyon,

stres, uykusuzluk, kas ağrısı, hazımsızlık, baş ağrısı, solunum

problemleri gibi birçok rahatsızlık için de çeşitli kombinasyonlarının

kullanıldığını biliyoruz.

Evde kendi doğal

reçetenizi hazırlayın

Misbahçe kurucu ortağı Serra Göney’den

güçlü yağlarla doğal cilt bakımı ve rahatlatıcı

yağ karışımı önerileri aldık. “Aromaterapi,

bitkilerin kök, yaprak, çiçek, gövde veya

reçinelerinden buhar distilasyonu yöntemiyle

elde edilen uçucu yağların fiziksel, fizyolojik veya

psikolojik rahatsızlıkların iyileştirilmesinde destekleyici

olarak kullanıldığı bir alandır. Cilt için de faydalarıyla öne

çıkan uçucu yağlar, çok güçlü bir yapıya sahip olduklarından

Serra Göney

doğrudan uygulanmamalı. Koklanarak veya difüzör, buhurdanlık

yoluyla havaya verilerek veya sabit bir yağla seyreltilerek

kullanılmalıdır. Sakinleştirici özelliğiyle lavanta uçucu yağı özellikle

bu dönem uyku ve kaygı problemi yaşayanlar için faydalı.

Gece yatmadan önce yastığınıza damlatılabilir ya da sabit bir

yağla karıştırılarak yüzünüze sürerek uykuya hazırlanabilirsiniz.

Cilt bakımında ise benim favorilerim ıtır uçucu yağı ve ölmez

çiçek uçucu yağı. Itır uçucu yağı ton eşitlemeye ve gözenek

sıkılaştırmaya yönelik bakım yaparken, ölmez çiçek uçucu yağı

kolajen sentezini artırmak için cildi uyararak yaşlanma karşıtı

bakımda öncüdür. Lekeler için 30 ml kuşburnu çekirdeği yağına

7 damla ıtır uçucu yağı ekleyerek bu karışımdan 3-4 damla temiz

cilde uygulayabilirsiniz. Itırın güle benzer hoş kokusu cilt bakım

ritüelinin keyfini artıracaktır. Yaşlanma karşıtı bakım için 30 ml

ahududu çekirdeği yağına 7 damla ölmez çiçek uçucu yağı

ekleyerek özel bir karışım hazırlayabilirsiniz.”

BIRKAÇ DAMLA YETERLI!

İçinde bulunduğumuz süreç, hepimizi psikolojik olarak da

(olumsuz) etkiledi. Stres ve anksiyete semptomlarını hafifletmek

için lavanta, nane, bergamot ve yasemin yağlarını

tercih edin. Bunlar endişe, kaygı ve stresin olumsuz etkilerini

üzerinizden atmanıza destek olmak için devreye girer.

Buhurdanlığa 3-4 damla yağ eklemeniz yeterli. Favoriniz iki

yağı karıştırıp kendi karışımınızı da hazırlayabilirsiniz.

Cunda Breeze yeşil

buhurdanlık, a120,

MİSBAHÇE

Ylang Ylang uçucu

yağı,10 ml, a100

VINACOCHA

Itır uçucu yağı, 10 ml,

a90, MİSBAHÇE

EDİTÖRÜN ÖNERİSİ

Bu sıra temizlikle kafayı yemiş durumdayım. Kendimi istemsizce günde birkaç kere elimde bezle yerleri silerken

buluyorum. Deterjanların ellerimde yarattığı tahribata dayanamayınca doğal bir yönteme başvurdum. Temizlik

suyunuzun içerisine 4-5 damla çay ağacı uçucu yağı ve birkaç damla da lavanta uçucu yağı damlattım. Güçlü

antiseptik özelliklere sahip olan çay ağacı, aynı zamanda doğal bir dezenfektan. Antibakteriyel özelliklere

sahip olan lavanta da bu sayede hem etkili bir temizlik yapmama hem de yatıştırıcı özellikleriyle rahatlamama

yardımcı oluyor. Bu arada ben sıcak su tercih ediyorum. Böylece yağın kokusu daha hızlı yayılıyor. Siz de benzer

durumdaysanız bunları deneyin.

ELLE 87


ELLENEFES

HOBI SEYAHATLERI

SON DÖNEMDE YAŞADIKLARIMIZ ROTA TERCIHLERIMIZI DE ETKILEYECEKTIR. ARTIK TATILLERINIZI

KIŞISEL UĞRAŞLARINIZA GÖRE DE PLANLAMAYI DÜŞÜNÜR MÜSÜNÜZ? DÜŞÜNCESI BILE IYI

GELIYOR. SIZIN IÇIN ÖN ÇALIŞMAMIZI YAPTIK. BIR GÜN TEKRAR YOLA ÇIKTIĞIMIZDA...

YAZI: ŞEBNEM DENKTAŞ

FAS

The Oberoi, Marrakech

MIMARI

Karantina döneminin ardından rotanızı ilk Fas’a doğru çevirirseniz, mimari harikası bir otelde müthiş bir tatil yapmanız

mümkün. Beş yıl süren inşasının ardından yılbaşı öncesi hizmete açılan The Oberoi, Marrakech, Fas’ın rüya kentinde

masalsı bir sarayda uyuma fırsatı sunuyor. Asırlık zeytin ağaçlarıyla çevrelenen otelde yerel mermerlerin İslam ve Endülüs

süsleme sanatlarıyla çehre değiştirdiğini görebilirsiniz. Atlas Dağları manzaralı 84 oda, süit ve villadan oluşan The Oberoi,

Marrakech’in, şehirdeki ünlü Ali Bin Yusuf Medresesi’nden ilhamla yaratıldığını belirtelim.

88 ELLE


LOS ANGELES

The Prospect Hollywood

Bir süredir bunu da online yapıyoruz ancak “eski usul” alışverişiniz için Amerika’ya gitmeye karar verdiğinizde bu adres

aklınızda bulunsun. Melekler Şehri Los Angeles’ta kapılarını açan The Prospect Hollywood, modaya yaraşır renklilikteki

dizaynıyla şu aralar oldukça popüler bir buluşma noktası. 1930’ların Hollywood Regency tarzındaki binasıyla dikkat çeken

butik otel, dönemin şaşaasını yansıtacak şekilde dekore edildi. El yapımı mobilyalarla döşeli 24 odası bulunan The Prospect

Hollywood, şık detaylarıyla sinema dünyasının büyülü tarihçesine dair çok şey anlatıyor.

ALIŞVERIŞ

ELLE 89


ELLENEFES

GASTRONOMI

FRANSA

Epicurean

Burgundy

Yeme-içme

düşkünleri için

kaçırılmayacak bir

fırsat! Dünyaca

ünlü lüks otel

markası Belmond,

Fransa’nın Burgonya

bölgesinde

gastronomik şölene

dönüşen yedi

günlük bir cruise

gezisi sunuyor

misafirlerine...

“Epicurean

Burgundy: A

12-star Cruise”

adlı bu çok özel

program, Fransa’nın

ödüllü ürünleriyle

ünlü Burgonya

bölgesinde bir

dizi lüks şarap

evi ziyaretlerinin

yanı sıra, Michelin

yıldızlı restoranlarda

öğle ve akşam

yemeklerini de

içeriyor. Seyahat,

şirketin Belmond

Napoléon adlı lüks

nehir teknesinde

gerçekleşiyor.

90 ELLE


GOLF

HAWAII

Mauna Lani, Auberge Resorts Collection

Golf oynamak için Hawaii’ye doğru yol almak şimdilik çok uzak bir ihtimal gibi gelse de elbet bir gün yine yollara

düşeceğiz. ABD’li Auberge Resorts Collection’ın 200 milyon dolar harcayarak yenilediği Mauna Lani, 333 oda, süit ve

bungalovdan oluşan yepyeni bir lüks resort olarak adaya farklı bir soluk getirdi. Üç yeni havuz eklenen resort’ta türünün tek

örneği diyebileceğimiz kapsamda bir de fitness merkezi inşa edildi. Toplamda 45 delikli üç safhadan oluşan muazzam golf

sahasıyla beğeni toplayan Mauna Lani’de resepsiyonun bile okyanus manzaralı olduğunu söylemeden geçmeyelim.

ELLE 91


ELLENEFES

SAFARI

KENYA

Mara Nyika

Safarinin ana vatanı Kenya’da yeni açılan Mara Nyika, gerçek bir çadır kamp ve yaban hayatı deneyimi vaat ediyor.

Ülkenin dünyaca ünlü Maasai Mara Milli Parkı’nda zaman zaman yaşanan kalabalıktan sıkılanlar için daha az keşfedilmiş

Naboisho bölgesinde hizmete giren Mara Nyika’da sadece beş çadır süit bulunuyor. Muhteşem doğa olayı Büyük Göç

yolu üzerinde kurulan bu lüks kampta sabah erken ve akşamüzeri ülkenin en iyi rehberleri eşliğinde çıkacağınız safarilerde,

aslanları, leoparları, çitaları görüp fotoğraflamanız an meselesi.

92 ELLE


GOA

MansionHaus

Hindistan’da nefis kumsallarıyla bilinen ama diğer şehirlere göre daha az keşfedilmiş olan Goa’da, 19’uncu yüzyıldan

kalma kolonyal bir yazlık evin butik otele dönüştürülmesi fikriyle ortaya çıktı MansionHaus… Yeni açılan otelde neoklasik

tarzda dekore edilen ve jakuzilerle desteklenen dokuz süit yer alıyor. Uzun yıllar Portekiz kolonisi olarak varlık gösteren

Goa’daki tarihi yapılar ve baharat plantasyonları keşfetmeye değer. Umman Denizi kıyıları ise ziyaretçilere kültür ve deniz

tatilini birleştirme imkanı sunuyor.

KÜLTÜR

ELLE 93


ELLENEFES

PARIS

Hôtel Particulier Villeroy

Paris’i hangimiz özlemedi ki? Ne zaman olur bilemiyoruz ama ilk gidişinizde şehrin en yeni ve lüks adreslerinden birinde

tarihe doğru bir yolculuğa çıkmanızı öneririz. Porselen dünyasının saygın isimlerinden Villeroy Ailesi’nin 1908 yılından kalma

malikanesinin otele dönüştürülmesiyle ortaya çıkan Hôtel Particulier Villeroy, tarihi eser statüsü nedeniyle titizlikle renove

edildi. İtalyan Promemoria marka mobilyalarla dekore edilen odalarda 20 bin dolarlık Vispring yataklar, Zalto kadehler ve

Christofle gümüşler öne çıkan detaylar…

TARIH

94 ELLE


SU SPORLARI

MALDIVLER

Soneva Jani

Maldivler’in en ayrıcalıklı resort’u olarak lanse edilen Soneva Jani, kalabalıklardan uzak bir tatil arayışında olanları

ağırlamaya devam ediyor. Böyle bir tatile her zamankinden çok ihtiyacımız var! Sadece 24 su üstü villa ve bir beach

villa’dan oluşan resort, insan yerleşimine kapalı Medhufaru adasında yer alıyor. Her villanın kendine ait büyük bir havuzu

ve açılabilir tavanı var. Bu sayede gündüzleri yatak odasında güneşlenmek ve geceleri yıldızları izleyerek uykuya dalmak

mümkün. Resort’un yer aldığı Noonu atolünün turkuaz sularında her tür su sporuyla meşgul olabilme şansı da cabası...

ELLE 95


PRINT / ONLINE / TABLET / MOBILE

elle.com.tr • instagram @ElleTurkiye • facebook @ElleTurkey • twitter @ElleTurkey

YAYINCI

DOĞAN BURDA DERGİ YAYINCILIK VE PAZARLAMA A.Ş.

CEM M. BAŞAR

İcra Kurulu Başkanı

ZEYNEP ÜNER

Yayın Direktörü (Sorumlu)

NESLİHAN DENİZER SUZAN YURDACAN BÜLENT BILGIN

Yönetici Moda Editörü Yazı İşleri Müdürü Görsel Yönetmen

GÜLGÜN ÖZEK ASLI ASIL SELİN MİLOŞYAN SERLİ GAZER BOYACI AYKUN TAŞDÖNER

Fotoğraf Editörü Moda Editörü Konular Editörü Moda Haberleri Editörü Konular Editörü

Sayfa Tasarım EVGİN YAKUPOĞLU

Katkıda Bulunanlar: SEDEN MESTAN, ŞEBNEM DENKTAŞ

Etkinlik ve Proje Direktörü ALİ ERMAN İLERİ

Marka Müdürü YEŞİM YAŞAR

Kurumsal İletişim Müdürü FUNDA DEMİRCİ AYAN

Ankara Temsilcisi ERDAL İPEKEŞEN Tel: 0312 207 00 71

ELLE DİJİTAL

DENİZ ÜNALDI YILDIRIM Yayın Yönetmeni

DUYGU HAKSUN Web Editörü

GÖKHUN SUNGURTEKİN Dijital Yayınlar Direktörü

YÖNETİM

Üretim Planlama Direktörü (Tüzel Kişi Temsilcisi) YAKUP KURTULMUŞ

Satış ve Dağıtım Direktörü EGEMEN ERKOROL

Finans Direktörü DİDEM KURUCU

Dijital İçerik Direktörü EREN DEMİR

REKLAM

Grup Başkanı NISA ASLI ERTEN ÇOKÇA

Reklam Grup Başkan Yardımcısı IŞIL BAYSAL TURAN, SEDA ERDOĞAN DAL

Satış Müdürleri BERIL GÜROĞLU SÖZKESEN, HÜLYA HANKENDİ

Teknik Müdür AYFER KAYGUN BUKA

Tel: 0212 336 53 61 - 62

Reklam Hedef Sayfalar Tel: 0212 336 53 70 Faks: 0212 336 53 91

Reklam Rezervasyon Tel: 0212 336 53 00-57-59 Faks: 0212 336 53 92-93

Ankara Reklam Satış Koordinatörü SEZINUR BALIKÇIOĞLU Tel: 0312 207 00 72 - 73

Ankara Reklam Satış Müdürü BELIZ BALIBEY Tel: 0312 207 00 72 - 73

Bölgeler Reklam Satış Müdürü DILEK ÜNLÜ Tel: 0212 336 53 72 Faks: 0212 336 53 91

YÖNETİM YERİ

Kuştepe Mah.Mecidiyeköy Yolu Caddesi No:12, Trump Towers, Kule:2, Kat: 21-22-23 34387, Şişli, İstanbul Tel: (0212) 410 32 00 Faks: (0212) 410 35 81

Baskı: Bilnet Matbaacılık ve Yayıncılık A.Ş. Dudullu Organize San. Bölgesi 1.Cad. No:16 Ümraniye-İSTANBUL

Tel: 0 216 444 44 03 Faks: 0 216 365 99 07-08 www.bilnet.net.tr, Sertifika No: 42716

Dağıtım: Turkuvaz Dağıtım Pazarlama A.Ş. Yayın türü: Yerel, aylık üyesidir.

DB Okur Hizmetleri Hattı Tel: (0212) 478 0 300 okurhizmetleri@doganburda.com

DB Abone Hizmetleri Hattı Tel: (0212) 478 0 300 Fax: 0212 410 35 12 -13 abone@doganburda.com www.doganburda.com Hergün saat 09.00-22.00 arasında hizmet verilmektedir.

© 1998 ELLE, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından Hachette Filipacchi Presse’in (Fransa) lisansıyla ve Lagardere Active Group’a bağlı olarak, T.C. yasalarına uygun şekilde

yayımlanmaktadır. ELLE’de yayımlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.

ELLE® is used under license from the trademark owner, Hachette Filipacchi Presse, a subsidiary of Lagardère SCA

The ELLE trademark and logo are owned in Canada by France-Canada Editions et Publications, Inc. and in the rest of the world by Hachette Filipacchi Presse (France), each LAGARDERE ACTIVE Group

companies.

ELLE is used under license from the trademark owners.

CEO – Constance BENQUÉ CEO ELLE International Licenses - François CORUZZI SVP/International Director of ELLE - Valéria BESSOLO LLOPIZ

SVP/Director of International Media Licenses & Syndication - Mickael BERRET

ELLE Brand Management – Marketing Manager, Morgane ROHÉE - Editorial Manager, Trish NAGY TRAVIESO - Graphic Design Manager, Marine LE BRIS - Senior Digital Project Manager, Moda ZERE

ELLE International Productions – Fashion Editor, Charlotte DEFFE / Beauty & Celebrity Editor, Virginie DOLATA

ELLE Syndication – Deputy Syndication Team Manager, Marion MAGIS / Syndication Coordinator,

Sophie DUARTE / Copyrights Manager – Séverine LAPORTE / Database Manager, Pascal IACONO

www.ellearoundtheworld.com

International Ad Sales House: LAGARDERE GLOBAL ADVERTISING

SVP/International Advertising – Julian DANIEL jdaniel@lagarderenews.com

Hooray! Your file is uploaded and ready to be published.

Saved successfully!

Ooh no, something went wrong!