Hanabi sayı 3

hanabidergi

Japon Okullarının Bilinmeyen Yönleri // Japon

Müziğinin Kalbinde Bir Ritim: Taiko //

Origami Tarihçesi // Japonca, Türkçenin Amca

Oğlu mu? // Gekiga: Yetişkinler için Ciddi

Manga // Geleneksel Japon Savaş

Sanatlarına Bakış: Suio Ryu //

GIST 2016 (Gaming Istanbul)

//90’lardan Günümüze

İz Bırakan Otomobiller //

Ertuğrul, Bir Filmden

Fazlası // Kushimoto’dan

Selam Getirdim //

Japonya’da Milliyetçiliğe

Bakış (1940-) // Japon

Meyhanesi İzakaya

// Mottainai



Yattaaa! *

Sonunda Hanabi’nin üçüncü sayısını çıkarmayı başardık! neden

geciktik, diye sorarsanız da cevabımız hazır: 100 sayfalık bir

dergiyi gönüllü olarak hazırlamak biraz zaman alıyor.

Buradan görselleriyle ve yazılarıyla katkı veren tüm

katılımcılarımıza, sözlü ve yazılı destekleriyle bu projeye

bağlılığımızı arttıran tüm takipçilerimize, bizi merakla bekleyen

okurlarımıza teşekkür ederiz.

Yayın Ekibi

Fotoğraflar

Zeynep Ebru OKYAR, Gökberk

TALU, Günsu TAŞKÖPRÜ

Ayşegül ARKAN, Umut

BİRBİLEN, Mike CHIN, Gökberk

TALU, Karen STEAINS

3. sayımızın dosya konusu için Ertuğrul 1890

filminden yola çıktık. Sinema köşemizde bu filmin

eleştirisine ve filme dair çeşitli bilgilere yer verdik. Ayrıca, beyaz

perdeye yansıyan facianın meydana geldiği Kushimoto’da

yaşayan bir arkadaşımız da bizimle buradaki yaşantısına dair

ayrıntıları paylaştı.

Yazarlar

Tasarım ve Uygulama

Katkıda Bulunanlar

Yayın Tarihi

Ayşegül ARKAN, Kubilay

ATİK, Umut BİRBİLEN, Nur

BÜYÜKYILMAZ, Sevde Nur

DİLMAÇ, Erdem Özkan KELES,

Arda Cem KUYUCU, Zeynep

Ebru OKYAR, Zeren ÖZDAMAR,

Özlem Burcu ÖZTÜRK, Gökberk

TALU, Günsu TAŞKÖPRÜ

Bilge BOSTAN

Derya BAŞPINAR

Mart 2016

OKURUMUZUN DİKKATİNE;

Bu çalışma, tamamen gönüllü katkılarıyla hazırlanmış

olup, içindeki yazı ve kişiye ait fotoğrafları kaynak

göstermeden kısmen veya tamamen alıntılamamanızı,

hiçbir yöntemle kopya etmemenizi, çoğaltmamanızı ve

yayınlamamanızı rica ederiz. Çalışma içinden kullanmak

istediğiniz yazı ve belgeler olduğu takdirde konuyla ilgili

olarak lütfen hanabi.proje@gmail.com adresinden yayın

ekibiyle iletişime geçiniz.

Bu konuda göstereceğiniz özen için şimdiden teşekkür

ederiz.

* Japoncadaki ad-soyad sıralaması Türkçedekinden

farklı olduğu için yazılardaki kişi isimlerinde soyad

BÜYÜK HARFLERLE yazılmıştır.

Bunun dışında, sayfalarımızda yine farklı ilgi alanlarına yönelik

yazıları okuma olanağı bulacaksınız. Japonya’daki günlük

hayattan kesitler aktaran “Japon okullarının bilinmeyen

yönleri”, “Mottainai” tavrı ve “Japon Meyhanesi İzakayalar”

başlıklı yazıların yanısıra, Japonya dışında da sevilen ve ilgi

gören “Origami” ve “Taiko” hakkında da yazarlarımız ilgi

çekici yazılar hazırladılar. Ülkemizdeki manga okur kitlesinin

daha çok okul çağındaki gençlerden oluşmasından dolayı az

bilinen yetişkinlere yönelik bir manga türü olan “Gekiga” da

bu sayıdaki konularımız arasında yer alıyor. Ardından gelen

geleneksel Japon savaş sanatlarından “Suio Ryu” ile ilgili yazı

ise, bu sanata yıllardır gönül vermiş bir yazarımız tarafından

ayrıntılarıyla anlatılıyor. Türkçe ve Japonca arasındaki yapısal

dil benzerlikleri üzerine sorduğumuz “Japonca, Türkçenin

Amca Oğlu mu?” sorusuyla, bu iki dili daha iyi anlamaya

çalışıyoruz. İstanbul’da Şubat ayında düzenlenen GIST 2016

Oyun Fuarı yazısı ile eğlenceli ve etkileyici bir etkinliği gezme

fırsatını yakalıyoruz. Otomotiv sektörü ile ilgili köşemiz devam

ederken, Japon milliyetçiliğine dair yazı dizimizi 1940’tan

günümüze getirerek bu sayıda tamamlıyoruz.

Keyifli okumalar!

HANABİ Ekibi

Dergimizde yayımlanan yazılar yazarların kişisel görüşlerini

yansıtmaktadır.

* Yatta, “Yaptık! Becerdik! Başardık!” anlamına gelen Japonca kelime.

mart 2016 / hanabi 1


içindekiler

4

5

7

14

18

34

Japonya Gündemi

Dünya Gündemi

Japon Okullarının Bilinmeyen Yönleri

Origami Tarihçesi

Japonca, Türkçenin Amca Oğlu mu?

Gekiga: Yetişkinler için Ciddi Manga

24

72

Japon Müziğinin

Kalbinde Bir Ritim

Taiko

Kushimoto’dan

Selam Getirdim

2 hanabi / mart 2016


90’lardan Günümüze İz Bırakan

Otomobiller

Geleneksel Japon Savaş Sanatlarına

Bakış: Suio Ryu

İstanbul’da Bir Oyun ve Cosplay Fuarı

Gaming İstanbul (GIST) 2016

Japonya'da Milliyetçiliğe Bakış

(1940-)

Mottainai

43

50

60

78

98

68

90

Ertuğrul,

Bir Filmden Fazlası

Japon Meyhanesi

İzakaya

mart 2016 / hanabi 3


japonya gündemi

Derleyen: Bilge BOSTAN

TOKYO OLİMPİYAT STADININ YILAN HİKÂYESİ

2020 Olimpiyatları ve Paralimpik Olimpiyatlara ev sahipliği yapacak olan Tokyo’da inşa

edilmesi planlanan spor kompleksi için 2012 yılında bir proje yarışması açılmış ve bu yarışmayı

Zaha HADİD Mimarlık Ofisi’nin projesi kazanmıştı. Ancak projenin yüksek maliyeti nedeniyle

kamuoyunda tepki gördüğü söylenerek Temmuz 2015 tarihinde başbakan Shinzo ABE tarafından

projenin rafa kaldırıldığı duyuruldu.

Zaha HADİD Mimarlık Ofisi ise stadyum inşaasındak zorluğun Tokyo’daki inşaat maliyetinin

yıl içindeki sert yükselişinden ve proje bitiş tarihinden kaynaklandığı açıklandı . Zaha HADİD

ise kendisiyle yapılan bir röportajda, asıl sorunun Tokyo’da yapılacak olan ulusal bir stadyumu

Japonların bir yabancıya yaptırmak istememelerinden kaynaklandığını belirterek, madem bu

bölgede böyle bir projenin yapılmasına karşı çıkıyorlardı, o zaman projemize karşı çıkan Japon

mimarlar baştan yarışmaya katılmayı kabul etmeyeceklerdi, dedi.

Projenin iptalinin açıklanmasının ardından iki yeni proje arasından seçim yapılacağı

belirtilmiş, ancak projelerin mimarları açıklanmamıştı. Buna karşın, kamuoyu sunulan projelerin

tarzlarını değerlendirerek verilen önerilerin uluslararası mimarlığın önde gelen isimlerinden Toyo

ITO ve Kengo KUMA’ya ait olduğunu öne sürdü. Her iki mimar da HADİD’in projesine muhalefet

etmişlerdi.

Sonuçta ipi Kengo KUMA’nın ahşap kafes görünümlü tasarımı göğüsledi. 2019 yılında

yapılacak olan Dünya Rugby Kupası’na da ev sahipliği yapması planlanan stadyumun inşası

geciktiğinden dolayı Kupa’ya yetiştirilemeyeceği söyleniyor.

http://edition.cnn.com/2015/07/17/asia/japan-tokyoolympic-stadium-scrapped/

http://www.dezeen.com/2015/12/22/kengo-kuma-beatstoyo-ito-to-win-japan-national-stadium-competitiontokyo-2020-olympics/

4 hanabi / mart 2016


japonya gündemi

Derleyen: Bilge BOSTAN

LOGOYA İNTİHAL SUÇLAMASI

Tokyo 2020 Olimpiyatları ile ilgili sorunlar bitmek bilmiyor!

2015’in Temmuz ayında Kenjiro SANO tarafından tasarlandığı

duyurulan olimpiyat logosu tasarımının Belçikalı bir tiyatro grubu

olan Théâtre de Liège’in logosuyla taşıdığı benzerlik sıkıntı

yarattı.

SANO, intihal iddiasını reddederken, tasarımı hakkında

söylenenlerden üzüntü duyduğunu belirtti.

2013 yılında Théâtre de Liège’in logosunu tasarlayan Belçikalı

Olivier DEBİE ise SANO’yu logosunu kopyalamakla suçlayarak

adli yollara başvuracağını ifade etti. Japon yetkililer ise DEBİE’nin

logosunun tescilli marka olmadığını ve her iki logoda kullanılan

T harfinin birbirine benzemediğini söyleyerek SANO’nun

çalışmasının arkasında durdu. Ancak telif hakkı tartışmalarının

kızışmasıyla olimpiyattan sorumlu bakan Toshiaki ENDO’nun da

katıldığı acil bir toplantının ardından Japon Olimpiyat Komitesi

logodan vaz geçildiğini açıklayarak bir logo yarışması düzenleme

kararı aldı. Kasım-Aralık 2015 tarihleri arasında yapılan

yarışmanın sonucunun 2016 bahar aylarında açıklanacağı

bildirildi.

dünya gündemi

Derleyen: Gökberk TALU

Yılın Kelimesi:

Oxford Sözlüklerinin çevrimiçi yayımcısı Oxford Dictionaries ekibi, her yıl sonunda

belirlediği “Yılın Kelimesi” için 2015 yılında resimli bir ifadeyi (emoji) seçti. Yayınevi

sitesinden yapılan açıklamada “tarihimizde ilk kez yılın kelimesine resimli bir ifadeyi

uygun gördük” diyerek, bahsi geçen emojinin “Sevinç gözyaşları döken yüz” olduğunu

belirttiler. Oxford Sözlüklerince 2015’in ruhunu yansıttığı söylenen bu emoji geçtiğimiz

yıl Birleşik Krallık ve A.B.D.’de en çok kullanılan resimli ifade olmuş. Organizasyonun

yılın kelimesi olarak Japonca “Resim-Karakter” anlamına gelen “Emoji- 絵 文 字 ”

kelimesi yerine resimli ifadenin kendisini seçmesi ise ayrı bir konu.

http://www.theguardian.com/world/2015/sep/01/tokyo-2020-olympics-logo-scrappedafter-allegations-of-plagiarism

http://www.dezeen.com/2015/10/21/tokyo-2020-olympics-public-competitionreplacement-logo-kenjiro-sano/

http://en.rocketnews24.com/2015/11/18/oxford-dictionaries-picks-single-emoji-as-word-of-the-year-seeminglyforgets-what-word-means/

http://blog.oxforddictionaries.com/2015/11/word-of-the-year-2015-emoji/

mart 2016 / hanabi 5


dünya gündemi

Derleyen: Gökberk TALU

Satürn’ün uydusunda hayat var mı?

Fotoğraf: Enceladus’un kuzey kutbu, NASA

commons.wikimedia.org

Japon bilim insanlarının araştırmalarına göre Satürn’ün uydularından biri olan

Enceladus’ta mikroorganizmaların yaşayabilmeleri için gerekli olan kimyasal enerji

ihtiyacını karşılayacak hidrojen üretimi mümkün. 2009 yılında ABD-Avrupa Birliği

ortak araştırma programında keşfedilen buz kaplı okyanusta su buharı ve sodyum

püskürten gayzerler tespit edilmişti. Tokyo Üniversitesi’nde görevli Dr. Yasuhito

SEKİNE ve çalışma arkadaşları, bu araştırmada elde edilen silika nanoparçacıklarını

inceleyerek, Mart 2015’te, denizde 90C°’yi bulan hidrotermal tepkimeler bulmuştu.

İngiliz akademik bilim dergisi Nature Communications’ın Ekim 2015 tarihli

sayısında yayınladıkları yeni bulgulara göre ise Enceladus’un çekirdeğinin, silika

nanoparçacıklarının oluşumuna izin vermesi için, temel meteorit yapısında olması

gerekiyor. Yüksek ısıda silika erimesi gerçekleşen dünyadaki kaya yapılarından farklı

olarak, meteorit benzeri kayalarda yüksek oranda bulunan demir, su ile temas halinde

çok yüksek miktarda hidrojenin açığa çıkmasına neden olur. Bu yapıların ya güneş

sisteminin akabinde oluştuğu ya da daha yakın tarihli bir ısınma sonucu meydana

geldiği düşünülüyor.

Eğer hidrojen üretimi etkili bir şekilde gerçekleşirse, ışık enerjisi olmadan, demir,

kükürt, hidrojen veya azot gibi inorganik bileşiklerin veya metanın oksitlenmesiyle

elde edilen kimyasal enerji ile organik madde üreten (kemosentez yapılan)

mikroorganizmalar için yaşam ortamı sağlanabilir.

http://newsonjapan.com/html/newsdesk/article/114106.php

Orijinal makale:

http://www.nature.com/ncomms/2015/151027/

ncomms9604/full/ncomms9604.html

6 hanabi / mart 2016


JAPON

OKULLARININ

Bilinmeyen Yönleri

görsel: freepik.com

Yazı: Sevde Nur DİLMAÇ

Uluslararası eğitim kalitesi değerlendirme sınavlarında her

zaman ön sıralarda yer alan Japonya’nın eğitimdeki başarısı

tüm dünyaca bilinen bir gerçek. Ancak bu yazımda bilinen

başarılarının kaynaklarını incelemek yerine Japon okullarının

çok daha ilginizi çekeceğini düşündüğüm bilinmeyen

özelliklerinden bahsedeceğim.

mart 2016 / hanabi 7


Eğitim- Öğretim Yılı

Japonya’da eğitim-öğretim yılı Nisan ayında

başlar ve Mart ayında biter. Üç eğitim dönemi

ve üç de tatil yapılır.

1. Dönem

Yaz Tatili

2. Dönem

Kış Tatili

3. Dönem

Bahar Tatili

: Nisan başı-Temmuz sonu

: Temmuz sonu-Ağustos sonu

(6 hafta)

: Eylül başı-Aralık sonu

: Aralık sonu-Ocak başı

(2 hafta)

: Ocak başı-Mart sonu

: Mart sonu-Nisan başı

(1 hafta)

Burada beni en çok şaşırtan durum bir üst

sınıfa geçmeden önce yalnızca bir hafta tatil

yapılıyor olması oldu. Ülkemizde yaz tatili

sene sonu tatili olduğu için öğrenciler üç aylık

uzun bir tatil yapıyorlar ve bu uzun dönem

sonrasında bir üst sınıfa geçiyorlar. Ancak

öyle sanıyorum ki Japon öğrenciler daha ne

olduğunu anlayamadan bir üst sınıfa geçiyor.

Eğitim Sistemi

Japonya’da zorunlu eğitim yedi yaşında

başlıyor. Altı yıl ilkokul ve üç yıl da ortaokul

eğitimi alan bir öğrenci zorunlu eğitimini

tamamlamış oluyor. Öğrenciler daha sonra

liseye veya teknik eğitim kolejlerine devam

edebiliyorlar. Liseden mezun olan öğrenciler

de Türkiye’de olduğu gibi üniversiteye veya

meslek yüksek okullarına gidebiliyorlar.

Japonya’daki eğitimin her devresinde

eğitim dili olarak Japonca kullanılıyor. Bazı

kaynaklardan Japonya’daki üniversitelerin

İngilizce eğitim verdiğini duymuş olabilirsiniz

ancak bir kaç özel üniversite haricinde tüm

üniversitelerde eğitim dili Japoncadır.

Sınıfta Kalma

Sınıfta kalmak prosedür olarak mümkün

fakat öğretmenler sınıfta kalacak öğrencilere

tekrar sınav hakkı tanıyor ve kalmamaları için

ellerinden geleni yapıyorlar.

Zeynep Ebru OKYAR

8 hanabi / mart 2016


chris 73

GİRİŞ SINAVLARI

ve DERSHANELER

Ülkemizde olduğu gibi Japonya’da da iyi bir iş

sahibi olmak için, iyi bir üniversitede okumanın,

iyi bir üniversitede okumak için de iyi bir lise

eğitimi almış olmanın önemi çok büyük.

Bu aşamada yeterli derecede hazırlık yapmak en büyük

gereklilik haline geliyor. Öğrenciler iyi bir liseye girebilmek

için liselere giriş sınavlarına hazırlanıyorlar. Kazandıkları

liselerin nitelikleri önemli, çünkü okudukları liseye bağlı olarak

üniversite tercihlerinde bulunabiliyorlar. Yani ne kadar iyi bir

lisede okurlarsa iyi bir üniversiteye girme ihtimalleri de o

oranda artıyor. Bizden farklı olarak genel bir yükseköğretime

geçiş sınavına girilmiyor. Bunun yerine başvurabilecekleri

bazı üniversiteleri seçip onların kendi özel sınavlarına

giriyorlar. Ortaokuldan üniversiteye kadar tüm bu yarışta

öğrencilerin yardımına ise Türk öğrencilerin de yakından

tanıdığı dershane sistemi yetişiyor. Japonca’da “juku” olarak

ifade edilen dershanelerde, öğrenciler belirli bir ücret karşılığı

ile problem yaşadıkları derslerden destek alabiliyor veya

eğitim kurumlarına giriş sınavları için hazırlık programlarına

katılabiliyorlar. Üniversite ve lise giriş sınavları çoktan

seçmeli sorulardan oluştuğu için öğrenciler test mantığını

benimsemek durumunda kalıyor. Bu sebeple ülkemizde de

olduğu gibi öğrenciler bakanlık müfredatından ziyade test

çözmeye daha fazla önem veriyor.

mart 2016 / hanabi 9


Ulaşım

Japonya’da okul servisi uygulaması bulunmuyor. İlk ve

ortaokul öğrencileri başvurdukları okullara yakın ikâmet etmek

zorundalar. Bundan dolayı okula ya yürüyerek ya da bisikletle

ulaşım sağlıyorlar. Liselerde ise farklı bir semtteki okulu kazanan

öğrenci ulaşım için tren veya otobüs kullanmak durumunda

kalıyor.

Zeynep Ebru OKYAR

Derslikler

Türkiye’deki çoğu okulda olduğu gibi Japonya’da da her şubenin

kendisine ait bir sınıfı bulunuyor ancak fen, müzik vb. derslerde

laboratuvarlar da kullanılıyor. Öğrenciler okuldan mezun olana

kadar farklı bir durum olmadığı sürece aynı derslikte okuyorlar.

Yine ülkemizde olduğu gibi orada da her sınıfın bir rehber

öğretmeni bulunuyor ve gerektiğinde bu öğretmen velilerle

görüşmek için ev ziyareti de yapıyor.

bobo 12345

Öğretmenler Odası

Öğretmenler odasında öğretmenlerin ders hazırlıklarını rahatlıkla

yapabilmesi için her öğretmenin kendine ait bir çalışma masası

mevcut. Öğrencilerin öğretmenler odasına izinsiz girmesi yasak

ancak bu kural çok da katı değil. Gerektiğinde izin alıp girebiliyor

ve öğretmenlerine danışabiliyorlar.

Mc Master Chef

Öğle Yemeği

Japon okullarında kantin bulunmuyor. Meyve suyu dahil aburcubur

olarak adlandırdığımız tüketim ürünlerinin satışı yasak.

Fakat öğrenciler kuralları çiğneyip gizlice yanlarında getirdiği

de rastlanan bir durum. Öğrenciler dilerlerse evden getirdikleri

bentolardaki yemeklerini yiyebilir veya okulun sunduğu öğle

yemeğinden yararlanabilirler. Okul sunuyor dediysem yanlış

anlaşılmasın. Öğle yemeğini servis etmek ve yemekhane

temizliği yine öğrencilerin görevi. Türkiye ile kıyaslayınca

öğrenciler açısından oldukça yorucu görünse de bu görevlerin

hepsi çocuklara kendi işini kendi yapmayı, hazırcı olmamayı

öğrettiği için benden yine artı puan alıyor!

Flickr / Luckysundae

10 hanabi / mart 2016


Üniforma ve Ayakkabı

Devlet ilkokullarında üniforma zorunlu değil ancak yine de öğrencilerin tanınmasını kolaylaştıracak

tipik bir kıyafet var. Eğer Japonya’da sarı şapkalı ve randoseru çantalı bir çocuk görürseniz

bilin ki bu bir ilkokul öğrencisidir. Şapka farklı renklerde de olabiliyor ama genelde açık

ve canlı renkler tercih ediliyor. Bunun sebebi öğrencilerin yoldan geçerken şoförler tarafından

hemen fark edilebilmesini sağlamak.

Okul binasında öğrencilerin dışarıda giydikleri ayakkabıları ile dolaşmaları

yasak. Bunun için öğrenciler dışarda giydikleri ayakkabılarını şahsi

ayakkabı dolaplarına koyuyor ve okulda “uwabaki” adı verilen özel

bir ayakkabı giyiyorlar.

Ortaokuldan itibaren ikonik Japon üniformalarını görmek mümkün.

Erkek öğrenciler koyu renkte hâkim yaka ceket ve pantolon,

kızlar denizci gömleği ve etek giyiyorlar. Yazlık ve kışlık olmak üzere

kol boyu ve kumaş cinsi değişen bu üniformalar, devlet okullarında

kullanılıyor. Özel okullar daha elit kesime hitap etmek adına

farklı üniforma tasarımları kullanabiliyor.

Üniforma konusunda Japonya’nın büyük bir sıkıntısı var: Etek

boyu. Japonya bugünlerde kız öğrencilerin etek boylarını uzatmak

için bir mücadele içinde. Genel okul kurallarına göre etek boyu diz

hizasında olmak zorunda ancak öğrenciler etek boylarını okul yönetiminin

kural esnekliğine göre ayarlıyorlar. Örneğin, eğer okul

etek boyuna karışıyorsa, okulda giymek için uzun, dışarda arkadaşlarla

takılmak için ultra mini okul eteği kullanıyor ya da eteğin

belini kıvırma yöntemine gidiyorlar. 2009’da kız öğrencilerin cinselliğinin

ön plana çıkmasını engellemek ve daha uzun eteği sevdirmek

amacıyla Niigata’da bir grup lise öğretmeni bir kampanya

başlattı. Velilere üniforma kampanyası hakkında dokümanlar yollanarak

kızlarına etek boyları hakkında bilgi vermeleri rica edildi.

Bunun yanı sıra bir takım afişler hazırlandı. Kampanyada aktif olan

Koshi Lisesi müdürü, bu afişlerle kız öğrencileri zorlamadan durum

hakkında farkındalık oluşturmayı amaçladıklarını ifade ediyor. Bu

kampanya ile birlikte etek boylarında uzama olduğu iddia ediliyor.

Masami h

jesielt

Uzun etek kampanyası için hazırlanan afiş sloganları:

“ Bir kadın için vakarsızlık.”

“ Eğer istersen hem zekanı hem de etek boyuna çeki düzen verebilirsin.”

“ Güzel olan - Etek boyunu uzatmaya ne dersin?”

Kız öğrencilerin mini etek sevdasında medyanın payı da oldukça

büyük. Özellikle erkekler için hazırlanan manga ve animelerde liseli

kız karakterler sıklıkla ultra mini etekli ve cinsellik objesi olarak

sunuluyor. Hatta “liseli kızlar”la ilgili o kadar cinsel odaklı bir anlayış

gelişmiş ki, Kasım 2015’de Japan Today tarafından yayınlanan

habere göre Birleşmiş Milletler İnsan Hakları elçisi Maud de Boer-

Buquicchio Japonya’da liseli kızların %13’ünün ücret karşılığında

yaşça büyük erkeklerle vakit geçirdiği, hatta kimi zaman cinsel

ilişkide bulunduğunu iddia etmişti. Ancak resmi deliller sunamadığı

için iddiasını geri çekmek durumunda kalmıştı. Bu oran abartılmış

ya da gerçekçi olabilir, ancak şu bir gerçek ki, Japonya’nın

anime, manga vb. yayınlarda kız öğrencilerin onurunu korumak ve

daha fazla cinselleştirilmesini engellemek adına acilen bazı sınırlamalar

getirmesi gerekmektedir.

mart 2016 / hanabi 11


İJİME

Japonca’da zorbalık, kabadayılık anlamına

gelen ijime, Japon okullarında sıkça rastlanan

bir durum.

Zorbalık elbette ve maalesef tüm dünyada görülen bir durum

ancak Japonya’da bu durum oldukça ilerlemiş vaziyette.

Sınıfta “farklı” olan seçilir ve bir elebaşının yönlendirmesiyle

tüm sınıf bir öğrenciye karşı düşmanlık beslemeye başlar.

Japon toplumunda grupla birlikte hareket etmek esas

olduğundan, öğrenciler seçilen kurbandansa zorbanın yanında

olmayı tercih ederler. İjimeye maruz kalmak bir hastalıktan,

milliyetten ötürü olabileceği gibi, çok başarılı olmaktan veya

sınıf arkadaşlarıyla birlikte takılmamaktan da kaynaklanabilir.

Seçilen kurbanı yok sayma, görmezden gelme, taklit etme,

dalga geçme, arkasından konuşma şeklinde başlarken

eşyasını çalma, psikolojik baskı kurma, hırsızlık yaptırma,

ısırma, fiziksel zarar verme, ölü arı yedirme ve intihar provası

yaptırma gibi akıl almaz yöntemlerle ijime yapıldığı kayıtlara

girilmiştir.

Pat B/flickr “Bully Council”

1980’lerde okul çağındaki çok fazla çocuğun intihar etmesiyle

ijime, Japon toplumunda fark edildi. İntihar eden çocukların

geride bıraktığı notlardan okuldaki ortamlarının onları

aşırı derecede yıprattığı anlaşıldı. 2012 yılında yaklaşık

4000 ijime vakası tespit edilmiş ve 511 öğrenci bu sebeple

tutuklanmıştır. Öğretmenler çoğunlukla bu olumsuz durumun

önüne geçememekte, kimi zaman gözlerinin önünde olsa da

ses çıkaramamakta. Bunun yanı sıra ijimeye maruz kalan

öğrencilerin velileri durumu fark ettiğinde, okullar olayın

üstünü örtbas etmeye çalışmakta. Okulun adının kötüye

çıkmaması, bir sonraki yıl tercih edilmesi için önemli; bu

sebeple bu tip vakalar gizlenmeye çalışılıyor. Gerek Japon

hükümeti gerek Japon toplumu bu vakaları azaltmak adına

tedbirlerini arttırmak çabasında. Toplumun, grup psikolojisi

ile hareket etmek yerine, adaletle muamele etmesi, haksızlık

karşısında durması, okul yönetimi ve öğretmenlerin bu konuda

gerekli eğitimi alması ve öğrencilere zorbalığın yanlışlığını

daha çok anlatması gerektiğine inanıyorum.

12 hanabi / mart 2016


Temizlik Zamanı

Japon eğitiminin en beğendiğim özelliğine geldi sıra. Japonya’daki okullarda

hademe bulunmuyor. Bunun yerine öğrencilerin temizlik yapması için özel bir

zaman ayrılmış. “Osouji” denilen temizlik zamanında okul yönetimi, öğrencilerin

temizlik yaparken keyif alması için hareketli müzik yayını yapıyor. Bu uygulama

aracılığıyla öğrenciler kamu malına değer vermeyi, temiz ve sorumluluk sahibi

olmayı öğreniyor. Umarım bu uygulama bir gün ülkemizde de uygulanabilir.

Isıtma - Soğutma Sistemi

Eskiden okullarda ısıtma için soba kullanılıyordu, fakat günümüzde hemen hemen

her okulda ısıtma - soğutma aracı olarak klima kullanılmakta. Ancak yazın klimaların

1 Temmuz’dan önce kullanılmasına izin verilmiyor. Bunun sebebi ise, Japon Çevre

Bakanlığı’nın başlattığı, yazları klima kullanımını azaltıp daha az elektrik tüketerek

doğayı koruma kampanyası.

Telefon Yasağı

Japonya’da öğrencilerin okula telefonla gelmesi yasaktır. Aşırı radyasyonla beyne

zarar verdiği için çocuk sağlığı açısından oldukça tehlikeli olmasının yanı sıra, grup

mesajlaşma imkânı sağlayan uygulamalarla, öğrencilerin kendi aralarında zorbalık

yapmasını engellemek için okulda kullanımı yasaktır. Bunun yanı sıra, 2014 yılında

Aichi, Kariya’da yapılan bir kampanya ile akşam saat 9’dan sonra çocuklara zararlı

sitelere girmemeleri için evde de telefon kullanma yasağı başlatılmıştı.

ikonlar: freepik.com ve flaticon.com

Teknoloji

Teknoloji devi Japonya’nın okulları sanılanın aksine pek de teknolojik değil.

Öğretmenler odasında bir veya iki bilgisayar, fotokopi ve faks makinesi bulunuyor.

Sınıflarda ise öğretmen özel olarak getirmediği sürece teknolojik bir alet bulmak

mümkün değil.

Japonya akademik anlamda

ve sorumluluk sahibi öğrenciler

yetiştirmede oldukça başarılı

olmasına rağmen, okul

çağındaki çocukların psikolojik

durumları açısından maalesef

iyi bir konumda değil. Umarım,

gorgo

önümüzdeki yıllarda öğrencilerin

manevi ve psikolojik gelişimleri

için de faydalı uygulamalar yapılır ve daha sağlıklı nesiller

yetiştirilir. Ve yine umarım ki, Türkiye’de çok daha az

sorumlulukla okuyan öğrencilerimiz de Japon insanı gibi azimli

olup, başarıyı yakalar!

mart 2016 / hanabi 13


Yazı: Nur BÜYÜKYILMAZ

“Bu yazı İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Endüstriyel Tasarım bölümü yüksek lisans Öğrencisi Nur

Büyükyılmaz’ın ‘AN ENVIRONMENTALIST APPROACH TO DESIGN: UTILISING ORIGAMI FOR PACKAGING

DESIGN’ başlıklı tezinin dördüncü bölümünün, ilk kısmının modifiye edilmiş halidir.

14 hanabi / mart 2016


Origaminin kökeni her ne kadar kesin

olarak bilinmese de, yaklaşık 2000

yıl önce Çin’de ortaya çıktığı tahmin

edilmektedir (Hatori, K’s Origami).

Bu tahmin iki varsayıma dayanmaktadır:

1) kâğıdın ikinci yüzyılda Çin’de icat edilmesi;

2) origaminin kâğıdın icadından sonra uygulanmaya başlamış olması

(Hatori 2011, 3).

Origami tarihçisi HATORİ her iki iddianın da gerçeği yansıtmadığını

iddia etmektedir ve bu yanlış varsayımın kâğıdın Çinli haremağası

Chai Lun (T’sai Lun) tarafından milattan sonra 105’te icat edildiği

varsayımından kaynaklandığını açıklamaktadır. Oysaki; çok daha eskiden

milattan önce 206 ve milattan sonra 8 yılları arasında hüküm

sürmüş Batı Han İmparatorluğu gömütlerinde kâğıda rastlanmıştır

(Hatori 2011, 3). Ayrıca HATORİ en eski kâğıdın tahminen ikinci yüzyılın

ortalarında kullanıldığını da belirtmektedir (Hatori 2011, 3).

HATORİ gibi origaminin kökeninin Çin’e dayandığı varsayımına karşı

olan tarihçiler origaminin Japonya’da Heian Dönemi olarak da bilinen

794-1185 yılları arasında ortaya çıktığını savunmaktadırlar. Bu

tarihçiler kaynakça olarak onuncu yüzyılın en meşhur *onmyōjisi

Abe no Seimei’i göstermektedirler (Hatori 2011, 4). HATORİ’nin açıkladığı

şekliyle, Abe no Seimei’in hikâyesine göre kahraman bir parça

kâğıdı alıp katlamış, ona balıkçıl şeklini vermiş ve efsaneye göre

kâğıt gerçek bir balıkçıla dönüşmüştür (Hatori 2011, 4). Bu örnek

Japonların origamiyi sadece bir sanat olarak görmediklerinin, origamiye

yüzyıllardır mistik anlamlar da yüklediklerinin bir göstergesidir.

Diğer taraftan, Masao OKAMURA, Seimei’in hikâyesinin hiçbir kısmının

origami içermediğini iddia etmektedir. OKAMURA’ya göre

hikâyenin kahramanı kâğıdı ilmek oluşturmak için bükmüş olabilir,

kâğıda balıkçıl resmi çizmiş olabilir, fakat kâğıdı katladığı yönünde

hiçbir kanıt yoktur.

Abe no Seimei’in Kikuchi Yosai

tarafından yapılmış bir resmi

Abe no Seimei; 921-1005

yılları arasında Japonya’da

yaşamış, yaşamı bir çok

hikâyeye ve filme konu olan,

doğa bilimleri ve gizemcilik

temelli geleneksel Japon

kozmoloji felsefesinin önemli

bir figürü.

Seimei’in hikâyesinin dışında bilinen en eski origami örneklerinden

biri shidedir. “Shide” kesilip zikzak şeklinde katlanan ve Shinto ritüellerinde

kullanılan bir kâğıt türüdür. HATORİ, shideyi “tanrının sunduğu

kumaş/örtü parçaları” olarak yorumlamaktadır (Hatori 2011,

4). Bu örnek de origaminin dinî ritüellerle etkileşim halinde olduğunun

kanıtlarından biridir. Origami, kanji ve okurigana adı verilen

sembollerle Japonca’da 折 り 紙 şeklinde yazılır, 折 り(ori); 折 る (oru)

fiilinden türemiş olup “katlama”, 紙 (kami/gami) ise “kâğıt” anlamına

gelmektedir. Ayrıca, 祈 る (inoru) Japoncada dua etmek anlamına

gelmektedir. 折 -oru ve 祈 -inoru kanjilerinin birbirlerine benzemeleri

de tesadüf değildir. Japonların kâğıt katlarken dilek dilemeleri ve bunun

dile yansıması, origamiye yükledikleri maneviyatın göstergesidir.

*Onmyōji; Onmyōdō (Ying ve Yang’in Yolu) adı verilen geleneksel Japon kozmoloji felsefesini uygulayan

kişiye denir.

mart 2016 / hanabi 15


16 hanabi / mart 2016

Origaminin kökeni binlerce yıl

öncesine dayanmakla birlikte,

bilinen ilk origami kitabı

Hiden Senbazuru Orikata

(Secret to Folding One-thousand

Cranes-Bin Turna Katlamanın Sırrı)

olup, 1797’de basılmıştır.

Yazarı belli değildir.


Bu varsayımların dışında origaminin kökeninin

törensel kaplamada kullanılan özel bir sunum

türü olan noshiye dayandığını iddia eden

origami tarihçileri de vardır. Hatori, noshiyi şu

şekilde tanımlamaktadır: “bir tür katlanmış

ambalaj kâğıdı veya şerit halinde kesilmiş

deniz kabuklusu olmakla birlikte günümüzde

iyi şans sembolü olarak ambalaj kâğıdına

tutturulan veya basılan dekoratif öğe” (Hatori

2011, 4). HATORİ’nin tanımından anlaşılacağı

gibi noshinin iyi şans getireceği rivayet edilmektedir

ve origaminin Japonlar için iki boyutlu

yassı bir formun katlanarak üç boyutlu

bir forma dönüşmesi ve işlevsellik kazanmasından

çok daha fazla önem arz ettiği su götürmez

bir gerçektir.

Origami uygulamalarının en eski örneklerinden

bir diğeri ise ocho ve mecho adı verilen

kâğıt kelebeklerdir. Biri dişiyi biri erkeği sembolize

eden bu kâğıt kelebekler sake şişesi

ambalajlama için kullanılmaktadır ve bu ocho

ve mecho süslemeli sake şişeleri genellikle

düğün törenlerinde kullanılmaktadır. Origaminin

ilk uygulaması olduğu iddiaları, bu tür

ambalajlamanın ilk kez Heian döneminde

uygulanmasına dayandırılmaktadır, fakat bu,

henüz kanıtlanmamıştır (Hatori 2011, 4).

Geleneksel Japon düğünü yerine kilise düğününü

tercih eden Japon gençleri bile geleneksel

törendeki gibi düğünlerinde ocho ve

mecho ile süslenmiş sake şişeleri kullanmaktadırlar.

Origami tarihçesiyle ilgili varsayımların sonuncusu

ise samuray savaşçılarının kâğıdı

Edo döneminde (1603-1868) katladığı rivayetidir.

Buna göre samuraylar kâğıdı katlayıp,

içine özel hediyeler koymuşlardır; HATORİ bu

hediye verme şeklini samuray sınıfının bir nevi

etiketi olarak tanımlamaktadır ve HATORİ bu

geleneğin samuraylar arasında nesilden nesile

aktarıldığının altını çizmektedir (Hatori

2011, 4).

Buna ek olarak; törensel ambalajlamada kullanılan

origami hakkında yazılmış “Tsutsumi

no Ki” (1764) adlı kitabın yazarı ISE Sadatake,

kâğıdın 1333-1573 yılları arasında Muromachi

döneminde yazıldığını iddia etmektedir

(Hatori 2011, 5).

Origaminin kökenine dair pek çok rivayet olmasına

ve origami tarihçilerinin bir kısmının

origaminin kökeninin Japonya, bir kısmının

ise Çin olduğunu savunmasına rağmen, kesin

olan şey origaminin dünyaya yayılmasının Japonya

kaynaklı olduğudur. Tüm dünya ülkelerinin

bu eski ve mistik sanatı Japonca ismiyle

“origami” şeklinde ifade etmesi de bundan

kaynaklanır.

meraklısına:

Hatori, Koshiro. “History of Origami in the East and the West before Interfusion.” In Origami 5: Fifth International Meeting of

Origami Science, Mathematics and Education, by Pasty Wang-Iverson, Robert J. Lang and Mart Yim, 1-13. Singapore: Taylor

& Francis Group, 2011.

—. K’s Origami. http://origami.ousaan.com/library/historye.html (accessed September 2015).

Hiden Senbazuru Orikata. 1797.

Leboutillier, Linda. “Memories of Japan: Gift-Giving Season.” Random Thoughts. December 29, 2013. http://mettahu.

blogspot.com.tr/2013/12/memories-of-japan-gift-giving-season.html (accessed September 2015).

Origami Resource Center. Origami Resource Center. 2015. http://www.origami-resource-center.com/mecho-and-ocho.html

(accessed September 2015).

mart 2016 / hanabi 17


Balintseby / Freepik

JAPONCA, TÜRKÇENİN

AMCA OĞLU MU?

Yazı: Günsu TAŞKÖPRÜ

“Türkçe ve Japonca da birbirine benziyormuş.”

Çoğumuzun söylediği bu söz gerçekten doğru

mu? Bu yazıda Japonca ile ilgili kısa bilgiler

vererek Türkçe ile yapısal benzerliklerine ilişkin

kısa bir karşılaştırma yapmak istedim.*

18 hanabi / mart 2016

* Yazıda ekler yazılırken bazı harfler büyük yazılmıştır. Büyük harfle yazılanlar değişebilir anlamına

gelmektedir. (Örneğin; -mI ekinin mı, mi, mu, mü olabildiğini gösterir.)


Japonca 128 milyon anadil konuşucusu ve yaklaşık iki milyon kadar

ikinci ve yabancı dil konuşucusuyla dünyanın en çok konuşulan 10

dili arasındadır. Bir ada devleti olduğundan diğer diller ile etkileşimi

oldukça sınırlı olan Japoncanın tarihi eskiye dayanmaktadır. Japonca,

Japonya haricinde hiçbir ülkenin resmi dili değildir.

Türkçe hepimizin bildiği gibi oldukça geniş bir coğrafyada konuşulan

farklı lehçe ve ağızlardan oluşan geniş bir dil ailesidir. Bizim

konuştuğumuz Türkiye Türkçesi, Batı Oğuz koluna ait bir lehçedir.

Türkiye Türkçesi 80 milyon üzerinde konuşucuya sahiptir. Türkiye

dışında Balkanlarda, Avrupa ve Asya’da da çeşitli ağız ve lehçelerde

konuşulmaktadır.

Japonca ve Türkçenin Sınıflandırılması

En çok bilinen dil sınıflandırılması olan “genetik dil sınıflandırılması”na

göre Japonca, Türk, Moğol, Mançu ve Tunguz dilleri ve Korece ile

aynı dil ailesi içerisinde gruplandırılmıştır. Bu sınıflandırmaya karşıt

görüş sunanların sayısı da az değildir. Bir görüş Korece ve Japoncanın

Altay dil ailesinden olmadığı yönündedir. Bir diğeri ise aslında bu

aileye sokulan dillerin hiçbirinin birbiriyle ilişkili olmadığı, böyle bir

ailenin bulunmadığı yönündedir. Bu nedenle Japonca ve Türkçenin

gerçekten akraba olup olmadığı konusunda araştırmacılar tarafından

henüz ortak bir görüş benimsenmemiştir.

Hyōjungo yani Standart Japonca, Tokyo ağzını temel alan, okullarda

ve kitle iletişim araçlarında kullanılan dildir. Bunun dışında Osaka,

Kyoto, Hakata ağızları gibi daha birçok farklı ağıza sahiptir.

Diller, araştırmacılar tarafından birçok şekilde sınıflandırılmıştır. Bunlardan

en bilinenleri “genetik”, “bölgesel”, “leksikostatistiksel” ve “tipolojik”tir.

Genetik

sınıflandırma,

Bölgesel

sınıflandırma,

Leksikostatistiksel

sınıflandırma,

Tipolojik

sınıflandırma,

her dilin ortak bir

dil atası olduğunu

söyler. Buna göre

Türkçe ve Japonca,

Altayca denilen bir

dilden gelmiştir.

aynı bölgede

bulunan dilleri

birlikte gruplandırır.

ortak ve benzer

sözcükleri araştırır.

Böylece dillerin akraba

olup olmadıkları ortaya

konulmaya çalışılır.

Örneğin, Korece ve

Japonca arasında ortak

ve benzer kelimeler,

araştırmacılar tarafından

tespit edilmiştir.

Fakat bu kelimelerin

ödünç mü yoksa

ortak mı olduğu hâlâ

tartışıldığından, iki dilin

akraba olup olmadığı

kesinleşmemiştir.

leksikoistatistiksel

sınıflandırma gibi

diller arasındaki

ortak ve benzer

yapılara bakar.

mart 2016 / hanabi 19


Japonca Yazı Sistemi

Japoncanın yazılı bir dile dönüşmesi 8.

yüzyılda Çin yazı karakterleri Kanjilerin

kullanılmaya başlamasıyla olmuştur. Daha

sonra bu karakterlerin basitleştirilmesiyle

oluşturulan ve Japoncanın sesletimini

karşılayan Hiragana ve Katakana yazı

sistemleri, 16. yüzyıldan itibaren de Portekiz

ve İspanyol misyonerlerin tanıştırdığı Latin

harfleri kullanılmaya başlamıştır. Modern

Japoncada aynı tümce içinde dört yazı

sistemini de görmek mümkündür.

Japoncada da Türkçe gibi

sözcüklerin cinsiyeti yoktur.

Fransızca, Almanca gibi Latince

kökenli dillerin birçoğunda

bulunan “tanımlık (article)”

yapıları yoktur.

Japonca ve Türkçenin Yapısal Özellikleri

Japonca ve Türkçe sondan eklemeli dillerdir.

Bu, eklerin her iki dilde de sözcüklerin sonuna

geldiğini belirtir. Tabii ki bazı istisnalar mevcuttur.

(Türkçede başka dillerden geçen ön

ekler (a-sosyal, vb.) Japoncadaki sözcüklerin

önüne gelen “o”, “go” ekleri gibi.)

Türkçe ve Japoncada basit tümce sıralaması

“Özne, Tümleç, Yüklem”dir. Japoncada tümce

içerisinde Türkçeden farklı olarak “は wa” ve “

が ga” olarak bilinen ilgeçler kullanılır. Birçok

Avrupa dilinde bulunan yardımcı fiil (İngilizcede

“be” fiili, Almancada “sein” fiili gibi) kullanımına

karşılık gelir.

佐 藤 さんは 本 を 読 みます。

Satousan wa hon wo yomimasu.

Satou kitap okuyor.

佐 藤 さんが 本 を 読 みます。

Satousan ga hon wo yomimasu.

Satou kitap okuyor. (“wa”ya göre okuyan kişiyi

daha çok vurguluyor.)

“か ka” ilgeci Türkçedeki “mI” soru ekiyle aynı

şekilde tümcenin sonuna gelerek tümceyi

soru yapar.

花 さんは 来 ましたか。

Hanasan wa kimashita ka?

Hanasan geldi mi?

Türkçede olduğu gibi Japoncada da tek bir

sözcükle tümce kurulabilmektedir.

食 べたか。

たべた。

Tabeta ka?

Tabeta.

-Yedin mi?

-Yedim.

Adlar Türkçede tümcenin yüklemine göre belli

durum ekleri alırlar. Türkçede durum (hal) ekleri

temelde 5 tanedir. Bazı kitaplar [ile/-(y)lA]

araç ekini de durum eklerine dâhil ederek 6

tane olduğunu belirtir. 1

1. Yalın durum

Nesne veya varlığın herhangi bir ad durum eki

almamış olma durumudur.

Mehmet kitap okuyor.

Ayşe yemek yiyor.

1 Fatma Erkman Akerson Dile Genel Bir Bakış s.138

20 hanabi / mart 2016


2. [-(y)I] Belirtme durumu

Eylemden etkilenen nesne veya varlığı belirtir.

Mehmet kitabı arkadaşına vermiş.

Çorabını buldun mu?

3. [-(y)A] Yönelme durumu

Eylemin nesne veya varlığın nereye yönlendirdiğini

gösterir.

Hasan Kızılay’a gidecek.

Ayşe bahçeye çıktı.

4. [-DA] Bulunma durumu

Nesne veya varlığın bir yerde bulunma durumunu

gösterir.

Aykut bahçede oynuyor.

Ali Ankara’da okuyor.

5. [-DAn] Çıkma durumu

Nesne veya varlığın bir yerden veya bir durumdan

ayrılmayı gösterir.

Gamze okuldan eve geldi.

Kaan benden kalem aldı.

6. [ile/-(y)lA] Araç durumu

Türkçede bazı araştırmacılar tarafından hal

eki olarak kabul edilmektedir. Kimi zaman ilgeç

kimi zaman bağlaç olarak kullanılır.

Ali arkadaşlarıyla oyun oynuyor.

Kitapla kalemi masaya koy.

Japoncada ise “Joshi” adı verilen ilgeçlerle

ad durum eki anlamı verilir. Türkçedeki durum

eklerinin aksine Japoncada ilgeçler ünlü veya

ünsüz uyumuna bağlı ses değişimlerine uğramaz.

Türkçede durum ekleri art arda kullanılamazken,

Japoncada bu mümkündür.

Japoncada ad durum ilgeçleri 10 tanedir. Bazı

ilgeçler Türkçenin aksine birden fazla durum

belirtebilir. Türkçedeki karşılıklarıyla beraber

aşağıdaki gibidir:

が (ga) : yalın durum/[-(y)I] belirtme durumu

を (wo) : yalın durum/[-(y)I] belirtme durumu/

[-DEn] çıkma durumu

の (no) : [-(n)In] ilgi durumu/ -olan/ -ki

に (ni) : [-DA] bulunma durumu/[-(y)A] yönelme

durumu

へ (e) : [-(y)A] yönelme durumu

と (to) : [ile/-(y)lA] araç durumu

で (de) : [-DA] bulunma durumu/ [ile/-(y)lA]

araç durumu

から (kara) : [-DAn] çıkma durumu

より(yori) : [-DAn] çıkma durumu

まで (made) : [-(y)A] yönelme durumu + kadar

元 気

げんき

ゲンキ

genki

freepik.com

mart 2016 / hanabi 21


が (ga)

Yalın durum ve [-(y)I] belirtme durumunu

gösterir. Türkçede yalın durumda hiçbir ek

yokken Japoncada “ga” alır.

コンサートで 音 が 大 きかったです。

Konsāto de oto ga ookikatta desu.

Konserde ses yüksekti.

Japoncada Türkçenin aksine belirtili belirtisiz

nesne ayrımı yoktur. Bu nedenle her zaman

belirtme durumu ilgeci kullanılır.

ハンバーガーが 好 きです。

Hambāgā ga suki desu.

Hamburgeri seviyorum.

を (wo)

Yalın durum/[-(y)I] belirtme durumu/[-DAn]

çıkma durumlarını gösteren ilgeç, temel olarak

belirtme durumunu gösterir. Türkçedeki

belirtme durumuyla benzerlik gösterir.

リンゴを 買 います。

Ringo wo kaimasu.

Elma alacağım.

顔 を 洗 います。

Kao wo araimasu.

Yüzümü yıkayacağım.

授 業 を 始 まります。

Jugyō wo hajimarimasu.

Derse başlayacağım.

の (no)

Türkçedeki karşılığı olan [-(n) I n] ilgi durumu/

-olan/ -ki anlamındaki ilgeç, genelde

adla yüklem arasındaki ilişkiyi belirtir. Japoncada

ad tamlamaları “no” ile yapılır.

父 の 本

Chichi no hon

Babamın kitabı

Japoncada ilgeçler birlikte kullanılabilir. Bu

durum Türkçedeki hal eklerinin birbiriyle kullanılamaması

durumundan farklıdır.

母 からの 手 紙

Haha kara no tegami

Annemden gelen mektup

に (ni)

Türkçede [-DA] bulunma durumuna benzer

bir kullanıma sahiptir, fakat oturmak, bulunmak,

konaklamak gibi fiillerle sınırlıdır.

家 族 はアンカラに 住 んでいます。

Kazoku wa Ankara ni sundeimasu.

Ailem Ankara’da yaşıyor.

[-(y)A] yönelme durumu anlamı, varış noktası

veya dolaylı bir nesne belirtir.

飛 行 機 に 乗 ります。

Hikõki ni norimasu.

Uçağa bineceğim.

へ (e)

Türkçedeki [-(y)A] yönelme durumunu karşılayan

ilgeç, yön veya varış noktası belirtir. İşlevi

Türkçeyle aynıdır. “Ni” ilgecine göre daha

geniş kapsamlıdır.

バフチェリへ 行 きましょう。

Bafuçeri e ikimashō.

Bahçeli’ye gidelim.

と (to)

Türkçede [ile/-(y)lA] araç durumunu karşılayan

ilgeç, iki kişi tarafından yapılan bir eylem

olduğunu belirtir.

母 と 買 い 物 します。

Haha to kaimono shimasu.

Annemle alışveriş yapacağız.

22 hanabi / mart 2016


で (de)

Türkçede [-DA] bulunma durumunu karşılayan ilgeçtir. İşlevi

Türkçeyle aynıdır. “Ni” ilgeciyle arasındaki fark, “ni” ilgecinin süreklilik

belirten eylemlerden önce gelmesi, “de” ilgecinin ise hareketlilik

belirten eylemlerin arkasından gelmesidir.

友 達 とアルサンジャクで 会 います。

Tomodachi to Arusancaku de aimasu.

Arkadaşlarla Alsancak’ta buluşacağız.

から (kara)

Türkçedeki [-DAn] çıkma durumuna benzer bir işlevi olan ilgeç bir

zaman veya yerin başlangıcını belirtir.

アンカラからイズミルまで 車 で9 時 間 かかります。

Ankara kara İzmiru made kuruma de 9 jikan kakarimasu.

Ankara’dan İzmir’e arabayla 9 saat sürüyor.

より(yori)

Daha çok resmi dilde kullanılan ilgeç “kara” gibi [-DAn] çıkma durumunu

karşılar. Aynı zamanda karşılaştırma görevi de üstlenir.

社 長 よりご 挨 拶 がございます。

Shachō yori goaisatsu ga gozaimasu.

Müdürümüzün size selamı var.

日 本 語 は 英 語 より 難 しいです。

Nihongo wa eigo yori muzukashiidesu.

Japonca İngilizceden daha zordur.

まで (made)

Türkçede bulunmayan, [-(y)A] yönelme durumu + kadar olarak

tanımlanan ilgeç, bir eylemin ne zamana kadar yapıldığını belirtir.

昨 日 は5 時 まで 授 業 がありました。

Kinō wa 5 ji made jugyou ga arimashita.

Dün beşe kadar dersim vardı.

Bu yazıda Japonca ve Türkçenin küçük bir bölümünü karşılaştırdım.

Burada yazdıklarım Türkçe ve Japoncanın benzer yönleri

olduğunu gösteriyor. Fakat kendi deneyimlerime göre Japonca

öğrenirken farklılıkların benzerliklerden daha çok olduğunu söyleyebilirim.

Ama bu benzerlikler başta öğrenirken kolaylık sağlıyor.

Bu konuda daha fazlası için yandaki kaynaklara göz atabilirsiniz.

meraklısına:

Bozkurt, M. Altay Dil Ailesi ve

Japoncanın Türkçe ile Akrabalığı

Sorunu

Brown, K., & Ogilvie, S. (2010).

Concise encyclopedia of

languages of the world. Elsevier.

Erkman-Akerson, F. (2008). Dile

genel bir bakış. Türkçe örneklerle,

Multilingual, İstanbul.

Frellesvig, B. (2010). A history

of the Japanese language.

Cambridge University Press.

Gencan, T. N. (2001). Dilbilgisi,

Tek Ağaç.

Tekmen, A. N., & Takano, A.

(2007). Japonca dilbilgisi. Engin.

mart 2016 / hanabi 23


Japon Müziğinin

Kalbinde Bir Ritim

Yazı: Özlem Burcu ÖZTÜRK

İki tarafına hayvan derisi gerilerek yapılan ve “bachi”

denilen iki tahta sopa ile çalınan bir davul olan taiko,

bin yılı aşkın süredir Japon müziğine can vermesi ve

özellikle de Japon festivallerinde “hayashi” müziğinde

oynadığı rolü ile bilinmektedir.

24 hanabi / mart 2016

UCLA KYODO TAIKO


Hayashi ritim müziği, Japonya’da festivallerde

Noh ve Kabuki performanslarında çalınan bir Japon

müziği tarzıdır. Bu müzik türünde genellikle

taiko, flüt, tsuzumi (elde çalınan küçük davul),

shamisen (bachi adı verilen bir mızrap ile çalınan

üç telli bir Japon çalgısı) ve gong kullanılır. Noh,

klasik Japon tiyatrosunun bir türüdür. Günümüzdeki

taikoların temelini Noh tiyatrosunda kullanılanlar

oluşturmaktadır. Kabuki ise özellikle Edo

döneminde(1603-1868) popüler olan bir tiyatro

çeşididir. Onlarca çeşit taiko, Kabuki tiyatrolarında

kullanılmıştır.

Taiko kelimesi Japon davul çalma stili, davul

grubu ya da davul için kullanılabilmektedir. Ayrıca

taiko “büyük davul” anlamına gelse de birçok

şekil ve boyutlarda taiko bulunmaktadır. Bazıları

diğer kültürlerden geçmiş, bazıları ise doğal olarak

Japon kültüründe gelişmiştir.

TAIKO ON

TAIKO SRBIJA

Taiko ile ilişkili şeyleri anlatırken kullanılan “daiko”

kelimesi bileşik kelime oluşturulurken “T”nin

“D” sesine dönüşmesiyle ortaya çıkmış, belirli bir

tip davul, taiko grubu ya da birçok çeşit taiko çalım

stilini anlatan kelimenin sonuna eklenmiştir.

Wadaiko kelimesi özellikle Japonya temelli taiko

için kullanılmaktadır.

TAIKO MEANTIME

UCLA KYODO TAIKO

TAIKO KAI, UNIVERSITY OF WASHINGTON

mart 2016 / hanabi 25


Taiko davulcuları performans sırasında taikoları

sadece bir enstrüman olarak görmemekte, aynı zamanda

Taikoda şu dört ilkeyi dikkate almaktadır;

Tavır... Kata (form)... Müzik Tekniği... Ki (Enerji)...

Örneğin tavır, kendine, diğer davulculara ve enstrümanlara saygıyı ve

hem akıl hem vücut disiplinini ifade etmektedir. Bir davulcu koreografiyi

uygularken, hem kendi beden hareketlerini algılar

hem de diğer davulcularla etkileşime geçer.

Bu dört ilke ile taiko davulcuları, sanatın kendi kişiliklerinin bir parçası

olduğuna ve bunun varoluş ve hayatı ifade şekli olarak görüldüğünde ise

nihai taiko ifadesine ulaşılabildiğine inanmaktadır.

TAIKOZ, fotoğraf: Mike CHIN

26 hanabi / mart 2016


SACRAMENTO TAIKO DAN

Taiko Tarihi

Taikonun geçmişinin 6.yüzyıla kadar uzandığını, keşfedilen bir mezarda bulunan kilden

yapılmış taiko çalan adam figüründen anlamaktayız.

Antik Japonya’da dinî festivallerde duaları Tanrılara iletmek için çalınan taiko, aynı

zamanda Kabuki ve Noh tiyatrolarına müzikte eşlik etmiştir.

Sadece son 50 yıldır sahne performansı olarak sergilenmekle beraber, 1970’lerde Japon

hükümetinin kültürel değerleri korumak için verdiği mali destek ile bazı yerel kuruluşlar

taiko grupları kurarak yerel taiko ritimlerini festivallere taşımıştır.

Zaman içerisinde taiko, uluslararası turneye çıkan Kodo ve Ondekoza gibi gruplarla

dünyaca ün kazanmış; ABD, Kanada, Avrupa, Avustralya ve Güney Amerika’ya yayılmıştır.

Sadece Kuzey Amerika’da yaklaşık 150 taiko grubu bulunmaktadır.

Japonya’da özellikle çocukların wadaiko ya da taikonun heyecanını yaşamaları için

pek çok imkân bulunmaktadır. Yerel festivaller ve okul aktivitelerinin yanı sıra, şehirlerdeki

taiko okullarının sayısı da gün geçtikçe artmaktadır.

Bilimsel araştırmalar taikoya vurmanın zihinsel olarak rahatlatıcı bir etkisi olduğunu

ve beynin enerjik hale gelmesini sağladığını göstermiştir. Bu yüzden de bazı insanlar

sadece sağlık için taiko çalışmalarına katılmaktadır.

Hatta Tokyo’daki okullardan biri taiko içeren bir aerobik egzersizi çeşidi geliştirmiştir.

Ayrıca oyun salonlarında da wadaikolar oldukça popülerdir. Hatta artık evlerimizdeki

oyun konsollarında ve telefonlarımızda oynayabileceğimiz davul oyunları geliştirilmiştir.

Böylelikle karaoke tarzında hem çocuklar hem yetişkinler taiko çalmaya ve taiko

temposunun keyfini çıkarmaya başlamıştır.

En geniş taiko, dört yüzyıldır davul yapım işinde olan Asano Taiko tarafından Ishikawa

Bölgesinde yaklaşık 12 kişinin bir senelik uğraşıyla yapılmış ve Guiness Rekorlar

kitabına girmiştir. Yapımı için uygun olan ağacın Afrika’da aranıp bulunması 3 seneyi

bulmuştur. Yapımı tamamlandığında yaklaşık 4 ton ağırlığında bir davul olmuş ve dahası

her bir davul yüzeyi bir inek derisinden oluşmuştur.

mart 2016 / hanabi 27


Taiko Çeşitleri ve Aksesuarları

Çok sayıda taiko çeşidi bulunsa da

temelde, hayvan derisinin çivilendiği

“Byou-daiko” ve gerilerek iple bağlandığı

“Shime-daiko” olarak ikiye ayırabiliriz.

En çok kullanılan taiko çeşitleri

Nagado-daiko, shime-daiko, hira-daiko,

oke-daiko’dur.

TSUNAGARI TAIKO CENTER

A. Byou-Daiko

Byou-daiko’ların kullanımı

kolay olsa da yapımı

zahmetli olduğu için pahalı

bir taiko çeşididir. Ancak

bakımı yapıldığı takdirde

uzun süre çalınabilmektedir

ve genellikle festivallerde

kullanılmaktır.

Nagado-Daiko

Nagado-daikonun (gövdeleri uzun taikolar) köklerinin Çin

veya Kore’ye dayandığı düşünülmektedir. En çok kullanılan

davul tarzı olan Nagado-daiko, modern kumi-daiko stilinde

en çok çalınan davuldur.

Nagado-daikolar boyutlarına göre anılmakta olup davul

çapları söylenirken geleneksel Japon ölçüsü Shaku kullanılmaktadır.

(1 Shaku = 30,3cm)

Ko-daiko ( yaklaşık 1-1,5 shaku),

Chu-daiko (orta boy oluyor ve 1,6 -2,8 shaku);

Odaiko (büyük davul ve yaklaşık boyutları 2,9-6 shaku’dan

fazla oluyor)

Odaiko terimi büyük davullar için kullanılsa da genellikle

3-6 shaku çapındaki nagado-daikolar için kullanılmaktadır.

3 ton ağırlığında olabilen odaikolar tapınaklar için yapılmakta

ve yüz binlerce dolara mal olmaktadır.

Hira-Daiko

Hira-daikonun farklı boyutları bulunmaktadır. Küçük olanların

kumi-daikoda yeri olmasa da Hayashi müziğinde orkestral

enstrüman olarak kullanılmaktadır. Nagado-daiko

boyutlarındaki Hira-daiko ise, Nagado-daiko’ya göre çok

daha düşük bedellerle alınabilmektedir.

Hira-daiko’ların taşınması ve küçük kapılardan geçmesi

Nagado çeşidi Odaikolardan daha kolay olduğundan bazı

taiko gruplarının tercihi olmaktadır. Boyutlarının makul olmasının

yanı sıra en büyük boy Odaiko’nun bas sesine ve

yüksek sesine ulaşabilen bir davul çeşididir.

28 hanabi / mart 2016

TSUNAGARI TAIKO CENTER


SENRYU

Oke-Daiko

Her boyutta olan Oke-daikolar bizdeki bando davulları gibi

boyuna asılarak kullanılabildiği için özellikle yürüyüş ve

geçit törenleri için çok uygundur. Çıkardığı ses Nagadodaiko’dan

çok daha yumuşaktır.

B.Shime-Daiko

TAIKO ON

Shime kelimesi, Japoncada

“sıkıca bağlamak”

anlamındaki shimeru

kelimesinden gelmekte

olup, shime-daikonun,

byou-daiko’dan farklı olarak

Japonlar tarafından icat

edildiğine inanılmaktadır.

Bachi

Klasik Japon müziğinde kullanılan kotsuzumi ve ootsuzumi

dışında bütün davullar bachi denilen sopalarla çalınmaktadır.

Bachilerin de çeşitleri bulunmaktadır;

Sert ağaçtan yapılan bachiler, nagado-daiko’da;

Daha yumuşak ağaçtan yapılan daha geniş bachiler

Odaiko’da; küçük hafif bachi’ler ise shime-daiko’da kullanılmaktadır.

Ayrıca bachi seçimi performansa renk kattığı için, bambudan

yapılan ya da ışıltılı dekora sahip bachiler de bulunmaktadır.

TSUNAGARI TAIKO CENTER

mart 2016 / hanabi 29


SAN JOSE TAİKO

BAKUHATSU TAIKO DAN

SAKURA NO KI DAIKO

Giyim

Performanslar sırasında birçok

farklı giysi kullanılır. Çoğu kumidaiko

grubu, ince kumaştan yapılan

dekoratif ceket olan happi

giyerken, kafasına hachimaki

denilen geleneksel bir bant takar.

Bol pantolon olan momohiki, geleneksel

Japon çorabı tabi ve bir

çeşit önlük olan haragakenin de

kullanıldığı görülür.

TAIKOZ, fotoğraf: Karen Steains

CHARLESTON

30 hanabi / mart 2016


UCLA KYODO TAIKO

SAN FRANCISCO TAIKO DOJO

Kumi-Daiko Stili

Taikonun stili, taiko müziğine ve

çalan kişinin stiline göre değişebilmektedir.

Aslında geleneksel

olarak taikoların stilleri belli olsa

da, son dönemlerde oluşan modern

kumi-daiko stili gruplar ile

kısıtlamalar ortadan kalkmıştır.

Kumi-daiko, Japon davul birliğinin

modern sanatı diyebiliriz. Son 50

yılda Japonya’da 80.000’den fazla

taiko grubu oluşmuştur. Şimdi

ise dünyanın her yerinde Japon

davul sanatını sergileyen gruplar

ile karşılaşmak mümkündür.

Kumi-daiko stili, 1951 yılında caz

davulcusu Daihachi OGUCHİ tarafından

yaratılmıştır. OGUCHİ,

taikonun caz ile neden kullanılmadığını

merak edip taiko geleneğini

değiştirmiştir.

Kumi-daiko gruplarında sesi tamamlamak

için gongtan flüte birçok

yan enstrüman kullanılmaktadır.

SENRYU

STANFORD TAIKO

mart 2016 / hanabi 31


ÖNDE GELEN TAİKO GRUPLARI

Kodo

Kodo iki anlam taşımaktadır;

ritmin temel kaynağı olan “kalp

atışı” ve Kodo grubunun çocuk

kalbi sadeliğindeki davul çalma

tutkularını anlatan “davulların

çocukları”...

Ondekoza

Ondekoza davul grubu 1969

yılında Japonya’nın Sado

Adası’nda kurulmuş olup

Amerika, İtalya, İsviçre, Almanya

ve Rusya gibi pek çok ülkede

performans sergilemiştir.

1981 yılında Berlin Festivali’nde

yaptıkları çıkıştan bu yana 5

kıtada 47 ülkede 5.600’den fazla

performans sergilemişlerdir.

Performanslarındaki “Bir Dünya”

başlığı, kodonun kültür ve dil

farkından kaynaklanan sınırları

aşma amacını yansıtan bir tema

içermiştir.

Performanslarının yanında

binlerce okul çağındaki çocuk

ile “Okul Atölye Çalışmaları”na

katılmışlardır.

Aynı zamanda birçok uluslararası

festivalde yer almış, film

müziklerine katkıda bulunmuş

ve küresel sanat performansına

liderlik etmişlerdir.

2002 yılındaki Kore-Japonya

ortaklığında düzenlenen FIFA

Dünya Kupası için resmi

marş yayınlamış ve Kupa’da

performans sergilemişlerdir.

2009 yılında “Japon

İmparatoru’nun Tahta Çıkışının

20. Yılı Kutlama Töreni”ninde de

çalmışlardır.

2012 yılında ise “Dünya Turu –

Büyük Doğu Japonya Depremi’ni

Aşarak” adlı konserde, 2011

yılında meydana gelen Büyük

Doğu Japonya Depremi

sonrasında tüm dünyadan gelen

yardımlara teşekkür etmek

amacıyla Birleşmiş Milletler New

York Genel Merkezi başta olmak

üzere dünyanın çeşitli yerlerinde

konserler düzenlemiştir.

Türkiye’deki ilk turu olan “Davula

Ruh Kat”, İstanbul ve İzmir’de

geçtiğimiz aylarda Japonya

ve Türkiye arasındaki dostluk

ilişkilerinin temeli olarak bilinen

Ertuğrul Fırkateyni Faciasının

125.yıldönümü etkinlikleri

kapsamında gerçekleştirilmiştir.

Birgün Türkiye’de de taiko gruplarının kurulduğunu görmek dileğiyle...

32 hanabi / mart 2016


yazıda fotoğrafları yer alan taiko grupları ile ilgili daha fazla bilgi için:

Taiko Meantime Londra, İngiltere www.facebook.com/taikomeantime

UCLA Kyodo Taiko

Los Angeles,

California

https://www.facebook.com/UCLAKyodoTaiko

Senryu Taiko Riverside, CA http://2010.senryutaiko.com/

Taiko Charleston Charleston, SC www.taikocharleston.com

Taiko On

Perth,

Batı Avustralya

https://www.facebook.com/Taiko.On.WA/

Bakuhatsu Taiko Dan Davis, CA https://www.facebook.com/BakuhatsuTaikoDan

Stanford Taiko Stanford, CA https://www.facebook.com/StanfordTaiko

Taiko Kai, the University

of Washington

Seattle, WA

https://www.facebook.com/uwtaikokai

San Francisco Taiko Dojo San Francisco, CA www.sftaiko.com

Sacremento Taiko Dan Sacramento, CA https://www.facebook.com/Sactaiko

Taiko Srbija Belgrad, Sırbistan www.taiko-srbija.rs

Sakura No Ki Daiko Frankfurt, Almanya www.lian-sakura-no-ki-taiko.de

Taikoz Sydney, Avustralya https://www.facebook.com/TAIKOZfan

Fotoğraflar çin tüm taiko gruplarına teşekkür ederiz. We would like to thank all the Taiko groups for their photos.

meraklısına:

Ondekoza Bilgi: http://www.aassm.org.tr/Etkinlik_Bilgi/ONDEKOZA/605

Taiko Giyim: https://en.wikipedia.org/wiki/Taiko#cite_note-FOOTNOTEKonagaya2005150-139

Guiness Rekorlar kitabına giren Taiko: http://web-japan.org/kidsweb/archives/news/96-11/taiko.html

http://tamashii.co.nz/about/taiko/

http://worldsphere.net/

http://web-japan.org/kidsweb/meet/taiko/taiko02.html

http://www.taiko.com/

http://www.kodo.or.jp/general/index_en.html

mart 2016 / hanabi 33


GE

GA

Yetİşkİnler İçİn CİDDİ manga!

Yazı: Arda Cem KUYUCU

Manga denildiğinde genelde insanların aklına nasıl bir kavram gelir?

Büyük parlak gözler, küçük burunlar, genel olarak abartılı mimikler

ve duygu patlamaları… Mangayı batı tipi çizgi romanlardan ayıran en

önemli özelliklerden biri, hitap ettiği kitlenin yaş aralığına ve cinsiyetine

göre farklı sınıflara ayrılmasıdır. Örneğin, erkek çocuklara hitap eden

mangalar shounen, aynı şekilde kız çocuklara yönelik olanlar shoujo,

yetişkin erkeklere yönelik mangalar seinen ve kadınlar için olanlar da

josei olmak üzere hedef aldığı kitleye göre adlandırılır. Zaman zaman

yetişkinlere yönelik olan seinen mangaların bir alt sınıfı olarak kabul

edilen “Gekiga” sınıfına gelelim.

34 hanabi / mart 2016


Tarihçesine bakıldığında gekiga kavramının hemen hemen manga

kavramı kadar eski olduğu görülür. Modern anlamda mangalar özellikle

İkinci Dünya Savaşı sonrasında 1945-1952 yılları arasında Walt

Disney, King Features Syndicate gibi firmaların Mickey Mouse, Kedi

Felix, Güngörmüşler gibi gazetelerde bant olarak yayınlanan çizgi

serilerin Japon geleneksel resim sanatının etkileşimiyle ortaya çıkar.

İlk dönemlerde çoğunlukla çocuklara yönelik olan bu mangaların

öncüsü olarak Osamu TEZUKA (1928-1989)’nın çalışmalarını kabul

edebiliriz. Ancak bu ilk dönemde mangalar genelde göreceli olarak

daha küçük bir yaş kitlesine hitap eden Tetsuwan Atom (Astro Boy)

gibi macera bantlarını ya da daha genel bir yaş kitlesine hitap eden

Sazae-San gibi komedi çizgi bantlarını içeriyordu. Japonya çapında

mangaların popülaritesinin büyük patlama yaptığı 50’li yılların sonuna

doğru bazı genç çizerler daha farklı sanatsal ve edebi taleplerini

dile getirmeye başladılar.

Gekiga stilinin başlangıcını 1957 yılında Nagoya’da bulunan Central

Library (セントラル 文 庫 ) isimli küçük bir yayınevinden çıkan Yoshihiro

TATSUMİ (1935-2015)’nin “Hayalet Taksi” ( 幽 霊 タクシー)

serisine dayandırabiliriz. TATSUMİ, aynı zamanda, daha ciddi, gerçekçi

ve karanlık anlatıma sahip olan serileri çocuklara yönelik diğer

mangalardan ayırmak için Gekiga terimini ilk defa kullanan sanatçıdır.

TATSUMİ, sonrasında otobiyografik esintiler taşıyan “Sürüklenen

Hayat” (Gekiga Hyōryū 劇 画 漂 流 ) serisini yaratmıştır. Bu seride

TATSUMİ’nin kahramanı olan “Hiroshi” 1945-1960 yılları arasındaki

çalkantılı bunalım döneminde ailevi sıkıntılar, kardeşinin hastalığı

gibi sorunların arasında savaş sonrası dönemde sıkı bir rekabetin

olduğu manga piyasasında tutunmaya çalışır; Hiroshi idolü olan

Osamu TEZUKA ile aynı basamakları tırmanmayı hayal eder ki gerçek

hayatta da TATSUMİ, idolü olan TEZUKA ile hem meslektaş hem

de bir nevi stilistik rakip olmuştur. TATSUMİ’nin çalışmaları ona çok

sayıda Eisner Ödülü, Japon Mangaka Topluluğu Ödülü ve sonunda

Tezuka Osamu Kültür Ödülü’nü kazandırmıştır.

Gekiga’yı

Türkçeye

“dramatik

resimli

öykü” olarak

çevirebiliriz.

Gekiga’yı diğer

mangalardan

ayıran temel

özelliği

yetişkinlere

hitap etmesinin

yanında hikâye

anlatımı,

çizim ve konu

bakımından

daha gerçekçi ve

ciddi bir akışı

takip etmesidir.

Yoshihiro TATSUMİ’nin otobiyografik serisi “Sürüklenen Hayatlar - Gekiga

Hyōryū”「 劇 画 漂 流 」’dan kareler. Büyük hayranlık duyduğu Osamu TEZUKA’nın

ölümünden sonra yazarın iç dünyası.

mart 2016 / hanabi 35


Sanpei SHİRATO’nun “Ninja Bugeichō” 「 忍 者 武 芸 帳 」serisindeki ayaklanan

köylüler ve onlara yardım eden kaçak Ninja grubu 60’lı yılların politik öğrenci

ayaklanmaları ile paralellikler taşır.

Aynı yıllarda, TATSUMİ’nin ilk eserlerinin etkisiyle

Osaka ve Kansai bölgesinin diğer şehirlerden

çok sayıda genç çizer, bu tarzda yeni

eserler üretmeye başlar. Bu dönemde hemen

hepsi genç ve ergen amatörlerden oluşan bir

grup yazar ve çizer kendileri gibi genç erişkinlere

hitap eden daha gerçekçi ve politik bir

manga formunu oluşturur. 50’li yıllarda büyük

şehirlerde kırsal bölgelerden çalışmaya gelen

düşük ücretli fabrika işçilerinin sayısında büyük

bir patlama yaşanmaktadır. Çoğu oldukça

genç olan bu işçiler için, kiralık kitaplar olarak

yayınlanan mangalar nadir eğlence kaynaklarından

biriydi. Bu kitleye yönelik ortaya çıkan

ilk dönem gekigaları toplum ve politika ile ilgili

yeni bir görsel gerçekçilik sunuyordu. Dönemin

sanatçılar arasında TSUGE Tagao, TSU-

GE Yoshiharu, TAKAHASHİ Shinji ve SAİTŌ

Takao’yu sayabiliriz.

Ancak gekigaların zirve dönemini simgeleyen

yapıt, 1959-1962 yılları arasında yayınlanan

Sanpei SHİRATO’nun “Ninja Bugeichō”sudur.

Siyasal olarak etkin sosyalist bir ressamın

oğlu olan Shirato’nun kahramanları, 16. yüzyılda

zalim ve sömürgeci derebeylerine karşı

köylüleri, fakirleri ve her zaman ayrımcılığın

kurbanı olmuş Buraku (Japonya’da kastlar altında

sayılan insanların oluşturduğu topluluk)

halkını savunan bir grup kaçak ninjadır.

Bu seriyi takip eden “Kamui” serisinde de SHİ-

RATO yine benzer bir konuyu anlatır; Buraku

kökenli ve Ainu dilinde bir isme sahip olan

Kamui bağlı olduğu klandan kaçmış bir ninjadır.

Bir yandan klanının gönderdiği katillerden

kaçarken, diğer yandan uğradığı yerlerde derebeyleri,

haydutlar, açlık ve hastalığın pençesindeki

fakir halka elinden geldiğince yardım

etmeye çalışır. Bu yönüyle SHİRATO’nun eserleri

bir tarihsel macera çerçevesinin arkasında

hem Japon aşırı sağ çevreleri tarafından

yüceltilen feodal değerlere hem de modern

zamandaki kapitalizm sömürüsüne yönelik

bir başkaldırıyı dillendirir. 1960’lı yıllardan

itibaren öğrenci isyanları, politik çalkantılar,

Vietnam gibi ülkelerdeki çatışmalar ile birlikte

mangalardaki konular gittikçe sol görüşe

doğru kaymaya başlar.

36 hanabi / mart 2016


Sanpei SHİRATO’nun eserlerinin yayımlandığı

sol görüşlü manga dergisi GARO, 1964 yılında

yayınlanmaya başlar. Gerçek anlamda bir

gekiga patlamasının yaşandığı 60’lı yıllarda

GARO dergisi hem politik öğrenci ve işçi eylemleri,

hem ANPO (ilk olarak 1952 yılında

imzalanan, 1960 yılında da süresi uzatılan

Amerika ve Japonya arasındaki güvenlik antlaşması)

karşıtı eylemlerde önemli rol oynar.

Başlangıçta mavi yakalılılar arasında kabul

gören SHİRATO’nun tarihsel temaları zamanla

“Zengakuren” adı verilen öğrenci hareketleri

ile birleşir. SHİRATO’nun gekigaları bu özelliklerinden

ötürü mangaların okuyucu kitlesinin

çocuklardan genç ve erişkinlere yayılmasında

önemli bir rol oynamıştır.

Bu dönemde “Jump” ve “Magazine” gibi haftalık

manga dergilerde de siyasi ve toplumsal

eleştiri içeren seriler yayımlanır. En çok

ses getiren serilerden biri “Ashita no Joe”dur

(Yarının Joe’su). Tetsuya CHİBA’nın çizip İkki

KAJİWARA’nın yazdığı bu seride yetimhanelerde

büyümüş kimsesiz ve sorunlu bir genç

olan Joe Yabuki boksa başladıktan sonra

yavaş bir karakter dönüşümüne uğrar ve sonunda

saygıdeğer, başarılı ve yardımsever bir

insan olur. “Ashita no Joe” özellikle üniversite

kampüslerini işgal eden öğrencilerin ve

işçilerin sembolü olmuştur. Hatta Waseda

Üniversitesi’nde yayınlanan bir öğrenci gazetesinde

şu sözler geçmiştir: “Sağ elimizde

Asahi gazetesi, sol elimizde ise Magazine

var”. Bu sözler 60’ların sonu ve 70’lerin başında

gekigaların oynadığı siyasi rolü anlatmaktadır.

Bu dönemde özellikle okul aile birikleri,

mangaları öğrencileri isyana ve şiddete

teşvik etmekle suçlamaya başlamıştır. Bazı

aşırı sağcı ve dini topluluklar da bu dönemde

mangaların yasaklanması için kampanyalar

başlatır.

mart 2016 / hanabi 37


Kozure Ōkami「 子 連 れ 狼 」ve Kubikiri Asa,

「 首 斬 り 朝 」gibi serilerin yaratıcısı

Goseki KOJİMA ve Kazuo KOİKE’nin

bir başka tarihsel gekigası da

Hattori Hanzo’nun hayatını anlatan

Hanzō no Mon’dur.「 半 蔵 の 門 」

Bu süreçte 60’lı yıllardaki James Bond, Aziz,

Tatlı Sert gibi sinema ve televizyon serilerinden

esinlenmiş casusluk ve polisiye macera

serileri de öne çıkar. Takao SAİTO’nun Golgo

13’ü duygusuz, çelik gibi sinirlere sahip profesyonel

bir suikastçinin maceralarını anlatır.

Monkey Punch’ın Lupin III’ü ise Fransız yazar

Maurice LEBLANC’ın kibar hırsız Arsen

Lüpen’in üçüncü kuşak torununun komediyle

karışık hırsızlık ve casusluk maceralarını anlatır.

Bu dönemde ayrıca üzerinde durulması gereken

başka bir başyapıt “Kozure Ōkami”dir

(Yalnız Kurt ve Oğlu). Kazuo KOİKE’nin yazıp

Goseki KOJİMA’nın çizdiği bu seride, Edo

döneminde Yagyu ailesinin planladığı bir

komplo ve iftira sonucu gözden düşen, karısı

öldürülen ve seppuku yapması emredilen

Shogun’un eski baş celladı Ogami İtto intikam

yemini eder. Tüm samuray ilkelerini reddederek

Meifumedo (Budist cehennemi) yolunu

seçen İtto bebek yaştaki oğlu Daigoro’yu da

yanına alarak Yagyu ailesini yok etmek için

“kiralık bir kılıç” olarak tüm Japonya’yı baştan

başa gezer.

Kazuo KOİKE ve Goseki KOJİMA sonraki yıllarda

“Hanzō no Mon” ve “Kubikiri Asa” gibi

önemli yapıtlara hayat vermiştir. Kazuo KOİ-

KE, aynı zamanda üniversitede gekiga sanatını

öğrettiği “Gekiga Sonjuku” isimli bir ders

vermektedir.

Takao SAİTO’nun

buzdan yüz ifadesi

hiç değişmeyen

mükemmel

soğukkanlı

suikastçisi

Golgo 13. Eğer

fiyatını öderseniz

yeryüzünde

öldürtemeyeceğiniz

kimse yoktur.

38 hanabi / mart 2016


TEZUKA’nın en ciddi iki mangasından biri “Adolf!”

「アドルフに 告 ぐ」

Gekigaya olan talep patlamasının etkisiyle Osamu TEZU-

KA gibi popüler mangaların öncüleri bile yetişkinlere yönelik

eserler çizmiştir. Hatta Osamu TEZUKA bu tarzda dört

başyapıta imza atmıştır: “Adolf”, “Buda”, “Kirihito Sanka” ve

“Hinotori”. Adolf, İkinci Dünya Savaşı sırasında isimleri Adolf

olan üç farklı kişinin öyküsünü anlatır; Japonya’da yaşayan

bir Yahudi olan Adolf Kamil, yarı Alman yarı Japon olan Adolf

Kaufmann ve diktatör Adolf Hitler.

Aynı zamanda tıp doktoru olan TEZUKA’nın Black Jack’ten

sonra tıbbı konu alan ikinci mangası “Kirihito Sanka” ise çok

daha ciddi bir tona sahiptir ve insanlarda hayvan benzeri deformasyonlara

neden olan salgın bir hastalığın gizemini çözmeye

çalışan idealist doktor Kirihito Osanai’nin maceralarını

anlatır.

Kendisi agnostik olan TEZUKA, “Buda” adlı eserinde Siddharta

Gautama’nın hayatını anlatır. Bu eserin ilginç yanı dini

bir konuya sahip olmasına rağmen yer yer şiddet, cinsellik

ve TEZUKA’ya özgü durum komedisi içermesidir. “Hinotori”

(Anka kuşu) ise TEZUKA’nın kendi sözleriyle “hayatının

eseri”dir. Fanteziden bilimkurguya, tarih öncesinden geleceğe

uzanan binlerce yılı kapsayan 12 ciltlik bu eserinde TE-

ZUKA reenkarnasyon ve insanoğlunun ölümsüzlüğü arayışını

anlatır.

“Kirihito Sanka” (Kirihito’ya

Övgü), hastaların vücudunda

köpeğe benzemelerine yol açan

deformasyonlara neden olan

bir salgın hastalığın gizemini

çözmeye çalışan idealist

Doktor Kirihito’nun trajedik

mücadelesini anlatır.

mart 2016 / hanabi 39


Katsuhiro OTOMO’nun

sinematik anlatımı,

Tokyo’daki sakin bir

apartman kompleksindeki

sakin yaşamı bir anda altüst eden

paranormal olayları anlatan

Domu「 童 夢 」“Bir Çocuğun

Rüyası”.

70’li yıllarda sanat çevrelerindeki hippi akımının

da etkisiyle yetişkinlere yönelik gekigaların

konuları daha az politiktir ve gerçeküstü

yönlere kaymaya başlar. Bu dönemde içsel

psikolojiyi, rüyaları ve gerçeküstü dünyaları

konu alan Angura (Avangart) tarzı mangalar

ortaya çıkar. Bu dönemde gekiga patlaması

da durulmuştur. Bu durulmaya karşın, gekiga

belli bir yetişkin erkek okuyucu kitlesi kitlesini

korumaya devam etmiştir. 80’lere gelindiğinde

bilim kurgu konulu yapıtların gekigalar arasında

daha sık yer aldığı görülmekte. İlk göze

çarpan Buichi TERASAWA’nın Yıldız Savaşları,

Barbarella, Uzay 1999 gibi uzay fantezilerinden,

spagetti westernlerden ve P.K. Dick,

Heinlein, E. Smith gibi yazarlardan esinlenen

fantastik uzay operası Cobra’dır.

Bu dönemdeki gekiga ve diğer manga sınıflarına

ait eserlerde sinemanın büyük etkisi görülür.

Örneğin sol kolunda güçlü bir lazer topu

bulunan uzay korsanı Cobra, Jean Paul Belmondo,

Han Solo ve James Bond’un bir harmanıdır,

zaten tip olarak da Belmondo’nun ikiz

kardeşi gibidir. Metropolis filminden fırlamış

gibi duran dişi bir robot asistana sahiptir. Yukinobu

HOSHİNO’nun yazıp çizdiği “Nisen’ichi

Ya Monogatari“ (2001 Gece Masalları) ise

Arthur C. Clarke ve Asimov gibi ciddi klasik bilim

kurgu yazarlarından ilham alır; isim olarak

da “1001 Gece Masalları” ile “2001 Bir Uzay

Macerası”na gönderme içerir.

Bu dönemde Katsuhiro OTOMO, büyük çıkışını

Tokyo’daki bir apartman kompleksinde

yaşanan paranormal olayları anlattığı korku,

gerilim öyküsü “Domu; Bir Çocuğun Rüyası”

ile yapar ve bu eseri ile Nebula’nın Japonya’daki

eşleniği olan Japon Taisho Bilim Kurgu

Ödülü’nü alır, bunu Amerika’ya göç eden

biri judo öğretmeni, diğeri gitarist iki Japonun

maceralarını anlatan “Sayonara Nippon” takip

eder.

40 hanabi / mart 2016


Politika ve suç dünyasının iç içe geçtiği bir ortamda Japonya’yı kendi ideallerine göre

şekillendirmek için önlerine çıkan her şeyi aşmaya kararlı iki arkadaşın maceraları.

“Sanctuary” 「サンクチュアリ」 Goseki KOJİMA ve Ryoichi İKEGAMİ.

OTOMO’nun cyberpunk tarzındaki eseri “Akira” ise Japonya’da büyük

başarı kazanmış ve tamamı İngilizce’yeçevrilen ilk mangalardan

biri olmuştur. Akira aynı zamanda Batı’da Japon mangalarına karşı

ilgi uyanmasında belki de en önemli rolü oynayan mangadır. Kıyamet

sonrası bir Neo-Tokyo’da geçen Akira’da OTOMO, konu olarak

sosyal izolasyon, toplumsal yozlaşma ve güç üzerinde yoğunlaşır.

OTOMO’nun eserleri oldukça iyi örülmüş konuları ve ayrıntılı çizimleriyle

dinamik bir sinematik anlatım tarzını birleştiren mükemmel

denebilecek eserlerdir. Çalışmalarında benimsediği bu sinematik

anlatım ile OTOMO, daha sonra anime ve film yönetmenliğine odaklanmıştır.

OTOMO, gekiga ve genel manga türünde yeni bir sinematik realizm

akımı başlatmıştır. Bunun etkilerini, Kazuo KOİKE’nin yazıp Ryoichi

İKEGAMİ’nin resimlediği “Crying Freeman”de görebiliriz. Ryoichi

İKEGAMİ’nin çizimleri neredeyse fotoğraf derecesinde bir gerçekçiliğe

sahiptir. Buronson’un yazıp İKEGAMİ’nin resimlediği “Sanctuary”

ve “Heat” serileri ise daha büyük başarı kazanmıştır. Sanctuary, biri

politikacı diğeri suç örgütü üyesi iki çocukluk arkadaşının Japonya’yı

eski ideallerine döndürmek amacıyla çalışmasını konu alır; bu seri,

Japonya’da kazandığı büyük başarıya rağmen, içerdiği militarist ve

aşırı sağcı fikirler nedeniyle de eleştirilerin hedefi olmuştur.

mart 2016 / hanabi 41


Naoki URASAWA’nın arkeolog ve hayatta

kalma uzmanı, eski SAS Komandosu,

yeni sigorta dedektifi olan yarı İngiliz yarı

Japon kahramanı Master Keaton

「 MASTERキートン 」.

Sıradışı yöntemlerle her türlü zor

durumdan kurtulabilen ve davaları çözen

MacGyver’ın bir üst modeli.

Modern dönemde özgün tarzları ile öne çıkan

iki önemli sanatçı Jiro TANİGUCHİ ve Naoki

URASAWA’dır. Jiro TANİGUCHİ, kara film tarzı

polisiyelerden dağcılığa kadar çok farklı tipte

gekiga serilerini resimlemiştir. Ancak belki de

en özgün eseri, dağcılığı konu alan “Kamigami

no İtadaki” (Tanrıların Zirvesi)dir. “Yawara!”,

“Master Keaton”, “Nijūseiki Shōnen” (20 th

Century Boys), “Monster” gibi ünlü serilerin

yaratıcısı olan Naoki URASAWA, özgün karakterleri,

çok katmanlı olay örgüsü, yarattığı

gizem hissi ve başta Osamu TEZUKA ve Shotaro

İSHİNOMORİ olmak üzere eski mangakalara

yaptığı göndermeler ile öne çıkar.

Roman uyarlamalarından söz açılmışken Hideki

MORİ’nin Ken’ichi SAKEMİ’nin tarihsel

bir romanından uyarladığı “Bokko”dan da

bahsetmemiz gerekir. Hikâyesi, milattan önce

200 yıllarında Çin’de geçen bu seride, Mozi

okuluna bağlı bir stratejist olan Kakuri’nin

(Çince ismi Ge Li) kuşatma altındaki bir şehre

yardıma gelmesi anlatılır. Seri ilerledikçe, Kakuri

iç savaş halindeki Çin’i dolaşırken, aynı

zamanda ülkedeki güç dengesini de sağlamaya

çalışır.

Gekiganın geçmişine odaklandığımız bu yazımıza

bir sonraki sayımızda gekiga çizim tarzlarıyla

devam edeceğiz.

meraklısına:

Kinsella, Sharon. Adult manga: Culture and power in contemporary Japanese society. University of Hawaii Press, 2000.

Johnson-Woods, Toni, ed. Manga: an anthology of global and cultural perspectives. Bloomsbury Publishing USA, 2010.

Ito, Kinko. “A history of manga in the context of Japanese culture and society.” The Journal of Popular Culture 38.3

(2005): 456-475.

https://en.wikipedia.org/wiki/Gekiga

https://en.wikipedia.org/wiki/Yoshihiro_Tatsumi

https://ja.wikipedia.org/wiki/ 劇 画

http://www.animenewsnetwork.com/house-of-1000-manga/

42 hanabi / mart 2016


OTOMOBİLDE

JAPON

STİLİ

90’LARDAN GÜNÜMÜZE

İZ BIRAKAN OTOMOBİLLER

Yazı: Erdem Özkan KELES

İllüstrasyon: Derya BAŞPINAR

Bu sayımızda Japon otomobillerinde

90’lardan günümüze tasarım

felsefesindeki değişikliği ve döneme

damgasını vuran bazı kült otomobillerin

tasarımlarını inceleyeceğiz. Ardından

tasarımın başlangıçta ve günümüzde

sahip olduğu rolü, etkiyi ve tasarım

anlayışındaki değişimi açıklamaya

çalışacağız. Sonrasında ise iyi bir

tasarım anlayışının bizce neler içermesi

gerektiğini irdeleyeceğiz.

mart 2016 / hanabi 43


90’lardan günümüze uzanan zaman

aralığında otomobil tasarımında büyük bir

değişim yaşandığını söyleyebiliriz.

Dünya çapında 90’lı yıllarda daha çok köşeli,

kama formlu* tasarıma sahip otomobiller

görülmekteydi. Yuvarlak hatlı tasarımlara

daha az rastlanmaktaydı. Japon markaların

ise artan maliyet baskısı nedeniyle

bu dönemde sahip oldukları silik ve

birbirine benzer tasarımları,

tasarım konusunu öncelikli olarak

değerlendirmediklerini bize gösteriyordu.

*Kama Formu

Otomobilin yan profilinde kullanılan

tasarım yaklaşımıdır. Özellikle

önden arkaya doğru yükselen kama

formu ile otomobil daha estetik,

atak ve harekete hazırmış gibi

görünmektedir. Bu tasarım yaklaşımı,

hâlen bazı üreticiler tarafından tercih

edilmektedir.

44 hanabi / mart 2016


Honda NSX R

Araçlar, dayanıklılık konusunda tartışmasız

şekilde başarılıyken, tasarımın öne

çıktığı modeller daha çok Toyota Supra,

Honda NSX, Mazda RX-7 gibi sportif

modellerdi. Bu modeller son derece karakteristik

dış ve farklı görünen iç mekân

tasarımları sayesinde global pazarda çok

sayıda insanın beğenisini kazandı. Sıra

dışı hikâyeleri olan bu araçlar içerisinde

harika yol tutuşa sahip Mazda RX-7 yüksek

yakıt tüketimi ve emisyon salınımının

kurbanı olurken, gövdesinin tümü alüminyumdan

üretilen Honda NSX 15 yıl süreyle

üretim bandında yer aldı ve 10 yıl sonra,

yeni NSX geçtiğimiz yıl fuarlarda tanıtıldı.

Supra ise özellikle çift turbolu versiyonu

ile Toyota’yı performanslı araçlar klasmanında

başarıyla temsil etti ancak sonunda

Mazda RX-7 ile aynı kaderi paylaştı.

Japonya iç pazarında ise Kei-Car olarak

anılan mikro otomobillerin sportif nesli,

90’lı yıllarda oldukça başarılı olmuştu.

Honda Beat, Suzuki Cappuccino ve Mazda

AZ-1, küçük boyutlarına rağmen sıra

dışı tasarımları ile Japon halkının beğenisini

toplamıştı. Günümüzde Kei Sports

Car sınıfının Japonya pazarında Daihatsu

Copen ve Honda S660 tarafından temsil

edildiğini belirtelim. İki araca da baktığımızda

ikisinin de çok şık tasarımlı olduğunu

rahatlıkla söyleyebiliriz. Ülkemizde

de satışa çıkarılmalarını diliyoruz.

mart 2016 / hanabi 45


Toyota Supra A80

Zaman ilerledikçe tasarım, tüm otomobil

firmalarında olduğu gibi, Japon üreticiler

için de daha önemli hale geldi. Bu aşamadan

sonra, geçmiş dönemde birbirine

benzemiş otomobillerin birbirinden ayırt

edilebilmesi, markaların tanınabilmesi

için firmalar tarafından özellikle önden

bakıldığında markayı tanımayı kolaylaştıracak

özgün tasarımlar (marka kimliği**)

kullanılmaya başlandı ve özellikle far,

hava girişi ve marka logosunu barındıran

ön panjur bölümünde karakteristik tasarımlar

kullanılmaya başlandı. Böylece

uzaktan bakıldığında bile bir otomobilin

hangi markaya ait olduğu kolaylıkla anlaşılabilecekti.

Öyle de oldu, örneğin bugün bir Mazda

otomobili uzaktan gördüğümüzde, modelini

bilemesek de o aracın bir Mazda

olduğunu anlayabiliyoruz. Zamanla olgunlaşan

tasarım anlayışı sayesinde pek

çok Japon otomobili, tanınmasını kolaylaştıracak

özgün tasarım öğelerine sahip

oldu. Bununla birlikte Nissan örneğinde

olduğu gibi, önceden kullandığı karakteristik

tasarımı değiştirerek farklı bir

tasarım anlayışını benimseyen firmalar

da mevcut. Marka kimliği kavramının bir

markanın tüm ürün yelpazesine yansıtılması

ise, firmanın mevcut modellerine

ilişkin üretim planlamaları çerçevesinde

biraz zaman alabiliyor.

46 hanabi / mart 2016


Tasarımlar konusunda firmalar

bünyesinde görevli karar vericilerin

vizyonu ve tasarım anlayışını taşımak

istedikleri nokta da bu konuda

önemli bir role sahip. Örnek olarak

Honda ve Toyota, tasarıma dair

vizyonunu tüm modellerine başarılı

bir şekilde yayabilmiş firmalar.

Tüm modelleri birebir şekilde birbirine

benzemese de marka ayırt edilebiliyor

ve geçmişteki ağırbaşlı tasarımlar

ortadan kaldırılmış durumda.

freepick.com

**Marka Kimligi

Otomotiv sektöründe marka kimliği

denildiğinde, firmanın ürettiği modellerin

özellikle ön bölümüne ait karakteristik

tasarım öğeleri kastedilmektedir.

mart 2016 / hanabi 47


Tasarımın Önemi

Müşterilerin beklenti ve farkındalığının

giderek arttığı küresel pazar içerisindeki

rekabet çerçevesinde firmalar imajlarını

güçlendirmek için tasarım kozunu

kullanmak durumunda. Farklı pazarların

beklentilerine göre, aynı modeli farklı tasarımla

üretmek ilgili pazarda başarı getirebilir

ancak maliyetleri de yükselten bir

durumdur. Önemli olan, tüm pazarlarda

başarı getirecek, kabul görecek bir tasarım

dilinin yakalanabilmesidir. Böylece

tasarım, geliştirme, üretim gibi önemli

aşamalarda maliyetten tasarruf edilebilir.

Bununla birlikte çevre ve güvenlik için

uyulması gereken kısıtlamaların tasarımcıların

işini ciddi anlamda güçleştirdiği

gerçeği de özgün tasarımların takdir edilmesi

gerektiğini bir kez daha ortaya çıkarmakta.

Hatırlanması gereken önemli bir

nokta ise kalbimize hitap eden tasarımların,

otomobilin çarpışma güvenliğinde,

görüş açılarında sorunlar yaratmaması, iç

mekân ferahlığını ve bagaj alanını kısıtlamaması,

ergonomik hatalar içermemesi,

dolayısıyla yaşamımızı zorlaştırmaması

gerektiğidir.

Dikkat çekici tasarımları otomobillere

uygulayabilmek ise aslında gerçek bir

başarıdır. Otomobilin gövde tasarımına

hareket kazandıracak girinti ve çıkıntılar,

aslında gövde panellerinin şekillendirilmesini

zorlaştırmakta ve üretimin pahalılaşmasına

sebep olmakta.

Mazda RX-7 FD

48 hanabi / mart 2016


Teknik Veriler*

Marka / Model

Mazda RX-7 FD

Toyota Supra A80

Honda NSX R

Hangi Yıllarda Üretildi?

1991-2002

1992-2002

1990-2005**

Motor Hacmi - Besleme

1.3 L - Çift Turbo

3.0 L - Çift Turbo

3.2 L - Atmosferik

Güç (HP)

280 HP

280 HP

290 HP

Tork (Nm)

314 Nm

451 Nm

304 Nm

Şanzıman (Manuel)

5 Vites

6 Vites

6 Vites

Ağırlık (Kg)

1340

1570

1270

*

Teknik veriler, markaların yakın güçlü ve mümkün olan son üretim modelleri baz alınarak hazırlanmıştır. Versiyonlara göre

teknik verilerde farklılıklar olabilir.

** Honda NSX in yeni nesli 2015 yılında çeşitli otomotiv fuarlarında sergilenmiştir. 2016’da bekliyoruz.

mart 2016 / hanabi 49


50 hanabi / mart 2016

Yazı: Kubilay ATİK


Bu yazıda Japonya’daki geleneksel savaş sanatlarına

genel hatları ile bakılarak Suio Ryu örneğinden

hareketle okuyuculara Japon savaş sanatları

gelenekleri tarihî, kültürel ve sosyal bağlamları

içerisinde verilmeye çalışılacaktır.

Ancak devam etmeden önce kullandığım bazı

terimleri açıklığa kavuşturmak kafa karışıklığına

neden olmamak için yerinde olacaktır.

İlk olarak neden “geleneksel”? Geleneksel ile

kastedilen nedir? Aslında Japoncada geleneksel

savaş sanatlarına koryu bujutsu ( 古 流

武 術 ) denmektedir. Yani geleneksel değil, eski

stil savaş sanatı denilmektedir. Yine bazen

dilimize savunma sanatı olarak çevrilen budo

( 武 道 ) kelimesi bu geleneksel stiller için kullanılmamaktadır.

Gendai Budo

Peki, Gendai Budo ( 現 代 武 道 ) ya da Modern

Budo ile Koryu Bujutsu yani geleneksel savaş

sanatı arasındaki sınır çizgisini nasıl çizebiliriz?

Japonya için bu sınırı Edo döneminin

kapanışı sonrasında Meiji Restorasyonu ile

çizmek mümkündür. Savaş sanatları isimlerinden

de anlaşılacağı üzere savaş alanlarında

kullanılmak için yaratılmış tekniklerden

oluşmaktadır ve Meiji dönemi ile birlikte Batıdan

gelen ve modern ateşli silahlar kullanan

gemiler karşısında, geleneksel silahların

yerini modern ateşli silahlara bırakma zorunluluğu

ortaya çıkmıştır. Bu durumda da pek

çok geleneksel savaş sanatı stili yerini modern

budolara bırakmaya başlamıştır. Ancak

bu, bir anda olmamış, Meiji restorasyonu ile

İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki Amerikan

işgali arasında kalan dönemde aşağıda belirtilecek

olan modern ile geleneksel arasındaki

temel farkları ayırt etmek zor olmuştur.

Bu durum tıpkı 1453’te İstanbul’un fethi ile

Ortaçağın sona erdiği iddiasına benzemektedir.

Avrupa’da ortaçağ kurumları ve düşünce

yapısı uzun süre Rönesans kurum ve düşünce

yapısı ile yan yana devam etmiştir.

Yüzlerce yıllık geleneklerde de durum aynıdır.

İşte Meiji restorasyonu ile Amerikan işgali

dönemi arasındaki modern dönemde ortaya

çıkan aikido, kendo, judo gibi sanatlarla

uğraşan kişiler detaylı baktıklarında, bugün

kullandıkları teknikler ile geleneksel stiller ve

hatta kendi yaptıkları “sporun” İkinci Dünya

Savaşı öncesi hali arasında büyük farklar

göreceklerdir. Örneğin, kendoda bundan ellialtmış

yıl öncesine kadar rakibe tekme, çelme

ya da dirsek atmak, rakibi tutup fırlatmak serbestken

bugün diskalifiye olmanızla sonuçlanabilir.

Nitekim kendonun atası olarak görülen

ve kenjutsu ile kendo arasındaki bir geçiş

süreci olan gekiken ( 撃 剣 ), Edo’nun ilerleyen

dönemlerinde Hokushin İtto Ryu Heiho’nun

( 北 辰 一 刀 流 兵 法 ) kurucusu olan Chiba Shusaku

Narimasa’nın 1820 yılında kendi stiline

dahil etmesinden sonra kısa sürede tüm

Japonya’ya yayılarak ayrı bir sanat olarak

gelişmiştir. 1920 yılında gekiken ismi kendo

olarak değiştirilmiş ve günümüze kadar

böyle devam etmiştir. Ancak Amerikan işgali

döneminde tüm savaş sanatları yasaklanmış

ve 1952 yılında Japonya’nın yeniden bağımsızlığına

kadar böyle kalmıştır 1 . Bu dönemden

sonra ise gendai budo ya da modern savunma

sanatları/sporları ile geleneksel savaş sanatları

arasında teknik, mental ve felsefi ayrışma

ortaya çıkmıştır. Bu dönemden sonra kendo

ve judo federasyonları bu disiplinleri “savaş

sanatı” değil, “spor” olarak tanımlamıştır 2 .

Judo olimpik bir spora dönüşmüşken kendonun

da olimpik olması yolunda görüşmeler

sürmektedir. Aikido ise kendisini savunma

amaçlı bir sanat olarak tanımlamıştır.

1 Kore Gumdo Federasyonu’nun Modern Kendo’nun Kore’ye ait olma iddiası da buradan gelmektedir. Kore’de Japon işgali sırasında kurulmuş

olan Gumdo/Kendo Federasyonu hiçbir zaman kapatılmamış olmasından ötürü, bugünkü Japon Kendo Federasyonu’ndan kurulma

tarihi olarak daha eskidir.

2 Ozawa, Hiroshi (1997-07-31). Kendo: the definitive guide. Tokyo, Japan: Kodansha International. p. xiv.

mart 2016 / hanabi 51


Teknik anlamdaki bu değişim, felsefi ve mental anlamda da devam

etmiş ve bu disiplinler teknik ve mental anlamda barışçıl ve öldürmeyi

değil savaşmamayı ön plana çıkaran spor ya da sanatlar olarak

tanımlayan bir felsefe ile kendilerini özdeşleştirmiştir. Dilimize

“savaşçının yolu” olarak çevirebileceğimiz bushido ( 武 士 道 ) felsefesi

özellikle 1899 yılında NİTOBE İnazo’nun yazdığı Bushido: The Soul

of Japan adlı İngilizce olarak Amerika’da yayınlanan kitaptan sonra

popülerlik kazanmış ve hem batıda hem de Japonya’da modern

savunma sanatlarının özünü oluşturan felsefe olarak görülmüştür.

İaido

Peki, modern disiplinlerde bunlar meydana gelip geleneksel stillerden

kopma kesinleşirken geleneksel savaş sanatlarında durum ne

olmuştur? Savaş sanatları ortaya çıktıkları dönemin toplum ve düşünce

yapısını yansıtır. Modern dönemde ortaya çıkanlar modernleşmenin

gerektirdiği standartlaşma ve tekdüzeleşme, çabuk ve en

kısa yoldan hedefe ulaşma, topluluk olarak hareket etme, devlet ya

da toplumun öne çıkardığı milliyetçilik, aileye ve topluma bağlılık,

çalışkanlık gibi değerleri ön plana çıkartmaktadır. Bunu giyilen antrenman

giysilerinin tıpkı askerî üniformalar gibi belirli bir renk ve kumaşta

olmasından derecelendirme sistemi olan kyu-dan sisteminin

devlet memuriyeti kadro sistemine benzemesine ve tekniklerin kesin

bir standarda kavuşturularak kısıtlanmasına kadar pek çok küçük

detayda görebiliriz. Örneğin modern bir disiplin olarak ortaya çıkan

iaido bunun en güzel örneklerinden birisidir.

Eskiden daha çok batto ( 抜 刀 ) yani “kılıç çekme” anlamına gelen

kanjiler ile adlandırılan battojutsu ( 抜 刀 術 ) ya da battoho ( 抜 刀 法 :

kılıç çekme metodu), daha sonra Muso Jikiden Eishin Ryu’nun bir alt

kolu olan Shimomura Ha Eishin Ryu’yu modernleştirip standartlaştırarak

1932 yılında Muso Shinden Ryu İaido adını veren NAKAYAMA

Haonisabukudo’nun etkisi ile iaido olarak anılmaya başlamıştır. Bu

okul, ana ekolü olan Muso Jikiden Eishin Ryu ile birlikte günümüzde

yapan kişi sayısı ve yayıldığı ülke sayısı bakımından en yaygın iki

stilden biridir. Daha sonra 1948 yılında kurulan Japon İaido Federasyonu

da kyu ve dan sınavlarında kullanılmak üzere Toho İai adlı

5 katalık standart bir set oluşturmuştur. Bundan sonra ise Japon

Kendo Federasyonu, kendi bünyesinde bir iaido komitesi kurmuş,

bu beş katalık seti daha da genişleterek bugün seitei iaido (standart

iaido) adı verilen kata setini oluşturmuştur. Bu set Uluslararası

Kendo Federasyonu’na bağlı tüm İaido dojolarında uygulandığı için

en yaygın disiplin olmakla kalmayıp katalar üzerinden karşılaşmaları

da yapılmaktadır.

Hakudō NAKAYAMA (1872-1958)

NAKAYAMA,

Muso Shinden

Ryu İaido’nun

kurucusu olup

Japon Kendo

Federasyonu’nda

kendo, iaido

ve judoda hem

10.dan hem de

hanshi (usta

eğitici) unvanına

sahip olan tek

kişidir.

Seitei iaido karşılaşmaları ve derecelendirme sınavlarında kıyafetten

kuşağa, selamdan dojoya giriş çıkışa kadar her bir detay bir komite

tarafından kararlaştırılmış bir standarda bağlıdır. Oysa geleneksel

savaş sanatları ortaya çıktıkları dönemin (bazıları Kamakura, bazıları

Muromachi ve Sengoku Jidai [Savaşan Beylikler Dönemi], bazıları

ise Edo dönemi) toplum ve düşünce yapısını yansıtmaktadır. Bu

nedenle teknik, kullanılan silahlar, selamlama şekilleri, felsefi altyapı,

kıyafetler hatta oturuş şekline kadar pek çok detayda birbirlerinden

son derece farklıdırlar.

52 hanabi / mart 2016


Örneğin, en eski okullar yay ve mızrak okullarıdır

ki Kamakura döneminde savaşçı felsefesi

için “bushido” değil, “yay ve mızrağın”

yolu denmekteydi. Kamakura ve sonraki

dönemlerde gerek katananın geliştirilmesi

(Heian dönemi kılıçları Çin’deki düz kılıçlara

benzemekteydi) gerekse Çin, Kore ve Ryukyu

adalarından naginata, bō, kusarigama, balta

gibi değişik silahların gelmesi ile Kamakura

ile Edo dönemi arasında oluşturulan yeni stiller,

pek çok farklı silahın kullanımının eğitimi

üzerine odaklanmıştı. Edo döneminde ise savaşçı

sınıfın şehirlerde yaşamaya başlaması

ve artık savaş olmaması sonucu, savaşçı samuray

sınıfının ayırt edici özelliği olan çift kılıç

taşıma hakkı verilmiş, kılıç üzerine uzmanlaşan

okullar ortaya çıkmaya ve yaygınlaşmaya

başlamıştır.

Budo ve bujutsu ile ilgili bir başka yanlış anlaşılma

ise modern budo disiplinlerinin felsefi

bir temele dayanması, bujutsu ekollerinin ise

felsefi bir temeli olmayıp yalnızca teknik üzerine

odaklanmasıdır. Oysa geleneksel savaş

sanatları Budizm, Şinto ve neo-konfüçyusçu

felsefi temellere sahiptir. Bu yazıda örnek olarak

alınan Suio Ryu’nun kurucusu olan Mima

Yoichizaemon Kagenobu bir Şinto rahibinin

oğlu olarak doğdu. Daha sonra ise ezoterik

Budist ekolleri ile Şinto’yu yorumlamaya giden

felsefi öğretilere yöneldi. Savaş sanatı

eğitimi ile aydınlanma arayışı hep iç içe gitti

ve bugün de Suio Ryu o dönemde ortaya çıkan

senkretik felsefelerin izlerini taşımaktadır.

2014 yılında katıldığım Suio Ryu Taikai’da

15. Soke Katsuse Yoshimitsu Kagehiro açılış

seremonisini ezoterik budist tantraları ve kılıç

eşliğinde bir tür Şinto ritüeli ile yaptığına şahsen

şahit olmuştum.

Bu bağlamda bakılırsa; Katori Shinto Ryu, Katori

tapınağı ve tanrısı ile organik bir bağa sahiptir.

Kashima Shin Ryu, Japonya’nın en eski

kılıcının saklandığı Kashima tapınağı ve bu

tapınağın tanrısı ile ilgilidir ve bu tapınağı koruyan

şinto rahipleri tarafından kurulmuştur.

Mugai Ryu ise sonradan kendisi de inzivaya

çekilerek bir zen rahibi olan TSUJİ Gettan tarafından

kurulmuş ve öğretisinde Zen Budizmi

öğeleri barındırmaktadır. Suio Ryu’ya bakacak

olursak, Budizm ve Şinto’nun sentezi

eklektik Budist öğretileri ile iç içe geçmiştir,

bunu yalnızca öğretisinde değil tekniklerinde

de görebiliriz. Daha çok Şinto rahiplerinin kullandığı

jo tekniklerinin yanısıra Hiei dağındaki

savaşçı Budist rahipler (sohei 僧 兵 ) tarafından

kullanılan naginata tekniklerini de içerir.

Senkretizm; Türk

Dil Kurumu Büyük

Türkçe Sözlüğüne göre

birbirinden ayrı düşünce,

inanış veya öğretileri

kaynaştırmaya çalışan

felsefe sistemi olarak

tanımlanmaktadır.

Felsefede,

bağdaştırmacılık olarak

da adlandırılır. Dinsel

etkileşimde karışmış

veya melez olanı ifade

etmek ve farklı kültürlere

ait birtakım sembol,

söylem veya kültlerin

yeni bir kültür potasında

eritilip yeni bir alternatif

oluşturmaktır.

mart 2016 / hanabi 53


iaidoAsturias.es

Suio Ryu

水 sui: su

鴎 ou: martı

流 ryuu: stil, ekol

Mima Yoichizaemon

Kagenobu tekniğini

denemek için Japonya’da

dolaşıp diğer savaş sanatı

çalışanlarla düellolara

girmiş ve inzivaya

çekildiği sırada gördüğü

bir sanrıda suların

üzerinde zahmetsizce

süzülen bir martıdan

etkilenerek kurduğu stile

Suio Ryu adını vermiştir.

Günümüzde hâlâ aktif olarak çalışmakta olduğu

bilinen koryu sayısı 100’ün üzerinde olduğu

ve yukarıda da belirttiğim üzere modern

disiplinlerden farklı olarak her biri farklı teknik

ve felsefi altyapılara sahip olduğu için koryu

ile ilgili bir genelleme yapmak yerine aralarından

birini seçerek tanıtmayı daha uygun buldum.

Yukarıdaki genel tanıtımda geleneksel

savaş sanatlarının aşağı yukarı ne olduğunu

tanımladıktan sonra Suio Ryu’ya geçebiliriz.

Suio Ryu ( 水 鴎 流 ) 1600lü yılların başında

kurulmuştur. Kurucusu olan Mima Yoichizaemon

Kagenobu (1577-1665) Honshu adasının

kuzeyindeki Dewa bölgesinde bir Şinto

rahibinin oğlu olarak dünyaya gelmiştir.

Gençliğinde Bokuden Ryu kenjutsu çalışırken

bir düelloda Hayashizaki Ryu iaijutsu çalışan

bir aile dostuna yenildikten sonra onunla bir

süre bu ryuyu çalışmış ve kendi stilini yaratmaya

karar vererek yollara düşmüştür. Yolculuğu

sırasında dağlarda yaşayan Şinto münzevilerinden

jo (yaklaşık 130 cm uzunluğunda

bir sopa), Hiei dağında Oda Nobunaga’ya yenildikten

sonra dağılan Budist savaşçı keşişlerinden

ise naginata (uzun bir sapın ucuna

kılıca benzer kesici bir uç takılan yaklaşık iki

metre uzunluğunda bir silah) kullanmayı öğrenmiştir.

54 hanabi / mart 2016


Teknikler

Kenpo

Bugün de tekniklere bakıldığında o dönemin

izlerini görmek mümkündür. Örneğin kenpo

( 剣 法 : kılıç metodu, kenjutsu için kullanılan

bir diğer isim) tekniklerinde yine bir Şinto stili

olan ve Kashima Shin Ryu ile de bağlantılı bokuden

ryuya benzerlikler vardır.

Tüm teknikler rakibin zırh giydiği ve zırhın açık

bölgeleri kesileceği düşünülerek yapılır. Yine

aynı sebepten tam teşekküllü bir samuray

zırhı (yoroi) giyildiğinde kollar kafanın üstüne

kadar kalkamayacağı için (kendo ve diğer kılıç

okullarında jodan adı verilen kamae/duruş)

kenpo katalarında genellikle kılıç sağ omzun

üzerinde hasso denilen pozisyonda tutulur.

Jo

Jo teknikleri ise yalnızca kılıca karşı değil,

aynı zamanda jo kullanan başka bir rakibe

karşı da yapılır ve hem kılıç hem de jo tekniklerinin

tamamında, özellikle de kısa kılıç (wakizashi)

tekniklerinde bol miktarda rakiple boğuşma

ve çıplak elle rakibe karşı koyma içerir

ki, bu gibi durumlara da o dönemdeki savaş

meydanlarında Çin ya da batıda olduğu gibi

sistematik bir savaş değil hâlâ bireysel kahramanlık

öne çıkarılarak strateji fazla kullanılmadığı

için tam bir kaos olan durumlarda

sıkça rastlanırdı.

Nagitana

Naginata teknikleri ise belki de askerî tarih

meraklıları için en güzel örneklerden biridir.

Katana, naginata ve yariye karşı naginata kullanımı

öğretilmekle kalmayıp at üzerinde gelen

rakibe karşı kullanılan naginata teknikleri

de içeren katalar bulunmaktadır. Bu katalar

vasıtasıyla hem o dönemde bu silahların nasıl

kullanıldığını hem de o dönemde uygulanan

savaş taktiklerini öğrenebilmenin ötesinde,

bu naginata tekniklerinin dağlarda ODA

Nobunaga’dan kaçmış sohei ( 僧 兵 ) adı verilen

savaşçı Budist keşişlerden gelmesi dolayısıyla,

o dönemdeki Budist tapınaklarının bünyelerinde

savaşçı bir sınıfı da barındırdığı ve

yalnız daimyolar( 大 名 : derebeylerine o dönem

verilen isim) değil, diğer tapınaklar ile de savaştıkları

gerçeğini görmüş olmaktayız. Nitekim

kullanımı daha detaylı ve uzun bir eğitim

gerektiren ve daha pahalı olan naginata, çoğunlukla

gerekli kaynaklara ve eğitime harcanacak

zamana sahip olan sohei adı verilen bu

keşişler tarafından tercih edilirken, daha ucuz

olan ve yari adı verilen mızraklar çoğunlukla

köylülerden oluşan yari ashigaru ( 槍 足 軽 ) hafif

zırhlı ya da zırhsız mızraklı piyade birlikleri

tarafından kullanılmaktaydı. Ata ve katanaya

ise çoğunlukla savaşçı sınıf erişebilmekteydi.

Elbette bu genellemeler kesin kural değildi ve

bölgeden bölgeye değişiklik gösterebilmekteydi.

iaidoAsturias.es

mart 2016 / hanabi 55


Suio Ryu Kempo Soke Listesi

Hideyoshi’nin tüm ülkedeki kılıçları toplatması, savaşçı sınıf olan ve

günümüzde samuray denen (geç Edo dönemine kadar bu ad o kadar

yaygın değildi, bu sınıf kendisini “savaşçı” anlamına gelen bushi olarak

tanımlamaktaydı) sınıf dışından kişilere uzun kılıç taşımayı yasaklamasıyla,

daisho ( 大 小 ) olarak adlandırılan “uzun ve kısa kılıcı bir

arada taşıma hakkı”, bir sınıf göstergesi haline geldi. Katana savaşçı

sınıfla, naginata önce rahiplerle daha sonra ise daha küçük bir naginata

türü olan konaginata da samuray sınıfına mensup kadınlarla

özdeşleşti. Yari ise savaşçı sınıf kırsaldan şehirlere dönüşen kalelere

taşınınca, gündelik hayatta taşınmasının zorluğundan dolayı giderek

gözden düşen bir silah olmaya başladı. Bu bağlamda savaşan beylikler

dönemi olan Sengoku Jidai ve öncesinde ortaya çıkan koryu

stilleri ile Edo döneminde özellikle İeyasu ve İemitsu’nun reformları

sonrasında oluşan barış ortamında, artık şehirli ve bürokrat niteliği

kazanan samuraylar döneminde ortaya çıkan koryu stilleri farklılık

arz etmektedir.

56 hanabi / mart 2016


Suio ryu arması olan bir restoran girişi

Edo döneminin barış ortamında ortaya çıkan stillerde katana

kullanımı ve artık eski Heian (Kyoto) aristokrasinin

yerini alarak elit sınıf olan samurayların estetik anlayışına

hitap eden stiller ortaya çıkarken, daha eski okullarda

gürzden baltaya kadar pek çok farklı silah görülebilmekte,

tekniklerde ise estetikten çok pratik sonuç alma kaygısı

ortaya çıkmaktadır. Suio Ryu, Edo döneminin henüz başında,

bu geçiş döneminde ortaya çıkmış ve her iki dönemin

de izlerini taşımaktadır. Felsefi altyapısı daha çok savaşan

beylikler dönemini yansıtmaktadır. Tekniklerde ise

değişen anlayış gözlemlenebilir: örneğin kenpo/kenjutsu

teknikleri her zaman zırhlı bir rakibe karşı yapılırken iai

tekniklerinde yine saldırılar rakibin zırhsız yerlerine yapılır,

ancak rakibin zırh giymediği varsayılır. Ayrıca zırh giyildiğinde

seiza ( 正 座 ) adı verilen oturuş mümkün değilken,

Suio ryu iaido içerisinde tıpkı daha sonra ortaya çıkan ryularda

görüldüğü gibi seiza oturuşundan başlayan katalar

mevcuttur.

Teknik yönünün yanı sıra bu stile kabul edilme süreci de

daha çok Sengoku Jidai ve öncesi dönemlerde ortaya çıkan

ryulara benzemektedir. Kişi eğer bir referans ile gelmemişse

dojoya kabul edilmek için hocayı ikna etmelidir.

Bunun nedeni, bu dönemde savaş sanatlarının günümüzde

olduğu gibi hobi veya kişisel gelişim amaçlı yapılmayıp

savaş alanlarında kullanılması ve öğreten kişinin de tek

geçim kaynağı olmasıdır. İşte bu sebepten, teknik sırlar

uzun süre gizli tutulmaya çalışılmış ve bu zamanla bir gelenek

halini almıştır. Keppan adı verilen yemin seremonileri

olmadan kişiler bir ryuya kabul edilmemektedir. Edo

döneminde barış ortamının sürekliliği ile birlikte yeni ortaya

çıkan ryularda ise, hali hazırda kurulmuş ryular ile rekabet

edebilmek isteyen eğitmenler kabul şartlarını daha

serbest hale getirmiştir.

Savaş sanatlarının

günümüzde

olduğu gibi hobi

veya kişisel

gelişim amaçlı

yapılmayıp,

savaş alanlarında

kullanılması ve

öğreten kişinin de

tek geçim kaynağı

olmasından

dolayı teknik

sırlar uzun süre

gizli tutulmaya

çalışılmış ve

bu zamanla bir

gelenek halini

almıştır.

mart 2016 / hanabi 57


Honbu Dojosu

Aikido, kendo, modern iaido (seitei ve Muso

Shinden Ryu) çalışmış birisi olarak belki de

benim için en değişik tecrübe, bir koryu dojosuna

kabul süreci olmuştu. Daha önce bir

başka koryu olan Araki Ryu’da çalışma fırsatım

olsa da bu çalışma yalnızca Türkiye’de ve

kata öğrenme boyutunda kalmıştı. Suio Ryu

ile tanışmam ise daha ilk günden itibaren

farklı bir süreçte olageldi.

2013 yılında Çin’de araştırma yaparken

Japonya’ya yakın olmanın verdiği avantajdan

yararlanma hevesiyle, Suio Ryu’nun honbu

dojosuna bir e-posta gönderdim ve davet aldım.

Çok sevinerek valizimi toplayıp ilk bulduğum

uçakla Japonya’ya gittim. Ancak honbu

dojodan gelen e-postada (sonradan öğrendiğim

üzere sokenin (baş üstat) kendisi bilgisayar

kullanmamaktaymış ve dojodan bir kişi

e-postalarla ilgileniyormuş) bana “Şu gün sabah

8’de dojoda bekleniyorsun” denilip Shizuoka

şehrinin Shimizu ilçesinin zorlukla bulduğum

ücra bir köşesi adres olarak verilmişti. O

zamana kadarki tecrübeme göre, Japonya’da

Tokyo’daki modern bir savaş sanatı dojosuna

gittiğimde, Japonca bilmeme rağmen, her

zaman beni en azından metro istasyonunda

veya şehir merkezinde karşılayan biri olurdu.

Ancak ilk kez tanıştığım için saygı dilinde

hata yapıp reddedilmekten korkarak İngilizce

e-posta gönderdiğim kişiler, Shimizu sakinlerinin

bile fazla bilmediği bir yeri kendi başıma

bulmamı beklemekteydi. Buna rağmen dojoyu

bularak zamanında gittiğimde kıdemli bir öğrenci

ile karşılaşacağımı beklerken bizzat sokeyi

beni beklerken buldum. Böyle bir durumla

aikido honbu dojosu ya da başka bir stilde

karşılaşmanın imkânı neredeyse yok gibidir

Antrenman kıyafetlerimi giymeden önce, soke

bana Japonca olarak ismimi, mesleğimi, neden

Suio Ryu öğrenmek istediğimi sorduktan

sonra, son olarak Japonca seviyemi sorduğunda

tevazu göstermek için “Biraz biliyorum”

dediğimde, soke bu durumda ne yazık

ki beni alamayacaklarını, çünkü eğitimin Japonca

olması dolayısıyla yarım ya da yanlış

anlamamı göze alamayacaklarını söyledi.

Bunun üzerine tevazuda bulunmaya çalıştığımı

ve uzmanlığım Japon tarihi olduğu için

Japoncayı da yeterli düzeyde anlayabildiğimi

iaidoAsturias.es

ve konuşabildiğimi belirtmek zorunda kaldım.

Daha sonra antrenmanda ise aikido, kendo

ya da iaidoda alıştığım üzere dojoda herkesin

kendi derecesine uygun bir yerde sağdan sola

doğru sıralanarak oturmasını beklerken bana

zaten herkesin kıdemini bildiği için böyle bir

şeye gerek duyulmadığını belirttiler.

Dojo içerisinde ve dışında ise diğer disiplinlerde

özellikle yabancıysanız daha da sert olan

bir dojo hiyerarşisinin yerine belki de dojodakilerin

çoğunun onlarca yıldır, hatta bazılarının

aileler olarak nesillerdir birbirini tanımalarından

kaynaklanan sıcak bir ortam beklentimin

tam tersiyle karşılaşmama neden oldu. Tabii

sabah 8’de başlayıp gece 11’e kadar süren ve

öğreten kişiler değişse de öğle yemeği haricinde

benim ara veremediğim antrenmanlar,

o zamanlar yeni vefat eden IWATA Kenichi

Sensei’in anılarını hatırlamama neden oldu.

Kendisi benzer bir şekilde yıllarca kendo çalıştıktan

sonra Muso Jikiden Eishin Ryu iaijutsu

öğrenmek üzere İkinci Dünya Savaşı

sonrasında her hafta sonu 4 saatlik bir tren

yolculuğu ile Tosa’ya giderek sabahtan akşama

kadar çalışmış ve alışık olmadığı ancak

sevdiği bu ortamda yıllarını vermekle kalmayıp

dünyada iaidonun ve Muso Jikiden Eishin

Ryunun yayılmasında en etkili kişiler arasına

girmiştir.

Anılarını okuduğunuzda, UESHIBA Morihei,

NAKAYAMA Hakudo gibi döneminin pek çok

ünlü ismi ile tanışmakla birlikte Tosa’da gördüğü

ortam kadar etkilendiği bir yer olmadığını

görürsünüz. Yıllarca askerî bir disiplin içerisinde

spor yaptıktan sonra, aile ve arkadaş

ortamına benzeyen bir ortamda savaş sanatı

çalışmak (kendisi aynı zamanda askerdir ve

savaşa da katılmıştır) belki de son derece ironik

gelmişti.

58 hanabi / mart 2016


iaidoAsturias.es

Geleneksel Suio Ryu

Koden Taikai

Bir diğer tecrübem ise 2014 yılında katıldığım 34. Geleneksel Suio Ryu

Koden Taikai ( 水 鴎 流 古 伝 大 会 ) oldu. Burada ilk defa bir turnuvada

katılımcı ve izleyenlerin maçların kazanan kaybedeni ile ilgilenmediği

bir turnuva görmenin yanı sıra, Japonya’nın çeşitli yerlerinden farklı

ryular yapan elliye yakın 8. Dan hocanın sergilediği gösteriler, yirmiye

yakın farklı ryudan grubun bir araya gelmesi, belki de savaş sanatlarıyla

ilgilenen bir kişi için kaçırılmaz bir fırsatken kimsenin kendi ryusunu

öne çıkarmaya çalışmayıp tersine farklı stilleri de gözlemlemeye

çabalaması ve herkesin karşılıklı nezaketi turnuvayı daha çok bir

fuar havasına sokmuştu. Bugüne kadar izlediğim hiçbir karate, judo

ya da kendo turnuvasında görmediğim şey katılımcıların kazanmak

ya da kaybetmekle o kadar da ilgilenmemesi, daha çok diğer katılımcılara

yoğunlaşmasıydı. Belki de kişilerin kazandığı turnuvaların ya

da dışarıda aldıkları dan seviyelerinin kendi dojolarında senseileri ya

da sokeleri tarafından verilen makimono (el yazması derece belgesi)

karşısında hiçbir geçerliliği olmamasından dolayı, hem bu turnuvada

hem de daha sonra katıldığım ve yine çeşitli koryu stillerinden kişilerin

katıldığı dan sınavında, tüm katılımcılar diğer stilleri merak edip

incelemekle meşguldüler. Bu bağlamda, kazanmak için gidilen turnuva

ile geçmek için girilen sınavda, kazanmak ve geçmek gibi bir derdi

olmayan insanlar, günümüz dünyasında biraz garip görünse de buna

ilginç bir tecrübe denilebilir. Kişilerin farklı teknik yapan katılımcıları

eleştirmemeleri, hatta takdir etmeleri de belki de tekdüzelik ve standartlaşmanın

henüz ortaya çıkmadığı bir dünyanın hatırası gibidir.

Belki de Japonya’da ve dünyada koryu disiplinleri ile uğraşan insan

sayısının azalması, günümüz dünyasında bu insanların sadece sanki

eski çağlardan kalma bir garip geleneği sürdürüyor olmaları anakronik

kalmaları ve kullanılabilecekleri alan kalmadığından yalnızca

hobi olarak bu disiplinleri yapılabilmelerinden değil, aynı zamanda

bu disiplinle ilgilenirken günümüzden tamamen farklı bir toplumun

gelenek ve düşünce yapılarını yansıtmalarından dolayıdır. Bu durum

sadece yabancılar için değil, Japonlar için de geçerlidir.

Artık eskisi gibi

gizlilik içerisinde

çalışılmayan

bu sanatlar,

günümüzde

modern sporların,

chanbara

filmlerinin (savaş

ya da dövüş

temalı Uzakdoğu

aksiyon filmleri)

ve animelerin

gölgesinde ama

onların çizdiği

imajdan son derece

farklı olarak kendi

ücra köşelerinde

küçük ama tutkulu

topluluklarca

devam

ettirilmektedir.

mart 2016 / hanabi 59


Yazı ve Fotoğraflar: Gökberk TALU

Tüm dünyada bilgisayar ve konsol oyunları

dendiğinde akla ilk gelen ülke Japonya. Bunun

üzerine bir de cosplay kültürünü eklediniz mi,

etkinlik nerede olursa olsun “Japonya” çağrışımı

yapıyor! Ben de bu çağrıya kayıtsız kalamadım ve

hem “Hanabi” dergisini hem de kişisel blogum olan

“A Curious Turk”ü (Meraklı Türk) bahane ederek

Gaming Istanbul’u ziyaret ettim.

60 hanabi / mart 2016


GIST 2016 ile ilgili

kısa videom için:

A Curious Turk

(Meraklı Bir Türk)

www.acuriousturk.com

Son 10 yıldır Türkiye’de video oyun çılgınlığı aldı başını gidiyor. Çok yakın

zamana kadar uygun fiyata ve geniş bir yelpazede oyun oynamak için yasa dışı

yollardan sahip olabildiğimiz oyunların artık Türkiye’deki dağıtımcı firmaları

çoğaldı ve oyunculuk anlayışımızda değişmeler oldu. Serbest basın olarak

katıldığım ve bolca video çekimi ile röportaj yaptığım Gaming Istanbul (GIST)

2016, Türkiye’de neredeyse hiçbir örneği olmayan ve oldukça etkileyici bir

katılımcı ve izleyici profili yaratmış ülkemizin ilk oyun fuarlarından biridir.

Her ne kadar yurtdışındaki E3 ve CES gibi popüler ve devasa teknoloji ve

oyun fuarlarına kıyasla çok küçük kalsa da, böylesine bir konuda rekabetin

olmadığı Türkiye’de bana göre güzel bir başlangıç olabilecek türden bir etkinlik.

Yurtdışındaki bazı büyük etkinliklerde de gördüğümüz güzel atraksiyonlardan

biri de bolca cosplayer bulunmasıydı. Cosplay yapan ziyaretçilerden bazıları

profesyonel bazıları amatör olsa bile hepsinin tek bir amacı vardı ve o da

eğlenmekti. Onlarca yarışmanın düzenlendiği, mini etkinliklerin yapıldığı ve

küçük gösterilerin olduğu GIST bende iyi bir izlenim bıraktı.

Etkinlik sırasında bazı yabancı bağımsız oyun yapımı firmaları, GIST yetkilisi ve

oyun sektöründe adı bilinen bazı önemli isimlerle yaptığım görüşmeleri sizler

için derledim.

mart 2016 / hanabi 61


62 hanabi / mart 2016

Sanal dünyadan

gerçek dünyaya

gizli kahramanlar

podyumda...


GIST Direktörü

Cevher ERYÜREK

www.gl-events.com/gl-events/worldwide-offices/turkey/turkey

Ben aslında MMO (Massively Multiplayer

Online) oyunlarını severim; “RIFT”

olsun, “World of Warcraft” olsun... Şu

aralar fazla zamanım olmadığı için bir

tek maçlık oyunlardan olan “Heroes

of the Storm” gibi kısa süren oyunları

tercih ediyorum.

Sektörün içine girince her türlü oyunla

haşır neşir olmanız gerekiyor. İster çok

iyi olmadığım platform oyunları olsun,

isterse yeni yeni giriş yaptığım Playstation

oyunları olsun, oyun üreticilerin

ürettiği ürünleri tanımak için her şeyden

biraz öğrenmeniz gerekli.

GL Events’in çok çeşitli etkinlikleri

var. Kendisine ait 300 fuar ve 4000’e

yakın etkinlik düzenlemekte. Mesela

Türkiye’de “İki Kıta Bir Yarış” adlı etkinliği

biz düzenlemiştik. Oyun sektörü

haricinde gurme yemek ve moda sektörüyle

ilgili çeşitli fuarlar düzenlemekteyiz.

Ama bunların dışında projesini

kendimiz ürettiğimiz gözbebeği etkinliğimiz

“Gaming Istanbul”dur.

İlerideki fuarlarımızda daha büyük

oyun firmalarının da bulunduğu bir

etkinlik yapmayı planlıyoruz, bunun

için de oyun dağıtıcılarından Aral ile

görüştük ve bu etkinliğimizde birçok

AAA kalite oyunu görücüye çıkardık.

Türkiye’de oyunculuğun geleceği bana

göre çok aydınlık ve potansiyeli yüksek.

Kimi konsol oyunu oynar,

kimi çizim yapar...

mart 2016 / hanabi 63


Seti Media

Deniz KIRCA

setimedia.com

Yaklaşık 20 yıldır 3 uzman tarafından bağımsız oyun

medyası olarak görev yapan bir kuruluşuz. Türkiye’de

popüler olan “Level” dergisinin kurucu kadrosundan

Tuğbek ÖLEK, Serpil ULUTÜRK ve Sinan AKKOL

tarafından kurulan bir oluşumuz. Şu an “Oyungezer

Dergisi” dışında “Oyungezer Online” olan Youtube

kanalımızda en yetenekli youtube kullanıcılarından

Enis KİRAZOĞLU ile birlikte çalışıyoruz. Bir süredir

yayında olmayan ama daha sonra yeniden yayına

sokulacak olan “Free2Play” dergimiz haricinde bir

de Free2Play portalımız var. Bu portalda free2play

mmo, indie oyun çıkarmak haricinde popüler mizah

sitelerinden onedio, 9gag gibi video caption’lar, gifler

üzerinde oyun sektörünün eğlenceli sitesi olmak için

uğraşıyoruz. Kısacası oyun kültürü ile alakalı olarak

her şeye yer vermeye çalışıyoruz.

Bu sektör insanların tahmin ettiğinden daha

karmaşık bir sektör olduğu için genellikle oyun

oynamaya zaman bulamayabiliyoruz. Ama mümkün

mertebe her türden oyunları en azından denemeye

çalışıyorum, en son olarak Lara Croft: Rise of Tomb

Raider’ı oldukça beğenmiştim.

Her ne kadar AAA kalite oyunlar ve Free2Play oyun

oynayanlar arasında bazen tartışmalar ve kapışmalar

olsa da aslında kutuplaşmanın bir anlamı olmadığının

ve hepimizin ortak bir kültürden geldiğini hatırlatmak

isterim.

64 hanabi / mart 2016


First Quarter Company

Jannos EOLOU

timesquatters.com

Biz aslen bir transmedya şirketiyiz.

Şu an üzerinde çalıştığım “Time

Squatters” adlı projemizde değişik

araçların birleştirilmesiyle yapılan

bir hikâyeyi anlatmaya çalışıyoruz.

Time Squatters’da gelecekte yaşayan

bir grup gencin yaşadıkları macera

anlatılıyor. Bu gençler zamanda

yolculuk yapıp belli başlı bilimsel

buluşların meydana geldiği dönemleri

ziyaret edebiliyorlar. Bilim ve tarihi

ilgilendiren konular için değişik

yöntemler kullanıyorlar.

Aslında oyunumuz bir bulmaca -

macera oyunu gibi ama örneği çok

fazla olmayan bir tür. Yapımı devam

eden bir sanal gerçeklik uygulamamız

sayesinde oyun içerisinde bulunan

kitapları tarayıp oyuna akıllı

cihazınızdan devam edebileceksiniz.

Kısaca söylemek gerekirse bu oyunun

7’den 70’e herkesin ilgisini çekeceğini

düşünüyorum. Oyunumuz Temmuz

2016’da piyasaya sürülecektir.

mart 2016 / hanabi 65


LEVEL

Tuna ŞENTUNA

level.com.tr

Şu aralar en sevdiğim oyun, Heroes

of the Storm. Basit ve kısa bir oyun.

En favori oyunum ise Final Fantasy 7,

yenisi 2017’de çıkacak.

Gaming Istanbul güzel bir girişim

ama her ilk fuarda olduğu gibi bazı

eksiklikleri var. Cosplay’in dâhil olması

elbette değişik bir renk katmış. İleride

yapılacak fuarlarda çok daha iyi şeyler

göreceğimizi düşünüyorum.

Türk oyuncuları ikiye ayırabiliriz bence:

Bir kısmı çeşitli ortamlardan oyun satın

alıp evinde sakince oyununu oynayan

bir kesim; diğeri ise Free2Play oyunları

oynayan bir kesim. Şu aralar piyasada

bolca bulunan Free2Play oyunlar

eskiden azınlıkta olan bir şeydi. Akıllı

telefonlar ve Free2Play MMO, örneğin

Knight Online gibi, çıkmasıyla bir

kutuplaşma olduğu kanısının doğru

olduğunu düşünüyorum.

66 hanabi / mart 2016


Pariza Games

parizagames.com

“Pariza Games” firması Bulgaristan

kökenli bir oyun stüdyosudur. Bu firmayı

kurmak için, tam zamanlı olarak

çalıştığımız işimizi bıraktık ve şu an

“Mad Gardener” adlı oyunumuz üzerinde

tam zamanlı olarak çalışıyoruz.

Bulgarca’da “Oyun için Para” anlamına

gelen “Pariza” kelimesinden, yani bir

şakadan doğan bir marka adı seçtik.

Kendimizi zevkli mobil ve bilgisayar

platformu oyunları yapmak için bu

sektöre adadık.

“Mad Gardener” adlı oyunumuzun

özelliklerinden birisi hem bir Kule

Savunma hem de bir Kahraman Savunma

türünde oyun olmasıdır. İki tür

arasında istediğiniz zaman geçiş yapabildiğiniz

bu oyunumuzu şu an için

mobil platformlarda yayınlayacağız.

mart 2016 / hanabi 67


Yazı: Zeren ÖZDAMAR

Film görselleri için

“bkz®. İletişim”e

teşekkür ederiz.

ERTUĞRUL,

Bir Filmden Fazlası

Bir zamanlar, çok uzak bir ülkede, küçük bir

adada, fakir ama mutlu insanlar yaşarmış.

Okyanusun kıyısında, onunla barış içinde yaşamayı bilen kişilermiş

bunlar. Zamanlardan bir zaman, günlerden bir gün, şefkati kadar

hiddetini de iyi tanıdıkları bu okyanus, yine bir felaketin tanığı yapmış

onları. Bu seferki felaket, başka zamanlarda görüp geçirdiklerinden

de büyükmüş. Bu acının yaralarını sarmak için uzattıkları

ellerinin, hiç kopmayacak büyük bir dostluk bağına dönüşeceğini,

dünyanın öbür ucuna uzanacak bir insanlık köprüsünü kuracağını

da ummamışlar. Sadece, onlar için doğal olanı yapmışlar. Kayalıklara

çarparak parçalanan bir Osmanlı fırkateyninin mürettebatını

dalgaların arasından çıkarmış, yaralarını sarıp, barınak, yiyecek

vermek için seferber olmuşlar.

68 hanabi / mart 2016


Ertuğrul 1890, bizlerin unuttuğu ama Japonların

hâlâ unutmadığı, bıkıp usanmadan tanıştıkları

her Türk’e anlattıkları bir felaketin,

bir karşılaşmanın, bir büyük dostluğun başlangıcının

hikayesi.

Toplumsal hafızadan söz açılınca, yer yer

zayıf kaldığımızı, kolay unuttuğumuzu söyleriz

(hele trajik bir olaysa söz konusu olan).

Filmin ikinci yarısının konusu olan İran-Irak

savaşı sırasında Tahran`da mahsur kalmak

üzere olan Japon vatandaşlarına Türkiye`nin

yardım ettiği de bizde pek bilinmez. Anlatacak

hikâyesi bu kadar çok olup da bu kadar az anlatıp/yazıp

dinleyen/okuyan ulus az bulunur

olmalı.

Ertuğrul 1890`da bize düşen, dinlemek. Japon

yönetmen, TANAKA Mitsutoshi`nin projesi

olan, bu Türk-Japon dostluğunun başlangıç

hikâyesi, abartıya kaçmadan, sade ama sürükleyici

bir seyirlik. Filmin giriş bölümünü

izlerken, öyle karışık duygularla izliyordum ki,

bu yazıyı nasıl çıkaracağım konusunda endişelenmeden

edemedim. Bir yanıyla bir Türk

filmi olup, hiç de Türk filmlerine benzememesi,

anlattığı gerçeklere dayanan hikâyesinin

bana dokunan yanları aklımı bulandırıyordu.

Neyse ki çok geçmeden kendimi filmin akışına

kapılmış buldum. TANAKA`nın, Türk

oyuncuları yönetmedeki ustalığı ve oyuncu

seçimindeki özen, filmi, diğer Türk karakterler

içeren yabancı filmlerden fersah fersah öteye

taşımış. Filmin bir Japon balıkçı köyünde, Osmanlı

denizci üniformaları, pos bıyıklarıyla dolaşan

leventlerin görüntüsünü yadırgatmadan

vermesi de takdire şayan. Diğer bir yandan,

teknik açıdan, neredeyse kusursuz ilerleyen

bir film Ertuğrul 1890. CGI destekli sahnelerinin

kalitesi ve yerinde kullanılışı, daha yüksek

bütçelere sahip yerli filmlere örnek olmalı.

TANAKA, Ertuğrul 1890`da, her biri başlı başına

bir film olabilecek iki öyküyü, göze batmadan

birbirine bağlamayı başarıyor. Kısıtlı

bütçe ve kısıtlı sürenin yarattığı olumsuzluklar

hissedilmiyor değil, ama hikâyenin bize

dokunan yönü o kadar kuvvetli ki, görmezden

gelinebiliyor.

Ertuğrul, sadece tarihimizin az bilinen ilginç

yanlarından birini bizlere yeniden hatırlatmasıyla

değil, yakın dönemde yapılmış Osmanlı’yı

anlatan en iyi dönem filmlerinden biri olduğu

için de görülmeye değer. Hem belki, filmi

benden önce izleyen, 20 senelik ev hanımı

kuzenimin sorduğu gibi “Japonlar gerçekten

de bu kadar iyiler mi?”, kendi gözünüzle gidip

görmek için sizin de içinizde kuvvetli bir istek

doğar, bir filmden fazlasına açılmış olur sinemanın

kapıları.

mart 2016 / hanabi 69


KAMERA ARKASI ve

GÖSTERİMDEN NOTLAR

70 hanabi / mart 2016

Türkiye ve Japonya arasında son yıllarda hareketlenen

ticari ilişkilerin de etkisiyle, kültürel

etkileşimin de arttırılmasına yönelik çabaların

en yenilerinden biri de Ertuğrul 1890 filmiydi.

Her iki ülkenin de siyasi liderlerinin desteğiyle

yapılan film, Türkiye’de gösterime girdiği ilk ay

içinde 435 bin izleyiciyi sinemalara çekmeyi

başardı. 25 Aralık’ta Türkiye’de vizyona giren

filmin İstanbul’da Zorlu Performans Sanatları

Merkezi’nde gerçekleştirilen galasına katılan

Başbakan Ahmet DAVUTOĞLU, bir bölümünü

Nazım Hikmet’in “Kız Çocuğu” şiirine ayırdığı

konuşmasında, Dışişleri Bakanı olduğu dönemde

Ertuğrul fırkateyninin kıyılarında battığı

bölge olan Kushimoto’ya yaptığı ziyarete dair

anılarını da paylaştı. Davutoğlu, galada açılış

konuşmasını yapan Japonya’nın Türkiye büyükelçisi

Yutaka YOKOİ gibi iki ülke arasındaki

dostluk ve dayanışmaya vurgu yaptı.

Filmin vizyona girdiği Türk-Japon dostluğunun

125. yılında, Ertuğrul 1890’ın sponsorlarından

THY’nin filosundaki bir uçağa Kushimoto adı

verilerek, Turgut Özal’ın İran-Irak savaşı sırasında

Japon vatandaşlarının İran’dan tahliyesi

için gönderdiği uçağa da atfen, 1990’lı yıllarda

terk edilen pijamalı retro boyama uygulandı.

Milli Eğitim Bakanlığı ise, filmin ilk ve ortaöğretimde

okuyan öğrencilere izletilmesi yönünde

bir tavsiye yayınladı.

Vizyona girdiği günden itibaren ulusal başında

geniş yer bulan Ertuğrul 1890 filmi bu ay da

Japonya’nın Oscarları kabul edilen Japon Akademi

Ödülleri’ne 10 dalda birden aday gösterildi.

Ancak Türk basınından her zaman iyi eleştiriler

alamadı. Sabah Gazetesi’nden Mahmut

ÖVÜR’ün “İyiliğin Filmi” başlıklı övgülerle dolu

yazısına karşın Radikal gazetesinden Uğur

VARDAN, Ertuğrul 1890’ı, Hamaset 2015 başlığıyla

duyuruyor. Vardan, filmin tarihsel gerçekleri

göz ardı ettiğini iddia ederken, Turgut

ÖZAL’lı bölümü de gereksiz buluyor.

Türkiye’de 3 yüksek tirajlı gazetede birden

manşetten duyurulan filmin reklam kampanyasının,

Japonya’da aynı ölçekte yürütülmediğini

de belirtmeden geçemeyiz. Ertuğrul 1890

Türkçe Facebook sayfası 66.500 civarında beğeni

alırken, bu sayı Japonca Facebook sayfası

için 6500 civarında kalmış. Twitter üzerinde ise

(1 Şubat itibariyle) durum hemen hemen eşit.

Japonca sayfanın 2.264 takipçisine karşılık,

Türkçe sayfanın 2.438 takipçisi var. Gösterime

girdiği sinemaların sayısı açısından ise Türkiye

ile Japonya arasında büyük bir fark var. Ertuğrul

1890’ın Türkiye`de gösterim şansı bulduğu sinema

sayısı 320 iken, İngilizce internet gazetesi

The Japan Times verilerine göre, Japonya`da

sadece 8 sinemada gösterime girmiş.


Türkiye’de yapılmış,

deniz üzeri sahneler

ve batma sahnelerinin

çekildiği ilk ve tek proje

olan “Ertuğrul 1890” için

Ertuğrul Fırkateyni, Deniz

Kuvvetleri Komutanlığı

arşivinden temin edilen

Taşkızak Tersanesi

orijinal çizimlerine sadık

kalınarak; Antalya Tekfen

Platoları’nda birebir inşa

edildi.

Projenin planlama ve

önhazırlık çalışmaları

yaklaşık 2 yıl kadar

devam etti.

Çekimler 2,5 ay Japonya

ve 2 ay Türkiye’de olmak

üzere toplam 4,5 ayda

tamamlandı. Post

prodüksiyon ve efektlerin

tamamlanması için

Japonya ve

Türkiye’de 5 aylık bir

çalışma yapıldı.

Türkiye çekimlerinde

yaklaşık 160 kişilik

bir teknik ekip 2 ay

boyunca çalıştı.

Başrol ve yardımcı

oyuncuların dışında

yaklaşık 4.500 figüran

projede rol aldı.

40 kişilik bir sanat ve

kostüm ekibi dönem

aksesuar ve kostümlerini

üretebilmek için 4 ay

boyunca geceli gündüzlü

çalıştı.

mart 2016 / hanabi 71


Kushimoto’dan

selam getirdim

Yazı: Ayşegül ARKAN

72 hanabi / mart 2016


Merhaba! İsmim Ayşegül ARKAN. Temmuz 1990 Aydın doğumluyum.

İlkokul, ortaokul, liseyi Aydın’da okudum. Ankara Üniversitesi Dil

ve Tarih Coğrafya Fakültesi Japon Dili ve Edebiyatı bölümü 2014

mezunuyum. Şu anda Japonya’nın Wakayama iline bağlı Kushimoto

ilçe belediyesinde çalışıyorum.

Aslına bakarsanız buraya gelmem biraz ilginç

bir şekilde oldu. Tesadüfen tanıştığım kişiler

sayesinde buralara kadar gelebildim. En

baştan anlatmam gerekirse: Japonya’ya ilk

gelişim 2010 yılının Mayıs ayındaydı. Okulda

girdiğim bir sınavı geçip burs kazandım ve bir

buçuk aylığına Osaka’da bulunan Japan Foundation

Kansai Merkezi’nde eğitim gördüm.

İlk gelişim olduğundan Japonya’yı fazla tanımıyordum.

Tek başıma gezmeye falan da hiç

gitmemiştim, ama nedense haritadan bakınca

Osaka ile Kushimoto yakın gözüktü ve ben de

bir Türk arkadaşımla Ertuğrul Fırkateyni faciasının

120. yıl anma etkinliklerine katılmaya

karar verdim. Elimize haritalarımızı aldık,

bisiklete bindik ve yola koyulduk. 1-2 saat

yol aldıktan sonra nerede olduğumuzu yolda

koşmakta olan Japonlardan birine sorduk,

ama aldığımız cevap karşısında çok şaşırdık.

Çünkü amcanın gösterdiği yer, yola çıktığımız

yerin hemen yakınıydı. “2 saat yol aldık anca

bu kadar mı gelebildik?!”, diye hayal kırıklığına

uğradık ve başka bir Japon’a sorduk. O da

aynı yeri gösterdi ve bize “siz nereye gidiyorsunuz”

dedi. Biz de gayet normal bir şekilde

“Kushimoto” dedik. Bunu duyan teyze “oraya

bisikletle giderseniz ancak sabah varırsınız,

hem de yollar çok tehlikeli. Hemen yurdunuza

geri dönün” dedi. Biz de çaresizce geri döndük.

120. yıl anma etkinliklerine katılmayı çok

istememize rağmen katılamadık. Tabii ben o

olaydan 5 yıl sonra, 125. yıl anma törenine katılacağımı,

hem de görevli olarak katılacağımı

hiç mi hiç düşünmemiştim.

Kushimoto

Tokyo

Bölgeleriyle Japonya haritası FreeVectorMaps.com

Kushimoto - commons.wikimedia.org

mart 2016 / hanabi 73


Kushimoto’daki Ertuğrul Şehitliği

Japonya’ya ikinci gelişim 2012 yılındaydı.

İstanbul’da düzenlenen Japonca Konuşma

Yarışması’nda birinci oldum ve ödül olarak

Tokyo’ya gidiş-dönüş bileti kazandım. 1 ay

boyunca Tokyo’daydım. O gezinin ardından,

hemen 1 ay sonra Osaka Üniversitesi’nden

burs kazandım ve 2012 yılından 2013 yılına

kadar Osaka Üniversitesi’nde eğitim gördüm.

Bu eğitim süresince yoğun olarak Klasik Japonca

üzerinde çalıştım. Eski Japoncadaki

geçmiş zaman ekleri ve Türkçedeki geçmiş

zaman eklerinin karşılaştırmasını yaparak Japoncadaki

-ki ve -keri eklerinin Türkçedeki -di

ve -miş ekleriyle benzerliğini ortaya koymaya

çalıştım. Özellikle -keri eki ile -miş ekinin

kullanım alanları çok benzediği için bu konu

üstünde durdum. Eski Japoncada -keri eki ile

anlatılan olayların günümüz Japoncasında

ne şekilde kullanıldığını araştırdım. Böylece

çok dar gibi görünen bu konuda çok geniş

bir araştırma yapma şansını yakaladım. Çünkü

tez danışmanı hocam da Klasik Japonca

araştırmacısıydı; bu anlamda bana çok yardımı

dokundu. Neredeyse sabah akşam birlikte

çalıştık, bana yol gösterdi; sanki doktora

öğrencisiymişim gibi benimle ilgilendi. Osaka

bana sadece ders anlamında bir şeyler katmadı;

dünyanın birçok ülkesinden de arkadaş

edindim. Hâlâ o arkadaşlarımla iletişimdeyim.

Malum internet çağındayız. Herkesle dünyanın

neresinde olursak olalım çabucak iletişim

kurabiliyoruz. Bu yüzden çok şanslıyız. Neyse

konuyu dağıtmayalım, diyeceğim o ki, Osaka’daki

bir yıl bana çok şey kattı. Hem insanlık

olarak hem de bilgi olarak…

Kushimoto’ya ise 2015 yılının Mayıs ayında

geldim. Aslında buraya gelmeden önce

İstanbul’da bir Japon firmasında çalışıyordum.

İşimi ve iş arkadaşlarımı da çok seviyordum.

Buna rağmen çok sevdiğim işimi bırakıp

Kushimoto’ya gelmeyi seçtim.

Kushimoto’ya gelme olanağını, Osaka

Üniversitesi’nde çalışırken buldum. Biraz uzun

bir hikâye olacak ama izniniz olursa anlatmak

isterim. Bir gün, yabancı arkadaşlarımla birlikte

bir Türk restoranına gitmiştim. Orada tesadüfen

bir Japon masamıza kadar gelip bana

“Beni hatırladın mı?” dedi. O zamana kadar o

kadar çok Japonla tanışmıştım ki tam olarak

çıkaramadım ama bir yerlerde tanışmışlığı-

74 hanabi / mart 2016


Ertuğrul Fırkateyni’nin battığı kayalık bölge

mız varmış gibi de geldi. Meğer, Ankara’dayken

ben o Japonun tercümanlığını yapmışım.

Öğrenciyken bazı ufak tefek tercümanlık işleri

yapıyordum. Bir keresinde de o beyefendinin

tercümanlığını yapmışım. Restoranda o beyefendi

ile birbirimizin e-posta adresini aldık. Bir

süre sonra yine o beyefendi ile haberleştik ve

arkadaşlarından birinin anneannesinin memleketinin

Kushimoto olduğunu, bu yüzden o

arkadaşının Türkleri çok sevdiğini, eğer uygun

olursa bizi tanıştırmak istediğini söyledi. Neden

olmasın, dedim ve arkadaşıyla tanıştık.

Arkadaşı bir gün Osaka’da yapılan bir toplantıya

beni de davet etti. Toplantı, memleketi

Kushimoto olan, ama o sırada Osaka’da yaşayan

kişilerin bir toplantısıydı ve Kushimoto

Belediyesi’nden bir kaç kişi ile Kushimoto

Belediye Başkanı da toplantıya katılıyordu.

Toplantıda Kushimoto Belediye Başkanı ile

tanıştım ve kendisi beni Kushimoto’ya davet

etti. Yaz tatilinde oraya gittim, beni çok güzel

ağırladılar. Bu vesileyle 2015 yılında belediyede

çalışacak bir Türk eleman aradıkları haberini

aldım. Bana Kushimoto’ya gelip gelemeyeceğimi

sordular. Karar vermem çok zor oldu

ama sonunda Kushimoto’ya geldim.

125 yıl önceki

sıcaklıklarından

hiçbir şey

kaybetmemişler.

Kushimoto Belediyesi’nde çalışmaya başladığımda

kendimi yoğun bir iş temposu içerisinde

buldum. Çünkü Haziran ayında 125. yıl

anma töreni vardı ve törene Türkiye’den Gediz

isimli savaş gemisi geldi. TBMM Başkanı,

Türkiye Cumhuriyeti Deniz Kuvvetleri Komutanı,

Japonya Deniz Öz Savunma Kuvvetleri

Komutanı, Mersin İli Belediye Başkan Yardımcısı,

Wakayama İli Valisi gibi çok önemli

isimler bu törene katıldı. Ben bu kişilerin tercümanlığını

yaptım. Ayrıca Kushimoto Belediye

Başkanının konuşmalarını da Türkçeye

çevirdim. Kısaca belediye görevlileri ile Türk

konuklar arasında iletişimi sağladım.

mart 2016 / hanabi 75


Ertuğrul Fırkateyni kazasında kurtarma çalışmaları yapan Kashino köylülerinin torunları

Şimdilerde ise Kushimoto ilçesi Kültür

Merkezi’nde haftada iki kez Türkçe dersi veriyorum.

60 öğrencim var -hem de 17 yaşındaki

lise öğrencisinden 79 yaşındaki teyzeye kadar

geniş bir yaş aralığından. Bunun haricinde

bazı hafta sonları Türk Müzesi’nde görev

yapıyorum. Müzeye gelen misafirlere müzeyi

tanıtıyorum. Kushimoto ilçesinde ilkokullara,

ortaokullara gidip Türkiye hakkında tanıtıcı

dersler veriyorum. Ertuğrul Fırkateyni’nin

battığı ada Oshima’da bir ilkokul var ve anıtın

temizliğini bu okulun öğrencileri yapıyor. Bu

arada Türkçe de öğreniyorlar. Elimden geldiğince

o çocuklara Türkiye’yi tanıtıyorum, beraber

Türkçe şarkılar söylüyoruz, bizim çocuk

oyunlarını oynuyoruz.

Buraya geldiğim ilk günden beri, Kushimotoluların

Türklere karşı sıcaklığını hissediyorum.

Oshima adasındaki köylüler başta olmak üzere

herkes beni çok seviyor, onlarla ne zaman

karşılaşsam bahçelerinden topladıkları mandalina

ve portakal gibi ellerinde ne varsa bana

ikram ediyorlar, evlerine davet edip, yedirip

içiriyorlar. 125 yıl önceki sıcaklıklarından hiçbir

şey kaybetmemişler.

Burayı kesinlikle her Türk’ün ömründe bir kez

ziyaret etmesi gerek. Türk denizcileri için yapılan

o anıtı Japonların ne kadar güzel, tertemiz

koruduğunu görmesi gerek. Her ayın 16’sında,

Ertuğrul Fırkateyni kazasının yaşandığı günde

Belediye Başkanının bizzat eline kovayı küreği

süpürgeyi alıp, anıtı temizlemeye gittiğini görmesi

gerek.

Son olarak, buraya gelmeye karar vermek benim

için hiç de kolay olmadı, ama hayatımdaki

herkesten bir şeyler öğrendim. Kesinlikle her

tanıştığım kişi, hayatıma azıcık da olsa katkıda

bulundu. O kadar şanslıyım ki karşıma hep

iyi insanlar çıkıyor. Sizler de karşınıza eğer

böyle fırsatlar çıkarsa kesinlikle değerlendirin.

Çünkü hayat gelip geçiyor. Bazen o gün

yapmadığınız bir şeyin ardından “keşke” demek

gerçekten çok üzücü olabiliyor. Ben buraya

gelmeye karar verirken bunu düşündüm

ve sonradan “keşke” dememek için ülkemden

binlerce kilometre uzakta, biraz da olsa ülkemi

tanıtabilmek için var gücümle çalışıyorum.

76 hanabi / mart 2016


Ayşegül’ün

albümünden

mart 2016 / hanabi 77


JAPONYA’DA

MİLLİYETÇİLİĞE BAKIŞ-3

(1940- )

Yazı: Zeynep Ebru OKYAR

Japonya’da milliyetçilik anlayışının ortaya çıktığı Meiji

döneminden itibaren, hem halkın hem de devletin “millet”

anlayışında, dünyadaki gelişmelere de paralel olarak, ciddi

değişimler gözlemlenmiştir. 2. Dünya Savaşı ve hemen

sonrası, “Japonya’da milliyetçilik” bazındaki kırılma

noktalarından biri olarak tanımlanabilir.

78 hanabi / mart 2016


1937 yılına ait bir Japon propaganda kitapçığından: “Ban Meaningless Songs That Don’t Praise The Motherland” - wackystuff/flickr

Savaş sürecinde bir motivasyon faktörü olarak yoğun şekilde gündemde tutulan milliyetçilik,

savaş sonrası dönemde pasifize edilerek farklı kanallara kaydırılmıştır. Bu süreç, Japon toplumunu

tanımak isteyen herkes için incelenmeye değer bir değişimi kapsamaktadır.

İleri Milliyetçilik (Ultranasyonalizm)

2. Dünya Savaşı sonrası dönemdeki en önemli teorisyenlerden olan Masao MARUYAMA’nın

(1914-1996) “Chou kokkaşugi” (ileri milliyetçilik/devletçilik) kavramı, genelde Batı literatüründe

anlaşıldığı gibi “çok yoğun bir milliyetçilik” değil, “devletin ötesinde bir milliyetçilik” olarak okunursa

daha doğru olacaktır. MARUYAMA’nın tüm çalışmaları, Yukichi FUKUZAWA’nın idealini

gerçekleştirmek üzerine kuruludur: Modern Japonya’da demokratik bir milliyetçilik oluşturmak.

MARUYAMA’nın milliyetçilik anlayışı, savaş ve savaş sonrası dönemi kapsar. 1944’te yayınladığı

makalede Meiji Restorasyonu sonrası dönemde “modern milliyetçilikten bürokratik devletçiliğe

geçiş”i inceler. MARUYAMA, “kültürel anlamda millet” vurgusu için minzoku yerine kokumin

ifadesini kullanmıştır. 1

ETİMOLOJİ

Japonca’da “milliyetçilik” ifadesine denk gelen 3 ayrı kavram bulunur.

Bunlardan birincisi “kokuminşugi” olup, “yasa ve kurumlarla inşa

edilebilecek bir millettir, yani siyasi bir birimi oluşturan kişilerin

bağlılığı”dır.

“Minzokuşugi”, etnik ve ırk bazlı milliyetçiliği karşılar.

Bir de “kokkaşugi” vardır ki, “devletçilik” anlayışına yakındır.

1 Maruyama Masao, Theory and Psychology of Ultra- Nationalism, 1946

mart 2016 / hanabi 79


Marksizm ve İmparator

Marksist Japon milliyetçiliği, Japon milletini

tek bir etnik grup olarak görmüştür ve ulusal

değerleri bozduğu iddiasıyla monarşiyi “milliyetçilik”

bazında reddetmiştir. Bu anlayış,

o dönem tüm dünyada Marksist ideolojinin

kapitalist emperyalizme karşı etnik milliyetçiliği

desteklemesi ile paraleldir. Japon komünistlerin,

“ulus”u İmparator üzerinden değil

de, etnisite üzerinden tanımlama çabası, bir

devrim olasılığına karşı tepki de doğurmuştur.

Savaş sırasında “kōtei” (imparator) unvanından

vazgeçerek “tennō” (Tanrısal nitelik

taşıyan Japon kralı) unvanına geri dönen

Hirohito, Amerika’nın talebiyle, Ocak 1946’da

“İnsan Olduğunun Beyanı” ile tanrısal niteliğinden

de feragat etmiştir. Bu konuşmadan 2

ay sonra yayınlanan yeni anayasanın ilk taslağında

hükümdar, “tennō” ve “milli birliğin

sembolü” olarak tanımlanmıştır. Bu, Masafumi

YONETANİ’nin “imparatorluk sisteminin

millileştirilmesi” olarak tanımladığı sürecin ilk

adımıdır. Tetsurou WATSUJİ’ye göre de hükümdarın

geleneksel rolü, ulusun toplu iradesinin

ifadesidir. “Ulusal egemenlik için bu irade

beyanı zorunlu olduğuna göre de, tennō’yu

demokratik Japon milletinin oluşumu dışında

bırakmak imkânsızdır.” 1

1940-1950’li dönemde Marksist yazar ve tarihçiler,

Japonların kendi emperyal devleti

tarafından baskılanmış, elit kesim tarafından

savaş sonrasında ihanete uğramış ve askeri

işgal altında ezilen bir halk olduğunu ifade

etmiştir. Muhafazakâr kanattan Yojūrō YASU-

DA, Japon milletinin çoğunun Meiji Restorasyonu

ile getirilen Batı usullerinden pek de etkilenmeyen

çiftçi bir toplum olduğunu söyler.

İşgal kuvvetlerinin dayattığı modernite yerine

Asya’ya dönülmesi ve geleneksel minzoku

milliyetçiliğinin, savaş sonrası liberal devlet

vatandaşlığına tercih edilmesi gerektiğini ifade

eder. 2

Bu anlayışın günümüz Japon solunda da devam

ettiğini söylemek mümkündür; Marksistler

ve Asahi gazetesi, “minzoku” bazlı milliyetçiliğin

güçlü destekçileridir. Pek çok ülkedekinin

aksine, Japonya’da milliyetçiliğin,”sağ”ın

olduğu kadar “sol”un da temel argümanlarından

biri olması hayli ilginçtir. 3

2 Kevin Doak, A History of Nationalism in Modern Japan: Placing the People, Boston & Leiden: Brill, 2007

3 Kevin Doak, Japan Chair Platform: Shinzo Abe’s Civic Nationalism, CSIS Newsletter, 15 Mayıs 2013

meiji dönemi

taishŌ dönemi

1868 1912 1926

ABD’nin Japonya

İmparator’un tennō ünvanına dö

“insan olduğu” beyanında b

ABD iş

Ye

ABD-Jap

80 hanabi / mart 2016


2. Dünya Savaşı Yenilgisinin

Sorumluluğu

2. Dünya Savaşı’nın hemen sonrasında mağlubiyetin

kimin sorumluluğu olduğuna dair

tartışmalar başladı. “Bürokratların mı, askerlerin

mi?” sorusu ön plana çıkarken, halk

ve İmparator bu tartışmanın dışında tutuldu.

Bunun tek istisnası, Komünist Parti’nin

yayın organı olan Akahata gazetesindeki

İmparator’un savaş suçlusu olduğuna ve monarşinin

derhal kaldırılması gerektiğine dair

görüşlerdir. Akira FUJİWARA’ya (1922-2003)

göre, İmparator’un “hükümetin aldığı kararları

değiştirme şansı yoktu” şeklinde ifade

edilen, savaşın ve mağlubiyetin sorumluluğu

konusunda İmparator’u ayrı tutan bu görüşler,

işgal kuvvetlerinin de desteği ile sonradan

üretilmiş yalanlardır.

Japon milliyetçiliğinin

dayanakları

• Ada ülkesi olarak dışarıya kapalı

konum

• Tek dil kültürü

• Homojen etnik yapı

• Halkın toprağa bağlılığı

• Shinto tanrılarına olan ortak inanç

• Tanrılara adanmışlığı kişiselleştiren,

devleti meşrulaştıran ve halkı temsil

eden bir İmparator

shŌwa dönemi

heisei dönemi

’yı işgali 1945

nmesi ve 1946

ulunması

galinin son bulması 1952

ni Anayasa’nın ilanı

onya Güvenlik Anlaşması’nın 1960

(ANPO) yenilenmesi

1988

İmparator

Hirohito’nun

ölümü ve yerine

İmparator

Akihito’nun

geçmesi

1999

2003

Japonya’nın Irak

Harekâtı’na katılması

Bayrak ve milli marş

yasası

Yukio MİSHİMA’nın intiharı 1970

Yasukuni Tapınağı krizi 1978

1995

Liberal Tarih Ekolünün milli

mart 2016 / hanabi 81

eğitim konulu kampanyaları


Tayvan 1895-1945,

Kore 1910-1945 yılları

arasında Japonya’ya

bağlıydı. 1945 yılında

Japonlar teslim

olurken Tayvan’ı o

zamanki adıyla Çin

Cumhuriyeti’ne, Kore’yi

ise Amerikan ve Sovyet

birliklerine teslim ettiler.

Kore, 1948 yılında

Kuzey Kore ve Güney

Kore olmak üzere ikiye

bölündü.

Savaş sonrası “millet”

anlayışı, Kore ve

Tayvan’ın Japonya’dan

ayrılmasının da büyük

etkisiyle barışçı

“tek etnik unsurlu bir

ulus”a dönüştü.

İşgal Döneminde Milliyetçilik

2. Dünya Savaşı mağlubiyeti, millet ve devlet

ayrılığının iyice belirginleştiği bir süreç olmuştur.

Milletin, devletin elitist savaşının bir

kurbanı olarak lanse edildiği bu süreçte, “etnik

milliyetçilik” yerine “toplum”u geçirme çabası

dikkat çekicidir. İşgal kuvvetleri de daha güvenli,

uluslararası, askeri ve politik anlayıştan

arındırılmış bir kavram ile Japon halkını

tanımlama fikrini açıkça desteklemiştir. 7 yıl

süren işgal döneminde “minzoku” anlayışının,

Japonya’da arzu edilen ulusal kimlik olmasını,

savaş sonrası dönemde faşist de denilen

sağcıların geri plana düşmesiyle bağlantılı

gören araştırmacılar çoktur. İşgal dönemindeki

sansür yüzünden sağcıların ifade özgürlüğü

kısıtlansa da, milliyetçi görüşler, liberal

ve solcu yayınlarda yer buldu.

1946’da Tokyo Üniversitesi Rektörü NANBA-

RA, minzokunun yeni dünya düzeni için temel

olacağına dair konuşmasında şöyle der:

“Milletimiz hatalar yapmış olmasına rağmen,

bizler bu millet içinde doğmuş olmaktan büyük

sevinç duyuyoruz ve bu millete sonsuz bir

sevgi besliyoruz. İşte bu yüzdendir ki, milletimizi

cezalandırarak tüm dünya önünde şerefimizi

tekrar kazanmayı hedefliyoruz.” 4

Takip eden dönemde, geçmişte imparatorluk

için temel teşkil eden “minzoku” kavramının,

devlet bulunmayan işgal döneminde de Japon

ulusal kimliğine temel olduğu görülmektedir.

İşgal altındaki ülkede halkın bağlılık ile

kendini tanımlayacağı bir devlet olmadığı için

“toplum (shakai)” ve “millet (minzoku)” kavramları

güçlendi. 1952’de devlet tam anlamıyla

kurulana kadar “kokumin” kavramından

söz etmek de mümkün değildi.

4 Kevin Doak, Japan Chair Platform: Shinzo Abe’s Civic Nationalism,

CSIS Newsletter, 15 Mayıs 2013

82 hanabi / mart 2016


Yeni Anayasa ve Tennō

“Tennō”nun konumuna dair tartışmalar, 3

Mayıs 1952’de yeni Japon Anayasası’nın

yürürlüğe girmesiyle son buldu. Buna göre

“İmparator, Japon devletinin ve Japon milletinin

bir sembolüdür ve bu konumu, egemen

Japon milletinin genel iradesine dayalıdır.”

Japonya’nın komünist rejime kaymasından

korkan ABD’nin, İmparator’un Japon milletinin

birliğini korumayı başarabileceği savına

dayanarak, bu maddeyi desteklediğine dair

iddialar da vardır.

Milliyetçilik ve Etik Anlayış

*

WATSUJİ’nin 1952 tarihli “Milli Ahlak Meselesi”

makalesi, milletin her bireyine “kokumin”

diyerek yeni bir anlayış getirmiştir. Bu makalenin

önem taşıyan bir yönü de, birey ve ulus

arasındaki bağın etnik kökene mi, sonradan

öğrenilmiş ahlaki bir bilince mi bağlı olduğu

konusunun, özellikle muğlak bırakılmış

olmasıdır. Bir diğer katkısı, o döneme değin,

Hristiyanlık değerleri üzerinde yapılandırılan

“kokuminşugi” milliyetçilik anlayışını farklılaştırarak,

“millet”in etik özüne Budizm felsefesini

yerleştirmesidir.

1960’larda Artan Kutuplaşma

1960’ta ABD-Japonya Güvenlik Anlaşması’nın

(ANPO) yenilenmesi sürecinde toplumun

her kesiminde oluşan protestolar, modern

Japonya’da “vatandaşlık bilinci”nin oluştuğunun

göstergesi olarak görülür. Bu protestolardan

“halk hareketleri” bekleyenler olduğu

gibi, “vatandaşlık hareketleri” bekleyenler ve

protestoları gerçek anlamda medeni bir toplumun

tohumları olarak görenler de vardır.

Ama genel olarak 1960’lar Japonyası’na bakıldığında,

devlete karşı bir tutum geliştiğini

söylemek mümkündür. MARUYAMA bile zaman

zaman sol kesimin tespit ve şikâyetlerine

katılarak savaş sonrası dönemin “çoğunluğun

diktatörlüğü”ne dönüştüğünü ve faşist çizgilerin

ağırlaştığını söylemiştir. Bu dönemde

orta yol arayışçıları geri plana düşmüş ve politizasyon

iki uca yığılmıştır.

1960’larda artan bir halkçılık anlayışı da gözlemlenmektedir.

TAKASHİMA, sağ ve solun

milliyetçilik bakışını sentezlemiş ve şu slogana

dönüştürmüştür: “Ana olarak millet, özne

olarak sınıf”. TAKASHİMA’nın görüşleri, milliyetçiliği

o güne kadar taşıdığı yoğun siyasi

anlamdan uzaklaştırıp kültürel boyuta taşımıştır.

Ekonomik Refah Etkisinde

Milliyetçilik

1970’lerde Japonya’nın refah düzeyi yükseldikçe,

toplumcu milliyetçilik ve politik eylemcilik

arasındaki ayrışma iyice belirginleşti.

Kolonileşme olmadan da zenginleşebilmenin

gerçekleşebileceği görülünce, savaş öncesindeki

askeri milliyetçilik anlayışı bırakıldı. Bu

çerçevede de etnik milliyetçilik, siyasi alandan

kültürel alana taşındı. “Milliyetçilik” tartışmaları,

Nihonjinron denilen Japon kültürel

kimliğinin bir unsuru haline geldi. Bu süreçte

Marksizmin Japon toplumundaki popülaritesini

de yitirmeye başladığı görülür.

* tennō, tanrısal nitelikli Japon kralı.

mart 2016 / hanabi 83


Sağcı Grupların Şekillenmesi

1980’lerin başında, İmparatorluk geleneğini

canlandırma çabasındaki sağ gruplar ön plana

çıkmıştır. İmparatorun, sembolik konumunun,

Japon milliyetçiliğine bir hakaret olduğu

görüşü ile yabancılar tarafından dayatılan

sembolik bir imparator değil, siyasi olarak da

aktif bir imparator taleplerini dile getirmişlerdir.

Bu talebin en çarpıcı noktası, romancı ve

oyun yazarı Yukio MİSHİMA’nın (1925-1970)

dramatik intiharıdır.

17 Ekim 1978’de Yasukuni Şinto Tapınağı, 14

üst düzey savaş suçlusunu kutsadı. İmparator

Hirohito bu dönemde, tapınağa yaptığı

yıllık ziyaretleri dondurdu. 1984’te Başbakan

Yasuhiro NAKASONE, Japon milliyetçiliğini

desteklemek adına tapınağı ziyaret etti. Sonraki

dönemde başbakanlar HASHİMOTO, KOİ-

ZUMİ ve ABE de hem Japonya’da, hem de dış

dünyada tepki çeken ziyaretlerde bulundu.

Yukio MİSHİMA (1970): Törensel intiharından hemen önce,

başarısız darbe girişimi sırasında konuşma yaparken

Nationaal Archief (Hollanda Ulusal Arşivleri)

“Yeni Milliyetçilik” Anlayışı

1980’lerde ortaya çıkan “yeni milliyetçilik”

anlayışı, genelde şu iki faktöre bağlanır:

Japonya’nın artan ekonomik refahı ve ülkenin

başlıca ticaret ortakları, özellikle ABD ile

olan sürtüşmeler. Kültür ve siyaseti, millet

ve devleti tekrar bir araya getirme çabalarının

en önemli adımlarından biri, 1980 yılında

Başbakan Masayoshi ŌHİRA’nın “Kültür

Çağında Ekonomi Yönetimi” başlıklı raporudur.

İlk bakışta, sıradan bir ekonomik rapor

olarak görülse de, halk ve hükümet arasında

oluşan uçurumu kapatmak için ne gibi ekonomik

ve kültürel politikalar gerektiği üzerine

yapılmış çok ciddi bir çalışmadır. Bunu takip

eden dönemde Başbakan NAKASONE, Liberal

Demokratik Parti’nin “Demokratik” kanadına

uzun süredir kullanılmayan “siyasi milliyetçilik”

kavramını sokarak, Japon halkının hem

ulusal, hem de uluslararası arenada “normal

bir millet” olarak algılanmasını hedeflemiştir.

(üstte) Scott MOORE “Political Rally”

(altta) John BRYANT “Presenting the Flag”

84 hanabi / mart 2016


Japonya’nın Irak Harekâtı’na Katılması

Irak’a yapılan uluslararası harekâta Japon birliklerinin de

katılması ve bunun ülke içinde askerlik ve eğitime dair yeni

talepler doğurması, yeni dönem milliyetçilerini “ulus”un 2. Dünya

Savaşı sonrası dönemde “devlet”ten ayrı düşünülmesi sürecinin

ulusal gurur sayesinde aşıldığı yönünde umutlandırdı. Solcularda

ise monarşinin, bu yeni ve özür dilemez milliyetçilik anlayışının

kilit noktası haline geldiği endişesi ortaya çıktı.

Irak’ta Japon ordusu - Delobius/flickr

İmparator Akihito’dan

Beklentiler ve Hayal Kırıklığı

1982’de başbakan olan NAKASONE’nin minzokuşugi

vurgusu, devleti daha güçlü destekleyerek

uluslararası arenada elini güçlendirecek

bir milliyetçiliği canlandırma çabası

olarak görülmektedir. Bu proje, savaş sonrası

dönemin “son hesaplaşma”sı olarak konumlandırılmıştır.

Ancak ciddi bir muhalefetle

karşılaşması, Japonlar’ın etnik milliyetçilik

ve devlete yönelik bakışı konusunda önemli

fikir vermektedir. Bu yeni milliyetçiliğin, 20.

yüzyılın büyük bölümünde Japon kitlelerin

desteğini alan “minzokuşugi” olarak değil de,

“kokuminşugi” olarak adlandırıldığı da belirtilmelidir.

1980’lerde sağ görüşlü milliyetçi grupların etkinliği

yüksekti. Bu gruplar, 1988’de İmparator

Hirohito’nun ölümünden sonra, yeni imparator

Akihito’ya yönelik çok büyük beklentilere

girdi. Özellikle savaş sonrası kurulan “Yalta

Potsdam (YP) Sistemi”ni sonlandırması ve

direkt monarşiye dönüşü gerçekleştirmesini

ummaktaydılar. 1989’da yeni imparatorun,

“sistemin aynen devam edeceği”ne dair konuşması,

bu gruplar üzerinde büyük hayal kırıklığı

yarattı. İmparatorun açıkça ifade ettiği

görüşü yüzünden, direkt monarşiyi desteklemeleri

mümkün olmayacaktı. “Hükümet bunu

dedirtti.” söylemini kullandılar. İmparatorun

elit siyasi ve finansal çevrelerin rehini olduğu

ve millete hizmet etmesinin imkânsızlaştığını

iddia ettiler.

mart 2016 / hanabi 85


Liberal Tarih Ekolü

1995’te Prof. Nobukatsu FUJİOKA (1943- )

tarafından başlatılan Liberal Tarih Ekolü, 500

üyesiyle, ortaokul ve lise tarih kitaplarının

daha vatansever metinler içermesi için yoğun

bir kampanya yaptı. Özellikle, solcu öğretmenlerin

öğrencilere İmparatorluk ordusunun

savaş döneminde “Rahatlatıcı Kadınlar” uygulamalarının

da öğretilmesi taleplerine yoğun

tepki gösterdi. “Eğitim sisteminde milliyetçilik

olmalı mı?”, “Milliyetçilik öğretilecekse

de, savaş sonrası Japonya’nın anlayışı etnik

milliyetçilik mi, yurttaşlık milliyetçiliği mi olmalıdır?”

soruları Japonya’da uzun süre güncelliğini

korudu ve hâlâ da korumaktadır. Rikki

KERSTEN’in bu konudaki yorumu konuya

Batılı bakış açısını da göz önüne sermektedir:

“Fujioka’nın milliyetçiliğini, liberalizm olarak

sunmasından teselli bulabiliriz. Sadece bir

etiket bile olsa, günümüz Japonyası’nda liberalizm,

meşrulaştırıcı bir fikir olarak değerini

korumaktadır.” 5

Japonya’da savaş öncesi “eski liberaller” olsun,

savaş sonrası “yeni liberaller” olsun, çoğunlukla

vatandaşların çıkarlarını anayasal

devletin kaynaklarıyla dengeleyen “sağlıklı

bir milliyetçilik” anlayışını desteklemiştir. Savaş

sonrası dönemin dikkat çeken bir noktası,

aydın kesimin “kamu değerlerinin sözcüsü”

konumunu zamanla kaybetmesidir. Akademik

aydınların bu konumlarını, geçen zamanla birlikte

sivil aydınlara bıraktığını söylemek mümkündür.

Bu sivil aydınların en önemlilerinden

biri, 1990’ların ortalarından itibaren yeni milliyetçiliğe

dair bir misyon üstlenen Keishi

SAEKİ’dir. 1996 ve 1998 tarihli kitaplarında

SAEKİ, Japon liberal demokrasisini, özellikle

devlet karşıtlığı üzerine kurulan milliyetçilik

meselesine çözüm bulamamakla itham etmiştir.

“Rahatlatıcı kadınlar

(comfort women)”,

2. Dünya Savaşı öncesinde ve

savaş sırasında Japon İmparatorluk

Ordusu’nun, işgal edilen

yerlerdeki kadınları (ve erişkin olmayan

kız çocuklarını) cinsel kölelikte

kullanmasını ifade eden bir

kavramdır. Sayıları hakkında net

bir bilgi bulunmamakla birlikte 20

bin ilâ 410 bin kadının, “rahatlatıcı

kadın” olarak kullanıldığına dair

iddialar vardır.

Kore’deki bir protesto gösterisinden-Joonyoung Kim “Comfort Women”

28 Aralık 2015’te Japonya ve Kore arasında varılan anlaşmaya göre Japonya, “rahatlatıcı

kadınlar” uygulaması için özür dilemeyi ve zarar görmüş kurbanlara 8.5 milyon

USD’lik bir ödeme yapmayı kabul etmiştir.

Ancak bu konunun toplum vicdanında ve uluslararası ilişkilerde açtığı yara, kolay kolay

silinmeyecek gibi görünüyor. Japonya’nın bu konuyu kabullenmesinin bile hata

olduğunu düşünen Japonlar olduğu gibi, Japonya’nın verdiği maddi ve manevi zararın,

ödemeyi kabul ettiği tazminatla kesinlikle karşılanamayacağı görüşünü taşıyan

Koreliler de çok. Söz konusu genelevlerin direkt olarak dönemin devlet yetkililerine

bağlı olmadığı savıyla, Japonya hukuki sorumluluk kabul etmiyor. Ayrıca 1910-1945

dönemindeki sömürge yönetimiyle ilgili tüm tazminat konularının 1965 tarihli karşılıklı

anlaşma ile sona erdirildiği görüşünden geri adım atmıyor.

86 hanabi / mart 2016

5 Kersten, “Neo-nationalism and the ‘Liberal School of History’.” Japan Forum, 11, 2, 1999


(üstte) Japon millî marşı olan Kimi ga yo’nun sözleri

Bayrak ve Millî Marş Kanunları

1999’da yürürlüğe giren ve Güneş Halkası’nı (hi no maru) resmî Japon bayrağı, Kimi

ga yo’yu da millî marş yapan yasa, hem solcu, hem de milliyetçi çevrelerde çok

büyük tepki topladı. Bunun “tepeden inme” ve tamamen gereksiz bir karar olduğu

söylendi. Yazar ve akademisyen Ken’ichi MATSUMOTO, uluslararası hukukun etkinliğinin

artmasıyla, ulus devletin bir bayrağı olması gerektiğini kabul eder. Ancak

“Bu sadece bir vitrindir. Bayrağı kanunla değil, Japonya’nın kendine özgü kültürünün

bir sonucu olarak kabul edilegelmiş Japonya gibi başka bir ülke yoktur.” der.

MATSUMOTO’nun endişesi, millî marş ve bayrak kanunlarının, Japon halkını, bu

milletin tarihten gelen etnik kültürel bir millet değil, kanuna dayalı olarak kurulduğu

yanılsamasına sevk etmesi olasılığıdır.

mart 2016 / hanabi 87


İmparatorun Kore ile Akrabalığı

23 Aralık 2001’de İmparator Akihito, 68. doğumgünü için gazetecilerle

bir araya geldiğinde, bir soru üzerine

“Ben, kişisel olarak, Japonya Tarihi Kayıtları’nda belirtilen, İmparator

Kammu’nun annesinin Kral Muryong’un soyundan geldiği bilgisine

dayanarak, Kore’yle bir akrabalık bağı hissediyorum.” dedi.

1919-1945 yıllarında Japonya’nın Kore Yarımadası’nda bulunduğu

koloni dönemine de atıfta bulunan İmparator, ne yazık ki, iki ülke ilişkilerinin

her zaman iyi olmadığını ve bunun unutulmaması gerektiğini

belirtti.

İmparatorluk geleneğinin saflığı ve bölünmemişliği, Japon milliyetçileri

için çok önemli bir konu olduğundan, bu açıklama değişik tepkilere

yol açtı. Japon gazetelerinden sadece Asahi Shinbun bu konuşmaya

geniş yer ayırırken, diğer gazeteler ya hiç bahsetmedi ya da

üstünkörü bir şekilde bahsedip geçtiler.

Güney Kore’de ise manşetlerden verilen bu haber, çokça ilgi ve alkış

topladı. Hükümet sözcüsü, memnuniyetlerini dile getirdi. İmparatorun

bu sözleri, özellikle Japon Başbakanı Koizumi’nin o yıl içinde

Yasukuni Tapınağı’nı ziyaret etmesi ve Japon okullarında o yıl okutulmaya

başlanan tarih kitaplarına ilişkin tartışmalarla gerginleşen

iki ülke ilişkilerini yumuşatan bir faktör oldu.

88 hanabi / mart 2016


Japonya’da Bugünkü Milliyetçilik

Sivil aydınların bir örneği olan Yoshiko SAKU-

RAİ, kokumin milliyetçiliğinin bugün bulunduğu

noktanın sembollerindendir: SAKURAİ,

milliyetçiliği, kesinlikle askerî ya da yayılmacı

bir milliyetçilik olarak değil, Japon halkına

geleceği üzerinde daha fazla kontrol imkânı

verecek bir kamu politikasını sağlayacak bir

medeni hareket olarak tanımlamaktadır.

Eğitim Bakanlığı tarafından kurulmuş olan ve

Kyoto’da bulunan Uluslararası Japonya Araştırmaları

Merkezi Nichibunken, Japonya’nın

Batılılaşmasına karşı durmak, hatta Batılılaşmış

kültür parçalarını tekrar Japonlaştırmak

gibi bir misyona sahip.

Okullardaki tarih dersinin müfredatı, özellikle

milliyetçilik bazında çokça eleştirilmektedir.

1970’lerden itibaren “tarih kitaplarındaki içeriğin

milliyetçi bir bakış açısıyla mı, uluslararası

dengeleri gözönüne alan ‘daha az vatansever’

bir yaklaşımla mı öğretilmesi gerektiği”

üzerine çok ciddi tartışmalar süregelmektedir.

Ayrıca Eğitim Bakanlığı’nın ilk ve ortaöğretimde

millî marş ve bayrak üzerinde daha yoğunlukla

durulması konusunda ısrarı ve buna

karşı toplumda oluşan tepkiler de son 20 yılın

güncel konularıdır.

meraklısına:

Kenneth Ruoff, “The Royal Birth, Emperor

Akihito’s Remark about His Affinity with Korea,

and Today’s Japan.” Asian Studies Newsletter

47.1 (Annual Meeting Issue, 2002)

http://www.theguardian.com/world/2001/

dec/28/japan.worlddispatch

Gayle, “Progressive Representations of the

Nation”, 1, Kersten, Democracy in Japan, 149

Ruth Benedict – Chrysanthemum and the Sword,

1946

Ozawa Terutomo. “The New Economic

Nationalism and the Japanese Disease”: The

Conundrum of Managed Economic Growth”

Journal of Economic Issues, v30, 1996

Shinzo ABE’nin başbakanlığının özellikle

ilk döneminde ABD medyasının körüklediği

“Japon milliyetçiliği yükselişte!” anlayışı,

aslında milliyetçiliğin farklı algılarından öte,

Japonya’nın 2. Dünya Savaşı dönemindeki

militarist anlayışının canlanmasına yönelik

korkunun ifadesi olarak görülebilir. Belki

de bu korkuyu ekarte etmek amacıyla,

ABE’nin 2006 yılındaki kısa süreli başbakanlığı

döneminden başlamak üzere hem Japon

medyasında, hem de uluslararası medyada

“Abe aslında milliyetçi değil” temalı ciddi bir

kampanya yürütüldüğünü görüyoruz. Bu fikri

savunanların temel tezi, “2. Dünya Savaşı

sonrasında gelinen uç noktayı merkeze çekme

çabası” şeklindedir. ABE’nin “milliyetçilik;

doğduğumuz, yetiştiğimiz ve kendimize yakın

hissettiğimiz doğaya, atalarımıza, aile ve yerel

topluma aidiyet duygusudur. Bu duygu, öğretilmez,

tamamen doğal ve anlıktır.” ifadesi ile

“milliyetçi” olduğuna dair iddiaları adeta bir

hakaret olarak algılaması da ilginçtir. 5

Kevin M. DOAK’a göre milliyetçilik konusunda

kalem oynatanlar genelde şu görüş etrafında

dönerler: “Ben bir vatanseverim, sen bir milliyetçisin,

fakat, her ikimizin de kabul edeceği

üzere, o bir ırkçı.” Herkes kendi milliyetçiliğini

“olumlu” görmeye, dost ve müttefiklerininkini

“riskli olsa da kabul edilebilir” olarak değerlendirmeye,

üçüncü taraflarınkini ise “son derece

tehlikeli” olarak algılamaya eğilimlidir.

Milliyetçiliğin özellikle gündemde olduğu

Türkiye’den Japonya’ya bakış, belki sadece

Japonya’daki durumu anlamamıza değil, kendi

konumumuzu anlamamıza da faydalı olacaktır.

mart 2016 / hanabi 89


Japon Meyhanesi

İZAKAYA

Japonya’da (özellikle Tokyo, Kyoto, Osaka gibi büyük

şehirlerde) gece hayatı sınırsız seçenekle dolu. Bunlardan

biri de “izakaya” (Avrupa, Amerika ve Avustralya’daki

karşılığı “pub”, Türkçeye kabaca birahane veya

meyhane gibi çevrilebilir).

Yazı ve Fotoğraf: Umut BİRBİLEN

İzakaya Nedir?

İzakayaları bölgedeki yerel halkın genellikle iş çıkışı arkadaşlarıyla buluşup birkaç kadeh içki

içip, atıştırmalık yiyebilecekleri mekânlar olarak tanımlamak mümkün. İzakayaların kökeni aslında

sake satılan dükkânların, müşterilerine orada oturup içmelerine izin vermesi dayanıyor.

Zamanla günümüzdeki son halini almıştır. İçki olarak genelde sıcak/soğuk sake çeşitleri veya

bira tercih edilen bu mekânlarda yerel halk dışında turist görmek sık rastlanan bir durum değil.

Dolayısıyla İngilizce menü bulmak zor olabiliyor. Japon mutfağının lezzetli atıştırmalıklarından

bulabileceğiniz bu mekânlarda benim favorilerimden birkaçı; bizim mutfağımıza hiç de uzak

olmayan Yakitori, Gyoza ve Edamame.

90 hanabi / mart 2016


Kushiyaki

Tavuk, dana ve domuz gibi et seçenekleri

mevcut olan Kushiyaki çöp şişlere saplanmış

et ve sebzelerden oluşan bir atıştırmalık (en

popüleri tavuk etinden yapılan toriyaki). Bu

çöp şişleri porsiyon olarak değil, adet olarak

sipariş veriyorsunuz. İppon-bir adet, nihon-iki

adet, sanbon-üç adet, yonhon-dört adet çöp

şiş demek. Soslarla beraber farklı lezzetler

yakalayabileceğiniz bu küçük çöp şişlerden

en az bir adet sipariş edip tadına bakmanızı

öneririm. Birkaç örnek kushiyaki:

Toriniku

Sadece tavuk eti

Shiitake

Shiitake mantarı

Tebasaki

Tavuk kanatları

Asuparabekon

Domuz pastırmaya sarılı kuşkonmaz

Reba

Tavuk ciğer

Shiitake mantarlı bir yemek

mart 2016 / hanabi 91


Ebi (karidesli) ve etli Shaomai mantı

Gyoza

İkinci tavsiyem ise Gyoza ismi verilen, İngilizce

çevirisi “Japanese dumplings” olan, muska

börek boyutunda, mantı benzeri bir dokuya

sahip olan, tam Türkçe tercümesi olmayan yiyecekler.

İçinde bulunanlar genellikle lahana,

taze soğan, sarımsak ve et (genelde domuz

eti). Bu malzemeler mantı hamuruna sarılıyor

ve tavada dibi hafif kızaracak şekilde su buharında

pişiriliyor. Yanında servis edilen sosuna

batırarak afiyetle yiyorsunuz. Sosunda ise sirke,

soya sosu gibi yine ülkemizde kullanılan,

yabancı olmadığımız malzemeler var. Porsiyon

boyutu, mekânlara göre farklılık gösterse

de genelde 5-6 adet gyozadan oluşuyor.

92 hanabi / mart 2016


Edamame

Edamame

Üçüncü tavsiyem ise benim favorim olan;

edamame, yani bildiğiniz taze soya fasulyesi.

Aslında bizim bildiğimiz gibi değil, tanelerinin

büyüklüğü pişmemiş kuru fasulye boyutunda.

Çerez niyetine yenilen bir atıştırmalık. Kabuklarıyla

beraber on dakika kadar haşlanıp, diriliğini

kaybetmemesi için soğuk suya tutuluyor

ve tuzlanıp servis ediliyor. Kabuklarıyla beraber

servis edilen edamameleri, çekirdek çitler

gibi içini yiyerek, kabuklarını atarak tüketiyorsunuz.

Japonya’da karşılaştığımız çoğu insan gibi,

izakayalarda tanıştığımız insanlar da çok nazik,

kibar, güler yüzlü ve ilgiliydiler. İzakayalarda

yabancılar sevilmiyor gibi bir önyargıya

ben inanmıyorum. Yabancı olarak o ülkede

sevilip sevilmemeniz kesinlikle sizin davranış

ve insanlara olan saygınızdan kaynaklanıyor

diye düşünüyorum. İzakayalar yerel halkı ve

iş çıkışı takım elbiseli çalışan kesimi tanımak

için son derece uygun mekânlar. Servis

oldukça hızlı, o yüzden bizim alışkanlığımız

olan “masayı donat koçum” yerine, sakince,

yedikçe yenilerini söylemek daha iyi bir yöntem.

İzakayaları kapılarında asılı olan kırmızı,

kâğıt fenerlerden tanıyabilirsiniz. Akşamları

saat 20.00’ye kadar hizmet veren yerler olsa

da büyük bir bölümü 22.00-23.00 civarına kadar

açık.

mart 2016 / hanabi 93


94 hanabi / mart 2016

Meyhane/Ocakbaşı/Birahane = İzakaya

Gece hayatını seven ve İstanbul’dan İzmir’e 4 yıl kadar önce taşınmış biri

olarak; her iki şehirde de çok sayıda birahane, meyhane ve ocakbaşı deneyimleme

imkânım oldu. İzakayaları bir nevi bizim birahanelerimize, meyhanelerimize

ve ocakbaşlarımıza benzetmek mümkün. İçki servisinden yemek

sunumlarına, müşteri kitlesinden iç dekorasyona birçok ortak yön söz

konusu.


İzakayaları bir nevi bizim

birahanelerimize, meyhanelerimize

ve ocakbaşlarımıza benzetmek

mümkün.

mart 2016 / hanabi 95


İzakayalarda tercih edilen içki türü bira ve sakedir. Bu yönden de bizim meyhane

kültürümüz ile benzerdir. Bizim meyhanelerimizde rakı, bira (ve az miktarda şarap)

tüketildiği gibi Japonya’da izakayalarda da yerel içkileri olan sake ve bira tüketilmektedir.

Her nasıl ki bizde bir meyhanede votka içmek garip karşılanırsa, orada

da aynı durum söz konusudur. Bu arada yine ülkemizde olduğu gibi meyhane/

izakaya dışındaki bar kültüründe her tür içkiyi bulmak mümkün.

Pirinçten yapılan bir sake türü olan Nihonshu genellikle izakayalarda tercih edilen

sake türüdür. Birçok bölgede yerel üretim olduğundan farklı tatlarla karşılaşabileceğiniz

sakenin, bizim damak tadımızdaki karşılığı rakıdan çok beyaz şaraba yakın

denilebilir.

Porsiyonları ve

seçenekleriyle bizim

kültürümüzdeki

“donat koçum

masayı” ifadesi

izakayalarda da

kullanılabilir. Tam

olarak ifadesi aynı

olmasa da sipariş

verilen mezeler ile

masada bardak

koyacak yer bulma

zorluğu yaşanabiliyor.

Japonya seyahatlerim boyunca bulunduğum veya dışarıdan gördüğüm onlarca

izayakayada çok az turist gördüm, gördüklerim de yerel halkın misafiri olarak orada

bulunuyorlardı. Bundan dolayı masa donatma kültürünün turistler tarafından

uygulanmasına şahit olamadım. Fakat turistlerin izakayalara girmeye dahi çekindiklerine

şahit oldum.

96 hanabi / mart 2016


Tıpkı bizim meyhanelerimiz gibi. Bunun

bir numaralı sebebinin alkol almış, yüksek

sesle sohbet eden Japonların sizi

içeri girerken görünce, kafaların size

dönmesi, Japonca konuşmalar ve gülüşmeler

olduğunu düşünüyorum (Ki bu

Japonya için oldukça alışılmamış bir durumdur).

Buna tepkiniz güler yüzle insanları

selamlamak ve bildiğiniz kıt Japonca

ile sipariş vermeye çalışmak olduğunda,

birçok insanla tanışıp eğlenip son derece

iyi zaman geçirerek oradan ayrılabilirsiniz.

Ama gergin bir tavır takınırsanız bu

deneyiminiz aklınızda rahatsızlık verici

şekilde kalacaktır.

Herkesin Japonya deneyimi ve aklında

kalan Japonya çok farklıdır. İnsanlarını

çok sıcakkanlı bulanlar olabileceği gibi,

soğuk ve gergin bulanlar da olacaktır.

Ben her zaman çok güzel anılar ve yeni

arkadaşlıklarla ayrıldım.

Bence Japonya bir ayna gibidir:

siz gülümserseniz,

size geri gülümseyecektir.

mart 2016 / hanabi 97


Mottainai, Japonca’da israf yapılmasından duyulan

pişmanlık ve üzüntüyü ifade etmek için kullanılan,

evrensel bir kavram haline gelmiş bir deyiş. Kaynağı

Budizm’deki canlı cansız herşeyin ruhu olduğu

inanışına dayanır. Bu inanışa göre değerli bir şeyi

israf etmek o şeye hakaret etmek gibidir.

Yazı: Sevde Nur DİLMAÇ

Mottainai Türkçede “Bu ne israf!”, “ İsraf etme!”, “ Müsriflik yapma!”, “Tutumlu ol!” anlamlarına

gelen tepkisel bir deyiş. Bunun dışında, sıfat olarak kullanıldığında da müsrif, savurgan, hürmetsiz,

saygısız, hak ettiğinden fazlası gibi anlamlara da geliyor.

Eski zamanlarda genelde, dinî öğretiler gibi, çok saygı duyulan şeyler yanlış yönde kullanıldığında

veya onlara hak ettiği değer verilmediğinde duyulan üzüntü ve pişmanlığı ifade etmek için

kullanılırdı. Günümüzde ise herhangi bir nesne, yemek, kaynak veya zaman israf ediliğinde de

kullanılmakta. Bu anlayışa göre gereksiz yere musluğu açık bırakmak, erişkinliğe ulaşmamış

hayvanları avlamak, zamanı boşa geçirmek mottainai anlayışının hedeflerine örnek teşkil eder.

Bunların dışında bir hediye veya bir iltifat alındığında hak etmediğini ifade etmek için de kullanılmakta.

Japon toplumunda da tıpkı bizde olduğu gibi tabağında yemek bırakmak israf olarak görülür.

Özellikle, bizim ekmeğe verdiğimiz değer gibi, Japonlar da pirince çok özel bir değer verir. Bu

yüzden pirincin israf edilmesi herhangi bir yemeğin israf edilmesinden çok daha kötü olarak

kabul edilir. Bu bakımdan hem Budizmin hem de İslamın israf konusunda aynı anlayışa sahip

olduğu görülüyor.

98 hanabi / mart 2016


Birinden hediye aldığımızda “Aman, ne gerek

vardı, ne zahmet ettiniz” veya biri bize iltifat

ettiğinde “Aman efendim estağfurullah” tepkilerimizin

de yine mottainai ile benzer anlayışta

olduğunu söyleyebiliriz.

Mottainai ifadesinin kullanımını iyice anlamak

için işte size birkaç örnek cümle:

料 理 がたくさん 残 ってしまった。もったいない 。

Ryōri ga takusan nokotte shimatta. Mottainai!

Yemek çok arttı, israf!

病 院 で2 時 間 も 待 った。 時 間 がもったいない 。

Byōin de 2-jikan mo matta. Jikan ga mottainai.

Hastanede tam 2 saat bekledim. Yazık oldu

vaktime!

私 にはもったいないです。

Watashi ni wa mottainai desu.

Bu, benim için fazla.

こんな 素 敵 な 人 、あなたにはもったいない。

Konna sutekinahito, anata ni wa mottainai.

O, senin için fazla güzel biri.

Karbondioksit salınımını azaltmak amacıyla klimaların sıcaklık

ayarının azaltılması, bilgisayar, fotokopi makinesi gibi ofis

eşyalarının kullanılmadığı zaman kapatılması ile ilgili uyarı afişi-

MIkele/flickr

Bunlar da bizim kültür ve dinimizin israfa bakışını gösteren birkaç söz:

Har vurup, harman savurma. (Atasözü)

Bugünün işini yarına bırakma. (Atasözü)

İktisat eden zenginleşir, israf eden fakirleşir. (Hadis)

Yiyin için, israf etmeyin. (Ayet, Araf, 31)

Mottainai özetle şunu der:

İsraf etme, isteme!

Yani israf etme ki

istemek zorunda kalma.

mart 2016 / hanabi 99


Peki Japonya israfı engellemek için

neler yapıyor?

Japonya Ekonomi, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, mottainai felsefesinden

yola çıkarak daha az çöp ve daha güzel bir dünya için, hem

ekonomiye katkıda bulunan hem de çevreyi önemseyen bir toplum

için 3R’yi teşvik ediyor. Her sene çeşitli etkinliklerle ülkede 3R bilincini

arttırmaya çalışıyor.

Günlük tirajı 4 milyon olan Mainichi gazetesi ise küresel ısınmayı

engellemek için okurlarına şu basit önlemleri tavsiye ediyor:

• Diş fırçalarken suyu akıtmayın.

• Yürüyebileceğiniz mesafedeki yerlere arabayla gitmeyin.

• İhtiyaç yokken ışıkları açmayın.

• Enerji tasarruflu aletler kullanın.

• Alışverişlerde naylon poşet yerine tekrar kullanılabileceğiniz

çantalarınızı kullanın.

Mottainai felsefesinin Japon toplumuna bir değer

olarak yerleşmesi için emek veren isimlerden biri Mariko

SHİNJU.

SHİNJU, çocuklar için yazdığı “Mottainai Baasan”

(Tutumlu Nine) adlı kitabında 3R kuralının temellerini

öğretirken bir yandan da önem verdiğimiz şeyleri korumamız,

israf etmememiz gerektiği bilincini yani mottainai

felsefesini aşılıyor.

Geri dönüşüm kutuları-Stéfan/flickr “Waste sorting”

100 hanabi / mart 2016


3R

nedir?

REDUCE

REUSE

RECYCLE

Reduce waste (İsrafı azalt)

Kaynak kullanımını azalt,

ürünlerin ömrünü uzat.

Reuse finite resources

(Sınırlı kaynakları tekrar tekrar kullan)

Tek kullanımlık ürünleri tercih etme.

Recycle (Dönüştür)

Geri dönüştürülebilen ürünleri kullan

ve çöpe değil, geri dönüşüme gönder.

TV: Shinichi Higashi “LCD killed CRT”

Artık yemek: Ippei Suzuki “ 残 りを 食 べるのがもったいない”

Japonya’da bir gelenek olarak görülen bu

anlayış, bugün evrensel bir kavrama dönüşmüş

durumda. Bu süreçte Nobel barış ödüllü

Kenyalı çevreci Wangari MAATHAİ’nin büyük

payı vardır. Japonya ziyaretlerinde mottainai

felsefesini fark eden Maathai bunu yürekten

benimser ve bu kelimeyi bir çevrecilik sloganı

haline getirir.

Mottainai gelecek nesillere güzel bir dünya

bırakma isteğinin dolaylı bir ifadesi adeta.

Günümüzde istediğimiz herşeyi bulabildiğimiz

, tonlarca israfın yapıldığı modern dünya

için tam vaktinde oluşmuş bir konsept.

Umarız bu konsept

ülkemizde de geniş

yankı bulur ve

daha az tüketip,

daha çok üreten

insanlar olmayı

başarırız.

mart 2016 / hanabi 101


summary

サマリー

4

7

14

18

34

24

News in this issue: 今 号 のニュース

• New project for Tokyo Olympic Stadium 東 京 オリンピックスタジアム

のために 新 しいプロジェクト

• Plagiarism concerns on the logo design of the Tokyo Olympics

東 京 オリンピックのロゴデザインに 盗 作 の 懸 念

• Word of the Year is an emoji! 今 年 の 言 葉 はエモジです!

• Is there life in Saturn’s moon? 土 星 の 衛 星 に 生 物 はいるか ?

School life in Japan

Comparisons with Turkey as well

日 本 の 学 校 の 制 度 トルコのと 比 較 もある

Origami

How the 2000-year-old craft evolved and is regarded in modern culture

折 り 紙 : 2000 年 以 上 の 芸 術 の 歴 史

Linguistics

How deeply related are Turkish and Japanese languages?

Analysis with everyday examples.

言 語 学 :トルコと 日 本 の 言 語 がどのように 深 く 関 連 しているか。

日 常 の 例 での 分 析 。

What is gekiga?

An almanac of the evolution of the genre.

劇 画 とは 何 ですか?ジャンルの 進 化 の 説 明 。

64

Taiko

Japanese drum beaten

all over the World

A Turkish expatriate in Japan:

how she got to be a darling of the Japanese people

in her town Kushimoto

世 界 中 で 演 奏 されている 和 太 鼓 。

日 本 に 住 んでいるトルコ 人 の 国 外 駐 在

どうやって 串 本 町 の 娘 になったかの

面 白 い 話 。

102 hanabi / mart 2016


Japanese automotive industry;

Japanese automobile designs: Changing perceptions & Trends

日 本 の 自 動 車 デザイン: 変 わっていく 考 え 方

Martial Arts

Suiō-ryū: history, styles, current popularity

武 道

メイド 水 鴎 流 : 歴 史 、スタイル、 現 在 の 人 気

Gaming Istanbul 2016

A “game” exhibit in Istanbul for professionals and amateurs including cosplay

イスタンブルでプロやアマチュア「ゲーム」ファンが 与 って 展 示

The evolution of nationalism in Japan – Part 3:

Academic and politic views and developments regarding nationalism phenomenon

after 1941

日 本 の 国 民 主 義 と 国 家 主 義 と 民 族 主 義 の 歴 史

学 的 屋 政 治 的 観 点 で1941 年 からの 時 事

Mottainai

Mottainai mentality in every aspect of life in Japan

日 本 での 生 活 のあらゆる 面 で「もったいない」の 影 響

43

50

60

78

98

68

90

Ertugrul 1890

Critique of the Japanese-Turkish

co-production

Izakaya culture

in modern Japan from the viewpoint of a tourist;

comparison of Japanese “izakaya” and Turkish

“meyhane” is annexed

日 本 ・トルコ 合 作 映 画

「 海 難 1890」の 評 論

観 光 客 の 観 点 から 現 代 の 日 本 で

居 酒 屋 文 化

日 本 の「 居 酒 屋 」とトルコの

「メイハネ」の 比 較 もある

mart 2016 / hanabi 103


HANABİ 2.Sayı İstatistikleri

Web sitesi popülerlik haritası

Facebook sayfası

beğeni sayısı

Web sitesi toplam

görüntülenme sayısı

Web sitesi toplam

ziyaretçi sayısı

En çok okunan ay

En çok okunan gün

En popüler olduğu ülkeler

921

5.567

2.093

Ağustos 2015

3 Ağustos 2015

Türkiye, Japonya, Rusya,

ABD, Fransa ve Brezilya

104 hanabi / mart 2016


İLETİŞİM İÇİN:

hanabi.proje@gmail.com

mart 2016 / hanabi 105


106 hanabi / mart 2016

More magazines by this user
Similar magazines