Türk Yolu Dergisi - 1

turkyolu

Türk Yolu Strateji ve Araştırma Dergisi 1. Sayı Nisan 2021

Sayı: 1 | Nisan 2021

Türklerin Birleştiği

“Türk Milletinin Yaratılış Nedeni Cihana Hakim Olmasıdır.”

• İpek Yolu Eşittir Türk Yolu - İsmail Cengiz

• Abdullah Çiftçi’nin Koronavirüs Yorumu

• Siber Vatan Ve Egemenlik - Burak Bozkurtlar

• Türkiye’nin En Büyük Temel Sorunu: Güven - Prof. Dr. Nurettin Turgay

• Kızıl Elma Koalisyonu İle İç Cephe - Prof. Dr. Anıl Çeçen

• Deniz Hukuku Araştırma Ve Uygulama Merkezi Başkanı Emete Gözügüzelli

• Karabağ’dan Esen Yeller Ve KKTC - Prof. Dr. Erhan Arıklı

• Ramazan Ve Tefekkür! - Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil

• Amerika, İngiltere’yi Ukrayna’da Yalnız Bıraktı - Ömür Çelikdönmez

• Kızılelma: Birleşik Türk Dünyası Hayata Geçiyor

LONDRA-İSTANBUL-PEKİN hattında faaliyete

geçmiş olan “TÜRK YOLU” nun ve onun

adını taşıyan mütevazı dergimiz, “Türklerin

Birleştiği TÜRK YOLU”nun TÜRK DÜNYASI’na,

TÜRK-İSLAM ÂLEMİ’ne, Bölge ve akraba

toplıluklarına ve İNSANLIK ÂLEMİ’ne hayırlara

vesile olması, dilek ve dualarımızla

Murat ULUTÜRK


Türklerin Birleştiği Yol

Türk Yolu Dergisi

Yıl: 1 | Sayı: 1 | Nisan 2021

TÜRK KONSEYİ

Stratejik Araştırma

PLATFORMU

adına İmtiyaz Sahibi

Murat ULUTÜRK

TEMSİLCİLİKLER

ABD

Ali GÖKAY

Afganistan

Mustafa Kemal MAHDUM

Kırgızistan

Atila GÜVEN

Kırım

Eskender BARİİEV

Yazı İşleri Müdürü

Ahmet Selim ARSLAN

Genel Yayın Yönetmeni

Rafet ULUTÜRK

Yayın Kurulu Başkanı

Doç. Dr. Süleyman ÖZMEN

Yayın Kurulu

Prof. Dr. Ahmet ÇOLAK

Prof. Dr. Hayati DURMAZ

Prof. Dr. Seçkin DİNDAR

Prof. Dr. Ramazan BİÇER

Doç. Gökçe Yükselen A. PELER

Editör:

Raziye ÇAKIR

Yayın Koordinatörü

İbrahim SOYTÜRK

Dış Temsilcilikler

Koordinatörü

Av. Seniha R. SABRİ

Hukuk Danışmanı

Av. Umur ÖZERSİN

Grafik Tasarım

Abdullah EFENDİ

Yönetim Merkezi

Londra - İngiltere

Almanya

Seniha Rasim SABRİ

Azerbaycan

Ekber GÖŞALI

Belçika

Yusuf CİNAL

Bulgaristan - Sofya

Hikmet EFENDİ

Çuvaşistan

Oleg TSEPLENKOV

Dağıstan

Yangurchi ADZHİEV

Gagauzya

Oleg GARİZAN

Hollanda

Fatma AKTAŞ

İspanya

İbrahim ÖZKALEMKAŞ

Karaçay

Hasan HALKOCH

Kazakistan

Nurgali JUSİPBAY

Türkiye:

Avrasya Gıda Tur. İnş. Reklam ve Yayın

San. Tic. Ltd. Şti.

Cevatpaşa Mah. Tevfik Fikret Cad. No:

13/B Bayrampaşa - İstanbul

KKTC

Güven ARIKLI

Kosova

Sali SALLAH

Makedonya

Enes İBRAHİM

OMSK

Altınay JUNUSOVA

Özbekistan

Bahtiyor ABDUKARİMOV

Romanya

Erol MENADİL

Rusya - Moskova

Katya TYDYKOVA

Tataristan

Bary DAVLETRAREEV

Türkiye - Ankara

İsmail CİNGÖZ

Türkiye - İstanbul

Nedim BİRİNCİ

Yakutya

Valery LUKOVTSEV

Reklam ve İşbirlikleri için:

merhaba@turkyolu.org

turkyolu.org

instagram.com/turkyoludergi

facebook.com/turkyoludergi

twitter.com/turkyoludergi

2


Türk Yolu

İÇİNDEKİLER

4—Önsöz - Rafet Ulutürk - Bultürk Derneği Genel Başkanı

6—Atatürk’ün Araştırdığı Kayıp Kıta Bulundu Mu?

7—Türk Dünyasının Stratejik Çatı Kuruluşu: Türk Keneşi

8—Türklerin Birleştiği “Türk Yolu” Türk Dünyası Ve Akraba Topluluklarına Hayırlı Olsun - Murat Ulutürk

9—Türk Yolu Dergisi Hayırlı Olsun - Ahmet Selim Arslan

10—Nahçıvan Türk Kapısı Atatürk’ün «Türk - Yolu» İsmi

12—İpek Yolu Eşittir Türk Yolu - İsmail Cengiz - Avrupa Türk Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı

14—Mavi Vatan Kavramı Ve Önemi

15—İslam Dünyasının Yeni Süper Gücü Türkiye - Raziye Çakır

16—Abdullah Çiftçi’nin Koronavirüs Yorumu

18—Dünya Basın Mensupları, “Yılın En’leri” Ödülüne “Bulgaristan Türklerinin Lideri Rafet Ulutürk’ü Layık Gördü

20—Türkiye Osmanlı Topraklarına Geri Dönüyor

22—Deniz Hukuku Araştırma Ve Uygulama Merkezi Başkanı Emete Gözügüzelli

24—Ramazan Ve Tefekkür! - Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil

25—Ramazan Ayının Vazgeçilmez Gelenekleri

26—Kızıl Elma Koalisyonu İle İç Cephe - Prof. Dr. Anıl Çeçen

28—Ilk Türk Devletlerinde Hukuk

29— Karabağ’dan Esen Yeller Ve KKTC - Prof. Dr. Erhan Arıklı

30—Türk Yolu - Hüseyin Alpaslan

32—Siber Vatan Ve Egemenlik - Burak Bozkurtlar - Siber Güvenlik Uzmanı

34—İpek Yolu Nedir?

36—Avrupa’yı Korkutan Turan Ordusu Kuruldu…

37—Mete Han’ın 2300 Yıl Önce Kurduğu İstihbarat

38—Tüm Gençliğe! - Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın

39—O İsim Tek Tuşla İnsanları Öldürecek - Haluk Özdil

40—Kanal İstanbul’a Evet Diyen Bir Atatürkçüyüm - Hulki Cevizoğlu

40—Keltler, Galatlar

41—Metropolitan Müzesi’nde Yer Alan Türk Eserleri Listesi

42—Baharın Gelişi Her Kültürde Önemli - Erhan Altunay

43—Kanal İstanbul İtirazı! - Ergün Diler

44—Akdeniz’de Neler Oluyor? - Mehmet Ali Bulut

45—Dış Basında “Çini Unutun, Bir Sonraki Süper Güç Türkiye Olacak” Diye Yazdı.

46—Türkiye’nin En Büyük Temel Sorunu: Güven - Prof. Dr. Nurettin Turgay

47—Amerika, İngiltere’yi Ukrayna’da Yalnız Bıraktı - Ömür Çelikdönmez

49—Yeni Dünya Düzenini Bu Halklar Tayin Edecek; Türk Milleti, Türk Toplulukları Ve Dünyada Türkler…

50—Türkiye’den Çin’e İlk İhracat Blok Treni Törenle Uğurlandı

51—Kızılelma: Birleşik Türk Dünyası Hayata Geçiyor

3


ÖNSÖZ

Türklerin Birleştiği Yol

Türklerin Birleştiği

TÜRK YOLU Dergisi’nin

Önsözü

Rafet ULUTÜRK - BULTÜRK Derneği Genel Başkanı

Değerli Okuyucularımız;

TÜRK YOLU dergimiz, Okurlarımız ve tüm insanlığın, bilimsel,

sosyal, kültürel ve toplumsal sorunlarına çözüm üretecek

fikir ve bilgiler sunan bir dergidir.

Bilgilerimizi,

Fikir ve önerilerimizi insanlığın,

Doğa’nın faydasına olacak biçimde uygulanmasını sağlamak

amacıyla hayata geçirilmiştir. Hiçbirinin kalbini kırmadan, ötekileştirmeden,

zarar vermeden farklı bakış açılarıyla, güncel

konulara değinerek insanlık ve doğanın faydasına bilimsel bir

konu hakkında bilgi vermek ve aydınlatmaktır amacımız.

İnternet dergisi olduğumuz halde, bu noktada klasik dergilerden

farklı bir vizyona sahibiz.

Haberlerimize, analizlerimize, makalelerrimize ve dergimize

internet sitemizden (turkyolu.org adresinden) ulaşmanız mümkün

olacaktır.

Söz konusu internet sitemiz daha çok haber, analiz, makale

ve dergi tarzı olup sadece bizlere has bir durum olarak yayın

hayatına başlamak arzusundayız.

Bu TÜRK YOLU üzerinde yaşayan Türk kardeşlerimizi bir

birileri ile tanıştırmak, bilgilendirmek, sosyal ve ekonomik olarak

aralarında paylaşmalarını sağlamaktır. Birlik ve beraberlik

ölümden başka her şeye çare olabileceğini anlamalarını sağlamak.

Her zaman paylaşımlarımız;

«Bilgi ve fikir sermayemizin» güçlü kaynakları olarak insanlık

ve doğamızın gelişimine ışık tutacaktır.

Yaşam boyu,

Önce ahlaklı olabilmek, hayal kurabilmek, umutlu olabilmek,

fikir üretebilmek ve bu meziyetleri bilgi ile güçlendirdikten sonra

zamanı doğru tayin etmek elzemdir. Bu meziyetleri sahip

olarak doğru, dürüst cesaret gösterebildiğiniz taktirde hayatınız

çok çok güzel olacaktır.

Başarının sırrı,

Önce hayal etmek ve inanmakla birlikte geleceğinizi şekillendirecek

olan güzel hayaller için ölesiye mücadeledir.

Fırsatlar ise,

Sanal sanayidedir. Avuçlarınızın içinde olup mekân önemli

değildir. Önemli olan doz konusu Sanal sanayinin ürünleri olan

«BİLGİSAYAR» ve teknolojisini rasyonel kullanmaktır.

Kazanmak ve başarmak

Hayal ile başlayan emeklerin ürünleri meyveleridir.

Hayal etmek, Düşünmek için hiçbir maddi materyallere ihtiyacınız

yoktur.

Sadece özgürce düşünce, öz güven ve maneviyatı güçlü dimağlara

ihtiyaç olduğunu sakın unutma.

Sizlerle birlikte, doğru bildiğimiz inandığımız fikirleri paylaşalım,

müzakere edelim varsa hataları düzelterek eksikleri

tamamlayalım. Köşe yazarlarımızın analizleri ve yorumları ekseriyetle

geleceğimiz için cesaret ve hepinize yol gösteren yazarlarımız

olması arzusundayız.

Geçmişi anlatmak rivayet olup herkes duyduğu kadar anlatabilir.

4


Türk Yolu

“TÜRK, MÜSLÜMAN ve mazlumlara umut,

Düşman ve zalimler için korku olacaktır.”

Fakat, günümüzü anlatarak yarının tarihini bizler oluşturabiliriz,

tarihimizi bilerek ve doğru yazmak bizim görevlerimizin en

başında yer alır.

Yarın geç kalmamamız için, geçmiş Tarihimizi iyi bilerek yalan

ve uydurmadan uzak, İstikbal de çok uzakları görmeliyiz.

Zira;

Geçmişlerini (Ezellerini, Mazilerini) bilmeyen, geçmişinden

ders almayanlar, Geleceklerine (Atileri, İstikballerine) yön verip

muvaffak olamazlar. Tarih sayfasından er ya da geç silinirler.

İstikbali bugünden görebilen tecrübe abidesi Aksaçlı bilgelerimiz

ile birlikte Dünya üzerinde, İnsanlık ve doğa için ebediyen

unutulmayacak hatıralardan ve hafızalardan silinmeyecek yeni

yolları birlikte oluştururuz.

Medeniyetleri, Kahraman Müslüman Türklerin işaret ettiği hedeflere

ulaştırmamız artık hayal değil gerçek olacaktır. Bu mihval

üzre, öngörülerimiz

TÜRK, MÜSLÜMAN ve mazlumlara ümit-umut, Düşman ve

zalimler için korku olacaktır.

Bu nedenle bizim kadro ve bu dergideki yazarlarımız daha çok

dünyanın gittiği istikamet‘in sonuçları ile ilgili gelecekten bahsederek

uyarıcılık görevlerini yerine getireceklerdir.

İnsanlığın ve doğamızın gideceği İstikbal ve istiklâlinin teminatı,

koruyucu olan insan gücü ile teknolojik, Siyasal, Sosyal, Ekonomik,

Kültürel, İnsan yönü ile AHLAKLI, ZEKİ, CESUR, İMANLI

Vatanları için Şehadeti Göze alan, Bayraklarını Seven, Aziz Milleti

ve Kadim Devletimizi Seven Sayan Bilgi ile teçhiz edilmiş Necip

bir nesil ile «Türklerin Birleştiği TÜRK YOLU» nda hizmet etmek

vizyonumuz olacaktır.

Her insanın tecrübe, deneyim, inanç ve bilgileri ile diğer insanlara

tavsiyede bulunmasına önem veriyor, saygı duyuyoruz.

Aklı öne koyarak,

Neden, niçin, nasıl, kimsin, sorularını sorarak cevaplarını Millî

Şuurla bulmalarını öğretmeliyiz.

Velhasıl,

Sizlerle birlikte tüm insanlığın da görüşlerine önem veriyor,

saygı ve ihtiyaç duyuyoruz. Sizlerden gelecek yazı ve makaleleri

de,

Dünya Türklerinin Birleştiği «TÜRK YOLU»

Dergimiz üzerinden okuyucularımız ile buluşturmak isteriz.

Saygılarımızla

Türkleri Birleştiği Yol “TÜRK YOLU”

Dergimiz, Türk Dünyası ve tüm İnsanlık Âlemine hayırlı olsun

Allah yar ve yardımcımız olsun…

5


Türklerin Birleştiği Yol

Atatürk’ün

araştırdığı kayıp

kıta bulundu

MU?

Bilim insanları Yeni Zelanda’da Pasifik Okyanusu’nun

altında görünen Zelandiya adlı büyük kara parçasının yeni

bir kıta olabileceğini açıkladı. Şimdi şu sorular soruluyor:

Atatürk’ün 1930’larda araştırmaya başladığı Mu kıtası bulunmuş

olabilir mi?

Mu’nun rakibi Atlantis gerçekten var mıydı?

Bilim insanları uzun zamandır, Yeni Zelanda’nın en yüksek

ucu Mount Cook dağının önünde deniz dibinde yatan

yükseltinin Zelandiya’nın kıta olduğunu kanıtlamaya çalışıyor.

Zelandiya ismi ilk kez jeofizikçi Bruce Luyendyk tarafından

1995’te koyulmuştu. Araştırmacılar, Amerika

Jeoloji Topluluğu dergisinde yayımlanan son çalışmada,

Zelandiya’nın yüzölçümünün 5 milyon kilometrekare olduğunu

belirtiyor.

Yani neredeyse Türkiye’nin altı katından daha büyük.

Araştırmanın baş yazarı Nick Mortimer, “Zelandiya’yı

bir kıta olarak tanımlamanın bilimsel değeri, kıtaların listesine

bir isim daha eklemekten çok daha fazla” diyor. Mortimer,

Zelandiya’nın suyun altında bütün şekilde durabilmesinin,

toprağın birbirine tutunma özelliği ve kıtasal kabuk

üzerindeki araştırmalara yardım olacağını belirtiyor.

‘Zelandiya: Açığa Çıkan Kıtamız’ adlı kitaplarında da

araştırmacılar Nick Mortimer ve Hamish Campbell, Zelandiya’nın

aynı zamanda Yeni Zelanda’yı ‘ada’ konumundan

‘kıta’ konumuna taşıyacağı için önemli olduğunu söylüyorlar.

Mortimer ve Campbell, kıtanın potansiyel enerjisinin,

mineraller ve doğal kaynaklarının ülkeyi ekonomik anlamda

güçlendireceğini vurguluyorlar.

Araştırmacılar bir kara parçasının kıta sayılabilmesi için

şu kriterleri inceliyorlar: Normal okyanus tabanından daha

kalın bir kabuk olması, kendine özgü bir jeolojiye sahip

olması, iyi tanımlanmış bir bölge olması, okyanus tavanından

ne kadar yüksek olduğu.

Zelandiya’nın yüzde 94’ü suyun altında bulunuyor.

Atatürkün araştırdığı kayıp kıta bulundu MU?

Yeni Zelanda’nın altında yatan bir kıta olarak gözüken

Zelandiya Yalnızca birkaç ada ve üç büyük kara parçası

suyun üstünde duruyor, bunlar:

Yeni Zelanda’nın Kuzey ve Güney adaları ile Yeni Kaledonya.

Kıtaları tanımlayan ve ilan eden bilimsel bir kurum

yok. Dolayısıyla dünyanın 8 kıtanın varlığını kabul etmesi,

gelecekte yapılacak araştırmaların Zelandiya’yı kıta olarak

kabul etmelerine kalıyor.

ATATÜRK ARAŞTIRMIŞTI

1930’larda geliştirilen Türk Tarih Tezi kapsamında,

Türklerin Orta Asya’dan önceki ilk yurtlarıyla ilgili teoriler

üretilmeye başlamıştı. Atatürk’ün de araştırdığı bir teoriye

göre Türkler, MÖ 12.000’lerde bir doğal afet sonunda

Pasifik Okyanusu’nda sulara gömülen Kayıp Kıta Mu’dan

Orta Asya’ya göç etmişlerdi. Atatürk’ün Meksika Büyükelçisi

olarak atadığı Tahsin Mayatepek’in incelediği antik

Maya tabletlerinde sulara gömülen Mu kıtasından bahsediliyordu.

Pasifik Okyanusu’ndaki Zelandiya, son 100 yıldır

bilim adamlarının “kıta” olarak ortaya attığı en büyük su

altı kütlesi. Buna karşın bilim adamlarının çoğu, 19. yüzyıldan

beri savunulan Mu teorisine katılmıyor.

Benzer şekilde, Atlas Okyanusu’nda battığına inanılan

ve ilk ortaya atılışı çok daha eskiye, Platon’a dayanan Atlantis

kıtasının varlığı da çoğu bilim adamı tarafından “imkansız”

bulunuyor.

- Mu’lular günümüz uygarlığına kıyasla manevi alanlarda

çok daha ileriydiler.

- Atlantis’teki din Mu’nun tek tanrılı dininden başka bir

şey değildir.

Mu uygarlığının en önemli çöküş nedeni, teşevvüş adı

verilen, bir aşamadan diğerine geçilirken yaşanan kargaşa

dönemini atlatamamasıdır.

6


Türk Yolu

Türk dünyasının

stratejik çatı

kuruluşu: Türk

Keneşi

Türk dünyasının çatı kuruluşu niteliğindeki Türk Keneşi (Konseyi), üye ülkelerin

yanı sıra Türk dünyasının ve bölgedeki ülkelerin iş birliğini artırmayı amaçlıyor.

Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi (Türk

Keneşi-Türk Konseyi) Türk dili ortak çatısı altında

birleşen üye ülkelerin yanı sıra Türk dünyasının ve

bölge ülkelerinin ekonomiden politikaya, turizmden

eğitim ve spora kadar pek çok alanda iş birliğini ve

etkinliğini artırmaya yönelik çalışmalar yürütüyor.

Türk Keneşinin kurulmasına ilişkin ilk adım, 2009

yılında Nahçıvan’da yapılan Türk Dili Konuşan Ülkeler

Devlet Başkanları 9. Zirvesi’nde atıldı.

Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan ve Kırgızistan’ın

3 Ekim 2009’da imzaladığı “Nahçıvan Anlaşması”

ile ise süreç kurumsallaştı ve Türk Keneşi kuruldu.

İstanbul’da 15-16 Eylül 2010’da düzenlenen 10. Türk

Dili Konuşan Ülkeler Zirvesi’nde ise Keneş resmen

hayata geçirildi.

“Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi”,

“Türk Konseyi” ya da “Türk Keneşi” olarak adlandırılan

devletlerarası yapı, devlet başkanları konseyi,

dışişleri bakanları konseyi, her ülkeden gelen akil insanlardan

oluşan aksakallar konseyi, kıdemli memurlar

komitesi ve merkezi İstanbul’da bulunan sekretaryadan

oluşuyor. Türk Konseyinin kurulmasından bu

yana devlet başkanlarının katılımıyla 6 zirve düzenlendi.

Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye’nin

kurucu üye olduğu Türk Keneşinin zirve ve

etkinliklerine Özbekistan ve Türkmenistan da aktif

olarak katılıyor.

Macaristan ise gözlemci üye statüsüyle Keneş’in etkinliklerinde

aktif olarak yer alıyor.

Üye devletlerin yaklaşık 5 milyon kilometrekare

toprak üzerindeki varlığı ile etkin Türk Keneşinin temel

amacı ise dış politika, ekonomi, ulaşım, gümrük,

turizm, eğitim, medya, gençlik ve spor dahil birçok

alanda iş birliğini geliştirmek.

Türk devletleri arasında daha derin ilişkileri hedefleyerek

Avrasya bölgesinde ve İslam dünyasında,

özellikle de Orta Asya ve Kafkaslarda uluslararası iş

birliğini geliştirmeyi de amaç edinen Keneş, bölgede

barış ve istikrarın güçlendirilmesi, iş birliğinin artırılması

ve ortak kalkınma potansiyelinin ortaya çıkarılmasına

yönelik dış politika çalışmalarına ağırlık

veriyor.

Türk Keneşi aynı zamanda Türk Dili Konuşan Ülkeler

Parlamenter Asamblesi (TÜRKPA), Türk İş Konseyi,

Türk Akademisi ve Uluslararası Türk Kültürü

Teşkilatı (TÜRKSOY), Türk Dünyası Ortak Odalar

ve Borsalar Birliği gibi mevcut iş birliği mekanizmaları

için de bir şemsiye kuruluş vazifesi görüyor.

“Türk Dili” çatısında birleştiler.

7


Türklerin Birleştiği Yol

Türklerin Birleştiği “TÜRK

YOLU” Türk Dünyası ve

Akraba Topluluklarına

Hayırlı Olsun

Murat ULUTÜRK

Saygı değer,

Gönülleri KIZIL ELMA, TURAN ÜLKÜSÜ, TÜRK DÜNYASI sevdası

ile dolu,

Kalpleri Esir TÜRK Kardeşleri ve Mazlum milletlerin kurtulşları için

kıpır kıpır çarpan merhametli, mağrur, müşfik,

Türklük Gururu ve Şuuruna sahip gönüldaşlarımız, okuyucularımız;

Sizleri, TÜRK-İSLAM âlemi ile birlikte idrak ettiğimiz bu mübarek

Ramazan ayında sonsuz saygı ve muhabbetlerimiz ile selamlıyor hayrlı,

uğurlu, sağlıklı ve huzur dolu ibadetler diliyoruz.

Yüce ALLAH (cc)ın inayeti, Aziz Türk Milleti'mizin çalışkan ve zeki

evlatlarının canhiraş çalışmaları ile içerisinde bulunduğumuz Asır, (21.

Asır) "TÜRK ASRI" olacaktır. İnşaallah.

Bilim, İlim, Teknoloji, Sanayii, Ticaret, Tarım, Turizm, Ulaştırma, Bilişim

(vs) tüm alanlarda yapılan başarılı çalışmaların sonuçlarıda bu

Asrın, "TÜRK ASRI" olacağını kuvvetle işaret hatta bizce ispat ediyor.

Yeterki olanları, gelişmeleri iyi niyetli, yapıcı ve güzel gözle görüp anlayalım,

anlatalım.

"TÜRK DÜNYASI" nda ve özellikle Cennet Vatanımızda, Aziz Milletimiz,

Kadim Güçlü Türkiye Cumhuriyeti Devletimiz'de vuku bulan

gelişmeler, gün geçtikçe artan, Teknolojik, Askeri, Sınai, İktisadî, Ulaştırma,

Tarımsal ve Turizme dayalı Ekonominin gelişmesi bölgede bulunan

dost ülkelerin göğüslerini kapartmış onların umutlarını artımış

Lider ülke olmak yolunda Türkiye Cumhuriyeti Devletimize Güvenlerini

artırmıştır.

Aynı cümleden olmak üzre, söz konusu gelişme ve ilerlemelerden

bölgesinde ve tüm Dünyada bulunan TÜRK-İSLAM düşmanlarının

endişelerini ve korkularını artırmış rahat uyuyamaz hale ve psikolojik

depresyona sokmuştur.

Örnek olarak, Türkiye Cumhuriyeti Devletimizin yapmış olduğu

İHA ve SİHA'larımız gerçek savaş alanlarında kullanılarak üstünlüklerinin

tartışılmazlığı ile mevcut "HARP SİSTEMİ" nide değiştirerek

sözde SÜPER GÜÇLERE iyi bir ders vermiştir.

Diğer yandan, Uluslararası ilişkilerde, Ticari, Sosyal, Kültürel, Sınai,

İktisadî, Ulaştırma, Tarım, Ziraat, Sağlık, Turizm ( vs) insanlığın ihtiyaç

duyduğu her alanda birbirlerinden azami ölçüde faydalanarak

hayatlarını sürdürmelerini sağlayan en büyük ve vazgeçilmez yatırım

ve olguların başında,

"YOL" gelmektedir.

İnsanlık tarihinde de görüldüğü gibi, "YOL" olgusuna hayatî önem

verilmiştir. Bu olguya en önemli örnek "İPEK YOLU" dur.

Asırlar sonra tarihte gördüğümüz, bildiğimiz, "İPEK YOLU"nun alternatifi

olarak da günümüzde "TÜRK ASRI" na yakışır halde bölge

ülkelerine, "TÜRK DÜNYASI" ve tüm insanlığa hizmet edecek, barış,

huzur, sağlık ve özgürlük getireceğine inandığımız,

LONDRA-İSTANBUL-PEKİN hattında faaliyete geçmiş olan "TÜRK

YOLU" nun ve onun adını taşıyan mütevazı dergimiz, "Türklerin

Birleştiği TÜRK YOLU"nun TÜRK DÜNYASI'na, TÜRK-İSLAM ÂLE-

Mİ'ne, Bölge ülkelerine ve akraba topluluklarına, İNSANLIK ÂLEMİ'ne

hayırlara vesile olmas dilek ve dualarımızla,

Yüce Rabbimizden,

Özellikle, "UYGUR TÜRKLERİ" kardeşlerimiz başta olmak üzre

tüm esir ve mazlum insanlık âleminin kurtuluşlarına vesile olmasını

niyaz ediyoruz.

"UYGUR TÜRKLERİ" ve tüm Esir, Mazlum Milletlerin İnsan Hakları

ve Özgürlük davalarının yılmaz savunucusu, takipçisi olacak,

"Türklerin Birleştiği TÜRK YOLU" dergimiz, Türk Dünyası ve Akraba

Topluluklarımıza

Hayrlı uğurlu ve bereketli olsun.

Saygı ve muhabbetlerimizle.

8


Türk Yolu

TÜRK YOLU

DERGİSİ HAYIRLI

OLSUN

Ahmet Selim ARSLAN

Değerli dostlar;

YOL;Medeniyettir. Yol bir ülkenin kan ve can damarlarıdır, Yol, İstikbal

dir, İstiklâldir.

Yol, Ticaret tir, Zenginliktir. Yol, Sağlıktır, huzurdur, mutluluktur,

saadettir.Yol,Hürriyettir, Özgürlükdür.

Yol, Haberdir, Çığlıktır. Yol, Dostluktur, sevgidir. Yol, İnsan hakları

dır.

Yol, Adaletdir. Yol, Hoşgörüdür. Yol, İrtifa, İ’lâ, Yükselmekdir.

Yol, Güzellik, Şirinliktir. Yol, Kainatı tanıştırırp, buluşturur.

Yol, Bilimdir. İlimdir. Yol, Başarıdır, Zaferdir.Yol, Güvendir, Emniyetdir.

Yol, Sanayidir, Tarımdır. Yol, Turizmdir, Enerjidir. Yol, Hak, Hukukdur.

Dindir.

Kısacası,

Yol, Ömürdür, hayatdır. İnsanlığı Kâinat’la tanıştıran birbirlerine

kavuşturup kucaklaştıran ulvî bir yapıdır.

Yol, “SIRATI MÜSTEKIM” olarak yüce Rabbimizden tüm insanlık,

melekut Âlemi ve kainata bahş edilmiş, va’z edilmiş bir “VUSLAT” aracıdır.

Tüm bu olgular YOL’un reel ve rasyonel olarak kullanılması durumundaki

vasıfları, durumları ve sonuçlarıdır.

Şayet, İrrasyonel ve olumsuz olarak kötü niyetle kullanılacak olursa

Yol, Bu saydığımız ve sayamadığımız tüm güzel hasletlerin aksine

Yol, tamamen bir kâbus, Karabasan, Tehlike, varlıklar ve tüm kâinat

için “ÖLÜM” yada yok olmak olur.

Tarih boyunca İnsanlık, yapmış oldukları Kara yolları, Tüneller,

Galeri ler, Dehlizler ve bunların birbirlerine YOL’lar ile bağlantıları ile

meydana gelmiş yaşam alanları kumuşlar. Sosyal yaşamın temelini

böylelikle atmışlardır. Fıtratı gereği,

İnsan oğlu daha mükemmel ve zamanına göre lüks, rahat, huzur

lu yaşamı için daha büyük ve uzun yolları vücuda getirmiştir.

Örnek olarak,

“İPEK YOLU” Geçtiği güzergah boyunca, İnsanlığın tüm akrabaları

ile buluşarak ihtiyaçlarını ortaklaşa Kültürel, Ticari, Dini ve Töre gelenekleri

ile alış veriş yaparak üstün yaşam vasıflarına ulaştırmıştır. İnsan

oğlu Kara Yolları ile yetinmeyerek, Kara yolları yer altı ve yer üstü

olmak üzre Kara yollarına alternatif olarak Kara yollarının yanlarında

“DEMİR YOLLARI” nı tesis ederek daha hızlı, daha çok, daha güvenli

bir ulaşıma sahip olmuştur.

ve zenginlikleri ne ulaşarak onlardan büyük faydalar sağlamışlardır.

Sonunda Dünyaya sığmayarak artık “UZAY”ı fethetmek amacıyla,

oraların gizem, sır ve derinliklerini çözme yolunda çalışmalarını azim

ve kararlılıkla sürdürerek, “HAVA YOLLARI”nı keşfetmiş, Hava’da uçmaya,

Balon, Zeplin, Helikopter, Uçak, Füzeler ve Uzay araçları sayesinde

bir zamanlar hayal dahi edemediği AY ve MARS Gezegen yerine

ulaşmıştır.

Yol, sayesinde Zulüm ve işkencelere düçar olmuş insanlık âlemi

birbirlerini tanımış, yardımlaşarak zulüm ve işkencelerden “KÖLE”

liklerden kurtularak, Özgürlük, Hürriyet, Egemenlik ve insan haklarına

sahip olmuşlardır. Örnek olarak, Yıllardır Komünizm, Faşizm,

Nazizm, hatta Siyonizm gibi “TOALİTER” baskıkar sarmalında Köle

olarak tüm insan haklarından mahrum kalan Devlet ler yıkılarak yerlerinde

özgürce yaşamlarını sürdüren teba lardan oluşan yeni mutlu

huzurlu Devletler oluşmuştur.

Ümit ve Dualarımız,

“TÜRK YOLU” Sayesinde “LONDRA-İSTANBUL-PEKİN” arasında

ulaşım, Ticaret ce her türlü insani ihtiyaçleçarın karşılanması amacı

ile tesis olunmuş olup, “KARA YOLU” ve “DEMİR YOLU” olarak faaliyet

gösterecektir.

Dünyanın her yeri Kara yolları ile zaten birbirlerine bağlı idi. Günümüzde

ise, “TÜRK YOLU” Projesi ile “DEMİR YOLU” olarak da takviye

edilerek güçlendirilmiştir.

İlk seferleri de, “TÜRKİYE-ÇİN” “TÜRKİYE-AZERBAYCAN” arasında

başarı ile Ticari olarak gerçekleşmiştir.

“TÜRK YOLU” nun güzergahı boyunca KÜLTÜREL ve SOSYAL olarak

çığır açarak bölgesinde, etrafında bulunan mazlum ların özellikle,

Çin zulmü altında yıllardır çile çeken, işkence gören kardeşlerimiz

esir “UYGUR TÜRKLERİ” nin Çin esaretinden kurtularak Özgürlük

ve Hürriyet lerini kazanmalarına vesile olmasını ümit ve temenni ediyoruz.

Bu vesile ile, “TÜRK YOLU” nun evvel emirde Aziz Milletimize, Güçlü

Kadim Devletimize, Cennet Vatan ımıza, Kahraman Şehit ve Gazi

ler otağı Ordumuza, “TÜRK DÜNYASI” na haasseten, TÜRK-İSLAM

âlemi ve güzergahında bulunan ülkeler olmak üzre tüm İnsanlık âlemine

hayrlara vesile olmasını yüce Rabbimizden niyaz ediyor, tüm

dostlara sağlıklı ve güzel günler diliyoruz.

Saygı ve muhabbetlerimizle.

Yaşam alanları olan mekânların aralarında bulunan, Dere, Çay, Irmak,

Nehir, Göl, Deniz ve Okyanusları’da aşarak aynı kara yolunun

sağladığı faydalara kavuşmak üzre “DENİZ YOLLARI” nı keşfetmiş

hatta, tıpkı kara yollarında olduğu gibi Denizlerinde altında ulaşım

ve ulaştırma hizmetlerini tesis etmiştir. Bu sayede Denizlerin Bereket

“TÜRKLERİN BİRLEŞTİĞİ

TÜRK YOLU”

HAYRLI VE UĞURLU OLSUN”

9


Türklerin Birleştiği Yol

Nahçıvan Türk

kapısı Atatürk’ün

«TÜRK - YOLU»

İsmi

Nahçıvan Başkonsolosluğu sitesinde yer

alan bilgiye göre, Atatürk’ün “Türk Kapısı”

olarak nitelediği Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti,

Azerbaycan’ın Türkiye’yle tek fiziki bağı

olması nedeniyle önem taşıyor. Bölgedeki sınır

kapısı ise 1992 yılında açılmış. Nitekim, Mustafa

Kemal Atatürk, 1920’de Nahçıvan’ın Ermenistan’a

hediye edilmek istenmesinden rahatsız

olmuş ve “Nahçıvan Türk kapısıdır. Bu

hususu nazar-ı itibara alarak elinizden geleni

yapınız” sözlerini sarf etmiş. Yani sosyal medyada

dolaşan iddialar, Atatürk’ün Nahçıvan

konusundaki hassasiyetinden ötürü ortaya

çıkmış olabilir.

Nahçıvan’ın Kısa Tarihçesi

Nahçıvan tarih çağlarının hemen hemen

tamamını yaşamış olan önemli merkezlerden

biridir. Tarih boyunca Nahçıvan, coğrafî

konumu bakımından doğu ile batı, kuzey ile

güney arasında önemli bir geçiş ve irtibat noktası

olmuştur. Nahçıvan’ın Türkleşmesi İskitler

ve Hazarlar dönemine kadar uzanmaktadır.

Bu bölge coğrafi konumu gereği Kafkasya ve

Anadolu-İran hattındaki Sasani, Bizans, İskit,

Hazar gibi devletlerin mücadelelerine sahne

olmuştur. Müslümanların bu coğrafyayı fethetmesinin

ardından Arap Valileri, Selçuklular,

Atabey İldeniz Devleti, Harzemşahlar,

İlhanlılar, Timurlar, Akkoyunlular, Karakoyunlular,

Safaviler ve Kaçarların’ın idaresinde

kalmıştır. Osmanlı-Safevi mücadeleleri boyunca

Güney Kafkasya’nın diğer bazı bölgeleri

gibi Nahçıvan da sürekli el değiştirmiştir.

1747’de Nadir Şah’ın ölümünden sonra Aras’ın

kuzeyindeki bölgede çeşitli Hanlıklara ortaya

çıkmıştır. Nahçıvan’da Kengerli Oymağından

Haydar Kulu Han da (1747-1763) Nahçıvan,

Elince, Derelyaz, Ordubad, Eylis, Deste, Hok,

Calanbek ve Velev arazisinden müteşekkil bölgede

hanlığını ilan etmiştir. Hanlık, daha sonra

Hacı Han Kengerli, Ali Kulu Han, Veli Kulu

Han, Revanlı Hüseyin Ali Han, Karabağ Hanı

İbrahim Halil Han ve Kelb Ali Han tarafından

yönetilmiştir.

1795 yılında Ağa Muhammed Şah komutasındaki

Kaçar kuvvetlerinin Azerbaycan’da hakimiyeti

ele geçirmesiyle Nahçıvan ahalisinin

bir kısmı İran’a göç etmiştir.Nahçıvan, birinci

10

Kaçar-Rus Savaşı sonrasında İran Kaçar devletinin

sınırları içinde kalmıştır. Ancak, 1826-

1828 savaşının ardından imzalanan Türkmençay

Anlaşması ile Rusya tarafından ilhak

edilmiş, 21 Mart 1828’de Nahçıvan Hanlığı’nın

mevcudiyetine son verilmiştir. Ruslar bölgede

nüfus dengesini Hıristiyanlar ve Ermeniler

lehine çevirecek bir iskan siyaseti uygulamış;

Erivan’dan Zengezur’a doğru suni olarak yoğunluk

kazandırılan Rus himayesindeki Ermeniler,

Azerbaycan ile Nahçıvan’ın irtibatını

İran sınırına dayanmak suretiyle kesmişlerdir.

Rusya’da Bolşevik Devrimi’nin patlak vermesinin

ardından ortaya çıkan iç savaş ortamında,

22 Nisan 1918’de Güney Kafkasya Federal

Cumhuriyeti ilan edilmiştir. Federal Cumhuriyet,

bölge halkları arasındaki ihtilafları çözememiş,

neticede 26 Mayıs 1918’de Azerbaycan

Halk Cumhuriyeti (AHC) ilan edilmiştir. Bolşevik

ve Ermenilerin başta Bakü olmak üzere

Azerbaycan genelindeki baskı ve katliamlarıyla

bunalan AHC’nin imdadına yetişen Nuri

Paşa komutasındaki Kafkasya İslam Ordusu

18 Eylül 1918 tarihinde Bakü’yü Bolşevik/Ermeni

işgalinden kurtarmıştır.

30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros

Ateşkes Anlaşmasının ardından Osmanlı

askerleri tüm Azerbaycan’ı olduğu gibi Nahçıvan’ı

da terk etmek zorunda kalmıştır. Ancak

15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir

Paşa’nın talimatlarıyla hareket eden Binbaşı

Halil Bey, bazı askerleriyle birlikte ordudan

istifa ederek, Ermeni saldırılarına karşı savunma

birlikleri oluşturmak üzere Nahçıvan’a geçmiştir.

Halil Bey’in yerini bilahare Veysel Bey

(Ünüvar) almıştır.

1918’den 1921’e kadar geçen dönemde Nahçıvan

halkı büyük acılar yaşamış, defalarca ortaya

çıkan Ermeni tehlikesinin savuşturabilmek

için az sayıdaki Türk subayı ve askeri ile Türk

ordusunun çekilirken bıraktığı silahların yardımıyla

kahramanca bir direniş sergilemiştir.

Türkiye ile Sovyetler Birliği arasında imzalanan

Moskova Antlaşması’yla 16.03.1921 (16

Mart 1921) Nahçıvan, özerk bir yapıya sahip

olması ve başka bir devlete terk edilmemesi

şartıyla Azerbaycan’ın himayesine bırakılmıştır.

Aynı husus, Türkiye, Sovyetler Birliği, Azerbaycan,

Ermenistan ve Gürcistan arasında

imzalanan Kars Antlaşması’yle (13 Ekim 1921)

da teyit edilmiştir.

Sovyetler Birliği tarafından Zengezur bölgesinin

(Azerbaycan’la Nahçıvan arasındaki

toprak parçası) Ermenistan’a verilmesinin ardından,

Nahçıvan’ın Azerbaycan’ın diğer bölgeleriyle

karasal irtibatı kesilmiştir.

Ermeniler, Nahçıvan’ı da ilhak etmek için

gayret göstermiş ancak, Moskova ve Kars Anlaşmalarında

yer alan hüküm gereği Nahçıvan,

Azerbaycan bünyesinde özerk cumhuriyet

olarak varlığını sürdürmüştür.

Sovyetler Birliği’nin bünyesindeki Azerbaycan’ın

1991 yılında bağımsızlığını ilan etmesiyle

Nahçıvan, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin ayrılmaz

bir parçası olarak, “Özerk Cumhuriyet”

statüsünü muhafaza etmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün “Türk Kapısı”,

Kazım Karabekir Paşa’nın “Şark Kapısı” olarak

nitelediği Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti

(NÖC), Türk Cumhuriyetleri arasında Türkiye’yle

fiziki bağlantısı bulunan tek toprağa

sahip olması nedeniyle ülkemiz için özel bir

anlam ve önem taşımaktadır. Nahçıvan şehir

merkezi ile Türkiye’nin Iğdır şehri arasındaki

uzaklık 160 km olup Türkiye ve Nahçıvan

arasında 28 Mayıs 1992’de açılan Umut Köprüsü’yle

bağlanan 17 km.lik bir sınır bulunmaktadır.

Moskova’ya Giden Heyet Moskova Anlaşması

öncesinde müzakereler için Rusya’ya giden

heyette yer alan Yusuf Kemal Bey, Ankara’dan

ayrılmadan bir gün önce (13 Aralık) Mustafa

Kemal Paşa ile görüşmüş ve “Paşam Ruslar

Nahcıvan üzerinde ısrar ederlerse ne yapalım?

diye sorunca “Nahcıvan Türk Kapısıdır. Bu

hususu nazar-ı itibara alarak elinizden geleni

yapınız” cevabını almıştı.

Anlaşmayla, Nahçıvan’ın Azerbaycan’a

bağlanması Mustafa Kemal Paşa tarafından

olumlu karşılanmış ve Ankara’ya dönen Yusuf

Kemal Bey “Muhterem Paşam! Nahcıvan üzerinde

elden geleni yaptık” deyince Paşa, “Yusuf


Türk Yolu

Kemal Bey! Kapımız mevcudiyetini muhafaza

ediyor, bizim için mühim olan budur.” cevabını

vermiştir. (İbrahim Ethem Atnur, Osmanlı

Yönetiminden Sovyet Yönetimine Kadar Nahçıvan:

1918-1921; Türk Tarih Kurumu, Ankara,

2001; syf. 439-441.)

Evet Nahçıvan Türk kapısı idi ve bundan

dolayı da Moskova görüşmelerinde Türk heyeti

Nahçıvan meselesine büyük bir önem veriyordu.

Bu duruma canı sıkılan Stalin, Yusuf

Kemal Beye “Canım Nahçıvan üzerinde niçin

bu kadar ısrar ediyorsunuz?” diyince o, “Orası

Türk kapısı da ondan” cevabını vermişti. Türk

heyeti başlangıçta Nahçıvan’ı Türkiye himayesine

almak istemiş, olmayınca Türkiye ile Azerbaycan’ın

ortak himayesine verilmesini talep

etmiş, neticede Nahçıvan’ın özerk bir yapıya

sahip olması ve başka bir devlete terk etmemek

şartıyla Azerbaycan himayesine bırakılması

karar alüna alınmışü.

15 Bölge Azerbaycan tarafından bir daha

Ermenistan’a hediye edilmesin diye Türkiye ve

Rusya grantör ülke olmuşlardı. Bölgenin bir

Türk toprağı olarak tescil edilmesi ve Azerbaycan’a

bağlanması o dönem için Sovyet Rusya’ya

terkedildiği anlamına gelmekte ise de, hem Ermenistan’ın

emellerine set çekilmesi ve hem de

günümüz şartları düşünüldüğünde, Mustafa

Kemal Paşanın talimaü ile hareket eden Türk

heyetinin Rus yardımına çok muhtaç olduğumuz

bir devirde Moskova’da kazandığı başarı

gözler önüne çıkmaktadır. Nitekim bölge ile ilgili

antlaşma Mustafa Kemal Paşa tarafından

da olumlu karşılanmış ve Ankara’ya dönen

Yusuf Kemal Bey “Muhterem Paşam Nahçıvan

üzerinde elden geleni yaptık” diyince Paşa,

“Yusuf Kemal Bey kapımız mevcudiyetini muhafaza

ediyor, bizim için mühim olan budur”

cevabını vermişti.

Stratejik Dehasıyla Hayran Bırakan Atatürk’ün

Aldığı Toprak

Stratejik dehası ve ileri görüşlülüğünü yaptığı

hamlelerle kanıtlayan ve adeta bugüne ışık

tutan Mustafa Kemal Atatürk’ün iddiaya göre

kendi cebinden karşılayarak İran’dan toprak

satın almasını anlatacağız. Mustafa Kemal

Atatürk, Türkiye ile Türki Cumhuriyetler arasında

bir bağlantı olmasını istedi. Ermenistan

ile İran arasında yer alan Nahçıvan, stratejik

açıdan önemliydi. Türkiye ile Türki Cumhuriyetler

arasında bir bağlantı olmasını isteyen

Mustafa Kemal Atatürk, İran ile toprak mübadelesi

yapma yoluna gitti. İleri görüşlüğünü

her daim kanıtlayan Mustafa Kemal Atatürk,

iddiaya göre 13 kilometrelik bir toprak parçası

satın aldı. Hem de kendi cebinden karşılayarak!

Böylece Nahçıvan, ülkeyle fiziki bağlantısı

olmayıp Türk devletleri arasında Türkiye ile

kara sınırı olan tek toprak parçası oldu.

Türk dünyası ile doğrudan sınırımızın olmasını

sağlayan bu hamle neden önemliydi?

Dönemin şartlarına yakından bakarsak;

bölgenin yukarısında Sovyet Rusya ve Ermeniler,

aşağısında ise İran yer alıyordu. Olası bir

durumda ilişkiler bozulursa, Türk devletleri ve

Orta Asya arasında bir bağlantımızın olması

gerekiyordu. İşte o noktada, Mustafa Kemal

Atatürk’ün devlet hazinesini kullanmadan,

kendi cebinden karşılayarak İran’dan toprak

satın aldığı ve Türkiye’ye dahil edildiği iddia

edildi. Ve Sovyetler Birliği dağılırken, Ermeni

birliklerinin saldırdığı Nahçıvan’a yardım bu

toprak sayesinde yapıldı.

1990’lı yılların başlarında, Sovyetler Birliği’nin

dağılma sürecine girmesiyle Ermeni

birlikleri Rusya’dan temin ettikleri silahlarla

Nahçıvan’a saldırdı ve bölgeyi ele geçirmeye çalıştı.

Askeri teçhizatı bulunmayan Nahçıvan’ın

yenik düşebileceğini öngören dönemin hükümeti

sınır kapısından silah ve ilaç yardımı

yaptı. Bu sayede bölge korundu.

Söz konusu yazının sahibi awlmi’ye göre,

bunu ona anlatan Boğaziçi Üniversitesi mezunu

Nahçıvanlı, “Çok kötü durumdaydık, hayatımızı

Atatürk’ün 60 sene önce aldığı toprağa

borçluyuz” diyordu. Böylece Mustafa Kemal

Atatürk sadece kendi ülkesini değil, dehası

sayesinde başka ülkelerdeki insanların da hayatını

ve geleceğini kurtarmayı başardı.

Türkiye Cumhuriyeti Nahçıvan Başkonsolosluğu

ise bu konuda şu bilgilere yer verdi:

Mustafa Kemal Atatürk’ün “Türk Kapısı”,

Kazım Karabekir Paşa’nın “Şark Kapısı” olarak

nitelediği Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti

(NÖC), Türk Cumhuriyetleri arasında Türkiye’yle

fiziki bağlantısı bulunan tek toprağa

sahip olması nedeniyle ülkemiz için özel bir

anlam ve önem taşımaktadır. Nahçıvan şehir

merkezi ile Türkiye’nin Iğdır şehri arasındaki

uzaklık 160 km olup Türkiye ve Nahçıvan

arasında 28 Mayıs 1992’de açılan Umut Köprüsü’yle

bağlanan 17 km.lik bir sınır bulunmaktadır.

...

Moskova Anlaşması öncesinde müzakereler

için Rusya’ya giden heyette yer alan Yusuf Kemal

Bey, Ankara’dan ayrılmadan bir gün önce

(13 Aralık) Mustafa Kemal Paşa ile görüşmüş

ve “Paşam Ruslar Nahcıvan üzerinde ısrar

ederlerse ne yapalım? diye sorunca “Nahcıvan

Türk Kapısıdır. Bu hususu nazar-ı itibara alarak

elinizden geleni yapınız” cevabını almıştı.

Anlaşmayla, Nahçıvan’ın Azerbaycan’a

bağlanması Mustafa Kemal Paşa tarafından

olumlu karşılanmış ve Ankara’ya dönen Yusuf

Kemal Bey “Muhterem Paşam! Nahcıvan üzerinde

elden geleni yaptık” deyince Paşa, “Yusuf

Kemal Bey! Kapımız mevcudiyetini muhafaza

ediyor, bizim için mühim olan budur.” cevabını

vermiştir. (İbrahim Ethem Atnur, Osmanlı

Yönetiminden Sovyet Yönetimine Kadar Nahçıvan:

1918-1921; Türk Tarih Kurumu, Ankara,

2001; syf. 439-441.)

11


Türklerin Birleştiği Yol

İPEK YOLU EŞİTTİR

TÜRK YOLU

İsmail CENGİZ - Avrupa Türk Dernekleri

Federasyonu Genel Başkanı

Anahtar Kelimeler: Avrasya, Balkanlar,

Doğu Türkistan, İpek Yolu, Kafkaslar,

Orta Asya, Türk Dünyası, Türkistan

İpek Yolu denildiğinde öncelikli olarak

Türkler ve Çinliler gelir, sonra da “Orta

Asya” coğrafyası… Turfan, Hoten, Ksşgar

ve devamında Buhara, Semerkant, Aşkabat,

Hive akla gelir. Gerçekten de İpek

Yolu güzergahına bakıldığında, hemen

hemen her köşesinde Türk’ü görmek,

Türk’ün izine rastlamak mümkündür. Bu

sebepledir ki, “İpek Yolu”nu, rahatlıkla

“Türk Yolu” olarak da adlandırabiliriz.

“Bir Kuşak – Bir Yol” olarak adlandırılan

ve 2013 yılında Çin Devlet Başkanı

tarafından gündeme getirilen “İpek Yolu

Projesi”, tarihi İpek yolu güzergahının

modernize edilmiş bir halidir. Çin Halk

Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yılına

dek gelen 2049 yılında tamamen bitirilmesi

hedeflenen projeye 60 kadar ülke

destek vermektedir. Ulaşım ağları, enerji

ağları ve telekominikasyon yoluyla uluslararası

entegrasyonu hedefleyen İpek Yolu

Projesi; dünya GSMH’nın %42’si, dünya

nüfusunun %64’i, karaların %40’ı, bilinen

enerjinin %75’ini kapsamaktadır.

Çin, Tarihi İpek Yoluna atıflar yaparak,

dünya toplumları hafızasındaki olumlu

imaja yatırım yapmaktadır. Hedeflenen

iletişim ve ulaşım projeleri “ipek yolu”

adlarıyla anılmaktadır: “demir ipek yolu”,

“kara ipek yolu”, “deniz ipek yolu”, “hava

ipek yolu” ve “dijital ipek yolu” gibi. Çin

böylece dünya toplumlarının projeyi kolay

anlamaları ve güven oluşmasını sağlamaya

çalışmaktadır. (^ a b c GÜNER, Yrd.

Doç. Dr. Bülent. “OBOR GİRİŞİMİ’NİN

COĞRAFYASI”. Marmara Coğrafya Dergisi.)

“Çin ulusunun büyük uyanışı” sloganı

ile ortaya çıkarılan bu projedeki bilinen

amaç; Çin ihraç ürünlerinin ticaret yolunu

karaya çekmek ve otoban ve demiryolu

güzergahı üzerinden Avrupa’ya ulaştırmaktır.

Sadece Çin ürünlerini değil,

Çin’de üretilen bütün malların demiryolu

üzerinden Avrupa’ya hızlı ve güvenli şekilde

ulaştırılmasını da kapsamaktadır.

Pekin’den başlayıp, Doğu Türkistan üzerinden

geçerek, Kazakistan, Özbekistan

ve Türkmenistan’a ulaşacak olan demiryolu,

Türkmenistan’da iki kola ayrılıyor.

Bir kolu İran’a ulaşıyor, diğer kolu da Ha-

12

zar güzergahından Kafkasya’ya ulaşıyor.

Demiryolu İran’da da iki kola yarılıyor.

Bir kolu Basra körfezine iniyor, ikinci kolu

ise Türkiye güzergahını takip ederek Avrupa’ya

uzanıyor.

Demiryolunun Kafkasya ve Azerbaycan’a

ulaşan ikinci ana kolu ise Gürcistan

ve Kars üzerinden Anadolu topraklarına

giriş yapıyor, buradan da Balkanları geçerek

Avrupa’ya uzanıyor.

Gürcistan’da ikinci bir kol daha bulunuyor.

Buna göre demiryolunun Karadeniz

ve Ukrayna üzerinden Avrupa’ya

ulaştırılması hedefleniyor.

Özetlemek gerekirse, projenin iki önemli

kapısı vardır. Birincisi projenin çıkış

noktasını Uygurların vatanı Doğu Türkistan,

Batı’ya açılan kapısını ise Türkiye

oluşturmaktadır. Pekin’den Avrupa’nın en

uç noktasına kadar kesintisiz ulaşımın

sağlandığı bu güzergah tamamlandığında

eskiden 45-60 günde ulaşımın sağlandığı

Pekin – Londra hattı 15-18 günde

tamamlanmış olacaktır.

Üçü deniz, ikisi kara olmak üzere beş

güzergahta Proje tamamlandığında, 65

ülkede toplam 21 trilyon dolar büyüklüğü

olan ekonomilerin inovasyonu mümkün

olabilecektir.

* Güzergah üzerindeki ülkeler, altyapı

planlarını ve standartlarını oluşturacak,

ana ulaşım yolunu inşa edeceklerdir.

* Güzergah üzerindeki ülkeler arasında

sermaye bağlantısı kurularak finansal işbirliği

yapılabilecektir.

* Güzergah üzerindeki ülkeler arasında

otomatik olarak ticaret bağlantısı kurulmuş

olacağından, ülkelerin yatırım ve

ticareti kolaylaştırıcı önlemler almasına

vesile olacaktır..

* Güzergah üzerindeki ülkeler arasında

oluşacak menfaat ilişkisinden dolayı ister

istemez, bölgesel işbirlikleri artacaktır.

* Aynı şekilde kültürel, akademik, turizm,

bilim ve spor gibi hemen hemen

her alanda ülkeler arasında işbirlikleri

görülecektir.

Orta Koridor ve Türkiye’nin Konumu

Resmi olarak Çin-Orta Asya- Batı Asya

Ekonomik Koridoru olarak bilinen Çin’in

Orta Koridoru, Avrasya’dan geçerek tarihi

İpek Yolu’nun ana arterlerini olduğu

Asya, Kafkaslar ve Orta Doğu yoluyla

ekonomik iş birliğini teşvik etmenin yanı

sıra, Avrupa ve Çin’in uzak pazarlarını

birbirine bağlayarak eski bir güç, kültür

ve ticaret bağını yeniden canlandırmayı

hedefliyor. Aynı zamanda Çin’in küresel

politik ve ekonomik etkisini güçlendirmek,

Çin’i bölgesel ekonomilere bağlamak

ve Çin’in küresel değer zincirinde yükselişini

kolaylaştırmaya yardımcı olmak için

fırsat sunmaktadır (Steven, 2018). (Sefa

Çatal, “Kuşak ve Yol İnisiyatifi’nin Türkiye’nin

Ekonomi Güvenliğine Etkileri”

A.Ü. So. Bil. Dergisi, Cilt/Vol.: 19 - Sayı/

No: 15 Temmuz Özel Sayısı (101-124)

Türkiye’den başlayarak Gürcistan’dan

Azerbaycan’a, buradan da Hazar Denizi’ni

aşarak Türkmenistan ve Kazakistan’ı

takiben diğer Orta Asya Cumhuriyetleri,

Afganistan, Pakistan ve Çin Halk Cumhuriyeti’ne

ulaşan Orta Koridor, tarihi

İpek Yolu’nun canlandırılması için yapılan

projenin en önemli bileşenlerinden

biridir. Rusya’nın içinde yer aldığı Kuzey

Koridoru ile İran’ın içinde yer aldığı Güney

Koridoruna alternatif oluşturan Orta

koridor, Çin ile Avrupa’nın bütünleşmesi

adına önemli bir yere sahiptir (Milliyet,

2016). (Sefa Çatal, “Kuşak ve Yol İnisiyatifi’nin

Türkiye’nin Ekonomi Güvenliğine

Etkileri” A.Ü. So. Bil. Dergisi, Cilt/Vol.: 19

- Sayı/No: 15 Temmuz Özel Sayısı (101-124)

Çin açısından Türkiye, Avrupa’ya ve

Balkanlara bir çıkış kapısı, Orta Asya ve

Ortadoğu’da ekonomik alanda iş birliği

yapabileceği bir ortaktır. Orta Koridor’un

Türkiye’den geçecek olması, Türkiye’nin

Asya-Avrupa-Asya bağlamında stratejik

geçiş güzergahlarının tamamını kontrol

ediyor olması, Türkiye’yi proje için

kilit ülke konumuna getirmektedir. Proje

dahilinde Türkiye ve Çin, ekonomik

kültürel, güvenlik ve jeopolitik alanlarda

birbirini tamamlayan iki ülke konumuna

gelmektedir (Durdular, 2016). (Sefa Çatal,

“Kuşak ve Yol İnisiyatifi’nin Türkiye’nin

Ekonomi Güvenliğine Etkileri” A.Ü. So.

Bil. Dergisi, Cilt/Vol.: 19 - Sayı/No: 15 Temmuz

Özel Sayısı (101-124)

İpek Yolu Güzergahının Kilit Ülkesi

Türkiye

“Afro - Avrasya bağlamında stratejik

geçiş güzergahlarının tamamını kontrol

eden Türkiye; İpek Yolu’nu temsil eden

maddi ve manevi tüm potansiyel öğeler

için de kilit önemi haizdir. “Mikro-milliyetçilik“,

“entegrasyon“ ve “öngörülemezlik“

rekabet parametreleri ile şekillenen

yeni uluslararası sitemin de, İpek Yolu

entegrasyonunun da ne olacağı Türkiye

ve Rusya’nın ne olacağına bağlıdır. Bu

bağlamda Çin’in politika geliştirirken,

bu iki ülke üzerindeki baskılar dâhil gerekli

çok boyutlu analizleri yaptığı ümit

edilmektedir. (…) “Türkiye ve Çin için tüm

bu alanlarda birbirini tamamlayan ikili

ve çok taraflı stratejik işbirliği potansiyeli

hiçbir ülke ile olmadığı kadar güçlüdür.”

(Süleyman Şensoy “Bir Kuşak Bir Yol: Çin,

Türkiye ve Dünya”, 28 Ocak 2016, www.

tasam.org)

Gerçekten de Çin, bu projenin başarı ile

sürdürülmesini arzu ediyor ise öncelikle

Rusya ve Türkiye ile her konuda asgari

müştereklerde işbirliği içinde olma zorunluluğu

vardır. Meseleye Türkiye açısından

bakacak olursak, Çin Halk Cumhuriyeti’nin

Türkiye’ye ihtiyacı, Türkiye’nin

Çin’e ihtiyacından daha fazladır.

* Kara ve Demir İpek Yolu’nun karadan

Batı’ya, Avrasya’ya açılan tek yolu Uygurların

yaşadığı Doğu Türkistan topraklarıdır.

* İpek Yolu güzergahının Avrasya’ya

çıkış kapısı olan Doğu Türkistan sorununun

çözüme kavuşturulmasında Türkiye’nin

desteğine ihtiyacı vardır.

* İpek Yolu’nun geçtiği Orta Asya coğrafyası

Türkiye ile akrabalık ilişkileri içerisinde

olan Türkistan Cumhuriyetleri’nin

sınırları içindedir.

* İpek Yolu’nun iki önemli kavşağı olan

Kafkaslar’da, Gürcistan’da ve İran’da, Güney

Azerbaycan’da hakim güç, Türkiye’ye

manen bağlı akraba topluluklarıdır.

* İpek Yolu’nun Avrupa’ya çıkış kapısı

olan Balkanlar’da, Bulgaristan’da, Makedonya’da,

Kosova’da, Bosna-Hersek’te

Türkiye’nin ne kadar etkili olduğu bilinen

bir gerçektir.

Velhasıl-ı kelam, haritayı gözümüzün

önüne getirdiğimizde demir ve kara İpek

Yolu güzergahının, Türk devlet ve topluluklarının

ve akraba topluluklarının

yaşadığı coğrafya üzerinden geçtiği görülecektir

ki, bu tespit, İpek Yolu’nun diğer

adının “Türk Yolu” olduğunu söylememize

neden olmaktadır.

Uzmanların değerlendirmesine göre,

İpek yolu projesi tamamlandığında,


Türk Yolu

Çin’in mevcut ticaret hacminin iki kattan

fazla artacağı belirtilmektedir. Aynı şekilde

projeye ortak olan ülkelerin de ticaret

hacimleri de artacaktır. Özellikle tarihi

İpek Yolu güzergahının kilit ülkesi olan

Türkiye’nin, bu projenin en çok kazanan

ikinci ülkesi olma ihtimali kuvvetle muhtemeldir.

Türkiye’nin Önemi ve Etkisi

“Mackinder’e göre Avrasya-Afrika kıtalarının

bir araya gelmesiyle oluşturduğu

‘’Dünya Adası’’ her açıdan en zengin kıta

bileşimdir ve Türkiye’de bu bölgenin tam

merkezindedir. Yüzyıllarca farklı medeniyetlere

ev sahipliği yapan Türkiye, Doğu

ve Batı kültürünün sentez bölgesi, Bütün

Türk Dünyası’nın da merkezdir (Şemşek,

2013).

Türkiye, jeopolitik ve jeostratejik mevki

itibarıyla;

* Dünyanın en önemli petrol rezervlerine

sahip Orta Doğu ve Hazar Havzası,

* Önemli deniz ulaştırma yollarının

kavşağı durumunda bulunan Akdeniz

Havzası,

* Tarihte her zaman önemini devam

ettirmiş olan Karadeniz Havzası ve Türk

Boğazları,

* Sovyet Rusya ve Yugoslavya’nın dağılması

sonucu yapısal değişikliklere uğrayan

Balkanlar,

* Zengin doğal kaynakları bulunan

Kafkasya ve bunun dışında

* Orta Asya’nın oluşturduğu coğrafyanın

merkezinde kilit bir konumdadır.

Üç kıtayı birbirine bağlayan ve çok

önemli jeostratejik konuma sahip olan

Türkiye, Avrupa, Asya, Balkan, Kafkas,

Ortadoğu, Akdeniz ve Karadeniz ülkesidir.

1990’lı yıllardan beri büyük çapta

değişimlere sahne olan Balkanlar, Kafkasya

ve Orta Asya ülkeleriyle kurduğu

kültür birliği ve artan ilişkilere sahip

olması, Kafkasya ve Orta Asya petrol ve

doğal gazının Batıya ulaşmasında ana

güzergâh üzerinde olması, Ortadoğu’nun

önemli bölümünü besleyen su kaynaklarına

sahip olması, Türkiye’nin jeostratejik

önemini pekiştiren temel unsurlardır

(Tangör, 2016). (Sefa Çatal, “Kuşak ve Yol

İnisiyatifi’nin Türkiye’nin Ekonomi Güvenliğine

Etkileri

Bir ülkenin başka ülkelere ihtiyaç duymadan

varlığını devam ettirebilmesi için

ihtiyaçlarını kendisinin üreterek karşılaması

gerekir. Türkiye, dünyada kendi kendine

yetebilen 7 ülkeden biridir (Sezgin,

2013). (Sefa Çatal, “Kuşak ve Yol İnisiyatifi’nin

Türkiye’nin Ekonomi Güvenliğine

Etkileri” A.Ü. So. Bil. Dergisi, Cilt/Vol.: 19

- Sayı/No: 15 Temmuz Özel Sayısı (101-124)

İpek Yolu güzergahının ana hattını

oluşturan coğrafyanın tam merkezi konumunda

bulunan Türkiye; enerji hatları, 3.

Köprü, İstanbul Havalimanı, Marmaray

projeleri ile siyasi, ekonomik özellikleri ile

en stratejik ülke konumundadır. Özetlersek,

Türkiye’nin tüm bu özellikleri bakımından

Çin Halk Cumhuriyeti; (a)Batı’ya

açılmak istiyorsa, Ortadoğu’ya açılmak

istiyorsa (b) İslam Dünyası’na açılmak

istiyorsa, (c) Avrasya coğrafyasında yatırımlarını

güvence altına almak istiyorsa

Türkiye ile birlikte hareket etme zorunluluğu

vardır.

Gerçekten de, “Kuşak ve Yol İnisiyatifi

Türkiye’nin jeopolitik stratesine son derece

uygundur. Türkiye, Balkanlar, Ortadoğu

ve Kafkasya’nın kesişme noktasında,

Avrasya’nın tam merkezi konumundadır.

Akdeniz’den Pasifik Okyanusu’na kadar

uzanan sınırların ortasında bulunan

Türkiye’yi, strateji uzmanı Zbigniew Brzezinski’nin

de belirttiği gibi Avrasya’nın

dayanak noktası olarak tanımlamak yanlış

olmaz. Avrasya’nın kavşak noktası olan

Türkiye, Balkanlar, Ortadoğu Kuzey Afrika

ve Kafkaslar gibi önemli bölgelerle bağlantısı

bulunmaktadır (Yurdakul, 2017).

Akdeniz ve Karadeniz ile iç içe olan Türkiye’nin

konum itibariyle ne kadar önemli

olduğunu ve jeopolitik ve jeoekonomik

önemini göstermektedir. Bundan dolayı

Türkiye, Kuşak ve Yol projesinin inşasında

coğrafi kilit köprü halini almıştır. Avrupa

ve Asya’yı birleştirerek köprü görevini

üstelenen Türkiye’nin küresel jeostratejik

önemi yadsınamaz.

Türkiye, kritik jeopolitik konumu ve

köklü altyapı, ticaret ve taşımacılık unsurları

ile Kuşak ve Yol boyunca kilit ülkelerden

birisidir. Türkiye ile Çin arasında

yapılan ikili anlaşmalar, Türkiye’nin

rolünü bir birleşme noktası ve Kuşak ve

Yol için kritik bir merkez olarak göstermektedir

(Nan, 2017). (Sefa Çatal, “Kuşak

ve Yol İnisiyatifi’nin Türkiye’nin Ekonomi

Güvenliğine Etkileri” A.Ü. So. Bil. Dergisi,

Cilt/Vol.: 19 - Sayı/No: 15 Temmuz Özel

Sayısı (101-124)

Daha genel bir değerlendirme yapmak

gerekirse, İpek Yolu projesi;

* Doğu Türkistan’dan Tuna nehrine kadar

uzanan Türk Dünyası coğrafyasında

Türk halklarının her alanda birbiriyle

bağlantılarını, iş birliklerini sağlamış

olacaktır.

* Orta Asya ile Kafkasya bölgelerini yani

Türkistan Cumhuriyetleri ile Azerbaycan

da dahil Kafkas ülkelerini birbirine bağlayacaktır.

* Azerbaycan’ın Alat Limanı ile Türkistan

Cumhuriyetlerini Batı ulaştırma güzergahına

bağlayacaktır.

* Aynı şekilde Türkmenistan’ı Türkmenbaşı

Limanı üzerinden, Kazakistan’ı

Aktau Limanı üzerinden Avrupa’ya bağlayacaktır.

* Bakü-Tiflis-Kars (BTK) demiryolu hattı

projesi, Türkiye’yi Gürcistan üzerinden

Hazar Denizi’ne bağlayacak koridor oluşturmuştur.

* En önemlisi Türkiye ile Türkistan

Cumhuriyetleri arasında kesintisiz bağlantı

kurulmuştur.

Velhasıl geçmişte Cengiz Han’ın kılıçla

koruyarak küreselleşmenin ilk adımını

atmasına vesile olan tarihi İpek Yolu güzergahında

günümüzde Cengiz Han’ın

rolünü Çin, Rusya ve Türkiye üstlenecektir.

Türkiye; konumuyla, enerji, doğal

gaz ve petrol hatları ile, Avrupa-Asya,

Asya-Balkanlar, Asya-Ortadoğu, Akdeniz-Afrika

bağlantıları ile İpek Yolu’nu

“Türk Yolu”na dönüştürecektir. Yeter ki,

potansiyelimizin farkına vararak, milli

çıkarlarımız çerçevesinde belirlenen stratejimizi

uygulayalım…

13


Türklerin Birleştiği Yol

Mavi Vatan

Kavramı ve

Önemi

Son yıllarda adını sıkça duymaya başladığınız

Mavi Vatan, uluslararası ilişkiler

literatürüne yerleşmiş ve kıta sahanlığı

meselesinde Türkiye’nin elini güçlendiren

bir kavram olmuştur.

Uluslararası ilişkilerin değişken yapısı

ve ülkelerin çıkarları doğrultusunda

hareket ederek ‘Sıfır Toplamlı Oyunda’

kazanç peşinde koşması pek çok kavram

ve doktrinin türemesine neden olmuştur.

Doktrin dendiğinde genellikle Amerika

Birleşik Devletleri (ABD) başkanları

tarafından ön plana sürülen anlayışlar

gelir. Ancak Türk diplomasisinin de son

dönemde doktrin konusunda oldukça başarılı

olduğundan söz etmek gerekir. Bu

anlamda Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz

tarafından öne sürülen Mavi Vatan

kavramı Türkiye’nin uzun yıllardır çözemediği

Adalar Denizi(Ege)’ndeki kıta

sahanlığı ve Akdeniz’deki alan paylaşımı

sorununa çözüm üretecek türdendir. Peki,

Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz’in literatüre

kazandırdığı bu kavram ne anlama

geliyor?

Mavi Vatan Nedir?

Mavi Vatan kavramının ortaya çıkışına

zemin hazırlayan süreci 1947 yılına kadar

götürmek mümkündür. 1947 yılında

ABD Başkanı Truman tarafından bahsedilen

‘Kıta Sahanlığı’ meselesi ülkelerin

denizler üzerindeki hâkimiyetini yeniden

tanımlayan ve deniz/okyanusun da ülkenin

bir parçası olduğunu kabul eden bir

anlayışı ortaya koymuştur. Dönemin ABD

Başkanı Truman elbette bu aksiyonu denize

olan sevdasından değil ABD’nin batısında

yapılacak petrol arama ve çıkarma

işlemleri için talep etmiştir. 1958 yılında

Cenevre Deniz Hukuku Sözleşmesi ile

birlikte resmen tarif edine ‘Kıta Sahanlığı’

kavramı Mavi Vatan’ın temellerini atmıştır.

Burada en önemli faktör deniz kaynaklarından

yararlanarak zenginliklerin

vatan gelirlerine katılması olmuştur. Kıta

Sahanlığı meselesi özellikle Türkiye gibi

her yanı sularla çevrili ülkeler için önemli

bir konu olurken 1982 yılında çıkarılan

‘Münhasır Ekonomik Bölge’ kavramı

belki de anlaşmazlığın temelini teşkil et-

14

miştir. Cem Gürdeniz’in ifadesine göre

Mavi Vatan; değişen ve dönüşen dünya

şartlarında kara parçasına yakın olan su

varlığının bir ihtiyaç olarak kullanılması

gerekliliğini gösterir. Nitekim toprakların

yanı başında bulunan deniz de anavatan

gibi Mavi Vatan’ı ifade eder. Nitekim geçmiş

dönemlerde Türkiye karasularında

görülen hukuki aykırılıkların bu kavramın

kullanılması gerekliliğini kanıtlar.

Ayrıca Mavi Vatan Türkiye’nin denizcileşme

sürecinin sembolüdür.

Cenevre Deniz Hukuku Sözleşmesi ile

düzenlenen Kıta Sahanlığı ülkelerin herhangi

bir ilanına bağlı olmaksızın sözleşmede

belirlenmiş koşulları sağlayan sınırları

ifade eder. Bu anlamda ülkelerin Kıta

Sahanlığı ilan etmesi gerekli olmayan bir

durumdur. Ancak Mavi Vatan kavramının

da çıkışına zemin hazırlayan süreçte Kıta

Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge

kavramları birbiri ile iç içe geçmiş vaziyettedir.

Nitekim Münhasır Ekonomik

Bölge ilana bağlı ve ekonomik faaliyetleri

sınırlandıran bir anlayışı ifade eder. Mavi

Vatan hem Kıta Sahanlığı hem de Münhasır

Ekonomik Bölge tanımlamasının

yol açtığı anlaşmazlığı ortadan kaldırarak

Türkiye’nin güvenliğini ve çıkarlarını

tehdit edecek oluşumlara engel olunmasını

hedefliyor.

Özellikle Doğu Akdeniz’de gerçekleşecek

petrol arama ve çıkarma faaliyetleri

öncesinde pek çok siyasi aktörün karşılaştığı

ortamda uluslararası siyasete farklı

bakış açısı getiren böyle bir doktrinin

başarılı olması muhtemel. Peki, kuramsal

çerçeveden bakıldığında uluslararası ilişkiler

literatüründe Mavi Vatan kavramını

nerede konumlandırmak gerekir?

Mavi Vatan ve Kuramsal Bakış Açısı

Uluslararası ilişkiler alanında siyasi

çatışma ve anlaşmaların ülkeler üzerinde

ekonomik, kültürel ve askeri etkileri

olsa da kuramsal bakış açısının olaylara

çözüm getirmede oldukça önemli olduğu

söylenebilir. Emekli Tümamiral Cem

Gürdeniz tarafından literatüre kazandırılan

Mavi Vatan kavramına bakıldığında

kuramsal çerçevenin Savunmacı Realizm

çerçevesinde genişletilebileceği açıktır.

Peki, Savunmacı Realizm nedir? Doğu

Akdeniz’de Savunmacı Realist davranan

Türkiye doğru adımlar atmış olur mu?

Tek kutuplu dünya düzenini hissettiğimiz

günümüzde ülkelerin birbirleri ile doğrudan

çatışma içerisine girmesi çok muhtemel

görünmüyor. Bu anlamda diplomasiyi

masa başında sürdüren diplomatlar

kuramsal olarak farklı bakış açıları ile

hareket ediyor. Elbette burada ülkelerin

askeri, siyasi ve diplomatik güçleri de rol

oynuyor. Türkiye, Doğu Akdeniz meselesinde

savunmacı bir role bürünerek kendi

alanını kimseye kaptırmamaya odaklanmıştır.

Mavi Vatan kavramının ülke

sınırlarının deniz alanlarında korunması

olarak tanımlanabileceği düşünüldüğünde

bu kavramın; Kenneth Waltz ve Stephen

Walt tarafından da tanımlanan Savunmacı

Realizm’in dengeleyici bir rol üstlenme

anlayışına sevk ettiğini ifade etmek gerekir.

Nitekim Türkiye bölgede çatışmalardan

ziyade huzur ve barış ortamının tesisi

için çabalayan bir ülke rolü üstlenmiştir.

Diplomasinin temeli olarak kabul edilen

‘Yurtta Sulh, Cihanda Sulh’ ilkesi söz konusu

anlayışı oldukça iyi bir şekilde açıklar.

Mavi Vatan Siyaset Üstüdür

Mavi Vatan siyaset üstü bir kavramdır.

Görüşü her ne olursa olsun vatanını seven

her bir ferdin kutsal görmesi gereken;

vazgeçilemez, vatan toprağından farkı olmayan

milli değerdir. Mavi Vatan adı üstünde

Vatan’dır! Vatan ne kadar kutsal ve

siyasete malzeme yapılamayacak kadar

hassas bir konuysa; Mavi Vatan’da aynı

kutsallıktadır; milli hassasiyetimizdir. Vatanımızın

birliği bütünlüğü gibi Mavi Vatan’ımızın

bütünlüğü de tartışılamaz!

Pratikte Mavi Vatan

Mavi Vatan doktrininin uyguladığını

gösteren hamleler;

Libya Anlaşması

KKTC Askeri Üsler

Libya’da Askeri Üsler

Mavi Vatan’da Ganbot Diplomasisi

ve Sismik ve Delme Diplomasilerinin

Yürütülmesi


Türk Yolu

İslam Dünyasının

Yeni Süper Gücü

TÜRKİYE

Raziye ÇAKIR

Yabancı Basından Tercüme Edilmiştir.

Fransız yazar Jil Kapel’in “Le Prophète et la Pandémie” (Peygamber

ve Pandemi) başlıklı yeni kitabı çıktı. Bu eserde, Türkiye Cumhuriyeti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın küresel İslam

topluluğu Ümmet’in yeni lideri olduğu haber veriliyor.

Bu eserden bazı alıntılar seçtik.

Türkiye “İslam düşmanlarına” karşı ideolojik mücadele veren bir ülkedir.

Birleşmiş Milletler Teşkilatı (BMT) 75. Dönem toplantısına başkanlık

eden Türk diplomat Volkan Bozkır’ın önerisini kabul eden BMT

İslam düşmanlığı kurbanlarını “İslam Düşmanlığına Karşı Uluslararası

Gün” de anacak. BMT Genel Sekreteri Antonio Guteriş “İslam düşmanlığı

salgınını” kınadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan “İslam düşmanlığı

kurbanları” statüsünün kabul edilmesinde direndi.56 Müslüman

devlet, Filistin’in de katılımıyla bu konuda bir konferans düzenlediler.

24 Temmuz 2020’de Başkan Erdoğan Aya Sofya’yı yeniden cami

olarak ibadete açtı. Batıdan bir tepki gelmemesi zamanın bu açılışa

uygun olduğuna kanıt oldu. Asya’nın Avrupa kapısı olan, ABD tarafından

yüreklendirilen Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) üyeliği iöin görüşmeler

yürütülüyor.

İran ve Suudi Arabistan’da farklı olarak Türkiye bir demokrasidir.

“Financial Times” gazetesi Erdoğan’ın hegemonya planlarını analiz

eden yazılar imzaladı. Son 15 yılda Türkiye Cumhurbaşkanı Afrika’da

kurduğu birlikleri diriltti. 2009’da Türkiye Afrika kıtasındaki Büyükelçiliklerini

12’den 42’ye çıkardı. Erdoğan bu kıtada 20 ülkeyi ziyaret etti.

Ankara önümüzdeki birkaç yılda Afrika ülkeleriyle ticaretini 2 kata çıkararak

50 milyar Dolara ulaşmak istiyor ki, bu AB ülkeleriyle dış ticaretinin

üçte birine eşittir. Yine “Financial Times” Türkiye’nin Balkanlar’ı

da “savaş alanı” ilan ettiğini kaydediyor. Osmanlı imparatorluğu

döneminde bu ülkelerin hemen hemen hepsi İstanbul’dan yönetilmiştir.

Ankara’dan Avrupa geliyor:

Almanya, Fransa, Avusturya, Belçika ve Hollanda’daki Türkler hegemonya

kurmaya ayak oluyor. Kafkaslarda Türkiye Azerbaycan’ın Ermenistan’a

karşı Yukarı Karabağ savaşını destekledi. Azerbaycan Türkiye

ve diğer Müslüman ülkeler arasında İslam koridoru açıldı. Bu savaş

Türk silahıyla kazanıldı. En kötü olan da zaten bu oldu. Fransa’da basılan

“Reveue des deux mondes” yayınında feylesof Mişel Onfre medeniyetler

arası çatışmanın devam ettiğini ve Başkan Erdoğan’ın İslam

cephesini yönettiğini yazdı. Onfre’ye göre, “Avrupa, darbe indirmede

başarılı olan Erdoğan’dan korkuyor. Karabağ’daki zafer bunu bir daha

kanıtlamış bulunuyor. Ermenistan’a saldıran Azerbaycanlılar ve Müslüman

Türkler bu ülkenin coğrafyadan silinmesini istiyorlar.

Bu da medeniyetler arası savaşımın bir ürünüdür. Bu savaşta Müslümanlar

geriletilemiyor. Hıristiyan medeniyetinin eşiği olan Ermenistan’daki

gelişmeler, Yahudi-Hıristiyan medeniyeti mezarının karıldığına

işarettir. ”Ermenistan mağlubiyetinin, Yahudi Hıristiyan medeniyetine

karşı yürütülen savaşlarda ilk” büyük yenilgi olduğuna vurgu yapıyor.

“Azerbaycanlı kardeşlerimizin yoğun çabaları sunucu Karabağ göğünü

hilal ve yıldız süslüyor. Karabağ üzerinde dalgalanan Azerbaycan

bayrağı şehitlerimizin şanlı sembolüdür.” Bu sözler Erdoğan’a aittir.

Türk Generali Adnan Tanrıverdi’nin kurduğu Stratejik Araştırma ve

Adalet merkezi “Asrika” İstanbul merkezli olup Afrika ve Asya’dan 61

devleti birleştiriyor. Bu merkeze katılan 12 Yakın Doğu ülkesi şunlardır:

Filistin, Irak, Katar, Kuveyt, Lübnan, Suriye, Suudi Arabistan, Oman,

Ürdün ve Yemen’dir. Orta Asya’dan katılan 8 devlet şunlardır. Azerbaycan,

Kazakistan, Kırgızistan, KKTC, Özbekistan, Tacikistan, Türkiye

ve Türkmenistan. Bu sıralamaya, Orta Doğu’dan Afganistan, Bangladeş,

Pakistan, Güney Doğu Asya’dan Bruney, Endonezya ve Malaysiya.

Kuzey Afrika’dan Cezayir, Çad, Fas, Libya, Mısır ve Tunus, Doğu

Afrika’dan Cibuti, Eritre, Koroda Adaları, Mozambik, Somayla ve Sudan,

Güney Batı Afrika ve Güney Amerika’dan Batı Sahra, Gambiya,

Gine Bissau, Mali, Moritanya, Senegal, Siyer Leone, Gviana ve Surinam.

Güney Afrika’dan katılan devletlerin sayısı sekizdir: Benin, Burkina

Faso, Gabon, Kamerun, Nijer, Nijerya ve Togo. Avrupa’dan katılan

ülkeler dörttür: Arnavutluk, Kosova, Bosna Hersek ve Makedonya.

Türkiye’nin yeni büyük bir Osmanlı İmparatorluğu olmak istediği

ortadadır. Türkiye Müslüman dünyayı yönetebilecek tek ülkedir.

Türkiye 3 tarafı denizle çevrili bir devlettir: Akdeniz, Karadeniz ve

Ege Denizi. Yakında sona eren deniz askeri tatbikatlarına Türkiye silahlı

kuvvetleri 82 geni, 17 adet hava kuvvetlerine bağlı savaş teknesi,

çıkarma gemileri, askeri hava kuvvetleri ve özel tatbikat birlikleri

ile katıldı. Bu savaş gemileri ve üzerlerindeki silahlar Türkiye’de

imal edilmiştir.

Mavi Vatan ceo-politik stratejisi uygulanıyor. Türkiye denizlerine dönüyor.

Anadolu Akdeniz’e bağlanıyor. Erdoğan, Ege Denizine, bundan

böyle “Adalar Denizi” denecek dedi. Hedefteki, denizlerin ve enerji

kaynaklarının denetlemektir. Denizlerde doğal gaz kaynakları arayan

Türkler aramaları kendi kadroları, gendi gemileri ve donanımla yapıyor

ve başarılı oluyorlar. Türkiye’nin bölgedeki ekonomik, politik ve

askeri gücü artık kendini gösterdi ve kabul edildi.

Türkiye Suriye, Libya ve Kafkaslar üzerindeki etkisini güçlendirirken

Akdeniz sularındaki varlığını da kabul ettirdi.

Türkler birlikte kullanım çağrısıyla taraftar kazanıyorlar. Bölgenin

kaynakları bu gidişle Türkiye’ye akacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan 5

Ocak 2018 tarihinde Fransa’yı resmi ziyareti esnasında Fransa’daki

Müslüman Cemaat ile görüşmesinde “Fransa’daki Müslümanlar himayemiz

altındadır!” dedi. 2019’da “Brukings Enstitüsü” şöyle yazdı:

Fransa Dış İşleri Bakanlığına göre, Türkiye’den gelen imamların sayısı

151’dir. Fransa’daki 2 500 camiden 400’ü Türkiye Diyanet’ine bağlıdır.

Fransa’daki Müslümanlar Erdoğancıdır. 2014 seçimlerinde onların

% 66’sı Ak partiye oy verdi. Fransa devlet okullarında 180 öğretmen

Ankara’dan atanmıştır. Bunlar Erdoğan’ın İslamlaştırma politikasından

halkalardır.

15


Türklerin Birleştiği Yol

Abdullah Çiftçi’nin

Koronavirüs

yorumu

Abdullah Çiftçi’nin kendi Twitter hesabından, ‘Çay grubu’ adını verdiği takipçileri

ile birlikte, son ayların küresel gündemi koronavirüs hakkında detaylı bir analiz

yaptı. Stratejist Abdullah Çiftçi, bu olaya sığ bir şekilde bakılmaması gerektiğini

vurgulayarak, koronavirüsü, diğer dijital küresel uygulamalarla birlikte, Transhümanizme

giden bir otoban olarak tanımladı.Çiftçi’nin işte o mesajları:

1-Merhaba Arkadaşlar,

Koronavirüs hızla farklı ülkelere

yayılmaya devam ediyor.

a- ABD’nin Çin, İran ve Küreselci

Avrupa’ya Biyolojik saldırısı

mı?

b- Kendiliğinden mi çıktı?

c-Dijital Dünya’ya entegrasyon

için sosyal bir deney mi?

Analiz edelim birlikte

2-Bizim TVlerde olayın önce

tıbbi yönü konuşuldu. Tıpçılar

çıktı virüs yarasadan çıktı dediler.

Virüsün yayılma şekli ve önlemlerden

bahsettiler.

Hepsi bu mu? Dünyayı ekonomik,

ticari, siyasi, sosyolojik ve

teknolojik olarak etkileyen bir

konuya bu kadar sığ bakılmaz…

3-Ekranlarda ve Youtube kanalımdaki

videolarda “Biyolojik

Savaş” tarihini, ülkelerin projelerini

vs anlattım. Son birkaç yıldır

da “bundan sonra tüm dünya

ülkelerini aynı anda ilgilendiren,

etkisi altına alan olaylar” yaşayacağız

şekilde açıklamalarım

vardı.

4-ABD, Rusya, Çin, Fransa,

İngiltere gibi devletler dünyanın

farklı coğrafyalarında “maden,

petrol, doğalgaz” hammadde sömürüsü,

ticareti için askeri, siyasi

mücade ediyor. Küreselcilerin

mücadelesi ise tüm ulus devletler

üzerinde, dünya çapında…

5-Ulus Devletler borçlu, kendi

içlerinde iktidar/muhalefet

kağışmasının dışında bir ulus

16

devlet tüm dünyayı değiştirme,

dönüştürme iddiasında da değil.

Bu nedenle dünya çapında bir

eylem/olay var ise arkasında küreselciler

vardır.

6-Küreselciler, tüm dünya

devletlerine ve insanına yönelik

operasyon yapıyor. İnsan fıtratını

değiştirme, devletlerin yönetim

şeklini değiştirme, insanın

yaşam şeklini değiştirme, sosyoloji

ve psikolojiyi yönetme işini

yaparlar. Peki nasıl yaparlar?

7-Bir şirket, 50 den fazla ülkede

faaliyet gösteriyorsa küreselcidir.

Global büyük markalar

bulundukları ülkelerde sadece

ticaret için değil küreselcilerin

hedefleri doğrultusunda sosyolojik

ve psikolojik dönüşümü

sağlamaya uygun “reklamları”

ile projeye katkı verir.

8-Türkiye’deki yabancı büyük

markaların, kritik anlarda verdiklerini

reklamlara bu gözle bakılırsa

daha iyi anlaşılır. Ticaret

için gelenler aynı zamanda istihbarat

aparatı ve algı yönetimine

hizmet te veriyorlar.

9-Türkiye’de ilk anda Koronavirüs

olayı “ABD 10 dolar

ile Çin’e diz çöktürdü şeklinde

algılattırıldı”. Virüs ABD’yi de

vurursa bu tez çöker ki, virüs

ABD’yi de vuracak. Trump işi

hafife alıyor ama virüs Trump’u

seçimlerde götürebilir.

10-Virüs’ün önce Çin’de çıkması,

arkasından İtalya ve sonra

da İran’da çıkması bu işi ABD

yaptı algısını oluşturdu. Belki de

virüsü ortaya çıkartanlar insanların

mantığı ile oynadı. Düşünceyi

yönlendirdi. Sonra Çin fena

intikam alacak yazıları çıktı ki

saçma sapan bir yaklaşım

11-Koronavirüs’ün “Dijital

Dünyaya Entegre” için “sosyal

öncü bir deney” olduğunu düşünüyorum.

Neden derseniz dünya

çapında bir olayı bir ulus devletin

yapma şanssız zayıf. Ayrıca

sonuçlar ve Dünya Sağlık Örgütü’nün

aldığı/alacağı kararlar bu

düşüncemi destekler nitelikte.

12-Küreselciler, dünyaya;

– Uzaylı geldi (sahtesi) dünya

hükümetleri birleşin.

– Dünyaya meteor çarpıyor

birleşin

-İklim felaket, dünya elden gidiyor

birleşin

– Cinsiyet Eşitliği/Nötr insan

için çalışın

-Biyolojik tehdit var vs birleşin

mesajları veriyor.

Neden?

13-Ulus Devletler çözemediği

problemlerin Birleşmiş Milletlere

taşıyor. BM çözüm bulamıyor.

Ama “Dünya Hükümeti” statüsünü

elde etmek içinde tüm ulus

devletlere ayar verici, yetersiz

kalıcı projeler yine BM’nin arka

sokaklarında üretiliyor.

14-Koronavirüsle en iyi mücadeleyi

Çin yapar. Avrupa ve

ABD bu konuda Çin kadar başa-


Türk Yolu

Stratejist Abdullah Çiftçi, dünyayı kasıp kavurmakta olan

koronavirüs için “Dijital Dünyaya Entegre için sosyal öncü bir

deney olduğunu düşünüyorum” dedi.

rılı olmaz. Neden derseniz Avrupa

ve ABD’de kendi içlerinde

bir Demokrasi, Hukuk vs var.

Çin’de totaliter bir rejim var ve

kuralsız hareket edebilir.

15-Çin’de kağıt paralarla virüs

bulaşacağı açıklaması yapıldı.

Dünya Sağlık Örgütü “Temsassız

ödeme sistemleri” kullanılmasını

tavsiye etti.” Yani önce

Elektronik para arkasından

Kripto para sürecine insanları

yölendiriyor. Dijital dünyada

nakit para geçmez. Nakitsiz bir

dünya.

16-Çin’de vatadandaşların

“Bigdata” verileri ile bir “Dijital

Kast Sistemi” geliştirildi. Kırmızı,

Yeşil, Sarı ile vatandaşlar

kodlandı. Sokaktaki yüz tanıma

sisteminde Kırmızı olanlar

anında karantinaya çekildi.

Soru: İstenmeyen kişilerin

safdışı bırakılması münkün olur

mu?

17-Koronavirüs yüzde 81 oranında

60 yaş üstünü öldürüyor.

Aşağıdan gelen “dijital nesil” ile

“Dede/Nine”lerin bağını kesecek

bir öncü deney mi? Genelde

Babalar çok meşguldür, emekli

olmuş dedeler/nineler torunlarla

ilgilenir. Dede/Nine demek, tairh/din/kültür

vs demektir

18-Haber: Çin’de robotların

çalıştığı lokantalar açık.

Robotlar teslimat yapıyor. Robotlar

hastaneleri temizliyor.

4.Sanayi Devrimi otonom üretimledir.

Yani Robotlarla. Yani

Koronavirüs bize Robotların ne

kadar önemli/yararlı olduğunu

gösteriyor.

19-Hong-Kong’da okullar Koronavirüs

nedeniyle tatil edildi

ve “Online Eğitim”e geçildi.

Dijital Dünyada eğitim “online”dir.

Fiziki eğitim olmayacak.

Online Eğitimin önemini bize

Virüsle anlatıyorlar. İran’da da

okullar tatil edildi. Eğitimciler

“online eğitim”e önem verecekler

20-Koronavirüs ile 5G arasında

bir bağ olduğunu düşünüyorum.

Bu konuda daha sonra

detaylı analiz yapacağım. Virüs’ün

ilk çıktığı yer Wuhan

5G için önemli bir şehir. Dijital

Dünya’nın zemini 5G’dir.

21-Dünya Sağlık Örgütü’nün

açıklamalarını izleyin. Adım

adım “Dijital araçlara” yönlendimre

görüyoruz/göreceğiz. Yakında

DSÖ başkanlığında Dünya

Hükümetlerinin yetkilileri

toplanacak ve onlara ödevleri

not ettirilecek. Virüs tüm kıtalarda

150 civarında ülkeye yayılacak.

22-Dünyada şu anda derialtına

“Biyometri Çip” taktıran yaklaşık

150 bin kişi olduğu varsayılıyor.

Normalde insan “Hacklanebilir

insan” korkusu ile

biyometrik çip taktırmaz. Ama

virüsten ölüm korkusu olur ve

biyometrik çip bunu engelliyor

denirse taktırır mı?

23-Koronavirüs sürecinin sonunda

Dünya Sağlık Örgütü,

tüm dünyaya her türlü mikro organizmalardan

vücudu koruyan,

uyaran bir “Biyometrik Çip”

geliştirildi açıklaması yapabilir/

yapacak. Sonuç: Dijital dünyanın

hacklenebilir insanı hoşgeldin…

24-Bu arada yakında Avrupa’da

marketler boşalır, gıda

stoğu başlar. Gıda fiyatları, temizlik

malzemeleri fiyatları ve

alternatif sağlık bitkileri (zencefil,

sarımsak, nane vs) yükselir.

1.2.Dünya savaşı deneyimi ve

daha bilinçli olan Avrupa insanı

önlemini alır.

25-Ulus Devletlerin savaşı hedef

ülkeye askeri, istihbari, siber,

vekalet örgütler üzerinden

olur. Nükleer savaş bile olur.

Ama küreselciler dünya tahrip

olmasın diye Nükleer Savaş istemez.

Dünya tahrip olmasın

ama virüs ile insan tahrip olsun!

26-Konu ile ilgili Youtube

sayfamdaki videoları izleyebilirsiniz.

Ayrıca Perşembe günü

27-Koronavirüs’ün “Dijital

Dünyaya Entegrasyon” amacı

ile Çin’den başlatılan bir sosyal

deney fikri şahsıma ait. Tüm

dünyayı taradım böyle bir fikre

rastlamadım. Bir süre sonra ben

demiştimcileri yani taklitçilerimi

göreceksiniz..

28-Koronavirüs:

Blockchain uygulamaları, Yüz

Tanıma sistemi, Kripto para,

Elektronik Para (Kripto para

değil karıştırmayın) 5G/Singularity,

Artırılmış/Genişletilmiş

Gerçeklik. Biyometrik Çip vs.

VE Transhümanizme giden bir

otobandır.

29-Çay Grubumuza uzun süredir

Twitter’de analiz yapmamıştım.

Ama başlayalım yeniden.

Çok konu birikti. Bu gecelik bu

kadar. Okuyan, Retweet eden,

Beğenen, yorum, eleştiri ile katkı

veren arkadaşlara teşekkür

ederim.

Eyvallah.. Selamlar…

17


Dünya Basın Mensupları,

“YILIN EN’LERİ” ödülüne

“Bulgaristan Türklerinin Lideri

Rafet ULUTÜRK’ü layık gördü

Türklerin Birleştiği Yol

Dünya Basın Mensupları, “YILIN EN’LERİ” ödülüne “Bulgaristan

Türklerinin Sesi” (BULTÜRK) Gazetesi ve “BGHABER” sitesi layık

görüldü.

İstanbul Beşiktaş’ta Çırağan Sarayında Dünya

Basın Mensupları Derneği; 10 yıldan beri düzenlediği

ve birçok ünlü ismin de katıldığı «Başarıda

Yılın ‹En›leri Ödülleri» törenini, bu yılki de

yine Çırağan Sarayında Başkanı Muzaffer Tunç

ev sahipliğinde gerçekleştirdi.Törene birçok

Bakan, Milletvekili, Kaymakam, Belediye Başkanı,

Ulusal, Tv Kanalı, Gazeteci, Bürokrat, Bilim

Adamı, İşadamı, Sanatçı, dizi ve film yıldızı ve

Dernek Başkanları katıldı...

Bulgaristanı Gazeteci Yazar Rafet ULUTÜRK

temsil etti. Bu yılki ödül töreninde değişik branşlarda

yılın başarılı isimlerine yine ödüller verildi.

Türk Dünyasında Bulgaristan Türklerini en başarılı

bir şekilde tanıtan “Bulgaristan Türklerinin

Sesi” gazetesi ve “BGhaber” yayın sitesi övgü

ödülüne layık görüldü ve Dünya Basın Derneği

ödülü BULTÜRK Derneği Genel Başkanı Rafet

Ulutürk’e sunuldu.

Kutlama konuşmasında, Dünya Basın Mensupları

Başkanı Muzaffer Tunç: “Derneğimizin

10.yılını kutluyoruz. Son üç yıldır alanında başarısı

olan devlet büyüklerimize, bürokratlarımıza,

sanayicilerimize, iş adamlarımızı, yazarlarımıza,

gazetecilerimize, sinema sanatçılarımıza,

fikir üreten herkese ödüller veriyoruz. Bu sene

de birçok dalda adaylarımız vardı seçmek tabi

ki zor oldu. Ancak titiz bir çalışma ve araştırma

sonucu burada ödül almaya hak kazanan

dostlarımızın plaketini takdim edeceğiz. Dünya

genelinde yaşadığımız pandemiden dolayı zor

bir süreçten geçiyoruz.

Bu zor şartlar altında törenimize icabet ettiğiniz

için hepinize teşekkür ederim” ded. Ödül Törenine,

Ak Parti İstanbul Milletvekili Halis Dalkılıç,

Vakıf bank Yönetim Kurulu başkanı eski Bakan

Abdulkadir Aksu, Zeytinburnu Kaymakamı Zekeriya

Güney, Beşiktaş Kaymakamı Önder Bakan,

Başakşehir ve Gaziosmanpaşa Kaymakamları,

Eski İBB Başkanı Ali Müfüt Gürtuna, Hülya

Koç, “Paytat”, “Çukurova” ve “Erturul” dizilerinin

oyuncularına onurluk taktim edildi.

Rafet ULUTÜRK Plaketini aldıktan sonra;

“Dünya basın mensuplar derneği genel başkanı

Muzaffer Tunç’a ve Dünya Basın Derneği yönetimine

teşekkür etti. Ve ödülü tüm “Bulgaristan

Türklerinin Sesi” gazetesi çalışanlar adına

alıyorum”. dedi.

Yoğun katılımla gerçekleşen tören, özellikle

basın ve medya dünyasının yakın takibindeydi.

BULTÜRK Yönetimi olarak; Türk Dünyasında

ve Türkiye’de kamuoyu adına yapmış olduğu

başarılı faaliyet ve çalışmalarından dolayı, Türk

Dünyasını bir araya getirecek bu muhteşem

organizasyona ev sahipliği yapan Dünya Basın

Mensupları Derneği Başkanı Sayın Muzaffer

TUNÇ başta olmak üzere, tüm DBMD ekibini

tebrik eder,başarılarınızın devamını dileriz.

Dr. Nedim BİRİNCİ

BULTÜRK Derneği

İSTANBUL’da ÇIRAĞAN SARAYINDA YAPI-

LAN TÖRENDE BÜYÜK ÖDÜL GENEL BAŞ-

KANIMIZ RAFET ULUTÜRK’e verildi.

18


Türk Yolu

İstanbul’da ÇIRAĞAN SARAYINDA Büyük Ödül Rafet ULUTÜRK’e

Bulgaristan Türkleri ile yapılan Basın Çalışmaları ve Önderliğinden Dolayı Ödül

BULTÜRK Gazetesi ve BGHABER haber sitesi “Başarıda Yılın ‘En’leri Ödülleri” törenle verdi.

ÇIRAĞANDA YAPILAN TÖRENDE BULTÜRK ADINA ÖDÜLÜMÜZÜ BULTÜRK Genel Başkan

Rafet ULUTÜRK aldı.

19


Türklerin Birleştiği Yol

Türkiye Osmanlı topraklarına geri dönüyor

Türkiye 100 yıl önce Osmanlı’nın çekildiği topraklara yeniden dönüyor. Hem askeri hem de

ekonomik alanlarda stratejik hamleler yapan Türkiye 12 ülkede bulundurduğu askeri güç ile

dünyada güçlü bir konuma sahip olamaya başladı.

Özellikle Ortadoğu, Kafkasya ve Balkanlar’da

çizilen kritik çember hatları büyük bir

önem arz ediyor.

Türkiye’nin sınır dışı

askeri gücü

İzzet Kaya-Emrah Yeşilduman

Türkiye, yurt dışında askeri üssü bulunan

sayılı ülkeler arasında. Dünyada bir başka

ülkede askeri üs kurmak, yalnızca dev

askeri güçlerin sahip olabileceği bir imkân

olarak görülüyor. Dünya genelinde, yabancı

ülkelerde en fazla askeri üssü bulunan

ülkeler arasında ABD ilk sırada yer alıyor.

Yabancı askeri üslerin yüzde 95’ine sahip

olan ABD’nin, bu üsler sayesinde dünyanın

herhangi bir noktasına saniyeler içerisinde

operasyon yapabilme kabiliyetine sahip olduğu

belirtiliyor.

Dünyanın hemen hemen her bölgesinde

ABD’nin askeri üssü bulunurken, bu ülkenin

yanı sıra kendi toprakları dışında, başka bir bölgede askeri

üssü olan ülkeler arasında Rusya, Japonya, Fransa ve

İngiltere de yer alıyor.

Milli sanayi dünyada Türkiye’nin elini güçlendirdi

Türkiye de yurtdışında askeri üssü bulunan sınırlı sayıdaki

ülkeler arasında. Türkiye, askeri varlık gösterdiği dost

ve müttefik bu ülkelere, barış ve refahın güvencesi olarak

gidiyor. Savunma sanayindeki yerli ve millileşme atağının

ardından alınan güzel sonuçlar Türkiye’nin elini dünyada

da güçlendirdi. Milli silahlar ve teçhizatlar ile askeri operasyonlarda

elini güçlendiren Türkiye, Suriye ve Irak’ta yaşanan

gelişmelerin ardından yapılan başarılı operasyonlarla

dünyada adını daha çok duyurmaya başladı. Özellikle Osmanlı’nın

çekildiği bölgelere 100 yıl sonra yeniden dönen

Türkiye, en stratejik alanlara üs kurarak bölgedeki gücünü

artırmaya devam ediyor.

Ortadoğu’ya yeniden dönüş

Türkiye bu gelişmelerle birlikte 12 ayrı ülkede Türk Askeri

Üssü açarak Ortadoğu başta olmak üzere sorunlu bölgelerde

söz sahibi oldu. Suriye’deki Fırat Kalkanı Harekatı

ile başarılı operasyonlara imza atan Türkiye, Ortadoğu’da

elini güçlendirdi. Irak, Suriye, Katar ve Somali’deki askeri

üslerin ardından birbirini takip eden gelişmeler Türkiye’nin

kritik hamlelerini başarıyla sonuçlanmasına yardımcı oldu.

Özellikle Katar’daki Türk Üssü’nün Katar’a uygulanan abluka

ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) darbe girişimini

engellemesindeki başarısı Türkiye’nin gücünü iyice artırdı.

Kritik hat çembere dönüştü

Tüm bunların ardından Sudan’a bir ziyaret gerçekleştiren

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın

Afrika’nın kapısı niteliğindeki Sevakin Adası’nın Türkiye’ye

tahsis edilmesini sağlaması ile Ortadoğu’da

kritik bir çember hat çizilmiş oldu.

Türkiye kritik 3 çember hat ile elini güçlendirdi

Türkiye’nin askeri güç bulundurduğu alanlarda harita

üzerinde oluşan 3 kritik çember gözlerden kaçmadı.

Türkiye Suriye, Irak, Katar, Lübnan, KKTC ve Somali’deki

hamleleriyle oluşturduğu çemberle önemli

noktalarda konuşlanmış oldu. Azerbaycan ile yapılan

askeri tatbikat ve işbirlikleri ile de Kafkasya’nın kapısı

Türkiye’ye yeniden açılmış oldu. Bir diğer kritik konum

ise Balkanlar’da oluşturulan çember oldu. Türkiye

Bosna Hersek, Kosova ve Arnavutluk hattı ile hem

Balkanlar’da hem de Avrupa’nın kapısı konumundaki

bölgede önemli bir stratejik hamle yapmış oldu.

Türkiye’nin 12 bölgeli stratejisi

Suriye, Irak, Katar, Somali, Bosna Hersek, Kosova,

Arnavutluk, Lübnan, Afganistan, KKTC ve Azerbaycan’da

Türk askerleri görev yapmakta. Bununla birlikte

Sevakin Adası’nın Türkiye’ye tahsis edilmesiyle

birlikte Sudan Dışişleri Bakanı İbrahim Ghandour,

Türkiye’nin Sevakin Adası’nda askeri ve sivil gemilerin

bakımının yapılabileceği bir liman inşa edeceğini

duyurdu. Bununla birlikte Türkiye Sudan’da da askeri

güç olarak yer alacak. İşte dünyadaki Türk askerinin

görev yaptığı yerler;

En etkili askeri harekat Suriye’de Meşru müdafaa

kapsamında Fırat Kalkanı Harekatı’nı başlatan

Türkiye, Suriye’de geniş bir alanda halkın güvenliğini

sağladı. Türkiye, DEAŞ’a karşı en güçlü mücadeleyi

vermesine karşın müttefiklerinin yoğun baskılarıyla

karşı karşıya kalmıştı. Fırat Kalkanı Harekatı ile birlikte

El-Bab, Azez, Cerablus ve son olarak İblid’de Türk

askerleri görev yapıyor. Büyük operasyonların çatışmaların

yaşandığı Suriye’de yaklaşık 5 bin asker görev

yapıyor. Türkiye, sınır komşusu Suriye’de halen

halkın güvenliğinin tesisi ve ihtiyaçlarının karşılanması

için insani yardım ve alt yapı çalışmaları yürütüyor.

Yurtdışındaki en çok askeri üs Türkiye’nin en fazla

Irak’ta askeri üssü bulunuyor. Bu üslerin en büyüğü

20


Türk Yolu

ise Başika Üssü. Başika’da da DEAŞ’a karşı savaşacak

güçleri eğitmek için açılan kampta Türk askerleri

görev yapıyor. Kuzey Irak’ta Bamerni, Kanimasi

ve Begova’da Türk askeri üsleri bulunmakta. Irak’taki

üslerde yaklaşık olarak 2 bin 500 Türk askeri bulunuyor.

Katar ablukasını kırdı Basra Körfezi’nin en kritik

yerlerinden biri olan Katar’da 3 bin personellik Türk

Üssü bulunuyor. Bu üste görev yapan Türk askerlerinin

abluka krizinin ardından BAE’nin saray darbesini

önlediği ortaya çıkmıştı. Katar’da şu an yaklaşık 300

Türk askeri görev yapıyor.

Yurtdışındaki en büyük üs Afrika boynuzu olarak

adlandırılan stratejik bölgedeki Somali’de Türkiye’nin

yurtdışındaki en büyük askeri üssü bulunuyor. Başkent

Mogadişu’da Somali ordusunu eğitmek üzere

Türkiye tarafından yapılan Somali Harp Okulu, Astsubay

Okulu ve Birlik Eğitim Merkezi Eylül 2017’de

hizmete açılmıştı. Eğitim merkezleri Aralık ayında da

ilk mezunlarını vermişti. Üste ilk etapta 200 Türk askeri

görev yapmaya başladı. Türkiye böylelikle, ABD,

Fransa, İngiltere ve Japonya’nın ardından Afrika’da

askeri üsse sahip 5. ülke oldu.

Çemberin son ayağı Sevakin Sevakin Adası’nın

Türkiye’ye tahsis edilmesiyle birlikte Sudan Dışişleri

Bakanı İbrahim Ghandour, Türkiye’nin Sevakin Adası’nda

askeri ve sivil gemilerin bakımının yapılabileceği

bir liman inşa edeceğini duyurdu. Sevakin Adası,

Osmanlı İmparatorluğu döneminde Sudan’ın en

önemli limanı konumundaydı. Ve ada Afrika’nın Hac

Kapısı olarak biliniyor. Türkiye, adayı yeniden restore

ederek hizmet verebilir bir hale dönüştürecek.

KKTC’de bir ordu

Kıbrıs’ta Türkiye’nin garantörlüğü nedeniyle ordu

seviyesinde asker bulunuyor. Türkiye’nin bölgede

yaklaşık 40 bin askeri aktif görev alıyor. Kıbrıs, Doğu

Akdeniz’e hakim konumuyla en stratejik alanlardan

bir tanesi.

Adriyatik’teki tek askeri üs Arnavutluk’ta 1997’de

meydana gelen iç savaş ve karışıklık sonrasında tahrip

olan tesislerin yeniden kurulması için Vlore kentindeki

Adriyatik Denizi kıyısındaki Paşalimanı Deniz

Üssü’ne yerleşen Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı

hizmetlerini aralıksız sürdürüyor. Üste 24 Türk askeri

bulunuyor. NATO Görev Kuvveti kapsamında Türk

Deniz Kuvvetleri’ne ait TCG “Sokullu Mehmet Paşa”

ve TCG “Akçakoca” isimli gemiler Arnavutluk’un ikinci

en büyük liman kenti Avlonya’ya bulunuyor.

Güvenin teminatı Türk askeri Afganistan Kabil

Çokuluslu Tugayı SEEBRIG de dahil olmak üzere

Kabil’de Türk askerleri görev yapıyor. Türk askeri burada

Afgan askerlerin eğitiminde büyük rol üstleniyor.

Afganistan’da yaklaşık 2 bin asker görev yapıyor.

Balkanlar ve Avrupa’ya açılan kapıda kritik görev.

Kosova’da, NATO-Sofa Anlaşması gereğince

Türk askeri görev yapıyor. Kosova’da çeşitli bölgelerde

yaklaşık 400 Türk askeri bulunuyor.

6 farklı noktada 239 asker Türk askeri, Bosna

Hersek’te 6 farklı noktada, EUFOR bünyesinde barışı

sağlama görevini kararlılıkla sürdürüyor. AB görevleri

kapsamında ALTHEA Harekatı’nda (Bosna-Hersek)

239 personel var.

Türk askeri üsleri için talep yağıyor. TBMM Milli

Savunma Komisyonu kaynakları, başka ülkelerden

de Türk askerinin üs kurmasına yönelik talepler

geldiğini belirtiyor. Bu kapsamda daha önce askeri

teçhizat ve malzemeler sattığımız ülkeler ile yeni anlaşmalar

yapmakta olduğumuz ülkelerle de askeri üs

kurulabileceği belirtiliyor. Bunların başında ATAK Helikopterine

talip Pakistan, askeri malzeme sattığımız

Endonezya ve Malezya ile birlikte Suudi Arabistan yer

alıyor.

Ortadoğu’daki kırılgan nokta Lübnan’da, Birleşmiş

Milletler Geçici Görev Gücü (UNIFIL) kapsamında

yaklaşık 100 Türk askeri görev yapıyor.

Kafkasya’ya açılan kapı Dost ülke Azerbaycan’da

Türk askerleri Azeri askerlere eğitim vermekte. Hazar

Denizi’ne kıyısı ile Kafkasya’da önemli bir konuma

sahip olan ülke ile hem kardeşlik hem de dost ülke

olarak ilişkilerimiz iyi derecede.

Türk askeri Azerbaycan ile birlikte ortak tatbikat ve

Azeri askerlerin eğitimi için 10 yıldır birlikte çalışma

yürütüyor. Türkiye’nin bu ülkede yaklaşık 70 askeri

bulunuyor.

21


Türklerin Birleştiği Yol

Deniz Hukuku Araştırma ve

Uygulama Merkezi Başkanı

Emete Gözügüzelli

Deniz Hukuku Araştırma ve Uygulama

Merkezi Başkanı Doç.Dr. Emete Gözügüzelli,

son dönemlerde yaşanan sondaj çalışmaları

gerginliği hakkında Kıbrıs Son

durumu hakkında şunları söyledi.

Gözügüzelli, Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin

16 yıldan beri Türk kıta sahanlığını

delme girişimleri olduğunu belirterek,

2002’den bu yana, Rum Kesimi’nin

Türk deniz yetki alanlarını fiili tecavüz

etme girişimlerini hatırlattı. Italyan şirketi

ENI’nin adadan ayrılmasından sonra “R/V

Maria S. Merian” isimli araştırma gemisinin

3-4 Mart tarihleri arasında “Kıbrıs’ın

açıklarında” arama faaliyeterinde bulunması

konusu da değerlendiren Doç. Dr.

Gözügüzelli, “Türkiye kendi kıta sahanlığı

alanlarında herhangi bir yabancı firmanın

araştırma maksadı ne olursa olsun, ihlal

edilmesine müsaade etmeyecektir” dedi.

Doç.Dr.Emete Gözügüzelli’nin değerlendirmeleri

şu şekilde;

Deniz alanları üzerine Güney Kıbrıs

Rum yönetiminin gerginleştirici tutumu

halen sürmeye devam etmektedir. Italyan

şirketi ENI’nin adadan ayrılmasından sonra

Güney Kıbrıs Arama ve Kurtarma Merkezi

Komutanı Tuğgeneral Kostas Fitiris,

Almanya’nın Hamburg Üniversitesi’ne ait

olan “R/V Maria S. Merian” isimli araştırma

gemisinin 3-4 Mart tarihleri arasında

“Kıbrıs’ın açıklarında” bulunarak, Güney

Kıbrıs’ın sözde “Münhasır Ekonomik

Bölgesi”nde bulunan 4,5,6 ve 7. parselinde

bilimsel araştırmalarda bulunacağını ve

araştırmalar için hem Kıbrıs hem de Yunanistan

tarafından gerekli yasal izinlerin

verildiği belirtilmiştir. Tuğgeneral Fitiris,

Hamburg Üniversitesi’nin hem Kıbrıs

hem Türkiye hem de Yunanistan’ın Girit

adasından Kıbrıs’a kadar bir bölgede bilimsel

araştırmalarda bulunmak amacıyla

ayrı ayrı izinler talep ettiğini söylemiştir.

Bu haberin içeriğine rağmen bunu yorumlayanların

sanki de Alman şirketinin adaya

sondaj faaliyetleri için geleceğini yansıtabilmiştirler.

Burada dikkat edilmesi gereken

hususlar vardır; Güney Kıbrıs bilimsel

araştırmalarda bulunma adına Türkiye ile

22

örtüşen deniz alanlarında araştırmalarda

bulunmak niyetindedir. Türkiye’nin

bölgede kıta sahanlığı üzerindeki hakları

görmezden gelinerek Girit’e uzanan bir

alanda araştırma planlanmaktadır. Oysa

BMDHS’ne göre kıyı devleti olan Türkiye’den

kendi kıta sahanlığı alanlarına giren

yerlerde mutlaka rıza alınmasını şart

koşmaktadır. Uluslararası deniz hukukunda

246. madde, Denizde Bilimsel Araştırmaları

öngören ve XIII. Kısım ve Denizde

Bilimsel Araştırmanın Desteklenmesi ve

Yürütülmesi adındaki 3. Bölüm içinde yer

almaktadır. Esasen 246. maddenin kıta sahanlığı

ve MEB üzerindeki denizde bilimsel

araştırmaları düzenlemiştir. buna göre

Kıyı devleti, MEB ve kıta sahanlığında

yapılacak bilimsel araştırmaları yürütme,

düzenleme ve izin verme hakkına sahiptir.

Bunun içindir ki Alman şirketi Yunanistan

ve GKRY’den izin talebinde bulunmuştur.

Ancak bahsedilen 1,4,5,6,7, sahalarda

büyük çoğunluk kapsamında Türkiye’nin

kıta sahanlığı söz konusudur. Türkiye’nin

özde 145.000 km2’lik bir kıta sahanlığı

Akdeniz’de bulunmaktadır. Dolayısıyla

Alman şirketinin Türkiye’nin kıta sahanlığında

bilimsel araştırmaları yapabilmesi

için Türkiye’den izin alması gerekmektedir.

Bunu sözleşme gerekli kılmaktadır.

Biz bölgede Türkiye’yi göz ardı ediyoruz,

Kıbrıs Türklerini bir aktör olarak görmüyoruz

diyerek kendi başlarına Akdeniz’de

hareket etmeleri mümkün değildir. Bu

tutum bölgede gerginliği artırıcı ve barış

ortamını bozucu bir durum yaratabilecek

sonuçlar doğurabilecektir.

Akdeniz’de hidrokarbon konusunda

yaşanan gerilimin arkasında 2003’ten beri

başlayan deniz yetki alanlarından doğan

ihtilaflar söz konusudur. Deniz alanlarında

egemen yetkilerin tanımlanması sorunu

sürmektedir. Güney Kıbrıs Akdeniz’de

Türkiye ve KKTC’nin varlığını göz ardı

eden tutumla deniz alanlarını parsellemeye

ve kendi hakimiyeti altına sokmaya çabalamaktadır.

Bir kıyı devletinin bilimsel araştırmalara

izin vermesi sadece barışçıl amaçlarla

insanlığın menfaati söz konusu olduğu

veya deniz çevresinin tanınması hallerinde

başka bir deyişle ihtilafsız hallerde bir izin

yetkisi alabilecektir. Yetkili uluslararası

örgüt projeleri için de bu durum aynıdır.

Türkiye’den ve Kıbrıs Türklerinden

böyle bir talep istenmemiştir, ayrıca böylesi

gergin bir dönemde Alman şirketinin

ilgili konuda Türkiye’nin ihlal edilen alanları

içerisine bilimsel araştırma denilerek

girişimde bulunması düşündürücüdür. Zira

Girit’e kadar Türkiye’nin kıta sahanlığı

alanlarını da kapsayacak alanlarda araştırmada

bulunma niyeti, planlanan ve hayal

edilen GKRY-Yunanistan ve Mısır’ın da

içine alındığı yeni bir münhasır ekonomik

bölge sınırlandırma alanlarını kapsaması

açısından önemle dikkate alınması gereken

bir durumdur.

Her hâlükârda Sözleşmeye göre de Kıyı

devletleri, rıza gösterme konusunda belli

kurallar ve usuller öngörebilme yetkisine

sahiptirler. Kıyı devleti kendi kıta sahanlığı

üzerinde ya da MEB’inde rıza göstermeme

hakkı barışçıl niyetlerin bulunmaması

hallerinde verilmemektedir.

Zaten bu tip bilimsel araştırmalarda

BMDHS’de de öngörülen kıyı devletinin

yetki ve egemen haklarına haksız müdahalede

bulunulmaması ilkedir.

Esasen 23 Ocak 1968 yılında USS Pueblo

olayı yaşanmış ve ortaya bilimsel

araştırma adına hareket eden Amerikan

gemisinin Kuzey Kore tarafından casusluk

yaptığı tespit edilmesi ile alıkonularak

büyük tartışmalara sahne olmuştur. Zaten

bilimsel araştırma talebi gelişmiş ülkelerin

daha çok talep ettiği bir durumdur. Bu

anlatılanlar ışığında Rum tarafının BM

Deniz Hukukuna aykırı davrandığı ortaya

çıkmaktadır.

Peki Türkiye Mart ayı başında planlanan

bilimsel araştırmanın Alman gemisi

tarafından yapılmasına müsaade edecek

mi?

Bu suale yanıt verebilmek için öncelikle

GKRY’nin 2002’den bu yana fiili


Türk Yolu

olarak Türkiye’nin kıta sahanlığını delme

girişimleri olup olmadığını açıklayarak

sonuca varmak gerekmektedir. Öncelikle

GKRY’nin Türk kıta sahanlığını delme

girişimleri 2002 senesine dayanmaktadır.

Bu süreci ve Türkiye’nin tutumunu şu

kronolojik vakalarla açıklayabiliriz;

a. İlk kriz Northern Access olayı ile

2002’de başlamıştır: “Norveç Bandıralı

Northern Access Araştırma Gemisi

GKRY adına 14 – 19 Mart 2002 tarihleri

arasında, sismik araştırma yaparken 33º

40′ 00″ K 029º 04′ 00″ D noktasından

Türkiye’nin güneyde kıta sahanlığına

girdiği tespit edilerek Türk deniz kuvvetleri

botlarının uyarısı ile uzaklaştırılmıştır.

Ramform Sovereign Krizi-2013: 4-5

Haziran 2013 GKRY’nin Ramform Sovereign

Sismik gemisi Singapur bayrağı

ile Norveç şirketi Petroleum Geo-Services’in

GKRY’nin ilan ettiği sözde MEB

sahasının güney batı kısmına yani Türk

kıta sahanlığı alanına girmeye çalışmış ve

bu girişim Türkiye Cumhuriyeti tarafından

engellemiştir.

b. RV Odin Finder Krizi-2013: 25 Temmuz

2013’te İtalyan bayraklı RV Odin Finder

isimli gemi (A/68/593–S/2013/662)

yeniden Türkiye’nin kıta sahanlığı sınırlarına

denk düşen güney batı kısmında

araştırma yapmak için Türkiye’nin deniz

yetki alanlarına ilgili sahaya girmeye çalışmıştır.

Türk deniz kuvvetleri ilgili gemiyi

sınır alanlarına uyarı ile sokmayarak

uzaklaşmasını sağlamıştır.

c. MV Flying Enterprise Krizi-2016:

29 Şubat 2016’da güney Kıbrıs yeni bir

mektup ile 17 Aralık 2015’te MV Flying

Enterprise isimli “KC” bayraklı geminin

jeofizik araştırmalarını Türkiye’nin askeri

botları ile engellendiği şikâyeti yapılmıştır(A/70/767).

d. 17 Mart 2016’da Türkiye bu kez

BMGS’ne mektup göndererek, güney

Kıbrıs’ın MV Flying Enerprise gemisine

karşı taciz ettiği iddialarını yalanlayarak

Türk bölgesine izin almadan girilip araştırma

yapılmayacağı şeklinde uyarılar yapıldığını,

Türkiye’nin kıta sahanlığını korumasının

doğal egemenlik hakkı olduğu

belirtilmiştir(A/70/788-S/2016/257).

e. Flash Royal Krizi-2016: 6 Eylül 2016

Güney Kıbrıs BMGS’ne A/70/1032 sayılı

mektubunda, Türkiye’nin GKRY’nin

Flash Royal isimli “Kıbrıs Cumhuriyeti”

bayraklı gemisine( deniz bilimsel araştırma

maksatlı) Türk Deniz Kuvvetlerince

müsaade edilmemiştir.

Görülmekte olduğu üzere, GKRY’nin

Türk deniz yetki alanlarını fiili tecavüz

etme girişimleri 2002 yılından beri aralıklarla

devam etmekte olduğudur. Bu kapsamda,

Türk Deniz Kuvvetleri her daim

teyakkuz halinde bölgede ki gelişmeleri

kontrolü altında tutmakta ve deniz sınırlarının

ihlaline müsaade etmemektedir.

Zira Türkiye’nin kıta sahanlığına ait

olan bir bölgede BMDHS’nde de yer aldığı

üzere, ilgili kıyı devletinden müsaade

alınmaksızın herhangi bir araştırma,

kazı işlemi yapılması mümkün değildir.

GKRY ihlal faaliyetlerinde sözde ilan

ettiği 1,4,5,6,7 blokları çoğunlukla Türk

kıta sahanlığını ihlal etmektedir. Ayrıca

Güney Kıbrıs’ın ilan ettiği 1, 2, 3, 8, 9,

12, 13 bloklarındaki KKTC deniz sınır

alanları ile örtüşmektedir. Nitekim Türkiye

Cumhuriyeti kendi kıta sahanlığı içerisine

giren alanlarda katiyen herhangi bir

sondaja müsaade etmeyeceğini defaten

ortaya koymuştur.

Keza, Kıbrıs Türklerinin meşru hak ve

yetkilerinin korunacağını daimi beyan etmiştir.

23


Türklerin Birleştiği Yol

Ramazan ve tefekkür!

Fakat geçen yıl olduğu gibi bir kez

daha hüzünlü bir kavuşma oldu bu.

Zira ramazan ayının getirdiği nice nimetler

geçen sene olduğu gibi bu sene

de elimize geçmedi.

Dostlarla eda ettiğimiz teravih namazları

rüya gibi oldu.

“Merhabâ, merhabâ, merhabâ yâ

şehr-i Ramazan. Merhabâ, merhabâ,

merhabâ yâ şehr-el bereketi velgufrân.

Merhabâ, merhabâ, merhabâ

yâ şehr-et tesbîhi vet-tehlîli vez-zikri

ve tilâvet-il Kur’ân” diyerek hep bir

ağızdan gönülden iştiyakla dile getirdiğimiz

o günlere duyduğumuz hasret

kalbimizi dağladı.

İftar davetlerimiz, neşeli sohbetlerimiz

kayboldu.

Rabbimiz, “Nimetlerime şükrederseniz

arttırırım, şükretmezseniz elinizden

alıp azap ederim” buyuruyor.

Demek ki bir yerlerde hata yaptık.

Bütün müminler bunu düşünmelidir.

Vekillerimiz, idarecilerimiz daha çok

düşünmelidir.

Biz nereye gidiyoruz diye sorgulamalıdır.

Âlimler bu ayda dört şeyi çok yapmalıdır

buyurdu. Bunlardan ilk ikisi

Kelime-i şehadeti çok söylemek ve istiğfar

etmektir.

Evet istiğfar günahlara kefarettir. Fakat

bu durum sadece dille olmaz. Hatalarımızı

tefekkür edip istiğfar etmek

ve onu terk etmekle olur.

Gençlerimiz nereye gidiyor?

Korkunç ahlaksızlık salgınlarına karşı

bırakın iki kelam etmeyi, kalben

dahi buğzedemeyecek insanlar çoğaldı.

Bunları ramazan ayında bir kez daha

fikredelim...

Ayasofya’nın cami olmasına aylarca

korkusundan destek olamayanları

cami olduğunda sevinemeyenleri gördük.

Herkes Sayın Cumhurbaşkanımızı

alkışladı. Elbette en büyük alkışı o hak

24

Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil

On bir aydır gideli biz de çekerdik hicran, Merhaba etti bizimle yine şehr-i Ramazan

Evet, Sultan I. Ahmed Han’ın iştiyakla belirttiği gibi biz de on bir aydır

hasretini çektiğimiz Ramazan-ı şerif ayına bir kez daha kavuştuk.

etti. Fakat o karara imza atan yiğit Danıştay

üyelerinin cesareti, bu ülkenin

nice idarecilerine örnek olmalıdır.

İstanbul Sözleşmesi’nin verdiği sıkıntılardan

üç milyon aile dağıldı.

Son üç yıldır bir elin parmaklarını

geçmeyen aydınlar bu korkunç yıkımı

dile getirirken vekillerden hiçbir ses

duymadık. Buna karşılık iktidardaki

partilerden de savunanlar az değildi.

6284 no.lu kanunu süresiz nafaka ve

daha nice aile yapımızı derinden sarsan

uygulamalar ahları çoğaltmaktadır.

Evet bu ahlar çoğaldıkça nimetler

kaybolmaya devam edecektir.

Öyleyse hatadan dönerek istiğfarlara

devam edelim...

Ana baba kıymetini bilelim. Büyüklerimize

saygı küçüklerimize şefkat

gösterelim. Garip gurebanın yanında

olalım. Öyle ki, ahların yerini dualar

alsın. Alsın ki rabbimiz bize bahşeylediği

nimetleri yine artırsın.

Şanlı Peygamberimiz beş şey gelmeden

önce beş şeyin kıymetini bilmemizi istedi:

- “Hasta olmadan önce sıhhatin,

- Meşguliyetten önce boş vaktin,

- Ölüm gelmeden önce hayatın,

- Fakir düşmeden önce zenginliğin,

- İhtiyarlıktan önce gençliğin...”

İşte bugün bizlerin de elimizden

uçup giden nice nimetlerin kadr u kıymetini

düşünerek yalvarmamız lazımdır.

Zira Resulullah Efendimizin buyurduğu

üzere öyle bir aya kavuştuk ki bu

ayda mağfiret olunmayan ne zaman

olunur? Bu ayda kazanmayan ne zaman

kazanır?

Öyleyse bu sene ramazan ayımızı hakiki

tövbelerle geçirelim.

Ramazan ve sayısız nimetler

Bu ay müminler için sanki şarj olmak

gibidir. Resulullah Efendimiz, “Kişinin

ramazanı nasıl geçerse bütün ayları

öyle geçer” buyurdu.

Dolayısıyla bu ayı büyük fırsat bilmelidir.

Fırsatlar ganimettir. Elden kaçırmamalıdır.

Öyle ki bu ayda gafletle

geçirilen bir saniyeye dahi insan yanıp

yakılsa yeri vardır.

Peygamber Efendimiz bu ayla ilgili

nice müjdeler verdi.

Nitekim bu ayın gelişine sevinmek

dahi ibadettir. Peygamber Efendimiz,

“Ramazan ayının gelmesine sevineni

Allahü teâlâ kıyamet gününün korkusundan

muhafaza eder” buyurdu.

Bu ay müminlerin hasat vakti gibidir.

Peygamber Efendimiz, “Bu ayda yapılan

nafile ibadetlere başka aylardaki

farzlar gibi sevap verilir, farzlara ise

yetmiş farz sevabı verilir” buyurdu.

Peygamber Efendimiz yine şu müjdeleri

verdi:

“Bu ayda bir oruçluya iftar verenin

günahları affolur. O oruçlunun sevabı

kadar ayrıca buna da sevap verilir. O

oruçlunun sevabı ise hiç azalmaz.”

“Bu ayda Cennet kapıları açılır. Cehennem

kapıları kapanır.”

“Bu ay iyi geçinme ayıdır. Bu ayda

müminlerin rızkı artar.”

“Bu ay sabır ayıdır. Sabredenin gideceği

yer Cennet’tir.”

“Oruçlunun akşam iftar zamanındaki

duası reddolmaz.”

“Ramazan ayında ailenizin nafakasını

geniş tutunuz! Bu ayda yapılan harcama,

Allah yolunda yapılan harcama

gibi sevaptır.”

“Ramazanın başı rahmet, ortası mağfiret,

sonu ise, Cehennemden kurtuluştur.”

Bütün bu nimetlerin yanı sıra Allahü

teâlâ “Âdemoğlunun her ameli kendisi

için yalnız orucu benim içindir” buyurmuştur.

Bu, bizler için çok büyük

bir devlettir.

Kıyamet günü olunca Allahü teâlâ

kuluna hesap soracaktır. Öyle ki sonunda

hiç sevabı kalmaz. Sadece oru-


Türk Yolu

cu kalmıştır. Hâlbuki daha görülecek

hesapları yığılıdır. Bunun üzerine Allahü

teala kulun ihtiyacı olan sevap

kadar kendi fazlından ihsan edip kulunu

orucu sebebiyle Cennet’e sokar.

Herkesin sevabı aynı değildir.

Cenâb-ı Hakk da orucu sebebiyle kuluna

bol bol ihsanda bulunur. Cenâb-ı

Hakk’ın, “Orucun karşılığını ben

veririm” buyurmasının hikmetlerinden

biri de şudur: Allahü teâlâ kula

mahsus olan yemek ve içmek gibi

şeylerden münezzehtir. Oruç tutmakla

Cenâb-ı Hakk’ın ahlakından birine

yapışılmış olur. Bununla çok sevaba

nail olunur.

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

“Bir kimsede Allahü tealanın ahlakından

bir ahlak bulunursa, o kimse

Cennetliktir.” Yine başka bir hadis-i

şerifte “Allahü teâlânın ahlakı ile ahlaklanınız”

buyuruldu.

İşte bütün bu nimetler önümüze serilmiş

duruyor. Kaybettiğimiz nice

nimetin üzüntüsü ile yanarken bunları

kaybetmemek adına daha fazla Rabbimize

yalvarmalı, yakarmalıyız. Giden

nimetlere tekrar kavuşabilmek için

tövbe ve istiğfarları artırmalıyız.

Cenab-ı Hakk’ın milletimiz ve vatanımız

için şer düşünceler içerisinde

bulunanları kahr-u perişan etmesi için

dua etmeliyiz.

Ramazan ayını en iyi şekilde anlamak

ve bu mübarek ayı en güzel şekilde

idrak etmek dileğiyle...

TEFEKKÜR

Bilelim kadrini savmın gece kâim olalım

Olmaya göz göre kadri gözümüzden pinhân

Ramazan ayının vazgeçilmez gelenekleri

“Gökte bir ay var, Ucu kırmızı bir yay var, Peygamberin sofrasında, Sizden bir payınız var”

Kalabalık iftar sofralarından,

sahura uyandıran davulcuya

kadar, Ramazan ayında

yaşatılan birçok gelenek var.

Hicri takvime göre yılın

dokuzuncu ayı olan

Ramazan’da oruç ibadeti

yerine getiriliyor. Aynı

zamanda bu ayda birçok

gelenek de yaşatılıyor.

Ramazan pidesi

Ramazan aylarında iftar

sofralarının baş tacı…

7’den 77’ye her vatandaş

iftar vaktine kadar Ramazan

kuyruklarında bir araya geliyor.

Kuyruğa giren herkes sabırla

bekliyor. El yakan sıcaklığıyla

pide, Ramazan boyunca

fırınlarda bulunabiliyor.

Ramazan davulcusu

Eski ramazanlardan kalma ve

günümüzde de devam ettirilen

geleneklerden biri. Ramazan

davulcuları, kimi zaman sadece

davulunu çalarak vatandaşlara

sahur vaktini haber veriyor,

kimi zaman birkaç kişi birlikte

sokaklarda mani söyleyerek

geziyor.

Hurma

Ramazan’ı taçlandıran

yiyeceklerden olan ve dini

yönden de önemli bir yere

sahip hurmanın sağlık

açısından birçok faydası var.

İftar ve sahur sofralarının

vazgeçilmezlerinden olan

hurma, yüksek sıcaklıkta

yetişiyor. Şeker, protein, lif,

yağ ve birçok farklı mineral

içeriyor.

Bakara Suresi’nin 266.

ayetinde ise şöyle geçiyor:

“Herhangi biriniz ister mi ki,

içerisinde her türlü meyveye

sahip bulunduğu, içinden

ırmaklar akan, hurma ve

üzüm ağaçlarından oluşan

bir bahçesi olsun; himayeye

muhtaç çocukları varken

ihtiyarlık gelip kendisine

çatsın; derken bağı ateşli

(yıldırımlı) bir kasırga vursun

da orası yanıversin? Allah

düşünesiniz diye size ayetlerini

böyle açıklıyor.”

Toplu iftar yemekleri

Ramazanla özdeşleşmiş

geleneklerden biri de topluca

yenilen iftar yemekleri.

Bu yemekler hayır amacıyla

veriliyor ve dar gelirli ya da

zengin, herkesin birlikte aynı

sofrada oturmasını sağlıyor.

Kalabalık iftar yemeklerinde

genellikle şunlar oluyor:

İftariyelikler, çorba, etli

yemekler, baklava, börek ve

içecek. İftara zeytin, hurma

veya suyla başlanıyor.

Güllaç tatlısı

Güllaç, ramazan yaklaştıkça

ortaya çıkan ve az malzemeyle

yapılan bir tatlı. Osmanlı

mutfağından günümüze miras

kalan tatlı, adını içerisine

katılan gül suyundan alıyor.

Aslında başlarda “güllü

aş” olarak anılan tatlının

adı zamanla güllaç olarak

değişmiş.

Ramazan Osmanlı şerbeti

600 yıllık bir geçmişe sahip…

Akla gelebilecek her türlü

meyveden yapılan Osmanlı

şerbeti, bal ve şekerle

tatlandırılıyor. Az olsa da

günümüzde de devam ettirilen

şerbet geleneğinin pek çok türü

var.

Tarçın, zencefil, gül, helyun,

meyan kökü, kızılcık, nar,

ayva, lavanta…

Osmanlı mutfağında neredeyse

tüm çiçeklerin şerbeti yapılmış.

Demirhindi şerbeti, en çok

tercih edilen şerbet olarak

biliniyor. Demirhindinin en

önemli özelliği kan yapması ve

enerji vermesi.

Mahya

Mahyacılar, Ramazan öncesi

hazırlıklara başlıyor. Cami

minareleri “Merhaba ya şehri

Ramazan”, “Hoş Geldin

Mübarek Ramazan”, ‘Hoş

Geldin Onbir Ayın Sultanı’’,

“Ramazan berekettir”

yazılarıyla aydınlatılıyor.

Ramazan topu

Eskiden akşam

ezanıyla iftar

topu atılıyordu.

O s m a n l ı

döneminden

kalma top atma geleneği,

1800’lü yıllardan kalma.

Önceki zamanlarda imsak

vakitlerinde de atılan top

geleneği, 1821 yılında

Anadolu Hisarı’ndaki topun

ateşlenmesiyle başladı.

Karagöz ve Hacivat

Bir perde...

Perde önünde seyirciler,

arkasında söyleyenler.

Bir tarafta halk adamı ve

doğrucu Karagöz, diğer tarafta

kibar ve bilgili Hacivat. Eski

Ramazanların vazgeçilmez

eğlencelerinden biri.

Asıl adı gölge oyunu

olan Karagöz ve Hacivat,

Ramazan’la özdeşleşmiş

geleneklerden.

25


Türklerin Birleştiği Yol

KIZIL ELMA KOALİSYONU

İLE İÇ CEPHE

Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN

Türkiye son dönemde giderek hızlarını

artıran önemli siyasal gelişmeler ile

karşı karşıya gelmekte ve bu nedenle de

son derece karışık bir kamuoyu süreci ile

de, mücadele etmek durumunda kalmaktadır.

Küreselleşme süreci ile başlatılmış

olan teknolojik gelişmeler sosyal ve siyasal

hayata zamanla daha fazla damgasını

vururken, giderek teknolojik disipline

teslim olma aşamasına da gelmiştir.

Çok hızlı gelişen ve birbiri ardı sıra

gerçekleşen yenilikler, insanlığı yeni bir

dünya düzenine doğru yönlendirirken,

eski dünya düzeninin yavaş yavaş ortadan

kaldırıldığı ve teknolojik yeniliklerin

uygulama alanına geçirildiği bir sürece

doğru insanlığın yuvarlandığı görülmektedir

İşte bu nedenle yeryüzünün her bölgesinde

yepyeni olaylar, sosyal ve siyasal

gelişmeler zaman içinde ortaya çıkarak

eski dünya düzeninin geride bırakılmasına

giden yolu açmışlardır. Teknolojik

yenilenmelerin ortaya çıkardığı bir başka

dünya yapılanmasında, hem insanlık

hem de geçmişten gelen geleneksel yaşam

düzeninin bu tür gelişmelere direnemeyerek,

yıkılma ve dağılma gibi olumsuz

durumlarla karşı karşıya kaldıkları

görülmektedir.

İnsanlık yüzyıllar boyunca kazandığı

hak ve özgürlükleri koruyarak yoluna devam

etmek isterken, teknolojik gelişmelerin

insanlığı bir yerlere doğru sürükleyerek

eskisinden çok daha farklı bir yaşam

düzeninin oluşumuna destek verdiği görülmektedir.

Teknoloji toplumsal yaşamı

alt üst ederken, toplumun her kesiminin

iş ve çalışma alanlarına dışarıdan müdahale

edilmeyi gösteren daha sınırlayıcı

yeni bir yaşam biçimi beraberinde gündeme

getirilmiştir. Bugün gelinen noktada

insanlık eski alışkanlıkları ile yeni

yapılanmalar karşısında daha farklı bir

ortama doğru sürüklenmekte ve böylece

geleceğin bilinmeyen tarihine doğru insanlık

kendiliğinden yol almaktadır .

Yirmi birinci yüzyılda insanlığın gele-

26

ceğin dünyası ile karşılaşmasının ilk görüntüleri

ile karşı karşıya geldiği zaman

dilimleri, belirli bir süreç içinde daha da

gelişmiş yapılanmalar aracılığı gündeme

gelmiştir . Teknolojik alanda meydana

gelen tüm yenilikler zamanla toplumsal

yaşamın içine doğru gelişmeler gösterdiğinde,

insanların geçmişten gelen birikimlerini

kullanarak yeni durumlara

uyum sağlamak üzere çaba gösterdikleri

görülmektedir.

Toplumların doğal düzenleri ile insanlık

geleceğe doğru arayış ve çalışmalar

içinde iken, birden elektronik devrimin

gerçekleşmesi ve iş hayatının doğal seyrinden

çıkarak bilgisayar kutusunun içine

girmesiyle birlikte, insanlığın bugün

gelmiş olduğu yeni dönemin ilk göstergeleri

ile dünya karşılaşmıştır.

Bir yandan doğal yaşam devam ederken

ve insanlar bu doğrultuda, ev, ofis,

gezme, alışveriş, yer değiştirme ve sosyal

hayat gibi gündelik yaşamın çeşitli

görüntüleri ile zamanlarını planlamaya

ve yaşamlarını sürdürmeye çalışırlarken,

elektronik devriminin gerçekleşmesi

ve bu doğrultuda yaşam düzeninin büyük

oranda elektronik ağların ve sistemlerin

etkisi altına girmesiyle birlikte, insanlığın

normal yaşam düzenlerinin değiştiği

görülmektedir. Soğuk savaşın bitişi ve

küreselleşme döneminin başlamasıyla

birlikte, çeyrek yüzyıllık son zaman dilimi

içinde insanlığın normal yaşamdan

elektronik yaşama doğru yapılanması ortaya

eskisinden çok farklı bir yeni dünya

düzeni süreci çıkarmıştır.

Önceleri daktilonun yerini bilgisayarların

alması küçük bir değişim olarak insanları

fazla rahatsız etmemiş ama daha

sonraki aşamada bilgisayarların bütün

işyerlerine yayılması ve aradaki elektronik

bağlanma sistemi içerisinde telefonların

bilgisayarlar ile aynı sistem içinde

kullanılmaya başlanması üzerine, yirmi

birinci yüzyılın ilk yıllarından itibaren

insanlık, yeni elektronik devriminin getirmiş

olduğu çok farklı bir düzen ile karşı

karşıya gelmiştir. İnsanların doğal yaşamı

bu aşamada sınırlanmaya başlamış

ve zamanla bitmiştir.

Geçen yıl ortaya çıkan virüs salgının

hızla bütün dünyaya yayılması ile yeryüzünün

her bölgesinde etkisini genişleten

virüs salgını, öldürücü yapısı ile tüm insanlığı

tehdit altına almış ve bu yüzden

evlerinden dışarıya çıkamayan bir yeni

kuşak, öldürücü biyolojik savaş tehdidi

altında öne çıkartılmıştır.

Aradan geçen bir yıl içinde milyonlarca

insanın hastalanması ve gene bu

yönde bir çok insanın yaşamını kaybetmesi

üzerine, insanlığın geleceği ile ilgili

söylentiler zamanla tartışmalara dönüşerek

insanoğlunun geleceği ile ilgili büyük

kuşkuların ortaya çıkmasına neden

olmuştur. Özellikle son dönemde hasta

ve vefat sayılarının fazlasıyla yükselmesi

insanlar arasında çok ciddi kuşkular

yaratırken, insan toplumları gelecek derdine

doğru sürüklenmeye başlamıştır .

İnsanoğlu hayata geldikten sonra içinde

yaşadığı dünyanın geleceği ile yakından

ilgilenmek durumunda kalmıştır.

Yaşam bütünüyle tehditlerle dolu olduğu

için insanlar her zaman için güvenlik

arayan bir tutum içinde olmuşlar ve bu

doğrultuda yaşamı ve gelişmeleri izleyerek

doğal yaşam sürecinin güvenli bir ortamda

gerçekleştirilmesi için yoğun çabalar

göstermişlerdir. Son olarak ortaya

çıkan pandemi süreci de her türlü düzeni

bozarken, insanlığın geleceği için de ciddi

tehditleri gündeme getirerek çok uzun

olmayacak bir zaman dilimi sonucunda

bugünkü insan uygarlığının ortadan

kalkabileceği ve yerine bambaşka bir

düzenin zorlama müdahaleler aracılığı

ile uygulama alanına getirileceğine dair

gelecek bilimcilerinin değerlendirmeleri,

günümüz dünyasında açıktan tartışılmakta

ve yeni gelecek düzende ortaya

çıkacak beklenmeyen gelişmelerin insanoğlunun

yaşam düzenini kaldıracağı

gibi aynı zamanda insanlığın da böyle-


Türk Yolu

sine köklü bir değişim aracılığı ile yok

olma riski ile karşı karşıya kalacağı dile

getirilmektedir. İnsanlık bugünkü dünya

üzerinde yaşarken hem elektronik devrimi

hem de bir biyolojik savaş aracı olarak

virüs saldırılarına muhatap olarak

yaşayamaz bir duruma gelebilecektir .

Dünyada var olan her yapılanmanın

ya birbirinin devamı ya da birbirine karşıt

çizgide ortaya çıkan olaylar ve gelişmeler

sonucunda , bugünkü var olma

düzen ve biçimlerine sahip olabildikleri

anlaşılmaktadır. Yeryüzünün milyarlarca

yıl önce oluşmaya başladığını ortaya

koyan jeoloji ya da diğer bilim dalları

aracılığı ile, insanlık nasıl bir gezegen

içinde yaşadığını ve hangi aşamalardan

geçerek bugünkü tarihsel konumuna geldiğini

iyi bilmektedir.

Günümüzdeki aşamada insanlık her

alanda büyük bilgi birikimlerine sahip

bulunmaktadır.

Ne var ki, bugüne kadar yaşanan

olaylar karşısında her şeyin değiştiği

,hiçbir şeyin ya da varlığın sonsuza

kadar yaşayamayacağı ,bu nedenle de

değişim yasasının her yerde geçerli olduğu,

bu doğrultuda her şeyin değişeceği

ve hiçbir şeyin değişmeden ayakta

kalamayacağını ve değişmeyen tek şeyin

değişim yasası olduğunu, insanlık bugün

daha iyi değerlendirerek ona göre

hareket etmek zorundadır. Uzaydan ya

da doğal yaşamdan gelen tüm yenilikler

ve değişiklikler hem dünya hem de insanlığın

üzerinde kalıcı etkiler yarattığı

için, yeryüzündeki insan topluluklarının

varlık düzenleri ile yaşam boyutları değişkenlik

süreci içindedir.

Elektronik devriminin insanları bilgisayar

makinelerine mahkum ettiği gibi

,virüs salgınları ya da ortaçağ dönemi

benzeri mikrop geliştirme girişimleri ya

da organizasyonları da, insanlığın hareket

serbestliğini ortadan kaldırarak katı

kurallara bağlanmış bir yaşam biçimini

halk kitlelerine zorla benimsetmeye çalışmaktadırlar.

Elektronik güç ile biyolojik savaşta

virüsleri kontrol eden güçler kendi istedikleri

çizgide bir yeni dünya düzeni

oluşturmaya öncelik vermişlerdir . Yeryüzünde

meydana gelen yeniliklerin yaşam

düzenlerini değiştirmesi gibi yeni

kurulmakta olan elektronik düzenler ya

da önlenemeyen virüs salgınlarının yarattığı

toplumsal alt üst oluşlar ,sosyal

yaşamın siyasal örgütlenmesi olarak

devletleri de tehdit ederek baskı altına

almaktadır.

Korona virüs olayının ortaya koyduğu

üzere insanoğlu ya hastalanarak ölmek

durumunda, ya da dış müdahaleler aracılığı

ile zorlanan inovasyon girişimlerine

ayak uydurarak daha dolaylı yollardan

hareket ederek, geleceğe dönük

yaşayabilmenin çabası içinde olacaktır.

Tümüyle kökten bir yenilenmeyi beraberinde

getiren inovasyon yapılanmaları,

toplumsal yaşamı tepeden tırnağa yeniden

düzenlemektedir .

Yeni elektronik düzen toplumsal yapıları

kökten sarstığı için, bu yeni durum

devletlerin sahip olduğu siyasal

ve yönetsel tüm eski yapılanmaları da

yakından sarsarak, ülkeleri ve üzerinde

yaşayan milyarlarca insanın tepesinde

kurulu bulunan koruyucu şemsiyeler

olan devlet düzenlerini de gelinen noktada

ortadan kaldırabilecektir.

E-Devlet yapılanması üzerinden siyasal

devlet düzeninden vazgeçilerek,

elektronik devlet yapılanmasına evet

denilmektedir. Böylece binlerce yıllık tarihin

beraberinde bugüne taşıdığı devlet

düzenleri ortadan kalkarken, bunların

yerine E-Devlet görünümünde bir elektronik

düzenleme ile bütün bu yeniliklerin

farklı bir devlet yapılanmasına dönüştürülmeye

çalışıldığı da, artık saklanamaz

bir gerçek olarak öne çıkmaktadır .

Ne var ki, devlet düzenleri sadece

elektronik alandaki düzenlemeler ile

ortadan kaldırılabilecek yapılanmalar

değildir. Her şeyin bilgisayar kutusuna

doldurulacağı ve bu kutu üzerinden

yönetilebileceği bir yeni yapılanmanın

binlerce yıllık devlet oluşumlarının yerini

alabilmesi mümkün değildir.

İnsanoğlu bir elektronik düzenlemenin

parçası olabilecek kadar basit bir yapılanma

ise hiç değildir. Hayat eve sığar

sloganı ile insanların evlerine hapsedildikleri

bir düzenlemenin ise hiç te gerçekçi

bir çözüm olmadığı bir yıllık deneme

süresinden sonra ortaya çıkmaktadır

. İnsanlığın yapısı ve modeli üzerine

kurulmuş olan bir dünya düzeni değiştirilmek

istenirken, getirilmek istenen

yeni düzenin eskisi ile ciddi bir çatışma

içinde olacağı ve zamanla değişim süreci

içinde bir kaos ortamının yaşanacağı

şimdiden ortaya çıkmaktadır.

Bugünkü devlet düzenleri devam

ederken, devletleri çöküşe ya da yok

oluşa doğru sürükleyecek köklü değişimlere,

var olan devlet düzenleri çerçevesinde

izin verilmeyeceğinin şimdiden

ortaya konulması gerekmektedir .

Ne var ki, var olan devlet düzenleri

yıkılmadan da küresel tek devletçi yeni

bir yapılanmanın inovasyon başlığı altında

gerçekleştirilebilmesi mümkün

olamayacaktır. Devletler tarihsel bir

süreç içinde doğarlar, büyürler ve güçlerinin

en üst düzeyine gelene kadar en

az birkaç yüzyıllık bir var olma dönemini

tamamladıktan sonra, dünyada meydana

gelen yeni koşulların etkisiyle ya

büyük bir değişime uğrarlar ya da yok

olurlar.

Günümüz dünyasında gündeme gelen

elektronik devrimi ile birlikte virüs üzerinden

sürdürülen biyolojik savaş son

yıllardaki gelişmeler ve onların yarattığı

yeni durumlar karşısında, kurulu düzeni

temsil eden devletlerin çok ciddi bir

değişim ya da yok olma alternatifleri ile

karşı karşıya oldukları anlaşılmaktadır.

Şimdiden belli olan gidişat üzerinde

bütün devletlerin ilgili kuruluşları izledikleri

olayları tespit eden ve bunlar

üzerine yeni açılımlar içeren değişiklik

projelerini devreye sokan yeni yaklaşımları

var olabilmek için uygulamak

zorundadırlar.

Bu dünya gerçeklerine göre oluşturulmuş

olan kurulu devlet düzenlerinin

devam etmesi, insanlığın geleceği için

ciddi bir güvence getirmektedir.

Bu durumda sahip oldukları maddi

potansiyel üzerinden dünyanın patronluğuna

soyunmuş olan küresel emperyalistleri

tatmin edecek planların yeryüzü

halkları tarafından kabül edilmesi,

var olan devlet düzeninden vazgeçmeyi

gündeme getireceği gibi, aynı zamanda

otorite boşluğu yaratarak, devletler biçiminde

örgütlenerek yaşamaya...

27


Türklerin Birleştiği Yol

Ilk Türk Devletlerinde Hukuk

Hukuk; bireylerin bir arada barış ve güven ortamında

yaşamasını sağlamak amacıyla oluşturulan kurallar

bütünüdür.

İlk Türklerde yazılı hukuk kuralları yoktu. Bunun yerine

Töre adı verilen ve nesilden nesile aktarılan örf ve

adetler vardı. Törede toplumun ve zamanın ihtiyaçlarına

göre sürekli yenilikler ve düzenlemeler yapılırdı.

Törenin değişmez hükümleri ise; adalet iyilik eşitlik

İnsanlık idi. Töre hükümleri kağanın teklifi ile Kurultay

tarafından değiştirtebilirdi. Kağan dâhil herkes Töre

hükümlerine uymak zorunda olup, bu da İlk Türklerde

Kanun üstülüğüne kanıttır.

İlk Türkler adalete çok önem vermişlerdir. Dolayısıyla

adalet teşkilatları kurmuşlardır. Mahkemelere Yargu,

hâkimlere de Yargan ya da yargucu(Yargıç) denirdi.

Suçlar ağır ve hafif suçlar olarak ikiye ayrılmış olup,

ağır suçların cezası ölümdü. Bu suçlar; Ordu ve savaştan

kaçma, vatana ihanet (isyan) , adam öldürmek

ve barış zamanı kılıç çekme idi. Bunun yanında hafif

suçlarda mala el koyma, özgürlük kısıtlama, para cezası

gibi cezalar vardı. Hukukta aile(Oguş) çok önemli

idi. Çocuklar babanın velayetinde olup evlilik önemli

idi. Evlenme ve Boşanma kadın ve erkeğin karşılıklı

rızası ile olurdu. Kız ve erkek tüm çocuklar mirastan

pay alırdı. Uygurlarda tüm ticari hükümler anlaşma

şeklinde olurdu. Ayrıca elçi dokunulmazlığı ve aman

dileyene kılıç çekmeme vardı.

İLK TÜRK DEVLETLERİNDE

UYGULANAN CEZALAR

* Dövme ve yaralama suçlarının cezası hayvanla

ödenen tazminattan ibaretti.

* At veya madenden yapılmış Şeylerin çalınması

karşılığında suçlu, çaldığı eşyanın sayı ve değerinin

on mislini öderdi.

* Ordudan kaçma, vatana ihanet, adam öldürme ve

barış zamanında başkasına kılıç çekmenin cezası

idamdı.

* Hayvan kaçıran hırsızın mallarına el konulur, aile

fertlerinin hürriyetleri kısıtlanırdı.

* Ciddi bir tehlike olmadan ok ve yay kullanmak

yasaktı.

* Hafif suçların işlenmesi karşılığında hapis cezası

on günü aşmazdı.

* Bir kişi karşısındakinin bir yerini kırarsa ceza olarak

atını verirdi.

28


Türk Yolu

KARABAĞ’DAN ESEN

YELLER VE KKTC

Ermeniler daha SSCB dağılmadan

1988 yılından itibaren Dağlık Karabağın

Azerbaycandan alınıp kendilerine

verilmesi için Moskova’ya müracaat

etmişti.SSCB Anayasasının 37.

Maddesi , bağlı ülkelerin birbirinden

toprak talebini yasakladığı için Moskova

Ermenistan’ın talebini geri çevirmişti...

Moskova yönetimi Azerbaycan ve Ermenistan

arkasındaki gerginliği gidermek

için de Barış Gücü mahiyetinde bölgeye

Kızıl Ordu Birlikleri göndermişti.

Tam o dönemde SSCB dağıldı. Başsız

kalan ve otoriteden yoksun bölgedeki

Kızılordu askerleri bir anda Ermenistan’ın

paralı askerleri haline dönüştü.

Dünyadaki zengin Ermeni Diasporası

Ermenistan’a para yağdırıyordu. Ermenistan

için Kızılordu askerlerini satın

almak zor olmamıştı.Azerbaycan’ın

ise ne ordusu vardı ne de silahı.Kızılordu

destekli Ermeni güçleri kısa

sürede Karabağ dahil 7 vilayeti (ki

Azerbaycan coğrafyasının %20 sine

tekabül ediyordu) işgal etti.

Moskova ve İran bu işgali el altından

desteklerken, Türkiye sadece protesto

ile yetindi.BM Güvenlik Konseyi işgalin

bitmesi ve Ermeni Kuvvetlerinin Azerbaycan’dan

çıkması için tam 4 ayrı karar

aldı. Ermenistan kaale bile almadı.

AB sözüm ona bölgede çözüm bulmak

için AGİT Minsk Grubunu oluşturdu.

Minsk Grubunun içinde Ermenistan’ı

destekleyen Rusya ve Fransa da vardı.

27 yıl sorunu uykuya yatırdılar ve sorunu

kalıcı hale getirdiler.Zaman içerisinde

Azerbaycan güçlendi ve kendi

milli ordusunu modern silahlarla teçhiz

etti. Bu arada Türkiye’de bölgede

ciddi bir güç haline geldi.

Prof. Dr. Erhan ARIKLI

Türkiye kendi milli silah sanayiinin

sahibi haline gelmiş Nato’ya bağımlılıktan

kurtulmuştu. Özellikle Yerli malı

SİHA’lar, hem Suriye’de hem Libya’da

adeta destan yazıyordu. Azerbaycan,

envanterine Türk mali SİHA’ları da kaydedince

kendine güveni daha da arttı.

Bu arada şımarık Ermenistan ateşkesi

dinlemeden her ay periyodik zamanlarda

Azerbaycan cephesine rastgele

ateş ediyor her ay bir kaç Azerbaycan

Mehmetçiğini şehit ediyordu. En

son Tovuza ciddi bir saldırı yapmış

ama Azerbaycan tarafından bu saldırıya

anında cevap verilmişti. Bu arada

Ermenistan’da da ilginç gelişmeler oluyordu.

Ermenistan’da Rus karşıtı bir

anlayış giderek yayılıyor ve ülke Batı,

daha doğrusu Amerikan yörüngesine

kayıyordu.

Rusya’nın ülke dışındaki en büyük askeri

üssü Ermenistan’da bulunuyordu.

1995 te kurulan Erbenu üssü ile Gümrü

şehrindeki askeri üstte binlerce Rus askeri

ve S-300 ler de dahil büyük bir

silah deposu vardı.Yeni Ermeni yönetimi

bu üslerin boşaltılması konusunu

zaman zaman dile getiriyor, bu durum

Moskova’yı ciddi şekilde rahatsız ediyordu.Batı

ve Rus basını mevcut Ermenistan

Cumhurbaşkanı Armen Sarkisyan’dan

bahsederken, onu Batının

Adamı olarak tanımıyorlardı. Sarkisyan’ın

atadığı bürokratlarda batı yanlısı

bürokratlardı.

2017 yılı Eylül ayında, Rusçanın

Ermenistan’da yabancı dil statüsünde

sayılması işin tuzu biberi oldu.

Rusya Ermenistan’daki batı yanlısı yönetime

bir ders verilmesi için şu anda

devam eden savaşa fazla müdahil olmuyor.

Ermenistan yönetiminin kendisine

ricada bulunmasını bekliyor. Ermenistan

yönetimi ise şimdilik batının

kapısını çalıp, Türkiye’yi durdurmaları

konusunda yalvarışlarda bulunuyor.

Öte yandan Ermenistan’a İran’dan çok

büyük lojistik destek sağlanıyor. Molla

yönetimi Azerbaycan’ın işgal topraklarını

kurtardıktan sonra yönünü Güney

Azerbaycan’a döndüreceğinin farkında.

Bu amaçla Azerbaycan’ı Karabağ’da

durdurmaya çalışıyor. İran ve Ermenistan

arasında Aras nehri üzerindeki

Hüdaferin köprüsü hayati öneme haiz

durumda. Güney Azerbaycan Türkleri

ise molla yönetimine karşı ayaklanmış

durumda. Hüdaferin köprüsünü

kapatmaya çalışıyorlar.

Peki meselenin KKTC ile alakası ne

derseniz. Uluslararası hukuk açısından

iki sorun da ciddi benzerlik arz

ediyor. BM Karabağ sorunu Ermenistan

lehine de facto bir durum yarattığı

için bu konuyu 1993 yılından

beri gündemine almıyor. Mağdur olan

Müslüman bir Türk Devleti olduğu

için sorun kimsenin umrunda değil.

Ama aynı BM 1974 ten beri Kıbrıs meselesini

sürekli gündeminde tutuyor.

KKTC’nin tanınmasını engelliyor.

Ambargoların kaldırılması umrunda

bile değil.Kıbrıs meselesinde mağdur

görülen taraf Rumlar. Savaşı kaybeden

Hristiyan bir topluluk olduğu için

meseleyi çok önemsiyor.

BM bu işi Rumların istediği şekilde

çözünceye kadar da sürdürecekler. Tekrar

Karabağ’a ve savaşa dönecek olursak;

Dünya bir kez daha anladı ki ne

şu andaki Azerbaycan 1990’lardaki zayıf

Azerbaycan’dır. Ne de şu andaki

Türkiye 1990’lardaki korkak, pısırık sınırlarının

dışına çıkamayan bir Türkiye’dir.

O zaman ki Türkiye bir şekilde

1974 yılında Kıbrıs’a çıkmış, ama bunun

faturasını yıllardır ödemeye devam

etmişti. Bu yüzden bir daha böyle

bir sınır ötesi harekata görüşmekten

sürekli kaçınmıştı.

Hatta terörist saldırıları önlemek

için bir kaç kez girdiği Irak’tan, gelen

tepkiler üzerine geri çekilmek zorunda

kalmıştı.Oysa şimdiki Türkiye

Libya, Suriye ve Irak’ta fiilen savaş

veriyor. Doğu Akdeniz’deki haklarını

korumak için Fransa’ya ve Yunanistan’a

meydan okuyor.

Şimdi de Can Azerbaycan’ın yanında

işgalin sona ermesi için yardımcı oluyor.

Kutlu olsun...

29


Türklerin Birleştiği Yol

TÜRK YOLU

İpek Yolu’nu meydana getiren

yolların ve yerleşim alanlarının

büyük bölümü Türklerin yaşadığı

coğrafyada bulunmaktadır. Türk

tarihinin, kültürünün ve inançlarının

oluşumunda İpek Yolu, önemli

bir yere sahiptir. İpek Yolu, ticaretin

yoğun yaşandığı bir özelliğe

sahip olmasından dolayı Türklerin

yurtlarını birleştirmesine ve zenginleşmesine

katkıda bulunmuştur.

İpek Yolu’nun sağladığı ticari ve

kültürel avantajlar, büyük yerleşim

yerlerinin kurulmasına, bilim, sanat

ve edebiyatta gelişmelere sebep

olmuştur.

Ticaret güzergâhlarının değişmesi

İpek Yolu’nun tarihi misyonunu

değiştirmemiştir. Dünyadaki yeni

dinamikler, yeni oluşumlar, kutuplaşmalar,

rejimlerde ve siyasal

sistemlerdeki değişimler, İpek Yolu’nu

birçok ülke için yeni projelerin

kaynağı haline getirmiştir.

Tarihi İpek Yolu’nun ismi, Moğol

kaynaklarında “Jamb” İngiliz

kaynaklarında “Great Silk Road”

ve Arap kaynaklarında ise “Et Tariku’l

Harir” olarak geçmektedir.

Alman coğrafyacı ve jeolog Baron

Ferdinand Von Richthofen’in

verdiği İpek Yolu ismi 19’uncu

yüzyılın sonlarından itibaren kullanılmaya

başlamıştır.

Hüseyin ALPASLAN

Türkler, İpek Yolu coğrafyasında

1000 yıldan fazla hâkimiyet kurmuşlardır.

Büyük Türk Devletleri,

doğu-batı arasındaki ana ticaret

yolları ile bunların kollarını kendi

kontrollerinde tutmuşlar, İpek

Yolu’nda tüccarların ve seyahat

yapanların güvenliğini sağlamış-

30

lardır. Yoğun ticaretten gelir elde

eden Türkler, İpek Yolu’nun önemini

şu sözlerle ifade etmişlerdir;

“Türklerin Kâinatta iki büyük yol

vardır. Biri gökyüzünde Saman

Yolu, diğeri Dünya’da İpek Yolu’dur.”

İşte bütün bu olgular aslında

İpek

Yolu’nun bir Türk Yolu olduğunu

göstermektedir. Türk menşeli kavimler,

Orta Asya’da, Kafkaslarda

ve Karadeniz’in kuzeyinden Macaristan

ovasına kadar uzanan geniş

bir alanda yaşamışlardır. İpek Yolu

coğrafyasında büyüklü küçüklü

birçok devlet kurmuşlardır. Asya

ve Avrupa coğrafyasına damga

vuran İpek Yolu’nun hakimiyetini

asırlarca elinde tutan önemli Türk

devletleri olmuştur. Bu devletler

şunlardır: Asya Hun İmparatorluğu,

Göktürk Devleti, Avrupa Hun

Devleti, Hazarlar, Oğuzlar, Uygurlar,

Selçuklular.

Türklerin, tarihi İpek Yolu coğrafyasında

1000 yıldan fazla geçmişe

sahip olan bir millet olduğundan

bahsetmiştik. İpek Yolu

ağını kapsayan ana kollar üzerinde

kurdukları tarihi şehirlerde (Turfan,

Urumçi, Baş Kurgan, Yarkent,

Kaşgar, Aksu, Hotan, Karaşar,

Kuça, Semerkand, Bişkek, Taşkent,

Buhara, Merv, Trabzon, Erzurum,

Malatya, Hatay gibi) pazarlar oluşturarak

ticaret yapmışlar ve değerli

madenleri ve hammaddeleri işleyerek

ürün elde etmişlerdir. Türkler,

İpek Yolu’nun avantajlarını fırsata

çevirerek kurdukları şehirlerde, ihtiyaç

duyulan tüketim mallarının

ticaretini yaparak refahlarını üst

düzeye çıkarmışlardır.

Tarihi İpek Yolu’nun önemli duraklardan

olan iki şehir ise Balasagun

ve Merv’dir.

Balasagun: 766 yılında Çu nehri

boyunda Oğuzların yerini alan

bir Türk kavmi olan Karluklar ile

daha sonra bölgeye gelen Yağmaların,

Uygurlara tabii olmaktan

kurtulmalarından sonra, 840 yılında

Bilge Kül Kadir Han tarafından

kurulan Türk Hakanlığı (Karahanlı)’nın

en önemli ve büyük merkezlerindendir.

Balasagun (Kuz-ordu)

ismini Kalıyhan’ın oğullarından

Bala-Sagın’dan almıştır. Kutadgu

Bilig adlı eserin sahibi Yusuf Has

Hacib, Balasagun’ludur. Tarihi ve

kültürü ile “dünya kültür mirası”

olan bu şehrin eski yerleşim kalıntıları

1976 yılında koruma altına

alınarak “Burana Müze Kompleksi”

haline getirilmiştir. Balasagun

tarihi alanında 6000 eser koruma

altına alınmıştır. Arkeologların

yaptığı çalışmalarda 15 km’yi aşan

dört burçlu surları olan şehrin, kerpiç

evleri, atölyeleri ve ibadet yerleri

ortaya çıkartılmıştır Balasagun’da

bulunan balballar ve sanat

tarihinin eşsiz yapılarından oluşan

Burana Müzesi hayranlık uyandıracak

derecede buram buram tarih

ve sanat kokmaktadır.

Merv: 4000 yıllık tarihi geçmişi

ile UNESCO tarafından “Korunması

Gereken Dünya Kültür Mirası”

olarak kabul edilen Merv şehri;

tarihi İpek Yolu üzerinde yer almış,

birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış,

Büyük Selçuklu Devleti’nin

başkentlerinden olmuştur. Birçok

inancın, medeniyetin ve kültürün


Türk Yolu

yoğrulduğu bu şehir, İpek Yolu’nu

dünyanın en önemli ticaret şehirlerine

bağlayan merkez olmuştur.

Önemli yapıların bulunduğu Merv;

bilim merkezleri, medreseleri, kütüphaneleri,

kervansarayları, çiniciliği

ve sanat tarihine konu olan

eserleri ile eşsiz bir şehirdir. Tarihi

İpek Yolu’ndaki konumu ve kültürel

özellikleri ile “cihan şehirlerinin

anası” unvanını alan, Meşhed

ve Semerkand arasında ticaretin

ve bilimin durağı olan Merv şehri,

“ateşin ilk defa bulunduğu yer”

olarak anılmış ve birçok efsaneye

konu olmuştur.

Modern İpek Yolu projesi fikri,

Çin’in büyüme hızının yavaşladığı

ve iç tüketimin canlandırılması

gibi tartışmaların ortaya

çıktığı bir dönemde, ilk olarak,

Çin Halk Cumhuriyeti Başkanı Xi

Jinping’in, 2013’de Kazakistan’ı

ziyaretinde ortaya atılmıştır. Modern

İpek Yolu, Bir Kuşak, Bir Yol

projesi ile Çin Halk Cumhuriyeti;

büyüme hızını arttırmayı, üretim

fazlasını ihraç etmeyi ve iç tüketimini

canlandırmayı hedeflemektedir.

Bu hedefin gerçekleşmesi ise

kaynaklara karşı duyulan ihtiyacın

acilen elde edilmesi ile mümkün

olacaktır. Bu sebeple önünde duran

ulaştırma sorununu çözmesi

şart gözükmektedir. Çin’in, Kuşak-Yol

projesi hayallerini gerçekleştirerek

dünyanın en önemli

ekonomik gücü olmak yolunda

attığı adımlardan birisi de Sincan

Uygur Özerk Bölgesi’ne kara ve

demiryolları yapmak olmuştur.

Doğu Türkistan yeni İpek Yolu

projesinin hayata geçirilmesinde

ilk adım olarak görülmektedir.

Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nin

başkenti Urumçi, Asya’nın en

önemli ticaret şehirlerinden birisi

haline gelmiştir. Ancak, bölgeye

yapılan yatırımların ve elde edilen

rantın Uygur Türkleri’ne hiçbir

faydası olmamıştır. Çin, projesini

gerçekleştirmesi için öncelikli

olarak Doğu Türkistan’da yaşayan

Türklere uyguladığı baskıdan ve

asimilasyon politikalarından vazgeçmelidir.

İsminin Türk Yolu olarak adlandırılmasının

hakkaniyetli olacağını

düşündüğümüz yeni proje, 65

ülkenin ulaşım, iletişim ve haberleşme

ağları, finans sektörü, turizm,

enerji ve tarımda iş birliğini

ve birbirleriyle tamamlayıcılığını

sağlayacaktır.

Bu ülkeler bölge bölge şu şekilde

sıralanmıştır:

• Doğu Asya: Çin, Moğolistan

• Güneydoğu Asya: Brunei,

Kamboçya, Endonezya, Laos, Malezya,

Myanmar, Filipinler, Singapur,

Tayland, Timor-Leste, Vietnam

• Orta Asya: Kazakistan, Kırgızistan,

Tacikistan, Türkmenistan,

Özbekistan

• Ortadoğu ve Kuzey Afrika:

Bahreyn, Mısır, İran, Irak, İsrail,

Ürdün, Kuveyt, Lübnan, Umman,

Katar, Suudi Arabistan, Filistin,

Suriye, Birleşik Arap Emirlikleri,

Yemen

• Güney Asya: Afganistan, Bangladeş,

Bhutan, Hindistan, Maldivler,

Nepal, Pakistan, Sri Lanka

• Avrupa: Arnavutluk, Ermenistan,

Azerbaycan, Belarus, Bosna-Hersek,

Hırvatistan, Çekya,

Estonya, Gürcistan, Macaristan,

Letonya, Litvanya, Makedonya,

Moldova, Karadağ, Polonya, Rusya,

Sırbistan, Slovakya, Slovenya,

Türkiye, Ukrayna.

Sonuç olarak; Yeni bir Türk Yolu

projesinin gerçekleşmesi ile dünyada

farklı bir düzenin kurulacağı

ve ülkelerin ekonomik refahlarını

yükseleceği öngörülmektedir.

Türkiye açısından projenin

önemli ülkesi olan Çin ile ilişkilerinde

Sincan Uygur Özerk Bölgesi

hassastır. Kadim Türk Yolu’ndan

feyz alınarak hayata geçirilecek

olan Bir Kuşak Bir Yol, Orta Koridor

Projesi’nin Türkiye’ye getireceği

faydaları elde etmek için

çalışmalar en güçlü şekilde sürdürülmelidir.

Ancak, Uygur Türkleri’nin feryatlarına

çözüm olacak her türlü

mücadelede pervasızca yapılmalıdır.

Türkiye, proje kapsamında

vizyonundan ve misyonundan

taviz vermemeli ve Doğu Türkistan’daki

soydaşlarımızla ile ilgili

her iki ülkenin çıkarlarına halel

getirmeyecek diplomatik adımlar

atılmalıdır.

31


Türklerin Birleştiği Yol

Siber Vatan Ve

Egemenlik

Burak Bozkurtlar - Siber Güvenlik Uzmanı

Asıl mesele egemenlik olmasın?

Siber Vatan kavramı üzerine bilimsel anlamda bir

yazı kaleme almaya çalışıyordum. Öyle bir çalışma

olmalıydı ki, herhangi biri bile anlamakta güçlük çekmemeli

ve ben bu işin uzmanıyım ya da duayeniyim

diyenlerin de popülist halleri bu çalışmayla yok olmalıydı.

Bir de Türk gençliğini Arap sabunu ile yıkamaya

kalkanlara da reis peşindeyiz diyenlerin aniden

atam izindeyiz söylemleriyle nasıl tornistan yaptıklarını

da bilerek sakin kalarak dikkat dağıtmama hikayesi

de var tabi…

Neyse ki siber güvenlik ya da geliştirme işleri konusunda

Allah vergisi bir yeteneğim var ve bu yeteneğimden

faydalananların arasında reisin okuduğu

promterlarda var. Yanlış anlaşılmasın sakın, ne beni

bir Arap şeyhi finansal olarak destekleleyebilir ne de

Allah vergisi siber güvenilir halime her hangi bir siyasi

etki edebilir. Siber Vatan, öyle bir konu haline

gelmişti ki, herkes bu konuyu gündeme getiriyor, dikkat

çekiyor ama siber vatan nedir sorusuna tam olarak

yanıt verilemiyordu. Hatta slogan gibi durmaya

başlamıştı.

Akademik bir çalışmaya başlamak… Sokak lambası

altında gölge boksu yapan Rocky misali, gerçek

bir ringe çıkarken afallamak da var ama dünya

şampiyonunu indirip bir anda meşhur olmak da var.

Bu yüzden akademiden uzak kalarak bu çalışmayı

hazırlamak istemiştim.

Siber Vatan, Misaki Milli ve Mavi Vatan’dan sonra

isminizin tarihe kazınacağı, Yüce Türk milletinin geleceği

olan gençlere de klavuz olabilen bir konu olduğu

için derinlemesine bir çalışma yapmak gerekiyordu.

Siber vatan ne badem bıyıklılıların ne de arta

kalanların öve öve bitiremedikleri, yeri geldiğinde

“ama zor zamanımızda bize zekaları ve bilgileriyle

çözüm ürettiler” diye danışmanlık aldıkları kimselerin

hazırlayabileceği bir kavram değildir.

Damarlarındaki asil kanda hakikat kodları bulunmayanların

yazabileceği bir konu da değildir. Yazamaz

ya da konuşamaz kimse diyemeyiz tabi. Baksanıza

onca bütçe, imkan ve iş gücüne rağmen dijital

dönüşüm ofisinin başkanı Dünya GAFAM’dan büyüktür

diyor ve biz de GAFAM teknolojilerinin yerli

ve milli olanlarını geliştireceğiz diyor. Kimse de çıkıp

demiyor ki; ne vaat veriyorsun haydi yap kardeşim

32

seni tutan mı var? Ben söyliyeyim tamam sen yine

Başkan ol biz yapalım sen de siyasi şovunu yap. Tabiyki

yok öyle bir şey, Türk gençliği geliştirdi ama

sana yok, vatana var…

Çok şükür birileri de çıkıp Dünya GOTUM’dan Büyüktür

demedi. (Google, Oracle, Tesla, Unity, MangoDB)

Bu gece gündüz zihnimi kemiren ulusal güvenlik

konusu halini alan ve egemenlik konusu olan

siber vatan üzerine araştırma yaparken iyiden iyiye

karamsar olmaya başladım.

Türk devletlerinde egemenlik kavramları nasıldı?

Günümüzde egemenlik kavramlarını yeniden yapılandıran,

dayatmaya ve zorbalığa varan uygulamaların

benzerleri geçmişte olmuş muydu? İslam’da egemenlik

kavramı nasıldı? Gibi sorulara yanıt bulmaya

çalışırken ve adam akıllı kaynak var mı ki diye düşünürken,

kıymetli bir büyüğümden bana bir kitap hediye

edildi. Kitabın ismi de “Türk Anayasalarında

Egemenlik Kavramı” Bu kitabın içeriği ayrı bir efsane

ama asıl efsane olan ümitsizlik hissimin tavan

yaptığı anda ve dedemin ısrarla incelememi önerdiği

tüm teknolojilerin örnek aldığı, klonlanmaya çalıştığı

insan teknolojisinin ve tüm örnek alınan teknolojilerin

yani kainatın sahibi olanın bana direkt verdiği

mesaj efsaneydi diyebilirim.

Mesaj da şuydu; 65565 port ile bilgisayarınla sayısız

sunucuyla haberleştiğine inandın da seni yaratanın

sunucusuna bağlı olup haberleşmeye mi şaşıp kaldın

be ey şaşkın! Bir anda sürpriz olarak gelen Bu kitap

gibi diğer kaynak kitaplara iyice kaptırıp siber vatan

üzerine yazmaya devam ettim. Turan Bilimler Akademisi

derneği genel başkanı olan Ayşe hanım bu çalışmanın

akademik bir yayın olması konusunda ısrar

ettiğini ve ihtiyaç olması halinde destek vereceğini

açıkladı sağolsun.

Prof.Dr. Uğur hoca da Siber vatan üzerine birlikte

çalışalım dedi.

Bu çalışmada daha önce yapılmamış, yazılmamış

yeni kavramların olması da haliyle literatüre gerçek

manada katkı sağlamak anlamına geliyor ki hakikaten

bu durumlar insanı çok heyecanlandıran durumlar

oluyor.

Yazıyı yayınlamak için acele etmemek gerekiyordu

ama öte yandan da çok fazla geciktiğimiz ve iş bilmeyenlerin

de GAFAM’dan büyük, ORAM’dan küçük


Türk Yolu

Siber Vatan, Misaki Milli ve Mavi Vatan’dan sonra isminizin tarihe

kazınacağı, Yüce Türk milletinin geleceği olan gençlere de klavuz olabilen bir

konu olduğu için derinlemesine bir çalışma yapmak gerekiyordu.

dediği için iyiden iyiye de acele edilip Türk milletine

yaşatılmaya çalışılan sanal alemin prangalarından

da sıyrılmak gerekiyordu. Tabi siber vatan söylemle

ya da yazıyla çizilebilecek bir sınır da değildi.

Bu yüzden GAFAM teknolojileri denilerek ironi yapılan

teknolojileri klonlanmak yerine siber istihbarat

noktasında güçlü olunabilen işler yapmak gerekiyordu.

Üstelik en az İHA’lar kadar yerli ve Pensilvanya

üniversitesinden başarı bursu almamış milli bir duruşla

bu işlerin üstesinden gelmek gerekiyordu. Tabi

bir de dün reis peşindeyiz diyenlerin bugün atam izindeyiz

sloganlarına aldanmadan, dikkat dağıtmadan

ve en önemlisi kibire kapılmadan siber vatan ilmek

ilmek nakşedilmeydi tüm bilinçlere.

2011 yılında Türk Bilişim Grubu kurulduğunda birçok

arkadaşımızın ne Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesindeki

milli ve yerli yazılımlar hakkında bilgisi

vardı ne de siber güvenlik daire başkanlığının Emniyet

İstihbaratın başına geçecek kadar önemli bir ağa

sahip olabileceğiyle ilgili en ufak bir fikirleri vardı.

O günlerde kadim Türk devletinin isimsiz görevlileri

tarafından siber güvenlik hususlarında yapılan çalışmaların

ne denli çarpıcı etkileri olabileceğine dair

bir fikrimiz var diyemezdik ama sunucusu şaşmamış

olanların da ortak çaba ve çalışmaları da başta NSA

olmak üzere birçok haber alma servisinin dikkatini

çoktan çekmişti bile.

Ne mutlu ki bizlere de sanal dünyada gerçek etkileriyle

ses getirenlerle omuz omuza ama farklı yollardan

çarpışmak nasip oldu.

Lafı sözü çok uzatmadan pandemiyi sihirli bir değnek

gibi görüp tek devletin sağladığı imkanları Türk

milletinin egemenliği ile oynamak için kullananları

da yine tek devletin teknolojilerini milli ve yerli diye

yutturmaya çalışanları da artık çok ama çok iyi tanıyoruz.

Elindeki imkanları kendi evlatlarını biçmek için kullananların

nerede ne yatırımı olduğundan daha çok

hangi bürokratın kripto paralara düzenleme getireceğiz

derken ya da yüzyılın istihbarat darbesinde devlet

başkanlarımızı dinleyenlere ses etmeyip kimin kulağının

üstüne yattığını bir kenara bırakalım ve siber

vatanı yazıp çizmenin ötesinde ilmek ilmek dokuyanların

sürprizlerine hazır olun derim.

Babasının dükkanı var diye hayal satıp rüya pazarlayanların

olgunluk anlayışını iyi bildiğimiz gibi an

gelir sokakta su satar an gelir siber vatan semalarında

yeni nesillere selam etmeyi de iyi biliriz.

Türk gençliği tarafından geliştirilen başta Afalina

Meet olmak üzere şan ve şöhretten uzak kalıp hakikatle

iş görmeye çalıştığımız teknolojilerimiz hayırlı

olsun. Yayında ve yapımda emeği geçen, dünyanın

dört bir yanındaki haber alma servislerinde çalışıp asil

kanlarının gereğini yerine getirip kadim Türk devletine

hizmet etmekten geri duymayanlara da selam olsun.

Siber Vatan Türk gençliği tarafından ve bağlı bulunduğu

mutlak sunucu sayesinde hızla şekillenmeye

devam ediyor.

Hes kodu başta olmak üzere hiçbir teknik temelinin

sağlıklı bir mantıkla açıklanamadığı birçok uygulamanın,

dün şehirlerimiz işgal olurken ecnebi askerlerin

bot seslerine alkış tutanların bugün de dijital

işgale çanak tutmak için tüm güçleriyle nasıl çalıştıklarını

iyi bilmeliyiz.

Nasıl 1920 lerde işgale çanak tutanların torunları

100 yıl sonra çanakçılığa heves ettilerse, 1923’ün Aslan

yürekli baba yiğitlerin torunları da tarihin tekerrüründen

zerre şüphe etmeden 100 yıl sonra denenen

işgalin dijital halini de def etmektedir. izin vermezler,

müsade etmezler, haydi yap da görelim diyenlere

de bakın ne diyeceğim;

Kıblemiz asla bir değil sizlerle! Biz müsaadeyi yaradandan

ve yaradanın ordusundan çoktan aldık.

Ne diyelim; kimi Tek devletin cennetinde onun bunun

çocuklarına huri olmak kimi de lilith’e iman ettiren

Adem olmak ister.

Kimin ne istediğinden daha çok bağlı olduğumuz

mutlak sunucudan bizleri ayırmakla görevli olanları

rüzgara göre şekil alanlarla değil, Türk gençliğiyle

tüm koşul ve şartlarda küreklere asılırken görmek isteriz.

Varlığını Türk varlığına armağan edip bu uğurda

kimseye biat etmeden çabalayanlara selam olsun.

Lütfen unutmayın; Siber Vatan, gerçek vatanseverlerin

farkındalığı ve asil kan sahibi geliştiricilerin

çabalarıyla inşa edilebilir.

33


Türklerin Birleştiği Yol

İpek Yolu

Nedir?

İpek yolu, tarihte önemli rol oynayan, Asya ile Avrupa

arasında tarihi, ekonomik, kültürel, jeopolitik boyutlarda

önemli etkilere sahip olan ticaret yolları ağlarının adıdır.

Eski dünyanın doğusu ile batısı arasındaki mal dolaşımını

sağlayan karasal-coğrafi olarak bir köprü vazifesi

gören ve sosyolojik etkileşim boyutunda önemli rollere

sahip olan bir hüviyete sahiptir.

‘İpek Yolu’ terimi nispeten yeni bir terimdir ve tarihte

genellikle İpek Yolu olarak ifade edilen yolların belirli bir

adı olmamıştır. İpek Yolu’nun etkinliği, Avrasya coğrafyasının

tamamına hükmederek siyasi birlik kuran Cengiz Han

İmparatorluğu döneminde (13. yüzyıl) doruğa ulaşmıştır.

“İpek Yolu” Terimi

Bu karmaşık ticari rota ağı için tek bir isim kullanmak

modern dönemde ortaya çıkan bir durumdur: 19. yüzyılın

ortalarında, Alman jeolog Baron Ferdinand von Richthofen,

ticaret ve iletişim ağı İpek Yolu terimini kullanmıştır

ve günümüzde bu terim, güzergahla özdeşleşmiştir.

İpek Yolu’nun Tarihi, Ekonomik, Jeopolitik Önemi

Yola adını vermiş olan “ipek” ticareti, doğu ve batı arasında

ticareti yapılan ve tekstil, baharat, tahıl, sebze, meyve,

hayvan derileri, aletler, ahşap işleri, metal işleri, sanat eserleri,

değerli taşlar içeren geniş ürün ticareti yelpazesinden

sadece bir tanesidir. Bu bağlamda İpek Yolu’nun çeşitli

kültürlere sahip toplulukları etkileşime sokma noktasında

önemli rolü olmuştur. Günlük yaşamda, tüccarlar başarılı

bir şekilde pazarlık etmek için seyahat ettikleri ülkelerin

dillerini ve geleneklerini öğrenmek zorunda kalmışlardır.

Aynı zamanda bu güzergahlarda, gezginlerin edebi ve entelektüel

maksatlarla seyahatler yapması, kültürel etkileşimi

arttırıcı mahiyette olmuştur.

Ticari mallar; -İpek Yolu üzerinde son sahibine ulaşmadan

önce- bir malın defalarca sahip değiştirdiği ve her bir

tüccarla bir süre seyahat ettiği bir rota izlemiştir. Herhangi

bir tüccarın Çin ile Avrupa ya da Kuzey Afrika arasında

tek seferde tek başına seyahat etmesi nispeten zordur. Bu-

34

nun yerine, İpek Yolu’nun çeşitli bölümleriyle mal taşımacılığı

konusunda uzmanlaşmış çeşitli tüccarlar ve kervanlar

söz konusudur.

İpek Yolu Güzergahları

• Kuzey Rotası: Kuzey rotasının en doğu noktası Orta

Çin’deki önemli bir şehir olan başkent Changan’dır. Kuzey

rotası M.Ö. 1. yüzyılda popüler hale gelmiştir. Birinci

yol, Taklamakan Çölü’nün kuzeyindeki dağları takip etmiştir.

İkinci yol, Taklamakan Çölü’nün güneyindeki dağları

takip etmiştir. Bu iki yol, bugünkü Çin’e bağlı Doğu

Türkistan’da bir vaha şehri olan Kaşgar’da tekrar birleşir.

Kaşgar’dan sonra yollar yine güneyden Tirmiz ve

Belh’e doğru ve kuzeyden bir şube Kokand’a, ardından

batıya Karakum Çölü’ne doğru gitmektedir. Türkmenistan’da

Merv’e ulaşmadan önce, her iki güzergah da ana

güney güzergahına katılmaktadır. Kuzey rotasının bir kolu

batıya doğru devam etmek yerine kuzeybatıya yönlenir.

Bu yol, Aral Denizini geçip Hazar Denizinin kuzeyinden

Karadeniz’e doğru giden yoldur.

Taklamakan Çölü — Türkistan’a özgü çift horgüçlü develer

• Güney Rotası: Karakurum Dağlarından geçen yoldur,

Karakurum rotası olarak da bilinir. Karakurum dağ

silsilesi Pakistan, Hindistan ve Çin sınırlarını kapsar ve

kuzeybatıdaki Afganistan ve Tacikistan’a kadar uzanır.

Karakurum Dağlarının batısındaki güney yolunun denize

doğru yönelen pek çok alternatifi de vardır, çünkü

pek çok gezgin karaya çıkmak yerine gemi ile devam etmeyi

tercih etmiştir. Okyanus güzergahını tercih etmeyenler

için, güney rota Hindukuş Dağlarının üzerinden Afganistan’a

doğru devam etmiş ve Türkmenistan’daki Merv’e

varmadan önce kuzey rotalarına katılmıştır. Merv’den güney

yolu, batıya doğru düz bir çizgide, kuzey İran, Irak

Türkmeneli ve Suriye Çölü’nün kuzey eteklerinde, (gemilerin

Doğu Akdeniz’den Güney Avrupa’ya kadar taşımak

için değerli yükleri almayı beklediği) Doğu Akdeniz

kıyılarına ulaşmak için düz bir çizgide gitmiştir. Ara

yoluyla rotanın devamı Doğu Akdeniz kıyılarından, kuzeyden

Anadolu’ya veya güneyden Kuzey Afrika’ya ulaşacak

şekilde de sürdürülmüştür.


Türk Yolu

• Güneybatı Rotası: Güneybatı rota Çin’den Hindistan’a,

Ganj Deltası’ndan geçerek devam eden yoldur. Bu delta

bölgesi önemli bir ticaret merkezi olmuştur ve arkeolojik

kazılarda, burada antik Roma boncukları ve Tayland

ve Java Adaları’ndan gelen değerli taşlar gibi dünyanın

çeşitli bölgelerinden buraya taşınan şaşırtıcı bir ürün çeşitliliği

bulunmuştur.

Merv-Türkmenistan

İpek Yolu Ticareti ve Döviz

Ganj Deltası’ndaki tüccarlar, öncelikle batı tüccarlarıyla

ticaret yaparken batı para birimlerini ve doğu tüccarları

ile ticari işlem yaparken doğu para birimlerini kullanmışlardır.

Bu nedenle, çoğu batı para birimi için son durak

ve merkez olmuştur. Yatırımcılar, farklı bölgelerden gelen

tüccarlarla ticaret yaparken uygun para birimlerine

sahip olmak amacıyla birbirleriyle döviz alış verişinde

bulunmuşlardır. Ganj deltasındaki tüccarlar, başka bir deyişle,

bugün döviz bürosu brokerlerinin yaptıklarına benzer

bir işlevi yerine getirmişlerdir. Döviz kuru brokerleri,

insanların para birimlerini alıp satmalarına izin vererek

farklı ülkeler ve kültürler arasındaki ticareti kolaylaştırmaya

yardımcı olmuştur.

Deniz Rotaları

İpek Yolu’nun deniz kısımları aşağıdaki rotaları içermektedir:

• Sarı Deniz

• Doğu Çin Denizi

• Güney Çin Denizi

• Malacca Boğazı

• Hint Okyanusu

• Bengal Körfezi

• Arap Denizi

• Basra Körfezi

• Kızıldeniz

• Akdeniz

Milattan önce

12 Hayvanlı

Türk Takvimi

Milattan önce, Aşağı ve Yukarı Mezopotamya

uygarlıklarınca oluşturulan ilkel takvim, tümüyle

doğa olaylarının gözlenmesine dayanır. Toprak,

ekin, rüzgar, hayvanların göçleri, yavrulamaları

ve takım yıldızların çıplak gözle izlenmesine göre

düzenlenmiş, 12 ay ve dört mevsim esasına dayalı

takvimdir.

60 yıllık devreleri ile Göktürkler, Uygur Türkleri,

Tuna Bulgarları, İdil Bulgarları da bu takvimi

kullanmış, Çin’in hemen kuzeyinde bulundukları

için büyük ihtimalle Hun Türkleri de kullanmıştır.

Göktürk Yazıtları, Uygur kitap ve hukuk belgeleri,

Tuna Bulgarları’nın yazıtları, Bulgar Hakanları

Listesi ve Manas Destanı’ndaki bazı olaylar

da bu takvim ile tarihlendirilmiştir. Bu takvimde

her hayvan bir yılı gösterir.

Takvimdeki hayvanlar fare, öküz, pars, tavşan,

ejderha, yılan, at, koyun, maymun, tavuk, köpek

ve domuzdur.

Fransız sinolog Edouard Chavannes’ın 12 Hayvanlı

Türk Takvimi adlı araştırmasında, Asya’da

kullanılan 12 hayvanlı takvimin Türklere ait bir

takvim sistemi olduğunu ve Çinlilerin bu takvimi

Türklerden aldığını düşünerek takvime 12 Hayvanlı

Türk Takvimi adı vermiştir.

Yakutlar (Sakalar) ise 12 hayvanlı yıl takvimini

kullanmakla birlikte, hayvanların yerine tanrıların

adlarını kullanmışlardır.

35


Türklerin Birleştiği Yol

Avrupa’yı Korkutan

Turan Ordusu Kuruldu…

Uzun süredir bütün Türk devletlerinin ordularının

birleştirilmesi Türk devletlerinin gündemindeydi.

Turan ordusu birçok alanda; gelişmiş silah üretimi,

füze kalkanı, uzun mesafeli füze, savaş uçakları,

savaş gemileri, helikopter ve insansız savaş

uçakları üretimi içinde ekonomilerini ve bütün

güçlerinide birleştirecek.

İlk etepta Türkiye, Azerbaycan, Kırgızistan ve

Moğolistan Turan Ordusuna Katıldı. Turan ordusunun

ilk başkanlığı oybirliğiyle birliğin en

kuvettli ordusuna sahip olan Türkiye’ye verildi,

Türkiye ise daha sonra başkanlığını Kırgızistana

devredecek.

Sadece 4 devletin bünyesinde bulunan 2 milyon

800 binlik asker gücü sayısı bile Başta İsrail olmak

üzere birçok ülkeyi korkutmaya yetti. Dünya

gündemine haber bomba gibi düştü birçok ülkede

bu olay haber bültenlerinde son dakika olarak

geçti ve Türkler dünyaya karşı birleşti tehlike

kapıda manşetleri atıldı. Dünya üzerinde 7 Türk

Cumhuriyeti ve 50 nin üzerinde ufak Türk devleti

ve eyaleti var. Sadece 7 Türk Cumhuriyetinin bile

birleşmesi Dünyanın en güçlü ordusunu oluşturmaya

fazlasıyla yetiyor.

AVRUPADA PANİK MANŞETLERİ ATILDI

Yapılan açıklamalar bununla sınırlı kalırken, Avrupa’da

bazı televizyon kanalları haberi son dakika

ve flaş olarak duyurdu.

Avrupa medyasına göre bu ordu TURAN Ordusu.

Bazı gazetelerin attığı panik manşetlerinde ise

daha farklı detaylara yer vereliyor. Gazetelerin

haberlerine göre bu ordu, Türk devletlerini tehtit

eden dış güçlere karşı orduların bütün imkanlarıyla

birlik olup gerekirse silah gücüyle karşılık

verecek.

Diğer görevi ise müslüman ülkelerin can güvenliğini

korumak olacak. Yine aynı haberlerde Turan

ordusunun birçok alanda; gelişmiş silah üretimi,

füze kalkanı, uzun mesafeli füze, savaş uçakları,

savaş gemileri, helikopter ve insansız savaş

uçakları üretimi içinde ekonomilerini ve bütün

güçlerinibirleştiriceği yazılıyor.. Sadece 4 devletin

bünyesinde bulunan 2 milyon 800 binlik asker

gücü sayısı başta İsrail olmak üzere birçok ülkeyi

korkutmaya yetti.

36


Türk Yolu

Mete Han’ın 2300 Yıl Önce

Kurduğu İstihbarat

Mete Han bilinen ilk Türk Devleti olan Hun Devletini İmparatorluk

seviyesine getirdi. Türk boylarını birleştirerek tek çatı altında

Merkezi yönetimi güçlü bir ülke oluşturmuştu . Türk töresine uyum

sağlaması istihbarata verdiği önem düşmanlarından özellikle Çin’den

gelebilecek en küçük tehlikeye bile izin vermiyordu. Mete Han’ın askeri

zekasının bir ürünü olan onlu sistem sayesinde ordu ondalık sayılara

ayrılarak daha iyi bir teşkilatlanma sağlanmıştı . Mete Han’ın

Onlu sistemi bugün onlarca ülkede kullanılıyor.

Mete Han’ın Onlu sistemi MÖ.209 da büyük bir disiplinle ve düzenli

bir şekilde büyük komutan Mete Han’ın emirleriyle o dönemde

Hunları dünyanın en büyük imparatorluğu haline getirdi bu Türk’lerin

tarih sahnesinde kendini dünyaya gösterdiği ilk devlet olarak bilinir.

Belki de ilk değildir. Mete Han kendisinin fani hayattan göçüp

gittiğinde gözünün arkada kalmasını istemiyordu. Kurduğu gizli teşkilatla

Oğuz atamız.

Türkler ne kadar ayrılsa da bu heyet onları bir tutacaktı sistemde

bozulma olsa da tekrardan düzeltilmesi için heyet’in başındakiler ve

herşeyden öte heyetin başındakilere baş olacak olanlar hain çıkmamalıydı

bunun için mete han bu adamları Allah adamlarından seçecekti

. bunlara sır katipleri denecekti seçeceği adamı da belirlemişti.

O ki halkı Allah’ın Azabıyla korkutup duran ve Türkleri doğru yola

getiren durmadan da Allah’ın azabıyla korkuttuğu için dede lakabıyla

ünlenmiş Dede Korkut’tu

Heyet bir ihanete uğradığında yahut başka sırrı ifşa edecek bir sıkıntıyla

karşılaştığında hemen devreye sır katipleri girer ve gerekirse heyettekileri

infaz ettirip baştan yeniler. AHMET YESEVİ İBNİ ARABİ

AKŞEMSEDDİN gibi isimlerin sır katiplerindendi.

Mete Han ölmeden önce teşkilatın başına oğlunu getirdi . Fakat

oğlu Mete Han Kadar zeki sır saklabilecek biri değildi. Çinliler Mete

Han zamanında dağıtılan altılar meclisini tekrardan bir araya getirdi.

Onlarda İran’ın gizli teşkilatı olan Ateşoğullarıyla işbirliği yaptılar.

Teşkilatlar arası gerçekleşen bu yeraltı savaşında Mete Han’ın oğlu

Lao Şang devleti büyütmüş olsa da sırrı koruyamayarak istihbarat

savaşında yenilmişti . Gizli Teşkilatımızın yedi üyesinden beşi esir

alınmıştı. Lao Şang’dan sonra oğlu Kün Çin entrikalarıyla oyunlarıyla

çözülmeye başlamıştı.

Bundan sonra gizli teşkilatımız yeni bir karar aldı ve daha da derine

inmeye başladı. Bu olaylardan sonra devletin istihbaratından

başka bir istihbarat olacaktı teşkilat. Emir alan istihbarat değil emir

veren istihbarat olma yolunu seçtiler. Böylece ülkeyi yönetecek yöneticiyi

belirleyen bir teşkilat düzeni oluşmuş oldu. Altılar meclisi ve

Ateşoğulları gizli heyetimizin en büyük düşmanlarıydı. Tabiki başka

düşmanlar da vardı.

İstihbarat yenilgisinden sonra daha derine inen teşkilat toparlanmak

adına ve sırrı korumak için tüm hücrelerini uykuya geçirdi . Türkler

bölük yaşamaya başladı. Fakat el altından bir arada tutuluyorlardı.

Daha sonra güçlenen harekete geçme zamanı geldiğine karar veren

Heyet Hun Hükümdarı Rugan’a güç verdi o devleti sistemleştirdi

böylece devlette teşkilatımızın koruması altına alındı. Daha sonra Rugan’ın

Yeğeni Mancuk oğlu Atilla’da ışık gören heyet sırrı ona verdi.

Sırrı ve gücü alan Atilla Avrupa’yı kasıp kavurdu Roma’yı vergiye

bağladı ve tanrının kırbacı şeklinde anılmaya başlandı. Atilla gücü

kendinin zannederek heyeti ortadan kaldırmaya çalıştı. Sonra karısı

tarafından zehirlendi aslında teşkilat onu zehirlemişti. Ona itaat eden

bakanları öldürmeye başladı Heyet, bazıları farkına vardı hemen harekete

geçip askerleri hareketlendirmeye başladılar. Heyetin geçirdiği

İlek Han’a değil Dengizek Han’a biat ettiler.

İlek hana emir verildi Dengizek’in üstüne yürü diye . İlek Han

Da yürüdü hanlığını korudu. İç savaşı fırsat bilen Tapınakçılar harekete

geçti . Bir yandan Altılar meclisi ve Ateşoğulları da. Avrupa’lılar

la yaptığımız Nedao Muharebesini kaybettik. Sonrasında tapınakçıların

kuklası olan Dengizek geçti başa. Heyet Türk beylerine emir

verdi devlete isyan edin devlet gücünü kaybeti. Türk beyleri isyan

etti ve devlet gücünü kaybetti. Türkler bir süreliğine ayrı yaşadılar.

Heyet hücrelerini uykuya geçirdi bunu sırrı korumak adına yaptılar.

Tapınakçıların kontrolünde olan Türkler 30 yıl gibi bir sürede ayrıldılar.

Bumin Kağan verilen güçle Cücenlere diz çöktürdü ve Göktürk

devletini kurdu.

37


Türklerin Birleştiği Yol

Tüm Gençliğe!

Prof. Dr. İsmail Hakkı AYDIN

Bu köşede yıllardır çeşitli konularda, özellikle

bilim, bilim politikaları, problemleri ve

çözüm yolları, eğitim ve istikbale yönelik fikirler

hakkında yazar dururum. Zaman zaman

da gençlerimizi muhatap alan makaleler de

kaleme alır (https://www.medimagazin.com.

tr/authors/ismail-hakki-aydIn/tr-dededen-toruna-tum-genclere-72-87-1979.html),

onlarla ülkemizin,

insanlığın ve kâinatın geleceğini konu

alan hususlar hakkında hasb-i hâl ederim.

İşte bu makalemde de yine tüm gençlere nasihat

niteliğinde ve teşvik edici ve uyarıcı olarak,

bunca yıllık tecrübelerimin sonucunda

serd etmeyi faydalı bulduğum ve her biri hakkında

saatlerce konuşabileceğim, kendi çocuklarım,

torunlarım ve öğrencilerime de her

zaman hatırlattığım şahsi önerilerimi paylaşmayı

bir vazife olarak addediyorum.

İşte, her biri üzerinde derin derin düşünmenizi

ve fikir üretmenizi istediğim, beyninizin

konnektomunun faaliyete geçebilmesine

yardımcı olması amacıyla gayrinizami olarak

sıraladığım nasihatlerim!

İtiraz edin, hayal kurun, ilerleyin!

“Çakıl taşı gibi olun!” Özünüzü kaybetmeyin.

Parçalanıp kaybolmayı değil, çıkıntılarınızı

törpüleyip etrafla uyum içinde olun!

Okuyun!

Not alın! Kendi kitabınızı kendiniz yazın!

Okunabilen her şeyi okuyun!

Her kitapta size yarayan bir bilgi vardır!

Kendinizi iyi tanıyın!

Konforunuzu terk edip, dış dünyaya açılın!

Durmayın! Harekete geçin!

Şems-i Tebrîzî; “Her insan ölecek yaştadır!”

der!

Mevlana; “Şayet yürümeye başlarsan, yollar

sana açılır!” der.

Bilim insanlığı, bir yaşam tarzıdır!

Yolunuzu aydınlatan bilim olsun!

Dürüst olun!

Güler yüzlü olun!

Rakamlara eziyet etmeyin!

Bildiğinizi öğretin!

Hep öğrenci ve hep öğretmen olun!

Öğretmekten haz alın!

Bilgi ve tecrübenizi paylaşın!

Sıra dışı olun!

Alamet-i farikanız olsun, farklı olun, hayalci

bir tırtıl olun!

Etik davranın (Rakiplerinizle gizli iş çevirmeyin)

Sözünüze ve randevunuza sadık kalın!

Not alın hafızanıza güvenmeyin!

Öğrendiğinizi en basit şekilde anlatmaya

çalışın!

İşe en zorundan başlayın!

Pes etmeyin!

Başarısızlığa doymayın!

Saygılı ve hürmetkâr olun!

Kadirşinas ve kıymet bilir olun!

Her zaman şükürbaz olun, teşekkür edin!

Balık gibi olmayın. İçinde bulunduğunuz

ortamın kadrini bilin!

İçinde bulunduğumuz umman, ZİHİNDİR!

Farkında olun zihninizin!

Ön yargılı olmayın!

Meraklı olun!

Şüpheci olun!

Detaycı olun!

Ütopya sahibi olun!

Yaratıcı olmak çalışkanlıktan önemlidir.

Meşaleniz bilim olsun!

Bilim, bir ummandır. Sakın “Bu iş tamam”

demeyin!

İyi bir gözlemci olun ve ders çıkartın!

Birçok saha ile ilgilenin, çok yönlü olun!

Hayalci olun! (Okumak ve seyahat etmek

en iyi hayali kurmada yardımcıdır)

Kendinizi devamlı yenileyin ve esnek bir

zihne sahip olun!

Hobi sahibi olun!

Çok yönlü olun!

Çok soru sorun!

İlim önce, iman sonra gelir, unutmayın!

İnanmadan önce, anlamanın peşinde olun!

Konnektomunuzu oluşturmak için, tecrübelilerle

istişare edin!

Nöronu örnek alın!

Hayat, en iyi öğretmendir, unutmayın!

Eleştirileri dikkate alın!

Mutluluğu küçük şeylerde arayın!

Kanaatkâr olun!

Para ile alınabilecek şey için zaman harcamayın.

Para ile alınamayacak şeyler için

zaman harcayın!

Kafanıza takılan sorunun cevabını bulmadan

uyumayın!

Okumak ve çalışmak için zaman, kitap,

mekân ve imkân aramayın! İçinde bulunduğunuz

an, en müsait zaman ve elindeki kitap

en uygun kitaptır.

Planlı ve programlı olun!

Her işinizi kendiniz takip edin!

Ailenize zaman ayırın!

Hep iyimser düşünün. Kötü düşünmeyin!

Başarısızlıklardan yılmayın!

Fırsat kollamayın, fırsatı kendiniz yaratın!

Bir rakibiniz, hatta düşmanınız olsun!

Kendinizi kendinize rakip yapın!

Hep değişim içinde olun, metamorfozu yaşayın!

Zeki ve çalışmaktan ziyade, daha iyi ve daha

yaratıcı olun!

Lider olun!

Vagon değil, lokomotif olun!

Ölümsüz olun!

Bunların her biri, bir konferans ve hatta bir

kitap konusu olabilecek aforizmalardır. Başka

aforizmaya ne gerek…

Hicran, Hicran’lığını yapadursun! Güftesi

bana, bestesi Dr. Yılmaz Karakoyunlu’ya ve icrası

Melihat Gülses’e ait (https://www.youtube.

com/watch?v=FeRg3kfcIjI), Acemkürdi Makamı’ndaki

bir rubaimizi paylaşarak bitirelim.

DUR BİRAZ

Kaçma Canım, Gitme Aşkım, Bitme Sevgim

Dur Biraz!

Yandı Bağrım Hasretinden, Soldu Rengim,

Dur Biraz!

Vuslatınla Dindir Artık Gel de Sonsuz Hasreti,

Al Emanet Sende Kalsın, Aşkta Dengim

Dur Biraz!

38


Türk Yolu

O isim tek tuşla

insanları öldürecek

Haluk ÖZDİL

Yazar Haluk Özdil, Tesla’nın CEO’su Elon Musk’ın

piyasaya sunduğu projelerle ilgili olarak kritik bir uyarı

yaptı.

Yazar Haluk Özdil, “George Orwell’i günümüz gençleri

sosyalist sanıyorlar. Oysaki Orwell, bildiğiniz faşistti.

Orwell, Hayvan Çiftliği’ni sosyalizmi aşağılamak

için yazdı. Bugün insanlar Orwell’in kapitalizmi aşağılamak

için yazdığını sanıyor” ifadelerini kulllandı.

Gündem Dışı’nda Serhat Sarısözen’in stüdyo konuğu

araştırmacı yazar Haluk Özdil’di. ‘Örümceğin

Ayak İzi’, ‘Reis’in Altı Saati En Kritik Gece: 15 Temmuz’,

‘Kod 5’, ‘Seçilmişler’, ‘Şarkısını Söylüyordu Deniz’,

‘Kod Adı Pegasus’ gibi çok satan kitapların yazarı

Haluk Özdil, son kitabı ‘Dijital Tapınak’ı canlı

yayında anlattı.

“George Orwell’i günümüz gençleri sosyalist sanıyorlar.

Oysaki Orwell, bildiğiniz faşistti” diye konuşan

Özdil, “Hintlilerden de esmer tenli Asyalılardan

da hiç hoşlanmayan bir insandı. Hayvan Çiftliği de

1984 adlı eseri de İngiltere Propaganda Bakanlığı’ndan

büyük paralar karşılığında yazıldı. İngiltere ve

Amerika daha sonra bu kitapları dünyaya servis etti.

Orwell siparişi aldı ve zevkle yazdı. Sosyalizmi aşağılamak

için yazdı.

Bugün insanlar Orwell’in kapitalizmi aşağılamak için

yazdığını sanıyor. Hayır!” ifadelerini kullandı.

‘İnsan zekası, yapay zekanın yanında cüce kalacak’

Özdil, “Yapay zekaya bir algoritma yükleniyor ve bu

her seferinde kendisini değiştirmeye başlıyor. Bunu

nasıl kontrol edeceksiniz? O kadar çabuk kendini

geliştiriyor ki bir süre sonra insan zekası, yapay zekanın

yanında cüce kalacak. Bizi aşağılayacaklar.

Korkunç bir şey bu, durdurulması gerekiyor. Rothschild

Ailesi dünyayı ele geçirmek, Tek Dünya devleti

kurmak istiyor” şeklinde konuştu.

‘Boynuzsuz’ klip göremiyorum’

Özdil, “Pop yıldızlarının kliplerine baktığımda ‘boynuzsuz’

bir klip göremiyorum. (Şeytan) figürlerinin

hiçbirisi rastlantı değil. Salgın da biliniyordu. Bu kadar

insan niye ölmeye devam ediyor? Bunların hepsinin

bilinçli olarak yapıldığına inanıyorum. Evet, bu

ölümler de bilinçlidir!” dedi.

‘Sizi hackleyebilecek, tek tuşla öldürebilecek’

“Elon Musk’ın yaptığı hareket planlı programlı ve

hepsi propaganda amacı taşıyor” diyen Özdil, şunların

söyledi:

“Çocuğuna, uzaylı bir oyuncağın ismini verdi. Musk,

‘neuralink’le beynimize kabloları soktuğunu itiraf etti.

Artık okula da ihtiyaç duymayacaksınız, birçok dili 7

dakikada öğreneceksiniz diyor.”

Programın sunucusu Serhat Sarısözen’in, ‘Bu kötü

şey mi?’ sorusu üzerine Özdil, “Sizi hackleyebilecek,

tek tuşla sizi öldürebilecek. İstedikleri bizim bilgi sahibi

olmamız değil, bizi nefes alamaz hale getirmek.

Düşüncemizi okuyacaklar!” ifadelerini kullandı.

KIZIL ELMA MARŞININ SÖZLERİ

Canlar canının yolunda ancak/

Kızıl elma hedefine ulaşılacak/

Vadedilmiş olan ilahi nur Hak/

Ebedi mutlak hakim olacak

Kızıl elmanın fethiyle ancak/

Yeryüzü sükun huzur bulacak/

Geliyoruz ey şanlı al bayrak/

Vatan aşkıyla her köşe bucak

Arşa yükselsin tekbir sesleri/

Allah-u Ekber arş ileri/

Türk'ün askeri candır siperi/

Kahraman yurdumun onur izzeti

Arşa yükselsin tekbir sesleri/

Allah Allah diyerek dönmeyiz geri /

Vur ki inlesin zalimin sesi /

Yedi cihan duysun hür sesimizi

Şanlı Türkiyem al bayrağına/

Bağlıyız gönülden canım vatana/

Başlar koyar yoluna tüm cihanda/

Şu çılgın Türkler hilal uğruna

39


Türklerin Birleştiği Yol

Kanal İstanbul’a

evet diyen bir

Atatürkçüyüm

Hulki CEVİZOĞLU

Bir televizyon kanalında canlı yayına katılan Hulki Cevizoğlu,

“Ben Kanal İstanbul’a evet diyen bir Atatürkçüyüm.”

ifadelerini kullanarak Kanal İstanbul’un neden

yapılması gerektiği ile ilgili bilgiler verdi.

CNN Türk’te Akıl Çemberi programına katılan Dr. Hulki

Cevizoğlu, İstanbul’a yapılması planlanan Kanal İstanbul’un

önemini “Ben Kanal İstanbul’a evet diyen bir

Atatürkçüyüm” sözleri ile anlattı.

Kızanlar olacaktır sözleri ile açıklamasına başlayan Cevizoğlu,

“Atatürkçü geçinen partiler de Kanal İstanbul

üzerinden sahte söylemlerle rant peşinde koşmayacaktır”

dedi.

Cevizoğlu, “Arkalarına Atatürk’ü alarak siyaset yapan

muhalefetin artık ortadan kalkması gerekir” ifadelerini

kullandı.

Kanal İstanbul’a neden hayır dediğimizi sakin bir şekilde

tartışabilirsek, ne kadar saçma argümanlar öne sürüldüğünü

fark edeceğiz diyen Cevizoğlu, “Neymiş Montrö’ye

engelmiş, engel mengel değil, dünyadaki kanalları izleyelim

sevgili Atatürkçüler, Süveyş Kanalı’na bakalım, bu

kanal Osmanlılar tarafından yapılmış Mısır idare ediyor.

Mısır bu kanala hükmediyor, dünyanın parasını kazanıyor.

Türkiye tek kuruş para almıyor. Bu ayıp ve skandaldır.

Savaş gemileri, tankerler, yabancı gemiler geçecek,

biz para almayacağız. Eğer bu boğazlar bize aitse,

neden parasız yapıyoruz.” İfadelerini kullandı.

Keltler,

Galatlar

Bir süre önce Türk – German bağlantısına

değindim. Eski yunanın Keltoi ve

Galatai dediği, onurlu, erdemli, cesur

anlamını verdiği, bugünde Kelt ve Galat

denilen Avrupa’nın en eski halkları üzerine

bir kaç sözüm var. Avrupa kaynakları

bunların madencilik, altın, gümüş, demir,

bakır işçiliği, çanak-çömlek imali, dokumacılık,

ziraat, şarapçılık ve de ticarette

yetenekli olduklarını, yazıları olmadığını

yazılı bir şey bırakmadıklarını yazarlar.

Ticaret varsa, mutlaka yazı da vardır. Ben

sadece dil verilerinden yola çıkarak, bu

halkların Ön Türkler den sayılabileceğini

düşünüyorum.

Keltler hakkında bir kitap yazan F. Lequenne,

Alp sözünün keltçe olduğunu, yüce

dağ anlamına geldiğini söyler. Bugün Alpen

denilen dağ adının eski şekli Alpo olabilir.

Buda Altay sözümüzün eski bir söylenişidir.

Bizim Kert sözümüz. Avrupa’da

Kerp olur. Yani TP denkliği vardır.

Arthur =Artur adının keltlerden hatıra

olduğu söylenir. Avrupalılar anlamını bilmeden

bunu isim veya soyadı olarak bolca

kullanırlar. Sözün her iki hecesi de Türk-

40

çedir. Anlamı : “dürüst, namuslu, temiz

ol, soylu davran” demektir. Atalarımız,

emir, tavsiye ve vasiyet olarak, ikinci ve

üçüncü şahıs emir kipi ile biten kelimeleri

çocuklarına isim verirler. Bu binlerce

yıllık gelenektir, hala da kullanırız. Erkal,

Erdal, Ünal, Önal, Korkut (Oğuz destanlarının

Bilge kişisi) gibi.

Peki Artur’un Türkçede yansıması var

mı? Elbette! Ancak Türkçe Temiz Soylu

kavramı yerine, yani Ar yerine Er i kullanır.

Türkler eskiden İstek, Tavsiye ve Vasiyette

basit emir kalıbını gıl/gil eki ile pekiştirirdi,

Bu ek kılmak Eylem adından

türemiş olmalıdır.

Yani Tur yerine Turgıl denir, Buna göre

söz Erturgıl olur. Bu, söylenişi zor bir sözdür.

Söz içinde seslerin yer değiştirmesi

devreye girer

Erturgıl “Ertugrıl” “Ertugrul” Ertuğrul

olur. Bu bize eski Türkçeden hatıradır.

Erkek adı olarak kullanırız. Anlamı

da: yiğit soylu davran, adam gibi adam

ol. Bundan daha güzel vasiyet ve adlandırma

olur mu?

Bugün batı dillerinde sıkça kullanılan,

Keltçeden hatıra olduğu sanılan Alberto,

Ronaldo, Roberto, Esmeralda gibi isimler

Aldı- Verdi < Berti sözleriyle üretilmiş

gibi duruyorlar.

Kök dilin O sesi zaman içinde O > U

> I olabilir. Ron sözü, Almancada Ruhm

olur, yani O > U ve N > M kayması vardır.

ÜN anlamındadır. Altun sözü Altın,

yani U > I kayması olur. Keltçenin Aldo,

Berto, Ron sözleri, Türkçede aldı, verdi,

ün olur. Elaldı, Eraldı, Önaldı, Ün Aldı,

Ün Verdi, Tanrıverdi, gibi isimlerle bu geleneği

şimdide sürdürüyoruz. Kelt ve Galat

sözlerinin aslı Kelet ve Kalat’dır. Eski

çoğul ekleri et/at kalkarsa geriye temiz

türkçe Kel, Kal sözleri kalır. Gelenler ve

de Kalanlar gibi zıtlığı ifade ederler. Tıpkı

YORUK ve TURUK zıtlığı gibi. Bunlar zamanla

Yörük ve Türük > Türk olur. Roma

öncesinde Fransa’nın eski halkına Kal >

Gal, ülkeye de Galya denirdi.

Sanırım bu veriler bile onları Türksoylu

saymaya yeterlidir.

Osman Sertkaya


Türk Yolu

Metropolitan Müzesi’nde Yer

Alan Türk Eserleri Listesi

6- 500-700 yıllarından, Bizans döneminden

kalma değerli taşlarla süslü bilezikler

Metropolitan Museum of Art, adı The Met , New

York’un en büyük ve en kapsamlı sanat müzesi.

Aynı zamanda dünyanın en önde gelen müzelerinden

de biri. Dolayısıyla müze ilk olarak

1870’te kurulup ve iki yıl sonra kapılarını açtı.

İlk olarak Central Park’taki mevcut konumunda

bulunan bina kompleksi 1880’de hizmete girdi..

The Met Fifth Avenue Olarak Adlandırıldı.

Fifth Avenue’ye bakan ana bina ilk olarak

1902’de kapısını açtı. Ve 2016 itibariyle “The

Met Fifth Avenue” ismi de kullanılıyor. McKim

, Mead ve White daha sonra bazı eklemeler

tasarladı. 1924’te eklenen Amerikan bölümü,

Wall Street’teki yıkılan ABD Şubesi Bankasından

kurtarılan 1823 mermer cepheyi içeriyordu..

Özellikle 20. yüzyıl eklemelerinin geri

kalanını, Kevin Roche John Dinkeloo and Associates

mimarlık firması tamamladı.

Anadolu’dan Kaçırılan Eserler Hangileri

Metropolitan Sanat Müzesi’nde özellikle Anadolu

topraklarından getirilen çok sayıda eser

var. Öncelikle bu eserler Yunan ve Roma Sanatı,

Antik Yakın Doğu ve İslam Sanatı kısmında

yer alıyor. Son olarak Anadolu’dan getirilenler

arasında bazı Sardes dönemi eserlerinin

yanında, Lidya ve Bergama antik dönemi, Antakya’daki

ilk Hristiyanlık dönemi, Hitit dönemi

ve Osmanlı İmparatorluğu’na ait eserler var.

2- 16. yüzyılın ilk yarısından kalma vazo, İznik

3- 19. yüzyıl Osmanlı döneminden kalma, altın,

zümrüt, inci ve elmaslarla süslenmiş kılıç

4- Bizans döneminden Leontios’un yüzüğü

(990-1030), üzerinde “Tanrım, Leontios’a (Patrikios

ve Tanrı tarafından korunan Opsikion’un

lideri) yardım et.” yazıyor.

7- Özellikle 11. yüzyılın sonları, 12. yüzyılın

başlarından kalma o dönem el yazmalarını

okurken okuyucunun okumasına yardımcı olan

işaretçinin ucu

8- Özellikle üzerine savaşçı ve dansçıların kazındığı

11. yüzyıldan (Bizans) kalma mücevher

kutusu

1- 6. yüzyılın ortalarından, Osmanlı döneminden

kalma Kuran’dan ibareler ile süslenmiş

çelik miğfer

5- Madeni paralarla kaplı, altın ve bakır/gümüş

karışımı siyah kükürt alaşımından yapılma göğüs

kemeri, Bizans (539-550)

9- M.Ö 2500’lü yıllardan kalma, yaprak şekilli

saç süsü, Mezopotamya

41


Türklerin Birleştiği Yol

Baharın gelişi her

kültürde önemli

Erhan ALTUNAY

Baharın gelişi her kültürde önemli

bir yer tutmuş, Kuzey Yarımküre

kültürlerinde coğrafyaya bağlı olarak

çeşitli tarihlerde kutlanmıştır. Her

kültürde farklı isimler alan bahar

kutlamaları sonuçta, insanlığın

ilk döneminde kışın soğuğundan,

karanlığından ve yiyecek sıkıntısından

kurtulmasının da kutlanmasıdır aynı

zamanda.

Aynı şekilde de havaların ısınması,

günlerin uzaması, Doğa’nın yeşil bir

örtü ile örtünmesi, çiçeklerin açması

bizi de, şehirde betonlar arasında

yaşayanları da etkilemektedir.

Artık İstanbul’da çok kısa süren

bahar, yine de erguvanlarıyla, git

gide azalan yeşillikleri ve ağaçlarıyla,

hatta daha ılık esen lodosuyla bir

başka güzeldir.

Eski tarım takvimine baktığımızda

ise, baharın asıl müjdecisi, insanlık

tarihi kadar eski olan ve 21 Mart’ta

kutlanan ve gündüz ile gecenin eşit

sürede olduğu ilkbahar ekinoksudur.

Ekinoks ile beraber, artık bahar

gelmiş, yeni bir dönem başlamış ve

toprak çiçeklerle bitkilerle süslenmiş,

hayvanlar Doğa’daki yerlerini

almıştır. Doğa’nın canlanması

yaşamın ölüme karşı bir kez daha

zaferidir. Bu nedenle bu önemli gün

birçok kültürde yeni bir yılın da

başlangıcı olmuştur.

Bu önemli günü biz Türk kültüründe

‘Nevruz’ olarak kutlarız. Nevruz

sözcüğünün ilginç bir etimolojisi

vardır. Sözcüğü ilk incelediğimizde

köken Farsçaya gider ve yeni

anlamındaki “nev” sözcüğü ile gün

anlamındaki “ruz” sözcüğünün

birleşmesini görürüz. Sözcük her ne

kadar “yeni gün” anlamına gelse

de daha eskilere, Pers dilinin kadim

zamanlarına gidersek roz sözcüğünün,

gün ışığı ve daha da eskisinde ışık

sözcüğü ile olan ilişkisini görürüz.

Belki de Nevruz kadim zamanlarda

her bahar yeniden canlanan ışığı

anlatmaktaydı. Dünya yepyeni bir

ışıkla aydınlanıyor, yaz geliyordu…

Zaten İran kültürünün ilk

dönemlerinde beri bu kutlamaları

görürüz.

Kuzey Yarımküre kültürüne ait

her kültürde gördüğümüz gibi

Türkler de baharın gelişini coşkuyla

kutlamışlardır. Her ne kadar bu

bahar bayramı günümüze Nevruz

adı ile gelmiş olsa da bazı Türk

topluluklarının ekinoks zamanı

kutlanan adı unutulmuş kadim bir

bahar bayramı da olduğu bir gerçektir.

Zaten Bayram sözcüğü bile Divan-ı

Lugat’it Türk’te “Bedhrem, halk

arasında gülme ve sevinme, bir yerin

ışıklarla ve çiçeklerle bezenmesi ve

orada sevinç içinde eğlenilmesidir”

diye tanımlanmaktadır. Bahar da

Doğa’nın çiçeklerle bezenmesidir,

bu da bayram ile bahar arasındaki

bağlantıyı göstermektedir.

Türk kültürü ya da Türkler

dediğimizde aslında çok geniş bir

coğrafyadan ve farklı topluluklardan

söz etmekteyiz. Aynı şekilde Nevruz

kutlayan Türk toplulukları arasında

farklı Nevruz kutlamaları da vardır.

Genel olarak Nevruz kutlamalarının

en büyük teması renklerdir. Renkli

süslemeler, renkli kıyafetler

aslında baharın gelişi ve etrafın

çiçeklenmesinin de bir yansımasıdır.

Aynı şekilde insanların büyük bir

ateş etrafında toplanması ve ateşten

atlaması da günlerin aydınlanması,

güneş günlerinin gelmesi anlamını

taşımaktadır.

Azerbaycan’da gördüğüm çok güzel

bir Nevruz âdetini de anlatmadan

geçmeyeyim.,

Aslında Nevruz hazırlığı

Azerbaycan’da birçok evde Nevruz

gelmeden bir ay önce başlıyor.

Öncelikle tohumluk buğdaylar özenle

seçiliyor ve birkaç gün su içerisinde

bekletiliyor.

Daha sonra bunlar şişince, bir

tabağa konuluyor ve üzerine bez

seriliyor ve zaman zaman sulayarak

yeşillenmesi bekleniyor. Bu tohumlar

yeşerip Nevruz vakti iyice çimlenince

de sofraya süs olarak geliyor. Tören

tabii bu kadarla da bitmiyor. Kalan

buğdaylardan bir tatlı yapılarak o da

boşa gitmiyor, sofralarda yerini alıyor.

Semeni adı verilen bu ritüel adeti

aynı zamanda çok eski çağların bolluk

bereket ritüelleri ile alakalı olduğu

gibi toprağın yeşermesini de temsil

etmekte ve bunu evlere taşımaktadır.

Bunu okurken bir de meşhur “Semeni”

türküsünü açarsanız tam o havayı

yaşarsınız.

Birçok yerde görülen bu çok önemli

bayram pagan Kelt kavimlerinde

Ostara olarak kutlanırken Hıristiyanlık

da Paskalya (Easter) adını almıştır.

Konumuza Divan’ı Lugat’it Türk

ile son verelim::

“Türlüg çeçek yarıldı,

Barçın Yadhım kerildi

Uçmak yeri körüldi,

Tumlug yana kelgüsüz “

(Baharda türlü çiçekler açıldı / Sanki

ipek kumaştan döşek serildi / Cennetin

yeri görüldü / Zaman ılıdı, soğuk hiç

gelmeyecektir)

42


Türk Yolu

Kanal İstanbul

itirazı!.

Ergün DİLER

TÜRKİYE bir satranç tahtasının üzerindeki en değerli taşlardan biri...

Pekçok kişi olaylara ait olduğu kamptan

baktığı için ister istemez DOĞRULARA uzak

düşüyor. İşin içine bir de ideolojik değerlendirmeler

girince çıkmaz sokak kaçınılmaz

oluyor... Dün de altını çizdim!

ABD-TÜRKİYE-İNGİLTERE gibi ülkelerin

içinde çift frekans var. Ancak gelin bugün

öne çıkandan, oyun kurandan gidelim...

Yoksa olup bitenden bir şey anlama şansımız

fazla olmayacak. Bir süre önce açıklandı.

Hatırlayalım...

Çin, 2020’de ABD’yi geçerek Avrupa Birliği’nin

(AB) en büyük ticaret ortağı haline

geldi. Çin ile Avrupa Birliği arasındaki ithalat

ve ihracatın toplam değeri geçen yıl

709 milyar dolara ulaştı. AB ile ABD arasındaki

ticaret ise 671 milyar dolarda kaldı.

2020’nin ilk çeyreğinde Coronavirüs salgını

nedeniyle Çin ekonomisi daralma yaşasa da

daha sonra toparlandı. Bunda Avrupa’dan

talep artışı etkili oldu. Yani Avrupa ile Çin

giderek birbirlerine yakınlaşmaktalar.

Çin AVRUPA ile ticaretinde 219 milyar

dolar ARTI pozisyonda! Bu geçtiğimiz yılki

rakamlar. IMF bu yıl için ise Çin’in büyüme

tahminini yüzde 8.4 olarak belirledi!

Avrupa’nın ABD ve İNGİLTERE’yi ikinci

vagona atıp Çin ile yürümek istemesi KÜ-

RESEL DENGELER için de bilek güreşini

kaçınılmaz kılıyordu. BULUT sistemi ve Sİ-

LAH sanayinde ÇİN ile yakınlaşmayı tercih

eden FRANSIZ DEVİ DASSAULT Aİ-

LESİ hedef oluyordu.

Olivier Dassault’un helikopteri de bilinmeyen

bir nedenle düşüyordu! Aynı şekilde

5G üzerinden DOĞU AVRUPA’da ÇİN ile

yürümek isteyen ÇEKYA’nın en zengin ismi

PETR KELLNER de ALASKA’da helikopter

kazasında can veriyordu. ABD-ÇİN Zirvesi’nin

yapıldığı yere yakın bir bölgede!

Buraya sığmayacak kadar örnek verebiliriz.

İşte bu dengeler üzerinde TÜRKİYE

paha biçilmez bir konumdaydı...

Çin ile mi, Avrupa ile mi, ABD ile mi yürüyecekti?

Son tahlilde İPEK YOLU’nun son

durağı AVRUPA’ydı. Ancak GEÇİŞ Türkiye

üzerindendi!

Türkiye-Avrupa, Türkiye- Çin yakınlaşması

en çok ABD’yi ürkütürdü. Gerçek anlamda

ABD’nin tek rakibi olan ÇİN’di. AVRUPA

BİRLİĞİ zaten ABD ile mücadele edebilsin

diye BİRLİK haline gelmişti. Ancak İKİNCİ

BÜYÜK SAVAŞ’tan sonra Washington yanına

KAVGA ETTİĞİ görüntüsü verdiği SOVYET-

LER’i almış ve dengeyi kurmuştu. Manşetlerde

her an NÜKLEER silahlar ateşlenecek

korkusu vardı.

Bu KORKU herkesi rolüne razı eden bir

modeldi! ABD’nin şimdi RUSYA ile gizli

ortaklığı KAVGA görüntüsüyle devam etmekte...

Dün de belirttiğim gibi RUSYA gerçek

anlamda bir DARBE alana kadar bu

fikrim değişmeyecek.

Ancak böyle bir şey olmayacak! RUSYA,

Çin ile AVRUPA arasında BİR BÖLEN.

Durum böyle olunca geriye en önemli

hamle olarak TÜRKİYE kalmakta...

Bu nedenle Avrupa Birliği iki önemli ismini

önceki gün Türkiye’ye yolladı. AB Komisyonu

Başkanı Ursula von der Leyen ve

Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel’i...

Açık açık yazılmasa da Avrupa şunu istiyor...

Doğu Akdeniz’e girmeyin, uzak durun.

Kıbrıs’ta istenilen tavizi verin, askeri çekin.

Yunanistan’a teslim olun...

Türkiye’nin öneminden dolayı KÜRESEL

ODAKLAR kendi formatlarını burada hayata

geçirmek istiyor. İçerideki tansiyonun

nedeni bu... Çin, AVRUPA’yı yanına alarak

yeni sistemi kuracağını düşünüyor ve

bu nedenle Türkiye’yi yanında görmek arzusunda.

Avrupa da “ANKARA’YI SINIR-

LAYIP” bu role sıcak bakmakta. ABD ise

Rusya-Türkiye ile iki büyük rakibi yani Çin

ve Avrupa’yı kontrol edebileceğini biliyor!

Montrö ya da KANAL İstanbul da bu

işin ana gövdesi. Kanalla ilgili asıl itiraz

AVRUPA’dan gelmekte. Söylenmeyen bu!

Çünkü Türkiye kanalı bitirdiği zaman kasasında

350 milyar dolar bulacak. Bu rakam

da AVRUPA BANKALARININ RAPORLA-

RINDA VAR.

Bunu gören AVRUPA BİRLİĞİ PROJEYİ

ENGELLEMEK için elinden geleni yapacak.

NET! Oyunun içinde rol alan Türkiye’nin

yerine oyun kuran Türkiye’nin gelecek olması

rahatsızlığın asıl nedeni... Genel olarak

değerlendirmeler MONTRÖ ve ABD’nin

KARADENİZ sevdası üzerinden yapılıyor.

Elbette ABD KARADENİZ’e çıkmak istiyor.

Sır da değil bu! Ancak ben RUSYA’ya

karşı bunu yapmak istediğini düşünmüyorum.

Öyle olsa Putin’in en zayıf anında EKONO-

MİK olarak akıl dışı yardım yapmaz, petrol

fiyatlarını zıplatmazdı...

Moskova’nın etrafındaki ülkelerde NATO

seslerinin yükselmesi RUSYA’yı öteki yapmak

içindi! AVRUPA’yı bölmek ve DO-

ĞU’ya açılan kapısını tutmak için yani!

Navalny gibi olayları kaşıyıp KÜÇÜK YA-

LANLARI BÜYÜK GÖSTEREN böylece Rusya’nın

içeride TEK PARÇA olması için de

görev alan ABD’ydi...

Çin’in yürüyüşünün kesilmesi gereken

noktalardan biri daha doğrusu en önemlisi

AVRASYA...

Herkes burada zaten... Türkiye’nin alacağı

tavır küresel maçın sonucunu belirleyecek...

Bu nedenle Türkiye ile Rusya’nın arasını

açmak için operasyon gelecektir. NET!

Avrupa merkezli finansal atağın olma ihtimali

çok güçlüdür. NET!

Tutacak mı? Sanmıyorum. Ama bunlar

olacaktır... İyi izleyin....

43


Türklerin Birleştiği Yol

Akdeniz’de Neler

Oluyor?

Mehmet Ali BULUT

Şu günlerde siyasi ve sosyal hadiselerle ilgim biraz zayıf olduğundan

bazı arkadaşlar mail ve mesajlarla dikkatimi çektiler.

“Hocam Akdeniz’de bir şeyler oluyor, bu olup biteni sen nasıl yorumluyorsun?”

diye.

“Ben Allah derim” dedim, “Çünkü O mülkü dilediğine verir ve dilediğinden

alır”. Tabi bir hikmet çerçevesinde!

Nitekim bundan yüz sene önce her şeyimizi kaybettiğimizde kim bize

yardım edebildi ki? O gün mukadderat mülkü bizden alanlardan yana

idi. O çağda tedip edilmesi gereken bizlerdik. Çünkü ‘toplum ekseriyetinde’

İslam gibi bir dine hıyanet derecesinde bir lakaytlık hâkim olmuştu.

Şimdi ise devran değişti ve rüzgâr bu sefer bizden yana esiyor.

Tabii ki işler öyle ha deyince olmaz. Peygamberimiz (s.a.v.) vahiy

ile hareket ettiği halde ancak 23 yıl içinde davasını tahakkuk ettirdi ve

düşmanlarını alt etti.

Bedir Savaşı’nda, Müslümanlar 300 kişi, müşrik ordusu ise 1000’in

üzerinde idi. Üçe birden bile fazla.

Mekkeliler, savaşa hazırlanırken, yabancı bir adam gelip Meclis’e

dâhil olmuş ve son derece parlak sayılacak fikirler ve önerilerde bulunmuştu.

Onun İblis onduğunu tabii bilmiyorlardı. (Bize de bu hakikati

Hz. Peygamber haber verdi.) Onları Müslümanlara karşı teşvik

ediyor, “Bugün sizin gününüzdür, bir avuç insanlar zaten, onları yok

edersiniz ve kurtulursunuz.” gibi güvendirici sözler söylüyordu. Müşriklerle

birlikte Bedir’e kadar gelmişti, Müslümanların nasıl yok edileceğini

görmek için…

Daha önce de ve hep yanıldığı gibi bir kere daha yanılmıştı. Çünkü

Allah bin melek ile Resulüne imdat etmişti.

İblis muharebe yerine gelip de Müslümanların safında bin kişilik melek

ordusunun hazır beklediğini görünce müşrikleri terk etti ve amiyane

tabirle “oradan tüydü”. Ardından savaş meydanına sürüklediklerine

de “Siz bugün mağluplardan olacaksınız!” dedi.

Aslında müşrik ordusu, çok kalabalıktı ve teknik imkân bakımından

Müslümanlarla kıyaslanmayacak kadar kahir bir üstünlüğe sahipti.

Zahire bakanlar açısından o gün Müslümanların hiçbir şansı yoktu!

Kur’an-ı Azimüşşan’da Cenab-ı Hak, böyle şartlar için müminleri

şöyle uyarır:

“Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız

bırakırsa, ondan sonra size kim yardım edebilir? Müminler, ancak Allah’a

tevekkül etsinler, ona güvensinler!” (Al-i İmran, 160).

Evet öyledir. İşte bundan bir asır önce mağlubiyet bizden yana, galibiyet

onlardan yana idi. O çağda kim bize yardım edebildi ki! Dostlarımız

bile (Araplar, Arnavutlar, Ermeniler…) aleyhimize hareket etti,

ittifak ettiler

Ama bugün mukadderat değişti. Bediuzzaman’ın Rüyada Bir Hitabe’de

söz ettiği o ‘Cennet-âsâ istikbal’, bugün istikbal olmaktan çıkıp

‘vaki’ olma yoluna girdi. O günkü mağlubiyetimizle, onlara müşevveş

ve kirli bir mazi, bize parlak bir gelecek düşmüştü. İşte o geleceğin şafağı,

Ayasofya’nın ibadete açılmasıyla söktü, elhamdülillah.

Yüreğinde iman taşıyanlar hiç merak etmesinler. Rablerine güvensinler.

Bedir’de, Huneyn’de, Hendek gününde, Malazgirt’te, Çanakkale’de

İstiklal Harbi’nde, hatta Kıbrıs Harekatı’nda, Allah hayra hizmet

eden bu milleti desteksiz bırakmadı. Bugün de o desteğin devam

ettiğini gördük. Yoksa hangi azim, şu kadar dünya devlerini karşısına

alıp Ayasofya’yı açabilirdi ki… Emin olun ve inanın ki Ayasofya’nın

açılması bu millete en ez iki ordu gücü katmıştır.

44

Kalbinde maraz olanlar ve Ehli Kitab kâfirlerinin içimizdeki ‘zandaş’ları

korkabilirler. Çok uzak olmayan bir zamanda Allah onların

kalpleri arasında var ettiği husumeti devreye sokacak ve bize karşı ittifak

edenlerin birbirilerine düştüğünü göreceksiniz.

***

Bana gelen maillerin hatırı için şu meseleye detaylıca baktım.

Görülüyor ki Türkiye’nin, Akdeniz’de göz göre göre gasp edilmek

istenen haklarını yedirmemek için harekete geçmesi, bütün İslam ve

Türk karşıtlarını iş birliğine sevk etmiş. Zararı yok. Zaten onlar kitleler

halinde birlik olmadan, Müslüman Türk ile baş edemezler. Edemeyecekler

de!.. Çünkü Allah’ın lütfu yine bizimle!

Bu hadise bana İslam tarihindeki Fizar Savaşı’nı hatırlattı. O gün,

Batı’nın Amerika’sı Bizans ile Doğu’nun Rusya’sı Persler birbiriyle savaş

halinde idiler. Hatta aralarındaki büyük bir savaşın üzerinden beş

sene bile geçmemişti ki, Halid bin Velid, İslam ordusuyla İran sınırlarında

görününce, Perslerle Bizans ittifak ettiler, Halid’i durdurmak

için. Durdurabildiler mi?

Hayır!

İki yıl sonra İran, birkaç yıl sonra da Bizans, Müslümanların bileğini

öpmek zorunda kaldılar.

Merak etmeyin, bu hadiseler, bir bir buçuk asır önce kaybettiklerimizi

toptan alacağımız dönemin kapısını aralayacak.

Şimdi görülüyor ki tüm dünya aleyhimizde ittifak etmiş ve hâlâ da yeni

ittifaklar kuruyorlar. Bu ittifakların hain ve dessas örgütleyicisi, artık

damarlarının kesileceği vaktin geldiğini çok iyi bilen İsrail’dir. Siz Suudi

Arabistan’ı, Birleşik Arap Emirlikleri’ni, Mısır’ı adamdan saymayın.

Bu ülkelerin elebaşları zaten onların adamlarıydı. Her zamanki gibi

uşaklıklarının gereğini yapacaklar. Aldırmayın ve korkuya kapılmayın.

Bakınız Kur’an böyle durumlar için mümini nasıl tanıtıyor:

“Onlar öyle kimselerdir ki, halk kendilerine, ‘İnsanlar size karşı ordu

toplamışlar, onlardan korkun!’ dediklerinde, bu söz onların imanını artırır

ve ‘Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!’ derler (dediler).”

Ben bu ayetin matematik değerine dikkat ettim. “İnne’n-nase…den

fe-zadehum imanen” kelimesine kadar –ki ayetin o kısmı bizi ilgilendiriyor-

miladi 2024 yapıyor.

Bize korkmayın diyen bu ayet ve yukarıda zikrettiğim ayetin ikisi de

Âl-i İmran’da geçiyor. Ali İmran doğrudan Yahudi ve Hıristiyan iş birliğine

bakıyor. Şimdi içimizdeki “dâllin”ler ve “mağdubun aleyhim”

olanlar da onların safında yer almışlar.

Ne güzel! Bu bize vaad edilenin işaretinden başka ne olabilir? 2024

yılının sonuna kadar belki adaların büyük bir kısmı ve Suriye ve Lübnan

dahi bizimle ittifak emiş olacaklar inşallah.

İnanın ve Allah’a tevekkül edin yeter! Çünkü galip getiren ve mağlup

eden odur. Eğer öyle olmasaydı, iki dev gibi azametli Pers ve Bizans’a

rağmen Allah’ın Resulü nasıl muvaffak olacak ve bu iki devlet,

Müslümanların kılıçlarıyla nasıl yerle bir olacaktı?

Yoksa kim onları, İranlıların “çöl faresi” dedikleri ‘baldırı çıplak’

Arapların; yani o günkü Müslümanların silahlarına boyun eğmeye razı

edebilirdi?

O gün elçisine ve onun yolunda gidenlere, o büyük ittifaklara rağmen

galibiyet veren Allah bugün de bu şer ittifaklarına karşı galibiyet

vermeye muktedirdir!


Türk Yolu

Dış Basında “Çini unutun, bir sonraki

süper güç Türkiye olacak” diye yazdı.

BU YAZILARI TÜRKİYE’DE BULAMAZSINIZ

ABD’nin SALON gazetesinde: Manşetten:

“Çini unutun, bir sonraki super güç Türkiye olacak” Türkiye’nin geçmiş

birliktelikleri, dini referansları var, Balkanlar, Kafkaslar hatta Afrika’ya

kadar Türk hinterlandı çok. Ayrıca Afrika’da çalışmaları da insancıl,

sömürücü değil.”

Fransız gazetesinden dikkat çeken Erdoğan yazısı:

“Dünyaya meydan okuyor”

Fransız Gazete Le Monde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Dağlık Karabağ

konusunda dünyanın büyük ülkelerine meydan okuduğunu,

Moskova ve Washington’dan korkmadığını yazdı. “Türkiye Cumhurbaşkanı

Recep Tayyip Erdoğan, dünyanın büyüklerine meydan okuyor.”

denildi.

CFR - Yayın organından: 30.10.2020 tarihli sayıda:

Manşetten “Türkiye ABD ve AB’ye karşı meydan okuyan bir güç

haline geldi.”

Fransa’da - Le Populaire gazetesi 6.02.2021

Dünyayı iyi tanıyan bir bilge bir kişi olan Glets KEPEL ile reportajında:

İstanbul’da “Ayasofya camisi” nin açılışı ile ilgili şunları söylüyor:

“Bu çok özel bir gündü “Ayasofya”nın yeniden camiye çevrilmesi

olayı bu Batı Medeniyetine ilk meydan okuma olarak görüyorum. Ayrıca

bu günün 24 temmuza denk gelmeside önemlidir. Bu tarih Lozan

antlaşmasının yıl dönümüydü. Erdoğan artık küresel islamın Lideri

haline geldi ve Türkiye’de geleneksel sunni lideri haline geldi.” dedi.

Finansial Times gazetesi ise Afrika’ya dikkat çekiyor.

Türkiye Afrika’yı işgal etmek üzere Türkiye’nin Afrika’da ki sosyal

ve stratejik çalışmalarının Afrika hakimiyeti için yapıldığını vurguluyor.

Türk devleti 2009 yılından bu yana Büyükelçilikler sayısını 12’den

42’ye çıkartını yazıyor. Ayrıca Afrika ile ticaret hacmini 50 milyon doların

üzerine çıkaracağı adımların atıldığını bu Batı için büyük bir alarm diyor

Bir de Türkiye’nin Balkanlar’daki faaliyetlerini de çok büyük dikat

çekiyor ve şöyle yazıyor: “Balkanlar Türkiye’nin super güç olması için

Büyük bir stratejik bölge.”

Türk istihbaratı Balkanlar ve Avrupa’da çok ciddi bir klik yapılanma

içerisindedir. Amaçları Avrupa’daki Türkler arasında ortak bir İslam

bilinci oluşturmak ve yeniden büyük Türkiye’yi inşaa etmek. Yani bizi

AB’nin içinde vuracaklar. diyor. Aynı gazete Türkiye’nin Kafkaslarda

faaliyetlerine de dikat çekiyor. Türkiye bir yandan Afrika ve Balkanlara

açıldığını söylerken bir yandan da Türk Birliğini kurduğunu söylüyıor.

Geçtiğimiz günlerde bir Türk Konseyini sanal ortamda toplandıklarını

bu AB’yi çok ürküttüğünü yazıyor. devamında.

Aynı zamanda bir Türk Birliği de geliyor dolayısı ile bir SUPER GÜÇ

olmanın ön koşullarından birisidir diye yazıyor.

Evet dönüp dolaşıp İHA ve SİHA’lara geliyor.

Türkiye dünyayı vuracak SİHALAR üretmeye çalışıyor. ve bu gün

bizlere gösterilenlerin çok daha fazlası olduğunu fakat bunları bizden

gizlediklerini ve bize gösterilenler değil bizlerden asıl silahlar gizliyorlar.

Bize söylediklerinden çok daha iyilerini yaptıklarını biliyoruz.

Bunlar şimdilik deneme aşamasında küçük küçük deniyorlar diyor.

İlk büyük denemelerini Karabağ’da yaptıklarını söylüyor.

Ayrıca Türkiye Azerbaycanın yanında yer alarak kadim hristiyan ülkesine

saldırdı diyor. Ermenistan için kadim hristiyan ülkesi diye yazıyor.

ve ekliyor. Bu olay tüm Hristiyanlığa meydan okumuş ve üstünlük

elde ettiler. diyor. Yani Karabağ topraklarını geri almaları “Hristiyanlığa

meydan okumuştur demek istiyor.

Devamında; Doğu Romadan sonra Türkiye çok ciddi biçimde hatta

İstanbul fethinden sonra çok çok ciddi bir adım atmıştır.

Suriye, Libya ve Akdeniz’de Türkiyenin meydan okumasının sebebi

gizli İHA ve SİHA silahlarıdır diyor. Bu güne kadar Türkiye’ye karşı

bir saldırı yapılması düşünüldü fakat bunların İHA ve SİHA TEKNO-

LOJİLERİNDEN DOLAYI ERTELENDİ diyor.

Evet bunları Finansial Times gazetesi yazıyor.

Fransız; Revue des Deux Mondes şunları yazıyor:1.02.2021

Türkiye’nin yeni super güç olma projesini hedef almış Fransız filosof

Maykıl .... ile bir reportajında şunları söylüyor.

Maykıl Türkiye Azerbayca’nın yanında yer alarak HRİSTİYAN KA-

DİM Bölgesine saldırmıştır. Bu bir medeniyetler savaşının sonucudur.

Ermenistan’da kaybedilen savaş Batıda Yahudi, Hritiyan medeniyetine

karşı savaşın ilkidir diyor. devamında: Avrupa Erdoğandan

ve onun gücü Türkiye’den korkuyor. diyor.

Ardından: Ayasofya camiye çevrilmesi İslam tarihinde Türk Liderliğinde

Batı ile yüzleşmek için güçlü bir TÜRK-İSLAM birliğinin kurulmasını

müjdeleyen dönüm noktasıdır. diyor

Lajornal de domanşe dergisi: 6.02.2021

Fransız istihbaratının Eliza sarayına verilen gizli bir rapordan bahsediyor.

konu Türkiye raporundan bahsediyor.

Bu raporda Türkiye’nin AB’yi sardını yazıyor.

Dergi Afrika, Balkanlar, Kafkaslar, AB, Orta Asya ve Afrikaya kadar

eşgüdümlü bir strateji izlediğini vurguluyor İHA ve SİHA’larla TÜRK

EGEMENLİĞİNİN YENİ TEHNOLOJİSİ olduğunu belirtiyor. Avrupa

ABD ve özgür dünya endişelenmeye başlayabilir Erdoğan Türkiyesi

koyun postuna bürünmüş kurt olmayı hedefliyor.

Sıralamış: Türkiye kendi coğrafyasını aşıyor, Sevakin adasından

bahsediyor, Suriye, Somali ve Katardaki üstlerden bahsederken özellikle

Karaba’ya vurgu yapıyor. Türkiye ilk kez Kafkaslarda doğurudan

diklenerek cesaretini toplayarak tüm Batıya meydan okumuştur diyor.

Yunanistan TV’de konuşanlar

Bir TV spikeri söyle konuşuyor: “Türkiye uzun menzilli bir füze geliştirdi

herkesten gizliyor. Bu uzun menzilli füze beşbin km. menzili olduğunu

söylüyor ve ekranda Yıldırım füzelerimizi gösteriyor.

Yani bu demek oluyor ki, Türkiyenin yeni gizli füzeleri Amerikayı

bile vurabilir. daha ne desinler...

İşte bunlar bizim için gurur verici hareketlerdir. Türkiye kendi kabuğunu

kırıp Dünyaya taşıyor. Daha ne olsun.

Evet bunların hepsini yabancı gazeteler yazıyor çiziyor, peki bizim

gazeteler neler yazıyor....

45


Türklerin Birleştiği Yol

Türkiye’nin En Büyük

Temel Sorunu: Güven

Prof. Dr. Nurettin Turgay

Tarihin her döneminde toplumların

kendilerine çeşitli sorunları olmaktadır.

Günümüz Türkiye’sinde

de çeşitli toplumsal sorunların var

olduğu inkârı imkânsız olan bir hakikattir.

Her kişi, kendi açısından

bu sorunlara bakmakta, çeşit ve sebepleri

üzerinde durmaktadır. Benim

kanaatime göre Türkiye’deki temel

sorun, güven meselesidir. Çünkü

toplumun temel taşını oluşturan ailede,

karı ile koca birbirine güveniyorsa,

o ailede huzur, saadet ve

mutluluk adına hiçbir şey meydana

gelmez. Böyle bir aile ocağında sağlıklı

ve kaliteli çocukların yetişmesi,

çok zor bir ihtimaldir. Böyle bir aileden

ve böyle bir ailenin yetiştirdiği

çocuklardan oluşan bir toplum,

psikolojik açıdan arızalı olur. Haliyle

böyle bir toplumda da güven

sorunu yaşanır. Güven sorunu olan

bir aile omurgasız, felç bir yapıya

sahip olduğu gibi, toplum da aynı

şekilde ayakta durabilme gücünü

kaybeder ve felç olur.

“İman” ve “mümin” kelimeleri,

emin olmak ve güvenmek gibi anlamlar

ifade eden “emine-ye’menu”

fiilinden türemişlerdir. Bu fiil, “emune-ye’munu”

şeklinde okununca,

güvenilir olmak, güven vermek anlamına

gelmektedir. Ona göre bir

bakıma “iman”, kelime olarak Allah’a

tereddütsüz bir şekilde inanmak,

O’na teslim olmak ve O’na

güvenmektir. “Mümin” ise, tereddütsüz

bir şekilde Allah’a inanan,

iman eden, O’na güvenen ve O’na

teslim olan demektir. İkinci anlama

göre ise “iman”, güven vermek manasını

ifade etmektedir. Buna göre

“mümin”, güven veren, kendisine

itimat edilen demektir. Ona göre kelime

olarak “imân”, hem inanıp

güvenmek hem de korkusuz kılarak

güven vermek anlamındadır. Nitekim

“mü’min” kelimesi, aynı zamanda

Allah’ın 99 isminden biridir

ve kendisine inanan kullarını güvenlikte

kılan demektir. “Mü’min”,

hem inanan, güvenen hem de kendisine

inanılan ve güvenilen demektir.

Güven vermeyen, kendisine güvenilmeyen

insana “mü’min” demek,

isabetli değildir. Şunu kesin olarak

bilmek gerekir ki, “mü’min” insanın,

tereddütsüz, şüphesiz ve kesin

bir şekilde Allah’a inanması ve O’na

güvenmesi gerekir. Şunu da kesin

olarak bilmek gerekir ki Allah, bu

şekilde kendisine inanan, güvenen

ve teslim olan insanı korur, muhafaza

eder, güvende kılar ve başarıya

ulaştırır.

Çünkü Allah mü’mindir, güvende

kılar, bu konuda şek ve

şüphe yoktur.

“Mümin”, güvenen ve güvenilen

olduğuna göre, biz birbirimize ne

kadar güveniyor ve güven veriyoruz.

Birbirimize olan güven duygumuz,

iman kalitemizin derecesini

göstermektedir.

Kanaatime göre, Türkiye’nin

temel sorunu, güven meselesidir.

Ben, 14 senesi Diyanet teşkilatında,

gerisi İlahiyat fakültelerinde

olmak üzere toplam 45 sene 2 ay

görev yaptım. Özellikle çalışan sınıfın,

yönetici tabakaya güvenmediği

kanaatine şahit oldum. Diyanet

İşleri Başkanlığının düzenlediği

bir Kutlu Doğum Sempozyumuna

bir tebliğ ile katıldım. Bu konuyu

net ve açık bir şekilde dile getirdim.

“Benim bu sözlerime tepki

gösterebilirsiniz. Kendi personeliniz

arasında bir anket yapın. Personelinizin

kaçta kaçı teşkilatına

güveniyor? Gerçeği öğreneceksiniz”

dedim. Duyduğum kadarı ile

Türkiye genelinde bir anket yapılmış.

“Teşkilatınıza güveniyor musunuz?

İsim yazmadan, evet veya

hayır işaretleyin.” Sonuçta %83 hayır

ve %17 evet çıkmış. O zamanın

Diyanet İşleri Başkanı Sayın Prof.

Dr. Mehmet Görmez sonucu inceleyince,

“Hayal kırıklığına uğradım”

demiştir.

Tabi ki ondan sonraki yıllarda tebliğ

sunmak için yaptığım müracaatlar

reddedildi. Türkiye’nin genelinde

böyle bir güven sorununun

yaşandığı kanaatindeyim. Böyle bir

güvensizlik, bin bir çeşit sorunun

yaşanmasına sebep olmaktadır. İnsanların

birbirine güvenmediği bir

toplumda ailevi, ahlaki, siyasi, psikolojik,

ekonomik ve benzeri problemler

son derece yaygın olur.

Güvensizlik sorunu çözmenin en

önemli yolu, adaletin tüm insanlar

için eşit ölçüde uygulanması,

her türlü atamalarda liyakatin göz

önünde bulundurulması, tüm vatandaşların,

tabii insan haklarında eşit

ölçüde yararlanması ve özgürlüklerin

herkes için eşit derecede tanınması

gerekir.

Hak Allah’ın adıdır. Her insanın

tabii hakkı kutsaldır. Hakkın ihlal

edildiği, adaletin insanlar arasında

eşit ölçüler dâhilinde uygulanmadığı,

Allah’ın tüm insanlara eşit bir

şekilde tanıdığı özgürlüklerin engellendiği,

insanlar arasında ayırımın

yapıldığı bir ülkede güvenden bahsetmek

mümkün değildir.

Güvenin sağlanmadığı bir ülkede,

temel sorunları çözmeye çalışmak,

havanda su dövmek gibi bir şeydir.

Yetki sahibi olup da topluma bu güveni

vermeyen insanların imandan

ve İslam’dan bahsetmeleri ise, olsa

olsa, bir kıyamet alameti olur.

Herkese selam, saygı ve hürmetlerimi

sunuyorum.

46


Türk Yolu

Amerika, İngiltere’yi

Ukrayna’da yalnız bıraktı

Ömür ÇELİKDÖNMEZ

Eski Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç

yönetiminin 21 Kasım 2013 tarihinde

AB’yle Ortaklık Anlaşması’nı imzalamaktan

vazgeçmesi üzerine AB yanlısı/hükümet

karşıtı gösterilerle başlayan “Meydan”

olayları Ukrayna’da yönetim değişikliğine

yol açmıştı.

Vladimir Putin’e göre Ukrayna’daki Saros

destekli turuncu devrim, ABD Merkezi

İstihbarat Teşkilatı ve İngiliz MI6 tarafından

yürütülen bir operasyondu. O günden

bugüne değişen bir şey yok. İngilizlerin

Ukrayna ilgisinin nedenini hiç düşündünüz

mü? Doğu Avrupa›da yer alan Ukrayna,

603.549 kilometrekare yüz ölçümüyle tamamı

Avrupa›da olan en geniş bir ülke.

Doğuda ve kuzeydoğuda Rusya, kuzeybatıda

Belarus, batıda Polonya, Slovakya

ve Macaristan, güneybatıda Romanya ve

Moldova ile komşu. Ayrıca güneyde Karadeniz

ve Azak Denizi›ne kıyısı bulunuyor.

Ukrayna›da coğrafi açıdan Doğu

Avrupa ovasının güneybatı kısmını oluşturan

ova bölgeleri, toplam alanın yüzde

95›ini oluşturuyor. Zengin maden kömürü

rezervi mevcut.

Ülkenin başlıca ihracat kalemleri arasında

maden kömürü; büyük çaplı borular

ve hurda demir yer alıyor. Hidroelektrik

ve nükleer yakıt hammaddesi olarak diğer

önemli enerji kaynaklarına sahip. Ukrayna›da,

yaklaşık 20 büyük endüstri, güç türeten,

yakıt, demir ve demir dışı metalurji,

kimyasallar, petrokimya ve gaz, makine

yapımı ve metal işleri, orman, ağaç işleri

ve odun hamuru ve kağıt, inşaat malzemeleri,

hafif kapsamlı gıda üzerine. Ukrayna

hem rezervlerinin büyüklüğü bakımından

hem de aralığı bakımından dünyanın en

önemli maden üreten ülkelerinden.

Yaklaşık ekonomik olarak önemli olan

20, bazı 90 farklı mineraller barındıran

yaklaşık 8000 ayrı katman alanları var.

Bilinen tüm katman alanlarının yaklaşık

yarısı işletim altında. Ukrayna’da, yenilenebilir

enerji, en gözde yatırım alanlarından

biri. Ülke, güneş, rüzgar gibi kaynaklardan

elde edilen enerjiye sahip. Ukrayna

bir sanayi ülkesi olduğu kadar bir tarım

ülkesi de. Demir ve çelik, hububat, mısır,

yağlı tohum ve meyvalar, muhtelif tane,

tohum ve meyveler, soya fasulyesi ihracatı

yapıyor. İngilizler çok akıllı.

Eski Sovyet coğrafyasında operasyonları

NATO ve ABD üzerinden yürütüyorlar.

Masrafları NATO ülkeleri ve ABD karşılıyor.

Dikkatleri sığır çobanları çekiyor.

Ama perde arkasında asıl malı İngilizler

götürüyor. İngiltere Brexit sonrası kendisine

yeni alanlar açmak için Ukrayna›yı

gözüne kestirmiş durumda. Bu amaçla,

İngiltere ile Ukrayna arasında, bir Siyasi

İşbirliği, Serbest Ticaret ve Stratejik Ortaklık

Anlaşması imzalandı. Şubat 2015’te

dönemin İngiltere Başbakanı David Cameron,

Rusya yanlısı ayrılıkçılarla savaşan

askerleri eğitmek üzere birlik göndereceğini,

İngiliz askerlerinin dört grup

halinde Ukrayna›ya gideceğini ve çatışma

bölgesine ilaç, taşıma, istihbarat ve askeri

destek sağlayacak danışmanlık ve eğitim

hizmeti vereceğini söylemişti. İngiltere,

Ukrayna’nın liman şehri Nikolayeviç›e

çöreklendi…

Sovyetler döneminin en stratejik coğrafyasında

yer alan Karadeniz’de yarımada

üzerinde kurulu 900 bin nüfuslu Nikolayeviç

şehri, Sovyetler Birliği döneminde en

önemli ‘tersaneler kenti’ olarak biliniyor.

Kiev ile Londra arasındaki son anlaşma

kapsamında ‘tersaneler kenti’ Nikolayeviç,

İngiliz Kraliyet donanmasının üssü

olacak. Ukrayna Cumhurbaşkanı Vladimir

Zelenskiy ve İngiltere Başbakanı Boris

Johnson tarafından Ukrayna ve İngiltere

arasında, Brexit sonrasında İngiltere

ile Ticarette Ortaklık Anlaşmasının yerini

alacak bir Siyasi İşbirliği, Serbest Ticaret

ve Stratejik Ortaklık Anlaşması imzalandı.

Bu anlaşma kapsamında İngiltere,

Ukrayna’ya modern askeri teçhizat modelleri

ve en son yüksek hassasiyetli silahlar

tedarik edecek, ayrıca Ukrayna’da belirli

askeri ürün türlerinin üretimini organize

edecek ve Ukrayna Donanması için üs tesislerinin

inşasına yardımcı olacak. Ukrayna

Savunma Bakanlığı ile Büyük Britanya

ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı

Savunma Bakanlığı arasında Ukrayna Silahlı

Kuvvetlerinin Deniz Kuvvetleri’nin

savaş yeteneklerinin geliştirilmesi ve artırılması

konusunda işbirliği de anlaşmanın

içeriğinde mevcut. «Savaş ve Barış»

ya da kriz süreci...

Rus yazar Lev Tolstoy tarafından yazılmış

“Savaş ve Barış” romanı, Napolyon

döneminde gecen Rusya ve Fransa

arasındaki çekişmeli savaşı anlatır. Tolstoy

eğer yaşıyor olsaydı kim bilir Kiev

ile Moskova arasındaki kısmi savaşı nasıl

yazardı merak etmiyor değilim. Herhalde

Fransız karekterlerin yerine İngiliz

karekterleri anlatırdı. Ukrayna ve Batılı

ülkeler, Rusya›nın Mart ortasından beri

Kırım›a ve Ukrayna›nın doğusundaki Donbas

bölgesine askeri sevkiyat yaptığına

dair yaygara koparıyor. Onlarınki bir kaşık

suda fırtına koparmak. Rusya hazırlıklı!..

Rusya, kısa menzilli İskender füzelerini

de konuşlandırdı. Rusya 14 bin

askerden oluşan ekstra birlikler sevk ettti.

Ukrayna, NATO üyesi değil.

Ancak bu Batılı askeri oluşumun Ukrayna

ile yakın ilişkileri var. Ukrayna›ya

tanksavar füzeleri de dahil olmak üzere

birçok Batı silahları satılıyor. Yani Rusya,

Batı›nın Ukrayna›ya daha fazla askeri destek

sağlayacağının farkında. Cumhurbaşkanı

Zelenski, Ukrayna›nın NATO üyeliği

için başvurusunun hızla sonuçlandırılmasını

istiyor. Ancak Ukrayna›nın Rusya ile

sorunları, 30 üyesi olan birliğe kabul koşulları

açısından sıkıntı yaratıyor.

Ayrıca Almanya ve Fransa›nın başını

çektiği grup, İngiltere ve Amerika›nın

NATO’nun sırtından Ukrayna›ya çöreklenmesine

karşı. O nedenle Ukrayna›nın

NATO üyeliğine takoz koyuyorlar. Ukrayna,

bu durumu iyi düşünmeli. İngiliz

İstihbaratı, ajanlarını yasal zırhla donattı…

İngilizler halen soğuk savaş döneminde

Sovyet Rusya ajanlarından yediği kazığı

çıkarmakla meşgul.

47


Türklerin Birleştiği Yol

Ukrayna›yı geçmişle hesaplaşmanın üssü

seçmişler. Her yolu deniyorlar. Ajanlarını

yasal zırhla donattılar. Birleşik Krallık’ta

istihbarat servislerinin faaliyetinin

incelenmesinden sorumlu mahkeme, iç

istihbarat servisi MI5’in (Military Intelligence,

Section 5) ajanlarının ve muhbirlerinin

herhangi bir suça karışmalarının

yasal olduğuna karar verdi.

Ülkede 5 yargıçlı Soruşturma Yetkileri

Mahkemesinin (IPT) 21 Aralık 2019 tarihli

kararına göre, 2’ye karşı 3 oyla MI5

ajanlarının ve muhbirlerinin; cinayet, adam

kaçırma, işkence ve adli mercileri yanıltma

da dahil olmak üzere bahsi geçen suçları

işlemesi yasal.

Cani İngiliz casuslar Ukrayna’da cirit

atıyor… Rus uzmanlar, İngiliz Gizli İstihbarat

Servisi›nin (MI6) Ukrayna›da hâkim

güç olduğunu söylüyor. Rus devlet televizyonunda

İngiliz istihbaratının Ukrayna›da

«baskın bir güç haline geldiğini”

söyleyen “uzman» Sergey Kurginyan,

İngiliz Gizli İstihbarat Servisi›nin (MI6)

Avrupa›da kanlı yeni bir savaşı tetiklemek

için Ukrayna ile bağlantı kurduğunu iddia

etti. -Sergey Kurginyan- Kurginyan,

MI6 başkanı Richard Moore›a atıfta bulunarak,

Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir

Zelenski›nin uyuşmazlığa karşı bir

İngiliz taktiğini itaatkâr bir şekilde takip

ettiğini iddia etti.

Rus uzman ayrıca, Alman istihbaratının

“Ukrayna›da fiilen çalışmayı bıraktığını”

iddia etti. Kurginyan, “Rossiya 1”

kanalında şunları söyledi: “Kıta Avrupası

potansiyel kazalardan biraz korkuyorsa,

bunlar (İngilizler) umursamıyor ve sürekli

olarak alevlenmesi için bastırıyorlar.

Dikkatinizi çekmek ve bir kez daha söylemek

istiyorum - bu Richard Moore’un

kariyerinin sonu değil. MI6, onun kariyerinin

sonu değil. Burada çok ileriyi ve

geleceği düşünen bir kişiden bahsediyoruz.»

Amerikalılar Karadeniz’e çıkmaktan

vazgeçti…

ile görüşmesinde Ruslarla masaya oturması

ve barış yollarını tercih etmesi öğüdünden

sonra Biden ve Putin görüşmesi

krize damgasını vurdu.

Sonuçta Türkiye›deki “Montrö Muhtırası”

denilebilecek süreç, Ankara›nın sorumluluk

bilinci devreye girince, ABD iki

savaş gemisinin Boğaz›dan geçerek Karadeniz›e

girmesinden vazgeçti. ABD›nin

bu kararında Rusya’nın, Ukrayna sınırına

yoğun bir şekilde asker konuşlandırması

etkili oldu. ABD’nin iki savaş gemisinin

Çanakkale ve İstanbul Boğazı’ndan geçerek

Karadeniz’e gitme planları İstanbul

Dolmabahçe’de protesto edildi. “Devrimci

Gençlik Dernekleri” üyesi bir grup, pankart

açıp, sloganlar atarak tepkilerini ortaya

koymuştu. Sahi “AK Gençlik” bu

süreçte ne yapıyordu? Sığır çobanları,

Uzun bacaklı sarı çiyanların Ukrayna planını

sekteye uğrattı. Ruslar yatsın kalksın

Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan›a dua etsin.

48

Türkiye, ABD’nin iki savaş gemisinin

Karadeniz’e geçmek için Ankara nezdinde

diplomatik bildirimde bulunduğunu duyurmuştu.

Türk basınında, 4 Mayıs’a kadar

Karadeniz’de kalacağı bildirilen Amerikan

savaş gemileri hakkında Moskova’ya

da bilgi verildiği belirtilmişti. Ancak Ukrayna

Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski’nin,

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan


Türk Yolu

YENİ DÜNYA DÜZENİNİ BU HALKLAR TAYİN EDECEK; TÜRK

MİLLETİ, TÜRK TOPLULUKLARI VE DÜNYADA TÜRKLER…

Türk Cumhuriyetleri;

Türkiye Cumhuriyeti;

Nüfus: 81.000.000

Başkent: Ankara

Azerbaycan Cumhuriyeti;

Nüfus: 12.000.000

Başkent: Bakü

ÖZERK TÜRK

CUMHURİYETLERİ

ALTAY CUMHURİYETİ;

Altai Nüfus: 300.000

Başkent: Gorno-altaysk

BAŞKORTİSTAN;

Nüfus: 5.300.000

Başkent: Ufa

KABARDEY-BALKARYA

CUMHURİYETİ;

Nüfus: 1.200.000

Başkent: Nalçik

TÜRK HALKLARI;

İRAN TÜRKLERİ: Azerbaycan

Cumhuriyeti dışında

İran’da varlığını sürdüren,

30.000.000 nüfusuyla en

büyük Azerbaycan topluluğunu

oluştururlar.

KAŞKAYLAR: Nüfus:

2.500.000

NOGAYLAR: Rusya Federasyonu

içinde toplam sayıları

400.000 civarındadır.

AHISKA TÜRKLERİ:

Türkiye dışında, Rusya,

Türkistan’da, Avrupa ve

ABD’de yaklaşık 500 bin

civarındadırlar.

BALKAN TÜRKLERİ:

BULGARİSTAN -2.500.000

YUNANİSTAN - 150.000

ROMANYA - 130.000

MAKEDONYA - 60.000

KOSOVA - 30.000

IRAK TÜRKMENLERİ:

Irak’ta Musul-Kerkük başta

olmak üzere varlığını sürdüren

Türklerdir. 3.500.000

civarındadırlar.

Kazakistan Cumhuriyeti;

Nüfus: 17.400.000

Başkent: Astana

Türkmenistan Cumhuriyeti;

Nüfus: 6.000.000

Başkent: Aşkabat

Özbekistan Cumhuriyeti;

Nüfus: 31.000.000

ÇUVAŞİSTAN CUMHURİYETİ;

Nüfus: 1.800.000

Başkent: Şupaşkar

DAĞISTAN CUMHURİYETİ;

Nüfus: 3.500.000

Başkent: Mahaçkala

DOĞU TÜRKİSTAN;

Nüfus: 40.000.000

Başkent: Urumçi

GAGAVUZYA;

Nüfus: 200.000

Başkent: Komrat

KAÇARLAR: İran’ın bir

dönemine damgasını vuran

türk boyu. günümüzde

nüfusları 25 bin ile 30 bin

civarındadır.

KARAY TÜRKLERİ (KARA-

İMLER): Dini inanış olarak

museviliği seçen Türk halkı.

bugün başta Rusya ve İsrail

olmak üzere dünyada 100

bin civarındadır.

KIRIMÇAKLAR: Bir başka

Yahudi Türk boyu. Karaimler

ile akraba olup özellikle

Kırım’da yaşamaktadırlar.

Günümüzde sayıları 10 bin

civarındadır.

KUMUK TÜRKLERİ: Rusya

- Kafkasya - Dağıstan’da

yaşayan Kıpçak Türkleridir.

Nüfusları 500 bin civarındadır.

SALARLAR: Çin’de varlığını

sürdüren ve sayıları

200 bin civarında olan Türk

topluluğudur.

DOLGANLAR: Rusya’nın

HAKASYA;

Nüfus: 600.000

Başkent: Abakan

KARAÇAY- ÇERKES CUM-

HURİYETİ;

Nüfus: 700.000

Başkent: Çerkessk

KARAKAL PAKİSTAN;

Nüfus: 1.400.000

Başkent: Nukus

en kuzeyinde yaşayan ve

Sibir Türkleri ile akraba olan

ve sayıları 10 bini bulan

Türk topluluğudur.

ŞORLAR: Sibirya’da yaşayan

ve günümüzde nüfusları

20 bin civarındadır.

SURİYE TÜRKLERİ: Günümüzde

sayıları 1.500.000’i

bulan Oğuz Türkmenleridir.

UYGURLAR: Çin’de

yaşayan ve sayılları 20.000

civarında olan Türk topluluğudur.

TEREKEMELER: Günümüzde

ekseri Rusya’da

yaşayan ve sayıları 1 milyon

civarında olan Kıpçak

topluluğudur.

HALAÇLAR (KALAÇ):

İran-Afganistan’da yaşayan

ve sayıları 200 bini bulan

Türk topluluğudur.

ŞAHSEVENLER: İran’da

yaşayan sayıları 300 bini

bulan Azerbaycan halkıdır.

Başkent: Taşkent

Kırgızistan Cumhuriyeti;

Nüfus: 6.200.000

Başkent: Bişkek

Kktc - Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti

Nüfus: 300.000

Başkent: Lefkoşe

NAHCİVAN;

Nüfus:500.000

Başkent: Nahcıvan

TATARİSTAN;

Nüfus: 4.500.000

Başkent: Kazan

TUVA CUMHURİYETİ;

Nüfus: 388.000

Başkent: Kısıl

YAKUTİSTAN;

Nüfus: 1.200.000

Başkent: Yakutsk

NAYMANLAR: Moğolistan,

Kazakistan, Türkiye

ve Rusya’da yaşayan ve

sayıları 3 milyonu bulan

topluluktur.

AVRUPA TÜRKLERİ:

Almanya başta olmak üzre

Avrupa’da yaşayan kandaşlarımızdır.

Nüfusları 9

milyon civarındadır.

MACARİSTAN: Macar Türkleri,

Sekel Türkleri. Bunların

dışında populasyonları

kayda değer olmasa da

kendi gelenek ve göreneklerini

sürdüren birçok Türk

topluluğu vardır.

HİNDİSTAN, PAKİSTAN,

KUVEYT: Bugün tüm dünyada

yaşayan Türk nüfusu

300.000.000’u aşmaktadır.

Bunların tam sayısı bilinmemektedir.

AKRABA Toplulukları:

BOSNA HERSEK,

ARNAVUTLAR, GİBİ.

AYRICA AMERIKA’DA

MELÜNCANLAR vs..

49


Türklerin Birleştiği Yol

TÜRKİYE’DEN ÇİN’E İLK İHRACAT BLOK

TRENİ TÖRENLE UĞURLANDI

Karaismailoğlu:

Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu

Hattı ile Çin ve Türkiye arasındaki

yük taşıma süresi bir

aydan 12 güne inmiştir. Dahası

asrın projesi Marmaray’ın

bu hatta entegre olmasıyla da

Uzak Asya ile Batı Avrupa arasındaki

süre 18 güne düşmüştür.

Karaismailoğlu: Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu Hattı ile

Çin ve Türkiye arasındaki yük taşıma süresi bir aydan

12 güne inmiştir. Dahası asrın projesi Marmaray’ın

bu hatta entegre olmasıyla da Uzak Asya ile Batı Avrupa

arasındaki süre 18 güne düşmüştür.

Bakan Karaismailoğlu, Türkiye’den Çin’e gidecek

olan ilk ihracat blok trenini İstanbul Marmaray geçişinden

uğurladı.

Uğurlamaya ayrıca, TCDD Genel Müdürü Ali İhsan

Uygun, TCDD Taşımacılık AŞ Genel Müdürü Kamuran

Yazıcı, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı

İsmail Gülle, özel lojistik firma temsilcileri ile ilgili

diğer yetkililer katıldı- “8 bin 693 km yolu katederek

12 günde Çin’e ulaşacak” Karaismailoğlu, “Çerkezköy

istasyonundan hareket eden trenimiz, toplamda

8 bin 693 km yol kat ederek; 2 kıta, 2 deniz ve 5 ülke

geçerek 12 günde yükünü Çin’e ulaştıracak. Ülkemiz

Pekin’den Londra’ya uzanan Orta Koridor’un ve Kazakistan’dan

ülkemize uzanan Demir İpekyolu’nun en

stratejik bağlantı noktası haline geldi” dedi.

- “Marmaray, Avrupa’dan Asya’ya kesintisiz bağlantı

oluşturuyor” İstanbul’dan Xi’an (Şiyan’a) kesintisiz

bir şekilde ulaşacak ilk ihracat treni için düzenlenen

törende konuşan Bakan Karaismailoğlu, Avrupa’dan

Asya’ya kesintisiz bağlantı oluşturan Marmaray ile

Çin’e uzanan ihracat yolculuğunun da başladığını

belirtti. Karaismailoğlu, “Daha önce Bakü-Tiflis-Kars

hattını açtığımızı, geçtiğimiz aylarda da Karadeniz›i

Anadolu›ya bağlayan Türkiye’nin en büyük modernizasyon

projesi Samsun-Sivas hattını işletmeye aldığımızı

bir kez daha sizlerin huzurunda hatırlatmak

istiyorum” diye konuştu.

50

- “Demiryolu yük taşımacılığı alanında yeni bir çağ

başladı”

Çin, Asya, Avrupa ve Orta Doğu›yu birbirine bağlayan

bir altyapı ve ulaşım ağı oluşturulmasını amaçlayan

“Tek Kuşak Tek Yol Projesi”ni çok önemli bir proje

olarak değerlendiren Bakan Karaismailoğlu, şunları

ifade etti: “Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan’ın oluşturduğu

işbirliği temelinde hayata geçen Bakü- Tiflis-

Kars Demiryolu Hattı üzerinde, Bakü’den Kars’a ilk

seferini yapan tren, dünya demiryolu taşımacılığına

yeni bir yön vermiştir” dedi. Karaismailoğlu, 30 Ekim

2017’de faaliyetlerine başlayan bu hat ile Asya ve

Avrupa arasında demiryolu yük taşımacılığı alanında

yeni bir çağın başladığını sözlerine ekledi.

- “Çin ve Türkiye arasındaki yük taşıma süresi 1 aydan

12 güne indi”

İzlenen proaktif ulaşım politikalarıyla dünya demiryolu

taşımacılığında ülkenin kısa zamanda söz sahibi

olduğunu anımsatan Bakan Karaismailoğlu, açıklamalarına

şu şekilde devam etti: “Ülkemiz bu hat ile

Pekin’den Londra’ya uzanan Orta Koridor’un ve Kazakistan’dan

ülkemize uzanan Demir İpekyolu’nun en

stratejik bağlantı noktası haline gelmiştir. Bakü-Tiflis-Kars

Demiryolu Hattı ile Çin ve Türkiye arasındaki

yük taşıma süresi bir aydan 12 güne inmiştir. Dahası

asrın projesi Marmaray’ın bu hatta entegre olmasıyla

da Uzak Asya ile Batı Avrupa arasındaki süre 18 güne

düşmüştür.”

-“İlk ihracat treni, Çin’e beyaz eşya taşıyacak”

“Türkiye’den Çin’e gidecek ilk ihracat trenimizi de

uğurluyoruz. Çerkezköy istasyonundan hareket eden

bu ilk trenimizdeki 42 konteynerin içerisinde Çin’e beyaz

eşya taşıması yapacağız. Trenimiz, Türkiye-Çin

parkurunda Çerkezköy-Marmaray-Köseköy-Ankara-Sivas-Kars

güzergahını izleyerek Ahılkelek istasyonundan

yurtdışı çıkışını gerçekleştirecektir. Yurtdışı

parkuru ise sırasıyla Gürcistan-Azerbaycan-Hazar

Denizi Geçişi-Kazakistan ve Çin’in Xi’an şehrinde son

bulacaktır. Toplamda 8 bin 693 km yol kat edecektir.

2 kıta, 2 deniz ve 5 ülke geçerek 12 günde yükünü

Çin’e ulaştıracaktır.”


Türk Yolu

KIZILELMA:

Birleşik Türk Dünyası Hayata Geçiyor

Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın

İlham Aliyev’in girişimiyle düzenlenen Zirve’ye,

Kazakistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı

Sayın Kassym-Jomart Tokayev, Kırgız Cumhuriyeti

Cumhurbaşkanı Sayın Sooronbay Ceenbekov,

Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan,

Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı

Sayın Şevket Mirziyoyev, Türkmenistan Cumhurbaşkanı

Sayın Kurbankulu Berdimuhammedov,

Macaristan Başbakanı Sayın Viktor Orbán ve

Türk Konseyi Genel Sekreteri Sayın Baghdad

Amreyev iştirak ETTİLER..

“BEKLENEN, ÖZLENEN GÜÇ DOĞUYOR”

Türk Devletleri, Birleşik Türk Dünyasını hayata

geçiriyor.

Birleşik Türk Devletleri Türk Milletine ve Adalet

bekleyen insanlığa, “HAYRLI OLSUN”

Türk konseyi yapmış olduğu son toplantısında,

2021 yıl son baharında Türk Dünyası Birleşik

Devletler konusunun görüşülerek özlenen birliğin

hayata geçirileceğini Türk ve Dünya Kamuoyuna

duyurdu. Türkiye Cumhuriyetinin önderliğinde

ve bizzat, Yıllardır nakış nakış işlediği,

“BİRLEŞİK TÜRK DEVLETLERİ” projesi

hayal olmaktan çıkarak gerçekliğini ortaya koymuştur.

Türklük adına ekilen tohumlar ve dikilen

meyveler artık meyve olarak TÜRKLÜK ve

İnsanlığın hizmetine giriyor.

Dün, “İKİ DEVLET BİR MİLLET” vurgusu ve

ortaklığı ile Dünya kamuoyuna çıkan TÜRKLER,

Bu gün, 6 Devlet tek Millet Altı devlet tek millet

açıklamaları ile, Dünyada yeni bir güç yeni

bir çağın başladığını ilan ederek adeta sömürgecilere

karşı, “ŞOK” yaratacak, Ezilen, ötelenen,

mazlum Milletlerin ümitlerini ve umutlarını

artırarak İstikbal ve İstiklâl yolunda gayretlerini

artıracaktır.

Özellikle, (KARADAĞ) savaşından sonra, Türkiye

Cumhuriyeti’nin adım adım, kapı kapı, diyar

diyar kardeşlerine yaptığı ziyaretler ve istişarelerin

sonucunda,

“Birleşik Türk Birliği”ni vücuda getiren, Altı

devletkeri ve diğer akraba topluluklarını heyecanlandırmış,

kardeşlerin ayrı ayrı değil birlik

olması gerektiğinin “ELZEM” olduğuna inançları

güçlendirmiştir. Altı güçlü Türk devletlerinin

sağladığı destek ve gücünde sayesinde, ön hazırlıkların

hukuki mesnet ve dayanakların oluşturulması

ile yeni taslakların hazırlanarak son

şeklin verilmesiyle, bu çalışmaların meyveleri

2021 son baharında, İstanbul’dan tüm dünyaya

ilan edilecektir.

“TÜRK MİLLETİ” olarak, Hayallerimiz gerçek

oluyor.

Birleşik Türk dünyası, Turk Devletleri hayata

geçtiğinde,

Dostlar, Şoyle bir düşünün,

2021 son Baharında, Hayal olmaktan çıkarak

gerçek olarak tüm dünyaya ilan edilecek,

Hayati adım ve anlaşmalardan bazıları,

*) ordular birleşiyor, *)Ticaret birleşiyor,

*)Ülkeler’de sınır haricinde çıkar ortağı, çözüm

ortağı olarak birleşiyor,

*)Arada bulunan yollar sınırlar vuslata hizmet

ediyor,

*) Pasaport kalkıyor, kimlikle geçişler başlıyor

Tıpkı,

(AZERBAYCAN- TÜRKİYE) arasında olduğu gibi.

Hayal değil gerçek olmaya emin adımlarla ilerliyor.

2021yılı son baharında, Birleşik Türk dünyası,

Orduları birleşmiş, Ticareti birleşmiş,

Aradan sınır kapıları kalkmış,

Ülkeler fikren birleşmiş, Ortak zenginlikleri,

Yeraltı ve yer üstü zenginlikleri birleşmiş,

Halklar birleşmiş,

Huzurlu ve güvenilir bir bölge oluşmuş.

Dostların umut, ümit ve güvenleri artmış.

Mazlum vr esir insanlığın ızdırap dolu KADER

denilen kara bulutları dağılmış, Bozkır ve steplerinde

Bayram ve Toylar düzenlenen bir coğrafya

haline gelmiş,

“BİRLEŞMİŞ TÜRK DÜNYASI” nı bizlere görmeyi

Nasib eylemesi, Yüce Rabbimizden niyazımız

dır. Tez zamanda nasip eylesin.

Amin. Amin. Amin.

Saygı değer dostlar, Umitvar olunuz,

Yeni dünya düzenini Türkler kuracaktır.

Sözün özü,

“BİRLEŞİK TÜRK DEVLETLERİ”

HAYRLI OLSUN.

51


Türk Yolu

Dergisi

turkyolu.org

YOL MEDENİYETTİR.

“Türk Milleti bağımsız yaşamış ve bağımsızlığı varolmalarının yegâne

koşulu olarak kabul etmiş cesur insanların torunlarıdır. Bu millet hiçbir

zaman hür olmadan yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır.

Biz Türkler tarih boyunca hürriyet ve istiklale timsal olmuş bir milletiz.“

Mustafa Kemal ATATÜRK

More magazines by this user
Similar magazines