5.Ulusal Speleoloji Sempozyumu

tamercekici

Mağara Araştırma Derneği 5.Ulusal Speleoloji Sempozyumu

5. Ulusal

Speleoloji

Sempozyumu

2011, İstanbul, Türkiye

18 - 21 Mart, 2011

5 th National

Speleological

Symposium

2011, İstanbul, Turkey

March 18 - 21, 2011

BOĞAZİÇİ ULUSLARARASI MAĞARA ARAŞTIRMA DERNEĞİ

İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ MAĞARA ARAŞTIRMA KULÜBÜ

MAĞARACILIK FEDERASYONU

BOĞAZİÇİ INTERNATIONAL SPELEOLOGY SOCIETY

ISTANBUL TECHNICAL UNIVERSITY SPELEOLOGY SOCIETY

SPELEOLOGICAL FEDERATION



5. Ulusal Speleoloji Sempozyumu

İstanbul, Türkiye, 18-21 Mart 2011

5 th National Speleological Symposium

İstanbul, Turkey, March 18-21, 2011

Sempozyum düzenleyicisi:

Boğaziçi Uluslararası Mağara Araştırma Derneği (BUMAD)

Sempozyum destekçileri:

Mağaracılık Federasyonu (MF)

İstanbul Teknik Üniversitesi Mağara Araştırma Kulübü (İTÜMAK)


5. Ulusal Mağarabilim Sempozyumu 18-21 Mart 2011 tarihlerinde Boğaziçi Uluslararası

Mağara Araştırma Derneği’nin ev sahipliğinde, Mağaracılık Federasyonu ve İstanbul Teknik

Üniversitesi Mağara Araştırma Kulübü’nün desteğiyle İstanbul Teknik Üniversitesi Süleyman

Demirel Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilmiştir. Türkiye’de mağara bilimiyle uğraşan ve sportif

mağaracılık faaliyeti yürüten kişi ve kurumları bir araya getirerek bilgi paylaşımı sağlamayı

amaçlayan sempozyuma yaklaşık 200 izleyici katılmıştır. Sempozyumda 27’si sözlü 29’u da

poster olmak üzere toplam 56 bildiri sunulmuştur. Bu kitapta sözlü sunumların çoğu tam metin,

poster sunumları ise özet olarak yayınlanmıştır.

Sempozyum organizasyon komitesi:

Emrah Çoraman

Mehmet Emre Döker

Yalın Emek Çelik

Kitabı yayına hazırlayanlar:

Adil Ayar

Emrah Çoraman

Bu kitapta bulunan tüm materyal yazarların izniyle yayınlanmıştır ve tüm hakları yazarların

kendilerine aittir. Yazarlar tarafından gönderilen metinler format düzenlemeleri dışında

aynen yayınlanmış olup etik ve bilimsel sorumluluğu yazarlara aittir.


önsöz

Türkiye mağaracılık yapılacak en güzel

ülkelerden biri; henüz araştırılmamış binlerce

mağara, keşfedilmeyi bekleyen yüzlerce

canlı, birbirinden güzel coğrafyalarda kurulmayı

bekleyen sayısız dostluklar var. Öte

yandan giderek artan yapılaşma ve doğal

yaşam alanlarının tahrip edilmesi, mağaraları

ve mağaralarda yaşayan canlıları her

geçen gün daha da çok tehdit ediyor. Bundan

sadece birkaç yıl önce hiç el değmemiş halini

gördüğümüz birçok mağaranın içersine artık

beton yürüme yolları yapılıyor, birçoğu taş ve

mermer ocakları tarafından yok ediliyor ve

yine sayısını bile tahmin etmediğimiz kadar

çoğu ise baraj suları altında kalıyor.

Korumanın ilk adımı belki de belgelemek;

sahip olduklarımızı bilmezsek koruyamayız.

Bu da mağaracıların ve mağaralarda

araştırma yapan bilim insanlarının sorumluluğunu

bir kat daha arttırıyor. Bu sempozyumda

sunulan bildirilerin konu başlıklarına

bakıldığında da koruma çalışmalarının giderek

arttığını görüyoruz. Umuyoruz gelecek

yıllarda her yıl düzenlenecek olan bu sempozyum

Türkiye’nin speleolojik değerlerini

belgeleyerek Anadolu’daki mağara ekosistemlerinin

korunmasına katkı sağlayacaktır.

foreword

Turkey is one of the best countries to be

a caver; there are thousands of caves waiting

to be explored, hundreds of cave species to be

discovered, and numerous friendships to be

established. On the other hand, developmental

policies and the increased rate of destruction

of natural habitats put extra pressure

on caves and cave fauna. Most of the caves

that we had a chance to visit in their pristine

period now has concrete walking paths

inside, some of them vanished away by the

stone and marble quarries, and we do not

know how many of them are flooded by water

dams.

Most probably, the first step of protection

is documenting; if we do not know what

we have, we cannot protect them. The increased

pressure on caves brings extra responsibilities

for cavers and speleological scientists.

Nevertheless, the number of presentations in

this symposium shows that now there is an

increasing number of studies focusing on to

the conservation issues. We hope that this

symposium, which will be organized annually

in the following years, will contribute to the

cave conservation in Anatolia by documenting

Turkey’s speleological values.

5. Ulusal Speleoloji Sempozyumu

Organizasyon komitesi adına

On behalf of the organizing committee

5th National Speleological Symposium

Emrah Çoraman

Boğaziçi Uluslararası

Mağara Araştırma Derneği

Boğaziçi International

Speleological Society


ÖNSÖZ

Türkiye’de mağara sistemli araştırmalarının tarihi en az yarım yüzyıl geriye gider. Bir süre

yerbilimleri çevreleriyle sınırlı kalan bu çabalar, 1970’lerin başından itibaren üniversite öğrencileri

tarafından geliştirilmiş, en azından keşif teknikleri anlamında belirli bir kurumsallığa ve

olgunluğa erişmiştir. Aynı zamanda üniversite kampüslerinin dışında kurumsal yapılar oluşmuş

ve sorumlulukları paylaşmaya başlamıştır.

Karstlaşma süreçlerinin ‘insan boyutlu’ ürünü olarak mağara ekosistemi, mineralojiden

evrim biyolojisine, doğa bilimlerinin hemen her alanı için adeta bir doğal laboratuardır. Bu özellikleriyle

nedeniyle mağaraların incelenmesi bilimsel bir yaklaşımı davet eder. Bu amaçla bir

çok ülkede bu amaca hizmet etmek üzere mağara içi izleme/gözlem altyapıları oluşturulmuş,

mağaralarda gözlenen fiziksel ve biyolojik süreçlerin anlaşılması için önkoşul olan araştırma

sürekliliği sağlanmıştır. Bunun bir sonucu olarak, ‘mağara bilimi’, hakkında derslerin verildiği,

bilimsel etkinliklerin düzenlendiği, dergilerin yayınlandığı ve hak ettiği bir akademik kabule

kavuşmuştur.

Bu kitap, Türkiye mağara araştırma camiasının, kolaylıkla öngörülemez bir düzende

tekrarladığı sempozyumların beşincinin içeriğini yansıtmaktadır. Bir sempozyum bildiri kitabı

olmanın ötesinde, Türkiye’de speleolojinin, günahıyla sevabıyla, bir fotoğrafını çekmektedir. Bu

sayfalarda yarım asır sonunda ulaşılan amatör özenin ve heyecanın ürünlerini gözleyebilirsiniz.

Diğer yandan, bardağın boş tarafına da işaret edilebilir: Türkiye’nin akademik dünyası, bir çok

doğa bilimi alanında da olduğu gibi, bu alanda da varlığı, iyimser bir ifadeyle, zayıf ve örgütsüzdür!

Bu sempozyum çekirdek bir grubun özverili çabalarıyla ve bu çabalara duyarsız kalmayan

katılımcıların heyecanıyla gerçekleşmişti; bu kitap da benzer şekilde, ülkemizde çok sık rastlanmayan

bir özen ve sabır ürünü olarak bize ulaşıyor. Türkiyeli bir doğa bilimci olarak bu çalışmanın

akademik dünyamızı olumlu yönde utandırmasını, bir kilometre taşı oluşturmasını diler,

emeği geçen herkese, akademisyenlere ve amatörlere, ‘ellerinize, kafanıza, gönlünüze sağlık’

derim.

H. Nüzhet Dalfes

İTÜ Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü


FOREWORD

The history of systematic cave research in Turkey goes back at least half a century. At the

very beginning these efforts were confined to earth sciences circles, from 70’s on, university

students took over, and, at least from exploration techniques perspective, an institutional framework

was built and a certain level of maturity and competency was achieved.

Cave ecosystems, ‘human-scale’ products of karst processes, are natural laboratories for

almost all fields of natural sciences, from mineralogy to evolutionary biology. As a consequence

of their unique features, caves invite a scientific approach to their exploration. In many countries,

observational/monitoring infrastructures have been established and certain research continuity,

a must for understanding observed physical and biological processes, have been achieved.

Consequently, ‘cave science’ reached the academic recognition it deserves with scientific societies

and meetings, dedicated journals etc.

These proceedings reflect the content of the fifth of in a series of symposia with unpredictable

repetition period. Beyond being just a proceedings book, it takes a snapshot of speleology

in Turkey, with all its strengths and weaknesses. In these pages, you can observe the care and

enthusiasm of a true amateurism. On the other hand, it also points to the empty half of the glass:

academic presence, as it is the case in many disciplines of natural sciences in Turkey, is weak

and disorganized!

This symposium happened because of devoted efforts of a core group and the enthusiastic

response of participants to these efforts; the book itself offers us the product of a relentless

perseverance and meticulous work. As a natural scientist of this land, I am hoping that it will

put to shame (in a positive sense) our academic community and constitute a milestone. I also

thank wholeheartedly all those who contributed, academics and amateurs, to make it happen.

H. Nüzhet Dalfes

ITU Eurasia Institute of Earth Sciences


içindekiler

bildiriler

Arkeolojİ — Antropolojİ — tarİH

BİYOLOJİ

güvenlİK

harİTALAMA

20 Çatalhöyük Speleothem Örneklerİnİn İncelenmesİ

32 MAĞARA SANATI

46 TARİHİ YERALTI YAPILARININ ARAŞTIRILMASINDA

MAĞARACILIK TEKNİKLERİNİN KULLANIMI

54 Dr. Temuçİn Aygen Ve 1964 Uluslararası İstanbul

Speleolojİ Ve Karstolojİ Konferansı

58 TÜRKİYE SPELEOLOJİ (MAĞARABİLİM) KAYNAKÇASI

62 DÜZKIR MAĞARASINDAN (ALADAĞLAR) ELDE EDİLEN BAKTERİ

İZOLATLARININ BİYOLOJİK AKTİVİTELERİ

74 Türkİye’nİn İlk Mağara Akrebİ Kaydı

76 MAĞARA BAKTERİLERİ VE OLİGOTROFİ

82 TÜRKİYE MAĞARA ÇEKİRGELERİ (RHAPHIDOPHORIDAE,

ORTHOPTERA): YENİ VERİLER EŞLİĞİNDE TAKSONOMİ VE

COĞRAFİK YAYILIŞLARI

90 Unutulan bir Mağara Örümceği; Troglohyphantes pisidicus

Brignoli, 1971 (Aranei; Linyphiidae)

92 MAĞARACILIKTA GÜVENLİK

98 OPENGL KULLANARAK MAĞARA MODELLEME

108 HARİTALAMA MAĞARA İÇİ ÖLÇÜMLER

116 Eduard Alfred Martel’İn Mağara Harİtaları

118 BULGARİSTAN MAĞARALARININ KADASTROSU


JEOLOJİ

KORUMA

120 ALADAĞLAR SİLSİLESİNDE (KAYSERİ, NİĞDE, ADANA) KARST

EVRİMİNİN MAĞARA MORFOLOJİSİNE ETKİSİ

134 GEYİK DAĞLARI KUŞAĞI’NIN (Gündoğmuş-ANTALYA) DERİN

MAĞARA POTANSİYELİ

142 KUZGUN, TOROS DAĞ KUŞAĞININ YÜKSEK KARST ZONUNDAKİ

EN DERİN MAĞARA

150 MAĞARA ÇÖKELLERİNİN GEÇMİŞ İKLİM ARAŞTIRMALARINDA

KULLANILMASI: İNCESU MAĞARASI DİKİT KAYITLARINA GÖRE

ORTA TOROSLARDA SON 45000 YILLIK İKLİM DEĞİŞİMİ

156 Yağlıpınar Formasyonu’nun Sedimantolojisi, Pınarbaşı

Kuzeyi, Kayseri

158 LÜBNAN DAĞININ KARSTİK ÖZELLİKLERİ

160 TURİZME AÇILMIŞ MAĞARADA (MENCİLİS MAĞARASI- KARABÜK)

BİYOÇEŞİTLİLİĞİN GÖZLEMLENMESİ

166 MAĞARA EKOSİSTEMLERİNİN KORUNMASINDA ETKİNLİK VE 2863

SAYILI KÜLTÜR-TABİAT VARLIKLARINI KORUMA KANUNU

184 MAĞARALARIN KORUNMASINDA EKOSİSTEM YAKLAŞIMI VE

DEREBUCAK-ÇAMLIK MAĞARALARI TABİAT PARKI ÖRNEĞİ

200 TURİZME AÇILMIŞ MAĞARALARIN REHABİLİTASYONUNDA

KORUNAN ALANLAR YAKLAŞIMI VE GÜRCÜOLUK MAĞARASI

(BARTIN) ÖRNEĞİ

202 Türkİye’dekİ Önemlİ Yarasa Mağaralarının Belİrlenİp

Korunması


posterler

böLGE VE MAĞARA ARAŞTIRMALARI

206 Sarpunalinca Mağarasının Araştırılması ve

Harİtalanması

207 Safranbolu Kanyon ve Mağaralari

208 Kahramanmaraş Kuzeyi Hİdrojeolojİsİ ve Mağaraları

209 KARS, BORLUK VADİSİ VOLKANİK MAĞARALARI VE KAYA

RESİMLERİ

210 AMASRA BÖLGESİNDE ARAŞTIRMALAR

211 KÜRE MİLLİ PARKI MAĞARA ARAŞTIRMA PROJESİ

213 Gülnar Bölgesinin Araştırma Sonuçları ve

Mağaraların İncelenmesİ

214 Çem Düdenİ

215 Dİm Mağarası (Alanya-Antalya): Önemlİ bİr jeoturİzm

potansİyelİ

217 KEŞ DAĞI DÜDENİ

218 ÜÇ KIZKARDEŞLER: YAYLACIK, İNİLTİ PAZARI, ÇADIR ÇUKUR

219 Kızılİn MAĞARASI ARKEOLOJİK BULGULARI

HARİTA — dOKÜMANTASYON — ARAŞTIRMA

220 CLAUDE CHABERT VE AYVAİNİ’NİN HARİTALANMASI

221 MAĞARA ARAŞTIRMALARINDA STANDART OLUŞTURULMASI

222 ÇİFT HARİTALAR VE TAY PROJESİ

223 MAĞARA GİRİŞLERİNE KİTABE

(MAĞARA KÜNYELEMESİ)

224 Eskİ-İklİm Çalışmalarında Mağara Çökellerİnİn

Kullanımı


TEKNİK

226 Yüksek İrtİfa Kamplarında Su Elde Etme

227 Tek Tellİ Mağara İletİşİm Aygıtı

228 DOĞRUDAN BAĞLANTI ASKILARI

229 SIVI PENETRANT İLE MUAYENE YÖNTEMİNİN MAĞARACIKTA

UYGULAMALARI

230 MAĞARA FOTOĞRAFÇILIĞI

231 MAĞARA HAZIRLIK ANTRENMANI İÇİN BİR MODEL ÖNERİSİ

BİYOLOJİ VE KORUMA

232 ATIK YÖNETİMİ VE MAĞARACILIKTA GERİ KAZANIM

233 KÜLTÜR ve TABİAT VARLIKLARINI KORUMA KANUNU

KAPSAMINDA TESCİL EDİLMİŞ MAĞARALAR ENVANTERİ

235 Yıldız Dağları Mağaraları ve Mağara Faunaları

236 Bazı Endemik Tegenaria Latreille, 1804 (Agelenidae,

Araneae) Türleri Üzerİnde Sİstematİk Araştırmalar

238 Türkiye mağaraları böcek (Insecta: Coleoptera) faunası

243 MAĞARA KAMPLARINDA KATI ATIK YÖNETİMİ


index

articles

archeology — Antropology — hıstory

bıology

safety

mappıng

21 Investigation of Speleothem Finds at Çatalhöyük

33 Cave Art

47 CAVING TECHNIQUES IN EXPLORATION OF UNDERGROUND

STRUCTURES OF

47 HISTORICAL BUILDINGS

55 Dr. Temuçin Aygen AND 1964 INTERNATIONAL SPELEOLOGY

and carstology conference ın ıstanbul

59 SPELEOLogıcal BIBLIOGRAPHY of turkey

63 Bıologıcal Actıvıtıes Of Bacterıa Isolated From Düzkır

Cave (Aladağlar)

75 First Cave Scorpion Record of Turkey

77 CAVE BACTERIA AND OLIGOTROPHY

83 CAVE CRICKETS (ORTHOPTERA, RHAPHIDOPHORIDAE):

THEIR TAXONOMY AND GEOGRAPHICAL DISTRIBUTION WITH

ADDITIONAL DATA

91 a forgotten cave spıder; Troglohyphantes pisidicus

Brignoli, 1971 (Aranei; Linyphiidae)

93 SAFETY IN CAVıng

99 MODELING CAVES USING OPENGL

117 The Cave Maps of Eduard Alfred Martel

119 Cadaster of Bulgarian Caves


Geology

conservatıon

121 EFFECT OF KARST EVOLUTION IN THE ALADAGLAR RANGE

(KAYSERİ, NİĞDE, ADANA) ON THE CAVE MORPHOLOGY

135 THE DEEP CAVE POTANTIOAL OF GEYİK DAĞLARI RANGE

(Gündoğmuş-ANTALYA)

143 KUZGUN, THE DEEPEST CAVE IN THE HIGH KARST ZONE OF THE

TAURUS MOUNTAIN BELT

151 USE OF CAVE DEPOSITS IN PALEOCLIMATE RESEARCH: THE

CLIMATE IN THE MIDDLE TAURUS DURING THE LAST 45000

YEARS BASED ON STALAGMITE RECORDS OF THE INCESU CAVE

157 Sedimentologıc Features of Yağlıpınar Formation,

Northern Pınarbaşı, Kayseri

159 KARST FEATURES IN MOUNT LEBANON

161 Observation of BioDiversIty in TourIstIc Caves

(Mencilis Cave - Karabük)

167 THE EFFICIENCY IN PROTECTING CAVES and LAW NO: 2863,

CULTURAL AND NATURAL HERITAGE PROTECTION ACT

185 ECOSYSTEM APPROACH IN CAVE CONSERVATION and

DEREBUCAK-ÇAMLIK CAVES CASE

201 PROTECTED AREA APPROACH IN REHABILITATION OF SHOW

CAVES and GÜRCÜOLUK CAVE (BARTIN) CASE

203 ıdentıfıcatıon and protection of important bat caves

in turkey


posters

regıon and cave expedıtıons

206 EXPLORATION AND MAPPING OF SARPUNALINCA CAVE

207 CANYONS AND CAVES OF SAFRANBOLU

208 HYDROGEOLOGY AND CAVES OF NORTH KAHRAMANMARAŞ

209 PETROGLYPHS AND VOLCANIC CAVES OF BORLUK VALLEY, KARS

210 AMASRA REGION EXPLORATION RESULTS

212 KÜRE NATIONAL PARK CAVE EXPLORATION PROJECT

213 CAVE Exploratıon results in GÜLNAR Region

214 Çem Sinkhole

216 Dim Cave (Alanya-Antalya): An important Geotourism

potential

217 KEŞ MOUNTAIN SINKHOLE

218 three sisters: YAYLACIK, İNİLTİ PAZARI, ÇADIR ÇUKUR

219 ARCHEOLOGICAL FINDINGS OF KIZILİN CAVE

map — documentatıon — research

220 CLAUDE CHABERT AND MAPPING OF AYVAINI CAVE

221 ESTABLISHING A STANDARD FOR CAVE RESEARCHES

222 DOUBLE MAPS AND TAY PROJECT

223 INFORMATION TAGS AT CAVE ENTRANCES

(CAVE TAGGING)

225 The Use of Speleothems in Paleoclimatic Studies


technıque

226 Getting Water at High Elevation Camps

227 Single Wire Cave Communication Device

228 DIRECT ATTACHMENT HANGERS

229 inspection of cavıng gear wıth dye-penetrant method

230 CAVE PHOTOGRAPHY

231 PROPOSAL OF A MODEL PREPARATORY TRAINING FOR CAVING

bıology and conservatıon

232 WASTE MANAGEMENT AND RECYCLING IN SPELEOLOGY

234 INVENTORY OF CAVES SUBMITTED UNDER CULTURAL AND

NATURAL ASSETS PROTECTION LAW

235 Caves and Cave Fauna of YILDIZ MOUNTAINs

237 Furter Study on the Systematics of some Endemic

Tegenaria Latreille, 1804 (Agelenidae, Araneae) Spiders

238 Review of the cave-inhabiting beetles (Insecta:

Coleoptera) fauna of Turkey

244 SOLID WASTE MANAGEMENT IN CAVING CAMPS



www.yarasalar.org

Nerede yasadiklarini bilirsek koruyabiliriz,

www.yarasalar.org gözlemleriniz bekliyor.


BİLDİRİler


artıcles


Çatalhöyük Speleothem Örneklerİnİn

İncelenmesİ

Gülgün Gürcan

ÖZET

Bu tezde Çatalhöyük’te bulunan Speleothem örnekleri kontekslerine göre incelenmiş, ICP-MS

analizi yardımı ile çevre hangi mağaralardan getirildikleri araştırılmış ve ne amaçlı kullanıldıkları

yorumlanmaya çalışılmıştır.

Bu tezle birlikte ülkemizde ilk defa bir kazı yerinde bulunmuş Speleotemler üzerinde detaylı araştırma

ve analizler gerçekleştirilmiştir. Sonuç olarak Çatalhöyük mitleri aracılığıyla, kozmos’ta geçmiş

ile bağlarını ortaya koyduğunu, speleotemler de bu bağlamda gerek mağaralara uzanan atalarına erişmede,

onlarla bağ kurmada, gerekse kozmosun yaratılma ve dengede tutulma sürecinde önemli bir yeri

olduğu saptanmıştır.

Anahtar kelimeler: Çatalhöyük, Mağara, Speleothem, Şamanizm, KuramsalArkeoloji.

20


Investigation of Speleothem Finds at

Çatalhöyük

ABSTRACT

Gülgün Gürcan

In this thesis, the Çatalhöyük Speleothem samples were examined by context; it has been investigated

with the help of the ICP-MS analysis to find out the caves from which they were brought and

with what purpose and interpretations have been made about,what for they were used.

First time in our country, Speleothems were investigated in great detail and analyzed at their

site. As a result of this, Çatalhöyük , through myth and history , revealed its ties with the past in the

cosmos and that Speleothems in this context have an important place in the sense that they are significant

not only in having access to its ancestors extending to the caves and setting bonds with them but

also in the process of creation of the cosmos and its balance to be kept.

BİLDİRİLER

Keywords: Çatalhöyük, Cave, Speleothems, Shamanism, Archaeological Theory

21


GİRİŞ

Konunun Tanımı ve Ele Alınan Sorun

Konya ovasındaki Yakındoğu’nun en büyük Neolitik yerleşmelerinden biri olan Çatalhöyük’ün

buluntuları arasında yeralan, speleotem adı verilen başta sarkıt ve dikitler olmak üzere mağara oluşumlarının

saptanıp, kontekslerine göre değerlendirilip, ne amaçla kullanıldıklarının yorumlanması, sembolik

anlamların sorgulanması, hangi çevre mağaralardan getirildiklerinin araştırılması ve bu bağlamda

9000 yıl önceki Neolitik toplumda spelelotemlerin yerinini ve etkilerinin ne olabileceğinin incelenmesini

oluşturmaktadır. Bu çalışma ile Türkiye’de ilk defa bir kazı yerinde bulunmuş olan speleothem

örnekleri incelenmiş ve analizler sonucu yerleşmede bulunan örneklerin çevredeki hangi mağaralardan

gelmiş olduğu araştırılmıştır.

Çalışma Yöntemi

Çalışmalar üç başlık altında gerçekleştirilmiştir.

1- Envanter çalışması: Çatalhöyük kazılarında ortaya çıkartılmış speleotem örnekleri saptanıp,

üzerinde tanımlama ve fotoğraflama çalışması yapılarak, envanteri çıkartılmıştır.

2- Mağara Araştırması: Çatalhöyük’te bulunan speleotemlerin, hangi mağaralardan getirildiğinin

saptanması için yakın çevre mağaralar incelenmiş ve analiz için örnekler alınmıştır.

3- Analiz: Çatalhöyük’teki ve mağaralardan alınan speleotemler üzerinde ICP- MS metodunda

iz element analizi yapılarak sonuçlar yorumlanmıştır, bunların hangi tip mağara ortamlarında

oluşmuş olabilecekleri konusunda değerlendirme yapılmıştır.

Çatalhöyük Projesi : Yeri, Konumu ve Araştırma Tarihçesi

Çatalhöyük Konya’nın, Çumra ilçesininin 11 km kuzeyinde yer almaktadır. İlk olarak 1961-65 yılları

arasında İngiliz Arkeoloji Enstitüsü’nün desteğiyle J. Mellaart yönetiminde, 1993 yılında Ian Hodder

başkanlığında uluslar arası bir ekip tarafından 25 yıl sürmesi planlanan ikinci dönem kazıları başlatılmıştır.

1960’lı yıllarındaki kazılarda ortaya çıkartılan yaklaşık 3000-8000 kişilik bir nüfusu barındıran

Neolitik Çağ yerleşmesinin mimarisi, başta duvar resimleri ve kabartmalarından oluşan sanat ve

sembolizimi Çatalhöyük’ün dünya çapında tanınmasına neden olmuştur. Çatalhöyük 2. dönem kazılarının

amacı ise ard süreçsel arkeoloji ile, sanatın ve sembolizmin neden bu zamanda, Çatalhöyük’te ortaya

çıktığı sorusudur.1 Hodder Çatalhöyük’teki sanatın; ister duvar kabartmalarında olsun, ister resimlerde

genelde uygulamalı olarak kuşaklararası aktarımda estetik boyutundan ziyade, ataların ruhlarını üzerine

çekmek yada uzaklaştırmak bakımından ritüel önemi olabileceğine dikkat çekmiştir.2

ÇATALHÖYÜK SPELEOTEM ÖRNEKLERİ

Speleotem Nedir?

Karstik mağara ortamında ikincil mineral birikmesi sonucu oluşan çökellere; sarkıt, dikit,

akmataş, genel olarak speleotem terimi önerilmektedir. Etimolojik olarak Spelaion Yunanca’da mağara

C. Renfrew ve P.Bahn , (2001): Archaeology :Theories Methods and Practice, Thames&Hudson,

London, s.44-46

2 I. Hodder, (2006): Çatalhöyük Leoparın Öyküsü, D. Şendil (çev.), İstanbul, Yapı ve Kredi Yayınları,

s.195.

22


anlamına gelirken, Thema ise depozit, çökel demektir. Araştırma konumda Çatalhöyük’te bulunan

speleotem örnekleri arasında genelde sarkıt, köpekdiş spar ve akmataş (tufa) yer alır.

BİLDİRİLER

Şekil.1. Çatalhöyüğün topografik planı ve kazı alanları

Çatalhöyük Speleothem Örnekleri

Speleothem örnekleri 14 adet olup Doğu Çatalhöyük’te farklı kazı alanlarından gelmektedir.

Tabloda hangi dönem ve alandan geldiğini göstermektedir.

Buluntu Birim

No

Açma Tabaka Bina Oda Bölüm

1 11904 40X40 VI, V 52 93 2004

2 13952 IST IV, V 63 283

3 12438 IST IV, V 63 284

4 14019 GÜNEY VI, V 65 297

5 14640 40X40 V, VI 59 276

6 16258 GÜNEY IV, III 44 319

7 16253 GÜNEY IV, III 44 319

8 16590 GÜNEY V, VI 56 339 2069

9 16550 GÜNEY IV, III 44 319

10 17017 GÜNEY V, VI 56 339

11 17039 GÜNEY V, VI 56 339

12 10475 GÜNEY III 42 202

13 17600 T.Poznan II 81

14 15400 4040

Şekil.2. Çatalhöyük speleotem buluntularının kontekslerine göre envanteri.

23


Şekil.3. 11904 x2 nolu örnek, Tip: Kristal blok

Buluntunun konteksi: 52 nolu kil depolar kazılırken, 2004 nolu bölümde depo 93 nolu alan

VI-V tabakalara denk düşmektedir. Bina terk edilirken bu alana belki de ritüel amaçlı olarak bu kristal

bloğun ve onun yanına da bir domuz kafatası rleştirildiği, binanın daha sonradan bilinçli olarak yakılıp

yıkıldığı belirtilmektedir. 3

Şekil.4. 12438 s1 nolu örnek. Tip: Kristal görünümlü taş boncuk.

Buluntunun konteksi: İst açmasında 63 nolu binanın taban üzeri dolgusunda bulunmuştur.

Aynı bölgede taban üzerinde, daha önce tavanda asılı olduğu tahmin edilen deri kese içinde; kemik,

çanak çömlek parçaları ve obsidyen de bulunmuştur.

3 11904 nolu birim kayıt formu, 4040 açması kazı notları 2005, Çatalhöyük yayınlanmamış rapor.

24


BİLDİRİLER

Şekil 5: 10475 nolu örnek , Tip: Speleotem Sarkıt.

Buluntunun konteksi: Bu figürin 2004 yılı Güney açmasında 42 nolu bina içinde, platformun

altında bir mezar dolgusu içinde bulunmuştur. Speleotem sarkıt özelliğini gösteren başın üzerinde ve

özellikle bacakların ucunda derin delik bulunmaktadır. Bu delikler sarkıt oluşurken içinden su damlayan

kanallardır.

Şekil 6. 17600 nolu örnek.Tip: Speleotem Sarkıt

Buluntunun konteksi: Bu sarkıt 2008 yılı kazılarında alan 202 de bina 81’in kuzey dolgusunda

“Team Ponzan” açmasında.elek için alınan örnekte elekten geçirilen dolgu toprak içinde bu buluntuya

rastlanmıştır.

25


Şekil.7. 15400 nolu örnek Tip: Çanak çömlek parçası içindeki speleothem örneği

Buluntunun yapısı ve yorumu: Bu çanak çömlek parçası üzerinde yapılan ince kesit analizinde,

çanak çömlek içerisine katkı maddesi olarak eklenmiş mağaradan gelme olsalığı yüksek köpek

diş spar kalsit parçası labaratuar ortamında gözlenmiştir. Jeolog C.Doherty denetiminde Oxford RHLA

laboratuarında araştırma yapan E. Camizuli(CH 07-42 dog tooth spar) örneği olarak raporlanmıştır. 4

MAĞARA ARAŞTIRMALARI

Arkeolojik çalışmalar çoğu kez mağaraların özellikle doğal ışığın girdiği ağız kısımlarında gerçekleştirilmektedir.

Bunun nedeni genelde mağara iskanlarının çoğu kez mağaraların giriş kısımlarında

olmasından dolayıdır.Araştırmaların çok azı mağaraların ritüel olarak kullanılması, speleotemlerin

bilinçli olarak toplanması, işlenmesi ve sembolik olarak kullanımına yönelik gerçekleştirilmiştir. 5

Speleothemler dahil her türlü mağara oluşumunun arkeoloji ile olan bağlantıları konusunda Türkiye’de

araştırmalar şimdiye kadar yapılmamiştır. Son dönemlerde speleotemler üzerinde yapılan araştırmalar

daha çok geçmiş dönem iklimsel koşulları belirleme amaçlı olmuştur.

Çalışma alanı

Çatalhöyük coğrafi referans noktası alınarak, konum olarak en yakın çevre mağaraların araştırılması

için üç yıllık bir arazi çalışması yapılmıştır. 2007 yılında Konya’nın batısında Seydişehir, kuzeybatısında

Beyşehir mağaraları içlerinde sarkıt-dikit genel olarak spleleotem bulunma yoğunluğuna göre

tespit edilip, araştırma ve örnekleme yapılmıştır. 2008 -2009 yılı araştırmaları ise Çatalhöyük’ün batısında,

Seydişehir’den devam edilip, güneyinde Karaman ile ve güney doğusunda Taşkale ilçelerindeki

mağaralarda gerçekleştirilmiştir.

İncelenen Mağaralar

Toplam 10 mağaraya gidilmiştir: İncesu Mağarası, Asarini Mağarası (Taşkale), Asarini Mağarası

(Başkışla), Arapyurdu Mağarası I, Arapyurdu Mağarası II, Ferzene Mağarası (Seydişehir), Hatçenin

İni , Eşek İni, Direkli İn Mağarası (Beyşehir), İncikini (Karaman). Bunlardan alınan örneklerden Ferzene,

İncesu ve Arapyurdu örnekleri ICP MS +B iz elementi analizine tabi tutlumuştur.

4 E.Camizuli,(2008) : Clay Provenance of Neolithic & Chalcolithic Ceramics , Çatalhöyük 2008 Archive

Report, www.catalhoyuk.com.

5 Bu konuda örekler için bkz. J.E. Brady, A. Scott, H. Neff ve M.D. Glascock, (1998): “Speleothem

Breakage, Movement, Removal, and Caching: An aspect of Ancient Maya Cave Modification”, Geoarchaeology

12 (6), s. 725-750. M.A. Dowd, (2008): The Use of Caves for Funerary and Ritual Practices in Neolithic Irland.

Antiquity 82 (316), s. 305-317.

26


SPELEOTEM ÖRNEKLERININ ICP-MS İLE ANALIZI VE YORUMU

Çatalhöyük speleotemlerinin orijinlerini belirleyebilmek için, Kütle Spektrometresi (ICP-

MS) kullanılarak iz elementlerini karşılaştırma amaçlanmıştır. Kanada’da yerleşik AcmeLabs

Laboratuarın’da toplam 6 örnek üzerinde toplam 45 adet ayrı iz elementine bakılmıştır

Çatalhöyük’teki üç değişik açmadan üç örnek analiz için seçilmiştir: 11904 nolu speleotem örneği

4040 açmasından , 13952 nolu speleotem örneği İstanbul açmasından, 16253 nolu speleotem örneği

Güney açmasındanalınmıştır.

Mağaralardan alınan örneklerde Çatalhöyük örneklerinin laboratuar ortamında morfolojik ve

jeolojik inceleme raporuna göre paralellik taşıyan speloetemlerin seçilmesi temel alınmıştır. Örnekleme

için mağara seçimi ise, konum olarak Çatalhöyük’e ulaşılması yakın ve Çatalhöyük örnek kontekslere

uyumlu mağaralardan seçilmiştir: İncesu Mağarası, Ferzene Mağarası, Arapyurdu I Mağarası speleotem

örrneği seçilmiştir.

Sonuçlar ekteki grafikde verilmiştir Grafiğe göre maksimum limit değerleri dikkate alındığında

karşılaştırılabilir elementlerin Cu, Pb, As, Rb, Sr, Zr La ve Ce oldukları görülmektedir. 6

AcmeLabs ICP-MS testleri sonucu yapılan korelasyon ile iz element takibinden 1. 11904 nolu

örneğin İncesu Mağarası örneği ile uyumlu, 2. 13952 nolu örneğin Ferzene mağarası ile, 3. 16253 nolu

örneğin ise Arapyurdu I ve Ferzene ile uyumlu olduğu görülmektedir.

BİLDİRİLER

Şekil.8. ICP-MS element analiz ile mağara örnekleri arası korelasyon.

DEĞERLENDİRME

Eğer kültürü bireyin ve toplumların yaşamını devam ettirebilmesi adına doğayla girdiği mücadelede

yarattığı, kuşaktan kuşağa aktardığı maddi ve manevi her şey olarak tanımlarsak, insanın oluşturduğu

kültürün çevre ile bağlantısı kaçınılmazdır. Çevre, bireyin ve topluluğun içerisinde yaşadığı doğal

ve sosyal ortamı ifade eder. Doğayla iç içe yaşayan toplumlar karşılaştıkları sorunları çözmek için yine

doğaya başvurmuşlar, dağ, orman, mağara vs gibi öğeleri kutsal kabul etmişlerdir.

Bir çok kültürde mağaralar kutsal mekanlar olarak kabul edilmekte, ayinler yapılmakta, ruhlar

dünyasına geçiş ile bağlantılı mekanlar olduklarına inanılmaktadır.7 Ayrıca, insanlık var olduğundan

bu yana, mağaralar, çeşitli destanlara, efsanelerde konu olmuş ve açıklanamayan doğaüstü olayları

kavramada, çözüm oluşturmada yardımcı olmuştur.

Çalışma konum olan mağaralardan taşınan speleotemler muhtemelen Çatalhöyük Neolitik dönem

6 Prof. Dr. Serdar Bayarı’nın verdiği bilgilerden dolayı teşekkür ederim.

7 D.Lewis-Williams, (2004 a): “Constructing a Cosmos: Architecture, Power and Domestication at

Çatalhöyük”, Journal of Social Archaeology, 4 (1):36-38.

27


insanları için kutsal sayılmışlardır ve bunlar sembolik bir anlam içermektedirler. Taşların sağlamlığı,

dayanıklılığı ve kalıcılığı tarihöncesi dönemlerde insanların dikkatini çekmiştir. İnsanlar taşları hem

kullanmışlar hem de onlara anlamlar yükleyerek kutsal saymışlardır. Genel olarak baktığımızda, kaya

gibi oluşumlar insanın kendi kırılgan ve geçici yapısını aşan bir gücün temsilidir, varlığın mutlak şeklidir.8

İnsan taşın büyüklüğünde, sağlamlığında, biçiminde, renginde, parlaklığında, içinde bulunduğu

kutsal olmayan dünyadan farklı bir dünyaya ait bir gerçeklik ve güç bulur. Bunun nedeni ise taş çoğu

zaman araç olarak kullanılmıştır. Kökenlerine ya da biçimlerine bağlı olarak kimi zaman kutsal, kimi

zaman sembolik değerler kazanmış olmalarına karşın taşlar genelde aracı olarak işlev görmüşlerdir.9

Arkeolojik olarak speleotemler yoğun olarak Maya arkeolojisinde incelenmişlerdir. Maya’da

speleotemlerin konteksleri ve kullanımlarında Çatalhöyük ile benzerlikleri vardır. Maya yerleşmelerinde

bulunan speleotem örneklerinin bazılarından figürin yapılmış ve gömütlere sunu olarak

konmuştur.10.Benzer uygulama Çatalhöyük’te ise sarkıttan işlenerek yapılmış 10475 nolu bu figürin

elimizdeki ender bir örnektir, mezar kazılırken bulunmuştur, diğer bir örnek ise 17600 nolu işlem

görmemiş, atıklardan eleme toprakta bulunan sarkıttır.

Speleotemlerin mağaralardan getirilip çeşitli ritüeller de kullanılmış olabileceğine ait bir örnek,

Çatalhöyük’ten 4040 açmasında 11904 nolu buluntu 53 nolu evin bilinçli yıkımı sırasında ritüel amaçlı

ambar depolarında bir sunu olarak konulmuş örnektir. Speleothemin koruyucu bir faktörü olduğu

anlaşılıyor, simgesel olarak bir güçleri veya manaları11 vardı. Çatalhöyük’te gene benzer bir uygulama

ise Mellaart’ın kazıları sırasında bir evin anbarına konulmuş figürindir. Hodder bu uygulamaların

sembolik anlamlar içerdiğini söylemektedir12.

Diğer yandan Çatalhöyük’te değişik kontekslerde speleoteme rastlanmıştır. Bunlardan en yaygın

olanı Güney açmasında çöplükler, atıklar arasından gelen irili ufaklı parça spelotemlerdir. Bunlar

muhtemelen kısa süreli eylemler için kullanılmışlar sonra işlevleri (veya kutsallıkları) bitince atılmışlardır.

Hodder, Çatalhöyük’te çöplüklerde çok fazla rastlanan figürinler ve diğer kutsal sayılabilecek

nesneler için de benzer yorumda bulunmuştur.13

Speleotemler ayrıca çeşitli süs eşyaları yapımında kullanılmıştır. Çatalhöyük’te İstanbul açmasından

63 nolu binanın 284 nolu odasındaki toplu buluntular içinden gelen bir adet 12438 nolu speleotem

boncuk bulunmuştur.14

15400 nolu (Şek.7.) çanak çömlek parçası ise ince kesit analizinde, çanak çömlek içerisine speleotem

köpek diş sparın katkı maddesi olarak eklendiği gözlenmiştir.15 Muhtemelen Çatalhöyük’te bu

çanak çömlek farklı bir kontekste ritüel amaçlı olarak kullanılmış daha sonra imha edilerek çöpe atılmış

olabilir. Speleotemlerin buluntu kontekslerinden yola çıkarak bunların aynen figürinler gibi adak ya

da koruyucu işlev gördükleri düşünülebilir. Bunlar ambarlar gibi koruyucu işlev üslendikleri ortamlara

yerleştirilmiş olabilirler. Hodder’ın öne sürdüğü gibi belki de ruhlara veya dünya dışı varlıklara

adanan adaklardı. 16 Neolitik toplumda daha yerleşik bir yaşantı başlaması ile toplumsal utanç, dedikodu,

bedduaya yönelik korku ve kuşkular artmış olabilir. Suçlama, lanetleme gibi davranışlardan

korunma ihtiyacı doğmuş olabilir. Speleotem gibi nesneler bu süreçte bir temsilci veya arabulucu olabilirler.

17 Bunlardan bir kısmı bu tip kısa süreli eylemler için kullanılıp atılmış olabilirler. Ayrıca speleo-

8 Eliade, 2003: 222-223.

9 Eliade 2003: 222-225

10 J. Brady v.d., (1997): “Speleothem Breakage, Movement, Removal, and Caching: An Aspect of

Ancient Maya Cave Modification”. Geoarchaeology 12/ 6: 733-734. Bu Maya yerleşmeleri; Copan, Honduras,

The Rio Candeleria Cave System in Alta Verapaz, Peten, Guatemela, Chiapas, Belize, Yucatan sayılabilir.

11 Mana: Polinezyalılar tarafından sipirütel, ruhsal güç anlamı gelir. Ayrıca bkz. Eliade, 2003: 15,43.

Bu kitabında Eliade “mana”’nın aslında tüm dinler içinde tarif edilemez, görülemez ruhsal güç olarak

kullanıldığına dikkat çekmektedir. Brady v.d., 1998: 740.

12 Hodder, 2006:131.

13 Hodder, 2006: 194.

14 Bkz. Şek.6. ve Şek.7.

15 Camizuli, 2008 :24-30

16 Hodder, 2006: 194.

17 Hodder, 2006:195.

28


tem buluntular, kilden, mermerden yapılan figirünlere göre ayrı bir sembolik anlam içerir; mağaradan

geldikleri için Neolitik insanın geçmişi ile bağ kurmada, özellikle atalarının uzun dönem avcı toplayıcı

olarak yaşadıklarını anımsatan, ata kültü ile bağlantılı tapınımlarda, onların ruhları ile bağlantı kurmada

aracı olarak kullanılmış olabilirler.

Lewis-Williams’a göre Çatalhöyük evleri bir mağaraya benzemektedir ve insanoğlunun yerleşimin

yüzeyinde (damlarda) dolaştıkları, sonra karanlık iç kısıma girdikleri katlı bir evrenin somutlaştırılmış

halidir.18 Odaların çoğunda duvarlara oyulmuş kırmızıaşı boyalı nişler vardır, bu tür nişlerin benzeri

Avrupa’daki Paleolitik dönem mağara duvarlarında adakları, sunuları yerleştirme için açılmışlardı.19

Bu tür nişleri Ferzene Mağarası girişinde de görmekteyiz. Muhtemelen toplumda Şamanlar vaya ritüel

liderler gibi ruhlar dünyası ve atalarla ilişkilerde aracılık eden kişiler vardı ve bu kişiler mağaraları

ziyaret etmiş, ayinler yapmış ve mağaradaki bu uygalamaları yarattıkları sanat ve ev içi uygulamlarıyla

tekrar canladırmışlardı. Hodder’a göre binaların içine başta duvar resimlerinden oluşan sanat eserlerini

yapanlar da bu kişilerdi.20 Çatalhöyük’te sanat ile ölüm arasında bir bağlantı vardır ve Şamanlar

bu bağlantıda önemli rol oynarlar. Başta duvar resimlerinden oluşan sanat, binaların içinde ölülerin

gömüldüğü platformların üzerindeki duvara yapılmaktadırlar ve muhtemelen ölülerin ruhlarını yaşayan

kişilerden koruyor olabilirler. Mağaraları ölüler dünyasına açılan kapılar olarak görürsek, mağaralar

benzetilen binalar içinde yapılan ayinlerde mağaralardan getirilen speleotemlerin kullanılması

da doğaldır. Belkide Çatalhöyük’te buluanan speleotemler ölümle bağlantılı ritüellerde aracı vazifesi

görüyorlardı.

Çatalhöyük’te Şamanizm zaman içinde aktarılan değerleri ile örülmüştür. Şamanın kosmozunu

oluşturan üçlü evren anlayışı, metaforik ve maddesel olarak sembolik değerlerde ve sosyal hiyerarşide

evlerin içinde sürekli yapılanmıştır. Benzer şekilde Avrupa’da M.Ö. 30 000 yıllarda mağaralar spiritüel

ve maddeselin bir olduğu, örtüştüğü görünmez evrenin bir parçası olarak algılanıyordu. Yeraltındaki,

derin geçitler, salonlar orayı ziyaret edenler tarafından donatılmayı, süslenmeyi ve yeniden uyumlanmayı

kaosdan kurtulup, kozmosu korumayı sağlıyordu. 21 Çatalhöyük’te ise kozmos ev içinde, mimaride

ve taşınan, işlenen speleotemler yardımıyla tanımlanarak, bunun sonucu olarak algılanan kozmosda

toplum yapısı kontrol edilir ve dengede tutulur hale geliyordu. Bu kontrol edilebilir durum ise daha

rahat, esnek bir toplumsal yapının temellerini sağlıyordu. Bu mekanizma ise Neolitik toplumun oluşumunu,

gelişmini sağlayan süreçi başlatıyordu.

BİLDİRİLER

SONUÇ

Bu çalışmada Çatalhöyük’te bulunan 14 adet spleoetem22 incelenmiştir. Dört ayrı açmadan23 ve

farklı kontekslerden gelen örnekler Çatalhöyük buluntuları arasında sembolik açıdan ayrı bir öneme

sahiptirler ve farklı bir sınıflandırmayı hak etmektedirler.

Çatalhöyükte bulunan speleotem örneklerinin, Çatalhöyük çevresindeki hangi mağaralardan

geldiğini saptamak için 3 ayrı dönemde24 toplam 2800 km kat edilerek yüzey ve mağara araştırmaları

gerçekleştirilmiştir. Toplam 10 ayrı mağaradan örnekler toplanmış, hem mağara örnekleri hem de

Çatalhöyük örnekleri üzerinde ICP-MS analizi gerçekleştirilerek Çatalhöyük örneklerinin çevre hangi

mağaralardan gelmiş olabileceği tahmin edilmeye çalışılmıştır. Toplam 6 örnek 25 üzerinde yapılan

analiz sonucu iz elementleri takip edilerek örneklerin Ferzene, İncesu ve Arapyurdu I Mağaralarından

gelmiş olabileceği, bu bağlamda bu mağaraların Çatalhöyük insanı için önemli olabileceği sonucuna

18 Lewis-Williams, 2004a:30-31.

19 Lewsi-Williams, 2004a: 36-37.

20 Hodder, 2006: 198.

21 Lewis-Williams, 2004b:205

22 Speleotem envanteri için bkz Şekil.2.

23 4040 açması, İstanbulaçması, Güney açması ve Team Ponzan açması.Harita üzerindeki yerleri için

bkz. Şekil.1.

24 2007,2008 ve2009 yaz dönemi mağara yüzey ve mağara içi araştırmları.

25 6 öeneğin 3’ü mağaradan, 3’ü Çatalhöyük’ten seçilmiştir.

29


varılmıştır. Fakat tez süresince yapılan kapsamlı yüzey araştırmalarına rağmen, analiz edilen örnekler

sınırlı kalmıştır. 26 Çatalhöyük Speleothem örneklerinin farklı mağaralardan da getirilme olasılıkları

vardır. İleride daha fazla örnek üzerinde yapılacak analizler Çatalhöyük Speleotem buluntularının çevre

hangi mağaralardan gelmiş olabileceğinin tahmin edilmesinde daha fazla mağarayı kapsayabilecektir.

Çatalhöyük’te kozmosu tanımlamada ve yerleşmede yeniden yapılandırılmasında, mağaraların

rolü önemlidir. Şamanik öğelerin öne çıktığı toplumsal, mimari ve inançsal yapıda Çatalhöyük’te

speleotemler ile kurulan bağların, yerleşik düzene geçişte Neolitik insan için geçmişle kurulan bağların

yansıması ve dönüşümü olarak da değerlendirilebilir. Uzun bir iç dönüşüm sonucunda, Hodder’ın

değindiği gibi maddenin içselleştirilmesi sürecinde Çatalhöyük, kendi mitlerini ve dönüşümünü yaratmıştır.

27 Avcı toplayıcı dönemlerde yaşam alanı olan mağaralar, Neolitik Çağda toplumsal düzenin ve

inanç sisteminin bir parçası haline dönüşmüştür. Çatalhöyük’te alt katmanlarda speleotemler daha çok

mağaradan getirldikleri ham halleriyle karşımıza çıkarken, ilerleyen dönemler içinde üst katmanlarda

figürin olarak bina 42 ‘de işlenmiş, müdahele edilip dönüştürülmüş şekilde ortaya çıkarlar. Eliade’nin

öne sürdüğü gibi hiçbir inanç sistemi, mit bütünüyle yeni değildir, hiçbir mitsel mesaj geçmişi tamamıyla

geçersiz kılamaz. Önceki çağlardan gelen bir dinsel gelenek yeniden yoğrulur, yenilenir, yeniden

değerlendirilerek yeni ilkelere göre bütünleştirilir. Hodder’ın da belirttiği gibi pek çok sembolik temanın

kökeni daha erken avcı-toplayıcı toplumlara dayanır. Çatalhöyük, mitleri ve yaratılan kozmos’ta

geçmiş ile bağlarını ortaya koymaktadır, speleotemler de bu bağlamda gerek mağalara uzanan atalarına

erişmede, onlarla bağ kurmada , gerekse kozmosun yaratılma ve dengede tutulma sürecinde önemli bir

yer tutmuşlardır.

KAYNAKÇA

Brady, J., A. Scott, H.Neff ve M. Glascock (1997): “Speleothem Breakage, Movement, Removal,

and Caching: An Aspect of Ancient Maya Cave Modification”. Geoarchaeology 12/ 6 : 725 –750.

“Clay Provenance of Neolithic & Chalcolithic Ceramics” Çatalhöyük 2008 Archive Report, www.

catalhoyuk.com

Crumley, (1999):“Sacred Landscapes: Constructed and Conceptralized”.W. Ashmore & B. Knapp

(eds), Archaeologies of Landsacpe. London: Blackwell, s. 269-276.

Eliade, M. (1999): Şamanizm : İlkel Esrime Teknikleri, (çev) Birkan, İ. İmge Kitabevi, Ankara.

Eliade, M. (2003): Dinler Tarihine Giriş, Kabalcı, İstanbul.

Eliade, M. (2007): Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi,Taş Devrinden Eelusis Mysteria’larına,

Ali Berktay (çev.), Kabalcı, İstanbul.

Güldalı, N. ve Nazik, L.,(1985): “İncesu Mağaralar Sistemi (Karaman-Taşkale) Jeomorfolojik

Evrimi ve Ekonomik Olanakları”, Jeomorfoloji Dergisi, 12, Türkiye jeomorfologar Derneği, Ankara,

107-114.

Gürcan, G. (2010): Çatalhöyükte Bulunan Speleotem Örneklerinini İincelenmesi, Yayınlanmamış

Yüksek Lisans Tezi, Trakya Üniversitesi, Arkeoloji Bölümü,

Changing Mateirials at Çatalhöyük: Reports from the 1995-1999 Season. McDonald Institute for

Archaeological Research / British Institute of Archaeology at Ankara, Monograph,Cambridge.

Hodder, I. (2006): Çatalhöyük. Leoparın Öyküsü.YKY Yayınları, İstanbul.

26 Analizin sınırlı sayıda örnek üzerinde yapılabilmesinin nedeni, Ac-Me Kanada’daki labaraturda ICP-MS

iz element analizinin maliyetinin oldukça yüksek olmasından dolayı sadece 6 örnek seçilerek yapılmıştır.

27 Hodder’ın değindiği gibi Neolitik dönemde artan eşyanın daha çok içselleştirilmesi, en küçük işlerin

yapılmasında bile başka eşyalara ve başkalarına daha bağımlı olmayı gerektirmiştir. Bunun sonucu insanlar

eşyalar giderek birbirine karıştı ve karşılıklı bağımlı hale geldiler. İlişkiler zaman içerisinde “yayıldı” ve

insanlarla eşyalar uzun süreli ilişkilere girdiler. Hem yerleşik düzenin hem de tarımın temelinde yatan işte bu

uzun süreli madde ile insan arası ilişkidir. Hodder 2006:256-257

30


Lewis-Williams, D. (2004): “Constructing a Cosmos: Architecture, Power and Domestication at

Çatalhöyük”, Journal of Social Archaeology, 4 (1):28-59.

Lewis-Williams, D. (2004):The Mind in the Cave: Consciousness and the Origins of Art, Thames

and Hudson, London.

Moore, G.W. ve N. Sullivan. (1997): Spleology, Caves and The Cave Environment, Cave Books,

Missouiri.

Nazik,L. v.d. (2005): Karaman İli Doğal Mağaraları, TC Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü

Jeoloji Etütleri Dairesi Başkanlığı, Ankara.

Ozansoy, C. ve Mengi,H. (2006): Mağarabilimi ve Mağaracılık, TÜBİTAK Popüler Bilim

Kitapları,Ankara.

Pearson, J.L.(2002): Shamanism and the Ancient Mind, A Cognitive Approach to Archaeology,

Altamira Press, Oxford.

Price, N.S. (2001). The Archaeology of Shamanism, Routledge, London.

Prufer, K. M. ve J. E. Brady(der) (2005):Stone Houses and Earth Lords: Maya Religion in the Cave

Context, Colorado UP.

Renfrew, C. ve Bahn, P.(2001): Archaeology: Theories Methods and Practice, Thames&Hudson,

London

Tankersley, K., et al., (1997): “Achaeology and Speleothems”, (der). Hill,C.A. ve Forti,P. , Cave

Minerals of The World, National Speleological Society, Alabama USA , 266-271.

BİLDİRİLER

31


MAĞARA SANATI

Gülfem Uysal

Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Antropoloji Bölümü, Beytepe, Ankara 06800,

Mağara Araştırma Derneği (MAD)

Özet

Zamanımızdan 150 bin yıl önce tarih sahnesinde Neanderthaller yer almaya başlar. Neanderthaller

yaklaşık 120 bin yıllık ömürlerinin yarısını, Würm buzul döneminde geçirmek durumunda kalırlar. Bu

sürede soğuktan korunmak ve çeşitli ayinler gerçekleştirmek amacıyla yaşam alanları olarak mağaraları

seçtiler, ölülerini gömdüler. Ne var ki 1500 cm3 beyin hacmine ulaşmalarına rağmen simgesel düşünce

ve sanat anlamında çağdaşları Kromanyonları yakalayamadılar. Fazlasıyla buzul dönemine özelleşmiş,

anatomik yönden farklı olan neanderhaller, kültürel ve teknolojik olarak daha donanımlı olan modern

homo sapiensler (kromanyon) karşısında daha fazla dayanamayıp yok oldular. Bu aşamadan sonra

mağaralar kromanyonların “sanat galerileri” ne dönüştü. 20-25 bin yıllık üst paleolitik dönem boyunca

kromanyonlar giysilerini diktiler, boncuklardan ve hayvan dişlerinden yapılmış kolye-bilezik ve

gerdanlıklar taktılar. Böylelikle üst paleolitik sanatı olarak bilinen devir açıldı. Batı Avrupa’da özellikle

de İspanya ve Fransa’da 200 den fazla mağarada duvar resmi belirlenmiştir. Ayrıca bu mağaralarda 10

binin üzerinde –taşınabilir sanat- diye adlandırılan süslemeli nesne ve heykeller ortaya çıkarılmıştır. Bu

nesneler için tercih edilen hammaddeler genellikle, hayvan dişleri, kemik, geyik boynuzu, fildişi, deniz

kabukları ve çeşitli taşlardan oluşturmaktadır. Ürettikleri boncukların çoğunu giysilerde kullandıkları

belirlenmiş olup, ileri düzeyde uzmanlık gerektiren Venüs heykellerinin ise ayin ve geçiş törenlerinde

rol aldıkları düşünülmektedir. Kadın heykelleri çoğu kez doğurganlık ve üretimi yansıtmaları açısından,

abartılı karın ve kalçalarla sembolize edilmişlerdir

Karanlık mağara duvarlarına yapılan resimlerde genellikle yaşanılan dönem hayvanlarının son

derece doğru anatomik detaylar gözetilerek çizilmiş oldukları belirlenmiştir. Dikkat çeken nokta, betimlemelerin

çoğunda eti yenmeyen hayvanlara yer verilmiş olmasıdır. At, bizon, geyik, dağkeçisi, mamut,

öküz gibi hayvanlar resmedilmiştir. Araştırmacılar bu hayvanların duvar resimlerinde yer almasını

genellikle avın zenginleşmesi için yapılan törenler ile, kimi araştırmacılar inisiasyon adı verilen geçiş

törenlerindeki ritüeller ile, kimileri de o grubun toplumsal örgütleniş biçimiyle ilişkili olduğunu savunurlar.

Anahtar kelimeler: üst paleolitik, mağara duvar sanatı, taşınabilir sanat, kromanyon

32


Cave Art

Gülfem Uysal

Abstract

Hacettepe University Department of Anthropology, Beytepe, Ankara 06800,

Cave Research Association

Neanderthals emerged on the state of history approximately 150.000 years before our era. The

Neanderthals were obliged to spend half of their 120.000-year existence in the Würm Ice Age. During

this period, they chose caves as living spaces in which to protect themselves from the cold, carry out

various rituals and bury their dead. Despite their 1500 cubic centimeters of brain volume, however,

they could not match their contemporaries, the Cro-Magnons, in terms of symbolic thought and art.

Neanderthals had a different anatomy, excessively adapted to ice age conditions, so that they could

not survive for long vis-à-vis modern homo sapiens (Cro-Magnon) who was better equipped in culture

and technology. After this stage, the caves became the “art galleries” of the Cro-Magnons. During the

upper Paleolithic period that lasted for 20-25.000 years, Cro-Magnons stitched their clothes, and wore

necklaces, bracelets and neckbands. This was how the period knows as the upper Paleolithic art began.

There are mural paintings in more than 200 caves in Western Europe, especially in Spain and France.

In addition, over 10.000 decorative objects and statues – called portable art – have been discovered in

these caves. The material out of which these objects were made generally included animal teeth, bones,

deer antlers, ivory, seashells and various stones. It has been observed that the beads produced were

used to decorate clothes; Venus statues that required advanced specialization, on the other hand, are

thought to have been used in ceremonies and initiation rites Fertility and production were often symbolized

through exaggerated bellies and hips in statues of women.

Murals on dark cave walls portraying various animals of the epoch are found to be highly correct

in terms of anatomical detail. What attracts attention is that most of the representations are of animals

whose meat did not serve as food. The paintings contain horses, buffalo, mountain goat, mammoth,

and oxen. Some researchers explain the presence of these animals in the paintings in terms of rituals to

increase game; others in terms of rites of passage called initiations, and some claim that they represent

the mode of social organization of the group.

BİLDİRİLER

Keywords: upper paleolithic, parietal cave art, portable art, cro-magnon

33


Würm buzul döneminde yaşamak ve bu sürede içerisinde soğuktan korunarak çeşitli ayinler

gerçekleştiren Neanderthaller, yaşam alanları olarak mağaraları seçtiler, ne var ki 1500 cm3 beyin

hacmine ulaşmalarına rağmen simgesel düşünce ve sanat anlamında çağdaşları Kromanyonları (erken

arkaik homo sapiens) yakalayamadılar. Her ne kadar yaşam alanı olarak neanderthaller mağaraları

seçmiş olsalar da sanat yaratma konusunda başarılı değillerdi. Belki de onlar için hayatta kalmayı

başarabilmek ve soğuktan korunmak, sanat üretmekten daha önemliydi. 25-30 bin yıllık üst paleolitik

dönem boyunca Homo sapienslerin türdeşleri ve ataları olarak kabul ettiğimiz kromanyonlar, mağara

duvarlarına resimler yaptılar, giysilerini diktiler, boncuklardan ve hayvan dişlerinden kolye-bilezik ve

gerdanlıklar yaptılar. Böylelikle, üst paleolitik sanatı olarak bilinen dönem başladı ve günümüzden

yaklaşık 10 bin yıl öncesine kadar sürdü.

Üst paleolitik dönem sırasıyla, Orinyasiyen, Gravetiyen, Solutreyen ve Magdalaniyen olmak üzere

dört kültür evresine ayrılır. Orinyasiyen kültür evresinde, oyma kaya resimleri ve bireysel beden süslemelerinin

ön plana çıktığını görmekteyiz. Ancak, son dönem olan Magdalaniyen evresinde mağara

duvar resimleri ile karşı karşıya gelinir. Fransa, İspanya, İtalya, Çin, Hindistan ve Afrika’nın çeşitli

yerlerinde, kısaca dünyanın farklı bölgelerinde bulunan pek çok mağara resmi, geçmiş insanın kültürel

yapısı hakkında çok önemli bilgiler sunmaktadır. Bu resimlerde kullanılan tarz ve boyama teknikleri,

bilim insanlarını şaşkınlığa düşürecek kalite ve üstünlüktedir. Çalışmayı daha anlaşılabilir hale getirmek

için, mağara sanatının yapım tekniklerine göre başlıklar altında incelemek gerekmektedir. Buna

göre; 1. Kazıma Resim, 2. Boyalı Resim, 3. Alçak Kabartma heykel ve 4. Yontuk tip heykel olarak dört

başlık belirlenmiştir. Sanat eserlerinin yapıldıkları yerler açısından ayıracak olursak, Taşınabilir sanat

(art mobilier/portable art), duvar sanatı (art parietal) ve kaya sanatı (art rupestre/ rock art) olarak

ayırmak gerekecektir.

Ancak, sabit ve taşınabilir sanat eserlerine geçmeden önce dönemin taş endüstrisinden biraz

bahsetmek yerinde olacaktır. Alt paleolitikten beri süregelen el baltası gibi aletler bir yandan devam

ederken yeni aletler ve endüstriler ortaya çıkar. Çoğu, ağaçtan çubuklara takılmaya uygun “uç” niteliği

taşırlar. Üst paleolitikte aletlerde ve aletlerin yapıldığı malzemelerde büyük bir çeşitlilik göze çarpar.

Sadece taş değil, kemik, fildişi, boynuz ve tahta gibi, kalem ve ince aletler yapmaya uygun hammaddeler

seçilir. Büyük taş çekirdeklerinden, yumrular ve dilgiler çıkarılarak yapılan aletlerde sayıca ve nitelik

olarak artış gözlenir. Aletlerin boyutlarında küçülme ve çeşitlenme vardır, yeni ve küçük aletler, büyük

ve çok maksatlı aletlerin yerini almıştır. Artık alet çantası zenginleşmiş, alet yapan aletler üretilmeye

başlanmıştır. Bunun yanı sıra balıkçılık ve tekstil işlerinde kullanılan aletler yapılmıştır. 35-40 bin yıl

öncesinde (byö) başlayan Şatelperoniyen endüstrisini, Orinyasiyen (34-30 bin yıl önce), Perigordiyen

(32-22 bin yıl önce), Gravetiyan (30-22 byö), Solutriyen (22-18 byö) ve Magdalaniyen (18-11 byö) taş

endüstrileri takip etmiştir (Resim 1). Özellikle Solutriyen tip endüstride iki yüzeyli yapraksı uçlar, iğneler

gibi ince işçilik isteyen aletler göze çarpmaktadır. Magdalaniyen de ise, ok ve yay dışında zıpkın,

harpon, olta ve kancalarda çeşitlilik gözlenmiştir (Resim 2). Mağara duvarlarına resim yapma, Orinyasiyen

endüstrisiyle birlikte başlamıştır (Resim 3).

Kazıma Resim

Üst Paleolitik dönemin ilk aşaması olan Orinyasiyen kültürde, bedensel süslemeler ve kazıma/

oyma sanatında patlama gözlenmiş, mağara duvar resimlerine rastlanılmamıştır. Bu sanatın ortaya

çıkarılış tekniğinde, kullanılan maddenin cinsinin, kayaların doğal çıkıntılarının, hammaddenin sertliğinin,

sanatçının görüş, yetenek ve tarzlarının katkısı çok belirleyicidir. Sanatçı genellikle uygulayacağı

tekniğe göre maddeyi seçer. Örneğin geometrik motifler taş gibi çok sert maddeler üzerine işlenemez.

Bu yüzden geometrik çizimlerde kemik ve boynuz gibi maddeler tercih edilmiştir. Bazen de tam tersi

sanatçı işleyeceği maddenin cinsine göre teknik arar. Duvar sanatında kayanın kalitesine göre farklı

teknikler oluşmaktadır. Bazen duvarların yapısı bombelidir alçak kabartmaya uygundur. Bazen de bazı

34


mağara duvarlarının ve kayalarının satıhları o kadar düz ve serttir ki alçak kabartmaya uygun değildir.

Böyle bir zeminde ancak, kazıma resim ya da boyalı resim uygulanabilir durumdadır. Kazıma mağara

duvarına yapılabileceği gibi, boynuz, kemik diş gibi objelerin üzerinde de yapılmaktadır. Burada esas

olan renk değil biçimdir. Kazıma desenler, resmin yapılacağı hammaddeden daha sert bir kalem veya

uç ile kazıma oyma ya da gagalama yoluyla gerçekleştirilir (Yalçınkaya, 1979:71).

Kazıma resimlerde zaman ve mekana göre yeni teknikler yaratmak olasıdır. İnce, derin, çift çizgi

ya da konturların noktalar ya da gelişkin darbelerle oluşturmak farklı teknikleri yansıtır. Kazıma tekniği

olarak kabul edilen gagalama tekniği özellikle Afrika Mısır Sahara’sında yaygın olup Anadolu’da da

Kars, Camışlı köyü, Yazılıkaya’da belirlenmiştir. Kazıma resimlerde çizgiler net ve belirgindir hiçbir

düzeltme ya da yanlış darbe yoktur. Elbette kötü durumda olan ve beceriksiz sanatçıların elinden çıkmış

resimler de bulunmaktadır. Ama genellikle kaba olan vücut derin çizgilerle vurgulanmış, tüy, göz gibi

ayrıntılar, betimlenmiş ve figürlerin içleri ince aletlerle taranmış resimler de ortaya çıkarılmıştır.

Izgara biçimlerin, dairelerin beneklerin ve daha geometrik (entopik) olan çizimlerin düşsel imgeleri

çağrıştırması, bu motiflerin ile o dönemde yaşamış şamanlarla ilişkilendirilmesine neden olmuştur.

Ancak bu motiflerin birçoğu çizgisel olsa da nadiren kayaya kazıma biçiminde olup, çoğunlukla tek renk

boya (monokrom) kullanılarak yapılmışlardır (Lewin, 2000:195). Sanat eserleri arasından ister taşınabilir

olsun, ister duvar, ister kaya sanatı olsun her yerde kazıma/oyma tekniğini gözlemlemek olasıdır.

Cezayir’de bulunan 6 bin yıllık kayaaltı sığınağında yer alan ağlayan inekler (Resim 4), Türkiye Antalya

Yağca köyü yakınlarındaki Katran dağında bulunan Öküzini mağarasının giriş kısmında yer alan

kazıma boğa resmi (Resim 5) ve Fransa Les Eyzies yakınlarında yer alan Abri de Lartet mağarasındaki

üzerine çizim yapılmış kemik (Resim 6) bu stillere birer örnek teşkil eder.

BİLDİRİLER

Boyalı Resim

Boyalı resimlerden önce yaklaşık 30 bin yıl öncesine tarihlenen ilk resimler, mağaraların renkli

kilden oluşan duvarları üzerine parmak bastırarak çizilmiş geometrik desenler ve hayvan siluetleri

olarak karşımıza çıkar. Daha sonra ellerini mağara duvarlarına dayayıp, üzerine ortası boş bir kemikten

boru gibi yararlanarak, ağzı ile is ya da renkli boya püskürtmek suretiyle duvar üzerinde ellerinin

siluetini çıkarmayı öğrendiler. İspanya ve Fransa’daki yaklaşık 22 mağaranın en derin ve karanlık köşelerine,

duvarlara, kireçtaşı perdelerin üzerine 100’lerce metrekarelik alanlara el izi bırakmışlardır. Bu

izlerin, çoğunu el izi oluşturacak şekilde boya püskürtmek yoluyla elde etmişlerdir (Resim 7). Daha az

kullanılan diğer bir yöntem ise, elin boyanmasından sonra duvarda iz çıkaracak biçimde bastırılması

biçimdeki baskı yöntemiyle gerçekleştirmişlerdir. Siyah ve kırmızı rengi neden tercih ettikleri bilinmemekle

beraber, doğada daha kolay bulunabilir olmasından kaynaklandığı görüşü kuvvet kazanmıştır.

El izlerinin bir kısmı beş parmaklı olmakla birlikte bazılarında parmakların noksan ya da hiç olmayışı

hala gizemini korumaktadır (Clottes ve Courtin 1996).

Dünyanın bilinen en eski resimleri Batı Avrupa’da paleolitik çağın sonu ile tarihlenmiş mağara

duvarlarına yapılmış at, boğa, bizon, geyik, dağkeçisi, mamut, öküz resimleridir. Orinyasiyen dönemde

karşımıza çıkmayan duvar resimleri, magdalaniyen evresinde patlama noktasına ulaşır (Lewin, 2000

ve Özbek, 2007). 25 bin yıllık bu süreçte, Batı Avrupa’da özellikle de İspanya ve Fransa’da 200 den fazla

mağarada duvar resmi belirlenmiştir. Avrupa’da duvar resimleri ihtiva eden toplam 277 tarihöncesi

mağara, Afrika’da ise 1 milyonu aşkın resimli mağara belirlenmiştir. Tarihleri kesin olarak bilinmemekle

beraber, Almanya’nın güneydoğusunda Heidenheim bölgesinde bulunan Vogelhard mağarasındaki

resimlerin en eskilerini 30 bin yıl, en yenilerinin ise 9.500 yıllık oldukları belirlenmiştir. Mağara

resimlerinin en ünlüleri Pirenelerin İspanya tarafında kalan Altamira ve Fransa’nın güneybatısındaki

Dordogne bölgesinin kireçtaşı kayaçlarında kalan Lascaux, Niaux ve Les Eyzies mağaralarındadır.

Mağara duvarlarına yapılan resimlerde Üst paleolitik insanlarını karanlık mağara duvarlarına

genellikle yaşadıkları dönemde hüküm süren hayvanları resmettiklerini görmekteyiz. Bolluk ve kıtlık

35


36

dönemlerine göre avladıkları hayvanların niteliği gibi duvar resimlerinde de zaman zaman bazı türler

artarken bazılarının daha az resmedildiği dikkat çeker. Hayvanların bolca yer almasına karşılık insan

figürlerin son derece az olduğu izlenmektedir. Var olan figürler de genellikle çöp adam biçiminde ve

özensiz tasfir edilmiş erkeklerdir. İnsan figürleri genellikle savaşırken ya da güç durumda çizilmişlerdir.

Yerde yatan, oklara hedef olmuş ya da elinde ok ve yayı ile resmedilmiş figürlere Avustralya yerlilerinin

(Aborjin) ve Afrika’nın güneyindeki Sanların (Buşman) kaya resimlerinde ve mağaralarında rastlamak

mümkündür. Ayrıca, ispanya’da bir mağarada, yabanıl arı kovanından bal toplayan ve etrafta kocaman

yaban arılarının uçtuğu bir kadın resmi bulunmuştur. Kaya sanatında genellikle kadın betimlemelerine

pek rastlanmamakla beraber, kuzeybatı Avustralya’daki Kimberley bölgesinde resmedilmiş kadınların

varlığı dikkat çekmektedir. Lascaux’un alt galerilerinden birinde bir bizonun önünde yatmakta olan bir

avcı bulunmaktadır. Avcının kuş maskesi de yerdedir, hayvana saplamış mızrak barsaklarının dökülmesine

neden olmuş, boynuzlu bir suaygırı sahneyi terk ederken resmedilmiştir (Lewis-Williams 2004).

Bu sahneden olasılıkla bir av sahnesi gerçekçi bir kompozisyonla tasfir edilmiştir. Ancak ilginç olan

nokta neredeyse tüm resimlerde hayvanların başarıyla çizilmesine karşın manzara resmine hiç rastlanmamış

olmasıdır. Hayvan ve insan figürlerinin birleştiği “teriantrop” çizimler üst paleolitik sanatının

küçük ama önemli bir parçası olarak kabul edilir. En güzel örnek, Fransız Pirenelerindeki Les Toris

Freres mağarasında bulunan figür olup, “gövdesi, kimliği belirsiz iri yapılı bir hayvan gövdesine; arka

bacaklarının dizlere kadar ki kesimi, insan bacağına; kuyruğu bir tilki ya da kurt kuyruğuna benzer,

ön bacakları anormal yapıda olup, ön ayakları insan eli biçimindedir. Tepesinde bir çift geyik boynuzu

bulunan tuhaf yüzü, kuş yüzüne benzemektedir” biçiminde tarif edilmiştir (Resim 7). Bu tip resimler

araştırmacılar tarafından “düşsel imgeler ya da “şamancıl sanat” olarak yorumlanmaktadır (Lewin,

2000:200-202).

Boyalı resimlerde uygulanan tekniklere bakacak olursak, bazılarının tek renkli (monokrom), bazılarının

çok renkli (polikrom) olduklarını, ayrıca -figürü boyalı kontürle belirginleştirmek, -içini tamamen

boya ile doldurmak, -boya ile doldurulan yüzeylere birden fazla renk uygulamak, -içi renklendirilmiş

figürü siyah renkle çevrelemek, -figürün içini renkli noktalarla bezemek gibi tek ya da birkaç

tekniğin bir arada uygulandığı örnekler bulunmaktadır. Ayrıca boyama ve kazıma tekniklerinin beraber

uygulandığı resimler de mevcuttur. Böyle kazınmış kontürler içine boya sürülür ya da püskürtülür.

Diğer bir örnek de, boya doğrudan kazınmış kontür üzerine uygulanır (Yalçınkaya, 1979:73). Mağara

insanları duvar resimlerini yaparken, karbon/kömürün siyahını, demirli toprağın kırmızı ve sarısını,

manganezin koyu kahverengini kullandılar. Bu maddeleri ezip toz haline getirdikten sonra hayvan yağı

ya da suyla karıştırarak sürülebilir hale getirdiler. Boyaları sürmek için, hayvan kıllarını, yosun ya da

deri parçalarını, püskürtmek için boynuz ve uzun kemikleri kullanmış oldukları sanılmaktadır. Fransa

Lascaux mağarasındaki yaban öküzü (Resim 8), Pech Merle’deki benek bezeli at resmi (Resim 9), ve

kuzey İspanya’daki Altamira mağarasındaki boğalar holü ve koşan hayvanların (Resim 10) resmedildiği

duvar, eşsiz üst paleolitik duvar boyama sanatı örnekleridir.

Üst paleolitik sanatçıları çoğu kez gerçekçi (realistik) çizgileri benimsemişler, resmettikleri nesnelerin

karakteristik ögelerini ön çıkarmayı hedeflemişlerdir. Ancak “görsel gerçekcilik” dışında “zihinsel

gerçekcilik” eserlerine de rastlanmıştır. Bu tarzda canlılar sanki şeffafmış gibi kabul edilirler. İspanya‘da

Pindal mağarası duvar resimlerinde yer alan, kalbi ile birlikte çizilmiş mamut resmi (Resim 11), Avustralya

Kakuda kaya resimlerinde iç organları ve iskelet sistemiyle birlikte çizilmiş balık resimleri en

dikkat çekici olanlardan bazılarıdır. Resimlerin geçirdiği evrimsel aşama, başlangıçta oran ve büyüklüklerde

hatalar içermekle birlikte ve basit çizgilerden oluşmaktaydı. Sonradan her türlü detay işlenmeye,

derin çizgiler ya da renklerle vurgulanmaya başlanmıştır. İlerleyen evrelerde, renklerde çeşitlenme,

doğal kabartılardan faydalanarak rölyefli figürlerle eserlere boyut katılmış hatta çizilen hayvanlara

hareket kazandırılmıştır. Son evrelerde ise kazıma tekniği neredeyse ortadan kalkmış tamamen renk ön

plana geçmiştir. Boyut ve hareket renklerin kombinasyonuyla gerçekleştirilmeye başlanmıştır. Perspektif

konusunda oldukça başarısız olan üst paleolitik sanatçıları, resimlerini çoğu kez profilden yapmayı


tercih etmişlerdir. Mısır, Bizans ve Gotik sanatlarında, hatta El Greco gibi ressamlarda da aynı özelliğe

rastlamak mümkündür (Yalçınkaya 1979:77).

Alçak Kabartma Heykel

Bu teknik, eserin kontürlarındaki derinlik bakımından değerlendirilmelidir. Kimi zaman kaya

üzerindeki bir kabarıklıktan faydalanılırken kimi zaman da dış çerçeve oyularak, esas nesnenin kabarık

olması sağlanacak biçimde etrafı kazınır. Yüksek kabartmalar bu gruba girerler. Bazı durumlarda

kayaların üzerindeki kil yığınları şekillendirilerek alçak kabartma heykeller de yapılmıştır. Fransa

Fourneau-du Diable’deki boğalar, Amerika Arkansas eyaletinde yer alan Blanchard mağarasındaki dağ

keçisi, Lascaux mağarasında bulunan Laussel venüsü ile kabartmalı boğa figürü ve Fransa Roc-aux

Sorcier’deki eserler bu tarz heykellerin en güzel örnekleri (Resim 12) arasındadır.

BİLDİRİLER

Yontuk Tip Heykel

Özellikle Avrupa’daki mağaralarda 10 binin üzerinde –taşınabilir sanat- diye adlandırılan süslemeli

nesne ve heykeller ortaya çıkarılmıştır. Taşınabilir sanat eserleri daha yaygın olarak büyük topluluklarda

tercih edilmekteydi. Bu eserler için kullanılan hammaddeler genellikle, hayvan dişleri, kemik,

geyik boynuzu, fildişi, deniz kabukları ve çeşitli taşlardan oluşturmaktadır. Taşınabilir sanat eserlerini,

-süslenmede kullanılan boncuk, kolye ucu ve gerdanlık gibi kişisel eşyalar, -müzik aletleri, - Venüs ve

hayvan heykelleri olarak 3 gruba ayırmak gereklidir. Orinyasiyen dönemde çok sayıda tipte boncuk

karşımıza çıkmaktadır. Bu boncukların hammaddeleri topluluğun yaşadığı çevreden toplandığı gibi,

100’lerce kilometre uzaktan gelmiş, büyük olasılıkla değiş-tokuşla yoluyla elde edilen bu egzotik malzemelerin

çoğu takı yapımında ve giysilerde kullanılmaktaydı. Bunun dışında özellikle tilki olmak üzere

etçil hayvanların dişleri ve geyik gibi otçulların dişleri tercih edilmiştir. Randal White, güneybatı

Fransa’da önemli orinyasiyen yerleşim yerlerinden çıkarılan boncuklar üzerinde çalışmış ve birbirinden

farklı malzeme ve en az beş değişik yöntemle üretilmiş dokuz çeşit gerdanlık saptamıştır (Lewin,

2000:182). Üst paleolitik dönemde boncukların kullanım alanlarına ilişki bazı analojiler yapılsa da, çok

sayıda boncuğun motifler şeklinde giysilere işlenmiş olduğu kesinlik kazanmıştır. Moskova yakınlarında

yer alan Sungir yerleşim yerinde bir erkek iskeletinin göğüs seviyesinde hayvan dişlerinden yapılmış

çok sayıda boncuğun bulunması buna en güzel örnektir (Özbek, 2007). Hayvan motiflerinin işlendiği

kolye uçları ve muskalar, araştırmacılara göre, resmedilen hayvanın tılsımından yararlanmak ve kötü

ruhlardan korunmak için kullanılmaktaydı. Sibirya Mal-ta bölgesinde mamut dişinden yapılmış çok

sayıda kolye ucu ve boncuklar günışığına çıkarılmıştır (Resim 13).

Atalarımız ayinlerde ve düşünceleri aktarma da sadece resim sanatını değil müziği de keşfetmişlerdi.

Orta Avrupa’da ve Ukrayna Mezine’de orinyasiyanden magdaliyene kadar, kuş, rengeyiği, ayı

kemiği kullanılarak üretilmiş üzerinde delikler olan flütler gün ışığına çıkarılmıştır (Resim 14). Sadece

flüt değil, vurmalı ve yaylı müzik aletlerinin kanıtları yine aynı yerleşim yerinden çıkarılmıştır (Picq,

1999’dan aktaran Özbek, 2007:221). Müzik, üst paleolitik insanları dışında Avustralya Aborjin’leri ve

Afrika Sun’ları için de imge yaratımı ve kullanımının önemli bir parçası durumundadır (Lewin, 2000).

Müzik özellikle trans durumuna geçmiş şamanın ruhlar dünyası ile iletişime geçmesi, iç ve dış sesleri

yönetmesi bakımından son derece önemli bir olgu olarak kabul edilmekteydi. Ne var ki ele geçen, iki

düzine kadar flüt olduğu kabul edilen parçanın üzerindeki deliklerin gerçekte ses çıkarmak amacıyla

mı yapıldığı, yoksa başka hayvanların diş izleri mi olduğu her zaman kesin olarak anlaşılamamaktadır

(Lewis-Williams, 2007:224).

Yontuk tip heykeller arasında birinci sırayı kadın figürinlerinden oluşan Venüs heykelleri almaktadır.

Kadın heykelleri, hayvan figürlerine göre daha gerçekçi tarzda yapılmış olmalarına rağmen

çoğunda kolların bulunmadığı dikkat çekmektedir. Ortalama 10-40 cm arasında değişen boyutlarda ve

37


genellikle pişmiş topraktan, fildişinden ve kireçtaşından yontularak hazırlanmışlardır. Kadın heykelleri

çoğu kez doğurganlık ve bereketi yansıtmaları açısından, abartılı karın, kalça ve göğüslerle sembolize

edilmişlerdir. Zira, Özbek (2007)’e göre, avcılık ve toplayıcılıkla uğraşan, hareketli bir yaşam süren

paleolitik kadınlarının böylesi şişman olması düşünülemezdi. Venüs heykellerinin ayin ve geçiş törenlerinde

kullandıkları düşünülmektedir. Çek Cumhuriyeti Dolce Vestonice venüsü, İtalya’daki kolsuz

ve kırmızı aşı boyalı venüs, Avusturya’da bulunan meşhur Willendorf venüsü (Resim 15) ve kardeşler

Venüsleri, Fransa’daki Lespugue venüsü, Les Eziyes Sireuil venüsü, Brassempouy venüsü ve figürin

kafası, Ukrayna’da Gagarino venüsü, Rusya Kostienski venüsü orta ve doğu Avrupa’da karşımıza çıkan

taşınabilir sanat eserleri arasındadır. Az sayıda da olsa erkek heykellerine de rastlamak olasıdır. Örneğin,

Çek Cumhuriyetinin Dolni Vestonice sit alanında fildişinden yapılmış bir erkek heykeli üst paleolitik

döneme ait son derece nadir eserlerdendir (Resim 16).

Venüs heykelleri dışında son derece detaylı işlenmiş hayvan heykelleri bulunmuştur. Almanya’nın

Hohlenstein-stadel mağarasından günışığına çıkarılan fildişinden yapılmış, aslan başlı insan figürü

32 bin yıl ile en eski sanat eserleri arasında yer alır. Yine Almanya’da Vogelherd mağarasında aynı

yıllara tarihlenen at ve mamut figürleri fildişinden oyulmuştur. Çoğu kırık ve parçalı olmasına rağmen

Çek Cumhuriyeti Dolni Vestonice yerleşim alanında bulunan gergedan figürüde 25-30 bin yıl öncesine

tarihlenmektedir. Blanchard mağarasında bulunan fildişi mamut, Mas d’Azil mağarasından at başı,

Lartet mağarasından birlikte yüzen ren geyikleri, güneybatı Almanya’da yer alan Hohle Fels mağarasının

sadece 2 cm boyutlarındaki uçan kaz/kuş heykeli, (Resim 17) sayısız örneklerden bazılarıdır.

Heykelin bir diğer kullanım alanı da objelerle birleştirilmiş durumda olanlardır. Genellikle asa ya

da savurgaçların tutma kısımları işlenmiştir. Fransa‘da La Madeleine mağarasında bulunan böğrünü

yalayan biz bizon figürü ve kucaklaşan geyikler yine birer mızrak-atacağına yerleştirilmişlerdir. Magdalaniyen

döneme tarihlenen Fransa Mas d’Azil mağarasından gün ışığına çıkarılan geyik boynuzundan

oyulmuş dışkılayan dağ keçisi heykeli son derece üniktir (Resim 18). Yine aynı mağarada bulunmuş

olan rengeyiği boynuzundan yapılmış asa üzerinde üç at başı oyulmuş durumdadır. Bu atlardan biri,

cinsiyeti belirlenemeyen bir tay, ikincisi yetişkin bir at, diğeri de derisi yüzülmüş bir at kafasıdır. Bu

asanın da şamanistik faaliyetlerde kullanıldığı sanılmaktadır.

Sonuç ve Öneriler

Cevaplanması gereken en önemli soru, üst paleolitik insanları olan kromanyonların bu resim

ve heykelleri neden yaptıklarıdır. Günümüz birçok sanat tarihçisine göre bu eserler “sanat sanat içindir”

ilkesine göre yapılmamışlardı. Özellikle duvar resimlerinin yapıldıkları yerlere ulaşmada çekilen

güçlüklere bakacak olursak -dar pasajlar, karanlık, rutubet gibi olumsuz şartlar-, sanat üretmelerinin

başka bir nedeni olmalıydı. Resim yapmak için neden bu kadar derini seçmişlerdi? Küçük heykelleri,

fildişleri üzerine kazınmış işaretleri neden yapmışlardı? Ürettikleri sanat eserlerinin mutlaka toplumsal

bir çerçeve içinde ve bir amaca yönelik olması gerekiyordu. Sessiz sanat eserlerinin sakladığı cevaplar

hala gizemini korumakla beraber bazı teoriler ortaya sürülmektedir. En fazla kabul gören fikir, avın

zenginleşmesi ve erişkinliğe geçiş törenleri (inisiasyon) için yapılan seramoni ve büyüler sırasında bu

resimlerin yapıldığı yolundadır. Av aletleri ve sembolik işaretler ise, yakalanması çok arzu edilen bir avı

ele geçirme isteğinin sembolik bir tasviri ve bir av büyüsü olarak kabul edildi.

Fransız araştırmacı Salomon Reinach, üst paleolitik insanlarının, avladıkları hayvanlar üzerinde

üstünlük sağlamak için resim yaptıklarını savunurken, resimlerin neden mağaralarda yapıldığını da,

“böyle bir faaliyetin esrara bürünmesi ve insanların yaşadıkları yerden uzakta yapılmasının “ daha

mantıklı olduğunu açıklamaktadır. Abbe Henri Breuil ise, insanların bu resimleri, yırtıcı hayvanın

gücünü kendisine almak için yaptıklarını belirtmiştir. Ne var ki yapılan resimlerin hepsi yırtıcı hayvanlardan

ibaret değildir. Breuil’in öğrencisi Andre Leroi-Gourhan yapısalcılık ilkesinin ikili zıtlıklarına

dayanarak, üst paleolitik boyunca mağaraların erkek:dişi zıtlık ilkesine göre düzenlenmiş organize sığı-

38


naklar olduğunu iddia etmiştir. Gourhan’a göre bazı hayvanlar ve semboller dişileri bazıları da erkekleri

ifade etmekteydi. Örneğin, at, dağ keçisi, ren geyiği gibi küçük otçullar ve benekler, ok işareti gibi semboller

erkeği, yaban öküzü, bizon gibi büyük otçullar ve kare, ok ucu gibi semboller dişileri temsil etmekteydi

(Lewis-Williams 2004:61). Duvar resimlerinin tamamen şamanistik eylemlerden ibaret olduğunu

savunan araştırmacılar, yer altı ve yerüstü ruhlar dünyası ile iletişim kuran şamanların, mağaraları yer

altı dünyasının kapıları olarak gördüklerini ve şamanlara yardım eden hayvan ruhlarını aradıklarını

ifade ederler. Kayalardan çıkarmış gibi görünen hayvan resimlerinin ruhlar dünyasında gerçek dünyaya

geçişi yansıttığı varsayılmaktadır. Margaret Conkey “ 20 bin yıl öncesinin sanatı, bugünkü insanın

kökeni ile ilintili değilse de, bugünkü insanın ne anlama geldiği ile ilintilidir “ demektedir. Bu durumun

toplumlararası ilişkilere yönelik görüşmelerle ilgili olduğunu belirtmiş günümüz etnografisinde sanatın

ve simgesel betimlemelerin böyle yorumladığını ifade etmiştir (Lewin, 2000:179).

Sonuç olarak yapabileceğimiz en büyük hata, üst paleolitik sanatını bugünkü batılı “sanat” anlayışımızla,

sanata ve sanatçıya yüklenen roller ile yorumlamaya çalışmak olacaktır. İkinci önemli nokta,

Afrika’dan çıktığını bildiğimiz atalarımızın Avrupa’ya, Asya’ya, Ortadoğu’ya giderken, Anadolu’yu

baştan sona geçtiklerini daima akılda tutmamız gerekmektedir. Özellikle Avrupa üst paleolitik sanatının

merkezi olmuşken, bizler neden böylesi sanat eserlerine mağaralarımızda rastlayamıyoruz? Günışığına

çıkaracağımız her eser atalarımızın geçiş yollarının belirlenmesinde bilim dünyasına önemli katkılar

sağlayacaktır.

BİLDİRİLER

Kaynakça

Clottes, J. ve Courtin, J. (1996). The cave beneath the sea; paleolitic images at Cosquer. Harry N.

Abrams, Inc. Publishers, New York.

Lewin, R. (2000). Modern insanın Kökeni. Tübitak Popüler Bilim Kitapları, Ankara.

Lewis-Williams, D. (2004). The mind in the cave. Thames&Hudson, Londra.

Thomas, H. (1994). The first humans, the search for our origins. New Horizons.

Özbek, M. (2007). Dünden bugüne insan. İkinci Baskı. İmge Kitabevi.

Yalçınkaya, I. (1979). Taş devri sanatında teknik ve stil. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi,

29(1), 4:67-82.

Mağara resimlerinin sırrı http://www.lahuti.com/forum/magara-resimlerinin-sirri-43353.html

(28.02 2011).

39


Resimler

Resim 1: Orinyasiyen taş endüstrisi

Resim 2: Solutriyen taş endüstrisi

Resim 3: Üst Paleolitik harpon ve taş aletleri

40


Resim 4: Cezayir Kayaaltı Sığınağı, “ağlayan inekler”

BİLDİRİLER

Resim 5: Türkiye Antalya Öküzini, “boğa kazımalı giriş”

Resim 6: Fransa Les Eyzies Lartet, “mamut işlenmiş kemik”

41


Resim 7: Fransa Les Toris Freres, “şamancıl resim”

Resim 8: Fransa Pech Merle, “benekler ve el izi”

Resim 9: Fransa Lascaux, “yaban öküzü”

42


Resim 10: İspanya Altamira “boğalar”

BİLDİRİLER

Resim 11: İspanya Pindal mağarası, “kalbi ile çizilmiş mamut”

Resim 12: Fransa Roc-aux Sorcier, “kabartma boğa figürleri”

43


Resim 13: Sibirya Mal-ta, “mamut dişi kolye ucu”

Resim 14: Ukrayna Mezine, “kemik flütler”

Resim 15: Avusturya Willendorf, “willendorf venüsü”

44


Resim 16: Çek Cumhuriyeti Dolni Vestonice, “erkek figürü”

BİLDİRİLER

Resim 17: Almanya Hohle Fels, “uçan kaz”

Resim 18: Fransa Mas d’Azil, “dışkılayan dağ keçisi”

45


TARİHİ YERALTI YAPILARININ ARAŞTIRILMASINDA

MAĞARACILIK TEKNİKLERİNİN KULLANIMI

Emine Azak

OBRUK Mağara Araştırma Grubu (o’mag)

ÖZET

Geçtiğimiz yıllarda başta Tarihi Yarımada (Ayasofya-Topkapı Sarayı) olmak üzere farklı coğrafyalarda

(Hasankeyf, Kars) tarihi yapılarda yer altı unsurlarının araştırılması ile ilgili bilimsel çalışmalara

destek verme şansına eriştik. Bu çalışmalarda klasik mağaracılık teknik ve yöntemlerinin, akademik

araştırmalara büyük katkısı olabileceğini doğrudan deneyimleme şansımız oldu. Bu sunumda söz

konusu çalışmaların örnekleri ışığında sportif mağaracılık ise arkeolojik araştırmaların olası kesişme

alanları incelenecek, avantaj ve dezavantajları ile zorlukları bir arada ele alınarak gelecekteki benzer

işbirliklerinin daha verimli yürütülebilmesi için öneriler ortaya konulacaktır.

46


CAVING TECHNIQUES IN EXPLORATION OF

UNDERGROUND STRUCTURES OF

HISTORICAL BUILDINGS

ABSTRACT

Emine Azak

OBRUK Cave Research Group (o’mag)

BİLDİRİLER

In recent years, we have been fortunate to take part in research projects related to underground

structures of historical buildings, mainly within Hagia Sophia and Topkapi Palace. Use of classic

caving techniques have been beneficial in aiding archeological researchers. This presentation investigates

interactions and collaboration opportunities between cavers and academical research institutions,

advantages and disadvantages, difficulties and outlines suggestions that would make such collaborations

more productive.

47


Giriş

2009 yılı boyunca İstanbul Teknik Üniversite’sinden Dr. Çiğdem Aygün’ün proje yöneticiliği altında

yürütmüş olduğumuz Topkapı Sarayı ve Ayasofya Müzesi altındaki sarnıç, kuyu ve tünellerin araştırılması

projesi; mağaracı kimdir, çalışma alanları nelerdir sorusunu kendimize bir kez daha sormamıza

yol açtı.

Bir seneyi aşkın süre boyunca yapmış olduğumuz çalışmalar sırasında, insan yapımı yeraltı

boşluklarında çalışmanın teknik zorluklarını, tehlikelerini ve risklerini doğrudan gözlemleme şansı

elde ettik, çalışma tekniklerimizi edindiğimiz tecrübeler doğrultusunda ilerlettik. En önemlisi de doğal

ortamlarda, mağaralarda çalışmaya alışık olan biz mağaracıların, teknik donanımız ve tecrübelerimiz

ile arkeolojik ve mimari araştırmalara yapabileceğimiz katkıların önemini kavradık.

Tarihi ve mimari önemi olan, insan tarafından inşa edilmiş ya da kazılarak yapılmış yeraltı strüktürlerinin

araştırılması, farklı disiplinlerin bir araya gelmesini gerektirir. Bu araştırmalar esnasında

speleolojik araştırma tecrübesine, tekniklerine ve ekipmanlarına sıkça ihtiyaç duyulur. Ancak, bu birikim

ve teknikler mutlaka, mimarlık, şehir planlamacılığı, arkeoloji ve ölçüm gibi belirli profesyonel

beceriler ile desteklenmelidir.

Geçmiş Araştırmalar

Araştırılmayı bekleyen sayısız insan yapımı yeraltı yapılarına sahip olan ülkemizde, bu çalışmalara

bugüne kadar yeterli ilginin gösterilmemiş olmasının çeşitli nedenleri vardır:

Ülkemizde çalışılmayı bekleyen sayısız tarihi önemi olan yeryüzü yapıları bulunmaktadır ve bu

yapıların araştırılması her zaman öncelik kazanmış, daha fazla ilgi görmüştür.

Yeraltı strüktürlerinin araştırılması teknik zorluklar hatta riskler içerir. Bu nedenle, özellikli

donanımlar ve speleolojik aktivite becerisi, tecrübesi gerektirir.

Kazılarak yapılmış yeraltı strüktürlerinin araştırılması yeryüzü araştırmaları ile kıyaslandığında

daha problemlidir.

Yeraltı tarihi ve mimari mirasını araştırabilecek, teknik ve bilimsel becerisi olan, diğer disiplinler

ile işbirliği yapabilecek mağaracı sayısının yetersizliği ya da becerilerini sunabilecek mağaracılara

erişim zorluğu, bu konuda çalışma yapan araştırmacıları çözümsüz ve desteksiz bırakmaktadır.

Ülkemizde, speleolojik metotlar kullanılarak yapılmış olan araştırmalar oldukça az ancak bir o

kadar da önemlidir. Aşağıda listelenen bu çalışmaların çoğu ne yazık ki yabancı mağaracıların desteği

alınarak yapılmıştır.

1986 yılında Boğaziçi Üniversitesi Mağara Araştırma Kulübü (BÜMAK), Ayasofya Müzesi’nin o

dönem müdürü Alparslan Koyunlu’nun çağrısı üzerine Ayasofya Müzesi Narteks’inin altında yer alan

büyük sarnıç ve etrafındaki dehlizler ile Arkeoloji Müzesi altında bulunan sarnıcın ölçümünü yapmış,

bu çalışmalar müze müdürüne teslim edilmiştir.

1991 ve 1992 yıllarında, ‘Commissione Nazionale Cavita Artificial’e (İnsan Yapımı Yeraltı Boşlukları

Araştırma Komisyonu) bağlı Cenova’lı mağaracılar, Kültür Bakanlığı ile ortak bir çalışmayla, Kapadokya

yeraltı şehirlerinde son derece kapsamlı araştırmalar yapmıştır. Bu çalışmalar sonucunda Sivasa,

Tatların, Örentepe, Ağıllı, Derinkuyu, Tilköy, Zile, Dulkadirli ve İnlimurat’taki yeraltı şehirleri, Göreme

Deresi ve Kılıçlar Vadisindeki su dağıtım yapıları, Civelek’teki mağaralar araştırılmış, bölgedeki yeraltı

yapıları ile ilgili ilk dijital arşiv oluşturulmuştur. Bu çalışmaların sonuçları Roberto Bixio ve Vittorio

Castellani tarafından birçok farklı makale ile sunulmuştur. Çalışmalar esnasında:

• Yer altı yapıları ölçülmüş ve haritalanmış

• Topografik çalışmalar ile yeraltı yapılarının yerleri haritada işaretlenmiş

• Coğrafi haritaların ve yeraltı yapılarının konumlarının rekonstrüksiyonu yapılmış

48


• Farklı yapı teknikleri, kullanım amaçları, yerleşim planlarını içeren tipolojik kataloglama

çalışması yapılmış

• Tarihi ve arkeolojik araştırmalar yapılmış

• Video ve fotoğraf arşivi oluşturulmuş

• Jeolojik incelemeler yapılmıştır.

2004 yılında, dünyada korunması gereken 100 tarihi eser arasında bulunan Ani Harabeleri’nde

çalışmalar yapan aynı ekip, 2008 yılından itibaren ise Doç. Dr. Nakış Karamağaralı ile birlikte, Bitlis’te

bulunan Eski Ahlat Şehri Kazısı kapsamında, kaya-mağara yerleşimleri, yeraltı yolları, geçitleri ve su

kanalları ile ilgili araştırmalarına devam etmektedir.

Halen sürmekte olan araştırmalar esnasında Harabeşehir, Taht-ı Süleyman, Bağdedik, Gıcat,

Akrek, Arkınlı, Çatalağzı, Kırklar, Uludere ve Yuvadamı mevkilerinde çok sayıda kayalara oyulmuş

mekân, bağlantı tünelleri, yeraltı yolları, geçitleri ve su kanallarına ait yeni tespitler yapılmıştır.

Konaklama ve depolama amacıyla kullanılan mekânların dışında Gıcat, Bağdedik, Akrek, Kırklar ve

Yuvadamı’nda, ibadet etmek amacıyla kullanılan küçük şapeller belirlenmiş, buluntuların fotoğrafları

çekilmiş, gerekli belgeleme çalışmaları yapılmış, belirlenen yerleşim yerlerinin GPS koordinatları alınmış

ve coğrafi harita üzerine yerleşimlerine başlanmıştır.

2009 yılında, Boğaziçi Uluslararası Mağara Araştırma Derneği (BUMAD), Fatih Belediyesinin

talebi üzerine, Sultanahmet’te bulunan Hipodrom’un güneyindeki, sarnıç olarak kullanılmış

Sphendone’u ve Sphendone’dan kuzeye, Dikilitaş’ın altına doğru uzanan tünelleri araştırmıştır. Hipodrom,

Bizans’ta araba yarışları ve şenliklerin, Roma’da gladyatör savaşlarının ve Osmanlı’da ise Türklerin

ata sporu olarak bilinen cirit oyunlarının yapıldığı bir yapıydı. 1204’te o zamanki adı Konstantinopolis

olan kente düzenlenen Haçlı Seferleri’nde yerle bir edilmiş ve geriye sadece hala ayakta duran

varlığına dair hiçbir işaret ya da levha bulunmayan Sphendone Duvarı ile Dikilitaş, Örmeli Sütun ve

Yılanlı Sütun kalmıştır. Bu çalışma esnasında BUMAD, Sultanahmet’deki, Bizans döneminden kalan,

yaklaşık 1900 yıllık geçmişe sahip Sphendone ve buna bağlı 335 metre uzunluğunda tüneller araştırmış,

haritalamış, fotoğraf çalışmaları yapmış ve bu tünelleri harita üzerine işlemiştir.

BİLDİRİLER

Tarihi Yarımada Araştırmalarımız

Bizler ise 2009 yılı boyunca, ASPEG üyesi olarak, Dr. Çiğdem Aygün ile Topkapı Sarayı ve Ayasofya

Müzesi altında bulunan dehliz, kuyu ve olası sarnıçların, tünellerin tespit edilmesi ile ilgili ortak bir

çalışma yaptık.

İstanbul Tarihi Yarımadasının büyük bir kısmını oluşturan Ayasofya Müzesi, Topkapı Sarayı ve

Arkeoloji Müzesi sorumluluk alanları içinde bulunan yeraltı yapıları ve su isale sistemleri daha önce

de araştırılmıştı. Alman arkeolog Schneider, Amerika’daki Bizans Enstitüsü adlı kurumun girişimi

ile Amerikalı mimarlar Van Nice ve Emerson, Prof. Dr. Kazım Çeçen, Prof. Dr. Hülya Tezcan farklı

zaman dilimleri içinde bölgede çalışmalar yaptılar. Ayasofya Müzesi’nin, Topkapı Sarayı ve Arkeoloji

Müzesi’nden daha fazla ve detaylı yabancı araştırmaya konu olması anlaşılır bir durumdur. Buna

rağmen, hem kaynakçada belirtilen araştırmaların hiçbirinde bahsi geçen yapılar arasındaki ilişkiler

detaylı olarak incelenmemiş, hem de tüm bu araştırmalara rağmen yaptığımız çalışmalar sırasında yeni

yapılar tespit edilmiştir.

Yapmış olduğumuz araştırmanın amacı:

• Daha önce yapılan çalışmalar sonucunda Ayasofya, Topkapı Sarayı ve Arkeoloji müzelerinde

tespit edilmiş olan dehliz, tünel, sarnıç ve kuyuların yeniden incelenerek, geçen süre zarfında tahrip

49


olanların tespiti, bu anlamda incelenmemiş olanların bulunması.

• Tüm bu yapıların birbirleri ile olan ilişkilerinin tespiti.

• Yapılış amaçları ve tarihleri konusunda aydınlatıcı bilgilere ulaşılmasını sağlamak.

• Bizans ve Osmanlı dönemlerinde inşa edilmiş bu yapıların mimari teknikleri arasında farklılıkların

bilimsel açıdan incelenmesi.

• Bu yapıların şehrin su ve kanalizasyon sistemi ile olan bağlantılarının tespiti.

• Son olarak, uzun zamandır incelenmemiş bu yapılarda oluşabilecek tahribatın belgelenmesi idi.

Araştırmalar sonucunda:

• Ayasofya Müzesi iç nartex altında bulunan sarnıç ve bu sarnıca bağlanan tünellerin araştırılması

yapılmış (ki aynı dönemde BUMAD tarafından da belgesel çekim çalışması yapılmıştır)

• Yine Ayasofya Müzesi kuzey bahçesinde zemin altında bulunan, MS 5.yy’da inşa edildiği düşünülen

yeraltı mezar odalarının araştırılması tamamlanmış

• Topkapı Sarayı’nda 2. Avlu’da yer alan ve Dolap Ocağı olarak bilinen büyük ve küçük kuyular

arasındaki tüneller araştırılmış

• Saray avlusundaki tüm sarnıçlara girilmiş, tespit ve ölçüm çalışmaları yapılmış

• Harem bahçesi ve Harem binası altındaki tüneller araştırılmıştır

• Bir yılı aşan bu çalışmaların sonunda, Topkapı Sarayı ve Ayasofya Müzesi altında nerede ise

toplamı 1000 metreyi bulan su kanalları ve dehlizler araştırılmıştır.

• Çalışmalar esnasında:

• İncelenen tüm yapılarda pusula ve klinometre destekli hassas ölçümler alınmış, bu ölçümler

yüzeyden alınan referans noktaları ile koordine edilmiştir.

• Yine tüm yapılarda yakın plan fotoğraf çekimleri ve detay ölçümler ile yapıların inşa edildiği

malzemeler belgelenmiştir.

• Birbirinden bağımsız ve detaylı olarak yapılan tüm röleve ve çizimler, bütünlüğün sağlanabilmesi

için ayrıca 1/1000 ölçekli haritaya yerleştirilmiştir.

• Tümü su ile dolu olduğu için girilemeyen kuyu ve sarnıçlarda ise mağara dalgıçları tarafından

dalış yapılmış, bunun mümkün olamayacağı dar noktalarda ise Geo Radar ve robot kamera

kullanılmıştır.

• Bu çalışmaların sonuçları Dr. Çiğdem Aygün tarafından yayınlanacaktır.

Speleolojik Yöntemler

Doğal mağaralar için geçerli olan standart yöntemler ve uygulamaların, insan yapısı yeraltı boşlukları

söz konusu olduğunda bazı dezavantajları ve sınırlamaları bulunmaktadır. Bu alandaki kısıtlı çalışmamızda

edindiğimiz tecrübeler ile çıkardığımız dersler ise ana hatları ile aşağıdaki gibidir:

Eğim Ölçümleri

Birçok yeraltı yapısında eğimin sıfır (tamamen yatay) veya sıfıra yakın olması doğaldır. Özellikle

geniş uzanımlı galeriler söz konusu olduğunda sıfıra yakın eğimlerin hassasiyetle ölçümü çok önemli

hale gelmekte, bu ölçüm sağlıklı alınamazsa kesit çizmek imkânsız hale gelmektedir.

İdeali tabii ki mağaracılıkta kullanılan hassas klinometreler yerine teodolit, nivo gibi daha üst

düzey ölçüm cihazlarının kullanılmasıdır. Ancak gerek bütçesel nedenlerle, gerekse çalışılan mekânların

fiziki zorlukları nedeniyle bu hassas cihazların kullanılması pratikte her zaman mümkün olmayacaktır.

Bu koşullarda mağara ölçümlerinin standart ekipmanı hassas klinometreler, bu tarz çalışmalar için de

en iyi seçenek olarak kalmaktadır.

50


Ancak bir yandan da ek önlemler alınmadıkça bu tarz mekânlarda standart klinometre ölçüm

yöntemi ile gerekli hassasiyetin sağlanması mümkün değildir. En azından ölçen kişinin göz seviyesi ile

hedefin, yerden tam tamına aynı yükseklikte olması için özel bir çaba sarf edilmelidir. Bunun da pratikte

tek yöntemi karşılıklı kalibre edilmiş yükseklik çubukları veya tripodlar ile olabilir. Tavan yüksekliğinin

alçaldığı, hatta sürünme şekline dönüştüğü pasajlar da dikkate alınarak, birden çok uzunlukta

yükseklik çubuğu bulundurulması gerekecektir.

Bu yöntem kullanılmadan yapılmış herhangi bir ölçüm yeterince hassas kabul edilemez.

Buna karşın yükseklik çubuğu kullanımı dahi ilk bakışta göründüğü kadar kolay olmamakta ya

da tüm problemleri çözmemektedir. Örneğin birçok yeraltı galerisinde yer seviyesi birikme taş/toprak

ya da dolguyla yükselmiştir. Bir istasyondan ötekine ayakaltındaki dolgu seviyesi belirsiz bir şekilde

değişiyor olabilir. İstasyonlarda yapılan ölçümlerde yükseklik çubuğunun dolgu malzemeye batmaması

veya malzemenin ezilerek seviye değişimi olmaması için özen gösterilecektir. Yine de bu tür durumlarda

yapılacak çizimlerde gerçek döşeme seviyesi ancak tahmini olarak gösterilebilir.

BİLDİRİLER

İstasyon seçimleri

Ölçüm alınan galeriler boyunca ölçüm istasyon noktaları seçiminde de ilave bir çok kriter işin

içine girmektedir. Bunların hepsi istasyon sayısını, dolayısıyla çalışma süresini arttırıcı yöndedir. Bu

nedenle ölçüm çalışmasına giren ekipler, mağaracılıkta alışık olduklarından çok daha ağır ilerleyen bir

çalışmaya hazırlıklı olmalıdırlar.

Mağara ölçüm çalışmasından önemli bir farklılık, galeri yönü değişmese bile tavan/duvar/döşeme

yapısında küçük farklılıkların oluştuğu noktaların istasyon olarak belirlenmesi gereksinimidir. Bu tuğla

yapısında veya tipinde bir değişiklik olabileceği gibi, sonradan yapılmış bir müdahalenin izi gibi bir

nedenle de olabilir.

Defter tutma

Aynı nedenle ölçüm defterine alınacak notların miktarı ve kapsamı da çok artmakta, değişiklik

göstermektedir. Yukarıda söz edilen bariz yapı değişimleri dışında mağara ortamından farklı olarak

tavan yüksekliklerinde de kesite işlenmesi gereken ani değişimler olmaktadır. Bu tavan yükseklik

değişim noktalarını istasyon olarak belirlemek yeterli değildir; bu tür istasyonlarda, bir değil iki tavan

yüksekliği not edilecek ve iki istasyon arası tavan eğim değişimi ayrıca kesite işlenecektir.

Mekân çizimleri

Tünel, kanal, bağlantı yolu gibi yeraltı yapılarının ölçümü, biz mağaracıların alışık olduğu ölçüm

şekline pek de uzak değildir. Az önce belirtilen noktalara özen gösterildiğinde, pusula, klino ve şerit

metre, lazer metre kullanımı ile rahatlıkla ölçüm tamamlanabilmektedir. Ancak, sarnıç, hypogeum,

kuyu gibi mekân çizimlerinde mutlaka mimari ölçüm teknikleri, röleve çıkarma ve çizim becerilerine

sahip olmak gerekmektedir. Farklı disiplinler ile işbirliği bu aşamada önem kazanmaktadır. Tarihi

mimari yeraltı yapılarında çalışacak mağaracılar için, mimarlar tarafından verilen kısa bir eğitim faydalı

olacaktır.

Belgeleme Çalışmaları için gerekli detaylar

Yeraltı yapılarında, hassas mimari ölçüm kadar önemli olan farklı bir konu da belgeleme çalışmaları

için istenen öğelerin bir araya getirilmesidir.

Mimari yapının yapım zamanını belirleyebilecek her türlü noktasal detay alınmalıdır.

Yapının örtüsü (tonoz, kubbe, taş levha v.b.), zemin malzemesi ve duvar malzeme-

51


si (kaya, tuğla duvar, taş örme duvar v.b.) gerek yerinde yapılan detay çizimler, gerek kullanılmış

olan malzemelerden numune alınması, gerekse fotoğraf çekimi ile belgelenmelidir.

Var ise, yapım aşamasında kullanılan devşirme malzemeler belirtilmeli, tıkanan kolların, kapanan

mekânların ne şekilde tıkandığı (çökme, taş ya da tuğla duvar örülmesi, kaya oluşumuna denk gelme,

toprak çökmesi v.b.) saptanmalıdır.

Bu çalışmaya başlamadan önce ekipte bulunan mimar ya da arkeologlardan kontrol listesi istenmesi,

sadece detay çalışmaları için bir kişinin görevlendirilmesi son derece faydalıdır.

Teknik Zorluklar

Gaz Birikimi / Eksikliği

İnsan yapımı yeraltı boşluklarında, zehirli gaz birikimi riski doğal mağaralara göre daha fazladır.

Özellikle kör kuyu şeklindeki boşluklarda karbondioksit birikimi ciddi bir risk olarak ortaya çıkabilir.

Bazı durumlarda yeraltı katmanlarında doğrudan ya da dolaylı olarak lağım ve organik madde sızıntıları,

biyolojik reaksiyonlar ile ortamdaki karbondioksit miktarının artmasına yol açabilmektedir.

Yapmış olduğumuz çalışmalarda bu tür bir durumla karşılaşılmamış olunmasına karşın her

mekânın riskleri kendi çerçevesinde değerlendirilmeli ve gerektiği yerde emniyet için çoklu gaz detektörleri

(oksijen, karbondioksit, toksik gaz) kullanılmalıdır.

Dikey inişler

Doğal mağaralardan en önemli farklılık, dübel kullanımının ihtimal dışı olmasıdır. Nadir de olsa,

doğal bağlantı imkânlarının da çok sınırlı olduğu durumlarla karşılaşılması kaçınılmazdır. Bu durumlarda

ip teknikleri (SRT) yerine eski usul çelik telli merdiven kullanımı tercih edilebilir. Bu kullanımda

sürtünme noktaları büyük ölçüde önemini yitirmekte ve çok daha geride yeralan bir bağlantı noktasından

başlama imkânı ortaya çıkmaktadır.

Merdiven kullanımı, ip tekniklerinde eğitimsiz olan arkeoloji, mimar vb. elemanların da gerektiği

zaman yeraltı yapılarına ulaşımını sağlamak açısından kolaylık sağlayacaktır.

Hijyen

Bu konu özellikle şehir içi tarihi yapıların alt katmanlarında çalışırken karşılaşılan beklenmedik

ve belki de en sevimsiz problemdir. Çeşitli boyda fare ve sıçanlar normalde uzakta durmakla birlikte,

bunların yaşadığını bildiğiniz suların içine girme mecburiyeti bir sorun oluşturmaktadır.

Belki de daha tatsızı, yeraltı boşluklarına lağım sızmaları olduğu durumda araştırmacının tatsız

iki seçim arasında kalmasıdır. Ya araştırmadan vazgeçilip o kısım yarım bırakılacak, ya da bu koşullarda

herşeye rağmen çalışma sürdürülecektir. Tavanı basık bir galeride üzerinde süründüğünüz bir

karış balçık çamurun ne olduğunu bilememek, ilerledikçe artan kokuya karşın çalışmayı sürdürmeye

çabalamak, sevimsiz bir duygu. Biz bunu birden çok kere yaşadık ve her seferinde de mümkün olan son

noktaya kadar ilerlemeyi seçtik.

Lağım dışında diğer bir enteresan deneyim, yine Topkapı Sarayı’nda çalışan diğer bir grup tarafından

yaşandı. Eski kimya hane binasının altındaki sarnıçtaki korkunç kokulu balçığın, yıllar boyu kimya

laboratuarından deşarj edilmiş kimyasallar olduğu anlaşıldı.

52


Yapısal Sağlamlık

Yapımı üzerinden yüzyıllar geçmiş ve belki de yüzyıllardır kimsenin girmediği yeraltı yapılarının

sağlamlığı sorgulanmalıdır. Örneğin Ayasofya altında, daha önceki hiç bir haritada veya çalışmada

görünmeyen ve hipodrom tarafına doğru ilerleyen bir galeri uzantısına girdiğimizde, tavandaki bir

destek taşının kırılarak kısmi bir çöküntüye yol açtığını ama çöküntünün altında sürünerek geçilebilecek

bir boşluk olduğunu gördük. Bu geçişin bir tehlike arz edip etmediğini değerlendirmek çok zor

olduğu gibi, emniyetli davranmak için devamı olduğu görülen ve gidişatı dolayısıyla çok önemli olabilecek

bir galerinin araştırmasını yarım bırakıp dönmek de çok zor bir karardır. Kaldı ki birçok durumda

bu yapıların arz ettiği tehlikeler gözle bu kadar net görülmeyecek şekilde gizli de olabilir.

Sonuç

BİLDİRİLER

• Ülkemiz, araştırılmayı bekleyen yeraltı yapıları açısından son derece zengindir. Bu zenginliğin

ötesinde, bu yapılar son derece önemli tarihi özelliklere sahiptir.

• Konya-Gökyurt, Diyarbakır-Hasuni, Diyarbakır-Hilar, Eskişehir-Muslar bunların sadece birkaçıdır.

• Biz mağaracıların bu aşamada yapması gereken, yeraltı unsurlarının araştırılmasında gerekli

olan teknik becerilerimizi geliştirmek, yeterli bilgi ve donanıma sahip olduğumuzu ilgili kurumlar,

mimarlar ve arkeologlar ile paylaşmaktır. Türkiye’deki en önemli araştırmalarda ne yazık ki

yabancı mağaracıların imzası vardır. Dileğimiz en kısa zamanda, bu döngünün değişmesidir.

Kaynakça

T.C. Kültür Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü XI. Araştırma Sonuçları Toplantısı

T.C. Kültür Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü XIII. Araştırma Sonuçları Toplantısı

BUMAD, Hipodrom Gezi Raporu (30 Aralık 2009)

Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü 24. Araştırma Sonuçları

Toplantısı

Eski Ahlat Şehri Kazısı, 2008 yılı raporu (Doç. Dr. Nakış Karamağaralı)

53


Dr. Temuçİn Aygen Ve 1964 Uluslararası

İstanbul Speleolojİ Ve Karstolojİ Konferansı

Bülent ERDEM

İ.Karaoğlanoğlu Cad. Yayıncılar Sok. No.10 Kat.4 Serantepe 34418 – İstanbul

Özet

Jeolog Dr. Temuçin Aygen’in düzenlediği Uluslararası Speleoloji ve Karstoloji Konferansı 20

yabancı bilim insanının katılımıyla İstanbul Universitesi’nde toplandı. Üç gün boyunca çeşitli konularda

tebliğler sunuldu. Daha sonra katılımcılar 2 hafta boyunca Türkiye Kartsı hakkında bilgi edindikleri

bir batı Anadolu turu yaptılar. Ankara, Konya, Mersin, Antalya, Burdur, İzmir ve İstanbul’un muhtelif

yerlerini gezerek Anadolu karstının bazı bilimsel sorunlarını yerinde gördüler.

Anahtar kelimeler: Temuçin Aygen, Speleoloji, karst olayları.

54


Dr. Temuçin Aygen AND 1964 INTERNATIONAL

SPELEOLOGY and carstology conference ın

ıstanbul

Abstract

Bülent ERDEM

İ.Karaoğlanoğlu Cad. Yayıncılar Sok. No.10 Kat.4 Serantepe 34418 – İstanbul

BİLDİRİLER

Arranged by geologist Dr. Temucin Aygen, the International Conference of Speleology and Karstology

at Istanbul, with the participation of about twenty foreign scholars, opened first at Beyazit de Istanbul

University. for three days papers and discussions enlivened the sessions, broken by tours around

the Bosporus. During the following two weeks the members of the Conference took a field trip across

Anatolia, through Ankara, Konya, Mersin, Antalya, Burdur, Izmir, Bursa, and Istanbul. They thus had

the opportunity to investigate the principal karstic phenomena of Turkey - the Konya obrouks, travertines

of’ Yerkòpru and Antalya, caves of the Mersin region, vauclusian springs of Irviz and Manavgat,

and so forth. The interest of these occurrences of Anatolian karst is unquestionable - in addition to

the scientific problems they pose, they represent a great economic value either as tourist centres or as

producers of electric energy and sources of water for irrigation.

Keywords: Temucin Aygen, Speleology, Karst phenomen.

55


Konferansın içeriği

Seneler önce Antaş Havacılık ve Turizm Ltd. Şti.’nin bir Konferans’tan çok turizm organizasyonunu

andıran “Uluslararası Speleoloji ve Karstoloji Konferansı” programını gördüğümde [Zaten Programın

başlığı da “Türkiye Mağara Araştırma (Speleoloji Cemiyeti) ve Antaş Havacılık ve Turizm Ltd. Şti.

Organizasyonu” olarak geçiyordu] merak edip araştırmıştım, ancak bir sonuca ulaşamamıştım. Daha

sonraları Konferansa ait İngilizce ve Türkçe Programı elime geçince, konferans hakkında daha detaylı

bilgiye ulaşmak bayağı kolaylaştı. 1964 yılının 29 Nisan günü toplanan Türkiye Mağara Araştırma

(Speleoloji) Cemiyeti Müteşebbis Heyetinin aldığı karar doğrultusunda derneğin kuruluşunun uluslararası

speleoloji, jeoloji ve hidrojeoloji camiasına duyurmak için düzenlenen konferansa Fransa’dan,

Almanya’dan, İspanya’dan, Lübnan’dan ve Avustralya’dan katılımcılar davet edilir. Konferansın aksamadan

uygulanabilmesi için görev paylaşan Temuçin Aygen, Mesut Çetinçelik, Cahit Sönmez, Adem

Seber, Fahrettin Arslan, İsmail Yalçınlar, Arda Arel aylarca süren çalışma sonunda yaklaşık 100 kişinin

konferansa katılımını sağlarlar.

Konferansın açılışı 24 Eylül 1964 tarihinde İstanbul Üniversitesi Coğrafya Enstitüsü’nde yapılır.

İlk konuşmayı Turizm ve Enformasyon Bakanı Ali İhsan Gögüş yapar. Daha sonra Edebiyat Fakültesi

Dekanı Prof.Dr.Vehbi Eralp son derece düzgün bir Fransızca ile konuklara hoş geldin konuşması yapar.

Yabancı katılımcılar adına kürsüye gelen Fransa d’Orleans-Tours Üniversitesi Edebiyat ve Sosyal Bilimler

Fakültesinden Profesör Paul Fenelon yaptığı konuşmada Osmanlı İmparatorluğu’nun eski başkentinde

bulunmaktan onur duyduklarını söyler. Konferansın bilimsel kısmının açılış konuşmasını yapan

Coğrafya Enstitüsü Müdürü Profesör Ahmet Ardel Karstik bölgelerdeki Jeomorfolojik gelişmeleri hem

laboratuarda, hem de sahada jeologlar ve karstaloglar tarafından saptanan bulgular ışığında anlatır.

Daha sonra kürsüye gelen Jeolog Dr. Temuçin Aygen Türkiye’de Speleoloji biliminin gelişiminden ve

yetiştirdiği genç ekibin mağara araştırma sonuçlarından bahseder.

Coğrafya Enstitüsü Anfitiyatrosunda yapılan kongrede bu sunumlardan sonra 12 tebliğ daha sunulur.

İlk konuşmayı Profesör İsmail Yalçınlar yapar. Kuzey ve Kuzey Doğu Anadolu karstından bahseder.

Konuşmasına Konya’nın doğunda bulunan Karapınar bölgesindeki obruklar ile devam eder. Daha

sonraki sunum Batı Toroslar ile Dalmaçya arasında benzetmeyi anlatan Prof.Ahmet Ardel tarafından

yapılır. Bu bölgede çeşitli jeolojik etkiler ve tektonik hareketler sonucunda oluşan mağaralardan bahseder.

Temuçin Aygen ise Karadeniz bölgesinde Ereğli, Filyos ve Akçaabat’da az bilinen karstik yapılardan

bahseder. Montpellier Bilimler Fakültesinden genç asistan Claude Drogue kalker bölgelerinde

suyun akışı ile ilgili bir bildiri sunar. Profesör Avias Fransa’da kullanılan karstik deyimler ile ilgili bilgi

verir. Hidrojeolog Adem Seber Obruklar üzerine bir konuşma yapar. DSİ’den Bayan Muzaffer Türkmen

Türkiye’de karstik suların kimyası üzerine yaptığı konuşmada, sodalı suların sulamaya uygun olmadığını

ve devletin en önemli görevinin yeraltı su kaynaklarının değerlendirilmesi olduğunu anlatır. Daha

sonra genç jeolog Mesut Çetinçelik radyo isotop yöntemler ile yer altı su kaynaklarının araştırmasından

bahseder. Claude Pommier Fransa’da mağara araştırma yöntemlerini anlatır. Fransız Speleoloji Federasyonu

delegesi Enfin, modern mağara araştırma malzemelerinden bahseder. Şişme botlar, naylon

ipler ve dayanıklılıklarının denendiği Berger Mağarası araştırmasından slayt gösterisi ile bahseder.

Daha sonra kürsüye tekrardan gelen Temuçin Aygen, Jeolojik araştırma yapılmadan Konya bölgesinde

yapılan May barajından ve hiçbir şekilde su tutmamasından bahisle, jeologların ve hidrojeologların,

yer altı su kaynaklarının değerlendirmesi, sulamanın sağlanması ve elektrik enerjisi elde edilmesindeki

önemini vurgular. Jeologların ve hidrojeologların ortak çalışması ile Manavgat çayı üzerine yapılacak

Oymapınar Barajı hazırlıklardan uzun uzadıya bahseder.

Canberra Üniversitesinden Profesör Jennings Avustralya’nın karstik bölgelerinden ve araştırmaların

tarihçesinden bahseder. Toplantıya katılamayan Budapeşte Merkez Kütüphanesinden Kuchta

Gijula’nın Mağara araştırma metodlarından bahseden sunumu Romanya Speleoloji Enstitüsünden

56


Profesör Motas tarafından yapılır.

Katılımcılar, 27 Eylül tarihinden itibaren 14 Ekime değin sürecek Turizm ve Enformasyon Bakanlığı

Genel Müdürü Öğüt Yazman’ın yöneticiliğinde ve bakanlığın İzmir ve Antalya il Müdürlerinin de

katılımıyla İzmit, Ankara, Göreme, Konya, Ereğli, Mersin, Alanya, Antalya, Burdur, İzmir, Bursa ve

İstanbul’u kapsayan Anadolu turuna çıkarlar. Bu Anadolu yerel basında çokça yer bulur. Ekip geldiği

her yerde yerel yöneticiler tarafından karşılanır ve devletin tüm olanakları seferber edilir. Ekip Burdur’a

geldiğinde ekip içinde yer alan Norbert Casteret, Burdur’da halka mağaracılığı anlatan bir seminer

verir. Bu Seminerde Temuçin Aygen’den ve çalışmalarından övgü ile bahseden Casteret, İnsuyu Mağarasının

bugüne değin gördüğü mağaraların en güzeli olduğunu anlatır. Ekibin ziyareti ve Casteret’in

İnsuyu hakkında söyledikleri günlerce yerel gazetelerde haber yapılır.

BİLDİRİLER

57


TÜRKİYE SPELEOLOJİ (MAĞARABİLİM) KAYNAKÇASI

Bülent ERDEM

İ.Karaoğlanoğlu Cad. Yayıncılar Sok. No.10 Kat.4 Serantepe 34418 – İstanbul

Özet

Yunanca “biblion = kitap” ve “graphein = yazmak, tarif etmek” kelimelerinden gelen kaynakça

deyimi başlıca iki anlama gelmektedir: 1 -Kitaplar ya da bir kitap hakkında bilgi veren yazı, 2 - Belli bir

konuda ya da çeşitli konulardaki yayınlanmış eserlerin listesi.

Her ne kadar çalışmanın adı Speleoloji (Mağarabilim) Kaynakçası ise de; Yapılan çalışmada,

Türkiye Mağaraları ile ilgili olarak yayınlanmış her türlü basılı ve digital malzemenin derlenmesi ve

ilgilenenlerin kullanımına sunulması hedeflenmektedir.

Meydana getirilen çalışma ile ilgili tüm bilgiler ve kullanılan yöntemler detaylı olarak verilmeye

çalışılmış, karşılaşılan zorluklar ve bu zorlukları gidermek için izlenen yol anlatılmış ve daha önce

yapılan çalışmaların güncellenmesi ve güncellemenin sürekliliğinin sağlanması sorunun çözümlenmesi

araştırılmıştır.

Anahtar kelimeler: Speleoloji, Mağarabilim, Kaynakça.

58


SPELEOLogıcal BIBLIOGRAPHY of turkey

Bülent ERDEM

Abstract

İ.Karaoğlanoğlu Cad. Yayıncılar Sok. No.10 Kat.4 Serantepe 34418 – İstanbul

The expression ‘speleogy’ comes from the words ‘biblion: book and graphein: to write, to describe’

in greek, it has two meanings: the first one is the informative writings in one or more books, the other

meaning is the list of the works on a particular subject or the works published on various subjects.

Even if the title is the bibliography of the speleogy; the aim of this work is basically to compile

each and every printed or digital material written about the caves in Turkey, then to bring them to the

public interest.

Ultimately in this dıligent work, you can find the concern to reflect every information and the

procedures used in detail, also to clarify every complication we encountered, the way vve approach to

handle them, and the concern for updating the previous works, along with the s.tudy so that we can

keep these updates steady.

BİLDİRİLER

Keywords: Speleology, Bibliography.

59


KAYNAKÇANIN İÇERİĞİ

Yunanca “biblion=kitap” ve “graphein=yazmak, tarif etmek” kelimelerinden gelen kaynakça

deyimi başlıca iki anlama gelmektedir: 1) Kitaplar ya da bir kitap hakkında bilgi veren yazı, 2) Belli

bir konuda ya da çeşitli konulardaki yayınlanmış eserlerin listesi. Kısa bu sözlük anlamı ile kaynakça

çalışması, 18. yüzyıl sonlarından itibaren kitapların sistemli tanıtımı ve tarihçesini belirten bir terime

dönüşmüştür.

Bilinen ilk kaynakça 2.yüzyılda yaşamış olan Bergamalı hekim Galenos’a aittir. Bir diğer kaynakça

ise Aziz Bede’nin 731 / 732’de tamamladığı “Historia ecclesiastica gentis Anglorum” (İngiliz Halkının

Kilise Tarihi) adlı yapıtıdır. Kitapların manastırlarda elle çoğaltıldığı ortaçağda kaynakların dökümü

kolaydı. 15.yüzyılda matbaanın bulunması ile kitap sayısında görülen büyük artış, kaynakça hazırlamadaki

zorlukları da arttırmıştır. Ancak bu zorluğa bağlı olarakta kitaplar üzerine bilginin dökümü

giderek daha gerekli ve daha yararlı olmaya başladı. 1545 gibi erken bir tarihte evrensel bir kaynakça

oluşturmayı amaçlayan İsviçreli doğabilimci ve yazar Conrad Gesner, Bibliotheca Universalis (Evrensel

Bibliografya) adlı yapıtında geçmişte ve kendi döneminde Yunanca, Latince ve İbranice yazılmış tüm

yapıtlara yer vermişti.

Bizden bir örnek vermek gerekirse Katip Çelebi Keşfü’z Zünun adlı yapıtıyla bugün kullanılan

kaynakça hazırlama yöntemlerinin öncüsü oldu. Arapça yazılan yapıtta zamanın 300 bilim dalı tanımlanıyor

ve 9.500 yazarın, 14.500 kitabı tanıtılıyor ve yapıtlar bilim dallarına göre alfebetik olarak sıralanıyordu.

Bu örneklerin vermesinin nedeni, kaynakça hazırlamanın ve de yayınlamanın öneminin çok

eskiden beri kavrandığını kısaca göstermektir.

Türkiye’de Speleoloji kaynakçası ile ilgili ilk eser Fransız Speleolog Claude Chabert’in 1968 yılında

‘Grottes et Gouffres’in 42. sayısında yayınlanan çalışmasıdır. Burada 60 eser tanıtılmaktadır. Bu eseri,

Hidrojeolog Michel Bakalowicz tarafından 1970 yılında ‘Grottes et Gouffres’in 45. sayısında yayınlanan

çalışma izlemiştir. Bu çalışmada da 47 eser tanıtılmaktadır. Bakalowicz’in bu çalışmasında Selçuk

Trak’ın 1941 yılında Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Coğrafya Enstitüsü’nün 1 no’lu yayını olan ‘Türkiye

Coğrafya Eserleri Genel Bibliyografyası’ adlı çalışması ile Ervin Lahn’ın Mart 1948 yılında Türkiye

Jeoloji Kurumu Bülteni’nin 2. sayısında yayınlanan ‘Türkiye Jeolojik Bibliyografyası’ adlı çalışmasından

da yararlanılmıştır. (Ervin Lahn’ın çalışmasında 519 esere ait kayıt vardır).

Selçuk Trak’ın çalışması kısa sürede tükenince, 1942 yılında Fransız Coğrafya Kurumu’ndan Prof.

Dr.H.Louis’in yapılan çalışmayı öven, ve önemli bir eksikliği giderdiği vurgulayan bir önsözü ile 2.

baskısı yapılmıştır. Bu çalışmada 627 eser tanıtılmaktadır. Yapılan bu eserde dönemin, çalışma alanı ile

ilgili tüm kitaplar ile süreli yayınları da taranmıştır. Bunlar arasında en dikkate değer olan 1871 yılından

beri yayınlanmakta olan ‘Annales de Geographie’ dergisidir. Daha sonra Chabert bu çalışmayı tekrar

sürdürmüş ve özellikle yabancı yayınları kapsayan oldukça geniş bir kaynakça hazırlığı ortaya çıkmıştır.

1980’lı yıllarda Mustafa Aktar’ın çalışmaya katılması ile oluşturulan kaynakçanın Türkçe yayınlar

açısından eksiklikleri tamamlanmaya çalışılmıştır.

1988 yılına gelindiğinde de Chabert, hazırlanan Kaynakçayı Spéléo-Club de Paris’in 13. yayını

olarak ‘Bibliographie Spéléologique de la Turquie 1722-1987’ olarak yayınlamıştır. Yayınlanan bu çalışmada

979 adet eser tanıtılmaktadır. Ancak bu çalışmada doğrudan speleolojiyi ilgilendirmeyen kaynaklar

da yer almaktadır. Ayrıca detaylı bilgi içermeyen (Makalenin tanımı, yayın tarihi v.b.) referanslar da

içermektedir.

1995 yılından itibaren, Chabert’in yayınlanan Kaynakçası temel alınarak burada yer alan eserlerin

bulunmasına ve derlenmesine başlanmıştır. 1986 Yılına değin yayınlanan çalışmaları kapsayan

Kaynakça bu tarihten itibaren güncel halde tutulmaya çalışılmıştır. Burada amaçlanan, Türkiye Mağaraları

üzerine yayınlanan her türlü basılı ve digital malzemenin derlenmesi ve ilgelenenlerin kullanımına

sunulmasıdır.

Ülkemizde bilgiye ulaşmanın zorluğu dikkate alındığında, Türkiye Mağaraları ile ilgili çalışmaları

60


toplamaya çalışmanın ne kadar zor olduğunu tahmin edilebilir. Özellikle Üniversite Yayınlarını takip

etmek oldukça zor. Uç bir örnek vermek gerekirse, Erzurum Kazım Karabekir Eğitim Enstitüsü adına

yayınlanan ‘Doğu Coğrafya Dergisi’ Konya’da yayınlanmakta, Afyon’dan dağıtımı yapılmaktadır.

Üniversiteler tarafından düzensiz de olsa çıkartılan Coğrafya ve Jeoloji dergilerinde son zamanlarda

mağaralar üzerine oldukça fazla çalışma yayınlanmaktadır. Bu da üniversite yayınlarının sürekli

takibinin zorunluğunu göstermektedir. Bunun yanı sıra üniversitelerde yapılan yüksek lisans ve doktara

tezlerinde de nicel ve nitel olarak artış gözlenmektedir. 2004 ile 2007 arasında yapılan 19 yüksek

lisans ve doktara tezi tema olarak mağaralar ile ilgilidir.

Bilgisayar teknolojisinin hızlı olarak gelişmesi, bilgiye ulaşmada nisbeten de olsa bir kolaylık

sağlamıştır. Bu sağlanan kolaylıkla ulaşılan kaydın sahibi ile yazışılarak yapılan çalışmanın teminine

gidilmektedir. Bu temas sonucunda ulaşılmayan birçok çalışma da, talep edilen yayın ile birlikte yayınlayan

tarafından gönderilmektedir.

Yapılan kaynakça çalışması, ilgilendiğini belirten her talep sahibine gönderilmektedir. Bunun

sonucunda da, ulaşılamayan, gözden kaçan, kullanılan alfabe nedeni ile zaten ulaşılması mümkün

olmayan çalışmalar hakkında da bilgi edinilmektedir. Bu durumun en yakın örneği Sevgili Alexey

Zhalov tarafından verilen, 15 adet ağırlıklı olarak rusça ve bulgarca çalışmalardır.

Kaynakçada şu anda yer alan 2.646 adet kaydın, 2.428 adedine ulaşılarak kaynakça arşivine katılmıştır.

Bu kayıtların da 2.017adedi digitalize edilmiş, diğerlerinin de digitalize edilmesi sürmektedir.

Bunun dışında yeralan 284 adet yeni kayıt, dijitali edilmiş, kaynakçaya eklenmek üzere beklemektedir.

Yapılan kaynakçaya, kullanım kolaylığı sağlaması açısından makale, kitap ve tezlerin yazılış lisanına

göre, türkçe ve kullanılan dil ile özet hazırlanmaktadır. Bunun dışında, kaynakçada yer alan çalışmalara

kolay ulaşımın sağlanması amacıyla, farklı kriterlerde indeks hazırlanmıştır. (Örneğin, tarihe

yöre, mağara adına göre, bölgeye göre, mağarada yaşayan canlıya göre vb.)

Bu çalışmalara bilgisayar üzerinden ulaşılması için gerekli alt yapı çalışmaları da yapılmakta, fazla

uzak olmayan bir zaman dilimi içerisinde gerçekleşmesi için uğraşılmaktadır. Ve böylelikle mağara

bilimi ile ilgilenenlerin, makale veya tez yazarlarken, hiç görmedikleri, okumadıkları kaynakları, referans

olarak göstermek zorunda kalmamalarını öngörülmektedir.

BİLDİRİLER

Teşekkür

Kaynakçanın zenginleşmesine ve eksiklerin sağlanmasında büyük katkıları olan Emrah Çoraman,

Kadir Boğaç Kunt, Koray Törk, Mustafa Yamaç, Achille Casale, Alexey Zhalov, Oana Chachula ve Katalin

Bolner Takacsne’nin isimlerini anmak ve teşekkürlerimi sunmak istiyorum.

61


DÜZKIR MAĞARASINDAN (ALADAĞLAR) ELDE EDİLEN

BAKTERİ İZOLATLARININ BİYOLOJİK AKTİVİTELERİ

Mesut Şen 1,2,* , Cansu Bayburt 3 , Süleyman Aydın 1,4 , Nur İpek Önder 1,2 ,

Zerrin İncesu 5 , Burcu Atlı 3 , Mustafa Yamaç 1,6

1, Eskişehir Mağara Araştırma Derneği (ESMAD), Eskişehir.

2, Anadolu Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Biyokimya Anabilim Dalı, Eskişehir.

3, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Biyoloji Anabilim Dalı, Eskişehir.

4,

Anadolu Üniversitesi, Eczacılık Fakültesi, Farmakoloji Anabilim Dalı, Eskişehir.

5,

Anadolu Üniversitesi, Eczacılık Fakültesi, Biyokimya Anabilim Dalı, Eskişehir.

6, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Biyoloji Bölümü, Eskişehir.

* Sorumlu Yazar: Mesut Şen

ÖZET

Bu çalışmada, Aladağlar bölgesinde varlığı belirlenen ve “Düzkır” ismi verilen mağaradan elde

edilen bakteri izolatlarının çeşitli biyolojik aktivitelerinin belirlenmesi konu alınmıştır. Çalışma kapsamında

kaya ve oluşum yüzeylerinden yüzey temas ya da toprak örneklerinden seyreltme plaka yöntemleri

ile izole edilen bakteri izolatları; antimikrobiyal ve sitotoksik aktivitelerinin yanı sıra, statin üretim

ve akut toksisite özellikleri açısından da araştırılmıştır. İzolatların antimikrobiyal aktiviteleri “agar

piece” yöntemi ile bakteri ve mayalardan oluşan bir test paneline karşı belirlenmiş olup elde edilen

sonuçlar pozitif kontrol olarak kullanılan antibiyotikler ile karşılaştırılmıştır. Bakterilerin statin üretimi,

Neurospora crassa ve Candida albicans organizmalarına karşı statin aktivitesine bağlı inhibisyonuna

dayanarak ve pozitif kontrol olarak lovastatin kullanılan disk düfizyon ve ince tabaka kromatografisi

yöntemi ile belirlenmiştir. İzolatlardan elde edilen ekstraktların 5RP7 (H-ras aktif fibroblast) sıçan

hücre hattı üzerinde sitotoksik etkileri “MTT” yöntemi ile araştırılmış olup elde edilen sonuçlar pozitif

kontrol olarak kullanılan Cisplatin ile karşılaştırılmıştır. Aynı zamanda, ekstraktların akut toksisite

özellikleri ve genel davranış üzerine etkileri in vivo olarak fareler üzerinde test edilmiştir.

Anahtar kelimeler: Aktinomiset; Antimikrobiyal aktivite; Sitotoksisite; Akut toksisite; Statin üretimi

62


Bıologıcal Actıvıtıes Of Bacterıa Isolated

From Düzkır Cave (Aladağlar)

Mesut Şen 1,2,* , Cansu Bayburt 3 , Süleyman Aydın 1,4 , Nur İpek Önder 1,2 ,

Zerrin İncesu 5 , Burcu Atlı 3 , Mustafa Yamaç 1,6

1, Eskişehir Mağara Araştırma Derneği (ESMAD), Eskişehir.

2, Anadolu Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Biyokimya Anabilim Dalı, Eskişehir.

3, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Biyoloji Anabilim Dalı, Eskişehir.

4,

Anadolu Üniversitesi, Eczacılık Fakültesi, Farmakoloji Anabilim Dalı, Eskişehir.

5,

Anadolu Üniversitesi, Eczacılık Fakültesi, Biyokimya Anabilim Dalı, Eskişehir.

6, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Biyoloji Bölümü, Eskişehir.

* Sorumlu Yazar: Mesut Şen

BİLDİRİLER

ABSTRACT

The objectives of this study were defining and measuring biological activities of some bacteria

isolated from a cave called “Düzkır” in Aladağlar. In this study, bacterial isolates obtained by dilution

plate methods were investigated for their antimicrobial and cytotoxic activities, as well as statin

production poperties and the acute toxicity. Antimicrobial activities of bacterial isolates had been defined

against bacteria and fungi by “Agar Piece Method”, and the results were compared with positive

control, antibiotics. Isolates’ statin production capabilities was determined by disc diffusion method

against Neurospora crassa and Candida albicans and thin layer chromatography which lovastatin was

used as a positive control. Cytotoxic activities of extracts from bacteria against H-ras transformed cell

line, 5RP7 were measured by using MTT assay, and the results were compared with Cisplatin, positive

control. Besides, acute toxicity of the extracts and effects on the overall behavior has also been tested

on mice in vivo.

Keywords: Actinomycetes; Antimicrobial activity; Cytotoxicity; Acute Toxicity; Statin Production

63


Giriş

Mikroorganizmalar, özellikle bakteriler, toprakaltı çevreleri de dahil olmak üzere biyosferin

hemen her yerinde başarı ile yayılırlar (Ghiorse, 1997). Aktinomiset grubu bakterilerin mağaralarda

dağılım gösteren heterotrof bakteriler arasında dominant oldukları bilinmektedir (Groth ve Saiz-Jimenez,

1999). İtalya’ daki Grotta dei Cervi (Laiz ve ark., 2000) ve İspanya’ daki Altamira ve Tito Bustillo

(Groth ve ark., 1999) mağaralarından elde edilen bakterilerin çoğunun Streptomyces cinsine ait oldukları

vurgulanmıştır. Bu cinse ait bakterilerin çok geniş bir spektrumda biyoaktif metabolitler ürettikleri

bilinmektedir. Günümüze dek bu bakteri cinsi tarafından üretilen çok sayıda antibiyotik, antiparazitik,

antitümör, insektisit, herbisit, alkaloid, enzim inhibitorü, immunoaktif, antitrombotik ajan olarak aktif

olan metabolit izole edilmiş, tanımlanmış, patent korumasına alınmış ve ticari preparat haline getirilmiştir

(Desphande ve ark., 1988; Zhang ve ark., 2000).

Alışılmamış ortamlardan elde edilecek yeni bakterilerin yeni biyoaktif metabolitler sunma potansiyeli,

çok sayıda araştırıcıyı yeni araştırmalar yapma konusunda motive etmektedir. Bu bakış açısı

ile mağaralar halen keşfedilmeye açık olan habitatlar olarak değerlendirilebilir. Bu ortamlardan izole

edilecek yeni bakteri izolatları da biyoaktif metabolit üretimi açısından gelecek vaat etmektedir.

Eskişehir Mağara Araştırma Derneği (ESMAD), 2009 yılında gerçekleştirdiği ön araştırmada

Aladağlar bölgesinin oldukça zengin bir mağara potansiyeli barındırdığını belirlemiştir. Bu araştırma

sırasında varlığı belirlenen mağaralardan bir tanesinin potansiyeline inanılarak 28 Haziran-11 Temmuz

2010 tarihleri arasında bir araştırma etkinliği gerçekleştirilmiştir. Bu etkinlikte giriş ağzı deniz seviyesinden

3344 metre yükseklikte bulunan mağaraya, bulunduğu bölgeye atfen “Düzkır Mağarası” ismi

verilmiştir. Gerçekleştirilen etkinlik sırasında mağaranın keşfedilmesi ve haritalanmasının yanı sıra,

çalışmamızın konusunu oluşturan mikrobiyolojik örneklemeler de yapılmıştır. Bu örneklemeler ile çok

sayıda bakteri izolatı elde edilmiş olup, sunulan bu çalışmada bunlar arasından seçilen beş tanesinin

dört farklı biyolojik aktivitesi araştırılmıştır.

MATERYAL VE YÖNTEM

Düzkır mağarasından (Aladağlar) elde edilen bakteri izolatlarından C5-3, C5-13, C5-17, C6-7 ve

C6-11 kodlu olanların biyolojik aktivitelerini konu alan bu araştırmada, mağaradan izole edilen bakterilerin

antimikrobiyal aktiviteleri, statin üretme yetenekleri, sitotoksik etkileri in vitro ve fareler üzerinde

akut toksisite ve genel davranış üzerine etkileri in vivo olarak test edilmiştir.

Bakterilerin İzolasyonu

Bakterilerin izolasyonunda mağaranın farklı derinliklerinden örnekleme yapılmasına ve mağaranın

genel anlamda temsil edilmesine özel önem verilmiştir. Elde edilen örnekler laboratuvar ortamına

getirildikten sonra Nişasta Kazein Medium (NKM) besiyerine inokule edilmiştir.

Seçici olarak kullanılan besiyerlerinde, karakteristik koloni ve spor morfolojisi gösteren izolatlar

seçilmişler, gerekmesi halinde aynı besiyerinde saf kültür halinde elde edilinceye kadar tekrar ekilmiştir.

Saf kültür halinde başarıyla elde edilen aktinomiset izolatları +4oC‘de NKM agar ve -20oC’de

gliserol ortamında muhafaza edilmiştir.

Antimikrobiyal Aktivitenin Belirlenmesi

Test organizması olarak kullanılan Micrococcus luteus, Enterecoccus fecalis, Listeria monocytogenes,

Bacillus cereus, Candida utilis ve Saccharomyces cerevisae ARS Culture Collection, Northern

Regional Research Laboratory, Peoria, Illinois, USA adresinden temin edilmiştir. In vitro antimikro-

64


biyal aktivite testleri, “Agar Piece Method” ile gerçekleştirilmiştir (Ichikawa ve ark., 1971). Bu amaçla

aktinomiset izolatları NKM ortamında 7-10 gün inkübasyona bırakıldıktan sonra, bakterilerin büyüdükleri

besiyeri ortamından 6 mm çapında diskler çıkarılmıştır.

Bakteri ve mayalar, McFarland 0.5 bulanıklık standardına göre ayarlanarak, her bir kültürden

uygun besiyerine 100 l inokülasyon yapılarak yayma ekim yöntemiyle ekilmiştir. 6 mm çapındaki

aktinomiset diskleri yayma ekim yapılan bakteri ve maya kültürlerinin üzerine doğrudan yerleştirilmiştir.

Mayalar 28oC’de 48 saat boyunca, bakteriler 37oC’de 24 saat boyunca inkübe edilerek, diskler etrafındaki

inhibisyon zonları, antibiyotik diski ile karşılaştırılarak aktivite değerlendirilmesi yapılmıştır.

Statin Üretİmİ

Aktinomiset izolatları, NKM besiyerinde 28oC’de 7-10 gün inkübe edilerek aktif hale getirilmiştir.

Aktif hale getirilen izolatlardan, spor solüsyonu hazırlanarak sayım yapıldıktan sonra YLA besiyerine

her bir besiyerinde 106 spor olacak şekilde yayma ekim yapılan bakteri izolatları 28oC’de 10 gün boyunca

inkübasyona bırakılmıştır.

İnkübasyon sonunda petrilerden 6 mm çapında agar diskler çıkarılarak, içerisinde 2 ml etil asetat

bulunan tüplere aktarılmıştır. Etil asetat içerisindeki agar diskleri, 50oC’lik su banyosunda 15 dakika

işlem gördükten sonra 15 dakika vorteks ve 15 dakika 7500 rpm’de santrifüjleme işlemleri uygulanmıştır.

Elde edilen ekstraktlardan 50 µl sıvı 6 mm çapında kağıt disklere emdirilmiştir.

Biyotayin için test suşlarından N. crassa SDA besiyerinde 28oC 10 gün boyunca inkübe edildikten

sonra, spor solüsyonundan sayım yapılarak her bir tarama besiyerinde 0.3 - 0.5 x 108 spor olacak

şekilde inokülasyon yapılmıştır. C. albicans test suşunun, SDB besiyerinde 30oC’de 2 gün boyunca

inkübe edilerek, McFarland 0.5 bulanıklık standardına göre ayarlandıktan sonra tarama besiyerine

ekimi yapılmıştır. Test suşlarının yayma ekimi yapılan, petrilerinin her birine ekstraktlarının emdirildiği

kağıt diskler yerleştirilmiştir. Pozitif kontrol olarak statin ürettiği bilinen mikroorganizmalar ve ticari

statin solüsyonu emdirilmiş kağıt diskler kullanılırken, negatif kontrol olarak etil asetat emdirilen kağıt

diskler kullanılmıştır. 28°C’de 16-18 saat inkübe edilen test petrilerinde, petri içerisindeki kağıt disk

etrafında şeffaf zon oluşumu pozitif sonuç olarak yorumlanarak, İTK’ nde onaylama testine geçilmiştir.

İTK testi için solvent sistemi, silika jel kromatografi kağıtları kullanılarak yapılmıştır. Lam boyutunda

kesilen silika jel kağıtlarına, kapiller boru yardımıyla 40 µl ekstrakt ve 20 µl ticari statin solüsyonu

(1 mg/ml) yüklenmiştir. Hareketli faz ortamında 3 kez yürütme işlemi yapıldıktan sonra, kristal iyot

buharı boyama yapılmıştır. Statin onaylama amacıyla yapılan bu çalışmada, Rf değerinin 0.85 olması

beklenmiştir.

BİLDİRİLER

Sitotoksik Etki

Aktinomiset izolatlarından elde edilen ekstraktların anti-kanser etkilerinin olabileceği düşünülerek;

ekstraktların “MTT Yöntemi” (Mossmann, 1983) ile H-ras transform fibroblast hücre hattı olan

sıçan 5RP7 üzerinde sitotoksik etkilerine bakılmıştır.

Biyoaktif Metabolit Üretimi ve Ekstraksiyonu

Sitotoksik etkisi belirlenecek olan bakteri, öncelikle uygun koşullarda büyütülerek biyoaktif metabolit

üretmesi sağlanmıştır. Bu amaçla, aktinomiset izolatları öncelikle NKM besiyerinde 28oC’de 7-10

gün inkübe edilerek aktif hale getirilmiştir. Aktif hale getirilen izolatlardan spor solüsyonu hazırlanarak

sayım yapıldıktan sonra, 100 ml fermentasyon besiyerinde (Liu ve ark., 2007) 108 spor olacak biçimde

inokülasyon yapılmıştır (Taechowisan ve ark., 2007). Ön kültür, 120 rpm hız ile 30oC’ de 48 saat

inkübe edildikten sonra % 5 oranında aşılama materyali olacak şekilde 500 ml hacimli asıl fermentas-

65


yon ortamına aktarılmıştır. Aynı koşullarda 7 gün boyunca fermentasyona bırakılmıştır (Taechowisan

ve ark., 2007; Ye ve ark., 2009).

Fermentasyon sonucunda, kültür sıvısı Whatman No:1 filtre kağıdından süzüldükten sonra

8000 rpm’ de 15 dakika santrifüj edilmiştir. Elde edilen süpernatant evaporatörde orijinal hacminin ¼

oranına kadar konsantre edildikten sonra 3 kez Etil asetat ile ekstrakte edilmiştir. Süzülme sonucunda

ayrılan hücre kısmı ise, 3 kez aseton ve 3 kez Etil asetat ile ekstrakte edildikten sonra her iki etil asetat

solüsyonu birleştirilmiş ve liyofilize edilerek ham ekstrakt haline getirilmiştir.

Hücre Kültürü

5RP7, % 10 fetal dana serumu (FCS), 92gr/l konsantrasyonunda % 4 NaHCO3 ve % 1 penisilinstreptomisin

içeren Dulbecco’s Modified Eagle’s solüsyonu (DMEM) (Sigma) içerisinde 37°C‘de ve %

5,5 CO 2 içeren inkübatör ortamında tutulmuşlardır. Hücreler daha sonra 2x tripsin/EDTA solüsyonu

ile 1:3 oranında alt kültürlere ayrılmışlardır.

Ekstraktların stok solüsyonları dimetilsülfoksit (DMSO) içerisinde hazırlanmıştır ve daha sonraki

dilüsyonlar 5RP7’nin kültür ortamı kullanılarak yapılmıştır.

MTT ölçümü

8×10 5 hücre/ml de olacak şekilde hazırlanan hücre süspansiyonundan, 100μl alınarak 96 kuyulu

hücre kültürü tabakalarının her kuyucuğuna aktarılmış ve aynı zamanda hücrelere 25, 50, 100, 250,

500, 1000 μg/ml konsantrasyonların da ekstraktlar eklenerek 37°C’de inkübe edilmişlerdir. 24 ve 48

saat inkübasyon süresi sonunda, her bir kuyucuğa 20 μl MTT boyası (5 mg/ml) ilave edilmiş ve hücreler

37°C’de 2 saat daha inkübe edilmişlerdir. Bu süre sonunda hücrelerden MTT boyası uzaklaştırılmış ve

her bir kuyuya 200 μl DMSO eklenerek 10 dakika inkübe edilmişlerdir. Renk değişimi, ELx800 Bio-Tek

plaka okuyucusunda 540 nm dalga boyu ile belirlenmiştir. Ekstrakt ile muamele edilmeyen kontrol

hücre canlılığı % 100 olarak kabul edilerek, deney hücrelerinin canlılık oranları % olarak ifade edilmiştir

(Zeytinoğlu ve ark., 2003). Elde edilen sonuçlar, pozitif kontrol olarak 25, 50, 100, 250 μg/ml

konsantrasyonlarında Cisplatin ile karşılaştırılmıştır.

Akut toksik etkilerinin ölçümü

Test maddelerinin akut toksik etkilerinin ölçülmesi için, daha önce bildirilen yönteme uygun

olarak (Lorke, 1983) her bir test maddesinden 10 ve 100 mg /kg i.p olmak üzere iki farklı dozda Swiss

albino farelere uygulanmış ve enjeksiyonları takiben iki gün boyunca denekler gözlenmistir.

İstatistiksel değerlendirmeler

Sitotoksisite deneylerinin sonuçları, test gruplarının % canlılık verileri kullanılarak tek yönlü

t-testi ile istatistiksel olarak değerlendirilmiştir.

BULGULAR VE TARTIŞMA

Antimikrobiyal aktivite tarama çalışması sonucu, çalışma kapsamında ele alınan aktinomiset

izolatlarının test mikroorganizmalarının gelişmelerine olan etkileri Çizelge 1’de özetlenmiştir.

66


Çizelge 1. Aktinomiset izolatlarının test mikroorganizmalarına karşı inhibisyon zonları (mm)

İzolat

Kodu

Ml Ef Lm Bc Ec Sf Cu Sc

Kontrol 22,18 14,84 V 30,23 20,9 25,81

C5-3 18,27 19,57 - 19,41 25,485 22,23 - 13,735

C5-13 9,64 18,255 - - - - - -

C5-17 9,625 13,155 - - - - - -

C6-11 - 13,655 - - - - - -

C6-7 10,4 17,78 - 8,865 - 15,76 - -

Ml: Micrococcus luteus, Ef: Enterobacter faecalis, Lm: Listeria monocytogenesis; Bc: Bacillus cereus; Ec:

Escherichia coli; Sf: Streptococcus faecalis; Cu: Candida utilis, Sc: Saccharomyces cerevisiae

BİLDİRİLER

Aktinomiset izolatlarının statin üretip üretmedikleini belirlemek amacı ile gerçekleştirilen biyotayin

yönteminden elde edilen bulgular Çizelge 2’ de sunulmuştur.

Çizelge 2. Biyotayin yönteminde test suşlarına karşı pozitif sonuç veren izolatlar ve zon çapları (mm)

İzolat kodu C. albicans N. crassa

C5-13 - -

C6-11 - 9,96

C5-3 - 5,75

C6-7 8,41 -

C5-17 6,94 -

Etil Asetat - -

Aspergillus terreus 9,09 -

Ticari lovastatin - 34,25

Biyotayin aşamasından sonra, pozitif zon veren suşların İTK ile onaylama testinde hiçbir izolatın

Rf =0.85 değerinde benek vermediği görülmüştür.

C5-3, C5-13, C5-17, C6-7, C6-11 kodlu izolatlardan elde edilen ekstraktların farklı konsantrasyonları

ile 24 ve 48 saat inkübe edilen 5RP7 hücre hatları MTT boyası ile inkübe edildikten sonra % hücre

canlılığı tespit edilmiştir. MTT boyası mitokondriyal dehidrogenazların etkisiyle 2 saat sonunda mor

renkli kristaller oluşturur ve oluşan formazan tuzları DMSO ile çözdürüldükten sonra renk değişimi

540 nm dalga boyunda ölçülür. Sonuçlar her test konsantrasyonun 4 kuyucukta uygulanıp deneyin iki

kere tekrar edilmesi ile elde edilmiştir.

Yapılan sitotoksisite testleri sonucunda C5-3 ekstraktının H-ras transform hücre hattı üzerinde

doza bağlı etki gösterdiği saptanmıştır (Şekil 1). 50 μg/ml konsantrasyonda etki göstermezken; 250 μg/

ml konsantrasyon ile 24 saat inkübasyonda % 20 sitotoksik etki gözlenmiştir. 24 saat inkübasyon için

C5-3 ekstraktının IC50 değeri (% 50 ölümün gözlendiği konsantrasyon) 550 μg/ml olarak belirlenmiştir.

IC50 değerinin bir alt konsantrasyonu olan 500 μg/ml’ın etkisi ile 50 μg/ml, 100 μg/ml ve 250 μg/

ml’nin etkisi arasında anlamlı olarak fark bulunduğu yapılan t-testi ile ortaya konmuştur (p<0,05).

67


Şekil 1. C5-3’ün 5RP7 üzerindeki sitotoksik etkileri.

Test gruplarından C5-13’ün etkisinde zamana ve doza bağlı bir değişim gözlenmiştir (Şekil 2).

25 μg/ml C5-13 ile muamele edilen hücrelerde 24 saat inkübasyon sonrası kontrol grubuna göre %

24 ölüm gözlenmekte iken aynı konsantrasyonun 48 saatlik inkübasyonunda ekstraktın etkisi ortadan

kalkmaktadır. 5RP7’de C5-13’ün 24 saatlik IC50 değeri 590 μg/ml olarak bulunmuştur. 500 μg/ml ve

50 μg/ml ile yapılan etki karşılaştırılmasında anlamlı fark gözlenmiştir.

Şekil 2. C5-13’ün 5RP7 üzerindeki sitotoksik etkileri.

C5-17 kodlu ekstrakt diğer test gruplarına göre daha spesifik bir etki göstermektedir (Şekil 3).

68


Ekstraktın 50 ve 100 μg/ml konsantrasyonlarında sitotoksik etki gözlenirken, 250 μg/ml konsantrasyonunda

proliferatif etki gözlenmektedir. 250 μg/ml’den daha yüksek konsantrasyonlarda sitotoksik

etki artmaktadır. C5-17’nin IC50 değeri 785 μg/ml olarak bulunmuş olup, 500 μg/ml ile bir alt dozu

olan 250 μg/ml’nin etkileri arasında anlamlı fark gözlenmiştir.

BİLDİRİLER

Şekil 3. C5-17’nin 5RP7 üzerindeki sitotoksik etkileri.

C6-7’nin H-ras transform hücre hattına etkisi doz ile doğru, zaman ile ters oranlıtılı olduğu

saptanmıştır (Şekil 4). 24 saat inkübasyonda IC50 değeri 315 μg/ml olarak belirlenmiş olup, 250 μg/

ml’nin etkisi ile 25 ve 50 μg/ml’nin etkisi arasında anlamlı fark olduğu t-testi ile tespit edilmiştir.

Şekil 4. C6-7’nin 5RP7 üzerindeki sitotoksik etkileri.

69


C6-11 kodlu ekstraktta, C6-7’yle benzer, doz ile doğru zaman ile ters orantılı bir sitotoksit etki

gözlenmekte olup, IC50 değeri 380 μg/ml olarak belirlenmiştir (Şekil 5). Pozitif kontrol olarak kullanılan

Cisplatin’in 24 saatlik inkübasyon sonucundaki IC50 değeri ise 90 μg/ml olarak tespit edilmiştir.

Şekil 5. C6-11’in 5RP7 üzerindeki sitotoksik etkileri.

Swiss albino fareler kullanılarak yapılan akut toksisite deneylerinin sonucunda ekstraktlar

denekler üzerinde toksik etki göstermediği Çizelge 3’de sunulmuştur.

Çizelge 3. Test maddelerinin uygulanması sonucu ölenler.

Test Maddesi

Konsantrasyon

(mg/kg)

Ölüm/Canlılık

C5-3 10 0/3

C5-3 100 0/3

C5-13 10 0/3

C5-13 100 0/3

C5-17 10 0/3

C5-17 100 0/3

C6-7 10 0/3

C6-7 100 0/3

C6-11 10 0/3

C6-11 100 0/3

70


SONUÇ VE ÖNERİLER

Aktinomisetlerin, antifungal ve antimikrobiyal biyoaktif metabolit üretme yetenekleri, ilk antibiyotik

actinomycin’ in Waksmann ve Woodruff (1940) tarafından izole edilmesinden bu yana bilinen bir

konudur. Özellikle aktinomisetler içersinde yer alan Streptomyces cinsi antibiyotik üretim potansiyelinden

dolayı, antibiyotik çalışmalarının odak noktasındadır. Bugün bilinen tüm antibiyotiklerin yarısının

aktinomisetler tarafından üretilmesi bu organizma grubunu, antibiyotik eldesinde ayrı bir yere taşımaktadır

(Muiru ve ark., 2007). İnsanoğlunun her geçen gün farklı özelleşmiş habitatları keşfetmesi ve

buralardan izolasyonlar yapması ile yeni aktif biyometabolitlerin keşfedilmesi olası olmaktadır.

Bu kapsamda ilk kez izole edilen aktinomiset izolatlarıyla yaptığımız antimikrobiyal aktivite belirleme

çalışması kapsamında, taranan 5 izolatın tamamı değişik test suşlarının büyümesini inhibe etmiştir.

Özellikle C5-3 kodlu izolatın, test edilen 6 bakteri suşundan 5 tanesine, 2 mayadan 1 tanesine direnç

göstermesi sebebiyle geniş spektrumlu bir antimikrobiyal aktiviteye sahip olduğu anlaşılmaktadır. Bu

izolatın gerçekleştirdiği inhibisyon oranlarının tamamı pozitif kontrol olarak kullanılan eritromisin (15

μg) antibiyotiği ile rekabet edebilir seviyededir. Sonuç olarak oldukça etkin bir antimikrobiyal aktivite

ile karşı karşıya olduğumuz söylenebilir. Henüz çok yeni denebilecek bir tarihte İtalya’daki Grotta dei

Cervi mağarasından izole edilen bir Streptomyces tendae suşundan yeni bir poliketid glikozid olan

Cervimycins A-D molekülünün belirlenmiş olması (Herold ve ark., 2005) bizi bu yöndeki çalışmalara

devam etme konusunda cesaretlendirmektedir.

Statinler, kolesterol metabozlimasında yer alan HMG CoA (hidroksi metil glutaril koenzim A)

enzimini inhibe ederek serum kolesterolünü düşürmeye yarayan poliketid yapısında olan bileşiklerdir.

Funguslar başta olmak üzere pek organizma, statin ve türevlerini sekonder metabolit olarak üretme

yeteneğine sahiptir. Son yıllarda artan çalışmalar sonucu Streptomyces sp. ve Actinamadura sp.

gibi aktinomiset türlerinde statin varlığının bildirilmesi bu konuda bu organizma grubuna da dikkat

çekmektedir. Srinu ve arkadaşlarının, denizel aktinomisetlerinde yaptığı statin tarama çalışmasında,

güçlü bir statin pozitif izolat bildirmeleri aktinomisetlerin bu konuda potansiyellerine ortaya koymaktadır

(Srinu ve ark.; 2010).

Disk difüzyon yöntemi ile yapılan biyotayin çalışmasında C6-11 ve C5-3 kodlu izolatların N.crassa,

C6-7 ve C5-17 kodlu izolatların C. albicans’ ta inhibisyon zonu oluşturması statin üretme yeteneğine

sahip olduklarının bir göstergesi sayılabilmektedir. Fakat pozitif sonuç veren izolatlarla yapılan İTK

çalışmasında, lovastatin için daha önceden belirlenen Rf değerini gösterememeleri nedeniyle, inhibisyonun

nedeninin statin üretimi olmadığı anlaşılmıştır. Bu bağlamda, bu organizmaların antifungal

potansiyelleri olduğunu söylemek mümkündür.

Mağara ortamından izole edilen aktinomisetlerden elde edilen ektraktların sitotoksik etkilerine

bakılması daha önce yapılmamış bir çalışma olup, bundan sonraki etki tarama çalışmalarına öncülük

edebilir. Şekil 7’de de görüldüğü gibi kullanılan ekstrakların 5RP7 üzerinde etki gösterdiği konsantrasyonlar,

solid tümörlerin tedavisinde etkin olarak kullanılan en önemli antineoplastik ilaçlardan biri

olan Cisplatin’in (Kelland, 2007), yapılan deneyler sonucu elde edilen etki dozu ile karşılaştırıldığında

çok yüksek olduğu gözlenmektedir.

BİLDİRİLER

71


Şekil 7. Test grupları ile Cisplatin’in IC50 değerlerinin karşılaştırılması

Feling ve arkadaşları tarafından yapılan bir çalışmada denizel ortamdan izole edilen bir aktinomiset

türünden elde edilen salinosporamide A bileşiğinin HCT-116 kolon kanser hücre hattı üzerinde

IC50 değeri 80 ng/ml olarak bulunmuştur (Feling ve ark., 2003). Bu çalışma bize aktinomiset ekstaktlarından

elde edilebilecek saf bileşiklerin yüksek sitotoksik etkilerinin olabileceğini göstermektedir.

Test gruplarının sitotoksik etkilerini gösteren grafikler izlendiğinde (Şekil 1-5), bazı konsantasyonlarda

ölçülen optik dansitelerin % canlılığa çevrildiğinde konsantrasyonun tekrarları arasında gösterdiği

farklılıklara bağlı olarak standart sapmanın yüksek olduğunu gözlemlemekteyiz. Aynı konsantrasyondaki

etkilerde görülen dalgalanmalar test edilen ekstraktın çok fazla bileşikten meydana gelebileceğini

ortaya koymaktadır. Sitotoksik etki gösteren bileşik yada bileşiklerin intraselüler mi yoksa ekstraselüler

mi olduğunu tespit etmek amacı ile bakteri kültüründen sonraki aşamada ekstraktın intraselüler ve

ekstraselüler kısımları karıştırılmadan sitotoksisite testleri yapılacak olursa IC50 değerleri daha düşük

bulunabilir. Elde edilecek bileşikler ile yapılacak deneylerle hücrelerde kanseri önleyici yolakları uyarıp

uyarmadıklarına bakılabilir.

In vivo ortamda fareler ile yapılan akut toksisite deneyleri sonucunda toksik etki gözlenmemesi,

test edilen ekstraktların insanlarda güvenle kullanılabilme potansiyeli olduğunu ispat etmektedir.

Karstik mağaralardan yeni biyoaktif metabolitlerin elde edilmesi olasılığı oldukça yüksektir. C5-3

kodlu izolatımızın antimikrobiyal aktivitesi, C5-17 ve C6-7 kodlu izolatlarımızın sitotoksik aktivitesi

bu çalımada elde ettiğimiz en ümit verici sonuçlardır. Sonraki çalışmalarımızın bu bakteri izolatlarının

türlerinin belirlenmesi ve ürettikleri biyoaktif metabolitlerin karakterizasyonu yönünde ilerlemesi

planlanmaktadır.

TEŞEKKÜR

Çalışmalarımızda kullandığımız bakterilerin 3344 metre rakımda yerin 130 metre altından izole

edilmesine aracılık eden, başta ekspedisyon sorumlusu Ferit Yiğit (ESMAD) olmak üzere 2010 Aladağlar

Ekspedisyonu’nda emeği geçen tüm kişi ve kurumlara teşekkürü bir borç biliriz.

72


KAYNAKÇA

Desphande BS, Ambedkar SS, Shewale JG (1988). Biologically active secondary metabolites from

Streptomyces. Enzyme Microb. Technol., 10: 455-473.

Feling, RH; Buchanan, GO; Mincer, TJ; Kauffman, CA; Jensen, PR; Fenical, WF Salinosporamide

A: a highly cytotoxic proteasome inhibitor from a novel microbial source, a marine bacterium of the

new genus Salinospora.,Angew. Chem., Int. Ed.2003, 42, 355−357.

Ghiorse WC (1997). Subterranean life. Science, 275: 789-790.

Groth I, Saiz-Jimenez C (1999). Actinomycetes in hypogean environments. Geomicrobiol. J., 16:

1-8.

Groth I, Vetterman R, Schuetze B, Schumann P, Saiz- Jimenez C (1999). Actinomycetes in karstic

caves of northern Spain (Altamira and Tito Bustillo). J. Microbiol Meth., 36, 115-122.

Herold K, Gollmick FA, Groth I, Roth M, Menzel KD, Möllmann U, Grafe U, Hertweck C (2005).

Cervimycin A-D: a polyketide glycoside complex from a cave bacterium can defeat vancomycin resistance.

Chem. Eur. J., 11: 5523-5530.

Ishikawa T, Date M, Ishikura T, Ozaki A (1971). Improvement of kasugamycin-producing strain

by the agar piece method and the prototroph method. Folia Microbiol., 16: 218-224.

Kelland L (2007) The resurgence of platinum-based cancer chemotherapy. Nat Rev Cancer 7:

573-584.

Laiz L, Groth I, Schumann P, Zetta F, Felske A, Hermosin B, Saiz-Jimenez C (2000). Microbiology

of the stalactites from Grotta dei Cervi, Porto Badisco, Italy. International Microbiol., 3: 25-30.

Liu R., Zhu T., Li D., Gu J., Xia W., Fang Y., Liu H., Zhu W., Gu Q., 2007, Two indolocarbazole

alkaloids with apoptosis activity from a marine-derived actinomycete Z2039-2, Arch Pharm Res, 30, 3,

270-274.

Lorke, D. 1983: A new approach to practical acute toxicity testing. Arch. Toxol., 54: 275-287.

Mossmann, T. 1983. Rapid colorimetric assay for cellular growth and survival: application to

proliferation and cytotoxicity assays. Journal of Immunological Methods, 65, 55-63.

Muiru W.M., Mutitu, E.W., Mukunya, D.M., 2007, Characterization of antibiotic metabolites from

actinomycete isolates, African Crop Science Conference Proceedings, 8, 2103-2107.

Srinu M., Phani Bhushan P.V., Moges F., Srilakshmi J., Sankar G., Prabhakar T., Lakshminarayana

K., 2010, Screening of Hmg Co A reductase inhibito produciıng marine actinomycetes, JPRHC, 2,

1, 66 -74.

Taechowisan T., Lu C., Shen T., Lumyong S., 2007, Antitumor activity of 4-Arylcoumarins from

endophytic Streptomyces aureofaciens CMUAc130, J. Cancer Res., 3, 2, 86-91.

Ye L., Zhou Q., Liu C., Luo X., Na G., Xi T., ,2009, Identification and fermentation optimization

of a marine-derived Streptomyces griseorubens with anti-tumor activity, Indian Journal of Marine

Sciences, 38(1), 14-21.

Zeytinoğlu, H., İncesu, Z. and Baser, K.H.C. 2003, Inhibition of DNA synthesis by carvacrol in

mouse myoblast cells bearing a human N-ras oncogene. Phytomedicine, 10 (4), 292-299.

Zhang Z, Zeng W, Huang Y, Yang Z, Li J, Cai H, Su W. 2000, Detection of antitumor and antimicrobial

activities in marine organism associated actinomycetes isolated from the Taiwan Strait, China.

FEMS Microbiol. Lett., 188: 87-91.

BİLDİRİLER

73


Türkİye’nİn İlk Mağara Akrebİ Kaydı

Ersen Aydın YAĞMUR 1 , Kadir Boğaç KUNT 2 , Hakan DURMUŞ 3

1,

Ege Üniversitesi, Fen Fakültesi, Biyoloji Bölümü, Zooloji Anabilimdalı

2,

Eserköy Sitesi, 9/A Blok, No: 7, Ümitköy/ Ankara

3,

Dokuz Eylül Üniversitesi, Buca Eğitim Fakültesi, Biyoloji Eğitimi Anabilim Dalı

ÖZET

Bu çalışmada 2009 yılı içerisinde Dim Mağarasından (Alanya, Antalya) toplanan Iurus cinsine ait

akrep örneği incelenmiştir. Mağara duvarındaki bir çatlaktan 25 cm’lik pens ile yakalanmış bir adet dişi

örnek %70’lik alkolde tespit edilmiş örnek Olympus C7070 fotoğraf makinası monte edilmiş Olympus

SZX7 mikroskop ile incelenmiştir.

Şu ana kadar Dünya’nın birçok bölgesindeki mağaralardan akrep kayıtları verilmiştir. Superstitionia,

Troglotayosicus, Alacran, Stygochactas, Sotanochactas, Typhlochactas cinsleri Kuzey

Amerika; Hadogenes Güney Afrika; Belisarius Güney Batı Avrupa mağaralarından kaydedilmiştir.

Son zamanlarda yapılan çalışmalarda da Orta Doğu’nun bilinen ilk mağara

akrebi olan Akrav İsrail’den, Troglokhammouanus ve Vietbocap Güney Doğu Asya’dan tanımlanmıştır.

Karstik yapısı sayesinde çok fazla mağaraya sahip olan Türkiye’den kısa zaman öncesine kadar

hiç mağara akrebi bulunamamıştır. Yakın zamanda yapılmış bir çalışma ile Iurus kadleci türü Dim

mağarasından bulunan bir kayıt da kullanılarak Antalya’dan tanımlanmıştır. Iurus kadleci türü halen

Türkiye’den bilinen tek mağara akrebi türüdür. Iurus kadleci türü Türkiye’de varlığı bilinen diğer üç

Iurus türünden ince uzun yapısı, uzun yapılı parmakları ve kırmızımsı kahverengi renkleri sayesinde

rahatlıkla ayırt edilebilir.

Anahtar kelimeler: Iurus kadleci, Mağara akrebi, Dim Mağarası, Türkiye

Teşekkür

İncelenen örneğin toplanmasına yardım eden Rey Gabriel’e; örneğin tanımlanması ve yayınlanmasındaki

iş birlikleri için František Kovařík, Victor Fet ve Michael E. Soleglad’a teşekkürler.

74


First Cave Scorpion Record of Turkey

Ersen Aydın YAĞMUR 1 , Kadir Boğaç KUNT 2 , Hakan DURMUŞ 3

abstract

1, Ege University, Science Fakulty, Biology Department, Zoology Section

2, Eserköy Sitesi, 9/A Blok, No: 7, Ümitköy/ Ankara

3, Dokuz Eylül University, Buca Education Fakulty, Biology Education Department

In this study a scorpion specimen belong to Iurus genera is investigated that collected from Dim

Cave (Alanya, Antalya) in 2009. A female specimen was catched from a crack at the cave wall via a

forseps that is 25 cm long. The specimen was fixed in %70 etil alcohol and examined under Olympus

SZX7 stereo microscop.

Many cave scorpion records were given from caves where located several places of the world up the

now. Superstitionia, Troglotayosicus, Alacran, Stygochactas, Sotanochactas, Typhlochactas genera

were recorded from North America; Hadogenes genera was recorded South Africa; Belisarius genera

was recorded South-west. Known only cave scorpion of Middle East Akrav was described from Israel,

Troglokhammouanus and Vietbocap were described from South-east Asia recently. Although Turkey

has got too much caves reason of Karstic formation, any cave scorpion record wasn’t given until now.

Nowadays Iurus kadleci species was described from Antalya in a revisional work. Dim Cave specimen

was used in this work, too. Iurus kadleci species still only known scorpion species from Turkey. Iurus

kadleci easily differentiate from other three Iurus species known from Turkey with slender body, long

fingers redish brown coloration.

BİLDİRİLER

Keywords: Iurus kadleci, Cave scorpion, Dim cave, Turkey

Acknowledgments

Thanks to Rey Gabriel for help to collection specimen; to František Kovařík, Victor Fet and Michael

E. Soleglad for their cooperation to description and publishing of specimen.

75


MAĞARA BAKTERİLERİ VE OLİGOTROFİ

Özlem BARIŞ

1 , Medine GÜLLÜCE, Ahmet ADIGÜZEL,

Mehmet KARADAYI, Fikrettin ŞAHİN

1, Atatürk Üniversitesi, Fen Fakültesi, Biyoloji Bölümü, 25240/Erzurum, TÜRKİYE

Özet

Dünya ekosistemleri karşılaştırıldığında bazı ortamların yaşam sınırlarını çeşitli fiziksel ve kimyasal

faktörler açısından zorladığı bilinmektedir. Kutuplar, tuz gölleri ve jeotermal alanlar gibi ekstrem

ortamlar bunlara örnek verilebilir. Ancak yer altına bakıldığında çok daha ilginç ve bir veya daha fazla

sınırlayıcı faktöre sahip olan mağaralar, ekstrem ekosistemler olarak dikkat çekmektedir. Işık, sıcaklık,

su/nem ve özellikle de besin maddelerinin kıtlığı birçok mağarada önemli sınırlayıcı faktörler olarak

sıralanabilir. Mağaralarda besin kıtlığına ve diğer sınırlayıcı faktörlere dayanıklı ve/veya adapte olmuş

canlılar bulunmaktadır. Bu canlıların en önemli grubunu bakteriler oluşturmaktadır.

Mağara canlıları olarak bakteriler çalışılacak ise birden fazla kritere, özellikle kültüre alınabilen

bakteriler için “Oligotrofi” koşullarına dikkat etmek gerekmektedir.

Bu çalışma ile özellikle organik madde yükünün çok az olduğu mağaralarda bakteri florası

araştırılmıştır. Bu bakterilerin oligotrofi denemeleri yapılarak kültür koşulları ve izolasyon teknikleri

yeniden değerlendirilmiştir. Elde edilen izolatların bazıları daha az besin maddelerinin bulunduğu besiyerlerinde

daha iyi geliştiği gözlemlenmiştir. Hatta bazı denemelerde normal besiyerlerinde izole edilemeyen

bakterilerin az besin maddelerinin bulunduğu ortamlarda izole edilebildiği tespit edilmiştir.

Anahtar kelimeler: Mağara, Oligotrofi, Bakteri izolasyonu.

76


CAVE BACTERIA AND OLIGOTROPHY

Abstract

Özlem BARIŞ 1 , Medine GÜLLÜCE, Ahmet ADIGÜZEL,

Mehmet KARADAYI, Fikrettin ŞAHİN

1, Atatürk Üniversitesi, Fen Fakültesi, Biyoloji Bölümü, 25240/Erzurum, TÜRKİYE

When world ecosystems are compared, it is known that some ecosystems forced limits of life in

terms of various physical and chemical factors. Poles, salt lakes and geothermal areas can be given as

examples for these extreme environments. However, when the underworld is looked at caves, much

more interesting and having one or more of limiting factors, attract attention as extreme ecosystem. The

light, temperature, water/moisture, and in particularly scarcity of nutrients can be ranged as important

limiting factors in many caves. In the caves, living organisms are resistant or adapted to the scarcity of

nutrients and other limiting factors. Bacteria are the most important group of these living organisms.

In bacteria are studied as cave living organisms, more than one criteria should be considered.

Especially for culturable bacteria, oligotrophy conditions should be minded.

In this study, bacterial flora of caves, where especially has very little organic matter, was investigated.

Culture conditions and isolation techniques of these bacteria were re-evaluated by using Oligotrophy

experiments. Some of these bacteria it is observed that some of these bacteria grow much more in

poor media formulations. Moreover in some experiments it was determined that some bacteria, which

cannot be isolated by using normal media, can be isolated from poor media formulation.

BİLDİRİLER

Keywords: Cave, Oligotrophy, Isolation of bacteria.

77


GİRİŞ

Bir ekosistem olarak mağaralar, havalandırma, ışık, organik madde girişi, su/nem miktarları

bakımından biyosferin oldukça farklı bir parçasını oluşturmaları sebebiyle dikkat çekmektedirler.

Mağaralar; sınırlandırılmış ve sıra dışı ekosistemler oluşturduğu için, farklı biyolojik çeşitliliğe sahiptirler

(Sarbu et al. 1996; Yamaç, 2008; Barış, 2009). Mağaraların biyoçeşitliliği ile ilgili çalışmalar oldukça

az sayıda olup özellikle mikroçeşitlilik ile ilgili çalışmalar yeterli değildir (Northup and Lavoie 2001).

Çeşitli nedenlerle (turizm, depo vb.) insan kullanımına açılmış mağaralar canlı çeşitliliği açısından

normal floradan çok farklılık göstermekle beraber, mağaralar genellikle mikroflora açısında sınırlı

ve korunmuş bölgelerdir (Northup et al. 2003; Engel et al. 2007).

Mağaralarda enerji ihtiyacının karşılanması için fotosentez dışındaki iki temel mekanizma

kullanılabilir. Bu mekanizmalar inorganik ve/veya organik maddelerin indirgenmesi reaksiyonlarını

gerektirir (Prescott et al. 2002). Besin ve enerji zincirinin inorganik maddelerin indirgenmesi ile oluşturulduğu

mağaralara örnek olarak Lower Kane ve Lechuguilla mağaraları verilebilir. Canlılığın olduğu

mağaralarda çoğunlukla temel enerji kaynağı olarak organik maddeler kullanılmaktadır. Bunun nedeni

ise indirgenebilecek inorganik maddelerin sınırlı olması veya her mağaranın uygun inorganik yapıya

sahip olmamasıdır. Mağaralara organik madde girişi birkaç yolla sağlanmaktadır ve birçok mağara için

oldukça sınırlıdır (Simon et al. 2003). Bunlar; mağaralara insan girişi ve insanlar tarafından bırakılan

organik materyal, çeşitli hayvanların (Trogloksenler; örneğin yarasalar) dışkıları ve dışarıdan getirdiği

organik materyal, bazı bitki kökleri, özellikle turizme açılmış mağaralardaki yapay ışıkla ortaya çıkan

yapay flora, inorganik materyallerin indirgenmesi ile enerjisini sağlayan bakteriler ve kalıntıları, son

olarakta mağaraya farklı yollarla sızan su aracılığı ile giren organik yük olarak sıralanabilir. Organik

maddelerin giriş yollarına kendi karşılaştırıldığında ise, insan ve bitkilerin ulaşabildiği mağara sayısı

oldukça az olduğundan bu yollarla organik madde girişi sınırlı olup çoğu mağaralara organik madde

girişini sağlayan en temel etkenler su ve trogloksenlerdir (Özbek 1990; Ozansoy ve Mengi 2006).

Mağaralarda yerleşik olarak bulunan bakterilerin ise mağaranın sunduğu yaşam sınırları dahilinde

kendi metabolik faaliyetlerini devam ettirebilecek ve üreyebilecek mekanizmalara sahip olmaları

gerekmektedir. Bu nedenle mağaralarda yer alan bakteriler ekstremofil olarak değerlendirilebilmektedir

(Barton and Jurado 2007). Ekstremofil ise sıra dışı koşullarda yaşamsal faaliyetlerini ve neslini

sürdürebilen canlılar için kullanılan bir tanımdır (Satyanarayana et al. 2005).

Sınırlı besin maddesiyle hayatını idame ettirebilen “Oligotrof” bakteriler ekstremofiller içerisinde

az bilinen ve az çalışılan bir gruptur. Yaşamın kimyasal alt sınırında yaşayan bu bakterilerin önemli

kısmı normal kültür teknikleri ile izole edilemezler ve birçok çalışmada göz ardı edilirler (Pemberton et

al. 2005).

Bu çalışma ile canlı girişinin çok az olduğu ve içine kayaçtan sızan su hariç düzenli su girişi

olmayan bir mağara seçilerek bakteri çeşitliliği araştırılmıştır. Sonuç olarak normal besiyerlerine göre

daha az besin maddesi içeren ve bazı maddelerle desteklenen bazı besiyerleri kullanılarak farklı izolatların

elde edilebildiği belirlenmiştir.

78


MATERYAL VE METOT

Çalışmada kullanılan örnekler (kayaçtan sızan su ve soda çubukları) Erzurum ili Yıldızkaya

mağarasından steril tüpler içerisine laboratuara getirilmiş ve çalışma yapılıncaya kadar +4 o C’de buzdolabında

muhafaza edilmiştir. 1ml su veya 1 gram örnek 9ml steril %0.9’luk tuzlu su içerisinde nazikçe

homojenize edilerek, bir seri dilüsyonu (10 -3 ’e kadar) hazırlanmıştır. Hazırlanan 10 -1 -10 -3 dilüsyonların

her birinden üç paralel olmak üzere; NA, 1/2 NA, 1/4 NA ve 1/8 NA besiyerlerine ekilerek, 16, 25 ve

32 o C’de iki hafta süresince etüvde inkübe edilmiştir. İnkübasyonun; 1., 2., 3., 5., 7. ve 14. günlerinde

petri plaklarında gözlemlenen farklı kolonilerden yeni besiyerlerine alınarak saflaştırma yapılmıştır.

Farklı dilüsyonlarda izole edilen bakteriler sayısal ve çeşitlilik açısından incelenmiştir. Elde edilen

izolatlar farklı oranlarda dilüe edilen sıvı besiyerlerine ekilerek verimler incelenmiştir. Besiyerlerine

gliserol ve tuz ilaveleri yapılarak denemeler yapılmıştır. Elde edilen saf koloniler koloni morfolojileri

ve ışık mikroskobunda basit ve çeşitli differansiyel boyamalar yapılarak mikromorfolojileri karşılaştırılarak,

farklı olduğu düşünülen izolatlar seçilmiş ve diğer karakterizasyon işlemlerine kadar %18’lik

gliserol içeren NB içerisinde -86 o C’de saklanmaktadır (Barış, 2009).

BİLDİRİLER

Tanısı yapılacak bakteriler MIDI sistemi için standart kültür ortamı olan TSA’da gelişemeyen

izolatlar farklı oranlarda dilüe ve gliserol ilaveli TSB besiyerlerinde 24-144 saat süreyle inkübe edilerek

üretilir. Gelişimini tamamlayan bakterilerin hücrelerinden yağ asitleri (FAMEs) saflaştırılarak gaz

kromatografisi esasına göre çalışan “MIS” cihazında okutularak yağ asit profilleri belirlenir (Barış,

2009). Tür seviyesinde tanılarının yapılabilmesi için 16S rRNA dizi analizleri yapılmaktadır.

BULGULAR VE TARTIŞMA

İlk aşamada normal besiyerinde izole edilen bakterilerin bazılarının dilüe ve özellikle gliserol

katkılı (%4’e kadar) besiyerlerinde iyi geliştiğinin görülmesi nedeniyle izolasyon tekniği yeniden ele

alınmıştır. Örnekler dilüe besiyerlerine ekilerek 14. güne kadar gözlem yapılmıştır. Elde edilen izolatlardan

farklı olduğu düşünülenler saflaştırılmıştır. Özellikle dilüe besiyerlerinden elde edilip normal

ortamda gelişmeyen veya çok yavaş gelişen izolatlardan, koloni morfolojileri ve mikromorfolojileri

farklılık olduğu düşünülen örnekler FAMEs analizi ile Sherlock Version 6.0 veri tabanına tanılanamamıştır.

Elde edilen yağ asit profillerine göre farklı olan örneklerin 16S rRNA bölgeleri çoğaltılarak DNA

dizi analizi yapılmaktadır.

Oligotrofik bakteriler ile ilgili az sayıda çalışma bulunmaktadır. Sonuçları kıyaslayabileceğimiz

çalışma sayısı ise ekosistem dikkate alındığında daha da azdır. Mağara ekosistemlerinde çalışan araştırmacılardan

kültür teknikleri üzerinde duran en önemli çalışma Pemberton et al. (2005)’e ait bir bildiridir.

Bu çalışmada dilüe besiyeri kullanmak yerine toprak ekstraktı ve farklı besiyerleri tasarlanmıştır.

Pemberton et al. (2005)’e göre özellikle Actinomycetes izolasyonu için farklı ve daha fakir besiyerleri

kullanılması faydalı olmaktadır ve bu değerlendirme bizim sonuçlarımızı açıklamak için yeterlidir.

SONUÇ VE ÖNERİLER

Elde edilen bulgular çalışma ortamı olan mağaralarda izolasyon yapılırken oligotrofinin göz

ardı edilmemesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

79


TEŞEKKÜR

Mağaradan örneklerin alınmasında ve çalışmanın çeşitli aşamalarındaki katkılarından dolayı

Hakan ÖZKAN, Furkan ORHAN ve tüm çalışma arkadaşlarıma teşekkürlerimi sunarım.

KAYNAKÇA

Barış, Ö. 2009. Erzurum ilindeki mağaralarda damlataşı oluşumunda etkili bakterilerin izolasyonu,

karakterizasyonu ve tanısı. Atatürk Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Doktora Tezi, Erzurum

pp. 135.

Barton, HA. and Jurado, V. 2007. What’s Up Down There? Microbial Diversity in Caves. Microbe, 2(3),

132-138.

Engel, AS., Lichtenberg, H., Prange, A. and Hormes, J. 2007. Speciation of sulfur from filamentous

microbial mats from sulfidic cave springs using X-ray absorption near-edge spectroscopy. FEMS

Microbiological Letter, 269, 54–62.

Northup, DE. and Lavoie, KH. 2001. Geomicrobiology of Caves: A Review. Geomicrobiology Journal,

18, 199-222.

Northup, DE., Barns, SM., Yu, LE., Spilde, MN., Schelble, RT., Dano, KE., Crossey, LJ., Connolly, CA.,

Boston, PJ., Natvig, DO. and Dahm, CN. 2003. Diverse microbial communities inhabiting ferromanganese

deposits in Lechuguilla and Spider Caves. Environmental Microbiology, 5(11), 1071-

1086.

Ozansoy, C. ve Mengi, H. 2006. Mağara bilimi ve mağaracılık, TÜBİTAK yayınları.

Özbek, O. 1990. Kuru Mağaracılık Eğitimi. ODTÜ-SAT MADAG Mağara Dalışı Eğitimi Programı. S1-28.

Pemberton, A., Millette, J. and Barton HA. 2005. Comparative study of oligotrophic bacterial species

cultivated from Jack Bradley Cave, Kentucky. 14th International Congress of Speleology, 21-28

August 2005, Kalamos, Hellas.

Prescott, LM., Harley, JP. and Klein, D. 2002. Microbiology. fifth Edition, The McGraw−Hill Companies,

p1147, Boston, U.S.A.

Sarbu, SM., Kane, TC. and Kinkle, BK. 1996. A Chemoautotrophically Based Cave Ecosystem. Science,

272, 1953-1955.

Satyanarayana, T., Raghukumar, C. and Shivaji, S. 2005. Extremophilic microbes: Diversity and perspectives.

Current Science, 89(1), 78-90.

Simon, KS., Benfield, EF. and Macko, SA. 2003. Food web structure and the role of epilithic biofilms in

cave streams. Ecology, 84(9), 2395–2406.

Yamaç, M. 2008. Bir mikrobiyoloğun gözü ile karstik mağaralar. 4. Ulusal Speleoloji Sempozyumu,

21-24 Şubat 2008, Ankara, s. 135-154.s

80


www.yarasalar.org

Nerede yasadiklarini bilirsek koruyabiliriz,

www.yarasalar.org gözlemleriniz bekliyor.


TÜRKİYE MAĞARA ÇEKİRGELERİ

(RHAPHIDOPHORIDAE, ORTHOPTERA): YENİ VERİLER

EŞLİĞİNDE TAKSONOMİ VE COĞRAFİK YAYILIŞLARI

Mehmet Sait Taylan 1 , Mauro RampInI 2 & Claudio Di Russo 2

1, Akdeniz Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü, Antalya, TÜRKİYE

msaittaylan@akdeniz.edu.tr

2, Roma, La Sapienza Üniversitesi, Zooloji Enstitüsü, Roma, İTALYA

mauro.rampini@uniroma1.it, beagle.amb@inwind.it

ÖZET

Mağara çekirgeleri ülkemizde iki farklı alt familyaya (Dolichopodainae ve Troglophilinae) ait iki

cins ile temsil edilmektedir. Günümüze kadar bu cinslerden Dolichopoda ve Troglophilus’a ait 10 tür

tanımlanmıştır. Ancak son 5 yılda yapılan arazi çalışmaları sonucunda, mağara çekirgelerine ait 5 yeni

tür bulunmuş ve bilim dünyasına tanıtılmak üzere yayına hazırlanmaktadır. Ülkemizde mağara çekirgeleri

ile ilgili ilk taksonomik çalışmalar Martinez Escalera’nın Anadolu’da yapmış olduğu gezide topladığı

örnekleri inceleyen Bolivar tarafından 1899 yılında yapılmıştır. Bolivar, Dolichopoda aranea,(K.

Maraş) D. pusilla (Hatay) ve Troglophilus escalerai (K.Maraş) türlerini tanımlamıştır. Bu ilk çalışmadan

yaklaşık 70 yıl sonra Petr A. Us 1970’de Troglophilus adamovici (Isparta) ve T. gajaci (Mersin)

türlerini literatüre kazandırmıştır. Bu öncül çalışmaların ardından Rampini&Di Russo Dolichopoda

cinsine ait, Dolichopoda sbordonii 2006 (Antalya), D. noctivaga 2007, D. lycia 2008 türlerini ve ayrıca

Troglophilus cinsine ait iki yeni tür olan T. bicakci 2003 ve T. tatyanae 2007 türlerini bilim dünyasına

tanıtmıştır. 2005 yılında başladığım Türkiye mağara çekirgeleri ile ilgili doktora tezine ait çalışmalarında

yedi farklı coğrafik bölgeyi temsil edecek şekilde (yaklaşık 10’ar mağara) 75 farklı mağaradan

örnekleme yapılmış ve 31’inde mağara çekirgesine rastlanmıştır. Mağara çekirgeleri dikkatli yüzey

taraması metodu ile elle yakalanarak %96’lik etil alkolde muhafaza edilmiş ve Leica marka mikroskop

kullanılarak literatür yardımı ile teşhisleri yapılmıştır. Çalışmalar sonucunda Dolichopoda cinsine

ait 1 yeni tür (Dolichopoda sutiniae sp.n) ve Troglophilus cinsine ait 4 yeni tür (Troglophilus ozeli

sp.n. (İzmir), Troglophilus pherseniensis sp.n. (Konya), T. coracesiensis sp.n. (Alanya) ve T. telmessis

sp.n tespit edilmiştir. Mağara çekirgelerinin ülkemizde sadece Doğu Karadeniz (Trabzon’dan Artvin’e

kadar) ve Akdeniz Bölgesinde (Antalya’dan Hatay’a kadar) yayılış gösterdiği bilinmekteydi. Ancak son

5 yılda yapılan arazi çalışmaları sonucunda Ege Bölgesi ve ayrıca Orta ve Batı Karadeniz Bölgeleri’nde

de mağara çekirgelerinin yayılış gösterdiği saptanmıştır. Mağara çekirgelerinin günümüz coğrafik yayılışında,

buzul devirlerin etkilerinin yanı sıra, Karstik bölgelerin, orman zonlarının ve ayrıca bölgesel

bazda iklimsel farklılıkların önemli rol oynadığı düşünülmektedir.

Anahtar kelimeler: Rhaphidophoridae, mağara çekirgeleri, Türkiye

82


CAVE CRICKETS (ORTHOPTERA,

RHAPHIDOPHORIDAE): THEIR TAXONOMY AND

GEOGRAPHICAL DISTRIBUTION WITH ADDITIONAL

DATA

Mehmet Sait Taylan 1 , Mauro RampInI 2 & Claudio Di Russo 2

1, Akdeniz University, Science Institute, Biology Department, Antalya, TURKEY

msaittaylan@akdeniz.edu.tr

2, Dipartimento di Biologia Animale e dell’ Uomo, Universita degli Studi di Roma “La Sapienza”,

ITALY

mauro.rampini@uniroma1.it, beagle.amb@inwind.it

BİLDİRİLER

ABSTRACT

Cave crickets of Turkey include two genus (Dolichopoda and Troglophilus) which are belong two

different subfamilies (Dolichopodainae and Troglophilinae). Until now, 10 species have been described

in our country but in last 5 years, 5 new species more found and have been preparing for publications.

First study on cave crickets in Turkey (Orthoptera, Rhaphidophoridae) was achieved by Bolivar

in 1899, after the Martinez Escalera that collected the first specimens of cave crickets in Asia Minor,

described by Bolivar as Dolichopoda aranea, D. pusilla and Troglophilus escalerai. Seventy-five years

later Troglophilus adamovici and T. gajaci were described by Petr A. After these early efforts, study on

Rhaphidophoridae from caves in Turkey started again with describing three new species from the genus

Dolichopoda namely Dolichopoda sbordonii Di Russo and Rampini 2006, D. noctivaga Di Russo and

Rampini 2007, D. lycia Rampini and Di Russo 2008 and two new species from the genus Troglophilus:

T. bicakci Rampini and Di Russo 2003 and T. tatyanae Di Russo and Rampini 2007. Additional data

and excursions (from 2005 until now) of my PhD thesis about cave crickets of Turkey, on the whole 75

caves were visited (nearly 10 caves for geographical per region) and among these only 31 caves resulted

inhabited by cave crickets. Specimens were collected between 2005 and 2010 by hands searching

on walls and ground of caves through the all day and preserved in %96 ethyl alcholol. These new data

allowed us to identify some new taxa of Dolichopoda (Dolichopoda sutiniae sp.n.) and five Troglophilus

species (Troglophilus ozelii sp.n (İzmir), Troglophilus pherseniensis sp.n (Konya), T. coracesiensis sp.n

(Alanya) and T. telmessis sp.n (Muğla). Until now the known distribution of Rhaphidophoridae includes

only Eastern Black Sea (from Trabzon to Artvin) and Mediterranean (from Antalya to Hatay along

the Taurus mountain) regions. However, according to our recent results Turkish cave crickets not only

distributed in these two regions but also common in Western Anatolia (Aegean region) and Western

Black Sea region. We think that glacial periods and also karstic areas, forest zones and climatic conditions

have important roles of recently geographical distribution of cave crickets.

Keywords: Rhaphidophoridae, Cave Crickets, Turkey

83


GİRİŞ

Mağara çekirgelerinin çoğu mağaralara adapte olmuş olan canlılardır. Dolayısıyla karanlıkta

yaşamaktadırlar ve karanlıkta yaşam morfolojik ve fizyolojik değişimleri de beraberinde getirmiştir.

Mağara çekirgeleri de, diğer mağara eklembacaklılarında olduğu bazı morfolojik ve fizyolojik adaptasyonlara

sahiptirler. Depigmentasyon, gözlerin indirgenmesi, vücut üyelerinin (özellikle antenler ve arka

femur) uzaması, yumurta büyüklüğünün artması, yumurta sayısının azalması, metabolik hızın düşmesi

vb. değişimler en bariz olanlarıdır (Sbordoni, 1982, Di Russo ve Sbordoni, 1998).

Rhaphidophoroidea üst familyasına ait 7 familyadan biri olan Rhaphidophoridae (mağara

çekirgeleri), bu üst familya içerisinde mağarada yaşayan çekirgelerin bulunduğu tek familyadır. Mağara

çekirgeleri dünya üzerinde 10 alt familyaya ait (Aemodogryllinae, Anoplophilinae, Ceuthophilinae,

Dolichopodainae, Gammarotettiginae, Macropathinae, Protroglophilinae, Rhaphidophorinae, Troglophilinae,

Tropidischiinae) 78 cins ve 505 tür ile temsil edilmektedir (Eades ve ark. 2005).

Mağara çekirgeleri ülkemizde iki farklı alt familyaya (Dolichopodainae ve Troglophilinae) ait

iki cins ile temsil edilmektedir. Günümüze kadar bu cinslerden Dolichopoda ve Troglophilus’a ait 10

tür tanımlanmıştır. Ülkemizde mağara çekirgeleri ile ilgili ilk taksonomik çalışmalar Bolivar tarafından

1899 yılında yapılmıştır. Bolivar, Dolichopoda aranea,(K. Maraş) D. pusilla (Hatay) ve Troglophilus

escalerai (K.Maraş) türlerini tanımlamıştır. Bu ilk çalışmadan sonra Petr A. Us 1970’de Troglophilus

adamovici (Isparta) ve T. gajaci (Mersin) türlerini literatüre kazandırmıştır. Bu öncül çalışmaların

ardından Rampini ve Di Russo Dolichopoda cinsine ait, Dolichopoda sbordonii 2006 (Antalya), D.

noctivaga 2007, D. lycia 2008 türlerini ve ayrıca Troglophilus cinsine ait iki yeni tür olan T. bicakci

2003 ve T. tatyanae 2007 türlerini bilim dünyasına tanıtmıştır (Bolivar, 1899, Us, 1974, Rampini ve Di

Russo, 2003, Di Russo ve Rampini, 2006, Galvagni, 2006, Di Russo ve ark. 2007, Rampini ve Di Russo,

2008).

Mağara çekirgelerinin bazı türleri epigian habitatlarda (ormanlar ve tropikal alanlar) yaşasalar

da, genelde mağaralara adapte olmuş mağara çekirgeleri dünyada (Holoarktik, Afrotropical (Etiyopyan),

Neotropical, Oriyental ve Avustralya bölgelerinde) geniş bir yayılış göstermektedirler (Hubbel ve

Norton 1978). Ülkemizde bulunan mağara çekirgelerinin de dahil olduğu Dolichopodainae ve Troglophilinae

alt familyaları sadece Palearktik bölgede yayılış göstermektedirler. Dolichopodainae altfamilyasıdaki

Dolichopoda cinsi Pirene’lerden Kafkas’lara kadar geniş bir yayılış gösterirken, Troglophilinae

altfamilyasında bulunan Troglophilus cinsinin yayılışı güney Avrupa ve Türkiye ile sınırlı kalmıştır.

Mağara çekirgelerinin türleşmelerinde allopatrik türleşmenin iki farklı durumunun söz konusu olduğu,

buzullar arası dönemde (interglacial period) dispersal ve buzul dönemde (glacial period) ise vikaryans

olarak gerçekleştiği düşünülmektedir (Chopard, 1936, Jeannel, 1947, Ruffo, 1955).

MATERYAL ve METOT

Yapılan arazi çalışmalarında her coğrafik bölge başına ortalama 10 mağara olmak üzere toplam

75 mağara ziyaret edilmiştir Mağara çekirgelerine ait örneklerin yakalanması için mağara yakınlarına

kamp kurularak, mağaralara genellikle gündüz ve nadiren geceleri girilmiştir. Örnekler mağara böceklerinin

yakalanmasında kullanılan “dikkatli yüzey tarama” metoduyla (Di Russo vd 2007) toplanmıştır.

Örnekler kafa lambası kullanılarak mağara içinde (nadiren dışında mağaraya yakın kaya çatlaklarında,

ağaç kovuklarında, yaprak altlarında) eldiven yardımıyla toplanıp %96’lık etil alkol içeren tüplere konularak

laboratuara getirilmiş ve -20 o C’de muhafaza edilmiştir. Teşhisler için Bolivar 1899, Harz 1969, Us

1974, Di Russo ve Sbordoni 1998, Grochov 2001, Rampini ve Di Russo 2003, Di Russo ve Rampini 2006

ve Di Russo vd 2007 literatürleri kullanılmıştır.

84


BULGULAR

Yapılan arazi çalışmaları sonucunda 75 mağaranın 31’inden mağara çekirgesi örnekleri toplanırken,

44’ünden bulunamamıştır. Toplanan örneklerin incelenmesi sonucunda 5 yeni tür (Dolichopoda

cinsine ait 1 ve Troglophilus cinsine ait 4 yeni tür) olduğu tespit edilmiştir (Taylan ve ark. 2011).

Toplanan örneklere ait lokaliteler ve taksonomik bulgular aşağıdaki gibidir.

Genus Dolichopoda Bolivar, 1880

Dolichopoda pusilla Bolivar, 1899

Tip lokalitesi: Akbès cave (Bolivar, 1899)

Örnek toplanan lokaliteler: Hatay, Hassa, Gülpınar, Akbez Mağarası

Dolichopoda aranae Bolivar, 1899

Tip lokalitesi: Jenidje-Kale, Marach ( Bolivar, 1899)

BİLDİRİLER

Dolichopoda sbordonii Di Russo & Rampini, 2006

Tip lokalitesi: Karain cave, Dösemealtı, Antalya

Örnek toplanan lokaliteler: (i) Karain mağarası, Döşemealtı, Antalya (*MZUR); (ii) İnsuyu mağarası,

Burdur.

Bu türe ait bulunan yeni lokaliteler: (i) Musaini mağarası, Döşemealtı, Antalya; (ii) Tabak 1 mağarası,

Döşemealtı, Antalya; (iii) Kocain mağarası, Karaveliler, Antalya.

Dolichopoda noctivaga Di Russo & Rampini, 2007

Tip lokalitesi: Kafkasor, Artvin

Örnek toplanan lokaliteler: (i) Kafkasor; Artvin (* MZUR), (ii) Düzköy, Artvin (*MZUR); (iii)

Çoruh vadisi, İspir, Erzurum

Bu türe ait bulunan yeni lokaliteler: (i) Zefre mağarası, Giresun, Espiye; (ii) Anaçbaşı mağarası,

Ordu, Kabadüz, Bayramlı; (iii) Sarıkaya mağarası Bolu, Yığılca; (iv) Kelemen mağarası, Karabük,

Yenice.

Dolichopoda lycia (Galvagni, 2006)

Tip lokalitesi: Peynirdeliği Mağarası, Gedelma köyü, Antalya.

Bu türe ait bulunan yeni lokaliteler: (i) Sıtmaini mağarası, Kemer, Antalya; (ii) Geyikbayırı mağarası,

Geyikbayırı, Antalya; (iii) Karamağara, Göynük, Kemer, Antalya; (iv) Konakaltı mağarası, Antalya.

Dolichopoda sutiniae sp. n. (Taylan et al. unpublished data)

Örnek toplanan lokaliteler: (i) Sütini mağarası, Selçuk, İzmir; (ii) Aşıkali mağarası, Argavlı, Söke,

Aydın.

Genus Troglophilus Krauss 1879

Troglophilus escalerai Bolivar, 1899

Tip lokalitesi: Jenidje-Kale, Maras.

Bu türe ait bulunan yeni lokaliteler: Döngel cave, Narlıseki, Maraş.

Troglophilus gajaci Us, 1974

Tip lokalitesi: Cennet mağarası, Narlıkuyu, Silifke, Mersin.

Örnek toplanan lokaliteler: Cennet mağarası, Narlıkuyu, Silifke, Mersin.

85


Troglophilus adamovici Us, 1974

Tip lokalitesi: Zindan mağarası, Eğridir, Isparta.

Örnek toplanan lokaliteler: (i) Zindan mağarası, Eğridir, Isparta. (ii) Balatini cave, Çamlık, Derebucak,

Konya; (iii) Tınaztepe mağarası, Seydişehir, Konya; (iv) Ferzene mağarası, Kuğulu Park, Seydişehir,

Konya

Troglophilus bicakcii Rampini & Di Russo, 2003

Tip lokalitesi: Bıçakçıini, Derebucak, Konya.

Örnek toplanan lokaliteler: (i) Bıçakçıini, Derebucak, Konya (ii) Balatini cave Çamlık, Derebucak,

Konya; (iii) Feyzullah Düdeni, Kembos Polyesi, Derebucak-Ibradı arası

Bu türe ait bulunan yeni lokaliteler: Direkliin mağarası, Yeşildağ, Beyşehir, Konya.

Troglophilus tatyanae Di Russo & Rampini, 2007

Tip lokalitesi: Kafkasor, Artvin.

Örnek toplanan lokaliteler: Kafkasor, Artvin (*MZUR)

Troglophilus ozelii sp. n. (Taylan et al. unpublished data)

Örnek toplanan lokaliteler: Havran (İnonu) mağarası, Havran, Balıkesir.

Bu tür Emrah Özel tarafından 2008 yılında bulunmuştur.

Troglophilus coracesiensis sp. n. (Taylan et al. unpublished data)

Örnek toplanan lokaliteler: Dim mağarası, Alanya, Antalya.

Troglophilus pherseniensis sp. n. (Taylan et al. unpublished data)

Örnek toplanan lokaliteler: (i) Ferzene mağarası, Kuğulu Park, Seydişehir, Konya.

Troglophilus telmessis sp. n. (Taylan et al. unpublished data)

Örnek toplanan lokaliteler: (i) Güroluk mağarası, Gökçeovacık, Fethiye, Muğla; (ii) Gökçeler

mağarası, Uyku vadisi, Milas, Muğla.

TARTIŞMA ve SONUÇ

Şu ana kadar ülkemizde mağara çekirgelerinden Dolichopoda (D. aranea, D. pusilla, D. sbordonii,

D. noctivaga, D. lycia) ve Troglophilus cinslerine (T.escelaria, T. gajaci, T. adamovici, T. bicakcii,

T. tatyanae) ait 10 tür tanımlanmıştı. Doktora tez çalışması kapsamında yapılan mağara örneklemeleri

sonucunda Dolichopoda cinsine ait 1 ve Troglophilus cinsine ait 4 yeni tür (Taylan ve ark. 2011,

Taylan ve ark. unpublishhed data) tespit edilmiştir. Diğer taraftan mağara çekirgelerinin günümüze

kadar yalnızca Doğu Karadeniz, İç Anadolu’nun güneyi ve Akdeniz Bölgesi’nde yayılış gösterdiği bilinmekteydi.

Bu çalışmayla birlikte Ege Bölgesi, Orta ve Batı Karadeniz ve ayrıca Marmara Bölgesi’nde

de mağara çekirgelerinin yayılış gösterdiği tespit edilmiştir. Mağara çekirgelerinin günümüz coğrafik

yayılışında, buzul devirlerin etkilerinin yanı sıra, Karstik bölgelerin, orman zonlarının ve ayrıca bölgesel

bazda iklimsel farklılıkların önemli rol oynadığı düşünülmektedir. Zira mağara çekirgeleri karstik

açıdan zengin bölgelerde yoğun olarak tespit edilmiştir. Güneydoğu Anadolu bölgesinin karstik açıdan

zengin olmasına rağmen bu bölgeden mağara çekirgesinin tespit edilmemiş olmasında, Anadolu diyagonalinin

bir bariyer olarak görev alması ve karasal ikliminin mağara çekirgelerinin yayılışına engel

teşkil etmesinin etkili olabileceği düşünülmektedir. Diğer taraftan karasal iklimin sadece Güneydoğu

Anadolu’da değil, Orta Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinde de mağara çekirgelerinin bulunmaması-

86


nın başlıca nedenlerinden biri olabileceği düşünülmektedir (Taylan ve ark. 2010, Taylan ve ark. 2011).

TEŞEKKÜRLER

Tez danışmanım Akdeniz Üniversitesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Öz’e, arazi

çalışmalarında yardımları olan Tekirdağ Namık Kemal Üniversite’si Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji

Bölümü’nden Yrd. Doç. Dr. Deniz Şirin’e, Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Yüksek

Lisans öğrencisi Emrah Özel’e, AKÜMAK (Akdeniz Üniversitesi Mağara Araştırma Topluluğu)’tan

Özgür Can Sönmez, Yusuf Canbaz ve Semih Tan’a, mağaracılığa başlamama teşvik eden başta Ender

Usuloğlu ve ASPEG’e sonsuz teşekkürlerimi sunarım. Bu çalışma Akdeniz Üniversitesi Bilimsel Araştırmalar

Yönetim Birimi tarafından desteklenen 2008.03.0121.002 no’lu doktora tez projesine ait veriler

içermektedir.

BİLDİRİLER

KAYNAKÇA

Bolivar, I. (1899). Orthoptères du voyages de M. Martinez Escalera dans L’Asie Mineure. Annales de la

Société Entomologique de Belgique, 43, 583-607.

Chopard, L. (1936). Biospeleologica N. LXIII. Orthopteres et Dermapteres (Premiere serie). Archives

de Zoologie Experimentale et Generale. Paris 78: 195-214.

Di Russo, C. ve Rampini, M. (2006). A new species of Dolichopoda from caves of Southern Turkey

(Orthoptera, Rhaphidophoridae). Fragmenta entomologica, Roma, 38 (1), 7-14.

Di Russo, C. ve Sbordoni, V. (1998). Gryllacridoidea. In: Juberthie. C., Decu, V. (Eds) Encyclopedia

Biospeleologica. Vol. Moulis, Bucarest, pp. 989-1001.

Di Russo, C., Rampini, M. ve Landeck, I. (2007). The cave crickets of North-East Turkey and Trans-

Causasian regions, with description of two new species of the genera Dolichopoda and

Troglophilus (Orthoptera, Rhaphidophoridae). Journal of Orthoptera Research, 16 (1), 67-76.

Eades, D.C., Otte D., Cigliano M.M. ve Braun H. (2005). Orthoptera Species File Online. Version

2.0/4.0. [retrieval date].

Galvagni, A. (2006). Nuovo genere e nuova specie di Dolichopodinae dell’Anatolia sudoccidentale:

Hellerina lycia n. sp. (Insecta, Orthoptera, Rhaphidophoridae). Atti Accademia Roveretana

degli Agiati, Rovereto, (8) 6 (B), 75-83.

Gorochov, A.V. (2001). The higher classification, phylogeny and evolution of the superfamily Stenopalmatoidea.

In: The Biology of Wetas, King Crickets and their Allies, Field ed. pp.3-33.

Harz. (1969). The Orthoptera of Europe. Volum I.

Hubbel, T.H. ve Norton, R. (1978). The systematics and biology of cave crickets of the North American

tribe Hadenoecini (Orthoptera; Saltatoria: Ensifera; Rhaphidophoridae; Dolichopodinae).

Miscellaneous Publications Museum of Zoology, University of Michigan, 156, 1-124.

Jeannel, R. (1947). Les fossiles Vivants des Cavernes, 321 pp. Gallimard, Paris.

Rampini, M. ve Di Russo, C. (2003). Una nuova specie di Troglophilus di Turchia (Orthoptera, Rhaphidophoridae).

Fragmenta entomologica, Roma, 34 (2), 235-247.

Rampini, M. ve Di Russo, C. (2008). On southern anatolian Dolichopoda Bolivar, 1880 with taxonomic

notes on the genus Hellerina Galvagni, 2006 (Orthoptera, Rhaphidophoridae). Fragmenta

entomologica, Roma, 40 (2), 229-236.

Ruffo, S. (1955). Le attuali conoscenze della fauna cavernicola della regione puglise. Memorie di Biogeografia

Adriatica, 3: 1-143.

87


Sbordoni, V. (1982). Advances in speciation of cave animals. In: Barigozzi, C. (Ed.) Mechanism of

speciation. Alan R. Liss, Inc. New York. pp. 219-240.

Taylan, M.S, Rampini M., Di Russo C.(2010). Cave crickets (Orthoptera, Rhaphidophoridae) from

Turkish subterranean habitats: an update of taxonomy and geographical distribution (20th

International Conferance on Subterranean Biology, 28 August- 3 September, Postojna, Slovenia).

Taylan, M. S., Di Russo, C., Rampini, M., ve Cobolli, M. (2011). The Dolichopodainae and Troglophilinae

cave crickets of Turkey: an update of taxonomy and geographic distribution (Orthoptera,

Rhaphidophoridae), Zootaxa, (accepted).

Us, P. A. (1974). Cave Orthoptera (Saltatoria: Rhaphidophoridae and Gryllidae) collected by Dr. Jean

Gajac in Yugoslavia, Greece and Turkey. Entomologist’s Monthly Magazine, 110 (1322-1324),

182-192.

88


89

BİLDİRİLER


Unutulan bir Mağara Örümceği; Troglohyphantes

pisidicus Brignoli, 1971 (Aranei; Linyphiidae)

Kadir Boğaç Kunt 1 , Ersen Aydın Yağmur 2 , Recep Sulhi Özkütük 3 ,

Mert Elverici 4 , Rahşen Saltanat Kaya 5

1,

Eserköy Sitesi 9/A Blok No:7 06530 Ümitköy Ankara Türkiye E-posta: chaetopelma@gmail.com

2,

Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Zooloji Seksiyonu 35100 İzmir Türkiye

3,

Anadolu Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü 26470 Eskişehir Türkiye

4,

Ortadoğu Teknik Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü 06531 Çankaya Ankara

Türkiye

5,

Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü 16059 Nilüfer Bursa Türkiye

ÖZET

Bu çalışmada 2010 yılı içerisinde Hacı Akif mağarasından (Konya, Beyşehir, Beyşehir gölü, Hacı

Akif adası) toplanan Troglohyphantes cinsine ait örümcek örnekleri incelenmiştir. Mağara ortamından

el aspiratörü vasıtasıyla toplanan toplam 10 adet (3, 5 ve 2 ergin altı) örnek, %70’lik etil alkole alınarak

laboratuvar ortamına taşınmıştır. Örneklerin sistematik durumlarını belirleyen genital organları

(erkeklerde palp, dişilerde epijin) Leica DFC295 monte edilmiş Leica S8AP0 stereomikroskop ile incelenmiştir.

Bu işlemden önce dişi epijinleri uygun ölçülerde diseksiyon iğnesi kullanılarak abdomenden

ayrılmış ve laktik asit ile muamele edilerek yumuşak dokuların ortamdan uzaklaşmaları sağlanmıştır.

Örneklerin habitus ve genital organ fotoğrafları tabanında parafin bulunan petri kapları içerisinde

çekilmiş ve “CombineZM” yazılımı kullanılarak yüksek kalite ve netlikte fotoğraflar elde edilmiştir.

İncelenen Troglohyphantes örneklerinin tüm yapısal ve tanımlayıcı özellikleri dikkate alındığında,

1971 senesinde İtalyan araknolog “Paolo Marcello Brignoli” tarafından aynı mağaradan toplanan ve

sadece dişi üzerinden betimlenen T. pisidicus Brignoli, 1971 türüne ait oldukları anlaşılmıştır. İncelenen

örnekler üzerinden erkek bireyin betimlenmesi ilk kez, dişinin betimlenmesi ise yeniden yapılmıştır.

Ayrıca T. pisidicus Brignoli, 1971’in yapısal ve tanımlayıcı özellikleri, 2008 senesinde tip yerinin yakınındaki

bir mağaradan (İnönü Mağarası, Kurucaova) betimlenen Troglohyphantes karolianus Topçu,

Türkes & Seyyar, 2008 türü ile karşılaştırılmıştır.

Anahtar kelimeler: Troglohyphantes pisidicus, Mağara örümceği, Hacı Akif Mağarası, Türkiye

Teşekkür

Bu çalışma Anadolu Üniversitesi Araştırma Fonu (Proje no: 1001F31) tarafından kısmen desteklenmiştir.

90


a forgotten cave spıder; Troglohyphantes

pisidicus Brignoli, 1971 (Aranei; Linyphiidae)

Kadir Boğaç Kunt 1 , Ersen Aydın Yağmur 2 , Recep Sulhi Özkütük 3 ,

Mert Elverici 4 , Rahşen Saltanat Kaya 5

1,

Eserköy Sitesi 9/A Blok No:7 06530 Ümitköy Ankara Türkiye E-posta: chaetopelma@gmail.com

2,

Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Zooloji Seksiyonu 35100 İzmir Türkiye

3,

Anadolu Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü 26470 Eskişehir Türkiye

4,

Ortadoğu Teknik Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü 06531 Çankaya Ankara

Türkiye

5,

Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü 16059 Nilüfer Bursa Türkiye

BİLDİRİLER

ABSTRACT

In this study samples were investigated belonging to the genus Troglohyphantes collected during

2010 from Hacı Akif Cave (Konya, Beyşehir, Lake Beyşehir, Hacı Akif island). A total of 10 specimens

(3, 5 and 2 sub adults) collected from cave environment by using hand aspirators were fixed in 70%

ethanol and transfered to the laboratory. Genital organs determining the taxonomical situation of the

specimens (palps for males, epigyn for females) were examined under Leica S8AP0 stereo microscope

mounted with Leica DFC295. Before this procedure female epigyns were dissected from abdomen

by using dissecting needles and were treated with lactic acid for removal of soft tissues. Habitus and

genitalia photographs were taken inside petri plates filled with paraffine at the bottom and software

“CombineZM” was used to get high quality photographs.

By considering all structural and descriptive characteristics of our Troglohyphantes specimens,

it is concluded that they belong to the species T. pisidicus Brignoli, 1971, which was collected and described

only via female, by the Italian Arachnologist “Paolo Marcello Brignoli” from the same cave at

1971. Among our specimens, description of the male carried out for the first time and re description

of the female has been performed. Moreover, structural and descriptive characteristics of T. pisidicus

Brignoli, 1971 were compared with Troglohyphantes karolianus Topçu, Türkes & Seyyar, 2008 which

was described from the close vicinity (İnönü Cave, Kurucaova) at 2008.

Keywords: Troglohyphantes pisidicus, Cave spider, Hacı Akif Cave, Turkey

Acknowledgements

This study was partially supported by Anadolu University Research Funds (Project no: 1001F31)

91


MAĞARACILIKTA GÜVENLİK

Metin ALBUKREK

Unilever, Saray Mahallesi, Sokullu Sokak, No:8, 34768 Ümraniye/İstanbul

Metin.Albukrek@unilever.com

Özet

Mağaralar tehlikeler ile doludur. Tehlikelerin bilincinde olmak ve ona göre önlem almak, kaza

risklerini önemli ölçüde en az düzeye indirebilir. Kazaların oluşmasını planlı bir şekilde önlemek için iki

yöntem mevcuttur: Reaktif önlemler ve Proaktif önlemler. Kazaların önlenmesi için yukarıda belirtilen

her iki yöntemin de aynı anda uygulanması gereklidir.

Reaktif önlemler: Kaza veya olay oluştuktan sonra, tekrarının önlenmesi için önlem almak reaktif

önlemlerdendir. Kaza ve kazaya ramak kalmalardan ders alınmalı, buna sebep olan güvensiz davranışlar

belirlenmeli, güvensiz davranışlara sebep olan altında yatan sebepler ise ortaya çıkartılmalıdır.

Proaktif önlemler: Kaza veya olay oluşmadan önce önlem almaktır. Bunun için mağaradaki tehlikelerin

bilinmesi, riskin belirlenmesi ve değerlendirilmesi ve önlemlerin önceden alınması gereklidir.

Anahtar kelimeler: Mağara, olay, kaza, kazaya ramak kalma, güvensiz davranışlar

92


SAFETY IN CAVıng

Metin ALBUKREK

Abstract

Unilever, Saray Mahallesi, Sokullu Sokak, No:8, 34768 Ümraniye/İstanbul

Metin.Albukrek@unilever.com

Caves are full of hazards and risks. Being aware of the hazards and taking appropriate measures

will decrease risks of accidents considerably. There are two methods to prevent accidents in a planned

way: Reactive measures and proactive measures. In order to prevent accidents, it is necessary to implement

both at the same time.

Reactive measures: Preventive measures are taken after an accident or incident has occurred.

Lessons should be taken out of the accidents and incidents, unsafe acts causing them should be determined

and the underlying reasons causing unsafe acts should be investigated.

Proactive measures: Preventive measures are taken before an accident or incident has occurred.

For this, the hazards of caving should be known, the risks should be determined and analysed and

preventive measures should be taken.

BİLDİRİLER

Keywords: Cave, incident, accident, near miss, unsafe act.

93


Giriş

Mağaralar tehlikeler ile doludur. Tehlikelerin bilincinde olmak ve ona göre önlem almak, kaza

risklerini önemli ölçüde en az düzeye indirebilir.

Herhangi bir mağara kazasında aşağıdaki kayıplar oluşabilir:

- Hayat

- Yaralanma

- Ekipman

- Para

- Zaman

- Medyada olumsuz haber

- Moral bozukluğu

Kazaların oluşmasını planlı bir şekilde önlemek için iki yöntem mevcuttur.

Reaktif önlemler ve Proaktif önlemler

Kazaların önlenmesi için yukarıda belirtilen her iki yöntemin de aynı anda uygulanması gereklidir.

1. Reaktif Önlemler:

Kaza veya olay oluştuktan sonra, tekrarının önlenmesi için önlem almak reaktif önlemlerdendir.

Mağaracılıkta kazalar güvensiz davranışlardan meydana gelir. Ancak tek bir güvensiz davranış, her

zaman kazaya sebep olmaz. Ciddi kazalar incelendiğinde, altında yatan birçok güvensiz davranışa rastlayabiliriz.

Güvensiz davranışlar sonucu meydana gelen olay, eğer (şans eseri) kaza ile sonuçlanmamışsa,

buna “kazaya ramak kalma” adı verilir. “Kazaya ramak kalma”ların kazaya dönüşüp dönüşmemesini

“şans” belirler. Kaza ve kazaya ramak kalmalardan ders alınmalı, buna sebep olan güvensiz davranışlar

belirlenmeli, güvensiz davranışlara sebep olan altında yatan sebepler ise ortaya çıkartılmalıdır. Örnek

vermek gerekirse:

Kaza:

- Ölüm (Işıksız kalıp düşme, hipotermi, vs)

- Yaralanma (Işıksız kalıp ayak burkulması, hipotermi, vs)

- Sadece kurtarma (Ekibin ışıksız kalması ve kurtarılması) Zaman kaybı olduğu için, bu olayı

(yaralanmasız) kaza olarak değerlendirmek daha doğru olur)

Kazaya/kurtarmaya ramak kalma:

- Işıksız kalmak ve başkasının ışığı yardımı ile mağaradan çıkmak

Güvensiz davranışlar (görünür sebepler):

- Yedek karpit almamak

- Yedek fener/yedek pil almamak

- Girmeden önce elektrik sistemini kontrol etmemek.

Güvensiz Davranışların altında yatan (görünmeyen) sebepler:

- Yetersiz eğitim,

- Tecrübe eksikliği

- Kişisel aşırı güven

Diğer görülmeyen sebepler

- Mağaracılık kuruluşunun yeterli bir eğitim programının olmayışı,

94


- Tehlikelerin bilincinde olmamak.

Görüldüğü üzere asıl çözülmesi gereken problemler “görülmeyen” sebeplerdir. Her olay (kaza

+ kazaya ramak kalma) ve güvensiz davranışın altında yatan görülmeyen sebeplerin araştırılması ve

gerekli önlemlerin alınması tekrarı önleyecektir.

2. Proaktif Önlemler:

Kaza veya olay oluşmadan önce önlem almak. Bunun için:

- Mağaradaki tehlikelerin bilinmesi

- Riskin belirlenmesi ve değerlendirilmesi ve

- Önceden önlemlerin alınması gereklidir.

BİLDİRİLER

Aşağıda Mağaracılıkta mevcut tehlikeler ve alınabilecek önlemler belirtilmiştir:

1.1. Boğulma

- İyi yüzme bilmeyenin mağaraya sokulmaması

- Mağaraya dışında bota binme çalışması

- Mağara kıyafeti ile suda yüzme çalışması

- Mağarada can yeleği (?)

2.2. Su basması

- Mevsimine uygun mağaraya gitmek

- Meteorolojiyi takip etmek

- Yöre halkından bilgi almak

- İyi yüzme bilmek

- Yiyeceksiz mağaraya girmemek

- Uygun giyinmek

2.3. Hipotermi

- Mağaraya uygun giyinmek,

- Pamuklu giymeme,

- Suya düşmemek için yavaş ve dikkatli yürüme,

- Enerji verici gıda bulundurmak,

- Aşırı yorulmadan mağaradan çıkmak

2.4. Karanlıkta kalma

- Kişi başı en az iki ışık kaynağı taşıma.

- Işık kaynaklarını gezi ve mağara öncesi kontrol.

2.5. Kaybolma

- Geçilen kollara dikkat etmek

- Arada bir geriye bakmak,

- Üst üste 3 taş ile işaretler bırakmak

- Çok kollu mağaralarda, numaralı veya oklu kartonlar bırakmak

- Ekibi bölmemek

2.6. Bitkinlik

- Spor yapmak

- Yorgunken mağaraya girmemek

- Ergonomik (herkese uygun) döşeme yapmak

- Enerjiyi hesaplı kullanmak

2.7. Yürürken kayıp düşme

95


96

- Yavaş ve dikkatli yürüme

- Yorgunken mağaraya girmemek

- Mağarada uykusuz ve yorgun ilerlememek

- Aşırı yük taşımamak

2.8. Dar yerde sıkışma

- Geri geri çıkamayacağın deliğe girmemek.

- Kesinlikle yokuş aşağıya darala baş aşağıya girmemek.

2.9. Bastığın / tutunduğun taşın kırılması / oynaması

- Basılacak taşın statik durumunun gözle kontrolü

- Basılacak setin et kalınlığı ne kadar ?

- Çamur / çakıl üzerinde yükselmiş dikitlere dikkat et.

- Doğal bağlantıdan inmeden evvel, var gücünle bağlantıyı çekip kontrol et.

2.10. Bağlantının kopması

- Bilmeyenlerin yalnız başına döşeme yapmaması

- Bağlantı noktaları hk. eğitim

- En az 2 noktaya bağlantı yapmak

- Çapraz kontrol

- Her geçenin döşemeyi tekrar kontrol etmesi

2.12. İpin sürtünüp kopması

- Döşemede kesinlikle ipin sürtmemesi

- Yastık kullanmak

- 10 mm’den ince ip kullanmamak

- Her geçenin ipe bakarak inip çıkması

2.12. Malzeme hatası

- Gezi öncesi, gezi sırası ve döşemelerde malzeme kontrolü

- Malzemelerin düzgün yıkanması

- Kızgın güneşte sentetik malzeme bırakmamak

2.13. Desandöre saç takılması

- Emniyet kemerini kuşanmadan önce saçları bağlamak.

- Ulaşılabilir bir cepte çakı bulundurmak.

- Stoplu desandör kullanmak

2.14. Dikey mağarada kişisel hatalar

- Ekibin en az % 50’sinin tecrübeli olması

- Delta ve kuşamın mağaraya girmeden çapraz kontrolü

- İnişe başlayanın, ikinci kişi tarafından izlenerek kontrolü.

- Aceminin, iki tecrübeli arasında inip çıkması

- Döşeme yapanın ikinci kişi tarafından izlenerek kontrolü

2.15. Asetilen patlaması

- Yeni devreye alınan lambanın kaçağını ateşle kontrol etmemek

- Yeni devreye alınan lambayı memesiz yakmamak.

2.16. Karbondioksit gazı

- Nefes almada değişiklik hissedildiğinde hemen yukarıya çıkmak.

- Riskli yerlerde gaz ölçüm aleti kullanmak.

2.17. Kişisel aşırı güven

- Kişisel sivriliklerin ikna ile törpülenmesi

- Kişiye ortak tavır alınması

- Gezide herkesin herkesten sorumlu olduğunun bilinmesi

- Ne olursa olsun emniyet saatına uymak


2.18. Yerel insanların verebileceği zararlar

- Kampı, malzemeleri ve eşyaları hiç bir zaman yalnız bırakmamak

- İplere zarar verilmemesi, aşağıya taş atılmaması için dikey girişleri yalnız bırakmamak.

- Jandarma ve/veya muhtara haber vermek

Aşağıdaki olaylar kaza olasılığını arttırıcı faktörlerdendir:

- Eğitimsiz mağaraya girme

- Ekipte % 50’den fazla yeni üye bulunması

- Plansız geziler, emniyet saatsiz girişler

- Fanatik girişler

- Eksik ekipmanla mağaraya girme

- Uykusuzluk, yorgunluk, aç mağaraya girme

- Alkol, ilaç, vs

- Kendine güven

- Ekip bireylerinin birbirini tanımaması

- Ekip ruhu olmaması

BİLDİRİLER

Sonuç

Güvenlik birinci amacımız olmalıdır. Hiçbir araştırma bizden önemli değildir. Kazalar, güvensiz

davranışlardan kaçınılması ile önlenebilir. Tehlikeler ve önlemleri düşünülmelidir. Güvensiz davranışlar

ve olaylar ateş başında ya da yayınlarda paylaşılmalıdır. Mağara kazaları, olay analizleri, ampul veya

tıpa olma durumları raporlandırılarak paylaşılmalıdır.

97


OPENGL KULLANARAK MAĞARA MODELLEME

Aytaç Tokatlı 1 , Selçuk Canbek 2, 3

1, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Elektrik ve Elektronik Mühendisliği ABD, Eskişehir

aytactokatli@gmail.com

2, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Bilgisayar Mühendisliği Bölümü, Eskişehir

3, Eskişehir Mağara Araştırma Derneği

selcuk@ogu.edu.tr

ÖZET

Bu çalışmada OpenGL ve C Sharp programlama dili kullanılarak üç boyutlu mağara modellemesi

yapılmıştır. Modelleme için gerekli veriyi oluşturmak amacıyla mağaradaki her ölçüm istasyonundan

kesit fotoğrafları çekilmekte ve bazı görüntü işleme yöntemlerinden geçirildikten sonra kesit detayları

elde edilmektedir. Bu yöntemler sırasıyla paralel izdüşüm dönüşümü, istasyon doğrultusunda döndürme,

görüntü iyileştirme, gölge filtreleme, normalizasyon adımlarından oluşmaktadır. Son aşamada

veriler uygulama içinde birleştirilerek mağaranın üç boyutlu modeli oluşturulmaktadır. Kullanıcı program

yardımı ile oluşturulan modelin içinde ya da çevresinde gezinebilmekte, uzunluk ve hacim ölçümleri

yapabilmektedir. OpenCave olarak adlandırılan program diğer mağara modelleme programlarından

farklı olarak kesit detay fotoğraflarını kullandığı için oldukça gerçekçi modeller oluşturabilmektedir.

Örnek uygulama olarak Tozman mağarasının (Eskişehir) giriş kısmı kullanılmıştır. Uygulamaya http://

sipexa.com/opencave sitesinden ulaşılabilir.

Anahtar kelimeler: Üç boyutlu mağara modelleme, OpenGL

98


MODELING CAVES USING OPENGL

Aytaç Tokatlı 1 , Selçuk Canbek 2, 3

1, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Elektrik ve Elektronik Mühendisliği ABD, Eskişehir

aytactokatli@gmail.com

2, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Bilgisayar Mühendisliği Bölümü, Eskişehir

3, Eskişehir Mağara Araştırma Derneği

selcuk@ogu.edu.tr

BİLDİRİLER

ABSTRACT

In this work, 3D cave modeling using OpenGL and C Sharp, which is a part of Microsoft .net

framework, is implemented. In this application, a section view of each survey station has taken in the

cave. These photographs have processed using some image processing tools such as parallel projection

transformation, rotation and alignment to station orientation, shadow filtering and normalization.

Finally section details have combined to build a 3D cave model. In the application, user can walk inside

or outside of the model or measure length and volume. The application, which is called as OpenCave,

can create more realistic models instead of other mapping softwares, because section details are taken

from photographs. In this presentation, entrance part of the Tozman cave, which is located Eskişehir,

was used as an example application. Application of this study can be accessed from http://sipexa.com/

opencave.

Keywords: 3D Cave Modeling, OpenGL

99


1. GİRİŞ

Öncelikle, jeoloji ve hidrojeoloji bilim dallarının konu alanı olan mağaralar, araştırmacılara yaşadığımız

dünyayla ilgili çok önemli bilgiler sağlar. İlk insanların mağaralarda yaşamış olması ve insanların

uzun yıllar boyunca mağaraları çeşitli amaçlarla kullanması, mağaraları arkeolojik açıdan da önemli

mekânlar haline getirmiştir. Mağaralar ayrıca, kendi ekosistemleri içinde, birçoğuna mağara dışında

rastlanmayan geniş bir canlı çeşitliğine de ev sahipliği yapmaktadır. Tüm bu nedenlerden ötürü

birçok bilim adamı bilgiye ulaşmak için mağaralara girmektedir. Mağaraların üç boyutlu modellenmesi

jeoloji, arkeoloji ve biyoloji gibi mağaralarla ilgilenen bir çok bilim dalları tarafından sıklıkla kullanılan

jeolojik haritaların daha anlaşılır olması ve üzerinde ölçümler yapılabilmesinde önemli rol oynar.

Şehirlerin ve özellikle mimari yapıların üç boyutlu modellenmesi ve içerisinde sanal olarak dolaşma

olanağı, planlama, projelendirme, sunum ve görselleştirme işlemleri bilgisayarlarla yapılmaktadır.

Günümüzde birçok mağara modelleme programı bulunmaktadır. Wookey’in (2001) yaptığı incelemede

Survex, Tunnel, Cml, Vectors, Caveplot, Toporobot, Cavesurveystandard, Caps, Cavemap, Cmap,

Compass, Karst256, Smaps, Smaps Lite, Surv93, Survey, Caveview, CaveRender, Onstation, Pitter/

Plotter, Speleo Graphics, Wincompass, Winkarst ve Wincaps gibi mağara inceleme ve modelleme yazılımları

listelenmiştir. Bunların arasında aktif olarak kullanılan Winkarst, Survex, Compass ve Cave-

Render yazılımları öne çıkmaktadır.

Winkarst; tümleşik çalışan mağara araştırma editörüyle, Survex; farklı modelleri tek bir yapı altında

toplamasıyla, Compass; gösterilecek modeli parçalara ayırıp işlemci üzerindeki yükü azaltmasıyla

ve CaveRender, topografya özelliklerinin kullanımını sağlamasıyla öne çıkmaktadır. Birbirlerinden

farklı özellikler içeren bu yazılımlar, araştırmacıyı istatistiksel verilerden kurtarıp daha detaylı inceleme

yapılabilmesine olanak sağlamaktadır. Söz konusu yazılımlar incelendiğinde çalışma prensiplerinin

geleneksel harita çıkartma yöntemi ile elde edilen verilerin üzerine inşa edildiği görülmektedir.

Geleneksel harita çıkartma yönteminde mağara incelemesi en az iki kişiden oluşan bir ekip tarafından

yapılmaktadır. İncelenecek mağaranın haritasının çıkartılması ekip tarafından belirlenen, istasyon adı

verilen konumlarda yapılır [2]. Geleneksel yöntemlerde, her istasyonun kesit yüksekliği ve genişliği

tahmin edilir veya elle ölçülür. Kesit şekli ise ölçüm yapan tarafından kabaca elle çizilir. Mağaranın

yaklaşık üç boyutlu haritası bu kesitlerin birleştirilmesi ile oluşturulur. Ancak bu yöntemde detayların

birçoğu kaybolur.

Daha duyarlı ölçüm yapılmasını sağlayan bir yöntem ise istasyon kesitlerinin fotoğraflarını

çekmektir. Fotoğrafla haritalama (photo-survey) denilen bu yöntem ile kesit detayı, çekilen fotoğraflardan

görüntü işleme teknikleri ile elde edilir [1].

Bu çalışmada, fotoğrafla haritalama yöntemi ile elde edilen kesit eğrileri üç boyutlu düzlemde

konumlandırılmış ve mağara modeli oluşturulmuştur. Konumlandırılan her istasyon ile bir sonraki

istasyon arasındaki geçişlerin sertliğini azaltabilmek için Cubic Spline interpolasyon yöntemi ile ara

istasyonlar elde edilmiştir. Kullanıcı isteğine göre aktif hale getirilen bu özellik, kesitlerin birleştirilmesi

sırasında hesaplamalara eklenmiştir. Böylece, diğer programlara kıyasla çok daha gerçekçi görünen

mağara modelleri elde edilmiştir.

Bu çalışmada geliştirilen ve OpenCave olarak adlandırılan yazılım, temel olarak Wookey’in (2001)

yaptığı araştırmada değinilen yazılımların genel özelliklerini içermekle birlikte mağaranın daha gerçekçi

modellenmesini sağlamakta, ayrıca kullanıcıya mağaraya gitmeden önce, detaylı olarak iç yapısını

inceleme ve dolaşma fırsatı sunmaktadır.

100


2. YÖNTEM

Bu çalışmada geliştirilen yazılım çerçevesinde C# programlama dili ve OpenGL grafik kütüphanesi

kullanılmıştır. Mağara modelini oluşturabilmek için kullanıcıdan alınan veriler ile ön ayar dosyasından

okunan değerler C# programlama dilinde yorumlandıktan sonra OpenGL kütüphanesindeki

fonksiyonlara aktarılmaktadır.

OpenGL yani uzun adı ile “Open Graphics Library” birçok farklı işletim sisteminde iki boyutlu

veya üç boyutlu bilgisayar grafikleri oluşturmak için kullanılmaktadır. OpenGL ana yapısı ile birlikte

yazılımcılara eklentiler ile geliştirme yapabilme fırsatı sunmaktadır. Açık kaynak kodlu olması nedeni

ile herhangi bir yazılımcı, OpenGL’in desteklediği 250 fonksiyonun üzerine kendi fonksiyonlarını ekleyebilmekte

veya var olanları gereksinimleri doğrultusunda değiştirebilmektedir.

Çalışmada fotoğrafla haritalama yöntemiyle ölçülmüş mağaraların 3 boyutlu modellemesi yapılmaktadır.

Fotoğrafla haritalama yönteminde, klasik ölçüme ek olarak istasyon kesitlerinin fotoğrafı

çekilir. Bu amaçla 180 derecelik yarı küreyi aydınlatan ışık kaynağı kullanılarak fotoğraf çekilir.

Işık kaynağı, kesit detayı elde edilecek istasyona yerleştirilir. Fotoğraf makinesi ise istasyonun

arkasında uygun bir yere yerleştirilir. Çekilen her fotoğraf bazı görüntü işleme tekniklerinden geçirilmektedir.

Öncelikle fotoğrafa paralel izdüşüm dönüşümü uygulanır. Böylece ortam geometrisinden

kaynaklanan perspektif bozulmaları düzeltilir ve görüntü üzerinde her noktada ölçüm yapılabilir hale

getirilir. Ardından, kesit düzleminin tam karşısından fotoğraf çekilemediği durumlarda, kesit görüntüsünün

doğru elde edilmesini sağlayacak döndürme işlemi yapılır. Döndürme ve ölçek bilgilerini elde

etmek için ışık kaynağının sırtına yapıştırılan referans nesne kullanılır (Şekil 2.1).

BİLDİRİLER

Şekil 2.1 Işık kaynağı

Görüntü üzerindeki gereksiz detaylar ile gürültü filtreleri ile temizlenir ve gölge filtreleme tekniği

ile her kesitin sınır eğrisi elde edilir. Kesit eğrileri belirli aralıklarla örneklenerek kesit sınır noktaları

oluşturulur (Şekil 2.2).

Şekil 2.2 Fotoğrafla haritalama yöntemi ile elde edilen görüntü

101


Her bir fotoğrafa uygulanan bu tekniklerden sonra elde edilen görüntüler, sınır noktalarından

ve ışık kaynağının bulunduğu noktayı temsil eden referans noktalardan oluşmaktadır. Bir kesite ait

referans nokta, ışık kaynağının bulunduğu konum olarak kabul edildiğinde (Şekil 2.3), kesiti oluşturan

bölgenin yapısı iki boyutlu uzayda noktalar ile ifade edilebilmekte ve “cubic spline” adı verilen eğriler

ile birleştirilebilmektedir. Şekil 2.3’te kesiti oluşturan noktalar rakamlarla gösterilmiş ve “cubic spline”

eğrisi ile birleştirilmiştir.

Şekil 2.3 Bir kesite ait noktalar ve birleştiren “cubic spline”

Araştırmacı, bir kesite ait sınırı oluşturan noktaları belirleyip o kesitin başlangıç noktasına göre

konum ve yönlenmesini sakladığında, topladığı verileri modelleme yaparken kullanabilmektedir.

Herhangi bir mağaranın modellemesi yapılırken kullanıcıdan alınan verilerde yer alan koordinatlar

doğrultusunda, her kesit yapılan hesaplamaların ardından OpenGL fonksiyonları ile ekrana çizdirilmiştir.

Herhangi bir modellemenin hızlı gerçekleştirilebilmesi için tüm hesaplamalar proje ilk açıldığında

kullanıcıdan istenilen verilerin alınmasının ardından yapılmış ve bellekte kullanılmak üzere

saklanmıştır.

Uygulama geliştirilirken kullanılan model kullanıcıdan veri alınmasıyla başlayıp girilen verilerin

ekranda gösterilebilecek hale getirilmesiyle oluşan bir süreci içermektedir. Bu süreç mağara verilerinin

kullanıcıdan alınması ile başlamaktadır. Kullanıcıdan alınan veriler, bir Excel dosyasında sıralı olarak

listelenmektedir.

Kesit detay bilgilerinin belirtildiği görüntü dosyasının içerisinde referans olarak alınacak noktanın

ana görüntü üzerinde hangi konumda olduğu bilgisi ile birlikte görüntü üzerinden alınan noktalar

ve her bir noktanın referans noktasından ne kadar uzaklıkta olduğu bilgisi bulunmaktadır. Ayrıca, bu

bilgiler görüntü üzerinde yer alan noktalardan tespit edildiği için bir noktanın gerçekte ne kadar uzunlukta

olduğu bilgisi de aynı dosya içerisinde yer almaktadır.

Kullanıcı verileri alındıktan sonra, çizim aşamasında herhangi bir hesaplama yapılmayacağı için

matematiksel hesaplamaları yönlendirecek bir ön ayar dosyasının tanımlanması gerekmiştir. Ön ayarlar

ile ilgili dosya içerisinde ara istasyonların oluşturulup oluşturulmayacağı, oluşturulacaksa iki ana

istasyon arasında kaç tane ara istasyon oluşturulacağı belirtilmiştir. Ayrıca, istasyon içerisinde nokta

tarama modu ve tarama modu varsayılan tarama modu değilse merkez noktası referans nokta olmak

şartıyla, merkezi çevreleyen sınır noktaları üzerinde kaç derece aralıklarla tarama yapılacağı tanımlanmıştır.

Geliştirilen yazılım içerisinde mağaranın dış duvarlarını oluşturabilmek için doku kaplama yapılmıştır.

Elde edilen hesaplamalar doğrultusunda OpenGL üzerinde çizim yaptırıldıktan sonra kesitler

arasında oluşturulan eğriler üzerine kaplama yapılmaktadır.

Kameranın bulunduğu konumu değiştirirken son kullanıcı ileri-geri gidebilir, sola-sağa veya

yukarıya-aşağıya doğru bakabilir. Bu nedenle, kamera sınıfı içerisinde dönüşler ile ilgili işlemleri yapabilecek

fonksiyonlar tanımlanmıştır. Herhangi bir noktada kullanıcı herhangi bir yönde ileri veya geri

gitmek isterse kameranın baktığı konumu belirten koordinatlardan, bulunduğu konumu belirten koordinatların

çıkartılması ve hızı belirten bir değişkenle oluşan farkların çarpılması ne kadarlık bir hareke-

102


tin olacağını belirtmektedir.

Döşeme ve kamera ile ilgili işlemlerin yapılmasından sonra ön ayar dosyası içerisindeki veriler

ile kullanıcı verileri sisteme yüklenmiştir. Mağaranın istasyon adı verilen kesit özelliklerini belirten

kullanıcı verilerinin, etkin kullanılabilmesi için istasyon adında bir sınıf oluşturulmuş ve o kesit ile

ilgili hesaplanan verilerin aynı sınıfa bağlı ek sınıflarda tutulması sağlanmıştır. İstasyon adındaki bu

sınıf her bir kesit için tekrar oluşturulup dizi üzerinde saklanmıştır. Böylece tek bir erişim noktası

üzerinden tüm yapıya ulaşmak, çizim esnasında oluşabilecek performans kayıplarını önlemiştir. Excel

dosyası içerisinde yer alan kullanıcı verileri, ana veri olması nedeni ile yazılıma ilk etapta aktarılmıştır.

Bu nedenle, istasyon sınıfında kesitin referans noktasının konumu ve hangi dosyada kesit detaylarının

bulunduğu bilgisi değişkenler üzerinde tutulmuştur. Ardından tüm kesit detayları dizi üzerinde yer

alan istasyonlara aktarılmıştır.

Verilerin yorumlanması süreci istasyonları döndürmek için gerekli olan açının hesaplanması, ara

istasyonların oluşturulması, döndürme işlemleri ve “cubic spline” eğrilerini içermektedir.

Bir istasyondan, kendisinden sonra gelen istasyona nişan alınarak ölçüm yapıldığı için çizim

sırasında oluşturulacak istasyonların da hesaplanan bir açı ile kendi ekseni etrafında y eksenine olan

paralelliği korunacak şekilde döndürülmesi gerekmektedir. Bu açının hesaplanması, tüm istasyonlar

üç boyutlu düzlemde ekranda gösterilirken üst taraftan bakıldığında yapılan ölçümler ile çizilen grafiklerin

birbirine uyuşmasını sağlamaktadır. Kesiti kendi ekseni etrafında döndürebilmek için kesitin

referans noktası merkez olarak kabul edilmiştir. Ardından, referans noktalar arasındaki açının hesaplanması

için, bir sonraki istasyonun bir önceki istasyona göre z ve x bileşenlerinin farkları alınarak ters

tanjant fonksiyonuna verilip elde edilen değerden 90 derece çıkartılmıştır. İki referans nokta arasındaki

döndürme açısı hesaplandıktan sonra hesaplamada ilk kullanılan kesite ait sınır noktaları, elde

edilen açı uygulanarak döndürülmüştür.

İstasyonların kendi eksenleri çevresinde döndürülmesi işlemi Denklem 2.1’de gösterilen matris

çarpımı üzerinden yapılabilir. Burada bir istasyonun kendi ekseninin referans noktasıyla kesiştiği

varsayılmıştır. Denklem 2.1’de gösterilen matris çarpımı, Hoff’a (2000) göre sağ el kuralı ile saat

yönünün tersine, y ekseni çevresinde döndürmek için kullanılmaktadır. Bu matris üzerinde kullanılan

sinüs bileşenlerinin işaretlerinin yerleri değiştirildiğinde saat yönünde döndürme işlemi yapılabilmektedir.

OpenGL fonksiyonları incelendiğinde döndürme işlemlerini yapan komutların olduğu görülmüştür.

Ancak, döndürme işlemi yapıldıktan sonra yeni koordinatlar direk çıktı olarak elde edilememiştir.

Onun yerine geri besleme mekanizması kullanılarak yeni koordinatların elde edilebileceği tespit edilmiştir.

Yapılan testlerde geri besleme mekanizmasının oluşturulması, döndürme işleminin sıklığından

ötürü ciddi performans kaybına neden olduğu gözlemlenmiştir. Bu nedenle, döndürme işlemi

OpenGL’e bırakılmayıp Denklem 2.1’de yer alan matris çarpımı üzerinden yaptırılmıştır.

BİLDİRİLER

(2.1)

Denklem 2.1’de θ radyan cinsinden döndürme açısı, x, y, z döndürülmek istenilen koordinatı ve x’,

y’, z’ döndürülmüş koordinatı belirtmektedir.

İstasyon kesitlerini birbirine bağlayan “Cubic Spline” eğrileri oluşturulduktan sonra mağaranın

toplam hacmi ile birlikte uzunluğunun hesaplaması yapılabilmektedir. Uzunluk hesaplaması referans

noktaları birleştiren eğri üzerinde yapılır. Bu nedenle, haritalama ekibi tarafında yapılan ölçümlerdeki

toplam uzaklıktan daha fazla ve daha gerçekçi olduğu düşünülmektedir. Uzunluk hesaplamasında iki

103


kesitin referans noktalarını birleştiren eğrinin uzunluğu kullanılmaktadır. Şekil 2.4’te görüldüğü gibi

haritalama ekibinin yapmış olduğu ölçüm siyah renkteki çizgi ile ifade edilmektedir. Geliştirilen uygulama

içerisindeki ölçüm ise bordo eğri ile belirtilmektedir.

Şekil 2.4 Uzunluk hesaplamasında oluşan farkın gösterimi

Mağaranın toplam hacminin hesaplanabilmesi için her istasyonun referans noktasından geçen

“cubic spline” eğrisi kullanılmaktadır. Oluşturulan bir istasyonun ister gerçek bir istasyon isterse

sonradan oluşturulan sanal bir istasyon olduğu düşünülürse birinci istasyonun kesit alanının hesaplanmasının

ardından “cubic spline” eğrisi üzerinde ikinci istasyona kadar ilerletilir. Birinci istasyonun

kesit alanı ile eğri uzunluğu çarpılır. Ardından, aynı eğri üzerinde ikinci istasyondan birinci istasyona

doğru ilerletilir ve ikinci istasyonun kesit alanı ile eğri uzunluğu çarpılır. Elde edilen iki hacmin ortalaması

alınır (Şekil 2.5). Böylece iki istasyon arasında oluşan hacim yaklaşık olarak bulunur. Bu işlem

tüm istasyon ikilileri için yapılıp elde edilen sonuç toplandığında mağaranın toplam hacmi elde edilir.

İstasyonun kesitini oluşturan noktaların oluşturduğu poligonun alanı farklı şekillerde bulunabilir. Bu

yöntemlerden en çok bilinen poligonu üçgenlere bölüp her bir üçgenin alanını hesaplayarak poligonun

toplam alanının bulunmasını sağlamaktır. Page (2009) ve Simmons’a (2008) göre bir poligonun

alanı poligonu oluşturan noktaların birbirini takip edecek şekilde bir determinant üzerinde yazılması

ile bulunabilir (Denklem 2.2).

(2.2)

Şekil 2.5 Hacmin hesaplanması

104


Tüm hesaplamalar yapıldıktan sonra çizim aşamasına geçilmiştir. Kullanıcının mağara içerisinde

gezinirken, yön duygusunu kaybedebileceği düşünülerek, kullanıcıya bulunduğu konum bilgileri,

mağaranın neresinde olduğu ve yönünün nasıl değiştiği bilgileri sunulmuştur. Bu bilgilerden harita

ve yön değişimi, OpenGL ekranı parçalara ayrılarak her bir parçanın kendisine özel çizimi yapılmıştır.

Referans noktaları birleştiren eğrinin küçük bir ekranda çizilmesi ve kameranın tepe noktasına taşınıp

eğrinin tam orta noktasına bakması harita oluşturmak amacıyla kullanmıştır. Ayrıca, yön duygusunu

oluşturabilmek için bir başka ekranda eksenler gösterilmiştir.

3. UYGULAMANIN KULLANIMI

Program açıldığında otomatik olarak serbest dolaşım yapılabilecek bir şekilde kullanıcının karşısına

çıkmaktadır (Şekil 3.1). Kullanıcı farenin sol butonuna bastıktan sonra imleci sağa veya sola, yukarı

veya aşağıya doğru ilerlettiğinde görmüş olduğu yapının sağına veya soluna dönebilmekte, yukarıya

veya aşağıya doğru bakabilmektedir. Bu esnada klavye üzerinde yer alan yön tuşları ile istediği konuma

doğru görüş alanını koruyarak ilerleyebilmektedir. Serbest dolaşım modunda ışığın etkisi kapatılmıştır,

yani araştırmacı uzaktaki nesneler ile yakındaki nesnelere yansıyan ışığı aynı şiddette görecektir.

BİLDİRİLER

Şekil 3.1 Serbest dolaşım modu

Programın üst kısmında yer alan menü üzerinden “Görünüm” altında “Yol” yazan bölüm seçildiğinde

kullanıcının konumu istasyonlar arası referans noktalarına ait “cubic spline” eğrisinin ilk konumu

olan noktaya taşınır (Şekil 3.2). Kullanıcı klavye üzerindeki kısa yolları kullanarak eğri üzerinde veya

eğrinin dışında hareket edebilir. Buradaki temel amaç kullanıcıya mağara içerisinde dolaşıyormuş hissi

verebilmektedir. Yol modunda ışığın etkisi açılmıştır, yani araştırmacı uzaktaki nesneler ile yakındaki

nesnelere yansıyan ışığı farklı şiddette görecektir.

İstasyonlar arasındaki eğri üzerinde dolaşmak için kullanıcı klavyedeki ileri okuna basmalıdır.

Farenin sol tuşuna bastıktan sonra istediği bir konuma doğru bakabilir veya bu tarz temel işlemleri

klavyedeki kısa yolları kullanarak yapabilir. Kullanıcı bu modda ilerlerken ekranın sol üst tarafında bir

önceki konuma göre oluşan eğimi görebilmektedir.

Şekil 3.2 Yol modu ve ışığın etkisi

105


Programın üst kısmında yer alan menü üzerinden “Görünüm” altında “Prizma” yazan bölüm seçildiğinde

mağarayı oluşturan tüm istasyonların bir prizma içerisinde görünmesini sağlayan özellik aktif

hale gelmektedir. Kullanıcının bakış açısı, prizmanın dışında olacak şekilde konumlandırılmaktadır.

Kullanıcı sol – sağ tuşlarını kullanarak, prizma merkezde olacak şekilde prizmanın çevresini saran gizli,

yatay bir daire üzerinde hareket edebilmektedir. Kullanıcı yukarı – aşağı tuşlarını kullanarak, prizmanın

üzerinde olduğu kesitin çevresini saran gizli, dikey bir daire üzerinde hareket edebilmektedir.

Ayrıca, kullanıcı klavye üzerindeki “W”, “A”, ”S” ve ”D” tuşlarını kullanarak herhangi bir yöne doğru

hareket edebilmektedir. Prizma modunda ışığın etkisi kapatılmıştır. Şekil 3.3’te modellenmiş mağara

karşı taraftan görünmektedir.

Şekil 3.3 İstasyonları kapsayan prizmanın gösterilmesi

Şekil 3.4 Dolgunun gösterimi aktifken istasyonlar

Şekil 3.5 Harita üzerinde kullanıcının konumu

Ekranın sol bölümü kullanıcının temel bilgilere erişmesini kolaylaştırmak amacıyla geliştirilmiştir.

Bunun için grafik arabirimi 4 farklı parçaya ayrılmıştır. Öncelikle araştırmacının düzlem üzerinde

hangi koordinatlarda bulunduğunu belirten bir bölüm oluşturulmuştur. Ayrıca, koordinatların hemen

altında hesaplanan toplam hacim metreküp üzerinden ve toplam uzunluk metre cinsinden belirtilmektedir.

Koordinatların yer aldığı bölümün altında araştırmacının mağaranın neresinde olduğunu daha

106


rahat anlaması için o anki konumu mağaranın üstten görünüşünü sağlayan küçük bir harita üzerinde

gösterilmektedir. Böylece kullanıcı grafiklerin birbirine çok yakın olması durumunda nerede olduğunu

daha rahat kavramaktadır (Şekil 3.5).

4. SONUÇ

Bu çalışmada mağara ve benzeri diğer jeolojik yapılar üzerinde yapılan ölçüm sonuçlarını üç

boyutlu modelleyen ve kullanıcının incelemesini sağlayan bir uygulama geliştirilmiştir. Kapalı hacimlerin

modellenmesinde kullanılan uygulama ile kullanıcı üç boyutlu modelin içinde ve dışında gezinebilmekte,

uzunluk, alan ve hacim ölçümleri yapabilmektedir.

C# programlama dili ile OpenGL kütüphanesi kullanılarak, programın hem Windows hem de

Linux tabanlı bilgisayarlarda çalışabilir olması hedeflenmiştir. C# programlama dili .Net Framework

üzerinden Windows tabanlı işletim sistemleri üzerinde çalışabilirken, Mono projesi ile Linux tabanlı

işletim sistemlerinde de çalışabilmektedir.

Uygulama, mağara ve kapalı hacim modellemesi yapan diğer programlardan farklı olarak, istasyon

en kesitlerinin şekillerinin belirlenmesinde fotoğraflardan yararlanmaktadır. En kesit şekillerinin

belirlenmesinde ölçekli fotoğraf kullanılması, programın öncüllerinden çok daha gerçekçi modeller

üretebilmesini sağlamanın yanı sıra, kesit alanı ve hacim hesabındaki duyarlılığı da oldukça arttırmaktadır.

Kullanıcı oluşturulan üç boyutlu modeli dışarıdan inceleyebildiği gibi, kapalı hacim içerisinde

de gezinebilmektedir. Aydınlatma yöntemi olarak başa takılan lamba seçilmiş, böylece kullanıcıda

mağara içinde dolaşma duygusunun uyandırılması amaçlanmıştır. Mağara içerisinde araştırma yapılırken

kullanıcının hangi konumda olduğu ve yön bilgileri uygulamaya eklenen harita ile eksen eğrileri

sayesinde detaylı olarak gösterilmiştir. Araştırma esnasında kullanıcının bulunduğu konumun ekran

görüntülerinin alınabilmesi sağlanmıştır.

Geliştirilen uygulama mağara modellemenin yanı sıra, kapalı hacim ölçümü ve modellemesi yapılacak

tüm alanlarda, örneğin inşaatlar ve mimari modellerde, tünel kazıları ve hafriyatlarda hak edişin

hesaplanması amacıyla kullanılabilir.

BİLDİRİLER

KAYNAKÇA

Canbek, S., Adar, N., 2005, Precise Measurement of Surveying – Sections Using Image Processing

Techniques, Proceeding of the 14th International Congress of Speleology, Athens

Eskişehir Mağara Araştırma Derneği Eğitim Notları, 2005

Hoff, K. E., 2000, Deriving 2D and 3D Rotations

Page, J., 2009, Area of a polygon, http://www.mathopenref.com/coordpolygonarea.html,

Erişim Tarihi: 18.03.2010

Simmons, B., 2008, Area of a Convex Polygon, http://www.mathwords.com/a/area_

convex_polygon.htm, Erişim Tarihi: 18.03.2010

Wookey, B., 2001, http://www.sat.dundee.ac.uk/arb/surveying/software.html, Erişim Tarihi:

18.03.2010

107


HARİTALAMA MAĞARA İÇİ ÖLÇÜMLER

Nedim Ersin KÜLEKÇİ

Dokuz Eylül Üniversitesi Mağara Araştırma Kolu (DEÜMAK)

İzmir Mağara Araştırma Derneği (İZMAD)

nedimersin@gmail.com

Özet

Mağaracılık, bünyesinde birçok bilim dalını ve özel ilgi alanını barındıran bir doğa sporudur.

Mağaracılıkla uğraşan kişiler, bu bilim dallarından veya ilgi alanlarından istedikleriyle ilgilenebilirler.

Haritalama, mağaracılığın bilimselliği ile özel ilgi alanlarının kesiştiği çok özel bir uğraştır. Haritalama

ile uğraşacak mağaracılar; belirli eğitimlerini almış, mağara içi tecrübesi olan ve bu işle kendi istekleriyle

ilgilenen kişiler olmalıdır. Çünkü keşfedilen mağaraların haritaları, daha sonra yapılacak olan tüm

çalışmalara yön verecek olan en önemli bilgi kaynağıdır. Haritalar; bilimsel, sportif ve eğitim amaçlı

faaliyetlerde, en önemlisi kurtarma organizasyonlarında kullanılan ve bu çalışmaların iskeletini oluşturan

kaynaklardır. Haritaların kullanıldığı alanlar şu şekilde özetlenebilir;

Bilimsel çalışmalarda; toplanılan verilerin mağaranın hangi noktalarından çıkarıldığının belirlenmesi,

mağaranın içinde yapılacak olan uzun soluklu çalışmalarda, ölçüm cihazlarının mağaranın hangi

noktalarına yerleştirildiğinin belirlenmesi gibi çalışmalarda kullanılmaktadır.

Sportif veya eğitim amaçlı düzenlenen etkinliklerde; mağaranın zorluk derecesinin anlaşılması, bu

doğrultuda ekibin mağaraya kaç kişi girmesi ve içeride nasıl hareket etmesi gerektiği konularında strateji

belirlenmesi, mağara içi donanım seçimi ve mağaraya girmeden önce bu donanımların hazırlanması

gibi çalışmalarda kullanılmaktadır.

Kurtarma organizasyonlarında en önemli iki kriter, çabukluk ve güvenliktir. Kazazedenin en hızlı

ve en güvenilir şekilde dışarı çıkarılmasıdır. Bu kriterleri sağlamak ise mağaraya girmeden önce belirlenen

stratejilerle yapılabilmektedir. Bu çalışmalar, mağara dışına giden en kestirme yolun belirlenmesi,

mağara içinde kullanılacak olan kurtarma yöntemlerinin belirlenmesi, organizasyonda çalışacak kişi

sayısının belirlenmesi, bu kişilerin mağara içindeki görevleri gibi organizasyon için hayati önem taşıyan

çalışmalardır. Bu çalışmalar için ise başvurulabilecek tek kaynak mağara haritalarıdır.

Mağara ölçümleri ve çizimleri bu bilinçle ve çok büyük özveriyle yapılmalıdır. Mağara keşfi yapan

ekiplerin, geleceğe bırakacağı en önemli şeyin, çizilen haritalar olduğu unutulmamalıdır.

Mağara haritalamasını kısaca şu şekilde tanımlayabiliriz: Mağaraların, çeşitli yöntemlerle yapılmış

ölçümlerinin, iki veya üç boyutlu görünüşlerini dijital ya da klasik yöntemlerle çizilmesidir. Haritalama

konusunu temel olarak “Mağara İçi Ölçümler” ve “Çizim Teknikleri” olarak iki ana başlık altında

toplayabiliriz. Bu çalışmada sizlere, “Mağara İçi Ölçümler” konusu anlatılacaktır.

108


HARİTALAMANIN ÖNEMİ

Mağaracılık, bünyesinde birçok bilim dalını ve özel ilgi alanını barındıran bir doğa sporudur.

Mağaracılıkla uğraşan kişiler, bu bilim dallarından veya ilgi alanlarından istedikleriyle ilgilenebilirler.

Haritalama, mağaracılığın bilimselliği ile özel ilgi alanlarının kesiştiği çok özel bir uğraştır. Haritalama

ile uğraşacak mağaracılar; belirli eğitimlerini almış, mağara içi tecrübesi olan ve bu işle kendi istekleriyle

ilgilenen kişiler olmalıdır. Çünkü keşfedilen mağaraların haritaları, daha sonra yapılacak olan tüm

çalışmalara yön verecek olan en önemli bilgi kaynağıdır. Haritalar; bilimsel, sportif ve eğitim amaçlı

faaliyetlerde, en önemlisi kurtarma organizasyonlarında kullanılan ve bu çalışmaların iskeletini oluşturan

kaynaklardır. Haritaların kullanıldığı alanlar şu şekilde özetlenebilir;

Bilimsel çalışmalarda; toplanılan verilerin mağaranın hangi noktalarından çıkarıldığının belirlenmesi,

mağaranın içinde yapılacak olan uzun soluklu çalışmalarda, ölçüm cihazlarının mağaranın hangi

noktalarına yerleştirildiğinin belirlenmesi gibi çalışmalarda kullanılmaktadır.

Sportif veya eğitim amaçlı düzenlenen etkinliklerde; mağaranın zorluk derecesinin anlaşılması,

bu doğrultuda ekibin mağaraya kaç kişi girmesi ve içeride nasıl hareket etmesi gerektiği konularında

strateji belirlenmesi, mağara içi donanım seçimi ve mağaraya girmeden önce bu donanımların hazırlanması

gibi çalışmalarda kullanılmaktadır.

Kurtarma organizasyonlarında en önemli iki ölçüt, çabukluk ve güvenliktir. Kazazedenin en hızlı

ve en güvenilir şekilde dışarı çıkarılmasıdır. Bu ölçütleri sağlamak ise mağaraya girmeden önce belirlenen

stratejilerle yapılabilmektedir. Bu çalışmalar, mağara dışına giden en kestirme yolun belirlenmesi,

mağara içinde kullanılacak olan kurtarma yöntemlerinin belirlenmesi, organizasyonda çalışacak kişi

sayısının belirlenmesi, bu kişilerin mağara içindeki görevleri gibi organizasyon için hayati önem taşıyan

çalışmalardır. Bu çalışmalar için ise başvurulabilecek tek kaynak mağara haritalarıdır.

Mağara ölçümleri ve çizimleri bu bilinçle ve çok büyük özveriyle yapılmalıdır. Mağara keşfi yapan

ekiplerin, geleceğe bırakacağı en önemli şeyin, çizilen haritalar olduğu unutulmamalıdır.

Mağara haritalamasını kısaca şu şekilde tanımlayabiliriz: Mağaraların, çeşitli yöntemlerle yapılmış

ölçümlerinin, iki veya üç boyutlu görünüşlerini dijital ya da klasik yöntemlerle çizilmesidir. Haritalama

konusunu temel olarak “Mağara İçi Ölçümler” ve “Çizim Teknikleri” olarak iki ana başlık altında

toplayabiliriz. Bu çalışmada, “Mağara İçi Ölçümler” konusuna değinilmiştir.

BİLDİRİLER

MAĞARA İÇİ ÖLÇÜMLER

Bu yazıda ölçümlerin yapıldığı donanımlardan, ölçüm yönteminden, bu ölçümlerin neden yapıldığından

ve kişilerin görevlerinden bahsedilecektir. Mağara içi ölçümler, seçilen iki istasyon arasında,

uzunluk ve açı ölçümlerinden oluşmaktadır. Bu ölçümler minimum iki kişiyle yapılabilir. Ama yapılacak

ölçümlerin daha hızlı ve güvenilir olması için ideal kişi sayısı dörttür. Bu kişilerin görev dağılımları;

verileri deftere kaydeden kişi, açı ve eğimi ölçen kişi, uzunlukları ölçen kişi ve istasyon seçici olarak

belirlenmesi işleri oldukça kolaylaştıracaktır.

ÖLÇÜM MALZEMELERİ

Donanım seçiminde, dikkat edilecek birkaç husus vardır. Mağara içine sokulacak tüm malzemelerin;

neme, suya ve sıcaklık değişimlerine dayanımının yüksek olması, maruz kalacağı fiziksel darbelere

karşı dayanıklı olması ve boyutlarının mağara içinde kullanılabilecek ebatlarda olması gerekmektedir.

Özel olarak; metrenin okuma yapılacak kısımlarının fosforlu olması, keza kayıt yapılan defter sayfalarının

fosforlu olması, mutlak karanlıkta daha güvenilir sonuçların toplanabilmesini ve daha hızlı hareket

edilmesini sağlayacaktır.

Metre: Yatay ve dikey uzunlukları ölçmek için kullanılan donanımdır. Çelik-şerit metre veya

109


lazer metre kullanılabilir. Yüksek tavanlı ve geniş en kesitli dikey mağara ölçümlerinde, ipte veya boltta

sabitlenen mağaracının sol, sağ, yukarı ve aşağı hareketi kısıtlıdır. Bu sebepten dolayı bu ölçümler şerit

metre ile yapılamamaktadır. Lazer metre kullanımı; hem bu ölçümlerin yapılmasına olanak sağlayacak,

hem işleri hızlandıracak hem de okuma hatalarını azaltacağından dolayı tercih edilmelidir.

Klinometre: İki istasyon arasındaki açı ve eğim değerlerini ölçmek için kullanılan donanımdır.

Eğimin ve açının aynı cihazda ölçüldüğü klinometreler mağara içi hareketi kolaylaştıracağından tercih

sebebi olmalıdır.

Defter: Mağara içinde yapılan ölçümlerin kaydedildiği donanımdır. Defterde ölçüm verilerin

girildiği bölmeler dışında; mağaranın sınırları içinde bulunduğu il, ilçe, köy, mevkii bilgileri, mağaranın

girişinin GPS koordinat değerleri, ölçüm ekibi ve mağara içi ölçümlerinin başladığı tarih kesinlikle

bulunmalıdır. Bunların yanı sıra, defterin boş kısımlarına mağara krokisi ve gerekli yerlerde kesitlerin

çizilmesi daha sonra ölçüm ekibinin işini oldukça kolaylaştıracaktır. Kroki ve kesit çizimlerinde kişisel

sembol kullanımından kaçınılmalıdır. Kesinlikle standart semboller kullanılmalıdır.

ÖLÇÜM YÖNTEMİ

Mağara içi ölçümlerinde çoğunlukla kullanılan yöntem, seçilen istasyonlar arasında mesafe, açı

ve eğim ölçümlerinin yapılması ve bunların kaydedilmesi şeklindedir. Bu yöntemde mağara girişinde

bulunan ölçüm ekibinden, istasyon seçici mağara içinde ilerleyerek ilk istasyonu belirler. Belirlenen

istasyona uzunlukları ölçecek kişi geldiğinde, istasyon seçici bir sonraki istasyonu belirlemek için

mağara içinde ilerlemeye devam eder. Seçilen ilk istasyonda bulunan uzunluk ölçen kişi yüzünü mağara

girişindeki istasyona dönerek, aradaki mesafeyi, bulunduğu istasyonun kendi sağ ve soluna göre, sağ ve

sol kayaya, tavan ve zemine olan mesafelerini ölçer. Mağara girişindeki istasyonda yüzü uzunluk ölçen

kişiye dönük olan, eğim ve açı ölçecek kişi bu değerleri klinometre yardımıyla okur. Bu veriler kayıt

altına alınıp, bir sonraki istasyondan aynı işlemler tekrarlanır. Bu ölçümlerin nasıl yapıldıkları ve ne

amaçla yapıldıkları aşağıda şekillerle belirtilmiştir.

Uzunluk Ölçümleri

Anlatıldığı üzere; 1 istasyonundaki uzunluk ölçücü 0 istasyonuyla arasındaki mesafeyi, kendi duruşuna göre

sağ ve sol kayaya olan mesafesini ve tavan ve zemine olan mesafelerini ölçer. İki istasyon arasında ölçülen

değer, gerçek değerdir. Harita üzerinde plan ve profilde çizilecek değer ise istasyonlar arasındaki kuş

uçuşu uzaklıktır.

Şekil 1 Uzunluk Ölçümü Plan

Şekil 2 Uzunluk Ölçümü Profil

110


Eğim Ölçümü

Bir önceki istasyonda bulunan eğim ölçen kişi, klinometrenin doğrultusunu diğer istasyondaki

kişinin bel hizasına tutarak okuma yapar. Okuma yapılırken, baktığımız doğrultuda eğim azalıyorsa,

okunulan değerin başına eksi işareti konularak yazılmalıdır. Eğim artışı söz konusu ise okunulan değer

aynen yazılmalıdır. Eğim ölçmek, mağara plan ve profilinin kuş uçuşu uzaklıklarını bulmakta kullanılmaktadır.

İki istasyon arasında ölçülen mesafenin, ölçülen açının (Şekil 3 Eğim Ölçümü) sinüs değeri

ile çarpılması ile profil kuş uçuşu uzaklığı, ölçülen açının (Şekil 3 Eğim Ölçümü) kosinüs değeri ile

çarpılması ile ise plan kuş uçuşu hesaplanmaktadır.

BİLDİRİLER

Şekil 3 Eğim Ölçümü

Açı Ölçümü

Bir önceki istasyonda bulunan açı ölçen kişi, klinometrenin doğrultusunu yer zeminden geçtiğini

varsaydığımız düz bir çizgiye paralel tutarak okumayı yapar. Açı okuması mağaranın virajlandığı

kısımlarda, doğrultuyu belirlemekte kullanılmaktadır. Referans noktası olarak manyetik kuzey

alınmakta ve doğrultumuzun bu referans noktayla yaptığı açı ölçülmektedir.

Şekil 4 Açı Ölçümü

111


İSTASYON SEÇİMİ

Mağara içi ölçümlerinin hepsi belirlenen istasyonlar arasında yapıldığı için, istasyon seçimi

önemli bir yer teşkil etmektedir. Mağara içinde mümkün olduğunca fazla istasyon seçilmesi mağaranın

daha detaylı haritasının çizilmesini sağlayacaktır. Daha güvenilir haritalar çizebilmek için doğru yerlerde

istasyonlar seçilmeli ve düzgünce numaralandırılmalıdır. Bu yüzden istasyon seçecek kişiler, gerekli

eğitimlerini almış ve tecrübe sahibi kişiler olmalıdır.

İstasyon seçiminde dikkat edilmesi gereken konular:

1. Mağara Doğrultusunun Yön Değiştirdiği Noktalarda (Virajlanma)

2. Mağara Kesitindeki Değişimlerde

3. Mağaranın Kollara Ayrıldığı Noktalarda (Dallanma)

1. Virajlanma

Mağaranın ilerleyiş istikametinde, gerekli ölçümlerin yapılamayacak ölçüde doğrultu değiştirdiği

noktalarda istasyon seçilmelidir. Ölçümler virajlanma nedeni ile yapılamadığından bu noktalarda istasyon

seçmek oldukça kolaydır.

Şekil 5 Virajlanma

2. Mağara Kesitindeki Değişimlerde

Kesit değişimi, yatayda sol ve sağ kaya bloklarının, profilde ise tavan ve zeminin birbirine

yaklaşması veya uzaklaşmasıdır. Bu noktalarda istasyon seçimi yapıldığında mağaranın daha detaylı

haritasının çizilmesi sağlanacaktır. Bu değişimler plan ve profilde ayrı ayrı gösterilmiştir.

Şekil 6 Kesit Değişimi

112


3. Mağaranın Kollara Ayrıldığı Noktalarda

Mağaranın kollara ayrıldığı bölgelerde dikkatli olunmalıdır. Bu bölgelerde, önce bir kolda ölçümler

yapılır, daha sonra aynı noktaya dönülerek diğer kollarda ölçümler yapılır. Bu bölgelerde, defter

tutucu dallanmanın başladığı istasyona “*” işareti koymalı. Çünkü ilk kolun ölçümleri tamamlandığında,

diğer kolların ölçümleri bu istasyondan başlanılarak yapılacaktır. Ayrıca istasyon yerini tam

olarak hatırlayabilmek için mağara içinde o noktaya bir işaret koyulması, o noktaya dönüldüğünde

işleri kolaylaştıracaktır. Aşağıda örnek harita ve defter tutma biçimi bulunmaktadır.

BİLDİRİLER

Şekil 7 Dallanma

İstasyondan

İstasyona

Uzunluk

Açı Eğim Sağ Sol Üst Alt Notlar

*15 16 2 100 25 1.35 2 2.5 1.5

16 17 5 125 36 1.75 2.36 3.28 0.69

Sarkıt ve

Dikit

Sarkıt ve

Dikit

17 18 10 165 63 2.56 8.2 5 1.5 Çarşak

18 19 7 140 12 5.3 1.2 1.35 0.8 -

*15 20 21 5 -23 5 1 2 1.5

Su Akışı

Başladı

20 21 13 25 -32 2 0.7 0.65 1 -

Görüldüğü üzere; dallanmanın başladığı istasyon 15 numaralı istasyondur. Bu istasyondan, plan üzerinde

gidiş doğrultusuna göre solda kalan kol araştırılmıştır. Bu kolun ölçümleri, 19 numaralı istasyonda bitmiştir. Daha

sonra diğer kola girilmiş ve dallanmanın başladığı 15 numaralı istasyondan ölçümler başlamıştır. Bu kolun ilk

istasyon numarası ise keşfi tamamlanmış kolun son istasyon numarasını bir arttırarak belirlenmiştir.

113


DİKEY MAĞARALARIN ÖLÇÜMLENMESİ

Dikey mağaralar, yatay mağaralara göre daha tehlikeli ve daha zor şartlarda hareket edilebilmektedir.

Dikey mağaralara girmek için kullanılan SRT tekniği ip üzerinde sadece bir kişinin hareketine

izin verdiğinden, ölçümler iki kişi ve genelde hat doğrultusunda ve emniyet noktaları arasında

yapılabilmektedir. Önceki istasyonda (genelde üst kısımda bulunan kişi), defter kaydını ve klinometre

okumalarını yapmalı, diğer istasyondaki kişi ise uzaklıkları ölçmelidir. Kroki üzerinde, iniş hattı

üzerindeki boltları ve ip doğrultusunu gösterilmelidir. Ölçümler mutlaka emniyet alındıktan sonra

yapılmalıdır. Ayrıca, ölçüm ekibi ölçüm aletlerini üzerlerine bağlaması malzemelerin düşmesini önleyip

ölçümlerin daha güvenli bir şekilde yapılmasını sağlayacaktır.

Şekil 9 Dikey Mağara

114



Eduard Alfred Martel’İn Mağara Harİtaları

Bülent ERDEM

İ.Karaoğlanoğlu Cad. Yayıncılar Sok. No.10 Kat.4 Serantepe 34418 – İstanbul

Martel Fransa, Belçika, Avusturya ve Yunanistan’ta 6 yıl süren araştırmaları sonucunda 1894

yılında “Les Abimes” kitabını yayınladı. Speloloji kelimesinin ilk defa kullanıldığı bu kitap, birbirinden

güzel 100 mağara gravürü ve 200 adet mağara haritası çizimi içermektedir. Sunumun amacı kitabın

tanıtımı ile kitapta kullanılan birbirinden güzel mağara haritalarını sergilemek ve kullanılan lejant ve

teknik üzerine bilgi vermektir. Martel göre Speloloji kelimesi tarih öncesi çağları inceleyen Émile Rivière

tarafından oluşturuldu. Yunanca’da “spelion” ve “logos” kelimelerinin birlikte kullanılması ile mağara

biliminin bilimsel tanımı oluştu. Martel bu yeni bilimi geniş bir program ile tanımlamaktadır. Konular

onun mantığına göre Hidroloji, Jeoloji, Mineraloji, Meteoroloji ve topografi gibi seçilmiş alanları

kapsamaktadır.

116


The Cave Maps of Eduard Alfred Martel

Bülent ERDEM

İ.Karaoğlanoğlu Cad. Yayıncılar Sok. No.10 Kat.4 Serantepe 34418 – İstanbul

After six search campaigns in France and studies in the caves of Belgium, Greece and Austria,

Martel decides to publish a synopsis of his work in a book entitled “Les Abimes”, in 1894. In this book,

he does not just report the results of six years’ research, but tries to put forth the basis of a new branch

of natural sciences: speleology or the science of caves. The very word “speleology” is brand new. Martel

claims it was created by prehistorian E. Rivière. The Greek root spelaion meaning “cave” and logos,

meaning “discourse”, give a scientific ring to the name of the practice. Martel defines a vast program

for this new science. Subjects appear according to his personal logic. He mentions hydrology, geology

and mineralogy, meteorology and topography, which are all fields in which he has already been distinguished.

BİLDİRİLER

117


BULGARİSTAN MAĞARALARININ KADASTROSU

Alexey Zhalov

Helictit Mağara Araştırma Kulübü, Sofya

Bulgar Mağaracılık Federasyonu

alex@speleo-bg.com

Özet

Bulgaristan’da bulunan mağaralar için temel bir kart listesi 1974 yılında Bulgar Mağaracılık Federasyonu

tarafından düzenlendi. Bu liste (kadastro), Bulgar mağaracıların sistematik ve uzun süreli çalışmaları

– bitmek bilmeyen bir çalışma – sonucunda oluşturulmuş kapsamlı bir bilgi havuzudur. Bu liste,

Bulgaristan’da günümüze kadar keşfedilmiş olan 6080 mağara hakkında bilgi içermektedir. Kadastro,

ulusal idari kısımlara göre belirlenen bölgesel prensipler ışığında 13 farklı dosya halinde tasarlanmıştır.

Her bölgenin dosyası her bir yerleşime ait klasörler ile bu klasörlere ait alt–klasörlere sahiptir. Alt–

klasörler kadastronun en küçük birimi olup, her bir mağaraya ait belgeleri içerirler – harita, dijital

harita (varsa), morfolojik açıklamalar, A & B kartları, teknik açıklamalar, bilimsel bilgiler (varsa), fotoğraflar,

kaynakçalar.

Kadastronun genel verileri, elektronik ortamda da bir kaç anahtar kelimeye göre bilgilendirici

arama sistemi adı altında düzenlenmiştir: idari yer (bölge), Bulgaristandaki mağara ve karst bölümleri,

mağaranın N kadastrosu, mağaranın adı veya adının bir kısmı. Her mağaranın dosyası mağara hakkındaki

genel bilgileri içerir – derinlik, uzunluk, GPS verileri, harita, mağara girişinin fotoğrafı, jeoloji,

hidrojeoloji, biyospeleoloji, vb. Kadastronun elektronik versiyonu taşınabilir haldedir ve Bulgar Mağaracılık

Federasyonu’na üye 38 kulübe birden dağıtılmıştır. Kadastro her iki yılda bir güncellenmektedir.

Anahtar kelimeler: Bulgaristan, kadastro, mağara, mağara haritası, mağara yerleri, mağara koruma,

mağara araştırma, mağara anketi, veritabanı, dijitalizasyon, gıs, gps, veri, bir mağaranın dosyası, formlar,

harita telif hakları, iş akışı.

118


Cadaster of Bulgarian Caves

Alexey Zhalov

abstract

Caving Club “Helictit” – Sofia

Bulgarian Federation of Speleology

alex@speleo-bg.com

A Principal Card Index (Cadaster) for Bulgarian Caves was set up in 1974 at the Bulgarian Federation

on Speleology. The Cadaster is a very comprehensive pool of information, the result of the systematic

and continuous work of the Bulgarian speleologists - a work, which goes on unabated. Up to

date the Index contains information on all 6080 caves explored in Bulgaria up to date. The cadaster is

placed in 13 file cases divided at territorial principle according the national administrative division in

districts. The case of each district consist a folders of each settlements with subfolders. The subfolders

are the smallest unit of the cadaster and consist the documents of each cave – paper map, digital map

(if exist), morphological description, card A & B, technical description, scientific information (if exist),

photos, bibliographical materials.

The general data of the Cadaster are organised electronically under the management of a informational

searching system under few keys: administrative location; division of karst and caves in Bulgaria;

cadaster N of the cave, name or part of the name of the cave. The file of each cave consist its general data

– depth, length, GPS data, map, photo of the entrance, geology, hydrogeology, biospeleology, etc. The

electronic version of the Cadaster is portable and is spread among all 38 speleological clubs member of

Bulgarian Federation of Speleology. It is updated twice yearly.

BİLDİRİLER

Keywords: Bulgaria, cadaster, caves, cave maps, cave locations, cave preservation, cave research, cave

survey, database, digitalization, GIS, GPS data, file of a cave, forms, maps copyrights, workflow

119


ALADAĞLAR SİLSİLESİNDE (KAYSERİ, NİĞDE, ADANA)

KARST EVRİMİNİN MAĞARA MORFOLOJİSİNE ETKİSİ

Koray TÖRK 1 , C.Serdar BAYARI 2 , Alexander KLIMCHOUK 3 , Lütfi NAZİK 4 , N.Nur ÖZYURT 2 ,

Emrullah ÖZEL 1 , Fatih SAVAŞ 1

1, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü, Üniversiteler Mah. Dumlupınar Bulv. No:139, 06800

Çankaya Ankara, Türkiye cave@mta.gov.tr

2,

Hacettepe Üniversitesi, Jeoloji Mühendisliği Bölümü, 06800 Beytepe Ankara, Türkiye

3,

Ukrayna Mağara ve Karst Araştırmaları Enstitüsü, Tavrichesky Ulusal Üniversitesi, 4 Prospect

Vernadskogo, 95007 Simferopol, Ukrayna

4,

Ahi Evran Üniversitesi, Coğrafya Bölümü, Aşık Paşa Yerleşkesi; Kırşehir

ÖZet

Dağ silsilelerinde karst gelişimi günümüzdeki koşulardan çok, geçmiş jeolojik dönemler boyunca

etkili jeolojik, tektonik ve iklim süreçlerdeki değişimlerin bir sonucudur. Söz konusu süreçler aynı

zamanda karst sistemi içindeki mağaraların morfolojik ana hatlarının da belirlenmesini sağlamaktadır.

Orta ve Doğu Toroslar arasında geçiş bölgesi oluşturan Aladağlar Silsilesi, kabaca 450 m ile 3750

m kotları arasında uzanan, 1000 km 2 ’lik geniş bir karst masifini içermektedir. Jeolojik, tektonik ve

jeomorfolojik gözlemler bu masifteki karstlaşmanın Paleosen’den günümüze uzanan zaman diliminde

gerçekleştiğini göstermektedir. Eosen’de hidrotermal-hipojenik karstlaşmanın etkili olduğu masifte,

daha sonra silsilenin yükselmesi ile birlikte Oligosen-Geç Miyosen’e değin süren tropik/yarı-tropik

iklim koşulları altında epijenik karstlaşma gelişmiştir. Daha sonraki dönemde, silsile günümüzdekine

yakın bir yükseltiye ulaşmış, Geç Pliyosen’den itibaren etkili olmaya başlayan soğuk-kurak iklim koşullar

altında karstlaşma şiddeti azalmıştır. Kuvaterner boyunca etkili olan buzullaşma süreçleri karstlaşmanın

büyük oranda yavaşlamasına, önceki dönemlere ait üst epikarst zonunun büyük oranda yıkımına

neden olmuştur. Silsilenin yüksek kesimlerinde saptanan 250’den fazla mağaranın tamamına yakın

bölümünün dikey yönde gelişmiş olması öngörülen karst evrimini desteklemektedir. İncelenen mağaraların

büyük bölümü 2000 m ve üzerindeki giriş kotlarına sahip olup, 3000 m’nin üzerindeki kotlarda

120 kadar mağara belirlenmiştir. Saptanan mağaraların büyük bölümünün buzul kazımasından ve

donma-çözülme süreçlerinden kaynaklanan moloz malzemesi ile tıkandığı izlenmektedir. Mağaraların

yüzeye yakın bölümlerinin geniş salonlar içerdikleri, buna karşın daha derin bölümlerin oldukça dar ve

dik akım kanallarından oluştukları izlenmektedir. Silsilenin hızlı yükseliminin ve yüzeysel beslenimin

yaygın oluşunun mağaralarda geniş akım kanallarının oluşumunu engellediği anlaşılmaktadır. Geniş

galeriler içeren mağaralar allojenik beslenimin gerçekleştiği alanlarda gözlenmektedir.

Anahtar Sözcükler: Mağara, karst, Aladağlar

120


EFFECT OF KARST EVOLUTION IN THE ALADAGLAR

RANGE (KAYSERİ, NİĞDE, ADANA) ON THE CAVE

MORPHOLOGY

Koray TÖRK 1 , C.Serdar BAYARI 2 , Alexander KLIMCHOUK 3 , Lütfi NAZİK 4 , N.Nur ÖZYURT 2 ,

Emrullah ÖZEL 1 , Fatih SAVAŞ 1

1, Directorate of Mineral Research and Exploration of Turkey, Universiteler Mah. Dumlupinar Bulv.

No:139 06800 Cankaya Ankara, Turkey cave@mta.gov.tr

2,

Hacettepe University, Department of Geological Engineering, , Beytepe, 06800 Ankara, Turkey

3, Ukrainian Institute of Speleology and Karstology, Tavrichesky National University, 4 Prospect

Vernadskogo, 95007 Simferopol, Ukraine

4, Ahi Evran University, Department of Geography, Aşık Paşa Campus, Kırşehir Turkey

BİLDİRİLER

ABSTRACT

Development of karst in mountain ranges is a result of the variations in the geologic, tectonic and

climatic processes during the past geologic periods, rather than the recent conditions. In the meantime,

these processes determine the outlines of the morphology of caves developed in karst system. The

Aladağlar Range located in the transition zone between central and eastern Taurids, extends between

450 m and 3750 m elevations in an area of 1000 km2. Geological, tectonic and geomorphological observations

reveal a karst development from Paleocene to present. The massif has been subject to hydrothermal-hypogenic

karstification during the Eocene while, epigenic karst developed until Oligocene-late

Miocene under tropical/sub-tropical climate conditions that accompanied the uplift of the massif. In

the following period, the massif has reach elevations close to recent and the karstification intensity

weakened under the cold-dry climate conditions that started to dominate since late Pliocene. The glacial

processes that became dominant during the Quaternary caused a substantial deceleration in karst

development and the destruction of upper epikarst zone. The vertical development observed in almost

all of more than 250 caves discovered in the high part of the massif supports the anticipated karst development.

Most of the discovered caves are located above 2000 m elevation and 120 caves are located

above 3000 m elevation. A great majority of discovered caves have been blocked by debris produced by

freezing-thawing and glacial scouring processes. Large chambers and rather narrow/vertical shafts are

observed in the upper and lower parts of the caves, respectively. It appears that the rapid uplift of the

massif and the widespread surface recharge have prevented the development of large conduits systems

in the caves. caves with large galleries are observed in areas with allogenic recharge.

Keywords: Cave, karst, Aladag Mountain Range

121


GİRİŞ

Türkiye’de geniş alansal yayılım gösteren ve ağırlıklı olarak karbonatlı birimlerde oluşan karst

akiferleri yeraltısuyu potansiyeli açısından önemli rezervler içermekte olup, bu konuda özellikle Toroslar

Dağ Kuşağı özel bir yere sahiptir. Söz konusu alandaki karst akiferlerinin günümüzdeki hidrojeolojik

davranışları ve içerdikleri yeraltısuyu potansiyelinin büyüklüğü ise güncel iklim koşullarının yanısıra,

karstlaşmanın jeolojik tarih boyunca geçirdiği evrim tarafından da kontrol edilşmektedir. Karst evrim

süreçlerinin ortaya konulmasındaki en önemli yapılardan birisi de, korunarak bugüne ulaşan mağaraların

morfolojik karakteristikleridir.

ÇALIŞMA ALANI

Çalışma alanı Aladağlar Silsilesi kuzeyde Sultansazlığı, doğuda Zamantı Nehri, güneyde Karsantı

Havzası ve batıda Ecemiş Fay Zonu ile sınırlı olup, kabaca 1000 km 2 düzeyinde bir alanı kaplamaktadır

(Şekil 1). Silsilenin en yüksek (3767 m, Kızılkaya Zirvesi) ile en alçak bölümleri (450 m, Yerköprü-III

kaynakları) arasında yaklaşık 3300 m’lik bir kot farkı bulunmaktadır. Ortalama yüksekliğin yaklaşık

2500 m olduğu silsile kabaca KD-GB uzanımlıdır. Silsileyi batıdan sınırlayan Ecemiş Fay Zonu kabaca

1500 m ile 1250 m arasında, doğudan sınırlayan Zamantı Nehri kabaca 1100 m ile 450 m kotları arasında

uzanmaktadır. Kuzeyde ortalama 1100 m kotunda yer alan Sultansazlığı Havzası genel olarak yatay

bir uzanıma sahiptir. Güneyde bulunan Karsantı Havzası silsile eteklerinde kabaca 1800 m kotundan

güneyde 400 m kotuna değin engebeli biçimde azalan bir topografya sunmaktadır.

Şekil 1. Çalışma alanı.

122


ALADAĞ SİLSİLESİ VE DOLAYINDA GENEL YAPISAL DURUM

Aladağlar Silsilesi ve dolayı Tekeli ve diğ’ne (1984) göre iç kesimleri tektono-startigrafik benzerliklere

sahip, ağırlıklı olarak Üst Devoniyen ile Alt Kreatase arasında çökelmiş platform tipi karbonatlar

içeren altı ayrı naptan oluşmaktadır (Şekil 2.). Aladağ Birliğine ait naplar tektonik konumlarına göre

alttan üste (ve kuzeybatıdan güneydoğuya) doğru -kabaca güneydoğuya eğimli- Yahyalı, Siyah Aladağ,

Minaretepeler (Üst Kuşak), Çataloturan, Emli ve Beyaz Aladağ nap birimlerini içermektedir. Naplara

kaynak oluşturan karbonat platformu Senoniyen yaşlı bir ofiyolitik melanj ile örtülmüştür.

BİLDİRİLER

Şekil 2. Aladağlar Silsilesinde napların yayılımı (Tekeli ve diğ.’nden, 1984).

123


KUVATERNER ÖNCESİ KARSTLAŞMA

Aladağlar Silsilesi’nin Erken Eosen dönemindeki plütonik sokulumdan kaynaklanan hidrotermal

çözelti getirimi nedeniyle bu dönemde yoğun hipojenik (derin kökenli çözelti kaynaklı) karstlaşmaya

uğradığı anlaşılmaktadır. Günümüzde silsile genelinde yaygın bir dağılım gösteren karbonatlı cevher

yataklarının ilksel sülfidik mineralizasyonunun anılan hipojenik karstlaşmaya paralel olarak oluştukları

düşünülmektedir. Epijenik karstlaşma ise jeodinamik gelişime bağlı olarak yüzeylenme ve yükselme

yoluyla karst örtüsünün sıyrılması, bunu takiben de yüzey ve yeraltı drenaj sistemlerinin kurulması

yoluyla gerçekleşmiştir. Silsilede epijenik karstlaşmanın zamansal gelişiminde ayrıca iklim ve yağış gibi

diğer faktörler de etkili olmuştur. Tüm bu faktörlerin epijenik karstlaşmanın gelişimindeki zamansal

etkisinin belirlenmesinde “Karstlaşma Şiddeti Parametrik İndeksinden (KŞPİ)” yararlanılmıştır. KŞPİ,

i) silsilenin zamansal yükselti değişimini, ii) yükselti, paleocoğrafik konum ve küresel sıcaklık değişimi

temelinde hesaplanan silsile ortalama yükseltisindeki zamansal ortalama hava sıcaklığı değişimini ve

hava sıcaklığı ile doğru orantılı olduğu varsayılan zamansal yağış miktarı değişimini dikkate almaktadır.

Buna göre; karstlaşmanın en yüksek oranda yaşandığı Miyosen döneminden günümüze karstlaşma

şiddetinde azalan bir eğilim olduğu görülmektedir.

Şekil 3 Aladağlar Silsilesi’nde son 65 My boyunca KŞPİ’nin değişimi. (Törk, 2008)

KUVATERNER ÖNCESİ KARSTLAŞMANIN GENEL ÖZELLİKLERİ

Aladağlar Silsilesi’nin doğu-kuzey bölümünde, Çamlıca ve Dikme yerleşimleri dolayında yayılan

Alt-Orta Miyosen yaşlı çökeller allta bulunan Beyaz Aladağ Birliği’ne ait karbonatlar üzerinde uyumsuz

olarak yer almakta olup bu yapı bölgede Geç Oligosen döneminde tropik karstlaşmanın hüküm sürdüğünü

göstermesi açısından önemlidir (Şekil 4).

124


BİLDİRİLER

Şekil 4. Çamlıca dolayında Zamantı Vadisi boyunca Aladağ Birliğine ait karbonatlı birimlerde Geç Oligosen

paleotopografyasının genel görünümü (bakış D’ya).

DÜDEN-MAĞARA-KAPIZ-VADİ SİSTEMLERİ

Gerek Aladağlar Silsilesi ve gerekse Bolkardağ Silsilesi gibi civar havzalarda gerçekleştirilen saha

gözlemleri yüzey ve yeraltı drenaj sistemleri arasındaki etkin etkileşimin bir sonucu olarak ortaya

çıkan “Düden-Mağara-Kapız-Vadi (DMKV)” sistemlerinin karstlaşma sürecinde önemli bir işleve

sahip olduklarını göstermektedir (Nazik, 2007, sözlü görüşme). DMKV sistemlerine bağlı karstlaşma

Aladağlar Silsilesinin Kuvaterner öncesi karstlaşmasında önemli bir yere sahip olduğu gibi, Holosen

döneminde silsile genelinde karstlaşmanın yeniden canlanmasında da önemli bir işleve sahiptirler.

DMKV sistemleri kısaca; allojenik ve/veya otijenik “noktasal” yüzeysel beslenimi “düden” ve çıkış

noktasında yer alan “karst kaynağından” oluşan iki ana uç bileşenli sistemde, yeraltısuyu akımına bağlı

olarak zamanla karstik akım kanalları genişlemekte ve akım yolu boyunca uzanan yüzeysel karstlaşmanın

aşırı derecede gelişmesi ile mağara tavanı göçmekte ve bunun sonucunda da mağara bir “kapıza”

dönüşmesi şeklinde oluşmaktadır. Kapız oluşumunu takip eden süreçte ise vadi yamaçlarında gelişen

erozyon, kapızın zamanla dik yamaçlı bir vadiye dönüşmesini de sağlamaktadır 1 (Şekil 5 ve Şekil 6).

1 DMKV sistemlerinin gelişimine ilişkin kuramın temelleri Dr. Lütfi Nazik tarafından atılmıştır.

125


Şekil 5. Cimbar Düdeni dolayında karbonatlı (karstik) ve kırıntılı (ofiyolitik) birimler (bakış B’ya).

Şekil 6. Cimbar Kapızının akış aşağıdan görünümü (bakış D’ya).

DOLU SAVAK VE DİP SAVAK SİSTEMLERİ

Dolu savak ve dip savak sistemleri bir karst akiferindeki en yüksek ve en düşük kotlu kaynakları

tanımlamaktadır. Dolu ve dip savak tipli kaynakların bir karst sistemi içindeki konumları yüzey ve

yeraltı drenaj sistemleri arasındaki etkileşim nedeniyle havzanın morfolojik gelişimi üzerinde önemli

bir etkiye sahiptirler. Aladağ Silsilesinde önemli boşalıma sahip kaynakların tümü silsilenin doğu yamacında,

Zamantı Nehri ve kolları üzerinde yer almaktadırlar. Tüm sistemin “dip savak” konumlu boşalımı

güneydoğuda, 450 m kotunda yer alan Küp (Yerköprü-III) kaynağıdır. Bu kaynak günümüzde silsile

genelindeki yeraltı drenajının önemli bir bölümünü (~% 50) üzerinde toplamıştır. Benzer biçimde

Zamantı Nehri ve kolları üzerinde yer alan diğer yerel dip savak ya da dolu savak konumlu kaynaklarda

yeraltı drenajının bu akarsu dolayında yoğunlaşmasına neden olmuştur. Öte yandan, Kuvaterner

buzullaşmaları sırasında yerlatısuyu boşalımının sınırlanması/durması buna karşın düşük kotlardaki

beslenimden kaynaklanan yüzeysel akış nedeniyle akarsu yataklarındaki derinleşmenin devam etmesi

Kuvaterner öncesi akarsu seviyesinden boşalan dip ve dolu savak konumlu kaynakların günümüzde

akarsu yataklarından yukarıda kalmasına neden olmuştur (Şekil 7 ve Şekil 8).

126


BİLDİRİLER

Şekil 7. Yerel dip savak işlevine sahip, kısmen askıda bulunan Göksu Kaynağı (bakış B’ya).

Şekil 8.Yerel dip savak işlevine sahip, asılı konumda bulunan Kapuzbaşı Kaynak Grubu (bakış KB’ya).

KUAVATERNER DÖNEMİ EPİKARSTİK SÜREÇLER

Aladağlar Silsilesi üzerinde gelişen Kuvaterner dönemi buzul aktiviteleri, kendilerinden önce

gelişmiş olan fluviyo-karstik kökenli vadileri kullanmış ve söz konusu buzul süreçleri güncel karst

topoğrafyasının şekillenmesinde belirleyici olmuşlardır (Şekil 9).

127


Şekil 9. Hacer buzul vadisinin Tekelik Tepe dolayından görünümü (bakış D’ya) (sol), Emli buzul vadisine akış

aşağıdan bakış (bakış D’ya) (sağ).

Kabaca 2 My’lık bir süreyi kapsayan Kuvaterner buzullaşmaları Miyo-Pliyosen döneminden arda

kalan epikarst zonunun özellikle Aladağlar Silsilesi’nin üst kotlarda uzanan bölümlerinin kazınma

yoluyla tamamen tahrip olmasını sağlamıştır (Şekil 10).

Şekil 10. Yedigöller Platosu’nda buzul kazıması ile oluşan yüzeylerin genel görünümü (bakış D’ya).

Aladağlar Silsilesi’nde keşfedilen mağaraları önemli oranda Yedigöller Platosu ile bu bölgeden

doğuya uzanan sahada yer almasında mağara araştırmaların söz konusu alanlarda yoğunlaştırılmasının

önemli bir rolü vardır (Şekil 11). Daha alt kotlarda bulunan diğer bölgelerde yürütülen saha çalışmaları,

Beyaz Aladağ Birliği’ne ait çıplak kaya yüzeylerinden oluşan anılan araştırma alanının ulaşılabilir

mağaraların saptanması açısından daha uygun niteliklere sahip olduğunu göstermiştir. Öte yandan,

lojistik olanakların sınırlı olması nedeniyle Yedigöller Platosu’nun güneyinde kalan, benzer niteliklere

sahip bölge yeterince araştırılamamıştır “sarp topoğrafya, ulaşım güçlükleri vs.”. Bununla birlikte,

anılan alanın da dikkate değer bir ulaşılabilir mağara potansiyeline sahip olduğu düşünülmektedir.

128


BİLDİRİLER

Şekil 11. Aladağlar Silsilesinde belirlenen mağaraların alansal dağılımı.

Kuvaterner buzullaşma süreçleri yaşanırken Aladağlar Silsilesi üzerinde epikarstik zonun buzullarca

kazınması sonucu mağara sistemlerinin üst bölümlerinin yok olmuştur. Bu sürecin bir sonucu

olarak silsilenin üst kotlarında çok sayıda kafası kesilmiş bacalar (decapitated shaft) ile karşılaşılmaktadır

(Şekil 12). Buzullaşmaya bağlı erozyonun kafası kesik bacaların bulunduğu kesimlerde epikarstik

zonun en azından birkaç on metrelik bölümünü tahrip ettiği anlaşılmaktadır (Şekil 13).

Şekil 12. Kesilmiş karstik bacalar.

129


A B C

Şekil 13 Bazı kesilmiş karstik baca formundaki mağaraların açılmış kesitleri.

Buzullaşmanın karst sistemi üzerindeki tahribatının bir diğer türü duvarsız bacalardır. Bu yapılar

Hacer Vadisi gibi dik yamaçlı vadilerde, vadi yamacına paralel olarak dikey yönde gelişen akım

kanallarının vadi buzulunun yarattığı basıncın kalkması sonucu parçalanmasından kaynaklanmaktadır

(Klimchouk et al., 2006). Öngörülen oluşum modeline göre vadi buzulu oluşumu yavaş bir süreç olup,

vadinin buzulla dolması yavaş bir biçimde gerçekleşmekte, oluşan buzulun vadi yamaçlarında oluşturduğu

basınç kayaç tarafından kolaylıkla sönümlenmektedir. Buna karşın, erime dönemlerinde vadi

buzulunun hızla erimesi vadi duvarı üzerindeki basıncın hızla azalmasına neden olmakta, kayacın bu

ani serbestleşmeyi sönümleyememesi ise dikey akım kanalı ile vadi duvarı arasındaki bölümün parçalanmasına

neden olmaktadır (Şekil 14).

İncelenen mağaraların tamamına yakın bölümü 2000 m ve üzerindeki giriş kotlarına sahip olup,

3000 m’nin üzerindeki kotlarda 120 kadar mağara belirlenmiştir (Şekil 15). Öte yandan, mağaraların

giriş kotları ile derinlikleri arasındaki ilişkinin büyük oranda mağaraların tıkanmışlık düzeyi tarafından

kontrol edildiği anlaşılmaktadır (Şekil 16).

Silsilede saptanan tıkanmamış mağaraların genel olarak dikey bir gelişime sahip olduğu ve derinliklerinin

yerel flüviyal aşınma tabanını oluşturan çevre vadilerin kotlarınca kontrol edildiği anlaşılmaktadır

(Şekil 17).

Aladağlar Silsilesinde keşfedilen ve tıkanmamış durumdaki mağaraların tamamının yüzeye yakın

bölümlerde geniş salonlar içermelerine karşın derin bölümlerde oldukça dar dikey akım kanallarından

oluştukları izlenmektedir. Bu durum, olasılıkla mağara oluşumuna katkı sağlayan epijenetik beslenimin

karst sistemi yüzeyine homojen biçimde yayılmasının bir sonucu olarak değerlendirilmektedir. Diğer

bir deyişle, yüzeysel beslenimin belirli noktalarda toplanmaması mağaralarda gözlenen akım kanal-

130


larının aşırı derecede gelişmesini kısıtlayan başlıca faktör olmuştur. Bu kapsamda önemli bir diğer

faktörün ise silsilenin Orta-Geç Miyosen’den itibaren hızla yükselmesi olduğu düşünülmektedir. Öte

yandan, silsilenin hemen hemen günümüzdeki yükseltisine ulaştığı Kuvaterner başlangıcından itibaren

gerçekleşen buzullaşma dönemlerinde beslenimin katı fazda kilitlenmesinin de dikey akım kanallarının

büyümesini sınırlayan bir diğer etken olduğu düşünülmektedir.

BİLDİRİLER

Şekil 14. Duvarsız bacalar.

Giriş kotu (m)

3600

3400

3200

3000

2800

2600

2400

2200

2000

1800

1600

1 14 27 40 53 66 79 92 105 118 131 144 157 170 183 196 209 222

Sıra no

Şekil 15. Mağaralarda giriş kotu dağılımı.

131


Derinlik (m)

1600

1400

1200

1000

800

600

400

200

0

0 1000 2000 3000 4000

Giriş kotu (m)

Şekil 16. Mağaralarda derinlik-giriş kotu ilişkisi.

Şekil 17. Başlıca derin mağaralar ve bunların çevre vadi konumları ile ilişkisi (Klimchouk et al.2006).

SONUÇLAR

Aladağ Silsilesi’nde epijenik karstlaşmanın silsilenin etkin biçimde karasallaşmaya başladığı Paleosen

döneminden itibaren gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Paleosen-Eosen’deki ilk karasallaşma dönemini

takiben silsilenin asıl yükselimi Oligosen’de başlamış ve Orta Miyosen’de aynı hızla devam etmiştir.

Orta Miyosen’den günümüze doğru ise –daha düşük hızda olmakla birlikte- silsilenin yükselimi devam

etmiştir. Bu sürecin sonucu olarak Aladağlar Silsilesi Kuvaterner başına değin günümüzdeki yükseltisine

yakın değerlere ulaşmış bulunmaktadır. Karasallaşma sürecinde silsilenin ofiyolitik örtüsü Oligosen

başına değin büyük oranda sıyrılmıştır.

Kuvaterner, silsile genelinde karstlaşmanın büyük oranda durduğu ve/veya yavaşladığı bir

dönemdir. Bu dönemde sıcaklıktaki düşüş yüksek kotlarda buzulların oluşmasını, daha alt kotlarda ise

donma-çözülme süreçlerinin etkili olduğu periglasiyal koşulların etkili olmasını sağlamıştır. Bu koşulların

Toroslar Dağ Kuşağı’nın benzer yükselti aralığındaki diğer bölümlerinde de etkili olduğu düşünülmektedir.

Silsilenin üst kotlarında epikarst zonunun tamamen tahrip olmasına neden olan Kuvaterner buzul-

132


laşmaları çok sayıda mağara sisteminin üst bölümlerinin de yok olmasına neden olmuştur. Buzullaşma

süreçlerine bağlı olarak pek çok mağaranın kafa bölümleri kesilmiş, vadi yamaçlarına paralel gelişen

mağaralarda ise duvar yıkılmaları gerçekleşmiştir. Karbonatlı birimler ile geçirimsiz birimler sınırında

yer alan düdenlerden itibaren gelişen düden-mağara sistemlerinin buzul erime dönemlerindeki yoğun

allojenik beslenim sonucu hızla geliştikleri, bu gelişime bağlı olarakta tavan bölümlerinde hızlı göçmelerin

oluştuğu izlenmektedir. Bu süreç düden-mağara sistemlerinde kapızlara, kapızların da zamanla

flüviyal vadilere dönüşmesini sağlamaktadır. Düden-mağara-kapız-vadi sistemlerinin (örğ. Cimbar

Kapızı) silsile genelindeki karstlaşmanın gelişiminde önemli unsurlar oldukları gözlenmektedir. Bu tür

yapıların Kuvaterner öncesi dönemlerde de geliştikleri anlaşılmaktadır.

Aladağlar Silsilesinde keşfedilen ve tıkanmamış durumdaki mağaraların tamamında, yüzeye

yakın bölümlerde geniş salonlar içermelerine karşın derin bölümlerde oldukça dar dikey akım kanallarından

oluştukları izlenmektedir.

BİLDİRİLER

KAYNAKÇA

Klimchouk, A., Bayari, C.S., Nazik, L., Tork, K., (2006) Glacial destruction of cave systems in

high mountains, with special reference to the Aladaglar massif, Central Taurids, Turkey. Acta Carsol

35(2):111–121

Tekeli, O., Aksay, A., Ürgün, B.M. and Işık A.,1984. Geology of the Aladağ Mountains. Geology of

the Taurus Belt, Proceedings Int. Sym., 26-29 September, Ankara-Turkey.

Törk, K., 2008, Aladağlar’da (Niğde-Kayseri-Adana) buzullaşma evrelerinin karstlaşma üzerine

etkileri, Hacettepe Üniversitesi, Fen Bilimleri Enst. Doktora Tezi, Ankara

133


GEYİK DAĞLARI KUŞAĞI’NIN (Gündoğmuş-ANTALYA)

DERİN MAĞARA POTANSİYELİ

Koray TÖRK, Tulga ŞENER , Emrah ÖZTEKİN, Uğur Murat LELOĞLU, Birhan ALTAY

Mağara Araştırma Derneği (MAD) GMK Bulvaryı Kubilay Sokak

Kubilay Apt. No: 17/1 Anıttepe/ANKARA

ÖZet

Mağara Araştırma Derneği (MAD) tarafından 2003 yılında başlatılan ve halen devam etmekte

olan Geyik Dağları Kuşağı bölge araştırması yaklaşık 500 km 2 ’lik bir alanda sürdürülmektedir. Bölgede

sürdürülen çalışmalar; yeni mağaraların haritalanmasının yanısıra, yürütülecek karst çalışmalarına

ışık tutması açısından da önemlidir. Geyik Dağları Kuşağı, Orta Toroslar Karst Bölgesi’nin en yüksek

zirve ve plato alanlarından birisi konumundadır. Araştırması yapılan bölgedeki karstik karbonatlar

(Üst Mesozoyik-Alt Tersiyer), KB-GD doğrultusundaki tektonik hatlara paralel olarak uzanmaktadır.

Tektonik yükselim alanı olan bölge, güncel akarsularca derin vadiler şeklinde yarılmıştır. Karbonatların

tabanında ve litolojik olarak ara seviyelerinde yer yer geçirimsiz kayaçların bulunması ve fluviyokarstik

süreçlerin baskın olması bölgede araştırması yapılan ve keşfedilecek mağaraların 1000 m’lerden daha

sığ derinlikte ancak daha uzun olabileceğini ortaya koymaktadır.

Geyik Dağları ve çevresinde MAD tarafından araştırması tamamlanan ve halen devam eden

mağaraların genel durumlarına bakıldığında; ortalama giriş kotu yüksekliğinin 2100 m, mağaraların

yatay gelişimlerinin, ortalama (-)336m’lik dikey gelişim oranına göre daha yüksek bir ortalama değere

(2486 m) sahip olduğu gözlenmektedir.

Anahtar kelimeler: Geyik Dağları, karst, litoloji, tektonik yükselim

134


THE DEEP CAVE POTANTIOAL OF GEYİK DAĞLARI

RANGE (Gündoğmuş-ANTALYA)

Koray TÖRK, Tulga ŞENER, Emrah ÖZTEKİN, Uğur Murat LELOĞLU, Birhan ALTAY

ABSTRACT

Cave Research Association (MAD) GMK Bulvaryı Kubilay Sokak

Kubilay Apt. No: 17/1 Anıttepe/ANKARA

BİLDİRİLER

The research of Geyik Dağları Range has been continued in 500 km2 area by Cave Research Association

(MAD) since 2003. These expeditions are also important for the karst research as much as the

mapping of the new cave systems. The range is the one of the highest summit and plateau area of Central

Taurus Belt. The karstic rocks are parallel to the tectonic lines which are on the NW-SE direction

in the expedition area. The deeply incision of the area have been done with the actual river systems on

account of the tectonic uplift. The potential depth of the caves must be lower than the 1000 m because

of the fluvial karstic processes and the lithologic properties of the area.

The average lateral length (2486 m) is higher than the depth (-) 336m with the average 2100 m

entrance elevation in the caves which explored by MAD in Geyik Dağları Range and the vicinity.

Keywords: Geyik Dağları, karst, lithology, tectonic uplift

135


GİRİŞ

Mağara Araştırma Derneği (MAD) tarafından 2003 yılında başlatılan ve halen devam etmekte

olan Geyik Dağları Kuşağı bölge araştırması yaklaşık 500 km 2 ’lik bir alanda sürdürülmektedir (Şekil

1). Araştırmalar halen topografik olarak ortalama 2500 m’lik zirvelerin arasında uzanan, eski aşınım

düzlüklerinde gelişmiş subatan (düden) mağara sistemlerinin bulunması incelenmesi şeklinde yürütülmektedir.

Şekil 1. Yerbuldur haritası

BÖLGESEL JEOLOJİ

Orta Toroslar’da yeralan araştırma bölgenin genel jeolojik özellikleeine bakılacak olunduğunda;

en altta Geyik Dağı Birliği olmak üzere , Aladağ Birliği, Bolkar Dağı Birliği ve Bozkır

Birliği adlarıyla bilinen stratigrafi, yapısal ve metamorfizma özellikleri açısından farklı ortam

koşullarını yansıtan kaya birimi toplulukları, birbirleriyle tektonik ilişkili olarak yer alır (Şekil

1). Araştırmaların yürütüldüğü Geyik Dağı Birliği, Üst Paleozoyik yaşta karbonat ve kırıntılı

kayalarla onları açısal uyumsuz olarak üstleyen ve Lütesiyen yaşta olistolit ve olistostromal

oluşuklu filiş ile son bulan Üst Mesozoyik-Alt Tersiyer yaşta şelf tipi karbonat istifini kapsar

(Özgül, 1997).

136


BİLDİRİLER

Şekil 2 Bölgenin tektono-stratigrafi birliklerinin yayılımını gösteren şematik harita (Özgül, 1997).

GEYİK DAĞLARI’NIN KARSTİK ÖNEMİ

Yürütülen çalışmalar, yeni mağaraların bulunması ve haritalanmasının yanısıra, karst araştırmaları

için de önemli veriler sağlamaktadır. Özellikle hızla tükenmekte olan kullanılabilir tatlısu kaynak

rezerv alanlarının belirlenmesi ve koruma alanlarının oluşturulması, Geyik Dağları gibi hem Konya

Kapalı Havzası’nı hem de Akdenize boşalan nehirleri besleyen bir kütle için, mağara araştırmalarını

daha da öne çıkarmaktadır (Şekil 3).

137


Şekil 3. Araştırma bölgesine (Yaylacık) ait genel görünüm (foto H.Yıldırım)

Araştırma bölgesi aynı zamanda, kuzeydeki ortalama 1000 m kotunda uzanan Konya Kapalı

Havzası ve Akdeniz (0 m) arasında, hidrolojik açıdan bariyer konumundadır. Bölge, Orta Toroslar Karst

Bölgesi’nin en yüksek zirve ve plato alanlarından birisini oluşturmaktadır (Şekil 4). Araştırması yapılan

bölgede yeralan karbonatlar, KB-GD uzanımlı olan tektonik hatlara paralel olarak uzanmaktadır

(bkz. Şekil 2). Tektonik olarak bir yükselim alanı olan bölge, bu süreçlere bağlı olarak güncel akarsularca

derin vadiler şeklinde yarılmıştır. Havza kuzeyden Ermenek Çayı drenaj sistemi tarafından kontrol

edilirken, güneyden Akdeniz seviye değişimleri sistemi kontrol etmektedir. Özellikle Akdeniz’e dik

gelişen genç yarılmalarda, Kuvaterner dönemi deniz seviyesi değişimleri oldukça etkili olmuştur. Bu

değişimlere bağlı kıyı bölgeleri denizaltı karst ve mağara sistemleri de gelişmiştir (Şekil 5).

Şekil 4. Çalışma bölgesi vadi profilleri

138


BİLDİRİLER

Şekil 5. Bölgesel dreanj sistemleri

Tabanında ve litolojik olarak ara seviylelerinde yer yer geçirimsiz kayaçların bulunması, bu bölgenin

GD’sunda yer alan ve yaklaşık 1500 m’lik farklı yaşlardaki karbonat istifinin ardalandığı Taşeli

Platosu’ndki derin sistemler (Peynirlikönü ve Çukurpınar Mağaraları) benzeri yapıların oluşmasını

engellemiştir. Bölgede araştırması yapılan ve keşfedilecek mağaraların 1000 m’lerden daha sığ derinlikte

ancak daha uzun olması tahmin edilmektedir (Şekil 6). Tektonik yükselmeye karşın mağara

sistemleri bu bölgede göreceli olarak askıda kalmışlardır.

Şekil 6. Yaylacık Düdeni giriş ağzı (foto H.Yıldırım)

139


Aktif düden girişleri ve bunu izleyen çok sayıdaki kaynak çıkış noktalarının bulunması, bölgedeki

fluviyokarstik süreçlerin baskın olduğunu ve göreceli olarak yatay-aktif sistemlerin gelişeceğini göstermektedir

(Şekil 7).

Şekill. 7. Fluviyokarstik mağara giriş ağzı (foto H.Yıldırım)

Mağara Giriş Kotllarının Dağılımı

2250

2200

2150

2100

Kot (m)

2050

2000

1950

1900

1850

1800

0 2 4 6 8 10 12 14 16 18

Mağara

Şekil 8. Araştırması yapılan mağaraların yükseklik dağılımı

ARAŞTIRMA ÇALIŞMALARI

Bölgedeki ilk çalışmalar 1996-1999 yılları arasındaki dönemde başlatılmakla birlikte ilk organize

araştırma etkinliği 2003 yazında yapılmış ve 2004 yılında da devam edilmiştir. Bu dönemde bölgeye

4-5 kez gidilmiş bazı mağaralar haritalanmış bazılarının ise giriş ağızları tespit edilmiştir. Araştırmalar

2005-2008 yılları arasında farklı bir bölgeye kaydırılmış (MAD, 2008), 2009 yılında ise bu bölgede

tekrar başlanmıştır.

140


Geyik Dağları ve çevresinde Mağara Araştırma Derneği (MAD) tarafından araştırması tamamlanan

ve halen devam eden mağaraların genel durumlarına bakıldığında ortalama giriş kotu yüksekliği 2100

m’dir (Şekil 8). Bu mağaraların derinlikleri 10-450 metreler arasında değişmektedir (Şekil 9) (Şekil 10).

En üst kottaki aşınım düzeyi araştırma bölgesinin yaklaşık K’de kalan Ermenek Çayı (~1000m) olarak

düşünülüğünde bile karstlaşma taban düzeyi, aşınım düzeyinin oldukça üzerinde kalmakta ve dolayısı

ile karstlaşma litolojik bariyerler tarafından kontrol edilmektedir.

Mağaraların Derinlik Değişimi

0

0 2 4 6 8 10 12 14

-50

-100

-150

BİLDİRİLER

Derinlik (-m)

-200

-250

-300

-350

-400

-450

-500

Mağara

Şekil 9. Araştırması yapılan mağaraların derinlik değişimi

Şekil 10. İnilti Pazarı mağarası giriş ağzı (foto H.Yıldırım)

Kaynak

Özgül, N., 1997, Bozkır-Hadim-Taşkent (Orta Toroslar’ın kuzey kesimi) dolayında yer alan

tektoo-stratigrafik birliklerin stratigrafisi, MTA Dergisi 119, s:113-174, Ankara

MAD, 2008, Dernek bülteni, sayı no:14, Ankara

141


KUZGUN, TOROS DAĞ KUŞAĞININ YÜKSEK KARST

ZONUNDAKİ EN DERİN MAĞARA

Koray TÖRK 1 , C.Serdar BAYARI 2 , Alexander KLIMCHOUK 3 ,

Emrullah ÖZEL 1 ,Nur ÖZYURT 2 , Fatih SAVAŞ 1

1, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü, Üniversiteler Mah. Dumlupınar Bulv. No:139, 06800

Çankaya Ankara, Türkiye cave@mta.gov.tr

2,

Hacettepe Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü, 06800 Beytepe Ankara, Türkiye

3,

Ukrayna Mağara ve Karst Araştırmaları Enstitüsü, Tavrichesky Ulusal Üniversitesi, 4 Prospect

Vernadskogo, 95007 Simferopol, Ukrayna

ÖZet

Aladağlar, 1000 km2’lik alansal yayılımı ve Kızılkaya (3767 m), Demirkazık (3756 m) gibi yükseltileri

ile Toros dağ kuşağının önemli kütlelerinden birisini oluşturmaktadır. Aladağlar silsilesinde yüksek

dağ karstı araştırmaları kapsamında, 2004 yılında keşfedilen Kuzgun Mağarası 1400 m’ye ulaşan derinliği

ile Türkiye’de 2nci, Dünya’da ise 18nci en derin mağaradır. Girişi 2850 m kotunda yer alan mağara,

bir koyun sırtı (roche moutonee) yapısının koruması altında buzul kazımasına bağlı malzeme getiriminden

korunmuş ve günümüze kadar ulaşmıştır. Mağara, buzullaşmanın karst sistemi üzerindeki etkilerine

ilişkin veriler sunmasının yanısıra, Aladağ kütlesi genelinde karstlaşmanın gelişimi açısından da

değerli veriler içermektedir. Yüzeyden itibaren üç farklı gelişim zonu içeren Kuzgun Mağarası’nda ana kolun

genel uzanımı D-B doğrultusunda olup, ikincil bir kol ise Hacer Vadisi’ne yönelmektedir. Mağaranın üst zonu

hidrotermel-hipojenik karstlaşma izleri içermektedir. İkinci zonun büyük oranda Kuavterner öncesi dönemin

daha ılıman iklim koşullarında oluştuğu düşünülmektedir. Daha derinde yer alan zon, büyük oranda dar ve

yatay/yarı-yatay galeriler ile bir birine bağlanan şaftlardan oluşmaktadır. Mağaranın dip bölümü zaman zaman

doygunlaşma izleri içeren bir göçük zone içermektedir. Silsileden boşalan karstik kaynakların kotları göz önüne

alındığında, Kuzgun Mağarası’nın 1800-2000 m arasında potansiyel bir derinliğe sahip olduğu anlaşılmaktadır.

Anahtar Sözcükler: Mağara, Kuzgun, Aladağlar

142


KUZGUN, THE DEEPEST CAVE IN THE HIGH KARST

ZONE OF THE TAURUS MOUNTAIN BELT

Koray TÖRK 1 , C.Serdar BAYARI 2 , Alexander KLIMCHOUK 3 ,

Emrullah ÖZEL 1 ,Nur ÖZYURT 2 , Fatih SAVAŞ 1

1,

Directorate of Mineral Research and Exploration of Turkey, Universiteler Mah. Dumlupinar Bulv. No:139

06800 Cankaya Ankara, Turkey cave@mta.gov.tr

2,

Hacettepe University, Department of Geological Engineering, , Beytepe, 06800 Ankara, Turkey

3,

Ukrainian Institute of Speleology and Karstology, Tavrichesky National University, 4 Prospect Vernadskogo,

95007 Simferopol, Ukraine

BİLDİRİLER

ABSTRACT

Aladaglar Range with its Kızılkaya (3767 m) and Demirkazık (3756 m) summits and the 1000 km2

of areal extent constitutes one of the important massifs within the Taurus mountain belt. The Kuzgun

Cave, discovered during the high mountain karst surveys in 2004, is the second deepest cave of Turkey

and 18th of the world with its depth 1400 m. The cave with its entrance located at 2850 m, has been

protected from the debris inflow due to glacial scouring by a roche moutonness structure. The cave

possesses invaluable data that shed light on the effects of glaciation on karst system and its evolution.

Kuzgun Cave possesses three different cave development zones extending from surface to depths. The

main gallery of the cave extends in E-W direction while a secondary branch elongates toward Hacer

Valley located to the southeast. The upper zone of cave presents evidences of hydrothermal-hypogenic

karst development. The second zone is thought to have developed during the more humid climate

conditions of a period prior to Quaternary. The third zone located deeper constitutes shafts connected

by horizontal to semi-horizontal narrow passages. The bottom part includes a collapse zone with episodic

flooding. Based on the elevations of springs draining the karst massif, a potential depth range of

1800 to 2000 m is anticipated for the Kuzgun Cave.

Keywords: Cave, Kuzgun, Aladaglar Mountain Range

143


GİRİŞ

Aladağlar Silsilesi’nde 2004 yılında keşfedilen Kuzgun Mağarası 1400 m’ye ulaşan derinliği ile

Türkiye’de 2nci, Dünya’da ise 18nci sırada yer almaktadır. Mağara, buzullaşmanın karst sistemi üzerindeki

etkilerine ilişkin veriler sunmasının yanısıra, silsile genelinde karstlaşmanın gelişimi açısından da

değerli kanıtlar içermektedir. Girişi 2850 m kotunda yer alan mağara bir koyun sırtı yapısının koruması

altında buzul kazımasına bağlı malzeme getiriminden korunmuştur (Şekil 1).

Şekil 1. Kuzgun Mağarası’nın giriş ağzının bulunduğu bölgenin görünümü.

KUZGUN MAĞARASI’NIN KARSTİK GELİŞİMİ

Mağarada ana kolun genel uzanımı D-B doğrultusunda olup, ikincil bir kol ise Hacer Vadisi’ne yönelmektedir.

Mağara yüzeyden itibaren üç farklı zon içermektedir (Şekil 2 ve Şekil 3). Yüzeye yakın “French Kiss” adlı

salonun bulunduğu kesim (-50 m ile -200 m aralığı) diğer zonlara göre yatay gelişimin daha yoğun olduğu ve

daha bol sayıda çökel içeren bölümdür (Şekil 4 ve Şekil 5). Daha derin bölümde yer alan ikinci zonda ise hızlı bir

144


yarılma sürecinin sonucu olarak derinlik hızla artmaktadır. Bu bölümde olasılıkla buzul erimesine bağlı yoğun

su girişinden kaynaklanan bir erozyon hakimdir (Şekil 6). Buna bağlı olarak daha önceki dönemlerde oluşmuş

akmataşlarının önemli bir bölümünün yarıldığı izlenmektedir. İkinci bölümün önemli özelliklerinden birisi

çapları bir metre dolayında olan çok sayıda hidrotermal kalsit nodülü içermesidir (Şekil 7). Bu nodüllerin tamamına

yakın bölümü yeraltısuyu akışınca yarılmıştır. Söz konusu nodüllerin varlığı Kuzgun Mağarası oluşumunun

silsilenin karasallaşmaya başladığı dönem öncesinde, Paleosen-Eosen dönemindeki plütonik sokuluma

bağlı hidrotermal aktivite ile başladığına işaret etmektedir. Mağaranın daha derin bölümlerini içeren üçüncü

zon ise oldukca dar bacalardan oluşmakta ve hızla derinlere doğru uzanmaktadır. Bu bölüm hemen hiç mağara

çökeli içermemekle birlikte bazı bölümlerinde iyi korunmuş Miyosen denizel fosilleri ile karşılaşılmıştır.

Kabaca 2250 m topografik kotuna karşılık gelen derinlikte (-600 m) pekişmemiş kırıntılı malzeme

içinde iyi korunmuş bu fosiller, Orta Miyosen (Langiyen) yaşlı sığ deniz-plaj ortamını karakterize eden

Pelecyora (Cordiopsis) islandicoides, Ventricoloidea multilamella, Clausinella suplicata, Cassidaria

taurinensis, Melania aquitanica, Euspira cf. catena helicina, Ostrea sp (?), Cardita sp, Crassatella cf.

raulini, Melania sp., Turritella sp., pelesipod indet türlerini içermektedir (tanımlama Dr. Y.İslamoğlu,

MTA). Bu gözlemler, mağaranın fosillerin bulunduğu derinliklerinin olasılıkla Miyosen öncesinde oluştuğunu

ve yüzeydeki kanıtları Dikme Havzası dolayında gözlenen Orta Miyosen denizinin silsilenin bu

bölümüne de uzandığını göstermektedir.

BİLDİRİLER

Şekil 2. Kuzgun Mağarası planı (Klimchouk ve diğ., 2006).

Kuzgun Mağarası buzul kazımasına bağlı tıkanmanın gerçekleşmemesi durumunda Aladağlar

Silsilesi genelinde karşılaşılabilecek dikey mağaraların genel yapısını yansıtması açısından önemli bir

gözlem alanıdır. Silsile genelinde saptanan ve geniş çaplarına karşın buzul kazıma ürünleri ile tıkanmaları

nedeniyle incelenemeyen çok sayıdaki şaftın da benzer mağara sistemlerinin üst bölümlerine

ait oldukları düşünülmektedir. Kuzgun Mağarası içinde daha ılıman koşullardaki mağaralarda gözlenen

türden büyük epijenik salonlar ve büyük hacimlere ulaşan mağara çökelleri ile karşılaşılmamış

olması olasılıkla bölgenin Kuvaterner öncesi hızlı yükseliminin ve Kuvaterner’deki yoğun buzullaşma

faaliyetlerinin bir sonucudur. Kuvaterner öncesi hızlı yükselimin akım kanallarının hızla derinleşmesini

sağlayarak yüzeysel beslenimin üst kotlarda çökelime fırsat kalmaksızın hızla derinlere ulaşmasını

sağlamış olması güçlü bir olasılıktır. Diğer yandan, Kuvaterner öncesinde silsile yüzeyinin iyi gelişmiş

bir epikarst zonu içermesinin de söz konusu sızmayı hızlandırmış olması olası görülmektedir. Öte

145


yandan, Kuvaterner buzullaşma dönemleri süresince mağaranın bulunduğu yüksek kotlardaki beslenimin

kilitlenmesi nedeniyle çökel oluşumunun engellendiği anlaşılmaktadır. Mevcut çökellerin önemli

bir bölümünün buzullaşma-arası dönemlerde hızla derinlere inen beslenim suyundan arta kalan sızıntılar

tarafından oluşturulduğu düşünülmektedir. Mağaradan rastgele (belirli bir yaş aralığını temsil

etmemesi için) seçilen mağarataşı örneklerinden elde edilen U/Th yaşlarının tamamının 300 By ya da

daha sonraki dönemde oluşmuş olması bu önermeyi desteklemektedir (Törk, 2008).

Şekil 3. Kuzgun Mağarası açılmış kesiti (Klimchouk ve diğ., 2006).

146


BİLDİRİLER

Şekil 4. Kuzgun Mağarası, “French Kiss” Salonu.

Şekil 5 Kuzgun Mağarası çökellerinden görünüm.

147


Şekil 6 Kuzgun Mağarasında hızlı yarılma ile oluşan bacalar.

Şekil 7 Kuzgun Mağarasında dev hidrotermal kalsit nodülleri.

148


SONUÇLAR

Aladağlar Silsilesi’nde keşfedilen en derin mağara Kuzgun Mağarası olup, bir koyun sırtı yapısının

gerisinde yer alması nedeniyle tıkanma süreçlerinden etkilenmeksizin korunabilmiştir. Mağara’da 1400

m derinliğe inilmiş, göçüntülerin yaşamsal tehlike yaratması nedeniyle ilerleme faaliyetleri durdurulmuştur.

Kuzgun Mağarasındaki dikkat çekici başlıca gözlemler hidrotermal karstlaşmaya ait metrik büyüklükteki

kalsit nodüllerini ve Orta Miyosen denizel fosil depolarını içermesidir. Hidrotermal nodüllerin

varlığı Erken Eosen’deki hipojenik süreçlerin silsilenin yüzey bölümlerine değin etkili olduğunu göstermeleri

açısından önemlidir. Diğer yandan, denizel Miyosen fosillerinin varlığı ise silsilenin üst kotlarını

da kapsayan geniş bölümlerinin kısa süreli de olsa deniz girişiminden etkilendiğini göstermektedir.

BİLDİRİLER

KAYNAKÇA

Klimchouk, A., Bayari, C.S., Nazik, L., Tork, K., 2006, Glacial destruction of cave systems in

high mountains, with special reference to the Aladaglar massif, Central Taurids, Turkey. Acta Carsol

35(2):111–121

Klimchouk, A., Kasjan,Y., Samokhin, G., Nazik, L., Bayari, C.S., Tork, K., Ozel, E., 2006 Kuzgun

Cave in the Aladaglar Massif, Turkey: recent developments and the perspectives. Abstracts, 2nd Middle-East

Speleology Symposium, Lebanon, April 21-23, 2006. - pp.52-53.

Törk, K., 2008, Aladağlar’da (Niğde-Kayseri-Adana) buzullaşma evrelerinin karstlaşma üzerine

etkileri, Hacettepe Üniversitesi, Fen Bilimleri Enst. Doktora Tezi, Ankara

149


MAĞARA ÇÖKELLERİNİN GEÇMİŞ İKLİM

ARAŞTIRMALARINDA KULLANILMASI: İNCESU

MAĞARASI DİKİT KAYITLARINA GÖRE ORTA

TOROSLARDA SON 45000 YILLIK İKLİM DEĞİŞİMİ

Gizem Erkan 1 , Mertcan Özbakır 1 , C. Serdar Bayarı 1 , Hai Cheng 2 ,

N. Nur Özyurt 1 , Dominik FleItmann 3

1,

Hacettepe Üniversitesi, Jeoloji Mühendisliği Bölümü, Beytepe, TR-06800 Ankara, Türkiye gizems@

hacettepe.edu.tr

2,

Department of Geology & Geophysics University of Minnesota 108 Pillsbury Hall, 310 Pillsbury Dr.

SE Minneapolis, MN 55455-0219 cheng021@umn.edu

3,

University of Bern, Institute of Geological Sciences and Oeschger Centre for Climate Change

Research, Baltzerstrasse 1+3, 3012 Bern, Switzerland

fleitmann@geo.unibe.ch

ÖZet

İklim tüm canlıların yaşam koşullarını belirleyen en önemli etkenlerden birisidir. Enlem, yükselti,

kar örtüsü, buz hacmi, deniz yüzey sıcaklıkları, atmosferik kompozisyon, okyanus akıntıları, sera

gazları, Dünya’nın yörüngesinde meydana gelen değişiklikler ve volkanik aktiviteler yerküredeki iklim

sisteminin başlıca bileşenleridir. Bu bileşenlerin bir veya birkaçının değişmesi iklim değişikliklerine

neden olmaktadır. Bununla birlikte, küresel iklimin değişiminde etkili süreçler ve bunlar arası etkileşimler

henüz yeterince kesin biçimde anlaşılamamıştır. Gelecekteki iklim değişimlerinin sağlıklı bir

biçimde öngörülmesi için geçmişteki iklimin nasıl değiştiğinin bilinmesi; bu değişimde etkili süreçler

arası etkileşimlerin güvenilir biçimde saptanması gerekmektedir. Geçmişteki iklim değişimlerine ilişkin

bilgiler mevcut “doğal arşiv” kayıtlarından elde edilmektedir. Başlıca doğal arşivler ise ağaç halkalarından,

kutuplardaki buzullardan, okyanus-deniz-göl tabanı çökellerinden ve mağara çökellerinden oluşmaktadır.

Diğer arşiv tipleri ile kıyaslandığında, mağara çökelleri iklim değişimine ilişkin daha belirgin

izler içermeleri ve bu izlerin oluştuğu dönemlerin daha yüksek yaş hassaslığı ile belirlenebilmesi

nedeniyle öne çıkmaktadırlar. Araştırmalarda en çok tercih edilen çökel formu dikitlerdir. Dikitlerin

yapısal, dokusal, kimyasal ve izotopik özellikleri dış ortam koşullarından etkilenmektedir. Dikitlerin

gelişim ekseni boyunca elde edilen oksijen-18, karbon-13 ve iz element verileri yüksek hassaslıktaki

uranyum/toryum (Th-230) yaş verileri ile desteklendiğinde geçmiş ortam koşulları hakkında değerli

bilgiler sunmaktadırlar. Bir çökeldeki oksijen-18 değişimleri çökelin oluşum dönemindeki yüzey sıcaklık

değişimlerinin güvenilir bir göstergesidir. Benzer biçimde, çökellerdeki karbon-13 izotop değişimleri

çökelin oluştuğu dönemde yüzeyde egemen olan bitki tür ve bolluğunun göstergesidir. Konuyla

ilgili bir örnek olarak, bu çalışmada orta Toroslardaki İncesu Mağarasından alınan bir dikit örneğine

ait oksijen-18 ve karbon-13 duraylı izotop verileri son 45,000 yıl boyunca ortam ve iklim koşullarının

tahmin edilmesi amacıyla kullanılmıştır. Çökelin izotop kayıtları Younger Dryas, Son Buzul Maksimumu,

Heinrich olayları (3-4) ve 8200 yıl olayı gibi önemli küresel iklim olaylarının orta Toroslarda da

etkili olduğunu göstermektedir.

Anahtar kelimeler: paleoiklim, paleoortam, mağara çökeli

150


USE OF CAVE DEPOSITS IN PALEOCLIMATE

RESEARCH: THE CLIMATE IN THE MIDDLE TAURUS

DURING THE LAST 45000 YEARS BASED ON

STALAGMITE RECORDS OF THE INCESU CAVE

Gizem Erkan 1 , Mertcan Özbakır 1 , C. Serdar Bayarı 1 , Hai Cheng 2 ,

N. Nur Özyurt 1 , Dominik FleItmann 3

1, Hacettepe Üniversitesi, Jeoloji Mühendisliği Bölümü, Beytepe, TR-06800 Ankara, Türkiye gizems@

hacettepe.edu.tr

2, Department of Geology & Geophysics University of Minnesota 108 Pillsbury Hall, 310 Pillsbury Dr.

SE Minneapolis, MN 55455-0219 cheng021@umn.edu

3, University of Bern, Institute of Geological Sciences and Oeschger Centre for Climate Change

Research, Baltzerstrasse 1+3, 3012 Bern, Switzerland

fleitmann@geo.unibe.ch

BİLDİRİLER

ABSTRACT

Climate is one of the most important factors that determines the living conditions of all creatures.

Topography, snow cover, ice volume, sea surface temperature, atmospheric composition, ocean

currents, greenhouse gases, variations in Earth’s orbit and rotation, volcanic activities are the major

actors of climate system. Changes in one or more of these actors results in climate system changes.

However, processes affecting the global climate change and the interactions between them are not well

understood yet. The reliable prediction of the future climate changes requires a robust understanding

of the past changes in climate and the interactions between the processes that result in these changes.

The data on past climate changes are obtained from the present records of the “natural archives”. Major

natural archives include tree rings, polar ice cores, ocean-sea-lake sediments and cave deposits/sediments.

Compared to others, cave sediments (speleothems) become prominent as they contain more

specific records of past climate changes that can be dated with much better precision. Stalagmites

are preferred over the other types of cave deposits in past climate research. The structural, textural,

chemical and isotopic properties of stalagmites are affected by external environment conditions. When

supported highly precise uranium/thorium (Th-230) age data, the oxygen-18, carbon-13 isotope and

trace element data obtained along the growth axis of stalagmites provide invaluable information about

past environment conditions. The oxygen-18 variations recorded in a cave deposit constitute a reliable

proxy for the changes in surface temperature and source of precipitation during the period of its formation.

Similarly, the variations in carbon-13 isotope record reflect changes in dominant plant types and

the environmental conditions that affect their abundance. In this study, oxygen-18 and carbon-13 data,

obtained from a stalagmite belonging to the Incesu Cave located in the middle Taurus range, are used

to evaluate the past climate and environment changes during the last 45.000 years. The isotope records

of sample reveal that important global climate events like Younger Dryas, Last Glacial Maximum, Heinrich

Events (3-4) and 8200 BP event have influenced the climate in the middle Taurus range.

Keywords: paleoclimate, paleoenvironment, cave deposit

151


GİRİŞ

Uzun bir süre gözlemlenen sıcaklık, nem, hava basıncı, rüzgar, yağış gibi meteorolojik olaylar

iklim tanımının yapılmasında kullanılan kavramlardır. Enlem, yükselti, yer şekilleri, kar örtüsü, buz

hacmi, deniz yüzey sıcaklıkları, atmosferik kompozisyon, okyanus akıntıları bunların yanı sıra sera

gazları, buz örtüleri, volkanik aktiviteler, Dünya’nın ekseninde ve dönüşünde meydana gelen değişiklikler

iklim sisteminin birer parçasıdır. İklim küçük ölçekli sistemler arasındaki ilişkiyle ortaya çıkan

büyük ölçekli bir sistemdir. Küçük ölçekli sistemlerin kendi içinde ve sistemlerin birbirleri arasında

meydana gelen etkileşimler iklimi önemli ölçüde etkilemektedir. Yeryüzünde Dünyanın var olmasıyla

birlikte sürekli değişimler meydana gelmektedir. Milankovitch döngüleri, solar döngüler, Kuzey Atlantik

salınımı, Güney salınımı-El Niño gibi periyodik olan ve volkanik aktiviteler, plaka tektoniği, solar

radyasyon değişimleri ve rüzgarlar gibi periyodik olmayan süreçlerle birlikte tektonizma gibi yerkabuğu

aktiviteleri, okyanuslar, atmosferik hareketler, buzullar ve bu bileşenler arasındaki geri beslenim

mekanizmaları iklimin dinamik bir sistem olarak tanımlanmasını sağlamaktadır. İklimsel değişimler

bahsedilen bu faktörlerin etkisiyle meydana gelmektedir. İklim sisteminin bileşenlerinde görülen değişimler

lokal ve/veya küresel ölçekte iklim değişikliklerine neden olmaktadır. Gelecekteki iklim değişimlerinin

sağlıklı bir biçimde öngörülmesi insan türünün geleceği açısından önem taşımaktadır. İklimin

gelecekteki değişiminin anlaşılabilmesi için öncelikle geçmişteki iklim değişimlerinin neden ve nasıl

oluştuğunun bilinmesi gerekmektedir. Bu kapsamda gelecekteki iklim durumlarını belirlemek amacıyla

iklim modelleri oluşturulur. Oluşturulan modellerle iklimsel parametrelerin değişiminin nasıl olduğu,

yeryüzü koşulları ve iklimin bu koşullardan nasıl etkilendiği anlaşılmaya çalışılır. İklim üzerinde etkili

olan faktörler farklı zaman ölçeklerinde değişikliklere neden olmaktadır. Yeryüzünde son iki milyon yıl

boyunca birçok değişim meydana gelmiştir. Çeşitli iklimsel değişimler nedeni ile Kuvaterner boyunca,

Pleyistosen ve Holosen’de farklı iklimsel koşullar yer almıştır. Böylece farklı ölçekli iklimsel değişiklikler

ile dünya birçok iklimsel dalgalanmaya sahne olmuştur (Şekil 1).

Şekil 1. İklimi etkileyen faktörler ve tanımlanan önemli iklimsel olaylar (Anderson, 2007)

Konuyla ilgili bir örnek olarak, bu çalışmada orta Toroslardaki İncesu Mağarasından alınan bir

dikit örneğine ait oksijen-18 ve karbon-13 duraylı izotop verileri son 45.000 yıl boyunca ortam ve iklim

koşullarının tahmin edilmesi amacıyla kullanılmıştır.

152


MATERYAL VE YÖNTEM

Dünya genelinde geçmiş iklim değişimlerinin nedeninin ve sonuçlarının belirlenebilmesi için

mevcut “doğal arşiv” kayıtlarından yararlanılmaktadır. Geçmişteki iklim değişimlerine ilişkin bilgiler

ağaç halkalarından, kutuplardaki buzul karotlarından, okyanus-deniz-göl tabanı çökel karotlarından

ve mağara çökellerinden elde edilmektedir. Buzul karotlarının geçmiş ~500 bin yıllık dönem ile sınırlı

olması, denizel ya da gölsel çökellerin oluşum yaşlarının hassas biçimde belirlenemeyişi nedeniyle

paleoiklim araştırmalarında mağara çökelleri önem kazanmıştır. Doğal arişiv kayıtları içinde mağara

çökelleri geçmiş iklimin anlaşılmasında kullanılabilecek en iyi izleri içermeleri ve çok yüksek hassasiyetle

(+/-10 yıl) yaş tayini yapılabilmesi nedeniyle öne çıkmaktadır. Bu çökellerden elde edilen oksijen-18

verileri paleoiklim, karbon-13 verileri ise paleoortam koşulları hakkında bilgi sağlamakatadır.

Aynı zamanda diğer doğal arşiv kayıtlarından farklı olarak mağara çökelleri yeryüzünde hemen her

yerde bulunabilmektedir. Böylece iklimin yeryüzünün farklı yerlerinde nasıl değiştiğinin anlaşılmasını

mümkün kılmaktadır.

Mağara çökellerinde 18 O ve 13 C izotoplarının çeşitlilik göstermesi yeryüzünde okyanuslar, atmosfer,

toprak zonu, mağara sistemindeki çeşitli çevresel süreçler arasındaki etkileşim ve değişimler sonucunda

meydana gelmektedir. Mağara çökellerinde gelişim ekseni boyunca oksijen izotop değişimleri

paleosıcaklığın bir göstergesi olarak değerlendirilmektedir. Çökelde δ 18 O değişimleri zaman içindeki

yüzey sıcaklık değişimleri ile ilişkilendirilmektedir (Bradley, 1999). Mağara çökellerindeki karbon

izotopları topraktaki CO 2

’den elde edilen karbon ile kayacın çözünmesinden elde edilen karbon arasındaki

dengeyi ifade etmektedir. Toprak zonu kökenli karbonda 13 C gelişimi C 3

, C 4

ve CAM olarak adlandırılan

üç bitki türünün fotosentez döngüsü sonucunda gerçekleşmektedir. (Clark and Fritz, 1997)

Mağara çökellerinden elde edilen duraylı izotop verileri yaş tayinlerine ( 230 Th) dayalı yaş modelleri

ile birleştirilerek oksijen-18 ve karbon-13 zaman serileri oluşturulur. Daha sonra veri setleri incelenerek

küresel iklim olaylarının örneklenen çökele ve bulunduğu bölgeye etkisi anlaşılmaya çalışılır.

BİLDİRİLER

BULGULAR VE SONUÇLAR

Bu çalışmada İncesu Mağarası’ndan alınan yaklaşık 35 cm uzunluğunda bir dikit örneği incelenmiştir.

Örneğin dış yüzeyinin açık kahverevgi- sarı renkte olduğu, kesilmiş iç yüzeyinde birkaç milimetre

kalınlığa kadar gelişmiş, açık ve koyu renkli laminaların yer aldığı görülmektedir. Örnek üzerinde

seçilen 24 noktada detaylı 230 Th yaş tayini analizleri gerçekleştirilmiştir. Örneğin yaklaşık 45.000 yıllık

bir zaman aralığında gelişim gösterdiği ve gelişim sürecinde 4527-7868 GÖ, 13229-29000 GÖ ve günümüzden

önce 2386 yılı olmak üzere üç zamansal boşluk içerdiği belirlenmiştir (Şekil 2).

İncesu Mağarası’ndan alınan dikit örneğinin kararlı izotop içeriğinin belirlenmesi için dikit gelişim

ekseni boyunca 1 mm aralıklarla toz örnek alınmış ve oluşum zamanı boyunca 18 O ve 13 C izotop

içeriklerinin değişimi izlenmiştir. Dikit örneğinden elde edilen oksijen-18 ve karbon-13 duraylı izotop

verileri son 45.000 yıl boyunca ortam ve iklim koşullarının tahmin edilmesi amacıyla kullanılmıştır. 18 O

ve 13 C verileri değerlendirildiğinde 18 O izotopunun daha negatif değerleri daha yağışlı ve ılıman koşulları,

13 C izotopunun daha negatif değerleri yağış miktarında ve dolayısıyla bitki örtüsünde bir artışın

meydana geldiği koşulları yansıtmaktadır. Çökelin izotop kayıtları Younger Dryas, Son Buzul Maksimumu,

Heinrich olayları (3-4) ve 8200 yıl olayı gibi önemli küresel iklim olaylarının orta Toroslarda da

etkili olduğunu göstermektedir (Özbakır, 2010) (Şekil 3).

153


Şekil 2. İncelenen dikit örneğine ait örnekleme noktaları (Özbakır, 2010)

Younger Dryas (YD) günümüzden önce ~11500 ile 12800 yılları arasında küresel ölçekte meydana

gelen bir soğuma sürecidir. Grönland buzul kayıtlarından (GRIP ve GISP2) elde edilen sonuçlar (Alley,

2000) ile belirlenen bu soğuma sürecinin Orta Anadolu’da da eş zamanlı olarak gerçekleştiği görülmektedir.

Orta Anadolu’da YD soğuma süreci daha soğuk ve kurak, yağış miktarının azaldığı bu şartlara

bağlı olarak gelişen bitki örtüsü yayılımında azalma şeklinde etkili olmuştur (Şekil 3).

Yaklaşık 12000-60000 yıl önce meydana gelen ve Heinrich Olayları olarak tanımlanan soğuma

periyotları dikit örneğinde görülen bir diğer önemli iklim sürecidir. Heinrich Olayları 6 dönem şeklinde

tanımlanmaktadır. Yaklaşık 12000 yıl (H0), 16800 yıl (H1), 24000 yıl (H2), 31000 yıl (H3), 38000

yıl (H4), 45000 yıl (H5) ve 60000 yıl (H6) olarak ifade edilmektedir. İzotop verileri incelendiğinde

H3 ve H4 olaylarının dikit örneğinin gelişim zamanı içinde kaldığı görülmektedir. Heinrich 3 olayı

Orta Anadolu’da günümüzden önce yaklaşık 30000 yıl dolaylarına, Heinrich 4 olayı günümüzden önce

~35000 dolaylarına karşılık gelmektedir (Şekil 3).

Dikit örneğinde gözlenen bir diğer önemli iklimsel olay “8200 Yıl Olayı” olarak adlandırılan

soğuma sürecidir. Günümüzden 8200 yıl önce meydana gelen ani sıcaklık azalması olayı Younger

Dryas sürecinden daha ılıman ancak Küçük Buz Çağı’ndan daha şiddetli bir şekilde görülmüştür. İncesu

Mağarası’na ait olan örnekte 8200 yıl olayının Orta Anadolu’da günümüzden önce ~8300 yıl dolayında

gerçekleştiği görülmektedir. Önemli bir diğer olay günümüzden yaklaşık 4200 yıl önce meydana gelen

ve tarihte de Mezopotamya’da Akad İmparatorluğu’nun sona ermesinin sebebi olarak görülen “4200 Yıl

Olayı”dır. Sıcaklık azalması şeklinde görülen bu olay önemli ortamsal değişimlerin meydana gelmesine

neden olmuştur (Arz et al., 2006). Dikit örneğinin 18 O ve 13 C izotoplarında gözlenen değişimler önemli

bir yağışsız/kurak dönemin gerçekleştiğini ve bitki örtüsü yayılımında bir azalmanın olduğunu ifade

etmektedir.

154


BİLDİRİLER

Şekil 3. İncelenen dikit örneğine ait 18O ve 13C verileri, yaşlandırma noktaları (kırmızı noktalar) ve örnekte

gözlenen küresel iklim olayları (Özbakır, 2010)

TEŞEKKÜR

Arazi çalışmalarında gösterdikleri katkıdan dolayı MTA Karst ve Mağara Araştırmaları Birimi’nden

Dr. Koray Törk ve MTA Hidrojeoloji Birimi’nden Dr. Noyan Güner’e teşekkür ederiz.

KAYNAKÇA

Alley, R. B., 2000, The Younger Dryas cold interval as viewed from central Greenland, Quaternary

Science Reviews, 19, p. 213-226

Anderson,D., Goudie, A., Parker, A., 2007, Global Enviroments through the Quaternary, Oxford

University Press, New York, 359 pages

Arz, H. W., Lamy, F., Patzold, J., 2006, A pronounced dry event recorded around 4.2 ka in brine

sediments from the Northern Sea, Quaternary Research, 66 p. 432-441

Bradley, S. R., 1999, Paleoclimatology, Reconstructing Climates of the

Quaternary, 2nd Edition, International Geophysical Series, 68, p. 3.

Clark, I.D., Fritz, P., 1997, Environmental Isotopes in Hydrogeology, Lewis Publishers, USA, 328

p.

Özbakır, M., 2010, Orta Güney Toroslarda Kuvaterner Paleoikliminin Karst Evrimine Etkisinin

İncelenmesi, Yüksek Lisans Tezi, H.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü, Ankara, 77s.

155


Yağlıpınar Formasyonu’nun Sedimantolojisi,

Pınarbaşı Kuzeyi, Kayseri

Fatma TARAF & İbrahim TÜRKMEN 1

Fırat Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü,

TR-23119 Elazığ, Türkiye

1, iturkmen@firat.edu.tr

ÖZet

Kayseri ili Pınarbaşı ilçesinin kuzeyinde yer alan inceleme alanının jeolojik birimlerini Çardakboğazı

Dere Formasyonu (Permiyen), Aşıdağı Formasyonu (Triyas), Topmeşe Tepe Formasyonu (Jura-

Kretase), Pınarbaşı Grubuna ait Kocadağ Kireçtaşı Üyesi (Jura- Kretase)-Yeldeğirmeni Tepe Kireçtaşı

Üyesi (Üst Jura- Alt Kretase), Maden Tepe Formasyonu (Meastrihtiyen - Paleosen), Yağlıpınar Formasyonu

(Paleosen- Eosen) ve Köprübaşı Formasyonu (Pliyosen) oluşturur.

Yağlıpınar Formasyonu bu çalışmada Altıkesek Üyesi ve Karaboğaz Üyesi olmak üzere iki birime

ayırılmıştır. Altıkesek üyesi orta yelpaze ve dış yelpaze fasiyes topluluklarından oluşmuştur. Orta yelpaze

fasiyes topluluğu matriks destekli konglomeralar, tane destekli konglomeralar, teknemsi çapraz

tabakalı kumtaşları ve yatay tabakalı kumtaşları ile temsil edilen örgülü kanallardan oluşur. Kalişli

düzeyler içeren kırmızı çamurtaşları, ince taneli kumtaşları ve merceksi geometrili kireçtaşları içeren

kırmızı çamurtaşları dış yelpaze fasiyes topluluğunu karakterize eder. Karaboğaz üyesi ise, taşkın düzlüğü

ve göl çökellerinden kuruludur. Havzada geniş yayılım gösteren ve kalişli düzeyler içeren kırmızı -

kahverengi masif çamurtaşları taşkın düzlüğü fasiyes topluluğu olarak yorumlanmıştır. Yoğun kuruma

çatlakları ve mikrokarst yapıları ile Chara fosilleri ve stromatolitik düzeyler içeren masif kireçtaşları ise

göl tortullarını oluşturur.

Yağlıpınar Formasyonu’nun fasiyes özellikleri ve dolgu karakteristikleri bunların KD-GB doğrultulu

bir grabende oluştuğunu göstermektedir. Buradaki alüvyal çökeller temeldeki Permiyen–Kretase

yaşlı kireçtaşlarından kaynaklanmıştır.

Anahtar kelimeler: Sedimantoloji, alüvyal yelpaze, taşkın düzlüğü, göl, Yağlıpınar Formasyonu,

Kayseri.

156


Sedimentologıc Features of Yağlıpınar

Formation, Northern Pınarbaşı, Kayseri

Abstract

Fatma TARAF & İbrahim TÜRKMEN 1

Fırat Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü,

TR-23119 Elazığ, Turkey

1, iturkmen@firat.edu.tr

BİLDİRİLER

Stratigraphic units of the study area that located in the north of Pınarbaşı township of Kayseri

are represented by Çardakboğazı Dere Formation (Permian), Aşıdağı Formation (Triassic), Topmeşe

Tepe Formation (Jurassic-Cretaceous) - Yeldeğirmeni Tepe Limestone member (Upper Jurassic-Lower

Cretaceous) and Maden Tepe Formation (Maestrichtian-Paleocene) of Pınarbaşı Group Yağlıpınar

Formation (Palaeocene -Eocene) and Köprübaşı Formation (Pliocene).

In this study Yağlıpınar Formation has been divided as Altıkesek member and Karaboğaz member.

Altıkesek member is characterized by middle alluvial fan and distal fan deposits. Middle fan deposits is

composed of matrix supported conglomerate, clast supported conglomerate, trough crossbedded sandstone

and horizontal stratified sandstone characterizing braided channels. Distal alluvial fan deposits

consist of fine grained sandstone, caliche bearing red mudstone and lenticular body limestone. Karaboğaz

member is composed of floodplain deposits and lacustrine deposits. Massive mudstone bearing

carbonate nodules was widely developed in the basin characterizing flood plain deposits. Lacustrine

deposit is composed of massive limestone that contain mudcracks, microcarst, charophytes fossils and

stromatolite.

Facies aspects and basin fill characteristics of Yağlıpınar Formation indicate that the sequence

was developed NE-SW oriented graben. The alluvial deposits were derived from limestone forming

Permian-Cretaceous basement.

Keywords: Alluvial fan, flood plain, lacustrine, Yağlıpınar Formation, Kayseri, Turkey.

157


LÜBNAN DAĞININ KARSTİK ÖZELLİKLERİ

Fadi H. Nader

Liban Mağara Araştırma Kulübü (S.C.L.)

fadi.nader@gmail.com

ÖZET

Lübnan Dağı (Mount Lebanon) Lübnan’ın batısında, Akdenizin doğu kıyısı boyunca denize paralel

uzanan (32 ° 34’ ve 34 ° 41’ kuzey enlemleri arasında) bir dağ sistemidir. Toplam yüzölçümü 10,450

km 2 olan Lübnan’ın 7000 km 2 ’si (% 67) karstik kayalardan oluşan bir bölgedir (mesozoyik–senozoyik

çağ). Lübnan ve Karşı–Lübnan (Anti–Lebanon) Dağları kuzeydoğu–güneybatı yönlü uzanan ve aralarında

Bekaa adı verilen yüksek bir ova bulunan, birbirine paralel iki dağ sistemidir. Deniz seviyesinden

ortalama yüksekliği 2200 m’yi aşan ve uzunluğu yaklaşık 170 km olan Lübnan Dağı, batı Akdeniz’den

gelen rüzgarlara karşı iyi bir engel oluşturmaktadır. Her iki dağda bol miktarda yağmur ve kar yağışı

görülmektedir. Buna karşın, Beqaa vadisinde ve güney-batı Lübnanda ise daha az yağış görülür. Her

yıl mayıs ayndan ekim ayına kadar hemen hemen hiç yağış olmazken, yıllık yağış miktarının % 80’i

Kasım’dan Şubat’a kadar görülmektedir. Lübnan dağlarının yükseklerinden aşağıya sürekli akan 11 adet

akarsu bulunmaktadır.

Lübnandaki karstik özellikler, çeşitli etkenlerin farklı kombinasyonu (iklimsel, tektonik, jeomorfolojik,

hidrolojik) ve nispeten farklı karbonat yapıları nedeniyle çok geniş bir değişkenlik gösterir.

Katılımımızın amacı, Lübnan Dağı’ndaki bazı karstik özellikleri temel ve basit anlamda tanıtmak ve

Lübnan Karst Araştırmaları’ndaki son gelişmelere ışık tutmaktır. Yüksek irtifalarda bulunan kırık

karbonat tabakalardaki derin karstlaşma, suyun hızlı bir biçimde süzülmesine izin vererek, karstik su

kaynaklarını, kıyı ve denizaltı su kaynaklarını besleyen yeraltı su rezervine katkıda bulunur. Bu bölgedeki

mağara ağı doğal olarak bulunduğu yer ile (yükseklik, litoloji) ilgilidir. Dolayısıyla, belirgin üç

bölge (I, II, III) sahip oldukları karakteristik karstik özellikleriyle tanıtılacaktır. Nispeten yüksek irtifa

mağaraları (I. Bölge) kaya oluşumu ve litoloji’ye göre başlıca iki gruba ayrılır– Jura jeolojik zamandaki

tekdüze kalker derin, dikey mağaralar ve Kretase zamandaki kalker ara katmanlı, pekmez toprağı/

volkanik labirent, yatay mağaralar. Bunlar, kıyısal freatik mağaralardan (III. Bölge; Jura tabakasında–

dağlardan geri doldurulan yeraltı su rezervlerine yatay bağlantı oluşturur) ve kıyısal fosil mağaralardan

(Kretase tabakasında) farklı olarak anlatılacaktır. Lübnanın herkes tarafından bilinen Jeita Mağarası

ise III. Bölgenin Jura karst sistemine bağlıdır, bu mağarada hidroloji ve mağara oluşumu araştırmalarında

bir çok çalışma yapılmıştır. Bu şekildeki araştırmaların bazı sonuçları hakkındaki bilgiler de

sizlere sunulacaktır.

Anahtar kelimeler: Jura, Mağara, boşaltma katsayısı, Mağara topografyası, mağara oluşumu, Jeita,

Lübnan.

158


KARST FEATURES IN MOUNT LEBANON

ABSTRACT

Fadi H. Nader

Spéléo-Club du Liban (S.C.L.)

fadi.nader@gmail.com

Lebanon is located along the central-eastern coast of the Mediterranean Sea (between latitudes

32°34’N and 34°41’N). The total Lebanese land surface is 10,450km2, with about 7,000km2 (or 67%)

of the territory covered with karstified carbonate rocks (Mesozoic – Cenozoic in age). The Lebanon and

Anti-Lebanon are two parallel mountainous ranges, trending north-northeast-south-southwest; they

are separated by a high-plain called the Bekaa. Mount-Lebanon has average altitudes exceeding 2200m

above sea level for a length of 170km, forming an efficient obstacle for the westerly winds blowing from

the Eatsern Mediterranean realm. Precipitation (rain and snow) falls in abundance on both Lebanese

mountain ranges. In contrast, less rainfall occurs in the Beqaa valley and in the southwestern portion

of Lebanon. About 80% of precipitation falls from November through February, while almost no rain

occur from May to October (the dry/recession period). There are 11 perennial streams flowing from the

high ranges of Mount Lebanon, from typical karstic springs.

Karstic features are characterized by a broad diversity in Lebanon, due to the complex combination

of various factors (e.g. climatic, tectonic, geomorphologic, hydrological) and the relatively small

dimensions of carbonate structures. This contribution attempts to provide a basic and simple characterization

of some major karst features present in Mount Lebanon and to shed lights on recent progress

in the Lebanese karst research. Deep kasrtification in fractured carbonate strata at high altitudes

allows rapid infiltration contributing to a considerable reserve of groundwater, which emerges eventually

from karst springs as well as coastal and submarine confined springs. The cave networks are inherently

associated with their location (e.g. altitude, lithology). Accordingly, three distinct zones (I, II,

III) with characteristic karstic features are presented. The relatively high altitude caves (Zone I) mainly

fall in two groups based on the corresponding rock formation and lithology – deep, vertical caves in the

monotonous limestone-made Jurassic sequence; and labyrinth, lateral caves in the marl/volcanics and

limestone interlayered Cretaecous sequence. These are discussed separately from the coastal phreatic

caves (Zone III; in the Jurassic strata – forming lateral collectors of reserved groundwater recharged

from the highland) and the coastal fossil caves (in the Cretaceous strata). The traditionally known show

cave of Lebanon, Jeita, belongs to Jurassic karst system of Zone III and has been lately subject to several

studies in hydrogeology and speleothem investigations. Information about some results of such

studies will be also presented.

BİLDİRİLER

Keywords: Jurassic, Caves, Discharge coefficient, Cave topography, Speleothems, Jeita, Lebanon.

159


TURİZME AÇILMIŞ MAĞARADA (MENCİLİS MAĞARASI-

KARABÜK) BİYOÇEŞİTLİLİĞİN GÖZLEMLENMESİ

Pınar YILDIZ 1,2 , Meltem ALTUNÖZ ²

1, Mağara Araştırma Derneği

2, Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Biyoloji ABD

pinaryildiz28@gmail.com

Özet

Mağaralar karanlık, yüksek nem ve düşük sıcaklık gibi özelliklerinden dolayı çevremizde

gördüğümüz diğer ekosistemlerden farklı özellikler taşırlar. Kırılgan ve hassas ekosistemler oldukları

için, dışarıdan gelebilecek en ufak etkiler bile geri dönüşü olmayan hasarlara neden olabilir. Turizme

açılmış mağaralar bu açıdan büyük tehlike altındadır. Yapay ışıklandırma için kullanılan lambalar,

çevrelerinde mağara için doğal olmayan yosunlaşmaya neden olmaktadır. Mencilis Mağarası’ nda

yapılan gözlemlerden elde edilen sonuçlar bu görüşü desteklemektedir. Yapılan araştırma ile Mencilis

Mağarası’ndaki yapay ışıklandırmanın, mağara ekosistemi üzerindeki olumsuz etkileri, bu etkilerin

nedenleri ve bu nedenlerin ortadan kaldırılması için alınması gereken önlemler ortaya konulmuştur.

Anahtar kelimeler: Mağara, turizm etkisi, biyoçeşitlilik, yapay ışıklandırma, yapay ışık florası

160


Observation of BioDiversIty in TourIstIc

Caves (Mencilis Cave - Karabük)

Abstract

Pınar YILDIZ 1,2 , Meltem ALTUNÖZ ²

1, Cave Research Association

2,

Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Biyoloji ABD

pinaryildiz28@gmail.com

BİLDİRİLER

Because of their low light, high humidity and low temperature conditions cave ecosystems differ

from those we are accustomed to see on the surface. Since they are very sensitive and fragile even the

smallest outside effects can cause irreversible damages, thus caves selected for tourism are under grave

danger. Among these negative affects damages caused by improper artificial lighting are most visible.

Light sources used in artificial lighting cause unnatural moss growth in their surroundings. Observations

made at Mencilis cave clearly portray this situation. This study will analyze the negative effects of

artificial lighting on Mencilis Cave, underlying reasons of these effects and feasible preventative measures

that can be taken.

Keywords: Cave, Effects of Tourism, biodiversity, artificial lighting, lampenflora

161


Giriş

Mağaralar yeryüzü ortamlarından farklı ışık, sıcaklık ve nem özelliklerine sahip olmasından dolayı

farklı bir ekolojik yapıya sahiptir. Faunistik yapı bu etmenlere göre gelişirken floristik yapı ise mağaranın

doğal ışık alan bölgesine kadar gerçek bir gelişme gösterir. Fakat mağaraların karanlık bölgelerinde

dışarıdan sel suları vs. ile girmiş olan tohumların bir miktar büyüme gösterdiğini daha sonra ise ışık

kaynağı olmadığı için öldüğünü söyleyebiliriz.

Mağaralar kırılgan ve hassas ekosistemler oldukları için, dışarıdan gelebilecek en ufak etkiler bile

geri dönüşü olmayan hasarlara neden olabilir. Turizme açılmış mağaralarda yapay ışıklandırma kullanıldığından,

lambalar çevresinde doğal olmayan yosun tabakaları görülmektedir. Hatta bazı mağaralarda,

özellikle inceleme yapılan Mencilis Mağarası’nda bu yosunlaşma daha da ileri giderek karasal bitkilere

yerini bırakmıştır. Yosun oluşumu sadece ve sadece mağaraların gün ışığı alabilen giriş zonu için

doğaldır; içeride rastlanan yosunlaşma, doğal olarak düşük besinli olması gereken mağaralara besin

girdisine (yosun) neden olur. Bu durum hem mağara ortamının doğallığını bozmakta hem de mağarada

yaşayan canlıları tehlike altına sokmaktadır.

Turizm mağaralara, sıcaklık ve karbondioksit artışı ile en büyük etkiyi yapmaktadır. Ziyaretçi

sayısı fazla olan turistik mağaralarda bu durum yapay ışığın ortama olan etkisini artırmakta ve ortamda

eksik olan ışık enerjisinin (foton enerjisi) bu şekilde sisteme girmesine neden olmaktadır.

Mencilis Mağarası yapısı gereği eşsiz bir güzelliğe sahiptir, fakat bilinçsiz ışıklandırmadan dolayı

ışık kaynaklarının etrafında alg, yosun, eğrelti otları vb. oluşumu gözlemlenmektedir. Giriş kısmından

mağaranın içlerine doğru ilerledikçe koşullar daha durağan hale geçmekte ve bu durum da ışık kaynaklarının

etkisini artırmaktadır.

Turizmin Etkileri

Mağara turizminde, ziyaretçilerin mağara ortamlarını görmeleri için konulan ışık kaynakları

karanlık ortama yapay yollarla ışık enerjisinin ortama girmesine neden olmaktadır. Mağaraya giren her

ziyaretçinin ortamdaki karbondioksit oranını artırdığını düşünürsek, ziyaretçi sayısının fazla olmasıyla

ile belirli bir seviyede kalması gereken karbondioksit oranının artmasına neden olur. Bunlara ilave

olarak tohum ve sporlar da ziyaretçilerin üzerlerine yapışarak mağara ortamına giriş yaparlar.

Mağaralara konulan yapay ışık kaynakları ortam sıcaklığının kontrolsüz bir biçimde yükselmesine

sebep olur. Buna ilave olarak, ziyaretçiler mağaraya girdiğinde, vücut ısılarından ötürü ortamda

sıcaklık artışına neden olurlar. Yani günlük ziyaretçi sayısının artması ile ortamdaki havanın ısınması

arasında pozitif bir korelasyon bulunur. Bu sıcaklık etkisi, özellikle mağara turizminin yoğun olduğu yaz

aylarında daha net bir biçimde görülmektedir. Mağaranın yapısı gereği eğer iyi bir ventilasyonu varsa,

bu sıcaklık artışı kendisini bir sonraki güne kadar tölere edebilir, fakat ventilasyon iyi değil ise, bu artış

sezon boyu artarak devam eder ve mağara yapılarına zarar verecek düzeye gelir.

Ziyaretçilerin mağaralara girmesinin sonucu olan sıcaklık artışına ek olarak havadaki karbondioksit

oranı da artar. Normal şartlarda, mağara ortamındaki hava dışarıdaki havaya oranla 2 – 20 kez daha

fazla karbondioksit içermektedir. Literatürde yapılan çalışmalar göstermiş ki içerideki CO 2

konsantrasyonu

500 – 600 ppm arasında değişiklik gösterirken, ziyaretçilerden sonra 1500 ppm den daha yukarı

çıkabilmektedir. Bunlara ek olarak ziyaretçilerin solunumla yaydığı CO 2

miktarı kadar büyük olmasa

da, yapay ışık çevresinde büyüyen alg, yosun vb. faunistik elemanlar respirasyonları sırasında CO 2

açığa

çıkarırlar.

Karanlık bir mağara ortamına ışık kaynağı konulduğunda çevresine yayacağı tek zararlı etken

sıcaklık olmayacaktır. Sıcaklıkla birlikte bir enerjiyi de, foton enerjisi, çevresine verecektir. Çevreye

yayılan bu fotonlar, alg gelişimi için uygun ortamı hazırlar. Substratum olarak kayaç yüzeyleri, inorganik

karbon kaynağı olarak havada zaten yoğun miktarda bulunan CO 2

konsantrasyonu ve ön koşulların

162


tamamlanması için gerekli olan foton enerjisini de yapay ışık kaynaklarından alan spor ve tohumlar,

çimlenip, mağara ortamına yerleşirler.

Literatürde, ışık şiddeti ile yapılan çalışmalar göstermiştir ki; 0.5 ile 1 µmol foton m -2 s -1 arasında

değişen foton akı yoğunluğu, alg gelişiminin başlaması için uygun ortamı oluşturur, gelişim ise genellikle

21 µmol foton m -2 s -1 olduğunda devam eder. Siyanobakteri ve diatomeler için ise bu aralık 5 –

6 µmol foton m -2 s -1 dir. Bu durumdan anlaşılıyor ki, alg gelişimi için foton yoğunluğu önceliklidir.

Gelişme için gerekli olan substratum (ışığın etki ettiği kaya yüzeyleri), spektral foton akısı ve klorofil-a

konsentrasyonu ile oldukça yakından ilişkilidir. Kaya ve oluşumların yapısı alg gelişiminin substratum

ihtiyacını karşılar.

Durağan su içine konulmuş yapay ışık kaynakları alg gelişimi için uygun ortamı hazırlar. Litaratürde

bu konu ile ilgili çalışmalar mevcuttur, içlerinden önemli olan bir tanesi de Tokat’ta bulunan

Ballıca Mağarası’ nda yapılmıştır.

BİLDİRİLER

Sekil 1. 250 wattlık ışık kaynağının etkisi. Fotoğraf: Pınar Yıldız

MATERYAL VE YÖNTEM

İnceleme yapmak üzere Şubat 2010 tarihinde Mencilis Mağarası’nda turizmin ve yapay ışığın etkilerini

görmek için örnekleme çalışması yapılmıştır. Mağara girişinden itibaren, ilk istasyon 30 metrede

seçilmiş ve daha sonrasında her 10 metrede bir ışık kaynakları etrafında örnekleme yapılmıştır. Son

örnekleme istasyonu ise, platformun sonundaki 250 wattlık ışık kaynağı çevresinden yapılmıştır. Alg,

liken ve yosun örnekleri kuru kaplarda toplanmış, sulardan alınan örnekler ise %4 lük formaldehite

konulmuştur.

SONUÇLAR

Mencilis Mağarası’nın ışıklandırılmasında çoğunlukla, 25 - 40 watt arasında değişen enerji tasarruflu

ampuller, ayrıca belirli noktalarda 70 – 250 wattlık ışık kaynakları kullanılmaktadır. Bu ampulle-

163


rin ışık şiddetleri genellikle 1800 ile 2600 lümen arasındadır. Işık kaynaklarının hemen hemen tamamı

aydınlatılmak istenen alanlara çok yakın yerleştirilmiş. Mağaranın morfolojik yapısından dolayı da bu

ışık kaynaklarına yakın olan yüzeyler (aydınlatılması gereken alanda ışık şiddetinin 50 lux/ m2 olması

gerektiği düşünülürse) çok yüksek ışık şiddetine maruz kalmaktadır. Bu durumda 70 ve 250 watt lık

lambalar, ışıklandırılması düşünülen alanlara çok fazla ısı ve ışık yayarak aşırı yosunlaşmaya neden

olmuşlar ve geri dönüşümsüz tahribata yol açmışlardır.

Yosunlaşmanın oluşması için ısının yanında yeterli ışık şiddeti de gereklidir. Koşulları durağan

olan mağaraya koyulan sıcak ışık kaynağının, çevresindeki havayı belirli bir dereceye kadar ısıtması

ve mağaraya çok sayıda ziyaretçinin girmesi ortam ısısının artmasına etkendir. Mağaraya düzensiz ve

sık sık yapılan girişler ortamın CO 2

yoğunluğunu artırarak ısı artışına etken olur. CO 2

yoğunluğunun

artması hassas mağara süslerine ağır tahribatlar verir. Işık kaynağı ve ziyaretçilerin etkileri aynı zamanda

mağaranın nemli olan havasını da etkileyerek nem oranını düşürür. Bu etkiler özellikle ışık kaynağının

yakın çevresinde çok daha net görülür. Isınan havayla beraber nemin de azalması alg gelişmi için

uygun ortamı hazırlar.

Biyolojik aktiviteler tahribat ve aşınma ile, gözenekliliği artırarak kayaların içlerine kadar suyu

geçirir. Bu durum oluşumların ve kayaların üzerinde geri dönüşümü mümkün olmayan korozyonlara

neden olur.

Normal koşullarda mağarada bulunmaması gereken fazladan bir besin vardır artık; bitki. Bu bitkiler

besin zincirinde üretici noktasında yerini alır. Üzerine gelecek olan zincirlerde ise mağara ortamında

alışık olmadığımız canlılara rastlamak mümkün olacaktır. Çünkü gerekli olan sıcaklık, ışık ve besin

bu ortamda artık bulunmaktadır. Karasal koşullara göre sucul ortamda floristik elemanların gelişmesi

daha olasıdır, çünkü ortamda yeterli herşey zaten vardır, ışık eksikliği de yapay yollardan sağlandığından

karasal hayata göre daha hızlı alg gelişimi gözlemlenir.

Turizme açılmış mağaralarda, ziyaretçiler, sıcaklığın ve CO 2

oranının artmasına sebep olurlar.

Sıcaklık ve CO 2

artışı ile ortamın nem oranı düşer. Ortamda insan olduğu için sessiz olan mağara ortamında

ses fazlalığı oluşur. Doğal yapı değişir. Mağarada bulunan yarasalar için doğal yapının değişmesi,

kolonilerdeki birey sayılarının azalması anlamına gelir. Eğer bu etmenlerin şiddeti artarsa kolonilerdeki

bireylerin hepsinin ölmesi anlamına gelir.

TARTIŞMA VE ÖNERİ

Literatürdeki çalışmalara göre, yılda 100 saat aydınlanan bir mağarada algler gelişim için yeterli

enerjiyi sağlayamadığından büyüme ve gelişme göstermemişlerdir. Bundan şu sonucu çıkarabiliriz ki,

yosunlaşmayı engellemenin en basit ve etkili yolu, gereksiz aydınlanmanın minimum tutulmasıdır.

Mağaraya küçük ziyaretçi gruplarının yerine, bunların birkaç tanesinin birleşmesiyle oluşan ziyaretçi

grupları, rehber eşliğinde kask ve kafa lambası donanımı ile birlikte girmelidir. Böylece günlük ve

yıllık aydınlanma süresi kısalır ve yosun oluşumunu engellemek için tedbir alınmaya başlanmış olur.

Turizme açılmış mağarada aydınlatma için soğuk ışık kaynağı tercih edilmelidir. Işıklandırma

yapılacak alanda birim yüzeye düşen ışık miktarı 50 lux/m 2 yi geçmemelidir. Işık kaynakları rastgele

değil, amaca yönelik olarak, uygun ve belirli noktalara yerleştirilmeli ve aşırı aydınlıktan bilhassa kaçınılmalıdır.

Şiddetli ışık yayan lambalar yerine, küçük ama etkili olabilecek birçok sayıda ışık kaynağı

tercih edilmelidir. Gereksiz yere ışıklar açık bırakılmamalı, gruplar o bölgeden geçtikten sonra ışıklar

mutlaka söndürülmelidir. Mümkünse ısının rahatça dağıtılabilmesi için ışık kaynakları hava sirkülasyonunun

olduğu yerlere yerleştirilmelidir. Platform aydınlatmalarında, aydınlatma düzeneği platformun

dışına ışık taşırmayacak şekilde kurulmalıdır. Mağara bölümler halinde aydınlatılmalı ve her

bölümün ışıklandırması bir uzaktan kumanda veya bir açma kapama anahtarı ile kontrol edilmelidir.

Mağaranın turizme açılmış bölümünün yıl boyunca sıcaklık, nem ve CO 2

miktarı ölçümleri veri toplama

cihazları ile yapılmalıdır. Bu cihazlar ışıklandırmadan ve ziyaretçilerden en çok etkilenecek yerle-

164


re yerleştirilmelidir. Bu cihazlardan çıkan sonuçlara göre ziyaret süreleri ve sayıları belirlenmelidir.

Mağara içerisine hiçbir şekilde ses kaynağı konulmamalıdır.

TEŞEKKÜR

Bu çalışma, Mağara Araştırma Derneği Koruma Kurulu üyelerince hazırlanan “Karabük - Mencilis

Mağarası Aydınlatma Raporu” ndan desteklenilerek yazılmıştır. Koruma Kurulu üyelerine teşekkür

ederiz.

KAYNAKÇA

BİLDİRİLER

Cigna, A., Burri, E., 2000, Development, management and economy of show caves, International

Journal of Speleology (1/4), s. 1-27

Grobbelaar, Johan U., 2000, Lithophytic algae: A major threat to the karst formation of show

caves, Journal of Applied Phycology v.12, s. 309-315

Mulec,J. ve Kosi, G., 2009, Lampenflora algae and methods of growth control, Journal of Cave

and Karst Studies v.71, no. 2, s. 109-115

Kekillioğlu, A.,2008,Çevresel sürdürülebilirlik ve mağaralar, 4. Ulusal Speloloji Sempozyumu,

Ankara, p 1-21

Kekillioğlu, A., 2008, Mağaralar ve Ekoturizm, 4. Ulusal Speloloji Sempozyumu, Ankara, s. 89-113

A. Pulido-Bosch, W. Martín-Rosales, M. López-Chicano, C. M. Rodríguez-Navarro, A. Vallejos,

1997, Human impact in a tourist karstic cave (Aracena, Spain), enviromental Geology 31 (3/4), s.

142-149

165


MAĞARA EKOSİSTEMLERİNİN KORUNMASINDA

ETKİNLİK VE 2863 SAYILI KÜLTÜR-TABİAT

VARLIKLARINI KORUMA KANUNU

Dr. Selim ERDOĞAN

Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Mağara Koruma Birimi

Özet

Mağaraların ekosistem bütünlüğü içerisinde değerlendirilmesi ve alınacak koruma önlemlerinin

belirlenmesinde tüm ekosistem bileşenlerinin dikkate alınması yalnızca Türkiye’de değil, tüm Dünya’da

yeni gelişmekte olan bir yaklaşımdır. Bununla birlikte, mağarabilim açısından önde gelen ülkeler

kurumsal ve yasal koruma çalışmalarını bu yeni yaklaşıma göre şekillendirmektedirler. Ulusal veritabanına

kayıtlı ve bilimsel açıdan incelenmiş 1500’e yakın mağarasıyla Türkiye de mağara ekosistemlerinin

korunmasında etkinliği sağlamak adına kurumsal-yasal altyapısını bu çağdaş yaklaşımla yeniden

yapılandırmalıdır. Bununla birlikte, Türkiye’de mağaralar halen Milli Parklar Kanunu, Kara Avcılığı

Kanunu ve Kültür-Tabiat varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında korunmaktadır. Ancak bu kanunların

da korumada etkinlik açısından güçlü ve zayıf yönleri bulunmaktadır. Özellikle 2863 sayılı Kültür

ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun öngördüğü statülerin mağaraların korunmasında ne derece

etkili olduğu ayrıntılı olarak değerlendirilmesi gereken bir husustur. Bu çalışmada söz konusu mevzuat

aracının öngördüğü statüler, bu statüler ile koruma altına alınan mağaralar ve oluşturulan koruma

şemsiyesinin etkinliği irdelenmiştir.

Anahtar kelimeler: Mağara, Koruma, Mevzuat, Doğal Varlık

166


THE EFFICIENCY IN PROTECTING CAVES and LAW

NO: 2863, CULTURAL AND NATURAL HERITAGE

PROTECTION ACT

Abstract

Dr. Selim ERDOĞAN

General Directorate Nature Conservation and Natural Parks, Cave Conservation Unit

BİLDİRİLER

To handle caves with ecosystem integrity and to take into consideration all ecosystem components

in determination of conservation measures are newly developing approaches not only for Turkey but

also for the rest of the world. As regards spelology, towering countries are shaping their institutional

and legislative conservation studies according to this new approach. Turkey, with its scientific inventory

containing approximately 1500 caves, has to restructure its institutional-legislative base in respect

of this contemporary thought in order to activate its conservation efforts. On the other hand, in Turkey

caves are being protected in the frame of National Parks Law, Cultural and Natural Heritage Protection

Act and Hunting Law. However these laws have strengths and weaknesses as regards efficiency in

conservation. Especially efficiency of conservation status suggested by Cultural and Natural Heritage

Protection Act in protecting caves has to be evaluated in detail. In this study conservation status, caves

being protected by this law and the efficiency of this legislative instrument are being discussed.

Keywords: Cave, Conservation, Legislation, Natural Heritage

167


Giriş

Bilim olarak ekolojinin ve bunun uygulama sahası olan çevre korumanın gelişimi henüz çok yenidir.

Ernst Haeckel’in ilk kez “Ekoloji” kelimesini telaffuz etmesinin ve bu kavramın içini Danimarkalı

Eugenius Warming’in doğru içerikle doldurmasının üzerinden henüz yüzyıl gibi kısa bir süre geçmiştir

(Nicholson ve Margetts, 2007., Silvius, 2007). Bir başka deyişle, bilim olarak ekoloji ancak yirminci

yüzyılın başında güncel anlamına kavuşabilmiştir.

Her bilim dalının olduğu gibi, ekolojinin de günlük yaşamda bir uygulama alanı vardır. “Doğa

koruma” şeklinde insan yaşamında yerini bulan bu uygulamalar ise ancak İkinci Dünya Savaşı’nda

yaşanan yıkımdan sonra olanaklı olabilmiştir. Bu dönemde 18 ülke, 7 uluslararası örgüt ve 107 ulusal

kuruluşun kendisini korumaya adamış temsilcileri bir araya gelerek güçlerini birleştirmişler ve Dünya

Doğayı Koruma Birliği’ni 1948 yılında International Union for Protection of Nature (IUPN) adıyla

kurmuşlardır (IUCN, 2007). Daha sonra IUCN olarak tanınacak olan bu örgütün kuruluşu çağdaş çevre

koruma yaklaşımının miladı olarak kabul edilebilir.

Tüm ekosistem bileşenlerini bütüncül bir yaklaşımla korumayı hedefleyen doğa koruma yaklaşımı

bile bu kadar yeni bir geçmişe sahipken, mağaraları ekosistem ölçeğinde ele alan bir koruma yaklaşımının

olgunlaşmış bir felsefi temele ve kurumsal bir yapıya kavuşmuş olmasını beklemek doğru olmayacaktır.

İnsan diğer çoğu ekosistem hizmetinden olduğu gibi mağaralardan da sonu gelmeyecek bir doğal

kaynak olarak yararlanmış, mağaraları ekosistem olarak dikkate alan yaklaşım ancak 1970’lerden sonra

çevre koruma yazınında kendisine yer bulabilmiştir.

Bugün hala pek çok ülkenin mağaralarını ilksel koruma politikaları ve koruma statüleri çerçevesinde

ele aldığı, ancak birkaç ülkenin mağaraları ekosistem bütünlüğü içerisinde değerlendirdiği görülmektedir.

Günümüzde mağara ekosistemlerini korumaya yönelik özgün mevzuat araçları geliştiren

ülkeler arasında Slovenya (Cave Conservation Act, 2003) ve ABD (Federal Cave Protection Act, 1988)

sayılabilir. Ancak Jamaica gibi bazı ülkelerde de yalnızca mağaraları korumaya yönelik yasal düzenlemeler

yapma yönünde girişimler olduğu bilinmektedir. Benzer şekilde Avrupa Parlamentosu 2008

yılında yayınladığı yazılı bildiriyle Avrupa Birliği komisyonuna AB Anayasası’nın 151. maddesi uyarınca

mağaraları ve mağara içi oluşumları korumaya yönelik bir yasal araç hazırlama görevi vermiştir (EU,

2008). Söz konusu yasa taslağı “direktif” niteliği kazanarak Avrupa Birliği sınırları içerisinde yürürlüğe

girdiği tarihte aday ülke konumundaki Türkiye açısından da bağlayıcı bir nitelik kazanacaktır.

Türkiye’de Mevcut Yasal Durum

Türkiye sahip olduğu binlerce mağaraya karşın, bu doğal mirası korumaya yönelik adımları atmada

henüz başlangıç safhasındadır. Doğa koruma adına öncü girişimlerin 1950’lerin sonunda ilan edilen ilk

milli parklar olduğu göz önüne alındığında, daha kat edilmesi gereken uzun bir yol olduğu anlaşılabilir.

Özel Çevre Koruma Kanunu kapsamında “Özel Çevre Koruma Alanı” olarak tescil edilerek koruma

altına alınan 15 alan dışında, Türkiye’de mağaralar “alan ölçeğinde koruma statüsü” öngören üç mevzuat

aracı ile korunmaktadır. Bunlar 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıkları Kanunu, 2873 sayılı Milli

Parklar Kanunu ve 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu’dur. 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu kapsamında

korunması gereken kaynak değerlere sahip, özellikli sahalar Milli Park, Tabiat Parkı, Tabiatı Koruma

Alanı ve Tabiat Anıtı olarak tescil edilmektedir. 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu ile de fauna açısından

özel öneme sahip bölgeler “Yaban Hayatı Geliştirme Sahası” olarak koruma altına alınmaktadır. Bu

çalışma derinleştirilerek daha kapsamlı bir “korunan alanlar ve mağara ekosistemleri analizi” haline

getirilecek olduğundan ve anılan tüm yasa araçlarının başlı başına irdelenmesi gerektiğinden, yalnızca

2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıkları Kanunu’na yönelik bir değerlendirme yapılmıştır. Diğer iki yasa

aracı, değerlendirmeye yönelik verilerin tamamlanmasının ardından bu analizle bütünleştirilecektir.

168


Kültür ve Tabiat Varlıkları Kanunu

Kültür ve Tabiat Varlıkları Kanunu, Türkiye’nin alansal ölçekte doğal ve kültürel mirasını koruma

yönünde attığı ilk ciddi adımlardan birisidir. 1983 yılında yayımlanarak yürürlüğe giren kanun, pek çok

eksiğine rağmen günümüzde bile ortak ulusal mirasın korunması yönünde etkin şekilde kullanılan bir

yasa aracı olmuştur. Yasanın amacı “korunması gerekli taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları

ile ilgili tanımları belirlemek, yapılacak işlem ve faaliyetleri düzenlemek, bu konuda gerekli ilke ve

uygulama kararlarını alacak teşkilatın kuruluş ve görevlerini tespit etmek” olarak tanımlanmıştır.

Doğa korumanın çoğu kez “yatırımın ve kalkınmanın önündeki engel” olarak görüldüğü bir dünyada,

siyasi iradenin koruma ilkelerinin önüne geçebileceği öngörüsüyle, yürütme erkinden bağımsız ve

mutlak karar yetkisine sahip “koruma kurulları” tanımlanmıştır. Korunan alan ilanları ve uygulama

kararları “korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile ilgili yapılan tespitler koruma

kurulu kararı ile tescil olunur” hükmüyle bu kurulların sorumluluğuna verilmiştir.

Korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarının koruma alanlarının belirlenmesi ve bu alanlarda

gerçekleştirilecek her tür uygulama için de, kararlara yasal itiraz yolu açık olmak üzere, koruma kurulları

yetkilendirilmiştir. Bunun yanı sıra, günümüzde uygulanan çağdaş yaklaşım olan yönetim planı ile

korumanın başlangıcı sayılabilecek olan “koruma amaçlı imar planı” sistemi zorunlu kılınmış, korunan

alanlarda planlı yönetim anlayışına geçişe büyük katkı sağlanmıştır.

Zaman içerisinde karşılaşılan aksaklıkları giderme, koruma kurullarının ve koruma mevzuatının

işlevselliğini arttırma gerekçeleriyle günümüze dek 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma

Kanunu’nda dört kez (1987, 2004, 2006, 2009) önemli değişiklik yapılmıştır. Bu değişiklikler kapsamında

koruma kurullarından “koruma bölge kurulları”na geçiş, yerel yönetim yetkilerinin revizyonu

gibi kurumsal yenilemeler yapılmış, yasada yer alan ifadelerde (doğal varlık teriminin kültür varlığı

şeklini alması) ve planlama yaklaşımlarında (çevre düzeni planı ve yönetim planı sistemlerinin dahil

edilmesi) yeniden yapılandırmaya gidilmiştir.

2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu uyarınca oluşturulan ve bu kanun

kapsamında koruma kurullarınca uygulanacak olan genel koruma politikalarını belirleme yetkisine

sahip “Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu”, 05.11.1999 tarih ve 658 sayılı ilke kararı

ile “arkeolojik sit”, 19.06.2007 tarih ve 728 sayılı ilke kararı ile de “doğal sit” statülerini yeniden tanımlamıştır

(Anonim, 2011(a)). Kültür ve Tabiat Varlıkları Kanunu’nda “ilginç özellik ve güzelliklere sahip

olan ve ender bulunan korunması gerekli alanları ve taşınmaz tabiat varlıkları” olarak tanımlanan

Doğal Sit statüsünün kapsamı ve uygulama ölçütleri, Yüksek Kurul ilke kararında çizilen çerçeveyle

açıklığa kavuşturulmuştur.

BİLDİRİLER

1. Derece Doğal SİT

Kesin yapı yasağı olmakla birlikte, resmi ve özel kuruluşlarca zorunlu olan alanlarda, teknik altyapı

hizmetleri (kanalizasyon, açık otopark, telesiyej, teleferik, içme suyu, enerji nakil hattı, telefon hattı

ve benzeri) uygulamalarının Koruma Kurulunca uygun görüleceği şekliyle yapılabilir.

2. Derece Doğal SİT

Doğal yapının korunması ve geliştirilmesi yanında kamu yararı göz önüne alınarak kullanıma

açılabilecek alanlardır. Bu alanlarda, turizm yatırım ve turizm işletme belgeli turistik tesisler ile hizmete

yönelik yapılar dışında herhangi bir yapılaşmaya gidilemez

169


3. Derece Doğal SİT

Doğal yapının korunması ve geliştirilmesi yolunda, yörenin potansiyeli ve kullanım özelliği de göz

önünde tutularak konut kullanımına da açılabilecek alanlardır.

Benzer şekilde 2863 sayılı Kanun’da “insanlığın varoluşundan günümüze kadar ulaşan eski uygarlıkların

yer altında, yer üstünde ve su altındaki ürünlerini, yaşadıkları devirlerin sosyal, ekonomik ve

kültürel özelliklerini yansıtan her türlü kültür varlığının yer aldığı yerleşmeler ve alanlar” olarak tanımlanan

arkeolojik sit statüsünün kapsamını Yüksek Kurul aldığı ilke kararıyla çizmiştir.

1. Derece Arkeolojik SİT

Korumaya yönelik bilimsel çalışmalar dışında aynen korunacak sit alanlarıdır. Bu alanlarda,

kesinlikle hiçbir yapılaşmaya izin verilmez. İmar planlarında “aynen korunacak sit alanı olarak belirlenir”.

Bilimsel amaçlı kazıların dışında hiçbir kazı yapılamaz.

2. Derece Arkeolojik SİT

Korunması gereken, ancak koruma ve kullanma koşulları koruma kurulları tarafından belirlenecek,

korumaya yönelik bilimsel çalışmalar dışında aynen korunacak sit alanlarıdır. Bu alanlarda, yeni

yapılaşmaya izin verilmez. Ancak günümüzde kullanılmakta olan tescilsiz yapıların basit onarımlarının

yürürlükteki ilke kararı doğrultusunda yapılabilir.

3. Derece Arkeolojik SİT

Koruma - kullanma kararları doğrultusunda yeni düzenlemelere izin verilebilecek arkeolojik alanlardır.

Tanımlamalardan da görülebileceği gibi, derecenin büyümesiyle koruma statüsünün esnekliği

artmakta, birinci derece doğal ve arkeolojik sit uygulamalarında ise neredeyse bir “mutlak koruma”

öngörülmektedir. Sit statüsünün derecesi arttıkça, Kanun’un ihlali durumunda failin karşılaşacağı

yaptırım da ters orantılı şekilde azalmaktadır. Birinci derece sit statüsüne sahip alanlarda 2863 sayılı

Kanun’a aykırı durum yaratanların karşılaşacağı cezalar, daha yüksek dereceli sit alanlarına göre daha

yüksek olmaktadır.

Yüksek Kurul’un ilke kararları doğrultusunda, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü

eşgüdümünde kültür ve tabiat varlıkları koruma kurulları tarafından yapılan çalışmalarla toplam 10.627

adet doğal, tarihi, kentsel ve arkeolojik sit alanı tescil edilmiştir (Anonim, 2011(b)). Bu alanların tescil

durumları incelendiğinde, yukarıda değinilen çerçevede belirlenmiş sit statülerinin yanı sıra, derecesi

belirtilmemiş doğal - arkeolojik sit alanları ve kapsamı tam olarak ne 2863 sayılı Kanunda ne de Yüksek

Kurul’un ilke kararlarında tam olarak açıklanmamış bir “doğal varlık” statüsü olduğu görülmektedir. Bu

çalışma kapsamında yapılan yazın taramasında doğal varlık olarak tanımlanan bu statünün sınırlarına,

içeriğine, etkisine ve yaptırım gücüne ilişkin sağlıklı bir bilgiye ulaşılamamıştır.

Bununla birlikte, 2863 sayılı kanunda “jeolojik devirlerle, tarih öncesi ve tarihi devirlere ait olup,

ender bulunmaları veya özellikleri ve güzellikleri bakımından korunması gerekli yer üstünde, yer

altında veya su altında bulunan taşınmazlar” şeklindeki doğal varlık tanımının, daha sonra Yüksek

Kurul tarafından alınan ilke kararında doğal sit için yapıldığı görülmüştür. Bu durumda, 2863 sayılı

Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kanunu ile tescili yapılmış sahaların envanteri içerisinde önemli bir

170


yer tutan doğal varlık statüsünün tam olarak neyi ifade ettiği anlaşılamadığından, etkisi konusunda bir

değerlendirme yapmak da güçleşmektedir.

Yukarıda anılan 10.627 sit alanının 322 adedini mağaralar oluşturmaktadır. Bir başka ifadeyle,

322 adet alan mağaranın, arkeolojik veya doğal kaynak değerleri dikkate alınarak, 2863 sayılı Kanun

kapsamında tescili yapılmıştır. Bu alanların dökümü Tablo 1’de sunulmaktadır.

Buradan da görülebileceği gibi, 64 alan 1, 2 ve 3. derece arkeolojik sit, 50 alan 1, 2 ve 3. derece

doğal sit, 131 alan ise doğal varlık olarak tescil edilmiştir. 32 alanda hem doğal hem arkeolojik sit statüsü

bulunurken, 25 alanda arkeolojik, 22 alanda ise doğal sit statüsü bulunmakla birlikte derecesi bilinmemektedir

(Şekil 1).

BİLDİRİLER

Şekil 1. Statülerine Göre 2863 Sayılı Kanunla Tescil Edilmiş Mağaraların Dağılımı

171


Tablo 1. 2863 Sayılı Kanunla Tescili Yapılan Mağaralar

NO MAĞARA ADI İL İLÇE KÖY SİT Statüsü

1 Yarımburgaz İstanbul Avcılar 1. Derece Arkeolojik SİT

2 Örülü Mağara Adana Saimbeyli Karakuyu 1. Derece Arkeolojik SİT

3 Sarı Mağara Adana Yüreğir Belören 1. Derece Arkeolojik SİT

4 Adsız Adıyaman Merkez Göksu köprüsü 1. Derece Arkeolojik SİT

5 Kırkkapılı Aksaray Eskil Büyükerdoğdu 1. Derece Arkeolojik SİT

6 Adsız Ankara Haymana Demirözü 1. Derece Arkeolojik SİT

7 Adsız Ankara Haymana Yenice 1. Derece Arkeolojik SİT

8 İnkaya Ankara Kazan Kınık 1. Derece Arkeolojik SİT

9 Adsız Ankara Haymana ŞerefliGökgöz 1. Derece Arkeolojik SİT

10 Adsız Ankara Ayaş Gökler Mah. 1. Derece Arkeolojik SİT

11 Karadağ Antalya Akseki Süleymaniye 1. Derece Arkeolojik SİT

12 Adsız Antalya Korkuteli Bayatbademler 1. Derece Arkeolojik SİT

13 Bağırcak Antalya Akseki Kuyucak 1. Derece Arkeolojik SİT

14 Haçlı Sığınak Antalya Merkez Beldibi/MP içi 1. Derece Arkeolojik SİT

15 Adsız Antalya Serik Hasgebe 1. Derece Arkeolojik SİT

16 Yemişli Antalya Kaş Aklar 1. Derece Arkeolojik SİT

17 Adsız Antalya Merkez Çığlık/Kızıldere 1. Derece Arkeolojik SİT

18 Adsız Antalya Merkez Çığlık/Kızıldere 1. Derece Arkeolojik SİT

19 Adsız Balıkesir Dursunbey Hacılar 1. Derece Arkeolojik SİT

20 Karain Burdur Ağlasun Hisarköy 1. Derece Arkeolojik SİT

21 Karain Burdur Bucak Kocaaliler 1. Derece Arkeolojik SİT

22 İnarası Burdur Bucak Taşyayla 1. Derece Arkeolojik SİT

23 Kızılin Burdur Merkez Çatalağıl 1. Derece Arkeolojik SİT

24 Katırcıini Bursa İznik Merkez 1. Derece Arkeolojik SİT

25 Kapıkaya Bursa Orhaniye Erenler 1. Derece Arkeolojik SİT

26 Hırbemerdon Diyarbakır Bismil Mesudiler 1. Derece Arkeolojik SİT

27 Berkleyn Diyarbakır Lice 1. Derece Arkeolojik SİT

28 Adsız Diyarbakır Kocaköy Arkbaşı 1. Derece Arkeolojik SİT

29 Şaklat Diyarbakır Kocaköy Şaklat 1. Derece Arkeolojik SİT

30 Cem-i Reşan Diyarbakır Çınar Aşağıkonak 1. Derece Arkeolojik SİT

31 Ahiler Eskişehir Merkez Ahiler 1. Derece Arkeolojik SİT

32 İmera Gümüşhane Merkez Olucak 1. Derece Arkeolojik SİT

33 Büyükekiz Isparta Şkaraağaç Çarıksaray 1. Derece Arkeolojik SİT

34 Kocain Isparta Gönen Senirce 1. Derece Arkeolojik SİT

35 Kapalıin Isparta Gönen Senirce 1. Derece Arkeolojik SİT

36 Adsız İzmir Torbalı Uyuzdere vad. 1. Derece Arkeolojik SİT

37 Adsız İzmir Bornova Kayadibi 1. Derece Arkeolojik SİT

38 Kırkmağaralar Kmaraş Pazarcık Yukarı Pazarcık 1. Derece Arkeolojik SİT

39 Adsız Kastamonu Cide Sofular 1. Derece Arkeolojik SİT

40 Bedre Kırklareli Merkez Koyunbaba 1. Derece Arkeolojik SİT

41 Karacehennem Konya Selçuklu Yazıbelen 1. Derece Arkeolojik SİT

42 Avdan Kütahya Merkez Avdan 1. Derece Arkeolojik SİT

43 Antik mağaralar Mardin Merkez Savurkapı 1. Derece Arkeolojik SİT

44 Peynirli Muğla Milas Ören 1. Derece Arkeolojik SİT

172


Tablo 1. 2863 Sayılı Kanunla Tescili Yapılan Mağaralar (devam ediyor)

NO MAĞARA ADI İL İLÇE KÖY SİT Statüsü

45 Adsız Muğla Fethiye Kemer 1. Derece Arkeolojik SİT

46 Pınarcık Niğde Çiftlik Kayırlı 1. Derece Arkeolojik SİT

47 Yedioba Niğde Bor 1. Derece Arkeolojik SİT

48 Adsız Siirt Merkez Gökçebağ 1. Derece Arkeolojik SİT

49 Şikefta Siirt Merkez Kışlacık 1. Derece Arkeolojik SİT

50 Köroğlu Sivas Merkez Tavraderesi 1. Derece Arkeolojik SİT

51 Bazda Şanlıurfa Harran 1. Derece Arkeolojik SİT

52 Güngörmez Tekirdağ Saray Galata Deresi 1. Derece Arkeolojik SİT

53 Adsız Tokat Turhal Şenyurt 1. Derece Arkeolojik SİT

54 Bacılı Yozgat Merkez Bacılı 1. Derece Arkeolojik SİT

55 Kırkgöz Yozgat Merkez Küçükçalıklı 1. Derece Arkeolojik SİT

56 Kemikli Yozgat Yenifakılı Damlalık mvk. 1. Derece Arkeolojik SİT

57 Şıngırdaklıin Ankara Ayaş Hamamboğazı 1.Doğal - 1. Derece Arkeolojik SİT

58 Adsız Ankara Güdül Kirmir Çayı 1.Doğal - 1. Derece Arkeolojik SİT

59 Adsız Ankara Güdül Yeşilöz 1.Doğal - 1. Derece Arkeolojik SİT

60 Kızılin Antalya Merkez Yağca 1.Doğal - 1. Derece Arkeolojik SİT

61 Çarkini Antalya Merkez Yağca 1.Doğal - 1. Derece Arkeolojik SİT

62 Mustanini Antalya Merkez Yağca 1.Doğal - 1. Derece Arkeolojik SİT

63 Karain Antalya Merkez Yağca 1.Doğal - 1. Derece Arkeolojik SİT

64 Macarini Antalya Merkez Yağca 1.Doğal - 1. Derece Arkeolojik SİT

65 Öküzini Antalya Merkez Yağca 1.Doğal - 1. Derece Arkeolojik SİT

66 Suluin Antalya Merkez Yağca 1.Doğal - 1. Derece Arkeolojik SİT

67 Koyunini Antalya Merkez Yağca 1.Doğal - 1. Derece Arkeolojik SİT

68 Harunini Antalya Merkez Yağca 1.Doğal - 1. Derece Arkeolojik SİT

69 Kocain Antalya Merkez Döşemealtı 1.Doğal - 1. Derece Arkeolojik SİT

70 İn Antalya Merkez Döşemealtı 1.Doğal - 1. Derece Arkeolojik SİT

71 Sırtlanini Aydın Karacasu Çamarası 1.Doğal - 1. Derece Arkeolojik SİT

72 Adsız Çankırı Orta Sakseli 1.Doğal - 1. Derece Arkeolojik SİT

73 Beyinli Denizli Merkez Kurtluca 1.Doğal - 1. Derece Arkeolojik SİT

74 Hassuni Diyarbakır Silvan 1.Doğal - 1. Derece Arkeolojik SİT

75 Döngel Kmaraş Merkez Döngel 1.Doğal - 1. Derece Arkeolojik SİT

76 Adsız Konya Merkez Gökyurt 1.Doğal - 1. Derece Arkeolojik SİT

77 Işıkini Konya Hadim Dülgerler 1.Doğal - 1. Derece Arkeolojik SİT

78 Adsız Konya Derebucak Pınarbaşı 1.Doğal - 1. Derece Arkeolojik SİT

79 Adsız Mersin Mut Hacıahmetli 1.Doğal - 1. Derece Arkeolojik SİT

80 Peynirçiçeği Muğla Bodrum Gündoğan 1.Doğal - 1. Derece Arkeolojik SİT

81 İncirli Muğla Milas Gökçeler 1.Doğal - 1. Derece Arkeolojik SİT

82 Civelek Nevşehir Gülşehir Civelek 1.Doğal - 1. Derece Arkeolojik SİT

83 Güzelli Yozgat Şefaatli Güzelli 1.Doğal - 1. Derece Arkeolojik SİT

84 Cehennemağzı Zonguldak Krz.Ereğlisi Süleymanlar 1.Doğal - 1. Derece Arkeolojik SİT

85 Kilise Zonguldak Krz.Ereğlisi Süleymanlar 1.Doğal - 1. Derece Arkeolojik SİT

86 Adsız Konya Sarayönü Beşgözpınarı 2. Derece Arkeolojik SİT

87 Kaleyamacı Niğde Çiftlik Kayırlı 2. Derece Arkeolojik SİT

88 Adsız 1 Tekirdağ Saray Güneşkaya Mvk. 2. Derece Arkeolojik SİT

BİLDİRİLER

173


Tablo 1. 2863 Sayılı Kanunla Tescili Yapılan Mağaralar (devam ediyor)

NO MAĞARA ADI İL İLÇE KÖY SİT Statüsü

89 Adsız 2 Tekirdağ Saray Güneşkaya Mvk. 2. Derece Arkeolojik SİT

90 Adsız 3 Tekirdağ Saray Güneşkaya Mvk. 2. Derece Arkeolojik SİT

91 Adsız 4 Tekirdağ Saray Güneşkaya Mvk. 2. Derece Arkeolojik SİT

92 Adsız Ordu Perşembe Boğazcık 2.Doğal-2. Derece Arkeolojik SİT

93 Astım Mersin Silifke Hasanaliler 3.Arkeolojik

94 Aylapınarı İstanbul Silivri Danamandıra Arkeolojik SİT

95 1 Nolu Mağara Ankara Kızılcahamam Mahkemeağacı Arkeolojik SİT

96 2 Nolu Mağara Ankara Kızılcahamam Mahkemeağacı Arkeolojik SİT

97 3 Nolu Mağara Ankara Kızılcahamam Mahkemeağacı Arkeolojik SİT

98 4 Nolu Mağara Ankara Kızılcahamam Mahkemeağacı Arkeolojik SİT

99 5 Nolu Mağara Ankara Kızılcahamam Mahkemeağacı Arkeolojik SİT

100 6 Nolu Mağara Ankara Kızılcahamam Mahkemeağacı Arkeolojik SİT

101 7 Nolu Mağara Ankara Kızılcahamam Mahkemeağacı Arkeolojik SİT

102 8 Nolu Mağara Ankara Kızılcahamam Mahkemeağacı Arkeolojik SİT

103 9 Nolu Mağara Ankara Kızılcahamam Mahkemeağacı Arkeolojik SİT

104 10 Nolu Mağara Ankara Kızılcahamam Mahkemeağacı Arkeolojik SİT

105 11 Nolu Mağara Ankara Kızılcahamam Mahkemeağacı Arkeolojik SİT

106 12 Nolu Mağara Ankara Kızılcahamam Mahkemeağacı Arkeolojik SİT

107 13 Nolu Mağara Ankara Kızılcahamam Mahkemeağacı Arkeolojik SİT

108 14 Nolu Mağara Ankara Kızılcahamam Mahkemeağacı Arkeolojik SİT

109 15 Nolu Mağara Ankara Kızılcahamam Mahkemeağacı Arkeolojik SİT

110 16 Nolu Mağara Ankara Kızılcahamam Mahkemeağacı Arkeolojik SİT

111 17 Nolu Mağara Ankara Kızılcahamam Mahkemeağacı Arkeolojik SİT

112 18 Nolu Mağara Ankara Kızılcahamam Mahkemeağacı Arkeolojik SİT

113 19 Nolu Mağara Ankara Kızılcahamam Mahkemeağacı Arkeolojik SİT

114 20 Nolu Mağara Ankara Kızılcahamam Mahkemeağacı Arkeolojik SİT

115 21 Nolu Mağara Ankara Kızılcahamam Mahkemeağacı Arkeolojik SİT

116 Cunni Erzurum Karayazı Salyamaç Arkeolojik SİT

117 Pekmezdere Kırklareli Pınarhisar Arkeolojik SİT

118 Tekkeköy Samsun Tekkeköy 1 ve 3. Derece Arkeolojik SİT

119 Adsız Sivas Zara Demiryurt Arkeolojik sit

120 Adsız Ankara Şereflikoçhisar Kurutlutepe 1. Derece Doğal SİT

121 Adsız Antalya Serik Akbaş 1. Derece Doğal SİT

122 Mavi Antalya Kaş Kaş-Kalkan Kıyı 1. Derece Doğal SİT

123 Güvercinlik Antalya Kaş Kaş-Kalkan Kıyı 1. Derece Doğal SİT

124 Güvercinini Antalya Kaş Kaş-Kalkan Kıyı 1. Derece Doğal SİT

125 Deniz Antalya Kaş Kaş-Kalkan Kıyı 1. Derece Doğal SİT

126 Aslanlı (Yaren) Aydın Kuşadası Kirazlı 1. Derece Doğal SİT

127 Gürcüoluk Bartın Amasra Çakrazbez 1. Derece Doğal SİT

128 Çimağıl Bayburt Merkez Çimağıl 1. Derece Doğal SİT

129 Seylik Bolu Seben Musasofular 1. Derece Doğal SİT

130 İnsuyu Burdur Merkez Çatalağıl 1. Derece Doğal SİT

131 Ayıini Bursa Mkemalpaşa Söğütalan 1. Derece Doğal SİT

132 Aslanini Denizli Acıpayam Dodurgalar 1. Derece Doğal SİT

174


Tablo 1. 2863 Sayılı Kanunla Tescili Yapılan Mağaralar (devam ediyor)

NO MAĞARA ADI İL İLÇE KÖY SİT Statüsü

133 Keloğlan Denizli Acıpayam Dodurgalar 1. Derece Doğal SİT

134 Fakıllı Düzce Akçakoca Fakıllı 1. Derece Doğal SİT

135 Sarıkaya Düzce Yığılca 1. Derece Doğal SİT

136 Aksu Düzce Yığılca 1. Derece Doğal SİT

137 Yelini (Yılanlı) Eskişehir Günyüzü Kayakent 1. Derece Doğal SİT

138 Zindan Isparta Aksu Zindan Deresi 1. Derece Doğal SİT

139 Adsız İzmir Torbalı Uyuzdere vad. 1. Derece Doğal SİT

140 İncesu Karaman Merkez Taşkale 1. Derece Doğal SİT

141 Asarini Karaman Merkez Taşkale 1. Derece Doğal SİT

142 Yenidünya Karaman Merkez Bucakkışla 1. Derece Doğal SİT

143 Balıönü Kastamonu Cide Abdülkadir 1. Derece Doğal SİT

144 Kızılkaya Konya Hadim Bolat 1. Derece Doğal SİT

145 Obruk Konya Derbent Değiş 1. Derece Doğal SİT

146 Adsız Yapay Kütahya Merkez Sabuncupınar 1. Derece Doğal SİT

147 Naldöken Kütahya Tavşanlı Elmaağacı 1. Derece Doğal SİT

148 Kocain Kütahya Simav Örencik 1. Derece Doğal SİT

149 İnçal Kütahya Simav Örencik 1. Derece Doğal SİT

150 Köşekbükü Mersin Anamur Ovabaşı 1. Derece Doğal SİT

151 Kepez Mersin Silifke Kızılisalı 1. Derece Doğal SİT

152 Adsız Mersin Merkez Aslanköy 1. Derece Doğal SİT

153 Adsız Muğla Fethiye 1. Derece Doğal SİT

154 Yerküpe Muğla Kavaklıdere Menteş 1. Derece Doğal SİT

155 Adsız Muğla Marmaris Karacasöğüt 1. Derece Doğal SİT

156 Acıgöl Nevşehir Acıgöl Acıgöl 1. Derece Doğal SİT

157 Karaağaç Zonguldak Alaplı Akçakoca yolu 1. Derece Doğal SİT

158 Erçek Zonguldak Merkez Elvanpazarcık 1. Derece Doğal SİT

159 Çamlık mağaraları Konya Derebucak Çamlık 1 ve 2. Derece Doğal SİT

160 Zeus Aydın Kuşadası Güzelçamlı 2. Derece Doğal SİT

161 Dupnisa Kırklareli Demirköy 2. Derece Doğal SİT

162 Tınaztepe Konya Seydişehir Madenli 2. Derece Doğal SİT

163 Adsız Konya Meram Hatip mah. 2. Derece Doğal SİT

164 Boynuzcu Konya Seydişehir Tarascı 2. Derece Doğal SİT

165 Kuşu Konya Taşkent Balcılar 2. Derece Doğal SİT

166 Sultanpınarı Konya Bozkır Üçpınar 2. Derece Doğal SİT

167 Ballıca Tokat Pazar Ballıca 2. Derece Doğal SİT

168 Derbent Tokat Merkez Derbent Boğazı 2. Derece Doğal SİT

169 Avara Kütahya Emet Esatlar 3. Derece Doğal SİT

170 Gürlek İstanbul Şile Hacıllı Doğal SİT

171 İnkese İstanbul Şile 9 Tepeler Doğal SİT

172 Palanlı Adıyaman Merkez Palanlı Doğal SİT

173 Ağbayır Aksaray Sarıyahşi Bekdik Doğal SİT

174 Mağara Amasya G.Hacıköy Gümüş Doğal SİT

175 Tuluntaş Ankara Gölbaşı Tuluntaş Doğal SİT

176 Baltalı Ardahan Hanak Horasan Doğal SİT

BİLDİRİLER

175


Tablo 1. 2863 Sayılı Kanunla Tescili Yapılan Mağaralar (devam ediyor)

NO MAĞARA ADI İL İLÇE KÖY SİT Statüsü

177 Camili Ardahan Hanak Horasan Doğal SİT

178 Beşik Ardahan Hanak Horasan Doğal SİT

179 Adsız Elazığ Keban Keban Brj. Doğal SİT

180 Buzluk Elazığ Harput Güllübağ Doğal SİT

181 Adsız Erzurum Oltu Yıldızkaya Doğal SİT

182 Adsız Kastamonu Cide Kalafat Köyü Doğal SİT

183 İn Kırıkkale Sulakyurt Kalekışla Doğal SİT

184 İnsuyu Konya Cihanbeyli Doğal SİT

185 Eskiköyün Konya Meram Eski Köy Doğal SİT

186 Kuruçay Mersin Silifke Susanoğlu Doğal SİT

187 Adsız Mersin Tarsus Taşkuyu Doğal SİT

188 Adsız Sivas Yıldızeli Bakırcıoğlu Doğal SİT

189 Divanlı Yozgat Akdağmadeni Divanlı Doğal SİT

190 Karababa İstanbul Çatalca Gökçeli Doğal Varlık

191 Adsız İstanbul Sultangazi Cebeci Doğal Varlık

192 Mektep Adana Saimbeyli Değirmenci Doğal Varlık

193 Adsız Adana Saimbeyli Karakuyu Doğal Varlık

194 Örülü Mağara Adana Saimbeyli Yardibi Doğal Varlık

195 Örülü Mağara Adana Saimbeyli Değirmenci Doğal Varlık

196 Pirin Adıyaman Merkez Pirin Doğal Varlık

197 Adsız Adıyaman Gölbaşı Harmanlı Doğal Varlık

198 Aynalı Amasya Merkez Ziyaret Doğal Varlık

199 Kral Mezarı Amasya Merkez Ziyaret Doğal Varlık

200 Manastır Ankara Gölbaşı Selametli Doğal Varlık

201 Tesbili Antalya Alanya Taşatan Dere Doğal Varlık

202 Dim Antalya Alanya Kuzyaka Doğal Varlık

203 Kadınini Antalya Alanya Oba Doğal Varlık

204 Bucakalan Antalya Akseki Bucakalan Doğal Varlık

205 Damlataş Antalya Alanya Saray Mah. Doğal Varlık

206 Yalan Dünya Antalya Gazipaşa Beyrebucak Doğal Varlık

207 Sırtlanini Antalya Gazipaşa Karalar Doğal Varlık

208 Adsız Antalya Alanya Oba/Tosmur Doğal Varlık

209 İsli Antalya Merkez Hisarçandır Doğal Varlık

210 Mağara Çukuru Antalya Merkez Pınarlı/Çamköy Doğal Varlık

211 Simoluğu Antalya Manavgat Gebece Doğal Varlık

212 Adsız Antalya Merkez Kovanlık Doğal Varlık

213 Suini Antalya Alanya Oba/Bucakoluk Doğal Varlık

214 Meryemini Antalya Gündoğmuş Umutlu Doğal Varlık

215 Adsız Antalya Alanya Güzelbağ Doğal Varlık

216 Kararsak Antalya Merkez Varsak Doğal Varlık

217 Koyungöbedi Antalya Akseki Sadıklar Doğal Varlık

218 Sabancılar Antalya Alanya Elikesik Doğal Varlık

219 Kesmeliyatak Antalya Alanya Elikesik Doğal Varlık

220 Altınbeşik Antalya İbradı Ürünlü Doğal Varlık

176


Tablo 1. 2863 Sayılı Kanunla Tescili Yapılan Mağaralar (devam ediyor)

NO MAĞARA ADI İL İLÇE KÖY SİT Statüsü

221 Savangin Artvin Yusufeli Bakırtepe Doğal Varlık

222 Bal Artvin Ardanuç Sakarya Doğal Varlık

223 İnceğez Bartın Amasra İnceğez Doğal Varlık

224 Adsız Bayburt Merkez Maden/Taşçılar Doğal Varlık

225 Oyukkaya Bolu Mengen Doğal Varlık

226 Adsız Burdur Tefenni Yuvalak Doğal Varlık

227 Seferyiğiti Burdur Bucak İncirdere Doğal Varlık

228 Oylat Bursa İnegöl Hilmiye Doğal Varlık

229 Koçköy Düzce Akçakoca Yenimahalle Doğal Varlık

230 Koç Elazığ Keban Gökbelen Doğal Varlık

231 Ala Erzincan Kemaliye Esertepe Doğal Varlık

232 Adsız Erzurum Oltu Ünlükaya Doğal Varlık

233 Adsız Erzurum şenkaya Timurkışla Doğal Varlık

234 Yedi Odalar Erzurum şenkaya Yeşilkaya Doğal Varlık

235 Büyük Mağara Eskişehir Seyitgazi Doğançayır Doğal Varlık

236 Küçük Mağara Eskişehir Seyitgazi Ağılderesi Doğal Varlık

237 Ahır Gaziantep Şahinbey Uzunçarşı Cd. Doğal Varlık

238 Karaca Gümüşhane Torul Cebeli Doğal Varlık

239 Adsız Gümüşhane Merkez Akçakale Doğal Varlık

240 Arılı Gümüşhane Torul Arılı Doğal Varlık

241 Tomara Gümüşhane Şiran Seydibaba Doğal Varlık

242 Kırklar Gümüşhane Köse Salyazı Doğal Varlık

243 İkisu Gümüşhane Torul İkisu Doğal Varlık

244 Beşikli Hatay Samandağ Nekropolde Doğal Varlık

245 Adsız Hatay Antakya Hanyolu Doğal Varlık

246 Kuzini Isparta Sütçüler Kesme Doğal Varlık

247 İnönü Isparta Eğirdir Sarıidris Doğal Varlık

248 Adsız İzmir Menderes Ahmetbeyli Doğal Varlık

249 Adsız İzmir Torbalı Özbey Doğal Varlık

250 Adsız İzmir Selçuk Bayrakçıtepe Doğal Varlık

251 Mencilis Karabük Safranbolu Bulak Doğal Varlık

252 Adsız Karaman Merkez Başharman Doğal Varlık

253 Adsız Kars Merkez Ocaklı Doğal Varlık

254 Adsız Kars Kağızman Camuşlu Doğal Varlık

255 Adsız Kars Kağızman Camuşlu Doğal Varlık

256 Adsız Kars Kağızman Camuşlu Doğal Varlık

257 Ölçülü Kars Merkez Ölçülü Doğal Varlık

258 Karabalçık Kastamonu Abana Iğrava Mvk. Doğal Varlık

259 Adsız Kayseri Yeşilhisar Doğanlı Doğal Varlık

260 Karıncalı Kırşehir Merkez Doğal Varlık

261 Meşeköy Kırşehir Kaman Meşeköy Doğal Varlık

262 Güvercinlik Konya Derbent Değiş Doğal Varlık

263 Adsız Konya Meram Kızılviran Doğal Varlık

264 Adsız Konya Meram Kızılviran Doğal Varlık

BİLDİRİLER

177


Tablo 1. 2863 Sayılı Kanunla Tescili Yapılan Mağaralar (devam ediyor)

NO MAÐARA ADI ÝL ÝL Ç E KÖY SÝT Statüsü

265 Deveciini Konya Altýnekin Hacýnuman Doða l V arl ýk

266 Peynirini Konya Derbent Mülayim Doða l V arl ýk

267 Ýn de res i Malatya Merkez Çöþnük Doða l V arl ýk

268 Sulu Malatya Doðanþehir Polat Doða l V arl ýk

269 A dsýz 1 Mardin Midyat Acýr lý Doða l V arl ýk

270 A dsýz 2 Mardin Midyat Acýr lý Doða l V arl ýk

271 A dsýz 3 Mardin Midyat Acýr lý Doða l V arl ýk

272 A dsýz 4 Mardin Midyat Acýr lý Doða l V arl ýk

273 A dsýz 5 Mardin Midyat Acýr lý Doða l V arl ýk

274 A dsýz 6 Mardin Midyat Acýr lý Doða l V arl ýk

275 A dsýz 7 Mardin Midyat Acýr lý Doða l V arl ýk

276 A dsýz 8 Mardin Midyat Acýr lý Doða l V arl ýk

277 A dsýz 9 Mardin Midyat Acýr lý Doða l V arl ýk

278 Ad sýz 10 Mardin Midyat Acýr lý Doða l V arl ýk

279 Ad sýz 11 Mardin Midyat Acýr lý Doða l V arl ýk

280 Ad sýz 12 Mardin Midyat Acýr lý Doða l V arl ýk

281 Ad sýz 13 Mardin Midyat Acýr lý Doða l V arl ýk

282 Ad sýz 14 Mardin Midyat Acýr lý Doða l V arl ýk

283 Kýrksütunlu Mardin Savur Kýr kd i re k Doða l V arl ýk

284 Derinsu Mardin Savur Derinsu Doða l V arl ýk

285 Eshab-ýKeyf Mersin Tarsus Say Doða l V arl ýk

286 A y nal ý Gö l Mersin Ay dýn cýk Gemi Duraðý Doða l V arl ýk

287 Ad sýz Muðla Marmaris Cennet Adasý Doða l V arl ýk

288 Tekesuyu Muðla Datça Emecik Doða l V arl ýk

289 Damlataþ Niðde Merkez Deðirmenli Doða l V arl ýk

290 Karaasmaz Niðde Altunhisar Bayatönü Doða l V arl ýk

291 Ad sýz Ordu Ünye Yazkonaðý Doða l V arl ýk

292 Ad sýz Samsun Merkez Matasyon yolu Doða l V arl ýk

293 Ad sýz Samsun Merkez Doða l V arl ýk

294 Kenkürük Sivas Hafik Dýþkap ý Doða l V arl ýk

295 Ad sýz Þan l ýur f a Merkez Doða l V arl ýk

296 Ad sýz Þan l ýur f a Merkez Tepe Mah. Doða l V arl ýk

297 Eyüp Peygamber Þan l ýur f a Merkez Kendirci Doða l V arl ýk

298 Ad sýz Tokat Zile Evrenköy Doða l V arl ýk

299 Ad sýz Trabzon Maçka Kýr anta þ Doða l V arl ýk

300 Ad sýz Trabzon Maçka Akarsu Doða l V arl ýk

301 Ad sýz Trabzon Merkez Sahil karayolu Doða l V arl ýk

302 Vazelon Trabzon Maçka Kiremitli Doða l V arl ýk

303 Koskarlý Trabzon Düzköy Çayýrbaðý Doða l V arl ýk

304 Çalköyü Trabzon Düzköy Çalköyü Doða l V arl ýk

305 Vazelen Trabzon Maçka Doða l V arl ýk

306 Ad sýz Trabzon Düzköy Çalköyü Doða l V arl ýk

307 Ad sýz Van Gürpýnar Yedisalkým Doða l V arl ýk

308 Horhor Van Merkez Van Kalesi Doða l V arl ýk

178


Tablo 1. 2863 Sayılı Kanunla Tescili Yapılan Mağaralar (devam ediyor)

NO MAÐARA ADI ÝL ÝL Ç E KÖY SÝT Statüsü

309 Ad sýz Yalova Merkez Soðucak Doða l V arl ýk

310 A dsýz 1 Zonguldak Krz.Ereðlisi Kavakderesi Doða l V arl ýk

311 A dsýz 2 Zonguldak Krz.Ereðlisi Kavakderesi Doða l V arl ýk

312 A dsýz 3 Zonguldak Krz.Ereðlisi Kavakderesi Doða l V arl ýk

313 Gökgöl Zonguldak Merkez Ankara yolu Doða l V arl ýk

314 Kýzýl el ma Zonguldak Merkez Çatalaðzý Doða l V arl ýk

315 Cumayaný Zonguldak Merkez Çatalaðzý Doða l V arl ýk

316 Ýnaðzý Zonguldak Merkez Kilimli Doða l V arl ýk

317 I lýk su Zonguldak Merkez Kozlu Doða l V arl ýk

318 Sofular Zonguldak Çaycuma Sofular Doða l V arl ýk

319 Ç ay ýrk ö y Zonguldak Çaycuma Güdüllü Doða l V arl ýk

320 Küçük Maðara Zonguldak Çaycuma Ç ay ýrk ö yü Doða l V arl ýk

321 Ad sýz Kýrþehir Mucur Yeþilyurt Doðal ve Arkeolojik SÝT

322 Ad sýz Kýrþehir Mucur Aksaklý Doðal ve Arkeolojik SÝT

BİLDİRİLER

2863 Sayılı Kanun’un Etkinliği

2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu yukarıda özetlenen nitelikleri nedeniyle

mağara ekosistemlerinin korunmasında etkili bir araç gibi görülmektedir. Ancak ören yerleri, arkeolojik

yerleşkeler ve farklı ekosistem türleri için etkinliği üst seviyede olan bu mevzuat aracının mağaralar konusunda

aynı güce sahip olduğunu ifade etmek güçtür. Bu çelişki başta kurumsal yapı ve personel rejimi olmak

üzere pek çok farklı etkenden kaynaklanmaktadır.

Kurumsal Yapının Yetersizliği

Gelişmiş ülkeler ölçeğinde bile değerlendirildiğinde 2863 sayılı Kanun doğal ve kültürel mirasın korunması

açısından önemli bir adımdır. Bununla birlikte Kanun etüd, tescil, planlama ve uygulama aşamalarında

ilgili birimlerini ve koruma kurullarını yetkilendirirken bu alanların izlenmesini ve etkin saha kontrolünü

içermeyen bir sistemik yapı oluşturmuştur. Bir alanın etüdü tamamlanarak ilgili koruma kurulu tarafından

tescili yapıldıktan sonra alana ilişkin bir belirsizlik ortaya çıkmaktadır. İlanı yapılan alanların düzenli

izlemesi, tehdit analizleri yapılmamakta, bu da herhangi bir ihbar olmadığı takdirde sahadaki sorunların

karar vericilere ve uygulayıcılara yansımamasına neden olmaktadır. Bir örnek vermek gerekirse, arkeolojik

sit statüsüne sahip olmasına karşın kaçak define kazısı gerçekleştirilen çok sayıda mağara mevcuttur. Bu

durumda yaptırım gücü son derece yüksek olmasına karşın, 2863 sayılı Kanun ancak kolluk kuvvetleri tarafından

failler belirlenebildiğinde etkili şekilde kullanılabilmektedir.

Benzer şekilde, Kanun’da uygulayıcı kurum konumundaki Kültür ve Turizm Bakanlığı’na konuyla ilgili

kolluk teşkilatını oluşturma yetkisi verilmemiş olduğundan, etkin saha kontrolü gerçekleştirilememektedir.

Bir başka deyişle sit alanlarında, milli parklarda “orman muhafaza memurları” aracılığıyla gerçekleştirilen,

denetim ve fiziki koruma görevini yürütecek herhangi bir yapı bulunmamaktadır. Bu da Kanun kapsamında

tescili yapılmış alanlarda meydana gelen ihlallerin belirlenememesi, müdahale edilememesi anlamına

gelmektedir. Çarpıcı bir örnek, arkeolojik sit olarak tescil edilen Akin Mağarası’nın (Şereflikoçhisar, Ankara)

ağzının yasadışı definecilik faaliyetlerinin önlenmesi amacıyla yıkılarak tümüyle kapatılmasıdır. Kurumun

kendi kolluk ve koruma birimi olmadığından, kaçak kazı tehdidi mağara ağzı yıkılarak bertaraf edilmiştir.

179


Personel Rejiminden Kaynaklanan Olumsuzluklar

2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında etüd ve tescil çalışmalarını

yürüten koruma bölge kurullarının ile Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nde görevli teknik

personelin mesleki altyapısı incelendiğinde genellikle mimar, arkeolog, sanat tarihi uzmanı, biyolog gibi

mağara ekosistemleri konusunda deneyimi olmayan, ancak diğer doğal-kültürel miras unsurları konusunda

uzman kadrolardan oluştukları görülebilir. Bu uzmanlar arkeolojik yerleşimler, kentsel sit alanları,

tarihi ve kültürel miras, yüzey ekosistemleri gibi konularda son derece başarılı çalışmalar yürütmekte

ve ülke genelinde belirli bir standart dahilinde tescil kararları almaktadırlar. Ancak mağaralar

gibi kendine has jeomorfolojik, hidrojeolojik, ekolojik özellikleri olan ve çoğu kez çok disiplinli bilimsel

araştırmalar gerektiren ekosistemlerde bu uzmanlık dalları yetersiz kalmaktadır. Bu durumda kadroların

tüm özverisine ve çabasına karşın belirli bir standart oluşturulamamakta, mutlak şartta korunması

gereken mağaralara tescil yapılmayıp acil önlem gerektirmeyen mağaralara en katı koruma statüleri

verilebilmektedir. Bunun en çarpıcı örneklerinden birisi Ayvaini Mağarası (Bursa, Mustafakemalpaşa)

gibi önemli bir hidrolojik sistemin hiçbir statüye sahip olmamasına karşın, hemen yakın bölgesinde yer

alan Ayıini Mağarası’nın 1. Derece Doğal Sit statüsüyle koruma altına alınmış olmasıdır.

Bunun yanı sıra, personel yapısındaki bu yetersizlik nedeniyle koruma bölge kurulları arasında da

yapılan tesciller açısından bir standart oluşturulamadığı gözlenmektedir. Kurulların etüd için görevlendirdikleri

personelin mesleki altyapısına veya kararı oluşturan kurul üyelerinin bilim uzmanlıklarına

göre eşdeğer alanlar için önerilen statüler farklılıklar gösterebilmektedir. Bir örnek vermek gerekirse

jeomorfolojik yapı açısından birbirine çok benzeyen Ballıca Mağarası (Pazar, Tokat) 1. Derece Doğal Sit

statüsüne sahipken, Oylat Mağarası (İnegöl, Bursa) Doğal Varlık olarak tescil edilmiştir. Bu çelişkiler

uygulamalarda da farklılıklar doğurmaktadır.

Statülerdeki Belirsizlikler

Koruma Yüksek Kurulu’nun ilke kararlarıyla netleştirdiği arkeolojik ve doğal sitler sınırları, içerikleri,

yaptırım güçleri iyi tanımlanmış, uygulamada boşluklara ve çelişkilere yer vermeyecek statüler

durumundadırlar. Bununla birlikte, “doğal varlık” olarak tescil edilmiş alanlarda belirlenme ölçütleri,

izin verilen ve yasaklanan uygulamalar gibi konularda belirsizlikler bulunmaktadır. Yapılaşmaya ne

dereceye kadar izin verilebileceği, doğal varlık olarak tescil edilen bir mağaranın hangi şartlarla turizme

açılabileceği ve bu alanlarda denetimin nasıl sağlanacağı gibi konularda sağlıklı ölçütler bulunmamaktadır.

Türkiye’de resmi olarak turizme açılmış durumdaki 29 mağaranın 13’ünün “doğal varlık” olarak

tescil edildiği düşünüldüğünde, bunun ne kadar önemli bir soru işareti oluşturduğu daha iyi anlaşılabilir.

2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile koruma altına alınan 322 mağaranın

131’i doğal varlık olarak statü verilen mağaralardır. Bu mağaralarda vahşi yaklaşımla turizme

açma dışında ekosistem bütünlüğüne zarar veren başka olumsuz süreçler de yaşanmaktadır. Doğal

varlık statüsüne sahip İnönü Mağarası (Eğridir, Isparta) yasa dışı define kazısı, Koçköy (Yenimahalle,

Düzce) arazi kazanmak amacıyla giriş ağzının doldurulması, Kızılelma-Cumayanı (Zonguldak) sistemine

doğrudan kömür atık deşarjı yapılarak mağaranın büyük oranda tahrip edilmesi, İnağzı (Zonguldak)

Mağarası’nın evsel atık depolama sahası olarak kullanılması bu örneklerden sadece bazılarıdır.

Sonuçlar

2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, uygulamaya konduktan sonra geçirdiği

süreçte karşılaşılan olumsuzluklara rağmen, özgün bir mağara mevzuatının henüz bulunmadığı Türkiye

180


açısından önemli bir koruma aracıdır. Bu kanunun arkeolojik yerleşkelerde, tarihi alanlarda ve sulak

alan-orman ekosistemlerinde kullanıldığı etkinlikte kullanılabilmesi için kanunun güçlü ve zayıf yönlerinin

doğru değerlendirilmesi önemlidir.

Özellikle 2863 sayılı Kanun’un kendisinde ve Koruma Yüksek Kurulu ilke kararlarında tanımlanan

statülerin açıklığa kavuşturulması, mağara ekosistemlerinde hangi statülerin etkin koruma anlamına

geldiğinin doğru şekilde anlaşılması gerekmektedir. Doğal ve arkeolojik sit gibi belirlenme ve uygulama

ölçütleri net bir şekilde tanımlanmış statülerin yanı sıra, doğal varlık gibi herhangi bir standarda

oturtulamayan statülerin varlığı göz ardı edilmemelidir.

Bu kapsamda ela alındığında, “doğal varlık” olarak kültür ve tabiat varlıkları envanterinde yer

alan sahaların “korunan alan” olarak değerlendirilmesi uygun olmayacaktır. Doğal varlık olarak tescil

edilmesine rağmen azımsanmayacak sayıda mağaranın ekolojik işleyişinde ve jeomorfolojik bütünlüğünde

geri dönüşümü zor tahribat oluşması, bu statünün bir koruma statüsü olarak değerlendirilmemesi

gerektiği sonucunu doğurmaktadır. Doğal varlık statüsüne sahip mağaraların 2863 sayılı Kültür

ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında koruma altına alınan mağaralar envanterinden

çıkarılması durumunda, bu çerçevede korunan mağara sayısı 191 olmaktadır. Bu durumda ortaya çıkan

tablo Şekil 2’de verilmiştir.

BİLDİRİLER

Şekil 2. Doğal Varlık dışındaki statülere göre mağaraların dağılımı

2. derece doğal sit uygulaması, turizm tesislerine ve kamu yararı gözetilerek yapılacak müdahalelere

olanak verdiği için, mağaraların ekosistem bütünlüğü içerisinde korunması anlamına gelmemektedir.

Üçüncü derece doğal sit durumunda ise konut amaçlı yapılaşma bile koruma bölge kurulunun

kararı ile verilebilmektedir. Benzer şekilde, 2. ve 3. derece arkeolojik sit uygulamalarında koruma bölge

kurulunun kararı doğrultusunda mağaranın ekolojik işleyişini etkileyecek eylemlere izin verilebilir. Bu

durumda farklı koruma kurullarının yetkisindeki eşdeğer alanlar için bir tescil standardı oluşturulamama

olasılığı yüksektir.

181


Bilimsel araştırmalar ve eğitim amaçlı faaliyetler dışındaki eylemlere ve alanda fiziksel değişiklik

gerektiren müdahalelere izin vermemesi nedeniyle 1. derece doğal sit, 1. derece arkeolojik sit statüleri

en etkin koruma yaklaşımları olarak dikkat çekmektedir. 29 alanda bu iki statünün birlikte bulunması

ise korumanın etkinliğini artıran bir uygulamadır. 1. derece doğal, 1. derece arkeolojik sit statüsüne

sahip olan ve bu iki statüyü aynı anda birlikte taşıyan mağaraların sayısının, toplam tescilli mağara

sayısına oranı % 29 dur. Bu oran aynı zamanda tescil aşamasında etkin koruma statüsü kazandırılmış

mağara sayısıdır.

İlk bakışta % 29 çok düşük bir başarı oranı gibi görülebilir. Ancak mağara konusunda yetkin ve

deneyimli personel yokluğu, mağara konusunda bir tescil standardının bulunmaması ve yetkili kurumun

teşkilat yapısında etkin saha denetimi yapmakla yükümlü kolluk gücü bulunmaması gibi olumsuz

faktörler göz önüne alınarak değerlendirildiğinde, bu rakam oldukça yüksek bir başarı yüzdesidir.

Bu çalışma kapsamında yapılan değerlendirmelerde 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıkları

Kanunu’nun doğru uygulandığı takdirde mağara ekosistemlerinin korunmasında etkili bir araç olarak

kullanılabileceği görülmüştür. Ancak Kanun’un uygulanması aşamasında karşılaşılan güçlüklerin ve

yapıdaki zayıflıkların aşılmasında, mağaraların ekosistem boyutunda korunması yönünde kaygıları ve

beklentileri olan kesimlerin sürece aktif katılımı bir zorunluluktur.

Deneyimli ve yetkin mağara uzmanından yoksun olan koruma bölge kurulları sportif mağaracılıkla

uğraşan derneklerce ve Türkiye Mağaracılık Federasyonu’nca desteklenmeli, kurullardan gelecek

talepler doğrultusunda mağara toplulukları etüd ve tescil süreçlerine katkıda bulunmalıdır. Bu noktada,

koruma bölge kurullarının çoğu kez hareket noktasını oluşturan vatandaş ihbarları yerine, mağara

topluluklarının teknik raporları referans alınmalıdır. Benzer şekilde, karşılaşılan hukuki ihlaller de

koruma bölge kurullarına rapor şeklinde iletilmelidir.

Mağaraların özellikleri, ekosistem gereksinimleri gibi konularda deneyimli mağara topluluklarının

koruma bölge kurullarının yürüttüğü çalışmalara aktif katılımı ile 2863 sayılı Kültür ve Tabiat

Varlıkları Kanunu’nun uygulanmasında karşılaşılan zayıflıklar giderilebilecek, korumada etkinlik artırılabilecektir.

Kaynakça

Anonim, 2011(a)., http://www2.epdk.org.tr/mevzuat/diger/ArkeolojikSitler_658/ArkeolojikSitler.pdf

Anonim, 2011(b)., http://www.kultur.gov.tr/TR/belge/1-90748/istatistikler.html., (03.03.2011)

EU, 2008., Written Declaration “on Protection of Caves as cultural, natural and environmental

Heritage”., 23.04.2008, 0033/2008., European Parliament.

IUCN., Shaping a Sustainable Future., The IUCN Programme 2009-2012., (www.iucn.org.,

18.02.2007)

Nicholson, J., Margetts, D., 2007., Who Was...Ernst Haeckel?., Biologist., Vol. 54, No.1., ss 32-34.

Silvius, J.E., 2007., A Brief History of Ecology., Cedarville University, Compilation., Cedarville,

ABD., ss 1-8.

The Republic of Slovenia., 2003., Cave Conservation Act., No. 801-07/94-4/6., Ljubljana, 17

December 2003.

US Congress., 1988., The Federal Cave Protection Act., US Code 63., 16 USC Sec. 4301.

TC Kültür ve Turizm Bakanlığı., 1983., Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu., Kanun No

2863., Resmi Gazete, Tarih: 21.07.1983, Sayı: 18113.

TC Çevre ve Orman Bakanlığı., 1983., Milli Parklar Kanunu., Kanun No 2873., Resmi Gazete,

Tarih:11.08.1983, Sayı: 18132.

TC Çevre ve Orman Bakanlığı., 2003., Kara Avcılığı Kanunu., Kanun No 4915., Resmi Gazete,

Tarih:01.07.2003, Sayı:25165.

182


183

BİLDİRİLER


MAĞARALARIN KORUNMASINDA EKOSİSTEM

YAKLAŞIMI VE DEREBUCAK-ÇAMLIK MAĞARALARI

TABİAT PARKI ÖRNEĞİ

Selim ERDOĞAN, Hakkı S. ERGENELİ,

Murat DELİBAŞ, Ufuk SABANCILAR

Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Mağara Koruma Birimi

Özet

Konya ili Derebucak ilçesi sınırları içerisinde yer alan Çamlık Kasabası, Toros Karst Kuşağı’nın

tipik özelliklerini yansıtan önemli bir karst alanıdır. Çamlık Mağaraları Öneri Tabiat Parkı ise, Çamlık

Kasabası’nın yaklaşık 1,5 km batısından başlayarak 857 hektarlık bir alan üzerinde batıya doğru uzanan,

Körükini, Suluin, Balatini, Asmacıini, Çocuk Attıkları Delik, Saklı Uçurum, Derevend, Baraj, Eski Düden,

Dede Tarlası Düdeni, Gavur Beşiği ve Dölek Düdeni gibi çok sayıda mağarayı kapsaması öngörülen

bir korunan alandır. 2009 yılında başlayan etüt çalışmaları sonucunda, sadece adı geçen mağaraların

değil, bölgede bulunan diğer önemli karst yapılarının da korunması amacıyla geniş bir sahanın 2873

sayılı Milli Parklar Kanunu kapsamında “tabiat parkı” statüsüyle koruma altına alınması öngörülmüştür.

Çamlık ve Derebucak belediyelerince de desteklenen projede mağaraların ekolojik işleyişinin etkin

şekilde korunabilmesi amacıyla ekosistem yaklaşımı benimsenmiş, Çamlık Belediyesi’nce kısa sürede

tamamlanarak faaliyete geçen atıksu arıtma tesisi ile Körükini’ne ulaşan derenin kirletici konsantrasyonu

düşürülmüş ve ilk olumlu sonuçlar alınmaya başlamıştır. Bu çalışmada 2011 yılı sonuna kadar tescil

edilmesi planlanan Çamlık Mağaraları Tabiat Parkı’nda uygulanan yaklaşım anlatılmaktadır.

Anahtar kelimeler: Derebucak, Çamlık Mağaraları, Mağara Koruma, Milli Parklar Kanunu

184


ECOSYSTEM APPROACH IN CAVE CONSERVATION

and DEREBUCAK-ÇAMLIK CAVES CASE

Abstract

Selim ERDOĞAN, Hakkı S. ERGENELİ,

Murat DELİBAŞ, Ufuk SABANCILAR

General Directorate Nature Conservation and Natural Parks, Cave Conservation Unit

BİLDİRİLER

Çamlık Village which is situated in Konya Derebucak is a significant karst area reflecting typical

characteristics of Taurus Karst Belt. Suggested Derebucak-Çamlık Caves Nature Park is a protected

area starting by the western end of Çamlık village and extending westwards on an area of 857 hectars.

It’s foreseen to be covered many caves such as Körükini, Suluin, Balatini, Asmacıini, Çocuk Attıkları

Delik, Saklı Uçurum, Derevend, Baraj, Eski sinkhole, Dede Tarlası sinkhole, Gavur Beşiği and Dölek

sinkhole. As a result of studies initiated in 2009 the area is thought to be declared as “nature park” in

the frame of National Parks Law in order to protect not only these caves but also other significant karstic

features in the surrounding area. The ecosystem approach has been the basis of this Project which

is supported also by local administrations and to maintain ecological functions of caves in an efficient

way was the primary target. First progress was made by the wastewater treatment plant which was

constructed and operated by Çamlık Municipality. Hence the concentration of contaminants reaching

to Körükini Cave decreased. In this study, the approach applied for Derebucak Çamlık Caves Nature

Park which is thought to be declared by the end of 2011.

Keywords: Derebucak, Çamlık Caves, Cave Conservation, National Parks Law.

185


Giriş

Beyşehir Gölü’nden başlayarak Akdeniz’e doğru uzanan bölge, Toros Karstı’nın en tipik özelliklerinin

görüldüğü alanlardandır. Yüksek verimli karst akiferlerinin ve son derece değişken beslenim-boşalım

ilişkilerinin karakterize ettiği karmaşık hidrolojik sistemler, gerek yüzey gerek yer altı jeomorfolojik

unsurlarının iyi gelişmiş örnekleri bu bölgeyi Türkiye’nin en önemli karst alanlarından birisi haline

getirmektedir. Bu bölgenin Derebucak-Cevizli-Çamlık arasında kalan kesim, bulunduğu karst alanının

tüm özelliklerini yansıtmaktadır. Derebucak – Çamlık Mağaraları da bu alanın sembol yapılarındandır.

Şekil 1. Çalışma Alanının Yer Bulduru Haritası

Konya’nın güneyinde, Beyşehir-Derebucak ve Seydişehir ilçeleri arasında kalan çalışma alanı idari

olarak Derebucak ilçesine bağlıdır (Şekil 1). Beyşehir ve Derebucak ilçelerini birbirine bağlayan devlet

yolunun Çamlık Beldesi’nden itibaren sol tarafında uzanan saha büyük oranda orman rejiminde olup,

zeminin alüvyal malzeme ile dolduğu çöküntü kesimlerde şahıs arazileri de bulunmaktadır.

Bölgede yerleşik yaşamın başlamasıyla birlikte pek çok medeniyet izlerini bırakmış, bu durum da

alanda bulunan mağaraları yasa dışı define arayıcılarının cazibe odağı haline getirmiştir. Bunun yanı

sıra son yıllarda yanlış öngörülerle ve sürdürülemez projelerle mağara turizmine yönelen ilgi, Derebucak-Çamlık

mağaralarında da kendisini göstermiş, sahada bulunan mağaralarla ilgili turistik yatırım

beklentileri artmıştır. Türkiye mağaracılığı açısından son derece önemli olan Derebucak-Çamlık

mağaralarının gelecek kuşaklara doğal özellikleri korunarak bırakılması bir zorunluluk olduğundan,

Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından “öncelikli” olarak nitelenmiş ve çalışma

takvimine alınmıştır.

Çalışma sahasında yapılan etüdler sonucunda birbirinden çok farklı hidrolojik, jeomorfolojik ve

ekolojik özelliklere sahip 14 mağara belirlenmiş, bu mağaraları da içine alan bölge ekosistem bütünlüğü

içerisinde ele alınarak, sistemik bir yaklaşımla değerlendirilmiştir.

186


Jeolojik Özellikler

Konya ili Derebucak ilçesi sınırları içerisinde yer alan çalışma alanı Orta Torosların kuzeybatı

dış kenarında bulunmakta ve Toros Karst Kuşağı’nın tipik özelliklerini yansıtmaktadır. Tüm Orta

Toroslar’da olduğu gibi, tek bir faktöre bağlı olmayıp sedimantololji-tektonizma ve hidrojeokimya

öğelerinin tümünün etkisinin ortak ürünü olan bu karstın en özgün jeomorfolojik yapıları Çamlık

bölgesinde yoğun şekilde gözlenmektedir. Karstlaşmanın bu derece iyi gelişimini sağlayan jeolojik yapı

geçmişten günümüze dek çok sayıda araştırmacı tarafından incelenmiştir.

Nazik ve diğ. (1993) çalışma bölgesinin jeolojisini Monod (1977, 1979) ve Akay’ın (1981) çalışmalarını

esas alarak değerlendirmiş, böylece jeolojik yapıyı “yerli birlikler” (otokton) ve “yabancı birlikler”

(allokton) olarak iki grupta ele almışlardır (Nazik ve diğ., 1993). Buna göre Beyşehir Gölü batı-güneybatısı

ve Beyşehir ilçesi güneyi yerli (otokton) birimlerden oluşmuş, yabancı birimler (allokton) ise

KB-GD doğrultulu bir senklinal içerisinde, yerli birimler arasında kalmışlardır. Bu nedenle yerli birimler

yabancı birimleri kuşatmış şekilde, topoğrafik olarak daha yüksek kesimlerde de gözlenirler. Buna

karşın Özgül (1976) tüm Toroslar’a yönelik yaptığı çalışmada jeolojik birimleri yapısal durumlarının

yanı sıra stratigrafik özelliklerini de dikkate alarak tanımlamıştır (Özgül, 1976).

Yerli (Otokton) Birimlerin tabanında Orta Kambriyen yaşlı Seydişehir şeyleri yer almaktadır.

Beyşehir ilçesinin hemen güneyinde gözlenen şeyller aynı zamanda bölgedeki karstlaşma tabanını oluşturmaktadır.

Bunun üzerinde Jura dolomit ve dolomitik kireçtaşlarıyla başlayan, Kretase ve Paleosen-

Eosen kireçtaşları ile devam ederek Eosen flişi ile son bulan Toros Karbonat Platformu yer almaktadır.

Çoğu yerde kalınlığı 1000 metreyi aşan Kretase kireçtaşları son derece gelişmiş örnekleriyle karst

jeomorfolojisinin yaygın şekilde gelişmesine olanak sağlamıştır. Gerek litostratigrafik yapı, gerek iyi

gelişmiş tektonizma, bu bölgede “Toros Karstı” olarak bilinen sistemin ve bu sistem içerisinde çok

sayıda mağaranın oluştuğu ortamı ortaya çıkarmıştır (Nazik ve diğ., 1993).

Nazik ve diğ. (1993) Eosen flişinin de bölgede karstın oluşumunda belirleyici unsurlardan birisi

olduğunu vurgulamaktadır. Araştırmacılara göre, normal koşullarda stratigrafik olarak otokton birimlerin

üzerinde yer alması gereken fliş, paraotokton bindirmeler nedeniyle bazı kesimlerde Mesozoyik

karbonatlarının altında gözlenmektedir. Bu durum, geçirimsiz flişin bu kesimlerde karstlaşma tabanını

oluşturmasına neden olmaktadır. Nazik ve diğ. Bu duruma örnek olarak da Çamlık Mağaraları’nın

güneybatısında bulunan Gembos ve Kızılalan gibi polyelerin fliş üzerine yerleşen karbonat birimleri

içerisinde gelişmesini göstermektedir. Bunun dışında, alokton birimlerin yerleşmesini ve diğer tektonik

değişimleri izleyen evrede Pliyo-kuıvaterner birimler çökelmiştir. Ancak vadi işlerinde ve küçük

çukurlarda depolanan bu litolojiler kartlaşmaya elverişli değillerdir.

Bölgede karstlaşmaya elverişli litolojik birimler arasında alokton seriler de yer almaktadır. Nazik

ve diğ. (1993) “yabancı kayalar” olarak adlandırdıkları bu birimlerin Beyşehir Gölü’nün güneyinden

başlayarak güneydoğu yönünde gözlendiğini ve otokton kayaçlar üzerindeki bir senklinalde yüzer

konumda olduklarını ifade etmektedirler. Lütesiyen-Alt Priyaboniyen döneminde kuzeydoğudan

güneybatıya yer değiştirerek yerleşen Beyşehir – Hoyran Napları’nın en önemli bileşeni Bademli-Cevizli

Ünitesi’dir. Yerli Eosen flişi ve konglomerası üzerine tektonik dokanakla gelen bu ünite Permiyen

kireçtaşı ve kalkşistleri ile başlar ve Schtiyen marnları, Üst Triyas-Alt Liyas konglomeraları, Liyas-Üst

Senoniyen dolomit-kireçtaşları ile devam ederek Geç Kretase fliş (olistostrom) ile sona erer. Geçirimsiz

seviyelerle ara tabakalı olduğu kesimlerde karstlaşma kesintiye uğramıştır (Nazik ve diğ., 1993).

Özgül (1976) ise ayırtman stratigrafi özellikleri ve kapsadıkları kaya birimleri açısından birbirinden

değişik havza koşullarını yansıtan kaya birimi toplulukları için “birlik” terimini kullanmaktadır.

Buradan yola çıkarak, araştırmacı tabanda yer alan Kambriyen yaşlı mermer ve dolomit ile üzerindeki

Ordovisyen şeyl üzerine uyumsuzlukla gelen Kambriyen-Tersiyer arası çökelmiş otokton sistemi Geyikdağı

Birliği olarak tanımlamaktadır. Nazik’in “yabancı kayalar” olarak adlandırdığı Permiyen-Kretase

arası yaşlı allokton birimler ise Özgül tarafından Bozkır Birliği olarak tanımlanmaktadır (Özgül, 1976).

BİLDİRİLER

187


Tüm araştırmacıların bugün bölgenin jeolojisi ile ilgili bulgu ve tanımlamaları dikkate alındığında,

Çamlık Mağaraları’nın da bulunduğu Beyşehir Gölü’nün güneyi ile Derebucak ilçesi arasında kalan

kesimde jeolojik yapı tabanda Orta Kambriyen yaşlı Seydişehir şeyleri, dolomitli kireçtaşları ve şistler

bulunmaktadır. Bunun üzerinde otokton Geyikdağı Birliği ve bazı kesimlerde yüzlek veren allokton

Bozkır Birliği bulunmaktadır (Akay ve Uysal, 1988). İnceleme alanının genel jeoloji haritası Şekil 2’de

verilmiştir.

Geyikdağı Birliği

Özgül (1976) birliğin adını Orta Toroslar’ın batı kesiminde, Gündoğmuş yakınlarında bulunan

Geyik Dağı’ndan almıştır. Özgül’e göre birlik tabanda Orta-Üst Kambriyen yumrulu, alacalı renkli kireçtaşı

birimi ile başlar. Ordovisyen şeyl ve kumtaşı; Silüriyen çakıltaşı, graptolitli şeyl ve yumrulu kireçtaşı;

Devoniyen kumtaşı, şeyl, dolomitli kireçtaşı ve resifal kireçtaşı; Karbonifer şeyl ara tabakalı kireçtaşı;

Permiyen kuvarsit ara katkılı algli kireçtaşı ile temsil edilmiştir. Jura ve Alt Kretase kalın, neritik

karbonatlı kayaçları kapsar. Birlik Üst Kretase ve Paleosen’de resifal kireçtaşı, Lütesiyen’de filiş fasiyesinde

kayaçlarla devam ederek Üst Lütesiyen-Üst Eosen yaşlı olistostrom ile sona erer (Şekil 3). Batıdan

doğuya doğru Bey Dağları’ndan Munzur Dağları’na kadar olan bir kuşakta yüzlek verir (Özgül, 1976).

Bozkır Birliği (Beyşehir-Hoyran Napı)

Fethiye-Köyceğiz’den Karaman’a kadar geniş bir kuşakta yüzlek veren Bozkır Birliği’ne ait litolojik

birimler Beyşehir-Seydişehir yöresinde “Beyşehir-Hoyran Napı” adını almaktadır. Ancak Özgül farklı

coğrafyalarda farklı adlandırmalarla bilinen bu birimlerin tümünü Bozkır Birliği olarak tanımlamıştır

(Özgül, 1976).

Şekil 2. Orta Toroslar’ın Genelleştirilmiş Jeoloji Haritası (Akay, E. ve Uysal, Ş., 1988)

188


Bozkır birliği, Triyas-Kretase aralığında çökelmiş pelajik ve neritik kireçtaşı, radyolarit, bazik

denizaltı volkaniti, tüf, diyabaz, ultrabazit, serpantinit vb. kayaların değişik boyutlarda blok ve dilimlerini

kapsayan büyük bir “karışık (melanj)” görünümündedir (Özgül, 1997).

Bozkır Birliği tek bir kaya biriminden oluşan büyük blokların yanında geniş zaman aralıklarını

temsil eden ve değişik kaya birimlerinden oluşan, örneğin Orta-Üst Triyas yaşta deniz altı volkanitleri

ve onu geçişli olarak üstleyen ve Geç Triyas-Geç Kretase aralığında sürekli havza çökelimini yansıtan

pelajik kireçtaşı istifi, Üst Triyas-Liyas yaşta neritik ve yer yer resifal fasiyeste kireçtaşı ve onu çökel

ilişkili olarak üstleyen Jura-Kretase aralığını temsil eden planktonik foraminiferli kırmızı mikritlerden

oluşan kondanse kireçtaşı vb. dilimleri kapsar (Şekil 4). Senoniyen tektonik devinimleriyle dilimlenerek

karışık (melange) özelliği kazanan bir havzanın okyanus tabanından kıta yamacına değin uzanan

farklı kesimlerini temsil eden, ayırtman kaya türü ve özellikleriyle sahada kolay izlenebilen, dolayısıyla

gurup ya da formasyon derecesinde litostratigrafi birimi olarak da tanımlanabilen bu dilimlerin kimisi

Toros kuşağı boyunca yüzlerce km. yanal süreklilik gösterir (Özgül, 1997).

BİLDİRİLER

Şekil 3. Geyik Dağı Birliği’nin genelleştirilmiş stratigrafik kesiti (Özgül, N., 1976; Seydişehir Bölgesi Brunn ve

diğerlerinden (1971) alınmıştır)

189


Şekil 4. Bozkır Biriliği’nin stratigrafik kesitleri (Özgül, N., 1976)

Bozkır Birliği’ne ait birimler Beyşehir Gölü’nün güneyinde “Beyşehir-Hoyran Napı” adıyla bilinmektedir

(Özgül, 1976). Beyşehir-Hoyran Napı’nın en önemli birimi ise “Bademli-Cevizli Ünitesi”dir.

Otokton Eosen flişi ve konglomerası üzerine tektonik dokanakla gelen bu ünite Permiyen kireçtaşı ve

kalkşistleri ile başlayarak Schtiyen marnları, Üst Triyas-Alt Liyas konglomeraları ile devam ederek

Liyas-Üst Senoniyen dolomit ve kireçtaşları, Üst Kretase olistostromu ile sona erer. Çalışma alanının

güneydoğu kesiminde yer alan ve kalınlığı yaklaşık 200 metre olan Permiyen kireçtaşları yer yer dolomit,

şeyl ve kuvarsitlerle ara tabakalıdır. Aradaki bu geçirimsiz seviyeler nedeniyle litolojik olarak karstlaşmaya

elverişli kireçtaşlarında karstlaşma kesintiye uğramıştır. Cevizli kireçtaşlarının bulunduğu

alanlarda “gelişememiş karst” meydana gelmiştir (Nazik ve diğ., 1993).

Bademli-Cevizli Ünitesi’nin karstlaşma ve mağara gelişimi bakımından en önemli birimi Liyas-

Üst Senoniyen yaşlı kireçtaşlarıdır. Monod (1977 ve 1979) tarafından “Çamlık Kalkerleri” olarak adlandırılan

bu kireçtaşları, otoktona ait Eosen flişinin tektoniğin de yardımıyla akarsular tarafından derince

kazılmaları sonucunda yüksekte kalarak büyük karstik kornişleri oluşturmuşlardır. Gerek litolojik

özellikleri ve gerek bol çatlaklı yapıları nedeniyle, üzerleri yoğun bir karstla örtülü olan bu kireçtaşları

alttan geçirimsiz dolomit, konglomera ve marnlarla çevrildiğinden, yatay mağara gelişimine elverişli

bir ortam hazırlamışlardır. Çalışma alanında bulunan ve MTA Genel Müdürlüğü tarafından jeolojikjeomorfolojik

etüdü yapılan büyük mağaraların çoğu bu kireçtaşları içerisinde gelişmiştir (Nazik ve diğ.,

1993).

Çamlık Mağaraları’nı da kapsayan bölgenin jeomorfolojisini belirleyen tektonik hareketler

Eosen’de başlamıştır. Üst Lütesiyen - Priyaboniyen’de Beyşehir - Hoyran Napları kuzeydoğudan sürüklenerek

bugünkü konumlarını almışlardır. Orta Miyosen’e kadar etkili olan yatay hareketler (bindirme

ve naplar) ile para otokton bindirmeler veya ters kıvrımlar meydana gelmiştir (Nazik ve diğ., 1993).

190


Alandaki etkin sıkışma unsurlarından birisi de Beyşehir’den Taşkent-Mut’a kadar uzanan Beyşehir

Fayı’dır. Faydaki normal atım Beyşehir Yöresi’nde otokton birimlerin Eosen çökelleri üzerine yerleşmiş

naplarla, otoktonun Ordovisyen çökellerini neredeyse yan yana getirmiştir. Fay Beyşehir yöresinde Üst

Lütesiyen-Alt Priyaboniyen’de Beyşehir-Hoyran Napları’nın yerleşmesinden sonra gelişmiş ve böylece

otokton ile alloktonları normal atımıyla yan yana getirmiştir. Diğer taraftan Üst Pliyosen çökelleri

tarafından da örtülmektedir. Buradan da fayın Üst Eosen sırasında/sonrasında, Üst Pliyosen öncesinde

gelişmiş olduğu anlaşılmaktadır. Beyşehir Fayı en az 4 km.lik bir yanal atıma sahip olup, kuzeydoğu

bloğu önemli derecede alçalmıştır (Akay ve Uysal, 1988).

Jeomorfolojik Özellikler

Çamlık Mağaraları’nı kapsayan alanın jeomorfolojisini ayrıntılı şekilde inceleyen Nazik, alanın

aralarında büyük yükselti farkları bulunan jeomorfolojik ünitelerden meydana geldiğini ifade etmektedir.

Nazik’e (1992) göre genel olarak kuzey-güney ve kuzeybatı-güneydoğu yönünde gelişen orojenik

kuşakların arasında bir çok paleo-vadi ve güncel akarsu yer alır. Bölgenin batı, doğu ve güneyinde yoğun

bir karst gelişmiştir. Aynı zamanda aşınım dönemlerine de karşılık gelen, plato karakterli bu alanların

arasında daha genç rölyef sistemleri (polye, dolin, uvala, mağara gibi makro karstik şekiller ile aşınım

yüzeyleri, dağ arası ova ve vadiler) bulunur. Orta Toroslar’ın bu kesiminde en yüksek alanları oluşturan

tepeler, çalışma sahasının güney ve batısında yer alır. Buradan güneye (Manavgat Nehri Havzası) ve

kuzeye (Beyşehir Gölü Havzası) gidildikçe yükseklikler düşer (Nazik ve diğ., 1993).

Çalışma bölgesinde, karbonat kayaların litostratigrafik ve yapısal özellikleri ile bölgenin morfolojik

ve karst taban düzeylerine göre; “yoğun karst” ve “gelişememiş karst” olmak üzere iki farklı karst

modeli meydana gelmiştir. Yoğun karstik alanlarda karstlaşmaya ait tüm şekiller görülür. Bu şekiller

büyük boyut ve derinliğe ulaşmışlardır. İnceleme alanının batı ve güneyinde bulunan kireçtaşları

üzerinde bu tür karst yer almaktadır. Buna karşılık, Beyşehir-Hoyran Napları’nın bulunduğu alanlarda

ise karstlaşma fazla gelişememiştir. Bu bölgelerdeki karstlaşma daha çok yanal yönde gelişmiş, sığ karst

niteliğindedir (Nazik ve diğ., 1993).

İnceleme alanında bulunan polye, uvala ve dolin gibi makrokarstik şekiller üç farklı zonda kümelenmiştir

(Nazik, 1992). Orta Miyosen ve Üst Miyosen aşınım yüzeyleri üzerinde 1450-1900 metreler

arası yüksekliklerde bulunanlar flüviyo-karstik oluşumludur. Buna karşılık, 1250-1400 metrelerdeki

polye ve uvalalar Pliyosen aşınım yüzeyleri ve Pliyosen paleovadilerinin karstlaşmaları ile meydana

gelmişlerdir. Çalışma sahasında geniş yer tutan bu gruptaki makrokarstik şekillerin en önemlileri

Gembos, Kızılova, Kızılalan, Kerimli, Bıçakçı, Mumbala polyeleri ile bunların yakınında bulunan uvalalardır.

1150-125 metreler arasında gelişen uvalalar ise en alt Pleyistosen rölyef sistemine aittirler ve

flüviyo-karstik gelişim özelliğine sahiptirler. Beyşehir Gölü güneyinde yer alan uvalalar ile Çetmi Uvalası

bu gruba dahildir (Nazik ve diğ., 1993).

Nazik ve diğ. (1993) araştırma bölgesinde hidrolojik zonlara göre üç farklı mağara sistemi yer aldığını

ifade eder. Bunlardan “fosil mağaralar”, Pliyosen rölyef sistemine bağlı olarak gelişmişlerdir. Yatay

konumdaki bu mağaralar, günümüzde vadoz zonda kalarak fosilleşmişlerdir. Balatini, Dede Tarlası,

Dölekini, Sığırini, Hatçeninini, Eşekini, Tulumini, Pancarlık mağaraları Pliyosen’den beri gelişimlerini

sürdüren mağaralardır. Buna karşılık yüksek karstik alanlarda bulunan kuyu şeklindeki “dikey mağaralar”,

neo-karstik döneme aittirler. Bu mağaralar vadoz zonda gelişmişlerdir. Bölgede yer alan üçüncü

mağara grubu “aktif-yarı aktif mağaralar” oluşturur. Üst Pliyosen’den sonra oluşmaya başlayan bu tür

mağaralar, “düden” veya “kaynak” mağara konumundadırlar (Nazik ve diğ., 1993).

Derebucak-Çamlık karst alanında 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu kapsamında etüdü yapılan

bölgede koruma altına alınması öngörülen 14 mağara belirlenmiştir. Bu mağaralar ve temel özellikleri

Tablo 1’de verilmektedir.

BİLDİRİLER

191


Tablo 1. Derebucak-Çamlık Karst Alanında Değerlendirilen Mağaralar

MAÐARA ADI ÝL ÝL Ç E KÖY

TOPLAM

UZUNLUK

(m)

EN DERÝN

NOKTA

(-m)

EN

YÜKSEK

NOKTA

(+m)

UZANIM

HÝDROLOJÝK

DURUM

Asmacýini Konya Derebucak Çamlýk 29 6 Yatay Fosil

Balatini Konya Derebucak - 1768 -32 6 Yatay Aktif-Fosil

Çocuk Attýklarý Delik Konya Derebucak Çamlýk 515 -15,5 Yatay YarýAktif

DedetarlasýDüdeni Konya Derebucak Çamlýk 542 -47

Yatay-Yarý

Yatay

Aktif

Dölek Düdeni Konya Derebucak Çamlýk 286 -10 Yatay YarýAktif

Körükini Konya Derebucak Çamlýk 1330 -54

Yatay-Yarý

Yatay

Küçük Suluin Konya Derebucak Çamlýk 32 -12 Yatay (Eðimli) Fosil

Suluin Konya Derebucak Çamlýk 750 0 Yatay Aktif

Deverend Konya Derebucak Çamlýk 20 Yatay Fosil

Mastaltý Konya Derebucak Çamlýk 200 -30

Eski düden Konya Derebucak Çamlýk

Yarý Yatay -

Dikey

Yarý Yatay -

Dikey

Baraj Konya Derebucak Çamlýk 200 Yatay

Aktif

YarýAktif

YarýAktif

Gavur Beþiði Konya Derebucak Çamlýk Yatay Fosil

Saklýuçurum Konya Derebucak Çamlýk 100

Yarý Yatay -

Dikey

Hidrojeolojik Özellikler

Derebucak-Çamlık mağaralarını kapsayan alanda yüzey ve yeraltısuyu unsurları ile bunlar arası

etkileşimler irdelenmiştir. Buradan, çalışma alanında çok önemli bir yüzeysuyu rejimi olmadığı görülmektedir.

Alandaki tek önemli yüzeysuyu unsuru Uludere’dir. Çamlık beldesinin kuzeydoğusunda

bulunan Taşçılar, Ortagöz, Büyükgöz, Özpınar ve Yazılıyurt pınarlarından boşalan suların oluşturduğu

dereler ile Dumdumalanı’ndan gelen kol birleşerek Uzunsu Deresi’ni oluşturmaktadır. Uzunsu Deresi

Çamlık’tan geçtikten sonra Körükini Mağarası’na girmekte, yeraltında yaklaşık 1300 metre yol kat ettikten

sonra yüzeye çıkar. 315 metrelik bir mesafede Körükini çıkışı (Değirmenini) ile Suluin girişi arasında

bulunan çöküntü dolininde aktıktan sonra Suluin Mağarası’na girer. 290 metre uzunluktaki Suluin

içerisinde ilerleyen Uzunsu Deresi yüzeye tekrar çıktığı noktadan itibaren Balat Deresi adını alır (Nazik

ve diğ., 1993).

Balat Deresi batıya Derebucak ilçesine doğru akar, Kocaçay adını alır ve burada kuzeyden gelen

bir kolla birleşerek Uludere’yi oluşturur. Uludere ise daha sonra Burmacı Sırtı ile Tınaztepe arasından

güneye yönelir ve Gembos Polyesi’ne ulaşır (Aygen, 1967). Kocaçay DSİ Genel Müdürlüğü tarafından

2007 yılında tamamlanan Derebucak Barajı’nın temel beslenim unsurudur. Derebucak Barajı

aracılığıyla Beyşehir-Derebucak arasında kalan kesimde 3750 hektar alanın sulanması hedeflenmiştir.

Ayrıca Baraj gereksinim duyulması halinde bu sistemden Beyşehir Gölü’ne su derive edilmesi amacıyla

da kullanılacaktır. 41 metre talveg yüksekliğine, normal su kotunda 11 Milyon m3 dolu hacme ve 100

hektar göl aynası alanına sahip olan Derebucak Barajı aynı zamanda, daha kuzeyde bulunan Gencek

Barajı ile birlikte alandaki iki durgun su kütlesinden biri durumundadır (Anonim, 2009).

DSİ Genel Müdürlüğü 16-134 nolu akım gözlem istasyonu verilerine göre, Kocaçay’ın uzun yıllar

yıllık ortalama akımı 2,8 m3/s dir. En yüksek debi 6,83 m3/s ile Nisan ayına, en düşük debi ise 0,01

m3/s ile Eylül ayına aittir (Anonim, 2009(b)). Türkiye genelinde Eylül ayı yağışlı ve akarsuların debilerinin

artmaya başladığı bir dönem olmasına karşın Çamlık’ta Kocaçay’ın minimum debisine ulaşma-

192


sının iki temel nedeni bölgenin yaz sonunda da kurak-sıcak Akdeniz İklimi özeliği göstermesi ve akarsuyu

besleyen kaynakların karstik akiferlerden boşalıyor olmasıdır. Bu tarz akifer boşalımlarında debi

bahar aylarında karakteristik olarak artar ve yaz sonuna doğru en alt seviyeye ulaşır.

BİLDİRİLER

Şekil 5. Çalışma Alanındaki Hidrografik Unsurlar (Aygen, T., 1967)

Şekil 6. Kocaçay Uzun Yıllar Aylık Ortalama Akım Değerleri (Anonim, 2009(c))

193


194

Görüldüğü üzere, bölgenin hidrojeolojik yapısında en önemli unsur yeraltısuyudur. Gelişmiş karstlaşmış

yapısı nedeniyle, bölgeye düşen yağış ya da yüksek kesimlerde depolanan kar, uzun mesafeli

yüzeysel hareket yapamadan düden ve dolinler aracılığıyla doğrudan noktasal beslenimle, ya da kırık ve

çatlaklar boyunca süzülerek karst yer altı drenajına katılmaktadır.

Çalışma alanının hidrojeolojisini ayrıntılı şekilde inceleyen ve bölgesel hidrojeolojik yapıya ilişkin

kavramsal bir model geliştiren Ekmekçi (1993), günümüze kadar geçen tarihsel sürecin her evresinde

yoğun tektonik etki altında kalmış olması nedeniyle, bölgenin jeolojik-hidrojeolojik yapısının son

derece karmaşık bir özelliğe sahip olduğunu ifade etmektedir (Ekmekçi, 1993). Yazara göre ofiyolitik

nap bindirmeleri bölgenin hidrojeolojisini kontrol eden unsurlardır. Hidrojeolojik birimler olarak

Mesozoyik ve Paleozoyik yaşlı karbonatlı birimler geçirimlidir ve bunlardan Jura-Kretase yaşlı kireçtaşları

ile dolomitler önemli karst akiferleri oluştururlar. Bu akiferlerden boşalan büyük karst akiferlerinin

çekilme eğrileri üzerinde yapılan analizler, bu akiferlerin hacimlerinin onlarca kilometrekareye

ulaşacak derecede yayılıma sahip olduklarını göstermektedir (Günay, 1981). Tersiyer flişleri ve ofiyolitik

seriler bölgedeki geçirimsiz litolojileri oluşturmaktadır (Ekmekçi, 1993).

Manavgat Nehri’nin beslenimine önemli oranda katkıda bulunan ve çok sayıda mağarayı bünyesinde

barındıran Mesozoyik kireçtaşlarının bazı kesimlerde 1000 metreden fazla kalınlığa ulaştıkları

ifade edilmektedir (Günay, 1985). Günay bu birimin depolama kapasitesinin 5,4x109 m3 ve akifer

olarak yayılımının yaklaşık 1086 km2 olduğunu belirtmektedir. Kestirilen depolamanın ise yaklaşık

% 20-30’u dinamik rezervi oluşturmaktadır. Araştırmacıya göre akifer kalınlığı ortalama 500 metre,

gözenekliliği (n) ise 0,001 seviyesindedir. Mesozoyik kireçtaşları içerisinde yeraltısuyu akım hızı 1700

m/gün olup, çözünme kanalları ve boşlukları boyunca, kondüvit akımı (yönlü akım) şeklinde gerçekleşmektedir

(Günay, 1985).

Akiferin besleniminin büyük bölümü yağıştan kaynaklanmaktadır. Ancak Beyşehir ve Suğla gölleri,

Gembos, Eynif ve Sobuca polyeleri ile Değirmenlik karst alanının akiferin besleniminde önemli

katkısı vardır. Bununla birlikte, bu katkı Beyşehir Gölü ile Manavgat Nehri akımı arasında doğrudan bir

bağlantı olduğu anlamını taşımamaktadır (Günay, 1985). Bölgenin karmaşık hidrojeolojik yapısı nedeniyle

çoğu araştırmacı bölgeyi “Beyşehir-Seydişehir Sistemi” olarak ele almakta, ayrıştırma yapmaktan

kaçınmaktadır. Bir örnek vermek gerekirse 2006 Yılı Konya İl Çevre Durum Raporu’nda Çamlık

Mağaraları’nı kapsayan “Beyşehir-Seydişehir Bölgesi”nin yıllık emniyetli yeraltısuyu potansiyeli 112,6

Milyon m3/yıl olarak verilmiştir (Tunçez ve diğ., 2006). Bununla birlikte, akifer özellikteki Mesozoyik

ve Paleozoyik karbonatlı birimlerinin tümü aynı havzanın bileşenleri değildir. Bu akiferler yapısal özellikleri,

ilişkide oldukları geçirimsiz birimlere göre konumları ve topoğrafik özelliklerine göre Manavgat

Nehri’ne olduğu kadar, Köprüçay Havzası’na da katkıda bulunabilmektedirler.

Çalışma alanı yarıkurak iklim özellikleri göstermektedir. Yağışın büyük bölümü kışın gerçekleşmekte

ve Doğu Akdeniz kökenli siklon sistemlerinden kaynaklanmaktadır. Yağış yıl içerisinde önce hafif

ve orta şiddette, dağların güney ve doğu kesimlerine düşmekte, Kasım başından itibaren ise kar bu

dağların yüksek kesimlerine düşer ve kar örtüsü Haziran’a kadar kalır. Temmuz ve Ağustos en kurak

aylardır. Bu dönem sıcak ve kurak, buharlaşma şiddetinin çok fazla olduğu aylardır. Bu kurak dönemde

yağış az ve konvektif niteliktedir. Çamlık Mağaraları’nın bulunduğu bölgede ortalama yıllık toplam

yağış 900-1000 mm, yıllık toplam buharlaşma ise 1000 mm seviyesinde gerçekleşmektedir (Günyaktı

ve diğ., 1993). Çalışma alanını temsil edecek nitelikte bir meteorolojik gözlem istasyonu verisine ulaşılamamış

olmakla birlikte, ne yakın konumdaki üç merkezin 1999-2007 arası yıllık ortalama yağış miktarları

yaklaşık olarak Beyşehir için 510 mm, Hadim için 589 mm ve Seydişehir için 730 mm seviyesindedir

(Anonim, 2009(d)). Yukarıda da ifade edildiği gibi, topoğrafik olarak daha yüksekte olan ve daha yoğun

kar yağışına maruz kalan Çamlık beldesi çevresinde bu değerin 1000 mm’ye yaklaştığı düşünülmektedir.


BİLDİRİLER

Şekil 7. Çalışma alanını da kapsayan bölgenin genel hidrojeolojik yapısı (Ekmekçi, M., 1993)

Diğer Ekosistem Özellikleri

Demirelma (2006) yaptığı çalışmada, planlama sahası ve çevresinde Akdeniz fitocoğrafik bölgesi

özelliklerinin baskın olduğunu, alanın Akdeniz ile İran-Turan fitocoğrafik bölgeleri arasında geçiş

oluşturduğunu ifade etmiştir. Araştırmacı söz konusu çalışmada 2081 bitki örneği toplamış, bu bitkilerin

teşhisleri sonucunda 96 familya ve 441 cinse ait 957 takson belirlenmiştir. Belirlenen taksonların

fitocoğrafik bölgelere göre dağılımı ise; Akdeniz elementi 239 (% 25), İran-Turan elementi 114 (% 12),

Avrupa-Sibirya elementi 54 (% 5,6), Geniş yayılışlı 117 (% 12,2) ve fitocoğrafik bölgesi bilinmeyenler ise

433 (% 45,2) şeklindedir (Demirelma, 2006).

Arazinin sarplığı, yaban hayatı açısından elverişli habitatlar oluşturur. Bu türler arasında ilk

akla gelen tür nesli küresel ölçekte tehlike altında bulunan Yaban Keçisidir (Capra aegagrus). Akdeniz

Bölgesi’ne endemik bir memeli türü olan Yünlü Kaya Uyuru (Dryomys laniger) de bu bölgede yaşamaktadır.

Endemik ve nesli küresel ölçekte tehlike altında bulunan bir tür kara semenderi olan Lyciasalamandra

atifi, endemik Toros kertenkelesi (Lacerta danfordi) ve Pamfilya kertenkelesi (Lacerta pamphylica)

da alanda bulunan türlerdendir (Eken ve diğ., 2006). Bunların yanı sıra alanda yaban domuzu,

kurt, tilki, sansar, çakal, sincap ve karakulak türlerinin de sık sık görüldüğü yöre halkı tarafından ifade

edilmektedir.

195


Ornitofauna açısından ise, Derebucak-Çamlık-Akseki-İbradı arasında kalan ve Çamlık

Mağaraları’nı da içine alan bölge Türkiye’nin Önemli Kuş Alanları (ÖKA) arasında yer almaktadır. En

az üreyen çift sayısı Küçük Kartal (Hieraaetus pennatus) için 5, Küçük Yeşil Ağaçkakan (Picus canus)

için 15, Küçük Sıvacıkuşu (Sitta krueperi) için 750 olarak kaydedilmiştir. Ayrıca alanda Ak Sırtlı Ağaçkakan

(Dendrocopos leucotos) ve Kara Ağaçkakan (Dryocopus martius) da üremektedir (Kılıç ve Eken.,

2004). Üreyen bu türler dışında, Orta Toroslar’da yayılım gösteren türlerin tümüne alanda rastlamak

mümkündür.

Sosyoekonomik Özellikler

Ekilebilir arazi miktarının son derece az olduğu beldede hayvancılık temel uğraşı durumundadır.

Yakın çevrede bulunan Derebucak’taki el sanatları (halıcılık) ve Gembos Ovası’nda gerçekleştirilen

tarım ile Gencek’te silah üretimi gibi geçim kaynakları Çamlık’ta bulunmamaktadır. Bu nedenle Çamlık

nüfusunun işgücü oranı giderek azalmakta, genç nüfus yoğun şekilde büyük kentlere göç etmektedir.

Bunun yanı sıra, Çamlık nüfusu içerisinde yurtdışında çalışan işçi oranı çok yüksektir. Yerleşik halk

arasında ise çoğunluğu yurtdışından emekli olarak yurda kesin dönüş yapmış ya da çocukları Çamlık

dışında ikamet eden yaşlılar oluşturmaktadır. Bu nedenle ticari açıdan önem arz edecek büyüklükte

tarım arazisi talebi olmamakta, yerleşik halk elindeki az miktarda toprakta ziraatle ve hayvancılıkla

uğraşarak günlük geçimini sağlamaktadır.

Ekosistem Ölçeğinde Değerlendirme ve Alan Koruma

Çalışması

Günümüze dek yalnızca jeomorfolojik oluşumları ve bu jeoçeşitliliğin yarattığı cazibe unsurları ile

gündeme gelen Derebucak-Çamlık mağaraları, gerçekte bulundukları bölgede yaban hayatına da önemli

habitatlar, parçası oldukları doğal ortamı paylaşan tüm ekosistem bileşenlerine yaşamsal hizmetler

sağlamaktadırlar. Bir örnek vermek gerekirse, sistemin hidrolojik yapısı bulunduğu yörede yarattığı

mikroklima etkisi ile birlikte ele alınırsa, bölgedeki orman ekosistemi açısından ne kadar önemli olduğu

anlaşılabilir.

Bu açıdan yapılan değerlendirmeyle, mağaraları ayrı ayrı yapılar olarak ele almak yerine, mağaraları

da içerisine alan bölgenin bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmesi ve jeomorfolojik unsurlar

şeklinde tescil etmek yerine ekosistem yaklaşımı ile alan ölçeğinde koruma çalışması yapılması tercih

edilmiştir. Yalnızca mağara giriş ve çıkışları değil, mağaraların içerisinde oluştuğu bloklar da bütünüyle

alan içerisinde bırakılmıştır. Bunun yanı sıra sahadaki orman ekosisteminin temsil edici nitelikte olan

ve mağaralarla bütünleşen kısmı, yaban hayatına habitat oluşturan kısımlar korunan alan sınırları içerisine

katılmıştır. Sınırların çizilmesi aşamasında da, yörede herhangi bir sosyoekonomik sıkıntıya yol

açmamak adına orman rejimi dışında kalan özel şahıs arazileri korunan alan dışında tutulmuş, sınırlar

ise olabildiğince çıplak gözle de ayırt edilebilen fiziki hatlardan geçirilmiştir. Bu hatlar olarak genellikle

karayolu, kanal gibi fiziki engeller tercih edilmiştir.

Korunan alan belirleme çalışmaları sonucunda 857 hektarlık bir saha, 2873 sayılı Milli Parklar

Kanunu kapsamında “Tabiat Parkı” olarak koruma altına alınması kararlaştırılarak, yasal tescil süreci

başlatılmıştır (Şekil 8).

Sonuçlar

Günümüzde özellikle Avrupa Birliği’nin mağaraların ekosistem bütünlüğü içerisinde korunması

yönünde somut adımlar attığı görülmektedir. Bu doğrultuda Avrupa Parlamentosu yayımladığı bildiri

ile Avrupa Konseyi’ni mağaralara özgü bir koruma mevzuatı oluşturma yönünde talimatlandırmıştır

196


(European Parliament, 2008). Başta Slovenya gibi mağaraların günlük yaşamın önemli bir parçası

olduğu ülkeler olmak üzere, ulusal düzeyde de hükümetler mağaralara özgü koruma mevzuatları oluşturma

yolunu benimsemektedirler.

BİLDİRİLER

Şekil 8. “Derebucak-Çamlık Mağaraları Tabiat Parkı” Öneri Sahası

Bununa birlikte, doğa koruma çalışmalarının henüz emekleme safhasında olduğu Türkiye gibi

ülkelerde ise, mağaraların korunması genellikle 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu gibi yürürlükte olan

mevzuat araçları aracılığıyla gerçekleştirilmektedir. Günümüze kadar bu kapsamda tescili yapılan

sahalar yardımıyla doğrudan ya da dolaylı olarak koruma altına alınmış mağaralar bulunmaktadır.

Bununla birlikte, koruma-kullanım dengesinin oluşturulması aşamasında, dengenin koruma

tarafı ön planda tutularak yapılan ilk “korunan mağara alanı” ilanı Derebucak-Çamlık Mağaraları

Tabiat Parkı olacaktır. Özellikle ilandan sonra izlenecek yol, alanda ziyaretçi aktivitelerini kolaylaştırmak

adına mağaralarda kalıcı değişikliklere yol açmak değil, mağaraları olduğu şekliyle ve koruma

ilkeleri ön planda tutularak ziyaretçilere sunmak şeklinde olacaktır.

Derebucak-Çamlık Mağaraları Tabiat Parkı’nın temel yönetim ilkesi “ayak izinden başka bir şey

bırakma, zamandan başka bir şey öldürme, fotoğraftan başka bir şey alma” olacaktır. Bu kapsamda her

mağaranın ve çevreleyen alanın ziyaretçi taşıma kapasitesi belirlenecek, bu kapasiteyi aşan sayıda ve

nitelikte ziyaretçi alanlara sokulmayacaktır. Hazırlanacak yönetim planı kapsamında gelecek ziyaretçiler

mağaralardan ziyarete açılacak olanlarına doğal haliyle girecek, tüm ziyaret mağaracılık konusunda

deneyimli, sertifikalı alan kılavuzları refakatinde gerçekleşecektir.

Bu uygulamanın, Türkiye’de kontrolsüz şekilde gerçekleştirilen mağara turizmi uygulamalarına

karşı bir örnek oluşturması, mevcut yaklaşımın sürdürülebilirlikten uzak, ekosistem işlevlerini reddeden,

insan merkezcil bakış açısını değiştirmesi umulmaktadır. Derebucak-Çamlık Mağaraları Tabiat

197


Parkı’nın ilan edilmesi ile, Türkiye mağaracıları açısından büyük öneme sahip bu alanın giderek artan

turizm baskısından kurtulması, mağaraların birer işletme olarak bilinçsizce kullanılması yerine, doğrudan

mağaracılar tarafından korunması hedeflenmektedir.

Kaynakça

Akay, E., Uysal, Ş., 1988., Orta Torosları’ın Post-Eosen Tektoniği., MTA Dergisi, 108., ss 57-68.

Anonim, 2009., http://www.dsi.gov.tr/baraj/detay.cfm?BarajID=258 (10.10.2009)

Anonim, 2009(b)., http://www.dsi.gov.tr/agibilgi/agibilgi.aspx (10.10.2009)

Anonim, 2009(c)., http://www.dsi.gov.tr/agibilgi/agibilgi.aspx (10.10.2009)

Anonim, 2009(d)., www.dmi.gov.tr (10.10.2009)

Aygen, T., 1967., Manavgat-Oymapınar (Homa) Kemer Barajı ile, Beyşehir-Suğla Gölü-Manavgat

Çayı Havzasının Jeolojik, Hidrojeolojik ve Karstik Etüdü., EİE Genel Müdürlüğü., 155 s.

Demirelma, H., 2006., Derebucak (Konya), İbradı-Cevizli (Antalya) Arasında Kalan Bölgenin

Florası., Selçuk Üniversitesi Biyoloji Anabilim Dalı, Doktora Tezi., s 14.

Eken, G., Bozdoğan, M., İsfendiyaroğlu, S., Kılıç, D.T., Lise, Y., 2006., Türkiye’nin Önemli Doğa

Alanları., Doğa Derneği yayınları., Ankara.

Ekmekçi, M., 1993., A Conceptual Model For The Lake Beyşehir Karst System., Hydrogeological

Processes in Karst Terranes (Proceedings of the Antalya Symposium and Field Seminar, October 1990.,

IAHS Publications No. 207., ss 245-251.

European Parliament, 2008., Written Declaration “on Protection of Caves as cultural, natural and

environmental Heritage”., 23.04.2008, 0033/2008., European Parliament.

Günay, G., 1985., Karst Groundwater Studies in Manavgat River Basin., Karst Water Resources

(Proceedings of the Ankara-Antalya Symposium)., IAHS Publications, No. 161.,ss 333-341.

Günyaktı, A., Usul, N., Güler, S., Turfan, M., 1993., Environmental Isotope Study of the Lakes

Region in Southern Turkey., Tracers in Hydrology (Proceedings of the Yokohoma Symposium, July

1993)., IAHS Publications, no. XXX., ss 197-202.

Kılıç, D. T., Eken, G., 2004. Türkiye’nin Önemli Kuş Alanları 2004 Güncellemesi., Doğa Derneği

yayınları, Ankara.

Nazik, L., Aksoy, B., Güldalı, N., Tüfekçi, K., Beydeş, S., 1993., Beyşehir ve Derebucal İlçelerinin

(Konya) Doğal Mağaraları., MTA Genel Müdürlüğü, Jeoloji Etütleri Dairesi Başkanlığı., ss 8-13

Özgül, N., 1976., Toroslar’ın Bazı Temel Jeoloji Özellikleri., Türkiye Jeoloji Kurumu Bülteni., cilt

19., ss 65-78.

Özgül, N., 1997., Bozkır-Hadim-Taşkent (Orta Torosların Kuzey Kesimi) Dolayında Yer Alan

Tektono-Stratigrafik Birliklerin Stratigrafisi., MTA Dergisi, Sayı 119, ss 113-174.

Tunçez, S., Candan, E., Kartal, A.H., Kunt, N., 2006., Konya İl Çevre Durum Raporu., Konya İl

Çevre ve Orman Müdürlüğü., s. 108.

198


199

BİLDİRİLER


TURİZME AÇILMIŞ MAĞARALARIN

REHABİLİTASYONUNDA KORUNAN ALANLAR

YAKLAŞIMI VE GÜRCÜOLUK MAĞARASI (BARTIN)

ÖRNEĞİ

Murat DELİBAŞ., Selim ERDOĞAN., Hakkı S. ERGENELİ., Ufuk SABANCILAR

Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Mağara Koruma Birimi

Özet

Bartın ili, Amasra ilçesi sınırları içerisinde yer alan Gürcüoluk Mağarası Orta Karadeniz Karst

Kuşağı’nda, iki büyük dolini birbirinden ayıran bir sırt üzerinde oluşmuştur. Amasra ilçesine yaklaşık 10

km mesafede bulunması sebebiyle yüksek turizm potansiyeline sahip olduğu düşünülen mağara 2006

yılında turizme açılmıştır. Ancak geçen zaman içerisinde beklenen ziyaretçi akını gerçekleşmemiş, yapılan

yatırım da atıl hale gelmiştir. Mağara içi oluşumlarında Türkiye’de turizme açılan diğer tüm mağaralarda

görülen bozunmalar yaygın şekilde gerçekleşmiş ve mağara bu şekliyle kaderine terk edilmiştir.

Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü Mağara Koruma Birimi bu mağaranın teknik olanaklar

ve bilimsel gerçekler ışığında rehabilitasyonu amacıyla 2009 yılında etüt çalışmalarını başlatmıştır. Bu

nedenle mağarayı da içine alan 49,9 hektarlık bir alan 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu kapsamında

“tabiat parkı” olarak koruma altına alınması öngörülmüştür. Bu çalışmada 2011 yılı sonuna kadar tescil

edilmesi planlanan Gürcüoluk Mağarası Tabiat Parkı’nda uygulanan yaklaşım anlatılmaktadır.

Anahtar kelimeler: Gürcüoluk Mağarası, Mağara Koruma, Tabiat Parkı

200


PROTECTED AREA APPROACH IN REHABILITATION

OF SHOW CAVES and GÜRCÜOLUK CAVE (BARTIN)

CASE

Abstract

Murat DELİBAŞ, Selim ERDOĞAN, Hakkı S. ERGENELİ, Ufuk SABANCILAR

General Directorate Nature Conservation and Natural Parks, Cave Conservation Unit

BİLDİRİLER

Gürcüoluk Cave which is situated in Amasra (Bartın) is formed on Central North Anatolian Karst Belt, on

a ridge separating two dolines. The cave was thought to have high touristic potential because of its short distance

of 10 km to Amasra city center and opened to the public in 2006. However expected visitor number couldn’t be

reached and related investments became useless. In the cave, a diffuse degradation occurred on speleothems,

which is shown frequently in all show caves of Turkey. Hence the cave was abandoned to its fate. The Cave

Conservation Unit of General Directorate of Nature Conservation and National Parks initiated a program in 2009

to rehabilitate the cave in the frame of technical possibilities and scientific realities. The cave and the surrounding

area of 49,9 hectars is proposed to be designated as “nature park” in the frame of National Parks Law. In this study

the approach applied for the Gürcüoluk Cave Nature Park which is planned to be declared before the end of 2011.

Keywords: Gürcüoluk Cave, Cave Conservation, Nature Park

201


Türkİye’dekİ Önemlİ Yarasa Mağaralarının

Belİrlenİp Korunması

Emrah Çoraman ve Yalın Emek Çelik

Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri Enstitüsü

Boğaziçi Uluslararası Mağara Araştırma Derneği (BUMAD)

Özet

Türkiye’deki yarasa popülasyonları için önem taşıyan mağara habitatlarının çoğu mağara turizmi,

baraj inşaatları ve taş ocakları gibi unsurların sürekli tehdidi altındadır. Yarasa kolonilerinin dağılımı

hakkında yeterli bilgi sahibi olunmaması, etkili koruma yönetim planlarının hazırlanmasını zorlaştırmaktadır.

Bu projenin amacı Türkiye’nin önemli yarasa mağaralarının tespit edilmesi ve Doğa Koruma

ve Milli Parklar Genel Müdürlü ile işbirliği içinde koruma atına alınmasıdır. Projenin aynı zamanda

gelecekte yöneticiler, araştırma enstitüleri, menfaat grupları ve yerel halkla işbirliği içerisinde gerçekleştirilecek

izleme programlarına zemin oluşturulması amaçlanmaktadır.

Anahtar kelimeler: Yarasa, mağara, koruma, Türkiye

202


ıdentıfıcatıon and protection of important

bat caves in turkey

Abstract

Emrah Çoraman ve Yalın Emek Çelik

Boğaziçi University Institute of Environmental Sciences

Boğaziçi International Speleological Society (BUMAD)

BİLDİRİLER

Many of the cave habitats that are important for bat populations in Turkey are under constant

pressure due to the factors such as cave tourism, construction of water dams, and stone quarries. The

lack of information on the distribution of bat colonies makes it difficult to prepare effective conservation

management plans. In this project we intend to identify important bat caves in Turkey and collaborate

with Nature Protection and Natural Parks Directorate to take them under protection. We also aim

to set a base for a future monitoring program by collaborating with regulators, research institutions,

special interest groups, and local people.

Keywords: Bat, cave, protection, Turkey”

203


poster

özetlerİ


poster

abstracts


Sarpunalinca Mağarasının Araştırılması

ve Harİtalanması

Erkin Ozan Yıldız ve Ali Yamaç

OBRUK Mağara Araştırma Grubu (o’mag)

Sarpunalınca Mağarası, belki de Karadeniz Bölgesi’nin en uzun zamandır bilinen mağaralarından

birisi. 1960’lı yıllardan bu yana birçok defa ziyaret edilmiş ve hatta, farklı gruplar

tarafından kısmen de olsa haritalanmış olan bu mağara, geçen bu süre zarfında hiçbir zaman

bir bütün olarak araştırılmamıştı. Kastamonu’ya bağlı Devrekani İlçesi’nin kuzeyinde, yer yer

açığa çıkan melanj kalker blokları içinde yer alan Sarpunalınca Mağarası ilk defa OBRUK Mağara

Araştırma Grubu tarafından bir bütün olarak ele alındı. Bu çalışma esnasında mağaranın 4 farklı

giriş ve 4 farklı çıkış ağzı arasındaki kısmı tümü ile ölçüldü. Bu çalışmanın yanısıra, bölgenin

jeolojik ve jeomorfolojik özellikleri de incelendi. Öte yandan, mağaranın fosil galerilerinde tesbit

edilen arkeolojik ve biyolojik buluntular değerlendirildi. Bu poster sunumunda, Sarpunalınca

Mağarası’nda gerçekleştirilen tüm bu çalışmalar kapsamlı bir şekilde açıklanacaktır.

EXPLORATION AND MAPPING OF SARPUNALINCA

CAVE

Sarpunalınca Cave is one of a much known cave from Black Sea Region. It has been visited

since 1960. Moreover, it was mapped partially by different groups; however, it had not been researched

completely. Sarpunalınca Cave is in the north of the Devrekani, Kastamonu where melange

calcareous blocks are seen. The cave had been explored completely by OBRUK Cave Research

Group. Four entrances and four exits were found during the exploration and the area between

them was completely surveyed. In addition, geologic and geomorphologic researches were done.

In the main fossil gallery of the cave, archaeological and biological findings were also evaluated.

In this presentation, whole research of Sarpunalınca Cave will be explained in details.

206


Safranbolu Kanyon ve Mağaralari

Nuray Ada ve Ali Yamaç

OBRUK Mağara Araştırma Grubu (o’mag)

Doğudan batıya 15 km mesafede birbirinden bağımsız 6 farklı kanyona sahip olan Safranbolu

ilçesi, sadece bu özelliği ile bile jeolojik bir öneme sahiptir. Bölgede genel olarak iki farklı

formasyon gözlenir: Safranbolu Formasyonu, ismini aldığı Safranbolu’yu da içine alan ve doğuya

doğru geniş alanlarda gözlenir. Bu yapı, altta konglomera ile başlayıp üste doğru karbonatlı

kumtaşı, kumlu kireçtaşı ve kireçtaşına geçer. Kireçtaşı genellikle sarımsı, beyaz, açık gri renkli

olup, yumrulu yapıdadır. Bu formasyon, etrafını kuşatan ve İnaltı Formasyonu’ndan kütle akması

yolu ile kanyon içlerine dek ulaşmış, Safranbolu kuzeyinde bulunan Sarıçiçek Dağı’nın ve Bulak

Mağarası ile Hızar Mağarası’nın da içinde yer aldığı, gri, bej renkli, orta-kalın katmanlı ve masif

görünümlü kireçtaşları içeren Sunduk Üyesi ile birlikte bölgenin ana yapısını oluşturmaktadır.

Bu bölgede yapılan birçok gezi sonrası her iki formasyonda 17 yeni mağara bulunmuş, tüm

bu mağaralar araştırılarak ölçülmüş ve haritalanmıştır. Öte yandan, en az bu sayı kadar da mağara

ihbarı mevcuttur. Bu poster sunumunda hem bölgenin bu ilginç jeolojisi ile jeomorfolojisi görsel

örneklerle tanıtılacak, hem de toplam uzunlukları 3.500 metreyi geçen tüm bu yeni mağaralar

ile, uzun yıllar önce keşfedilmiş Bulak ve Hızar mağaraları bir bütünsellik içinde incelenecek ve

değerlendirilecektir.

POSTER ÖZETLERİ

CANYONS AND CAVES OF SAFRANBOLU

Safranbolu, which has 6 separate canyons within a distance of 15 km’s from east to west,

has a geological importance even only with that special nature. There are two different geological

formations in the area; Safranbolu Formation, which can be seen in large areas towards east,

covering the Safranbolu village. This formation, begins with conglomerate at the bottom, having

carbonated sandstone to the upper parts, then swicthes to sandy limestone and limestone on the

upper parts. Limestone is mostly white to light grey in color and pebbled. This formation, with

Sunduk Formation, which reaches to the area and canyons by mass flow from Inaltı and containing

grey colored massive limestones, are the main formations of the whole area. Bulak and Hızar

caves, two long and important caves of the region are in that second geological formation.

After several explorations in that area 17 caves had been found, explored and mapped. We

also have at least same number of new cave notice from the same area. Within that poster presentation,

region’s geology and geomorphology will be explained in details and, in addition to that, all

the new caves and the previously explored Bulak and Hızar caves will be evaluated.

207


Kahramanmaraş Kuzeyi Hİdrojeolojİsİ ve

Mağaraları

Ali Yamaç

OBRUK Mağara Araştırma Grubu (o’mag)

Kahramanmaraş kuzeyinde daha önce yapılan speleolojik araştırmalar; 1982 yılında BÜMAK

tarafından Döngel Mağarası’nın araştırılması, ardından 2007 yılında “Groupe d’Explorations

Spéléologiques d’Aquitaine” adlı Fransız ekip tarafından bazıları 2000 m’den yüksek irtifada

birçok potansiyel alan tesbit edilmesi ile kısıtlı idi. MTA Mağara Birimi’nin 2008 yılında bölgede

yaptığı kısa çalışma sırasında ise Döngel ile Tekir civarında altı mağara bulundu ve araştırıldı.

Kahramanmaraş kuzeyinde, batıda Andırın’dan, kuzeyde Afşin’e, doğuda ise Süleymanlı’ya dek

uzanan yüzlerce kilometrekarelik kalker bloğun şimdiye dek çok ufak bir kısmı incelenmiştir.

Öte yandan, bölgede uzun yıllardır sürdürülen arkeolojik yüzey araştırmalarının birçok

yeni mağara keşfi ile sonuçlandığı bilinmekte. Dr. Cevdet Merih Erek tarafından 2006 yılında

yapılan yüzey araştırması sırasında Tekir Yassı Mağara, Püren Geçiti / Günbatını Mağarası ve

Kurucaova Mağarası bulundu. 2007 yılında ise aynı akademisyen başkanlığında, daha önce 1959

yılında Prof. Dr. Kılıç Kökten tarafından sondaj yapılan Direkli Mağarası’nda kazılara başlandı.

Bölgede 2009 yılında çalışmalara başlayan OBRUK Mağara Araştırma Grubu şimdiye dek

20’den fazla mağara bulmuş ve araştırmıştır. Bu poster sunumunda hem yeni bulunan ve araştırılan

bu mağaralar ile ilgili kapsamlı bilgi verilecek, hem de bölgenin hidrojeolojik ve jeomorfolojik

açıdan önemi anlatılacaktır.

HYDROGEOLOGY AND CAVES OF NORTH

KAHRAMANMARAŞ

Previous caving expeditions around north of Kahramanmaraş region were limited by

BÜMAK’s exploration of Döngel Cave at 1982 and finding some cave potential areas of high altitudes

at 2007 by “Groupe d’Explorations Spéléologiques d’Aquitaine”. MTA Ceva Department

found and documented six caves around Döngel and Tekir during their short research at 2008.

A very small area of huge limestone massifs at the north of Kahramanmaraş, which continues

Andırın to the west, Afşin to the north and Suleymanlı towards east had been explored by cavers.

Meanwhile, it has been known that, long years’ archaeological explorations of tha area

resulted with numerous cave explorations. Dr. Cevdet Merih Erek’s survey at 2006 resulted with

the finding of Tekir Yassı Cave, Püren Geçiti / Günbatını Cave ve Kurucaova Cave bulundu. By

the leadership of same academician, excavations at Direkli Cave, which was found by Prof. Dr.

Kılıç Kökten at 1959, began at 2007.

OBRUK Cave Research Group, which began cave explorations in that area by 2009, found

and documented more than 20 caves. In this poster presentation, in addition to region’s hydrogeologic

and geomorphologic importance and the relationship with cave formations, detailed

information about those newly found caves will be given.

208


KARS, BORLUK VADİSİ VOLKANİK MAĞARALARI

VE KAYA RESİMLERİ

Ali Yamaç

OBRUK Mağara Araştırma Grubu (o’mag)

Kars’a bağlı bir köy olan Mağaracık’tan doğuya doğru 6 km uzanan Borluk Vadisi mağaralarından

çok, kaya resimleri ile bilinmektedir. Yine de, 1942 yılında Prof. Kılıç Kökten tarafından

bu bölgede yapılan araştırmalar sırasında birkaç mağarada sondaj kazısı yapmış ve tarihöncesi

malzemeler bulmuştur. Yayınlanan makalesinde Prof. Kılıç Kökten, kesin bir yer belirtmemekle

birlikte, Mağaracık ve Azat köyleri civarındaki mağaralarda bulduğu mikrolitler ve obsidiyenden

yapılmış kazıyıcılara bakarak bu mağaraların büyük olasılıkla Paleolitik Döneme ait bir yerleşimler

olduğunu yazmıştır. Bu posterde, kültürel ve arkeolojik açıdan büyük öneme sahip Borluk

Vadisi tanıtılacak ve bölgede yapılan araştırmalar sırasında bulunan mağaralar anlatılacaktır.

Prof. Kılıç Kökten’in çalışması sırasında üzerinde önemle durduğu fakat makalesinde kesin yeri

belirtilmeyen Mağaracık Mağarası’nın yeri tesbit edilmiş ve bu mağara ölçülerek haritalanmıştır.

Sunumumuzda bu mağara ile birlikte, 70 yıl kadar önce araştırılan diğer mağaralar da anlatılacak,

bu volkanik bölgede bulunan mağaraların oluşumları açıklanacak ve bölgedeki kaya resimlerinden

örnekler verilerek korunmalarına dikkat çekilmeye çalışılacaktır.

POSTER ÖZETLERİ

PETROGLYPHS AND VOLCANIC CAVES OF BORLUK

VALLEY, KARS

Borluk Valley which continues 6 km towards the east of Mağaracık village of Kars had long

been known by its petroglyphs, rahter than its caves. But, during 1942 in some caves of that valley,

an archaeological survey had been carried out by Prof. Kılıç Kökten and some prehistoric findings

had been documented. Although he did not mentioned an exact location of the caves, according

to microliths and scrapers that he found in the caves around Azat and Mağaracık villages, in his

article Mr. Kokten claims that those caves were Paleolithic settlements. In this poster presentation,

Borluk Valley, which has an archaeological and cultural importance, will be explained in

details, in addition to the caves that were explored. Mağaracık Cave, which Prof. Kokten searched

70 years ago and wrote about the importance of findings in detail but the exact location was

unkown ever since, was also found, measured and mapped. In this presentation, those caves and

their volcanic formations will be explained. Also with some interesting examples of petroglyphs,

the need for preservation of that area will be emphasized.

209


AMASRA BÖLGESİNDE ARAŞTIRMALAR

Emine Azak

OBRUK Mağara Araştırma Grubu (o’mag)

Bu poster sunumunda, farklı çalışmalar sırasında ziyaret edilen Amasra bölgesindeki

sürdürülen araştırmaların, bölgede yerel olarak farklılıklar gösteren jeolojik ve jeomorfolojik

formasyonlarla bir bütün olarak değerlendirilip açıklanması amaçlanmaktadır. Her ne kadar

“Amasra Bölgesi” olarak isimlendirilmiş olsa da bu tanım, yapılan araştırmaların bütünselliğini

vurgulamak için kullanılmış genel bir isim olup bu posterde anlatılacak çalışmalar, Bartın kuzeyinden

Cide’ye dek uzanan yaklaşık 100 km’lik bir alan içinde gerçekleştirilmiştir. Amasra’nın

güneybatısından güneydoğusuna doğru uzanan alanda yaşı, Kretase’den Tersiyer’e kadar değişen

birçok kalker formasyonu yüzeylenmiştir. Bu kireçtaşlarının üzerinde yer yer transgresif olarak

konglomeralı marnlar içeren seriler de gözlenmektedir. Bölgenin tabanını Permo – Triyas yaşlı

kumtaşlarının oluşturduğu, bunların üzerinde yer alan kireçtaşı kalınlığının ise yer yer 600 – 700

metrelere çıktığı anlaşılmıştır. Bölgenin güneyinde masif bloklar halinde yüzeylenen kireçtaşlarından

farklı olarak, sahile yakın kesimlerde kireçtaşlarının hem örtülü, hem de kısmen melanjlar

halinde olması bölgedeki mağara araştırmaları için ciddi bir zorluk teşkil etmektedir. Bölgede

tarafımızdan bulunan ve araştırılan ikisi dikey toplam 12 mağara dışında, daha önce keşfedilmiş

ve araştırılmış Karakaçak ve Gürcüoluk mağaraları da mevcuttur. Sunumda, tüm bu mağaralar,

jeolojik ve jeomorfolojik formasyonlarla bütünlük içinde kapsamlı bir şekilde açıklanacaktır.

AMASRA REGION EXPLORATION RESULTS

This poster presentation aims to present and explain caves of the Amasra region and their

relation to the local variations observed in the geological and geomorphological formations of the

area. The title “Amasra Region” is used only as a general indication as the area of interest ranges

from north of Bartin in the west, to Cide in the east, a distance of 100 km. During the course of

our field work, we discovered and explored a total of 12 caves. These, along with two previously

known caves (Karakaçak and Gürcüoluk) are reviewed in detail, along with the geological and

geomorphological formations that they formed in.

210


KÜRE MİLLİ PARKI MAĞARA ARAŞTIRMA PROJESİ

Ender Usuloğlu, Fatih büyüktopçu

Anadolu Speleoloji Grubu (ASPEG)

Anadolu Speleoloji Grubu, Çevre ve Orman Bakanlığı, Doğa Koruma ve Milli Parklar

G.M.’lüğü Mağara Koruma bölümü ile imzaladığı “Küre milli parkı mağara ve mağara

biyoçeşitlilik araştırma” projesi ile yaklaşık 27 aydır söz konusu bölgede 21 defa araştırma

gezisi düzenlemiştir. Bu gezilere biliminsanlarının yanısıra, ASPEG ve diğer mağaracılık

kurumlarından yaklaşık 60’ın üzerinde mağaracı araştırmalara katılmıştır.

Yapılan araştırmalarla, proje başlangıç tarihine kadar bölgede araştırılan mağara

sayısı 43 iken, proje bitimi ile bu sayı 85’e çıkmıştır. Özellikle, daha ihbarların olduğu

ve balta girmez ormanların içler ine doğru derinlemesine araştırma yapılması sonucu

mağara sayısının rahatlıkla 100’ü geçebileceğini tahmin etmekteyiz.

Hidrojeolojik açıdan, Sorkun ve Eşekçukuru (Çovurmatepe 6) mağaralarının araştırılmasının

sonuçlanması önemlidir. ASPEG olarak, proje sonlansa bile bu mağaralardaki

araştırmalarımıza devam etmek niyetindeyiz.

Proje çerçevesinde mağaralardaki biyoçeşitlilik için numune toplama çalışmaları

yapılmış ve 24 değişik mağaradan, 198 biyolojik numune toplanmıştır. Bu araştırmaların

sonucunda, 26 farklı takson, cins ve tür düzeyinde, 85’e yakın numune ise takson,

sınıf ve takım bazında teşhis edilebilmiş ve en az 5 yeni tür bulunmuştur. Detaylar için

bakınız ek-3.Biyoçeşitlilik gözönünde bulundurulduğunda, Chilopoda ve Diplopoda

grubuna ait yeni tür-lerin bulunduğu EŞEKÇUKURU ve MANTAR mağaraları, Pesudoscorpionida

grubuna ait yeni türün bulunduğu EJDER mağarası, Niphargus cinsine

ait yeni türün bulunduğu ILGARİNİ, KAPAKLI mağaralarının yanı sıra, önemli mağara

ekosistemlerine ve yüksek derecede biyolojik çeşitliliğe sahip SORKUN, ATAK, BUZLUK

ve TOPMEYDANI mağaralarının önemle korunması gerekmektedir.

Araştırmalarımızda arkeolojik ve antropolojik bulgulara da rastlanmıştır. Aramızda

ilgili uzmanların bulunmaması, araştırmalarımızı sadece gözlemle kısıtlamıştır. Özellikle

ATAK, MEDİL 1 ve 2 ve ILGARİNİ’nin arkeolojik ve antropolojik açıdan detaylı bir

araştırmaya tabii tutulması, özellikle yöredeki eski yaşam şekil ve adetlerine ışık tutacaktır.

Bölgedeki araştırmalarımızda sıklıkla DEFİNECİ kazılarına rastgeldik. Bölgedeki

jandarma kolluk kuvveti defineci olaylarına katı şekilde yaklaşmakla beraber, çözümün

yörede yaşayan halkın milli parka olan bakış açısını değiştirmekte yatmaktadır.

Bazı mağaraların turizme açılarak korunabileceği kanaati oluşmuştur. Bu mağaralar,

zaten bir şekilde turiste açık olan ILGARİNİ ve MEDİL 1 ve 2, BUZLUK ve

SİPAHİLER’in detaylı bilimsel çalışmaların yapılmasından sonra KORUNARAK açılması

yerinde olur.

Sportif veya bilimsel amaçlı mağara girişlerinde milli parklar idaresinden izin alınması

ve özellikle sadece bazı mağaraların sportif mağaracılığa açık olması ve bunlarında

dayanıklı ve uzun ömürlü dübellerle döşeme hatlarının belirlenmesi, dübel kirliliğini

engelleyecektir.

POSTER ÖZETLERİ

211


KÜRE NATIONAL PARK CAVE EXPLORATION

PROJECT

Signing a protocol regarding cave research in Küre National Park with the department

of Cave Protection at the ministry of Environment and Forestry, ASPEG started

caving trips and discovered more than 40 new caves during the 27 months period of the

project. Apart from drawing maps, we collected 198 biological samples from 24 caves

and discovered possibly more than 5 new species. Caving activities in the area had started

in early 1980’s. Up until the project, the number of caves discovered was 43. Now

it is 85 caves. Considering the dense forest and wild karstic area that is very difficult

to penetrate, we believe the potential of finding more new caves in the national park is

realistic. Ilgarini, Sorkun, Eşekçukuru 1, Mantar, Ejder, Kapaklı, Buzluk, Sipahiler and

Topmeydanı caves are rich in biodiversity and should be protected.

Despite the lack of expertise of archeology and antropology in our team, we have

observed remainings of old settlements and human bones in Ilgarini, Atak and Medil

1 and 2 caves. Should there be such an extensive research, we believe it will shed light

on the early settlements in this area. These caves should be protected strictly especially

from the treasure hunters.

As for the touristic potential of the caves, we believe some of the caves can be protected

by opening up to tourism with delicate and careful planning. Ilgarini which is already

visited by tourists should be officially opened to tourism carefully bearing in mind that

it contains new species and old settlements at the entrance. All proposed touristic caves

should be only allowed to be visited by tourists with expert guides.

As for the cavers who come to the region for scientific and sportive caving purposes,

all of them should be subjected to permission from the department of national parks.

Only some caves should be open for the sportive caving trips and those caves should

have long lasting boltings for rigging to avoid more bolts placed to the walls. As ASPEG

we are ready to do the job if the Department of National Parks asks us to do it.

212


Gülnar Bölgesinin Araştırma Sonuçları ve

Mağaraların İncelenmesİ

Arzu TAĞHAN

Boğaziçi Üniversitesi Mağara Araştırma Kulübü (BÜMAK)

Bölgede yapılan ön araştırma gezileri, envanter incelemeleri ve MTA raporları doğrultusunda

Mersin ili, Gülnar ilçesi’nin kırsal kesiminde kapsamlı bir bölge araştırması olmadığı göz

önünde bulundurularak Boğaziçi Üniversitesi Mağara Araştırma Kulübü 18-30 Ağustos 2009

tarihleri arasında bölgeye bir araştırma gezisi düzenlemiştir. Orman Bölge Müdürlüğü’nün de

desteği ile gerçekleşen bu araştırma gezisinde 20’si daha önce keşfedilmemiş 24 mağarada inceleme

ve haritalama çalışmaları yapılmıştır. Araştırılan bu mağaralar, genel olarak 20- 30 metrelik

obruk karakteristiğine sahip küçük, fosil mağaralardır. Araştırma gezisinin kapsamlı bir raporu

hazırlanmıştır. Bu rapor Mersin Bölge Orman Müdürlüğü’ne sunulmuş ve İstanbul mağaracılarının

ortak yayın organı olan Heeyoo e-dergisinde yayımlanmıştır.

POSTER ÖZETLERİ

CAVE Exploratıon results in GÜLNAR Region

According to preliminary research trips, reports of MTA (Mineral Research & Exploration

General Directorate) and inventories making in Gülnar, there is no extensive research in this

region of Mersin. In 2009, Boğaziçi University Speleological Society (BÜMAK), therefore, arranged

an expedition in this region between 18-30 Augustus. With the aid of Regional Directorate

of Forestry, they examined and mapped 24 caves (20 of them were undiscovered). The depth of

these caves is generally around 20-30 m. As characteristic feature, they are sinkhole and fossil

caves. A comprehensive report of this expedition was prepared by BÜMAK. This report was offered

to Mersin Regional Directorate of Forestry and published in Heeyoo which is an electronic

house organ of İstanbul cavers.

213


Çem Düdenİ

M. Seda Erdural

Boğaziçi Üniversitesi Mağara Araştırma Kulübü (BÜMAK)

Yeni araştırma bölgeleri için yapılan çalışmalar sırasında, Türkiye Kuvaterner

Sempozyumu’nda İsmail Ege ve Saadettin Tombul tarafından sunulmuş olan “Soğanlı Dağında

Karstlaşma-Buzullaşma İlişkisi” raporuna ulaşılmış ve buradan edinilen Soğanlı Dağındaki dolinlerin

tabanlarında bir çok düden bulunduğu bilgisiyle bölgeye ön araştırma gezileri yapılmasına

karar verilmiştir. 2010 yılı boyunca düzenlenen üç araştırma gezisinin ardından 20 Ağustos - 5

Eylül 2010 tariherinde bölgeye BUMAD, BÜMAK ve İTÜMAK ortak bir araştırma gezisi düzenlemiştir.

Bu araştırma gezisinde bölgedeki yüzey araştırmalarına devam edilmişse de, ekipler daha

çok Çem Yaylasındaki Çem Düdeninin keşfine ve haritalanmasına yoğunlaşmıştır. Çem Düdeni

tüm ihtişamıyla mağaracıları şaşkına çevirmekte ve dev galerileriyle onlara meydan okumakta.

277 metrelik uzun bir tek inişe sahip mağaranın keşif çalışmaları hala devam etmekte.

Çem Sinkhole

A report that is presented by two academicians in Turkey Quaternary Symposium showed

us that doline surface in Soganli Mountain was containing many sinkholes. By digging up further

information, we decided to organize pre-expeditions to the area. After three times surface surveying

in 2010, an expedition organized by BUMAD, BUMAK, and ITUMAK between August 20

and September 5. The teams continued surface surveying, while the main focus was to discover

and survey Çem Sinkhole. Çem Sinkhole amazes cavers and challenges them with its giant galleries.

With its 277 metres long single pit, it is waiting to be discovered.

214


Dİm Mağarası (Alanya-Antalya): Önemlİ bİr

jeoturİzm potansİyelİ

M.Oruç BAYKARA 1 , Mehmet ÖZKUL

Pamukkale Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği

1, obaykara@pau.edu.tr

Dim Mağarası Türkiye’nin Akdeniz kıyısındaki Turizm Merkezi Antalya’ya 145 km.,

Alanya’ya 11 km. uzaklıktadır. Mağara deniz seviyesinden 232 m. yükseklikte olup, 1691 m.

yüksekliğindeki Cebireis Dağı’nın batı yamacında yer alır. Dim Mağarası’ na Alanya’nın Kestel

Belediyesi üzerinden Dim Çayı vadisinden ve Tosmur Belediyesi üzerinden asfalt yollarla ulaşılır.

Dim Mağarası Orta Toroslardaki Cebireis Dağının ana kütlesini oluşturan Alt Paleozoyik

Yaşlı çok sert ve çok kalın tabakalı gri-koyu gri renkli rekristalize kireçtaşı formasyonunun içindedir.

Dim Mağarası, KB-GD doğrultuda bir fay zonu üzerinde gelişmiştir. Mağara’nın yaklaşık

150 m. yakınında Dim Çayı Vadisi yer alır. Kireçtaşlarının alt seviyeleri şistlerle ardalanmalı

olup en altta formasyon tamamen şistlere dönüşür. Toros Dağları genç Alpin Dağ kuşağındadır

ve günümüz yüksekliklerine Plio-Pleyistosen dönemindeki şiddetli düşey tektonik hareketler

sonucu ulaşmıştır. Bu hareketler sırasında Dim Çayı yatağını daha derinlere doğru kazmıştır.

Aynı süreçte Dim Mağarası da gelişimini sürdürerek günümüzdeki konumuna ulaşmıştır.

Dim Mağarası 360 m. uzunluğunda, yatay, 10-15 m. genişliğinde ve yüksekliğindedir. Mağara içi

çok çeşitli ve zengin damlataş oluşumları ile kaplıdır. Günümüzde de bu gelişim yer yer devam

etmektedir. Mağaranın sonunda, girişten 17 m. daha derinde 200 m 2 su yüzeyi bulunan küçük bir

göl bulunmaktadır. Suyun bu bölümde birikmesinin nedeni göl tabanının geçirimsiz şistlerden

oluşmasındandır. Dim Mağarası’nda yarasa, farklı örümcek türleri, solucanlar, mağara semenderi

gibi canlı yaşamına da rastlanmıştır.

Alanya ve civarının önemli bir turizm bölgesi olması Mağara’nın jeoturizm potansiyelini

oldukça arttırmaktadır. 1998 yılında ilk ve tek özel işletilen mağara olarak turizme kazandırılan

Dim Mağara’sı, özellikle yaz sezonu boyunca oldukça yoğun olarak misafirlerini ağırlamaktadır.

Jeoloji ve jeomorfoloji uzmanlarının yer aldığı bir ekip tarafından mağaranın doğal ortamına

uygun olarak jeoturizme kazandırılması, Dim Mağarası’nın Uluslararası Turizme Açık Mağaralar

Birliğine (ISCA) 2002 yılında üye olmasını sağlamıştır. Yaklaşık 15 kişilik çalışanı ile Dim Mağarası,

bölge için önemli bir geçim kaynağı ve ülkemiz için örnek bir jeoturizm kuruluşudur.

POSTER ÖZETLERİ

Anahtar kelimeler: Dim Mağarası, jeoturizm, Dim Çayı, Alanya

215


Dim Cave (Alanya-Antalya): An important

Geotourism potential

Dim Cave is at a distance of 145 Km. to the touristic city of Antalya and 11 Km. to the touristic

center Alanya, on Mediterranean coast of TÜRKİYE. The Cave is at a high of 232 meters from

the sea level and is at the western slope of 1691 meters high CebiReis Mountain. The Dim Cave

is reachable both from Kestel and Tosmur Towns and also from Dim Stream Valley by asphalted

roads.

The Dim Cave was formed in the early Paleozoic aged Central Taurids, very strong and

very thin layered dark-grey coloured recrystallized limestone, that compose main structure of

the Cebireis Mountain. The Dim Cave was developed at a fault zone that was NW-SE direction.

Approximately there is a Dim Stream Valley 150 meters far from the Dim Cave. The Tauirds are

on the late Alpine orogenic belt and they reached their heights at the age of Pleistocene by the

forceful tectonic movements. During these tectonic movements The Dim River diged the river

bed to the lower elevations and in the same period The Dim Cave continued its development and

reached today’s position. The Dim Cave is 360 meters long and approximately has 10-15 meters

width and height. The interior of the cave is covered by many kinds of dripstone (stalactites and

stalagmites) formations and at present the dripstone formation is still continued from place to

place. Different arachnid species, worms, bats and salamander were observed in the cave.

Alanya and its vicinity is an important tourism area. Because of this The Dim Cave has an

high geotourism potential. The Dim Cave was opened to the tourist at 1998, by a private company

which is unique in the Turkiye. In the peak season, The Dim Cave has many guests. In 2002 the

International Show Caves Association (ISCA) has qualified the Dim Cave as a member of the

association. The Dim Cave, is an important income effect to its vicinity and is a good example for

geotourism in Turkiye.

Keywords: Dim Cave, geotourism, Dim River, Alanya

216


KEŞ DAĞI DÜDENİ

Fatih Şen 1 ve Murat Eğrikavuk 2

OBRUK Mağara Araştırma Grubu (o’mag)

1, amfibi@ttmail.com

2, murat.egrikavuk@ontrol.com.tr

Obruk Mağara Araştırma Grubu (o’mag) olarak Kahramanmaraş’ın 65 km kuzeyinde bulunan

Tekir Kasabası’nın doğusunda, Keş Dağı Düdeni’ni iki yıldır araştırmaktayız. 1800 metre

yükseklikteki bu düdene batan suların aşağıda, 900 metre irtifada bulunan Yeşilgöz Obruğu’ndan

çıktığı düşünülüyor. Düdenle obruk arasındaki uzaklık ise yaklaşık 4.000 metre. 2009 yılındaki

araştırmada hem mağaraya ilk girişler yapılmış, hem de Yeşilgöz Obruğu’na yapılan dalışlarla su

altı mağarasının başlangıcı tespit edilmişti. 2010 yılında ise

-175 metrede başlayan inişin hayallerimizin çok ötesinde derinlikte kesintisiz devasa bir iniş

olduğu anlaşıldı. Dahası, bu noktada mağara birden inanılmaz bir yapısal değişikliğe uğruyor; su

yatağı uçsuz bucaksız görünen bir fay çatlağının bir uç noktasından derinlere doğru iniyordu. Bu

fay çatlağının yan duvarına geçerek yaptığımız döşeme ile -300 m derinliğe ulaştıysak da inişin

dibini henüz göremedik.

POSTER ÖZETLERİ

KEŞ MOUNTAIN SINKHOLE

As OBRUK Cave Research Group, we’ve been exploring Keş Mountain Sinkhole since two

years which is at 65 km’s north of Kahramanmaraş, high on the mountains at the east of Tekir

Village. It has been believed that the waters of that are entering underground from that cave

which is at 1800 meters of altitude, exists again at Yeşilgöz Dolin, at 900 meters altitude. Total

distance between the doline and sinkhole is roughly 4.000 meters. During the first expedition at

2009, our teams had both dive the Yeşilgöz and found the underwater entrance of the cave, in

addition to cave exploration. By 2010, it was understood that the pit which begins at -175 meters

was far beyond our imaginations; it continues as a single drop to a depth which still unkown.

Moreover, at that point the cave’s stuctural formation has an immense alteration; suddenly the

huge galleries of the cave changed to a very narrow and endlessly long and deep fault fissure.

After a -125 meters descent at that fissure, which means a total depth of -300 meters in the cave,

bottom of the pit still couldn’t be seen. By July 2011, OBRUK’s third exploration at Keş Mountain

Sinkhole will begin.

217


ÜÇ KIZKARDEŞLER: YAYLACIK, İNİLTİ PAZARI,

ÇADIR ÇUKUR

Uğur Murat Leloğlu, Tulga Şener, Koray Törk, Vedat Gün, Birhan Altay,

Emre Baturay Altınok

Mağara Araştırma Derneği (MAD)

Mağara Araştırma Derneği’nin 2002’den itibaren Geyik Dağı bölgesinde yaptığı araştırmaların

devamı niteliğinde Geyik Dağı’nın güneydoğusundaki bölgede, Antalya-Gündoğmuş sınırları

içerisinde 2050- 2200 m yükseklik bandında birbirine yakın üç önemli aktif mağara bulunmuştur.

-168 m derinlikte ve 956 m uzunluktaki Çadır Çukur Düdeni henüz araştırılmamış bir yan kol

haricinde 2004’te haritalanarak MAD Bülteni’nin 2008 yılında basılan 14üncü sayısında yayınlanmıştır.

Yaylacık ve İnilti Pazarı Mağaralarında ise araştırma çalışmaları sürmekte olup -437 m

ve -246 m derinliklerine ve 3300 m ve 840 m uzunluklarına ulaşılmıştır. Elde edilen veriler bu üç

mağaranın birleşerek daha büyük bir sistem halinde devam ettiğine dair bir olasılığı göstermektedir.

Bu posterde, sözkonusu bölgede bulunan mağaralara yapılan araştırmaların kısa tarihçesi

ile, mağaralarda yapılan ölçümler sunulmaktadır. Ayrıca bu mağaraların oluşturduğu sistemle

ilgili çeşitli analizler ve öngörüler üç boyutlu bilgisayar grafikleri desteği ile sunulmuştur.

three sisters: YAYLACIK, İNİLTİ PAZARI, ÇADIR

ÇUKUR

As a result of the expeditions carried out by Cave Research Association (MAD) in Geyik

Mountains area since 2002, three important active caves in close proximity are discovered in

2050-2200 m elevation band within the borders of Antalya-Gündoğmuş on the southeast of

Geyik Mountains. Çadır Çukur Sink of 168 m depth and 956 m long was surveyed and mapped

in 2004 except for a side branch and published in 14th issue of MAD Bulletin printed in 2008.

The exploration of Yaylacık and İnilti Pazarı caves are not complete yet, but the depths of 437 m

and 246 m and lengths of 3300 m and 840 are reached, respectively. The survey data hints the

probability that these three caves may connect each other and continue as a larger system. In this

poster, the expeditions to these caves are briefed and the surveys are presented. Additionally,

various analyses and conjectures about the system composed of these caves are shown using

three-dimensional computer graphics.

218


Kızılİn MAĞARASI ARKEOLOJİK BULGULARI

Emrah Çoraman, Mehmet Emre Döker

Boğaziçi Uluslararası Mağara Araştırma Derneği (BUMAD)

Boğaziçi International Speleological Society

Boğaziçi Uluslararası Mağara Araştırma Derneği Kızılin Mağarası’nda yürüttüğü araştırma

çalışmalarında tarih öncesi devirlerden kalma birçok iskelet ve pişmiş toprak örneğine rastlamıştır.

Gerekli incelemelerin yapılması için Burdur Müze’si ile ortaklaşa çalışarak tespit edilen arkeolojik

buluntuların bir kısmı mağara dışına çıkarılmıştır. Çıkarılan seramikler üzerinde Türkiye

Atom Enerjisi Kurumu tarafından yapılan analizlere göre parçaların en gencinin yaklaşık 2900 en

yaşlısının ise 3700 yaşında olduğunu belirlenmiştir. Bu veriler mağaranın ilk tunç çağı döneminde

insanlar tarafından kullanıldığını göstermektedir. Bunun yanı sıra diğer bazı bulgular mağaranın

Kalkolitik dönemde de kullanıldığına işaret etmektedir. Mağaranın gerekli koruma statüsünün

alması için müze müdürlüğü ile gerekli çalışmalar yürütülmektedir.

POSTER ÖZETLERİ

ARCHEOLOGICAL FINDINGS OF KIZILİN CAVE

Several skeletons and earthenware items from prehistoric times were found in Kızılin Cave,

during the explorations carried out by Boğaziçi International Speleological Society. In order to

conduct necessary studies, some of the archeological findings were moved out of the cave in

cooperation with the Burdur Museum. According to the analysis made by the Turkish Atomic

Energy Authority, the youngest of the items was dated back to 2900, and the oldest to 3700 years

before present. These findings indicate that the cave was in use by men during the Bronze Age.

Meanwhile, some other findings points out that the cave was also used in the Chalcolithic Period.

In order for the cave to be ascribed relevant protection status, efforts are being made in conjunction

with the museum directorate.

219


CLAUDE CHABERT VE AYVAİNİ’NİN

HARİTALANMASI

Ali Yamaç ve Murat Eğrikavuk

OBRUK Mağara Araştırma Grubu (o’mag)

Bu posterde, bir yandan geçen yıl kaybettiğimiz Claude Chabert’in Türkiye’de yıllar boyunca

sürdürdüğü mağaracılık çalışmalarının genel bir özeti açıklanırken, diğer yandan da Claude

Chabert tarafından ölçülmesine 1988 yılında başlanan ve aralıklarla çalışılarak 1993 yılında

çizilen Ayvaini Mağarası haritasının ölçüm, çizim aşamaları, haritanın üzerinden anlatılacaktır.

Türkiye’ye ilk olarak 1966 yılında, Temuçin Aygen’in daveti üzerine gelen Claude Chabert,

Türkiye’deki son mağara gezisi olan 2001 yılına dek, çoğu Toroslarda olmak üzere 200’den fazla

mağara keşfetmiş, haritalamış ve raporlamıştır. Bunlar arasında yurdumuzun en uzun mağaraları

da mevcuttur. Posterde, bu çalışmaların genel bir özeti verilecek, Claude Chabert tarafından

bulunan mağaralar ve yazılan makaleler tanıtılacaktır. Öte yandan, aynı posterde sunulacak

bir diğer konu ise Claude Chabert tarafından çizilen ve hata oranı yüksek olduğu için bugüne

dek yayınlanmayan 1/500 ölçekli Ayvaini haritasıdır. Bahsedilen bu haritanın en büyük özelliği,

yaklaşık 11 metre uzunluğu ile, bilinen en büyük mağara haritalarından biri olması ve inanılmaz

ölçüde detay içermesidir. Bu harita, poster sunumunun bir parçası olarak, atlas halinde basılıp

sempozyum sırasında ilgilenenlerin görüşüne de sunulacaktır.

CLAUDE CHABERT AND MAPPING OF AYVAINI

CAVE

In this poster presentation a detailed explanation will be made about the long years’ caving

activities and explorations of Claude Chabert in Turkey, in addition to his famous Ayvaini Cave

map, which he began measuring at 1988 and finalized by 1993. Measurement and drawing stages

of this huge map will be explained in details. Upon an invitation of Temuçin Aygen, Claude

Chabert visited Turkey at 1966 for the first time and explored, documented and mapped more

than 200 caves till 2001, mostly around Taurus Mountains. Some caves that he explored are

among the longest in Turkey, namely Pınargözü and Tilkiler. In this poster presentation, a short

summary of all his works including his articles and maps, will be given. Meanwhile, in the same

poster, in addition to his other works, Claude Chabert’s efforts about drawing a 1/500 scale map

of Ayvaini Cave will be explained. This map, which was never published due to its high error rate

is the longest cave map of Turkey with a total length of 11 meters and covers incredible details of

the cave. As a part of that poster presentation, this map will be published and distributed as an

atlas.”

220


MAĞARA ARAŞTIRMALARINDA STANDART

OLUŞTURULMASI

Çağan Çankırılı 1 ve Ali Yamaç

OBRUK Mağara Araştırma Grubu (o’mag),

1, c_nagac@yahoo.com.sg

Yurdumuzda, farklı mağara araştırma ekipleri tarafından sürdürülen mağara araştırmaları

sırasında hemen her yıl yüzden fazla yeni mağara keşfedilmekte, bunların bir kısmı haritalanmakta,

raporlanmakta ve yayınlanmaktadır. Öte yandan, birçok kuruluş tarafından oldukça sportif

bir şekilde ele alınan bu çalışmalarda, mağaracılığın jeoloji, biyoloji, hidrojeoloji gibi birçok

bilimdalı ile içiçe bir yumak olduğu gözardı edilmektedir. Her mağaracının jeolog ya da biyolog

olamıyacağından yola çıkarak, her rapor için bu tür gözlem sonuçları talep etmenin anlamsızlığı

aşikardır. Ama, kısıtlı da olsa, belirli bazı bilgilerin aynı mağaraya daha sonra yapılabilecek

kapsamlı araştırmalara ışık tutabileceği de aşikardır.

Bu poster sunumunda, yukarıda vurgulanan bu noktalardan hareketle, bir mağara raporunda

olması arzulanan asgari bilgilerle, bu bilgilere ne şekilde ulaşılabileceği açıklanacak, yurt dışındaki

standart çalışmalarından örnekler verilerek belirli bir format oluşturulması için yöntemler

tartışılacaktır. Aynı sunumun diğer bir yönü olarak da, basılı yayın dışındaki yayın imkanları ve

bu tür raporlamanın faydaları açıklanacaktır.

POSTER ÖZETLERİ

ESTABLISHING A STANDARD FOR CAVE

RESEARCHES

Every year more than a hundred new caves are explored by different cave clubs in Turkey.

Some of those newly explored caves are also mapped and published. On the other hand, most

caving groups’ are working without reckoning that caving is and must be a scientific work, which

has to be in a close cooperation with geology, hydogeology, biology etc. Though, it is unreasonable

to accept every caver as a biologist or a geologist and its nonesense to expect detailed scientific

reports from those groups, we also believe that; even some limited information about those scientific

areas will create helpful resources for future researches. Even a rough information about

the geology of the surrounding or a limited, visual information about living troglobites will help

future researchers for a decision to work or skip that cave for a detailed work about a certain

scientific exploration.

In this poster presentation, we will discuss the minimum information that must exist in a

cave report, the ways to reach and interpret those informations via internet, in addition to the

foreign standardization examples. On the other hand, the discussions for the methodology and

electronic publishing opportunities will be presented.

221


ÇİFT HARİTALAR VE TAY PROJESİ

Ali Yamaç

Obruk Mağara Araştırma Grubu (o’mag)

Bu posterde, Türkiye’de uzun yıllar boyu aynı mağaraların farklı zamanlarda ve bir diğerinden

haberdar olmaksızın çizilmiş farklı haritaları görsel olarak sunulacaktır. Bu sunumla, bir

yandan mağara haritacılığında yapılan büyük hatalar irdelenip, aynı mağaranın aynı ölçek ve

yönde çizilmiş, birbirinden çok farklı haritaları sergilenirken, diğer yandan da herkesin ulaşabileceği

genel bir envanterin yararları açıklanmaya çalışılacaktır. Aynı mağaranın farklı haritalarının

çizilmesinin en temel sebebi o mağaranın daha önce araştırıldığının bilinmemesidir. Yapılan

araştırmalar sonunda bu şekilde, birkaç defa keşfedilmiş ve birden fazla haritası olan toplam 33

mağara tesbit edilmiştir. Bu posterde, bahsedilen bu haritalar arasından 20 tanesi sergilenecek

ve aralarındaki önemli farklar vurgulanacaktır. Aynı sunumun devamı niteliğinde, TAY Türkiye

Mağara Envanteri tanıtılacak ve bugüne dek katettiği yol anlatılacaktır. Bu sunumla amaçlanan

nokta, yurdumuzda araştırma yapan tüm mağaracıların keşfettikleri ve araştırdıkları mağaraların

daha önce araştırılmış olup olmadığını bilerek emeklerini heba etmemeleridir.

DOUBLE MAPS AND TAY PROJECT

Within this poster presentation, several maps of same caves which were drawn without the

knowledge of previous map will be shown. So, with this presentation firstly, cave mapping errors

will be discussed by showing solid examples by the maps of same caves with huge differences.

Also, on the other hand, in order not to map same caves over and over again, the benefits of a

general inventory will be explained. After a long search 33 double (or triple) mapped caves had

been found. In that poster 20 of them will be shown with an emphasis to important differences

between the maps of same caves. Also, as a follow up of the same presentation, TAY Cave Inventory

will be presented and its improvement will be explained.

222


MAĞARA GİRİŞLERİNE KİTABE

(MAĞARA KÜNYELEMESİ)

Birhan ALTAY, E. Baturay ALTINOK

Mağara Araştırma Derneği (MAD)

Ülkemizde mağara araştırmacı kuruluş ve mağaracı sayısı günden güne artmış bununla

birlikte araştırılan mağara sayısı da o denli artmıştır. Buna karşın halihazırda araştırılmayı bekleyen

pek çok daha mağara bulunmaktadır. Sahada bir araştırma gezisinde karşılaşılan mağaranın

araştırıldığına dair bir bilgi yok ise o mağaraya araştırma girişleri yapılmaktadır. Bir süre sonra

içeride daha önce araştırıldığına dair işaretler saptanınca da, o ana kadar yapılan ölçümleme

sonlandırılmaktadır. Bu durum ise hem gereksiz bir uğraşıya hem de zaman kaybına yol açmakta

ve raporlanması halinde ise sanki daha önceki çalışma veya çalışmaların yok sayılmasına neden

olmaktadır. Bu duruma engel olabilmek, araştırmacı kuruluşlar arasında bilgi alışverişi ve işbirliğini

arttırmak amacıyla, araştırılan mağara girişlerine biraz uzak mesafeden de görülebilecek

büyüklükte ve de çok uzun bir süre olmasa da yine bir süre silinmeden veya kaybolmadan kalabilecek,

kirlilik oluşturmayacak bir şekilde “Mağara Kitabesi (Künyesi)” yapılmasını önermek ve bu

konuyu mağaracı çevresinde bir kez daha tartıştırmak amacıyla bu sunum hazırlanmıştır.

Kitabe ya da Künye hazırlanması konusu, daha önceleri TMB bünyesinde tartışılmış ve 1995

Genel Kurulunda uygulanması yönünde bir karar da alınmıştır. Bu tür bir uygulama, getireceği

kolaylık ve yarar dolayısı ile başka ülkelerde görülmemekle birlikte Dünya Mağaracılığı için de

önerilebilecektir.

POSTER ÖZETLERİ

Anahtar kelimeler: Mağara künyesi, mağara kitabesi

INFORMATION TAGS AT CAVE ENTRANCES

(CAVE TAGGING)

Despite the number of explored caves is steadily increasing in our country there are still

lots of unexplored caves remaining. In current procedure if there is no information about a cave

encountered during field work, a research expedition is mounted to look for clues indicating if the

cave is explored before. If it is determined that the cave was explored before by another group the

expedition is then terminated, resulting in unnecessary loss of many man-hours.

This presentation is about a proposal to place a “Cave Information Tag”, a little distance

to the cave entrance, in easily observable proportions, durable to elements, allowing previous

explorers to share information without damaging natural environment, which can prevent such

situations as mentioned above and improve coordination and data sharing between caving organizations.

Similar proposals were debated before under the roof of Turkish Cavers Union and a

decision was made for their implementation in the 1995 assembly. Despite there is no precedent,

clear benefits of such a practice make it worthy for cavers all around the world.

Keywords: Cave tagging, cave info

223


Eskİ-İklİm Çalışmalarında Mağara

Çökellerİnİn Kullanımı

M.Oruç BAYKARA 1 , Mehmet ÖZKUL

Pamukkale Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği

1, obaykara@pau.edu.tr

Değişen iklim koşulları ve bu değişen iklim koşullarının canlıların yaşamına etkisi çeyrek

yüzyıldır dünyanın gündemini meşgul eden popüler bir sorun haline gelmiştir. Son yıllarda yapılan

çalışmalar, küresel ısınma olarak adlandırılan bu değişen iklim koşullarının var olan iklim

sürecinin doğal seyrinin bir sonucumu yoksa insanoğlunun faaliyetleri nedeniyle oluşan hızlı ve

kontrol edilemeyen bir değişim olup olmadığını yönünde yoğunlaşmıştır. Bu doğrultuda geçmişiklim

koşullarını ve geçmiş-iklim koşullarına etkiyen faktörleri araştırmak için çok yönlü çalışmalar

başlatılmıştır. Bu kapsamdaki çalışmaların büyük bir bölümü okyanus dip çökelleri ve

kutup buzullarına ait karotlar üzerinde yapılmaktadır. Son on yıl içerisinde de mağara çökellerinin

iklim-değişimleri çalışmalarında oldukça güvenilir birer veri kaynağı olduğu kanıtlanmış ve

mağara çökelleri yardımıyla incelenen geçmiş-iklim çalışmaları hızla artmıştır.

Çeyrek yüzyıl önce mağara çökellerinin geçmiş-iklim araştırmalarında kullanılabileceği

öngörülmüş ve özellikle son on yıl içerisinde de çeşitli nedenlerden dolayı mağara çökellerinin

geçmiş-iklim araştırmacıları için güvenilir birer veri kaynağı olduğu kanıtlanmıştır. Bu nedenler

(1) mağara çökellerinin 10 3 -10 5 yıl aralığı boyunca kesintisiz olarak büyüyebilmesi, (2) uranyumserisi

yaşlandırma yöntemleriyle kesin ve hassas olarak yaşlandırılabilmesi, (3) mağara dışındaki

çevresel değişimlerin izlerini barındırması (mağara içi sıcaklık yaklaşık olarak yıllık dış sıcaklık

ortalamasına eşittir ve mağara içi damlayan sular yüzeyden sızan suyun miktarıyla doğru orantılıdır)

ve (4) genel olarak ikincil alterasyonların gözlenmemesi olarak sıralanabilir.

Anahtar kelimeler: Eski-iklim çalışmaları, speleothem, dikit

224


The Use of Speleothems in Paleoclimatic

Studies

Climatic changes and the effects of these changes on life of organisms have become a popular

problem that occupies the world agenda for a decade. In recent years, researches are focused

on the causes of global warming and the question; “is it a natural consequence of climatic changes

or is it an uncontrollable man-made change”. Thus, well-rounded researches were begun in order

to investigate the paleoclimatic conditions and the factors that effects the paleoclimatic conditions.

In this context, most of the paleoclimatic researches were applied on the deep-sea sediment

cores and ice cores. In the last decade, speleothems were proved as a reliable source for paleoclimatic

studies and speleothem focused researches were rapidly increase.

Speleothems (cave precipitates) have proved attractive to palaeoclimatologists for a number

of reasons. They can grow continuously for 10 3 –10 5 years. Precisely and accurately dated by

U-series methods. They capture the cave’s response to the external environment (cave temperature

is around the mean annual external temperature and dripwater discharge reflects the

amount of infiltration). Generally show little secondary alteration.

POSTER ÖZETLERİ

Keywords: Paleoclimate, speleothem, stalagmite

225


Yüksek İrtİfa Kamplarında Su Elde Etme

Ferit Yiğit

Anadolu Üniversitesi Doğa Sporları Kulübü, Eskişehir

ferityigit@yahoo.com

Uzun süreli kamplarda, sürekli ve kullanıma uygun su bulunması aktivitenin en önemli

gereksinimlerinden biridir. Genelde kampların yerleri su kaynaklarına yakın seçilse de, bazen

–özellikle yüksek irtifada- su bulmak oldukça güç olabilmektedir. Su kaynağının bulunmadığı

yerlerde su gereksinimi kar eritme ile giderilebilir. Türkiye’deki dağların yüksek irtifalarında

neredeyse bütün yıl boyunca kar bulmak mümkündür. Kar eritebilmek için temel gereksinim

ısı enerjisidir. Gerekli olan ısı enerjisi iki şekilde karşılanabilir; ocak, odun ve kömür gibi hazır

kaynaklar ya da güneş enerjisi gibi doğal kaynaklar. Yüksek irtifada yapılacak bir kampa hazır

kaynak götürmenin zorluğu düşünülürse en kolay ve etkin yöntem güneş enerjisinden yararlanmaktır.

Bu çalışmada Eskişehir Mağara Araştırma Derneği’nin 2010 Aladağlar Ekspedisyonu için

geliştirdiği ve başarıyla kullandığı kar eritme sistemi tanıtılmaktadır. Düzenek, içerisine konan

karı eritmekte ve kullanım için haznesinde su biriktirebilmektedir. Kurulan sistem, etkinlik süresince

mağaracılara başarı ile su sağlamıştır.

Anahtar kelimeler: Yüksek irtifa, Kar eritme

Getting Water at High Elevation Camps

Constant and fresh water supply is one of the most important necessities of the activity

during long term camps. Although camp places are generally chosen near a water source, it may

sometimes, especially at high elevation, be quite difficult to find water. Water necessity can be

achieved by melting snow where a water source cannot be found. It is possible to find snow at

high elevations of Turkey during almost all year. The fundamental requirement for melting snow

is heat energy. The requirement heat energy can be got in two ways; one of them is ready resources

such as stove, wood and coal and the other one is natural resources such as sun. It is the

easiest and most sufficient way to benefit from sun considering that the difficulty of taking ready

resources to a high elevation camp.

In this study, melting snow technique which is developed and used successfully by Eskişehir

Cave Research Association (ESMAD) for the 2010 Aladağlar expedition. Mechanism that melts

the snow which is put inside and accumulates water in its reservoir for usage. This system served

water to cavers successfully during the camp.

Keywords: High elevation, Melting snow

226


Tek Tellİ Mağara İletİşİm Aygıtı

Hakan KAYACI

Eskişehir Mağara Araştırma Derneği (ESMAD)

Bilimsel, sportif veya hobi amaçlı yapılan mağara etkinliklerinde mağaranın jeolojik yapısına ve

büyüklüğüne bağlı olarak mağara içerisindeki ve mağara içi ile dışı arasındaki iletişim büyük önem taşımaktadır.

Bu konudaki alternatiflerden biri de tek telli telefon sistemidir. Eskişehir Mağara Araştırma

Derneği tarafından bu sistemin 2010 Aladağlar Ekspedisyonunda kullanması amacıyla değişik yöntemler

üzerinde çalışmalar yürütülmüştür. Bu çalışmalar sonucunda düşük maliyetli ve basit elektronik donanım

ve tasarıma sahip tek telli telefonlar üretilmiş olup bu sistemler ilk olarak Haziran 2010 tarihli Manasır

Düdeni etkinliğinde kullanılmıştır. Bu çalışmada, kullanılan sistemin teknik ve pratik ayrıntıları ile birlikte

hedeflenen iyileştirmeler hakkında bilgi verilmiştir.

POSTER ÖZETLERİ

Anahtar kelimeler: Mağara içi iletişim, tek telli telefon

Single Wire Cave Communication Device

The communication between the cavers inside and outside of the cave, during the scientific,

sports or hobby motivated expedition is crucially important due to the size and the geological

structure of the cave. One of the alternatives on this topic is the single wire telephone. In order to

use this system in Aladaglar Expedition, in 2010, studies were carried out on various approaches

by Eskisehir Cave Research Association. As a result of these studies single wire telephones with

low cost, basic electronics hardware and simple design were manufactured and these systems

were used firstly in the Manasir Dudeni activity in June 2010. In this study, information about

technical and practical details of the system used and in addition aimed innovations are given.

Keywords: Cave communication, single wire telephone

227


DOĞRUDAN BAĞLANTI ASKILARI

Tulga Şener, Kubilay Erdoğan

Mağara Araştırma Derneği (MAD)

Derin mağara araştırmalarının sayısının artması, daha hafif malzeme kullanım ihtiyacını

beraberinde getirmiş, bu amaçla, farklı mağaracılık teknikleri ve malzemeler denenmiştir. Özellikle

spectra ip, güçlü ve hafif olması gibi özelliklerinin yanında esnek olmayan ve sürtünmeye

dayanıklı yapısıyla, “hafif döşeme teknikleri” dediğimiz bu tekniklerin uygulamasında yerini

almıştır. Doğrudan bağlantı askısı, 5 mm spectra ip halkasının kullanıldığı aluminyum alaşımdan

yapılmış bir döşeme malzemesidir. Doğrudan ipi bu spectra ip halkasına, birkaç özel düğümle

direk olarak bağlanmaktadır. Doğrudan bağlantı askıları keskin kaya duvarlarının bulunduğu

yüzeylerde, Y bağlantılarda ve saptırıcılarda güvenle kullanılabilmektedir. Ayrıca tavan emniyet

noktaları oluşturmaya da oldukça uygundur. Bu posterde doğrudan bağlantı askılarının, mağara

döşeme tekniklerinde kullanımı, örneklerle anlatılacaktır.

Anahtar kelimeler: Spectra ip, hafif döşeme teknikleri, askı

DIRECT ATTACHMENT HANGERS

The increase in number of deep cave expeditions, brought the necessity for use of lighter

equipment, which in turn resulted in experimenting of different caving techniques and equipments.

The spectra cord, in particular, found its place in the application of these techniques called

as “light caving techniques”, not only with its features like being strong and light, but also with its

nonelastic and abrasion resistant construction. Direct attachment hanger is a rigging gear made

of aluminum alloy, and a 5 mm spectra cord link is used on it. The rigging line is directly attached

to this spectra cord link with the help of several particular knots. Direct attachment hangers are

safely used on sharp-edged surfaces, and for making Y-belays and deviations. Besides, it is higly

convenient for making ceiling anchor points. This poster illustrates the use of direct attachment

hangers in cave rigging techniques.

Keywords: Spectra cord, light caving techniques, hanger

228


SIVI PENETRANT İLE MUAYENE YÖNTEMİNİN

MAĞARACIKTA UYGULAMALARI

Kubilay Erdoğan

Mağara Araştırma Derneği (MAD)

Sıvı Penetrant Testi bir tahribatsız muayene yöntemi olup, çatlaklar gibi göz ile görülemeyen

yüzeysel kusurları belirlemek için kullanılır. Malzeme yüzeyine uygulanan penetrant sıvısı

(içe işleyen sıvı) çatlaklara nüfuz eder. Sonrasında yüzey temizlenerek temizlenmiş olan yüzeye

bir ilaç tatbik edilir, böylece sıvının nüfuz ettiği kusurlar görünür hale gelir. Görünür hale gelen

belirtiler kabul edilebilir veya edilemez (bir kusur) olarak belirlenir. Bu çalışmada, mağaracılıkta

kullanılan aluminyum alaşım malzemelerin sıvı penetrant ile muayenesi için basit ve uygulanabilir

bir yöntem geliştirilmesi; geliştirilen bu yöntemin mağara sporcularına öğretilerek çatlak veya

hatalı malzeme sebebiyle oluşabilecek kazaların önüne geçilmesi hedeflenmektedir.

POSTER ÖZETLERİ

Anahtar kelimeler: penetrant, tahribatsız, muayene, çatlak, mağara, mağaracılık, aluminyum,

malzeme, belirti

inspection of cavıng gear wıth dyepenetrant

method

Dye-penetrant inspection method is one of non-distructive tests and used for detecting invisible

surface defects like cracks. Penetrant dye applied to the surface of the material penetrates

into the cracks. The surface is cleaned afterwards, and developer is applied to the clean surface

Thus, the defects penatrated by the dye becomes visible. Indications became visible are specified

as acceptable or un-acceptable (defects). This study aims to improve a simple and easy to apply

technique for the dye penetrant inspection of gear, used for caving and made of aluminum alloys;

and teach the technique to spelunkers to avoid accidents that may have caused by cracked or

faulty material.

Keywords: penetrant, nondestructive, inspcetion, crack, cave, caving, spelunker, aluminum,

material, indication

229


MAĞARA FOTOĞRAFÇILIĞI

Altan VARKAL

Ege Üniversitesi Mağara Araştırma Kolu (EGEMAK)

Fotoğraf için ışık olamazsa olmaz bir konumdayken mutlak karanlık olan mağarada ışık

kaynaklarının türü çok önemlidir. Çoğunlukla mağara fotoğrafları flaş kullanılarak çekilir ancak

bu mağara oluşumlarının şeklinin, formunun ve derinliğinin kaybolmasına neden olabilir. Bu

nedenle flaş kullanılacaksa bile doğal ışık kaynakları ile birlikte dolgu ışığı olarak kullanılabilir.

Fotoğrafın oluşması için ışığın olması yeterlidir. Mağaradaki ışık miktarının yetersizliği fotoğraf

makinesinde ışık kontrolünü sağlayan diyafram ve enstantanenin doğru kullanılması ile ortadan

kaldırılabilir.

CAVE PHOTOGRAPHY

Since lighting is a crucial element in photography, the types of light sources gain extra

importance in caves, where absolute darkness is the natural condition. Most of the time the cave

photographs are taken with the help of a flash light, which leads to the loss of form, shape and

depth of the cave formations. Therefore, if flash light is to be used, it should be used as fill light,

along with natural light sources. The existence of light is sufficient for the formation of a photograph.

The disadvantage created by the insufficient light conditions in the caves can be compensated

with the appropriate use of light control mechanisms of the camera; lens aperture and shutter

speed.

230


MAĞARA HAZIRLIK ANTRENMANI İÇİN BİR MODEL

ÖNERİSİ

Birhan ALTAY

Mağara Araştırma Derneği (MAD)

Mağaracılık, kuru fosil, sulu aktif, yatay veya dikey özellikli gibi farklı mağara ortamlarında

yapılmaktadır. Çoğunlukla birkaç saatten birkaç güne uzanan sürelerde doğal ya da ipte tırmanış,

iniş veya istasyon hazırlama ve hat döşeme gibi bedene yüklenmeler, ardından bir süre bekleme

veya yürüme ile dinlenmeli şekilde olmak üzere intervalli yüklenme-dinlenme dönemleri ile

süren bir sportif aktivitedir. Buna mağaranın karanlığı, soğukluğu ve aşırı nemliliği eklendiğinde

diğer doğa sporları ya da açık hava sporlarına göre zorluğu bir kat daha artmaktadır.

Tüm bu özellikleri ile Mağaracılık Sporu bir kuvvette devamlılık ve dayanıklılık sporu olarak

değerlendirildiğinde, mağaracılar için uzun süreli dayanıklık kazandıran bir egzersiz modeline

gereksinim duyulmaktadır.

Bu çalışmada Mağara Hazırlığı süreci 3 ayrı dönemde ele alınarak mağaracılara etkinlikler

öncesi hazırlık, sürekli antrenmanlı olmak, kuvvette devamlılık ve dayanıklılık sağlayan antrenmanların

nasıl olması gerektiği yönünde bazı önerilerde bulunulması amaçlanmış, sportif mağaracılık

için antrenmanının gerekliliğine yönelik bilinç oluşturma hedefinin yanısıra araştırma

etkinlikleri süresince sakatlıkların en aza indirgenmesi ve araştırma verimliliğinin arttırılmasına

yönelik bir öneri antrenman modeli tasarlanmıştır.

POSTER ÖZETLERİ

Anahtar kelimeler: mağara hazırlık antrenmanı, hazırlık antrenmanı, mağara antrenmanı,

mağara hazırlığı

PROPOSAL OF A MODEL PREPARATORY TRAINING

FOR CAVING

Caving is usually performed in different environment such as dry fossil, wet active, horizontal

and vertical. Caving is an interval sport which includes heavy physical activity periods

similar to natural or rope climbing, decent, anchor and fixed rope setup often continuing for time

periods between a few hours and a few days, followed by resting periods composed of waiting

and walking. The hardships are increased relative to other outdoor sports by darkness, coldness

and high humidity of the caves. When we consider caving as a strength and endurance sport, we

require a long term endurance gain model for training of cavers.

In this study preparatory caving training is considered in 3 different periods. Cavers are

suggested to make pre-activity preparations, to be well conditioned, to maintain strength and

endurance training, to understand the necessity of training and learn methods to reduce training

injuries to a minimum.

Keywords: Preparatory training for caving, preparatory training, caving training

231


ATIK YÖNETİMİ VE MAĞARACILIKTA GERİ

KAZANIM

Handan ERDEMİR

Mağara Araştırma Derneği (MAD)

Atık yönetimi; atığın kaynağında azaltılması, özelliğine göre ayrılması, toplanması, geçici

depolanması, ara depolanması, geri kazanılması, taşınması, bertarafı ve bertaraf işlemleri sonrası

kontrolü ve benzeri işlemleri içeren bir yönetim biçimidir. Atık yönetimi basamaklarından

olan geri dönüşüm için öncelikle atıklar; geri dönüştürülebilen ve geri dönüştürülemeyen atıklar

olarak ayrılmalıdır. Çöp olarak nitelediğimiz atıkların önemli bir miktarını geri dönüşümü

mümkün olan metal, plastik, cam, kağıt ve karton gibi ambalaj atıkları oluşturmaktadır. Geri

dönüşümü mümkün olan bu atıkların tekrar üretim sürecine dahil edilmesi için kaynakta ayırma,

ayrı toplama, sınıflandırma, değerlendirme gibi temel basamaklardan geçirilmelidir. Şehir yaşamında

evlerde kolayca uygulanabilen geri kazanım faaliyet sırasında doğal ortamın kirlenmemesi

ve o bölgede yaşayan canlıların zarar görmemesi için kamp alanlarında ve mağaralarda da uygulanmalıdır.

Kamplarda atıklar ayrı biriktirilmeli ve geri kazanım projesinin uygulandığı merkezlere

ulaştırılarak ekonomiye kazandırılmalıdır. Tüketici ve bir doğa sporcusu olarak, atıkları ana

kaynağında geri dönüştürülebilen ve geri dönüştürülemeyen atıklar olarak ayırma ile çevrenin

korunmasına ve doğal varlıkların daha verimli kullanılmasına katkı sağlanmış olur.

Anahtar kelimeler: Atık, ambalaj atığı, atık yönetimi, geri dönüşüm, mağaracılıkta geri kazanım

WASTE MANAGEMENT AND RECYCLING IN

SPELEOLOGY

Waste management is a type of management which includes reducing waste in source

collection,processing, transport,recycling,monitoring and disposing of waste material and also

checking of disposal or post-disposal process. The waste material should be separated recyclable

or non-recyclable ones to recycling a step of waste management. Recycling materials such

packing wastes as metals, polyethylene and PET bottles, glass bottles and jars form a big part of

waste materials qualified as a waste product. This recycling waste material should be treated some

fundamental steps such source seperation, collection, classification and appreciation processes

to make these waste material recyclable. All these process can be easily maintaned at home in

cities but in industrial field, a protection of nature should be considered as well, so proper landfill

must be used for this purpose. In caving trips, waste materials should be collected separately and

transported to recycling centers for economical gain. We can support the protection of nature by

being aware of importance of recycling process as a consumer and nature sportsman.

Keywords: Waste material, packing waste, waste management, recyling, recycling in speleology

232


KÜLTÜR ve TABİAT VARLIKLARINI KORUMA

KANUNU KAPSAMINDA TESCİL EDİLMİŞ

MAĞARALAR ENVANTERİ

Birhan ALTAY*, Emre Baturay ALTINOK, Ayşenur BİBER, Yetkin BOZ, Ömer ÇETİNKAYA,

Özge TUTAR, Pınar YILDIZ

Mağara Araştırma Derneği (MAD)

Ülkemizde doğal mağaraların korunması için özel bir hukuki düzenleme olmamakla birlikte,

mağaraların korunmasına yönelik yegane mekanizma, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını

Koruma Kanunu (KTVKK) hükümleri uyarınca, Koruma Bölge Kurullarınca Tabiat Varlığı

olarak tescil edilmeleridir.

Bu kanun kapsamında kimi zaman kurumun kendi birimleri, kimi zaman da Mağaracılıkla

ilgili kuruluşların mağaraların korunmasına yönelik başvuruları üzerine; 2863 sayılı Kanun

hükümleri uyarınca bölge esasına göre kurulmuş olan Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulları,

kendilerine yapılan başvuru sonrasında kendiliğinden özellik arz eden mağaraları tescil

ederek koruma statülerini belirlemektedir. Doğal mağaralar bu değerlendirmeler sonucu Doğal

Varlık, Doğal Sit Alanı, Arkeolojik Sit biçimlerinde tescil edilmektedir. Başvurulara olumsuz

cevap verilmesi durumunda ise tescil işlemleri, açılan davalarda yapılan bilirkişi incelemeleri

sonucunda verilen kararlar ile mümkün olabilmektedir.

Turizm faaliyetleri kapsamında planlanan yatırım faaliyetleri ile daha önceden tescillenmiş

mağaraların koruma statüleri değiştirilebilmektedir; tescillerinde “bir çivi dahi çakılamayacak”

kadar katı koruma anlayışı olmasına karşın mağaralar, yatırıma uygun koruma statüleri ile yatırım

faaliyetlerine uygun hale getirilebilmekte ve bu sayede doğal güzelliklerini birkaç yılda yok

edebilecek dış müdahalelere açık hale gelmektedirler.

Tescillenmiş mağaralarda koruma bütünlüğünün sağlanabilmesi, tescil statülerinin değiştirilmesi

halinde bu kararlara karşı müdahale olanakları ve korumaya yönelik stratejilerin geliştirilebilmesi

için ülkemizdeki tescilli mağaraların envanterinin bilinmesi, bu mağaraların hangi

Koruma Kurulları tarafından hangi koruma statüsü ile koruma altına alındığını bilmek gereklidir.

Bu çalışmada Mağara Araştırma Derneği Koruma Kurulu olarak KTVKK kapsamında

koruma altına alınan mağaraların bölge ve koruma statüsü açısından envanteri ortaya konulacak,

koruma statülerinin sağladığı özellikler ile Bakanlığın koruma ve turizme açma politikaları

doğrultusunda aldığı kararlar değerlendirilerek Mahkemeler aracılığıyla nasıl korunabileceklerine

dair önerilerde bulunulacaktır.

POSTER ÖZETLERİ

Anahtar kelimeler: Mağara koruma, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, tescilli

mağaralar envanteri, mağaraların koruma statüleri

233


INVENTORY OF CAVES SUBMITTED UNDER

CULTURAL AND NATURAL ASSETS PROTECTION

LAW

Despite the lack of a special legislation for conservation of natural caves in our country, only

mechanism for conservation of caves, is for them to be submitted as natural assets by Regional

Conservation Committee, under the provisions of 2863 numbered Cultural and Natural Assets

Protection Law (KTVKK in Turkish).

Cultural and Natural Assets Protection Comities, which are regionally established under

provisions of 2863 numbered law, register the caves considered as natural assets and determine

their conservation status, sometimes following requests made by own units of the ministry and

sometimes by caving establishments under the provisions of KTVKK.

Following these evaluations natural caves are registered in Natural Asset, Natural Sit Area

and Archeological Sit Area categories. In cases where a conservation request is denied registration

is possible by petitioning a court for an expert opinion.

Conservation statuses of registered caves can be changed by tourism development plans;

despite being initially registered as under absolute protection, conservation statuses of caves can

be changed according to development plans and they be exposed to devastating outside interference.

To be able to maintain conservation standards, retain a legal way of objection against status

changes and develop conservational strategies; inventory of registered caves of our country,

conservation statuses of the registered caves and the responsibility areas of the conservation

committees should be known.

In this study Cave Research Association Conservation Committee aims, to document the

inventory of caves which are protected under provisions of KTVKK in regional and conservation

status categories, to evaluate the benefits conferred by conservation statuses and touristic

development plans of the ministry and to make proposals on how caves can be protected by legal

petitions to courts.

Keywords: Cave Conservation, Cultural and Natural Assets Protection Law, Inventory of registered

caves, conversation status of caves.

234


Yıldız Dağları Mağaraları ve Mağara

Faunaları

Emrah ÇORAMAN, Yalın Emek ÇELİK, Mehmet Emre DÖKER

Boğaziçi Uluslararası Mağara Araştırma Derneği (BUMAD)

Yıldız Dağları Biyosfer Projesi çerçevesinde BUMAD’ın gerçekleştirdiği çalışmalar

kapsamında 26 mağarada araştırma yapılmış, 13 mağaranın haritası çizilmiş ve dört

mağarada (Tirfez, Kuru, Pestilin ve Ceneviz) arkeolojik bulgular tespit edilmiştir. Öte

yandan Yenesu, Kurudere (Domuzdere), Ceneviz ve Kız mağaralarının jeomorfolojik

oluşumlar açısından dikkat çekici olduğu belirlenmiştir. Biyospeleolojik çalışmalarda

50’den fazla hayvan türünün mağaralarda yaşadığı tespit edilmiştir. Omurgasızlar,

tanımlanan 40 tür ile en fazla çeşitliliğin görüldüğü grup olmuştur. Ayrıca çalışmalarda

ikisi örümcek biri de yalancı akrep olmak üzere üç muhtemel yeni tür keşfedilmiştir.

Araştırılan mağaralarda toplam dokuz türden 42,000 yarasanın yaşadığı tespit edilmiştir.

Definecilik, taş ocağı işletmeleri ve mağara turizmi, Yıldız Dağları’ndaki mağara

sistemlerine yönelik tehditlerin başında gelmektedir. Koruma gereksinimleri değerlendirmesi

sonucunda bölgedeki 9 mağaranın öncelikli olarak koruma altına alınması

önerilmiştir.

POSTER ÖZETLERİ

Caves and Cave Fauna of YILDIZ MOUNTAINs

As a part of the Yıldız Mountains Bosphere Project, twenty-six caves in Yıldız Mountains

were explored in terms of biospeleological, archaeological and geomorphological

aspects by BUMAD. Thirteen caves were mapped and in four of the caves, Tirfez, Kuru,

Pestilin, and Ceneviz, archaeological findings were documented. Yenesu, Kurudere

(Domuzdere), Ceneviz, and Kız are the most interesting caves in terms of the geomorphological

formations. More than fifty fauna species were recorded in biospeleological

surveys. Invertebrates, with 40 identified species, is the most diverse faunal group. Three

potential new species, two spiders and one pseudo-scorpion, were also discovered. Nine

cave-dwelling bat species, with a total number of approximately 42,000, were recorded.

Treasure hunting, quarrying, and cave tourism are the most common threats to cave

systems in the Yıldız Mountains. According to an evaluation of conservation needs, nine

caves were offered to have high conservation priority.

235


Bazı Endemik Tegenaria Latreille, 1804

(Agelenidae, Araneae) Türleri Üzerİnde

Sİstematİk Araştırmalar

Rahşen S. Kaya 1 , Kadir Boğaç Kunt 2 , Yuri M. Marusik 3 , Recep Sulhi Özkütük 4 ,

Ersen Aydın Yağmur 5

1, Uludağ Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Biyoloji Bölümü, 16059, Nilüfer, Bursa,

Türkiye.

E-posta: rkaya@uludag.edu.tr; rahsens@gmail.com

2, Eserköy Sitesi, 9/A Blok, No:7, 06530, Ümitköy, Ankara, Türkiye. E-posta: chaetopelma@gmail.com

3, Institute for Biological Problems of the North RAS, Portovaya Str. 18, Magadan, Russia

E-mail: yurmar@mail.ru

4, Anadolu Üniversitesi, Fen Fakültesi, Biyoloji Bölümü, 26470, Eskişehir, Türkiye.

E-posta: sozkutuk@gmail.com

5, Ege Üniversitesi, Fen Fakültesi, Biyoloji Bölümü, Zooloji Seksiyonu, 35100, İzmir, Türkiye.

E-posta: ersen.yagmur@gmail.com

Bu çalışmada, 2010 yılında Cennet Mağarası ve Dilek Mağarasından (Silifke, Mersin) toplanan

Tegenaria Latreille, 1804 cinsine ait örümcek örnekleri incelenmiştir. Çalışmanın ana materyalini

Cennet Mağarası ve Dilek Mağarasından el aspiratörü vasıtasıyla özellikle taş altlarındaki

ağlardan toplanan Tegenaria cinsine ait örümcekler oluşturmaktadır. %70’lik etil alkole konularak

etiketlenip laboratuar ortamına getirilen örneklerin erkek ve dişi üreme organları Leica

DFC290 dijital kamera monte edilmiş Leica M205 C stereo mikroskop ile incelenmiştir. Örneklerin

tüm özelliklerini ortaya koyan fotoğrafları tabanında parafin bulunan petri kapları içerisinde

çekilmiş ve “Leica LAS Multifocus” yazılımı kullanılarak yüksek kalite ve netlikte fotoğraflar elde

edilmiştir. Dişi bireylerin üreme organının temizlenmesinde %10’luk potasyum hidroksit kullanılmıştır.

İncelenen Tegenaria örneklerinin tüm yapısal ve tanımlayıcı özellikleri dikkate alındığında,

1978 senesinde İtalyan araknolog “Paolo Marcello Brignoli” tarafından Cennet Mağarası

ve Dilek Mağarasından toplanan ve sadece dişi birey üzerinden betimlenen Tegenaria averni

Brignoli, 1978 ve Tegenaria elysii Brignoli, 1978 türlerine ait oldukları tespit edilmiştir. İncelenen

örnekler üzerinden her iki türün de, erkek bireylerinin betimlenmesi bilim dünyası için ilk

kez, dişi bireylerinin betimlenmesi ise yeniden yapılmıştır.

Anahtar kelimler: Tegenaria averni, Tegenaria elysii, Cennet Mağarası, Dilek Mağarası, Türkiye

Teşekkür: Leica M205 stereo mikroskobu ile fotoğrafların çekiminde yardımcı olan Prof. Dr.

Gökay Kaynak’a teşekkür ederiz (UÜ BAP Proje no: F-2005/4). Ayrıca, arazi çalışmaları sırasında

yardımcı olan Yaprak Gürkan ve Mehmet Çalık’a teşekkür ederiz. Bu çalışma Anadolu Üniversitesi

Araştırma Fonu (Proje no: 1001F31) tarafından kısmen desteklenmiştir.

236


Furter Study on the Systematics of

some Endemic Tegenaria Latreille, 1804

(Agelenidae, Araneae) Spiders

In this study, Tegenaria Latreille, 1804 specimens which collected from Cennet Cave and

Dilek Cave in 2010 were examined. The spider specimens were collected from Cennet Cave and

Dilek Cave using hand aspirator. The specimens were collected in their funnel-webs under the

stones. Digital images of the palps and epigyne were taken with a digital camera (Leica DFC290,

Germany) that was connected to the optical tube of a stereomicroscope (Leica M205 C, Leica

Microsystems GmbH, Wetzlar, Germany) and five to 15 photographs were taken in different focal

planes and combined. Photographs were taken in dishes of different sizes with paraffin at the

bottom. The epigyne was macerated in 10% KOH. The distinctive morphological and copulatory

organ characters are represent that the studied Tegenaria samples are belong to two endemic

spiders, Tegenaria averni Brignoli, 1978 and Tegenaria elysii Brignoli, 1978, which were originally

described based on only female samples from Turkey by Brignoli (1978). The unknown

males of Tegenaria averni Brignoli, 1978 and T. elysii Brignoli, 1978 are described for the first

time here and the females are redescribed based on the newly collected material and detailed

pictures of copulatory organs are presented first time since its original description.

POSTER ÖZETLERİ

Keywords: Tegenaria averni, Tegenaria elysii, Cennet Cave, Dilek Cave, Turkey.

Acknowledgments: The authors would like to thank Prof. Dr. Gökay Kaynak (Uludağ University,

Department of Physics) for allowing to use Leica M205 C Stereo Microscope (Research

Foundation of Uludağ University Project No: F-2005/4). Also, we would like to thank Yaprak

Gürkan and Mehmet Çalık for their valuable helps during the field trips. This work was supported

in part by the Anadolu University (Project number: 1001F31).

237


Türkiye mağaraları böcek (Insecta:

Coleoptera) faunası

Sinan Anlaş 1 ve Kadir Buğaç Kunt 2

1, Department of Zoology, Faculty of Science, University of Ege, 35100 Izmir, Turkey

sinan.anlas@gmail.com

2, Eserköy Sitesi 9/A Blok No:7 06530 Ümitköy Ankara, Turkey

Türkiye mağaralarından kaydedilmiş böcekler ile ilgili yapılan literatür taraması sonucunda,

Coleoptera takımından, Carabidae, Cholevidae, Leiodidae, Histeridae ve Staphylinidae familyalarına

bağlı 83 türün varlığı rapor edilmiştir. Bunlardan 40 tür (47, 6 %) Türkiye’deki mağaralarda

endemik olarak bulunmaktadır. Ek olarak, bu türlerin zoocoğrafik durumu tartışılmıştır.

Anahtar kelimeler: Coleoptera, mağara böcekleri, fauna, zoocoğrafya, Türkiye, endemizm.

Review of the cave-inhabiting beetles

(Insecta: Coleoptera) fauna of Turkey

After a review of the literature on the cave-inhabiting beetles fauna of Turkey, it was found

that 84 species belonging to the family Carabidae, Cholevidae, Leiodidae, Histeridae and Staphylinidae

of the order Coleoptera from Turkey have been reported. Amongst those 40 species (47,6

%) have been distributed only in Turkish caves. In addition, the zoogeographical affinities of

those species are discussed.

Keywords: Coleoptera, cave-inhabiting beetles, fauna, zoogeography, Turkey, endemism.

238


Giriş

Türkiye, jeomorfolojik yapısı, farklı klimatik koşulları ve üç kıta arasındaki konumu nedeni

ile zoocoğrafik açıdan özel bir öneme sahip olup, çok zengin bir kınkanatlı faunası içermektedir.

Buna rağmen, Türkiye mağaralarının kınkanatlı faunası çok az araştırılmış olup, belli başlı çalışmalar

Besuchet (1978), Bordoni (1978), Casale (1988), Casale & Giachino (1985, 1989), Casale &

Vigna Taglianti (1984, 1999), Casale et al. (2003), Coiffait (1973), Jeannel (1930a, b, 1934, 1947a,

b, 1955), Scheerpeltz (1958), Vailati (1984) ve Vigna Taglianti (1980) tarafından gerçekleştirilmiştir.

Yakın zamanda da Kunt ve ark. (2010), yaptıkları katalog çalışmasında, Türkiye mağaralarında

bulunan omurgasızların kontrol listesini vermiştir. Kunt ve ark. (2010), çalışmalarında

Türkiye mağaralarından 35 kınkanatlı türüne ait kayıt bildirmiştir.

Bu çalışmada, mevcut literatür taranarak Türkiye mağaralarından kaydedilen kınkanatlı

türlerinin belirlenmesi ve bu türlerin zoocoğrafik açıdan irdelenmesi amaçlanmıştır.

Bulgular ve Tartışma

POSTER ÖZETLERİ

Bu çalışmada Türkiye mağaralarından bugüne kadar kaydedilmiş Carabidae, Cholevidae,

Leiodidae, Histeridae ve Staphylinidae familyalarına bağlı 84 türün varlığı saptanmıştır. Bu

türlere ait korolojik diyagramlar şekil 1 ve 2’de özetlenmiştir.

Şekil 1. Anadolu mağaralarından kaydedilen kınkanatlıların korotipleri (END= Endemik, HOL=

Holoarktik, PAL=Palearktik, ASE= Asiatik-Avrupa, SIE= Sibero-Avrupa, TEM= Turano-Avrupa-

Mediteryan, TUE= Turano-Avrupa, TUM= Turano-Mediteryan, EUM= Avrupa-Mediteryan, SWA= Güney

Batı Asiatik, EUR= Avrupa, SEU= Güney Avrupa, MED= Mediteryan, EME= Doğu Mediteryan, TUR=

Turanian).

Türkiye mağaralarından kaydedilen türler büyük korolojik kategorilere göre incelendiğinde,

türlerin % 47.62’sinin yani yaklaşık yarısının endemik olduğu bulunmuştur. Endemik türler

de genellikle kaydedilen mağaraya özgü türler olarak saptanmıştır. Diğer türlerden %20.24’ü

Mediteryan ülkelerde az ya da çok yayılan türler olduğu belirlenmiş olup, geri kalan türlerin %

9.52’si kozmopolit, yine aynı oranda Palaearktik, % 8.33 oranda Avrupa ve son olarak da % 4.76

oranında Asya’da yayılan türler olduğu saptanmıştır.

239


Şekil 2. Türlerin büyük korolojik katagorilere göre değerlendirmesi (END= Endemik veya lokal olarak

endemik; ASI= Asya’da yaygın; COS= Kozmopolit; MED= Mediteryan bölgede az ya da çok yaygın; PAL=

Paleraktik; EUR= Avrupa’da yaygın).

Tablo 1. Türkiye mağaralarından kaydedilen kınkanatlı takımına ait familyaların toplam tür ve endemik

tür sayıları ile bunların oranları.

Familya Tür sayısı Endemik tür sayısı Oran (%)

Carabidae 30 18 60.0

Cholevidae 17 12 70.6

Leiodidae 5 3 60.0

Histeridae 1 1 100

Staphylinidae 31 6 19.4

Toplam tür sayısı 84 40 47.6

Türkiye mağaralarından kaydedilen bugüne kadar kaydedilen toplam 84 türün kınkanatlı

familyalarına bakıldığında, ençok türün Staphylinidae (31 tür) ve Carabidae (30) familyalarına

ait olduğu görülmektedir. Endemizm oranı en yüksek familyalardan ise Cholevidae (toplam 17

tür, 12’si endemik) ve yine Carabidae (18 endemik tür) familyaları dikkat çekmektedir. Staphylinidae

familyası ençok türe sahip olmasına rağmen endemizm oranı %19.4 ile en düşüktür.

Bunun nedeni staphylinidlerin karanlık zon dışında mağara girişlerinde de bolca bulunmalarıdır.

Anadolu diğer Akdeniz ülkeleri ile karşılaştırıldığında büyük bir yüzölçümü olması, farklı

jeomorfolojik yapısı, endemizme yol açacak korunaklı alanları, kıtalar arasındaki geçiş yollarında

bulunması, yüksek dağ ve platolar ile farklı iklimsel yapıya sahip olması (Casale & Vigna Taglianti

1999), nedeni ile faunistik açıdan zaten çok zengin bir biyoçeşitliliğe evsahipliği yaparak adeta

bir kıta özelliği göstermektedir. Ancak ne var ki hala Türkiye kınkanatlı faunası henüz tam olarak

tespit edilememiştir. Buna paralel olarak da Türkiye mağaralarının kınkanatlı faunası ile ilgili

yapılan araştırmalar son derece yetersizdir. Bugüne kadar yapılan araştırmalar birkaçı dışında

genellikle tesadüfi örneklemelerden ibarettir. Örnek toplanan mağaralar daha çok turistik bölgelerde

bulunan mağaralar veya turizme açılan mağaralardır. Bu nedenle yapılan bu genel olarak

amatörce örneklemeler toplama yapılan mağaranın faunasını da tam olarak belirlemekten uzaktır.

Üstelik onbinlerce olarak tahmin edilen Türkiye mağaralarının yalnızca bine yakınının araştırılarak

belgelendirilmesi henüz işin başında olunduğunu göstermektedir.

Mevcut literatür ve Türkiye’deki tür sayısı, komşu ülkelerdeki mağara kınkanatlı fauna

bilgileri ve Türkiye’nin zengin biyoçeşitliliği göz önüne alındığında, Türkiye mağara kınkanat-

240


lı faunasının şu anda bilinen tür sayısından defalarca kat daha fazla olduğu öngörülmektedir.

Tabiki bu durum genel olarak mağara böcek faunası için de geçerlidir. Gelecekte yeni tanımlanacak

mağaralar ile belgelendirilmiş mevcut mağaralar detaylı olarak incelendiğinde Türkiye mağaralarındaki

kınkanatlı faunası daha ayrıntılı ortaya çıkacaktır. Ancak turizme açılan, tamamen

ışıklandırılan ve yanlış değerlendirilen mağaraların biyolojik zenginliklerini kaybettiğine üzülerek

şahit olmaktayız. Bu nedenle uzman kişilerin ve yetkililerin bütüncül yaklaşımlarla mağaraları

korumaları ve biyolojik zenginliklerine değer vererek hareket etmeleri son derece önemlidir.

Kaynakça

Besuchet, C. (1978). Le premier Pselaphide Troglobie de la Turquie (Coleoptera). Estratto

da: “Fauna ipogea di Turchia”, a cura di V. Sbordoni e A. Vigna Taglianti. Quadwrni di speleologia,

circolo speleogico Romano. 3 (1973-79): 69-73.

Bordoni, A. (1978). Staphilinidae dell’Asia Minore. Quinta nota: Entita’ raccolte in grotta

e descrizione di nuove specie (Coleoptera). Fauna Ipogea di Turchia, Quaderni di Speleologia,

Circolo Speleologico Romano 3: 55-67.

Casale, A. & Giachino, P. M. (1985). Nuovi Bathyscinae (Coleoptera, Catopidae) di Grecia e

di Turchia. Boll. Mus. reg. sci. nat. Torino 3 (1): 221-231(4), 17 fig.

Casale, A. & Giachino, P. M. (1989). Nuovi Carabidae Trechinae et Catopidae Bathysciinae

della fauna sotterranea di Turchia (Coleoptera). Fragmenta Entomologica. 21/2: 163-178.

Casale, A., Vigna Taglianti, A. (1984). Due nuovi Carabidi cavernicoli dell‟Anatolia Meridionale

(Coleoptera, Carabidae). Fragmenta Entomologica, Roma, 17 (2): 309-329.

Casale, A. & Vigna Taglianti, A. (1999). Caraboid beetles (excl. Cicindelidae) of Anatolia, and

their biogeographical significance (Coleoptera, Caraboidea). Biogeographia Lavori della Societa

Italiana. Nouva Serie, 20: 277-406.

Casale, A., Felix, R. & Muilwijk, J. (2003). Two new cave-dwelling Laemostenus (Antisphodrus)

species from South-Western Anatolia (Coleoptera, Carabidae) Tijdschrift voor Entomologie

146: 235-240.

Coiffait, H. (1973). Contribution á la connaissance des Coléoptéres des grottes d’Anatolie.

Ann. Spéléol., 28(4): 685-688.

Jeannel, R. (1930a). Monographie des Trechinae, 4. Partie L’Abeille Paris XXXIV 108-111.

Jeannel, R. (1930b). Diagnoses préliminairesde quelques Bathysciinae nouveaux Bull. Soc.

Ent. Fr., 226.

Jeannel, R. (1934). Coléoptères cavernicoles de la grotte de Fersine, en Asie mineure. Annales

de la Société entomologique de France, 103: 159-174.

Jeannel, R. (1947a). Coléopteres cavernicoles de I’Anatolie recuillies par M.C. Kosswing.

Notes biospéol., 1: 9-15.

Jeannel, R. (1947b). Coléopteres cavernicoles de I’Anatolie recuillies par M.C. Kosswing.

Rev. Fac. Sci. Univ. İstanbul, 12: 81-88.

Jeannel, R. (1955). Un Bathysciola cavernicole nouveau de Turquie. Notes Biospéologiques,

10: 117-120.

Kunt, K. B., Yağmur, E. A. Özkütük, S., Durmuş, H. & Anlaş, S. (2010). Checklist of the cave

dwelling invertebrates (Animalia) of Turkey. Biological Diversity and Conservation 3 (2): 26-41.

Scheerpeltz, O. (1958). Wissenschaftliche Ergebnisse der von Herrn Dr. K. Lindberg, Lund,

im Jahre 1956 nach der Türkei und Armenien unternommenen Reise. Coleoptera- Staphylinidae.

Entomologisk Tidskrift (Supplementum) 78 (1957): 3-37.

Vailati, D. (1984). Un nuova Anemadinae di Anatolia (Coleoptera, Catopidae). G. it. Ent., 2:

195-202.

POSTER ÖZETLERİ

241


242

Vigna Taglianti, A. (1980). Nouvelles donnees sur la systematique et la repartition geographique

des Coleopteres Carabiques cavernicoles et endoges du proche-Orient (Coleoptera, Carabidae).

Mém. Biospéol. 7: 163-172.


MAĞARA KAMPLARINDA KATI ATIK YÖNETİMİ

Metin Albukrek

Unilever, Saray Mahallesi, Sokullu sokak, No:8, 34768 Ümraniye/İstanbul

Metin.Albukrek@unilever.com

Bilhassa uzun mağara araştırma gezilerinde, karışık olarak biriktirilen çöpleri gezi sonunda bertaraf

etmek, sorunlar yaratmaktadır. Eğer gezi uzun ve kalabalık ise, karışık olarak biriktirilen dağ gibi

çöplerin gezi sonunda ne yapılacağı sorun olur. Önerilebilecek yakma yöntemi ise başka çevresel sorunlar

doğurur. Boğaziçi Üniversitesi’nden rahmetli hocamız Prof. Dr. Kriton Curi’nin değimi ile “Katı atık,

arzu edilmeyen yerde bulunan kıymetli maddelerdir.”

Çevreye en az etki vermesi açısından, atıkların üretildikleri anda, 5’e ayrılması önerilmektedir.

1. Organik atıklar: Gıda artıkları, tuvalet kâğıdı.

“Görsel kirlilik” yaratmayacak şekilde doğaya terk edilebilir. Sık ziyaret edilen bir bölge ise, bunları

geri taşımak daha uygun olur.

2. Yanabilen (geri kazanılabilecek) atıklar: Naylon, plastik, kâğıt, karton vs.

Bunlar oluştukça veya günlük olarak yakılabilir. Ancak, dumanları solunmamalı ve üzerinde

yemek pişirilmemelidir. Daha iyi bir yöntem, bunların geri taşınıp, geri kazanılmaları için geri kazanım

kumbarasına atılması veya bir hurdacıya verilmesidir.

3. Yanmayan (geri kazanılabilecek) atıklar: Cam kavanoz, şişe, teneke, konserve kutu vs.

Civardaki yerel halk bunlarla ilgilenmezse, geri taşınıp geri kazanılmaları için geri kazanım

kumbarasına atılmalı veya bir hurdacıya verilmelidir.

4. Tehlikeli atıklar: Pil, akü, ilaç, vs.

Geri götürülmeli, belediye’nin tehlikeli atık sistemine dahil edilmelidir.

5. Kullanılmış karpit:

Bazik olduğundan tehlikeli atık sınıfına girer. Doğaya terk edilirse, uzun zaman sonra, zamanla

CO 2

ile birleşip nötr hale gelecektir, ancak bu süre içinde yerüstü ve yeraltı sularına ve canlılara zararlıdır.

Geri götürülmeli ve normal çöp olarak atılmalıdır. Miktarı fazla olmayacağından çöplükte sorun

yaratmayacaktır. Böyle bir sistemin çalışması için herkesin katılımı şarttır. 5 ayrı cins atığın nerede

(bidon/poşet) biriktirileceği önceden düşünülmelidir. Kampa ilk varıldığında, sistem kurulmalı ve net

bir şekilde etiketlenmelidir.

POSTER ÖZETLERİ

Anahtar kelimeler: Mağara kampı, katı atık, geri kazanım

243


SOLID WASTE MANAGEMENT IN CAVING CAMPS

Especially after long caving camps, it will be difficult to dispose off solid wastes if all type of

wastes were stored together. Incineration at the camping site however, would create other serious

pollution problems. “Waste is a valuable material staying at a wrong place.” This phrase was

pronounced by our deceased Prof Dr. Kriton Curi from Boğaziçi University.

To minimise environmental impacts, it is proposed to separate solid wastes at source, into

5 main categories and dispose or recycle them accordingly.

1. Organic Wastes: Food wastes, toilet paper.

They can be left at campsite for natural decay. However, appropriate care should be given

not to create any visual pollution. If the area is a frequently visited place, it would be better to

carry them back.

2. Combustible (recyclable) wastes: Plastic, paper, cardboard, etc.

These could be incinerated at campfire. However, fumes should not be inhaled and fire

should not be used for cooking. It would be better to carry them back for recycling.

3. Incombustible (recyclable) wastes: Glass jars, glass bottles, tin cans, etc.

If the nearby villagers will not be interested to have these, these should be carried back for

recycling.

4. Hazardous wastes: Batteries, medicine, etc.

Should be carried back and disposed off via the hazardous waste disposal route of the municipality.

5. Used carbide:

Being alkali, it is a hazardous waste. If left to the nature, would combine with the CO2

and would be neutralised after long time. However, during this time, it will act as hazardous to

surface, groundwater and living beings. Used carbide should be carried back and disposed off as

normal waste due to small volume. To be successful, this info should be shared with every participant.

When arriving at the camping site, the labelled disposal places should be prepared as a

first job.

Keywords: Caving camp, solid waste, recycling

244


245

POSTER ÖZETLERİ


Similar magazines