17.08.2021 Views

NARKOZ SAĞLIK DERGİSİ

NARKOZ SAĞLIK DERGİSİ 25.SAYISIYLA SİZLERLE...

NARKOZ SAĞLIK DERGİSİ 25.SAYISIYLA SİZLERLE...

SHOW MORE
SHOW LESS

You also want an ePaper? Increase the reach of your titles

YUMPU automatically turns print PDFs into web optimized ePapers that Google loves.

1 Mayıs / Haziran 2021


ÖN

KAPAK

İÇİ

2


3 Mayıs / Haziran 2021


İÇİNDEKİLER

MAYIS/HAZİRAN 2021

4

İÇERİKLER

20

MEDICAL PARK

GAZİANTEP

BÖLGEYE KAZANDIRDIĞI

YENİLİKLERLE

YATIRIMLARINA

DEVAM EDİYOR

Medical Park Gaziantep

Hastanesi Genel Koordinatörü

Hayrullah Kubba sağlık

alanında gerçekleştirdikleri

kaliteli hizmet ve misafir

memnuniyeti odaklı yaklaşımlarıyla

halkın hastalıkta da

sağlıkta da yanlarında

olduklarının mesajını verdi.

AKILLI

MOLEKÜLLERLE

AĞRI VE KANSER TEDAVİSİ

Vücuda girdikten sonra

kanser hücrelerini tanıyıp

bulabilecek şekilde

tasarlanmış küçük moleküller

“akıllı molekül” diye

tanımlanır. Akıllı moleküller,

kanser tanı ve tedavisinde

kullanılır.

24

KADINLARDA

İDRAR KAÇIRMA

KADER DEĞİLDİR

Özel Hatem Hastanesi Kadın

Hastalıkları ve Doğum

Uzmanı Op. Dr. Derya

Ulusoy kadınlarda idrar

kaçırma problemi hakkında

bilgiler verdi.

14

KALICI

MAKYAJ

NEDİR?

Kalıcı makyaj, mikro,

steril ve tek kullanımlık

iğne ile doğal ve mineral

renklerin deri yüzeyinin

hemen altına iletilme

işlemidir.

26

18 YAZ AYLARINDA

YAĞLI YİYECEKLERDEN

UZAK DURUN !

Hava sıcaklıklarının hissedilir

derecede artmasıyla bazı sağlık

sorunları ortaya çıkmaktadır.

Metabolizmamız bu duruma uyum

sağlamakta zorlanır ve bu zorlanma

bize ödem olarak geri döner. Eğer

sizin de bu dönemde sık sık ödem

şikayetiniz varsa yazının devamındaki

tarifi kaçırmayın derim.


42

KALP YETMEZLİĞİ VE KORONER

KALP HASTALIĞINDA

EECP TEDAVİSİ

SANKO Üniversitesi Öğretim Üyesi

Prof. Dr. Karben: “Doğal By-Pass

olan Eecp herhangi bir risk oluşturmayan,

hastane yatışı ya da girişimsel

işlem gerektirmeyen, kolay

uygulanan bir tedavi yöntemidir”

30

34 64

Çocuk Kardiyoloji

Uzmanı Dr. Sadettin

Sezer, Narkoz Sağlık

Dergisi’nin hazırlamış

olduğu “Sağlıklı

Sohbetler” programında

Mezine Sırakaya’nın

konuğu oldu.

Gaziantep, Irak arasında “Sağlık Turizmi” gelişiyor

GAZİANTEP SAĞLIK

TURİZMİ VE IRAK

10

ÇOCUKLARDA KALPTE

ÜFÜRÜM VE

DOĞUMSAL KALP

HASTALIKLARI NEDİR?

HORLAMA VE

UYKU APNESİ

Defa Life Hastanesi

Kulak Burun Boğaz

Uzmanı Opr. Dr. Ali

Kılıç, Narkoz Sağlık

Dergisi’nin

hazırlayıp sunduğu

“Sağlık Sohbetler”

programında

Mezine Sırakaya’nın

konuğu oldu.

Tarih boyunca birçok

medeniyete ev sahipliği

yapmış, Türkiye’nin en

önemli sanayi ve ticaret

merkezlerinden birisi

haline gelen Gaziantep

son yıllarda bölgede ve

Türkiye’de Sağlık Turizmi

merkezi olma yolunda

büyük adımlar atıyor.

NOVAFERTİL

GAZİANTEP TÜP BEBEK

TURİZM MERKEZİ OLACAK

İnsanların dünyadaki en büyük

mirası çocuklarıdır. Doğal yollar ile

çocuk sahibi olamayan çiftlere

umut olan Kadın Doğum ve Tüp

Bebek Uzmanı Doç. Dr. Ruşen

Atmaca’ya misafir olduk.

44

KEMİK İLİĞİ NAKLİ İLE

HEMATOLOJİK KANSERLERVE

KANSER DIŞI HEMATOLOJİK

HASTALIKLAR TEDAVİ

EDİLEBİLMEKTEDİR.

Medical Park Gaziantep Hastanesi

Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. İlhami

Kiki, Hematoloji branşı hakkında

açıklamalarda bulundu.

66

TÜP MİDE AMELİYATI VE

ÇAĞIMIZIN HASTALIĞI

OBEZİTE

Defa Life Hastanesi Genel

Cerrahı Opr. Dr. Ali Bora

Üstünsoy, Narkoz Sağlık Dergisi

okuyucularını Tüp Mide

Ameliyatı ve Obezite hakkında

bilgilendirdi.

50

ŞEKER HASTALARINA

ÖZEL MOR BAKLAVA

40

PANDEMİ

DÖNEMİNDE

ÇOCUK VE

GENÇLERİN

RUH SAĞLIĞI

Pandemi, biz yetişkinler için bile

baş etmesi güç sıkıntılara yol

açmışken henüz baş etme

becerileri yeterince olgunlaşmamış

olan çocuk ve gençlerin

salgından en fazla etkilenen

kesimi oluşturdukları söylenebilir.

ESTETİK İÇİN AİLECE

LONDRA’DAN

GAZİANTEP’TE ANKA’YA

GELDİLER

5 Mayıs / Haziran 2021

39

Gaziantep Özel ANKA

Hastanesi’nde, geçen yıl

büyük kızıyla birlikte göğüs

estetiği operasyonu olan ve

memnun kalan Sibel Aylin, bu

sene de küçük kızı ve damadı

ile birlikte estetik ve

metabolik cerrahi ameliyatı

olmak için Londra’dan

Gaziantep’e geldi.

46

TARİHE ADANMIŞ BİR

ÖMÜR VE ANTİKA

Gaziantepli gazeteci ve

koleksiyoncu Ali Atalar tarihe ve

kültüre adadığı hayatını Narkoz

Sağlık Dergisi’ne anlattı.


6


7 Mayıs / Haziran 2021


Sağlık Dergisi

İMTİYAZ SAHİBİ

Mezine SIRAKAYA

SORUMLU YAZI İŞLERI MÜDÜRÜ

Mezine SIRAKAYA

HUKUK DANIŞMANI

Av. Yaşar SAĞLAM

YAYIN KURULU

Dr. Cengiz BAYRAM

Uzm. Dr. Ahmet Şükrü DENKER

Mehmet Emin TATLI

DİZGİ TASARIM

Atakan CEHRİ

YÖNETİM YERİ

a j a n s

İncilipınar Mah. 36016 Nolu Sk.

Ali Api Apt. Sit. No: 2/C

Şehitkamil/Gaziantep

BASKI

İncilipınar Mah. 36006 Nolu Cd. No:21

Ekip İş Merkezi Altı

Şehitkamil / Gaziantep

Telefon: 0 (342) 215 04 00

e-posta: info@ebatofset.com

Dergide yayınlanan tüm reklam tasarım ve

haber metinleri Başak Ajans’a aittir.. İzinsiz

alıntı yapılıp çoğaltılamaz.

Dergide yer alan köşe

yazılarından, köşe yazarları sorumludur.

narkozhaber@hotmail.com

narkozhaber@mynet.com

www.narkozgazetesi.com

Sayı: 25 Yıl: 7

Yerel Süreli Yayın

Narkoz Haber Gazetesi

ücretsiz ekidir.

0 535 511 01 95

0 342 232 42 43

Mezine Sırakaya - Gazeteci - Yazar

Kontrolü Kaybettik, Zehirleniyoruz

Bir gazeteci olarak verebildiğim birkaç güzel haber dışında bol bol cinayet, kaza, şiddet içerikli haberler.

Biz nasıl bu hale geldik?

İnsani ve İlahi olanın önemsenmediği, kendimizden başka hiçbir şeyi düşünmediğimiz, bencil bir yaklaşım

biçimiyle yaşamaya başladık. Bir yerde insana yapılan şiddet, diğer yanda hayvana yapılan eziyet. Bir bilgeye

sormuşlar “zehir” nedir? Bilge şöyle cevap vermiş: Her şeyin fazlası zehirdir. Fazla öfke, fazla sevinç, fazla

uyku, fazla zenginlik, fazla yemek, fazla hırs, fazla sevgi, neşe, korku, ….

Velhasıl her şeyin ihtiyaçtan fazlası zehirdir ve insanı öldürür” demiş.

Evet biz kontrolü kaybettik ve zehirleniyoruz.

Arkadaş arkadaşını sudan sebep kavgayla vurup öldürüyor. Kocalar çocuklarının annesini, bir zamanlar sevdiği

kadını katlediyor. Babalar kızlarını boğuyor. Psikolojik sorun yaşayan evlatlar annelerine kıyıyor. Cinnet geçiren

damat ailesini katlediyor. Ekonomik sıkıntı yaşayan bir kurşunla canına kıyıyor. Komşu komşunun külüne

muhtaç iken şimdilerde komşu komşuya kurşun yağdırıyor. Gencecik çocuklar çaresizlikten her tür maddeyi

kullanıyor. Çocuklarını uyuşturucuya kurban veren anneler çırpınıyor ama çare bulamıyor. Boşanmalar artıyor

ve arada olan çocuklara oluyor. Anne baba hiç düşünmeden birbirlerine olan öfkesini çocukların gözü önünde

kusuyorlar. Bazen şiddetle, bazen ölümle sonuçlanan bitmek bilmeyen bu kavga, geride psikolojisi bozuk

evlatlar bırakıyor. Arada kalan bu günahsız çocukların ne yaşadığı kimsenin umurunda bile değil! Geleceğimizi

emanet edeceğimiz gençlerimize bu acıları yaşatmaya hiçbirimizin hakkı yok.

Erkeğin kadına, kadının erkeğe güveninin saygısının bittiği bu dönemde en fazla zarar gören kurum “AİLE”

kavramı… Gençler artık evlenmekten, çocuk yapmaktan korkuyor. Biz nasıl bu hale geldik bilmiyorum. Tek

bildiğim insani olanı ve ilahi olanı terk ettiğimiz. Halbuki ilahi olan iyiliği, güzelliği, ahlakı, sevgi ve hoşgörüyü

emreder. Cahil insanın, bilge insana hâkim olduğu dönemde felaket ve adaletsizlik kaçınılmaz olur.

Evet kötülük bir güçtür. Ancak kötülüğü yapmak kolaydır. İnsani olan iyiliktir.

Hayvanlara yapılan işkenceyi hepimiz görüyoruz, duyuyoruz. Ayakları, kafası kırılıyor. Kimi zaman kulakları,

kuyrukları kesiliyor. Ölsünler diye zehirleniyor. Yazık değil mi bu hayvanlara! Hayvanları sevmeyenler insanları

nasıl sevsin. “O bir insan değil, O bir hayvandı”

Piknik yapmak için ormana giden bir aile çocuğunu ormanda kaybeder. Çocuk ağlayarak ormanın içinde ilerlemeye

başlar. Bir kayanın dibine oturan çocuk yanına yaklaşan koca cüsseli, korkunç sesli ayıyı görünce “imdat”

kurtarın beni diyerek bağırmaya başlar.

Ayı şaşkın şaşkın çocuğa bakar ve korkarak oradan uzaklaşır. Bir süre sonra çocuğu gören bir avcı çocuğun yanına

gelir ve onu ailesine götüreceğini söyleyerek kandırır. Bunu gören ayı kötü avcının çocuğa zarar vereceğini

düşünür ve çocuğu avcının elinden kurtarır. Çocuk döner ve ayıya bakarak “O beni aileme götürecekti sen onu

öldürdün” der.

Ayı: “O seni ailene götürmeyecekti. O kötü niyetli cani bir avcı. Ben seni ailene götüreceğim sakın korkma” der

ve Ayı çocuğu sırtına bindirir. Ailesinin olduğu yere götürür. Ailesini gören çocuk koşmaya başlar. Ayıyı gören

çocuğun babası, saldıracağını düşünür ve ayıyı vurarak öldürür. Çocuk çok üzülür. Ayının yanına giderek ona

sarılır. Bunu gören ailesi çok şaşırır. Çocuk ailesine dönerek, “O beni size getirdi ve sen onu öldürdün. O bir

insan değil, O bir hayvandı” der.

Herkes aynaya bakarak kendine: “Ben bugün kime ne iyilik yaptım, kime hangi kötülüğü yaptım. Hayırlı olan ne

yaptım” diye sormalı.

Her zaman önce varlığımıza, sonra sağlığımıza şükretmeliyiz. Kendimizi sevmeli başkalarına saygı duymalıyız.

Güzel haberler olmuyor değil tabii. Güzel şeylerin yanında yaşadığımız birçok kötü olaya dikkat çekmek ve

her şeyin daha iyiye, daha güzele gitmesi için kaleme aldığım bu yazı, umutsuzluk değil umuda giden yola ışık

tutmak içindir. Çocuklarımıza, torunlarımıza yaşanabilir bir dünya bırakmak için insani ayarlarımıza geri dönmek

zorundayız. Kötülüğe RESET atmak, İYİLİĞE kapı açmak çok zor olmasa gerek!

Gerçekten kontrolü kaybettik zehirleniyoruz…Buna hep birlikte dur diyelim!

Şiddetten beslenmek yerine, sevgiyle beslenelim. Nefsimiz terbiye etmenin en güzel yolu, ruhumuzu sevgi ve

hoşgörüyle doyurmaktır.

Salgın henüz dünyayı terk etmiş değil. Lütfen aşımızı yaptıralım ve kurallara uyalım.

Hoşça kalın!

8


9 Mayıs / Haziran 2021


Gaziantep, Irak arasında

“Sağlık Turizmi” gelişiyor

Gaziantep

Sağlık

Turizmi

ve Irak

Tarih boyunca birçok

medeniyete ev sahipliği

yapmış, Türkiye’nin

en önemli sanayi ve

ticaret merkezlerinden

birisi haline gelen

Gaziantep son yıllarda

bölgede ve Türkiye’de

Sağlık Turizmi merkezi

olma yolunda büyük

adımlar atıyor.

KOMŞU ülkelerle sınır ticaretini

geliştiren Gaziantep’in

Sağlık Turizminde komşusu

olan Irak ile Sağlık Turizminin

geliştirilmesi ve güçlendirilmesi için

Narkoz Sağlık Dergisi bir adım atarak

Irak Gaziantep Başkonsolosu HASAN

ABDULWAHID MAJEED ile röportaj

yaptı.

HASAN ABDULWAHID MAJEED

Irak Gaziantep Başkonsolos

Irak’tan Gaziantep’e Sağlık Turizmi için

gelen misafirlerin beklentileri, görüşleri

ve iki komşu ülke arasındaki Sağlık

Turizminin geliştirilmesine ilişkin değerlendirme

yapan HASAN ABDULWA-

HID MAJEED ile röportajımız:

SIZI TANIYABILIR MIYIZ?

HASAN ABDULWAHID MAJEED,

1970 Bağdat’ta doğdum, evliyim ve

dört kızım var, eğitimin tamamını Bağdat’ta

gördüm ve 1994-1995 yılı Bağdat

Iktisat Bilimleri fakültesi/ Elrafideyin

Üniversitesi’nden mezun oldum. Irak

asıllı anne ve babadan dünyaya geldim.

Sadece Irak vatandaşlığı taşıyorum.

Irak Dışişleri Bakanlığında görev yapı-

10


Hastaneler kendi bünyelerinde çalışan Hekim kadrosuna güven duyulmasını

sağlamak için uzman hekimlere ait sertifika ve diplomaları Tercüme ettirip,

Gaziantep Valiliğine Apostil yaptırıp ve nihayet Başkonsolosluğumuzca

onaylattırarak, Irak’ta bulunan yetkili mercilere verilmesini öneririm.

yor ve 18 yıllık diplomatik kariyere sahibim.

Bunlar;

Irak Cumhuriyeti Kuvveyt Büyükelçiliğinde

(2005-2009) dört yıldan fazla (konsoslos

naibi) olarak görev yaptım,

Irak Cumhuriyeti Maskat Büyükelçiliğinde

(2012-2016) dört yıl boyunca (konsoslos)

olarak görev yaptım.

Irak Dışişleri Bakanlığı merkezinde (2016-

2020) dört yıldan fazla süre boyunca Irak

dışında bulunan tüm dış misyonlardan

sorumlu müdür olarak görev yaptım.

Şimdi ise ikinci ülkem olan ve şanlı bir

tarih ile derin bir geçmişe sahip Türkiye

Cumhuriyeti devletinde Başkonsolos olarak

göreve başladım ve bu nedenle büyük

bir mutluluk ve kıvanç duymaktayım.

Gaziantep gibi bir ilde görev yapmaktan

dolayı mutluluk ve kıvanç duyduğumu

ayrıca belirtmek isterim, özelliklede emniyet,

güvenlik ve belediyecilik hizmetlerinin

yanı sıra eğlence ve turizm hizmetleri

olmak üzere tüm alanlarda özel itina ve iyi

yaşam koşullarının bulunması dolaysıyla

hoşnutluğumu ifade etmek isterim.

TÜRKIYE SAĞLIK

SEKTÖRÜNDE YAPTIĞI

ATILIMLARLA ADINDAN SÖZ

ETTIRIYOR. GAZIANTEP’TE

BÖLGEDE TURIZM MERKEZI

OLMA YÖNÜNDE ILERLIYOR.

IRAK’IN SAĞLIK TURIZMINDE

GAZIANTEP’E KATKISI SIZCE

NASIL?

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, Bilim,

Sağlık ve bilişsel gelişimi başta olmak

üzere diğer alanlarda geliştiğini görmek

şahsımı mutlu ediyor. Derginizin sormuş

olduğu soruya yanıt olarak: Gaziantep

ilinin akıllı yönetimi sayesinde sağlam bir

altyapıya ve ayrıcalıklı şehircilik ve hizmetlere

sahip olduğunu ve dolayısıyla bir çok

Sanayi ve Ticari Yatırımlara ev sahipliği

yapmaya elverişli atmosfer ve ortamı

sağladığını görüyoruz, sağlık açısından şehirde

tam donanımlı ve barındırdığı yetenekli

sağlık ekipleriyle, Sağlık Turizminde

ilerleme kaydeden diğer ülkelerde sunulan

hizmetler seviyesinde hizmet sunan tam

teşekküllü hastane zincirlerine sahiptir.

Ayrıca Gaziantep ilinin sahip olduğu bu

imkanlarla iki ülke arasında iş birliğini

arttıracağını ve Sağlık Turizmi açısından

Gaziantep’e tedavi amaçlı gelmek isteyen

Iraklı vatandaşların karşılanmasında etkin

bir rol üstleneceğinden emin olduğumu

bildirmek isterim.

SAĞLIK IÇIN GAZIANTEP’E

GELEN IRAKLI

VATANDAŞLAR HIZMETTEN

MEMNUN MU? IRAK’TAN

GAZIANTEP’E GELEN

HASTALAR EN ÇOK HANGI

BRANŞLARI TERCIH EDIYOR?

BU KONUDA BILGINIZ

VAR MI?

Evet, açıkçası her gün belediye ve diğer

kurumların çalışma kalitelerini görmekteyiz.

Bu da dünyaca bilinen “Doğru kişi

doğru yerde” sözünü aklımıza getiriyor.

Zaten belediye tüm birimleriyle nasıl bir

işi ortaya koyduğunu ve bunu büyük bir

profesyonellikle yerine getirdiğine şahit

oluyoruz. Bu nedenle kendi şahsım adına

buradan Gaziantep Vilayeti Valisine ve

Büyükşehir Belediyesi başkanına şükranlarımı

sunmaktan şeref duyarım.

Irak’tan az sayıda hasta geliyor olmasına

rağmen, şu ana kadar hastane hizmetlerinden

dolayı şikâyet ya da memnuniyetsizlikle

karşılaşmadık.

Misyonumuzca tespit edilen resmi bir

anket yok, ancak Irak vatandaşlarının

genel olarak Irak’ta bulunmayan ihtisaslara

yöneldiğini tahmin ediyorum. Cerrahi

uzmanlık gerektiren ihtisaslarla başlayıp

11 Mayıs / Haziran 2021


Gaziantep ilinin sahip olduğu bu imkanlarla iki Ülke arasında iş birliğini

arttıracağını ve Sağlık Turizmi açısından Gaziantep’e tedavi amaçlı gelmek

isteyen Iraklı vatandaşların karşılanmasında etkin bir rol üstleneceğinden emin

olduğumu bildirmek isterim.

estetiğe kadar uzayan bir ihtisas yelpazesi

olabilir.

GAZIANTEP SAĞLIK TURIZMI

KAPSAMINDA IRAK‘TA

SESINI DUYURABILIYOR MU?

Sağlık Hizmetleri açısından Gaziantep’te

bulunan hastanelerin fiyatları çevre ülkeler

veya Sağlık Turizmi konusunda uzmanlaşmış

ülkelerde sunulan fiyatlara kıyasen

uygun ve rekabetçi olması gerekiyor.

Tabi Iraklı hastaların durumları göz ardı

edilmemelidir.

Hastane ve hasta arasında koordinasyonu

sağlayacak (24) saat Arapça konuşan

danışma hizmeti verilmesi önemli bir

husustur.

Faaliyet gösteren tüm hastaneler sosyal

medya mecrasında hastane hizmet ve

imkanlarını tanıtmalıdır.

İlk adım olarak hastaneler kendi bünyesinde

uzmanlık alanlarını, Türkiye Cumhuriyeti

ilgili denetim Kurumlarınca verilen

sertifikaları, doktor ve taşıdıkları uzmanlık

belgelerini tanıtması Irak içerisinde gerekli

güvenin tesisi için önem taşıyor.

Evet, sürekli, yoğun, sık ve akıllıca adımları

uygulayarak mümkün olur, konuyla ilgili

cevabımı 9. soruda vereceğim.

KONSOLOSLUK OLARAK

GAZIANTEP’TE SAĞLIK

HIZMETI SUNAN

KURULUŞLARA ÖNERINIZ

VAR MI?

Narkoz Sağlık Dergisine bana sağlık

turizmi konusunda konuşma fırsatı verdiği

için teşekkür ediyorum, nitekim bana

göre Sağlık Turizmi terimi yalın ve soyut

bir terim olmaktan çok içerisinde insani

değerler taşıyan geniş anlamlı bir terim olduğuna

inanıyorum. Sizin çağırınıza icabet

etmek benim için çok önemli, çünkü Iraklı

olsun ya da olmasın tüm hastaların ihtiya-

12


cını görmek ve kolaylaştırmak önemli bir

husustur. Sağlık başımızın tacıdır ve biz

hepimiz hasta olan vatandaşların acılarının

dinmesini sağlamak ve paylaşmak adına

yardımlarımızı esirgememiz gerekiyor, bu

doğrultuda Irak’a yönelik sağlık Turizmine

ilişkin derginin sorularına cevaben, Gaziantep’te

Sağlık Turizminin gelişmesi ve

iyileşmesi için aşağıda belirteceğim başlıklarla

bazı önerilerim olacaktır; bunlar:

-Irak’ın çoğu illeri ile Gaziantep ili arasında

(doğrudan) aktarmasız uçuşlar olmadığından

Iraklı vatandaşların yolcu araçlarıyla

kara yoluyla gelmek zorunda kalıyor ve bu

süre diğer güney illerde daha fazla olmak

üzere Bağdat-Gaziantep arasında yaklaşık

(17 saat) bir yolculuğa neden oluyor, tabi

bu durum Türkiye sınırına yakın kuzey iller

içinde geçerli bir husustur.

-Bu nedenle (Bağdat - Gaziantep arası

doğrudan uçuş seferleri açılmasını)

öneriyorum, özelliklede hastanın sağılık

durumunun uzun ve meşakkatli yolculuğa

uygun olmaması nedeniyle uçuşların

bulunması elzem bir durumdur, nitekim

hastanın kritik kalp damar veya kırık yada

kronik rahatsızlıklardan mustarip olması

uzun kara yolculuklar yapmasına engel

olabilir.

-Kuzey Irak halkının hizmetine sunulan

(Gaziantep- Erbil) uçak seferlerinin

yeniden başlatılması hususundaki misyonumuzun

çağırısına icabet ederek ve

uçuş hattını yeniden faaliyete geçiren

Gaziantep Vilayeti Valisi Sayın Davut GÜL

beyefendiye teşekkürlerimi sunmaktan

şeref duyarım,

-Vize konusunda bir önerim olacaktır,

o’da (Iraklı hastalara vizelerin verilmesinin

hızlı bir şekilde gerçekleşmesidir), yani

gerekli tıbbi raporların incelenmesinden

sonra hayatların kurtulması ve gerekli

tıbbi müdahalelerin yapılması için (48)

saat içerisinde vizelerin verilmesi gerektiği

görüşündeyim.

- Hastaneler kendi bünyelerinde Arapça-Türkçe

dillerine hakim tercümanlar bulundurmalıdırlar,

dolaysıyla Irakli ve diğer

uyruktan olan hastalar ve hasta aileleriyle

görüşmeler yapıp, gerekli tıbbı hizmet,

tedavi süresi ve fiyatlar hakkında bilgi

verilmesi ve Türkiye’de tedavi edilmeleri

hususunda kanaat oluşturmalarında yardımcı

olunmasıda gerekli bu tür birimlerin

oluşturulmasını öneririm.

- Keza buna bağlı olarak, tercümanlar Iraklı

hastalarla sosyal medya aracılığıyla iletişim

kurup anlaşmaya vardığı taktirde, ilgili

hastane yönetiminin hastaların Türkiye’ye

gelişlerini sağlamak adına Irakta bulunan

Büyükelçilik veya konsolosluklarla irtibata

geçerek vize bildiriminde bulunmasınıda

öneririm.

- Ayrıca hastaneler kendi bünyelerinde

çalışan hekim kadrosuna güven duyulmasını

sağlamak için uzaman hekimlere

ait sertifika ve diplomaları tercüme ettirip,

Gaziantep Valiliğine Apostil yaptırıp ve

nihayet Başkonsolosluğumuzca onaylattırarak,

Irak’ta bulunan yetkili mercilere

verilmesini öneririm.

Sonuç olarak yukarıda arz ettiğim

hususların tamamımı kendi görüşüm ve

önerilerimdir. Bu çabalarımı Iraklı olsun

ya da olmasın tüm hastalara armağan

ediyor kendilerine şifalar diliyorum ve

dolaysıyla bu çabalarımın iki komşu ülke

devletlerinin yararına olması dileğimden

kaynaklandığı vurgulamak istiyorum.

Bu vesileyle başta saygıdeğer Mezine

Sırakaya hanımefendi olmak üzere Gaziantep

ile diğer illerde sağlık turizminin

gelişmesini ve ilerlemesine vesile olan

Narkoz Sağlık Dergisi yönetimine saygılarımı

sunar ve başarıların devamını dilerim.

Vize konusunda bir

önerim olacaktır,

o’da (Iraklı hastalara

vizelerin verilmesinin

hızlı bir şekilde

gerçekleşmesidir), yani

gerekli tıbbi raporların

incelenmesinden

sonra hayatların

kurtulması ve gerekli

tıbbi müdahalelerin

yapılması için (48)

saat içerisinde vizelerin

verilmesi gerektiği

görüşündeyim.

13 Mayıs / Haziran 2021


KALICI

MAKYAJ

NEDİR?

Kalıcı makyaj, mikro, steril ve

tek kullanımlık iğne ile doğal ve

mineral renklerin deri yüzeyinin

hemen altına iletilme işlemidir.

Hiçbir yan etkisi olmayan kalıcı

makyajda renkler doğal ve su

bazlı olduğu için, kişi kendisini

doğru bir uygulamadan sonra

çok rahat hisseder. Kalıcı makyaj

uzmanlık gerektirir. Uzman olan

kişiler tarafından, kalıcı makyaj,

kişinin yüz şekline, tarzına

uygun renk ve şekilleri seçilerek

yapılmalıdır.

YILEŞME süreci, kalıcı makyajın hemen

İardından başlar. Uygulama alanında kuruma,

şişme ve sertleşme hissi vardır; ayrıca

alan daha koyu renkte görünür. Bu durum

bir hafta sonra dengelenmiş olacaktır; fakat

renk, tam anlamıyla 3-6 haftadan sonra ortaya

çıkar. Çünkü cildin tamamen yenilenmesi için

biraz zamana ihtiyacı vardır.

Kalıcı makyaj kozmetik ve medikal olarak

uygulanabilen bir yöntemdir. Kalıcı makyaj için

aslında bir nevi makyajın replikasyonu diyebiliriz.

Cildimizin en üst tabakasına uygulanan bir

işlemdir. Kozmetik olarak kaş, göz üstü far uygulamaları,

kirpikte eyeliner ve diplaynır, dudak

renklendirme, dudaklara canlılık kazandırma gibi

çeşitli kozmetik işlemler yapılabilir. Kalıcılık süresi

1-4 yıl arasıdır. Sadece kaş, göz, dudak uygulamaları

değil medikal anlamda da tercih edilen

areola renklendirme, scalp (saç simülasyonu),

alopesi,yara izi kamuflaj, gibi durumlarda da

tercih edilen mikropigmentasyon işlemi de son

yılların vazgeçilmezi olmuştur.

KIMLERE UYGULANABILIR?

Güzelliğine ve bakımına özen gösteren bayanlar,

Her gün ya da sürekli makyaj yapmak zorunda

olan kişiler,

Spor yapan; havuzda, denizde, saunada vakit

geçiren ama güzelliğinden taviz vermek istemeyen

bayanlar,

Kendisi makyaj yapmasını başaramayan ya da

güzel yapamayan bayanlar,

Kaşlarında anatomik şekil bozuklukları olan

bayanlar,

Hastalık ya da farklı sebeplerden dolayı kaşları

dökülen, seyrekleşen, yanlış alımlardan dolayı

kıl köklerinin zarar görüp düzensiz çıkışlardan

meydana gelen görüntüden kurtulmak isteyen

kişilere yönelik işlem yapılabilir. Eğer kişi görselliğe

önem veriyorsa ve tamamlayıcı bir görüntü

elde etmek istiyorsa bu işlem tam da size göre!

Dönemsel yaşam faktörleri olmak üzere kaş

dökülmesi anatomik yapı şikâyetiniz var ise bu

işlemi rahatlıkla yaptırabilirsiniz. Yaş faktörü

çok önemli değildir. Doğal ve zararı olmayan

işlemlerdir.

KAŞ DÖKÜLMESI VE

KAŞ SEYREKLIĞI

En çok karşılaştığımız sorunlardan bir tanesi olan

kaş dökülmesi ve kaş seyrekliği birçok kişi için

can sıkıcı bir sorundur. Kaş dökülmesi sorunu

Kalıcı makyaj mikro

pigment genel

uygulamasıdır ve kişiye

özel tek kullanımlık

steril iğneler kullanıldığı

için son derece

güvenlidir. Kalıcı

makyajda kullanılan

ürünler bitki özlü

olup alerjik reaksiyon

yaratmaz. Bu ürünler

yüz bölgesi kalıcı

makyajı için özel olarak

tasarlanmıştır. Kalıcı

makyaj işlemini dövme

işlemi ile karıştırmamak

gerekir. Kalıcı makyaj

ile dövme arasındaki

en büyük fark ciltteki

kalıcılık süresidir.

14


KALICI EYELINER NEDIR?

Kalıcı eyeliner kalıcı bir makyaj uygulamasıdır. Kişinin tercihine göre ince, kalın,

uzun, kuyruklu ya da kısa kuyruklu olarak yapılabilen bir işlemdir.

Bu işlem sizi her gün eyeliner çekme zahmetinden kurtarıyor. Aynı zamanda

kişiye oldukça pratiklik sağlayan kalıcı eyeliner uygulaması ile uzun bir süre

makyaj malzemesi almaya da gerek kalmıyor.

Kalıcı eyeliner işlemi, bir dövme işlemi değildir. Dövme konseptinden farklı

olmasının sebebi ise dövme kadar cildin derinine inmemesi ve kalıcılık süresidir.

Konvansiyonel dövme uygulama teknikleri ile karıştırılmaması gereken kalıcı

eyeliner uygulamasında dövme boyaları değil kalıcı eyeliner boyaları ve

ekipmanları kullanılmaktadır. Bu nedenle, kalıcı eyeliner uygulaması, dövme

boyaları ve malzemeleri kullanmadan yapılan bir kalıcı makyaj uygulamasıdır.

Kalıcı eyeliner uygulaması kullanım süresi 2 ile 3 yıl arasındadır.

doğuştan gelmeyen, kaşlarda sonradan

gelişen azalma kaybıdır. Kaş seyrekliği ise

doğuştan ince ve seyrek kaşlara sahip olmaktır.

Kaş dökülmesi yanlış kaş aldırma,

kaşlarla oynama, stres, yetersiz beslenme,

hormonal değişimler, troid hastalığı, yanlış

ürün kullanımı gibi sorunlar nedeniyle oluşabilir.

Kaş dökülmesi ve seyrekliği sorunu

çözümsüz değildir. Kaş ekimi ile kusursuz

kaşlara sahip olunabilir.

KALICI DIPLINER NEDIR?

Kalıcı makyaj uygulamaları arasında en

sıklıkla tercih edilen yöntemdir. Kalıcı

eyeliner, daha kalın, daha belirgin ve daha

keskin bir eyeliner hattını ifade ederken

kalıcı dipliner, daha soluk, buğulu ve sade

bir eyeliner görünümü sağlar. Dipliner, göz

kapağının bittiği ve kirpiklerin başladığı

yere uygulanır. Kirpik hattına uygulanan

bir kalıcı göz makyajı tekniği olan kalıcı

dipliner, bu sayede gözlere derinlik daha

doğal bir kalıcı makyaj görünümü elde

etmenizi sağlar. İşlem süresi 45 dakika ve

1 saat arasında değişmektedir. Kalıcılığı 2

yıl ile 3 yıl arasında değişmektedir.

KALICI EYELINER

UYGULAMASI NASIL YAPILIR?

Kalıcı eyeliner uygulaması profesyonel kalıcı

makyaj uzmanları tarafından yapılması

gereken güzellik uygulamalarından birisidir.

Gün içinde daima bakımlı ve güzel

görünmek isteyen tüm kadınların sıklıkla

tercih ettiği kalıcı makyaj uygulamalarından

birisi olan kalıcı eyeliner uygulaması,

ağrısız ve acısız bir şekilde yapılabilmektedir.

Kalıcı makyajın yapım süresi ise

ortalama 30 dakikayla 1 saat aralığındaki

bir zaman dilimini kapsar. Göz kapağın

incelenmesi, eyeliner modeli seçimi gibi

belirli aşamalardan sonra size özel bir

eyeliner çizimi hazırlanır ve sizin onayınız

alındıktan sonra kalıcı makyaj uzmanı,

kalıcı eyeliner kalemi ve boya ile eyeliner

çizgisini oluşturur ve işlemi tamamlar.

KALICI MAKYAJ “DÖVME”

DEĞILDIR

Kalıcı makyaj mikro pigment genel uygulamasıdır

ve kişiye özel tek kullanımlık steril

iğneler kullanıldığı için son derece güvenlidir.

Kalıcı Makyajda kullanılan ürünler

bitki özlü olup alerjik reaksiyon yaratmaz.

Bu ürünler yüz bölgesi kalıcı makyajı için

özel olarak tasarlanmıştır. Kalıcı makyaj

işlemini dövme işlemi ile karıştırmamak

gerekir. Kalıcı makyaj ile dövme arasındaki

en büyük fark ciltteki kalıcılık süresidir.

Kalıcı makyajda kullandığımız tüm ürünler

bitkisel olduğu için zaman içerisinde yavaş

yavaş ciltten silinerek kaybolur. Kalıcı

makyajın ömrü genel olarak 2-5 yıl arasındadır.

Ancak bu süre kişinin cilt yapısına,

yaşına ve yaşadığı çevresel faktörlere göre

değişkenlik gösterebilir. Deri altındaki

renkli pigmentler cilt yenilendikçe azalır,

solar ve sonunda tükenir. Dolayısıyla belirli

aralıklarla kalıcı makyaja rötuş yapılması

gerekmektedir. Esmer ciltler açık renkli

ciltlere göre bu konuda daha şanslıdır.

Ayrıca yaş ilerledikçe cildin yenilenmesi

yavaşladığından kalıcı makyajın süresi

daha uzun olur.

ACI HISSEDILIR MI?

Acı herkes için değişkenlik gösteren bir

tanımdır. Ancak bu uygulamalarda çok

küçük mikro iğneler kullanıldığı için genellikle

acı hissedilmez. Uygulama öncesi lokal

anesteziyle uyuşturulma yapıldığından

çok hassas kişilerde sinek ısırığı gibi bir acı

şeklini tarif edebiliriz.

DUDAK RENKLENDIRME

Cilt yapısına zarar veren etkenler sonucunda canlılığını yitirmiş dudakları renklendirmemiz

mümkün. Genetik ve yaşam şekline dayalı olarak deformasyona

uğrayan dudaklar için vazgeçilmez bir işlemdir. Dudak renklendirme solgun ve

cansız dudakların özel kalıcı makyaj boyası kullanılarak yeniden canlı ve bakımlı

görünmesini sağlamak için yapılan bir kalıcı makyaj uygulamasıdır. Kişiye daha

dolgun, daha canlı ve daha genç bir görünüm sağlayan dudak renklendirme

işlemi dudaklara doğal bir hacim ve renk kazandırmaktadır.

15 Mayıs / Haziran 2021


Ameliyatsız Göz Kapağı Estetiğinin

En Acısız Hali

Plazma Fibroblast

Plazma Fibroblast tedavisi, cildin görünümünü

sıkılaştırmak ve iyileştirmek için lazer enjeksiyonlar

veya cerrahi tedavilere alternatif olarak sunulan

estetik bir prosedürdür.

T

ÜRKIYE’DE ve dünyada en

popüler uygulamalardan biri

olan Plazma Fibroblast cilt sıkılaştırma

yöntemi devrimsel bir

uygulama olup son zamanlarda sık tercih

edilen önemli bir yöntem haline gelmiştir.

Cilt yüzeyine etki ederek hızlı bir şekilde

yenileme sağlayan bu yöntem ile başta

alt ve üst göz kapağı kırışıklıkları olmak

üzere pek çok durumda ameliyata gerek

olmadan cildi gençleştirmek mümkün

olmaktadır. Plazma enerjisi, çoğunlukla

tek bir seanslık uygulama ile istenilen sonuçlara

ulaşılmasına katkıda bulunmakta,

bazı durumlarda tekrarı gerekmektedir.

PLAZMA NEDIR?

Plazma enerjisi kimyada maddenin dördüncü

hali olan buharlaştırmadır. Vücutta

da göstermiş olduğu etki tam anlamıyla

fazlalık olan bölgeleri yok etmesi olup en

önemli özelliği ise herhangi bir cerrahi

aletin kullanılmadığı invazif olmayan yani

cilde temas etmeden gerçekleştirilen bir

teknik olmasıdır. Tedavide kullanılan elektrik

arkı cildin sadece en üst tabakasında

bulunan epidermise hasar verir ve hedefte

zaten budur.

PLAZMA FIBROBLAST

CERRAHI OLMAYAN BIR

YÖNTEMDIR

Plazma Fibroblast tedavisi çok iyi sonuç

veren bir uygulama olup cerrahi olmayan

bir prosedürdür. Prosedür tedaviyi uyguladığınız

yere bağlı olarak biraz değişebilir

ancak temel uygulamalar şu şekildedir:

Cilt temizlenerek topikal anestezik (uyuşturma)

bir krem uygulanır. Uyuşturma

kreminin etkili olması için yaklaşık 30 dakika

beklenir. Belirtilen cilt bölgesi plazma

kalemi ile tedavi edilir. Kalem, ciltte küçük

kabuk benzeri noktalar yapan küçük mikro

akımlar oluşturur. Sonrasında karıncalanma

ve yanma hissini en aza indirmek için

bir soğutma jeli uygulanır. Prosedürün

gerçekleştirilmesi genellikle 30 ila 60 dakika

sürer. Prosedür tamamlandıktan sonra,

küçük noktaların yaklaşık 1 hafta sonra

kabuklanıp düşmesi beklenir. Birkaç hafta

içinde cildiniz iyileştikçe daha sıkı görünecektir.

İşlemin tüm sonuçlarını görmek için

6-8 hafta beklemeniz gerekebilir.

TEDAVI ALANLARI

NELERDIR?

Üst ve alt göz kapakları

Boyun sıkılaştırma

Göz kenarı dahil tüm kırışıklıklar

Gülümseme çizgileri

Burun hattı inceltme

Dudak kaldırma

Labial çizgileri

Ben tedavileri

Siğil tedavileri

El üstündeki yaşlılık lekeleri

Dikiş izleri

GÖZ KAPAĞI VE GÖZALTI

ESTETIĞI HANGI

DURUMLARDA YAPILIR?

Kişinin kendisini iyi hissetmemesi başlı

başına bir sorun olup bunun yanında

estetik kaygısı, genetiğe bağlı durumlar,

yaş ilerlemesi sonucu ortaya çıkan deri

sarkması ve düşüklüğü, ameliyat sonrasında

göz kapaklarında eşitsizlik, dikişler ve

deri keloidi gibi durumlarda göz kapağı ve

gözaltı estetiği yapılabilir.

GÖZ KAPAĞI VE GÖZALTI

ESTETIĞI ORTALAMA KAÇ

SEANSTIR

Genel olarak hedef, işlemi tek seansta bitirmektir.

Ancak cildin elastikiyet kaybının

durumuna bağlı olarak seans sayısında

değişim olabilmektedir. Ayrıca; genetik

yapı,yaş faktörü, kişinin su içme oranı bile

seans sayısının belirlenmesinde etkendir.

En fazla seans sayısı sekiz hafta aralıkla

üç seanstır. Kaş kaldırma, göz kapağı ve

gözaltı estetiği işlemleri birlikte yapılabilir.

PLAZMA FIBROBLAST

KIMLERE UYGULANIR?

Plazma Fibroblast tedavisinde yaş gruplarında herhangi bir sorun yoktur. Bu

tedavi problemli dokuları yok ederken yeni doku oluşumu sürecini başlatır.

Kullanılan plazma enerjisinin cilt üzerinde bıraktığı etki sadece bölgesel sorun

karşılığı çözümdür. Kılcal damarları, kıl köklerini ve sinir dokularını etkilemez.

İşlem sonrasında kişi güneşten korunma faktörü içeren likit fondöten veya

uzmanın uygun gördüğü devam ürünlerini kullanmalıdır.

16


17 Mayıs / Haziran 2021


AKILLI

MOLEKÜLLERLE

AĞRI VE KANSER

TEDAVISI

Vücuda girdikten sonra kanser

hücrelerini tanıyıp bulabilecek

şekilde tasarlanmış küçük moleküller

“akıllı molekül” diye tanımlanır.

Akıllı moleküller, kanser tanı ve

tedavisinde kullanılır.

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Ana Bilim

Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Şinasi Özkılıç, akıllı moleküllerin

hastaya damar yoluyla verildiğinde, kan dolaşımıyla kanser

hücrelerini bulduğunu, onlara yapıştığını, kanserli hücrenin içine

girdiğini ve hücreyi ışınlayarak yok ettiğini söyledi.

Dr. Öğr. Üyesi Şinasi ÖZKILIÇ

• SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Ana Bilim Dalı Başkanı

• SANKO Üniversitesi Hastanesi Nükleer Tıp Uzmanı

18


SANKO Üniversitesi Hastanesi Nükleer

Tıp Uzmanı da olan Dr. Öğr. Üyesi

Özkılıç, “Bu moleküller, PSMA ve DO-

TATE, EDTMP kendi laboratuvarımızda

‘Lu-177’ denilen radyoaktif bir maddeyle

işaretlenerek ‘akıllı mermi, akıllı atom’ diye

tanımlayabileceğimiz tedavide kullanıma

hazır hale getirilir” dedi.

“Lu-177 ile bağlı PSMA akıllı molekülümüz

(Lu-177 PSMA) ilaç ve ışın tedavisine

rağmen durdurulamayan prostat kanserlerinde

güvenle kullanılır. Lu-177 DOTATE

ise Nöroendokrin tümörlerde kullanılmaktadır”

diyen Dr. Öğr. Üyesi Özkılıç, şunları

kaydetti:

“Lu-177 EDTMP kansere bağlı kemik

ağrısının tedavisinde, ağrı kesiciler, radyoterapi,

hormon tedavisi, diğer yöntemler

kombine edilerek, özelikle kemiğe yayılan

ve ağrıya neden olan meme, prostat ve

akciğer kanserleri başta olmak üzere tüm

kanserlerde güvenle kullanılır.

Lu-177 PSMA, Lu-177 DOTATE, Lu-177

EDTMP tedavileri hastanemizde Nükleer

Tıp Ana Bilim Dalı ünitemizde, radyasyon

korumalı özel odalarda yapılmaktadır. Bu

tedavi hekim gözetiminde 2-4 saat, gerekirse

bir gece misafir edilerek, damardan

yavaş serum ile verilir.”

AVANTAJLARI

Tedavinin uygulanması sırasında yaşam

kalitesini ciddi bozan yan etikler görülmediğini

belirten Dr. Öğr. Üyesi Özkılıç,

“Diğer tedavilere göre tolere edilmesi

daha kolaydır. Tedavi 6-8 hafta ara ile 4-6

kür uygulanır” diye konuştu.

Dr. Öğr. Üyesi Özkılıç, SANKO Üniversitesi

Hastanesi Nükleer Tıp Kliniğinde başarıyla

uygulanan tedavileri şöyle özetledi:

Akıllı moleküllerin

hastaya damar yoluyla

verildiğinde, kan

dolaşımıyla kanser

hücrelerini bulduğunu,

onlara yapıştığını,

kanserli hücrenin içine

girdiğini ve hücreyi

ışınlayarak yok ettiğini

söyleyen Dr. Öğr.

Üyesi Özkılıç, “Bu

moleküller, PSMA ve

DOTATE, EDTMP kendi

laboratuvarımızda

‘Lu-177’ denilen

radyoaktif bir maddeyle

işaretlenerek ‘akıllı

mermi, akıllı atom’ diye

tanımlayabileceğimiz

tedavide kullanıma hazır

hale getirilir” dedi.

• Tiroit kanserlerinin tedavisine yönelik

“İyot I-131”

• Kemik metastazlı hastalarda palyatif ağrı

tedavisi

• Eklem içi sıvı birikimi ve ağrılara yönelik

radyonüklid sinovektomi.

• Hipertiroidi (zehirli guatr) tedavisine

yönelik “İyot-131”

• Primer veya metastatik karaciğer tümörlerinde

“Y-90” mikroküreler ile yapılan

radyoembolizasyon

• Meme, malign melanom, paratiroit

adenomu gibi hastalıklarda, intraoperatif

gama probe eşliğinde sentinel lenf nodu

çıkarılması.”

19 Mayıs / Haziran 2021


MEDICAL PARK

GAZİANTEP

bölgeye kazandırdığı yeniliklerle

yatırımlarına devam ediyor

Medical Park Gaziantep Hastanesi Genel

Koordinatörü Hayrullah Kubba sağlık alanında

gerçekleştirdikleri kaliteli hizmet ve misafir

memnuniyeti odaklı yaklaşımlarıyla halkın

hastalıkta da sağlıkta da yanlarında olduklarının

mesajını verdi. Gerçekleştirecekleri hizmetlerden

biri olan Kemik İliği Nakil Merkezi’nin çok

yakında hizmete gireceğinin müjdesini veren

Kubba, Gamma Knife Ünitesi ve Kadın

Hastalıkları ve Doğum’un yan dal branşı olan

Perinatoloji Kliniğini de yakın zamanda bölgeye

kazandıracaklarını da iletti.

GENEL Koordinatör Hayrullah Kubba, Medical Park

Gaziantep Hastanesi Kemik İliği Nakil Merkezi’nin

800 m 2 bir alanda hizmet vereceğini, Merkezde akademisyenler

oluşan iki hekimin görev alacağını söyledi.

Bunun yanında Kemik İliği Nakil Merkezi’nde 11 ilik nakil

odası, 1 adet aferez odası ve ilik dondurma ünitesinin bölge ve

çevre illerden gelecek hastaların hizmetine sunulacağını belirtti.

Üniteyle ilgili olarak bilgiler veren Kubba, Hematolojide kanser

ve kanser dışı kan hastalıklarının tedavi edilme oranlarının gün

geçtikçe arttığını belirterek, kemik iliği nakil uygulamalarının

da hematolojik hastalıkların tedavisinde vazgeçilmez bir yere

sahip olan seçkin bir tedavi yaklaşımı olduğunu belirtti. Kubba

sözlerine şöyle devam etti: ‘’Kök hücre naklinden elde edilecek

fayda hastaya, hastalığa ve kök hücre naklinden beklenilen

hedefe göre değişir. Bazı hastalıklarda hekimlerimiz hastalığı

tümüyle yok etmeyi ve hastada “tam şifa” sağlamayı hedefle-

Hayrullah KUBBA

Medical Park Gaziantep Hastanesi

Genel Koordinatörü

20


Hastanemize geçtiğimiz

günlerde PET CT cihazını dahil

etmiş bulunmaktayız. PET CT

cihazı ilk olarak hastanemizde

mevcut bulunmaktadır. PET

CT onkolojik hastaların tanı

ve tedavisinde özellikle ilk

teşhis ve tedaviye yanıtta

önemli bir cihazdır. Bununla

birlikte, Radyasyon Onkolojisi

Ünitemizde yer alan Linac

cihazı yenilendi. Güneydoğu

ve Doğu Anadolu Bölgesi’ne

de bu cihazı hizmet vermesi

ile bölgeye kazandırmış

bulunmaktayız.

Medical Park Gaziantep Hastanesi olarak yan dal

branşlarda - çocuk ve yetişkin - hastalarımızın özellikle de

bölge halkının hizmetine sunmuş bulunmaktayız. Gelecek

aylarda Perinatoloji kliniğini hizmete açacağız.

mektedir. Bazı hastalıklarda ise amacımız

hastalığı yok etmesek bile bunun kontrol

altına alınarak hastanın yaşam konforunu

artırmak ve yaşam süresini uzatmaktadır.

Bu nedenle bir hasta için nakil kararını

alırken nakil işlemi ile amaçladığımız

hedef, hastanın nakil işlemi için taşıdığı

risk, eldeki diğer tedavi seçenekleri, nakil

olanakları birlikte değerlendirilmeli ve

hasta yapılacak işlem konusunda bilgilendirilmeli’’

dedi.

Medical Park Gaziantep Hastanesi

Genel Koordinatörü Hayrullah Kubba,

“Hastanemize geçtiğimiz günlerde PET

CT cihazını dahil etmiş bulunmaktayız.

PET CT cihazı ilk olarak hastanemizde

mevcut bulunmaktadır. PET CT onkolojik

hastaların tanı ve tedavisinde özellikle

ilk teşhis ve tedaviye yanıtta önemli bir

cihazdır. Bununla birlikte, Radyasyon Onkolojisi

Ünitemizde yer alan Linac cihazı

yenilendi. Güneydoğu ve Doğu Anadolu

Bölgesi’ne de bu cihazı hizmet vermesi ile

bölgeye kazandırmış bulunmaktayız. Bu

cihazın ismi ise TrueBeam Variant Sistem.

Bu cihazlar onkolojide ciddi anlamda hasta

konforunu ön planda tutan, yeni nesil

ve oldukça da maliyetli cihazlar. Medical

Park Gaziantep Hastanesi olarak özellikle

yan dal branşlarda - çocuk ve yetişkinhastalarımızın

özellikle de bölge halkının

hizmetine sunmuş bulunmaktayız. Gelecek

aylarda Perinatoloji kliniğini hizmete

açacağız. Perinatoloji; Kadın Hastalıkları

ve Doğum Anabilim Dalının, yüksek riskli

gebeliklerle ilgili yan dal uzmanlık alanıdır.

Anne ve fetüs (anne karnındaki bebek)

bakımından sağlıklı bir gebelik elde edilmesi,

gebelik sırasında anne ve fetüsün

ortaya çıkabilecek olası tıbbi problemleri

açısından taranması ve şüphe durumunda

gerekli tanı ve tedavi yöntemlerinin

uygulanması alanlarında son yıllarda tüm

dünyada ve ülkemizde büyük gelişmeler

gerçekleştirilmiştir. Genetik alanındaki

gelişmeler, fetüsün incelenmesinde çok

önemli olan ultrasonografi teknolojisindeki

modernizm, MR’ın yaygın olarak

kullanılmaya başlaması, tarama testlerinin

(ikili test, dörtlü test, NIPT) duyarlılığının

artması, tanı ve tedaviye yönelik invaziv

girişimlerde artan deneyimler, bu gelişmelerin

sağlanmasında büyük öneme

sahiptir. Yüksek teknoloji, deneyim ve bilgi

birikimi gerektiren bu hizmetlerin ayrı bir

uzmanlık dalı tarafından gerçekleştirilmesi

tüm Dünya’da olduğu gibi ülkemizde de

bir mecburiyet haline gelmiş ve Sağlık

Bakanlığı 2011 yılında “Perinatoloji”yi yan

dal uzmanlık olarak kabul etmiştir.

Hastanemizde de “Perinatoloji

Bölümü” ayrı bir birim olarak

hizmet verecek olup bu hizmetleri

en üst düzeyde sunmaya devam

edecektir.

Gamma Kinife Ünitesi’nin de

gelecek aylarda hizmete

açılacağını belirten Kubba:

‘’Gamma Kinife’ın kafa

içindeki hastalıkları

milimetrik bakımdan

odaklanmış

gamma

ışınları ile

tedavi eden

modern bir

teknolojidir. Başta beyin tümörleri olmak

üzere birçok beyin rahatsızlığında bir cerrahi

yöntem olan Gamma Knife tedavisi,

Medical Park Gaziantep Hastanesi’nde yakın

zamanda hizmete girecektir. Gamma

Knife kafa içi rahatsızlıklar için tasarlanmış

ve geliştirilmiştir. Gamma Knife ile hem

beyinde hem de beynin etrafında yerleşen

kemik, damar, sinir, göz, cilt ve diğer

dokulara ait hastalıklar tedavi edilebilmektedir.

Vücudun diğer bölgelerindeki hastalıkları

tedavi etmek için farklı teknolojiler

kullanılmaktadır. Gamma Knife bugüne

kadar tüm dünyada üç yüzden farklı

merkezde, bir milyondan fazla hastanın

tedavisinde kullanılmış bir yöntemdir. Kafa

içi hastalıkların tedavisinde bir standarttır.’’

diye konuştu.

21 Mayıs / Haziran 2021


MEDICAL PARK GAZİANTEP PANDEMİ

KAHRAMANLARINI UNUTMADI

Medical Park Gaziantep Hastanesi, Covid-19’la mücadelede aşının

önemine dikkat çekmek ve sağlık çalışanlarına şiddetin önlenmesi için

‘Pandemi Kahramanları’ isimli sergi açtı.

M

EDICAL Park Gaziantep

Hastanesi, pandemi ile mücadele

sürecinde Covid-19’a

yakalanan sağlık çalışanlarının,

yaşadıkları zorlu süreci ve verdikleri

mücadeleyi anlatan bir sergi açtı. Hastanenin

Lobby Fuaye Alanı’nda açılan sergi

ile sağlık çalışanlarının verdikleri inanılmaz

mücadele fotoğraflar ve başarı hikayeleri

ile anlatılırken, aşının pandemide ne kadar

önemli olduğuna da dikkat çekildi. Medical

Park Gaziantep Hastanesi’nde çalışan

ve Covid-19’a yakalanan sağlık çalışanlarının

röportajları sonrasında hazırlanan

tabloların yer aldığı sergi ilgi verdi.

‘Pandemi Kahramanları’ sergisi hakkında

konuşan Genel Koordinatör Hayrullah

Kubba, tüm dünyayı etkisi altına Covid-19’la

mücadelede en ön saflarda yer

alan sağlık çalışanlarının hayatlarını ortaya

koyduklarını söyledi. Hastane olarak

bu hayati mücadele sırasında hastalığa

yakalanmaktan kurtulamayan sağlık çalışanlarının

ne kadar zorluklarla mücadele

ettiklerini herkese anlatmak istediklerini

belirten Kubba, ‘Birçok sağlık çalışanı

pandemi ile mücadelede hayatını kaybetti.

Bazıları hastalığı çok ağır geçirdi. Kimileri

de ailelerine ve yakınlarına bulaştırdı. Her

şeye rağmen asla mücadeleden vazgeçmediler

ve büyük özveri ile insan hayatına

dokunmaya devam ettiler. Biz de o büyük

mücadelenin ölümsüzleşmesini istedik ve

bu sergiyi açmaya karar verdik’ ifadelerini

kullandı.

Genel Koordinatör Kubba, sergideki en

önemli hedeflerinin ise aşı olmayan vatandaşları

aşıya yöneltmek olduğunu belirterek

‘İnsanlarımız, sağlık çalışanlarımızın

ne kadar büyük mücadeleler verdiklerini

görsün istedik. Aşı olmayanların sayısı

oldukça fazla. Onların da dikkatini çekerek

aşılama oranını artırmada katkı sunmak istedik.

Pandemi sürecinde canla başla mücadele

eden sağlık çalışanlarımızın sadece

bir gün değil her gün saygı duyulmasını

istiyoruz. Bu doğrultuda, sergimiz inşallah

hedefine ulaşacaktır’ diye konuştu.

Pandemi Kahramanları sergi açılışını

Genel Müdür Yardımcısı Haluk Gültekin

ve Başhekim Yardımcısı Dr. Ezgi Salar

gerçekleştirdi. Başhemşire Sema Serpil

Kılıç, hastane hekimlerinden Hematoloji

Uzmanı Prof. Dr. İlhami Kiki, Çocuk

Hematolojisi Uzmanı Doç. Dr. Mesut

Garipardıç, Doç. Dr. Vuslat Boşnak,

Göğüs Cerrahisi Op. Dr. Murat Demir ve

bir çok departman yöneticisi ve çalışan

hazır bulundu. Sergi hastalar tarafından

tarafından oldukça ilgi gördü. Pandemi

sürecinde sağlık çalışanlarının ön saflarda

mücadelesinin ancak kahramanlık ile

taçlandırılabileceği, serginin isim olarak

da Pandemi Kahramanları olarak adlandırılmasının

sağlıkçılar için güzel bir jest

olduğu hastalar tarafından iletildi.

22


23 Mayıs / Haziran 2021


KADINLARDA İDRAR KAÇIRMA

KADER DEĞİLDİR

Özel Hatem Hastanesi

Kadın Hastalıkları ve

Doğum Uzmanı Op. Dr.

Derya Ulusoy kadınlarda

idrar kaçırma problemi

hakkında bilgiler verdi.

İ

DRAR kaçırma kontrol edilemeyen istemsiz idrar

tutamama halidir. İleri yaşlarda daha sık görülür.

Kişinin sosyal yaşamını ve psikolojisini etkiler.

İDRAR KAÇIRMANIN ÇEŞITLERI

Stres inkontinans: Gülme, hapşırma, öksürme ve ağır

eşya kaldırma gibi karın içi basıncı artıran hareketlerde

oluşan idrar kaçırmadır.

Urge inkontinans: Aniden sıkışma ve yetişememe

şeklinde olan idrar kaçırmadır.

Mix tip inkontinans: Her iki idrar kaçırmanın da olduğu

durumdur.

Yapılan değerlendirme ve

uygun tedavi yöntemleri

ile idrar kaçırmadan

hastalarımız kurtulabilirler.

24


İDRAR

KAÇIRMANIN

NEDENLERI

NELERDIR?

İdrar kaçırma kontrol edilemeyen istemsiz idrar

tutamama halidir. İleri yaşlarda daha sık görülür.

Kişinin sosyal yaşamını ve psikolojisini etkiler.

İDRAR KAÇIRMA NASIL

TEDAVI EDILIR?

- Obezite

- İlerleyen yaş

- Mesane sarkması

- Genetik

- Kabızlık

- İdrar yolu enfeksiyonu

- Vaginal enfeksiyonlar

- İdrar yollarında veya

böbrekte taş

- Diyabet

- İlaçlar

- Sinir sistemi hastalıkları

- Vajina ve mesane

arasında oluşan fistüller

- Zor doğumlar

İDRAR KAÇIRMA NASIL

TEŞHIS EDILIR?

Öncelikle hastadan detaylı bir öykü gerekli

görülürse işeme günlüğü alınır.

Hastanın idrar kaçırmaya yönelik detaylı

muayenesi yapılır. İdrar tahlili ve idrar

kültürü başta olmak üzere tahlilleri istenir.

Sonuçlara ve hastanın hikayesine göre

ürodinami önerilir.

Tedavi şekillerinin idrar kaçırmanın

tipine göre değiştiğini ifade eden Özel

Hatem Hastanesi Kadın Hastalıkları ve

Doğum Uzmanı Op. Dr. Derya Ulusoy ‘

Öncelikle hastada obezite varsa uygun

diyet düzenlenerek zayıflaması sağlanır.

Yapılan değerlendirmede sebepler

arasında kontrol edilebilir yaşam tarzı

değişikliği ile engellenebilir durumlar

varsa bu konularda hastaya bilgi verilir ve

düzenlemeler yapılır. Urge inkontinansın

en sık sebebi idrar yolu enfeksiyonlarıdır.

Dolayısıyla tedavi bitiminde hasta ile

tekrar görüşme yapılır ve tetkikleri istenir.

Mesane disfonksiyonu dediğimiz

mesane ile üretra arasındaki uygunsuz

çalışmadan kaynaklandığı

düşünülüyorsa medikal tedavi

yapılabilir. Medikal tedavide çok

sayıda ilaç vardır. Stres inkontinas

tipinde idrar kaçırma varsa

tedavi son yıllarda bu konuda

önerilen medikal tedavi yöntemleri

olsa da cerrahidir. Bu tip

idrar kaçırmada sebep çoğunlukla

anatomik bozulma yani mesane boynunda

gevşeme ve sarkmadır’ dedi.

İdrar kaçırma şikayeti olan hastalarda

herşeyden önce önemli olan hekime

başvurudur. Yapılan değerlendirme ve

uygun tedavi yöntemleri ile idrar kaçırmadan

hastalarımız kurtulabilirler.

Op. Dr. Derya Ulusoy

Özel Hatem Hastanesi Kadın Hastalıkları

ve Doğum Uzmanı

25 Mayıs / Haziran 2021


Yaz aylarında yağlı yiyeceklerden

uzak

durun !

Hava sıcaklıklarının hissedilir

derecede artmasıyla bazı sağlık

sorunları ortaya çıkmaktadır.

Metabolizmamız bu duruma uyum

sağlamakta zorlanır ve bu zorlanma

bize ödem olarak geri döner. Eğer

sizin de bu dönemde sık sık ödem

şikayetiniz varsa yazının devamındaki

tarifi kaçırmayın derim.

YAZ aylarında özellikle yüksek

tansiyon, kalp yetmezliği ve

koroner kalp hastalıklarında artış

gözlenmektedir. Ayrıca sıcaklığın

artması ile birlikte vücutta ter ile sıvı, potasyum

ve sodyum gibi mineral kayıpları

olur. Bu mineral kayıplarını karşılamak için

kilogram başına 30 ml su içmeyi ihmal

etmemeliyiz. Aksi takdirde, bayılma hissi,

bulantı, baş dönmesi gibi sağlık problemleri

ile karşılaşabiliriz.

DUYGU-DURUM

DEĞIŞIKLIKLERI FAZLA

KILOLARA SEBEP OLABILIR

Bu dönemde dikkat etmemiz gereken bir

diğer nokta ise duygusal yemelerimizle

baş başa kalmamız. Uzun ve yorucu geçen

pandemi sürecinden sonra kendimizi

sosyal ortamların içerisinde duygularımızla

boğuşurken bulabiliriz. Bazen fazla kilolarımızın

sebebi duygu-durum değişikliklerimiz

olabiliyor. “Gerçekten aç olduğunuz

için mi yoksa duygusal anlamda yeme

ihtiyacınız olduğu için mi yiyorsunuz?” bu

soruyu kendi içinizde cevaplanmanız sizin

için en doğru karar olacaktır.

KAHVALTI GERÇEKTEN

ÖNEMLI MI?

1950’li yıllara kadar üç öğün yemek yoktu.

Dünya savaşlarının ardından bolluk ve

Dyt.Mina MEMİŞ

Liv Hospital Gaziantep

Beslenme ve Diyet Polikliniği

SABAH UYANDIĞIMIZDA İLK

YAPMAMIZ GEREKEN ŞEY NEDIR?

Canınız spesifik bir besin istediği zaman ilk yapmamız gereken şey

bir büyük bardak su içmek veya ilgimizi farklı bir noktaya vermek

olacaktır. Bu durumla sıklıkla karşılaşıyor ve baş edemiyorsanız

bir uzmandan yardım alabilirsiniz. Sabah uyandığınızda

metabolizmamızı canlandırmak, kan şekeri regülasyonunu

sağlamak ve mikrobiyatımızı düzenlemek için önceliğimiz 1 bardak

suyun içerisine 1 tatlı kaşığı elma sirkesi eklemek olacaktır.

26


ÖDEM ATICI

SOĞUK ÇAY

MALZEMELER

2 yemek kaşığı yeşil çay,

750 ml su,

200 ml maden suyu,

1/2 limonun suyu.

refah dönemi başlayınca gıda sanayisi

insanlara daha çok ürün satabilmek

için ‘daha çok öğün’ mantığını aşıladı.

‘Kahvaltı günün en önemli öğünüdür’,

ABD’de mısır gevreği üreten bir firmanın

reklam kampanyasından çıkma

bir sözdür. Fakat kahvaltı belki de yaz

aylarının en sevilen öğünü olabilir.

Benim size tavsiyem kahvaltınızda az

yağlı peynirler,az tuzlu zeytinler ve

taze sebzeler bulundurmanız; kafein

içeren içecekler yerine de bitki çaylarını

tercih etmenizdir.

YAZ AYLARINDA

YAĞLI

YIYECEKLERDEN

UZAK DURUN

Yaz aylarında yağlı besinlerin ve

kızartmaların tüketiminden ziyade

tercihimiz ızgara,fırın,haşlama veya

buğulama pişirme yöntemleri olmalıdır.

Özellikle bu dönemde içimizi

ferahlatmak adına soğuk içeceklere

yönelim bir hayli artmaktadır.Şekerli,-

Yapılışı:

Suyu kaynatıp yeşil çayın üzerine

ekleyin,

Demlenene kadar bekleyin ve

süzün,

Çay soğuduktan sonra üzerine limon

suyu ve maden suyunu ekleyin,

Buzdolabına kaldırıp tamamen

soğuyana kadar bekleyin,

Soğuk servis edin.

gazlı,kremalı kahveler ve bazen detoks

suyu adı altında farketmeden kalori

alımımız artabilmektedir.Yediklerinizin

yanı sıra içtiklerinizşn besin etiketi de

okuyarak tüketmekte fayda var.

Etiket okurken sadece son kullanma

tarihi yerine sonu -oz ile biten

kelimeler örneğin ‘sukroz,maltoz,

Şuruplar:yüksek fruktozlu mısır şurubu,

Nektarlar: armut nektarı,elma nektarı,

Şeker veya tatlandırıcıdan bahsedilmiş

herhangi bir söz : hurma şekeri,buharlaştırılmış

elma suyu gibi besin içeriğini

dikkatli okuyunuz.

SPORU YAŞAM

TARZI HALINE

GETIRIN

Bahane üretmeyip,sürdürülebilir bir

yaşam tarzı için sporu ve sağlıklı beslenmeyi

yaşam tarzı haline getiriniz.

Bu dönemde hem ödem atmanızı

kolaylaştıracak hem de tatlı ihtiyacınızı

karşılayacak harika tariflerim sizlere

eşlik edecektir.

FİT-BROWNIE

MALZEMELER

1 adet yumurta

2 adet olgunlaşmış muz

2 yemek kaşığı bal

1 su bardağı tam buğday un

Yarım su bardağı süt

2 yemek kaşığı zeytinyağı (hindistan

cevizi yağı kullanabilirsinizz)

1 tatlı kaşığı kabartma tozu

1 çay kaşığı tarçın

1 çay kaşığı kakao

2 kare bitter çikolata

Donmuş böğürtlen.

Yapılışı:

Muzlarımızı ezip,yumurta ve balla

birlikte çırpıyoruz. Süt ve yağı ekleyip

çırpmaya devam ediyoruz.Elekten

geçirdiğimiz unu,kakao,tarçın ve

kabartma tozunu ekleyip çırpıyoruz.

20x20 olan borcamımıza karışımımızı

döküyoruz. (Ben borcamı yağlamadım,ama

siz yağ döküp,peçeteyle

fazlasını alabilirsiniz.) Ve son olarak

karışımımızın üzerine rendelediğimiz

bitter çikolatamızı ve 1 çay bardağı

kadar donmuş böğürtlenimizi ekliyoruz.

180 derece fırında 35 dakika

pişiriyoruz. Afiyetle yiyoruz.

İNCİRLİ CHEESCAKE

MALZEMELER

Alt tabanı için:

1 su bardağı yulaf unu

1 su bardağı ceviz

3 yemek kaşığı hindistan

cevizi yağı

2 yemek kaşığı bal

-Üst tabanı:

600 gram labne

5 adet incir

Yapılışı:

Alt taban için tüm malzemeleri

blendirden geçirip,bir borcama

ince bir tabaka halinde yerleştirilip,üzerine

bastırılır.30 dakika

buzdolabında bekletilir.

Üstü için malzemeleri karıştırılıp,30

dakika beklettiğimiz alt

tabanın üzerine dökülür.

Üzeri istediğimiz gibi süslenilir.2

saat buzdolabında bekletilir.

Afiyet ve sevgiyle…

27 Mayıs / Haziran 2021


DİŞ İMPLANTI

ADAYI MIYIM?

Diş İmplantları:

Gülümseme Koruyucularınız

Bir dişi (veya dişleri) kaybetmek, kişinin

gülerken sürekli eli ile gülümsemesini

gizlemesine dolayısıyla özgüven

duygusunun kaybına sebep olur.

Ayrıca diş eksiklileri ağız içinde birçok

probleme sebep olabilir.

DIŞ eksikliklerini tamamlamada en sık

kullanılan tedavi yöntemi implant

uygulamalarıdır. İmplant titanyumdan

yapılmış insan vücuduna en uyumlu

materyaldir. Diş kökleri gibi implantlar da çene

kemiğine kaynar ve görevini kendi dişleriniz gibi

yerine getirir. Ayrıca implantlar iyi bir ağız bakımı

ile ömür boyu kullanılabilir. Cerrrahi olarak ağıza

yerleştirildikten sonra görünmezler. Tedavinin

devamında implantın üzerine yerleştirilen porselen

kaplamalarla doğal ve sağlıklı bir gülümsemeye

sahip olabilirsiniz. Gülümsemenizi tekrar

özgürlüğüne kavuşturabilirsiniz.

Diş implantları ile;

DIŞ HEKIMI PERTEV KÖKDEMIR

* Çiğneme zorluğu çekmeden her şeyi yiyebilirsiniz.

* Özgürce gülümseyebilirsiniz.

* Eksik dişlerin fark edilmesi korkusu olmadan

güvenle konuşabilirsiniz.

* Diş implantları doğal dişler gibi görünür.

* Tedavi sonrasında yüz yapınız bozulmaz.

* Uygun bakım ile diş implantları ömür boyu kalıcı

olma potansiyeline sahiptir.

DIŞ İMPLANTI ADAYI MIYIM?

Diş Hekimi Pertev Kökdemir bu konu da ‘’Dişini

kaybetmiş herkes bir implant adayıdır’’ dedi.

Kökdemir, “İmplantı desteklemek için çenede

yeterli kemiğe ihtiyaç vardır. En iyi aday diş eti

hastalıkları olmayan sağlıklı diş eti dokularına sahip

kimselerdir. Şayet çene kemiğinizde erime varsa

kemik tozu vb uygulamalarla kemiğiniz yeterli

hale geldikten sonra implantlar yerleştirilebilir. Diş

hekiminizi ziyaret ederek sizin için mükemmel

tedaviyi elde edebilirsiniz” tavsiyesinde bulundu.

İmplantlar iyi bir ağız bakımı ile

ömür boyu kullanılabilir. Cerrrahi

olarak ağıza yerleştirildikten

sonra görünmezler.

28


29 Mayıs / Haziran 2021


Kadın Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı

Doç. Dr. Ruşen ATMACA

NOVAFERTİL

GAZİANTEP TÜP BEBEK

TURİZM MERKEZİ OLACAK

İnsanların dünyadaki en

büyük mirası çocuklarıdır.

Doğal yollar ile çocuk sahibi

olamayan çiftlere umut olan

Kadın Doğum ve Tüp Bebek

Uzmanı Doç. Dr. Ruşen

Atmaca’ya misafir olduk.

Tüp bebek tedavisinde ki

son yenilikler ve direktörü

olduğu Novafertil Tüp Bebek

Merkezi hakkında keyifli bir

söyleşi yaptık. Umuda giden

bir yolculuğun rotasını çizdik.

N

OVAFERTIL TÜP BEBEK

MERKEZI’NIN BAŞARISINI NEYE

BAĞLIYORSUNUZ?

Evet, gerçekten oldukça başarılı bir klinikteyiz. Ben bundan

çok memnunum. Bunun birkaç sebebi var bir tanesi

tüp bebek işi bir ekip işidir yani bireysel bir kişinin sadece

benim çabamla olabilecek bir şey değildir. Burada da

çalışan herkesin başlı başına bir görevi vardır. Laboratuvarından

tutun dışarıdaki danışmanına kadar.

Tedaviye gelen çiftler hem tıbbi hem de duygusal olarak

da sıkıntılı kişiler ve bunların duygusal olarak da rahat

ettirilmesi gerekir. Onların burada karşılaşacakları olumsuzluklar,

bir kötü söz ya da surat asma gibi durumla

karşılaşmak onların canını sıkar morallerini bozar strese

girmelerine sebep olur bu da tedavi başarısını etkiler.

Dolayısıyla şansımız en yüksek noktada tutmak için

bütün ekip olarak bunlara dikkat etmemiz lazım. Ekip iyi

Doç. Dr. Ruşen ATMACA

Kadın Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı

30


Sağlık turizmi bugün

bütün dünyada gerçekten

önemli bir turizm haline

gelmiştir. Türkiye sağlık

turizmi alanında cazibe

merkezidir. Gaziantep’te

sağlık alanında bölge

şehirlere ve bölge ülkelere

güzel hizmetler veriyor.

olduğu zaman başarı elde edilebilir. Bu

noktada iyi bir ekiple çalışıyoruz. Buda

başarıyı artırıyor.

Diğer yandan laboratuvarı çok iyi olması

lazım çünkü işin mutfağı laboratuvardır.

Bu ekipman ve laboratuvar ekibi olarak

çok iyi bir ekibimiz var. İşlemler yapıldıktan

sonra hastanın takibinin çok iyi yapılması

lazım bunları burada çok iyi bir şekilde

yapıyoruz. Ekibimiz görevinin bilincinde

ve bunu dört dörtlük eksiksiz bir şekilde

yaptığı içinde başarı yüksek oluyor.

TÜP BEBEKTE TEDAVISINDE

TEKNOLOJI KULLANMAK NE

KADAR ÖNEMLI?

Çok önemli; elimiz ayağımız diyebiliriz

Çünkü Yaptığımız her şeyi teknoloji ile

yapıyoruz. Tüp bebek yaklaşık 45 yıldır

yapılıyor ve o zamanki teknoloji ile bugünkü

teknoloji arasında bile dağlar kadar

fark var.

Çünkü bizim yaptığımız işlem ile bebeği

dışarıda, laboratuvarda oluşturuyoruz.

Bebek dediğimiz embriyo çok hassas bir

yapıya sahip. Ana rahmini taklit eden bir

ortamda onu geliştiriyoruz. Ana rahmini

teknolojinin bize sunduğu imkânları

kullanarak taklit ediyoruz. Ana rahmindeki

durum neyse o şartları laboratuvarda

sağlıyoruz. Orada büyümesini sağlıyoruz.

Tabii ki ondan sonra olması gereken orijinal

yerine koyuyoruz. Bu yüzden teknoloji

ile tüp bebek iç içedir. Teknolojideki gelişmeler

tüp bebeğin başarısını katlayarak

artırıyor.

Örnek olarak söyleyeyim embriyoscope

dediğimiz bir cihazla artık biz embriyo

girişimini saniye saniye 24 saat film gibi

izleyebiliyoruz.

Bundan 5-10 yıl önce böyle bir teknolojimiz

yoktu.Embriyoscope sayesinde sağlıklı

embriyoları çok daha rahat bir şekilde

seçebiliyoruz.

Döllenme işlemini yaparken Mikroenjeksiyon

cihazını kullanıyoruz. Mikroenjeksiyon

cihazının teknolojisi arttıkça yumurtanın

daha rahat döllenmesini sağlıyor. Buda

gebelik oranını artırıyor.

Yine tedavi öncesi histereskopi cihazıyla

rahimdeki problemleri tespit edebiliyoruz.

Embriyoyu ne kadar iyi hale getirirsek

getirelim tutunacağı ana rahminin de iyi

olması gerekiyor. Rahim sağlıklı olmalı ki

koyduğumuz embriyo burada rahatlıkla

tutunabilsin.

Ana rahmini değerlendirmek için ultrason,

rahim filmi, tomografi, MR gibi işlemleri

yapabiliriz. Bunlar dolaylı yöntemlerdir.

Direkt değil endirekt rahim hakkında bilgi

verir. Ucunda kamera olan Histereskopi

cihazı ile ana rahmine direkt gireriz ve

orada problem varsa gözümüz ile görürüz.

Rahimde bulunabilecek et parçası miyoma

gibi problemlere rahatlıkla müdahale

edebiliyoruz. Rahmi travmatize etmeden

rahme zarar vermeden çok rahat bir

şekilde rahmi döllenmeye uygun hale

getiriyoruz.

TÜRKIYE’NIN EN

BÜYÜK VE DONANIMLI

MERKEZLERINDEN

BIRISINI GAZIANTEP’TE

YAPIYORSUNUZ? BUNUN

GAZIANTEP VE ÜLKEMIZE

KATKISI NEDIR?

On beş yıldır bu merkezimizde hizmet

veriyoruz. Merkezimiz tüp bebek alanında

bir cazibe merkezi. Malumunuz dünya

iletişim sayesinde küçüldü. Gaziantep’te

olmamıza rağmen başarıyı duyan gerek

yurt içi gerekse yurt dışından insanlar

tedavi olmak için merkezimize geliyor.

Bu bizim sorumluluğumuzu artırıyor.

Büyümemiz gerekiyor

çünkü yapmak

istediğimiz çok şeyler

var potansiyelimiz

çok fazla ama mekân

bazı noktalarda bizi

sınırlandırıyor. Bunun

için Gaziantep’te çok

güzel bir merkez inşa

ediyoruz. Fiziksel

alt yapısı, teknolojik

imkânları ile daha iyi

hizmet vereceğiz.

İşletme de büyüyen bir organizma gibidir.

Büyüdükçe kabuğunda değişmesi gerekiyor

çünkü içine sığmıyor.Biz de artık

buraya sığmıyoruz. Büyümemiz gerekiyor

çünkü yapmak istediğimiz çok şeyler var

potansiyelimiz çok fazla ama mekân bazı

noktalarda bizi sınırlandırıyor.

Bunun için Gaziantep’te çok güzel bir

merkez inşa ediyoruz. Fiziksel alt yapısı,

teknolojik imkânları ile daha iyi hizmet

vereceğiz.

Bizim rakibimiz kendimiz kendimizle rekabet

halindeyiz. İyi yaptığımızı daha da iyiyi

yapmalıyız. Daha da iyi yaptığımızı daha

daha iyi yapalım diyoruz.

Sağlık turizmi bugün bütün dünyada gerçekten

önemli bir turizm haline gelmiştir.

Türkiye sağlık turizmi alanında cazibe

merkezidir. Gaziantep’te sağlık alanında

bölge şehirlere ve bölge ülkelere güzel

hizmetler veriyor.

31 Mayıs / Haziran 2021


Ana rahmini

değerlendirmek için

ultrason, rahim filmi,

tomografi, MR gibi işlemleri

yapabiliriz. Bunlar dolaylı

yöntemlerdir. Direkt değil

endirekt rahim hakkında

bilgi verir. Ucunda kamera

olan Histereskopi cihazı

ile ana rahmine direkt

gireriz ve orada problem

varsa gözümüz ile görürüz.

Rahimde bulunabilecek

et parçası miyoma gibi

problemlere rahatlıkla

müdahale edebiliyoruz.

Rahmi travmatize etmeden

rahme zarar vermeden

çok rahat bir şekilde rahmi

döllenmeye uygun hale

getiriyoruz.

Yeni tüp bebek kompleksimizle Gaziantep

bölgenin ve ülkemizin sağlık üstü haline

gelecektir.

TEDAVIDE PSIKOLOJININ

ÖNEMI NEDIR?

Psikoloji tedavinin önemli aşamalarından

birisidir. Bize gelen çiftler özelikle kadınlar

psikolojik olarak biraz yıpranmış oluyorlar.

Çünkü çocuk sorunu bizim kültürümüzde

biraz farklıdır yani sadece kişinin bireysel

bir sağlık sorunu değildir. Bir kalp hastalığı

midesindeki bir hastalık kişiseldir.

Çocuk sorunu bizim kültürümüzde bütün

aileyi ilgilendirir. Aileyi bıraktık çevreyi,

mahalleyi herkesi ilgilendiren sosyal bir

hastalık diyebiliriz. Özelikle kadın üzerinde

büyük bir baskı oluyor. Kadınları daha

hassas, duygusal oldukları için etrafın

baskısından çok daha fazla etkileniyorlar.

Bu da bir kısır döngüye sebep oluyor.

Tedavi yaparken her türlü testleri, ameliyatları

yaparız kadını inceleriz erkeği

inceleriz hiçbir sorun yoktur yani çocuk

olmaması için sorun bulamayız çocuğun

olması gerekir. İşte bu süreçte en büyük

şey stres endişe kaygı özellikle kadının

stresi ve endişesi rol alır. Çünkü stres ve

kaygı vücudun tüm sistemleri etkiler.

Aynı şekilde üreme sistemini de etkiliyor

yumurtaları Rahmi etkiliyor stres olan

kişilerde gebelik şansı daha düşük oluyor.

İki üç kez tüp bebek yaptığım hastalarım

oluyor tüm işlemleri yaptığımız halde

sonuç alamıyoruz.

Hasta artık yeter ben çocuk istemiyorum

bu işi bıraktım diyor. Düşünmemeye

başlıyor, artık etrafındakileri umursamıyor.

O zaman o kadın üstündeki baskı ortadan

kalkınca kendi kendine gebe kalabiliyor.

O yüzden gelen hastalarımızın stresini

kaygısını ortadan kaldırmak için elimizden

geleni yapıyoruz.

Tedavi öncesinde çiftlerin, özellikle

kadının kafasındaki her türlü soru işaretini

ortadan kaldırmak için tüm sorularını

cevaplıyoruz.

Tabii önemli bir nokta da kişinin çevre

baskısından bir şekilde kurtarılması gerekiyor.

Bu süreçte çevredekilerinde duyarlı

olması gerekiyor.

Çiftler tedavi öncesi iyi hazırlanırsa, başarı

geliyor.

ÇIFTLER SIZE NE ZAMAN

MÜRACAAT ETMELIDIR?

Klasik bir bilgidir 1 yıllık bir süre geçmesi

lazım yani bir çift evlendikten 2-3 ay sonra

bizim çocuğumuz olmuyor diye geliyor.

Bir gebeliğin olabilmesi için zamana ihtiyacımız

var. Bir kadının bir aylık bir süre

içinde gebe kalabilmesi için iki ya da üç

günlük bir süresi vardır. O iki üç gün içinde

gebelik oluşmaz ise bir sonraki gebelik

şansı için bir ay daha beklemesi gerekir.

Bir yıl geçtikten sonra illa bir sorun olacak

diye bir şey yok. Bir yıldan sonra artık

yavaş yavaş araştırmaya başlamamız

gerekiyor. Tabii ki bu hiçbir sorun olmayan

yaşı genç olan çiftler için geçerli.

Eğer bilinen bir hastalığı varsa, rahimde

yumurta ile ilgili bir sıkıntı varsa tabii ki o

zaman 1 yıllık süre geçerli değildir. Hemen

tedaviye başlamaları gerekiyor.

Eğer kadın 35 yaşında üzeri ise çocuk

olmuyorsa uzun süre beklemeden hemen

incelemeye başlamak lazım. Kadının yaşı

ilerledikçe gebelik zorlaşıyor.

MERKEZINIZE GELEN

HASTALARA HEMEN

TÜP BEBEK TEDAVISI MI

UYGULANIYOR?

Tüp Bebek yöntemi tedavi yöntemlerinden

birisidir.

Öncelik “Çocuk olmamasının sebebi nedir”

bunu araştırıyoruz. Sebep bulunduktan

sonra buna uygun bir tedavi yapıyoruz.

Bu tüp bebek olabilir, ilaç tedavisi olabilir,

ameliyat olabilir, aşılama olabilir hangi

tedavi uygunsa o tedaviyi uyguluyoruz.

Erkekte sıfır sperm varsa mikrotese yöntemini

kullanıyoruz.

O yüzden öncelikle problemin ne olduğu

ve nasıl bir tedavi yöntemi yapılacağı tespit

ediliyor, ona göre tedavi yapıyoruz.

HEP TEKNIK KONUŞTUK.

PEKI, INSAN OLARAK, HEKIM

OLARAK SIZI EN ÇOK MUTLU

EDEN ŞEY NEDIR?

Bana her gün çocuğu olmayan çiftler

geliyor. 10 yıl, 15 yıl çocukları olmamış.

Üzerlerinde ki bakıyı düşünün, yaşadıkları

travmaları düşünün. Nereye gitse illa o

soru ile karşılaşıyor. “Çocuğunuz var mı?

Veya yakınlarında yeni evlenmiş çiftlerin

çocukları oluyor. Bu çiftler üzerinde büyük

bir travma oluşturuyor.

Bu sıkıntılar içinde bir şekilde tedavi yapıp

hamile kaldığını, çocuk sahibi olduğunu

düşünün. İşte ben bunu görüyorum şahit

oluyorum. Onların gözlerinde ki sevinç

ışığı benim en büyük mutluluk kaynağım.

En büyük motivasyonum.

Çocukları ile ziyaretime geliyorlar. “Hocam

sizin sayenizde çocuğumuz oldu” diyorlar.

Haşa biz sadece vesileyiz. Onların mutluluğu;

benim ve ekibimin mutluluğu oluyor.

O zaman diyorum ki daha çok mutluluk

için daha çok çalışmalıyız.

32


33 Mayıs / Haziran 2021


Çocuklarda Kalpte

Üfürüm ve Doğumsal

Kalp Hastalıkları nedir?

Çocuk Kardiyoloji Uzmanı Dr. Sadettin Sezer, Narkoz

Sağlık Dergisi’nin hazırlamış olduğu “Sağlıklı Sohbetler”

programında Mezine Sırakaya’nın konuğu oldu. Çocuklarda

Kalpte Üfürüm ve Doğumsal Kalp Hastalıkları Nedir?

Dr. Sadettin

SEZER Kimdir?

Almanya doğumluyum,

memleketim Gaziantep. İlk–orta

ve lise öğrenimimi Gaziantep’te

tamamladıktan sonra üniversite

eğitimimi İstanbul Çapa Tıp

Fakültesinde 1998 yılında

tamamladım. Yine aynı yıl Bakırköy

Yenimahalle Eğitim ve Araştırma

Hastanesinde Çocuk Sağlığı ve

Hastalıkları asistanı olarak göreve

başladım. Beş yıllık asistanlık

eğitimimi tamamladıktan sonra

aynı hastanede sorumlu uzman,

öğretim görevlisi olarak 5 yıl

çalıştım. Ağırlıklı olarak yeni doğan

servisi olmak üzere pediatrinin

diğer bölümlerinde Sorumlu

Uzman olarak görev yaptım. 2008

yılında Çocuk Kardiyoloji uzmanlık

eğitimime Kayseri Erciyes Üniversite

Hastanesinde başladım. Üç yıllık

bir eğitimden sonra mecburi hizmet

görevimi Şanlıurfa’da tamamladım.

2013-2018 yılları arasında

Gaziantep Çocuk Hastanesi’nde

Çocuk Kardiyoloji uzmanı olarak

çalıştım. 2018 tarihinden itibaren

kendi özel kliniğimde hizmet

vermeye devam etmekteyim.

Dr. Sadettin Sezer

Çocuk Kardiyoloji Uzmanı

34


K

ALPTE ÜFÜRÜM

NEDIR?

Kalpte üfürüm, aslında hastalık

olmayan, doktorların muayene esnasında

dinledikleri ve duydukları sesin adıdır.

Normalde biz hastada kapak ve kalbin

atış seslerini duyarız. Hastada ekstra bir

ses olarak üfürüm tarzı bir ses duyulduğu

zaman, çocuk hekimleri doğumsal bir kalp

hastalığı olmasın diye hastayı kardiyolojiye

yönlendirir. Üfürüm toplum içerisinde anne-babada

çok tedirginlik yaratan bir durumdur.

Hastalar, polikliniklere çok büyük

bir sorun olduğu kalpte delik var algısıyla

başvurular. Aslında Üfürüm bir tanı değil,

muayene bulgusudur. Kalbin boşluklar

içerisindeki damarlarda kanın akış hızının

artışı ile ilgili bir durumdur. Yapılan muayenede

kanın akış hızında bir değişiklik

varsa biz onu üfürüm olarak duyarız. Bu

doğumsal kalp hastalığı olabilir, kalp dışı

nedenlerden olabilir. Mesela hastanın

ateşi olması, kansızlık ve hipertroidi gibi

kalp atımı hızlandıran sebeplerden dolayı

üfürüm ortaya çıkabilir. Bu durumda üfürümün

kaynağını bulabilmek için çocuk

kardiyoloji uzmanı Ekokardiyografi (EKO)

incelemesi ile bu durumu tespit eder.

BEBEK VE ÇOCUKLARDA

ÜFÜRÜM BULGULARI

NELERDIR?

Eğer üfürüm bir kalp hastalığına bağlı ise

kalp hastalığının tipine ve hastanın yaş

grubuna göre farklı bulgularla kendini

gösterir. Örneğin yeni doğanda bir bebekte

morarma, beslenme esnasında çabuk

Çocuklarda doğumsal kalp rahatsızlığının en

önemli belirtileri morarma, emmede güçlük

çekme, terlemedir.

Doğumsal kalp

hastalıklarının: %46’sına ilk

1 haftaya kadar %88.3’üne

1 yaşına kadar %98.8’ine 4

yaşına kadar tanı konulur.

İlk haftalarda ya da ilk 3 gün

içerisinde doğumsal kalp

hastalıkları bulguları varsa

(morarma vb.) durum aciliyet

arz ediyor demektir.

yorulma, terleme ile, süt çocukluğu döneminde

ise yine morarma, terleme, huzursuzluk,

büyüme geriliği, istenilen kiloya

ulaşamama, büyük çocuklukta ise eforla;

beden eğitimi, spor yaparken koşarken ve

oynarken çok yorulma, çarpıntı göğüste

ağrı, nefes darlığı ve çabuk yorulma gibi

bulgular verebilir.

DOĞUMSAL

RAHATSIZLIKLARDA

GENETIK AILE ÖYKÜSÜNÜN

ÖNEMI NEDIR?

Doğumsal kalp hastalıkları multifaktöriyel

(çok faktörlü) dediğimiz birkaç sebebin bir

arada olduğu durum sonucu ortaya çıkar.

Tek ve kesin bir sebebi yoktur. Genetik

faktörler, kromozom anomalileri, çevresel

faktörler, ilaçlar, enfeksiyonlar, annenin

gebelik döneminde geçirmiş olduğu enfeksiyonlar,

kullandığı ilaçlar, bunların hepsin

bir arada olduğu bir sınıftır. Ailede kalp

hastalığı varsa bu risk artar. Ağırlıklı olarak

asıl işi oluşturan şey genetik yatkınlıktır.

Babadan kalp hastalığı varsa, kardeşte bir

kalp hastalığı varsa ya da amca, dayı, hala

da bir kalp hastalığı varsa o zaman riskte

artıyor. Normalde doğumsal kalp hastalığı

toplumumuzda % 1 ise genetik faktörle bu

risk 2-3 katına kadar artabiliyor.

KALP HASTALIKLARINDA

ERKEN TANININ ÖNEMI

NEDIR?

Doğumsal kalp hastalıklarının: %46’sına ilk

35 Mayıs / Haziran 2021


1 haftaya kadar %88.3’üne 1 yaşına kadar

%98.8’ine 4 yaşına kadar tanı konulur.

İlk haftalarda ya da ilk 3 gün içerisinde

doğumsal kalp hastalıkları bulguları varsa

(morarma vb.) durum aciliyet arz ediyor

demektir. Bu tür durumlarda acil müdahale

ve hayat kurtarıcı tedbirler alınmalıdır.

Bebeklik döneminde erken tanının ne kadar

önemli olduğu burada ortaya çıkıyor.

Doğumsal kalp rahatsızlığı görülme oranı

ortalama %1 dir.

Ülkemizde nufus ve kaba doğum hızı göz

önüne alındıgında her yıl 10.000-12.000

tane dogumsal kalp hastalıklı bebek

dünyaya gelmektedir. Ayrıca bir bebekte

kalp anomalisi olan ailelerde tekrarlama

riski %3 tür. Ancak bu oran iki hasta çocuk

varsa %10 üç hasta çocuk varsa %25 çıkar.

Kendisinde doğumsal kalp hastalıgı olan

annelerin de böyle bebeklere sahip olma

riski %66 ile %10 civarındadır.

Doğumsal kalp

hastalıkları

multifaktöriyel (çok

faktörlü) dediğimiz

birkaç sebebin

bir arada olduğu

durum sonucu

ortaya çıkar. Tek

ve kesin bir sebebi

yoktur. Genetik

faktörler, kromozom

anomalileri, çevresel

faktörler, ilaçlar,

enfeksiyonlar,

annenin gebelik

döneminde

geçirmiş olduğu

enfeksiyonlar,

kullandığı ilaçlar,

bunların hepsin bir

arada olduğu bir

sınıftır. Ailede kalp

hastalığı varsa bu

risk artar.

DOĞUMSAL KALP

RAHATSIZLIKLARI

TEDAVIDEN SONRA

YENILEYEBILIR MI?

Doğumsal kalp rahatsızlıklarında teşhisine

göre ve kalp hastalığının tipine ağırlık

derecesine göre değişiklik gösterir. Hafif

dereceli bir kalp rahatsızlığında, örneğin

küçük bir kalp deliği, hafif bir damar darlığı

tekrarlama oranı düşükken, ağır bir kalp

rahatsızlığında tekrar tedavi ihtiyacı olabilmektedir,

ameliyat veya anjiyo gerekebilir.

Burada önemli nokta kalp hastalıkları tedavi

edildikten sonra da kalp kontrollerine

devam edilmesidir. Tespit edilen duruma

göre tedavi kararı verilmesidir.

ÇOCUKLARDA KALP

HASTALIĞI BÜYÜME VE

GELIŞMEYI NASIL ETKILER?

Kalp rahatsızlığı çocukta ağır seyrediyor

ise çocuk enerjisinin bir kısmını kalp döngüsü

fazla olduğu için ona harcayacaktır.

Bu tür rahatsızlığı olan çocuklar iyi beslenmelerine

rağmen hem boy hem de kilo

olarak geride kalırlar. Bu durum çocuğun

en erken zamanda kalp hastalığının tedavi

edilmesi gerektiğinin de bir göstergesidir.

Çocuklarda iki yaşına kadar kalp rahatsızlığı

durumunu takip ediyoruz. Eğer büyüme

ve gelişmesini engellemiyorsa herhangi

bir ilaç tedavisi yapmıyoruz. Ancak kalpte

yer alan delik büyükse çocuğun gelişimini

etkiliyorsa altıncı aydan itibaren ameliyat

işlemi uyguluyoruz. Özellikle kalbin sol

tarafından sağ tarafına fazla miktarda kan

geçişi olan geniş deliklerde (VSD) ya da

patent duktus arteriozusta büyüme olumsuz

etkilenir, kilo alımı güçleşir. Hipoksi ile

birlikte pulmoner kan akımı fazla olan kalp

hastalıklarında beslenme bozukluğu daha

belirgindir.

ÇOCUKLARDA DOĞUMSAL

KALP RAHATSIZLIĞI

BELIRTILERI NELERDIR?

Çocuklarda doğumsal kalp rahatsızlığının

en önemli belirtileri morarma, emmede

güçlük çekme, terlemedir. Özellikle

kafanın ön tarafındaki terleme önemli

bir göstergedir. En sık görülen belirti

ise beslenirken yorulmadır. Normal bir

bebeğin beslenme süresi ortalama 15-20

dakikadır. Çocuklar kısa bir süre içerisinde

emmek istiyor ve yoruluyorsa bu en

büyük belirtilerden birisi olabilir. Bu tür durumlarda

anne ve babalar genelde çocuk

hekimlerine başvuruyor. Yapılan muayene

sonucunda üfürüm veya dolaşımda bir

bozukluk tespit edilirse çocuk kardiyoloji

bölümlerine başvurmaları gerekiyor.

Ancak; yukarıda bahsettiğimiz belirtiler

1-2 hafta süren ve aileyi de huzursuz

eden bir durumsa bir çocuk hekimine ve

sonrasında bize başvurmasını öneriyoruz.

24 saat içerisinde bahsettiğimiz belirtiler

tekrar tekrar oluyorsa yani bir iki gün daha

bekleyelim bir iki hafta daha bekleyelim

diye beklemekte doğru değildir. Hemen

en kısa sürede bir sağlık kuruluşuna başvurulmasını

öneriyoruz.

ANNE KARNINDA KALP

RAHATSIZLIĞI TESPIT

EDILEBILIR MI?

Doğumsal kalp hastalıkları her bin

canlı doğumdan, ortalama sekiz tanesi

Çocuklarda iki yaşına

kadar kalp rahatsızlığı

durumunu takip ediyoruz.

Eğer büyüme ve gelişmesini

engellemiyorsa herhangi bir

ilaç tedavisi yapmıyoruz.

Ancak kalpte yer alan delik

büyükse çocuğun gelişimini

etkiliyorsa altıncı aydan

itibaren ameliyat işlemi

uyguluyoruz.

36


(8/1000) doğumsal kalp hastalığı ile doğmaktadır. Gebelik

döneminde kadın doğum uzmanlarımız kalp ve diğer organları

kabaca bir taramadan geçiriyorlar. Fetal ekokardiyografi ile kalp

hastalıklarının çoğu %83-90 doğrulukla gebelikte tanınabilir.

FETAL EKOKARDIYOGRAFI GEREKEN

DURUMLAR NELERDIR?

A. Anne ile ilgili durumlar

a. Annede diyabetes mellitus olması durumunda bebekte kalp

hastalığı ortaya çıkma insidansı %3-7 arasındadır. Kan şekerinin

iyi kontrol edilememesi halinde risken yüksektir.

b. Kollajen doku hastalıkları: Annede sistemik lupus eritematozus

gibi otoantikor üretimi görülen bir hastalığın olması fötusta

ritim sorunlarına neden olabilir.

c. Fenilketonüri: Bebekte kalp hastalığı riski %25-50 arasındadır.

Fenilalanin düzeyi yüksek

olan annelerin çocuklarında kalp hastalığı sıklığı normal popülasyonun

10 katıdır.

d. Kan uyuşmazlığı: Fötuste kansızlığa ve kalp yetmezliğine

neden olabilir.

e. İleri anne yaşı: 35 yaş üstündeki annelerin bebeklerinde doğumsal

bozukluklar daha sıktır (özellikle trizomi 21).

f. Gebelik sırasında kullanılan bazı ilaçlar fötusta organ gelişimini

bozabilir.

g. Gebelikte enfeksiyon

h. Daha önce anomalili bebeklerin doğmuş olması

B. Fetusla ilgili durumlar

a. Gebelik sırasında yapılan ultrasonografik incelemelerde kalpte

anormallikten kuşkulanılması. Kalbin dört-boşluk pozisyonunda

anormal görüntü doğumsal kalp hastalığı olasılığını düşündürür.

b. Ultrasonografide kromozom anomalisi düşündüren bir bulgu

olması kalbin de ayrıntılı incelenmesini gerektirir.

c. Fötal kalp hızında anormallik

d. Ailede doğumsal kalp hastalığı öyküsü;

Fötal ekokardiyografi 16. haftadan itibaren her gebelik haftasında

yapılabilir. İlk inceleme için 18-20. haftaların seçilme nedeni

görüntünün daha iyi olması ve anormallik saptandığında gebeliği

sonlandırma şansı vermesidir.

TEDAVI YÖNTEMLERINDEN DE

BIRAZ BAHSEDER MISINIZ?

Hastalığın kalbin hangi bölümü ile ilgili olduğuna

ve ağırlık derecesine göre tedavi yöntemi

değişiyor. Hasta geldikten sonra tanısını belirleriz,

diyelim ki doğumsal kalp rahatsızlığı ve derecesi

hafif ise sadece izlemeye alıyoruz. Hiçbir ilaç

vb. işlem uygulamıyoruz. Yaptığımız izleme

sonucunda rahatsızlığın ileriki aşamalarda

çocuğun yaşamını ileride etkileyecek bir durumla

karşılaşabileceği kanısına varırsak ilaç tedavisine

başlıyoruz. Damar tıkanıklığı gibi bir durum söz

konusu ise direkt olarak anjiyo veya balon işlemi

uygulayarak çocuğu rahatlatıyoruz. Çok ağır

rahatsızlıklarda ise cerrahi işlem uyguluyoruz.

Tedavi seçeneklerimiz; kabaca takip, İlaç tedavisi,

anjiyo ve cerrahi tedavi olarak sınıflandırabiliriz.

Yapılan muayenede kanın

akış hızında bir değişiklik

varsa biz onu üfürüm olarak

duyarız. Bu doğumsal kalp

hastalığı olabilir, kalp dışı

nedenlerden olabilir.

37 Mayıs / Haziran 2021


38


Estetik için ailece

Londra’dan Gaziantep’te

Anka’ya geldiler

Gaziantep Özel ANKA Hastanesi’nde, geçen yıl büyük kızıyla birlikte göğüs

estetiği operasyonu olan ve memnun kalan Sibel Aylin, bu sene de küçük kızı ve

damadı ile birlikte estetik ve metabolik cerrahi ameliyatı olmak için Londra’dan

Gaziantep’e geldi. ANKA Hastanesi’nde başarı ile gerçekleştirilen operasyonların

ardından tüm aile sağlıklı bir şekilde taburcu edildi.

LONDRA’DA yaşayan 63 yaşındaki

Sibel Aylin geçen yıl büyük kızıyla

birlikte göğüs estetiği ameliyatı

olmak için Gaziantep Özel ANKA

Hastanesi’ni tercih etti. Plastik ve Rekonstrüktif

ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr.

Mehmet Uzuner tarafından gerçekleştirilen

operasyonun ardından istediği görünüme

kavuşan Aylin, bu yıl da küçük kızı ve

damadı ile birlikte ANKA Hastanesi’ne

geldi.Op. Dr. Mehmet Uzuner tarafından

kapsamlı bir şekilde muayene edilen Sibel

Aylin’e karın ve yüz germe, burun estetiği,

göz kapağı estetiği yapılırken, kızına da

burun estetiği operasyonu gerçekleştirildi.

“AMELIYATA GIRERKEN 63

YAŞINDAYDIM, ŞIMDI 40

YAŞINDAYIM”

Karın ve yüz bölgesinden yapılan operasyonların

ardından Sibel Aylin memnuniyetini

şu sözlerle dile getirdi:

“Ameliyata girerken 63 yaşındaydım şimdi

40 yaşındayım. Doktorumun uygun gördüğü

estetik operasyonlarıyla kendimi çok

daha iyi ve daha özgüvenli hissediyorum.

Geçen yıl geldiğimizde bize aile gibi kucak

açtıkları için kızım ve damadım da tüp

mide ameliyatı için Gaziantep’e gelerek,

ANKA Hastanesi’ni tercih etti. Kendilerine

her şey için bir kez daha teşekkür ederiz.”

Hastaya gerçekleştirilen operasyonlar hakkında

bilgi veren Plastik Rekonstrüktif ve

Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Mehmet

Uzuner: “Sarkan fazla derileri toparlamak

ve deformeleri düzeltmek için hastamıza

karın germe ameliyatı gerçekleştirdik.

Bunun yanında hastamıza uygun burun

estetiği, göz kapağı estetiği ve yüzde oluşan

sarkmalardan dolayı yüz germe işlemi

yaptık. Çilem Hanım’a da burun estetiği

operasyonu gerçekleştirdik. Hastalarımızın

sağlık kontrollerini tamamlandıktan sonra

onları taburcu etmenin mutluluğunu

yaşıyoruz.” dedi.

Sibel Aylin’in kızı Çilem hem burun ameliyatı

hem de eşi ile birlikte fazla kilolarından

kurtulmak için ANKA Hastanesi’ne

başvurdu. Burun ameliyatının ardından

Metabolik ve Obezite Cerrahi Uzmanı

Doç. Dr. Mehmet Ali Yağcı tarafından

gerçekleştirilen kapsamlı muayene ve

tetkiklerin ardından operasyona alınan çift,

başarılı geçen tüm mide ameliyatı ile sağlıklarına

kavuşarak hastaneden memnun

ayrıldı. Çilem Atik, “Aynı anda iki ameliyat

olmak beni endişelendirse de doktorlarım

sayesinde bu endişelerim kayboldu. Şu an

10 günde 121 kilodan 108 kiloya düşmenin

mutluluğunu yaşıyorum. Eşim de hızla

kilo verdi. Doktorlarımız, hastane yönetimi

ve çalışanlarına ilgi ve alakalarından dolayı

teşekkür ederiz. “diye konuştu.

Op. Dr. Mehmet Uzuner tarafından kapsamlı bir şekilde muayene

edilen Sibel Aylin’e karın ve yüz germe, burun estetiği, göz kapağı

estetiği yapılırken, kızına da burun estetiği operasyonu gerçekleştirildi.

39 Mayıs / Haziran 2021


PANDEMİ DÖNEMİNDE

ÇOCUK VE GENÇLERİN

RUH SAĞLIĞI

Hiç yoktan var olup hayatımızın tam ortasına yerleşen koronavirüs

pandemisi bir yılı aşkın süredir büyük küçük hepimizi etkisi altına aldı.

Pandemi, biz yetişkinler için bile baş etmesi güç sıkıntılara yol açmışken

henüz baş etme becerileri yeterince olgunlaşmamış olan çocuk ve

gençlerin salgından en fazla etkilenen kesimi oluşturdukları söylenebilir.

PANDEMININ çocukların

ruh sağlığına farklı dönemlerde

farklı etkileri oldu. Salgının ortaya

çıktığı ilk dönemlerde bu yeni

ve bilinmez durum büyük bir karmaşa

yarattı. Hem yetişkinler hem de çocuklar

için bu dönemde yaşanan en büyük korku,

kendilerinin veya sevdiklerinin virüse

yakalanması korkusuydu. Zamanla bu

korkunun yerini değişen yaşam şartlarının

yarattığı zorluklar almaya başladı. Okullar

kapandı, çocuklar akranlarından uzak kaldı.

Sokağa çıkma yasakları ile birlikte hareket

alanları kısıtlandı. Daha önceleri çocukları

ekrandan uzak tutmaya çalışan ebeveynler,

eğitimin dijital ortama kaymasıyla birlikte

dersler sırasında çocukları ekran karşısında

tutmak için uğraşmaya başladı. Anne ve

babalar bir yandan pandeminin getirdiği

ruhsal, sosyal ve ekonomik güçlüklerle

boğuşurken bir yandan da çocuklarına hem

öğretmen hem de oyun arkadaşı oldular,

olmaya çalıştılar. Tüm bu değişimler hem

anne babalarda hem de çocuklarda kimi

zaman sıkılmışlık ve tükenmişlik, kimi

zamansa çaresizlik gibi duygulara yol açtı.

Dr. Öğr. Üyesi Zehra HANGÜL

Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi

Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

Anne ve babalar, anormal durumlara normal tepkilerin

verilemeyeceğini akılda tutmalılar. Hiç beklenmedik bir şekilde, üstelik

bir salgın nedeniyle bütün yaşam rutinleri değişen çocukların bu

duruma sıra dışı tepkiler vermeleri normal olabilir.

40


ÇOCUKLARLA EMPATİ KURUN

Bu zorlu süreci daha kolay atlatabilmek için öncelikleri doğru belirlemek, çocuklarla açık ve empatik

iletişim kurabilmek, olaylara onların gözünden bakabilmek ve aile içerisinde yakın ve sıcak ilişkiler

kurabilmek gerekir. Salgın nedeniyle çocuğun tüm sorumluluklarından muaf tutmak, derslere girmemesini,

ödevlerini yapmamasını hoş karşılamak ne kadar yanlışsa ekran karşısında ders dinlemekte

zorlanan, bu nedenle eğitim motivasyonu azalan çocuktan eski motivasyonuna sahip olmasını

beklemek de o kadar yanlıştır. Bu dönemde belli ölçülerde kayıpların yaşanabileceğini, önceliklerin

değişebileceğini bilmek ve bu durumu kabul etmek baş etmeyi de kolaylaştırır. Anlayışlı olmak, ev

içerisinde iyi geçinebilmek gerekir.

Anne ve babalar bir yandan pandeminin getirdiği

ruhsal, sosyal ve ekonomik güçlüklerle boğuşurken

bir yandan da çocuklarına hem öğretmen hem

de oyun arkadaşı oldular, olmaya çalıştılar.

Tüm bu değişimler hem anne babalarda hem de

çocuklarda kimi zaman sıkılmışlık ve tükenmişlik,

kimi zamansa çaresizlik gibi duygulara yol açtı.

TEKNOLOJİK BAĞIMLILIĞA

DİKKAT EDİN

Çocuğun ve gencin duygu ve düşüncelerini öğrenmek,

bu duygu ve düşünceleri önemsemek bununla

birlikte çocuğu zorlayan faktörleri tespit etmek ve

bu faktörlerden değiştirilebilir olanları değiştirmekiyileştirmek

sergilenebilecek en doğru yaklaşım olur.

Bu süreçte artan ekran kullanım süresine de dikkat

etmek gerekir. Teknolojik bağımlılıklara yol açabilir.

Ekran karşısında çok fazla vakit geçiren çocuklarda

çocuğu veya genci uyarmak, telefonu tableti elinden

almak yeterli olmayacaktır. Çocuğa cazip gelebilecek

farklı alternatiflerin yaratılması, ev içi işlerde onlara

da sorumluluk verilmesi, ev içinde ya da güvenli açık

alanlarda hareket etmelerinin desteklenmesi çocuğun

ilgisini ekrandan uzaklaştırabilir.

Anne ve babalar, anormal durumlara normal tepkilerin

verilemeyeceğini akılda tutmalılar. Hiç beklenmedik bir

şekilde, üstelik bir salgın nedeniyle bütün yaşam rutinleri

değişen çocukların bu duruma sıra dışı tepkiler vermeleri

normal olabilir. Derse olan ilgileri kısmen azalabilir, yeni

yaşam koşullarından yakınmaları olabilir. Ancak, çocuk

ve gençlerin gösterdiği bu tepkiler, sergilediği davranışlar

kendileri ve aileleri için zorlayıcı bir hal almaya başladığı

anda bir uzmandan yardım almaları gerekir.

41 Mayıs / Haziran 2021


KALP YETMEZLİĞİ VE

KORONER KALP HASTALIĞINDA

EECP TEDAVİSİ

SANKO Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Karben: “Doğal By-Pass olan

EECP herhangi bir risk oluşturmayan, hastane yatışı ya da girişimsel işlem

gerektirmeyen, kolay uygulanan bir tedavi yöntemidir”

S

ANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi

Kardiyoloji Ana Bilim Dalı

Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zarema

Karben, günümüzde ölüm

nedenlerinin başında yer alan koroner

arter hastalığının tedavisinde, stent ya

da bypass için uygun olmayan hastalara

‘doğal bypass’ olarak adlandırılan EECP

tedavi yöntemi uygulandığını söyledi.

SANKO Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji

Uzmanı da olan Prof. Dr. Karben,

EECP’nin (Enhanced External Counter

Pulsation), herhangi bir risk oluşturmayan,

hastane yatışı ya da girişimsel işlem

gerektirmeyen, kolay uygulanan bir tedavi

yöntemi olduğunu kaydetti.

EECP TEDAVİSİ NEDİR?

Çin’de kullanılmaya başlanan ve ABD’de

1995 yılında FDA (Amerikan Gıda ve İlaç

Dairesi) onayı alan EECP yönteminin,

1000’in üzerine merkezde uygulandığını

ve araştırmalara göre koroner arter ve kalp

yetmezliği olan hastalarda ciddi iyileşmeler

sağlandığını belirten Prof. Dr. Karben,

şöyle devam etti:

“Ülkemizde 9 merkezde uygulanan EECP

tedavisinin temelinde özel bir kompresyon

cihazı ile kalbin kılcal damarlarının kuvvetlendirilip

yenilerinin gelişmesinin

sağlanması bulunuyor. Böylece,

kalp kasının daha iyi beslenmesi

destekleniyor. Bu nedenle bu yöntem

‘doğal by-pass’ olarak anılıyor.

Araştırmalar EECP yönteminin

etkisinin hastaların yüzde 88’inde 5

yıla kadar sürdüğünü gösteriyor.”

NASIL UYGULANIR?

EECP tedavisi için herhangi ön

hazırlığa gerek olmadığına dikkat

çeken Prof. Dr. Karben, sözlerini

şöyle sürdürdü:

“İşlem sırasında EECP masasına

yatırılan hastanın

bacaklarına ve kalça

etrafında özel şişen

manşonlar, göğsüne

EKG elektrotları

bağlanır. EKG

yardımı ile EECP

cihazı, hastanın

kalp atışları ile zamanlaması

yapılır.

Cihaz manşonları

kalp atışları ile

uyumlu bir şekilde

şişirip söndürmeye

başlar.

Prof. Dr. Zarema Karben

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi

SANKO Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı

42


İşlem sırasında EECP masasına yatırılan hastanın bacaklarına ve kalça

etrafında özel şişen manşonlar, göğsüne EKG elektrotları bağlanır. EKG yardımı

ile EECP cihazı, hastanın kalp atışları ile zamanlaması yapılır. Cihaz manşonları

kalp atışları ile uyumlu bir şekilde şişirip söndürmeye başlar.

YARARLARI

Prof. Dr. Karben, kalbe giden kan

akımının artması ve kalbin iş yükü

azalması sonucu kalp performansının

yükselmesini sağlayan EECP

tedavisinin diğer yararlarını ise şu

şekilde sıraladı:

Tedavi esnasında hastalar hiçbir rahatsızlık

hissetmediği gibi, televizyon

izleyip, kitap okuyabilir, kulaklık ile müzik

dinleyebilirler. EECP tedavisi seansı bir

saat sürer ve tüm tedavi süresi 35 seans

gerektirir. Seans sonrası hastalar günlük

yaşamlarına devam edebilirler.”

NASIL ETKİ GÖSTERİR?

Bilgisayar kontrollü olan EECP cihazının

kalbin gevşeme anında manşonları şişirip,

pompalama döneminde söndürdüğüne

vurgu yapan Prof. Dr. Karben, cihazın

etkileri konusunda şu bilgileri paylaştı:

“Kalbi besleyen koroner arterler kalbin

gevşediği zaman kanla dolar. Bu

gevşeme döneminde EECP manşonları

şişmesi sonucu kan basıncı ve koroner

arterlere giden kan miktarı da artar. Kalbin

pompalama döneminde manşonlar

söner, kan basıncı düşer ve kalbin iş yükü

azalmış olup kalbin performansı artar.

EECP tedavisi ile yüksek basınçlı kanla

doldurulan koroner damarlar genişler ve

bu damarlar arasındaki bağlantı dalcıkları

(kollateraller) açılarak yeni kılcal damarların

oluşmasını ve az kanlanan kalbin

bölgelerinin daha iyi kanlanmasını sağlar.

Bu nedenle EECP tedavisi ‘doğal bypass’

olarak tanımlanmaktadır.”

KİMLERE UYGULANIR?

Prof. Dr. Karben, EECP tedavisi uygulanacak

kişileri ve durumlarını şöyle

özetledi:

“Koroner arterlerde ciddi daralma ve kalp

yetmezliği olan, bypass veya stentleme

için uygun olmayan (damar yapısı ince,

yaygın hasta veya damarda darlık ulaşılması

zor noktada ise), bypass gereken,

fakat yüksek risk nedeni ile operasyon

yapılamayan hastalarda, daha önce bypass

ve stentleme tedavisi edilmiş, tekrar

daralma gelişmiş ve damar yapısından

dolayı tekrar müdahale edilemediği

durumlarda uygulanır.”

SAKINCALI DURUMLAR

Prof. Dr. Karben, EECP tedavisi için

sakınca yaratabilecek durumları ise şöyle

anlattı:

“Ciddi kalp kapak hastalığı, özellikle aort

kapak yetmezliği, karın (abdominal) aort

bölgesinde ciddi genişlemeler, bacak

atar damarlarda ciddi darlık, bacak toplar

damarların tıkanması ya da pıhtı olanlar,

ciddi kan rahatsızlığı, özellikle pıhtılaşma

bozukluğu olanlar, bacak derisinde ciddi

yaralar, gebelik, kontrol altına alınamayan

yüksek tansiyon, ciddi ritim bozukluğu

olan durumlar.”

“- Kalp yetmezliği olan hastaların

kalp kasının güçlenmesi ve kalp

yetmezliği bulgularının azalması.

- Tıkanmış kalp damarlarının

çevresinde yeni kılcal damarların

gelişmesi.

- Göğüs ağrılarının (angina pektoris)

azalması

- Hastanın yaşam kalitesinin artması.

- Kalp damarlarının yanı sıra tüm

organ damarların kan dolaşımının

artması. Bundan çeşitli organların

kanlanma azalmasına bağlı hastalıkların

tedavisinde yararlanılmaktadır.

Yüksek tansiyon, şeker hastalığı ve

cinsel güç kaybı olan hastalarda

olumlu etkiler gözlenmektedir.

- Baş ağrısı, baş dönmesi dikkat

zayıflığı ve uykusuzluk şikayetlerinin

azaldığı, ruhsal durumun ve depresif

halin iyileşmesi hastanın daha iyi ve

enerjik hissetmesi gibi psiko-sosyal

yönden de olumlu etkiler gözlenmektedir.”

EECP tedavisi sırasında ve sonrası

önerilen egzersizlerin düzenli yapılmasının

önemine değinen Prof. Dr.

Karben, diyetlere uyulması, sigara

içilmemesi, koroner arter hastalığı,

kalp yetmezliği, yüksek tansiyon,

ritim bozukluğu, yüksek kolesterol

için verilen ilaçların düzenli kullanılması

konularına hastaların dikkat

etmeleri gerektiğinin altını çizdi.

43 Mayıs / Haziran 2021


KEMIK İLIĞI NAKLI İLE

HEMATOLOJIK KANSERLER

ve kanser dışı hematolojik

hastalıklar tedavi edilebilmektedir.

Medical Park Gaziantep Hastanesi

Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. İlhami

Kiki, Hematoloji branşı hakkında

açıklamalarda bulundu.

HEMATOLOJI, Tıbbın sürekli değişen ve

yenilenen bir alanıdır. Esas olarak Lösemi, Lenfoma.

Multipl Miyelom ve Miyelodisplastik Sendromlar

gibi hematolojik kanserlerin yanı sıra kemik iliği yetmezliği

sendromları, Akdeniz Anemisi ve bazı tür immün yetmezlikler

gibi kanser dışı hematolojik hastalıklarda da sürekli yeni

hedefler ve bu hedeflere yönelik ilaçlar ve tedavi yöntemleri

geliştirilmektedir. Bu sayede daha önce tedavisi imkansız gibi

görünen hastalıkların tedavisi mümkün hale gelmiştir. Bu

bağlamda kemik iliği nakli de gerek hematolojik kanserlerin,

gerekse kanser dışı hematolojik hastalıkların tedavisinde

uzunca bir süredir uygulanagelmektedir. Bu doğrultuda diğer

yöntemlerle tedavisi mümkün olmayan birçok hastalık tedavi

edilebilmektedir.’’ dedi.

Prof. Dr. İlhami Kiki

Medical Park Gaziantep Hastanesi Hematoloji Uzmanı

Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. İlhami Kiki, Kemik iliği naklinin

birkaç amaçla uygulanabildiğini belirtti. Öncelikli olarak

lenfoma ve multipl miyelom gibi birtakım hematolojik kanserler,

testis ve yumurtalık kanseri gibi bazı non-hematolojik

44


kanserlerin tedavisinde bireyin kendi kök

hücrelerinin kullanıldığı (otolog) kök hücre

nakli sayesinde normal şartlarda hastaya

verilmesi mümkün olmayacak derecede

yüksek dozlarda ilaç tedavisi güvenle uygulanabildiğine

dikkat çekti. Prof. Dr. Kiki,

hastalıklı bir kemik iliğinin sağlıklı bir şahsa

ait kemik iliği ile yer değiştirildiği allogeneik

kök hücre nakli ile pek çok hematolojik

hastalıkta kür sağlanabildiğini kaydetti.

Bu yöntemle kanser ile mücadele etme

yeteneğine sahip sağlıklı immün hücreler

de hastaya verildiğini ve bu şekilde sağlıklı

hücrelerin kanserle mücadele ederek hastalığın

tekrarlamasının önüne geçtiğinin

altını çizdi.

Prof. Dr. İlhami Kiki sözlerine şöyle

devam etti; ‘’Tıbbın her alanında yaşanan

gelişmelere paralel olarak kemik iliği nakli

alanında da sürekli yeni gelişmeler yaşanmakta

ve yeni uygulamalar sayesinde

bu tedavi yönteminin gerek etkililik ve

güvenilirliği artmakta, gerekse daha çok

hasta için kemik iliği nakli uygulanması

mümkün olmaktadır. Buna bir örnek olarak

daha önce tam uyumlu akraba donör

bulunmadığı durumlarda allogeneik kök

hücre nakli uygulanamazken, günümüzde

artık akraba dışı veya yarı uyumlu (haploidentik)

donörlerden de allogeneik kök

hücre nakli güvenle uygulanabilmektedir.

Türkiye de yıllık 4000 den fazla kemik iliği

ve kök hücre nakli uygulanmaktadır. Bu

alanda ülkemiz, Avrupa nın önde gelen

ülkeleri arasındadır. Öte yandan sürekli artan

gönüllü vericiler sayesinde akraba dışı

donör bulma şansı da oldukça artmıştır.

Medical Park Gaziantep Hastanesi’nde de

artık kemik iliği nakli uygulaması yakında

hizmete sunulacaktır.’’ diye konuştu

Tıbbın her alanında

yaşanan gelişmelere

paralel olarak kemik

iliği nakli alanında da

sürekli yeni gelişmeler

yaşanmakta ve yeni

uygulamalar sayesinde bu

tedavi yönteminin gerek

etkililik ve güvenilirliği

artmakta, gerekse daha

çok hasta için kemik

iliği nakli uygulanması

mümkün olmaktadır.

45 Mayıs / Haziran 2021


TARIHE ADANMIŞ BIR

ÖMÜR VE ANTİKA

Gaziantepli gazeteci ve

koleksiyoncu Ali Atalar tarihe ve

kültüre adadığı hayatını Narkoz

Sağlık Dergisi’ne anlattı.

S

AKLI Konak Ali Atalar Bakır Eserleri Koleksiyonu’nun ardından

tarihi antika porselen eserler koleksiyonuyla Panorama Müzesi

bahçesinde bir mekanla misafirlerini ağırlayan Atalar tarihte yaptığı

yolculuğun hikayesini Narkoz Sağlık Dergisi okuyucularıyla paylaştı.

1963 yılında Gaziantep’te doğdum. İlk ve orta öğrenimini Gaziantep’te tamamladıktan

sonra Çukurova Üniversitesi İskenderun MYO Makine Teknik

Resim Konstrüksiyon bölümünde okudum. Çeşitli gazetelerde gönüllü köşe

yazarlığı yaptıktan sonra 1984 yılında prosfesyonel gazeteciliğe başladım.

Tercüman ve Bulvar Gazetesinde muhabir olarak, Dünya Gazetesinde uzun

46


Çocukluk yıllarımda sanata ve kültüre çok ilgim

vardı. Özellikle Antika eserler çok dikkatimi çekiyordu.

O yıllarda kartpostallar popülerdi. İlkokul

ve orta okul yıllarımda uzun süre kartpostal

biriktirdim. Sonrasında pul kkoleksiyonu ve bakır

eşyalar üzerine yoğunlaştım.

süre bölge temsilcisi olarak çalıştım. Çeşitli

gazete ve dergilerde araştırma yazılarım,

makalelerim ve öykülerim yayınlandı. Gaziantep

kültürü ve halk bilimi konularında

çeşitli konferanslar verdim. Çeşitli sivil toplum

kuruluşlarında başkanlık ve yöneticilik

yaptım. Güney İlleri Gazeteciler Cemiyeti

başkanlığı görevini hala sürdürüyorum.

Gaziantep Evlerinin yanı sıra Kilis ve Halep

evleri üzerine araştırmalar yaparak geniş

bir fotoğraf arşivi oluşturdum. Fotoğraf

sergileri ve Etnoğrafik eserlerden oluşan

sergiler açtım. Sekiz adet araştırma iki

adet öykü kitabım yayınlandı. 1998 yılında

Gagiad basın ödülünü, 2013 yılında Gaziantep

Kulübü hizmet ödülleri başta olmak

üzere bir çok ödül aldım. 2011 yılında kale

altı semtinde tarihi bir Antep evini satın

alarak müze olarak restore ettim. 2000

Etnoğrafik eserden oluşan Türkiye’de ilk

ve tek Saklı Konak Bakır Eserleri Müzesini

açtım. Son olarak Gaziantep’te eksikliğini

duyduğum Antika sergi ve mezat salonunu

açtım.

ÇOCUKLUK YILLARIMDA

TARİHE VE KÜLTÜRE

DAYALI HERŞEY DİKKATİMİ

ÇEKİYORDU

Çocukluk yıllarımda sanata ve kültüre çok

ilgim vardı. Özellikle Antika eserler çok

dikkatimi çekiyordu. O yıllarda kartpostallar

popülerdi. İlkokul ve orta okul yıllarımda

uzun süre kartpostal biriktirdim. Sonrasında

pul kkoleksiyonu ve bakır eşyalar

üzerine yoğunlaştım.

Lise birinci sınıfa giderken Anne annemde

bir tava gördüm. Çok dikkatimi çekmişti.

Tavanın ortasında yedi adet çukur vardı.

Bunun ne olduğunu sorduğumda “Ötçe

tavası” olduğunu söyledi. Bu tava ile

benim bakır eşya biriktirme yolculuğum

başladı. Özellikle Osmanlı dönemi bakır

eşyalarbiriktirme başladım. Bu arada nakış,

ahşap malzemeler, silah, kılıç, kama, cam

eşyalar ve porselen almaya başladım. Eskiye

dair ne varsa orjinal ürünleri topluyordum.

Ağırlıkla bakır eserler biriktirdiğim için

2011 yılında Kale altı semtinde Saklı Konak

Bakır Eserleri Müzesini açtım. Bu arada

alım yapmaya, biriktirmeye devam ettim.

Şimdilerde ise bir antikacı dükkanı ve mezat

salonu açarak kültür ve sanat hayatına

katkı sağlamaya devam ediyorum.

Saklı Konak Bakır Eserleri Müzesini

açtıktan sonra farklı objeler biriktirmeye

başladım. Bunları antikacılardan ve katıldığım

mezatlardan alıyordum. Biriktirdiğim

eserler arttıkca bunları meraklılarıyla

başlaşmam gerektiğine karar verdim ve

arkasından Antikacı dükkanı ve mezat salonu

fikri ortaya çıktı. Uzun sure araştırma

yaptıktan sonra 25 Aralık Panaroma müzesinin

bahçesindeki yerin uygun olduğuna

karar verdim. Burası ulaşımı kolay, bilinirliği

olan bir yer olması ve şehir dışından gelen

misafirlere de hitap edeceğini düşünerek

dükkanımızı açtık. Pandeminin araya

girmesi nedeniyle canlı mezatlar yapamasakta

misafirlerimizi bu nostaljik yerimizde

agırlamaktayız.

NADİR OLMASI ANTİKA

EŞYAYA DEĞER KATAR

Antika eşyanın değerli olabilmesi için birinci

özelliği nadir olmasıdır. İkinci özelliği eski

olması ve yapan sanatcının, ustanın bilinen

bir kişi olmasıdır. Tabiki eserin kondisyonunun

iyi olması, kırık, atık, çatlak olmaması

gibi kriterler önemlidir. Her eski eşya antika

kabul edilmez. Eserin el yapımı olması yine

Antika eşyanın değerli olabilmesi için birinci özelliği

nadir olmasıdır. İkinci özelliği eski olması ve yapan

sanatcının, ustanın bilinen bir kişi olmasıdır. Tabiki

eserin kondisyonunun iyi olması, kırık, atık, çatlak

olmaması gibi kriterler önemlidir. Her eski eşya

antika kabul edilmez. Eserin el yapımı olması yine

öncelikler arasındadır.

47 Mayıs / Haziran 2021


öncelikler arasındadır. Sanatçının kendinden

bir şeyler katmış olması, sanatcının tarzına

uygun olması ve az bulunan bir eser olması

diyebiliriz. Bunun dışında anne annenizden,

dedenizden kalmış eşyalara tam olarak

antika diyemeyiz. Tarihinin eski olması,

kondisyonun tam olması, nadir olması ve

sanatçı işi olması eseri değerli kılar.

ARKEOLOJİK ESERLERİN

BİRİKTİRİLMESİ VE SATILMASI

YASAKTIR

Tarihi eserler iki bölümde değerlendirilir.

Birinci bölüm arkeolojik eserlerdir. Bunların

alımı, biriktirilmesi veya satılması kanunen

yasaktır. Ancak müze müdürlüğüne kayıtlı

arkeolojik eser koleksiyonerleri bu eserleri

alabilir, resmi koleksiyon defterine kaydedebilir

ve koruma altına alarak koleksiyon

yapabilir. Ancak eserleri satması yine yasaktır.

Bu eserleri başka bir resmi koleksiyonere

devredebilir veya müze verebilir. Bunun

dışında herhangi bir işlem yapamaz. Atalar

Antika olarak etnoğrafik eserler bulunduruyoruz.

Etnoğrafik eserlerin alımı satımı

ve biriktirilmesi serbestir. İsteyen herkes

bu eserleri evinde işyerinde bulundurabilir

veya satabilirler. Etnoğrafik eserler 18. ve 19.

Yüzyıla ait olan eserlerdir. Bu işyerimizde

bulunanlar da bunlardır. Atalar antikada

dünyaca ünlü markaların porselenleri, opalin,

morano, bohemia camlar, ahşap malzemeler,

bakır, pirinç, bronz ürünler, nakış, pul,

kartpostal, plak, radio, pikap, gramafon vs.

ürünler bulunmaktadır.

BÖLGEDE EN FAZLA

PORSELEN ÜRÜN ÇEŞİDİ BU

SALONDA

Porselen konusunda bölgedeki en fazla ürün

çeşidine sahibiz. Hepsi orjinal olmak üzere,

Herend, Sevr, Limoges, Paris porselen,

Meissen, Capodimonte, Baveria, KPM gibi

bir çok markanın ürünleri bulunmaktadır.

Antika meraklılarının markalar konusunda

dikkat etmesi gerekmektedir. Çünkü bir

SERGILERIM

Gaziantep Üniversitesi sergi

salonunda,

Osmanlı Dönemi Bakır

Eserleri sergisi(2000)

Mutfak Kültüründe Bakır

sergisi(2002)

Osmanlı Dönemi El Sanatları

sergisi(2002)

Şahinbey Belediyesi halkla

ilişkiler merkezinde fotoğraf

sergisi (2004)

Sanko Sanat galerisinde

fotoğraf ve bakır eserler

sergisi(2005)

Türkiye Eğitim Gönüllüleri

Vakfında fotoğraf

sergisi(2008)

“Tarihe Tanıklık Ede

Evler” Projesi kapsamında

Şahinbey Belediyesi

Kültür Salonunda fotoğraf

sergisi (2008)

Kilis’te Neşet Efendi

konağında fotoğraf sergisi

(2008)

“Basının dünü bugünü “

kitap, dergi, gazeteden

oluşan sergi Gaziantep

Üniversitesi

Tarihi Antep Evleri Fotoğraf

Sergisi PrimeMall AVM Sergi

Salonu 2017

Koleksiyonerler sergisi Prime

Mall AVM Sergi Salonu 2018

48


çok ürünün Çin veya Mısır üretimleri

piyasada bolca bulunmaktadır. Bunlar

orjinal gibi satılmaktadır. Bildikleri ve güvendikleri

yerden alış veriş yapmalarını

öneriyorum. Bakır konusunda ise tümü

ürünlerimiz osmanlı dönemine ait olup

müzelerde sergilenmiş ve müzayedelerde

satılan ürünlerdir.

ANTİKALARIM VE

KOLEKSİYONLARIM BENİM

EVLADIM GİBİDİR

Antikalar, koleksiyonerler için bir evlat

gibidir. Aralarında bir seçim yapmak

zordur. Zaten alırken bunları severek

alırsınız ve hepsi ayrı değerdedir. Ancak

bazıları vardır ki sizing için özeldir.

Bu eser ya çok önemli bir sanatçıya

aittir, yada nadir üründür. Porselenler

içerisinde benim için önemli olan bir

kaç eser bulunmaktadır. Bunlardan birisi

Sevr marka kupa vazolardır. Meissen

marka bibloları da sayabilirim. Bunlar

maddi değerden çok nadir olma özelliği

taşımaktadır.

BURADA HER ÜLKEDEN BİR

ESER BULABİLİRSİNİZ

Atalar Antika olarak dünyanın her

ülkesinden eserlerimiz bulunmaktadır.

Gaziantep yöresine ait bakır eşyalar başta

olmak üzere, Antep işinakış, tel kırma

örtüler, tüfek, kılıç gibi ürünler bulunmaktadır.

Gaziantepli ustaların yaptığı

bakırlar en önde gelen ürünlerimizdir.

18. Ve 19. Yüzyıla ait bakır kap kacaklar

özel bir koleksiyon olarak mevcuttur. Bu

eserlerin üzerinde, usta damgaları, kime

ait olduğunu belirten isimler, yazılar ve

işlemeler bulunmaktadır. Gaziantep’in

en önemli eski antikaları bakırlardır.

Çocuklarımıza birşeyler biriktirmesini

önerebiliriz. Koleksiyon yapmak çok

özel ve tarihe ışık tutan bir alışkanlıktır.

Herşeyden önce çocuklarımıza önce

bulunduğumuz şehirde ve daha sonra

ülkemizde var olan müzeleri gezmelerimi

önermeli onlarla bu eserlerin önemini

anlatmalıyız. İmkan varsa dünya tarihini

dünyanın çeşitli ülkelerinde ki müzeleri

gezerek çocuklarımıza anlatabiliriz.

KITAPLARIM

“Gaziantep Folkloru” (Araştırma) 1985

“Gaziantep Kültüründe Oyun”

(Araştırma) 1991

“Anne Beni Bir Daha Doğurur musun

?” (Öykü) 1998

“Osmanlı Dönemi Antep evleri “

(Araştırma) 2004

“Baklava Dürümü” (Öykü) 2008

“Tarihe Tanıklık Eden Evler”

(Araştırma) 2009

“Ayıntap Evlerinde Saklı Sanatlar”

(Araştırma) 2009

“Osmanlıdan Günümüze Bakır

Sanatı” (Araştırma) 2016

“Gaziantep Hamam Kültürü ve Tarihi

Hamamlar” 2018

“Gaziantep Çocuk Oyunları” 2020

Porselen konusunda bölgedeki en fazla ürün çeşidine sahibiz. Hepsi orjinal olmak üzere,

Herend, Sevr, Limoges, Paris porselen, Meissen, Capodimonte, Baveria, KPM gibi bir

çok markanın ürünleri bulunmaktadır. Antika meraklılarının markalar konusunda dikkat

etmesi gerekmektedir. Çünkü bir çok ürünün Çin veya Mısır üretimleri piyasada bolca

bulunmaktadır. Bunlar orjinal gibi satılmaktadır.

49 Mayıs / Haziran 2021


Şeker hastalarına

özel MOR BAKLAVA

Diyabet hastaları için Gaziantepli baklava

ustaları, mor sebze ve meyve özlerinden

elde edilen toz karışım ile baklava üretti.

Daha hafif ve daha lezzetli olan mor

baklavaya talep her geçen gün artıyor.

BAKLAVANIN ana vatanı olan Gaziantep’te şeker hastalarına

özel mor baklavalar üretiliyor. Mor sebze ve meyvelerin

özlerinden elde edilen ve mormiks adı verilen karışım

ile üretilen mor baklava, klasik baklavaya göre daha hafif

ve daha lezzetli olmasıyla ön plana çıkıyor. Şeker hastalarının

rahatlıkla tükettiği ve mor meyve ve sebzelerin vermiş olduğu

ekşimsi tat ile şeker oranının düşürüldüğü mor baklavada talep her

geçen gün daha artıyor. Kurban Bayramı arifesinde mor baklava

ustaları şeker hastalarının siparişlerine yetişmeye çalışıyor. Klasik

baklava ile aynı şekilde yapılan ancak hamuru nedeniyle daha zor

bir şekilde üretilen baklavanın kilogram fiyatı ise 140 TL’den satışa

sunuluyor.

“DIĞERLERINE GÖRE DAHA HAFIF”

15 yıldır baklava ustası olan Muhammet Yakup Büyük mor baklavanın

diğer baklavalara göre daha hafif olduğunu belirterek, “15

yıldır bu işi yapıyorum. Mormiks baklavayı mor lahana gibi mor

meyve ve sebzelerden elde ediyorlar. Biz bu ürünü baklava hamurlarımızda

defalarca deneyerek, mor baklavayı yaptık. Mor baklava

diğer bildiğimiz baklavaya göre bazı farkları var. Mor baklava diğer

baklavalara göre daha hafif, şeker (diyabet) hastaları daha rahat

tüketebiliyor. Damağa şeker tadı yoğun bir şekilde gelmiyor aksine

daha çok fıstığın ve sadeyağın tadı damaklara geliyor. Bu lezzet

her geçen gün daha çok ilgi görmeye başladı” dedi.

“TALEP ŞEKER

HASTALARINDAN

GELDI”

Şeker hastası müşterilerinin talebi üzerine mor baklava

üretmeye başladıklarını anlatan baklava ustası Büyük,

fiyatının diğer baklavaya göre daha pahalı olduğunu da

ifade ederek, “Baklavayı tüketemeyen şeker hastaları

baklava yiyemeyince üzülüyorlardı ve bu durum biz

baklava ustalarını da üzüyordu. Çoğu şeker hastası vatandaş,

‘çok fazla yiyemiyoruz çünkü rahatsız oluyoruz’

diyorlardı. Biz de mormiks dediğimiz ürün ortaya çıkınca

yaptığımız mor baklava sayesinde şeker hastaları

daha rahat bir şekilde baklava tüketebiliyorlar. İstedikleri

kadar baklava yiyebiliyorlar. Mor baklavada şekerin

ön planda olduğu bir tat yok kesinlikle. Çünkü normal

baklavada hamur ve şeker daha ön planda oluyor. Mor

baklavanın ayrıca şöyle bir özelliği var. Aşırı hamur tadını

hissetmiyorsunuz çünkü içinde mor sebze ve meyve

aroması olduğu için daha farklı bir lezzet sunuyor. Mor

baklava siparişlerimiz artarak devam ediyor. Mor baklava

ayrıca tadı diğer baklavalara göre biraz ekşi tadı var.

Bu özelliği sayesinde baklavadaki o fazla şekeri bu ekşilik

sayesinde dengeliyor. Mor baklava diğer baklavalara

göre işçiliği daha farklı olduğu için ister istemez klasik

baklavadan bir tık daha pahalı. Örneğin, normal baklavanın

kilogramı 125 TL’den satılıyorsa mor baklavanın

kilogramı 140 TL’den satılıyor” diye konuştu.

50


DOÇ. DR. KARAKUŞ

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE

Dünyada geleneksel tek port kapalı (laparoskopik) yöntemle kasık fıtığı

onarımını geliştiren Çocuk Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Osman Zeki Karakuş,

SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde hasta kabulüne başladı.

DOÇ. DR. OSMAN Zeki

Karakuş, 1974 yılında Antalya’nın

Korkuteli İlçesi’nde doğdu. İlk

ve orta öğretimini Korkuteli’de,

lise eğitimini 1992 yılında Konya Atatürk

Sağlık Meslek Lisesinde tamamladı. 1994

yılında Hacettepe Üniversitesi Sağlık

Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu Tıbbi

Laboratuvar Bölümünden mezun oldu.

Sağlık Memuru ve Tıbbi Laboratuvar

Teknikeri unvanları ile 1992 – 2002 yılları

arasında Ankara Onkoloji Hastanesi ve

Samsun Mehmet Aydın Devlet Hastanesinde

görev yaptı.

Doç. Dr. Karakuş, Samsun Ondokuz

Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde

1995-2001 yılları arasında tamamladığı tıp

eğitiminin ardından, 2002-2003 yıllarında

Samsun’da pratisyen hekim olarak görev

yaptı. 2003-2008 yılları arasında Dokuz

Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk

Cerrahisi Ana Bilim Dalında uzmanlık eğitimi

alan Doç. Dr. Karakuş, 2009 yılında

Ankara Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde

Çocuk Cerrahisi Uzmanı olarak askerlik

görevini tamamladı.

Doç. Dr. Karakuş, 2009-2012 yılları arasında

Tokat Vali Recep Yazıcıoğlu Kadın

Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi

ile Tokat Devlet Hastanesi’nde Çocuk

Cerrahisi Uzmanı olarak mecburi hizmet

görevini yaptı.

2012 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Çocuk

Cerrahisi Ana Bilim Dalı’na atanan, 2016

yılında “Yardımcı Doçent, 2017 yılında “Doçent”

unvanı alan Doç. Dr. Karakuş, aynı yıl

Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi Kamu

Yönetimi Bölümünden mezun oldu.

Dünyada ve ülkemizde

sadece birkaç merkezde

uygulanabilen

konvansiyonel (geleneksel)

tek port laparoskopik

(kapalı) cerrahiye özel ilgisi

olan Doç. Dr. Karakuş,

tek bir kesi ile sadece

göbekten girilerek yapılan

bu yöntemle apandisit,

kadınlarda yumurtalık

kistleri, erkeklerde varikosel,

meckel divertikülü ve kasık

fıtığı ameliyatlarını görünür

iz olmadan başarıyla

yapmaktadır.

Dokuz Eylül Üniversitesi Sağlık Bilimleri

Enstitüsü Sağlıkta Kalite Geliştirme ve

Akreditasyon Ana Bilim Dalında yüksek

lisans eğitimini tamamlayarak “Kalite

Yönetim Direktörü” unvanını alan Doç.

Dr. Karakuş, halen Anadolu Üniversitesi

Açıköğretim Fakültesi Sağlık Yönetimi

Bölümünde eğitimine devam etmektedir.

0-18 yaş arasındaki bebek, çocuk ve

ergenlerin doğumsal ve sonradan kazanılmış

cerrahi hastalıklarında güncel bilgi

ve deneyimi bulunan Doç. Dr. Karakuş,

özellikle kapalı yöntemle ameliyatlarda

(Torakoskopi, bronkoskopi, laparoskopi,

sistoskopi, üreterorenoskopi, özefagoskopi,

gastroskopi gibi endoskopik cerrahi

işlemler) geniş bir tecrübeye sahiptir.

Doç. Dr. Osman Zeki Karakuş

Çocuk Cerrahisi Uzmanı

Dünyada ve ülkemizde sadece birkaç

merkezde uygulanabilen konvansiyonel

(geleneksel) tek port laparoskopik (kapalı)

cerrahiye özel ilgisi olan Doç. Dr. Karakuş,

tek bir kesi ile sadece göbekten girilerek

yapılan bu yöntemle apandisit, kadınlarda

yumurtalık kistleri, erkeklerde varikosel, meckel

divertikülü ve kasık fıtığı ameliyatlarını

görünür iz olmadan başarıyla yapmaktadır.

Dünyada ilk kez konvansiyonel tek port

laparoskopik kasık fıtığı onarımını geliştiren

Doç. Dr. Karakuş, evli ve iki çocuk babasıdır.

51 Mayıs / Haziran 2021


Mehmet Emin TATLI

İndex Ekonomi Bağımsız Denetim A.Ş. Yön.Krl. Bşk.

SAĞLIK TEKNOLOJISI

YATIRIMLARINI

ŞEHRIMIZE GETIRELIM

Şehrimizde sağlık yatırımı denince hemen aklımıza hastane yapılması

ve törenle açılması gelir. Halbuki hastaneler mevcut hastaları tedavi

etmek içindir. Genel olarak müşterisi de Sosyal Güvenlik Kurumu veya

Sağlık Bakanlığı’dır. Ülkemizin milli gelirine de pek katkıları yoktur.

Çünkü gelir gider sistemi ülke içinde dönmektedir.

O

YSAKI esas yatırım sağlık ekipmanları,

ilaçlar, tıbbi cihazlar, tıbbi aletler vb.

gelmelidir. Devletimiz bu konuda ciddi

teşvikler sağlamaktadır.

27.06.2021 tarihinde Teknoloji Odaklı Sanayi

Hamlesi Programı Desteği programı açıldı. Bu

program ülkemizin dış ticaret açığına karşı bir

hamledir. Ülkemizin kalkınmasını sağlar ve ülkemizin

ihracat hedeflerinin gerçekleşmesine fayda

sağlar.

Ülkemizin ve şehrimizin kalkınması için sadece

tekstil üretimi yetmez, plastik üretimi yetmez,

52


gıda üretimi yetmez. Yetmez, yetmez…

Şehrimize 7-8 milyar

dolarlık ihracat yetmez.

Peki ne yeter?

Şehrimiz düşük teknoloji üretim odaklı

çalışıyor. Şehrimizin orta ve yüksek teknoloji

yatırımlara geçmesi gerekiyor. Mesela

tekstil üretimi yerine tekstil makinesi

üretimi önemlidir. Tekstil üreticileri kümelenip,

devletten kümelenme desteği alarak

birleşip makine üretimi yapmalıdır.

Yine aynı örneği hastane sahipleri ve yöneticileri

için söyleyebiliriz. Tıbbi ve Dişçilikle

İlgili Araç Gereçler, Optik malzemeler,

Kimya sektörüne yatırım yapıp üretimler

gerçekleştirmelidir. Bu tip üretimler ülke

ekonomisine ve sağlık sektörüne inanılmaz

destekler verecektir.

Teknoloji odaklı sanayi hamlesi programı

teşvikleri kısaca hamle ismi ile tanıtım

yapıldı. Genelde ülkemizdeki üretim

açıkları hakkında liste yayınlanmaktadır.

Bu listenin başında sağlık, eczacılık ve

kimya sektörü gelmektedir. Bu üretimlerin

desteklenmesi için devletimiz büyük teşvikler

açıklamıştır. Üretimi yapılacak listeye

baktığımda bazı ürünler gözüme ilişti.

Kemiklerin tedavisinde kullanılan çimentolar,

kan torbası, dişçilikte kullanılan aletler,

cerrahi dikiş iğneleri, ultrason vs. vs. yaklaşık

200’e yakın ana malzeme üretilmesi

hem desteklemektedir.

Bu hamle programı ile sağlık teknolojisi

üretimi yaparak şehrimize ve ülkemize

katkılar sunmalıyız.

Ülkemizin kalkınma hedefleri için devletimizin

gözettiği değerler ve hedefler;

• Ülkemizin mevcut durumda veya gelecekte

ortaya çıkabilecek kritik ihtiyaçlarını

karşılayabilme,

• Ülkemizde üretim kapasitesi yetersiz

olan ürünlerde arz güvenliğini sağlayabilme,

• Ülkemizin teknoloji açığı olan alanlarda

teknoloji kapasitesini geliştirme,

• Dış ticaret açığı verilen alanlarda ithalat

bağımlılığını azaltma,

• Yüksek katma değerli olma,

• Ülkemizde üretimi kısıtlı olan yeni nesil

teknolojiler kullanılarak üretim yapılmasını

sağlayabilme,

• Farklı sektörlerde ülkemize rekabet gücü

kazandırabilme,

• Etkileşimde olduğu sektörlerde teknolojik

dönüşümü hızlandırma ve bu sektörlerin

gelişimine katkı sağlayabilme,

• Yenilikçi ve Ar-Ge’ye dayalı yatırım olma,

• CARİ işlemler dengesini olumsuz etkileyen

ve hammadde sıkıntısı yaşanılan

sektörlerde gerçekleştirilecek yüksek

katma değerli işlenmiş ürünlerin üretimine

yönelik yatırım olma,

• Ülkemizin hammadde potansiyelinin değerlendirilmesine

olanak sağlayan entegre

üretime yönelik yatırım olma,

• Mali yeterliliğe sahip olma,

• Proje paydaşının alım taahhüdü ile talep

bakımından desteklenmiş veya ulaşılabilir,

yeterli ve gelişen pazar potansiyeline sahip

ürünlerin üretilmesine yönelik olma,

En önemlisi ise yerli ve milli olması…

Şehrimiz düşük

teknoloji üretim

odaklı çalışıyor.

Şehrimizin orta ve

yüksek teknoloji

yatırımlara geçmesi

gerekiyor. Mesela

tekstil üretimi yerine

tekstil makinesi

üretimi önemlidir.

Tekstil üreticileri

kümelenip, devletten

kümelenme desteği

alarak birleşip

makine üretimi

yapmalıdır.

53 Mayıs / Haziran 2021


KKTC’nin yerli PCR Tanı

ve Varyant Analiz Kiti

kullanıma hazır

Yakın Doğu Üniversitesi’nin geliştirdiği KKTC’nin yerli PCR Tanı

ve Varyant Analiz Kiti, 1 saat içinde COVID-19 tanısı ile birlikte

SARS-CoV-2’nin İngiltere, Güney Afrika, Brezilya ve Hindistan

varyantlarını da aynı anda saptayabiliyor.

YAKIN DOĞU ÜNIVERSITESI bilim insanları

tarafından tasarlanıp geliştirilen PCR Tanı ve

Varyant Analiz Kiti, bütün testleri başarıyla

geçerek güvenilirliliğini kanıtladı. SARS-

CoV-2’nin neden olduğu COVID-19 hastalığını tespit

etmek için geliştirilen PCR Tanı ve Varyant Analiz

Kiti, bir saatten az bir sürede SARS-CoV-2 varlığını

belirlerken aynı zamanda yaygın olarak bilinen Alfa

(İngiltere), Beta (Güney Afrika), Gama (Brezilya) ve

Delta (Hindistan) varyantlarının tiplemesini de yapabiliyor.

Tamamen Yakın Doğu Üniversitesi bilim insanları

tarafından tasarlanan SARS-CoV-2 PCR Tanı ve

Varyant Analiz Kiti, ilk etapta KKTC’nin yurt dışından

ithal ettiği test kitlerine alternatif oluşturmayı hedefliyor.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı’ndan

gerekli onay ve izinlerin almasının ardından KKTC’nin

yerli PCR Tanı ve Varyant Analiz Kiti’nin kullanıma

sunulması bekleniyor.

KARŞILAŞTIRMALI TESTLERDE

YÜZDE 100 BAŞARI SAĞLADI

PCR Tanı ve Varyant Analiz Kiti’nin Ar-Ge ve tasarım

süreci Şubat ayında tamamlanmıştı. Sürdürülen optimizasyon

çalışmaları da tamamlanan kitin güvenlik

54


Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı’ndan gerekli

onay ve izinlerin almasının ardından KKTC’nin yerli PCR Tanı

ve Varyant Analiz Kiti’nin kullanıma sunulması bekleniyor.

ve hassasiyet testleri de tamamlanarak

üretime hazır hale getirildi.

Üniversitenin laboratuvarlarında

güvenirlilik, hassasiyet ve duyarlılığının

ölçülmesi için birçok karşılaştırmalı

teste tabi tutulan KKTC’nin yerli PCR

Tanı ve Varyant Analiz Kiti’nin sonuçları,

şu anda piyasada kullanılan ticari

kitlerin sonuçlarıyla da doğrulandı.

Farklı kitlerle yapılan karşılaştırmalı

analizlerin sonucunda geliştirilen kitin

yüzde 100 hassasiyet ve duyarlılıkla

çalıştığı belirlendi.

PROF. DR. İRFAN

SUAT GÜNSEL:

“İLK ÖNCELIĞIMIZ

ÜLKEMIZIN YURT

DIŞINDAN ITHAL

ETTIĞI KITLERE GÜÇLÜ

BIR YERLI ALTERNATIF

OLUŞTURMAK”

Yakın Doğu Oluşumu Mütevelli

Heyeti Başkanı Prof. Dr. İrfan Suat

Günsel, geliştirdikleri PCR Tanı ve

Varyant Analiz Kiti’nin şu anda dünya

genelinde ticari olarak kullanılan kitler

arasında en kapsamlı varyant analiz

kiti olduğunu söyledi. Prof. Dr. Günsel,

“Kendi araştırma laboratuvarlarımızda

tasarladığımız PCR Tanı ve Varyant

Analiz Kiti ile 1 saat gibi kısa bir sürede

hızlı, güvenli ve yüzde 100 hassasiyetle

sonuç alabiliyoruz. COVID-19’la

mücadelede KKTC’nin yerli PCR Tanı

ve Varyant Analiz Kiti’ni üreterek,

ülkemize hizmet etmek bizim için

büyük bir gurur” ifadesini kullandı.

Sağlık Bakanlığı’ndan gerekli onayların

alınması ile birlikte kullanılmaya başlanacağını

ifade eden Prof. Dr. İrfan

Suat Günsel, “İlk önceliğimiz ülkemizin

yurt dışından ithal ettiği kitlere

güçlü bir yerli alternatif oluşturmak.

İkinci adımda, geliştirdiğimiz PCR

Tanı ve Varyant Analiz Kiti’ni başta

Türkiye olmak üzere yurt dışında da

kullanıma sunmak istiyoruz” dedi.

PROF. DR. TAMER

ŞANLIDAĞ: “BIR

SAATTEN AZ BIR

SÜREDE VARYANT

ANALIZI DE

DAHIL, COVID-19’U

TESPIT EDECEK

TÜM SONUÇLARA

ULAŞIYORUZ”

Yakın Doğu Üniversitesi Rektör

Vekili Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ ise,

“Geliştirdiğimiz kit, bir saatten az bir

sürede varyant analizi de dahil, CO-

VID-19’u tespit edecek tüm sonuçları

veriyor” ifadesini kullandı. Avrupa ve

Birleşik Krallık’ın SARS-CoV-2’nin

Hindistan (Delta) varyantının etkisi

altına girmeye başladığını hatırlatan

Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ, “SARS-

CoV-2’nin varyant analizlerinin hızlı

bir şekilde yapılabilmesi COVID-19’la

mücadelenin seyrini belirleyecek

temel faktörlerden biri. Bu nedenle

bilim insanlarımız ile tasarladığımız

PCR Tanı ve Varyant Analiz Kiti’ni,

COVID-19 tanısı ile birlikte bütün

dünyada yayılan dört ana varyantı da

tespit edebilecek şekilde geliştirdik.

Yakın Doğu Üniversitesi PCR Tanı ve

Varyant Analiz Kiti bu yönüyle dünyada

önde gelen test kitleri arasında yer

alıyor” açıklamasını yaptı.

DOÇ. DR. MAHMUT

ÇERKEZ ERGÖREN:

“YÜZDE 100’LÜK BIR

DOĞRULUK ORANINA

SAHIP”

Yakın Doğu Üniversitesi

COVID-19 PCR Tanı Laboratuvarı

Sorumlularından Doç. Dr. Mahmut

Çerkez Ergören geliştirdikleri yerli

PCR Tanı ve Varyant Analiz Kiti’nin

tüm doğrulama ve validasyonlardan

geçtiğini söyleyerek, bütün dünyada

kullanılan ticari test kitlerinin

sonuçlarıyla da karşılaştırdıklarını

ve yüzde 100’lük bir doğruluk oranı

saptadıklarını ifade etti. Doç. Dr.

Ergören, Ar-Ge’sinden tasarımına

kadar bütün süreçlerini Yakın

Doğu Üniversitesi bünyesinde

gerçekleştirilen test kitinin KKTC’nin

önemli bir ihtiyacını karşılayacağını

vurguladı.

55 Mayıs / Haziran 2021


Aktif iş hayatına devam

etmek isteyenler

Periton

Diyalizini

tercih ediyor!

Pandemi ve mobil yaşamla birlikte, sağlıkta tedavi biçimleri de

değişiklik gösteriyor. Böbrek hastalıklarında diyaliz tedavisinin önemine

değinen Doç. Dr. Ayça İnci, aktif iş yaşamına devam edenler için

periton diyalizi konusunu anlattı.

Doç. Dr. Ayça İnci

Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi

Nefroloji Bölümü’

TÜRK Nefroloji Derneği’nin

2019 tarihli Ulusal Böbrek Kayıt

Sistemi verilerine göre ülkemizde

son dönem böbrek hastası olup

böbrek yerine koyma tedavisi alan hasta

sayısı yaklaşık 84.000’dir. Böbrek yerine

koyma tedavileri; hemodiyaliz, periton

diyalizi ve böbrek naklidir. Ülkemizde bu

tedaviler arasında periton diyalizi oranı ise

yaklaşık %4 kadardır.

Günümüzde kronik böbrek rahatsızlığına

yol açan en önemli iki hastalığın diyabet

ve hipertansiyon olduğuna dikkat çeken

Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi

Nefroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Ayça İnci,

“İyi kontrol edilmeyen diyabet ve hipertansiyon,

böbreğin yapısını bozarak kronik

böbrek hastalığına neden olmaktadır. Bu

nedenle diyabet ve hipertansiyonu olan

hastaların böbrek hastalığı gelişimi açısından

takibi çok önemlidir. Böbrek hastalığı

gelişimi için diğer risk faktörleri ise; obezite,

böbrek taşı öyküsü, kalp-damar hastalıkları,

sigara içmek, ailede böbrek hastalığı

öyküsü, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu

ve tüm vücudu etkileyebilen romatizmal

hastalıklardır.” diye konuştu.

KIMLER PERITON DIYALIZI

TEDAVISI GÖREBILIR?

Kronik böbrek hastaları artık son evreye

geldiklerinde böbrek yerine koyma tedavilerinin

hastalara anlatılarak, hastanın tıbbi

durumu, sosyal yaşantısı göz önüne alınarak

hasta ile birlikte karar verildiğini ifade

eden Doç. Dr. Ayça İnci şöyle devam etti:

“Böbrek nakli bu tedaviler arasında hastalarımız

için en çok istediğimiz seçenektir.

Ancak kadavradan nakil oranları halen çok

düşük. Ülkemizde canlı vericisi olmayan

bir hasta kadavra bekleme listesine alınarak,

hemodiyaliz veya periton diyalizine

başlamaktadır. Periton diyalizi için ideal

adaylar; zihinsel işlevleri korunmuş, görme

yetisi yeterli, batın cerrahisi geçirmemiş,

yaşadığı evde periton diyalizi için uygun

ortamı olan hastalardır. Ancak günümüzde

cerrahi tekniklerin gelişmesiyle beraber

kateter koyulması sırasında yapılan

müdahalelerle batın cerrahisi geçirmiş bir

Hemodiyaliz tedavisine

göre periton diyalizi

tedavisi; kendi

tedavisinde söz sahibi

olmak isteyen, daha

özgür bir hayat sürmek

isteyen, teknik olarak

maliyeti ve zahmeti daha

az, bir tedavi merkezine

bağlı kalınmayan

hastane kaynaklı

enfeksiyon oranlarının

düşük olduğu bir tedavi

şeklidir.

56


hastaya da periton diyalizi yapabilmektedir.

Periton diyalizinin tercih edilmemesi

gereken durumlar ise şöyledir; aktif inflamatuar

bağırsak hastalığı, akut divertikülit,

akut iskemik bağırsak hastalığı, karın içi

apseler ve ciddi psikolojik hastalıkları olan

hastalardır.”

Periton diyalizinin son dönem böbrek

hastalarında etkin bir tedavi olmasının

yanı sıra birçok avantajı olan bir yöntem

olduğunun altını çizen İnci, “Hemodiyaliz

tedavisine göre periton diyalizi tedavisi;

kendi tedavisinde söz sahibi olmak isteyen,

daha özgür bir hayat sürmek isteyen,

teknik olarak maliyeti ve zahmeti daha

az, bir tedavi merkezine bağlı kalınmayan

hastane kaynaklı enfeksiyon oranlarının

düşük olduğu bir tedavi şeklidir.” açıklamasında

bulundu.

Periton diyaliz hastalarında hemodiyaliz

hastalarına göre nakledilen böbreğin daha

erken dönemde çalışmaya başladığının

gözlemlendiğini ifade eden İnci, “Aynı

zamanda kalan böbrek işlevleri yani idrar

çıkışları daha uzun süre devam eden

periton diyaliz hastaları için bu da nakil

sonrasında bir avantajdır. Periton diyalizi

yaşam kalitesini artırmak dışında hastanın

hayata katılmasını sağlayan önemli bir

tedavi yöntemidir. Aktif iş hayatına devam

etmek isteyen hastalar çoğunlukla periton

diyalizini tercih ediyor.” diye konuştu.

Periton diyalizi hakkında doğru bilinen

yanlışlar olduğuna dikkat çeken Doç. Dr.

Ayça İnci sözlerini şöyle sürdürdü: “Periton

diyalizi; karın boşluğuna yerleştirilen ince

yumuşak bir kateterle karın içine belirli

miktarlarda solüsyonlar doldurularak karın

zarı aracılığıyla yapılmaktadır.

Kullanılabilir bir karın zarı olan her hastada

periton diyalizi yapılabilir. Periton diyalizinin

tıbbi olarak yapılamayacağı durumlar

aslında çok sınırlıdır. Ancak diyaliz öncesi

dönemde eğitim almamış kronik böbrek

hastalarında çoğunlukla periton diyalizi

konusunda önyargı olabilmektedir. Kronik

böbrek hastalarına son evreye gelmeden

diyaliz öncesi dönemde böbrek yerine

koyma tedavileri anlatılmalı ve birçok

avantajı olan periton diyalizi tedavisinden

hastalar mahrum bırakılmamalıdır.

Özellikle enfeksiyon konusunda tedirgin

olan hastalarımıza hemodiyalize göre

enfeksiyon riskinde bir artış olmadığını anlatmamız

gerekmektedir. Evde uygulanan

bir tedavi olan periton diyalizinde hastaya

enfeksiyonları önlemek için hangi kurallara

uyması gerektiği eğitim sürecinde detaylı

olarak anlatılmaktadır ve hijyen kurallarına

uydukları sürece bir sorun olmamaktadır.”

SGK PERITON DIYALIZI

TEDAVISINI KARŞILIYOR

Periton diyalizinde kateter yerleştirilmesi,

sonrasında gerekli tıbbi ve sarf malzemelerin

SGK tarafından karşılandığına ve

hastalardan hiçbir aşamada ücret talep

edilmediğine özellikle dikkat çeken Ayça

İnci, “Periton diyalizi tedavisi, seyahat

etmesi gereken veya seyahat etmek

isteyen hastalar için uygun bir tedavidir.

Tüm ekipmanlar taşınabilir olduğu için

hiçbir seyahat kısıtlaması yoktur, hastanın

tek ihtiyacı gittiği yerde periton diyalizi

işlemini yapabileceği uygun ortamın

bulunmasıdır.” dedi.

PANDEMI SÜRECINDE

PERITON DIYALIZE ILGI

ARTMIŞTIR

Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi

Nefroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Ayça İnci,

periton diyalizi tedavisinin pandemi döneminde

hastalara sağladığı avantajları ise

şöyle sıraladı: “Pandemide tüm dünyada

slogan olan ‘Evde Kal’ sloganına en uygun

tedavi periton diyalizidir. Periton diyaliz

hastalarımız evde tedavilerine devam

ettikleri için sosyal izolasyonları tam olarak

sağlanabilmiştir. Kendi merkezimizde pandemide

hasta sayısının arttığı dönemlerde

hasta kontrolleri çoğu zaman teletıp yöntemiyle

sağlanmış, klinik gereklilik halinde

hastalar hastaneye çağırılmıştır. Son evre

hastalarımızda pandemi sürecinde periton

diyalizine ilgi bu nedenlerle artmıştır.”

Evde uygulanan bir

tedavi olan periton

diyalizinde hastaya

enfeksiyonları

önlemek için

hangi kurallara

uyması gerektiği

eğitim sürecinde

detaylı olarak

anlatılmaktadır ve

hijyen kurallarına

uydukları sürece bir

sorun olmamaktadır.

57 Mayıs / Haziran 2021


Skolyoz hastalığında en

önemli adım ‘erken tanı’

Skolyoz farkındalık haftası nedeniyle Fatih Sultan Mehmet Köprüsü yeşil

renkle aydınlatıldı. Skolyoz hastalığının geç fark edilmesinden korkulması

gerektiğini ifade eden Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Fizik Tedavi

ve Rehabilitasyon Bölümü Klinik Koordinatörü Prof. Dr. Evrim Coşkun,

“Skolyoz’dan korkmayın, geç kalmaktan korkun” dedi.

T

ÜM dünyada her yıl Haziran ayı Skolyoz Farkındalık

Ayı ve Haziran ayının 3’üncü Cumartesi günü Skolyoz

Farkındalık Günü olarak kabul ediliyor. Türkiye’de de

skolyoz hastalığına dikkat çekmek için dün akşam

saatlerinde Fatih Sultan Mehmet (FSM) Köprüsü, 26 Haziran

Skolyoz Farkındalık Günü’ne dikkati çekmek amacıyla yeşil renkle

aydınlatıldı. Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Fizik

Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü Klinik Koordinatörü ve aynı

zamanda Skolyoz Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Evrim

Coşkun da, Skolyoz Farkındalık Ayı’nda bu hastalıkta mücadelede

nelerin yapılması gerektiğini anlattı. Prof. Dr. Coşkun, skolyoz

hastalığında en önemli şeyin hastalığın tanısında geç kalmamak

olduğunu söylerken, “Skolyozdan korkmayın, geç kalmaktan

korkun” ifadelerini kullandı.

“EN ÇOK ÜZÜLDÜĞÜMÜZ NOKTA

SKOLYOZ’U OLAN ÇOCUKLARIN VE

AILELERININ FARKINDA OLMAMASI”

Skolyoz’un sadece bir duruş bozukluğu olmadığını dile getiren

Prof. Dr. Evrim Coşkun, “Skolyoz sadece bir duruş bozukluğu

değildir. Kitaplara baktığımızda skolyozun önden bakıldığında

Prof. Dr. Evrim Coşkun

• Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Fizik Tedavi ve

Rehabilitasyon Bölümü Klinik Koordinatörü

•Skolyoz Derneği Yönetim Kurulu Üyesi

58


veya arkadan bakıldığında kişinin

omurgalarında sağ tarafa veya sol tarafa

doğru eğrilmesi olarak ifade edilir. Aslında

bu tanım çok yeterli bir tanım değildir.

Skolyoz aynı zamanda omurganın öne

ve arkaya doğru da eğimlenmesi veya

omurga gövdelerinin sağa ya da sola

dönmesiyle karşımıza çıkabilmektedir.

Türkiye’de büyüme çağındaki her 100

çocuktan 3’ünde skolyoz olduğu tespit

edildi. Burada en çok üzüldüğümüz nokta

bu tespit edilen çocukların ne kendilerinin

ne de ailelerinin yüzde 95 gibi çok büyük

bir oranda Skolyoz’u olduğunun farkında

olmaması“ diye konuştu.

“Skolyoza dikkat çekmek için Fatih Sultan

Mehmet Köprüsü yeşil renge büründü

Skolyozda tanıda tüm dünyada gecikme

olduğunu belirten Prof. Dr. Evrim Coşkun,

“Tüm dünyada da bu böyle. Skolyozda

tanıda bir gecikme vardır. O zaman dünya,

her yılın Haziran ayını Skolyoz Farkındalık

Ayı olarak belirleyelim ve her Haziran

ayının 3’üncü Cumartesi’ni Skolyoz

Farkındalık Günü olarak kutlayalım demiş.

Skolyoz’un rengi yeşil olarak belirlenmiş.

Bu sene de Skolyoz Derneği olarak Karayolları

Genel Müdürlüğü’yle yaptığımız bir

iş birliği sonucunda 26 Haziran Cumartesi

akşamı saat 21.00 ile 22.00 arasında Fatih

Sultan Mehmet Köprüsü yeşil renk ile

aydınlatıldı“ şeklinde konuştu.

“ÇOCUKLARINIZI ÇIPLAK

OLARAK MUTLAKA ÖNDEN

VE ARKADAN GÖZLEMLEYIN”

Skolyoz hastalığının farkına varmak için

nelere dikkat edilmesi gerektiğini anlatan

Prof. Dr. Coşkun, “Hekimler olarak biz

mutlaka çocuklarınızı çıplak olarak önden

ve arkadan gözlemleyin diyoruz. Sırttan

baktığımız zaman baş her iki omuzun

ortasında simetrik olarak duruyor mu?

Omuza baktığımızda omuzun bir tanesi

yukarıda, aşağıda, önde ya da arkada

duruyor mu? Kürek kemiklerinden bir

tanesi çıkıntı veya küçük mü? Bunlara bir

bakmak lazım. En çok bizim farkındalığımızı

sağlayacak alanlar cilt kıvrımlarının

simetrik ve aynı büyüklükte olduğuna

bakmak. Dirsek ve ön kol bölgelerinden

gövdeyle olan mesafelerin aynı mı diye

sırtından izlememiz gerekmektedir. Halk

arasında leğen kemiği olarak bilinen Pelvis

Kemiği aynı şekilde duruyor mu yoksa bir

taraf öne bir taraf arkaya doğru mu? diye

bakmak lazım“ dedi.

En çok bizim

farkındalığımızı sağlayacak

alanlar cilt kıvrımlarının

simetrik ve aynı büyüklükte

olduğuna bakmak. Dirsek

ve ön kol bölgelerinden

gövdeyle olan mesafelerin

aynı mı diye sırtından

izlememiz gerekmektedir.

Halk arasında leğen kemiği

olarak bilinen Pelvis Kemiği

aynı şekilde duruyor mu

yoksa bir taraf öne bir taraf

arkaya doğru mu? diye

bakmak lazım.

“HER TESPIT EDILEN

SKOLYOZ CERRAHI OLMAK

ZORUNDA DEĞIL”

Skolyoz hastalığında erken tanı konulduğunda

egzersiz veya korse gibi tedavilerle

de hastalığın önüne geçilebildiğini söyleyen

Coşkun, “Her tespit edilen skolyoz

cerrahi mi olmak zorunda? Hayır, değil.

Konservatif tedavi dediğimiz egzersizle

veya korseyle de tedavisi olabilmektedir.

Bazen çok daha ilerlemiş durumlarda ise

cerrahi müdahale düşünülebilmektedir.

Skolyozdan korkmayın, geç kalmaktan

korkun“ şeklinde konuştu.

59 Mayıs / Haziran 2021


Nefes

kokusu

hastalık

habercisi olabilir

Hayatın koşuşturmacası içerisinde günlük aktivitelerimizin

gidişatını bazen sorgulamayı gereksiz bulabiliyoruz. Fakat

nefes alırken ya da yemek yerken yaşadığımız küçük

sorunlar bazen büyük hastalıkların habercisi olabilir. Gırtlak

kanseri gibi… Gırtlak kanseri en temel davranışları bile

etkileyerek yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilir. Avrasya

Hastanesi Medikal Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Fatma Şen,

gırtlak kanseri hakkında önemli bilgiler veriyor.

G

IRTLAK KANSERI NEDIR?

Nefes ile yemek borusunu birbirinden ayıran

gırtlak, solunum sisteminin en önemli parçalarından

biridir. Ses üretiminin yapıldığı gırtlak aynı

zamanda yutma esnasında besinlerin nefes borusuna

kaçmasını engeller. Birçok fonksiyonu yerine getiren

gırtlak ve bölgesinde gelişen kötü huylu tümörlere

gırtlak kanseri denir.

Daha çok ağzın arkası, üst yemek borusunun arkası ve

gırtlakta medyana gelen kanser türlerini ifade etmek

için kullanılan gırtlak kanseri, bu bölgedeki kötü huylu

hücrelerin kontrolsüzce büyümesiyle gelişir.

BEDENINIZIN SESINE

KULAK VERIN

Gırtlak kanseri ses tellerine yakın bölgede

oluştuğu için ilk belirti seste yaşanan değişimlerdir.

Bunun yanı sıra;

• Yutkunurken zorlanma ve ağrı,

• Nefes darlığı,

• Nefes kokusu,

• Gırtlak bölgesinde şişlik,

• Hırıltılı nefes,

• Kulakta ağrı,

• Sürekli tekrarlayan boğaz ağrısı,

• İnatçı öksürük,

• Kilo kayıpları,

• Yorgunluk ve halsizlik.

60


NEDEN ORTAYA ÇIKTIĞI

TAM OLARAK BILINMIYOR

Birçok farklı faktörün bu kanser türünün

ortaya çıkmasında etkili olduğu düşünülmektedir.

Nedeni tam olarak saptanamasa

da gırtlak kanseri riskini arttıran bazı

unsurlar söz konusudur. Özellikle de uzun

süre sigara içen ve alkol tüketen kişilerde

bu risk çok daha fazladır. Çünkü sigarada

bulunan bazı bileşenler gırtlak hücrelerinin

yapısını değiştirerek tümör oluşmasına

sebep olur. Tüm bunların yanı sıra;

• Human Papillom Virüsü, (HPV)

• Gastroözofageal reflü hastalığı,

• Troid bezi ve guatrın aşırı genişlemesi,

• Kömür gibi kimyasallara maruz kalma,

• Yetersiz beslenme,

• İhmal edilen ağız ve diş bakımı,

• Genetik yatkınlık da riski arttıran faktörler

arasındadır.

OLUŞUMU DIĞER KANSER

TÜRLERIYLE BENZERLIK

GÖSTERIYOR

Gırtlak bölgesinde eskiyen hücrelerin ölmemesi

ve birikmeye başlamasıyla oluşur.

Vücut için herhangi bir fonksiyonu olmayan

bu hücreler biriktikçe iyi veya kötü

huylu tümörlere dönüşür. İyi huylu olan

tümörler hayati bir tehlike oluşturmazken,

kötü huylu tümörler mutlaka kontrol altına

alınmalıdır. Üstelik iyi huylu tümörler

çevre dokulara yayılmazken, kötü huylu

tümörler tedavi edilse bile tekrarlayabilir

ve çevre dokulara yayılabilir.

ERKEN TEŞHIS IÇIN

VÜCUTTA YAŞANAN

DEĞIŞIKLIKLER IYI

GÖZLENMELI

Hastalığın teşhisinde en önemli adım,

kişinin kendisinde yaşanan değişimleri

fark etmesidir. Bu noktada doktor, hastadan

edindiği bilgileri ve sağlık geçmişini

değerlendirir ve yaptığı fiziki muayene ile

gırtlak bölgesinde şişlik olup olmadığını

inceler. Daha sonra kesin teşhis için

laringoskopisimli ince bir tüple gırtlağa

girilir. Bu tüp yardımıyla gırtlak bölgesine

detaylı olarak bakılır. Diğer bir yöntem ise

laringoskopidir. Bu yöntemde doktor ses

tellerinin olduğu bölgeyi rahat ve detaylı

bir şekilde inceleyebilir.

Daha çok ağzın arkası, üst yemek borusunun arkası ve

gırtlakta medyana gelen kanser türlerini ifade etmek

için kullanılan gırtlak kanseri, bu bölgedeki kötü huylu

hücrelerin kontrolsüzce büyümesiyle gelişir.

Doç. Dr. Fatma Şen

Avrasya Hastanesi Medikal Onkoloji Uzmanı

TEDAVISI

MÜMKÜN MÜ?

Hastalığın tedavisinde kanserin

hangi aşamada olduğu

çok önemlidir. Eğer ki, kanser

başlangıç evresindeyse

radyasyon terapi tercih edilir.

Ancak hastalık ilerlemişse

kemoterapi ve radyasyon

terapi kullanılarak hastalığın

tedavi edilmesi amaçlanır.

Gırtlak kanserinin tedavi

edilmesinde kullanılan bir

diğer yöntem ise cerrahidir.

Ameliyat bölgesi neşter veya

lazer ile açılarak gırtlağın bir

kısmı veya tamamı alınabilir.

61 Mayıs / Haziran 2021


YAZ AYINDA

BAĞIŞIKLIĞINIZI

güçlü tutun

Beslenme ve

Diyet Uzmanı

Tuğba Küçük,

yaz mevsimi

sebze ve

meyvelerinin,

sağlıklı vücuda

sahip olmada

çok büyük bir

rol oynadığını

söyledi.

YAZ sebze ve meyvelerinin bağışıklık sistemini

güçlendirerek hastalıklara yakalanma

riskini azalttığını ifade eden Özel Medicana

Bursa Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı

Tuğba Küçük, “Hem likopen, hem de vitamin

ve mineral açısından zengin, antioksidan kapasitesi

yüksek bir yaz meyvesi olan karpuz, bol miktarda

C vitamini ve antioksidan özelliği ile çeşitli kanser

türlerine karşı etkili olan Beta karoten içerir. Yüksek

antioksidan kapasitesine sahip olan erik, detoks yapıcı

gücüyle de önemli bir anti-aging besindir. Kayısıda

bulunan betakaroten adlı madde, kanserin özellikle

de akciğer kanserinin, kalp hastalıklarının ve kataraktın

önlenmesine yardımcıdır. Kalp rahatsızlıkları ve

kansere karşı vücudu koruma özelliği olan şeftali, sindirim

sistemini çalıştırır ve hazmı kolaylaştırır. Böbreklerin

ve safra kesesinin düzenli çalışmasını sağlar.

İdrar sökücüdür. Kansere yakalanma riskini azaltan

çilek, mide ve bağırsak zayıflıklarını giderir, sigara

dumanının etkilerini azaltır. Sakinleştirici etkisi vardır.

Safra kesesi hastalıklarına iyi gelir. Yüksek ateşi düşürür.

Suyuyla gargara yapılırsa diş taşlarının oluşmasını

engeller. Cilde canlılık kazandırır. C vitamini yüksek

olduğu için de bağışıklık sistemini güçlendirir.

Kayısıda bulunan betakaroten

adlı madde, kanserin özellikle

de akciğer kanserinin, kalp

hastalıklarının ve kataraktın

önlenmesine yardımcıdır.

62


Enginar, beyin yorgunluğunu geçirir, kalp adalelerini

kuvvetlendirir, onu rahatsız eden üre ve kolesterolü

düşürerek kalbin rahat çalışmasına yardımcı olur.

İdrar söktürücü özelliğiyle böbrek dostu olan kiraz,

böbreklerin taş ve kum yapmasını önler. Böbrekteki

zararlı maddelerin de zamanla atılmasını sağlar. Safra

kesesi taşının dökülmesine yardımcı olur. Vişne, içerdiği

‘antosiyanin’den dolayı kas ağrılarını hafifletir. Şeker

oranı düşük olduğu için az kalori içerir. Ateş düşürür,

susuzluğu giderir. İdrar söktürücü özelliği vardır. Üzümün

kabuğu, içeriği ve çekirdeği ortalama 20 civarında

değişik antioksidan madde içermektedir. Böbreklerin

çalışmasını uyarıp kalp atışını düzenler. Karaciğeri

temizler. Siyah üzüm kabukları ve çekirdekleriyle

yenirse hücre yenileyicidir. A vitamini, fosfor ve kendine

has bazı esanslara sahip olan patlıcan, sinirleri teskin

edip kalp çarpıntısını gidermeye yardımcıdır. Pankreas,

karaciğer ve böbrekleri kuvvetlendirir, idrar söktürür ve

vücuttaki fazla suyun atılmasına yardımcı olur” dedi.

Kırmızı soğan,

kansere karşı

önemli bir

koruma sağlayan

antioksidan

etkili quarcetin

açısından

en zengin

besinlerden

biridir.

Tuğba Küçük

Özel Medicana Bursa Hastanesi

Beslenme ve Diyet Uzmanı

Karaciğer ve kalbin en iyi dostu olan

enginarın kanı temizlediğini ve yorgunluğu

gidermeye yardımcı olduğunu ifade eden

Küçük, “Vücuttaki zehirli maddeleri ve

yorgunluk maddelerini idrarla dışarı atarak

vücuda dinçlik verip dinlendirmede etkilidir.

Enginar, beyin yorgunluğunu geçirir, kalp

adalelerini kuvvetlendirir, onu rahatsız

eden üre ve kolesterolü düşürerek kalbin

rahat çalışmasına yardımcı olur. Semizotu,

kanama hastalıklarında faydalıdır. Kanı

temizler. Bol idrar söktürür. Sinir krizleri

ve beyin yorgunluğunu geçirir. Böbrekteki

kum ve taşın atılmasında yardımcı olma

etkisi vardır. Domates, yaşlıların bedensel

ve zihinsel sağlığını korumada son derece

etkili bir antioksidan olan likopenin en

zengin kaynağıdır. Likopen kanser riskini

azaltır. Damarları korur. Cildi ve belleği destekler.

Kabak, kolay sindirilebilen bir sebze

olduğu için hasta ve yaşlı kişilerin diyetinde

mutlaka yer almadır. Özellikle başta akciğer

kanseri olmak üzere, kansere yakalanma

riskini azaltan etkileri vardır. Yemek borusu,

mide, mesane (idrar torbası), gırtlak ve

prostat kanserlerine yakalanma riskini en

aza indirgemektedir. Özellikle kırmızı soğan

güçlü bir sağlık koruyucusudur. Kansere

karşı önemli bir koruma sağlayan antioksidan

etkili quarcetin açısından en zengin besinlerden

biridir. Soğanın enfeksiyonlardan

koruyarak bağışıklık sistemini güçlendirme

özelliği de vardır” diye konuştu.

63 Mayıs / Haziran 2021


HORLAMA VE

UYKU APNESİ

Defa Life Hastanesi Kulak Burun Boğaz

Uzmanı Opr. Dr. Ali Kılıç, Narkoz Sağlık

Dergisi’nin hazırlayıp sunduğu “Sağlık

Sohbetler” programında Mezine Sırakaya’nın

konuğu oldu. Kulak Burun Boğaz Uzmanı

Opr. Dr. Ali Kılıç, Horlama ve Uyku apnesi

hakkında önemli bilgiler verdi.

H

ORLAMA VE

UYKU APNESI

NEDIR?

Horlama, hava yolunun kısmen

tıkanması, boğaz yapısının genişlemesi

ya da kasların gevşemesi

nedeniyle oluşur. Hava yolu tıkalı

olduğu ve rahat nefes alınamadığı

için, nefes almaya çalışırken boğazda

titreme meydana gelir, bu

durum da horlamaya neden olur.

Uyku apnesi ise uyku sırasında havayolu

daraldığı için nefes alırken

oluşan vakum etkisi ile havayolumuzun

çökmesi, uykumuzda

nefesin tamamen durmasıdır.

Ancak bu durmanın bir süresi

vardır. Nefes durması ortalama 10

saniyenin üzerine çıkarsa bu uyku

apnesi olarak nitelendirilebilir.

Opr. Dr. Ali Kılıç

Defa Life Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı

Horlama ve uyku apnesi ile birlikte uyku kalitesinde

ciddi anlamda düşüşler meydana gelmesi nedeniyle

hastaların en belirgin şikâyetleri arasında yorgunluk

ve uykululuk halidir. Hastalar gece uzun saatler

uyumuş olsalar bile sabahları yorgun olarak

kalkarlar ve gün içerisinde de uyku problemi çekerler.

64


Yaşın ilerlemesi, aşırı kilolar horlama

ve uyku apnesinde önemli faktörlerdir.

Horlama ve uyku apnesi özellikle uykuda

meydana gelmektedir.

HORLAMA VE UYKU APNESI SEBEPLERI

Yaşın ilerlemesi, aşırı kilolar horlama ve uyku apnesinde önemli faktörlerdir.

Horlama ve uyku apnesi özellikle uykuda meydana gelmektedir.

Çünkü uykuda insan vücudu gevşiyor ve bu gevşeme de hava yolumuzu

daralttığı için horlamaya sebebiyet veriyor. Özellikle yaşın ilerlemesiyle

birlikte havayolunda ve yumuşak damakta meydana gelen gevşemeler

de horlamaya sebebiyet verebiliyor. Ayrıca kilo da horlamada yarı

yarıya etken bir husus. Aşırı kiloyla birlikte metabolizmada meydana

gelen yavaşlamalarda horlamayı tetiklemektedir. Otuz yaş altındaki

erkeklerde basit horlama oranı %10 iken 60 yaşın üzerindeki erkeklerde

bu oran %60’a kadar çıkabiliyor. İdeal kilosundan daha fazla kiloya

sahip insanlarda horlama ve uyku apnesi görülme sıklığının daha fazla

olduğu görülmektedir. Orta derecedeki obstrüktif uyku apnesine erişkin

erkeklerin %2’sinde rastlanırken 35-60 yaş grubundaki erkeklerde ağır

derecedeki uyku apnesi %0.3 oranında izlenmektedir.

HORLAMA VE UYKU APNESI ŞIKAYETLERI

Horlama ve uyku apnesi ile birlikte uyku kalitesinde ciddi anlamda

düşüşler meydana gelmesi nedeniyle hastaların en belirgin şikâyetleri

arasında yorgunluk ve uykululuk halidir. Hastalar gece uzun saatler

uyumuş olsalar bile sabahları yorgun olarak kalkarlar ve gün içerisinde

de uyku problemi çekerler. Hafif apnesi olan hastalar gün içinde sakin

ortamlarda uykuya meyil gösterirken orta, ağır apnesi olan hastalar

konuşma esnasında ve araba kullanma sırasında dahi uykuya dalabilirler.

Uyku apnesi olan hastaların trafik kazası yapma ihtimalleri normal

insanlara göre çok daha fazladır.

HORLAMA VE UYKU

APNESI TEDAVI

YÖNTEMLERI

Horlama veya uyku apnesi olan hastaların

tedavisinde hastalığın şiddetine ve hava yolunda

tıkanma oluşan bölgelerin seviyesine göre farklı

tedavi yaklaşımları tercih edilmektedir. Uyku

apnesi olan hastalarımızın tedavi işlemlerini

öncellikli olarak cerrahi müdahale olmadan

çözmek isteriz. Öncelikle yapmış olduğumuz

muayene neticesinde hasta aşırı kilolu ise

bu kilosunu verdirmeye çalışırız. Diyabet

vb.sorunları varsa bunları çözmeye çalışırız.

Uykuyu ağırlaştırıcı ilaç veya alkol kullanıyorsa

bunlarla ilgili önlem almasını isteriz. Çünkü

saymış olduğum bu faktörler uyku apnesini

şiddetlendiren faktörlerdir. Günümüzde tedavi

aşamasında basınçlı hava verme dediğimiz,

halk arasında maskeli hava olarak bilinen

CPAP veya BIPAP cihazlarımız mevcut olup

genel önlemlerden sonra tedavi aşamasında

bu cihazları kullanıyoruz. Ayrıca, uyku apnesi

olmayan horlamalarda çeneyi ve dili öne çeken

cihazlarda mevcut olup cerrahi müdahale

aşamasında bu cihazları da kullanıyoruz. Bu

cihazlar sayesinde hastalarımızın bazıları

ameliyattan kurtulabiliyor. Ancak alınan tüm

bu önlemlere rağmen düzelme olmuyorsa

hastanın bazı kriterleri karşılaması halinde cerrahi

müdahale de yapabiliyoruz.

65 Mayıs / Haziran 2021


Tüp Mide Ameliyatı ve

Çağımızın Hastalığı Obezite

Defa Life Hastanesi Genel Cerrahı Opr. Dr. Ali Bora

Üstünsoy, Narkoz Sağlık Dergisi okuyucularını Tüp Mide

Ameliyatı ve Obezite hakkında bilgilendirdi.

Ç

AĞIMIZIN hastalığı olan obezite

sorununa yönelik çalışmalar

hızla devam ediyor. Çağın en

büyük hastalıklarından bir tanesi

olan obezite, her yaştan insanın yaşamını

olumsuz etkiliyor.

Ülkemizde ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde

de beslenme alışkanlıklarına bağlı

olarak gelişen hastalığa karşı bilinçlendirme

çalışmaları yürütülüyor. Son yıllarda

fazla kilolarından kurtulmak ve sağlığına

kavuşmak isteyen hastalar tarafından Tüp

Mide Ameliyatı tercih ediliyor.

Opr. Dr. Ali Bora Üstünsoy

Defa Life Hastanesi Genel Cerrahı

Tüp mide yani Sleeve Gastrektomi ameliyatı

midenin cerrahi işlemle bir tüp (boru)

haline getirilmesidir. Operasyonda midenin

en çok esneyip genişleyen ve iştahı

yöneten kısmı çıkartılır. Bu ameliyat esas

olarak mide hacmini azaltmak yoluyla

alınan gıda miktarının düşürülmesini hedefler.

Ayrıca midenin çıkarılan kısmından

salgılanan Ghrelin adı verilen hormon nedeniyle

de iştah kontrolü ve doyma hissi

üzerinde çok etkili bir ameliyattır. Normal

barsak yolu korunduğu için daha fizyolojik

bir yöntem olup, besin emilim bozukluğuna

bağlı komplikasyonlar oluşmamaktadır.

Bu yöntem, son yıllarda tek başına etkili

bir obezite ameliyatı olarak kabul edilmiş

ve kullanılmaya başlanmıştır. Hastanın

beslenme alışkanlıklarını değiştirmesine

bağlı olarak genelde ilk 1, 1.5 yılda fazla

kilonun % 70 - 80’i verilebilmektedir. Tüp

Mide Ameliyatının spesifik ve genel riskleri

olarak ikiye ayırabiliriz. Genel risklere baktığımızda,

anestezi alınan her ameliyatta

olduğu gibi bu ameliyatlarımızda da var.

Bu ameliyatta riski artıran neden ise bu

kimselerin obez hastalar olmasıdır.

Ameliyatın spesifik risklerine baktığımızda,

mide tüp mide haline getirildiği için geniş

bir dikiş hattımız oluyor. Bu dikiş hattında

kaçaklar olması bizim korktuğumuz risklerdendir.

Halk arasında bilinen risk budur.

Kaçak olması durumunda endeskopi ile

stentlenme yapılabiliyor. Buradaki kaçağın

boşaltılması sağlanabiliyor. Bu hastaların

çok az bir kısmında yeniden ameliyata

ihtiyaç olabiliyor. Diğer operasyonlara

oranla çok büyük riskleri bulunmuyor. Vücut

kitle indeksi 40’ın üzerinde olan veya

35-40 arasında olup, obezite ile ilişkili bir

problemi (şeker hastalığı, hipertansiyon,

eklem problemleri, uyku apnesi gibi.) olan

hastalar bu ameliyat için uygundurlar.

Ameliyattan önce preop hazırlık yapılarak

anestezi onayı alınır. Ameliyat sonrasında

yapılması gereken solunum fonksiyon

egzersizlerini ameliyattan 1 gün önce

öğreterek ameliyattan sonra uygulamasını

sağlıyoruz. Ameliyattan önce endoskopi

yapılarak midenin ameliyat uygun

uygunluğu kontrol edilir. Tüp mide

ameliyatları genellikle 60- 75 dakika

kadar sürmektedir.

TÜP MIDE YANI SLEEVE GASTREKTOMI

AMELIYATI MIDENIN CERRAHI IŞLEMLE BIR TÜP

(BORU) HALINE GETIRILMESIDIR. OPERASYONDA

MIDENIN EN ÇOK ESNEYIP GENIŞLEYEN VE IŞTAHI

YÖNETEN KISMI ÇIKARTILIR.

Ameliyattan sonra 3-5 gün arası hastanede

takip altında yatırılır. Tüp mide ameliyatının

en belirgin komplikasyonu olan dikiş

yerlerinde olan kaçakları kontrol etmek

için ameliyattan sonra 3. Günü mavi steril

su içererek kontrol sağlanır. Tüp mide

ameliyatında ilk 15 gün hastalarımız sıvı

gıda ile besleniyor. Takip eden 15 günde

ise püre dönemi var. Bir aylık sürecin

sonunda hastalarımız normal beslenmeye

dönebiliyorlar. Hasta ameliyattan sonra ilk

zamanlarda ayda 1 sonraki zamanlarda 3

ayda bir rutin kan tahlillerine bakılarak saç

dökülmesi halsizlik gibi şikayetlerin önüne

geçiliyor. Hastaların işe dönüş süresini

ameliyata verilen reaksiyona göre değişiyor.

Ağrı eşiği yüksek olan hastalar 3-4

gün itibariyle işlerine geri dönebiliyorlar.

Ağrı eşiği düşük hastalarımızda ise 10.gün

itibariyle işlerine dönen hastalarımız oluyor.

Genel anlamıyla hastalarımız 1 hafta

içerisinde işlerine dönebiliyorlar.

66


67 Mayıs / Haziran 2021


68

Hooray! Your file is uploaded and ready to be published.

Saved successfully!

Ooh no, something went wrong!