13.10.2021 Views

Aytek Sever - Moto Perpetuo II

Aytek Sever, Şiirler

Aytek Sever, Şiirler

SHOW MORE
SHOW LESS

You also want an ePaper? Increase the reach of your titles

YUMPU automatically turns print PDFs into web optimized ePapers that Google loves.

Aytek Sever

MOTO PERPETUO

II


AYTEK SEVER

Şair, çevirmen. 1981 yılında Bursa’da doğdu. Üniversite ve yüksek lisans

öğrenimini Boğaziçi Üniversitesi ve ODTÜ’de tamamladı. Çeşitli alt

kitaplardan oluşan Hiperbor, Siòn, Moto Perpetuo, Anka, Omega adlı şiir

toplamlarının yanı sıra, R. W. Emerson (Yaşamın İdaresi), H. D. Thoreau

(Doğa ve Yürüyüş Üzerine Seçme Denemeler), W. Whitman (Ben, Jack Engle;

Çimen Yaprakları), W. Kandinsky (Sesler), R. Tagore (Firari; Gitanjali; Meyve

Hasadı; Kadim Düşünceler), D. H. Lawrence (İnsanlar ve Öteki Yaratıklar), G.

Stein (Nesneler; Odalar) çevirileri vardır.


Aytek Sever

MOTO PERPETUO

II


Moto Perpetuo II

Aytek Sever

Kapak Resmi:

Der Goldfisch (’Altın Balık’)

Paul Klee, 1925

1. Baskı:

© İşaret Ateşi, Ekim 2021

Referans:

Sever, Aytek. Moto Perpetuo II. 2021. http://www.isaretatesi.com/aytek-sever-motoperpetuo-ii/

E-kitap olarak www.isaretatesi.com sitesinde yayımlanmıştır. Her hakkı

saklıdır. Eserin tamamı veya bölümleri hiçbir yolla basılamaz,

kopyalanamaz, eser sahibinin izni olmadan başka bir mecra veya internet

sitesi üzerinden yayımlanamaz. Alıntılar için lütfen kaynak gösteriniz.

www.isaretatesi.com

isaretatesi@gmail.com


Give me the secret history of

that sanctuary you call yourself.

-R. W. Emerson-


İÇİNDEKİLER

S p ò n t à n

Kaçış ………………………………………………………………….. 17

Gitmek ve Görmek ………………………………………………….. 18

Yanlış Yönlendiren ………………………………………………….. 19

Neo-Pythagorasçı Kanunlar ………………………………………... 20

Yeniden Uykuya Dalamayan Dev …………………………………. 22

Ne İstediğini Bilen Tehditkâr Absürt ……………………………… 23

Gözün İradesi ………………………………………………………… 24

Dolunay ………………………………………………………………. 25

Işık Saçan - I ………………………………………………………….. 26

Işık Saçan - II …………………………………………………………. 28

Kibrit Alevi …………………………………………………………… 31

Oksijen Sarhoşu - I …………………………………………………… 32

Oksijen Sarhoşu - II ………………………………………………….. 33

Kaynaklar …………………………………………………………….. 35

Amansız Uğraş ………………………………………………………. 37

Müzikoloji ……………………………………………………………. 39

Yollar ………………………………………………………………….. 41

Şemsiye ……………………………………………………………….. 44

Uyku …………………………………………………………………... 46

Aradığını Bulan ……………………………………………………… 48


Perplexed ……………………………………………………………... 49

Oksijen Sarhoşu - III …………………………………………………. 51

Oksijen Sarhoşu - IV …………………………………………………. 53

Son Anda ……………………………………………………………… 55

Erkenden ……………………………………………………………… 56

Çok Geç ……………………………………………………………….. 57

Tam Zamanında ……………………………………………………… 58

Oksijen Sarhoşu - V ………………………………………………….. 60

Tuhaf Huy ……………………………………………………………. 62

Yazılı Duvar ………………………………………………………….. 63

Gemi …………………………………………………………………... 64

Arayış …………………………………………………………………. 65

Sınav …………………………………………………………………... 66

İtki ……………………………………………………………………... 67

An Americanism ……………………………………………………... 68

Oksijen Sarhoşu - VI …………………………………………………. 69

Maksimum Olağan …………………………………………………... 70

Deneyim ………………………………………………………………. 71

Oksijen Sarhoşu - VII ………………………………………………... 72

Ayrıcalık ……………………………………………………………… 74

Overplay …………………………………………………………….... 76

Güneşi Duymak …………………………………………………….... 78

Doğurtmak …………………………………………………………… 79

Seyir ve Kıpırtı ……………………………………………………….. 80


Koşu …………………………………………………………………… 82

Tropik …………………………………………………………………. 83

Kazı ……………………………………………………………………. 84

C r ê d o

Homeostasis - III ……………………………………………………... 88

Homeostasis - IV ……………………………………………………... 89

Homeostasis - V ……………………………………………………… 90

Yüzeyler ………………………………………………………………. 91

Tek Işık ………………………………………………………………... 94

Neo - I …………………………………………………………………. 95

Neo - II ………………………………………………………………... 97

Neo - III ……………………………………………………………….. 98

Neo - IV ……………………………………………………………….. 99

Neo - V ………………………………………………………………... 100

Düzey …………………………………………………………………. 101

Twins ………………………………………………………………….. 102

Ateş Adamı …………………………………………………………… 104

Son …………………………………………………………………….. 105

Prova ………………………………………………………………….. 106

Dialogue Divine ……………………………………………………… 108

Gecenin Dokusu …………………………………………………….... 110

Kilit Nokta …………………………………………………………….. 111

Beyazlık ………………………………………………………………... 112


Nefes …………………………………………………………………. 114

Besin …………………………………………………………………. 115

Domino ……………………………………………………………… 116

Dönüşüm ……………………………………………………………. 117

Motor ………………………………………………………………… 118

Sembol ……………………………………………………………….. 121

Kozmos ……………………………………………………………… 122

Varlık ………………………………………………………………… 123

Neo - VI ……………………………………………………………… 125

Ekstrem ……………………………………………………………… 126

Öteki Dünya ………………………………………………………… 128

Aşmak ……………………………………………………………….. 129

Bakış …………………………………………………………………. 130

Çile …………………………………………………………………… 131

Pasaj ………………………………………………………………….. 132

Neo - VII ……………………………………………………………... 133

İmge ………………………………………………………………….. 134

İmge - II ……………………………………………………………… 135

Karanlık ……………………………………………………………… 136

Neo - VIII ……………………………………………………………. 137

Oksijen Sarhoşu - VIII ……………………………………………… 139

Homeostasis - VI ……………………………………………………. 140


www.isaretatesi.com

SPÒNTÀN

15


www.isaretatesi.com

16


www.isaretatesi.com

KAÇIŞ

Kaçış mı? Nereden nereye? – Beriden öteye mi, öteden beriye

mi? Ya da berideki beriler arasında, bir beriden diğerine mi? Yahut,

daha fenası, bir öteden bir başka öteye mi?

– Soluk soluğasın işte! Bir öteden diğerine aşıp duruyorsun,

sıçramaların önünü alamıyorsun, kim yardımcı olacak sana?!

17


www.isaretatesi.com

GİTMEK VE GÖRMEK

“Limana inecek olursan mutlaka dalgakıranın ucuna

kadar yürü, uzak burundaki feneri gör” demişlerdi ona.

Bunu salt ‘dalgakıranın ucuna kadar yürümek ve feneri

görmek’ olarak algılayan o, limana inip dalgakıranın ucuna

kadar yürüdü, feneri gördü, (gördüğü an görmüş oldu,) geri

döndü. Bu işten ne anladığını bilmiyoruz, ama onda

Anglosakson bir yan olduğu kesin.

Sonra yine aynı hırslı ve programlı Anglosaksonlukla

başını diğer tarafa çevirdi, tepedeki kaleyi gözüne kestirdi,

“Bunun tepesine çıkacağım” dedi.

Fakat bu defa, uzun, dimdik yokuşu ve tüm merdivenleri

çıkıp kan ter içinde surların tepesine vardığında,

(Anglosaksonluğunu son raddeye kadar zorlayıp tüketmişti,)

batıda hiç beklemediği devasa bir güneş gördü – ve o saniye

burnuna gelen, taşlara sinmiş ağır küf kokusu, her nasılsa,

güneşi bir Homeros güneşine tamamlayıverdi.

18


www.isaretatesi.com

YANLIŞ YÖNLENDİREN

“Bu sokaktan liman tarafına doğrudan geçiş var mı?”

Üst sokaklardan birinde bu soruyu sorduğu kişi aslında

limanı sevmeyen ve mecbur kalmadıkça oraya gitmeyen

biriydi. “Evet var, şurada, ileride” dedi, onu bile bile yanlış

yönlendirdi. Orada bir geçiş yoktu, çıkmaz sokaktı orası.

Yürüdü; yürürken sokağın ilerisinde yıkık dökük bir

türbenin duvarına tünemiş halde, hayal bile edemeyeceği

güzellikte turunculu yeşilli, tombul bir kuş gördü. (Bakıştılar,

kuş irkildi, yine de uçup gitmeden önce birkaç saniyeliğine

kendisine dolu dolu bakılmasına izin verdi.)

Fakat sokağı arşınlayıp limana doğrudan bir geçiş

bulamadığında, fena halde öfkeliydi: Belli ki kendisini yanlış

yönlendiren münasebetsizi göz alıcı kuştan çok daha fazla

önemsemişti.

19


www.isaretatesi.com

NEO-PYTHAGORASÇI KANUNLAR

panoya asılmak üzere liste

1. Sabah aç karna su içme.

2. Çorabını ayakta öne eğilerek değil, oturarak giy.

3. Yatağını hemen düzeltme, gün içinde düzelt.

4. Yürürken fayanslara basma, kilime bas.

5. Evin tüm perdelerini açmadan aynaya bakma.

6. Cırtcırtlarla oynama.

7. Kapakları sıkıca kapatılmış kavanozları bir kerede

açamadıysan, zorlama.

8. Çatalı bıçağa sürtme.

9. Alçak koltuğa altına minder koymadan oturma.

10. Yüksek rafa uzanma.

11. Elmayı ısırarak yeme.

12. Terli atleti sırtından çekiştirerek çıkarma.

13. Çıplak kolunla duvara değme.

20


www.isaretatesi.com

14. Duş almadan tek satır bile yazı okuma.

(Belleğin sağlıklı ısısını koruyabilirsin belki böylece.)

21


www.isaretatesi.com

YENİDEN UYKUYA DALAMAYAN DEV

Belki de oldu. Isınıyor, gevşiyor. Düşünü hatırladı

hatırlayacak. Ekmeği ikiye kıran kim? Yine irkildi. Pek hırçın

şimdi. Gecenin körü, kim bilir saat kaç – ve o pek hırçın. Yine

de şaşırıyor. Bir arma mı görüyor? Aldanmak ister gördüğüne,

neden istemesin? Ama sırtı ağrıyor, böyle rahat edemedi.

Mecburen yan dönüyor. Yorganı alt ucundan kıvırıp

ayaklarının altına doğru alıyor, dizlerini hafifçe karnına doğru

çekiyor, hemen hemen cenin pozisyonunda, bir elini yanağının

altına, diğer elini kalçasının yanına koyuyor. Rahat mı? Bu,

onun ideal yatış pozisyonu mu? Böyle mi uyurdu? Hiç böyle

uyudu mu daha önce? Uyumak neydi, nasıl bir şeydi? Dünün

hayhuyuydu uyumak, yarının kaprisi. Kutlu başıboşluk. Şimdi

yağ gibi eriyor bellek.

Esrik bir buluşu taklit edercesine, yeni bir düşsel fragman

türüyor, – ama uykuya doğru geçişin yine aynı yerinde, – tilt!

22


www.isaretatesi.com

NE İSTEDİĞİNİ BİLEN TEHDİTKÂR ABSÜRT

bu kapkara Star Galaxy

granit plaka parçası

benden sana

hediye azizim;

al onu, dokun, bak yakından,

yıldızlardan daha parlak

kıvılcımlar yakala içinde

–– yakalayamazsan eğer,

yıldızlardan daha parlak

kıvılcımlar çakması için

seni gerekirse

fırıncı küreğiyle döveceğim!

23


www.isaretatesi.com

GÖZÜN İRADESİ

Dağa çaktırıyorum gözümden kıvılcımı. O yamaca, bu

yamaca, şu yamaca çaktırıyorum. Kütlenin tüm yüzlerine

çaktırıyorum.

Göğe çaktırıyorum gözümden kıvılcımı. Boşluğa, yüksek

irtifalara, bulutlara, güneşe. Kıvılcım çaktırıyorum.

Ovaya çaktırıyorum gözümden kıvılcımı, düzlüğe,

yayvan engebelere, sarılı yeşilli alacalara, tarlalara.

Çaktırıyorum, çaktırıyorum, çaktırıyorum.

“Peki ya uzakta, çam ormanının yanındaki tepede, kaya

mezarını andıran o uçuruma kıvılcım çaktırabilir misin?”

Hayır, çaktıramam! – Hatta ne olur ne olmaz şu an o

tarafa bakmıyorum bile!

Çünkü oraya kıvılcım çaktıramayacağıma dair kuvvetli

bir his var içimde; ve nasıl ki kıvılcım çaktırabilmek gibi aykırı

bir yetiyi geliştirirken sezgime güvenmişsem, karşıt durumda

da sezgime güvenmek zorundayım.

Belki de daha evvel, manzarada tam orada kör bir

noktaya rastlamış ve şu an hatırlayamadığım keskin, sert bir

düşüş yaşamışımdır.

24


www.isaretatesi.com

DOLUNAY

Gümüştü dolunay. Fildişiydi. Madalyon, – tunç, buz.

Düğme kadardı dolunay, kavurucu. – Sular kaplamıştı

her yanı, dolunay efervesandı.

Duyuldu gongun sesi. Dolunay Dinyeper’in üzerindeydi.

Lavanta koktu karanlık – keskin, tiz, vantuz. Flaş patladı,

yıldızlar atlasında yusyuvarlak bir mühür kaldı.

Yeniden başladı zaman, sustu homurtu. Bir ıslık

duyuldu.

Su kuyusundan baktı dolunay: Gökte kayıptı.

Aniden karanlığın öbür ucundaydı. Tutuyordu gece

göğünü. Başdönmesiydi.

Yeryüzü göğün girdabındaydı başaşağı: Dönen dolunay,

ötenin kayıp kapısıydı.

25


www.isaretatesi.com

IŞIK SAÇAN - I

A: Hadi ışık saç!

B: Şimdi değil. Kafatasımda ateş var şu an.

A: Nasıl yani? Demin de ateş yok diye ışık saçmamıştın.

B: Haklısın; ama deminki, kafatasımda ateş olmadığı

sürece saçamayacağım bir ışıktı, şimdiki ise saçmam halinde

kafatasımdaki ateşi tüketiverecek bir ışık.

A: Buna nasıl emin olabiliyorsun bilmiyorum, ama belli

ki başından beri senin asıl önemsediğin, saçacağın ışık değil,

kafatasındaki ateşmiş.

B: Kısmen öyle. Kafatasımda ateş olmadığı sürece başka

hiçbir şeyi düşünemiyorum, hele de en çok önemsediğim ışık

saçmayı. Hatta kafatasımda ateş olması yetmiyor; ondan emin

de olmam gerek; kolayca harcanıp gitmeyeceğini bilmeliyim.

Fakat kafatasımdaki ateşten emin olunca, bu defa da ışık

saçmadan durabilmem imkânsız. Kendimi sana bu yüzden

daha baştan “ışık saçan” olarak tanıtmıştım.

A: Ama tam da öyle yaptığın için ben seni ışık saçmakla

özdeşleştirdim ve şimdi ister istemez senden onu her an

26


www.isaretatesi.com

bekliyorum. Kendini “ışık saçan” olarak tanımlaman beni de

“ışık saçılmasını talep eden” yaptı. O yüzden, kafatasında ateş

olup olmadığını hiçe saymak ve senden “ışık saçan” olmanın

gereğini talep etmek zorundayım. Hemen şimdi – – ışık saç!

27


www.isaretatesi.com

IŞIK SAÇAN - II

B: Gördüğün gibi, senin “ışık saçılmasını talep eden”

olman ışık saçmamı sağlamadı.

A: Öyle bile olsa, ışık saç!

B: Öncelikle şu soruma yanıt ver: Madem senin “ışık

saçılmasını talep eden” olman beni “ışık saçan” yapmaya

yetmedi, o halde sen neden varsın?

A: Ben, “ışık saçılmasını talep eden”im, “ışık saçılmasını

sağlayan” değil. Ama sen “ışık saçan”sın ve ışık saçmadığın

sürece asıl sen yoksun!

B: Haklısın, ben “ışık saçan”ım. Ama “her an ışık saçan”

değilim. Işık saçabilmek başlı başına bir mucize; bunu ayda

yılda bir defa yapabilsem bile beni “ışık saçan” yapmaya yeter.

Hem sonra “her an ışık saçan” olmakla “ışık saçan” olmak

arasında nitelik değil nicelik farkı var ve bunlar her halükârda

“ışık saçamayan” olmaktan alabildiğine farklı.

A: Evet ama bunların hiçbiri seni aklamıyor. Çünkü senin

ışık saçtığına henüz tanık olmadım. Belki de sen “ışık

saçamayan”sındır, ne malum? O yüzden ışık saçabildiğini

göster, hemen ışık saç!

28


www.isaretatesi.com

B: Zamanı geldiğinde yapacağım bunu; adımı boşuna hak

etmedim.

A: Hak ettin mi? Işık saç!

B: Saçacağım.

A: Işık saç!

B: Saçacağım ama sen istedin diye değil. Sen “ışık

saçılmasını talep eden”sin ve ben “ışık saçan”ım, ama sen öyle

olduğun için ben böyle değilim. Ben, sen olmasan da “ışık

saçan”ım ve bunun gereği er geç yerine gelecek. Şunu da bil ki,

benim bunu gerçekleştirmem için bir dakika, bir gün ya da bir

yıl geçmesi arasında aslında hiç fark yok.

A: Işık saç!

B: Hatta benim “ışık saçan” olmam senin benden bunu

talep edemiyor olmanla da alakalı.

A: …

B: Sustun demek. Nihayet susturabildim seni. Buna

memnun oldum, çünkü seni kilitleyebilmek benim için

önemliydi; sen talep ettiğin sürece ışık saçabilmem

beklenemezdi. Sen susacaktın hatta yokolacaktın ki ben “ışık

saçan” olmaya doğru gidebileyim.

A: Sözünü kesmek zorunda olduğum için üzgünüm.

Biliyorum, şu an sana göre benim susmam ve kesinlikle

konuşmamam gerekiyor, ama kendimi tutamadım. Tek bir şey

soracağım: Kafatasındaki ateş ne oldu?

29


www.isaretatesi.com

B: … İtiraf etmeliyim, şaşırttın beni. Bu meseleyi

tamamen unutmuştum. Ama ne hikmettir ki sen bunu

sorduğun an, unuttuğum ateş (benim için can alıcı öneme

sahip ateş) kafatasımda capcanlı yanıverdi – ve tıpkı dik bir

rampayı zar zor çıkıp doludizgin inen bir kamyonun belli bir

noktada camından pasparlak ışık yansıtması gibi, beni bir

anda ışıldar hale getirdi, – böylece hem seni “ışık saçılmasını

talep eden” kıldım hem de bizzat “kafatasında ateş yanan” ve

“ışık saçan” oldum, – ışık saçtım!

30


www.isaretatesi.com

KİBRİT ALEVİ

Karanlıkta, olası bir edim için bir kibrit alevi gördüm.

Ona yöneldim.

Ama ben yöneldiğim an, alev söndü, yine edimsiz

kaldım!

Böylece, sadece yeni bir yön tayiniyle, karanlığın yeni bir

kara-lığına yönelmenin küçük farkını yaratabilmiş oldum:

Başka kibrit alevleri de oldu (hepsi de aynen söndü) – ve bu

alevlere her yönelişim kara-lar dağarcığımda benim için hiçbir

şey ifade etmeyen yeni bir haneyi doldurdu.

Sanırım asıl edim, haneleri doldurmaya dair bu gizli

görevi yerine getirmekti.

31


www.isaretatesi.com

OKSİJEN SARHOŞU - I

Oksijen sarhoşuydum o zamanlar.

Dondurucu bir iklimde pembe düş görüyor,

Himalayalar’ı andıran bir bulutun karşısında ışık sellerine

boğuluyordum.

Bir ses yankılanıyordu çıkırt çıkırt.

Eğer kristaldeki pırıltılar değilse, neydi ben arkama

yaslanırken ufkun çınıltısını boğan?

Etrafımı kolaçan ettim.

Sürüyordu çıkırt çıkırt sesi.

Karanlık bir sahildeydim ve karşı kıyının ışıklarına

bakıyordum; Rahmaninof’un maddeyi en doğru yerinden

yakalayan cımbızı elimde, saatler su gibi aktı, mevsimler geçti,

gökler parladı, dünya tüm ekinokslarıyla yörüngesinde kaldı.

Artık ne güneş ne de ay tutulacaktı. Şaşmaz ekseninden

özel bir tını yaydı dünya, o tınıyı başka zamanlar hınçla

arayanlara rahat bir nefes aldırdı.

Oksijen sarhoşuydum o zamanlar: Döngüde saat yönü,

magmada yoğrulma ısrarı vardı, – her şey elektrikle kavruldu,

– çıkırt çıkırt sesiyle bir flaş patladı!

32


www.isaretatesi.com

OKSİJEN SARHOŞU - II

Oksijen sarhoşuydum o zamanlar.

Hayal meyal yaşıyordum.

Sağımı solumu ayırt edemezken bile, parkta yürüdüğüm

alelâde patikadan ufku görüyor, aynı yerden her geçişimde

aynı yöne bakıp ufku her seferinde pasparlak yakalıyordum.

Kırk yanlıştan bir doğru elde etmenin yolunu biliyordum

– ve haz duyuyordum bunu tekrar tekrar sergilemekten.

Kovduğum sinekler tılsımla geri dönüyordu bana.

Tüm şeyler için belli bir varoluş ânını kolladım:

Sözgelimi, kadınları ormanlar ve pastırma yazlarıyla

sarmaladım; bir piknik masasının, gecenin bir yarısı etraf

ıssızken daha bir masa olduğuna tanık oldum.

Ama hemen unuttum.

Çamurdaki çakıl taşlarına uzun uzun bakıp, “Panteizm

insana dayanılmaz bir yük” dedim.

Üstelik bunu, kafaya taktığım basit bir kıpırtının

çılgınlığıyla söyledim.

33


www.isaretatesi.com

İşte o an zamanın karanlık dokusunda belirdim capcanlı.

Işıldıyordu tenim. Bir saniye bin yıldı.

Etrafıma bakındım.

Varlıklar gördüm.

Sırrı saklayacağıma ant içtim.

Oksijen sarhoşuydum o zamanlar – ve kimse

anlamıyordu; hayal meyal yaşıyordum: Okuduğum kitabın,

elimin sıcaklığıyla bile bozulabilecek bir ısısı vardı.

34


www.isaretatesi.com

KAYNAKLAR

Gövdem, kollarım ve bacaklarım belirli bir pozisyonda,

boşlukta döneniyorum dünyaya geldim geleli. Ama madde o

denli ezelî, mekânın boşlukları o denli geniş ve zaman uçsuz

bucaksızlıkta o denli yavaş ilerliyor ki, bir andan diğerine,

benim aslında evrensel ölçekte pek sınırlı, anlık ve önemsiz

olan edimlerim yanlışlanmıyor, kendi gerçekliğinde bir anlam

kazanıyor. Birinin sınırlılığına karşılık diğerinin sınırsızlığı

buna izin veriyor. Sonsuzluğu göz ardı ediyorum – ve

yaşadığıma eminim. Peki, tüm bu edimler için güvencem

nereden geliyor? Bilmiyorum bunu. Duyumun güçlü olmasıyla

yetiniyorum; deneyimden aldığım bir haz var. Belirli bir

serbestlik karşılığında bu bilmemezlik durumunda karar

kılmak zorundayım. Elbette bana ne yaptığını bilmez biri

denilebilir, itirazım olmaz; gelgelelim sağlam dayanaklarım

olmadığı halde eylemekten geri durmadığıma, kararlı

davrandığıma ve şu an burada (gövdem, kollarım ve

bacaklarım belirli bir pozisyonda) bulunmaktan memnun

olduğuma göre, arka planda (erişemediğim dış halkalarda)

muhakkak beni onaylayan bir şeyler olmalı; ve spontan

edimler için, şeylerin kapsamlı düzeninden, şimdiki âna

35


www.isaretatesi.com

belirgin bir anlam yansıtamayacak kadar ezelî olan birtakım

kaynakları, beni meşru kılacak ve sonsuzluğa karşı cüzî

olmanın savunmasıyla koruyacak şekilde kullanıyor

olmalıyım.

Peki ya gövdemin, kollarımın ve bacaklarımın bu

duruşu? – O, her nasılsa öyledir – ve öyle olmasa olmaz.

36


www.isaretatesi.com

AMANSIZ UĞRAŞ

Zihnimde pırıltılarla yaşıyor, aylaklığın tadını

çıkarıyordum.

Sonra, yoğun bir çalışma dönemi geldi.

Teknik beceri gerektiren, masa başı bir işti yaptığım,

yüksek bir verimle pürdikkat çalışıyordum. Fakat sayım

dökümler, hesaplar ve analizlere dayalı olan o iş öyle yoğun

konsantrasyon gerektiriyordu ve yapılacak öyle çok şey vardı

ki, çalışma uzadıkça sürmenaj da sürecin kaçınılmaz bir

parçası oldu.

Aşamaları bir bir tamamlasam da işin sonu bir türlü

gelmediğinden; arapsaçına dönmüş hırs ve dürtülerin

hayhuyu içinde kaybolarak ama çalışmayı bir an bile

bırakmayarak, dumanlı bir kafayla ilerledim.

Azmim baskın geldi ve işi sona yaklaştırdım. Kendimi

toplayıp son bir hamle yapmam gerekiyordu.

Ama önce, kısa bir ara verip biraz soluklanmak istedim.

Çünkü yaptığım işe öyle bir gömülmüştüm ki onun ne

olduğunu bile unutmuş, zihnimde canlandıramaz olmuştum.

37


www.isaretatesi.com

Tazelenmem, belli bir çalışma bilincini geri kazanmam

gerekiyordu, yoksa işin sonunu getirsem de bir anlamı

olmayacaktı.

Çalışma dönemimi önceleyen en baştaki pırıltıları

hatırlamak adına, zihnimde bir flaş patlattım ve şans eseri, işin

şeklini bir anlığına görebildim (–evet, yapılan işin bir şekli

vardı ve onu görmek bana doğal bir memnuniyet veriyordu.)

Hem eğri büğrü, hem de tuhaflığına rağmen cillop gibi bir

şekildi bu.

Şeylerin genel düzeni içinde ait olduğu haneye

yerleştirdim onu. Hepsini öyle görmek bana keyif verdi.

Fakat bu kısa süreli ama ikna edici işlem sona erer ermez

işe geri dönmem, aynı dumanlı kafaya da geri dönmem

anlamına geliyordu ki, bu, söz konusu şekli ve onu içeren

haneyi iptal etmemi zorunlu kılmıştı.

Metanatle çalışmaya devam ettim. İş ne pahasına olursa

olsun bitmeliydi.

En fenası işte o zaman oldu: İş son aşamaya kadar gelip

tamamlandı tamamlanmasına – ama şeylerin genel düzeninde

o iptal edilen hanenin ve şeklin yerinde, eğer şimdi onlar

yoksa ne olacaktı ve düzen nasıl devam edecekti?

38


www.isaretatesi.com

MÜZİKOLOJİ

Üç tip müzik dinleyicisi vardır.

Birincisi, güçlü bir müzik beğenisine sahip olduğu kadar

dünyanın genel estetiğini de yakalamış olup, bunları bireysel

bir yaşam kültüründe bir araya getirerek iyi müziği doğru

zamanda layıkıyla dinleyebilen dinleyicidir. Makbul bir

dinleyicidir bu elbette.

İkincisi, düpedüz kötü müzikten hoşlanan ve herhangi

bir estetik duyarlılığa sahip olmadığı için ömür boyu kötü

müziğe mahkûm kalacak olan, ancak gene de bencilliğin ve

kendiliğindenliğin birtakım kurallarına tüm yurttaşlar gibi

uyduğu için güçlü bir duygulanım hakkı olan ve kötü

müzikten keyif alarak, Proust’un “Kötü Müziğe Övgü”de

dediği gibi, notaları “gülüşler ve gözyaşlarıyla kutlayan” genel

dinleyicidir. Belki günümüzde bunun bir alt türü olarak,

sürekli müzik dinleyen ve müziğe karşı duyarsızlaşmış olan,

yani neticede müziği uğultu olarak anlayan ve farkında

olmadan anti-müzik bağımlısı olan dinleyici de sayılabilir.

Bir de üçüncü tip dinleyici vardır. Bunlar nadiren müzik

dinlerler (ya da bir şeylerden fazlasıyla etkilenebildiklerini ve

39


www.isaretatesi.com

bunun kendilerine pahalıya mâl olduğunu defalarca

gördüklerinden, bütünlüklerini korumak adına müzik gibi

yoğun, güçlü etkilenimlerin nadiren olmasını yeğlerler), ama

müzik dinledikleri yahut dinlemek zorunda kaldıkları zaman

da tüm benlikleriyle dev bir duyargaya dönüşerek, müzik iyi

de kötü de olsa, onu kendilerinden süper işlemcili bir

bilgisayara yüklenen süper karmaşık bir görev gibi geçirirler

ve söz konusu bilgisayarın ekranında (kısa süre sonra feci

şekilde loop’a düşecek olan) çarpıcı birtakım gerçeklik

görüntüleri yakalarlar. Aslında yaptıklarının yanlış olduğunu

bilir onlar, ama ellerinden başka türlüsü gelmez, çünkü en iyi

yaptıkları şeydir bu. Hiç şüphesiz, en nadir rastlanan, en tuhaf,

en anlaşılmaz ve tehlikeli dinleyici tipi budur. Gelgelelim, pek

kabul görmezler belki ama, bana kalsa dünyanın tüm

müzisyenlerini, bestelerini bu dinleyiciye göre yapmaya

çağırırdım.

40


www.isaretatesi.com

YOLLAR

“Tanrıların keyfî yolları vardır.”

Bir istikametim vardı, kaynaktan ve menzilden emin,

ilerliyordum.

Bunun bana sağladığı eylem meşruluğu, yaptığım

seçimlerin başarısıyla öyle çok defa onaylandı ki, an geldi,

artık sınırsız bir yetkiyle donatıldığıma inandım.

Çok uzun süre bunu yanlışlayacak bir şeyle

karşılaşmadığıma göre, yetkim gerçekten sınırsız olmalıydı ve

ortada somut bir sebep yokken öteki türlüsüne inanmam

yersiz bir şüphecilik olurdu. Zaten şansımı zorlamıyor, bana

yıkım getirebilecek şeylerden uzak duruyor, büyük riskler

almıyordum. Her şeyin yolunda gitmemesi için hiçbir sebep

görünmüyordu.

Fakat sınırsız yetki yanılsaması, bana, belirli bir domino

etkisi yaratarak yıkımımı getirecek olan hamleyi eninde

sonunda yaptırdı. Üstelik, şeytanî bir eğilim göstermem

gerekmeden ve büyük bir ihlâlde bulunmadan, pek sıradan bir

eylemle oldu bu.

41


www.isaretatesi.com

* * *

Gezintilerim beni labirentvari yollardan geçirerek bu çokkatlı

binanın zemin katına çıkardı. Bir tür kazan dairesi burası; bitişikteki

yüzme havuzuna su akışını kontrol eden karmaşık bir boru

tesisatının, yan yana ve alt alta dizili bir sürü vananın karşısında

duruyorum. Pencereden görebiliyorum yandaki havuzu.

Vanalar, yediye yedi, toplamda kırk dokuz tane. Boyut ve

görünüş olarak aynılar. Alttaki levhada yazanlara bakılırsa, ilginç bir

şekilde, işlevleri de aynı; suyu açıp kapamak için herhangi birinin

çevrilmesi yeterliymiş. Neden bunca vana var, bilmiyorum. Yalnızca

vanalardan birinin üzerinde küçük bir uyarı etiketi var: “Herhangi

biri vanayı kullanabilirsiniz, bu vana hariç.”

Bunu fazlaca keyfî buluyorum. Neden bu vana hariç – mademki

hepsi aynı işleve sahip? Sınırsız yetkime dayanarak böyle bir keyfîliği

ihlâl edebilmeliyim. Çünkü bu kadar basit bir seçimi bile özgürce

yapamayıp gelişigüzel sınırlamalara tâbi olacaksam, sahici bir yetkim

olamaz. Ölümcül bir ihlâlde bulunmadığım sürece kendi seçimimi

dayatabiliyor olmalıyım.

Sırf denemek için etiketli vanayı çeviriyorum. Evet, su açılıyor,

havuz doluyor ve her şey gayet yolunda görünüyor. Ama hiç

beklemediğim bir şekilde, yan tarafa geçip havuzda yüzmeye

başladığım an çabucak fark ediyorum ki gizli bir değişim yaşanmış,

su sinsice “susuzlaşmış,” ya da her nasılsa ben suya karşı

alabildiğine duyarsızlaşmışım: Felaketim bu benim; olabileceklerin en

kötüsü – ve artık ne yapsam bu havuzda yüzmenin anlamsızlığını

aşamam. Şüpheye yer bırakmayacak bir kesinlikle anlıyorum bunu. –

Menzilsiz, hissiz, gerekçesiz bir cehennem.

42


www.isaretatesi.com

Demek ki bunca zamandır tüm dikkatime rağmen çember

giderek daralıyormuş; ben ölümcül günaha doğru gitmesem de,

ölümcül günah, hem de pek rastgele bir yoldan, bana doğru

geliyormuş.

Sonuçta, ne günahım günah ne de cezası ceza; ama tanımsız,

tuhaf, feci bir azapla karşı karşıyayım ve yakınmamak, isyan etmemek

elimde değil: “Tanrıların keyfî yolları vardır! Ve âlemlere sığmayan

devler bile olsak bize vurulacak boyunduruk mutlaka bulunur!”

43


www.isaretatesi.com

ŞEMSİYE

“Pekâlâ, bu düşüncenin şemsiyesi

altında neleri bulabiliyoruz?”

Bu öyle bir şemsiyeydi ki, büyüktü (kapsayıcı bir gölgesi

vardı), dayanıklıydı (tek parçaydı, sapasağlamdı), renkliydi

(capcanlı ve ışıltılıydı) ve şıktı (bir tasarımı, tarzı vardı). Hem

yukarının yağmurundan, güneşinden koruyor, hem de rengi

ve gölgesiyle aşağıya bir tür hoşluk sağlıyordu.

Dünyada mekânların, görünümlerin, eşyaların,

kalabalıkların üzerinde gezdiriyordum onu.

Genişti, güzeldi, kaliteliydi ya şemsiyem, belki de

yalnızca kendi gibi yukarılara ait, yüksek, üstün ambiyanslara

göreydi ve her daim yükseklerde, güzel yerlerin üzerinde

gezdirilmeliydi.

Ama bir ara onun altından rastgele birtakım kafalar,

çirkin görüntüler, tuhaf kıyı köşeler, sancılı ateşler, biçimsiz

yığınlar, kakofoniler geçiverdi. Bir süreliğine oldu bu, kısa bir

süreliğine. Sanki göz açıp kapayıncaya kadar, ama aslında o

kadar da çabuk değil. (Deneyimin deneyim olabileceği kadar

uzun süre, ama ondan daha uzun değil.)

44


www.isaretatesi.com

O zaman şemsiyemi, bir şey oldu mu diye anlamak için

aydınlık bir köşeye, o köşenin taze havasına doğru tuttum ve

onda bir şeylerin bozulmuş olduğunu gördüm. Hem

genişliğini yitirmiş, hem renksizleşmiş, hem de bir anda

yıpranıp eskimişti.

Demek ki şemsiyeme biçtiğim yüksek üslûp, onu kısa

süreli bir çirkinlik ve düşüklük deneyinden bile zarar

görmeden çıkarmaya yetmemişti.

O halde, ben şemsiyeci, – acaba şemsiyemin yeterince

büyük ve sağlam olduğundan, ya da renk ve tasarım itibarıyla

onun yeterince güzel ve kullanışlı olduğundan acımasızca

şüphe edip hemen yeni bir şemsiye mi düşünmeliydim, yoksa

bu pek çok basit, cüzî, kıytırık, bölük pörçük şeylerle dolu

dünyada hem yüksek üslûptan, hem de şemsiyecilikten mi

vazgeçmeliydim?

45


www.isaretatesi.com

UYKU

İlk gece, kaldığı misafir odasında yatağı duvara

yanaştırdı, pencereleri ve kapıyı kapattı, klimayı açıp fanı karşı

duvara çevirdi ve üstüne ince bir örtü alarak uyudu.

Epeydir hasret kaldığı türden, deliksiz bir uykuydu.

İkinci gece yine aynı odada uyuyacaktı. Bir önceki

gecenin uykusunu aklından çıkaramıyordu, ama öyle bir uyku

tekrar nasıl uyunur bilmiyordu.

Önce her şeyi aynı yapmayı denedi: Yatağı, klimayı

ayarladı, pencereleri kapattı, örtüyü üstüne aldı. – Ama

uykuya dalamadı bile, dönenip durdu, yerinden kalktı.

Demek ki önceki gecenin uykusu, koşulları sabit kılarak

tekrarlanamayacak bir uykuydu, taklit işe yaramıyordu.

Sonra başka bir fikir geldi aklına; her şeyi tamamen farklı

yapacaktı. Yatağı odanın ortasına çekti, klimayı kapattı, balkon

kapısını ve pencereleri açtı, üzerine örtü almadan uzandı,

uykuya dalmaya çalıştı.

Ama yine uyuyamadı.

46


www.isaretatesi.com

Demek ki önceki gecenin uykusu, bambaşka koşullar

yaratarak da tekrarlanamayacak bir uykuydu: Uyunacaksa

kendiliğinden uyunuyordu, ama bu kendiliğindenlik kuru bir

gelişigüzellikle yakalanamıyordu.

47


www.isaretatesi.com

ARADIĞINI BULAN

Dişe dokunur bir iş yapmadan geçiyordu gün. Rahatsızdı

bu durumdan.

Ama sonra, ikindi vakti bir ara bir kapıyı ittirdi, bir

makinenin kolunu çevirdi, bir çıngırtı duyuldu, gölgeden bir

yansıma geçti, sıcak hava akımıyla beraber içerisi kahve,

toprak, orman koktu. Neydi denizaşırılığı çağrıştıran? – Çok

uzakta, okyanusun ortasında güpegündüz turuncu bir ışık

parladığını duydu.

Elbette tuhaftı olanlar; ama tüm gün aradığı ışık,

okyanusun ortasında, hem de tupturuncu yanmışsa, bunu

sorgulayacak ya da reddedecek değildi.

Günün geri kalanında dişe dokunur bir iş yapsın ya da

yapmasın, o artık okyanusun ortasında tupturuncu ışığı

yakabilmiş olandı.

48


www.isaretatesi.com

PERPLEXED

He was trapped in a circle of “do-wrong,” but he did not

know why.

All he knew was that he was idle and passive inside,

while he couldn’t help but be active outside. Thus, without the

guidance of an inner rhythm, he unintentionally acted wrong

every now and then, as proof of which he instantly lost ground

and remained stagnant inside.

The gods called this unintentional wrong act “sinning”

(the way they would normally call an intentional wrong act),

and, in turn, the wrong-doer was wrathfully punished. In fact,

the person was just vagrant and hence proceeded evil ways,

but if the gods were to be taken true, then he, the wrong-doer,

had mistaken “sinning” for “living.”

Yet he was living. And he somehow managed to go on

with his routine.

But then, all of a sudden, even though the wrong-doer

had made no change in his mode of action, the gods, those

ever doing right, conferred him with an unexpected blessing,

49


www.isaretatesi.com

perhaps hoping for once that this would turn everything for

good. (Or, maybe, some act of the wrong-doer had randomly

been “right” for once and had, in turn, been awarded. No one

knows for sure.)

It was a real bliss for both the wrong-doer and the gods.

They enjoyed it while it was unquestionably true. (Maybe, if

this could somehow be repeated one more time, then a “rightdoer”

would be made out of the whole thing. Or maybe, it

would just be enough for the wrong-doer to patiently keep

inactive till some spontaneous inner rhythm for “right”

compelled him.)

But soon, the wrong-doer, the one who was ever idle

inside but could not keep passive outside, inevitably

committed an act, a simple one, in his own fashion—and once

again, (as it became apparent) because he had some cryptic

instinct dictating so, he did commit it for wrong.

This time it was such an unexpected twist contrary to the

natural flow of things that even the gods were left perplexed.

(As for the wrong-doer, he went on living the way he was

accustomed to. Moreover, already knowing how to proceed through

perplexities and vagrancies, he did exercise some random plays of

pleasure upon the default nothingness of the moment, amazing the

gods even further.)

50


www.isaretatesi.com

OKSİJEN SARHOŞU - III

Oyalanma taktikleri, yanlışlamasına egzersizler, ritmik

tekrarlar. Kestirme yolu arayan dürtü – ve boşluğun sonunu

kurcalamak.

Oksijen sarhoşuydum o zamanlar. Bir müziğim vardı:

Başdönmeleriyle çalkalanan dünyada zamanı kullanabilmek

için bir eylem jeneratörüne bel bağlamıştım; gelişigüzel

yaşıyordum. – Bir müziğim vardı.

Kauçuğa dokunduğumda yürüyüveriyordum ürperen bir

içbükeye.

Ateşi sezdiğimde, her bemolde ve diyezde organik

kokular; majör geçişlerde Himalaya kütleleri, derin nefes, iniş

çıkış ve son sürat koşu buluyordum.

Zamanı bozabileceğimi düşünmedim hiç: Beri yanım

tekinsizlik, deneyim bir membaydı.

Kıvıl kıvıl kaynıyordu içim; karnımdaki gurultular taşkın

çocuksu zevkin fantomuydu.

İpin ucunu kaçırdım. – O zaman bile katmerlendi

heyecanım.

51


www.isaretatesi.com

Sırrı kim bilir kaç kere belledim. Düştüm yollara.

Müzikle kıvranıyor, hayal meyal yaşıyordum.

52


www.isaretatesi.com

OKSİJEN SARHOŞU - IV

Kızmıyorum kendime; oksijen sarhoşuydum o zamanlar.

Tuhaf vurgularla konuşuyordum; insanlar bana ters ters

bakıyordu.

Oysa maviydi dünya – ve şeylerin düzenine göre

konuşmak zorundaydım.

Konuştuğum an unuttuğum bir dildi bu; bir kere

söylediğimi bir daha söyleyemiyordum; ama büyük bir

hevesle konuşmaktan kendimi alamıyordum.

Maviydi dünya: Etrafımı öyle güçlü bir sezinleyişim

vardı, her an yerçekimini ve yönleri, ağırlığı ve eğimi tespit

ediyor, ne zaman istesem kendimi kütlelerin arasına yerleştirip

varlığı deniyordum.

Uyduğum akımdan ve tutturduğum şiveden

vazgeçmiyor, böylece her çarpık durumda eşyanın derinlik

açılarını yakalayarak zamanın kovuklarında beliriyordum.

Sonra, kendime özgü bir es’le, susuyordum da: O

suskunun içinden gördüğüm üç beş şeyi durdurup

53


www.isaretatesi.com

sayıyordum, eğer soluğum yetiyorsa kıvılcımdaki apaçık delili

tazeliyordum.

Su içiyordum.

Kızmıyorum kendime. Hayal meyal yaşıyordum.

54


www.isaretatesi.com

SON ANDA

yeni koylar - I

Tekne iskeleden ayrılıp yola çıktı.

Epeydir ilerliyoruz. Bir saatlik mesafe katedip mola

vermeyi planlamıştık, artık zamanı geldi, gözümüze

kestirdiğimiz bir yerde durabiliriz.

Burnu geçip dümeni sancak tarafına kırıyoruz.

At nalı şeklinde bir koy değil burası, sivri bir burnun

ayırdığı birbirine bitişik iki küçük koydan oluşuyor. Biri

kayalık, uçurumlu, ağaçsız bir koy; diğeri, kıta sahanlığı

nispeten geniş, kıyısında küçük bir plajı olan, ağaçlık bir koy.

Kıyıya doğru yavaşça süzülüyor teknemiz, ama

koylardan hangisini istediğimize dair kafamızda hâlâ bir ışık

yanmış değil, öylece sürükleniyoruz: Duruma bakılırsa,

burada dümeni birinden birine son anda kırmanın hikmetini

yaşamak net bir seçim yapmaktan daha cazip.

55


www.isaretatesi.com

ERKENDEN

yeni koylar - II

Demir alıp hareket ediyoruz.

Buradan memnunduk, ama akşama kadar en az bir koy

daha görmeyi planladığımız için yola çıkıyoruz.

Deniz dalgalı. Güç bela ilerliyoruz.

Bir sonraki durak neresi olmalı? Kesin bir planımız yok;

ama daha yarım saat geçmeden bir koyu gözümüze

kestiriyoruz.

“Burası!” deyip hız kesiyor, dümeni kırıyoruz. Aslında

rastgele seçim yaptık, buranın özellikli bir koy olduğunu

söylemek güç.

Erkenden dümeni kırmış bulunduk. Demirliyoruz bile.

Belki de acele ettik, oldubittiye geldi: Koşulların

olgunlaşmamışlığını yaşamaktan başka şansımız yok şimdi, –

burada bunu sahiplenecek, abartacağız.

56


www.isaretatesi.com

ÇOK GEÇ

yeni koylar - III

Tekrar yola çıktık.

Biraz yol alıp, uygun gördüğümüz bir yere

demirleyeceğiz. Ama neresi, henüz bilmiyoruz.

Sonra haritaya bakmaya karar veriyoruz. Bir koy

belirleyerek, “Burası!” diyoruz.

Sakin, kararlı bir hızla ilerliyoruz.

Çok geçmeden yaklaşıyoruz koya.

Ama deniz hayli dalgalı, akıntı var, içeriye giriş kolay

olmayacak.

Kararsızca, suda bir müddet sürükleniyor, kritik

manevrayı kaçırıyoruz.

Mecburen iptal ediyoruz planı, dümeni koyun ağzından

dışarıya doğru kırıveriyoruz.

Yapacak tek bir şey kalıyor geriye: Tekneyi açığa almak,

mümkünse bir sonraki koy fikri olgunlaşana dek oyalanmak –

ve o sırada haritayı didik didik etmek.

57


www.isaretatesi.com

TAM ZAMANINDA

yeni koylar - IV

Adaların, kayalık yamaçların önünden geçiyoruz.

Bir saattir hareket halindeyiz.

İkindi güneşinde gördüğümüz ve içinden yol aldığımız

masmavi paftaların, ışık denizlerinin, çarpıcı sahillerin ve

engin yaz göğünün ürperişiyle dolu, kamaraya iniyorum.

Kamara korktuğum kadar sıcak değil. Bunu iki yanda

açık bulunan pencerelerin sağladığı hava akımına borçluyuz.

Ama asıl şans, geminin ardına, geride bıraktığımız suya

bakan pencereler.

Yatağa yüzüstü uzanıp başımı pencereden uzatıyorum.

Pervane, suyu karıştırıyor, ardımızda fokur fokur deniz.

Geride kalan bir saatlik yolda nefes kesici görünümler ve

tutkulu hareket duygusuyla yoğrularak âdeta haz magmasına

dönüşmüş halde, kendimi suyun fokurtusuna, sağda solda

süzülen yelkenlilere, motor yatlara, katamaranlara, akıp giden

uzak kıyılara bırakıyor, yazın ortasına yekpare bir duyarga

58


www.isaretatesi.com

gibi uzanıyorum: kaynayan deniz, dip çalkantıları, tekrarlayan

girdaplar, baloncuklar, sarsıcı rüzgâr, göz alıcı ışık, çılgın

sürat, – ses ve koku cümbüşü, – boşluk ve madde gelgiti – ve

hepsinin bileşiminden doğan nihai müzik: varlığımın bulutu,

tenim, uzuvlarım, ruhum, pırıltım, – ben, kendim…

59


www.isaretatesi.com

OKSİJEN SARHOŞU - V

Oksijen sarhoşuydum o zamanlar.

Ateşle oynuyordum. Tehlikenin farkında değildim ve

yoktu beni uyaran.

Tıss sesinden heyecan duyuyor, metal panolardan

korkuyordum. Neden öyleydi? Tüylerimin ürperişine

açıklama bulamıyordum. Pürüzlü duvara değdiğimde,

leitmotifi yakalamışçasına sarsılıyordum.

Güzeldi ışık; uğulduyordu tanyeri. Hevesliydim,

menziller peşindeydim. Vitaminlerle besleniyordum.

İşlerin tuhaf düzenini kurdum ve işlemeye bıraktım.

Uyuşuyordu ellerim, sırtım, ensem. Şimşek

hıçkırıyordum. Bir pasaj yankılanıyordu geceleyin: derinden,

uzak, amoroso. Herkes sonsuzlukla buruktu, hem iyimser hem

tekinsiz.

İkide bir fırlıyordum ayağa; yedi kıtayı ve okyanusları

çağırıyordum; karışıyordu takımyıldızlar. Tutuşan ateş, çağın

saltosuydu: kanımda kozmik bilgiler solüsyonu.

60


www.isaretatesi.com

Bir topaç çeviriyor, fırıl fırıl dönüşünden ürküp gözlerimi

kaçırıyordum. Masanın cilalı yüzeyine bir bakıyor, bir

bakamıyordum. (Şaşı gözlerimle yeni yeni boyutlar

yakalıyordum.)

Floresan aydınlığında put gibi duruyordum. Sebebi,

kaşığın dışbükeyinde araştırdığım hayvansal bilinçti belki de.

– Bir başıma, tanıksızdım.

Dışarı çıkıp sokağın başına yürüyordum, köşebaşında

lambanın turuncu aydınlığı vardı, tarifsiz ürperişlerle, kalbim

güm güm atarak, dehşet içinde yaklaşıyordum ışığa; ateşe akın

eden bir böcektim.

Hayal meyal yaşıyordum. Oksijen sarhoşuydum.

61


www.isaretatesi.com

TUHAF HUY

Yeni, tuhaf bir huy geliştirdi.

Durmak nedir bilmeyen bir problem çözücü oluyor

bazen. Koşulların onun karşısına doğrudan getirmediği, başka

yerdeki birtakım problemlere kafayı takıyor; kendisini

ilgilendirme ihtimali olmayan bu problemleri sanki en çok

kendisini ilgilendirirmişçesine üstleniyor, çözümlemeye

koyuluyor.

Neden böyle bir hummaya tutulduğu tam bir muamma.

Örneğin, Bruckner çalarken, bir parabol eğrisini zihninde

canlandırmaya, bir determinantı hesaplamaya çalışıyor. Köşe

bucağa sayılar kaydediyor. (Oysa Bruckner çalıyor.)

Ya da bir şiir dinletisinde, Éluard okunduğu sırada, o,

fizik prensiplerine başvurarak, bir uçak motorunun nasıl

ateşlenebileceğini formüle etmeye çalışıyor. (Sonu gelmez,

tekrarlarla dolu hesaplamalar yapıyor.)

Evet, uçak motorunu ateşlemeye çalışıyor.

62


www.isaretatesi.com

YAZILI DUVAR

Yaşayabilmek

ne ZOR

Çünkü

hayat

maddi

düşünceler

sözler

etkisiz

WE NEED ACTION

&

WE NEED HARD FACTS

biz zamana doğanlar

63


www.isaretatesi.com

GEMİ

Gemi günlerdir açığa demirli ve yanaşma izni bekliyor.

Yalnızca rüzgârın yönüne göre zaman zaman doğrultusu

değişiyor, onun dışında yeni bir şey yok. Ne gelen giden bir

kılavuz gemisi var, ne de bir zodyak bot. Gemi öylece duruyor.

Ama demin hava aniden kapkara bulutlarla kaplandı,

açık denizden fırtına geldi. Yağmurun, çalkantının ortasında

kalıverdi gemi.

Bu koşullarda kıyıya yanaşma izni çıkması tabii ki

beklenemez. Ama kargaşanın ortasında gemidekiler şöyle

diyor olmalı: “Bizim de bir hikâyemiz var artık!”

64


www.isaretatesi.com

ARAYIŞ

Pencereden, uzaklara dikiyorum gözümü; denizin

ufkunu tarıyorum.

Küçük bir gemi şaşırtıyor beni, dikkatim dağılıyor,

limana doğru kayıyorum.

Ama orada göreceğim bir şey yok; yalnızca pus, buğu,

bulanıklık.

Sahil yolu, dalgakıran, fener, yakındaki binaların kiremit

çatıları: Birinden diğerine, hızla zikzaklar çiziyorum.

Sonra, engin deniz, uzun soluklu bir yüzey taraması:

Yönler arasında ilgiler ve yer yer birtakım menziller bulup

dramatik nüveler yakaladıkça, içimde tuhaf bir his.

Dalgalar, köpükler, rüzgâr.

Ama asıl, gökyüzü, bulutlar atlası. – Bir o tarafa bir bu

tarafa, tüm manzarada oradan oraya gezineceğim.

Aradığım neyin bir yudumluk şurubudur ve onu,

bulduğum an nasıl bir esrime için kafama dikeceğim, ben

biliyorum.

65


www.isaretatesi.com

SINAV

Liman at nalı şeklinde.

Bir beriden öteye, bir öteden beriye, kararlı bir gözle

bakıyor: bakmanın hakkını veren, yoğun bir bakış.

Baktıkça pekiştirdiği güçlü bir rezerv olmalı.

Ama onunla yetinmeyip de aradığı başka bir şey var

herhalde ki, dalgakıranın ucuyla burundaki fener arasında bir

yay çiziyor, – sonra da o yayı alıp beriye, limanda çizdiği yayın

üzerine uzatmaya çalışıyor.

Belki de sınıyor kendini: Anlık dirim gücüne güvenip bir

düğüm mü atmaya uğraşıyor?

66


www.isaretatesi.com

İTKİ

Koşarken buluyorum kendimi. – Ansızın duruyorum.

Oturuyorum.

Tekrar ayağa fırlayıp yeniden koşmaya başlıyorum.

Durmuyorum, son sürat koşuyorum, yokuşu çıkıyorum,

merdivenleri tırmanıp taraçaya varıyorum. – Sonra aynı hızla

merdivenleri iniyorum.

Duruyorum. Hiçbir yerde değilim.

Sonra, her yere gidecekmişçesine koşmaya başlıyorum

yine.

Bunları neden mi yapıyorum?

Öylesine yapıyorum: Kafamın içinde beni ayrıksı

eylemlere zorlayan bir ateş yanıyor, esrik alevleriyle bana

durmadan komutlar veren göz kamaştırıcı ışıklar çaktırıyor.

67


www.isaretatesi.com

AN AMERICANISM

A: – “So, what I seek is an elevation. A total one. An

elevation in every sense.”

B: – “The elevator is on the other side, sir. You may take

the escalator on that side as well. Have a great day!”

A: – “Oh, OK… Umm… I better take the elevator then.

Thank you.”

(A few seconds later, walking towards the elevator & talking to

oneself.)

A: – “Yeah, sometimes you should not ask for more than

whatever comes along for your share: this is what you cannot

transcend for now –– just take the elevator at the corner and

get to the floor above.”

68


www.isaretatesi.com

OKSİJEN SARHOŞU - VI

Oksijen sarhoşuydum o zamanlar.

Rastladığım çakıl taşlarına, çalılara, çamur yığınlarına

bütün atmosferi sarmaya çalışıyor, başaramıyordum. – Bir

boşluk kalıyordu.

Yanan ateşe bakıyordum, üzerine devasa yangınları kılıf

gibi geçirmeye uğraşıyordum, – bir boşluk kalıyordu.

Neyin nesiydi o boşluk?

Denize suyun tüm yüzeyini pasparlak işaretleyerek

bakıyordum; yapabiliyordum bunu – ama az sonra geri

dönünce, yapamamış olduğumu görüyordum.

Nefesimi tutuyor, yerküreyi çevreleyecek uzunlukta bir

kuşağın iki ucunu değdirmeye çalışıyordum, son anda bir

boşluk kalıyordu.

Nefesim yetmiyordu belki de.

Kapanmayan boşluğun hata uyarısı bana erişilmez çakıl

taşını, ateşi, denizi veriyordu – ve varolmaya dair hayreti

varolamama tarafından elde edebildiğim sürece bunu

tekrarlıyor, zamanı tersine işletiyordum.

Hayal meyal yaşıyordum, oksijen sarhoşuydum.

69


www.isaretatesi.com

MAKSİMUM OLAĞAN

Boşluk.

Kütle.

Nefes.

Elektrik.

Neye elimi atsam – – neden bunca maksimum?

Yüzey, eğim, rüzgâr, ufuk:

maksimum! maksimum! maksimum! maksimum!

“Demek ki tüm şeylerin olağanı bu, – ve

biz her nasıl bir olağandışılıktan geri

dönüyorsak, – şimdi nihayet, olağanın ta

kendisi maksimum.”

70


www.isaretatesi.com

DENEYİM

Bulunduğum yer, deneyimsiz.

Otoparkta, arabamdayım. Hava karanlık. Boşluktayım:

Burası deneyimsiz.

Aşağısı koruluk. – Bas bir ses: Orası korku, tehlike.

Sol tarafımda ışıkları yanan spor salonu. – Tiz bir ses:

Orası bozuluş, çürüme.

Arka tarafımda anayol çıkışı. – Fısıltı, boğuk bir çığlık:

Belirsizlik, belki kaza.

Sağımda yokuş; yokuşun aşağısında renkli lambalarıyla

mahalle parkı. – Mi sol fa: Yakınlaşma, aidiyet, ısı.

Bunların hepsi deneyim işaretleri.

Tam benim bulunduğum yer, deneyimsiz.

Tekrar bakınıyorum: Hangi yön bana vaat ettiği

deneyimin garantisini veriyorsa o yöne gideceğim.

71


www.isaretatesi.com

OKSİJEN SARHOŞU - VII

Toni Prats. Dünyaya bir kere geldin, Real Betis

Balompié’nin kalecisi oldun.

Yıllarca oynayıp sonunda jübile yaptın.

Evinde, odada oturuyorsun şimdi.

Neden buradasın şu an ve başka bir yerde değilsin?

Belki yine Real Betis’in kalecisi olmak isterdin. Artık

imkânsız.

Odada bir başınasın. Zaman ve mekân şüpheye yer

bırakmayacak derecede gerçek. – Buraya hangi yoldan

gelmiştin?

Belki de her şey, Santiago Bernabéu’da Real Madrid’e

serbest vuruş golü attığın o büyülü anda olduğu gibi

kalmalıydı. Dakika 84: O dakika hiç geçmemeliydi. Sonsuza

dek o dakikanın koşulları yaşanmalı, evrenin tarihi Dakika

84’ten ibaret olmalıydı.

Ama geçti, gitti. Odada bir başınasın. Seni buraya getiren

öyküyü yeniden yaşayamazsın. Hatta şu an evden dışarıya

72


www.isaretatesi.com

çıkıp geri gelsen, bu odada oluşunun koşullarını bile yeniden

yaşayamazsın. Her şey o denli bir kerelik.

Burada oluşunu hiçbir şey değiştiremez.

Yerinden kımıldamıyorsun.

Sabret, kımıldama, bekle: Zaman ve mekân yoğun, –

boşver Dakika 84’ü, – belli ki sana şu dakikaya dair bir sır

söylenecek, – ramak var.

Oksijen sarhoşusun sen!

73


www.isaretatesi.com

AYRICALIK

-şair olmak-

“A great man does not wake up on some fine morning and

say, ‘I am full of life, I will go to sea and find an Antarctic

continent: to-day I will square the circle: I will ransack

botany and find a new food for man: I have a new

architecture in my mind: I foresee a new mechanic power’:

no, but he finds himself in the river of the thoughts and

events, forced onward by the ideas and necessities of his

contemporaries.” – R.W.E., ‘Shakespeare; or, the Poet’

Tam şu anda büyük bir iş kuruyorum. Evet,

tam şu anda. Tam şu an başka bir ülkeye göç

ediyor, yeni bir hayata başlıyorum. Bu odadan

tam şu an hareket ediyor, okyanusa açılıyor,

keşif yapıyor; laboratuvarda deneyler, icatlar

yapıyor, kahraman oluyorum.

Tam şu an, bir hamlede sıçrama yapıyor,

her neyi seçsem başarıyorum. Yolum açık.

Çünkü; her edim somut koşullar üzerinden

bir amacı kovalar ve bunu yaparken bir

kaynaktan beslenir, evet, ama ben şu an onun

74


www.isaretatesi.com

da ötesinde, kaynağın özünü, yani amaçları

türeten en iç çekirdeği ateşleyebildiğim için,

seçimimin gerçekliğinden bağımsız olarak

dünyanın mutlak onayını alıyorum. Her şey

benim için meşru şimdi; kestirme yoldan

erişiyorum girişimlerin arka planına;

gerçekten göç etmesem, iş kurmasam, kâşif ya

da mucit olmasam da olur: Çekirdekle ilişkim

canlı nasılsa, – hem de bunların herhangi

birini gerçekten yapmaya kalksam kısa sürede

sönebilecek biçimde!

75


www.isaretatesi.com

OVERPLAY

Nefesini tuttu, – ama nefesini tutmuş olmakla

yetinmeyip, o nefeste kararlaştırılmış bir yolculuğa

çıkarmışcasına, tinin Ekvator’unu çepeçevre turladı.

(Oradaydı: Geri dönmüştü, – zaman geçmiş miydi?)

Elini yumruk yaptı. Serçe parmağını çıkarıp oynattı, –

ama bunun yalnızca bir parmak oynatış olmasıyla yetinmeyip

kıtaları tık diye sarsmayı, kutuptan aya uzanan bir doğrultu

üzerinde yeni bir eğim yaratmayı aradı. – Ürperticiydi

dünyanın boğuk sessizliği.

Mekân değiştirdi: Karanlıktı salon, koltuktan kalktı,

koridordan geçip arka odaya gitti. Kulakları çınladı; dörtduvar

arasında ufku düşünüp, bir bilgisayar programı çalıştırmak

kadar basitmişçesine, okyanusa dair kısa bir simülasyona

daldı. – Sıvı yoğunluğunda bir sezgiydi bu; dümeni bir o yana,

bir bu yana kırdı.

Sonra sessizliği buldu bir an, ama sessizliğe dayanamadı.

Tıss sesine bile ölçü ölçü, senfonik pasajlarla, rastgele ses

motifleriyle müdahale etti.

Birdenbire alev alevdi tüm oda, duvarları ateş çarşafları

kaplamıştı. Yangının ortasındaydı; ama yanıp kavrulmuyordu!

76


www.isaretatesi.com

– Yansam mı, yanmasam mı, diye düşündü: Tutar mı tutmaz mı

bilinmez, – en iyi yangın için, bildiği tüm infilakları, magmayı,

süpernovayı çağırdı.

77


www.isaretatesi.com

GÜNEŞİ DUYMAK

Öğle sıcağında kumlara uzandı sırtüstü.

Yumuluydu gözleri; güneşi duymak istedi.

Tam, eksiksiz bir duyum aradı; göz kapaklarının içinde

bir güneş izi görüyordu, ama imgeleme dayalı, hayli soyut bir

duyumdu bu.

Tabii bir de tenindeki ısı vardı, ama o da uzaktan

hissettiği sıcaklıktı, güneşin kendisi değil.

O halde güneşi doğrudan duymaya yönelik bir hassaslığı

nasıl geliştirecekti?

Havaya bir duyarga uzattı, ya da uzatmış gibi hissetti;

ama varla yok arası bu tinsel duyarga da daha güneşe

yaklaşamadan kavrulup gitti.

Nasıl duyacaktı güneşi? Yoksa, tam da o tinsel uzantının

yanıp kavrulmasından mı anlaşılacaktı o duyum?

(Güneşi duyabilmiş miydi, duyamamış mıydı?)

78


www.isaretatesi.com

DOĞURTMAK

Güneşin vurduğu yamaçta üç boz tümsek, aralarındaki

kuytuda seyrek bir koruluk. Bir zorunlulukmuşçasına,

manzaraya bir kanyon, bir uçurum, bir volkan heybeti

yakıştırmaya çalışıyorum.

Belki yarım saat kalıyorum manzaranın karşısında,

havayı, ışığı, engebeleri inceliyorum, kütleyi ve boşlukları

yoklayıp, eğimi, yüksekliği, doğrultuları ve bakıyı tartıyorum,

varlığı sınıyorum. – Ama bu uzatmalı mesaiye rağmen tatmin

edici bir sonuç elde edemiyorum.

Ta ki tümsekler arasındaki boşluğu yumruk gibi sıkıp,

üzerine gökten elektrikli bir tavan eğerek kuytuda suyun

ruhuna dokunana dek: O an anlıyorum ki, hepsi yamaçta

gözümden kaçan pul kadar bir kızıllığı yakalayabilmek

içinmiş.

Hiçbir şeye gebe olmayan birinin, zorlayarak, hayret

verici bir biçimde doğurması bu!

79


www.isaretatesi.com

SEYİR VE KIPIRTI

Ne yapıyorum?

Açıktaki gemiye bakıyorum,

–– tabii bir gemiyse o,

–– bir geminin “ne olabilirdi”si değilse,

–– hatta geminin ne olmadığı değilse!

Bakıyorum, bakıyorum;

göremediklerimi görmeye çabalarken

gördüklerimi göremez oluyorum:

böyledir hep –– gözden kaçırdıklarını

görmeye çalışan,

gördüklerini kaçırır gözden!

Hep göreyim dersem

hep görüyorum,

–– ama gördüğüm,

dünyanın çarkları, kolları, pistonları,

baştan başa mekaniği:

80


www.isaretatesi.com

–– seyredile seyredile

döngüsü sona dayanmış

deus machina!

“Durmaktan usanmadın mı?

Seyretmeyi bırak da harekete geç

–– ve bunu nasıl yaparsan yap!”

Ne yapıyorum?

Hiçbir dayanak yokken, içimde rastgele,

“yanmaya üşenmeyecek bir ateş” yakıyorum,

–– kıpırdanıp harekete geçiyorum,

–– hop, kolumu şöyle,

bacağımı böyle atıyorum,

fır dönüp zıplıyorum,

–– madem dans edeceğim

ama o bir vecd dansı değil,

–– o halde hop! hop! hop!

bari deli dansı yapıyorum!

81


www.isaretatesi.com

KOŞU

Sırtımda eşek ölüsü gibi ağır bir cübbe, tenim kaskatı,

gözlerim boş boş bakarak, – geceye doğru yaptığım hamle, –

karanlığa dalışım, – pürüzlü havaya sürtüne sürtüne, – bir

saniyeye bir asrın özetini sığdırmışçasına, – tek bir zerre bile

zevk ödülü yokken, – – daha ilk adımından en uçları isteyen

bir koşuya kalkışım!

Kendisi değilse bile önü ardı sonsuzdur her şeyin: Zorlama bir

edimde bile, – bir birimlik alanda, – ezelî ve ebedî gizemi

dirimin!

82


www.isaretatesi.com

TROPİK

Sabah erken vakit, boşlukta gür, yemyeşil bir cangıl

köşesinin boy attığını gördü. Birdenbire oldu bu. – Ama o

capcanlı köşeyi kısa süre sonra üzerinden dev bir silindir

geçirerek dümdüz etti.

Sonra tam olarak aynı noktada, o silindirin üzerinden

başka bir silindiri, onun üzerinden bir başkasını ve art arda her

birinin üzerinden başkalarını geçirdi (bunu saatlerce yaptı),

geriye enkazdan başkasını bırakmayana dek hepsini dümdüz

etti (son süper silindir de her nasılsa o silindir mezarlığının

üzerinde kendi kendini imha etti) – ve ardından uzun, pek

uzun bir süre, o hurdalıktan tekrar yemyeşil, capcanlı bir

cangılın boy atmasını bekledi.

Onun günü böyle bir yıkımla yaşamayı uygun görmesini

yadırgayabilirsiniz, ama hep cangıl olasılığının etrafında

döndüğüne göre, tropik bir iklimde yaşayıp beklentilerinde

sürekli haklı çıkıyor olmalı.

83


www.isaretatesi.com

KAZI

Taş kesmişti havaküre. Nefes alamıyordum.

Bulunduğum yerden başlayarak, olanca hızımla etrafımı

kazmaya, tüneller açmaya başladım. Böylece yeterli hava

dolaşımını sağlayabilirim diye düşündüm.

Ama ne zaman ki kazdığım tüneller uç uca eklenerek dev

bir galeriye dönüştü ve hepsini birbirine bağlamayı başardım,

anladım ki asıl mesele, hava dolaşımını sağlamak değil, o hava

dolaşımı sayesinde bir ses döngüsü kurmak ve içeride müzikli

bir tını yankılandığını duymakmış.

Ve nefes aldım: Başladı moto perpetuo.

84


www.isaretatesi.com

85


www.isaretatesi.com

CRÊDO

86


www.isaretatesi.com

87


www.isaretatesi.com

HOMEOSTASIS - III

Bu durum, – en basit, gündelik bir uğraşın meşguliyetiyle

olayların ve eylemlerin çalkantısı içine atılmışken, varoluşun

büyük tablolarını aklında tutmak, bundan başkasını

düşünmüyor olmakla ilgilidir.

Bu durum, – hiçbir gerekçe yokken bile, sınırlı bir alanda

nesneler arasında (– bir ayna, – bir çiçek saksısı, – bir duvar,)

bir anda fırtına koparabilmekle ilgilidir.

Bu durum, – tek bir nesnede (örneğin, bir trafik levhası,

ya da bir büst) sonsuzu görebilmek, – onda sonsuzu

göremiyorken (hatta sırf sonluyu, sonu görüyorken) bile, onun

önünde ve ardında sonsuzu görebilmekle ilgilidir.

Bu durum, – zamana ve mekâna dair basit bir inançla

ilgilidir.

88


www.isaretatesi.com

HOMEOSTASIS - IV

Bu durum, – kanı ateşle, soluğu rüzgârla yürütmekle; teni

ve dokuyu zekâya, duyuma son hız koşturmakla; bunu

yaptıran dürtüyü taşımakla ilgilidir.

Bu durum, – yönleri şaşırmak, sağ sol yapmak, manyetik

titreşimlerle boşluğu eşeleyip düğümler bulmakla ilgilidir.

Bu durum, – olanakları bir zirve hazırlığı için

örgütlerken, araçları, niyetleri, etkenleri ve çekim

doğrultularını zamanın atlası üzerinde kuşkucu bir sezgiyle

oynatıp ayarlamakla ilgilidir.

Bu durum, – varlığın hacmini birim birim işleyip

kodlayarak (taşların ve bitkilerin dibinde, kayalıkların önünde,

körfezin üzerinde) müziği yoğunlaştırmakla ilgilidir.

89


www.isaretatesi.com

HOMEOSTASIS - V

Bu durum, – ısıdır, kıvılcımdır, elektriktir; ucundan

yakaladığın imgelerin devamını getiremezken bile, görmeye,

işitmeye, dokunsallığa dair sıradışı bir yetiyi kaybetmediğini

anlık ürperiş ve kıpırtılarla doğrulamakla ilgilidir.

Bu durum, – yaşantının boyutundan bağımsız olarak,

bulunduğun yerden sürekli stratosferi solumak, yüksekler

sarhoşu olmakla ilgilidir.

Bu durum, – ölü maddeyi canlandırmak adına neyi nasıl

bir spazmla neresinden yakalayacağını bilmekle, bunu belli bir

ritme göre ısrarla yapmakla ilgilidir.

Bu durum, – ufukta bir ateş yakmak ve menzili oraya

koymakla, bunun kesin iradesini geliştirmiş olmakla ilgilidir.

90


www.isaretatesi.com

YÜZEYLER

I. Su. – Ucu bucağı görünmeyen, sakin, şıpırtılı suların

ortasında duruyor, dipteki bir kaya kütlesine çıkmış, beline

kadar ıslak. Suda olmaktan memnun. Büsbütün zamanın

dokusuna ait hissediyor kendini. – Bir an için bir ses, ona,

“Belki de sis olduğundan göremiyorsundur suyun ucunu

bucağını; etrafını duyumsa; belki de burası bir göldür ve

suyun sınırı az ileridedir, kalemle çizilmiş gibi” diyor. Ama o,

kulak asmıyor: Biliyor ki, sese uysa ve kendisine sunulanın

ötesine geçmeye kalksa, sular benliğinde bir anda daracık bir

kabın içine (oradan kolay kolay çıkamayacak şekilde)

hapsolur.

II. Küp. – Uğraşın benzersiz değeri, sağladığı tatmin

duygusu sayesinde şu an burada oluşumu halkı çıkarmasında

yatıyor. Elimde bir Rubik küp, onu evirip çevirdikçe tuhaf bir

auraya bürünüyorum, bedenimden mekânın derinliğine sıra

sıra çemberler uzandığını hissediyorum. – Ya küpü elimden

bıraksam ve dış çemberlere doğru uzansam? Bunu yaptığım an

sadece en iç çemberin varolduğu gerçeğiyle karşı karşıya

kalabilirim; o yüzden, halimden hoşnut, küple oynamaya

91


www.isaretatesi.com

devam ediyorum – ve bunları tümden bilincinde olarak

yapsam da varlık koşullarım lekelenmiyor.

III. Madde. – Cisimler var. Belki kendi içlerinde ölü ve

tanımsız olabilirlerdi, âtıl birer yumru olabilirlerdi, ama öyle

değiller. Hepsi de madde olmanın, evrende birer öge olmanın

işaretiyle işaretli. – Ama başka bir olasılık; bunların hepsi

karşı-madde olmakla işaretli olup feci bir yokluk evrenini

haber veriyor olabilirdi. İki olasılık eşit derecede ağırlık

kazanabilirdi. – Gene de, nereden sahip olduğumu bilmediğim

güçlü bir beğeniyle maddeye, pozitif işaretlere meylediyorum

ve sırf öylesini tercih ettiğim için varlıkların belli bir silsile

halinde sıralandığını görüyorum. Budur derin derin

soluduğum gecenin havası.

IV. Dönemeç. – Hayır, bu defa da yanılmıyorum. O

dönemece geri dönmeyeceğim. Az önceydi orası; gece

yürüyüşümün yoğunluğunu sürdürmesi için oraya geri

dönmeye ihtiyacım yok. – Evet, ılık, hoş, elektrikli bir

dönemeçti orası; sokak lambasının kehribar rengi aydınlığında

duvardaki loş kovuğu, içindeki hiper rengi görmüştüm. Gece

yürüyüşüm çarpıcı aşamalarla ilerliyor ve evet, o dönemeç de

tartışmasız bir zirveydi. Ama geri dönmeyeceğim; kovuktaki

renk sahiden bir zirve miydi diye bir kere daha kontrol

etmeyeceğim. Gerek yok buna. Yürüyüşüm ileri yönlü:

Zamana ilmek atmaya çalışmayacağım.

* * *

Credo. – Yüzeylerle yetinebilirim. Bir şişe mantarı gibi,

yüzeyde kalabilirim. Koşulların canlı dokusunun ardında,

92


www.isaretatesi.com

derinlerde atmaya devam etsin zamanın nabzı. Onu nasıl ihlâl

etmeyeceğimi biliyorum: Hazzın kaynağına nasıl zarar

vermeyebileceğime dair bir sır söylenmiş bana.

93


www.isaretatesi.com

TEK IŞIK

Işık güzel gösteriyordu cisimleri. Tek bir kaynaktan

onları aydınlatıyor, konturları içinde vurguluyor, zamana

capcanlı koyuyordu.

Işıktaki meziyete inandım. Her şey güzeldi ışıkta.

Keramet ışığın kendisindeydi.

Çoğalttım ışığı. Yapabildim bunu. Her yandan çok

sayıda, çeşit çeşit ışık kaynakları türettim, aydınlattım

cisimleri, etrafı ışıl ışıl yaptım.

Fakat tam da etraf ışığa boğulduğunda hiçbir cismi

göremez oldum: Işık öyle yoğun, öyle keskindi ki,

seçilemiyordu cisimler. Onca ışıkta, kör edici parlaklıkta ne

yapılabilirdi?

Cisimler gerekliydi bana.

Şimdi bir bir söndürüyorum ışık kaynaklarını; baştaki

aydınlığı arıyorum. Bu defa hem ışığa hem de karanlığa dair

bütün becerimi konuşturuyorum: İnanıyorum ki, cisme olan

inancımı tazeleyebilirsem, zamanın içinde kendi sonsuz

ışığıyla belirecek varlık.

94


www.isaretatesi.com

NEO - I

gelecek şiiri - I

istasyonlara

gideceğiz yine ––

bilet alıp

hareket saatini bekleyeceğiz ––

niceleri olacak bizim gibi

ama aynı yolun yolcusu

olduğumuz taşıtlar

bizi artık gecenin karanlığında değil

uzayın karanlığında gezdirecek ––

bir gezegenden bir başka gezegene uçacağız

ve o zaman da hepimiz

şimdi olduğu gibi

yaşadığımızın ne olduğunu

anlamaya çalışıp

95


www.isaretatesi.com

cisimlere, boşluğa ve birbirimize

bakacağız, bakacağız

96


www.isaretatesi.com

NEO - II

gelecek şiiri - II

boşuna değil ––

saat geç, hava buz gibi demeyip

geceye yürümekten çekinmeyişimiz ––

dönemeçte belirip

kendimizi yokuş aşağı

salıverişimiz.

duvardan mavi gölgemizle süzülüp

ağaç dallarını sarsarak

yerde ince ince akan sudan

keskin bir hız alıyoruz

–– ve rüzgâr kaykayıyla

anten kulelerinin olduğu uzak tepeye

ışınlanıveriyoruz

97


www.isaretatesi.com

NEO - III

gelecek şiiri - III

Uyanıyorum ki kollarım birer manyetik değnek. Havada

sintizayzırın acayip sesleri, gıcırtılar, tıkırtılar, çınıltılar, can

çekişen saksofon. Gecenin kara mimarisine, sureti olmayan taç

kapıya bakıyorum. Oturmuşum pilot koltuğuna – yüksek

irtifada motorlar istop. Süzülüyorum boşlukta. Karanlığın

ucunda belki de okyanus kıyısı, soluk bir kıta başlangıcı.

Buzullar belki de, belli belirsiz kutup ışıkları, belki de

Antarktika. Işınlanmaya can atıyorum gecede açtığım

koridorlarda. Kıvrandıran fragmanlarıyla dönüşümün. Başka

evren tayfları, organik heyula, yamalı bir vecd. Belki de hepsi

dijital bir poster panoda, – varlığa damga.

98


www.isaretatesi.com

NEO - IV

gelecek şiiri - IV

Şaşırtıyorlar, tepki vermiyorum. Beğeniliyor tavrım. Oysa

yüzüm bir mask. Morlu, sarılı, mavili neon ışıkların

ortasındayım. Tenimde en ufak bir kıpırtı, seğirme yok.

Kamera çekiyor yakından, ekranı kaplıyorum – yirmi

saniyeliğine real time seyrediyor âlem. Nihayet dudaklarımı

aralayıp biricik bir ses, bir accent grave fısıldıyorum, flaş

patlıyor karanlıktan: Varlıklar arasında ideal pozum. Çelişki

doğmadan alıyorlar beni hemen. Laboratuvardayım. Uzay

boşluğuna bakıyor deney koltuğu. Kafamda elektrotlar, uzak

girdapsı bir nebulaya faltaşı gibi açılmış gözlerle

bakakalmışım, hayvansal bir iştahla yutkunuyorum.

99


www.isaretatesi.com

NEO - V

gelecek şiiri - V

köpük köpük kabarıyor

silolar, kazanlar, hangarlar,

yığılıyor tüpler, tanklar, bacalar,

dallanıp budaklanıyor

borular, konveyörler, raylar,

ağ gibi sarıyor boşluğu

tüneller, santraller, motorlar,

fırlatma rampaları, platformlar ––

masada oturmuş

ahşabın kara beneğine

bakıyorum şu an ––

galaksiler, asteroitler, karadelikler arasında

uzak bir pulsara bakıyorum

başka bir zaman.

100


www.isaretatesi.com

DÜZEY

Alt tarafı, iki şeyden birini seçecektin. Basit, anlık bir

seçimdi bu; aynı odaya çıkan iki kapının birinden geçmek,

aynı manzarayı gören yan yana iki pencerenin birinden

bakmak, aynı odadaki yan yana iki koltuktan birine oturmak

gibiydi; denkler arasında bir seçimdi. Bu denli basit bir seçimin

hayatiyet taşıyor olabileceğine dair en ufak bir emare

görmemiştin.

Öte yandan, gecenin derinliğinde seni capcanlı kılan

yoğun, özel bir sezgiyle, o sezginin sırrıyla doluydun ve asıl

hayatiyet burada yatıyordu. Tek gözettiğin, bunu korumaktı.

Hazzın kıyısında nefes nefeseydin.

Sonuçta bir kapıdan geçtin, bir pencereden baktın,

koltuklardan birine oturdun – ama doğrusu veya yanlışı

olamayacak olan bu seçimlerin her biri, sana sendeki o yoğun

sezginin hayata pamuk ipliğiyle bağlı olduğunu gösterdi. – Bir

anda dehşete kapıldın.

Seçimlerinin her halükârda ya vecdle ya azapla sonuçlanacağı

bu yüksek düzeyi, sonu gelmez taleplerinle, sen istemiştin.

101


www.isaretatesi.com

TWINS

Eternally here. One twin, and then the other — one after

the other. On the same bench, here, in the corner of the park,

identical.

Since their birth, they are marked — with double

existence. Hence they are recognized. Here where they are,

they are infinitely magnetic — and self-repetitive & recurring.

Like everyone else, they are equipped with eyes. (They

are equipped with a YES). But they only have their eyes when

they see clearly and intensely. (Then, they do have their YES.)

Otherwise, they do not. And if not, there is no point in forcing

a sight. (Then, they do have a “no-point” — a NOT.)

They are dense, very dense within their volume — as

identical twins.

How electric they are… How here they are… And how

not here if not now…

102


www.isaretatesi.com

They are here! – Thank God, they are eternally here.

(They are kins to that guy who instantly

goes mad with fury when unable to repeat an

authentic sound, reinforce an image, or mimic

a flicker. That Dionysus guy, so obsessed and

fascinated with sounds, images and flickers,

is currently a myth — a myth merely.)

103


www.isaretatesi.com

ATEŞ ADAMI

Durdurabilene aşk olsun: Her an etkin, kıpır kıpır, bir

şeyden diğerine geçiyor, – durmuyor, durduramıyor kendini,

oradan oraya ilerliyor, – tam bir eylem santrali, – sayısız

hamleyi art arda sıralıyor!

Bir ateş adamı o… Yakıyor her şeyi, – başka her şey

(ötekiler! bütün yananlar!) bunun farkında; ama o, kendi

ateşine tanık değil.

Gene de eylemsizliğe karşı eyleme inanıyor, – her şeyi

yakıp kavursa da umurunda olmaz, – harekete bel bağlamış,

son sürat, doludizgin, tempo feroce ilerliyor!

104


www.isaretatesi.com

SON

Neydi yüzüm güneye dönükken doğuda gürül gürül

yandığını duyduğum büyük son?

Neydi orada duyduğum uğultu, alkış, davul sesleri ve

yaylılar – – tutti, dalga dalga?

Orayı düşünerek koşuyorum burada – son hız, – varlığın

her yönde tamamlanışını ararcasına!

105


www.isaretatesi.com

PROVA

Hava kararalı birkaç saat oldu.

Ama sanki birkaç saattir hep aynı karanlık. Gece takılıp

kalmış.

Derken anlıyorum bunun böyle olamayacağını, değişimin

kaçınılmaz olduğunu. Hafızam geri geliyor: Görüyorum kara

ironiden bir çıkış olduğunu.

Değişiyor bir şeyler. Daha birkaç dakika öncesine kadar

varolmayan yepyeni bir dünyanın uyanmaya başladığını

hissediyorum. Pek belli belirsiz, ama bir şeyler çiçekleniyor

karanlıkta, derinde, cisimlerin özünde, ötede. Lambalarda yeni

bir ışık, toprakta yeni bir nem, ağaçlarda yeni bir ısı, havada

yeni bir koku.

Ama her şey çok taze henüz. Daha içinde olmadığım bir

dünya bu. İçinde olabileceğimi ima eden bir dünyayla

ürperiyorum, – ben gece yaratığı.

Mekânda paralel bir evren doğuyor sanki; tek evrende,

birinin içinde olduğum, diğerinin ise içinde olabileceğim iki

evren. – Bir hamle yapıyorum, basit bir dürtüyle bir tür varlık

106


www.isaretatesi.com

provası, – güçlü bir sezgiyle tetikleniyor kıvılcım, kıpırtı, dirim

– ve anlık, zorlu ilgi: İçinde olabileceğim öteki evrende her şey daha

derin, daha elektrikli.

107


www.isaretatesi.com

DIALOGUE DIVINE

THERE WAS

THIS NEW GOD

SAYING

“NO ROOM”

AND KEPT SAYING

“NO ROOM

FOR SEASONS —

NO ROOM

FOR TURNS —

NO ROOM

FOR THE OTHER —

NO ROOM

FOR WHATEVER —

NO ROOM

FOR ROOMS.”

AND TO HIM

I FAITHFULLY SAID

108


www.isaretatesi.com

“NO GOD

— YET.

NO TIME

FOR ANY GOD.”

AND KEPT SAYING

“NEW ROOM.”

109


www.isaretatesi.com

GECENİN DOKUSU

Otur. – Kalk.

Sus. Gecedir. – Yürü.

Dur. – Dön.

Ufka bak. – Manzaraya sırtını dön.

Ama ister su iç, ister zehir, – hepsi gecenin dokusunu

zedelemek ya da zedelememekle ilgilidir!

110


www.isaretatesi.com

KİLİT NOKTA

Dağın eteğindeki

kente bakıyor,

birazdan dışarı çıkıp

yürüyeceği kente ––

eğer ki manzarada

hangi renk, kütle, ışık, yön ilişkilerinin

olay ve kaza sonuçları türettiğini

her geçişte yakaladığı

kilit noktadan gözlerini ayırabilirse!

111


www.isaretatesi.com

BEYAZLIK

Güneşin ara ara göründüğü bulutlu, rüzgârlı, soğuk

günde kayalıklardaki taraçada durmuşsun, deniz yüzeyinin

yansıttığı mavi, yeşil, karanlık renk tonlarına, her bölgedeki,

her aralıktaki geçişlere, alacalara bakıyorsun.

Bu detaylı, değişken, çarpıcı manzarada aradığın, seni

alıp, mahşerî çağrışımların ötesinde, şimdiki halinden

yukarılara taşıyacak bir şey.

Mavinin, yeşilin, grinin ve siyahın tonlarında ürpere

ürpere geziniyorsun; kasvetli bir dokuya ait hepsi.

“Peki, ya açıktaki şu parlak beyazlık? Aradığın karşıtlığın,

suya böyle, bir COSCO tankerinin bordasından yansıyacağını bekler

miydin?

“Peki, ya diğeri; şu ilerideki, daha da parlak olan beyazlık? Belli

ki yukarıdaki bulutun yansıması o!

“Ya şu sonuncusu; en uzakta, ufka en yakın, neredeyse en

karanlık bölgede en gümüşsü ışıltıyla, genişlemesine parlayan? Belli

ki o da bir bulutun, ama daha büyük, daha parlak bir bulutun

112


www.isaretatesi.com

yansıması. Şu yukarıdakiler içinde kim bilir hangisinin… Belki de

hepsinden yukarıda, buradan görünmeyen bir tanesinin. Belli ki o

beyazlık ancak böyle bir yansımanın çağrıştırıyor olabileceği yüksek,

daha yüksek bir kaynağa, en yüksek kaynağa ait!”

113


www.isaretatesi.com

NEFES

Denize koştum, ışığa aç. Yönümü şaşırdım; tek bir yanı

değil, her yanı istedim. Gemideydim: harekete güdümlü,

sabırsız. Her an, bulunduğum ânın dışına çıktım: ya ileri

gittim, ya geriden geldim. Gemi suları yararken, ufku aradım;

bir iskeleden diğerine, sancılı, nefes nefeseydim.

Duraksamalar çağlar boyuydu, – ilerleyiş ise ışık hızı

beklentisiyle paramparça. Güneş büyüktü; hınçtı güneş. Çılgın

bir Titan gibi vardım adaya, gazabın eşiğinde, tutkum

çığırından çıkmış. Bir büyüdüm, bir küçüldüm. Bir dur, bir

kalk. – San Fermin boğası gibi koştum sokaklarda, durmadım:

Tepelere koştum, yaşamla azgın – salt irade. Bir zirveden

diğerine, dinlenmeksizin kaçtım. Adanın ucundan diğer adaya

alev alev baktım.

Bir yorumdu bu: mahşerî şehvet ve Dionysos.

Hepsi bir nefesi içime çekmek, tutmak ve bırakmakla

ilgiliydi, – tek bir devasa nefes.

114


www.isaretatesi.com

BESİN

Önce böceklerle başladım – ben, sürüngen: Karınca,

sinek, çekirge yedim. Sonra tırtıllar, solucanlar, sülükler.

Ardından, kemirgenler: fare, sıçan, sincap. Neyi yakaladıysam

yedim.

Hâlâ açtım. Suya daldım, balık yedim, karides, yengeç.

Çıktım sudan, avladım serçeyi, kumruyu, martıyı. Kıra

koştum: tavşan, ördek, keklik. Hepsini lüplettim!

Yetmedi. Sonsuzdu iştahım; bir süreliğine açlığımı

bastırdı her av, ama doymadım; o iri lokmayı bir türlü bulup

yutamadım. (Ama azar azar da olsa düzenli beslendiğimden,

bitkin düşmedim.)

Sonunda bir boğa yuttum! Nasıl yaptığımı sormayın,

yakalamanın da yemenin de hiç kolay olmadığını tahmin

edebilirsiniz; ama doyduğum kesin. Midemin aradığı şey

buydu: kanlı canlı, gürbüz bir boğa…

Sindirim uykusuna yatıyorum şimdi. Ben ki iri bir

pitonum, – uykumdan bir ejderha olarak uyanacağıma

inanıyorum!

115


www.isaretatesi.com

DOMİNO

Yerde dizili domino taşları tüm odayı kaplamış. İlk taş

devrildiği an gerisi gelecek. Ya bir uçtan, ya diğer uçtan.

Hepimiz dikkat kesilmişiz. Gözümüz taşlarda. Ama en

ufak bir kıpırtı yok. İhtiyacımız olan da bu, ufacık bir kıpırtı,

ama o kıpırtı henüz yok.

Tek bir dokunuş yeter. Bu taşlarda nasıl bir gizil güç

olduğunu hepimiz biliyoruz. Gözümüzü dört açmışız, hep

beraber o can alıcı ânın gelmesini bekliyoruz. Çıldırtan bir

bekleyiş bu. Daha ne kadar sürecek?

Bizler, domino taşlarının durgunluğunu tüm koşulların

gebeliğine yoranlar; bizler, ilk taşı devirmeye cesaret

edemeyip, eli kolu bağlı, bunun kendiliğinden olmasını

bekleyenler; bizler, pürdikkat, nefes nefese, saniyeleri sayanlar!

Belli ki bu tek dokunuş için bizler, olanlar dünyasının basit

mimarisini olmayanlar dünyasının karmaşıklığından kuran

gizli elin uzanmasını ve parmağını baştaki domino taşına (bize

doğru uzatırmışçasına) uzatmasını, böylece hepimizin parmağı

için birer dokunuş olmasını bekliyoruz…

116


www.isaretatesi.com

DÖNÜŞÜM

Görüyorum ki takılıp kalmışsın. İlerlemeyi deniyorsun

her an, her yandan, ama buradan bir milim ilerleyemezsin,

boşuna zorlama. Planladığın değişim sana göre değil: Benliğin,

üzerine giydirmek istediğin, adına felsefe dediğin bu deli

gömleğini kabul etmeyecek.

Senin bu programlılığın, ruhun doğasına aykırı – hele ki

bir dönüşümse gerçekleştirmek istediğin! (Bir bak bakalım:

Nihai bir dirençten başka, spontan olan ne kaldı?)

Hatta bir başkalaşım arıyorsun sen! – Oysa balık balıktır;

kuş kuştur; at attır; kedi de kedi: Tabiatında başkalaşım

olmayan bir varlık, başkalaşıma nasıl zorlansın?

117


www.isaretatesi.com

MOTOR

köşe bucak ışık,

her şey ışık

–– varlığın motorunu

ateşliyorum.

döndüğüm yönün

kokusunu duyuyorum ––

yaşam parlak bir yöntem

–– varlığın motorunu

ateşliyorum.

şimşek tenimde spazm,

öteye ışınlanıyorum ––

hem menzildeyim hem başlangıçta

–– varlığın motorunu

ateşliyorum.

118


www.isaretatesi.com

döngüleri yakalayıp

çarkı çeviriyorum ––

kıvılcımı parlıyor zamanın

–– varlığın motorunu

ateşliyorum.

sokağın köşesinde beliriyor

alan derinliği,

duvarın dibinde

heykel gibi duruyorum ––

çeperi her yandan zorluyorum

–– varlığın motorunu

ateşliyorum.

uç uca sıralanıyor

deniz, ada, tepe, uçurum ––

yankılanıyor drama

–– varlığın motorunu

ateşliyorum.

uzak gemide

tetikleniyor ivme,

bulutlar arasında

119


www.isaretatesi.com

kuruluyor plan,

güneşi altın ışıltılarla yakalıyorum

–– varlığın motorunu

ateşliyorum.

başımı çevirip

ufuktaki lekeyi görüyorum ––

çağın mührü yansıyor

–– varlığın motorunu

ateşliyorum.

susuyorum ––

sırrı saklıyorum vargücümle

–– varlığın motorunu

ateşliyorum.

120


www.isaretatesi.com

SEMBOL

Mekânı duyuyor musun? Yönleri ve boşluğu seziyor musun?

Yüzeylere sokuluyor musun? Burada mısın? Nerede nefes? Burada

mı öteki her şey? Zamanın özüne mi dokundun?

Epifani mi bu?

Hayır! Bilinçte bir şekil yalnızca, tanımsız ve etkisiz –

çözülmez bir hiyeroglif.

121


www.isaretatesi.com

KOZMOS

Bu yürüyüşü böyle planlamamıştın. Onca yolu geldin, ne

yapacağını bilemeyip sonunda kordondaki banka oturdun – ve

basamak basamak ilerleyerek yükseklere çıkmayı ummuşken,

alelâde iki üç şeyin dar bir alanda kopardığı düşük, vasat

fırtınaya tutuldun: oyuncak otomatının tekrarlayıp durduğu

kötü jingle, yan masadaki adamların pis bakışları, garsonun

bıraktığı çayın içinde yüzen sinek, çöp konteynerinden gelen

koku.

Ivır zıvıra teslim oldun; kasıp kavurdular seni.

Bir kara büyüydü bu oysa; sen onunla didişmekte ısrar

ettikçe, her şey aynı tuhaf girdaba kapıldı.

Ve ne Apollondu bu, ne Dionysos: yalnızca, Kaos…

Ama şimdi, limanın arka tarafında, dalgakıranın bu

gölgelik, sessiz köşesinde, birdenbire, hayli basit, şaşırtıcı bir

yoldan gelip buluyor seni çözüm getiricin, – hiç beklemediğin

bir anda, âdeta arka kapıdan geri dönüyor sana Kozmos:

durgun denizde, açıkta demirlemiş gemiden duyulan, boşlukta

düzenli yankılanan – çekiç sesleri!

122


www.isaretatesi.com

VARLIK

R. için, ağıt

Dağılan ateş, çakılan çiviler. Döven çekiç.

Kendi yaşamının nalbantıdır insan; kâh şekillendirir, kâh

şekillendiremez, kâh şekillendirdiğini bozar, ama tüm

olanakların ve olanaksızlıkların kâinatında boşluğa karşı bir

şeyleri döver durur.

Boşluğa uzanan boşluk, maddeye yürüyen madde, kendi

üzerine kat kat binen eşya. – Kendi varlığının nalbantıdır

insan.

(ışık) X (ışık) X (ışık) = ışık 3 = 0

Yine kâinat. Yine de, tüm olup bitenlerde, gizli bir

yörünge: boşluğa doğru akıyor sanılıp da döngüsünden

şaşmayan bir gök cismi, bir kuyrukluyıldız; onun kendisinden

bile habersizce ilerleyen yolu. Yokluğun ortasında varlık.

Capcanlı.

123


www.isaretatesi.com

Çünkü bir Tanrı vardı bir zaman hepsini belirleyen.

Kendini dışavuran, gizlenen.

Ve ne ileriden gidilebilir ne de geri kalınır zamanda.

Gecikilmez; gidilemez alelacele.

Varış, oluş, tamamlanış. Tözden çağlara yayılan irade.

Sonra her şeyin yeni baştan tekrarlanışı.

Kabarır nefes, büyür yürek, çoğalır yaşam, zorlar

sınırları, – tükeniverir. Başta ve sonda bir nefes.

0 3 = ışık, ışık, ışık

Kendi yaşamının nalbantıdır insan.

Dağılan ateş, çakılan çiviler: Varlık sonsuz bir yangın.

124


www.isaretatesi.com

NEO - VI

gelecek şiiri - VI

Saniyede bir sentilyon karelik çekim yapabilen bir super

slow motion kamera icat ettiler, ilk defa bir futbol maçında

denemek üzere saha kenarına yerleştirdiler, uygun ânı

kollayıp (maçın sekizinci dakikasının sekizinci saniyesinde) bir

saniyelik çekim yaptılar.

Şimdi hepimiz, oturduk, topa kafa vururken gözünü

kırpan futbolcunun o ânının müthiş yavaş yakın-çekim

görüntüsünü (yapay olmanın çok uzağında, o aşırı gerçek olan

gerçekliği) çağlara yayılmışçasına izliyoruz – ve bilmiyoruz,

acaba yetecek mi bunun için, kıyamete kadar olan süre.

125


www.isaretatesi.com

EKSTREM

Nesne yalındı, hamdı, o haliyle beni tatmin edemezdi.

Varla yok arası bir şeydi, minimaldi.

Aldım onu, rengârenk boyadım, desenlerle kapladım

üzerini. Fırına attım, pişirdim; çıkardım, üzerine çentikler

attım, yonttum. Sonra dövdüm çekiçle, sertti; iğneler, çiviler

çaktım. Yıkadım, kuruttum; şuruplar içinde beklettim,

esanslara buladım. Elektroşokladım; yetmedi, radyoaktiviteye

maruz bıraktım.

Artık yalın ve ham değil nesne; yoğun kılmışım onu,

alabildiğine çoğaltmışım. Karmaşık, türlü türlü etkiler saçıyor

etrafa. (Hâlâ küçük ve kendisi kadar; ama tüm duyularımı

dolaylı, tuhaf yollarla büyülerken kendinden taşıyor.)

Ne var ki, nesne şimdi de bu maksimal durumuyla

mutsuz ediyor beni. Tahammül edemeyeceğim kadar ağır, –

bir uca varmışım: En uçtayım, sonda, en sona dayanmışım,

çıkmazdayım, – bir duvar dibi burası, aşılmaz bir Çin Seddi.

İlerlemenin yolu, duvarı parçalamak için âdeta dinamiti

yeniden icat etmemden geçiyor; peki ama nasıl bulunabilir

126


www.isaretatesi.com

böyle ekstrem bir durumun o durumla örtüşmeyen dinamiti?

(Ne yapacağım bu çıkmazla, nasıl kurtulacağım ona hapsolan

yazgımdan?)

127


www.isaretatesi.com

ÖTEKİ DÜNYA

Gemi usulca süzülüyor limanın çıkışından, burnunu

dalgakıranın ucundan derece derece batıya, açık denize doğru

dönüyor ve karışıp desen desen olan sularla bir dünya

sürüklüyor ardından – ama işte, o dünya bu dünya değil, başka

bir dünya.

Tasarılar çarşafı o dünya, değişimler şablonu, – iç

mimarisi fiziğin, zamanın, – yoğun yeni biçimler hazinesi: bu

dünyanın küçük bir oynamayla bambaşka olabileceğini

ayrıntılı biçimde hissettiren sınırsız öteki dünya.

128


www.isaretatesi.com

AŞMAK

Buradayım; temmuz sabahı güneşle ağır ağır kavrulan bu

sahilde.

Vakit erken, henüz uykum açılmamış. Denize bakarken,

kumsalda gezinirken, ayaklarımı suya sokarken uykumun

açıldığını, günden tat almaya başladığımı, buraya erkenden

gelişimin anlamlı olduğunu hissetmem gerek.

Ama bunu yaparken, en ufak ayrıntısına kadar bugün şu

âna dek olup biten her şeyin, hatta tüm geçmişimin ve

geleceğimin ağırlığını hissetmemeliyim üzerimde; denize ve

göğe bakarak gezinirken sırtımda dayanılmaz bir yük var.

Derken kayalığın tepesine çıkıp ufka karşı derin bir nefes

alıyorum: Koşulları bir anlığına aşmam için kestirme bir yol bu

nefes.

129


www.isaretatesi.com

BAKIŞ

Neleri kurban etmedim bu atalete: Körfezler, kümülüsler,

demiryolu kavşakları, orman gölleri, şatolar, bozkırlar,

takımadalar – neden vardı bu görüntüler? Kanıksanmış birer

kalıptılar.

Fakat ne zaman ki bir fotoğraf karesinde Belize

mangrovlarındaki rengârenk bir kraliçe melekbalığını da aynı

kanıksamışlıkla karşıladım, işte o an ironiyi bir çırpıda

başaşağı çevirmeyi başardım: Madem ardındaki mercan

resifiyle melekbalığının yüzü kutsal bir mühür değildi ve ben

hayret edemiyordum ona – o halde melekbalığı neden vardı,

yüz neden, renkler neden, mangrov neden, su neden, okyanus

neden – – ben neden?

130


www.isaretatesi.com

ÇİLE

Gözlerini aralıyor, ağır ağır doğruluyor yerinden, bir

yudum suyla ıslatıyor dudaklarını, bir lokma ekmek atıyor

ağzına, çiğniyor.

Sonra yüzünü dönüp odanın duvarına doğru bakıyor.

Ayılmayı bekliyor.

Bu Hint fakiri, çivili yatağındaki ölgün uykusundan

bugün uyandı. Gözünü dikmiş, hiç kimsenin bakamayacağı

kadar uzun süre bakıyor boşluğa: Belki bir işaret, belki daha

fazlası; belki de nicedir ilk kez, cılız da olsa bir haz damarı

yakalamaya çalışıyor.

131


www.isaretatesi.com

PASAJ

Uykusuzlukla başetmek kolay değil. Gecenin bir yarısı

uyanıp bir türlü tekrar dalamıyorum ve hiçbir yöntem işe

yaramıyor – müzik dinlemek de dahil.

Yirmi dakikadır dinlediğim gece müziği beni bir yere

vardırmadı. Langsam, kulağımda yavan bir uğultu. Oysa hem

uykumu getirir hem de gökteki kapkara bulutların

homurtusunu bastırır diye dört elle sarılmıştım ona. Boşuna.

Kulaklıkları çıkarıp atıyorum.

Öylece uzanıyorum. Kulaklarım seslere tuhaf bir şekilde

hassaslaşmış. İstesem de istemesem de, uykuya dalmaya

uğraşırken, yağmurlu, boğucu yaz gecesinde bulutların iç

karartıcı homurtusunu dinlemek zorundayım. Dinlemek bile

sayılmaz bu: İşitiyorum yalnızca, homurtuyu.

Fakat ağır ağır gevşediğimi hissettiğim sırada en ilkel

düzeyde mutlak bir dinleyiciye dönüştüğüm nokta tam da

burası: Gökgürültüsünün biricik tınısı, – birkaç saniyelik doğal

ölçüyü kaplayan fevkalade ses yoğunluğu; derin etki, – tinin

magması, – ebedî uyku dokusu…

132


www.isaretatesi.com

NEO - VII

gelecek şiiri - VII

Güneş gibi; tupturuncu, sapsarı, bembeyaz. Göz

kamaştırıcı, pasparlak; çıplak gözle uzun uzun bakılamaz.

Güneş gibi sıcak; yakıyor, kavuruyor.

Bir güneş simülasyonu, – müthiş gerçekçi bir simülasyon.

Denek bu simülatöre yüz kere girip çıktı, yüz kere güneşe

bakma provası yaptı.

Tuhaf olan, deneğin doğrudan gerçek güneşe bakmayı

hâlâ düşünmüyor oluşu; simülatöre girip duruyor, yüzüncü

kereden sonra bile hâlâ simülasyon güneşine bakıyor.

Ya güneşe bakma yetisini tamamen yitirmiş artık, ya da

simülasyon güneşinde bile sonunda gerçek güneşi

doğurabileceğine inanıyor, – kendini uğursuz bir sınavdan

geçiriyor.

133


www.isaretatesi.com

İMGE

Kabuğundan çıktın nihayet.

Etraf durgun, her şeye sessizlik hâkim.

Ama enerji dolusun sen, heves dolusun; her şey mümkün

görünüyor sana; iştahlısın, aynı anda binbir şey yapmak

istiyorsun.

Peki, hangi olasılık ağır basıyor, ne yöne gideceksin?

Kent merkezine doğru mu; tepeye ve madene doğru mu;

ormana doğru mu; denize doğru mu?

– Herhangi bir yöne: görünür şeylerin ötesinde, zihninin

ufkundaki imge hangi olasılığın ardında duruyorsa, o yöne!

134


www.isaretatesi.com

İMGE - II

Ortasındasın denizin – bir helikopterden atılmış gibi.

Farz et ki böyle, bir anda, sil baştan, yepyeni koşullara

uyandın, beyaz, bomboş bir sayfa açtın: Ne yöne doğru

yüzerdin?

Doğudaki kayalık burna doğru mu, batıdaki adacıklara

doğru mu, beriye, sahile doğru mu, ya da açıklara doğru mu?

– Mesela açıklara doğru: Yeter ki uzakta demirli iki gemi

arasındaki ilişkilerce doğrulansın bu!

135


www.isaretatesi.com

KARANLIK

Ş. için, ağıt

İblisin tuzağına düşmüş, karanlığa hapsolmuştum.

Karanlığın bir değil, bin çeşidi, binlerce tonu var.

Boşlukta sürüklenerek derin, kat kat, kopkoyu karanlıklara

boğuluyordum. Yokluğun en ışıksız silsilesiydi.

Çılgınlık sürüp giderken, bundan bir çıkış olmadığına,

aslolanın karanlık olduğuna inanmamı istiyordu Karanlıkların

Efendisi.

Koyulaştı, koyulaştı karanlık. Kör etti ruhumu ışıksızlık.

Ama Karanlıkların Efendisi kozlarını bir bir oynayıp beni

en koyu, en zifirî karanlıklara mahkûm ettikçe, tek bir şeye

nihai inancım arttı hep: karanlığı kendisiyle tarttığım şeye –

ışığa!

136


www.isaretatesi.com

NEO - VIII

gelecek şiiri - VIII

“İşte çölden gelen yol, işte yamaç, işte zirve. Zamanı

geldi, tırmanışa başlayabilirim.”

Böyle diyerek başladı dağa tırmanmaya. Gücü kuvveti

yerinde, donanımı tamdı, kararlılıkla yanıp tutuşuyordu.

Fakat her nasılsa, daha yarı yola gelmeden takılıp kaldı.

İlerleyemiyor kesinlikle. Bir helikopter enkazının etrafında

geziniyor, saçıntıları ham bir bakışla inceliyor, eline alıyor,

evirip çevirip bırakıyor. Öylece oyalanıyor. – Deneyim bile

sayılmaz bu. – İlerleyemiyor.

* * *

Bir ara tekrar yola düşüyor. Hayli vakit kaybettiğini

anlayıp da yapıyor bunu, – hedefini capcanlı duyabildiğinden

değil. Kaba bir itkiyle, kendini mecbur hissettiğinden yapıyor.

Ama yola böyle devam edemez. İçi geçmiş; aradığı zirve

tırmanışı için bu bakış, bu duyum, bu bilinç durumu fazlasıyla

az, yetersiz. Kendisini salt bir tırmanış hayvanı olarak

hissetmemeli.

137


www.isaretatesi.com

O yüzden, zor zamanlara sakladığı artırılmış gerçeklik

kaskını çıkarıyor çantasından, kafasına takıyor. Bu pencereden

bakacak dünyaya: Gerçekliği okuyan özne değişmeyecek belki

ama, gene de uyarımların bu sayede yoğunlaştırılmasının onu

zirve yolunda elzem olan deneyim hacmine yaklaştıracağı;

hedefi meşru kılacak hazzı yakalaması için işini

kolaylaştıracağı kesin.

138


www.isaretatesi.com

OKSİJEN SARHOŞU - VIII

Oksijen sarhoşuydum o zamanlar.

Zikzak çiziyordum bir tepeden diğerine, baştan başa

katediyordum denizi, körfezde nice cevher buluyordum.

Güneş patlamaları bir çıtırtıydı kulağımda. Derin nefes

alıp yaratıyordum büyük büyük bulutları.

Ruhunu çiziyordum ateşin. – Tüm âlemler tapıyordu ona.

Gizliyordum kendimi sonra. Yoktum.

Maddeyi, havayı, kütleleri taramak gerekiyordu benim

için, – ama yalnızca enerji girdapları vardı boşlukta, yüksekte,

ışık kırılmaları arasında. Emarelerim vardı.

Küçük küçük oyunlar sürüp gidiyordu sualtı

mağaralarında, mercanların kıyısında; kâinatın ihtiyacı vardı

bu kıpırtıya. – Bir zerrenin eksikliği duyuluyordu uçlarda.

Zevkten eriyordu varlıklar sınırsız zaman aralıklarında.

Yoktum orada.

Hayal meyal geri dönüyordum noktaya.

Oksijen sarhoşuydum.

139


www.isaretatesi.com

HOMEOSTASIS - VI

Bu durum, – en beklenmedik anda, birdenbire, durgun

sanılan her şeyi sonu gelmez taklalar ve fırıl fırıl dönüşler

içinde bulmakla ilgilidir.

Bu durum, – olayların çarşafını bitimsiz bir çabayla

anbean kıtalara, denizlere, göklere, çağlara yaymakla ilgilidir.

Bu durum, – sonsuzun sipsivri ucunu bulup bulup

doymamakla ilgilidir.

Bu durum, – nefes alıp verdikçe ufukta bir menzil,

menzilde bir ateş, ateşte bir deney, deneyde bir tılsım

bulmakla – ve hareketle, müzikle, devasa bedenle – ve bir an

ölüme, bir an dirime ışınlanıp durmakla, elektrikle, kıvranışla

ilgilidir.

Bir inanç vardır hiçliğin ortasında.

140


www.isaretatesi.com

141

Hooray! Your file is uploaded and ready to be published.

Saved successfully!

Ooh no, something went wrong!