PDF'lerinizi Online dergiye dönüştürün ve gelirlerinizi artırın!
SEO uyumlu Online dergiler, güçlü geri bağlantılar ve multimedya içerikleri ile görünürlüğünüzü ve gelirlerinizi artırın.
1 Eylül / Ekim 2021
ÖN<br />
KAPAK<br />
İÇİ<br />
2
3 Eylül / Ekim 2021
İÇİNDEKİLER<br />
EYLÜL / EKİM 2021<br />
8<br />
ÖZEL<br />
HATEM<br />
HASTANESİ<br />
BAŞARILARINI<br />
<strong>SAĞLIK</strong> TURİZMİ İLE<br />
TAÇLANDIRIYOR<br />
Özel Hatem Hastanesi<br />
Yönetim Kurulu Üyesi<br />
M.Okan Aytaç, hasta<br />
memnuniyeti odaklı<br />
çalışmaları, birbirinden<br />
nitelikli operasyonları<br />
nedeniyle çok yoğun bir<br />
talep gördüklerini belirterek,<br />
sağlık turizmi alanında<br />
ülkenin sağlık üssü olmayı<br />
hedeflediklerini söyledi.<br />
İÇERİKLER<br />
12<br />
18<br />
4<br />
KANSIZLIK VE BESLENME<br />
Demir eksikliği gelişen kişilerde<br />
başlıca halsizlik, yorgunluk,<br />
çarpıntı, nefes darlığı gibi<br />
belirtiler görülürken risk altında<br />
bulunanlar arasında özellikle<br />
gebeler, doğurganlık çağındaki<br />
kadınlar, okul çağındaki çocuklar,<br />
bebekler, genç yaş grupları<br />
bulunmaktadır. Demir eksikliğinin<br />
giderilmesinde beslenme<br />
büyük önem taşımaktadır.<br />
14<br />
SONBAHARDA GÖRÜLEN<br />
DERMATOLOJİK<br />
PROBLEMLER<br />
Liv Hospital Gaziantep Deri<br />
ve Zührevi Hastalıkları<br />
Uzmanı Dr. Selin Aktaş<br />
Aykanat sonbaharda görülen<br />
dermatolojik problemler<br />
konusunda Narkoz Sağlık<br />
Dergisi okuyucularını<br />
bilgilendirdi.<br />
ÜLKEMİZDE ÜÇ<br />
KİŞİDEN BİRİ<br />
“HİPERTANSİYON”<br />
HASTASI<br />
Kontrolsüz Hipertansiyon;<br />
Kalp Hastalıkları, İnme,<br />
Böbrek Yetmezliği ve<br />
Erken ölüm ile ilişkilidir.<br />
20<br />
ÇÖLYAK DEYİP<br />
GEÇMEYİN!<br />
Çölyak hastalığı genetik olarak<br />
duyarlı bireylerde gluten<br />
alımının tetiklediği çeşitli<br />
derecede ince barsak hasarı ve<br />
çeşitli klinik bulguların<br />
kombinasyonu ile karakterize<br />
immun aracılıklı sistemik<br />
otoimmün bir hastalıktır.
22<br />
TÜRKİYE’DE BİR İLK:<br />
GAZİANTEP BÖBREK<br />
NAKLİ HASTANESİ<br />
Türkiye’de 70 bin böbrek<br />
hastası nakil bekliyor. Ancak<br />
yıllık sadece 3 bin kişiye<br />
böbrek nakli yapılabiliyor.<br />
Türkiye’nin ilk Böbrek Nakli<br />
Hastanesini hizmete açmaya<br />
hazırlanan Gaziantep<br />
Üniversitesi, böbrek nakli<br />
bekleyen hastalara güven<br />
merkezi olacak.<br />
BEBEK ÖLÜM ORANINI<br />
DÜŞÜRMEK İÇİN ÇALIŞIYORUZ<br />
16<br />
27<br />
KADIN ÜREME SİSTEMİ<br />
KANSERLERİNİN TEDAVİSİ<br />
GÜVENLİ ELLERDE!<br />
Kadın Kanserleri Vakfı’nın<br />
verilerine göre, günümüzde,<br />
dünyada her beş dakikada bir, 1<br />
kadın “kadın üreme sistemi<br />
kanseri” tanısı almaktadır.<br />
28<br />
OSB’YE ÖNEMLİ <strong>SAĞLIK</strong><br />
DESTEĞİ OSB’YE SEMT<br />
POLİKLİNİĞİ VE TRAVMATİK<br />
ACİL DURUM HASTANESİ<br />
YAPILACAK<br />
32<br />
66<br />
“ERKEN TEŞHİS İLE<br />
KANSERE KARŞI<br />
DAHA GÜÇLÜYÜZ”<br />
Defa Life Hastanesi “Erken<br />
Teşhis ile kansere karşı daha<br />
güçlüyüz” sloganıyla Meme<br />
Kanseri Farkındalık Ayı’nda<br />
fark yarattı.<br />
Gaziantep İl Sağlık<br />
Müdürü Dr.Ümit Mutlu<br />
TİRYAKİ, Gaziantep’te<br />
son yıllarda bebek<br />
ölüm hızında meydana<br />
gelen artışın<br />
sebeplerini ve yapılan<br />
çalışmaları Narkoz<br />
Sağlık Dergisine anlattı.<br />
64<br />
CİNSEL İŞLEV<br />
BOZUKLUKLARI<br />
Defa Life Hospital Kadın<br />
Hastalıkları ve Doğum Uzmanı<br />
Opr. Dr. Şeyma Fadıloğlu cinsel<br />
işlev bozuklukları hakkında<br />
bilinmesi gerekenleri Narkoz<br />
Sağlık Dergisi’ne anlattı.<br />
30<br />
“MENOPOZ HASTALIK DEĞİL,<br />
KADIN YAŞAMININ BİR<br />
EVRESİDİR.”<br />
SANKO Üniversitesi Hastanesi Kadın<br />
Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç.<br />
Dr. Ali İrfan Güzel, menopozun yaygın<br />
bilinenin aksine hastalık değil, kadın<br />
yaşamının bir evresi olduğunu söyledi.<br />
KORONAVİRÜS OLAN<br />
ANNELER BEBEKLERİNİ<br />
EMZİREBİLİR<br />
Gaziantep Özel ANKA Hastanesi<br />
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları<br />
Uzmanı Dr. Halil Korkmaz,<br />
Covid-19 tanısı konulan annelerin,<br />
bebeklerini emzirmesinde bir<br />
sakınca olmadığını belirtti.<br />
40<br />
<strong>NARKOZ</strong> <strong>SAĞLIK</strong><br />
<strong>DERGİSİ</strong> AFRİKA<br />
FUARINDA<br />
SCENTS OF LİFE NATURAL<br />
SOAP’UN HİKAYESİ<br />
46<br />
Scents Of Life Natural Soap markası ile üretim yapmaya başlayan<br />
Özusta, evde hayal gücü ile ürettiği sabunlara nasıl şekil verdiğini ve<br />
5<br />
daha fazlasını Narkoz Sağlık Eylül / Ekim Dergisi’ne 2021 anlattı.
Sağlık Dergisi<br />
İMTİYAZ SAHİBİ<br />
Mezine SIRAKAYA<br />
SORUMLU YAZI İŞLERI MÜDÜRÜ<br />
Mezine SIRAKAYA<br />
HUKUK DANIŞMANI<br />
Av. Yaşar SAĞLAM<br />
Av.Zafer TEMUR<br />
YAYIN KURULU<br />
Dr. Cengiz BAYRAM<br />
Uzm. Dr. Ahmet Şükrü DENKER<br />
Mehmet Emin TATLI<br />
DİZGİ TASARIM<br />
Atakan CEHRİ<br />
YÖNETİM YERİ<br />
a j a n s<br />
İncilipınar Mah. 36016 Nolu Sk.<br />
Ali Api Apt. Sit. No: 2/C<br />
Şehitkamil/Gaziantep<br />
BASKI<br />
İncilipınar Mah. 36006 Nolu Cd. No:21<br />
Ekip İş Merkezi Altı<br />
Şehitkamil / Gaziantep<br />
Telefon: 0 (342) 215 04 00<br />
e-posta: info@ebatofset.com<br />
Dergide yayınlanan tüm reklam tasarım ve<br />
haber metinleri Başak Ajans’a aittir.. İzinsiz<br />
alıntı yapılıp çoğaltılamaz.<br />
Dergide yer alan köşe<br />
yazılarından, köşe yazarları sorumludur.<br />
narkozhaber@hotmail.com<br />
narkozhaber@mynet.com<br />
www.narkozgazetesi.com<br />
Sayı: 26 Yıl: 7<br />
Yerel Süreli Yayın<br />
Narkoz Haber Gazetesi<br />
ücretsiz ekidir.<br />
0 535 511 01 95<br />
0 342 232 42 43<br />
Mezine Sırakaya - Gazeteci - Yazar<br />
Gaziantep Sağlık Turizminden<br />
Daha Fazla Pay Almalı<br />
Gaziantep’in sağlık turizminden daha fazla pay alması için Narkoz Sağlık Dergisi olarak<br />
İstanbul’da 14 Eylül tarihinde başlayan ve 16 Eylül’de sona eren Dünya Sektörler Arası<br />
İşbirliği Formu’na katıldık.<br />
Görünen o ki 54 ülkeli Afrika kıtası, gerçek potansiyeli ile ekonominin yeni rekabet<br />
sahnesi olmaya aday. Dünya ihracatındaki payı sadece yüzde 3 civarında olan Afrika;<br />
gıda, tekstil, madenler ve hammaddeler dışında neredeyse tüm fasıllarda dış ticaret açığı<br />
veriyor. Kıtada makinadan motorlu taşıtlara, hububattan plastik, demir ve çeliğe, eczacılık<br />
ve sağlıktan kimyasal mamullere kadar neredeyse her alanda ürüne ihtiyaç var. Bizde<br />
Narkoz Sağlık Dergisi olarak Afrika ülkeleri ile Gaziantep arasında sağlık alanında neden<br />
bir köprü oluşmasın, bu insanlar tedavi için sadece İstanbul’u değil Gaziantep’i de neden<br />
tercih etmesin şeklinde düşünerek fuarda yerimizi aldık. Afrika’dan 41 ülkeden yoğun iş<br />
insanı ve ziyaretçinin katıldığı fuarda sağlık alanında çok büyük bir talep olduğunu, Afrika<br />
ülkelerinde yaşayan insanların Türkiye’yi sadece İstanbul’dan ibaret olarak görmediklerini<br />
izlenimledik. Türkiye’nin sadece İstanbul’dan ibaret olmadığını, Gaziantep’in kültürel<br />
anlamda gezilip, görülmesi gereken bir yer olduğunu, sağlık alanında çok güzel, kaliteli<br />
hastanelerimiz ve alanında uzman doktorlarımızın olduğunu anlattık. İstanbul’da almış<br />
oldukları sağlık hizmetini çok daha uygun fiyatlara, profesyonel konusunda uzman doktorlardan<br />
Gaziantep’te alabileceklerini izah etmeye çalıştık. Tabi ki bu bizim tek başımıza<br />
mücadele edeceğimiz bir konu değil. Daha fazla alanda, daha fazla mecrada Gaziantep’in<br />
yurt dışında tanıtılması gerekiyor.<br />
Hastalığına şifa arayan binlerce kişi dünyanın farklı ülkelerine seyahat ederek tedavi<br />
olmanın yollarını arıyor. Sağlık hizmetinin ve sağlık sigortasının pahalı olduğu ülkelerden<br />
daha ekonomik ve kaliteli sağlık hizmeti verilen ülkelere büyük talep varken Türkiye’de<br />
neden Gaziantep olmasın?<br />
İnsanların Gaziantep’e gelerek güvenilir ve profesyonel sağlık hizmetini kısa sürede,<br />
yüksek teknolojide, kaliteli ve düşük maliyet ile sağlaması için neler yapabiliriz? Sağlık<br />
Turizminde yeni fırsat kapısı Türkiye, Türkiye’de neden Gaziantep olmasın inancıyla yola<br />
çıkarak Sağlık Turizminde ciddi adımlar atılmalı. Kültürel ve Sağlık Turizmi alanında<br />
şehrimizde bir çalıştay yapılmalı, bu çalıştayda geniş kitlelerin görüşleri alınarak bir yol<br />
haritası belirlenmeli, Gaziantep’in de gelişen Afrika pazarından ve Avrupa Ülkelerinden<br />
pay alması sağlanmalıdır.<br />
Milyon dolarlık Sağlık Turizmi gelirinin ülke ekonomisine ve şehrimize kazanımlarını iyi<br />
analiz etmek bizi sonuca yaklaştırır. Hızlı ve inançla adım atacağız, başaracağız. Aksi<br />
takdirde birçok fırsatı kaçırırız. Elimizden kayıp giden bir sektöre, baka kalırız.<br />
Sağlıkla… Hoşça kalın!<br />
6
7 Eylül / Ekim 2021
Özel HATEM Hastanesi başarılarını<br />
<strong>SAĞLIK</strong> TURİZMİ İLE<br />
TAÇLANDIRIYOR<br />
Özel Hatem Hastanesi Yönetim Kurulu Üyesi M.Okan Aytaç, hasta<br />
memnuniyeti odaklı çalışmaları, birbirinden nitelikli operasyonları<br />
nedeniyle çok yoğun bir talep gördüklerini belirterek, sağlık turizmi<br />
alanında ülkenin sağlık üssü olmayı hedeflediklerini söyledi.<br />
ZEL Hatem Hastanesi Yönetim Kurulu<br />
ÖÜyesi M.Okan Aytaç; son yıllarda sağlık<br />
alanında meydana gelen önemli değişimler,<br />
COVİD-19 süreci, Gaziantep’in Sağlık<br />
Turizmindeki önemi ve yeri ile daha bir çok konuda<br />
Narkoz Sağlık Dergisine önemli açıklamalarda<br />
bulundu.<br />
Yönetim kurulu olarak hedefleriniz nelerdir?<br />
Hedefimiz, hasta memnuniyetini ön planda tutarak<br />
kaliteli ve otel konforundaki hizmet anlayışı ile ülkede<br />
referans bir hastane olarak, sağlık turizminde zirveyi<br />
yakalamak. Sağlık turizmi odaklı çalışmalarımız kapsamında<br />
Kuzey Irak’ın Duhok şehrinde yeni bir sağlık<br />
merkezi inşa etmeyi hedefliyoruz. Sağlık merkezinin<br />
2022’de temelini atmayı planlıyoruz. Sağlık Turizminde<br />
ülkenin sağlık üssü olmayı amaçlıyoruz. Hastanemiz<br />
başarılı geçmişi ve hasta memnuniyeti odaklı<br />
çalışmaları nedeniyle bölge halkından yoğun talep<br />
görüyor. Bu nedenle mevcut binamızı genişletmeye<br />
Hastanemiz başarılı geçmişi<br />
ve hasta memnuniyeti odaklı<br />
çalışmaları, birbirinden nitelikli<br />
operasyonları nedeniyle sağlık<br />
turizmi yönünden de yoğun<br />
talep görüyor. Bu nedenle sağlık<br />
turizminde ülkenin sağlık üssü<br />
olmayı amaçlıyoruz.<br />
8
M.Okan Aytaç<br />
Özel Hatem Hastanesi<br />
Yönetim Kurulu Üyesi<br />
Hekimler ve<br />
çalışanlar<br />
hastaneye gelen<br />
tüm hastaları<br />
kendi ailelerinin<br />
birer ferdi olarak<br />
görmektedirler.<br />
Alanında gayet<br />
başarılı olan<br />
hekimlerimiz<br />
tarafından özellikli<br />
operasyonlar<br />
yapılmaktadır. Bu<br />
bağlamda sağlık<br />
turizmi adına<br />
ekibimiz tarafından<br />
hastalar ile<br />
iletişim kurularak,<br />
gelen hastalar<br />
havaalanından<br />
alınıp, konaklama<br />
ihtiyaçları temin<br />
edilir.<br />
Kendinizden bahseder misiniz?<br />
05.06.1994 yılında Gaziantep’te doğdum. İlkokul, ortaokul ve lise eğitimimi Gaziantep Kolej Vakfında tamamladım.<br />
Üniversite eğitimim için Amerika’ya gitmeye karar verdim. 2012-2016 yılları arasında Amerika Miami’de Strayer University’de<br />
İşletme bölümünü bitirdim. Türkiye’ye dönüş yapmaya karar verdim. İzmir Yaşar Üniversitesinde Yüksek<br />
Lisan Eğitimimi tamamladım. Akabinde aile firmamızda yetkili olarak devam ettim. Yollarımız Özel Hatem Hastanesi<br />
ile kesişti, 1 yıldır yönetim kurulu üyesi olarak yöneticilik yapıyorum.<br />
9 Eylül / Ekim 2021
Gaziantep’te sağlık<br />
turizmi alanında neler<br />
söylemek istersiniz?<br />
Gaziantep’te sağlık yatırımlarını<br />
artması, sağlık hizmetlerinin çeşitlenmesinin<br />
de etkisiyle sağlık turizmi<br />
noktasında hızlı bir gelişim görülmektedir.<br />
Hastanemiz başarılı geçmişi ve<br />
hasta memnuniyeti odaklı çalışmaları,<br />
birbirinden nitelikli operasyonları<br />
nedeniyle sağlık turizmi yönünden<br />
de yoğun talep görüyor. Bu nedenle<br />
sağlık turizminde ülkenin sağlık üssü<br />
olmayı amaçlıyoruz. Uluslararası<br />
standartlarda hizmet veren hastanemizde,<br />
branşında deneyimli tercümanlar<br />
ve sağlık turizmi alanında<br />
kurulan ekibimiz ile hastaların tüm<br />
süreçleri yönetilerek en kaliteli hizmet<br />
yelpazesi sunulmaktadır. Hekimler<br />
ve çalışanlar hastaneye gelen tüm<br />
hastaları kendi ailelerinin birer ferdi<br />
olarak görmektedirler. Alanında gayet<br />
başarılı olan hekimlerimiz tarafından<br />
özellikli operasyonlar yapılmaktadır.<br />
Bu bağlamda sağlık turizmi adına<br />
ekibimiz tarafından hastalar ile iletişim<br />
kurularak, gelen hastalar havaalanından<br />
alınıp, konaklama ihtiyaçları<br />
temin edilir. Hastalara Gaziantep’te<br />
tur dahi düzenlenerek, şehrimiz<br />
gezdirilir, tanıtılır. Hastanedeki tüm<br />
süreçler sağlık turizmi ekibi tarafından<br />
profesyonelce yönetilir. Tüm bu işlemlerden<br />
sonra hastalar tekrar hava<br />
alanına bırakılarak şifa ile uğurlanır.<br />
karar verdik. Hastanemizin arkasında<br />
bulunan arsayı da hastanemize katarak<br />
fiziksel olarak büyüme sağlayıp, yatak<br />
sayılarını artırarak otel standardında<br />
VİP hizmet vermeyi arzuluyoruz.<br />
Böylelikle hastanemize yeni branşları<br />
da ekleyerek şifa dağıttığımız insan<br />
sayısını artırmayı umut ediyoruz.<br />
İnsanların yaşam koşullarının<br />
değiştiği bir dönemde, sağlık<br />
alanında ne gibi değişimler oldu?<br />
İnsan mutluluğu için, sağlık önemli ve<br />
öncelikli bir etmendir. Özellikle Dünyayı<br />
sarsan Korona virüs salgını sürecinde<br />
insanlar sağlığın kıymetini çok daha<br />
iyi anladı. Salgın pek çok değişimi de<br />
beraberinde getirdi. Korona günlerinin<br />
sonrasında en önemli değişimin<br />
yine sağlık konusunda yaşanacağına<br />
inanıyorum. Sağlık alanında toplumsal<br />
duyarlılık artacak. Sağlık insanların<br />
birinci önceliği olacak. İnsanlar buna<br />
değer veren politikalar isteyecek. Bunu<br />
gözlemleyerek, daha global bir bakış<br />
açısı olacağını düşünüyorum.<br />
Öte yandan sağlık hizmetleri gerek<br />
teknolojik gelişmeler, gerekse de beşer<br />
sermaye ihtiyacı nedeniyle arzı son<br />
derece pahalı olan bir özelliğe sahiptir.<br />
Sağlık sektörü olarak çok hızlı gelişen<br />
teknolojiyi takip ederek, buna paralel<br />
dijitalleşen dünyada her geçen gün<br />
tanı, tedavi, tedavi sonrası, koruyucu<br />
sağlık gibi süreçlerde büyük adımlar<br />
atmaya devam ediyoruz. Teknoloji<br />
o kadar hızlı gelişim gösteriyor ki,<br />
hekimlerimiz yeni ameliyat teknikleri,<br />
tedaviler konusunda daima kendilerini<br />
geliştirip, en güncel teknikleri uyguluyorlar.<br />
Gelişen teknoloji ile birlikte<br />
bir dijital dünyayı yönetmek ve doğru<br />
bilgi akışını sağlamak adına da çalışmalarımız<br />
son hızıyla devam ediyor.<br />
Örnek verecek olursam; Hatem Mobil<br />
uygulama sistemi kurduk. Bu uygulama<br />
kolayca telefonlara indirilerek<br />
hizmetlerimizden daha hızlı ve pratik<br />
yararlanma olanağını sunuyor. Online<br />
randevu, doğru sağlık bilgilerine hızlı ve<br />
kolay erişim, tahlil ve tetkik sonuçlarına<br />
ulaşma, raporlarınız, muayene geçmişinizi<br />
ve reçetelerinizi görüntüleyebilme<br />
imkânı sunuyor.<br />
PCR ve antikor testlerinde eve<br />
hizmetin ön plana çıktığı bir<br />
dönemde hatem hastanesi olarak siz<br />
bu süreci nasıl yönettiniz?<br />
Hastanemizde PCR ve Antikor testleri<br />
hızlı ve güvenli bir şekilde yapılıyor.<br />
Hastaneye gelmek istemeyen vatan-<br />
Gelişen teknoloji ile birlikte bir dijital dünyayı yönetmek<br />
ve doğru bilgi akışını sağlamak adına da çalışmalarımız<br />
son hızıyla devam ediyor. Örnek verecek olursam; Hatem<br />
Mobil uygulama sistemi kurduk. Bu uygulama kolayca<br />
telefonlara indirilerek hizmetlerimizden daha hızlı ve pratik<br />
yararlanma olanağını sunuyor.<br />
10
Hedefimiz, hasta<br />
memnuniyetini ön planda<br />
tutarak kaliteli ve otel<br />
konforundaki hizmet anlayışı<br />
ile ülkede referans bir hastane<br />
olarak, sağlık turizminde<br />
zirveyi yakalamak. Sağlık<br />
turizmi odaklı çalışmalarımız<br />
kapsamında Kuzey Irak’ın<br />
Duhok şehrinde yeni<br />
bir sağlık merkezi inşa<br />
etmeyi hedefliyoruz. Sağlık<br />
merkezinin 2022’de temelini<br />
atmayı planlıyoruz. Sağlık<br />
Turizminde ülkenin sağlık<br />
üssü olmayı amaçlıyoruz.<br />
daşlarımız için yerinde hizmet<br />
imkânı sunuyoruz. Covid-19 GSM<br />
ve Watsapp hattı oluşturduk.<br />
Bize sadece telefon açmaları<br />
yeterli. Ekibimiz kişinin evine<br />
ya da iş yerine giderek testlerini<br />
yapıyor. Aşılamalar hızlı bir şekilde<br />
yapıyor. Aşınız yapıldıktan 21 gün<br />
sonra yeterli ve koruyucu düzeyde<br />
antikor oluşup oluşmadığını<br />
ölçümleyen Antikor testi için de<br />
Covid-19 ekibi tarafından eve ya<br />
da iş yerine gidilerek test yapılıyor.<br />
Estetik ve sağlık merkezinizde<br />
verilen hizmetlerden ve<br />
uygulamalardan bahseder<br />
misiniz?<br />
Hastanemizin bünyesinde hizmet<br />
veren Hatem Estetik Merkezinde<br />
son teknolojik cihazlarla, uzman<br />
kadrosu ile modern bir hizmet<br />
sunuluyor. En iyi cihazlar ve en iyi<br />
yöntemlerle, en verimli sonuçlar<br />
elde ediliyor. Merkeze müracaat<br />
edenlere sağlıklı, genç ve güzel<br />
görünümünün önemsendiği yeni<br />
bir dünyanın kapısı açılıyor.<br />
Hatem Estetik Merkezinde uygulanan<br />
işlemler: Lazer epilasyon<br />
- İğneli Epilasyon başta olmak<br />
üzere botoks, mezoterapi, PRP ,<br />
dermapen tedavisi, leke tedavisi<br />
,cilt gençleştirme, ameliyatsız<br />
yüz germe (Hİ-FU, altın iğne, iple<br />
yüz germe), göz altı ışık dolgusu<br />
uygulamaları, dolgu uygulamaları,<br />
hydrafacial, microblading kıl tekniği,<br />
kirpik lifting, tırnak teli tedavisi,<br />
sivilce izlerinin tedavisi, ben ve<br />
siğil tedavisi, lazerle kılcal damar<br />
tedavisi, bölgesel incelme ve sıkılaşma,<br />
terleme tedavisi, liposuction,<br />
yanık izlerinin tedavisi, gençlik<br />
aşısı uygulamaları, tüy sarartma ve<br />
selülit uygulamaları yüksek tedbir,<br />
hijyen ve koruyucu önlemler<br />
kapsamında uygulanıyor. Ayrıca<br />
merkezimizde cilt bakımı, saç ekimi,<br />
dövme silme, tırnak mantarı<br />
tedavisi gibi işlem, uygulama ve<br />
tedavilerin de çok yüksek kalitede<br />
ve akademik ortamda, plastik<br />
cerrahi ve dermatoloji hekimleri<br />
gözetiminde uygulanmaktadır.<br />
HATEM hastanesinin checkup<br />
hizmetinden bahsedebilir<br />
misiniz?<br />
İleri evrelerde tedavisi zorlaşan<br />
sağlık sorunları hasta ve ailesi<br />
için maddi, manevi yıpratıcı bir<br />
sürece yol açabiliyor , bu nedenle<br />
hem yaşam süresi hem de yaşam<br />
kalitesi açısından Check-up<br />
yaptırmak son derece önemli.<br />
Hastanemizde Check-up ekibimiz<br />
tarafından bu süreç profesyonelce<br />
yönetilmektedir. Hastaneyle ilk<br />
iletişim kurduğunuz andan itibaren<br />
gerek bilgilendirme gerekse<br />
yönlendirme konusunda bütün<br />
süreç büyük bir titizlikle takip<br />
ediliyor ve kısa sürede işlemleriniz<br />
tamamlanıyor. Kişinin cinsiyetine<br />
ve ihtiyaçlarına göre belirlenmiş 3<br />
ayrı Check-up paketimiz mevcut.<br />
Standart , VIP ve ultra paket<br />
İçinde bulunduğumuz bu salgın<br />
döneminde Check-up yaptırmak<br />
oldukça önemli. Covıd- 19 Check-up<br />
paketlerimizde mevcut. Covid-19<br />
öncesi Check-up , Covid-19<br />
sonrası Check-up hizmetlerimizle<br />
de sağlık durumunuzu kontrol<br />
ettirebilirsiniz.<br />
Peki, estetik, plastik ve<br />
rekonstrüktif cerrahi birimi<br />
hangi tedavileri kapsıyor?<br />
Estetik adına hizmet verdiğimiz merkezimizde<br />
tüm estetik operasyonlar yapılıyor. Hastanemizde,<br />
Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi<br />
Ünitesi, multidisipliner ekip yaklaşımı ile gerek<br />
Rekonstrüktif (Yeniden Yapım ve Onarım Cerrahisi)<br />
ameliyatları gerekse Estetik (Kozmetik<br />
Cerrahi) ameliyatlarının tümü hastanemizde<br />
başarılı bir şekilde gerçekleştirilmektedir. Elin<br />
travma sonrası işlevsel bozuklukları ve El<br />
Cerrahisi, el ve parmaklarda oluşan kısmi ya da<br />
tam kopmalar, erken müdahalenin çok büyük<br />
önem taşıdığı durumlardır. Hastanemizde hızlı,<br />
doğru ve güvenilir bir şekilde tedavi edilmektedir.<br />
Mikrocerrahi (Doku nakilleri, sinir, damar<br />
onarımları), beklenmedik bir kaza sonucunda<br />
gelişen yaralanma ya da uzuvun kopması<br />
durumunda, ilgili doku beslenemediği için hızla<br />
ölür. Oldukça hassasiyet ve deneyim gerektiren<br />
mikrocerrahi operasyonları sayesinde yaşanan<br />
duyu ve motor kayıpları eski hâline getirilebilir.<br />
Piezo burun estetiği, daha az şişlik ve morluk<br />
ile burun estetiğine yeni bir soluk getiren<br />
ultrasonik burun estetiği ile kısa sürede iyileşip<br />
gündelik hayata devam ediliyor.<br />
11 Eylül / Ekim 2021
KANSIZLIK VE<br />
BESLENME<br />
Demir eksikliği gelişen kişilerde başlıca halsizlik,<br />
yorgunluk, çarpıntı, nefes darlığı gibi belirtiler<br />
görülürken risk altında bulunanlar arasında<br />
özellikle gebeler, doğurganlık çağındaki kadınlar,<br />
okul çağındaki çocuklar, bebekler, genç yaş<br />
grupları bulunmaktadır. Demir eksikliğinin<br />
giderilmesinde beslenme büyük önem taşımaktadır.<br />
V<br />
ÜCUDUMUZDA kan yapımına katılan çok sayıda element ve vitamin olduğunu<br />
belirten Prof. Dr. Mehmet Yılmaz, “Bunların başlıcaları demir, folik asit,<br />
Vit B12, çinko, E vitamini, selenyum, Vit A, Vit B6, riboflavin, tiamin, bakır, Vit C<br />
ve niasindir. Bu vitaminlerden Vit B12 ve folik asit eksiklikleri değişik oranlarda<br />
görülürken demir eksikliği oldukça sıktır” dedi.<br />
Demirin yeryüzünde en yaygın görülen elementlerden birisi olmasına rağmen<br />
eksikliğinin dünyada 500 milyon kişiyi etkilediğini kaydeden Prof. Dr. Yılmaz,<br />
demir eksikliği görülme oranlarının ülkemizdeki bölgeler arasında farklılık<br />
göstermekle birlikte Doğu, Güneydoğu ve Karadeniz Bölgesi’nde daha<br />
fazla görüldüğünü bildirdi.<br />
DEMİR EKSİKLİĞİNİN EN SIK SEBEPLERİ:<br />
-Diyetle yetersiz alım<br />
-Emilim bozuklukları<br />
-Kanama nedeni ile demir kaybına neden olan parazitler<br />
-Kadınlarda âdet düzensizlikleri, fazla âdet kanaması<br />
varlığı<br />
-Artmış gebelik oranları nedeni ile artmış demir<br />
ihtiyacı<br />
-Çocuklarda hızlı büyüme dönemleri<br />
Prof. Dr. Mehmet YILMAZ<br />
• SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi<br />
İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı<br />
• SANKO Üniversitesi Hastanesi<br />
Hematoloji – İç Hastalıkları Uzmanı<br />
Demir eksikliği açısından risk altında bulunanlar arasında<br />
özellikle gebeler, doğurganlık çağındaki kadınlar,<br />
okul çağındaki çocuklar, bebekler ve genç yaş gruplarının<br />
bulunduğunu vurgulayan Prof. Dr. Yılmaz, şöyle<br />
devam etti:<br />
KEMIK ILIĞI GIBI YAPIM<br />
YIKIM DÖNGÜSÜNÜN HIZLI<br />
OLDUĞU DOKULAR EKSIKLIK<br />
DURUMLARINA KARŞI ÖZELLIKLE<br />
DUYARLIDIR. ANEMININ<br />
AĞIRLIĞI VE DERECESI VITAMIN<br />
EKSIKLIĞININ AĞIRLIĞINA VE<br />
SÜRESINE BAĞLIDIR.<br />
12
Folik asit eksikliğine bağlı halsizlik, solukluk, limon<br />
sarısı görünüm, dil ağrısı veya iltihabı, vücutta<br />
kızarıklıklar, toplu iğne başı gibi kanamalar,<br />
ayaklarda karıncalanma, uyuşma, yürüme<br />
güçlüğü, demans, bilişsel fonksiyonlarda azalma,<br />
karanlıkta düşme görülebilir.<br />
“Ülkemizde gebe kadınların yüzde<br />
73’ünde, emzikli kadınların yüzde 65’inde,<br />
doğurganlık çağındaki kadınların ise yüzde<br />
50’sinde demir eksikliği bulunmaktadır.<br />
Demir eksikliği bulunan gebeliklerde ölüm<br />
riski beş kat artmaktadır. Bu hastalarda<br />
erken doğum eylemi, doğum sonrası<br />
kanama, enfeksiyon gelişimi ve sepsis denilen<br />
vücutta bu enfeksiyonun yayılması<br />
riski bulunmaktadır.<br />
Demir eksikliği gelişen kişilerde başlıca<br />
halsizlik, yorgunluk, çarpıntı, nefes darlığı,<br />
konsantrasyon bozukluğu, performans<br />
düşüklüğü, solukluk, PİKA (toprak, kil, buz,<br />
biber, çamaşır kolası vb. yenilmesi), kaşık<br />
tırnak, ağız köşesinde çatlaklar gibi bulgular<br />
gelişir. Bu bulgular geliştiğinde mutlaka<br />
hekime başvurulması gerekir. Kronik bir<br />
hastalıkla birlikte görülen kansızlıkta ölüm<br />
riski artar.”<br />
Vit B12 ve folik asit:<br />
Vit B12 ve folik eksikliğinin DNA sentezinde<br />
yetersizliğe yol açtığını belirten Prof.<br />
Dr. Yılmaz, “Kemik iliği gibi yapım yıkım<br />
döngüsünün hızlı olduğu dokular eksiklik<br />
durumlarına karşı özellikle duyarlıdır.<br />
Aneminin ağırlığı ve derecesi vitamin<br />
eksikliğinin ağırlığına ve süresine bağlıdır”<br />
ifadelerine yer verdi.<br />
Vit B12 vitamininin bağırsaktaki mikroorganizmalar<br />
tarafından doğal olarak<br />
sentezlendiğini veya gıdalardan alındığını<br />
kaydeden Prof. Dr. Yılmaz, şunları söyledi:<br />
“Ağız, mide ve bağırsaklarda çeşitli işlemlerden<br />
geçtikten sonra ince bağırsaktan<br />
emilir. Günlük diyetle 7-30 mikrogram<br />
arasında alınmakla olup erişkinde ihtiyaç<br />
1-2 mikrogramdır. Bir kişide 2-3 miligram<br />
depolanmış olarak bulunur. Ana besin<br />
kaynağı hayvansal gıdalardır.”<br />
B12 EKSİKLİĞİ SEBEPLERİ:<br />
-Mide ameliyatı (Midenin kısmi ya da tam<br />
olarak çıkarılması),<br />
-İlaçlar,<br />
-Vejetaryenlerde,<br />
-Parazitler,<br />
-İnce bağırsağın çıkarılması,<br />
-Kör bağırsak sendromu,<br />
-Emilim bozuklukları.<br />
KİMLERDE FOLİK ASİT<br />
EKSİKLİĞİ GÖRÜLÜR?<br />
-Yaşlılarda,<br />
-Sürekli keçi sütü ile beslenenlerde,<br />
-Bağırsaktan emilim bozukluğuna neden<br />
olan hastalıklar (Crohn hastalığı gibi),<br />
-Mide ameliyatları sonrası,<br />
-Gebelik,<br />
-Emzirme,<br />
-Karaciğer hastalıkları,<br />
-Kronik alkol kullanımı,<br />
-Aşırı pişirilmiş sebze tüketimi,<br />
-İlaç kullanımı,<br />
-Kan yapım bozukluğu görülen bazı<br />
hastalıklarda.<br />
Folik asit eksikliğine bağlı halsizlik, solukluk,<br />
limon sarısı görünüm, dil ağrısı veya<br />
iltihabı, vücutta kızarıklıklar, toplu iğne<br />
başı gibi kanamalar, ayaklarda karıncalanma,<br />
uyuşma, yürüme güçlüğü, demans,<br />
bilişsel fonksiyonlarda azalma, karanlıkta<br />
düşme görülebildiğine işaret eden Prof.<br />
Dr. Yılmaz, sözlerini şöyle tamamladı:<br />
“Bebeklerde doğumsal nöral tüp defekti<br />
hastalığının gelişmemesi için gebe kalınmadan<br />
en az on beş gün önce folik asit<br />
tedavisi başlanmalıdır.<br />
Bahsedilen belirti ve bulgular geliştiğinde<br />
hekime başvurulması gerekmektedir.<br />
Gerekli laboratuvar incelemeleri yapıldıktan<br />
sonra kansızlık tedavisi yapılmalı<br />
ve takiplerde kan değerlerinin düzelip<br />
düzelmediği kontrol edilmelidir. Vücutta<br />
kan yapımı için yeterli vitamin miktarının<br />
olması sağlanmalıdır.”<br />
Ülkemizde gebe kadınların yüzde 73’ünde, emzikli kadınların<br />
yüzde 65’inde, doğurganlık çağındaki kadınların ise yüzde<br />
50’sinde demir eksikliği bulunmaktadır. Demir eksikliği<br />
bulunan gebeliklerde ölüm riski beş kat artmaktadır. Bu<br />
hastalarda erken doğum eylemi, doğum sonrası kanama,<br />
enfeksiyon gelişimi ve sepsis denilen vücutta bu enfeksiyonun<br />
yayılması riski bulunmaktadır.<br />
13 Eylül / Ekim 2021
Sonbaharda görülen<br />
DERMATOLOJİK<br />
PROBLEMLER<br />
Liv Hospital Gaziantep Deri ve Zührevi Hastalıkları<br />
Uzmanı Dr. Selin Aktaş Aykanat sonbaharda<br />
görülen dermatolojik problemler konusunda Narkoz<br />
Sağlık Dergisi okuyucularını bilgilendirdi.<br />
“CILDIMIZ EN DEĞERLI GIYSIMIZDIR”<br />
Cildimiz en değerli giysimizdir ve yaşamımızın her döneminde<br />
farklı bakım uygulamalarına ihtiyaç duyar. Sıcak ve güneşli yaz<br />
mevsiminden sonra aniden sonbaharın gelmesi ile cildimizde<br />
kuruluk, nemsizlik, matlık, kırışıklık, leke, akne vb sorunlar<br />
oluşmaktadır. Yaşadığımız bölgenin kuru bir iklime sahip olması<br />
bu sıkıntıların daha da şiddetli bir şekilde ortaya çıkmasına sebep<br />
olmaktadır. Bu nedenle her mevsim öncesi, cildimizi etkileyen hava<br />
koşullarına göre gerekli bakım ve tedavi yöntemlerini uygulamak,<br />
hem oluşabilecek hasarları önler, hem de sağlıklı ve genç bir cilde<br />
sahip olmamızı sağlar. Özellikle mevsim değişikliklerinde bilinçli<br />
hareket etmek gerekmektedir. Sonbaharda en sık karşılaşılan<br />
problemlere madde madde değinmek gerekirse:<br />
DERİ KURULUĞU<br />
Dr. Selin Aktaş Aykanat<br />
Liv Hospital Gaziantep Deri ve<br />
Zührevi Hastalıkları Uzmanı<br />
Sonbaharda cildimizde kuruma ve nemsizleşme beklediğimiz ancak istemediğimiz bir<br />
değişikliktir. Bu sebeple öncelikle günde en az 2 litre su içmeli ve cilt tipimize uygun<br />
temizleyici ve nemlendirici kullanmalıyız. Yazın güneş, havuz, deniz gibi sebeplerle kuruyan,<br />
üst tabakası kalınlaşan cildimizi medikal cilt bakımları ile derinlemesine temizleyip<br />
nemlendirmek de çok faydalıdır. Ayrıca cildi nemlendirmek, güneşin verdiği hasarı geri<br />
çevirmek için bu dönemde mezoterapi ve PRP yöntemlerinden de faydalanmaktayız.<br />
Pandemi sebebiyle temizlik alışkanlıklarımızın değişmiş olması cildi ekstra kurutmaktadır.<br />
Su ve sabuna ulaşabildiğimiz ortamlarda dezenfektan ve kolonya kullanımından<br />
kaçınmalı, sık temizlik sebebi ile cilt bariyerimizin bozulmasını önlemek için ise her el<br />
yıkamadan sonra elleri, her duş sonrası ise tüm derimizi nemlendirmeliyiz.<br />
GÜNDE 100 TELE<br />
KADAR NORMAL<br />
KABUL ETTIĞIMIZ<br />
SAÇ DÖKÜLMELERI<br />
SONBAHAR<br />
AYLARINDA ARTABILIR.<br />
14
Yazın maruz kaldığımız güneşli ve sıcak hava, deniz,<br />
havuz gibi sebeplerle cildin kollajen ve elastin yapısı<br />
bozulur ve kırışıklıklar oluşmaya başlar. Bu sebeple<br />
fibroblastları aktive ederek deride yeni kollajen ve<br />
elastin sentezini uyaracak mezoterapi, PRP ve altın<br />
iğneli radyofrekans gibi işlemler yapılarak, cildimizin<br />
daha sağlıklı ve genç kalmasını sağlayabiliriz.<br />
AKNE<br />
Yaz aylarında güneşin akut etkisi ile azalma<br />
eğiliminde olan akne ve komedonlar<br />
sonbaharda güneşin uzun dönem etkisi<br />
sebebi ile artar. Bu sebeple hastaların<br />
bu dönemde doğru ürün kullanımı ve<br />
gereğinde medikal tedavi almak üzere bir<br />
dermatoloğa başvurmasını önermekteyiz.<br />
Akne öncüsü olan komedonların hekim<br />
gözetiminde doğru şekilde temizlenmesi<br />
de akne artışını engelleyebilir. Medikal cilt<br />
bakımları hem komedon temizliği hem<br />
de işlem sırasında kullanılan solüsyonların<br />
etkisi ile verdiğimiz tedavilerin etkinliğini<br />
arttırarak akneyi azaltan iyi bir seçenektir.<br />
Oluşan aknelerin bıraktığı izler de hekim<br />
gözetiminde çeşitli lazerler, dermapen ve<br />
altın iğneli radyofrekans tedavisi ile iyileştirilebilmektedir.<br />
LEKE<br />
rağmen belirgin saç dökülmesi mevcut ise<br />
hastalarımıza dermatoloğa başvurmalarını<br />
öneriyoruz. Böylece hastanın saç dökülme<br />
tipine karar verip, buna uygun tetkikler<br />
yapılarak altta yatan bir eksiklik var ise<br />
takviyesi sağlanmalıdır. Yoğun saç dökülmesi<br />
olan hastalarımızda tedaviyi düzenli<br />
mezoterapi ve PRP tedavisi desteklediğimizde<br />
daha da iyi yanıtlar alabilmekteyiz.<br />
Bazı hastalarımızda gördüğümüz, saçlı<br />
deride kaşıntıb ve kepeklenme şeklinde<br />
kendini gösteren seboreik dermatit de<br />
sonbahar mevsiminde artma eğilimindedir.<br />
Seboreik dermatit saç dökülmesinin<br />
de artmasına sebep olabilir. Bu sebeple<br />
saçlı deride şikâyeti olan hastalar mutlaka<br />
bir dermatoloğa başvurarak kendileri için<br />
uygun görülen tedavilerini olmalıdırlar.<br />
KIRIŞIKLIKLAR<br />
VE DERİ<br />
YAŞLANMASI<br />
Yazın maruz kaldığımız güneşli<br />
ve sıcak hava, deniz, havuz<br />
gibi sebeplerle cildin kollajen<br />
ve elastin yapısı bozulur ve<br />
kırışıklıklar oluşmaya başlar.<br />
Bu sebeple fibroblastları aktive<br />
ederek deride yeni kollajen<br />
ve elastin sentezini uyaracak<br />
mezoterapi, PRP ve altın iğneli<br />
radyofrekans gibi işlemler<br />
yapılarak, cildimizin daha<br />
sağlıklı ve genç kalmasını<br />
sağlayabiliriz.<br />
Lekeye meyilli cildi olan hastalarımızda<br />
yoğun güneşe maruz kalınan yaz aylarında<br />
lekelerde artış gözlemlemekteyiz. Bu<br />
sebeple lekeye meyilli ciltlerde, gebe ve<br />
emzirenlerde her 3 saattte bir güneş koruyucu<br />
kullanarak bu artışın minimumda<br />
tutulmasını önermekteyiz. Buna rağmen<br />
lekeleri artan hastalarımıza ise lekenin<br />
yerleşimi, derideki derinliği gibi durumlara<br />
bağlı değişen kombinasyonlarla kremler,<br />
lazer tedavileri, mezoterapi, PRP gibi tedaviler<br />
uygulamaktayız.<br />
SAÇ DÖKÜLMESİ<br />
Günde 100 tele kadar normal kabul<br />
ettiğimiz saç dökülmeleri sonbahar<br />
aylarında artabilir. Bunu engellemek için<br />
öncelikle sağlıklı beslenmeli, düzenli spor<br />
yapmalı ve iyi uyumalıyız. Tüm bunlara<br />
15 Eylül / Ekim 2021
Dr.Ümit Mutlu TİRYAKİ<br />
Gaziantep İl Sağlık Müdürü<br />
BEBEK ÖLÜM<br />
ORANINI DÜŞÜRMEK<br />
İÇİN ÇALIŞIYORUZ<br />
Gaziantep İl Sağlık Müdürü Dr.Ümit Mutlu TİRYAKİ, Gaziantep’te son<br />
yıllarda bebek ölüm hızında meydana gelen artışın sebeplerini ve yapılan<br />
çalışmaları Narkoz Sağlık Dergisine anlattı.<br />
İLK SIRADA ERKEN DOĞUM VAR<br />
Gaziantep’teki bebek ölümlerinin nedenlerine baktığımız zaman<br />
ilk sırada prematürite yani erken doğum gelmektedir. İkinci<br />
sırada konjenital anomali (doğumsal bozukluk) üçüncü sırada ise<br />
konjenital (doğumsal) kalp hastalıkları yer almaktadır. İlimizde erken<br />
doğumun nedenleri irdelendiği zaman sık doğumlar, akraba<br />
evlilikleri ve 18 yaş altı gebelikler dikkati çekmektedir.Gebelerde<br />
idrar yolu ve vajinal enfeksiyonlar da sık görülmekte bu durumda<br />
erken doğumlara neden olmaktadır.<br />
GÖREVE GELDİĞİMİZDEN İTİBAREN<br />
BEBEK ÖLÜM ORANI DÜŞTÜ<br />
Bebek ölüm oranımız bizim göreve geldiğimiz tarihten bu yana<br />
ekibimizin yaptığı çalışmalarla düşme eğilimine geçmiştir. Son 3<br />
yıla baktığımız zaman 2019 yılında bebek ölüm oranı binde 17,1<br />
iken 2020 yılında 14,1 e düşmüştür.2021 yılı istatistiksel olarak<br />
tamamlanmamış olmakla birlikte, mevcut 9 aylık bebek ölüm<br />
oranı binde 12,40 olarak hesaplanmıştır.<br />
BEBEK ÖLÜMLERİNİ AZALTABİLMEK<br />
İÇİN ÇALIŞMALAR YAPIYORUZ<br />
2020 yılında pandeminin olumsuz koşullarına rağmen kamu ve<br />
özel hastaneler ile görüşülerek yeni doğan yoğun bakımlarda<br />
hasta bakımları konusunda hassasiyet istenmiş ve az da olsa<br />
kazanım elde edilmiştir.<br />
2021 yılında kamu, özel, üniversite hastaneleri ve aile sağlığı merkezlerinin<br />
katılımıyla anne ve bebek ölümlerini önleme çalıştayı<br />
16
SURİYELİ ANNELERİN DOĞURGANLIK<br />
HIZI ÇOK YÜKSEK<br />
Türkiye’de kaba doğum hızı binde 13,3 iken Gaziantep’te binde 19,2 ve Suriyeli kaba doğum hızı<br />
yaklaşık binde 40’tır. Gaziantep’in doğum hızının yüksek olması, Suriyeli annelerin de doğurganlık<br />
hızının yüksek olması bebek ölümlerini arttırmaktadır. Gebe ve bebek takiplerinde kamu ve özel<br />
hastaneler ile Aile Sağlığı Merkezlerinin iş yükü de çok fazla artmakta ve süreci zorlaştırmaktadır.<br />
yapılmış olup sorunlar ve çözüm önerileri tartışılarak , eylem planı<br />
oluşturulmuştur. Oluşturulan eylem planı ilimizdeki tüm sağlık<br />
kuruluşları ile paylaşılarak çalışmalara başlanmıştır.<br />
Tüm kamu ve özel hastanelerde bebeğe eli değen ebe, hemşire<br />
ve doktorlara aynı zamanda 112 çalışanlarına Yenidoğan Canlandırma<br />
Eğitimleri (ayda bir kez) ve Temel yeni doğan eğitimleri<br />
verilerek bilgi ve becerilerinin arttırılması hedeflenmiştir.<br />
Ayda bir kez bebek ölüm komisyonları toplanıp, ilde yaşanan bebek<br />
ölümleri tek tek incelenerek önlenebilirlik durumları değerlendirilmekte<br />
ve tespit edilen sorunların çözülmesine çalışılmaktadır.<br />
İlimizde tüm kamu ve özel hastanelerin düzenli olarak yeni<br />
doğan yoğun bakımlarının endikasyon ve enfeksiyon denetimleri<br />
yapılmakta olup, gereksiz yatak işgallerinin ve enfeksiyona yol<br />
açan unsurların giderilmesine çalışılmaktadır.<br />
1.basamakta aile sağlığı merkezleri tarafından tüm gebe ve bebeklere<br />
beslenme destek programı kapsamında demir ve D-VIT<br />
3 damla dağıtımı sürdürülmektedir.<br />
Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ile birlikte Anneye süt bebeğe<br />
can projesi devam etmektedir.<br />
Şahinbey Belediyesi ile birlikte yürütülen evlilik okulu projesi<br />
kapsamında çiftlere doğum, güvenli annelik, kalıtsal hastalıklar<br />
vb. gibi konularda danışmanlık verilmektedir.<br />
Şahinbey Belediyesi ile birlikte Hoş geldin Bebek projesi yürütülmekte<br />
olup anne ve bebek sağlığını geliştirmek için gebelere<br />
eğitimler yapılmakta ve hediye paketleri dağıtılmaktadır.<br />
İstenmeyen veya riskli gebelikleri engelleyebilmek için müdürlüğümüz<br />
tarafından aile planlaması malzemeleri temin edilmekte<br />
ve 1.basamakta aile hekimlikleri tarafından dağıtımı sağlanmaktadır.(Aile<br />
planlaması malzemesinin alımını yapıp hizmete sunan<br />
çok az illerden biriyiz)<br />
1.Basamakta bebek ve gebe izlemlerimiz % 99 olup, her gebenin<br />
aile hekimi ve aile sağlığı çalışanı tarafından en az 4 kez izlemi<br />
yapılmakta , izlemler sonucunda sorun saptanan gebeler kadın<br />
doğum hastalıkları uzmanına, bebekler çocuk hastalıkları uzmanına<br />
sevk edilmektedir.<br />
İlimizde hastanelerin yeni doğan yoğun bakım üniteleri ve kuvöz<br />
sayıları yetersiz olup kısa sürede şehir hastanesi hizmete girince<br />
sunulan hizmet kalitesinin artması, dolayısıyla anne ve bebek<br />
ölümlerinin düşmesi beklenmektedir.<br />
Gaziantep’teki bebek<br />
ölümlerinin nedenlerine<br />
baktığımız zaman ilk<br />
sırada prematürite yani<br />
erken doğum gelmektedir.<br />
İkinci sırada konjenital<br />
anomali (doğumsal<br />
bozukluk) üçüncü sırada<br />
ise konjenital (doğumsal)<br />
kalp hastalıkları yer<br />
almaktadır.<br />
17 Eylül / Ekim 2021
Ülkemizde üç kişiden biri<br />
“Hipertansiyon” hastası<br />
Kontrolsüz Hipertansiyon; Kalp Hastalıkları, İnme,<br />
Böbrek Yetmezliği ve Erken ölüm ile ilişkilidir.<br />
K<br />
AN basıncı değerlerinin<br />
normalin üzerinde olmasına<br />
Hipertansiyon denir. Hipertansiyonu<br />
olan hastaların yaklaşık<br />
%90’ında hipertansiyon gelişimi için bir<br />
neden yoktur. Bu tür hipertansiyona<br />
Esansiyel veya Primer Hipertansiyon denir.<br />
Primer Hipertansiyon tedavisinde diyet ve<br />
ilaç tedavisi uygulanır.<br />
Diğer hastalarda ise hipertansiyon gelişimi<br />
için altta yatan tıbbi bir neden vardır. Bu<br />
yüzden bu tür hipertansiyona Sekonder<br />
Hipertansiyon denir, genelde hızlı bir şekilde<br />
ortaya çıkar ve hipertansiyon genellikle<br />
şiddetlidir. Bu altta yatan nedenlerden bazıları<br />
böbrek atardamarında darlık, böbrek<br />
yetmezliği, böbreküstü bezi hastalıkları,<br />
tiroid bezi hastalıkları ve birtakım ilaçlar<br />
olarak sayılabilir.<br />
Kan basıncının yüksekliği damar duvarlarına<br />
ve göz, kalp, beyin ve böbrek gibi<br />
organlara zarar verir.<br />
Hipertansiyon tedavisi için öncelikle varsa<br />
altta yatan neden düzeltilmeli, sonrasında<br />
diyet ve ilaç tedavisi ile hipertansiyon<br />
kontrol altına alınmalıdır.<br />
Birinci derece<br />
akrabalarında yüksek<br />
tansiyon öyküsü olan<br />
kişilerde hipertansiyon<br />
görülme riski büyüktür.<br />
Uzm. Dr. Mehmet Büyükbakkal<br />
Gaziantep Medical Park Hastanesi<br />
NefrolojiUzmanı<br />
HIPERTANSIYON NEDIR?<br />
Kan kalpten pompalanır ve damarlarda dolaşırken damarlara bir<br />
basınç uygular. Tansiyon olarak tanımlanan kan basıncı değeri<br />
kişiden kişiye değişiklik gösterir. Kan basıncı sistolik ve diastolik<br />
olmak üzere ikiye ayrılır. Kalp kasılır ve damarlara doğru kanı<br />
atar. Kanın damarlara attığı kan basıncına sistolik denir. Kalp<br />
gevşediğinde ise hâlâ damarlarda kan basıncı bulunur. Bu<br />
basınca diastolik denir. Sistolik kan basıncı büyük tansiyon;<br />
diastolik küçük tansiyon olarak da bilinir. 18 yaşın üstündeki<br />
erişkin bir bireyin istirahat halindeki normal sistolik kan basıncı en<br />
yüksek 120mmHg, normal diastolik kan basıncı ise en yüksek 80<br />
mmHg olmalıdır. Hipertansiyon hastalarında kan damarlarındaki<br />
basıncın değeri normalin üzerinde seyreder.<br />
18
HIPERTANSIYON<br />
BELIRTILERI<br />
NELERDIR?<br />
Tansiyon 180/110 mmHg’nin<br />
üzerine çıkmadığı sürece herhangi<br />
bir belirti göstermeyebilir. Ancak<br />
sürekli yüksek olduğunda vücuda<br />
zarar verir. En çok görülen yüksek<br />
tansiyon belirtileri:<br />
• Sık idrara çıkma özellikle geceleri<br />
uyanıp idrar yapma<br />
• Bulanık ya da çift görme<br />
• Bacaklarda şişlik<br />
• Nefes darlığı<br />
• Halsizlik, yorgunluk, isteksizlik<br />
• Kulak çınlaması<br />
• Burun kanamaları<br />
• Düzensiz kalp atışı ve kalp ağrısı<br />
• Baş dönmesi ve baş ağrısı<br />
KAN BASINCI<br />
DEĞERLERININ<br />
NORMALIN<br />
ÜZERINDE OLMASINA<br />
HIPERTANSIYON DENIR.<br />
HIPERTANSIYON<br />
NEDENLERI NELERDIR?<br />
Tansiyon yüksekliğinin genetik ve<br />
çevresel faktörler olmak üzere en<br />
önemli iki nedeni vardır. Birinci derece<br />
akrabalarında yüksek tansiyon öyküsü<br />
olan kişilerde hipertansiyon görülme<br />
riski büyüktür. En yaygın olarak görülen<br />
hipertansiyon nedenleri:<br />
• Aşırı tuzlu gıdalarla beslenme<br />
• Kafa içi basıncın yüksek olması<br />
• Aort damarının kalpten çıktığı bölgenin<br />
dar olması<br />
• Böbrek üstünden salgılanan kortizon<br />
veya aldesteron hormonlarının aşırı salgılanmasına<br />
bağlı olarak görülen Crohn<br />
ve Cushing hastalığı<br />
• Böbrek tümörleri<br />
• Akut ya da kronik böbrek hastalıkları<br />
• Böbrek damarlarının daralması<br />
• Tiroid bezi hastalıkları<br />
• Şeker hastalığı<br />
• Kolesterol yüksekliği<br />
• Gebelik<br />
• Soğuk algınlığı ilaçları, dekonjestanlar,<br />
bazı ağrı kesiciler, doğum kontrol hapları,<br />
kokain ve amfetamin gibi yasadışı<br />
ilaçlar<br />
• Kilo fazlalığı<br />
• Alkol ve sigara kullanımı<br />
HIPERTANSIYON TEDAVISI<br />
NASIL OLUR?<br />
Yüksek tansiyon hastalarının tedavisi<br />
için öncelikli olarak hastaların yaşam tarzında<br />
değişiklikler yapması istenir. Tansiyon<br />
hastası ideal kilonun üzerindeyse<br />
ideal kilosuna dönmesi için yeterli ve<br />
dengeli bir diyet programı uygulaması<br />
önerilir. Tuz tüketimi kısıtlanır ve meyve,<br />
sebze tüketimi artırılır. Margarin, tereyağı<br />
ve kuyruk yağı gibi doymuş yağ oranı<br />
yüksek gıdalar diyetten çıkarılır. Alkol ve<br />
sigara kullanımı kesinlikle bırakılmalıdır.<br />
Tansiyon hastalarının düzenli fiziksel<br />
aktivite yapması, kan basınçlarının düzenlenmesini<br />
sağlar. Yaşam tarzındaki<br />
değişikliklere uyum sağlayamayan ya da<br />
değişikliklere rağmen tansiyonu düşürülemeyen<br />
hastalara ila tedavisi uygulanır.<br />
Kronik bir hastalık olan hipertansiyon<br />
yaşam boyu belirli aralıklarla doktor<br />
kontrolü gerektirir. Doktor tarafından<br />
önerilen ilaçların düzenli olarak alınması<br />
ve doktora danışılmadan dozunda<br />
oynamalar yapılmaması gerekir.<br />
TANSIYONU NE DÜŞÜRÜR?<br />
• Yüksek tansiyon durumunda hastanın<br />
ellerini, ayaklarını ve kollarını normal<br />
musluk suyu ile yıkaması önerilir. Soğuk<br />
su ile yapılan duş da kan basıncının<br />
düşürülmesine yardımcı olur.<br />
• Tansiyon yükseldiği zaman hemen<br />
bir limonun suyunu sıkıp sulandırarak<br />
içmek kan basıncını düşürebilir.<br />
• Tuzsuz yoğurt ve ayran da tansiyonu<br />
düşürücü etki gösterir. Ancak yoğurt ya<br />
da ayranın tuzsuz olmasına ekstra özen<br />
gösterilmelidir.<br />
• Nar suyu ve greyfurt gibi meyvelerin<br />
suları ve kekik suyu da tansiyon düşürücüdür.<br />
• Halk arasında da tansiyon yüksekliğinde<br />
kullanılan sarımsağın da kan<br />
basıncını düşürücü etkisi vardır<br />
19 Eylül / Ekim 2021
ÇÖLYAK DEYİP<br />
GEÇMEYİN!<br />
Çölyak hastalığı genetik olarak duyarlı bireylerde<br />
gluten alımının tetiklediği çeşitli derecede<br />
ince barsak hasarı ve çeşitli klinik bulguların<br />
kombinasyonu ile karakterize immun aracılıklı<br />
sistemik otoimmün bir hastalıktır.<br />
OTOIMMUN bir hastalık olan<br />
çölyak hastalığının patogenezinde<br />
genetik ve çevresel<br />
faktörlerin (gluten alımı) önemli<br />
rol oynadığı bilinmektedir.<br />
Dünyada genel populasyonda çölyak<br />
hastalığı prevalansının %1 olduğu tahmin<br />
edilmektedir, ülkemizde ise çocuklarda<br />
yapılan bir çalışmada prevalans 212 de bir<br />
tespit edilmiştir.<br />
Çölyak hastalığı erken çocukluk çağından<br />
yaşlılık çağına kadar herhangi bir yaşta<br />
görülebilir. İki piki vardır; birincisi, ilk 2 yaş<br />
içinde gluten alımından sonra, ikincisi ise<br />
yaşamın ikinci veya üçüncü dekadında<br />
görülür. Semptomlar hastadan hastaya<br />
değiştiği için çölyak hastalığının tanısı<br />
zordur.<br />
Son 30 yılda çölyak hastalığı prevalansında<br />
belirgin olarak artış görülmektedir,<br />
bunun nedeni sadece hekimlerin çölyak<br />
hastalığı hakkında artmış bilgi birikimi ve<br />
farkındalığı değil aynı zamanda yüksek<br />
oranda duyaarlı ve özgül diagnostik<br />
testlerinin kombine olarak kullanılmasıdır.<br />
Artmış farkındalığa rağmen çölyak hastalarının<br />
%95 kadarına halen tanı konulamamaktadır.<br />
Gelişmiş ülkelerde bile tanı<br />
konulamayan vaka çok fazladır. Çünkü<br />
çölyak hastalarının çok azında klinik<br />
olarak belirgin çölyak hastalığı belirtileri<br />
mevcuttur, vakaların çoğunluğunda atipik<br />
bulgular veya belirsiz semptomlar mevcuttur,<br />
bu yüzden tanı konulamamaktadır<br />
ya da tanı gecikmektedir.<br />
Ayrıca çölyak hastalığı gelişme riski birinci<br />
derece akrabalarda, ikinci derece akrabalarda,<br />
Down sendromunda, tip 1 DM,<br />
selektif IgA eksikliğinde, otoimmun tiroiditte,<br />
Turner sendromunda ve Williams<br />
sendromunda yüksektir.<br />
Son yıllarda çölyak tanısı konulmadan<br />
önce glutensiz diyet yapan kişilerin sayısında<br />
belirgin bir artış vardır. Ayrıca çölyak<br />
hastalarının birinci derece akrabalarında<br />
da çölyak için test yapılmadan önce glutensiz<br />
diyete başlandığı görülmektedir. Bu<br />
nedenle çölyak hastalığı için serolojik test<br />
yapmadan önce glutensiz diyet ile beslenip<br />
beslenmediğine dikkat edilmelidir, aksi<br />
takdirde serolojik testler negatif çıkabilir<br />
ve çölyak hastalığı tanısını koymak zor<br />
olur.<br />
Semptomlar genellikle infantarda ve daha<br />
Doç. Dr. Yasin Şahin<br />
Medical Park Gaziantep Hastanesi Çocuk<br />
Gastroenterolojisi, Hepatoloji ve Beslenme Uzmanı<br />
büyük çocuklarda birbirinden farklıdır. Küçük<br />
çocuklarda genellikle ishal, iştahsızlık,<br />
karın şişliği ve ağrısı görülür, eğer tanı<br />
gecikirse gelişme geriliği irritabilite ve ciddi<br />
malnutrisyon da görülebilir. Daha büyük<br />
çocuklarda gluten alım miktarına bağlı<br />
olarak ishal, bulantı, kusma, karın ağrısı,<br />
karın şişliği, kilo kaybı ve kabızlık gibi GIS<br />
semptomları görülebilir.<br />
Günümüzde tek etkin tedavisi halen tamamen<br />
glutenden kaçınmaktır. Glutensiz<br />
diyet ile semptomlarda belirgin iyileşme,<br />
biyokimyasal testlerin normalizasyonu<br />
ve yaşam kalitesinde iyileşme görülür.<br />
Çocuklarda diyetten sonra sıklıkla 2-4<br />
hafta içinde semptomlarda hızla düzelme<br />
görülür.<br />
20
21 Eylül / Ekim 2021
TÜRKİYE’DE BİR İLK:<br />
GAZİANTEP BÖBREK<br />
NAKLİ HASTANESİ<br />
Türkiye’de 70 bin böbrek hastası<br />
nakil bekliyor. Ancak yıllık sadece 3<br />
bin kişiye böbrek nakli yapılabiliyor.<br />
Türkiye’nin ilk Böbrek Nakli Hastanesini<br />
hizmete açmaya hazırlanan Gaziantep<br />
Üniversitesi, böbrek nakli bekleyen<br />
hastalara güven merkezi olacak.<br />
ORGAN naklinde başarılı çalışmalara imza atan Gaziantep<br />
Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama<br />
Hastanesi; Böbrek Nakli Hastanesi ve Böbrek Nakli<br />
Akademisi gibi projeleriyle Türkiye’de ilklerin öncülüğünü<br />
yapmaya devam ediyor.<br />
YOĞUN TALEP BÖBREK NAKLİ HASTANESİ<br />
FİKRİNİ ORTAYA ÇIKARDI<br />
Türk Nefroloji Derneğinin Türkiye’nin genelini kapsayan yapmış<br />
oldukları bir çalışmada en çok böbrek hastasının Marmara<br />
ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde görüldüğü tespit edilmiştir.<br />
Dolayısıyla Gaziantep de en çok böbrek hastasının olduğu<br />
bölgede bulunmaktadır. Merkezimizde haftada ortalama 3<br />
böbrek nakli ile yıllık 100 civarında böbrek nakli yapılmaktadır.<br />
Merkezimizde sadece böbrek nakli ameliyatlarının yapıldığı,<br />
ayrı havalandırma sistemi olan pandemi koşullarında talebin<br />
artması ile beraber her gün böbrek nakli yapılabilen özel nakil<br />
BÖLGENİN EN ÇOK<br />
ORGAN NAKLİNİ<br />
GERÇEKLEŞTİREN EKİP<br />
Organ nakli ihtisasını ABD NewYork Üniversitesi’nde<br />
tamamlayarak ardından Gaziantep Üniversitesi’ne<br />
gelen ve 10 yıldan fazladır görev yapan tecrübeli isim<br />
Prof. Dr. Sacid Çoban, organ naklinin çok zorlu bir<br />
işlem olduğunu söyledi. Böbrek naklinin ancak çok<br />
büyük ve profesyonel bir ekiple yapılabileceğini ve<br />
başarının da ancak böyle bir ekip sayesinde mümkün<br />
olabileceğini, Gaziantep Üniversitesi’nin de böyle bir<br />
ekibe ve imkâna sahip olduğunu ve bununda hem<br />
Gaziantep hem de bölge için çok büyük bir şans<br />
olduğunu ifade etti. Çoban; Güneydoğu Anadolu<br />
Bölgesinde en çok organ nakli gerçekleştiren ekip<br />
olduklarını belirterek, Böbrek Nakli Enstitüsü, Böbrek<br />
Nakli Hastanesi ve Böbrek Nakli Akademisi projelerin<br />
gerçekleştirilmesinde büyük katkısı olan Gaziantep<br />
Valisi Sayın Davut Gül, Gaziantep Üniversitesi<br />
Rektörü Prof. Dr. Arif Özaydın ve İpek Yolu Kalkınma<br />
Ajansına teşekkür etti.<br />
22
GAZIANTEP ÜNIVERSITESI BÜNYESINDE AÇILAN BU HASTANEMIZ ILK VE TEK<br />
OLACAK. TEK KIŞILIK HASTA ODALARIYLA, KONFORUYLA BÖLGEDE NAKIL<br />
IHTIYACI OLAN HASTALARIMIZA HITAP EDECEK ÖZEL BIR HASTANE OLACAK.<br />
ameliyat salonları ile çalışmaya devam<br />
ederken talebin iki katına çıkması ve Türkiye’de<br />
bulunan hastaların yanında yurtdışı<br />
hastalardan da talep olması nedeni ile<br />
böbrek nakli hastanesi fikri ortaya çıkmış<br />
oldu.<br />
GAZİANTEP BÖBREK NAKİL<br />
HASTANESİ TÜRKİYE’DE İLK<br />
OLACAK<br />
Böbrek Nakli Hastanesi fikri ilk ortaya<br />
çıktığında Gaziantep Üniversitesi Rektörü<br />
Prof. Dr. Arif Özaydın hocamız kampüs<br />
içerisinde bize bir yer tahsis etti. Türkiye’de<br />
Gaziantep’te ilk ve tek olmak üzere;<br />
50 yatak kapasiteli 3 tane ameliyathanesi,<br />
6 yataklı yoğun bakımı olan Böbrek Nakli<br />
Hastanesinin açılışını çok yakında hep<br />
birlikte yapmış olacağız.<br />
Ülkemizde bu anlamda bir hastane<br />
bulunmamaktadır. Gaziantep Üniversitesi<br />
bünyesinde açılan bu hastanemiz ilk ve<br />
tek olacaktır. Tek kişilik hasta odalarıyla,<br />
konforuyla başta bölgede nakil ihtiyacı<br />
olan hastalarımız olmak üzere Ülkemizin<br />
geneline ve yurt dışından da hastalara<br />
hitap edecek özel bir hastane olacaktır.<br />
BÖLGEDE; ÇOCUK BÖBREK<br />
NAKLİ YAPAN TEK<br />
HASTANEYİZ<br />
Gaziantep Üniversitesini farklı kılan bir<br />
nokta da çocuk böbrek nakli yapan tek<br />
hastane olmamızdır. Bunun nedeni<br />
ise Güneydoğu Anadolu’da tek çocuk<br />
transplant nefrologunun Gaziantep Üniversitesinde<br />
bulunmasıdır.<br />
Prof. Dr. Ayşe Balat, Prof. Dr. Mithat<br />
Büyükçelik, Doç. Dr. Beltinge Kılıç ve Dr.<br />
Öğr. Üyesi Mehtap Kara ekibi tarafından<br />
çocuk nefrolojisi alanında bölgeye çok ciddi<br />
hizmetler verilmektedir. Böbrek naklinde<br />
en önemli şeylerden biri çocuk böbrek<br />
nakli yapmaktır. Çocuklarda biraz daha<br />
damarlar küçük, yapılar incedir, dolayısıyla<br />
bu biraz daha ayrı bir gayret ve çalışma<br />
gerektirir. Gaziantep Üniversitesi’nin bu<br />
noktada çok iyi bir ekip bulunmaktadır.<br />
Anestezi bölümünde yine ciddi deneyimleri<br />
olan öğretim üyelerimiz çalışmaktadır.<br />
BÖLGEDEKİ; DOKU<br />
TİPLENDİRME<br />
LABARATUVARINA SAHİP<br />
TEK MERKEZ<br />
GAÜN Tıp Fakültesi bünyesinde bulunan<br />
‘Doku Tiplendirme Labaratuvarı’nın bölgede<br />
tek olduğunu ve bununda Böbrek<br />
Nakil Merkezi için çok büyük avantaj<br />
23 Eylül / Ekim 2021
olmak adına Böbrek Nakil Hastanesi<br />
projesine giriştik. Projemiz birkaç ay<br />
içinde tamamlanacak. Şu anda da<br />
bu bilgileri sizlere bitmek üzere olan<br />
bu merkezimizin içinde vermenin<br />
mutluluğunu yaşıyoruz. Gaziantep<br />
Üniversitesi’nin devam eden sağlık<br />
yatırımlarının “Amiral gemisi” olarak<br />
nitelendirilen Böbrek Nakli Hastanesi<br />
yakın zamanda hizmete girecek.” dedi.<br />
YABANCI UYRUKLU 70<br />
HASTAYA NAKİL YAPILDI<br />
İŞİMİZ BÖBREK NAKLİ,<br />
GÜCÜMÜZ EKİBİMİZ<br />
Gaziantep Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Arif<br />
Özaydın’ın “Bir yatırıma karar verirken önce<br />
ekibime, Gaziantep’in, bölgenin ve ülkemizin<br />
ihtiyaçlarına bakıyorum. Elimde ‘Böbrek Hastalıkları<br />
ve Nakli” konusunda çok başarılı bir<br />
ekip var. Arazi var. Ekonomi biliyoruz. Finans<br />
sağlayabiliyoruz. Kazanç da sağlayacağımız<br />
kesin. ‘Böbrek Nakil hastanesi’ kurmayayım<br />
da ne yapayım.” sözleriyle kuruluş nedenini<br />
açıkladığı merkeze hayat verecek ekip de<br />
konusunun uzmanlarından oluşuyor.<br />
Organ Nakli Merkez Müdürü Prof. Dr. Sacid<br />
Çoban; “İşimiz böbrek nakli, gücümüz<br />
ekibimiz” sloganı ile kendileri ifade ettiklerini<br />
söyledi. Çoban; organ naklinin bir bölüm veya<br />
bir kişi tarafından yapılan bir işlem olmadığını,<br />
başarının ön planında görünen kişilerle birlikte<br />
arka planda da çok değerli ve deneyimli<br />
kişilerin, ekiplerin olduğunu belirtti. Cerrahi<br />
alanda Prof. Dr. Fahrettin Yıldız ve Dr. Öğr.<br />
Üyesi Aziz Bulut ile birlikte çalıştıklarını ifade<br />
etti. Böbrek naklinde en önemli bölümlerden<br />
de Nefrolojinin, aslında ameliyat öncesinden<br />
başlamak üzere hastayı bütünüyle değerlendiren,<br />
takiplerinde devam ettiren ve organ<br />
reddinin olmaması için gerekli olan her şeyi<br />
yapan bölüm olduğunu belirtti. Gaziantep<br />
Üniversitesi’nin bu anlamda şanslı olduğunu,<br />
Gaziantep’te Nefroloji bölümünü ilk kuran,<br />
organ nakli konusunda ihtisasını yapmış<br />
öğretim üyelerinden birisi olan Prof. Dr. Celalettin<br />
Usalan, özellikle doku uyumsuz organ<br />
nakillerinde deneyim sahibi, diğer bir öğretim<br />
üyemiz Prof. Dr. Özlem Usalan ve Doç. Dr.<br />
Fatih Erdur’un organ nakil merkezi için çok<br />
büyük değerler olduğunu söyledi.<br />
olduğunu vurguladı.<br />
Prof. Dr. Sacid Çoban; bölgemizde<br />
ikamet eden yıllık 600 civarında<br />
hastanın böbrek nakli olduğunu ve<br />
bununda, Böbrek Nakil Hastanesini<br />
odaklanmalarının en önemli nedenlerden<br />
biri olduğunu kaydetti. Çünkü<br />
böbrek nakli cerrahi işlemle sona<br />
eren bir tedavi süreci olmadığını,<br />
naklin ardından gelen süreç ve<br />
özellikle ilaç kullanım takibinin çok<br />
önemli olduğunu ve bu aşamalarda<br />
bir aksaklık olduğunda böbreğin<br />
kaybedilebildiğini söyledi.<br />
Çoban; “Biz bu hastalarımıza, bölgemizin<br />
insanına sahip çıkmak ve<br />
onlara onlar için bir güven merkezi<br />
Türkiye’de bir ilke imza atacak olan<br />
bu merkez, sadece ülkemizdeki hastalar<br />
için değil başka ülkelerdeki hastalar<br />
için de şifa dağıtacaktır. Böbrek<br />
hastalıkları ve özellikle de böbrek<br />
nakli konusunda haklı bir üne sahip<br />
olan GAÜN Tıp Fakültesi, şu ana kadar<br />
70’in üzerinde yabancı uyruklu<br />
hastaya nakil gerçekleştirmiştir. Bu<br />
70 hastanın tamamı nakil için yurt<br />
dışından ülkemize gelerek şifayı<br />
Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi<br />
Hastanesi’nde bulan hastalardır. Bu<br />
sayının içine Türkiye’de yaşayan yabancı<br />
uyruklu hastalar dahil değildir.<br />
Bu sayının Böbrek Nakli Hastanesinin<br />
açılmasıyla birlikte her geçen<br />
gün katlanarak artmasına kesin<br />
gözüyle bakılmaktadır. Böylece bu<br />
hastane Ülkemizin sağlık politikaları<br />
çerçevesinde daha fazla sağlık turizmi<br />
hastalarının da şifa bulmalarına<br />
vesile olabilecektir.<br />
SADECE NAKİL YAPMAK<br />
YETERLİ MİDİR? NAKİL OLUNCA<br />
HER ŞEY BİTİYOR MU?<br />
Böbrek naklinin böbrek yetmezliğinin en etkili tedavi yöntemi<br />
olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Sacid Çoban, “Böbrek nakil<br />
işlemi iki aşamalı bir tedavi olup, nakil sonrası hastanın takibi<br />
ve nakil olduğu merkeze güvenmesi çok önemlidir. Çünkü<br />
nakilden sonraki en küçük bir ihmal bile böbreğin kaybına ve<br />
yeniden diyaliz aşamasına dönülmesine neden olabilir. Maalesef<br />
bütün emekler boşa gidebiliyor. İşte biz ‘Hasta Akademisi’<br />
dediğimiz sistem ile nakil hastalarımızı ameliyattan önce başlamak<br />
üzere eğitiyoruz. Sağlıklı yaşamın konforuna dönebilmesi<br />
ve bu konforu sürdürebilmesi için gerekli her türlü bilgiyi,<br />
hizmeti ve desteği hastalarımıza bu akademide sunuyoruz.<br />
Ayrıca geliştirmekte olduğumuz ve dünyada ilk olan interaktif<br />
yazılımlarımızla hastalarımızı takip edebileceğiz. Hastanın ilacını<br />
alıp almadığını, değerlerinin ne durumda olduğunu düzenli<br />
olarak sistemlerimize bağlı ekranlardan, yazılımımız sayesinde<br />
takip ediyor, olumsuz bir durumda anında hastaya bilgi verip<br />
gerekli tedbir ve müdahalelerin yapılmasını sağlıyor olacağız.<br />
Yakın zamanda hasta takip aplikasyonumuzu da sizlere tanıtmanın<br />
heyecanı ve mutluluğu içindeyiz.<br />
24
LİV İLAN<br />
25 Eylül / Ekim 2021
Fizyoterapi ve<br />
Rehabilitasyon Eğitim<br />
Kongresi tamamlandı<br />
Hasan Kalyoncu Üniversitesi (HKÜ) ve Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ)’nin birlikte<br />
düzenlediği “1. Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Eğitim Kongresi” alanında uzman bilim<br />
insanlarının katılımıyla gerçekleştirildi.<br />
H<br />
KÜ’nün ev sahipliğinde;<br />
fizyoterapiden eğitime,<br />
eğitimden teknolojiye,<br />
teknolojiden yapay zekaya<br />
kadar geniş konu yelpazesi ve zengin bir<br />
içeriğe sahip olan Kongre, Türkiye’den 13<br />
farklı üniversite ve Türkiye Fizyoterapistler<br />
Derneği’nden akademisyenler ile alanında<br />
uzman bilim insanlarını bir araya getirdi.<br />
Video konferans yöntemi ile çevrimiçi<br />
gerçekleştirilen Kongre’de; program<br />
geliştirme, öğrenme modelleri, e-öğrenme<br />
araçları, Türkiye’deki eğitim profili, kalite<br />
standartları, ders planlama, ölçme ve<br />
değerlendirme süreçleri gibi birçok konu<br />
tartışıldı.<br />
1. Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Eğitimi<br />
Kongresi’nin açılış konuşmalarını, HKÜ<br />
Rektörü Prof. Dr. Türkay Dereli, SBÜ<br />
Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa<br />
Gerek ile HKÜ Sağlık Bilimleri Fakültesi<br />
Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm<br />
Başkanı Prof. Dr. Yavuz Yakut yaptı.<br />
“Temel becerilerin kazanılması zorunluluk<br />
haline geldi”<br />
1. Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Eğitim<br />
Kongresi’nin açılış konuşmasını yapan<br />
HKÜ Rektörü Prof. Dr. Türkay Dereli,<br />
“COVID-19 salgını, teknolojideki<br />
gelişmeler ve değişimlerle birlikte<br />
geleneksel öğretme, öğrenme ve<br />
değerlendirme yöntemlerinin geliştirilmesi<br />
gerekliliğini ön plana çıkarmıştır. Tüm<br />
disiplinlerde olduğu gibi Fizyoterapi ve<br />
Rehabilitasyon alanında da öğrencilere;<br />
günün gerektirdiği güncel bilgi, beceri<br />
ve yetkinliklerin kazandırılması, ayrıca<br />
mesleğe yönelik beceri ve yetkinlikler<br />
yanında, günümüzün gerektirdiği teknoloji<br />
okuryazarlığı ve yöneticiliği, kritik analitik<br />
yapabilme, öğrenmeyi öğrenme ve<br />
benzeri gibi temel veya genel becerilerin<br />
kazandırılması adeta bir zorunluluk<br />
haline gelmiştir. Bu bağlamda, tüm bu<br />
konuların masaya yatırılarak detaylı olarak<br />
tartışılacağı bir kongrenin, paydaşlarımız<br />
ile işbirliği içerisinde, üniversitemiz<br />
Sağlık Bilimleri Fakültesi, Fizik Tedavi<br />
Rehabilitasyon Bölümü ile Eğitim<br />
Fakültesi tarafından birlikte düzenleniyor<br />
olması büyük önem arz etmektedir” dedi.<br />
Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ)<br />
bünyesinde bulunan Gülhane Fizyoterapi<br />
ve Rehabilitasyon Merkezi’nin<br />
tarihçesinden bahsederek Fizyoterapi ve<br />
Rehabilitasyon alanına sunduğu katkıları<br />
anlatan SBÜ Rektör Yardımcısı Prof.<br />
Dr. Mustafa Gerek ise; “Fizyoterapi ve<br />
Rehabilitasyon Eğitim Kongresi’ndeki<br />
çıktılarının, bu alandaki araştırmacılara<br />
ve insanlığa büyük yarar sağlayacağını<br />
düşünüyorum. Genişleyen bilgi alanı<br />
içerisinde, meslektaşlarım böyle kongreler<br />
ile birlikte daha etkin ve yetkin çalışmalar<br />
yapmaya devam edeceklerdir” ifadelerini<br />
kullandı.<br />
Eğitimin gönül ve emek işi olduğunu<br />
vurgulayan Prof. Dr. Yavuz Yakut ise,<br />
“Dünya Fizyoterapi Birliği, mesleğin<br />
doğrudan uygulanmasına yönelik<br />
olarak, eğitim süreçlerinde ciddi<br />
değişiklik önerileri yayımladı. Halen<br />
dünya standartlarında yapılmakta olan<br />
ülkemizdeki fizyoterapi ve rehabilitasyon<br />
eğitimi süreçlerinin de bu değişiklikleri<br />
tartışması ve uygulaması gerekmektedir.<br />
Eğitim Fakültemiz ile işbirliği içerisinde<br />
düzenlendiğimiz kongremiz bu konularda<br />
çok değerli tartışmaların yapılmasını<br />
sağlayacaktır” şeklinde konuştu.<br />
Geniş bir katılımla devam eden ve<br />
konunun her yönüyle ele alındığı “1.<br />
Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Eğitim<br />
Kongresi” verimli geçen iki günlük sürenin<br />
ardından, kapanış ve değerlendirme<br />
oturumu ile sona erdi.<br />
26
Kadın Üreme Sistemi<br />
Kanserlerinin Tedavisi<br />
Güvenli Ellerde!<br />
Kadın Kanserleri Vakfı’nın verilerine göre, günümüzde,<br />
dünyada her beş dakikada bir, 1 kadın “kadın üreme sistemi<br />
kanseri” tanısı almaktadır.<br />
Prof. Dr. Mehmet Mutlu Meydanlı<br />
Medical Park Gaziantep Hastanesi Jinekolojik<br />
Onkoloji Cerrahisi Uzmanı<br />
Kadın üreme sistemi<br />
kanserlerine işaret eden<br />
olağan dışı belirti ve<br />
bulguların tüm kadınlar<br />
tarafından bilinmesi ve<br />
bu bulgu ve belirtilerle<br />
karşılaşıldığında hekime<br />
başvurulması bir diğer<br />
önemli konudur.<br />
M<br />
EDICAL Park Gaziantep<br />
Hastanesi Jinekolojik Onkoloji<br />
Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr.<br />
Mehmet Mutlu Meydanlı<br />
yaptığı açıklamada; ülkemizde en sık<br />
görülen kadın üreme sistemi kanserlerinin<br />
sırasıyla, yumurtalık kanseri, rahim kanser<br />
ve rahim ağzı kanseri olduğunun altını çizdi.<br />
Meydanlı, “Rahim ağzı kanseri korunulabilir<br />
bir kanserdir. 10-12 yaş aralığındaki kız<br />
çocuklarının koruyucu HPV aşıları ile<br />
aşılanması, 30 yaş ve üzerindeki kadınların<br />
ise ülke çapında yürütülen “Rahim Ağzı<br />
Kanseri Tarama Programı’na’’ katılması<br />
ile rahim ağzı kanserinden korunmak<br />
mümkündür. Genel olarak, kadın üreme<br />
sistemi kanserlerinden korunmak için<br />
normal vücut ağırlığının korunması ve<br />
şişmanlıktan kaçınılması, diyet yaparak<br />
normal vücut ağırlığına ulaşılması, dengeli<br />
beslenme, düzenli egzersiz ve tütün<br />
kullanımından uzak durulması gereklidir”<br />
dedi. Prof. Dr. Meydanlı, “Kadın üreme<br />
sistemi kanserlerine işaret eden olağan dışı<br />
belirti ve bulguların tüm kadınlar tarafından<br />
bilinmesi ve bu bulgu ve belirtilerle<br />
karşılaşıldığında hekime başvurulması bir<br />
diğer önemli konudur. Menopoz sonrası<br />
kanama, cinsel ilişki sırasında ya da cinsel<br />
ilişkiden sonra kanama, anormal vajinal<br />
kanama, et suyu tarzında akıntı, karında<br />
şişlik ve erken doyma hissi gibi belirti ve<br />
bulgular kadın üreme sistemi kanserleri ile<br />
ilişkili olabilir. ‘’ diye sözlerini sürdürdü.<br />
Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof.<br />
Dr. Mehmet Mutlu Meydanlı, yaş, aile<br />
öyküsü ve genetik faktörlerin kadın üreme<br />
sistemi kanserlerinin gelişiminde önem arz<br />
ettiğini kaydetti. Bununla birlikte, kadın<br />
üreme sistemi kanserlerinin her yaştaki<br />
kadını etkileyebileceğini söyleyen Prof.<br />
Dr. Meydanlı, yakınması olsun olmasın<br />
her kadının yılda en az bir kez jinekolojik<br />
muayeneden geçmesi gerektiğini vurguladı.<br />
Jinekolojik muayeneden uzak olmanın<br />
kadın üreme sistemi kanserleri için risk<br />
faktörü olduğuna dikkat çeken Prof. Dr.<br />
Meydanlı, erken tanının hayat kurtardığını<br />
ancak erken tanı için kadınların periyodik<br />
olarak jinekolojik muayeneden geçmesinin<br />
kritik bir öneme sahip olduğunu sözlerine<br />
ekledi.<br />
27 Eylül / Ekim 2021
OSB’YE<br />
ÖNEMLİ <strong>SAĞLIK</strong> DESTEĞİ<br />
OSB’YE SEMT POLİKLİNİĞİ VE TRAVMATİK<br />
ACİL DURUM HASTANESİ YAPILACAK<br />
Her geçen gün gelişen, büyüyen sanayisi ve istihdama sunduğu katkı ile<br />
örnek şehirlerarasında yer alan Gaziantep’te, Organize Sanayi Bölgesine<br />
iki önemli sağlık desteği verilecek.<br />
ORGANIZE Sanayi Bölgesindeki<br />
işyerlerinde çalışanlar ve<br />
müracaat eden diğer acil tıbbi<br />
yardım gerektiren tedavi edici<br />
sağlık hizmetlerini daha kolay ulaşılabilir<br />
ve erişilebilir sunmak amacıyla iki ayrı<br />
protokol imzalandı.<br />
Gaziantep Valiliği Yatırım İzleme Ve<br />
Koordinasyon Başkanlığı, Gaziantep<br />
Sağlık İl Müdürlüğü ile Gaziantep<br />
Organize Sanayi Bölge Müdürlüğü<br />
işbirliğinde yapılacak Travmatik Acil<br />
Durum Hastanesi ve yine Gaziantep<br />
Valiliği koordinasyonunda, Gaziantep<br />
Büyükşehir Belediyesi ve Organize<br />
Sanayi Bölgesi arasında semt polikliniği<br />
açılmasına yönelik işbirliği protokolleri<br />
imzalandı.<br />
Valilikte düzenlenen protokol imza<br />
törenine, Gaziantep Valisi Davut Gül,<br />
Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı<br />
Fatma Şahin, YİKOB Başkanı Alper Çifçi,<br />
İl Sağlık Müdürü Umut Mutlu Tiryaki,<br />
Organize Sanayi Yönetim Kurulu Başkanı<br />
Cengiz Şimşek ve yönetim kurulu üyeleri<br />
katıldı.<br />
Vali Davut Gül, törende yaptığı<br />
konuşmada, her iki sağlık hizmetinin<br />
de özellikle zaman noktasında önemli<br />
katkılar sunacağını kaydetti.<br />
OSB Gaziantep’in hayatının her<br />
döneminde çok faydalı işler yaptığını<br />
dile getiren Vali Gül, “Son dönemde<br />
Cengiz Şimşek yönetimindeki OSB<br />
28
Gaziantep Valiliği Yatırım<br />
İzleme Ve Koordinasyon<br />
Başkanlığı, Gaziantep Sağlık<br />
İl Müdürlüğü ile Gaziantep<br />
Organize Sanayi Bölge<br />
Müdürlüğü işbirliğinde<br />
yapılacak Travmatik<br />
Acil Durum Hastanesi ve<br />
yine Gaziantep Valiliği<br />
koordinasyonunda, Gaziantep<br />
Büyükşehir Belediyesi ve<br />
Organize Sanayi Bölgesi<br />
arasında semt polikliniği<br />
açılmasına yönelik işbirliği<br />
protokolleri imzalandı.<br />
yönetim kurulu, birçok sorunu çözme<br />
sürecini başlatarak önemli bir yol kat<br />
etti. Biliyorsunuz, Gaziantep Büyükşehir<br />
Belediyesi’nin OSB’ye götürdüğü<br />
GAZİRAY var. GAZİRAY bir sene<br />
içerisinde bittiğinde raylı ulaşım, OSB’nin<br />
içerisine kadar girmiş olacak. Yine<br />
Valiliğimiz, Büyükşehir Belediyesi ve OSB<br />
ile orada çalışan annelerin çocuklarını<br />
bırakacağı kreş inşasının yapımına da<br />
devam ediliyor. Çalışan annelere çok<br />
büyük kolaylık sağlayacak. Sanayicinin<br />
otoyola kolay çıkması ve girmesi, ham<br />
maddenin limana kolay ulaşması için<br />
OSB iki kavşak sürecini başlattı. Bu<br />
süreç devam ediyor. Su, altyapı vb.<br />
birçok alanda çok önemli çalışmalar<br />
oluyor. Tabi hepsinin başı sağlık. Burada<br />
aslında iki ayrı protokol imzalıyoruz. Bir<br />
tanesi OSB ile Büyükşehir Belediyesi<br />
arasında poliklinik hizmeti verecek sağlık<br />
merkezi oluşturulmasını içeriyor. İkincisi<br />
de gönül ister ki iş kazaları hiç olmasın<br />
ama olabildiğince de az olmasına<br />
rağmen zaman zaman iş kazaları oluyor.<br />
Travma başta olmak üzere ilk müdahale<br />
anlamında hastaneye ihtiyaç var. Onun<br />
da yerini YİKOB tahsis edecek ve OSB<br />
yapacak. İl Sağlık Müdürlüğümüz de<br />
işletecek. Her ikisi de hem zaman<br />
anlamında hem de sağlık hizmeti<br />
anlamında şehrimize, OSB’ye çok önemli<br />
katkılar sunacak” diye konuştu.<br />
Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma<br />
Şahin, sanayinin Gaziantep’in en<br />
büyük gücü olduğuna vurgu yaparak,<br />
“Pandemide bütün büyük ülkeler<br />
küçülürken Gazi şehri büyüten bir sanayi<br />
alt yapımız var. Sanayici cesareti, vizyonu<br />
ve kalitesi var. Bu akşamdan sabaha<br />
olmuyor. Güçlü bir örgütlenme yapısı<br />
var. Gaziantep’te güçlü bir koordinasyon<br />
var. Bu çalışma anlayışıyla şehrimizin<br />
istihdamını, ihracatını, ekonomisini<br />
büyütüyoruz. Ayrıca beraberinde bu<br />
konulara dair olan çalışmalarda iş<br />
birliklerimizle şehrin gücünü artırıyoruz.<br />
Gaziantep Büyükşehir olarak Türkiye’de<br />
hastanesi olan tek şehiriz. Başka bir<br />
şehirde bir büyükşehrin hastanesi yok.<br />
İnayet Topçuoğlu Hastanesi’ni Gaziantep<br />
Modeli ile hayırseverimiz ile birlikte yaptık.<br />
Sağlık alanında bizler yoğun bir şekilde<br />
çalışırken bu sanayideki gücümüzü, sağlık<br />
sistemimizle güçlendirmek istedik. Çünkü<br />
işçi sağlığı ve işçi güvenliği bizim için iki<br />
önemli husustur. 240 bin kişi yalnızca<br />
OSB’de çalışan işçi sayısı bu rakamda<br />
bizlere gösteriyor ki biz işçi memleketiyiz.<br />
Dolayısıyla işçilerimiz huzurlu ve mutluysa<br />
bu şehirde huzurlu ve mutludur. İşte o<br />
yüzden çok acil bir iş kazası olduğunda<br />
anında müdahalede bulunmak işçi<br />
sağlığı ve iş verimliliği açısından çok<br />
önemli. Bu çalışmalar her biri bir bütünün<br />
parçasıdır. OSB’de sağlık tesisi ihtiyacını<br />
birlikte iş yapma modeliyle gördük. Bu<br />
yapacağımız çalışmayla işçimizin sağlığını<br />
koruyan, iş verimliliğini artıran sağlık şehri<br />
Gaziantep’in alt yapısını güçlendireceğiz.<br />
İnşallah hizmete girdiği zaman bu modeli<br />
bütün Türkiye’ye örnek bir model olarak<br />
sunacağız” ifadelerini kullandı.<br />
Organize Sanayi Yönetim Kurulu<br />
Başkanı Cengiz Şimşek ise “Gaziantep<br />
Organize Sanayi bölgesinde yaklaşık 240<br />
bin kişi çalışıyor. Günlük, işçilerimizin<br />
poliklinik ihtiyacını karşılamak amacıyla<br />
Büyükşehir Belediyesi ile iş birliği içine<br />
girerek desteklerini aldık. Bu doğrultuda<br />
Büyükşehir’e bağlı Engelliler ve Sağlık<br />
Hizmetleri Daire Başkanlığı’yla OSB’ye bir<br />
tane semt polikliniği yapma kararı aldık.<br />
Bu sağlık tesisi ile çalışan işçilerin tedavi<br />
ihtiyaçlarını karşılayacağız. Yardımlarından<br />
ve desteklerinden dolayı Büyükşehir<br />
Belediye Başkanı Fatma Şahin’e<br />
teşekkürler ediyorum.” Şeklinde konuştu.<br />
İl Sağlık Müdürü Umut Mutlu Tiryaki<br />
önemli bir ihtiyacı giderecek tesislerin<br />
hayırlı olması temennisinde bulundu.<br />
Konuşmalar sonrasında protokolün<br />
imzaları atılarak hatıra fotoğrafı çektirildi.<br />
29 Eylül / Ekim 2021
“MENOPOZ HASTALIK<br />
DEĞİL, KADIN YAŞAMININ<br />
BİR EVRESİDİR.”<br />
SANKO Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve<br />
Doğum Uzmanı Doç. Dr. Ali İrfan Güzel, menopozun<br />
yaygın bilinenin aksine hastalık değil, kadın<br />
yaşamının bir evresi olduğunu söyledi.<br />
DOÇ. DR. GÜZEL, “Menopoz,<br />
adet kanamalarının bir<br />
sene boyunca olmaması olarak<br />
tanımlanır. Bu süreçte yumurtalıklarda<br />
yumurta rezervi bitmiş ve kadınlık hormonları;<br />
östrojen ve progesteron üretimi<br />
gerçekleşmemektedir” dedi.<br />
Kadınların genellikle 48-52 yaşları arasında<br />
menopoza girdiklerini anımsatan Doç. Dr.<br />
Güzel, adet kanamalarının 40 yaşından<br />
önce kalıcı olarak kesilmesine “erken<br />
menopoz” adı verildiğini belirtti.<br />
Menopoz döneminin ilk bulgularının adet<br />
kanamalarının düzensizleşmesi ve daha<br />
sonra da kesilmesi olan menopoz öncesi<br />
veya menopoza geçiş (klimakterik) döneminde<br />
görüldüğünü anımsatan Doç. Dr.<br />
Güzel, menopozun genetik ve beslenme,<br />
sigara, alkol kullanımı, vb. çevresel faktörlerden<br />
etkilendiğini kaydetti.<br />
MENOPOZ TİPLERİ<br />
Doğal menopozun yanı sıra, cerrahi ve<br />
medikal menopoz tiplerinin de bulunduğunu<br />
vurgulayan Doç. Dr. Güzel, “Cerrahi<br />
menopoz, ameliyat ile yumurtalıkların<br />
alınmasından sonra gerçekleşmektedir.<br />
Menopoz belirtileri daha şiddetli, kemik<br />
kaybına daha hızlıdır, cinsel ilişki sırasında<br />
ağrıya neden olabilir. Medikal menopoz<br />
ise kemoterapi ve radyoterapi gibi kanser<br />
tedavileri sonrası ortaya çıkar” diye konuştu.<br />
Menopozal geçiş döneminde adet kanamalarında<br />
değişiklikler, ateş basması<br />
gibi fiziksel ve psikolojik değişiklikler<br />
izlendiğini anlatan Doç. Dr. Güzel,<br />
menopoza geçiş tamamlandıktan<br />
sonra adetlerin durduğunun ve<br />
bulguların belirginleşebileceğinin<br />
altını çizdi.<br />
EN ÇOK ŞİKÂYET EDİLEN VE<br />
EN SIK GÖRÜLEN BULGU: ATEŞ<br />
BASMALARI<br />
“Bu dönemin en çok şikâyet edilen ve<br />
en sık görülen bulgusu ateş basmaları<br />
olduğunu ifade eden Doç. Dr. Güzel, şu<br />
bilgileri verdi: “Ateş basmaları baş, boyun<br />
ve göğüs bölgesinde hissedilir, ciltte kırmızılık,<br />
vücut ısısında ani artış ve terlemeyle<br />
karakterizedir. Genellikle birkaç saniyeyle<br />
birkaç dakika arasında sürer ancak nadiren<br />
bir saate kadar uzayabilir.<br />
Menopoza geçiş döneminde her 10 kadından<br />
birinde tespit edilen ateş basmaları,<br />
menopoz döneminde her iki kadından<br />
birinde izlenmektedir. 5 yılın sonunda bu<br />
oran yüzde 20’ye düşmektedir. Her ne<br />
kadar sık bir yakınma olsa da sağlık için bir<br />
tehlike oluşturmamaktadır, aksine fizyolojik<br />
değişikliklerin güvenli bir göstergesidir.<br />
Doç. Dr. Ali İrfan Güzel<br />
SANKO Üniversitesi Hastanesi<br />
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı<br />
İç ve dış genital organlarda ve idrar<br />
yollarında meydana gelen değişikliklere<br />
bağlı olarak vajinal kuruluk, cinsel hayatın<br />
olumsuz etkilenmesi ve tekrarlayan enfeksiyonlar<br />
sık görülür. İdrar sorunları da sık<br />
olup tekrarlayan enfeksiyonlar, sık idrara<br />
çıkma ve idrar kaçırma en çok karşılaşılan<br />
sorunlardır. Yaşlı kadınlardaki idrar kaçırma<br />
çoğunlukla urge inkontinans (sıkışarak<br />
kaçırma, yetişememe) olan karma bir<br />
problemdir ve burada östrojen tedavisiyle<br />
bir düzelme sağlanabilir.”<br />
Muayenelerinin yanı sıra, smear testleri alınmalı, ultrasound ile rahim<br />
içi kalınlık ölçülmeli, meme taraması yapılmalı, kan yağları ölçülmeli<br />
ve hormon profili çıkarılmalıdır. Menopoz tanısı kesinleştikten sonra<br />
hastalara mutlaka düzenli egzersiz ve diyet önerilerinde bulunulmalıdır.<br />
30
Menopozda cinsel yaşamın devam<br />
ettiğini hatırlatan Doç. Dr. Güzel, “Menopoza<br />
giren kadınlarda cinsel yaşamın<br />
olumsuz etkilenmesinin ana nedeni<br />
vajinal bölgede oluşan kuruluktur ve<br />
buna bağlı meydana gelen ağrılı cinsel<br />
ilişkidir. Menopoz döneminde cinsel<br />
hayatı devam eden kadınlarda vajinal<br />
kuruluk diğer kadınlara göre daha az<br />
görülmektedir” ifadelerini kullandı.<br />
MENOPOZ, CİLT SAĞLIĞI ve<br />
OSTEOPOROZ<br />
Doç. Dr. Güzel, menopozun cilt sağlığı<br />
ve osteoporoz ile bağlantılarını şöyle<br />
açıkladı:<br />
“Ciltte kuruluk ve esneklik kaybı da<br />
menopozal kadınlarda görülebilen belirtilerdendir.<br />
Menopoz döneminde sık<br />
görülen kemik sorunu olan osteoporoz,<br />
normal mineral/matrtix oranıyla birlikte<br />
azalmış kemik kütlesidir ve kırıklara<br />
sebep olur. Azalmış kemik kütlesi bazen<br />
osteopeni olarak adlandırılırken osteoporoz,<br />
azalmış kemik kütlesiyle beraber<br />
kırıklar için kullanılır.<br />
Halen Amerika’da 20 milyon insan<br />
osteoporozdan etkilenmiş durumdadır.<br />
Çalışmalar kadınların günümüzde daha<br />
fazla kemik kaybettiklerini göstermektedir.<br />
Buna katkıda bulunan faktörler<br />
arasında beslenmeyle alınan kalsiyumun<br />
azalması, daha az egzersiz yapılması ve<br />
sigara içmenin getirdiği daha erken ve<br />
daha fazla kemik kaybı sayılabilir.”<br />
Menopoz öncesi dönemde kadınlarda,<br />
yumurtalıklardan salınan östrojen hormonuna<br />
bağlı olarak kalp damar hastalıklarının<br />
erkeklere oranla çok daha az<br />
görüldüğüne işaret eden Doç. Dr. Güzel,<br />
menopozla birlikte azalan hormon<br />
düzeyleri ve artan kan yağlarına bağlı<br />
olarak kadınlardaki koroner hastalık riskinin<br />
ikiye katlandığına dikkat çekti.<br />
Özellikle 45 yaş üzeri ve adet kanamalarında<br />
düzensizlik, sıcak basmaları, vajinal<br />
kuruluğu olan kadınlarda menopoz tanısından<br />
şüphelenilmesi gerektiğine vurgu<br />
yapan Doç. Dr. Güzel, yaşın kesin ölçüt<br />
olmamakla birlikte, bu bulguları olan<br />
daha genç kadınların erken menopoz<br />
riski ile karşı karşıya olabileceğini bildirdi.<br />
Doç. Dr. Güzel menopoz bulguları olan<br />
kadınların yapmaları gerekenleri şöyle<br />
sıraladı: “Muayenelerinin yanı sıra, smear<br />
testleri alınmalı, ultrasound ile rahim içi<br />
kalınlık ölçülmeli, meme taraması yapılmalı,<br />
kan yağları ölçülmeli ve hormon<br />
profili çıkarılmalıdır. Menopoz tanısı<br />
kesinleştikten sonra hastalara mutlaka<br />
düzenli egzersiz ve diyet önerilerinde<br />
bulunulmalıdır.”<br />
MENOPOZ TEDAVİSİ<br />
“Menopozdaki tüm bulguların<br />
ana etkeni östrojen hormonu<br />
eksikliği olduğu için en sık<br />
kullanılan tedavi yöntemi<br />
hormon replasman tedavisidir”<br />
diyen Doç. Dr. Güzel, sözlerini<br />
şöyle sürdürdü: “Bu tedavinin<br />
öncelikle kime verilip kime<br />
verilmeyeceğine karar vermek<br />
gerekir. Bu noktada hastanın<br />
yaklaşımı çok önemlidir.<br />
Şikâyeti olmayan, kalp hastalığı<br />
ve osteoporoz riskleri çok<br />
düşük olan kadınlarda hormon<br />
tedavisi kullanılmayabilir.<br />
Birinci derece akrabasında<br />
menopoz öncesi meme<br />
kanseri öyküsü olan kadınlarda<br />
hormon tedavisi başlanabilir<br />
ancak risklerinin ve olası yan<br />
etkilerinin hasta ile çok iyi<br />
değerlendirilerek kullanılması<br />
uygun olacaktır. Açıklanmamış<br />
düzensiz vajinal kanaması<br />
olanlar ve gebelikte kesinlikle<br />
verilmez. Meme, rahim kanseri,<br />
damarda pıhtı, karaciğer<br />
hastalığı kullanılmaması<br />
gereken durumlardır.<br />
Bazı çalışmalarda hormon<br />
replasman tedavisinin uzun<br />
süreli kullanımda meme<br />
kanseri riskinde artış olabileceği<br />
belirtilmiş olsa da bu henüz<br />
kanıtlanamamıştır. Bu tedavi,<br />
tüm bu bulgular ışığında<br />
hastanın tüm şikâyetlerini<br />
azaltan ve hayat kalitesini<br />
artıran ancak mutlaka hastanın<br />
hekimi ile tartışarak başlaması<br />
gereken bir tedavidir.”<br />
Menopozda olan kadınlarda<br />
hormon replasman tedavisine<br />
alternatif olarak bitkisel<br />
tedaviler de kullanılabildiğini<br />
belirten Doç. Dr. Güzel,<br />
sözlerini şöyle tamamladı:<br />
“Bitkisel ilaçların çok farklı<br />
etkileri olabileceğinden bu<br />
ilaçlar da hekime danışılarak<br />
kullanılmalıdır. Menopozda<br />
bazı kadınlar tarafından<br />
tercih edilen ve fitoestrojen<br />
denilen doğal östrojenleri<br />
içeren gıdalar arasında soya,<br />
maydanoz ve ginseng bitkileri<br />
gelmektedir. Her ne kadar bu<br />
sebzelerin tüketimi menopozun<br />
şikayetlerini bir miktar giderse<br />
de aşırı fazla tüketimlerinin<br />
vücut üzerindeki etkileri tam<br />
olarak bilinmemektedir.<br />
Yine hipnoz, akupunktur ve<br />
yoga gibi yöntemlerde sıcak<br />
basması ve duygudurum<br />
bozuklukları gibi durumları<br />
azaltabilmektedir.<br />
Unutulmamalıdır ki menopoz<br />
dönemi bir hastalık dönemi<br />
değil, kadın olmanın doğal<br />
sonucudur. Bu dönemi<br />
doktorunuz ile yakın ilişkide<br />
kalarak rahat ve sağlıklı<br />
geçirebilirsiniz.”<br />
31 Eylül / Ekim 2021
KORONAVİRÜS OLAN<br />
ANNELER BEBEKLERİNİ<br />
EMZİREBİLİR<br />
Gaziantep Özel ANKA Hastanesi Çocuk Sağlığı<br />
ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Korkmaz,<br />
Covid-19 tanısı konulan annelerin, bebeklerini<br />
emzirmesinde bir sakınca olmadığını belirtti.<br />
Dr. Halil Korkmaz<br />
Gaziantep Özel ANKA Hastanesi<br />
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı<br />
KORONAVIRÜS tanısı konulan<br />
annelerin bebeklerini anne sütü<br />
ile beslemeye devam etmesi<br />
gerektiğini dile getiren Çocuk<br />
Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil<br />
Korkmaz, “Tüm dünyayı etkisi altına alan<br />
ve ülkemizde gittikçe artan koronavirüs<br />
salgını, anne adaylarını ve emziren anneleri<br />
endişelendirmektedir. Bugüne kadar<br />
yapılan çalışmalarda Covid-19 virüsüne<br />
yakalanan annelerin; amniyotik sıvı, kordon<br />
kanı, anne sütü ve yenidoğan boğaz<br />
sürüntüsünde virüse saptanmamıştır.<br />
Yenidoğan gereksinimlere göre eşsiz<br />
besleyici özelliği olan anne sütü, bebeği<br />
koruyan biyoaktif maddeler, büyüme<br />
gelişmeyi etkileyen hormon ve büyüme<br />
faktörleri ümmin sistemi düzenleyen<br />
faktörler ve antieflamatuar maddeler<br />
içerir. Dünya Sağlık Örgütü’nün önerisiyle<br />
uygun tedbirler alınarak, Covid-19 geçiren<br />
anneler bebeklerini emzirebilir.”dedi.<br />
Sadece enfeksiyona karşı değil, birçok<br />
hastalığa karşı anne sütünde koruyucu<br />
madde olduğunu vurgulayan Dr. Korkmaz,<br />
“Anne sütünün yerini hiçbir mama<br />
alamamıştır. Anne sütü ile bebeğin hem<br />
gelişimi hem de bağışıklığı iyi düzeyde<br />
oluyor. Anne sütü bebeğin büyümesi ve<br />
gelişmesi için öncelikli olduğu için annenin<br />
bebeğini emzirmeye devam etmesi<br />
oldukça önemli. Ancak annenin hasta<br />
olduğu dönemde, bebeğinin bakımını<br />
yaparken ve emzirirken bütün izolasyon<br />
kurallarına uyması gerek. ”diye konuştu.<br />
Dr. Korkmaz, alınması gereken önlemleri<br />
ise şöyle sıraladı: “Anneler, emzirme öncesi<br />
ve sonrası ellerini sabunlamalı ve bol su<br />
ile yıkamalıdır. Anne, maske kullanmalı ve<br />
maskesini düzenli olarak değiştirmelidir.<br />
Annenin bulunduğu ortam iyi havalandırılmalıdır.<br />
Anne, bol sıvı tüketmeli, dengeli<br />
beslenmeli ve düzenli uykuya dikkat etmelidir.<br />
Anne, göğsüne gelecek şekilde<br />
öksürüp, hapşırdıysa göğsünü yıkamalıdır.<br />
Anne ve bebeğin bulunduğu ortamın<br />
yüzeyleri, düzenli temizlenerek,<br />
dezenfekte edilmelidir.”<br />
32
33 Eylül / Ekim 2021
FİBROBLAST İLE YAŞLANMAYA SON<br />
PLAZMA<br />
(Ameliyatsız Göz Kapağı Estetiği)<br />
Gaziantep’in ünlü güzellik uzmanı Nilgün Ferizbeyoğlu; Fibroblast ile anestezi,<br />
ağır masraflar ve dikiş izleri olmadan yaşlanmanın uzun yıllar ertelenebileceğini<br />
söyledi. Ferizbeyoğlu; kadınların cilt bakımına hangi yaşlarda başlaması gerektiğini,<br />
güzelleşmek için neler yapması gerektiğini her şeyden önemlisi estetik ameliyat<br />
olmadan nasıl gençleşilebileceğine ilişkin detayları Narkoz Sağlık Dergisine anlattı.<br />
BENDE hemcinslerim gibi yaşlanma konusunda<br />
kadınların ne gibi kabuslar yaşadığını biliyorum.<br />
Kadın olarak hiçbirimiz güzelliğimizden asla taviz<br />
vermeyiz. Aslında diğer güzellik merkezlerine göre<br />
bizi ön plana çıkaran husus, kadınların beklentisini, isteklerini<br />
ve ihtiyaçlarını doğru analiz edebilmek. Teknolojinin önemli<br />
nimetlerinden bir tanesi olan Fibroblast uygulaması bu<br />
anlamda çok etkili.<br />
FIBROBLAST UYGULAMASI NEDIR?<br />
Tüm dünyada çığır açan Fibroblast uygulaması özel bir uygulamadır<br />
diyebiliriz. İnsanlar ameliyata gerek kalmadan vücudunda<br />
ve yüzünde tüm hasarlı bölgeleri iyileştirme imkanı<br />
34
uluyor. Artık estetik operasyonlara son<br />
diyebiliriz. Çok ağır prosedürler, antibiyotik<br />
uygulamaları, çok ağır masraflar ve anestezi<br />
gibi zorluklara gerek yok. Buna bağlı<br />
olarak bu operasyonların getirdiği dikiş<br />
izlerine de doğal olarak gerek kalmamış<br />
oluyor.<br />
PANDEMI BIZIM İÇIN<br />
AVANTAJ SAĞLADI<br />
Pandemi dönemi bizim alanımızda çeşitli<br />
avantajları da beraberinde getirdi. Çünkü<br />
evde geçirilen süreyi özellikle bayanlar<br />
güzelleşmek için kullandı. Yaptığımız<br />
uygulamanın sürecini evde güzelce yaşadılar,<br />
evde kalınan süreyi fırsata çevirmiş<br />
oldular. Kadınlar bu konuyu muhteşem bir<br />
şekilde fırsata çevirdi.<br />
CILT BAKIMINA ERKEN<br />
BAŞLAYANLAR DAHA<br />
AVANTAJLI<br />
Bence Cilt bakımına başlama yaşı 14 veya<br />
15 olmalıdır. Ergenlik döneminin başladığı<br />
bu yaşlarda cilt çok ağır hasarlar alır ve<br />
akneler görülür, cilt dengesizleşir. Bu<br />
dönem itibariyle cilt kontrol altına alınırsa<br />
ileriki dönemlerde daha güzel sonuçlar<br />
ortaya çıkar. Bu yaşlar için hazırlanmış<br />
özel serilerimiz vardır. Bunlarla cilt bakım<br />
uygulamaları gerçekleştirip devam ürünü<br />
olarak ta tavsiye etmekteyiz.<br />
CILT BAKIMI<br />
KONUSUNDA NELERE<br />
DIKKAT EDILMELI<br />
Kadınlara cilt konusunda verebileceğimiz<br />
en önemli tavsiye, internet ve sosyal<br />
medyanın çok yaygın olduğu günümüzde<br />
reklamını gördükleri her ürünü almamalarıdır.<br />
Çünkü her cilt farklı bir bakıma<br />
ihtiyaç duyar. Cildin analiz edilip ihtiyaca<br />
uygun ürün kullanılmalıdır. Yaş önemli<br />
bir faktördür. Her yaş grubu ve cilt ayrı bir<br />
bakıma ihtiyaç duyar. Dolayısıyla aylık ve<br />
günlük bakımlarımızı bu konuda eğitim<br />
almış uzman kişilere yaptırmamız cildimizi<br />
büyük hasarlardan koruyacaktır. Cilt kendisini<br />
28 günlük aralıklarla yeniler, dolayısıyla<br />
ayda bir cilt bakımı yaptırılmalıdır.<br />
YAŞLANMAMAK VEYA<br />
GEÇ YAŞLANMAK İÇIN<br />
NELER YAPILABILIR?<br />
Günümüz teknolojisi yaşlanmanın uzun<br />
sürelere yayılması konusunda önemli imkanlar<br />
sunuyor. Özellikle Fibroblast uygulama<br />
tekniği yaşlılığa karşı çığır açmış bir<br />
teknolojidir. Uygulama yapıldıktan sonra<br />
cilde lifting ve anti wrinlkle etkilerini kalıcı<br />
olarak sağlayan bir teknik. Kişinin fizyolojik<br />
yapısına göre cilt ortalama 5-15 yaş arası<br />
tek seansta gençleşir ve o seviyeden sonra<br />
cilt yeniden yavaş yavaş yaşlanmaya<br />
başlar. Bu uygulamanın yaklaşık 4 yılda<br />
bir yaptırılması faydalı olacaktır.En önemli<br />
hususta fibroblast uygulaması sadece yüz<br />
için değil vücudun deformasyona uğramış<br />
her bölümü için uygulanabilmesidir.<br />
Artık estetik operasyonlara son diyebiliriz. Çok ağır prosedürler,<br />
antibiyotik uygulamaları, çok ağır masraflar ve anestezi gibi<br />
zorluklara gerek yok. Buna bağlı olarak bu operasyonların<br />
getirdiği dikiş izlerine de doğal olarak gerek kalmamış oluyor.<br />
35 Eylül / Ekim 2021
Scents Of Life Natural<br />
Soap’un hikayesi<br />
Çocuk Gelişim Uzmanı Elif Ceren Özusta’dan girişimcilik hikayesi. Scents<br />
Of Life Natural Soap markası ile üretim yapmaya başlayan Özusta, evde<br />
hayal gücü ile ürettiği sabunlara nasıl şekil verdiğini ve daha fazlasını<br />
Narkoz Sağlık Dergisi’ne anlattı.<br />
E<br />
VDE kuruttuğu organik ürünleri<br />
ekonomik değere dönüştürerek<br />
oluşturduğu Scents Of<br />
Life Natural Soap markasıyla<br />
büyük hedefler ortaya koyan iki çocuk<br />
annesi 26 yaşında ki Çocuk Gelişimi<br />
Uzmanı Özusta, “Bir başarı hikayesi<br />
yazmak, üretime katkıda bulunarak<br />
hem evime hem ülkeme ekonomik girdi<br />
sağlamak gurur verici” dedi.<br />
“Çocuk Gelişim Uzmanıyım ama iki<br />
çocuğum var ve evde çocuklarıma<br />
bakıyorum. Bu Yüzden çalışamıyorum.<br />
Pandemi süresinde hijyenin ne kadar<br />
önemli olduğunu hep birlikte gördük.<br />
Çocuklarımın bazı ürünlere alerjisi vardı.<br />
Hazırlamış olduğumuz ürünleri önce ailemizle<br />
rahatlıkla kullanıp sonrasında hizmete<br />
hazır hale getiriyoruz. Arz daima talebin<br />
peşinden ortaya çıkar ilkesi ile harekete<br />
geçtik ; ihtiyaçlara uygun ürünler ve hizmetler<br />
sunarken, diğer taraftan yeni ürünler ve<br />
hizmetlerinde takipçisi olarak üretime devam<br />
etmeyi hedefliyoruz.<br />
36
Üretim ağımızda bir kısıtlama söz konusu olmamakla<br />
beraber yineleyerek söylemek isterim ki her gıdasal üründen<br />
yeni sabunlar üreterek toplumun her kesimine hitap etmeyi<br />
planlıyoruz. Scents Of Life Natural Soap çatısı altında<br />
kullanıma sunduğumuz sabunlarımız paketlemesi ve sunumu<br />
ile farklılık yaratarak her türlü organizasyon , özel günler<br />
içinde yeni girişimlerimiz mevcuttur.<br />
bir paydada buluşması pazar ağında<br />
yenilikçi bir hareketin en güzel temsilcisi<br />
olacaktır. “Siz düşünün biz yapalım!”<br />
Bende evde sebze, meyve ve çiçekleri<br />
kurutarak sabunlar üretmeye başladım.<br />
Belli bir süre sonra bu organik sabunları<br />
satarak gelir elde ettim. Neden olmasın<br />
diyerek “Scents Of Life Natural Soap”<br />
markasını kurdum. Geri dönüşüm<br />
açısından da çok önemli olduğunu düşünüyorum.<br />
Aklınıza gelebilecek birçok<br />
ürünü kurutup sabun olarak kullanılabilir<br />
bir ürün haline getiriyorum. Bu çok güzel<br />
bir duygu “Üretmek ve Markalaşmak”<br />
Scents Of Life Natural Soap markası ile<br />
ürettiğimiz organik sabunlar fabrikasyon<br />
ürünlere nazaran tamamen kendi ürünümüz<br />
olup ev yapımıdır. Hayal gücünüzle<br />
şekillenen yelpazesi çok geniş bir pazara<br />
hitap etmeyi hedefliyorum. Yaptığım<br />
işe öyle çok inandım ki şimdi annem ve<br />
ablamı da dahil ettim.<br />
Mutfağınızda bulabileceğiniz ürünleri<br />
yine kendi doğal ortamımızda kurutup<br />
isteğe özel sabunlar yapıp kokuların hayata<br />
uyumunu sağlıyoruz. Aynı zamanda<br />
organik olması sebebi ile içeriğindeki<br />
gıda ürününe alerjiniz yoksa rahatlıkla<br />
kullanım alanı sunuyor.<br />
Üretim ağımızda bir kısıtlama söz<br />
konusu olmamakla beraber yineleyerek<br />
söylemek isterim ki her gıdasal üründen<br />
yeni sabunlar üreterek toplumun her<br />
kesimine hitap etmeyi planlıyoruz.<br />
Scents Of Life Natural Soap çatısı altında<br />
kullanıma sunduğumuz sabunlarımız<br />
paketlemesi ve sunumu ile farklılık yaratarak<br />
her türlü organizasyon , özel günler<br />
içinde yeni girişimlerimiz mevcuttur. Yeni<br />
projelerimizden biri araç içi koku olarak<br />
da kullanabilmeniz anlamında organik<br />
sabunlar üretip hizmete sunmayı planlıyoruz.<br />
Müşterilerimizden aldığımız geri<br />
bildirimlerde araç içi kokusu olarak da<br />
kullanım alanı oluştuğunu gözlemledik.<br />
İlham verici girişimcilik hikayeleri arasında<br />
yer almak ve büyümek onur verici.<br />
İnstagram satışlarımız da mevcuttur. Hesabımızı<br />
ziyaret etmenizi ve ürünlerimizi<br />
incelemenizi isterim.<br />
Sağlıklı, tertemiz günlere hep birlikte<br />
varmak ümidiyle.<br />
Scents Of Life Natural Soap<br />
markası ile ürettiğimiz organik<br />
sabunlar fabrikasyon ürünlere<br />
nazaran tamamen kendi<br />
ürünümüz olup ev yapımıdır.<br />
SLOGANIMIZ<br />
“SIZ DÜŞÜNÜN BIZ<br />
YAPALIM!”<br />
Pandemi süresince temizliğe ve hijyene<br />
verdiğimiz önemle bu alanda farklı açılarda<br />
perspektifimizi geliştirmeyi hedefliyoruz.<br />
Hazırlamış olduğumuz ürünleri önce<br />
ailemizle rahatlıkla kullanıp sonrasında<br />
hizmete hazır hale getiriyoruz. Arz daima<br />
talebin peşinden ortaya çıkar ilkesi<br />
ile harekete geçtik ; ihtiyaçlara uygun<br />
ürünler ve hizmetler sunarken, diğer<br />
taraftan yeni ürünler ve hizmetlerinde<br />
takipçisi olarak üretime devam etmeyi<br />
hedefliyoruz. Organik üretim ağında<br />
sabun ve temizlik ürünlerinin de büyük<br />
37 Eylül / Ekim 2021
KANSER OLMAK İSTEMİYORSANIZ,<br />
ENERJİ ALANINIZI<br />
TEMİZLETİN!<br />
Spiritüel Yaşam Koçu Hasret Köksel Tüylüce’den Narkoz<br />
Sağlık Dergisi okuyucularına öneriler:<br />
“RUHUMUZ<br />
HASTA OLMADAN;<br />
BEDENIMIZ OLMAZ”<br />
H<br />
ASTALIK fizik bedenimize, duygularımız aracılığı ile giriş<br />
yapar. Tüm hastalıkların zihinsel nedenlerinin olduğu artık<br />
birçok araştırmacı ve modern tıp tarafından da ortaya<br />
konmuştur. Bu hastalıklar, Enerji alanı dediğimiz, Enerji<br />
bedenlerimize kayıt olur. Birçok ekole göre insan bedenin de 4 tane<br />
enerji bedeni vardır. Eterik Beden, Duygu Bedeni, Zihin Bedeni ve<br />
Astral Bedendir. Enerji bedenlerinin her birinin ayrı bir görevi alanı<br />
vardır. Kendi içinde İç içe geçirgen, birbirine enerji aktaran ve kendi<br />
içinde soyut bir harmonik bir yapıya sahiptir. Fiziksel Bedenimiz,<br />
Enerji Alanı düzeyindeki algılara bağlıdır. Bilgiler görüştüğümüz kişiler<br />
ve yaşadığımız duygularla, fiziksel beden üzerinden, zihinsel bedene<br />
alınır, oradan da eterik beden yoluyla duygu bedene ulaştırılır. Astral<br />
beden alınan bilgileri, duygulara çevirerek, zihinsel bedene gönderir.<br />
Zihinsel beden de bu duyguları düşüncelere uyarlar.<br />
İşte bu enerji bedenleri içinde hastalıkların<br />
kayıt alanı ZİHİN BEDEN’ dir.<br />
Hasret Köksel Tüylüce / Spritüel Yaşam Koçu<br />
Hastalıklar zihinsel bedene duygularımız aracılığı ile kayıt olurlar. Yaşadığımız<br />
duygulara göre değişen hastalıklarımız; Zihinsel bedendeki<br />
kayıtlarla fizik bedene aktarılır. Örneğin: Migren, kişi cinsel olarak<br />
tatmin duygusunu yaşayamadığını hissettiğinde ve kendini hayat<br />
akışı içinde köşeye sıkışmış hissettiğinde bu durum duygusal düzeyde<br />
travma yaratır. İşte bu travma enerji alanınızdan temizlenmediğinde<br />
maalesef migren hastalığı olarak fizik bedende ortaya çıkar. Ya da<br />
Alerji, kişi kendini İfade etmekte zorlandığında ya da sürekli bir biçimde<br />
yaşadığı ortamda kendini susmak zorunda hissederek baskıladığında,<br />
hissettiği travmalar, kişinin fizik bedenin de Alerji ya da kaşıntı<br />
türleri diyebileceğimiz hastalıklar yaratır. Yaşadığınız travmaların yaşamınızı<br />
hangi boyutlarda etkilediğini gözünüzün önüne getirdiğinizde<br />
Enerji Alanınızın önemini daha iyi anlayabilirsiniz.<br />
38
Hastalıklar zihinsel bedene duygularımız aracılığı ile kayıt olurlar.<br />
Yaşadığımız duygulara göre değişen hastalıklarımız; Zihinsel<br />
bedendeki kayıtlarla fizik bedene aktarılır.<br />
ENERJI ALANI TEMIZLIĞI NEDIR?<br />
Şunu unutmamak lazımdır ki, Şifa Allaha Mahsustur. Şifa,<br />
Evrende birçok titreşim ve frekans yolu ile insanoğlunun<br />
enerji bedenlerinden geçer. Ve kişinin Enerji bedenlerinde<br />
oluşan Travmaları onarır. Ve kişiyi olumsuz enerjilerden,<br />
arındırabilecek potansiyele sahiptir. Enerji bedenlerimizde<br />
kayıtlı bulunan travmaları temizlemek bu noktada<br />
devreye girer. Şifa enerjisi ile Enerji Bedenlerindeki Kayıtlar<br />
(Hastalıkların Kayıtları) Deneyimli Şifa Uygulayıcıları<br />
aracılığı ile temizlenir. Ve böylece Fizik bedene aktarılacak<br />
kayıt olmayacağından, kişinin fizik bedeni hasta<br />
olmayacaktır. Arınıp, onarılan enerji alanına ise huzur,<br />
mutluluk, Şans, Bolluk bereket, keyif ve olumlu enerjiler<br />
akabilir. Bu nedenle; Şifa Kişinin enerji alanı üzerinde çok<br />
önemli bir amaca hizmet eder.<br />
Enerji alanımızı dengede tutmanın ilk kuralı Yaşam<br />
enerjilerimizi yüksek tutmaktır. Bu nedenle Yoga,<br />
Meditasyon ya da Ruhsal dengeyi sağlayabilecek<br />
çalışmalar, enerji bedenimize travma girmesine ve<br />
hasta olmaya engel olacaktır. Travma yaşasak bile<br />
sürekli yaşam enerjimizi yüksek de tuttuğumuzda bu<br />
durumu daha kolay atlatıp, normal günlük hayatımıza<br />
dönebiliriz. Bununla birlikte Olumlu düşünmek,<br />
spor yapmak ya da yürüyüş yapmak bizi her zaman<br />
denge de tutacaktır.<br />
39 Eylül / Ekim 2021
<strong>NARKOZ</strong> <strong>SAĞLIK</strong> <strong>DERGİSİ</strong><br />
AFRİKA FUARINDA<br />
İstanbul’da düzenlenen<br />
5’inci Dünya Sektörler<br />
Arası İşbirliği Forumu’na<br />
katılan Narkoz Sağlık<br />
Dergisi, sağlık turizmi<br />
ve kültürel alanda<br />
Gaziantep’i tanıtmaya<br />
devam ediyor.<br />
STANBUL Cevahir Otel’de, 14 Eylül<br />
İ<br />
tarihinde başlayan ve 16 Eylül’de<br />
sona eren Dünya Sektörler Arası<br />
İşbirliği Formu’na, Narkoz Sağlık<br />
Dergisi ile birlikte Türkiye’den de<br />
208, Afrika’dan 41 ülkeden 568 iş insanının<br />
katıldı. İstanbul’da düzenlenen foruma,<br />
Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Hasan<br />
Büyükdede katılım sağlarken, Dışişleri<br />
Bakan Yardımcısı Yavuz Selim Kıran ise<br />
video konferans ile katıldı.<br />
Sağlıkta yeni kapı Türkiye, Türkiye’de Gaziantep<br />
sloganıyla yola çıktıklarına dikkat<br />
çeken Narkoz Sağlık Dergisi İmtiyaz Sahibi<br />
Mezine SIRAKAYA; Afrika ülkelerinin<br />
Gaziantep için sağlık ve kültürel anlamda<br />
önemli bir Pazar oluşturacağını, fuara<br />
katılarak Gaziantep’e ekonomik anlamda<br />
Mezine SIRAKAYA<br />
Narkoz Sağlık Dergisi İmtiyaz Sahibi<br />
40
Dünya Sektörler<br />
Arası İşbirliği<br />
Formu’na, Narkoz<br />
Sağlık Dergisi ile<br />
birlikte Türkiye’den<br />
de 208, Afrika’dan<br />
41 ülkeden 568 iş<br />
insanının katıldı.<br />
katkı sağlamayı amaçladıklarını söyledi.<br />
Sırakaya; “yaklaşık 41 Afrika ülkesinden gelen<br />
iş insanları ve ziyaretçiler ile çok olumlu<br />
görüşmeler yaptık. Türkiye’de sadece<br />
İstanbul’un olmadığını, sağlık alanında<br />
Gaziantep hastaneleri ve doktorlarının da<br />
en az İstanbul kadar kaliteli hizmet verdiğini<br />
anlatırken, kültürel anlamda Gaziantep’i<br />
kesinlikle görmeleri gerektiğini tüm<br />
misafirlere anlatmaya çalıştık. Çok olumlu<br />
dönüşler aldık, bundan sonraki fuarlarda<br />
da bu çalışmalarımız devam edecek olup<br />
Gaziantep’in gelişin Afrika pazarından<br />
sağlık ve kültürel anlamda pay almasını<br />
sağlamak en büyük hedefimiz” dedi.<br />
Boğaziçi İhtisas Fuarcılık Ltd. Şti. Genel<br />
Müdürü Utku Bengisu da, Narkoz Sağlık<br />
Dergisi ve Gaziantep’in verdiği katkıya<br />
teşekkür ederek Gaziantep şehrinde de<br />
böyle bir organizasyonun yapılmasına<br />
sıcak baktıklarını söyledi.<br />
Yapılan açılış konuşmalarının ardından Sanayi<br />
ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Hasan<br />
Büyükdede, organizasyon firması yetkilileri<br />
fuara katılan firmaları tek tek ziyaret etti.<br />
41 Eylül / Ekim 2021
Kilonuzun Nedeni<br />
Yeteri Kadar<br />
Uyumamanız<br />
Olabilir<br />
Uykunun beden ve ruh sağlığımız<br />
üzerinde sayısız faydası bulunuyor. İyi<br />
bir gece uykusunun kilo vermeye ve ideal<br />
kiloyu korumaya yardımcı olduğunu<br />
anlatan Yataş Uyku Kurulu Üyesi Doktor<br />
Diyetisyen Çağatay Demir, uyku ve kilo<br />
arasındaki ilişkiyi bilimsel araştırmalar<br />
ışığında anlatıyor.<br />
U<br />
YKU ve kilo kontrolü arasındaki<br />
ilişki uzun zamandır biliniyor.<br />
İyi bir gece uykusunun<br />
sağlığa olan faydalarının yanı<br />
sıra kilo vermeye ve ideal kiloyu korumaya<br />
da yardımcı olduğu sık sık dile getiriliyor.<br />
Uzun yıllardır yapılan araştırmalarla<br />
6 saatten az uyuyan yetişkinlerin ve 10<br />
saatten az uyuyan çocukların fazla kilolu<br />
olma riskiyle karşı karşıya olduğunu belirlendi.<br />
Yataş Uyku Kurulu Üyesi Doktor<br />
Diyetisyen Çağatay Demir, günümüzde<br />
sürdürülen çalışmalarda ise uyku ve<br />
kilo kontrolü arasındaki bu bağlantının<br />
aslında sanıldığından da güçlü olduğunu<br />
ortaya koyduğunu belirtiyor.<br />
Çağatay Demir<br />
Yataş Uyku Kurulu Üyesi<br />
Doktor Diyetisyen<br />
42
Az uyuyanlar daha fazla karbonhidrat tüketiyor<br />
Dr. Dyt. Demir, bu çerçevede Colorado<br />
Üniversitesi’nde 16 sağlıklı erkek ve kadın üzerinde<br />
gerçekleştirilen 2 haftalık bir uyku deneyini şöyle<br />
anlatıyor: “Denekler metabolizmalarının, tükettikleri<br />
oksijenin ve ürettikleri karbondioksitin izlendiği özel<br />
odalara alındı. Yedikleri her yiyecek kayıt altına alındı<br />
ve uyku saatleri kesin olarak belirlendi. Amaç, yetersiz<br />
uykunun bir haftalık bir sürede bile kişinin kilosunu,<br />
davranışlarını ve fizyolojisini nasıl etkileyebileceğini<br />
göstermekti. Araştırmacılar, geç saatlere kadar uyanık<br />
kalan ve 6 saatten az uyuyan insanlarda ilk olarak<br />
bir metabolizma hızlanışı tespit etti, günde ortalama<br />
111 kalori daha fazla harcadığı görüldü. Ancak kalori<br />
harcamasındaki artışa rağmen az uyuyan grup,<br />
günde 9 saat uyuyan diğer gruba kıyasla çok daha<br />
fazla yemek yedi. Ve bu davranışsal değişiklik, az<br />
uyuyan gruba birinci haftanın sonunda ortalama 1<br />
kilo aldırmıştı. İkinci hafta boyunca, ilk olarak 9 saat<br />
uyutulan grup 5 saat uyutulmaya; ilk olarak 5 saat<br />
uyutulan grup da 9 saat uyutulmaya başlandı. İlk<br />
hafta az uyuyup kilo alan grubun, yeterli miktarda<br />
uyumaya başlayınca, aldığı kilonun bir kısmını<br />
verdiği tespit edildi. Üniversitenin uyku laboratuvarı<br />
direktörü Kenneth Wright’a göre az uyumak kişinin<br />
yediği yiyecek miktarını arttırmakla kalmıyor,<br />
yediği yiyeceklerin niteliğini değiştirmesine de sebep<br />
oluyor. Buna göre, kişiler az uyudukları zaman<br />
karbonhidratları daha fazla tüketme eğiliminde<br />
oluyorlar. Bu insanların gün içinde yemek yedikleri<br />
saatler, yani beslenme düzenleri de değişime uğruyor.<br />
Az uyuyan insanlar nispeten daha küçük kahvaltılar<br />
yapıp asıl kalorilerini akşam saatlerinde ve özellikle<br />
akşam yemeğinden sonra almaya yatkın oluyor.<br />
Akşam yemeğinden sonraki atıştırmalıklar dâhilinde<br />
tükettikleri kaloriler, günün diğer bütün öğünlerinde<br />
tükettikleri kalorileri geçebiliyor.”<br />
YETERSIZ UYKU YAĞ<br />
HÜCRELERINI 20 YIL<br />
YAŞLANDIRIYOR<br />
Yataş Uyku Kurulu Üyesi Dr. Dyt Çağatay<br />
Demir, genel itibarıyla az uyuyan kişilerin<br />
yüzde 6 oranında daha fazla kalori aldığına<br />
dikkat çekiyor. Az uyuyan kişilerin daha<br />
fazla uyuduklarında daha sağlıklı yemeye,<br />
daha az karbonhidrat ile daha az yağ<br />
tüketmeye başladıklarını belirten Dr. Dyt.<br />
Demir, araştırmalara göre az uykunun<br />
kişinin biyolojik saatini değiştirdiğine, sabah<br />
çok az kahvaltı etmelerinin ya da hiç<br />
kahvaltı etmemelerinin de nedeninin buna<br />
bağlı olduğunu anlatıyor.<br />
Yetersiz uykunun yağ hücrelerinin<br />
biyolojisini de değiştirdiğini söyleyen Dr.<br />
Dyt. Demir, bu değişimi şöyle anlatıyor:<br />
“Chicago Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada<br />
deneklerin 8,5 saatlik uykudan<br />
4,5 saatlik uykuya yapılan geçişi izlendi.<br />
Katılımcıların az uyuduğu 4. gecenin<br />
sonunda yağ hücrelerinin insülin hormonuna<br />
olan hassasiyeti azaldı, diyabet ve<br />
obeziteyle bağlantılı metabolik değişimler<br />
gözlendi. Araştırmaya göre az uyumak<br />
metabolik olarak yağ hücrelerini 20 yıl<br />
yaşlandırıyor. Harvard Toplum Sağlığı<br />
Merkezi Obeziteyi Önleme Birimi’nde 68<br />
bin orta yaşlı Amerikalı kadın ile 16 yıllık bir<br />
süre zarfında yapılan bir başka çalışmaya<br />
göre 5 ve daha az saat uyuyan kişilerin, 7<br />
ve daha fazla uyuyan kişilere kıyasla obeziteye<br />
yüzde 15 daha fazla yatkın olduğu<br />
tespit edildi.”<br />
6 SAATTEN AZ UYUYAN<br />
KIŞILER DÜZENSIZ<br />
BESLENIYOR<br />
Yetersiz uykunun açlığı kontrol eden<br />
hormonları da etkileyebileceğine dikkat<br />
çeken Dr. Dyt. Demir, 2004 yılında<br />
yürütülen küçük çaplı bir çalışmaya göre,<br />
az uykuya maruz kalan genç erkeklerin<br />
açlık hormonu adı verilen ve iştahı arttıran<br />
“girelin” seviyelerinin arttığı, tokluk<br />
hormonu “leptin” seviyelerinin azaldığı belirtiyor.<br />
Geç saatlere kadar ayakta kalan<br />
insanların geceyi uyuyarak geçiren<br />
insanlara göre yemek için çok<br />
daha fazla zamanları<br />
olduğundan gün<br />
içinde daha fazla<br />
kalori aldıkları da<br />
hatırlatan Dr. Dyt.<br />
Demir, “Japon işçilerle<br />
yapılan bir<br />
çalışma; 6 saatten<br />
az uyuyan işçilerin<br />
dışarıda yemeye, düzensiz<br />
saat aralıklarıyla<br />
yemeye ve 6 saatten fazla<br />
uyuyan insanlara kıyasla<br />
daha fazla atıştırmaya meyilli<br />
olduklarını ortaya koydu. Ayrıca<br />
yeterli uyumayan kişiler, gün<br />
içinde daha yorgun hissediyor,<br />
bu da fiziksel aktivite<br />
için isteksizliğe sebep<br />
oluyor. Dolayısıyla<br />
bu kişilerin daha az<br />
aktif oldukları ve daha kolay kilo aldıkları<br />
biliniyor. Bunların yanı sıra laboratuar<br />
çalışmalarında az uyuyan kişilerin vücut<br />
ısılarının daha düşük olduğu belirlendi. Bu<br />
düşüş, enerji harcamasının azalmasına<br />
neden olabiliyor. İyi ve yeterli uyku obezite<br />
problemini tamamen çözmeyebilir ama<br />
ancak uyku alışkanlıklarına dikkat etmek<br />
kişilerin kilo kontrolü sağlamalarına yardımcı<br />
olabilir”<br />
diyor.<br />
43 Eylül / Ekim 2021
Mehmet Emin TATLI<br />
İndex Ekonomi Bağımsız Denetim A.Ş. Yön.Krl. Bşk.<br />
<strong>SAĞLIK</strong> TURIZMI VE<br />
EKONOMIYE KATKISI<br />
Şehrimizde onlarca hastane ve medikal kuruluş bulunmaktadır. Her<br />
birisi şehrimize ayrı ayrı güzel hizmetlerde bulunmaktadır.<br />
Şifa dağıtan sağlık çalışanları ve hastaneler aynı zamanda yurt dışına<br />
da açılmalıdırlar.<br />
Nasıl mı? Sağlık turizmini başlatarak.<br />
<strong>SAĞLIK</strong> turizmi veya diğer adı ile medikal turizm; kısaca bireylerin hem koruyucu hem tedavi<br />
edici hem rehabilite edici hem de sağlığı geliştirici hizmetleri almak amacı ile yaşadıkları ülke<br />
dışında bir ülkeye ziyaretleridir.<br />
Sağlık turizmi, uluslararası sağlık amaçlı hareketlilik potansiyelini kullanarak sağlık kuruluşlarının büyümesine<br />
imkan verir.<br />
Ülkemize gelen ve sağlık turizminden faydalananların TUİK verilerine göre istatistikleri şöyledir.<br />
Ülkemizin turizm gelirlerinde sağlık harcamalarının payı 2002 yılında %1 seviyesindeyken 2020 yılında<br />
bu oran %4,5 ’lara yükselmiştir.<br />
2019 yılında sağlık turizmi ve turistiğin sağlığı kapsamında ülkemizde 662.087 hasta sağlık hizmeti<br />
almıştır. Sağlık ve tıbbi nedenlerle gelen yabancı ziyaretçi ve yurt dışında ikamet eden vatandaş<br />
ziyaretçilerden elde edilen turizm geliri 2019 yılında 1 milyar 65 milyon 105 bin ABD Doları tutarında<br />
gerçekleşmiştir..<br />
44
Ülkemize gelen sağlık turisti sayıları<br />
2020 yılında yaşanan küresel salgın sebebiyle sağlık<br />
turisti sayısında gözle görülür bir azalma meydana<br />
gelmiştir. 388 bin 150 hasta, sağlık hizmeti<br />
almak için Türkiye’yi tercih etmiştir. Sağlık turizmi<br />
ve tıbbi nedenlerle gelen yabancı ziyaretçi ve yurt<br />
dışında ikamet eden vatandaş ziyaretçilerden elde<br />
edilen turizm geliri, 2020 yılında 548 milyon 882<br />
bin dolara gerilemiştir.<br />
Hala ülkemizde ve şehrimizdeki potansiyele<br />
baktığımızda bölgeye yakın ülkeleri de düşündüğümüzde<br />
şehrimiz açık ara bir potansiyeli<br />
barındırmaktadır.<br />
2021 yılının ilk iki çeyreğinde 218.895 kişi sağlık<br />
hizmeti almış ve buradan elde edilen gelir 393 milyon<br />
688 bin ABD doları tutarında gerçekleşmiştir.<br />
Sağlık turizmi gelirler (Bin USD)<br />
Uluslararası hastaların en çok tercih ettiği klinik<br />
branşlar sırasıyla; Kadın hastalıkları, iç hastalıkları,<br />
göz hastalıkları, tıbbi biyokimya, genel cerrahi, diş<br />
hekimliği, ortopedi ve travmatoloji, enfeksiyon<br />
hastalıkları ve kulak-burun-boğaz, şeklindedir.<br />
Bunlardan bazıları şöyledir;<br />
Termal sağlık, medikal ürünler,<br />
yaşlı rehabilitasyonu, engelli<br />
sağlığı gibi tedavi çeşitlerini<br />
barındıran sağlık turizmi aynı<br />
zamanda devletimiz tarafından da<br />
bazı teşvikleri barındırmaktadır.<br />
Ayrıca uluslararası hasta<br />
sınıflaması Sağlık Bakanlığı<br />
tarafından aşağıdaki şekilde<br />
yapılmıştır;<br />
İkamet ettiği yerden başka bir<br />
yere sağlık kazanmak amacıyla<br />
seyahat eden kişilere “Medikal<br />
Turist” denmek suretiyle<br />
destek kapsamına alınmıştır.<br />
Devletin buradaki amacı<br />
ülkedeki sağlık sektörünün<br />
daha da gelişmesidir.<br />
Şehir ekonomisine katkı<br />
sunan sağlık turizmi aynı<br />
zamanda ülkemize de döviz<br />
girdisi sağladığı için ülkemizde<br />
yaşanan döviz açığına da<br />
fayda sağlayacaktır.<br />
Teşvikler<br />
• Acenta Komisyon Desteği (Aracılara ödenen komisyonlar)<br />
• Belgelendirme Desteği (Kalite Test Analiz Belgeleri)<br />
• Danışmanlık Desteği<br />
• Hasta Yol Desteği<br />
• KDV Muafiyeti<br />
• Kurumlar Vergisi Muafiyeti<br />
• Münhasıran Yurtdışına Yönelik Olarak Yurtiçinde<br />
Gerçekleştirilen Tanıtım ve Eğitim Faaliyetlerinin Desteklenmesi<br />
• Rapor ve Yurtdışı Şirket Alımına Yönelik Danışmanlık Desteği<br />
• Reklam, Tanıtım ve Pazarlama Desteği (Sosyal Medya,<br />
gazete, dergi, televizyon, katalog vb.)<br />
• Tercümanlık Hizmetleri Desteği<br />
• Tescil ve Koruma Desteği (Marka Tescil Desteği)<br />
• Teşvik Türü<br />
• Yurt Dışı Birim Kira Desteği (Ön Tanı Merkezi, Ofis vb.)<br />
• Yurtdışı Fuar, Kongre, Konferans, Seminer, Festival<br />
Katılımlarına Yönelik Destek Programı<br />
45 Eylül / Ekim 2021
Acıoğlu:<br />
“Şizofreni suç değil, hastalıktır”<br />
Gaziantep Şizofreni Hastaları ve Yakınları Dayanışma Derneği Başkanı<br />
Serpil Acıoğlu, 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü dolayısıyla yaptığı<br />
açıklamada, şizofreni hastalarının devletle ve toplumla gönül bağını<br />
kurma mücadelesi verdiklerini söyledi.<br />
Ş<br />
İDDET HASTALIĞIN<br />
TEMEL ÖZELLİĞİ<br />
DEĞİLDİR”<br />
“Şizofreni; kişilik özelliği, zeka belirtisi, hakaret,<br />
delilik ve suç değildir, sadece hastalıktır”<br />
diyen Şizofreni Hastaları ve Yakınları<br />
Dayanışma Derneği Başkanı Acıoğlu,<br />
“Şizofreni de tıpkı kanser, diyabet, obezite<br />
ve organ yetmezliği gibi bir hastalıktır.<br />
Şizofreni; düşünceleri, algıları, duyguları,<br />
toplumsal ilişkileri ve davranışları etkileyen<br />
ruhsal bir hastalıktır. Şizofreni hastalarında<br />
şiddet eğilimi, normal sağlıklı bireylerle<br />
paralellik gösterir, hastalarda öngörülüp<br />
engellenebilir ve hastalığın temel özelliği<br />
değildir” diye konuştu.<br />
“DAMGALAMA VE DIŞLAMA<br />
BÜYÜK SORUN”<br />
Şizofreni hastalarının yaşadığı en büyük<br />
sorunlardan birinin, “damgalanma ve<br />
dışlama” olduğunu ifade eden Başkan<br />
Acıoğlu, 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü<br />
dolayısıyla yaptığı basın açıklamasında<br />
şunları söyledi:<br />
“Damgalama (stigma); şizofreni hastaları<br />
ve yakınlarının devletle ve toplumla gönül<br />
bağını koparan sosyal şiddet olgusu olarak<br />
en temel evrensel insan hakları ve toplumsal<br />
ahlak meselelerinden biridir. Hastalığı<br />
yargılamanın, hastaları dışlamanın ve aşağılamanın<br />
hiçbir ahlaki ve manevi değerde<br />
yeri yoktur.<br />
GÖNÜL BAĞI KURMA<br />
MÜCADELESİ VERİYORUZ<br />
Dernek olarak; tüm ön yargılara, dışlamalara<br />
ve zorluklara rağmen; şizofreni<br />
hastaları ve yakınlarının devletle ve toplumla<br />
gönül bağını kurma mücadelemizi<br />
kararlılıkla sürdürmekteyiz. Gönül bağının<br />
anahtarı ‘barış’tır. Barış ise tüm toplum<br />
kesimlerini önemli manevi değerlerde<br />
buluşturabilen bir güçtür. Bu nedenle;<br />
şizofreni hastaları ve yakınlarının onurlu<br />
yaşam hakkını kabul etmenin temel<br />
esaslarını; ‘Herkes Burada’ temasıyla 11<br />
Nisan Dünya Şizofreni ile Mücadele Günü<br />
Bildirisi’nde ele aldık.<br />
TOPLUMSAL DEĞERLERİ<br />
BİRLİKTE İNŞA EDELİM<br />
Şehrimizin öncü sivil toplum örgütlerinin<br />
desteğiyle bildirimizi; Sayın Cumhurbaşkanımıza,<br />
ilgili bakanlıklarımıza ve Gaziantep<br />
milletvekillerimize gönderdik. 10 Ekim<br />
Dünya Ruh Sağlığı Günü vesilesiyle;<br />
‘Barışa El Ver’ temasıyla tüm sivil toplum<br />
örgütlerimizi yeniden bildirimize destek<br />
olmaya davet ediyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımıza,<br />
hitabımızda belirttiğimiz gibi;<br />
‘İnsanlık adına önemli toplumsal değerleri<br />
birlikte inşa etme dileğiyle’ kamuoyuna<br />
saygıyla duyurulur.”<br />
46
Bağırsaklar ile ilgisiz görünen kronik ağrılar, depresyon, anksiyete ve diğer pek çok nörolojik<br />
hastalık, bağırsaklar düzelince düzelir, tedaviye daha iyi yanıt verir. Onun için hem<br />
sağlığımız hem de yaşam kalitemiz için bağırsaklarda sorun olmaması gerekir. Aslında<br />
bağırsak sağlığımız ne kadar iyiyse, kendimizi o kadar mutlu hissederiz. Çünkü bağışıklık<br />
sistemi hücrelerinin yüzde 70’i bağırsaklarda bulunur.<br />
Uzmanlardan<br />
bağırsak uyarısı<br />
Genel Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Yavuz Çapan,<br />
bağırsakların ikinci beyin olarak kabul edildiğini<br />
belirterek, ağrı, depresyon, anksiyete gibi bir çok<br />
hastalığa neden olabileceğini kaydetti.<br />
OPR. DR. YAVUZ ÇA-<br />
PAN, sindirim sistemi ve<br />
bağırsakların vücudun tümünü<br />
ilgilendiren önemli bölgelerden<br />
olduğunu belirterek, “Bağırsaklar ile<br />
ilgisiz görünen kronik ağrılar, depresyon,<br />
anksiyete ve diğer pek çok nörolojik<br />
hastalık, bağırsaklar düzelince düzelir,<br />
tedaviye daha iyi yanıt verir. Onun için<br />
hem sağlığımız hem de yaşam kalitemiz<br />
için bağırsaklarda sorun olmaması gerekir.<br />
Aslında bağırsak sağlığımız ne kadar<br />
iyiyse, kendimizi o kadar mutlu hissederiz.<br />
Çünkü bağışıklık sistemi hücrelerinin yüzde<br />
70’i bağırsaklarda bulunur. Bu sistemi<br />
sağlıklı tutmamız genel vücut sağılığımızı<br />
direkt ilgilendirir” dedi.<br />
YANLIŞ VE YETERSIZ<br />
BESLENME<br />
Yavuz Çapan, yanlış ve yetersiz beslenmenin<br />
birçok hastalığa yol açabileceğini<br />
kaydederek, “Yüksek stres, çok az uyku,<br />
işlenmiş ve yüksek şekerli yiyecekler<br />
yemek gibi modern yaşamın birçok yönü,<br />
bağırsak mikrobiyomumuza zarar verdiği<br />
zaman, bu zarar beyin, kalp, bağışıklık sistemi,<br />
cilt, kilo, hormon seviyeleri, besinleri<br />
emme yeteneği ve hatta kanser gelişimi<br />
gibi sağlığımızın diğer yönlerini etkileyebilir.<br />
Sağlıklı beslenmek, gereksiz antibiyotik<br />
alımından, stres, sigara ve alkolden uzak<br />
durmak bağırsaklarımızda bulunan iyi bakterilerin<br />
sayısını arttırır” şeklinde konuştu.<br />
Bağırsakların ve bağışıklığın gelişmesi için<br />
önerilerde de bulunan Çapan, “Gelişen<br />
sağlıklı bağırsak florası, hastalıklara karşı<br />
koymada daha başarılı olur ve sindirimimizin<br />
son aşaması olan bağırsaklarda toksik<br />
öğelerin atılımı gerçekleşir. Sağlıksız bir<br />
flora ise bağırsaklardaki bariyerlerin bozulmasına<br />
ve toksik maddelerin geri emilmesine<br />
neden olur. Bu emilim sonucunda<br />
Opr. Dr. Yavuz Çapan / Genel Cerrahi Uzmanı<br />
bağışıklık sistemimiz bozulur ve birçok<br />
rahatsızlıklar ortaya çıkar. Bağırsakta bulunan<br />
ve sindirim işleminde yardımcı olan<br />
canlı organizmaların bütününe bağırsak<br />
florası denir. Vücudumuzda bulunan bu<br />
bakteriler sindirimi kolaylaştırır. Kısaca<br />
ne yediğiniz değil, neyi sindirebildiğiniz<br />
önemlidir. Genelde bağırsaklarımız ve<br />
bağışıklığın güçlenmesi için yoğurt, lahana<br />
turşusu, kepekli ekmek, badem, hindistan<br />
cevizi, tarçın, zeytinyağı, bezelye, lahana,<br />
zencefil, sarımsak, omega-3 zengini<br />
olan somon balığı tercih edilebilinir” diye<br />
konuştu.<br />
47 Eylül / Ekim 2021
İdrar kaçırmayı ciddiye alın,<br />
MESANE KANSERINI IŞARET<br />
EDIYOR OLABILIR!<br />
Sigara formülündeki yüzlerce<br />
zararlı maddeyle birlikte vücuda<br />
alındıkça kanserlerin önüne<br />
geçmek neredeyse imkansız.<br />
Özellikle de bazı hastalıkların<br />
en önemli risk faktörü haline<br />
gelen sigara, mesane kanserinde<br />
olduğu gibi zirveyi kimselere<br />
bırakmıyor. Avrasya Hastanesi<br />
Onkoloji Radyasyon Onkoloji<br />
Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Vecdi<br />
Ertekin, mesane kanseri hakkında<br />
bilinmesi gerekenleri anlattı.<br />
Prof. Dr. Mustafa Vecdi Ertekin<br />
Avrasya Hastanesi Onkoloji Radyasyon Onkoloji Uzmanı<br />
E<br />
RKEKLERDE DAHA<br />
SIK GÖRÜLÜYOR…<br />
Böbrekten idrar yolları ile<br />
gelen idrarı depolayan<br />
organa mesane denir. Mesanede<br />
oluşan kötü huylu tümörler ise<br />
mesane kanseri olarak adlandırılır. Her<br />
yıl binlerce yetişkin insanı etkileyen<br />
mesane kanseri, erkeklerde kadınlara<br />
oranla daha sık görülmektedir.<br />
BELIRTILERI GÖRMEZDEN<br />
GELMEYIN!<br />
• İdrardan kan gelmesi (Genellikle<br />
ağrısız bir şekilde kendini gösterir)<br />
• Alt karın bölgesinde ağrı,<br />
• İdrar yaparken ağrı,<br />
• İdrar yaparken yanma hissi,<br />
• Sık idrara çıkma.<br />
Dolaylı olarak gözlemlenen diğer<br />
belirtiler ise;<br />
• İstemsiz kilo kaybı,<br />
• Anemi,<br />
• Baş ağrısı,<br />
• Halsizlik,<br />
• Kemik hassasiyeti,<br />
• Kemik ve karın ağrısı,<br />
• Cinsel ilişki sırasında ağrı.<br />
HASTALIĞI ORTAYA<br />
ÇIKARAN ETKENLER<br />
NELERDIR?<br />
Mesane kanseri, mesanede<br />
bulunan hücrelerin anormal şekilde<br />
büyümesiyle oluşur. Oluşan hücreler,<br />
normal oranda büyüyüp bölünmek<br />
yerine kontrolsüzce büyüyüp<br />
ölmelerine yol açan bir mutasyona<br />
uğrar. Bu mutasyon sonucunda<br />
Patolojik testlere göre uygulanacak tedavinin<br />
seyri ve yöntemi belirlenir. En çok kullanılan<br />
yöntemler; cerrahi işlemler, kemoterapi ve<br />
radyasyon tedavisidir.<br />
48
Mesane kanseri, mesanede bulunan hücrelerin anormal şekilde büyümesiyle oluşur. Oluşan<br />
hücreler, normal oranda büyüyüp bölünmek yerine kontrolsüzce büyüyüp ölmelerine yol<br />
açan bir mutasyona uğrar. Bu mutasyon sonucunda ise kanserli hücreler meydana gelir.<br />
ise kanserli hücreler meydana gelir. Bu<br />
tabloyu oluşturan ana etmenler ise;<br />
• Sigara ve tütün ürünlerini kullanmak,<br />
• Radyasyon ve kimyasallara maruz<br />
kalmak,<br />
• Parazit enfeksiyonları,<br />
• Mesane iç duvarının kronik tahrişi,<br />
• İleri yaş,<br />
• Cinsiyet faktörü (Erkeklerde daha fazla<br />
görülmektedir)<br />
3 TIP MESANE KANSERI<br />
TÜRÜ VARDIR<br />
Değişici epitel hücreli karsinom: En sık<br />
görülen tiplerin başında gelir. Bu türde<br />
kanser, mesanenin iç yüzeyini döşeyen<br />
ve epitel hücrelerden kaynaklanmaktadır.<br />
Mesane kanserlerinin %90’a yakını<br />
değişici epitel hücreli karsinom sebebiyle<br />
meydana gelmektedir.<br />
Yassı epitel hücreli karsinom: Mesane<br />
kanseri türleri içinde az rastlanan türlerin<br />
başında gelmektedir. Oluşan uzun süreli<br />
iritasyon ve enfeksiyon sonucu mesanede<br />
gelişen yassı epitel hücreler sebebiyle<br />
medyana gelir.<br />
Adenokarsinom: Mesane kanseri türleri<br />
içinde % 3’lük bir dilimi kapsamaktadır.<br />
Bu tür, mesanede salgı yapan glandüler<br />
hücrelerden kaynaklanmaktadır. Glandüler<br />
hücreler ise mukus yapımında görev<br />
yapar.<br />
MESANE KANSERI NASIL<br />
TEŞHIS EDILIR?<br />
Mesaneden alınan idrarın mikroskop<br />
altında incelenmesi en önemli tanı<br />
yöntemidir. Mesane kanseri teşhisinde<br />
radyolojik tanı araçlarından ultrasonografi,<br />
bilgisayarlı tomografi, MRI duyarlı<br />
yöntemler kullanılmaktadır. Kesin tanı için<br />
mesane endoskopisi gereklidir.<br />
TEDAVI SÜRECI<br />
Öncelikle patolojik testlere göre<br />
uygulanacak tedavinin seyri ve yöntemi<br />
belirlenir. En çok kullanılan yöntemler;<br />
cerrahi işlemler, kemoterapi ve<br />
radyasyon tedavisidir. Cerrahi yöntem,<br />
hastalığın evresine bağlı olarak tek<br />
başına uygulanabileceği gibi diğer<br />
tedavi yöntemleriyle birlikte de tercih<br />
edilebilir. Kemoterapi genel olarak<br />
cerrahi işlemden sonra uygulanır.<br />
Kemoterapideki amaç kanser hücrelerinin<br />
verilen ilaç ile yok edilmesidir. Radyasyon<br />
Böbrekten idrar yolları<br />
ile gelen idrarı depolayan<br />
organa mesane denir.<br />
Mesanede oluşan<br />
kötü huylu tümörler<br />
ise mesane kanseri<br />
olarak adlandırılır. Her<br />
yıl binlerce yetişkin<br />
insanı etkileyen mesane<br />
kanseri, erkeklerde<br />
kadınlara oranla daha sık<br />
görülmektedir.<br />
terapide ise X ışınları veya yüksek enerjili<br />
ışınlar kullanılarak kanserli hücreleri<br />
yok etmek amaçlanır. Tedavinin<br />
sürekliliği iyileşme açısından oldukça<br />
önemlidir. Hastaların korona virüsünden<br />
korunmak için hastaneye gitmeyerek<br />
tedavisine ara vermesinin hastalığın<br />
seyrini kötüleştireceğini kavraması<br />
gerekmektedir. Bu noktada hastaneler<br />
tüm önlemlerini almaktadır ve hastaların<br />
tedavilerine devam etmektedir.<br />
49 Eylül / Ekim 2021
TIRNAK TÜMÖRLERİ<br />
TIRNAK MANTARIYLA<br />
KARIŞABİLİYOR<br />
Tırnakların pembe ve pürüzsüz olması<br />
güzellik ve sağlığı ifade ediyor. Çeşitli<br />
hastalıklar ya da tırnağın kendi<br />
hastalıkları tırnağın bu yapısının<br />
bozulmasına neden olabiliyor. Tırnak<br />
tümörleri bu hastalıklar arasında yer<br />
alıyor. Yaygın olarak görülen tırnak<br />
mantarları ise tırnak tümörleriyle<br />
karıştırılabiliyor ve bu durum da<br />
tedavinin gecikmesine sebep olabiliyor.<br />
Memorial Şişli ve Ataşehir Hastaneleri<br />
Dermatoloji Bölümü’nden Prof. Dr.<br />
Necmettin Akdeniz, tırnak tümörleri ve<br />
tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.<br />
P<br />
ARMAK uçlarında dokunma duyusunu sağlayan<br />
sinir hücreleri yoğun bir şekilde bulunmaktadır.<br />
Tırnaklar, tutma işlevinde destektir ve el ve ayak<br />
parmaklarının uçları için önemli bir koruyucu işleve<br />
sahiptir. Tırnak tümörleri tırnak ve tırnak yatağında meydana<br />
gelen iyi ya da kötü huylu kitlelerdir. Tırnak tümörlerinin<br />
çoğu iyi huyludur. Tırnak tümörlerinin bazıları ellerde bazıları<br />
ise ayaklarda daha sık görülebilmektedir. Özellikle ayak ve<br />
el başparmaklarında ortaya çıkmaktadır. İyi huylu (selim<br />
50
tümörler) ve kötü huylu (kanserler) tümörler tırnağı etkileyerek tırnağın yapısında<br />
ve renginde değişikliklere yol açabilir. İyi huylu tırnak tümörleri; miksoid tümörler,<br />
glomus tümörleri, piyojenik granülomlar, onikomatrikoma ve onikopapilloma<br />
tümörleridir. Kötü huylu tırnak tümörleri ise Bowen hastalığı, skuamöz hücreli<br />
karsinom ve malign melanomdur.<br />
TIRNAK TÜMÖRÜ SIKLIKLA TIRNAK MANTARI<br />
ILE KARIŞIYOR<br />
Tırnak tümörleri sıklıkla tırnak mantarı ile karıştırılmaktadır. Tırnak mantarında<br />
tırnak sarı-beyaza döner, kalınlaşır ve yapısında bozulmalar olmaktadır. Doğru<br />
tanı konulamayan tırnak tümörleri tırnak mantarı sanılarak uzun süre mantar<br />
tedavisi uygulanabilmektedir. Tırnak mantarı olarak değerlendirilen ve bu yönde<br />
tedavi uygulanan bir tırnak tümörünün erken aşamada tedavi edilmesi de gecikebilmektedir.<br />
GÜNEŞ IŞINLARI EN ÖNEMLI NEDENLER<br />
ARASINDADIR<br />
Diğer deri kanserlerinde olduğu gibi tırnak tümörlerinin de en önemli nedeni<br />
güneş ışınlarıdır. Tırnak tümörünün diğer nedenleri arasında kronik travmalar,<br />
kimyasal maruziyetler, radyasyon tedavileri, bağışıklık sistemini baskılayan lenfoma,<br />
lösemi gibi kanser türleri ve kemoterapi gibi immün sistemi etkileyen ilaçlar<br />
ve enfeksiyonlar (AIDS) bulunmaktadır. Bu nedenlerin dışında kronik her türlü<br />
yara ve kanamada kanser olasılığının düşünülmesi gerekmektedir.<br />
TIRNAĞIN YAPISININ BOZULMASIYLA<br />
FARK EDILIYOR<br />
Tırnak tümörleri, tırnak yapısında ve şeklinde çatlama, kalınlaşma, kırılma gibi şekil<br />
bozuklukları, tırnak altında kitleler, şişlikler olarak belirti verebilmektedir. Kötü<br />
huylu tümörlerde ise tırnakta renk değişiklikleri ile birlikte tırnak altında şişlik<br />
oluşması ve kanama görülebilir. Tırnak plağı, tırnak yatağı ve tırnağın etrafında siyah<br />
ya da kahverengi renk değişikliklerinin olması ve etrafa yayılması ve iyileşmeyen<br />
yaralar da kötü huylu tırnak tümörlerinin belirtileri arasında bulunmaktadır.<br />
TÜMÖR CERRAHI YÖNTEMLE ALINIYOR<br />
Tırnak tümörünün tanısını muayene, dermoskopik inceleme ve gerekli görülen<br />
durumlarda tırnak biyopsisi ile konulmaktadır. Dermatoloji uzmanı bir hekim<br />
muayene ve dermoskop ile yapacağı dermoskopik inceleme sonrası çoğunlukla<br />
tırnak tümörü olup olmadığını belirleyebilmektedir. Kanserden şüphelenilen<br />
durumlarda tırnak ve tırnak altı biyopisisi yapılarak tanı kesinleştirilerek tümör en<br />
kısa sürede cerrahi yöntemlerle alınmaktadır.<br />
Prof. Dr. Necmettin Akdeniz<br />
Memorial Şişli ve Ataşehir Hastaneleri<br />
Dermatoloji Bölümü<br />
GEÇ FARK EDILEN<br />
TIRNAK KANSERI IÇ<br />
ORGANLARA DAHI<br />
SIÇRAYABILIYOR<br />
Tırnak tümörleri sıklıkla cerrahi olarak<br />
tedavi edilmektedir. Tümörün olduğu<br />
bölge lokal anestezi ile uyuşturulup<br />
tümör için uygun olan cerrahi işlemler<br />
yapılmaktadır. Tırnak tümörleri küretaj<br />
yöntemi, elektrokoter ile yakarak ya da<br />
radyoterapi ile tedavi edilebilmektedir.<br />
Tümörlerin türü değişse bile çoğunlukla<br />
en başarılı tedavi yaklaşımı tümörlerin<br />
cerrahi tedavisidir. Erken dönemde<br />
ve ilerlememiş iyi ya da kötü huylu<br />
tümörler kolaylıkla tedavi edilebilirken<br />
geç fark edilen tırnak kanseri yayılarak iç<br />
organlara dahi sıçrayabilmektedir.<br />
Tırnak tümörlerinin geç fark edilmesi<br />
o parmağın ya da eklemin kesilmesine<br />
(ampütasyon) kadar gidebilmektedir. Bu<br />
sebeple tırnakta meydana gelen değişikliklerin<br />
mutlaka bir uzman tarafında<br />
kontrol edilmesi, düzenli doktor muayeneleri<br />
tırnak kanserine karşı alınacak en<br />
iyi önlemler arasında bulunmaktadır.<br />
51 Eylül / Ekim 2021
ÇOCUĞUNUZ<br />
SİZE BAĞIMLI MI?<br />
Sena Sivri<br />
Acıbadem Fulya Hastanesi Uzman Psikolog<br />
“Çocuğum bana<br />
yapışık”, “Bir dakika<br />
ayrılamıyoruz, hiçbir yere<br />
gitmeme izin vermiyor”,<br />
“Okula bırakmak bir<br />
dert; ağlıyor, gitmek<br />
istemiyor”, “Parkta<br />
oynarken bile beni<br />
yanında istiyor”… Eğer<br />
siz de sık sık bu cümleleri<br />
sarf ediyorsanız, dikkat!<br />
Bu yakınmalarınız<br />
çocuğunuzun size<br />
‘bağlı’ olmaktan ziyade<br />
‘bağımlı’ olduğunu<br />
gösteriyor!<br />
TÜM dünyayı etkisi altına alan<br />
Covid-19 pandemisi hemen her<br />
ailenin yaşam düzeninde köklü<br />
değişimlere sebep oldu. Evler<br />
birer işyeri ve okul, ebeveynler de öğretmen<br />
oldu. Aile bireylerinin birbirleriyle<br />
geçirdikleri zamanın çokça artması hem<br />
pozitif hem negatif birçok sonucu da<br />
beraberinde getirdi. Çocukların okuldan,<br />
sosyal ortamlardan uzak kalmaları, akran<br />
sosyalleşmesinin ortadan kalkması, tüm<br />
bu ihtiyaçların giderilmesi görevini anne<br />
babalara vermiş oldu. Bununla birlikte<br />
çocukların anne babalarına olan bağlılık<br />
ve talepleri de çok daha arttı. Hatta bazı<br />
çocuklarda bu durum daha da ileriye<br />
gidip, çocuğun bireysellik gelişiminde ve<br />
okul hayatında ciddi sorunlar oluşturabilen<br />
önemli bir tabloya yol açtı; anneye bağımlılık!<br />
Dikkat! Ruhsal ve bilişsel gelişimlerinde<br />
önemli sorunlara neden olabilen ‘anneye<br />
bağımlılık’ çocuklarda aynı zamanda<br />
okul fobisine de yol açabiliyor!<br />
NEDENI GENELDE<br />
‘EBEVEYNLER’ OLUYOR!<br />
Çocuklar sosyalleşme becerilerini ilk 3<br />
yaşta kazanıyorlar. Bu döneme kadar çocuk<br />
bir yandan temel ihtiyaçları nedeniyle<br />
anneye bağımlı halde yaşamaya devam<br />
ederken, bir yandan da anneden ayrışmaya<br />
çalışıyor. Acıbadem Fulya Hastanesi<br />
Uzman Psikolog Sena Sivri, çocuk yaşının<br />
gerektirdiği beceri ve yetileri kazandıkça<br />
bu bağımlılık halinin azaldığını belirterek,<br />
“Gelişiminin ilerleyen dönemlerinde<br />
bağımlılığın yerini bağlılığın alması bekleniyor.<br />
Ancak bu süreç bazı çocuklarda<br />
olması gerektiği şekilde gerçekleşmiyor ve<br />
çocuklar anneye bağımlı olmaya devam<br />
ediyorlar. Çocuklar psikososyal gelişimleri<br />
doğrultusunda ayrışmaya, bireyselliklerini<br />
ilan etmeye hazırlar aslında. Dolayısıyla<br />
anneye bağımlı olmak genelde ebeveyn<br />
tutumlarıyla ilişkili oluyor” diyor.<br />
AŞIRI KAYGILI, KORUYUCU<br />
VE KISITLAYICI<br />
DAVRANMAYIN!<br />
Çocuğun anneye bağımlı olmasında pek<br />
çok etken rol oynuyor. Uzman Psikolog<br />
Sena Sivri, özellikle pandemi sürecinde,<br />
ebeveynlerin yaşadıkları kaygı duygusunu<br />
yönetmede çektikleri güçlüğe bağlı olarak<br />
çocuklarına karşı aşırı kaygılı, koruyucu<br />
ve kısıtlayıcı bir tutum sergiledikleri<br />
uyarısında bulunarak, şöyle devam ediyor:<br />
“Ebeveynler çoğu zaman bu tip davranışlarıyla<br />
çocuğun gelişimini engellediklerinin<br />
52
Gelişiminin ilerleyen dönemlerinde bağımlılığın yerini<br />
bağlılığın alması bekleniyor. Ancak bu süreç bazı çocuklarda<br />
olması gerektiği şekilde gerçekleşmiyor ve çocuklar anneye<br />
bağımlı olmaya devam ediyorlar. Çocuklar psikososyal<br />
gelişimleri doğrultusunda ayrışmaya, bireyselliklerini ilan<br />
etmeye hazırlar aslında. Dolayısıyla anneye bağımlı olmak<br />
genelde ebeveyn tutumlarıyla ilişkili oluyor<br />
farkına varmıyorlar. Örneğin ‘Okulda kalabalığa<br />
karışma, hastalık kaparsın’ şeklinde<br />
cümleler kurulması, sorumluğu altında<br />
olan bir şeyin onun yerine tamamlanması,<br />
kendi başına bir şeyler yapmasına izin verilmemesi,<br />
özgüvenini destekleyici eylem<br />
ve söylemlerde bulunulmaması, çocuğun<br />
anneye bağımlı olmasında kilit role sahip.<br />
Bağımlılığın devamını önleyecek olan en<br />
etkili kurallar ise çocuğun gelişen yetileri<br />
doğrultusunda yapabileceklerine izin vermek,<br />
onu onaylamak ve güven duymasını<br />
sağlamaktır” diyor.<br />
DIKKAT! OKUL FOBISI<br />
GELIŞEBILIYOR!<br />
Anneye bağımlı olan çocukta özgüven<br />
eksikliği ve bunun sonucunda okul fobisi<br />
başlayabiliyor. Okulda uyum sorunları,<br />
arkadaş ilişkilerinde problemler, çekingenlik,<br />
utangaçlık ve zorlandığında hırçın<br />
davranışlar görülebiliyor. Uzman Psikolog<br />
Sena Sivri bağımlılığın geliştiği durumlarda<br />
çocuğun okula adaptasyon sorunlarının<br />
uzun sürdüğünü vurgulayarak, “Bu<br />
durumda çocuklar okula gitmek istemez,<br />
annelerine sarılıp ayrılmazlar, hırçınlaşırlar,<br />
ağlarlar, öğretmene ve okuldaki herkese<br />
karşı çekinik, kaçıngan, yer yer hırçın<br />
tutumlar sergilerler. Okuldaki etkinliklere<br />
katılmaz, tepki verirler. Anneleri hep yanlarında<br />
dursun, gitmesin isterler. Tüm bunlar<br />
da hem okula uyum sürecini uzatıyor,<br />
hem de eğitimlerinin, bilişsel, sosyal ve<br />
duygusal gelişimlerinin geride kalmasına<br />
sebep oluyor” bilgisini veriyor.<br />
ÇOCUĞUNUZ<br />
SIZE BAĞIMLI M?<br />
Aşağıda yer alan<br />
sorunlar anne<br />
bağımlılığına işaret<br />
edebiliyor. Bu belirtiler<br />
varsa, zaman<br />
kaybetmeden bir hekime<br />
başvurmanız çok önemli!<br />
• Tek başına<br />
yapabileceği şeyler için<br />
bile destek bekliyorsa,<br />
• Siz yanında yokken<br />
huysuz, hırçın ve<br />
uyumsuz oluyorsa,<br />
• Topluluk içinde zorluk<br />
çekiyorsa,<br />
• Sosyalleşmede sorun<br />
yaşıyorsa,<br />
• Bağımsız olarak bir şey<br />
yapamıyorsa,<br />
• Her karar verme<br />
sürecinde destek<br />
bekliyorsa,<br />
• Okula gitmek<br />
istemiyorsa,<br />
• Ödevlerini tek başına<br />
yapamıyorsa,<br />
• Grup içinde uyum<br />
sağlayamıyorsa,<br />
çocuğunuz size bağımlı<br />
olabilir.<br />
ANNE BAĞIMLILIĞINA KARŞI 7 ALTIN ÖNERI<br />
Psikolog Sena Sivri anne bağımlılığına karşı ebeveynlerin<br />
alabilecekleri önlemleri şöyle sıralıyor:<br />
• Çocukların ayrışmaya dair en büyük korkuları terk edilmekle<br />
ilgili oluyor. Pandemi sürecinde de sürekli anneyle beraber<br />
olan çocuklar, kreşe, okula veya bakıcısına giderken ilk olarak<br />
terkedilmekten korkuyor ve tepkilerini bu doğrultuda veriyorlar.<br />
Çocuğunuza onu terk etmediğinizi net olarak anlatmalı,<br />
güvence vermelisiniz.<br />
• Karşılıklı iletişimi geliştiren ve çocuğunuzun duygusal gelişimine<br />
katkıda bulunacak olan aktiviteler yapmayı alışkanlık<br />
haline getirin.<br />
• Çocukta gelişen kaygılar genelde ebeveyne ait kaygılar<br />
oluyor. Ebeveyn olarak kendi kaygınızın farkında olmalı ve<br />
bunu yönetebilmelisiniz. Aşırı kaygılı, korumacı ebeveyn tutumundan<br />
uzak durun.<br />
• Çocuğun sorumluluğu altında olan şeyleri onun yerine tamamlamayın.<br />
Gelişen yetileri doğrultusunda kendi başına bir<br />
şeyler yapmasına izin verin ve onu teşvik edin.<br />
• Özgüvenini destekleyici, şevk verici, motive edici söylemlerde<br />
bulunun, “bırak senin yerine ben yaparım”, “onu sen<br />
yapma, aman bir şey olur” gibi korkutucu, çocuğu geri tutan<br />
söylemlerden kaçının.<br />
• Anne sakin kalamadığında çocuğun yaşadığı kriz daha uzun<br />
sürüyor. Ayrılmanız gereken anlarında çocuğunuzun verdiği<br />
tepkilere karşı soğukkanlı durun, kontrolü elinizde tutun.<br />
• Sabırlı olmanız, bu ayrışma sürecine zaman tanımanız, geri<br />
adım atmamanız, baş edemediğinizi hissettiğinizde uzman<br />
desteği almanız da bağımlı bir ilişkiyi önlemede son derece<br />
önemli role sahip.<br />
53 Eylül / Ekim 2021
Burun kanaması<br />
çocuklarda daha hassas bir<br />
konuya dönüşüyor!<br />
Söz konusu çocukları olduğunda çok daha dikkatli<br />
ve özverili olan ebeveynler, bir anda ortaya çıkan<br />
burun kanamaları karşısında endişe ve stres<br />
yaşayabilirler. Özellikle de herhangi bir hastalıktan<br />
farklı olarak yaşanan kanamalar, ailelerin<br />
paniğe kapılmasına yol açar. Burun kanamasının<br />
çocuklarda sıklıkla gözlemlenen bir durum<br />
olduğunu ifade eden Avrasya Hastanesi’nden Kulak<br />
Burun Boğaz hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Koray<br />
Cengiz, konuyla ilgili bilinmesi gerekenleri anlatıyor.<br />
ÇOCUKLARDA<br />
BURUN KANAMASI<br />
NEDEN OLUR?<br />
Ön burun kanamaları burun boşluğunun<br />
hemen girişinde, orta hatta kılcal damarlar<br />
mukoza örtüsünün içinde özel bir bölgede<br />
toplanırlar. Çocuklarda en sık görülen burun<br />
kanamaları bu bölgeye ait olanlardır. Çoğu<br />
kanama, buradaki kılcal bir damarın çatlaması<br />
nedeniyle tek taraflı olur. Kanama genel olarak<br />
kısa süreli olmakla birlikte az kanamalardır.<br />
Olası burun kanamalarının nedenleri aşağıdaki<br />
gibidir;<br />
• Buruna alınan darbe<br />
• Burun kırıkları<br />
• Yüz ve kafatası kırıkları<br />
• Burun karıştırma<br />
• Üst solunum yolu enfeksiyonları<br />
İLK YARDIMI<br />
HAFIFE ALMAYIN!<br />
Burun kanamalarında ilk yapılması gereken<br />
sakin olmaktır. Endişeli ve kaygılı bir şekilde<br />
davranmak asıl yapmanız gerekenleri unutturabilir.<br />
Burun kanaması anında yapılacakları<br />
şöyle sıralamak mümkün;<br />
• Baş hafif öne eğik ve iki parmakla iki burun<br />
kanadı bastırılır.<br />
• Üç-dört dakika sonra burun lavaboda soğuk<br />
su kullanılarak hafif sümkürmeyle temizlenir.<br />
• Burun içinde oluşan pıhtılar çıkartılır.<br />
• Tekrar buruna baskı uygulayarak tutulur ve<br />
kanama devam ediyorsa doktora başvurulur.<br />
54
BURUN KANAMASINI HAFIFE ALMAYIN,<br />
HASTALIK HABERCISI OLABILIR!<br />
Hafif burun kanamaları dışında çocuklarda arka burun kanadında meydana gelen ciddi<br />
kanamalarda meydana gelir. Dolayısıyla yaşanan her kanamanın basit olduğu kanaatine<br />
varılmamalıdır. Bazıları kontrol edilmesi zor ve ciddi kanamalar olabilirler. Kafa travmaları<br />
ile yüz yaralanmaları dışında aslında sıklıkla orta ve ileri yaştakilerde, tansiyon sorunları<br />
olanlarda görülebilir.<br />
Çocuklarda ise kanama, pıhtılaşma sorunları nedeniyle meydana gelebilir. Burnumuzun<br />
içinde arka üst bölgelerden kaynaklandıkları için burun ön tarafına uygulanan parmak basısı<br />
burada kanamayı durdurmaz. Ağız ve boğaza doğru kanama devam eder. Bu bölgenin<br />
kanamaları mutlaka bir Kulak Burun Boğaz uzmanının müdahalesini gerektirir.<br />
TEDAVISI MÜMKÜN MÜ?<br />
Tedavi edilmesi gereken burun kanamalarında en sık tercih edilen yöntem<br />
burun damarlarının yakılmasıdır. Bu yöntemde öncelikle parmakla<br />
burunda basınç oluşturularak, iki kanattan kanama kontrol edilir. Kılcal<br />
damar kanamalarında gümüş nitrat çubuğu ile burun damarlarını yakma<br />
yeterli olur. Bazen kanama kontrolü için burun içi tamponlar kullanılabilir.<br />
Bu tamponlar, artık can yakmayan ve aynı zamanda nefes alınabilen<br />
yumuşak süngerimsi yapıdadır.<br />
Yakma olayı bir kaç dakikada biter. Tamponlar 2-3 gün, ileri ve ciddi<br />
durumlarda 7 güne kadar tutulabilirler. Bu vakalarda tedavi mutlaka antibiyotik<br />
ile desteklenmelidir. Hastaya sümkürmekten ve buruna basınç<br />
uygulamaktan kaçınması önerilir.<br />
Op. Dr. Koray Cengiz<br />
Avrasya Hastanesi’nden Kulak Burun Boğaz hastalıkları Uzmanı<br />
55 Eylül / Ekim 2021
Meme Kanserinde<br />
BAKIMLI OLMAK<br />
VE MORAL<br />
iyileşme sürecine yansıyor<br />
“Bir akşam kirpiklerim elimde kaldı, “Kirpiksiz göz<br />
çok kötü görünüyor”, “Kirpiklerim dökülünce çok<br />
ağladım”, “Benimle beraber artık sokağa çıkmak<br />
istemezsin değil mi?”… Pek çok meme kanseri<br />
hastasının kurduğu bu cümleler kadınların tedavi<br />
sürecinde yaşadıklarını önemli oranda yansıtıyor.<br />
KANSER hastaları bedensel<br />
sorunların yanı sıra hastalık ya<br />
da tedavinin yan etkilerine bağlı<br />
olarak ruhsal ve sosyal sorunlarla<br />
da yüzleşiyor. Kanser tedavisinin tam<br />
anlamıyla başarıya ulaşabilmesi için hastalığın<br />
değil, hastanın tedavisine yönelik<br />
bütüncül bir yaklaşım önem taşıyor.<br />
Kanser tedavisinde tamamlayıcı<br />
yaklaşımlarla ilgili çalışmalar yapan<br />
Memorial Bahçelievler Hastanesi<br />
Meme Sağlığı Merkezi’nden Prof.<br />
Dr. Fatih Aydoğan, konuyla ilgili<br />
önemli bilgiler verdi.<br />
AMAÇ, HASTALARIN<br />
BEDENSEL, RUHSAL VE<br />
SOSYAL OLARAK TAM IYILIK<br />
HALININ SAĞLANMASI<br />
Kanser tedavisi birçok branşın bir araya<br />
gelerek oluşturduğu multidisipliner bir<br />
yaklaşımdan oluşur. Ana tedavi branşları<br />
olan; Cerrahi Onkoloji, Medikal Onkoloji,<br />
Radyasyon Onkolojisi ve Plastik Cerrahi<br />
daha çok hastalığın bedensel boyutunu<br />
tedavi etmektedir. Oysa kanser hastaları<br />
bedensel sorunların yanı sıra hastalık ya da<br />
tedavi yan etkilerine bağlı olarak ruhsal ve<br />
sosyal sorunlarla da yüzleşmektedir. Daha<br />
çok ruhsal ve sosyal sorunların çözümüne<br />
odaklı destek tedaviler “tamamlayıcı yaklaşım”<br />
olarak adlandırılır. Tamamlayıcı yaklaşımların<br />
amacı hastaların bedensel, ruhsal<br />
ve sosyal tam iyilik halinin sağlanmasıdır.<br />
SAÇ VE KAŞ DÖKÜLMESI,<br />
HASTALARI MEMENIN<br />
ALINMASI KADAR<br />
ETKILEYEBILIYOR<br />
Kemoterapi alan hastaların önemli bir<br />
bölümünde kullanılan ilaçlara bağlı saç<br />
dökülmesi görülür. Saç dışında vücutta<br />
kaş, kirpik gibi diğer tüyler de dökülebilmektedir.<br />
Saç dökülmesi genellikle 2-3<br />
hafta sonra başlar ve tedavi bitiminin<br />
ardından 3-4 hafta sonra tekrar çıkmaya<br />
HASTAYI TEDAVIYE YÖNELIK BÜTÜNCÜL<br />
BIR YAKLAŞIM GEREKIYOR<br />
Prof. Dr. Fatih Aydoğan<br />
Memorial Bahçelievler Hastanesi Meme Sağlığı Merkezi<br />
Kanser tedavisinin tam anlamıyla başarıya ulaşabilmesi<br />
için hastalığı değil hastayı tedaviye yönelik bütüncül bir<br />
yaklaşım gerekmektedir. Bizler hastalarımıza ana branşlar<br />
dışında Dermatoloji & Kozmetik Dermatoloji, Klinik Psikoloji,<br />
Diyet ve Beslenme ile Kadın Hastalıkları ve Doğum<br />
tarafından da destek sağlamaktayız.<br />
56
Türkiye’de meme kanseri görülme yaşı Avrupa ve<br />
Amerika ortalamasına göre ortalama 10 yaş daha<br />
öncedir. Meme kanseri tanısı alan hastaların %16-17’si<br />
40 yaşın altındadır. Diğer bir deyişle her 6 hastamızın<br />
birinin 20’li ve 30’lu yaşlarda olduğu görülmektedir.<br />
TÜRKIYE’DE HER<br />
6 MEME KANSERI<br />
HASTASINDAN<br />
BIRI 20’LI VE 30’LU<br />
YAŞLARDA<br />
Türkiye’de meme kanseri görülme<br />
yaşı Avrupa ve Amerika<br />
ortalamasına göre ortalama<br />
10 yaş daha öncedir. Meme<br />
kanseri tanısı alan hastaların<br />
%16-17’si 40 yaşın altındadır.<br />
Diğer bir deyişle her 6 hastamızın<br />
birinin 20’li ve 30’lu yaşlarda<br />
olduğu görülmektedir.<br />
Genç yaş hasta grubu tedaviye<br />
bağlı saç değişikliklerinden<br />
daha fazla etkilenmektedir.<br />
Biz de daha önce tedavi gören<br />
bu yaş hasta grubuna saç,<br />
kaş ve kirpik dökülmesi gibi<br />
sorunlarda neler yaptıklarını<br />
sorduk. Aldığımız cevaplarda<br />
hastaların bu sorunlardan saç<br />
dökülmesi için daha çok bone,<br />
şapka, başörtüsü gibi geçici<br />
çözümler bulduklarını gördük.<br />
Kaş dökülmesi için kalem ve<br />
bitkisel ilaç kullanan birkaç<br />
hasta dışında profesyonel yardım<br />
almadıklarını saptadık.<br />
başlar. Saç ve kaş dökülmesi tedavi<br />
sürecinde hastaları en çok etkileyen yan<br />
etkilerden biridir. Bir araştırmada bazı<br />
hastalar kaşlardaki dökülmenin kendilerini<br />
memenin ameliyatla alınmasından daha<br />
çok etkilediğini belirtmiştir. Kaşlar daha<br />
görünür olduğu için etkisi bazı kadınlarda<br />
daha fazla olabilmektedir.<br />
MEME KANSERINDE GÜZEL<br />
VE BAKIMLI KALMAK<br />
MOTIVASYON SAĞLIYOR<br />
Dermatoloji ve Kozmetik Dermatoloji<br />
Bölümü hastalarda cilt, saç ve kaşta<br />
tedaviye bağlı olan değişikliklere destek<br />
olmaktadır. Bu amaçla kaş dökülmesine<br />
yönelik mikroblading uygulaması, cilt<br />
değişiklikleri ile ilgili tedavi öncesinde<br />
önerilerde bulunulması, tedavi süresince<br />
kullanılabilecek kozmetik ürünler hakkında<br />
bilgilendirme, saç dökülmesine yönelik<br />
öneri ve tedavi desteği, tedavi sonrası<br />
dermokozmetik uygulamalar hakkında<br />
bilgi verme yapılmaktadır.<br />
Klinik Psikoloji Bölümü’nde; hastaların<br />
yaşadığı ruhsal ve sosyal sorunlara<br />
yönelik destek amaçlı görüşme ve<br />
seanslar yapılmaktadır.<br />
Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nde;<br />
genç yaşta tanı konulan kadın<br />
kanserlerinde doğurganlığın korunması<br />
için planlama yapılmasının yanı sıra cinsel<br />
fonksiyon bozuklukları konusunda danışmanlık<br />
ve bilgilendirme anlamında destek<br />
sağlanmaktadır.<br />
Diyet ve Beslenme Bölümü’nde; tedavi<br />
sırasında ve sonrasında diyet ve beslenme<br />
desteğinin yanı sıra egzersiz uygulama<br />
önerileri sunulmaktadır.<br />
ÇALIŞMA, MASCC’NIN<br />
İSPANYA’DA DÜZENLENEN<br />
TOPLANTISINDA SUNULDU<br />
Konuya ilişkin çalışmamız MASCC’nin<br />
her yıl düzenlediği ve bu yıl İspanya’da<br />
yapılan toplantısında Uz. Dr. Emine Erkan<br />
tarafından bildiri olarak sunuldu. Doç. Dr.<br />
Kezban Nur Pilancı ve Dr. Sevim Şuekinci’nin<br />
de araştırmacılar arasında yer aldığı<br />
araştırmamızın özeti “Supportive Care in<br />
Cancer” dergisinde yayınlandı.<br />
MASCC, açık adı “The Multinational Association<br />
of Supportive Care in Cancer” olan<br />
ve 70 ülkeden katılımcıların bir araya gelerek<br />
kurduğu bir birlik. Kanser hastalarına<br />
destekleyici tedaviler konusunda çalışıyor<br />
ve mottosu: “Destekleyici tedaviler mükemmel<br />
kanser bakımını sağlayabilir.”<br />
Çalışma sonuçlarında hastaların tedaviye<br />
bağlı görülen dermatolojik sorunlarda<br />
profesyonel bir destek almadıkları sonucuna<br />
ulaşmamız, kanser hastaları için<br />
başlattığımız “Tamamlayıcı Yaklaşımlar<br />
Programı”nın önemini gösterdi. Bu programda<br />
sağlanan desteklerle hastalar tedavi<br />
sürecini daha kolay<br />
bir şekilde geçirebilmektedir.<br />
57 Eylül / Ekim 2021
OBEZİTELİ BİREYLER<br />
EN ÇOK KELİMELERLE<br />
YARA ALIYOR<br />
‘Rolüm Ağır, Peki Senin<br />
Rolün Ne?’ projesi başladı.<br />
Yapılan çalışmalar ile<br />
alanında ilk olma özelliğini<br />
taşıyan proje, obezitede<br />
ayrımcı davranışlar<br />
ve söylemler üzerine<br />
farkındalık yaratmayı<br />
hedefliyor ve toplumdaki<br />
herkese sesleniyor. Türkiye<br />
Obezite Araştırma Derneği<br />
(TOAD) bünyesinde<br />
gerçekleştirilen projenin<br />
detaylarını aktaran Prof. Dr.<br />
Deniz Sezgin, bu çalışma<br />
ile obeziteli bireylerin<br />
yaşadığı travmalara, hayal<br />
kırıklıklarına, ümitlerine<br />
ve hayata tutunma<br />
çabalarına dikkat çekmek<br />
ve onların sesi olmak<br />
istediklerini belirtti. Prof.<br />
Dr. Deniz Sezgin, obeziteli<br />
bireylerin en çok kelimelerle<br />
yaralandığının altını<br />
çizerek, kullanılan dil ve<br />
davranışlardaki her olumlu<br />
değişimin çok büyük etkiler<br />
yaratacağını da vurguladı.<br />
A<br />
NKARA Üniversitesi İletişim<br />
Fakültesi Halkla İlişkiler ve<br />
Tanıtım Bölümü öğretim<br />
üyesi Reklamcılık ve Tanıtım<br />
Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr.<br />
Deniz Sezgin, 2020 yılında başlattıkları<br />
araştırma ile, obezitenin sadece başka<br />
sağlık sorunlarına sebep olmadığını, aynı<br />
zamanda maruz kalınan damgalayıcı ve<br />
ayrımcı yaklaşımlar nedeniyle obeziteli<br />
bireylerin hayatlarının oldukça kısıtlandığını<br />
ortaya koyduklarını belirtti. Bu<br />
yaklaşımların obeziteli bireylerin toplumda<br />
zaman zaman ‘gizli engelliler’ olarak<br />
yaşamalarına sebep olduğunu söyleyen<br />
Prof. Dr. Deniz Sezgin, “Obeziteli<br />
hastaların birer birey olarak görmezden<br />
gelinmesinin ve yalnızca sayılarla ifade<br />
edilmesinin önüne geçmek için toplumu<br />
birlikte mücadele etmeye davet eden<br />
proje, bu alanda yapılan ilk çalışma<br />
özelliğini taşıyor” şeklinde konuştu. Prof.<br />
Dr. Deniz Sezgin, yaptıkları çalışmaların<br />
sonucunda ortaya çıkan ‘Rolüm Ağır -<br />
Obezitede Ayrımcılık ve Damgalama’<br />
kitabı ile de obeziteli bireylerin yaşadığı<br />
bu zorlukları kendi ağızlarından aktardıkları<br />
bilgisini de sözlerine ekledi.<br />
PROF. DR. DENİZ SEZGİN:<br />
“SOSYAL YAŞAMDAN<br />
SOYUTLANMALARINA<br />
NEDEN OLUYOR”<br />
Damgalayıcı ve ayrımcı yaklaşımların<br />
obeziteli bireyleri nasıl etkilediğine dair<br />
Prof. Dr. Deniz Sezgin<br />
Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla<br />
İlişkiler ve Tanıtım Bölümü öğretim üyesi<br />
Reklamcılık ve Tanıtım Anabilim Dalı Başkanı<br />
bilgiler veren Prof. Dr. Deniz Sezgin,<br />
şunları söyledi: “Damgalama, öncelikle<br />
obeziteli bireylere aileleri ve çevreleri<br />
tarafından sevimli olduğu gerekçesiyle<br />
çeşitli sıfatlar takılarak başlıyor. Espri gibi<br />
söylenen sözler, takılan sıfatlar ne tepki<br />
gösterilecek kadar keskin ne de iltifat<br />
olarak kabul edilecek kadar güzel. Ancak<br />
bu ifadeler farkında olmadan kırılmış<br />
58
Obeziteli bireyler en çok kelimelerle<br />
yaralanıyor. Her şey dil ile başlıyor.<br />
Genel kabulün aksine, yetişkinler<br />
ve ileri yaştaki obeziteli bireyler de<br />
kendilerine takılan lakaplardan<br />
hoşlanmıyorlar. Kilolu bireylerin sıkça<br />
karşı karşıya kaldıkları, “yüzün çok<br />
güzel ama biraz kilo versen!” ifadesi<br />
mesela… Ya da hemen hemen<br />
herkesin hayatında kullandığı, “senin<br />
iyiliğin için söylüyorum” ifadesi…<br />
Dolayısıyla önceliğimiz dilimizi<br />
değiştirmek, ifadelerimizi gözden<br />
geçirmek olmalı.<br />
kalpler, ertelenmiş hayaller ve gerçekleştirilmeyi<br />
bekleyen planlar anlamına geliyor.<br />
Bunun yanı sıra eğitimde ve iş hayatında<br />
yaşadıkları damgalama tüm yaşamlarına<br />
etki ediyor, sağlık çalışanları tarafından<br />
maruz kaldıkları damgalayıcı davranışlar<br />
ise obeziteli bireylerin sağlık hizmeti almaktan<br />
vazgeçmelerine neden olabiliyor.<br />
Ulaşımdan restorana, kıyafetten arkadaş<br />
ilişkilerine kadar her alanda yaşadıkları<br />
damgalayıcı ve ayrımcı tutum sosyal<br />
yaşamdan da soyutlanmalarına neden<br />
oluyor. Ayrıca tüm kilolu bireylerin neşeli,<br />
eğlenceli ve hoş vakit geçirilen kişiler<br />
oldukları gibi bir baskı unsuru da var.<br />
Kısacası kilolu bir kişinin kalabalık içinde<br />
mutsuz ve keyifsiz olma hakkı bile elinden<br />
alınıyor; girdikleri her ortama neşe katmak<br />
görevi kişiye sorulmadan usulca omuzlarına<br />
yükleniyor.”<br />
Medyada obeziteli bireylerle ilgili yer alan<br />
bilgilerin etkisine de dikkat çeken Prof. Dr.<br />
Deniz Sezgin, “Obeziteli bireyler medyada<br />
da kalıp yargılarla ve damgalayıcı söylemlerle<br />
belirli sınırlar içine hapsediliyor.<br />
Yayınlanan haberler, programlar, filmler,<br />
diziler ve reklamlar ayrımcılığı pekiştiriyor”<br />
şeklinde konuştu.<br />
DAMGALAMANIN VE<br />
AYRIMCILIĞIN ÖNÜNE NASIL<br />
GEÇEBİLİRİZ?<br />
Prof. Dr. Deniz Sezgin’e göre bu sorunun<br />
çözümü ise obeziteli bireylere karşı özenli<br />
davranılmasında yatıyor. Obezitenin sadece<br />
fiziksel etkilerinin değil mutsuzluk,<br />
depresyon gibi psikolojik etkilerinin de<br />
dikkate alınması gerektiğini vurgulayan<br />
Prof. Dr. Deniz Sezgin, “Obezite hastaları<br />
hipertansiyon, kalp hastalıkları ya da diyabet<br />
kadar duygusal boşluk ve dışlanmışlık<br />
gibi zorluklar da yaşıyor. Ne giymeleri<br />
gerektiğinden, nasıl yolculuk edeceklerine<br />
kadar kendileri yerine karar verilen bir dünyada<br />
yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar”<br />
bilgisini verdi.<br />
“YÜZÜN ÇOK GÜZEL AMA<br />
BİRAZ KİLO VERSEN…”<br />
DEMEYİN!<br />
Obeziteli bireylere doğru yaklaşımda,<br />
ilk olarak kullanılan dilde düzeltmeye<br />
gidilmesi gerektiği mesajını veren Prof. Dr.<br />
Deniz Sezgin şunları söyledi: “Obeziteli<br />
bireyler en çok kelimelerle yaralanıyor.<br />
Her şey dil ile başlıyor. Genel kabulün<br />
aksine, yetişkinler ve ileri yaştaki obeziteli<br />
bireyler de kendilerine takılan lakaplardan<br />
hoşlanmıyorlar. Kilolu bireylerin sıkça<br />
karşı karşıya kaldıkları, “yüzün çok güzel<br />
ama biraz kilo versen!” ifadesi mesela…<br />
Ya da hemen hemen herkesin hayatında<br />
kullandığı, “senin iyiliğin için söylüyorum”<br />
ifadesi… Dolayısıyla önceliğimiz dilimizi<br />
değiştirmek, ifadelerimizi gözden geçirmek<br />
olmalı.”<br />
PROF. DR. SEZGİN:<br />
“DÜŞÜNCEDE VE DİLDE<br />
DEĞİŞİMİ BAŞLATIYORUZ”<br />
Obeziteli bireylerin eğitim, iş hayatı, sosyal<br />
yaşam, sağlık hizmetlerinden yararlanma<br />
ve medya başlıklarında damgalama ve<br />
ayrımcılığa uğradıklarını belirten Prof. Dr.<br />
Sezgin, projenin içeriği ve hedefleri ile ilgili<br />
önemli detaylar aktardı:<br />
“Rolüm Ağır, Peki Senin Rolün Ne?”<br />
diyerek bu konuda bizlere düşen rolleri<br />
konuşacağımız bir proje hayat buluyor<br />
ve bu yıl öncelikle medyadan başlayarak<br />
dilde ve düşüncede değişimi başlatmayı<br />
hedefliyoruz. Medyanın kullandığı dildeki<br />
ve görsellerdeki dönüşümle toplumda<br />
bir farkındalık yaratılacağına inanıyoruz.<br />
Beraberinde diğer alanlarda farkındalık<br />
yaratmak üzere Türkiye Obezite Araştırma<br />
Derneği’nin öncülüğünde bu projeyi<br />
gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. “Obezite<br />
Medya Kılavuzu”, medyanın obezite ile<br />
ilgili haber çalışmalarında, dil ve fotoğraf<br />
kullanımlarında destek olmak için hazırlandı.<br />
Daha sonra “Obezitede Medyanın<br />
Rolü” atölye çalışmalarına başlayacağız.”<br />
Gerçekleştirilen atölye çalışmaları sonrasında<br />
2022 Mart ayında bir medya analiz<br />
raporu hazırlamak istediklerini belirten<br />
Prof. Dr. Sezgin, medyanın göstereceği<br />
hassasiyet neticesinde toplumdaki pratiklerin<br />
de değişeceğine inandıklarını dile<br />
getirdi.<br />
KİTAP OBEZİTELİ BİREYLERİ<br />
NASIL ETKİLEDİ?<br />
‘Rolüm Ağır-Obezitede Ayrımcılık ve<br />
Damgalama’ kitabı ile ilgili geri dönüşleri<br />
de paylaşan Prof. Dr. Sezgin, “Kitabın<br />
yarattığı etkilerden biri, görüşmeye katılanların,<br />
görüşmeler sonrası aldıkları kararlarla<br />
özellikle COVID-19 pandemisi nedeniyle<br />
uygulanan kısıtlamaların olduğu dönemde<br />
ara verdikleri tedavilerine devam etmeleri<br />
ya da tedaviye başlamalarıydı. Kilo verdikleri<br />
haberlerini, görsellerini ve mutluluklarını<br />
bizlerle paylaştılar” şeklinde konuştu.<br />
Ayrıca toplumdaki herkese bir rol düştüğünü<br />
özellikle vurgulayan bu araştırmayı<br />
okuyan farklı meslek grupları ve sektörlerdeki<br />
çalışanlardan da “Bizim rolümüz ne?<br />
Biz ne yapabiliriz?” desteğini gördüklerini<br />
sözlerine ekledi. Prof. Dr. Sezgin, kitabın<br />
diğer araştırmalar için bir kaynak olarak<br />
kullanılabileceğinin yanı sıra, farkında<br />
olmadan damgalayıcı ve ayrımcı ifadeler<br />
kullanan kişilerde de olumlu bir etkiye<br />
sebep olduğunu sözlerine ekledi.<br />
59 Eylül / Ekim 2021
ANNE SÜTÜ ALAN<br />
BEBEKLERIN<br />
kan basıncı daha düşük,<br />
KALPLERI<br />
DAHA <strong>SAĞLIK</strong>LI<br />
ABD’de yapılan yeni bir araştırmada anne sütü ile beslenen emen<br />
bebeklerin ileri yaşlarda kalp hastalıkları, yüksek tansiyon ve felç<br />
riskinin anne sütü almayan bebeklere oranla daha az olduğu<br />
tespit edildi. Anne sütünün faydalarının saymakla bitmeyeceğine<br />
dikkat çeken Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Yenidoğan Uzmanı<br />
Prof. Dr. Filiz Bakar, özellikle doğumdan hemen sonra<br />
salgılanmaya başlayan ve dört - beş gün süren “kolostrum”<br />
adı verilen anne sütünün çok faydalı, her anlamda zengin ve<br />
koruyucu mucizevi bir besin kaynağı olduğunu söyledi.<br />
Prof. Dr. Filiz Bakar<br />
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Yenidoğan Uzmanı<br />
A<br />
MERIKAN Kalp Derneği<br />
Dergisi’nde (JAHA)<br />
yayınlanan ve emzirme ile<br />
kan basıncı- kalp sağlığı<br />
arasındaki ilişkiyi belirlemek için<br />
2.000’den fazla çocuktan alınan<br />
verileri analiz eden araştırmada, birkaç<br />
gün dahi anne sütüyle beslenen<br />
bebeklerin 3 yaşına geldiklerinde hiç<br />
anne sütü almayan bebeklere oranla<br />
kan basınçlarının daha düşük olduğu<br />
görüldü. İlk süt olarak bilinen kolostrumun,<br />
doğal bir antibiyotik olduğu,<br />
kök hücreleri, ve büyüme faktörlerinden<br />
zengin olduğu sağlıklı büyümeyi<br />
ve mikrobiyomu etkileyen bileşikler<br />
içeren konsantre bir süt olduğunu<br />
söyleyen Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı<br />
Hastanesi Çocuk Sağlığı ve<br />
Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Filiz Ba-<br />
60
kar, “İçeriğinde bulunan immunoglobülin<br />
A, G, E, D ve E ile bebeği her türlü mikrop<br />
ve virüsten koruduğu, vasküler endotelyumu<br />
da etkileyerek tansiyon ve kalp sağlığı<br />
üzerinde olumlu etkileri yaratıyor.”<br />
Bu araştırmanın çok değerli olduğunu<br />
belirten Prof. Dr. Filiz Bakar, anne sütü ile<br />
beslenmenin faydaları üzerine son yıllarda<br />
birçok araştırma yapıldığına işaret ederek<br />
anne sütünün ileri yaşlarda kişinin daha<br />
sağlıklı, hastalıklara karşı daha dirençli olmasını<br />
sağladığını ifade etti. Prof. Dr. Filiz<br />
Bakar, anne sütünün bebeğin bağışıklık<br />
sistemini geliştirerek bebeklik döneminde<br />
zatürre, bronşit, orta kulak iltihabı, ishal,<br />
idrar yolu enfeksiyonları ve menenjit gibi<br />
enfeksiyon hastalıklarından koruduğunu<br />
sözlerine ekledi.<br />
EMZİRME ANNEYE DE FAYDALI<br />
Emzirme annede “oksitosin” adı verilen hormonun salgılanmasını sağlar.<br />
Oksitosin, uterus kasılmaları ve süt salgısının sağlanması dışında, annelik<br />
içgüdüsel davranışlarını da yönlendirdiğini, anne bebek bağlanmasını ve güçlü<br />
bir ilişki kurmasını da sağladığını söyleyen Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı<br />
Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Filiz Bakar,<br />
“Oksitosin aynı zamanda memede kanserojen birikmesini önler. Normal<br />
meme hücrelerinin kanser hücrelerine dönüşmesine engel olur ve böylece<br />
emziren annenin meme kanseri olma riski önemli ölçüde düşer. Oksitosin<br />
hormonu rahim yenilenmesini de sağladığından, rahmin doğum öncesi<br />
haline dönmesini hızlandırır. Rahmin eski haline çabuk dönmesi beraberinde<br />
lohusalık kanamalarında azalmayı sağlar” dedi.<br />
OBEZİTE VE ZEKÂ ÜZERİNDE<br />
DE OLUMLU ETKİLERİ VAR<br />
Bu araştırmalarla bebeklerin anne sütü ile<br />
beslenmesinin, zekâ gelişimleri üzerinde<br />
de önemli bir etkisinin ortaya konulduğu<br />
bilgisini veren Prof. Dr. Filiz Bakar, sözlerine<br />
şöyle devam etti: ‘’Bebekleri ilk 6 ay<br />
anne sütüyle besleme ve 6.aydan sonra<br />
tamamlayıcı besinler ekleyerek anne<br />
sütüne 2 yaşına kadar devam edilmelidir.<br />
Anne sütü içindeki su,<br />
yağ, şeker ve protein oranları,<br />
vitaminleri, mineralleri bebeği<br />
tam olarak besler. Anne<br />
sütü alan bebeklerin zekâ<br />
oranları da daha yüksek<br />
olur. Bununla birlikte anne<br />
sütüyle ilgili yapılan tüm<br />
çalışmaları tek çatı altında<br />
yorumlayan meta analizler<br />
sayesinde anne sütü ile beslenen<br />
bebeklerin ileri yaşlarda<br />
aşırı kilo ve obezite risklerinin daha<br />
düşük olduğu da tespit edilmiştir.”<br />
‘’Bebekleri ilk 6<br />
ay anne sütüyle<br />
besleme ve<br />
6.aydan sonra<br />
tamamlayıcı<br />
besinler<br />
ekleyerek anne<br />
sütüne 2 yaşına<br />
kadar devam<br />
edilmelidir.<br />
61 Eylül / Ekim 2021
BURUNDAN<br />
ÇUBUKLA<br />
SÜRÜNTÜ YERİNE<br />
GARGARA VE<br />
AĞIZ ÇALKALAMA<br />
SUYU İLE ÖRNEK<br />
ALINIYOR<br />
Türk bilim insanları Covid-<br />
19’un tanısına yönelik<br />
yeni bir buluşa imza attı.<br />
Acıbadem Üniversitesi<br />
Kuluçka Merkezi’nde iki yıl<br />
süren araştırma sonucu<br />
geliştirilen yeni yöntemde<br />
PCR ve antijen testleri<br />
için kişiden burundan<br />
çubukla alınan sürüntü<br />
yerine gargara ve ağız<br />
çalkalama suyu örneği<br />
alınıyor. Araştırmalarda,<br />
gargara ve ağız çalkalama<br />
suyu örneklerinden<br />
Covid-19’un başarılı<br />
bir şekilde saptandığı<br />
bilimsel olarak kanıtlandı.<br />
Yeni yöntem, Acıbadem<br />
Maslak ve Acıbadem<br />
Altunizade Hastaneleri’nde<br />
kullanılmaya başlandı.<br />
Acıbadem Üniversitesi Kuluçka<br />
Merkezi’nde geliştirildi<br />
TÜRK bilim insanları Covid-19’u<br />
saptamak için kullanılan PCR<br />
ve antijen testleri için burundan<br />
çubukla alınan örnek<br />
şeklini değiştiren ve güvenilir sonuçlar<br />
elde edilmesini sağlayan yeni yöntemi<br />
bilim dünyasına kazandırdı. Acıbadem<br />
Üniversitesi’nden Tıbbi Mikrobiyoloji<br />
ve Medikal Biyoteknoloji Anabilim Dalı<br />
Başkanı Prof. Dr. Tanıl Kocagöz ve Tıp<br />
Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr.<br />
Özge Can’ın araştırma ekipleriyle Acıbadem<br />
Üniversitesi Kuluçka Merkezi’nde<br />
geliştirdikleri MyMagiCon ismi verilen<br />
yöntemin güvenilirliği bilimsel olarak<br />
kanıtlandı.<br />
PANDEMI DEVAM ETTIĞI<br />
SÜRECE TESTLERE GEREKSINIM<br />
DUYULACAK!<br />
Geçen yıl tüm dünyayı etkisi altına alan<br />
ve hala yaşamımızı ciddi anlamda etkileyen<br />
pandemide Covid-19’u saptamanın<br />
yolu PCR ya da antijen testinden geçiyor.<br />
Tüm dünyada her gün milyonlarca<br />
kişi bu testleri yaptırarak sonucunu bekliyor.<br />
Özellikle sonbaharın başlamasıyla<br />
birlikte nezle, grip gibi enfeksiyonların<br />
yaygınlaşması, bu hastalıkların Covid-19’a<br />
benzer belirtilerinin olması, daha<br />
çok kişinin bu testleri yaptırmasına yol<br />
açıyor.<br />
PCR ya da antijen testlerinde kişinin<br />
burnundan boğazın arka duvarına<br />
dokunarak pamuklu bir çubukla alınan<br />
sürüntü örneği incelenerek Covid-19<br />
olup olmadığı saptanıyor. Prof. Dr. Tanıl<br />
Kocagöz geliştirdikleri yeni yöntemde<br />
burundan örnek alınması yerine, gargara<br />
ve ağız çalkalama suyunun incelendiğini<br />
belirtiyor. T.C. Sağlık bakanlığı, Türk<br />
Halk Sağlığı Kurumu onayı alan, CE<br />
ve ISO13485 sertifikalarına sahip yeni<br />
yöntemin Acıbadem Sağlık Grubu<br />
hastanelerinde pilot olarak uygulanmaya<br />
başlandığını belirten Prof. Dr. Kocagöz,<br />
klinik çalışma sonuçları Avrupa Klinik<br />
Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları<br />
Dergisi’nde (European Journal of Clinical<br />
Microbiology & Infectious Diseases<br />
- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC8390065/pdf/10096_2021_<br />
Article_4326.pdf ) yayınlanan yeni<br />
62
yöntem hakkında şu bilgileri verdi: “İki yıl<br />
devam eden çalışmalarımızın sonucunda<br />
elde ettiğimiz ve MyMagiCon ismini<br />
verdiğimiz yöntemle yapılan testlerde,<br />
burundan alınan nazofarengial sürüntüye,<br />
yani burundan çubukla alınan sürüntü<br />
örneğine göre Covid-19’u eşit veya daha<br />
duyarlı bir şekilde saptadığını gösterdi.<br />
Yani bireylerin aklında ‘burundan sürüntü<br />
aldırmayıp, ağızda su çalkalama ile test<br />
yaptırırsam acaba virüsü saptayamayabilir<br />
mi?’ şeklinde bir endişe içinde olmasına<br />
gerek kalmadı. Çalışmalarımız çocukların<br />
dahi bu şekilde örnek vermesinin çok<br />
kolay olduğu, gargara yapamayacak kadar<br />
küçük yaşta olan çocukların sadece ağız<br />
çalkalama suyu vermelerinin yeterli olduğunu<br />
gösterdi. Yeni yöntemin örnek alma<br />
işlemini çok kolaylaştırarak Covid-19 taşıyıcılarının<br />
toplumda daha etkin saptanması<br />
ve erken izolasyonu ile salgının kontrolüne<br />
katkıda bulunacağı umudundayız.”<br />
BIR BÜYÜK YEMEK KAŞIĞI KADAR<br />
IÇME SUYU YETERLI!<br />
MyMagiCon yönteminde kişinin bir iki<br />
yudum içme suyunu ağzına alması, gargara<br />
yapıp ağız içinde çalkaladıktan sonra bu<br />
suyu verilen kaba koymasının yeterli olduğunu<br />
vurgulayan Prof. Dr. Tanıl Kocagöz<br />
işleyişi şöyle anlatıyor: “20 mililitre yani bir<br />
büyük yemek kaşığı kadar suyla gargara<br />
yapıyoruz. Bu suyu ağzımızın içine alıyoruz<br />
ve dişlerimizin arasından geçirerek en<br />
az 10 saniye kuvvetli bir şekilde çalkalıyoruz.<br />
Gargara ve ağız çalkalama sırasında<br />
suyun boğazın ve ağzın tüm yüzeylerine<br />
değmesi, sürüntüye göre çok daha fazla<br />
virüsün test edilecek sıvıya geçmesini<br />
sağlıyor. Bu sıvı örnek toplama tüpüne<br />
konuyor. Tüpe eklenen polimer boncuklar<br />
hızla, su ve küçük molekülleri çekerek virüsleri<br />
konsantre ediyor. Bu işlem 5 dakika<br />
sürüyor. Polimer boncukların arasındaki<br />
konsantre virüs örneği, bir pipet aracılığıyla<br />
alınarak PCR ya da antijen testlerinde<br />
rahatlıkla kullanılabiliyor.”<br />
MyMagiCon, dünyada en fazla hastalığa<br />
ve ölüme yol açan tüberküloz, AIDS<br />
ve sıtma konusunda hızlı tanı araçları<br />
geliştiren kuruluşlara destek veren ve<br />
Dünya Sağlık Örgütü ile yakın işbirliği<br />
içinde çalışan “Foundation for Innovative<br />
New Diagnostics -FIND-” vakfı tarafından<br />
desteklenen iki uluslararası çok merkezli<br />
çalışma ile ağız çalkalama suyu ve idrardan<br />
olanakları kısıtlı yörelerde hasta<br />
başı tüberküloz tanısı yapılabilmesi için<br />
geliştirilmeye devam ediyor. Ulusal ve<br />
uluslararası patent başvurusu yapılan bu<br />
ürün dünyada bir ilki oluşturuyor.<br />
İKI YILIN SONUNDA<br />
UYGULANMAYA HAZIR<br />
Prof. Dr. Kocagöz, Acıbadem Üniversitesi<br />
Tıp Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof.<br />
Dr. Özge Can ile birlikte geliştirdikleri<br />
yöntemin iki yıllık titiz ve emek yoğun bir<br />
çalışmanın sonucunda olduğunu belirterek,<br />
çalışmaya destek veren Klinik Mikrobiyoloji<br />
Uzmanlık Derneği (KLİMUD)<br />
araştırmacıları ve Medikal Biyoteknoloji<br />
Dr. Öğr. Görevlisi Erkan Mozioğlu, lisans<br />
üstü öğrencileri Ece Aksoy, Tuba Polat<br />
ve Betül Zehra Karakuş’a teşekkür etti.<br />
Üniversite-sanayi iş birliğinin önemini vurgulayan<br />
Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, ayrıntılı<br />
bilginin Acıbadem Üniversitesi Kuluçka<br />
Merkezi’nde yer alan Ar-Ge firmasının<br />
www.gigabiomol.com ve yatırımcı firma<br />
bio-t.org internet sayfalarından alınabileceğini<br />
belirtti.<br />
İki yıl devam eden<br />
çalışmalarımızın<br />
sonucunda elde ettiğimiz<br />
ve MyMagiCon ismini<br />
verdiğimiz yöntemle<br />
yapılan testlerde,<br />
burundan alınan<br />
nazofarengial sürüntüye,<br />
yani burundan çubukla<br />
alınan sürüntü örneğine<br />
göre Covid-19’u eşit veya<br />
daha duyarlı bir şekilde<br />
saptadığını gösterdi.<br />
Yani bireylerin aklında<br />
‘burundan sürüntü<br />
aldırmayıp, ağızda<br />
su çalkalama ile test<br />
yaptırırsam acaba virüsü<br />
saptayamayabilir mi?’<br />
şeklinde bir endişe içinde<br />
olmasına gerek kalmadı.<br />
63 Eylül / Ekim 2021
Cinsel İşlev<br />
Bozuklukları<br />
Defa Life Hospital Kadın Hastalıkları ve<br />
Doğum Uzmanı Opr. Dr. Şeyma Fadıloğlu<br />
cinsel işlev bozuklukları hakkında bilinmesi<br />
gerekenleri Narkoz Sağlık Dergisi’ne anlattı.<br />
girişimlerine yanıtsızlık görülebildiği gibi,<br />
cinsel aktivite sırasında vajinada ıslanma,<br />
meme uçlarında dikleşme, klitoral sertleşme<br />
gibi uyarılma bulguları da çoğu zaman<br />
olmamaktadır. Böyle durumlarda seks gibi<br />
keyif ve haz içermesi gereken eylem, kadın<br />
için işkenceye dönüşebilmektedir. Bir<br />
diğer problem evlilik ile çocuk sahibi olma<br />
kararı arasındaki sürenin kısalığıdır. Çiftlerin<br />
birbirlerine olan sevgilerini, ilişkinin<br />
bahar aylarını yaşayamadan, cinsel olarak<br />
olgunlaşamadan ebeveyn olmaya karar<br />
vermeleri ile olgun bir kadın olmadan<br />
anne olan kişilerde cinsel işlev bozuklukları<br />
gelişebilmektedir.<br />
Opr. Dr. Şeyma Fadıloğlu<br />
Defa Life Hospital Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı<br />
CINSEL sorunlar, toplumda<br />
sık görülen ancak hastaların<br />
genellikle paylaşmayı tercih<br />
etmediği ve tedavisi olduğunu<br />
düşünmediği problemlerdir. Çoğu kadın<br />
için bu sorunlar kendi içinde çözümsüz<br />
görülen ve göz ardı edilen bir çıkmaz haline<br />
gelmektedir. Cinsel işlev bozuklukları,<br />
cinselliğin başlangıcından itibaren görülebildiği<br />
gibi normal bir cinsel hayat sonrası<br />
ikincil olarak da görülebilmektedir.<br />
SIK GÖRÜLEN CINSEL İŞLEV<br />
BOZUKLUKLARI NELERDIR?<br />
Kadınlarda cinsel işlev bozuklukları arasında<br />
çok çeşitli problemler yer almaktadır.<br />
En sık görülen problemler arasında cinsel<br />
istek ve uyarı bozuklukları yer almaktadır.<br />
Cinsel istek bozukluğu, cinsel etkinliğe<br />
karşı ilgisizlik, cinsel içerikli düşüncelerin<br />
çok az olması ya da olmaması şeklinde<br />
tanımlanmaktadır. Kişilerde eşlerinin<br />
Cinsel etkinlik sırasında boşalmada<br />
gecikme veya hiç olmaması bir diğer<br />
cinsel işlev bozukluğudur. Yeteri kadar<br />
ön sevişme olmaması, kadında uyarılma<br />
gerçekleşmeden cinsel birleşmenin<br />
gerçekleşmesi gibi yanlışlar boşalma ve<br />
orgazmın olmamasına sebep olabilir.<br />
Ebeveynlerin birbirlerinden sevgisini sakındığı<br />
tutucu aile ortamında büyüme, eşler<br />
arasındaki zayıf iletişim ve çatışmalar,<br />
kişinin kendisinin veya partnerinin cinsel<br />
ihtiyaçlarını anlamasındaki yetersizlik,<br />
kronik yorgunluk, stresli yaşam tarzı, hamilelik,<br />
doğum, hastalıklar ve kayıplar, yaş<br />
alma ve cinsel çekicilikten kuşku duyma,<br />
mahremiyet eksikliği ve cinsel kökenli<br />
olmayan ruhsal bozukluklar da bu duruma<br />
yol açabilmektedir.<br />
Cinsel birliktelik sırasında ağrı, acı beklentisi ve buna bağlı vajina girişindeki kasların<br />
istemsiz olarak, tekrarlayıcı biçimde kasılması penisin vajinayı girişini imkânsız<br />
kılmaktadır. Bu durum vajinismus olarak adlandırılır. Vajinismuslu kadınlarda<br />
çoğunlukla altta yatan psikolojik nedenler vardır.<br />
64
Cinsel birliktelik sırasında ağrı, acı beklentisi<br />
ve buna bağlı vajina girişindeki kasların<br />
istemsiz olarak, tekrarlayıcı biçimde<br />
kasılması penisin vajinayı girişini imkânsız<br />
kılmaktadır. Bu durum vajinismus olarak<br />
adlandırılır. Vajinismuslu kadınlarda<br />
çoğunlukla altta yatan psikolojik nedenler<br />
vardır. Toplumumuzda cinsel deneyimsizlik<br />
ve bakirelik kutsandığı, evlilik öncesi<br />
dönemde cinsellik ayıp, günah ve uzak<br />
durulması gereken bir eylem olarak anlatıldığı<br />
için bu konuda genel bir bilgisizlik,<br />
yanlış inanışlar ve mitler mevcuttur. Kadınlar<br />
için tüm bu bilinmezlikler korkuyu<br />
doğurmakta ve vajinismus gelişebilmektedir.<br />
Kadınların çocukluk döneminde<br />
yaşadığı travmalar, seksüel eyleme erken<br />
maruz kalma, taciz gibi durumlar da diğer<br />
etkenlerdendir.<br />
CINSEL DANIŞMANLIK VE<br />
REHBERLIK NEDEN ÖNEMLI?<br />
Ne yazık ki kadınlarda cinsel sorunların<br />
çoğu tanınmamakta ve tedavi edilmemektedir.<br />
Çiftler cinsel hayatlarında sorun<br />
yaşadıklarında, sorunu dahi adlandıramayıp<br />
çözüm aramaya çekinmektedir. Cesaret<br />
edip yakınlarıyla paylaştıklarında ise<br />
bu konuyla ilgili doğru olmayan ve sürecin<br />
uzamasına neden olabilen çözümlerle karşılaşabilmektedir.<br />
Bu tarz kulaktan dolma<br />
söylemler, internet üzerinden öğrenilen<br />
cinsellikle alakalı yanlış bilgiler ve anonim<br />
hikayeler cinsel işlev bozukluklarının en<br />
temel ve tedaviye en kolay cevap verebilen<br />
nedenleridir. Hastaların bu konuda<br />
özel eğitim almış jinekolog, psikiyatrist<br />
veya ürolog hekimlerle görüşmesi, cinsel<br />
bilgilendirme yapılması, kendilerinde olduğunu<br />
düşündükleri sorunun gerçekten bir<br />
hastalık mı yoksa bilgi eksikliği ya da yanlış<br />
inanışlara bağlı kolayca çözülecek bir<br />
problem mi olduğunun farkına varmaları<br />
gerekir. Kadınlar cinsel sorunların aslında<br />
sık görüldüğü, yalnız olmadıkları, sadece<br />
bir endişeyi paylaşmak ve iyileşmeyi istemenin<br />
iyi bir ilk adım olacağı konusunda<br />
bilgi sahibi olmalıdırlar. Bu noktada yapılacak<br />
olan uygun bir cinsel danışmanlık, bu<br />
konuda sorun yaşayan kadınlar için yüz<br />
güldürücü olacaktır. Unutulmamalıdır ki<br />
cinsel sorunlar büyük oranda çözüme kavuşabilmektedir<br />
ve bu konudaki en önemli<br />
faktör çiftlerin istek ve çabalarıdır.<br />
Cinsel sorunlar,<br />
toplumda sık görülen<br />
ancak hastaların<br />
genellikle paylaşmayı<br />
tercih etmediği ve<br />
tedavisi olduğunu<br />
düşünmediği<br />
problemlerdir. Çoğu<br />
kadın için bu sorunlar<br />
kendi içinde çözümsüz<br />
görülen ve göz ardı<br />
edilen bir çıkmaz haline<br />
gelmektedir.<br />
Kadınlarda cinsel işlev bozuklukları arasında çok çeşitli problemler yer<br />
almaktadır. En sık görülen problemler arasında cinsel istek ve uyarı<br />
bozuklukları yer almaktadır. Cinsel istek bozukluğu, cinsel etkinliğe karşı<br />
ilgisizlik, cinsel içerikli düşüncelerin çok az olması ya da olmaması şeklinde<br />
tanımlanmaktadır. Kişilerde eşlerinin girişimlerine yanıtsızlık görülebildiği<br />
gibi, cinsel aktivite sırasında vajinada ıslanma, meme uçlarında dikleşme,<br />
klitoral sertleşme gibi uyarılma bulguları da çoğu zaman olmamaktadır.<br />
Böyle durumlarda seks gibi keyif ve haz içermesi gereken eylem, kadın için<br />
işkenceye dönüşebilmektedir.<br />
65 Eylül / Ekim 2021
GAZIANTEP ALGSPOR’UN YILDIZI AYCAN YANAÇ VE ALGSPOR<br />
OYUNCULARI DA BU ETKINLIĞE KATILARAK DESTEK VERDI.<br />
“Erken Teşhis ile kansere<br />
karşı daha güçlüyüz”<br />
Defa Life Hastanesi “Erken Teşhis ile kansere karşı daha güçlüyüz” sloganıyla<br />
Meme Kanseri Farkındalık Ayı’nda fark yarattı.<br />
1<br />
-31 EKIM Meme Kanseri Farkındalık<br />
ayı kapsamında Defa Life<br />
Hastanesi Genel Cerrahi uzmanı<br />
Opr. Dr. Ali Bora Üstünsoy erken<br />
teşhisin önemine dikkat çekti.<br />
Opr. Dr. Ali Bora Üstünsoy, “Dünyada<br />
kadınlarda en sık görülen kanser türü<br />
olan meme kanseri, meme dokusunda<br />
yer alan hücrelerin kontrolsüz çoğalması<br />
ile ortaya çıkmaktadır. Erkeklerde meme<br />
kanseri kadınlara oranla çok daha az<br />
sıklıkla (tüm meme kanserlerinin yüzde<br />
1’inden azı) izlenmektedir. Erken evrelerde<br />
tespit edilen meme kanserlerinin hem<br />
tedavileri daha başarılı olmakta hem de<br />
yaşam kalitesi önemli ölçüde artmaktadır.<br />
Bu sebeple, yürütülen toplum tabanlı<br />
taramalar yolu ile kadınlarımızın olası<br />
bir kanser gelişimi durumunda kanser<br />
gelişim sürecini erken evrede, henüz klinik<br />
bulgular ortaya çıkmadan tespit etmek ve<br />
kadınlarda meme kanserine bağlı ölüm<br />
hızını düşürmek mümkün olabilmektedir.<br />
Meme kanserinin en sık rastlanan belirtisi;<br />
memede ağrısız, zamanla büyüyen bir<br />
yumrunun (kitlenin) ele gelmesi, hissedilmesidir.<br />
Ayrıca ele gelen yumru (kitle) olsa<br />
da olmasa da aşağıdaki belirtiler de meme<br />
kanserinde görülebilmektedir. Meme<br />
kanserini olabildiğince erken yakalamak,<br />
başarılı bir tedavi şansı sunar. Ancak neyin<br />
aranacağını bilmek, düzenli mamografilerin<br />
ve diğer tarama testlerinin yapılmasının<br />
yerini tutamaz. Tarama testleri, herhangi<br />
bir belirti ortaya çıkmadan önce meme<br />
kanserinin erken aşamalarında bulunmasına<br />
yardımcı olur” diye konuştu.<br />
Gaziantep Algspor’un yıldızı Aycan Yanaç<br />
ve Opr. Dr. Ali Bora Üstünsoy, tüm kadınlara<br />
kansere karşı duyarlı olmaları, gerekli<br />
taramaları ihmal etmemeleri konusunda<br />
da çağrıda bulundu.<br />
66
ARKA KAPAK İÇİ<br />
67 Eylül / Ekim 2021
68