25.11.2021 Görüntülemeler

NARKOZ SAĞLIK DERGİSİ 26.SAYI

PDF'lerinizi Online dergiye dönüştürün ve gelirlerinizi artırın!

SEO uyumlu Online dergiler, güçlü geri bağlantılar ve multimedya içerikleri ile görünürlüğünüzü ve gelirlerinizi artırın.

1 Eylül / Ekim 2021


ÖN<br />

KAPAK<br />

İÇİ<br />

2


3 Eylül / Ekim 2021


İÇİNDEKİLER<br />

EYLÜL / EKİM 2021<br />

8<br />

ÖZEL<br />

HATEM<br />

HASTANESİ<br />

BAŞARILARINI<br />

<strong>SAĞLIK</strong> TURİZMİ İLE<br />

TAÇLANDIRIYOR<br />

Özel Hatem Hastanesi<br />

Yönetim Kurulu Üyesi<br />

M.Okan Aytaç, hasta<br />

memnuniyeti odaklı<br />

çalışmaları, birbirinden<br />

nitelikli operasyonları<br />

nedeniyle çok yoğun bir<br />

talep gördüklerini belirterek,<br />

sağlık turizmi alanında<br />

ülkenin sağlık üssü olmayı<br />

hedeflediklerini söyledi.<br />

İÇERİKLER<br />

12<br />

18<br />

4<br />

KANSIZLIK VE BESLENME<br />

Demir eksikliği gelişen kişilerde<br />

başlıca halsizlik, yorgunluk,<br />

çarpıntı, nefes darlığı gibi<br />

belirtiler görülürken risk altında<br />

bulunanlar arasında özellikle<br />

gebeler, doğurganlık çağındaki<br />

kadınlar, okul çağındaki çocuklar,<br />

bebekler, genç yaş grupları<br />

bulunmaktadır. Demir eksikliğinin<br />

giderilmesinde beslenme<br />

büyük önem taşımaktadır.<br />

14<br />

SONBAHARDA GÖRÜLEN<br />

DERMATOLOJİK<br />

PROBLEMLER<br />

Liv Hospital Gaziantep Deri<br />

ve Zührevi Hastalıkları<br />

Uzmanı Dr. Selin Aktaş<br />

Aykanat sonbaharda görülen<br />

dermatolojik problemler<br />

konusunda Narkoz Sağlık<br />

Dergisi okuyucularını<br />

bilgilendirdi.<br />

ÜLKEMİZDE ÜÇ<br />

KİŞİDEN BİRİ<br />

“HİPERTANSİYON”<br />

HASTASI<br />

Kontrolsüz Hipertansiyon;<br />

Kalp Hastalıkları, İnme,<br />

Böbrek Yetmezliği ve<br />

Erken ölüm ile ilişkilidir.<br />

20<br />

ÇÖLYAK DEYİP<br />

GEÇMEYİN!<br />

Çölyak hastalığı genetik olarak<br />

duyarlı bireylerde gluten<br />

alımının tetiklediği çeşitli<br />

derecede ince barsak hasarı ve<br />

çeşitli klinik bulguların<br />

kombinasyonu ile karakterize<br />

immun aracılıklı sistemik<br />

otoimmün bir hastalıktır.


22<br />

TÜRKİYE’DE BİR İLK:<br />

GAZİANTEP BÖBREK<br />

NAKLİ HASTANESİ<br />

Türkiye’de 70 bin böbrek<br />

hastası nakil bekliyor. Ancak<br />

yıllık sadece 3 bin kişiye<br />

böbrek nakli yapılabiliyor.<br />

Türkiye’nin ilk Böbrek Nakli<br />

Hastanesini hizmete açmaya<br />

hazırlanan Gaziantep<br />

Üniversitesi, böbrek nakli<br />

bekleyen hastalara güven<br />

merkezi olacak.<br />

BEBEK ÖLÜM ORANINI<br />

DÜŞÜRMEK İÇİN ÇALIŞIYORUZ<br />

16<br />

27<br />

KADIN ÜREME SİSTEMİ<br />

KANSERLERİNİN TEDAVİSİ<br />

GÜVENLİ ELLERDE!<br />

Kadın Kanserleri Vakfı’nın<br />

verilerine göre, günümüzde,<br />

dünyada her beş dakikada bir, 1<br />

kadın “kadın üreme sistemi<br />

kanseri” tanısı almaktadır.<br />

28<br />

OSB’YE ÖNEMLİ <strong>SAĞLIK</strong><br />

DESTEĞİ OSB’YE SEMT<br />

POLİKLİNİĞİ VE TRAVMATİK<br />

ACİL DURUM HASTANESİ<br />

YAPILACAK<br />

32<br />

66<br />

“ERKEN TEŞHİS İLE<br />

KANSERE KARŞI<br />

DAHA GÜÇLÜYÜZ”<br />

Defa Life Hastanesi “Erken<br />

Teşhis ile kansere karşı daha<br />

güçlüyüz” sloganıyla Meme<br />

Kanseri Farkındalık Ayı’nda<br />

fark yarattı.<br />

Gaziantep İl Sağlık<br />

Müdürü Dr.Ümit Mutlu<br />

TİRYAKİ, Gaziantep’te<br />

son yıllarda bebek<br />

ölüm hızında meydana<br />

gelen artışın<br />

sebeplerini ve yapılan<br />

çalışmaları Narkoz<br />

Sağlık Dergisine anlattı.<br />

64<br />

CİNSEL İŞLEV<br />

BOZUKLUKLARI<br />

Defa Life Hospital Kadın<br />

Hastalıkları ve Doğum Uzmanı<br />

Opr. Dr. Şeyma Fadıloğlu cinsel<br />

işlev bozuklukları hakkında<br />

bilinmesi gerekenleri Narkoz<br />

Sağlık Dergisi’ne anlattı.<br />

30<br />

“MENOPOZ HASTALIK DEĞİL,<br />

KADIN YAŞAMININ BİR<br />

EVRESİDİR.”<br />

SANKO Üniversitesi Hastanesi Kadın<br />

Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç.<br />

Dr. Ali İrfan Güzel, menopozun yaygın<br />

bilinenin aksine hastalık değil, kadın<br />

yaşamının bir evresi olduğunu söyledi.<br />

KORONAVİRÜS OLAN<br />

ANNELER BEBEKLERİNİ<br />

EMZİREBİLİR<br />

Gaziantep Özel ANKA Hastanesi<br />

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları<br />

Uzmanı Dr. Halil Korkmaz,<br />

Covid-19 tanısı konulan annelerin,<br />

bebeklerini emzirmesinde bir<br />

sakınca olmadığını belirtti.<br />

40<br />

<strong>NARKOZ</strong> <strong>SAĞLIK</strong><br />

<strong>DERGİSİ</strong> AFRİKA<br />

FUARINDA<br />

SCENTS OF LİFE NATURAL<br />

SOAP’UN HİKAYESİ<br />

46<br />

Scents Of Life Natural Soap markası ile üretim yapmaya başlayan<br />

Özusta, evde hayal gücü ile ürettiği sabunlara nasıl şekil verdiğini ve<br />

5<br />

daha fazlasını Narkoz Sağlık Eylül / Ekim Dergisi’ne 2021 anlattı.


Sağlık Dergisi<br />

İMTİYAZ SAHİBİ<br />

Mezine SIRAKAYA<br />

SORUMLU YAZI İŞLERI MÜDÜRÜ<br />

Mezine SIRAKAYA<br />

HUKUK DANIŞMANI<br />

Av. Yaşar SAĞLAM<br />

Av.Zafer TEMUR<br />

YAYIN KURULU<br />

Dr. Cengiz BAYRAM<br />

Uzm. Dr. Ahmet Şükrü DENKER<br />

Mehmet Emin TATLI<br />

DİZGİ TASARIM<br />

Atakan CEHRİ<br />

YÖNETİM YERİ<br />

a j a n s<br />

İncilipınar Mah. 36016 Nolu Sk.<br />

Ali Api Apt. Sit. No: 2/C<br />

Şehitkamil/Gaziantep<br />

BASKI<br />

İncilipınar Mah. 36006 Nolu Cd. No:21<br />

Ekip İş Merkezi Altı<br />

Şehitkamil / Gaziantep<br />

Telefon: 0 (342) 215 04 00<br />

e-posta: info@ebatofset.com<br />

Dergide yayınlanan tüm reklam tasarım ve<br />

haber metinleri Başak Ajans’a aittir.. İzinsiz<br />

alıntı yapılıp çoğaltılamaz.<br />

Dergide yer alan köşe<br />

yazılarından, köşe yazarları sorumludur.<br />

narkozhaber@hotmail.com<br />

narkozhaber@mynet.com<br />

www.narkozgazetesi.com<br />

Sayı: 26 Yıl: 7<br />

Yerel Süreli Yayın<br />

Narkoz Haber Gazetesi<br />

ücretsiz ekidir.<br />

0 535 511 01 95<br />

0 342 232 42 43<br />

Mezine Sırakaya - Gazeteci - Yazar<br />

Gaziantep Sağlık Turizminden<br />

Daha Fazla Pay Almalı<br />

Gaziantep’in sağlık turizminden daha fazla pay alması için Narkoz Sağlık Dergisi olarak<br />

İstanbul’da 14 Eylül tarihinde başlayan ve 16 Eylül’de sona eren Dünya Sektörler Arası<br />

İşbirliği Formu’na katıldık.<br />

Görünen o ki 54 ülkeli Afrika kıtası, gerçek potansiyeli ile ekonominin yeni rekabet<br />

sahnesi olmaya aday. Dünya ihracatındaki payı sadece yüzde 3 civarında olan Afrika;<br />

gıda, tekstil, madenler ve hammaddeler dışında neredeyse tüm fasıllarda dış ticaret açığı<br />

veriyor. Kıtada makinadan motorlu taşıtlara, hububattan plastik, demir ve çeliğe, eczacılık<br />

ve sağlıktan kimyasal mamullere kadar neredeyse her alanda ürüne ihtiyaç var. Bizde<br />

Narkoz Sağlık Dergisi olarak Afrika ülkeleri ile Gaziantep arasında sağlık alanında neden<br />

bir köprü oluşmasın, bu insanlar tedavi için sadece İstanbul’u değil Gaziantep’i de neden<br />

tercih etmesin şeklinde düşünerek fuarda yerimizi aldık. Afrika’dan 41 ülkeden yoğun iş<br />

insanı ve ziyaretçinin katıldığı fuarda sağlık alanında çok büyük bir talep olduğunu, Afrika<br />

ülkelerinde yaşayan insanların Türkiye’yi sadece İstanbul’dan ibaret olarak görmediklerini<br />

izlenimledik. Türkiye’nin sadece İstanbul’dan ibaret olmadığını, Gaziantep’in kültürel<br />

anlamda gezilip, görülmesi gereken bir yer olduğunu, sağlık alanında çok güzel, kaliteli<br />

hastanelerimiz ve alanında uzman doktorlarımızın olduğunu anlattık. İstanbul’da almış<br />

oldukları sağlık hizmetini çok daha uygun fiyatlara, profesyonel konusunda uzman doktorlardan<br />

Gaziantep’te alabileceklerini izah etmeye çalıştık. Tabi ki bu bizim tek başımıza<br />

mücadele edeceğimiz bir konu değil. Daha fazla alanda, daha fazla mecrada Gaziantep’in<br />

yurt dışında tanıtılması gerekiyor.<br />

Hastalığına şifa arayan binlerce kişi dünyanın farklı ülkelerine seyahat ederek tedavi<br />

olmanın yollarını arıyor. Sağlık hizmetinin ve sağlık sigortasının pahalı olduğu ülkelerden<br />

daha ekonomik ve kaliteli sağlık hizmeti verilen ülkelere büyük talep varken Türkiye’de<br />

neden Gaziantep olmasın?<br />

İnsanların Gaziantep’e gelerek güvenilir ve profesyonel sağlık hizmetini kısa sürede,<br />

yüksek teknolojide, kaliteli ve düşük maliyet ile sağlaması için neler yapabiliriz? Sağlık<br />

Turizminde yeni fırsat kapısı Türkiye, Türkiye’de neden Gaziantep olmasın inancıyla yola<br />

çıkarak Sağlık Turizminde ciddi adımlar atılmalı. Kültürel ve Sağlık Turizmi alanında<br />

şehrimizde bir çalıştay yapılmalı, bu çalıştayda geniş kitlelerin görüşleri alınarak bir yol<br />

haritası belirlenmeli, Gaziantep’in de gelişen Afrika pazarından ve Avrupa Ülkelerinden<br />

pay alması sağlanmalıdır.<br />

Milyon dolarlık Sağlık Turizmi gelirinin ülke ekonomisine ve şehrimize kazanımlarını iyi<br />

analiz etmek bizi sonuca yaklaştırır. Hızlı ve inançla adım atacağız, başaracağız. Aksi<br />

takdirde birçok fırsatı kaçırırız. Elimizden kayıp giden bir sektöre, baka kalırız.<br />

Sağlıkla… Hoşça kalın!<br />

6


7 Eylül / Ekim 2021


Özel HATEM Hastanesi başarılarını<br />

<strong>SAĞLIK</strong> TURİZMİ İLE<br />

TAÇLANDIRIYOR<br />

Özel Hatem Hastanesi Yönetim Kurulu Üyesi M.Okan Aytaç, hasta<br />

memnuniyeti odaklı çalışmaları, birbirinden nitelikli operasyonları<br />

nedeniyle çok yoğun bir talep gördüklerini belirterek, sağlık turizmi<br />

alanında ülkenin sağlık üssü olmayı hedeflediklerini söyledi.<br />

ZEL Hatem Hastanesi Yönetim Kurulu<br />

ÖÜyesi M.Okan Aytaç; son yıllarda sağlık<br />

alanında meydana gelen önemli değişimler,<br />

COVİD-19 süreci, Gaziantep’in Sağlık<br />

Turizmindeki önemi ve yeri ile daha bir çok konuda<br />

Narkoz Sağlık Dergisine önemli açıklamalarda<br />

bulundu.<br />

Yönetim kurulu olarak hedefleriniz nelerdir?<br />

Hedefimiz, hasta memnuniyetini ön planda tutarak<br />

kaliteli ve otel konforundaki hizmet anlayışı ile ülkede<br />

referans bir hastane olarak, sağlık turizminde zirveyi<br />

yakalamak. Sağlık turizmi odaklı çalışmalarımız kapsamında<br />

Kuzey Irak’ın Duhok şehrinde yeni bir sağlık<br />

merkezi inşa etmeyi hedefliyoruz. Sağlık merkezinin<br />

2022’de temelini atmayı planlıyoruz. Sağlık Turizminde<br />

ülkenin sağlık üssü olmayı amaçlıyoruz. Hastanemiz<br />

başarılı geçmişi ve hasta memnuniyeti odaklı<br />

çalışmaları nedeniyle bölge halkından yoğun talep<br />

görüyor. Bu nedenle mevcut binamızı genişletmeye<br />

Hastanemiz başarılı geçmişi<br />

ve hasta memnuniyeti odaklı<br />

çalışmaları, birbirinden nitelikli<br />

operasyonları nedeniyle sağlık<br />

turizmi yönünden de yoğun<br />

talep görüyor. Bu nedenle sağlık<br />

turizminde ülkenin sağlık üssü<br />

olmayı amaçlıyoruz.<br />

8


M.Okan Aytaç<br />

Özel Hatem Hastanesi<br />

Yönetim Kurulu Üyesi<br />

Hekimler ve<br />

çalışanlar<br />

hastaneye gelen<br />

tüm hastaları<br />

kendi ailelerinin<br />

birer ferdi olarak<br />

görmektedirler.<br />

Alanında gayet<br />

başarılı olan<br />

hekimlerimiz<br />

tarafından özellikli<br />

operasyonlar<br />

yapılmaktadır. Bu<br />

bağlamda sağlık<br />

turizmi adına<br />

ekibimiz tarafından<br />

hastalar ile<br />

iletişim kurularak,<br />

gelen hastalar<br />

havaalanından<br />

alınıp, konaklama<br />

ihtiyaçları temin<br />

edilir.<br />

Kendinizden bahseder misiniz?<br />

05.06.1994 yılında Gaziantep’te doğdum. İlkokul, ortaokul ve lise eğitimimi Gaziantep Kolej Vakfında tamamladım.<br />

Üniversite eğitimim için Amerika’ya gitmeye karar verdim. 2012-2016 yılları arasında Amerika Miami’de Strayer University’de<br />

İşletme bölümünü bitirdim. Türkiye’ye dönüş yapmaya karar verdim. İzmir Yaşar Üniversitesinde Yüksek<br />

Lisan Eğitimimi tamamladım. Akabinde aile firmamızda yetkili olarak devam ettim. Yollarımız Özel Hatem Hastanesi<br />

ile kesişti, 1 yıldır yönetim kurulu üyesi olarak yöneticilik yapıyorum.<br />

9 Eylül / Ekim 2021


Gaziantep’te sağlık<br />

turizmi alanında neler<br />

söylemek istersiniz?<br />

Gaziantep’te sağlık yatırımlarını<br />

artması, sağlık hizmetlerinin çeşitlenmesinin<br />

de etkisiyle sağlık turizmi<br />

noktasında hızlı bir gelişim görülmektedir.<br />

Hastanemiz başarılı geçmişi ve<br />

hasta memnuniyeti odaklı çalışmaları,<br />

birbirinden nitelikli operasyonları<br />

nedeniyle sağlık turizmi yönünden<br />

de yoğun talep görüyor. Bu nedenle<br />

sağlık turizminde ülkenin sağlık üssü<br />

olmayı amaçlıyoruz. Uluslararası<br />

standartlarda hizmet veren hastanemizde,<br />

branşında deneyimli tercümanlar<br />

ve sağlık turizmi alanında<br />

kurulan ekibimiz ile hastaların tüm<br />

süreçleri yönetilerek en kaliteli hizmet<br />

yelpazesi sunulmaktadır. Hekimler<br />

ve çalışanlar hastaneye gelen tüm<br />

hastaları kendi ailelerinin birer ferdi<br />

olarak görmektedirler. Alanında gayet<br />

başarılı olan hekimlerimiz tarafından<br />

özellikli operasyonlar yapılmaktadır.<br />

Bu bağlamda sağlık turizmi adına<br />

ekibimiz tarafından hastalar ile iletişim<br />

kurularak, gelen hastalar havaalanından<br />

alınıp, konaklama ihtiyaçları<br />

temin edilir. Hastalara Gaziantep’te<br />

tur dahi düzenlenerek, şehrimiz<br />

gezdirilir, tanıtılır. Hastanedeki tüm<br />

süreçler sağlık turizmi ekibi tarafından<br />

profesyonelce yönetilir. Tüm bu işlemlerden<br />

sonra hastalar tekrar hava<br />

alanına bırakılarak şifa ile uğurlanır.<br />

karar verdik. Hastanemizin arkasında<br />

bulunan arsayı da hastanemize katarak<br />

fiziksel olarak büyüme sağlayıp, yatak<br />

sayılarını artırarak otel standardında<br />

VİP hizmet vermeyi arzuluyoruz.<br />

Böylelikle hastanemize yeni branşları<br />

da ekleyerek şifa dağıttığımız insan<br />

sayısını artırmayı umut ediyoruz.<br />

İnsanların yaşam koşullarının<br />

değiştiği bir dönemde, sağlık<br />

alanında ne gibi değişimler oldu?<br />

İnsan mutluluğu için, sağlık önemli ve<br />

öncelikli bir etmendir. Özellikle Dünyayı<br />

sarsan Korona virüs salgını sürecinde<br />

insanlar sağlığın kıymetini çok daha<br />

iyi anladı. Salgın pek çok değişimi de<br />

beraberinde getirdi. Korona günlerinin<br />

sonrasında en önemli değişimin<br />

yine sağlık konusunda yaşanacağına<br />

inanıyorum. Sağlık alanında toplumsal<br />

duyarlılık artacak. Sağlık insanların<br />

birinci önceliği olacak. İnsanlar buna<br />

değer veren politikalar isteyecek. Bunu<br />

gözlemleyerek, daha global bir bakış<br />

açısı olacağını düşünüyorum.<br />

Öte yandan sağlık hizmetleri gerek<br />

teknolojik gelişmeler, gerekse de beşer<br />

sermaye ihtiyacı nedeniyle arzı son<br />

derece pahalı olan bir özelliğe sahiptir.<br />

Sağlık sektörü olarak çok hızlı gelişen<br />

teknolojiyi takip ederek, buna paralel<br />

dijitalleşen dünyada her geçen gün<br />

tanı, tedavi, tedavi sonrası, koruyucu<br />

sağlık gibi süreçlerde büyük adımlar<br />

atmaya devam ediyoruz. Teknoloji<br />

o kadar hızlı gelişim gösteriyor ki,<br />

hekimlerimiz yeni ameliyat teknikleri,<br />

tedaviler konusunda daima kendilerini<br />

geliştirip, en güncel teknikleri uyguluyorlar.<br />

Gelişen teknoloji ile birlikte<br />

bir dijital dünyayı yönetmek ve doğru<br />

bilgi akışını sağlamak adına da çalışmalarımız<br />

son hızıyla devam ediyor.<br />

Örnek verecek olursam; Hatem Mobil<br />

uygulama sistemi kurduk. Bu uygulama<br />

kolayca telefonlara indirilerek<br />

hizmetlerimizden daha hızlı ve pratik<br />

yararlanma olanağını sunuyor. Online<br />

randevu, doğru sağlık bilgilerine hızlı ve<br />

kolay erişim, tahlil ve tetkik sonuçlarına<br />

ulaşma, raporlarınız, muayene geçmişinizi<br />

ve reçetelerinizi görüntüleyebilme<br />

imkânı sunuyor.<br />

PCR ve antikor testlerinde eve<br />

hizmetin ön plana çıktığı bir<br />

dönemde hatem hastanesi olarak siz<br />

bu süreci nasıl yönettiniz?<br />

Hastanemizde PCR ve Antikor testleri<br />

hızlı ve güvenli bir şekilde yapılıyor.<br />

Hastaneye gelmek istemeyen vatan-<br />

Gelişen teknoloji ile birlikte bir dijital dünyayı yönetmek<br />

ve doğru bilgi akışını sağlamak adına da çalışmalarımız<br />

son hızıyla devam ediyor. Örnek verecek olursam; Hatem<br />

Mobil uygulama sistemi kurduk. Bu uygulama kolayca<br />

telefonlara indirilerek hizmetlerimizden daha hızlı ve pratik<br />

yararlanma olanağını sunuyor.<br />

10


Hedefimiz, hasta<br />

memnuniyetini ön planda<br />

tutarak kaliteli ve otel<br />

konforundaki hizmet anlayışı<br />

ile ülkede referans bir hastane<br />

olarak, sağlık turizminde<br />

zirveyi yakalamak. Sağlık<br />

turizmi odaklı çalışmalarımız<br />

kapsamında Kuzey Irak’ın<br />

Duhok şehrinde yeni<br />

bir sağlık merkezi inşa<br />

etmeyi hedefliyoruz. Sağlık<br />

merkezinin 2022’de temelini<br />

atmayı planlıyoruz. Sağlık<br />

Turizminde ülkenin sağlık<br />

üssü olmayı amaçlıyoruz.<br />

daşlarımız için yerinde hizmet<br />

imkânı sunuyoruz. Covid-19 GSM<br />

ve Watsapp hattı oluşturduk.<br />

Bize sadece telefon açmaları<br />

yeterli. Ekibimiz kişinin evine<br />

ya da iş yerine giderek testlerini<br />

yapıyor. Aşılamalar hızlı bir şekilde<br />

yapıyor. Aşınız yapıldıktan 21 gün<br />

sonra yeterli ve koruyucu düzeyde<br />

antikor oluşup oluşmadığını<br />

ölçümleyen Antikor testi için de<br />

Covid-19 ekibi tarafından eve ya<br />

da iş yerine gidilerek test yapılıyor.<br />

Estetik ve sağlık merkezinizde<br />

verilen hizmetlerden ve<br />

uygulamalardan bahseder<br />

misiniz?<br />

Hastanemizin bünyesinde hizmet<br />

veren Hatem Estetik Merkezinde<br />

son teknolojik cihazlarla, uzman<br />

kadrosu ile modern bir hizmet<br />

sunuluyor. En iyi cihazlar ve en iyi<br />

yöntemlerle, en verimli sonuçlar<br />

elde ediliyor. Merkeze müracaat<br />

edenlere sağlıklı, genç ve güzel<br />

görünümünün önemsendiği yeni<br />

bir dünyanın kapısı açılıyor.<br />

Hatem Estetik Merkezinde uygulanan<br />

işlemler: Lazer epilasyon<br />

- İğneli Epilasyon başta olmak<br />

üzere botoks, mezoterapi, PRP ,<br />

dermapen tedavisi, leke tedavisi<br />

,cilt gençleştirme, ameliyatsız<br />

yüz germe (Hİ-FU, altın iğne, iple<br />

yüz germe), göz altı ışık dolgusu<br />

uygulamaları, dolgu uygulamaları,<br />

hydrafacial, microblading kıl tekniği,<br />

kirpik lifting, tırnak teli tedavisi,<br />

sivilce izlerinin tedavisi, ben ve<br />

siğil tedavisi, lazerle kılcal damar<br />

tedavisi, bölgesel incelme ve sıkılaşma,<br />

terleme tedavisi, liposuction,<br />

yanık izlerinin tedavisi, gençlik<br />

aşısı uygulamaları, tüy sarartma ve<br />

selülit uygulamaları yüksek tedbir,<br />

hijyen ve koruyucu önlemler<br />

kapsamında uygulanıyor. Ayrıca<br />

merkezimizde cilt bakımı, saç ekimi,<br />

dövme silme, tırnak mantarı<br />

tedavisi gibi işlem, uygulama ve<br />

tedavilerin de çok yüksek kalitede<br />

ve akademik ortamda, plastik<br />

cerrahi ve dermatoloji hekimleri<br />

gözetiminde uygulanmaktadır.<br />

HATEM hastanesinin checkup<br />

hizmetinden bahsedebilir<br />

misiniz?<br />

İleri evrelerde tedavisi zorlaşan<br />

sağlık sorunları hasta ve ailesi<br />

için maddi, manevi yıpratıcı bir<br />

sürece yol açabiliyor , bu nedenle<br />

hem yaşam süresi hem de yaşam<br />

kalitesi açısından Check-up<br />

yaptırmak son derece önemli.<br />

Hastanemizde Check-up ekibimiz<br />

tarafından bu süreç profesyonelce<br />

yönetilmektedir. Hastaneyle ilk<br />

iletişim kurduğunuz andan itibaren<br />

gerek bilgilendirme gerekse<br />

yönlendirme konusunda bütün<br />

süreç büyük bir titizlikle takip<br />

ediliyor ve kısa sürede işlemleriniz<br />

tamamlanıyor. Kişinin cinsiyetine<br />

ve ihtiyaçlarına göre belirlenmiş 3<br />

ayrı Check-up paketimiz mevcut.<br />

Standart , VIP ve ultra paket<br />

İçinde bulunduğumuz bu salgın<br />

döneminde Check-up yaptırmak<br />

oldukça önemli. Covıd- 19 Check-up<br />

paketlerimizde mevcut. Covid-19<br />

öncesi Check-up , Covid-19<br />

sonrası Check-up hizmetlerimizle<br />

de sağlık durumunuzu kontrol<br />

ettirebilirsiniz.<br />

Peki, estetik, plastik ve<br />

rekonstrüktif cerrahi birimi<br />

hangi tedavileri kapsıyor?<br />

Estetik adına hizmet verdiğimiz merkezimizde<br />

tüm estetik operasyonlar yapılıyor. Hastanemizde,<br />

Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi<br />

Ünitesi, multidisipliner ekip yaklaşımı ile gerek<br />

Rekonstrüktif (Yeniden Yapım ve Onarım Cerrahisi)<br />

ameliyatları gerekse Estetik (Kozmetik<br />

Cerrahi) ameliyatlarının tümü hastanemizde<br />

başarılı bir şekilde gerçekleştirilmektedir. Elin<br />

travma sonrası işlevsel bozuklukları ve El<br />

Cerrahisi, el ve parmaklarda oluşan kısmi ya da<br />

tam kopmalar, erken müdahalenin çok büyük<br />

önem taşıdığı durumlardır. Hastanemizde hızlı,<br />

doğru ve güvenilir bir şekilde tedavi edilmektedir.<br />

Mikrocerrahi (Doku nakilleri, sinir, damar<br />

onarımları), beklenmedik bir kaza sonucunda<br />

gelişen yaralanma ya da uzuvun kopması<br />

durumunda, ilgili doku beslenemediği için hızla<br />

ölür. Oldukça hassasiyet ve deneyim gerektiren<br />

mikrocerrahi operasyonları sayesinde yaşanan<br />

duyu ve motor kayıpları eski hâline getirilebilir.<br />

Piezo burun estetiği, daha az şişlik ve morluk<br />

ile burun estetiğine yeni bir soluk getiren<br />

ultrasonik burun estetiği ile kısa sürede iyileşip<br />

gündelik hayata devam ediliyor.<br />

11 Eylül / Ekim 2021


KANSIZLIK VE<br />

BESLENME<br />

Demir eksikliği gelişen kişilerde başlıca halsizlik,<br />

yorgunluk, çarpıntı, nefes darlığı gibi belirtiler<br />

görülürken risk altında bulunanlar arasında<br />

özellikle gebeler, doğurganlık çağındaki kadınlar,<br />

okul çağındaki çocuklar, bebekler, genç yaş<br />

grupları bulunmaktadır. Demir eksikliğinin<br />

giderilmesinde beslenme büyük önem taşımaktadır.<br />

V<br />

ÜCUDUMUZDA kan yapımına katılan çok sayıda element ve vitamin olduğunu<br />

belirten Prof. Dr. Mehmet Yılmaz, “Bunların başlıcaları demir, folik asit,<br />

Vit B12, çinko, E vitamini, selenyum, Vit A, Vit B6, riboflavin, tiamin, bakır, Vit C<br />

ve niasindir. Bu vitaminlerden Vit B12 ve folik asit eksiklikleri değişik oranlarda<br />

görülürken demir eksikliği oldukça sıktır” dedi.<br />

Demirin yeryüzünde en yaygın görülen elementlerden birisi olmasına rağmen<br />

eksikliğinin dünyada 500 milyon kişiyi etkilediğini kaydeden Prof. Dr. Yılmaz,<br />

demir eksikliği görülme oranlarının ülkemizdeki bölgeler arasında farklılık<br />

göstermekle birlikte Doğu, Güneydoğu ve Karadeniz Bölgesi’nde daha<br />

fazla görüldüğünü bildirdi.<br />

DEMİR EKSİKLİĞİNİN EN SIK SEBEPLERİ:<br />

-Diyetle yetersiz alım<br />

-Emilim bozuklukları<br />

-Kanama nedeni ile demir kaybına neden olan parazitler<br />

-Kadınlarda âdet düzensizlikleri, fazla âdet kanaması<br />

varlığı<br />

-Artmış gebelik oranları nedeni ile artmış demir<br />

ihtiyacı<br />

-Çocuklarda hızlı büyüme dönemleri<br />

Prof. Dr. Mehmet YILMAZ<br />

• SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi<br />

İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı<br />

• SANKO Üniversitesi Hastanesi<br />

Hematoloji – İç Hastalıkları Uzmanı<br />

Demir eksikliği açısından risk altında bulunanlar arasında<br />

özellikle gebeler, doğurganlık çağındaki kadınlar,<br />

okul çağındaki çocuklar, bebekler ve genç yaş gruplarının<br />

bulunduğunu vurgulayan Prof. Dr. Yılmaz, şöyle<br />

devam etti:<br />

KEMIK ILIĞI GIBI YAPIM<br />

YIKIM DÖNGÜSÜNÜN HIZLI<br />

OLDUĞU DOKULAR EKSIKLIK<br />

DURUMLARINA KARŞI ÖZELLIKLE<br />

DUYARLIDIR. ANEMININ<br />

AĞIRLIĞI VE DERECESI VITAMIN<br />

EKSIKLIĞININ AĞIRLIĞINA VE<br />

SÜRESINE BAĞLIDIR.<br />

12


Folik asit eksikliğine bağlı halsizlik, solukluk, limon<br />

sarısı görünüm, dil ağrısı veya iltihabı, vücutta<br />

kızarıklıklar, toplu iğne başı gibi kanamalar,<br />

ayaklarda karıncalanma, uyuşma, yürüme<br />

güçlüğü, demans, bilişsel fonksiyonlarda azalma,<br />

karanlıkta düşme görülebilir.<br />

“Ülkemizde gebe kadınların yüzde<br />

73’ünde, emzikli kadınların yüzde 65’inde,<br />

doğurganlık çağındaki kadınların ise yüzde<br />

50’sinde demir eksikliği bulunmaktadır.<br />

Demir eksikliği bulunan gebeliklerde ölüm<br />

riski beş kat artmaktadır. Bu hastalarda<br />

erken doğum eylemi, doğum sonrası<br />

kanama, enfeksiyon gelişimi ve sepsis denilen<br />

vücutta bu enfeksiyonun yayılması<br />

riski bulunmaktadır.<br />

Demir eksikliği gelişen kişilerde başlıca<br />

halsizlik, yorgunluk, çarpıntı, nefes darlığı,<br />

konsantrasyon bozukluğu, performans<br />

düşüklüğü, solukluk, PİKA (toprak, kil, buz,<br />

biber, çamaşır kolası vb. yenilmesi), kaşık<br />

tırnak, ağız köşesinde çatlaklar gibi bulgular<br />

gelişir. Bu bulgular geliştiğinde mutlaka<br />

hekime başvurulması gerekir. Kronik bir<br />

hastalıkla birlikte görülen kansızlıkta ölüm<br />

riski artar.”<br />

Vit B12 ve folik asit:<br />

Vit B12 ve folik eksikliğinin DNA sentezinde<br />

yetersizliğe yol açtığını belirten Prof.<br />

Dr. Yılmaz, “Kemik iliği gibi yapım yıkım<br />

döngüsünün hızlı olduğu dokular eksiklik<br />

durumlarına karşı özellikle duyarlıdır.<br />

Aneminin ağırlığı ve derecesi vitamin<br />

eksikliğinin ağırlığına ve süresine bağlıdır”<br />

ifadelerine yer verdi.<br />

Vit B12 vitamininin bağırsaktaki mikroorganizmalar<br />

tarafından doğal olarak<br />

sentezlendiğini veya gıdalardan alındığını<br />

kaydeden Prof. Dr. Yılmaz, şunları söyledi:<br />

“Ağız, mide ve bağırsaklarda çeşitli işlemlerden<br />

geçtikten sonra ince bağırsaktan<br />

emilir. Günlük diyetle 7-30 mikrogram<br />

arasında alınmakla olup erişkinde ihtiyaç<br />

1-2 mikrogramdır. Bir kişide 2-3 miligram<br />

depolanmış olarak bulunur. Ana besin<br />

kaynağı hayvansal gıdalardır.”<br />

B12 EKSİKLİĞİ SEBEPLERİ:<br />

-Mide ameliyatı (Midenin kısmi ya da tam<br />

olarak çıkarılması),<br />

-İlaçlar,<br />

-Vejetaryenlerde,<br />

-Parazitler,<br />

-İnce bağırsağın çıkarılması,<br />

-Kör bağırsak sendromu,<br />

-Emilim bozuklukları.<br />

KİMLERDE FOLİK ASİT<br />

EKSİKLİĞİ GÖRÜLÜR?<br />

-Yaşlılarda,<br />

-Sürekli keçi sütü ile beslenenlerde,<br />

-Bağırsaktan emilim bozukluğuna neden<br />

olan hastalıklar (Crohn hastalığı gibi),<br />

-Mide ameliyatları sonrası,<br />

-Gebelik,<br />

-Emzirme,<br />

-Karaciğer hastalıkları,<br />

-Kronik alkol kullanımı,<br />

-Aşırı pişirilmiş sebze tüketimi,<br />

-İlaç kullanımı,<br />

-Kan yapım bozukluğu görülen bazı<br />

hastalıklarda.<br />

Folik asit eksikliğine bağlı halsizlik, solukluk,<br />

limon sarısı görünüm, dil ağrısı veya<br />

iltihabı, vücutta kızarıklıklar, toplu iğne<br />

başı gibi kanamalar, ayaklarda karıncalanma,<br />

uyuşma, yürüme güçlüğü, demans,<br />

bilişsel fonksiyonlarda azalma, karanlıkta<br />

düşme görülebildiğine işaret eden Prof.<br />

Dr. Yılmaz, sözlerini şöyle tamamladı:<br />

“Bebeklerde doğumsal nöral tüp defekti<br />

hastalığının gelişmemesi için gebe kalınmadan<br />

en az on beş gün önce folik asit<br />

tedavisi başlanmalıdır.<br />

Bahsedilen belirti ve bulgular geliştiğinde<br />

hekime başvurulması gerekmektedir.<br />

Gerekli laboratuvar incelemeleri yapıldıktan<br />

sonra kansızlık tedavisi yapılmalı<br />

ve takiplerde kan değerlerinin düzelip<br />

düzelmediği kontrol edilmelidir. Vücutta<br />

kan yapımı için yeterli vitamin miktarının<br />

olması sağlanmalıdır.”<br />

Ülkemizde gebe kadınların yüzde 73’ünde, emzikli kadınların<br />

yüzde 65’inde, doğurganlık çağındaki kadınların ise yüzde<br />

50’sinde demir eksikliği bulunmaktadır. Demir eksikliği<br />

bulunan gebeliklerde ölüm riski beş kat artmaktadır. Bu<br />

hastalarda erken doğum eylemi, doğum sonrası kanama,<br />

enfeksiyon gelişimi ve sepsis denilen vücutta bu enfeksiyonun<br />

yayılması riski bulunmaktadır.<br />

13 Eylül / Ekim 2021


Sonbaharda görülen<br />

DERMATOLOJİK<br />

PROBLEMLER<br />

Liv Hospital Gaziantep Deri ve Zührevi Hastalıkları<br />

Uzmanı Dr. Selin Aktaş Aykanat sonbaharda<br />

görülen dermatolojik problemler konusunda Narkoz<br />

Sağlık Dergisi okuyucularını bilgilendirdi.<br />

“CILDIMIZ EN DEĞERLI GIYSIMIZDIR”<br />

Cildimiz en değerli giysimizdir ve yaşamımızın her döneminde<br />

farklı bakım uygulamalarına ihtiyaç duyar. Sıcak ve güneşli yaz<br />

mevsiminden sonra aniden sonbaharın gelmesi ile cildimizde<br />

kuruluk, nemsizlik, matlık, kırışıklık, leke, akne vb sorunlar<br />

oluşmaktadır. Yaşadığımız bölgenin kuru bir iklime sahip olması<br />

bu sıkıntıların daha da şiddetli bir şekilde ortaya çıkmasına sebep<br />

olmaktadır. Bu nedenle her mevsim öncesi, cildimizi etkileyen hava<br />

koşullarına göre gerekli bakım ve tedavi yöntemlerini uygulamak,<br />

hem oluşabilecek hasarları önler, hem de sağlıklı ve genç bir cilde<br />

sahip olmamızı sağlar. Özellikle mevsim değişikliklerinde bilinçli<br />

hareket etmek gerekmektedir. Sonbaharda en sık karşılaşılan<br />

problemlere madde madde değinmek gerekirse:<br />

DERİ KURULUĞU<br />

Dr. Selin Aktaş Aykanat<br />

Liv Hospital Gaziantep Deri ve<br />

Zührevi Hastalıkları Uzmanı<br />

Sonbaharda cildimizde kuruma ve nemsizleşme beklediğimiz ancak istemediğimiz bir<br />

değişikliktir. Bu sebeple öncelikle günde en az 2 litre su içmeli ve cilt tipimize uygun<br />

temizleyici ve nemlendirici kullanmalıyız. Yazın güneş, havuz, deniz gibi sebeplerle kuruyan,<br />

üst tabakası kalınlaşan cildimizi medikal cilt bakımları ile derinlemesine temizleyip<br />

nemlendirmek de çok faydalıdır. Ayrıca cildi nemlendirmek, güneşin verdiği hasarı geri<br />

çevirmek için bu dönemde mezoterapi ve PRP yöntemlerinden de faydalanmaktayız.<br />

Pandemi sebebiyle temizlik alışkanlıklarımızın değişmiş olması cildi ekstra kurutmaktadır.<br />

Su ve sabuna ulaşabildiğimiz ortamlarda dezenfektan ve kolonya kullanımından<br />

kaçınmalı, sık temizlik sebebi ile cilt bariyerimizin bozulmasını önlemek için ise her el<br />

yıkamadan sonra elleri, her duş sonrası ise tüm derimizi nemlendirmeliyiz.<br />

GÜNDE 100 TELE<br />

KADAR NORMAL<br />

KABUL ETTIĞIMIZ<br />

SAÇ DÖKÜLMELERI<br />

SONBAHAR<br />

AYLARINDA ARTABILIR.<br />

14


Yazın maruz kaldığımız güneşli ve sıcak hava, deniz,<br />

havuz gibi sebeplerle cildin kollajen ve elastin yapısı<br />

bozulur ve kırışıklıklar oluşmaya başlar. Bu sebeple<br />

fibroblastları aktive ederek deride yeni kollajen ve<br />

elastin sentezini uyaracak mezoterapi, PRP ve altın<br />

iğneli radyofrekans gibi işlemler yapılarak, cildimizin<br />

daha sağlıklı ve genç kalmasını sağlayabiliriz.<br />

AKNE<br />

Yaz aylarında güneşin akut etkisi ile azalma<br />

eğiliminde olan akne ve komedonlar<br />

sonbaharda güneşin uzun dönem etkisi<br />

sebebi ile artar. Bu sebeple hastaların<br />

bu dönemde doğru ürün kullanımı ve<br />

gereğinde medikal tedavi almak üzere bir<br />

dermatoloğa başvurmasını önermekteyiz.<br />

Akne öncüsü olan komedonların hekim<br />

gözetiminde doğru şekilde temizlenmesi<br />

de akne artışını engelleyebilir. Medikal cilt<br />

bakımları hem komedon temizliği hem<br />

de işlem sırasında kullanılan solüsyonların<br />

etkisi ile verdiğimiz tedavilerin etkinliğini<br />

arttırarak akneyi azaltan iyi bir seçenektir.<br />

Oluşan aknelerin bıraktığı izler de hekim<br />

gözetiminde çeşitli lazerler, dermapen ve<br />

altın iğneli radyofrekans tedavisi ile iyileştirilebilmektedir.<br />

LEKE<br />

rağmen belirgin saç dökülmesi mevcut ise<br />

hastalarımıza dermatoloğa başvurmalarını<br />

öneriyoruz. Böylece hastanın saç dökülme<br />

tipine karar verip, buna uygun tetkikler<br />

yapılarak altta yatan bir eksiklik var ise<br />

takviyesi sağlanmalıdır. Yoğun saç dökülmesi<br />

olan hastalarımızda tedaviyi düzenli<br />

mezoterapi ve PRP tedavisi desteklediğimizde<br />

daha da iyi yanıtlar alabilmekteyiz.<br />

Bazı hastalarımızda gördüğümüz, saçlı<br />

deride kaşıntıb ve kepeklenme şeklinde<br />

kendini gösteren seboreik dermatit de<br />

sonbahar mevsiminde artma eğilimindedir.<br />

Seboreik dermatit saç dökülmesinin<br />

de artmasına sebep olabilir. Bu sebeple<br />

saçlı deride şikâyeti olan hastalar mutlaka<br />

bir dermatoloğa başvurarak kendileri için<br />

uygun görülen tedavilerini olmalıdırlar.<br />

KIRIŞIKLIKLAR<br />

VE DERİ<br />

YAŞLANMASI<br />

Yazın maruz kaldığımız güneşli<br />

ve sıcak hava, deniz, havuz<br />

gibi sebeplerle cildin kollajen<br />

ve elastin yapısı bozulur ve<br />

kırışıklıklar oluşmaya başlar.<br />

Bu sebeple fibroblastları aktive<br />

ederek deride yeni kollajen<br />

ve elastin sentezini uyaracak<br />

mezoterapi, PRP ve altın iğneli<br />

radyofrekans gibi işlemler<br />

yapılarak, cildimizin daha<br />

sağlıklı ve genç kalmasını<br />

sağlayabiliriz.<br />

Lekeye meyilli cildi olan hastalarımızda<br />

yoğun güneşe maruz kalınan yaz aylarında<br />

lekelerde artış gözlemlemekteyiz. Bu<br />

sebeple lekeye meyilli ciltlerde, gebe ve<br />

emzirenlerde her 3 saattte bir güneş koruyucu<br />

kullanarak bu artışın minimumda<br />

tutulmasını önermekteyiz. Buna rağmen<br />

lekeleri artan hastalarımıza ise lekenin<br />

yerleşimi, derideki derinliği gibi durumlara<br />

bağlı değişen kombinasyonlarla kremler,<br />

lazer tedavileri, mezoterapi, PRP gibi tedaviler<br />

uygulamaktayız.<br />

SAÇ DÖKÜLMESİ<br />

Günde 100 tele kadar normal kabul<br />

ettiğimiz saç dökülmeleri sonbahar<br />

aylarında artabilir. Bunu engellemek için<br />

öncelikle sağlıklı beslenmeli, düzenli spor<br />

yapmalı ve iyi uyumalıyız. Tüm bunlara<br />

15 Eylül / Ekim 2021


Dr.Ümit Mutlu TİRYAKİ<br />

Gaziantep İl Sağlık Müdürü<br />

BEBEK ÖLÜM<br />

ORANINI DÜŞÜRMEK<br />

İÇİN ÇALIŞIYORUZ<br />

Gaziantep İl Sağlık Müdürü Dr.Ümit Mutlu TİRYAKİ, Gaziantep’te son<br />

yıllarda bebek ölüm hızında meydana gelen artışın sebeplerini ve yapılan<br />

çalışmaları Narkoz Sağlık Dergisine anlattı.<br />

İLK SIRADA ERKEN DOĞUM VAR<br />

Gaziantep’teki bebek ölümlerinin nedenlerine baktığımız zaman<br />

ilk sırada prematürite yani erken doğum gelmektedir. İkinci<br />

sırada konjenital anomali (doğumsal bozukluk) üçüncü sırada ise<br />

konjenital (doğumsal) kalp hastalıkları yer almaktadır. İlimizde erken<br />

doğumun nedenleri irdelendiği zaman sık doğumlar, akraba<br />

evlilikleri ve 18 yaş altı gebelikler dikkati çekmektedir.Gebelerde<br />

idrar yolu ve vajinal enfeksiyonlar da sık görülmekte bu durumda<br />

erken doğumlara neden olmaktadır.<br />

GÖREVE GELDİĞİMİZDEN İTİBAREN<br />

BEBEK ÖLÜM ORANI DÜŞTÜ<br />

Bebek ölüm oranımız bizim göreve geldiğimiz tarihten bu yana<br />

ekibimizin yaptığı çalışmalarla düşme eğilimine geçmiştir. Son 3<br />

yıla baktığımız zaman 2019 yılında bebek ölüm oranı binde 17,1<br />

iken 2020 yılında 14,1 e düşmüştür.2021 yılı istatistiksel olarak<br />

tamamlanmamış olmakla birlikte, mevcut 9 aylık bebek ölüm<br />

oranı binde 12,40 olarak hesaplanmıştır.<br />

BEBEK ÖLÜMLERİNİ AZALTABİLMEK<br />

İÇİN ÇALIŞMALAR YAPIYORUZ<br />

2020 yılında pandeminin olumsuz koşullarına rağmen kamu ve<br />

özel hastaneler ile görüşülerek yeni doğan yoğun bakımlarda<br />

hasta bakımları konusunda hassasiyet istenmiş ve az da olsa<br />

kazanım elde edilmiştir.<br />

2021 yılında kamu, özel, üniversite hastaneleri ve aile sağlığı merkezlerinin<br />

katılımıyla anne ve bebek ölümlerini önleme çalıştayı<br />

16


SURİYELİ ANNELERİN DOĞURGANLIK<br />

HIZI ÇOK YÜKSEK<br />

Türkiye’de kaba doğum hızı binde 13,3 iken Gaziantep’te binde 19,2 ve Suriyeli kaba doğum hızı<br />

yaklaşık binde 40’tır. Gaziantep’in doğum hızının yüksek olması, Suriyeli annelerin de doğurganlık<br />

hızının yüksek olması bebek ölümlerini arttırmaktadır. Gebe ve bebek takiplerinde kamu ve özel<br />

hastaneler ile Aile Sağlığı Merkezlerinin iş yükü de çok fazla artmakta ve süreci zorlaştırmaktadır.<br />

yapılmış olup sorunlar ve çözüm önerileri tartışılarak , eylem planı<br />

oluşturulmuştur. Oluşturulan eylem planı ilimizdeki tüm sağlık<br />

kuruluşları ile paylaşılarak çalışmalara başlanmıştır.<br />

Tüm kamu ve özel hastanelerde bebeğe eli değen ebe, hemşire<br />

ve doktorlara aynı zamanda 112 çalışanlarına Yenidoğan Canlandırma<br />

Eğitimleri (ayda bir kez) ve Temel yeni doğan eğitimleri<br />

verilerek bilgi ve becerilerinin arttırılması hedeflenmiştir.<br />

Ayda bir kez bebek ölüm komisyonları toplanıp, ilde yaşanan bebek<br />

ölümleri tek tek incelenerek önlenebilirlik durumları değerlendirilmekte<br />

ve tespit edilen sorunların çözülmesine çalışılmaktadır.<br />

İlimizde tüm kamu ve özel hastanelerin düzenli olarak yeni<br />

doğan yoğun bakımlarının endikasyon ve enfeksiyon denetimleri<br />

yapılmakta olup, gereksiz yatak işgallerinin ve enfeksiyona yol<br />

açan unsurların giderilmesine çalışılmaktadır.<br />

1.basamakta aile sağlığı merkezleri tarafından tüm gebe ve bebeklere<br />

beslenme destek programı kapsamında demir ve D-VIT<br />

3 damla dağıtımı sürdürülmektedir.<br />

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ile birlikte Anneye süt bebeğe<br />

can projesi devam etmektedir.<br />

Şahinbey Belediyesi ile birlikte yürütülen evlilik okulu projesi<br />

kapsamında çiftlere doğum, güvenli annelik, kalıtsal hastalıklar<br />

vb. gibi konularda danışmanlık verilmektedir.<br />

Şahinbey Belediyesi ile birlikte Hoş geldin Bebek projesi yürütülmekte<br />

olup anne ve bebek sağlığını geliştirmek için gebelere<br />

eğitimler yapılmakta ve hediye paketleri dağıtılmaktadır.<br />

İstenmeyen veya riskli gebelikleri engelleyebilmek için müdürlüğümüz<br />

tarafından aile planlaması malzemeleri temin edilmekte<br />

ve 1.basamakta aile hekimlikleri tarafından dağıtımı sağlanmaktadır.(Aile<br />

planlaması malzemesinin alımını yapıp hizmete sunan<br />

çok az illerden biriyiz)<br />

1.Basamakta bebek ve gebe izlemlerimiz % 99 olup, her gebenin<br />

aile hekimi ve aile sağlığı çalışanı tarafından en az 4 kez izlemi<br />

yapılmakta , izlemler sonucunda sorun saptanan gebeler kadın<br />

doğum hastalıkları uzmanına, bebekler çocuk hastalıkları uzmanına<br />

sevk edilmektedir.<br />

İlimizde hastanelerin yeni doğan yoğun bakım üniteleri ve kuvöz<br />

sayıları yetersiz olup kısa sürede şehir hastanesi hizmete girince<br />

sunulan hizmet kalitesinin artması, dolayısıyla anne ve bebek<br />

ölümlerinin düşmesi beklenmektedir.<br />

Gaziantep’teki bebek<br />

ölümlerinin nedenlerine<br />

baktığımız zaman ilk<br />

sırada prematürite yani<br />

erken doğum gelmektedir.<br />

İkinci sırada konjenital<br />

anomali (doğumsal<br />

bozukluk) üçüncü sırada<br />

ise konjenital (doğumsal)<br />

kalp hastalıkları yer<br />

almaktadır.<br />

17 Eylül / Ekim 2021


Ülkemizde üç kişiden biri<br />

“Hipertansiyon” hastası<br />

Kontrolsüz Hipertansiyon; Kalp Hastalıkları, İnme,<br />

Böbrek Yetmezliği ve Erken ölüm ile ilişkilidir.<br />

K<br />

AN basıncı değerlerinin<br />

normalin üzerinde olmasına<br />

Hipertansiyon denir. Hipertansiyonu<br />

olan hastaların yaklaşık<br />

%90’ında hipertansiyon gelişimi için bir<br />

neden yoktur. Bu tür hipertansiyona<br />

Esansiyel veya Primer Hipertansiyon denir.<br />

Primer Hipertansiyon tedavisinde diyet ve<br />

ilaç tedavisi uygulanır.<br />

Diğer hastalarda ise hipertansiyon gelişimi<br />

için altta yatan tıbbi bir neden vardır. Bu<br />

yüzden bu tür hipertansiyona Sekonder<br />

Hipertansiyon denir, genelde hızlı bir şekilde<br />

ortaya çıkar ve hipertansiyon genellikle<br />

şiddetlidir. Bu altta yatan nedenlerden bazıları<br />

böbrek atardamarında darlık, böbrek<br />

yetmezliği, böbreküstü bezi hastalıkları,<br />

tiroid bezi hastalıkları ve birtakım ilaçlar<br />

olarak sayılabilir.<br />

Kan basıncının yüksekliği damar duvarlarına<br />

ve göz, kalp, beyin ve böbrek gibi<br />

organlara zarar verir.<br />

Hipertansiyon tedavisi için öncelikle varsa<br />

altta yatan neden düzeltilmeli, sonrasında<br />

diyet ve ilaç tedavisi ile hipertansiyon<br />

kontrol altına alınmalıdır.<br />

Birinci derece<br />

akrabalarında yüksek<br />

tansiyon öyküsü olan<br />

kişilerde hipertansiyon<br />

görülme riski büyüktür.<br />

Uzm. Dr. Mehmet Büyükbakkal<br />

Gaziantep Medical Park Hastanesi<br />

NefrolojiUzmanı<br />

HIPERTANSIYON NEDIR?<br />

Kan kalpten pompalanır ve damarlarda dolaşırken damarlara bir<br />

basınç uygular. Tansiyon olarak tanımlanan kan basıncı değeri<br />

kişiden kişiye değişiklik gösterir. Kan basıncı sistolik ve diastolik<br />

olmak üzere ikiye ayrılır. Kalp kasılır ve damarlara doğru kanı<br />

atar. Kanın damarlara attığı kan basıncına sistolik denir. Kalp<br />

gevşediğinde ise hâlâ damarlarda kan basıncı bulunur. Bu<br />

basınca diastolik denir. Sistolik kan basıncı büyük tansiyon;<br />

diastolik küçük tansiyon olarak da bilinir. 18 yaşın üstündeki<br />

erişkin bir bireyin istirahat halindeki normal sistolik kan basıncı en<br />

yüksek 120mmHg, normal diastolik kan basıncı ise en yüksek 80<br />

mmHg olmalıdır. Hipertansiyon hastalarında kan damarlarındaki<br />

basıncın değeri normalin üzerinde seyreder.<br />

18


HIPERTANSIYON<br />

BELIRTILERI<br />

NELERDIR?<br />

Tansiyon 180/110 mmHg’nin<br />

üzerine çıkmadığı sürece herhangi<br />

bir belirti göstermeyebilir. Ancak<br />

sürekli yüksek olduğunda vücuda<br />

zarar verir. En çok görülen yüksek<br />

tansiyon belirtileri:<br />

• Sık idrara çıkma özellikle geceleri<br />

uyanıp idrar yapma<br />

• Bulanık ya da çift görme<br />

• Bacaklarda şişlik<br />

• Nefes darlığı<br />

• Halsizlik, yorgunluk, isteksizlik<br />

• Kulak çınlaması<br />

• Burun kanamaları<br />

• Düzensiz kalp atışı ve kalp ağrısı<br />

• Baş dönmesi ve baş ağrısı<br />

KAN BASINCI<br />

DEĞERLERININ<br />

NORMALIN<br />

ÜZERINDE OLMASINA<br />

HIPERTANSIYON DENIR.<br />

HIPERTANSIYON<br />

NEDENLERI NELERDIR?<br />

Tansiyon yüksekliğinin genetik ve<br />

çevresel faktörler olmak üzere en<br />

önemli iki nedeni vardır. Birinci derece<br />

akrabalarında yüksek tansiyon öyküsü<br />

olan kişilerde hipertansiyon görülme<br />

riski büyüktür. En yaygın olarak görülen<br />

hipertansiyon nedenleri:<br />

• Aşırı tuzlu gıdalarla beslenme<br />

• Kafa içi basıncın yüksek olması<br />

• Aort damarının kalpten çıktığı bölgenin<br />

dar olması<br />

• Böbrek üstünden salgılanan kortizon<br />

veya aldesteron hormonlarının aşırı salgılanmasına<br />

bağlı olarak görülen Crohn<br />

ve Cushing hastalığı<br />

• Böbrek tümörleri<br />

• Akut ya da kronik böbrek hastalıkları<br />

• Böbrek damarlarının daralması<br />

• Tiroid bezi hastalıkları<br />

• Şeker hastalığı<br />

• Kolesterol yüksekliği<br />

• Gebelik<br />

• Soğuk algınlığı ilaçları, dekonjestanlar,<br />

bazı ağrı kesiciler, doğum kontrol hapları,<br />

kokain ve amfetamin gibi yasadışı<br />

ilaçlar<br />

• Kilo fazlalığı<br />

• Alkol ve sigara kullanımı<br />

HIPERTANSIYON TEDAVISI<br />

NASIL OLUR?<br />

Yüksek tansiyon hastalarının tedavisi<br />

için öncelikli olarak hastaların yaşam tarzında<br />

değişiklikler yapması istenir. Tansiyon<br />

hastası ideal kilonun üzerindeyse<br />

ideal kilosuna dönmesi için yeterli ve<br />

dengeli bir diyet programı uygulaması<br />

önerilir. Tuz tüketimi kısıtlanır ve meyve,<br />

sebze tüketimi artırılır. Margarin, tereyağı<br />

ve kuyruk yağı gibi doymuş yağ oranı<br />

yüksek gıdalar diyetten çıkarılır. Alkol ve<br />

sigara kullanımı kesinlikle bırakılmalıdır.<br />

Tansiyon hastalarının düzenli fiziksel<br />

aktivite yapması, kan basınçlarının düzenlenmesini<br />

sağlar. Yaşam tarzındaki<br />

değişikliklere uyum sağlayamayan ya da<br />

değişikliklere rağmen tansiyonu düşürülemeyen<br />

hastalara ila tedavisi uygulanır.<br />

Kronik bir hastalık olan hipertansiyon<br />

yaşam boyu belirli aralıklarla doktor<br />

kontrolü gerektirir. Doktor tarafından<br />

önerilen ilaçların düzenli olarak alınması<br />

ve doktora danışılmadan dozunda<br />

oynamalar yapılmaması gerekir.<br />

TANSIYONU NE DÜŞÜRÜR?<br />

• Yüksek tansiyon durumunda hastanın<br />

ellerini, ayaklarını ve kollarını normal<br />

musluk suyu ile yıkaması önerilir. Soğuk<br />

su ile yapılan duş da kan basıncının<br />

düşürülmesine yardımcı olur.<br />

• Tansiyon yükseldiği zaman hemen<br />

bir limonun suyunu sıkıp sulandırarak<br />

içmek kan basıncını düşürebilir.<br />

• Tuzsuz yoğurt ve ayran da tansiyonu<br />

düşürücü etki gösterir. Ancak yoğurt ya<br />

da ayranın tuzsuz olmasına ekstra özen<br />

gösterilmelidir.<br />

• Nar suyu ve greyfurt gibi meyvelerin<br />

suları ve kekik suyu da tansiyon düşürücüdür.<br />

• Halk arasında da tansiyon yüksekliğinde<br />

kullanılan sarımsağın da kan<br />

basıncını düşürücü etkisi vardır<br />

19 Eylül / Ekim 2021


ÇÖLYAK DEYİP<br />

GEÇMEYİN!<br />

Çölyak hastalığı genetik olarak duyarlı bireylerde<br />

gluten alımının tetiklediği çeşitli derecede<br />

ince barsak hasarı ve çeşitli klinik bulguların<br />

kombinasyonu ile karakterize immun aracılıklı<br />

sistemik otoimmün bir hastalıktır.<br />

OTOIMMUN bir hastalık olan<br />

çölyak hastalığının patogenezinde<br />

genetik ve çevresel<br />

faktörlerin (gluten alımı) önemli<br />

rol oynadığı bilinmektedir.<br />

Dünyada genel populasyonda çölyak<br />

hastalığı prevalansının %1 olduğu tahmin<br />

edilmektedir, ülkemizde ise çocuklarda<br />

yapılan bir çalışmada prevalans 212 de bir<br />

tespit edilmiştir.<br />

Çölyak hastalığı erken çocukluk çağından<br />

yaşlılık çağına kadar herhangi bir yaşta<br />

görülebilir. İki piki vardır; birincisi, ilk 2 yaş<br />

içinde gluten alımından sonra, ikincisi ise<br />

yaşamın ikinci veya üçüncü dekadında<br />

görülür. Semptomlar hastadan hastaya<br />

değiştiği için çölyak hastalığının tanısı<br />

zordur.<br />

Son 30 yılda çölyak hastalığı prevalansında<br />

belirgin olarak artış görülmektedir,<br />

bunun nedeni sadece hekimlerin çölyak<br />

hastalığı hakkında artmış bilgi birikimi ve<br />

farkındalığı değil aynı zamanda yüksek<br />

oranda duyaarlı ve özgül diagnostik<br />

testlerinin kombine olarak kullanılmasıdır.<br />

Artmış farkındalığa rağmen çölyak hastalarının<br />

%95 kadarına halen tanı konulamamaktadır.<br />

Gelişmiş ülkelerde bile tanı<br />

konulamayan vaka çok fazladır. Çünkü<br />

çölyak hastalarının çok azında klinik<br />

olarak belirgin çölyak hastalığı belirtileri<br />

mevcuttur, vakaların çoğunluğunda atipik<br />

bulgular veya belirsiz semptomlar mevcuttur,<br />

bu yüzden tanı konulamamaktadır<br />

ya da tanı gecikmektedir.<br />

Ayrıca çölyak hastalığı gelişme riski birinci<br />

derece akrabalarda, ikinci derece akrabalarda,<br />

Down sendromunda, tip 1 DM,<br />

selektif IgA eksikliğinde, otoimmun tiroiditte,<br />

Turner sendromunda ve Williams<br />

sendromunda yüksektir.<br />

Son yıllarda çölyak tanısı konulmadan<br />

önce glutensiz diyet yapan kişilerin sayısında<br />

belirgin bir artış vardır. Ayrıca çölyak<br />

hastalarının birinci derece akrabalarında<br />

da çölyak için test yapılmadan önce glutensiz<br />

diyete başlandığı görülmektedir. Bu<br />

nedenle çölyak hastalığı için serolojik test<br />

yapmadan önce glutensiz diyet ile beslenip<br />

beslenmediğine dikkat edilmelidir, aksi<br />

takdirde serolojik testler negatif çıkabilir<br />

ve çölyak hastalığı tanısını koymak zor<br />

olur.<br />

Semptomlar genellikle infantarda ve daha<br />

Doç. Dr. Yasin Şahin<br />

Medical Park Gaziantep Hastanesi Çocuk<br />

Gastroenterolojisi, Hepatoloji ve Beslenme Uzmanı<br />

büyük çocuklarda birbirinden farklıdır. Küçük<br />

çocuklarda genellikle ishal, iştahsızlık,<br />

karın şişliği ve ağrısı görülür, eğer tanı<br />

gecikirse gelişme geriliği irritabilite ve ciddi<br />

malnutrisyon da görülebilir. Daha büyük<br />

çocuklarda gluten alım miktarına bağlı<br />

olarak ishal, bulantı, kusma, karın ağrısı,<br />

karın şişliği, kilo kaybı ve kabızlık gibi GIS<br />

semptomları görülebilir.<br />

Günümüzde tek etkin tedavisi halen tamamen<br />

glutenden kaçınmaktır. Glutensiz<br />

diyet ile semptomlarda belirgin iyileşme,<br />

biyokimyasal testlerin normalizasyonu<br />

ve yaşam kalitesinde iyileşme görülür.<br />

Çocuklarda diyetten sonra sıklıkla 2-4<br />

hafta içinde semptomlarda hızla düzelme<br />

görülür.<br />

20


21 Eylül / Ekim 2021


TÜRKİYE’DE BİR İLK:<br />

GAZİANTEP BÖBREK<br />

NAKLİ HASTANESİ<br />

Türkiye’de 70 bin böbrek hastası<br />

nakil bekliyor. Ancak yıllık sadece 3<br />

bin kişiye böbrek nakli yapılabiliyor.<br />

Türkiye’nin ilk Böbrek Nakli Hastanesini<br />

hizmete açmaya hazırlanan Gaziantep<br />

Üniversitesi, böbrek nakli bekleyen<br />

hastalara güven merkezi olacak.<br />

ORGAN naklinde başarılı çalışmalara imza atan Gaziantep<br />

Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama<br />

Hastanesi; Böbrek Nakli Hastanesi ve Böbrek Nakli<br />

Akademisi gibi projeleriyle Türkiye’de ilklerin öncülüğünü<br />

yapmaya devam ediyor.<br />

YOĞUN TALEP BÖBREK NAKLİ HASTANESİ<br />

FİKRİNİ ORTAYA ÇIKARDI<br />

Türk Nefroloji Derneğinin Türkiye’nin genelini kapsayan yapmış<br />

oldukları bir çalışmada en çok böbrek hastasının Marmara<br />

ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde görüldüğü tespit edilmiştir.<br />

Dolayısıyla Gaziantep de en çok böbrek hastasının olduğu<br />

bölgede bulunmaktadır. Merkezimizde haftada ortalama 3<br />

böbrek nakli ile yıllık 100 civarında böbrek nakli yapılmaktadır.<br />

Merkezimizde sadece böbrek nakli ameliyatlarının yapıldığı,<br />

ayrı havalandırma sistemi olan pandemi koşullarında talebin<br />

artması ile beraber her gün böbrek nakli yapılabilen özel nakil<br />

BÖLGENİN EN ÇOK<br />

ORGAN NAKLİNİ<br />

GERÇEKLEŞTİREN EKİP<br />

Organ nakli ihtisasını ABD NewYork Üniversitesi’nde<br />

tamamlayarak ardından Gaziantep Üniversitesi’ne<br />

gelen ve 10 yıldan fazladır görev yapan tecrübeli isim<br />

Prof. Dr. Sacid Çoban, organ naklinin çok zorlu bir<br />

işlem olduğunu söyledi. Böbrek naklinin ancak çok<br />

büyük ve profesyonel bir ekiple yapılabileceğini ve<br />

başarının da ancak böyle bir ekip sayesinde mümkün<br />

olabileceğini, Gaziantep Üniversitesi’nin de böyle bir<br />

ekibe ve imkâna sahip olduğunu ve bununda hem<br />

Gaziantep hem de bölge için çok büyük bir şans<br />

olduğunu ifade etti. Çoban; Güneydoğu Anadolu<br />

Bölgesinde en çok organ nakli gerçekleştiren ekip<br />

olduklarını belirterek, Böbrek Nakli Enstitüsü, Böbrek<br />

Nakli Hastanesi ve Böbrek Nakli Akademisi projelerin<br />

gerçekleştirilmesinde büyük katkısı olan Gaziantep<br />

Valisi Sayın Davut Gül, Gaziantep Üniversitesi<br />

Rektörü Prof. Dr. Arif Özaydın ve İpek Yolu Kalkınma<br />

Ajansına teşekkür etti.<br />

22


GAZIANTEP ÜNIVERSITESI BÜNYESINDE AÇILAN BU HASTANEMIZ ILK VE TEK<br />

OLACAK. TEK KIŞILIK HASTA ODALARIYLA, KONFORUYLA BÖLGEDE NAKIL<br />

IHTIYACI OLAN HASTALARIMIZA HITAP EDECEK ÖZEL BIR HASTANE OLACAK.<br />

ameliyat salonları ile çalışmaya devam<br />

ederken talebin iki katına çıkması ve Türkiye’de<br />

bulunan hastaların yanında yurtdışı<br />

hastalardan da talep olması nedeni ile<br />

böbrek nakli hastanesi fikri ortaya çıkmış<br />

oldu.<br />

GAZİANTEP BÖBREK NAKİL<br />

HASTANESİ TÜRKİYE’DE İLK<br />

OLACAK<br />

Böbrek Nakli Hastanesi fikri ilk ortaya<br />

çıktığında Gaziantep Üniversitesi Rektörü<br />

Prof. Dr. Arif Özaydın hocamız kampüs<br />

içerisinde bize bir yer tahsis etti. Türkiye’de<br />

Gaziantep’te ilk ve tek olmak üzere;<br />

50 yatak kapasiteli 3 tane ameliyathanesi,<br />

6 yataklı yoğun bakımı olan Böbrek Nakli<br />

Hastanesinin açılışını çok yakında hep<br />

birlikte yapmış olacağız.<br />

Ülkemizde bu anlamda bir hastane<br />

bulunmamaktadır. Gaziantep Üniversitesi<br />

bünyesinde açılan bu hastanemiz ilk ve<br />

tek olacaktır. Tek kişilik hasta odalarıyla,<br />

konforuyla başta bölgede nakil ihtiyacı<br />

olan hastalarımız olmak üzere Ülkemizin<br />

geneline ve yurt dışından da hastalara<br />

hitap edecek özel bir hastane olacaktır.<br />

BÖLGEDE; ÇOCUK BÖBREK<br />

NAKLİ YAPAN TEK<br />

HASTANEYİZ<br />

Gaziantep Üniversitesini farklı kılan bir<br />

nokta da çocuk böbrek nakli yapan tek<br />

hastane olmamızdır. Bunun nedeni<br />

ise Güneydoğu Anadolu’da tek çocuk<br />

transplant nefrologunun Gaziantep Üniversitesinde<br />

bulunmasıdır.<br />

Prof. Dr. Ayşe Balat, Prof. Dr. Mithat<br />

Büyükçelik, Doç. Dr. Beltinge Kılıç ve Dr.<br />

Öğr. Üyesi Mehtap Kara ekibi tarafından<br />

çocuk nefrolojisi alanında bölgeye çok ciddi<br />

hizmetler verilmektedir. Böbrek naklinde<br />

en önemli şeylerden biri çocuk böbrek<br />

nakli yapmaktır. Çocuklarda biraz daha<br />

damarlar küçük, yapılar incedir, dolayısıyla<br />

bu biraz daha ayrı bir gayret ve çalışma<br />

gerektirir. Gaziantep Üniversitesi’nin bu<br />

noktada çok iyi bir ekip bulunmaktadır.<br />

Anestezi bölümünde yine ciddi deneyimleri<br />

olan öğretim üyelerimiz çalışmaktadır.<br />

BÖLGEDEKİ; DOKU<br />

TİPLENDİRME<br />

LABARATUVARINA SAHİP<br />

TEK MERKEZ<br />

GAÜN Tıp Fakültesi bünyesinde bulunan<br />

‘Doku Tiplendirme Labaratuvarı’nın bölgede<br />

tek olduğunu ve bununda Böbrek<br />

Nakil Merkezi için çok büyük avantaj<br />

23 Eylül / Ekim 2021


olmak adına Böbrek Nakil Hastanesi<br />

projesine giriştik. Projemiz birkaç ay<br />

içinde tamamlanacak. Şu anda da<br />

bu bilgileri sizlere bitmek üzere olan<br />

bu merkezimizin içinde vermenin<br />

mutluluğunu yaşıyoruz. Gaziantep<br />

Üniversitesi’nin devam eden sağlık<br />

yatırımlarının “Amiral gemisi” olarak<br />

nitelendirilen Böbrek Nakli Hastanesi<br />

yakın zamanda hizmete girecek.” dedi.<br />

YABANCI UYRUKLU 70<br />

HASTAYA NAKİL YAPILDI<br />

İŞİMİZ BÖBREK NAKLİ,<br />

GÜCÜMÜZ EKİBİMİZ<br />

Gaziantep Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Arif<br />

Özaydın’ın “Bir yatırıma karar verirken önce<br />

ekibime, Gaziantep’in, bölgenin ve ülkemizin<br />

ihtiyaçlarına bakıyorum. Elimde ‘Böbrek Hastalıkları<br />

ve Nakli” konusunda çok başarılı bir<br />

ekip var. Arazi var. Ekonomi biliyoruz. Finans<br />

sağlayabiliyoruz. Kazanç da sağlayacağımız<br />

kesin. ‘Böbrek Nakil hastanesi’ kurmayayım<br />

da ne yapayım.” sözleriyle kuruluş nedenini<br />

açıkladığı merkeze hayat verecek ekip de<br />

konusunun uzmanlarından oluşuyor.<br />

Organ Nakli Merkez Müdürü Prof. Dr. Sacid<br />

Çoban; “İşimiz böbrek nakli, gücümüz<br />

ekibimiz” sloganı ile kendileri ifade ettiklerini<br />

söyledi. Çoban; organ naklinin bir bölüm veya<br />

bir kişi tarafından yapılan bir işlem olmadığını,<br />

başarının ön planında görünen kişilerle birlikte<br />

arka planda da çok değerli ve deneyimli<br />

kişilerin, ekiplerin olduğunu belirtti. Cerrahi<br />

alanda Prof. Dr. Fahrettin Yıldız ve Dr. Öğr.<br />

Üyesi Aziz Bulut ile birlikte çalıştıklarını ifade<br />

etti. Böbrek naklinde en önemli bölümlerden<br />

de Nefrolojinin, aslında ameliyat öncesinden<br />

başlamak üzere hastayı bütünüyle değerlendiren,<br />

takiplerinde devam ettiren ve organ<br />

reddinin olmaması için gerekli olan her şeyi<br />

yapan bölüm olduğunu belirtti. Gaziantep<br />

Üniversitesi’nin bu anlamda şanslı olduğunu,<br />

Gaziantep’te Nefroloji bölümünü ilk kuran,<br />

organ nakli konusunda ihtisasını yapmış<br />

öğretim üyelerinden birisi olan Prof. Dr. Celalettin<br />

Usalan, özellikle doku uyumsuz organ<br />

nakillerinde deneyim sahibi, diğer bir öğretim<br />

üyemiz Prof. Dr. Özlem Usalan ve Doç. Dr.<br />

Fatih Erdur’un organ nakil merkezi için çok<br />

büyük değerler olduğunu söyledi.<br />

olduğunu vurguladı.<br />

Prof. Dr. Sacid Çoban; bölgemizde<br />

ikamet eden yıllık 600 civarında<br />

hastanın böbrek nakli olduğunu ve<br />

bununda, Böbrek Nakil Hastanesini<br />

odaklanmalarının en önemli nedenlerden<br />

biri olduğunu kaydetti. Çünkü<br />

böbrek nakli cerrahi işlemle sona<br />

eren bir tedavi süreci olmadığını,<br />

naklin ardından gelen süreç ve<br />

özellikle ilaç kullanım takibinin çok<br />

önemli olduğunu ve bu aşamalarda<br />

bir aksaklık olduğunda böbreğin<br />

kaybedilebildiğini söyledi.<br />

Çoban; “Biz bu hastalarımıza, bölgemizin<br />

insanına sahip çıkmak ve<br />

onlara onlar için bir güven merkezi<br />

Türkiye’de bir ilke imza atacak olan<br />

bu merkez, sadece ülkemizdeki hastalar<br />

için değil başka ülkelerdeki hastalar<br />

için de şifa dağıtacaktır. Böbrek<br />

hastalıkları ve özellikle de böbrek<br />

nakli konusunda haklı bir üne sahip<br />

olan GAÜN Tıp Fakültesi, şu ana kadar<br />

70’in üzerinde yabancı uyruklu<br />

hastaya nakil gerçekleştirmiştir. Bu<br />

70 hastanın tamamı nakil için yurt<br />

dışından ülkemize gelerek şifayı<br />

Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi<br />

Hastanesi’nde bulan hastalardır. Bu<br />

sayının içine Türkiye’de yaşayan yabancı<br />

uyruklu hastalar dahil değildir.<br />

Bu sayının Böbrek Nakli Hastanesinin<br />

açılmasıyla birlikte her geçen<br />

gün katlanarak artmasına kesin<br />

gözüyle bakılmaktadır. Böylece bu<br />

hastane Ülkemizin sağlık politikaları<br />

çerçevesinde daha fazla sağlık turizmi<br />

hastalarının da şifa bulmalarına<br />

vesile olabilecektir.<br />

SADECE NAKİL YAPMAK<br />

YETERLİ MİDİR? NAKİL OLUNCA<br />

HER ŞEY BİTİYOR MU?<br />

Böbrek naklinin böbrek yetmezliğinin en etkili tedavi yöntemi<br />

olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Sacid Çoban, “Böbrek nakil<br />

işlemi iki aşamalı bir tedavi olup, nakil sonrası hastanın takibi<br />

ve nakil olduğu merkeze güvenmesi çok önemlidir. Çünkü<br />

nakilden sonraki en küçük bir ihmal bile böbreğin kaybına ve<br />

yeniden diyaliz aşamasına dönülmesine neden olabilir. Maalesef<br />

bütün emekler boşa gidebiliyor. İşte biz ‘Hasta Akademisi’<br />

dediğimiz sistem ile nakil hastalarımızı ameliyattan önce başlamak<br />

üzere eğitiyoruz. Sağlıklı yaşamın konforuna dönebilmesi<br />

ve bu konforu sürdürebilmesi için gerekli her türlü bilgiyi,<br />

hizmeti ve desteği hastalarımıza bu akademide sunuyoruz.<br />

Ayrıca geliştirmekte olduğumuz ve dünyada ilk olan interaktif<br />

yazılımlarımızla hastalarımızı takip edebileceğiz. Hastanın ilacını<br />

alıp almadığını, değerlerinin ne durumda olduğunu düzenli<br />

olarak sistemlerimize bağlı ekranlardan, yazılımımız sayesinde<br />

takip ediyor, olumsuz bir durumda anında hastaya bilgi verip<br />

gerekli tedbir ve müdahalelerin yapılmasını sağlıyor olacağız.<br />

Yakın zamanda hasta takip aplikasyonumuzu da sizlere tanıtmanın<br />

heyecanı ve mutluluğu içindeyiz.<br />

24


LİV İLAN<br />

25 Eylül / Ekim 2021


Fizyoterapi ve<br />

Rehabilitasyon Eğitim<br />

Kongresi tamamlandı<br />

Hasan Kalyoncu Üniversitesi (HKÜ) ve Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ)’nin birlikte<br />

düzenlediği “1. Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Eğitim Kongresi” alanında uzman bilim<br />

insanlarının katılımıyla gerçekleştirildi.<br />

H<br />

KÜ’nün ev sahipliğinde;<br />

fizyoterapiden eğitime,<br />

eğitimden teknolojiye,<br />

teknolojiden yapay zekaya<br />

kadar geniş konu yelpazesi ve zengin bir<br />

içeriğe sahip olan Kongre, Türkiye’den 13<br />

farklı üniversite ve Türkiye Fizyoterapistler<br />

Derneği’nden akademisyenler ile alanında<br />

uzman bilim insanlarını bir araya getirdi.<br />

Video konferans yöntemi ile çevrimiçi<br />

gerçekleştirilen Kongre’de; program<br />

geliştirme, öğrenme modelleri, e-öğrenme<br />

araçları, Türkiye’deki eğitim profili, kalite<br />

standartları, ders planlama, ölçme ve<br />

değerlendirme süreçleri gibi birçok konu<br />

tartışıldı.<br />

1. Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Eğitimi<br />

Kongresi’nin açılış konuşmalarını, HKÜ<br />

Rektörü Prof. Dr. Türkay Dereli, SBÜ<br />

Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa<br />

Gerek ile HKÜ Sağlık Bilimleri Fakültesi<br />

Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm<br />

Başkanı Prof. Dr. Yavuz Yakut yaptı.<br />

“Temel becerilerin kazanılması zorunluluk<br />

haline geldi”<br />

1. Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Eğitim<br />

Kongresi’nin açılış konuşmasını yapan<br />

HKÜ Rektörü Prof. Dr. Türkay Dereli,<br />

“COVID-19 salgını, teknolojideki<br />

gelişmeler ve değişimlerle birlikte<br />

geleneksel öğretme, öğrenme ve<br />

değerlendirme yöntemlerinin geliştirilmesi<br />

gerekliliğini ön plana çıkarmıştır. Tüm<br />

disiplinlerde olduğu gibi Fizyoterapi ve<br />

Rehabilitasyon alanında da öğrencilere;<br />

günün gerektirdiği güncel bilgi, beceri<br />

ve yetkinliklerin kazandırılması, ayrıca<br />

mesleğe yönelik beceri ve yetkinlikler<br />

yanında, günümüzün gerektirdiği teknoloji<br />

okuryazarlığı ve yöneticiliği, kritik analitik<br />

yapabilme, öğrenmeyi öğrenme ve<br />

benzeri gibi temel veya genel becerilerin<br />

kazandırılması adeta bir zorunluluk<br />

haline gelmiştir. Bu bağlamda, tüm bu<br />

konuların masaya yatırılarak detaylı olarak<br />

tartışılacağı bir kongrenin, paydaşlarımız<br />

ile işbirliği içerisinde, üniversitemiz<br />

Sağlık Bilimleri Fakültesi, Fizik Tedavi<br />

Rehabilitasyon Bölümü ile Eğitim<br />

Fakültesi tarafından birlikte düzenleniyor<br />

olması büyük önem arz etmektedir” dedi.<br />

Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ)<br />

bünyesinde bulunan Gülhane Fizyoterapi<br />

ve Rehabilitasyon Merkezi’nin<br />

tarihçesinden bahsederek Fizyoterapi ve<br />

Rehabilitasyon alanına sunduğu katkıları<br />

anlatan SBÜ Rektör Yardımcısı Prof.<br />

Dr. Mustafa Gerek ise; “Fizyoterapi ve<br />

Rehabilitasyon Eğitim Kongresi’ndeki<br />

çıktılarının, bu alandaki araştırmacılara<br />

ve insanlığa büyük yarar sağlayacağını<br />

düşünüyorum. Genişleyen bilgi alanı<br />

içerisinde, meslektaşlarım böyle kongreler<br />

ile birlikte daha etkin ve yetkin çalışmalar<br />

yapmaya devam edeceklerdir” ifadelerini<br />

kullandı.<br />

Eğitimin gönül ve emek işi olduğunu<br />

vurgulayan Prof. Dr. Yavuz Yakut ise,<br />

“Dünya Fizyoterapi Birliği, mesleğin<br />

doğrudan uygulanmasına yönelik<br />

olarak, eğitim süreçlerinde ciddi<br />

değişiklik önerileri yayımladı. Halen<br />

dünya standartlarında yapılmakta olan<br />

ülkemizdeki fizyoterapi ve rehabilitasyon<br />

eğitimi süreçlerinin de bu değişiklikleri<br />

tartışması ve uygulaması gerekmektedir.<br />

Eğitim Fakültemiz ile işbirliği içerisinde<br />

düzenlendiğimiz kongremiz bu konularda<br />

çok değerli tartışmaların yapılmasını<br />

sağlayacaktır” şeklinde konuştu.<br />

Geniş bir katılımla devam eden ve<br />

konunun her yönüyle ele alındığı “1.<br />

Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Eğitim<br />

Kongresi” verimli geçen iki günlük sürenin<br />

ardından, kapanış ve değerlendirme<br />

oturumu ile sona erdi.<br />

26


Kadın Üreme Sistemi<br />

Kanserlerinin Tedavisi<br />

Güvenli Ellerde!<br />

Kadın Kanserleri Vakfı’nın verilerine göre, günümüzde,<br />

dünyada her beş dakikada bir, 1 kadın “kadın üreme sistemi<br />

kanseri” tanısı almaktadır.<br />

Prof. Dr. Mehmet Mutlu Meydanlı<br />

Medical Park Gaziantep Hastanesi Jinekolojik<br />

Onkoloji Cerrahisi Uzmanı<br />

Kadın üreme sistemi<br />

kanserlerine işaret eden<br />

olağan dışı belirti ve<br />

bulguların tüm kadınlar<br />

tarafından bilinmesi ve<br />

bu bulgu ve belirtilerle<br />

karşılaşıldığında hekime<br />

başvurulması bir diğer<br />

önemli konudur.<br />

M<br />

EDICAL Park Gaziantep<br />

Hastanesi Jinekolojik Onkoloji<br />

Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr.<br />

Mehmet Mutlu Meydanlı<br />

yaptığı açıklamada; ülkemizde en sık<br />

görülen kadın üreme sistemi kanserlerinin<br />

sırasıyla, yumurtalık kanseri, rahim kanser<br />

ve rahim ağzı kanseri olduğunun altını çizdi.<br />

Meydanlı, “Rahim ağzı kanseri korunulabilir<br />

bir kanserdir. 10-12 yaş aralığındaki kız<br />

çocuklarının koruyucu HPV aşıları ile<br />

aşılanması, 30 yaş ve üzerindeki kadınların<br />

ise ülke çapında yürütülen “Rahim Ağzı<br />

Kanseri Tarama Programı’na’’ katılması<br />

ile rahim ağzı kanserinden korunmak<br />

mümkündür. Genel olarak, kadın üreme<br />

sistemi kanserlerinden korunmak için<br />

normal vücut ağırlığının korunması ve<br />

şişmanlıktan kaçınılması, diyet yaparak<br />

normal vücut ağırlığına ulaşılması, dengeli<br />

beslenme, düzenli egzersiz ve tütün<br />

kullanımından uzak durulması gereklidir”<br />

dedi. Prof. Dr. Meydanlı, “Kadın üreme<br />

sistemi kanserlerine işaret eden olağan dışı<br />

belirti ve bulguların tüm kadınlar tarafından<br />

bilinmesi ve bu bulgu ve belirtilerle<br />

karşılaşıldığında hekime başvurulması bir<br />

diğer önemli konudur. Menopoz sonrası<br />

kanama, cinsel ilişki sırasında ya da cinsel<br />

ilişkiden sonra kanama, anormal vajinal<br />

kanama, et suyu tarzında akıntı, karında<br />

şişlik ve erken doyma hissi gibi belirti ve<br />

bulgular kadın üreme sistemi kanserleri ile<br />

ilişkili olabilir. ‘’ diye sözlerini sürdürdü.<br />

Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof.<br />

Dr. Mehmet Mutlu Meydanlı, yaş, aile<br />

öyküsü ve genetik faktörlerin kadın üreme<br />

sistemi kanserlerinin gelişiminde önem arz<br />

ettiğini kaydetti. Bununla birlikte, kadın<br />

üreme sistemi kanserlerinin her yaştaki<br />

kadını etkileyebileceğini söyleyen Prof.<br />

Dr. Meydanlı, yakınması olsun olmasın<br />

her kadının yılda en az bir kez jinekolojik<br />

muayeneden geçmesi gerektiğini vurguladı.<br />

Jinekolojik muayeneden uzak olmanın<br />

kadın üreme sistemi kanserleri için risk<br />

faktörü olduğuna dikkat çeken Prof. Dr.<br />

Meydanlı, erken tanının hayat kurtardığını<br />

ancak erken tanı için kadınların periyodik<br />

olarak jinekolojik muayeneden geçmesinin<br />

kritik bir öneme sahip olduğunu sözlerine<br />

ekledi.<br />

27 Eylül / Ekim 2021


OSB’YE<br />

ÖNEMLİ <strong>SAĞLIK</strong> DESTEĞİ<br />

OSB’YE SEMT POLİKLİNİĞİ VE TRAVMATİK<br />

ACİL DURUM HASTANESİ YAPILACAK<br />

Her geçen gün gelişen, büyüyen sanayisi ve istihdama sunduğu katkı ile<br />

örnek şehirlerarasında yer alan Gaziantep’te, Organize Sanayi Bölgesine<br />

iki önemli sağlık desteği verilecek.<br />

ORGANIZE Sanayi Bölgesindeki<br />

işyerlerinde çalışanlar ve<br />

müracaat eden diğer acil tıbbi<br />

yardım gerektiren tedavi edici<br />

sağlık hizmetlerini daha kolay ulaşılabilir<br />

ve erişilebilir sunmak amacıyla iki ayrı<br />

protokol imzalandı.<br />

Gaziantep Valiliği Yatırım İzleme Ve<br />

Koordinasyon Başkanlığı, Gaziantep<br />

Sağlık İl Müdürlüğü ile Gaziantep<br />

Organize Sanayi Bölge Müdürlüğü<br />

işbirliğinde yapılacak Travmatik Acil<br />

Durum Hastanesi ve yine Gaziantep<br />

Valiliği koordinasyonunda, Gaziantep<br />

Büyükşehir Belediyesi ve Organize<br />

Sanayi Bölgesi arasında semt polikliniği<br />

açılmasına yönelik işbirliği protokolleri<br />

imzalandı.<br />

Valilikte düzenlenen protokol imza<br />

törenine, Gaziantep Valisi Davut Gül,<br />

Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı<br />

Fatma Şahin, YİKOB Başkanı Alper Çifçi,<br />

İl Sağlık Müdürü Umut Mutlu Tiryaki,<br />

Organize Sanayi Yönetim Kurulu Başkanı<br />

Cengiz Şimşek ve yönetim kurulu üyeleri<br />

katıldı.<br />

Vali Davut Gül, törende yaptığı<br />

konuşmada, her iki sağlık hizmetinin<br />

de özellikle zaman noktasında önemli<br />

katkılar sunacağını kaydetti.<br />

OSB Gaziantep’in hayatının her<br />

döneminde çok faydalı işler yaptığını<br />

dile getiren Vali Gül, “Son dönemde<br />

Cengiz Şimşek yönetimindeki OSB<br />

28


Gaziantep Valiliği Yatırım<br />

İzleme Ve Koordinasyon<br />

Başkanlığı, Gaziantep Sağlık<br />

İl Müdürlüğü ile Gaziantep<br />

Organize Sanayi Bölge<br />

Müdürlüğü işbirliğinde<br />

yapılacak Travmatik<br />

Acil Durum Hastanesi ve<br />

yine Gaziantep Valiliği<br />

koordinasyonunda, Gaziantep<br />

Büyükşehir Belediyesi ve<br />

Organize Sanayi Bölgesi<br />

arasında semt polikliniği<br />

açılmasına yönelik işbirliği<br />

protokolleri imzalandı.<br />

yönetim kurulu, birçok sorunu çözme<br />

sürecini başlatarak önemli bir yol kat<br />

etti. Biliyorsunuz, Gaziantep Büyükşehir<br />

Belediyesi’nin OSB’ye götürdüğü<br />

GAZİRAY var. GAZİRAY bir sene<br />

içerisinde bittiğinde raylı ulaşım, OSB’nin<br />

içerisine kadar girmiş olacak. Yine<br />

Valiliğimiz, Büyükşehir Belediyesi ve OSB<br />

ile orada çalışan annelerin çocuklarını<br />

bırakacağı kreş inşasının yapımına da<br />

devam ediliyor. Çalışan annelere çok<br />

büyük kolaylık sağlayacak. Sanayicinin<br />

otoyola kolay çıkması ve girmesi, ham<br />

maddenin limana kolay ulaşması için<br />

OSB iki kavşak sürecini başlattı. Bu<br />

süreç devam ediyor. Su, altyapı vb.<br />

birçok alanda çok önemli çalışmalar<br />

oluyor. Tabi hepsinin başı sağlık. Burada<br />

aslında iki ayrı protokol imzalıyoruz. Bir<br />

tanesi OSB ile Büyükşehir Belediyesi<br />

arasında poliklinik hizmeti verecek sağlık<br />

merkezi oluşturulmasını içeriyor. İkincisi<br />

de gönül ister ki iş kazaları hiç olmasın<br />

ama olabildiğince de az olmasına<br />

rağmen zaman zaman iş kazaları oluyor.<br />

Travma başta olmak üzere ilk müdahale<br />

anlamında hastaneye ihtiyaç var. Onun<br />

da yerini YİKOB tahsis edecek ve OSB<br />

yapacak. İl Sağlık Müdürlüğümüz de<br />

işletecek. Her ikisi de hem zaman<br />

anlamında hem de sağlık hizmeti<br />

anlamında şehrimize, OSB’ye çok önemli<br />

katkılar sunacak” diye konuştu.<br />

Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma<br />

Şahin, sanayinin Gaziantep’in en<br />

büyük gücü olduğuna vurgu yaparak,<br />

“Pandemide bütün büyük ülkeler<br />

küçülürken Gazi şehri büyüten bir sanayi<br />

alt yapımız var. Sanayici cesareti, vizyonu<br />

ve kalitesi var. Bu akşamdan sabaha<br />

olmuyor. Güçlü bir örgütlenme yapısı<br />

var. Gaziantep’te güçlü bir koordinasyon<br />

var. Bu çalışma anlayışıyla şehrimizin<br />

istihdamını, ihracatını, ekonomisini<br />

büyütüyoruz. Ayrıca beraberinde bu<br />

konulara dair olan çalışmalarda iş<br />

birliklerimizle şehrin gücünü artırıyoruz.<br />

Gaziantep Büyükşehir olarak Türkiye’de<br />

hastanesi olan tek şehiriz. Başka bir<br />

şehirde bir büyükşehrin hastanesi yok.<br />

İnayet Topçuoğlu Hastanesi’ni Gaziantep<br />

Modeli ile hayırseverimiz ile birlikte yaptık.<br />

Sağlık alanında bizler yoğun bir şekilde<br />

çalışırken bu sanayideki gücümüzü, sağlık<br />

sistemimizle güçlendirmek istedik. Çünkü<br />

işçi sağlığı ve işçi güvenliği bizim için iki<br />

önemli husustur. 240 bin kişi yalnızca<br />

OSB’de çalışan işçi sayısı bu rakamda<br />

bizlere gösteriyor ki biz işçi memleketiyiz.<br />

Dolayısıyla işçilerimiz huzurlu ve mutluysa<br />

bu şehirde huzurlu ve mutludur. İşte o<br />

yüzden çok acil bir iş kazası olduğunda<br />

anında müdahalede bulunmak işçi<br />

sağlığı ve iş verimliliği açısından çok<br />

önemli. Bu çalışmalar her biri bir bütünün<br />

parçasıdır. OSB’de sağlık tesisi ihtiyacını<br />

birlikte iş yapma modeliyle gördük. Bu<br />

yapacağımız çalışmayla işçimizin sağlığını<br />

koruyan, iş verimliliğini artıran sağlık şehri<br />

Gaziantep’in alt yapısını güçlendireceğiz.<br />

İnşallah hizmete girdiği zaman bu modeli<br />

bütün Türkiye’ye örnek bir model olarak<br />

sunacağız” ifadelerini kullandı.<br />

Organize Sanayi Yönetim Kurulu<br />

Başkanı Cengiz Şimşek ise “Gaziantep<br />

Organize Sanayi bölgesinde yaklaşık 240<br />

bin kişi çalışıyor. Günlük, işçilerimizin<br />

poliklinik ihtiyacını karşılamak amacıyla<br />

Büyükşehir Belediyesi ile iş birliği içine<br />

girerek desteklerini aldık. Bu doğrultuda<br />

Büyükşehir’e bağlı Engelliler ve Sağlık<br />

Hizmetleri Daire Başkanlığı’yla OSB’ye bir<br />

tane semt polikliniği yapma kararı aldık.<br />

Bu sağlık tesisi ile çalışan işçilerin tedavi<br />

ihtiyaçlarını karşılayacağız. Yardımlarından<br />

ve desteklerinden dolayı Büyükşehir<br />

Belediye Başkanı Fatma Şahin’e<br />

teşekkürler ediyorum.” Şeklinde konuştu.<br />

İl Sağlık Müdürü Umut Mutlu Tiryaki<br />

önemli bir ihtiyacı giderecek tesislerin<br />

hayırlı olması temennisinde bulundu.<br />

Konuşmalar sonrasında protokolün<br />

imzaları atılarak hatıra fotoğrafı çektirildi.<br />

29 Eylül / Ekim 2021


“MENOPOZ HASTALIK<br />

DEĞİL, KADIN YAŞAMININ<br />

BİR EVRESİDİR.”<br />

SANKO Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve<br />

Doğum Uzmanı Doç. Dr. Ali İrfan Güzel, menopozun<br />

yaygın bilinenin aksine hastalık değil, kadın<br />

yaşamının bir evresi olduğunu söyledi.<br />

DOÇ. DR. GÜZEL, “Menopoz,<br />

adet kanamalarının bir<br />

sene boyunca olmaması olarak<br />

tanımlanır. Bu süreçte yumurtalıklarda<br />

yumurta rezervi bitmiş ve kadınlık hormonları;<br />

östrojen ve progesteron üretimi<br />

gerçekleşmemektedir” dedi.<br />

Kadınların genellikle 48-52 yaşları arasında<br />

menopoza girdiklerini anımsatan Doç. Dr.<br />

Güzel, adet kanamalarının 40 yaşından<br />

önce kalıcı olarak kesilmesine “erken<br />

menopoz” adı verildiğini belirtti.<br />

Menopoz döneminin ilk bulgularının adet<br />

kanamalarının düzensizleşmesi ve daha<br />

sonra da kesilmesi olan menopoz öncesi<br />

veya menopoza geçiş (klimakterik) döneminde<br />

görüldüğünü anımsatan Doç. Dr.<br />

Güzel, menopozun genetik ve beslenme,<br />

sigara, alkol kullanımı, vb. çevresel faktörlerden<br />

etkilendiğini kaydetti.<br />

MENOPOZ TİPLERİ<br />

Doğal menopozun yanı sıra, cerrahi ve<br />

medikal menopoz tiplerinin de bulunduğunu<br />

vurgulayan Doç. Dr. Güzel, “Cerrahi<br />

menopoz, ameliyat ile yumurtalıkların<br />

alınmasından sonra gerçekleşmektedir.<br />

Menopoz belirtileri daha şiddetli, kemik<br />

kaybına daha hızlıdır, cinsel ilişki sırasında<br />

ağrıya neden olabilir. Medikal menopoz<br />

ise kemoterapi ve radyoterapi gibi kanser<br />

tedavileri sonrası ortaya çıkar” diye konuştu.<br />

Menopozal geçiş döneminde adet kanamalarında<br />

değişiklikler, ateş basması<br />

gibi fiziksel ve psikolojik değişiklikler<br />

izlendiğini anlatan Doç. Dr. Güzel,<br />

menopoza geçiş tamamlandıktan<br />

sonra adetlerin durduğunun ve<br />

bulguların belirginleşebileceğinin<br />

altını çizdi.<br />

EN ÇOK ŞİKÂYET EDİLEN VE<br />

EN SIK GÖRÜLEN BULGU: ATEŞ<br />

BASMALARI<br />

“Bu dönemin en çok şikâyet edilen ve<br />

en sık görülen bulgusu ateş basmaları<br />

olduğunu ifade eden Doç. Dr. Güzel, şu<br />

bilgileri verdi: “Ateş basmaları baş, boyun<br />

ve göğüs bölgesinde hissedilir, ciltte kırmızılık,<br />

vücut ısısında ani artış ve terlemeyle<br />

karakterizedir. Genellikle birkaç saniyeyle<br />

birkaç dakika arasında sürer ancak nadiren<br />

bir saate kadar uzayabilir.<br />

Menopoza geçiş döneminde her 10 kadından<br />

birinde tespit edilen ateş basmaları,<br />

menopoz döneminde her iki kadından<br />

birinde izlenmektedir. 5 yılın sonunda bu<br />

oran yüzde 20’ye düşmektedir. Her ne<br />

kadar sık bir yakınma olsa da sağlık için bir<br />

tehlike oluşturmamaktadır, aksine fizyolojik<br />

değişikliklerin güvenli bir göstergesidir.<br />

Doç. Dr. Ali İrfan Güzel<br />

SANKO Üniversitesi Hastanesi<br />

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı<br />

İç ve dış genital organlarda ve idrar<br />

yollarında meydana gelen değişikliklere<br />

bağlı olarak vajinal kuruluk, cinsel hayatın<br />

olumsuz etkilenmesi ve tekrarlayan enfeksiyonlar<br />

sık görülür. İdrar sorunları da sık<br />

olup tekrarlayan enfeksiyonlar, sık idrara<br />

çıkma ve idrar kaçırma en çok karşılaşılan<br />

sorunlardır. Yaşlı kadınlardaki idrar kaçırma<br />

çoğunlukla urge inkontinans (sıkışarak<br />

kaçırma, yetişememe) olan karma bir<br />

problemdir ve burada östrojen tedavisiyle<br />

bir düzelme sağlanabilir.”<br />

Muayenelerinin yanı sıra, smear testleri alınmalı, ultrasound ile rahim<br />

içi kalınlık ölçülmeli, meme taraması yapılmalı, kan yağları ölçülmeli<br />

ve hormon profili çıkarılmalıdır. Menopoz tanısı kesinleştikten sonra<br />

hastalara mutlaka düzenli egzersiz ve diyet önerilerinde bulunulmalıdır.<br />

30


Menopozda cinsel yaşamın devam<br />

ettiğini hatırlatan Doç. Dr. Güzel, “Menopoza<br />

giren kadınlarda cinsel yaşamın<br />

olumsuz etkilenmesinin ana nedeni<br />

vajinal bölgede oluşan kuruluktur ve<br />

buna bağlı meydana gelen ağrılı cinsel<br />

ilişkidir. Menopoz döneminde cinsel<br />

hayatı devam eden kadınlarda vajinal<br />

kuruluk diğer kadınlara göre daha az<br />

görülmektedir” ifadelerini kullandı.<br />

MENOPOZ, CİLT SAĞLIĞI ve<br />

OSTEOPOROZ<br />

Doç. Dr. Güzel, menopozun cilt sağlığı<br />

ve osteoporoz ile bağlantılarını şöyle<br />

açıkladı:<br />

“Ciltte kuruluk ve esneklik kaybı da<br />

menopozal kadınlarda görülebilen belirtilerdendir.<br />

Menopoz döneminde sık<br />

görülen kemik sorunu olan osteoporoz,<br />

normal mineral/matrtix oranıyla birlikte<br />

azalmış kemik kütlesidir ve kırıklara<br />

sebep olur. Azalmış kemik kütlesi bazen<br />

osteopeni olarak adlandırılırken osteoporoz,<br />

azalmış kemik kütlesiyle beraber<br />

kırıklar için kullanılır.<br />

Halen Amerika’da 20 milyon insan<br />

osteoporozdan etkilenmiş durumdadır.<br />

Çalışmalar kadınların günümüzde daha<br />

fazla kemik kaybettiklerini göstermektedir.<br />

Buna katkıda bulunan faktörler<br />

arasında beslenmeyle alınan kalsiyumun<br />

azalması, daha az egzersiz yapılması ve<br />

sigara içmenin getirdiği daha erken ve<br />

daha fazla kemik kaybı sayılabilir.”<br />

Menopoz öncesi dönemde kadınlarda,<br />

yumurtalıklardan salınan östrojen hormonuna<br />

bağlı olarak kalp damar hastalıklarının<br />

erkeklere oranla çok daha az<br />

görüldüğüne işaret eden Doç. Dr. Güzel,<br />

menopozla birlikte azalan hormon<br />

düzeyleri ve artan kan yağlarına bağlı<br />

olarak kadınlardaki koroner hastalık riskinin<br />

ikiye katlandığına dikkat çekti.<br />

Özellikle 45 yaş üzeri ve adet kanamalarında<br />

düzensizlik, sıcak basmaları, vajinal<br />

kuruluğu olan kadınlarda menopoz tanısından<br />

şüphelenilmesi gerektiğine vurgu<br />

yapan Doç. Dr. Güzel, yaşın kesin ölçüt<br />

olmamakla birlikte, bu bulguları olan<br />

daha genç kadınların erken menopoz<br />

riski ile karşı karşıya olabileceğini bildirdi.<br />

Doç. Dr. Güzel menopoz bulguları olan<br />

kadınların yapmaları gerekenleri şöyle<br />

sıraladı: “Muayenelerinin yanı sıra, smear<br />

testleri alınmalı, ultrasound ile rahim içi<br />

kalınlık ölçülmeli, meme taraması yapılmalı,<br />

kan yağları ölçülmeli ve hormon<br />

profili çıkarılmalıdır. Menopoz tanısı<br />

kesinleştikten sonra hastalara mutlaka<br />

düzenli egzersiz ve diyet önerilerinde<br />

bulunulmalıdır.”<br />

MENOPOZ TEDAVİSİ<br />

“Menopozdaki tüm bulguların<br />

ana etkeni östrojen hormonu<br />

eksikliği olduğu için en sık<br />

kullanılan tedavi yöntemi<br />

hormon replasman tedavisidir”<br />

diyen Doç. Dr. Güzel, sözlerini<br />

şöyle sürdürdü: “Bu tedavinin<br />

öncelikle kime verilip kime<br />

verilmeyeceğine karar vermek<br />

gerekir. Bu noktada hastanın<br />

yaklaşımı çok önemlidir.<br />

Şikâyeti olmayan, kalp hastalığı<br />

ve osteoporoz riskleri çok<br />

düşük olan kadınlarda hormon<br />

tedavisi kullanılmayabilir.<br />

Birinci derece akrabasında<br />

menopoz öncesi meme<br />

kanseri öyküsü olan kadınlarda<br />

hormon tedavisi başlanabilir<br />

ancak risklerinin ve olası yan<br />

etkilerinin hasta ile çok iyi<br />

değerlendirilerek kullanılması<br />

uygun olacaktır. Açıklanmamış<br />

düzensiz vajinal kanaması<br />

olanlar ve gebelikte kesinlikle<br />

verilmez. Meme, rahim kanseri,<br />

damarda pıhtı, karaciğer<br />

hastalığı kullanılmaması<br />

gereken durumlardır.<br />

Bazı çalışmalarda hormon<br />

replasman tedavisinin uzun<br />

süreli kullanımda meme<br />

kanseri riskinde artış olabileceği<br />

belirtilmiş olsa da bu henüz<br />

kanıtlanamamıştır. Bu tedavi,<br />

tüm bu bulgular ışığında<br />

hastanın tüm şikâyetlerini<br />

azaltan ve hayat kalitesini<br />

artıran ancak mutlaka hastanın<br />

hekimi ile tartışarak başlaması<br />

gereken bir tedavidir.”<br />

Menopozda olan kadınlarda<br />

hormon replasman tedavisine<br />

alternatif olarak bitkisel<br />

tedaviler de kullanılabildiğini<br />

belirten Doç. Dr. Güzel,<br />

sözlerini şöyle tamamladı:<br />

“Bitkisel ilaçların çok farklı<br />

etkileri olabileceğinden bu<br />

ilaçlar da hekime danışılarak<br />

kullanılmalıdır. Menopozda<br />

bazı kadınlar tarafından<br />

tercih edilen ve fitoestrojen<br />

denilen doğal östrojenleri<br />

içeren gıdalar arasında soya,<br />

maydanoz ve ginseng bitkileri<br />

gelmektedir. Her ne kadar bu<br />

sebzelerin tüketimi menopozun<br />

şikayetlerini bir miktar giderse<br />

de aşırı fazla tüketimlerinin<br />

vücut üzerindeki etkileri tam<br />

olarak bilinmemektedir.<br />

Yine hipnoz, akupunktur ve<br />

yoga gibi yöntemlerde sıcak<br />

basması ve duygudurum<br />

bozuklukları gibi durumları<br />

azaltabilmektedir.<br />

Unutulmamalıdır ki menopoz<br />

dönemi bir hastalık dönemi<br />

değil, kadın olmanın doğal<br />

sonucudur. Bu dönemi<br />

doktorunuz ile yakın ilişkide<br />

kalarak rahat ve sağlıklı<br />

geçirebilirsiniz.”<br />

31 Eylül / Ekim 2021


KORONAVİRÜS OLAN<br />

ANNELER BEBEKLERİNİ<br />

EMZİREBİLİR<br />

Gaziantep Özel ANKA Hastanesi Çocuk Sağlığı<br />

ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Korkmaz,<br />

Covid-19 tanısı konulan annelerin, bebeklerini<br />

emzirmesinde bir sakınca olmadığını belirtti.<br />

Dr. Halil Korkmaz<br />

Gaziantep Özel ANKA Hastanesi<br />

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı<br />

KORONAVIRÜS tanısı konulan<br />

annelerin bebeklerini anne sütü<br />

ile beslemeye devam etmesi<br />

gerektiğini dile getiren Çocuk<br />

Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil<br />

Korkmaz, “Tüm dünyayı etkisi altına alan<br />

ve ülkemizde gittikçe artan koronavirüs<br />

salgını, anne adaylarını ve emziren anneleri<br />

endişelendirmektedir. Bugüne kadar<br />

yapılan çalışmalarda Covid-19 virüsüne<br />

yakalanan annelerin; amniyotik sıvı, kordon<br />

kanı, anne sütü ve yenidoğan boğaz<br />

sürüntüsünde virüse saptanmamıştır.<br />

Yenidoğan gereksinimlere göre eşsiz<br />

besleyici özelliği olan anne sütü, bebeği<br />

koruyan biyoaktif maddeler, büyüme<br />

gelişmeyi etkileyen hormon ve büyüme<br />

faktörleri ümmin sistemi düzenleyen<br />

faktörler ve antieflamatuar maddeler<br />

içerir. Dünya Sağlık Örgütü’nün önerisiyle<br />

uygun tedbirler alınarak, Covid-19 geçiren<br />

anneler bebeklerini emzirebilir.”dedi.<br />

Sadece enfeksiyona karşı değil, birçok<br />

hastalığa karşı anne sütünde koruyucu<br />

madde olduğunu vurgulayan Dr. Korkmaz,<br />

“Anne sütünün yerini hiçbir mama<br />

alamamıştır. Anne sütü ile bebeğin hem<br />

gelişimi hem de bağışıklığı iyi düzeyde<br />

oluyor. Anne sütü bebeğin büyümesi ve<br />

gelişmesi için öncelikli olduğu için annenin<br />

bebeğini emzirmeye devam etmesi<br />

oldukça önemli. Ancak annenin hasta<br />

olduğu dönemde, bebeğinin bakımını<br />

yaparken ve emzirirken bütün izolasyon<br />

kurallarına uyması gerek. ”diye konuştu.<br />

Dr. Korkmaz, alınması gereken önlemleri<br />

ise şöyle sıraladı: “Anneler, emzirme öncesi<br />

ve sonrası ellerini sabunlamalı ve bol su<br />

ile yıkamalıdır. Anne, maske kullanmalı ve<br />

maskesini düzenli olarak değiştirmelidir.<br />

Annenin bulunduğu ortam iyi havalandırılmalıdır.<br />

Anne, bol sıvı tüketmeli, dengeli<br />

beslenmeli ve düzenli uykuya dikkat etmelidir.<br />

Anne, göğsüne gelecek şekilde<br />

öksürüp, hapşırdıysa göğsünü yıkamalıdır.<br />

Anne ve bebeğin bulunduğu ortamın<br />

yüzeyleri, düzenli temizlenerek,<br />

dezenfekte edilmelidir.”<br />

32


33 Eylül / Ekim 2021


FİBROBLAST İLE YAŞLANMAYA SON<br />

PLAZMA<br />

(Ameliyatsız Göz Kapağı Estetiği)<br />

Gaziantep’in ünlü güzellik uzmanı Nilgün Ferizbeyoğlu; Fibroblast ile anestezi,<br />

ağır masraflar ve dikiş izleri olmadan yaşlanmanın uzun yıllar ertelenebileceğini<br />

söyledi. Ferizbeyoğlu; kadınların cilt bakımına hangi yaşlarda başlaması gerektiğini,<br />

güzelleşmek için neler yapması gerektiğini her şeyden önemlisi estetik ameliyat<br />

olmadan nasıl gençleşilebileceğine ilişkin detayları Narkoz Sağlık Dergisine anlattı.<br />

BENDE hemcinslerim gibi yaşlanma konusunda<br />

kadınların ne gibi kabuslar yaşadığını biliyorum.<br />

Kadın olarak hiçbirimiz güzelliğimizden asla taviz<br />

vermeyiz. Aslında diğer güzellik merkezlerine göre<br />

bizi ön plana çıkaran husus, kadınların beklentisini, isteklerini<br />

ve ihtiyaçlarını doğru analiz edebilmek. Teknolojinin önemli<br />

nimetlerinden bir tanesi olan Fibroblast uygulaması bu<br />

anlamda çok etkili.<br />

FIBROBLAST UYGULAMASI NEDIR?<br />

Tüm dünyada çığır açan Fibroblast uygulaması özel bir uygulamadır<br />

diyebiliriz. İnsanlar ameliyata gerek kalmadan vücudunda<br />

ve yüzünde tüm hasarlı bölgeleri iyileştirme imkanı<br />

34


uluyor. Artık estetik operasyonlara son<br />

diyebiliriz. Çok ağır prosedürler, antibiyotik<br />

uygulamaları, çok ağır masraflar ve anestezi<br />

gibi zorluklara gerek yok. Buna bağlı<br />

olarak bu operasyonların getirdiği dikiş<br />

izlerine de doğal olarak gerek kalmamış<br />

oluyor.<br />

PANDEMI BIZIM İÇIN<br />

AVANTAJ SAĞLADI<br />

Pandemi dönemi bizim alanımızda çeşitli<br />

avantajları da beraberinde getirdi. Çünkü<br />

evde geçirilen süreyi özellikle bayanlar<br />

güzelleşmek için kullandı. Yaptığımız<br />

uygulamanın sürecini evde güzelce yaşadılar,<br />

evde kalınan süreyi fırsata çevirmiş<br />

oldular. Kadınlar bu konuyu muhteşem bir<br />

şekilde fırsata çevirdi.<br />

CILT BAKIMINA ERKEN<br />

BAŞLAYANLAR DAHA<br />

AVANTAJLI<br />

Bence Cilt bakımına başlama yaşı 14 veya<br />

15 olmalıdır. Ergenlik döneminin başladığı<br />

bu yaşlarda cilt çok ağır hasarlar alır ve<br />

akneler görülür, cilt dengesizleşir. Bu<br />

dönem itibariyle cilt kontrol altına alınırsa<br />

ileriki dönemlerde daha güzel sonuçlar<br />

ortaya çıkar. Bu yaşlar için hazırlanmış<br />

özel serilerimiz vardır. Bunlarla cilt bakım<br />

uygulamaları gerçekleştirip devam ürünü<br />

olarak ta tavsiye etmekteyiz.<br />

CILT BAKIMI<br />

KONUSUNDA NELERE<br />

DIKKAT EDILMELI<br />

Kadınlara cilt konusunda verebileceğimiz<br />

en önemli tavsiye, internet ve sosyal<br />

medyanın çok yaygın olduğu günümüzde<br />

reklamını gördükleri her ürünü almamalarıdır.<br />

Çünkü her cilt farklı bir bakıma<br />

ihtiyaç duyar. Cildin analiz edilip ihtiyaca<br />

uygun ürün kullanılmalıdır. Yaş önemli<br />

bir faktördür. Her yaş grubu ve cilt ayrı bir<br />

bakıma ihtiyaç duyar. Dolayısıyla aylık ve<br />

günlük bakımlarımızı bu konuda eğitim<br />

almış uzman kişilere yaptırmamız cildimizi<br />

büyük hasarlardan koruyacaktır. Cilt kendisini<br />

28 günlük aralıklarla yeniler, dolayısıyla<br />

ayda bir cilt bakımı yaptırılmalıdır.<br />

YAŞLANMAMAK VEYA<br />

GEÇ YAŞLANMAK İÇIN<br />

NELER YAPILABILIR?<br />

Günümüz teknolojisi yaşlanmanın uzun<br />

sürelere yayılması konusunda önemli imkanlar<br />

sunuyor. Özellikle Fibroblast uygulama<br />

tekniği yaşlılığa karşı çığır açmış bir<br />

teknolojidir. Uygulama yapıldıktan sonra<br />

cilde lifting ve anti wrinlkle etkilerini kalıcı<br />

olarak sağlayan bir teknik. Kişinin fizyolojik<br />

yapısına göre cilt ortalama 5-15 yaş arası<br />

tek seansta gençleşir ve o seviyeden sonra<br />

cilt yeniden yavaş yavaş yaşlanmaya<br />

başlar. Bu uygulamanın yaklaşık 4 yılda<br />

bir yaptırılması faydalı olacaktır.En önemli<br />

hususta fibroblast uygulaması sadece yüz<br />

için değil vücudun deformasyona uğramış<br />

her bölümü için uygulanabilmesidir.<br />

Artık estetik operasyonlara son diyebiliriz. Çok ağır prosedürler,<br />

antibiyotik uygulamaları, çok ağır masraflar ve anestezi gibi<br />

zorluklara gerek yok. Buna bağlı olarak bu operasyonların<br />

getirdiği dikiş izlerine de doğal olarak gerek kalmamış oluyor.<br />

35 Eylül / Ekim 2021


Scents Of Life Natural<br />

Soap’un hikayesi<br />

Çocuk Gelişim Uzmanı Elif Ceren Özusta’dan girişimcilik hikayesi. Scents<br />

Of Life Natural Soap markası ile üretim yapmaya başlayan Özusta, evde<br />

hayal gücü ile ürettiği sabunlara nasıl şekil verdiğini ve daha fazlasını<br />

Narkoz Sağlık Dergisi’ne anlattı.<br />

E<br />

VDE kuruttuğu organik ürünleri<br />

ekonomik değere dönüştürerek<br />

oluşturduğu Scents Of<br />

Life Natural Soap markasıyla<br />

büyük hedefler ortaya koyan iki çocuk<br />

annesi 26 yaşında ki Çocuk Gelişimi<br />

Uzmanı Özusta, “Bir başarı hikayesi<br />

yazmak, üretime katkıda bulunarak<br />

hem evime hem ülkeme ekonomik girdi<br />

sağlamak gurur verici” dedi.<br />

“Çocuk Gelişim Uzmanıyım ama iki<br />

çocuğum var ve evde çocuklarıma<br />

bakıyorum. Bu Yüzden çalışamıyorum.<br />

Pandemi süresinde hijyenin ne kadar<br />

önemli olduğunu hep birlikte gördük.<br />

Çocuklarımın bazı ürünlere alerjisi vardı.<br />

Hazırlamış olduğumuz ürünleri önce ailemizle<br />

rahatlıkla kullanıp sonrasında hizmete<br />

hazır hale getiriyoruz. Arz daima talebin<br />

peşinden ortaya çıkar ilkesi ile harekete<br />

geçtik ; ihtiyaçlara uygun ürünler ve hizmetler<br />

sunarken, diğer taraftan yeni ürünler ve<br />

hizmetlerinde takipçisi olarak üretime devam<br />

etmeyi hedefliyoruz.<br />

36


Üretim ağımızda bir kısıtlama söz konusu olmamakla<br />

beraber yineleyerek söylemek isterim ki her gıdasal üründen<br />

yeni sabunlar üreterek toplumun her kesimine hitap etmeyi<br />

planlıyoruz. Scents Of Life Natural Soap çatısı altında<br />

kullanıma sunduğumuz sabunlarımız paketlemesi ve sunumu<br />

ile farklılık yaratarak her türlü organizasyon , özel günler<br />

içinde yeni girişimlerimiz mevcuttur.<br />

bir paydada buluşması pazar ağında<br />

yenilikçi bir hareketin en güzel temsilcisi<br />

olacaktır. “Siz düşünün biz yapalım!”<br />

Bende evde sebze, meyve ve çiçekleri<br />

kurutarak sabunlar üretmeye başladım.<br />

Belli bir süre sonra bu organik sabunları<br />

satarak gelir elde ettim. Neden olmasın<br />

diyerek “Scents Of Life Natural Soap”<br />

markasını kurdum. Geri dönüşüm<br />

açısından da çok önemli olduğunu düşünüyorum.<br />

Aklınıza gelebilecek birçok<br />

ürünü kurutup sabun olarak kullanılabilir<br />

bir ürün haline getiriyorum. Bu çok güzel<br />

bir duygu “Üretmek ve Markalaşmak”<br />

Scents Of Life Natural Soap markası ile<br />

ürettiğimiz organik sabunlar fabrikasyon<br />

ürünlere nazaran tamamen kendi ürünümüz<br />

olup ev yapımıdır. Hayal gücünüzle<br />

şekillenen yelpazesi çok geniş bir pazara<br />

hitap etmeyi hedefliyorum. Yaptığım<br />

işe öyle çok inandım ki şimdi annem ve<br />

ablamı da dahil ettim.<br />

Mutfağınızda bulabileceğiniz ürünleri<br />

yine kendi doğal ortamımızda kurutup<br />

isteğe özel sabunlar yapıp kokuların hayata<br />

uyumunu sağlıyoruz. Aynı zamanda<br />

organik olması sebebi ile içeriğindeki<br />

gıda ürününe alerjiniz yoksa rahatlıkla<br />

kullanım alanı sunuyor.<br />

Üretim ağımızda bir kısıtlama söz<br />

konusu olmamakla beraber yineleyerek<br />

söylemek isterim ki her gıdasal üründen<br />

yeni sabunlar üreterek toplumun her<br />

kesimine hitap etmeyi planlıyoruz.<br />

Scents Of Life Natural Soap çatısı altında<br />

kullanıma sunduğumuz sabunlarımız<br />

paketlemesi ve sunumu ile farklılık yaratarak<br />

her türlü organizasyon , özel günler<br />

içinde yeni girişimlerimiz mevcuttur. Yeni<br />

projelerimizden biri araç içi koku olarak<br />

da kullanabilmeniz anlamında organik<br />

sabunlar üretip hizmete sunmayı planlıyoruz.<br />

Müşterilerimizden aldığımız geri<br />

bildirimlerde araç içi kokusu olarak da<br />

kullanım alanı oluştuğunu gözlemledik.<br />

İlham verici girişimcilik hikayeleri arasında<br />

yer almak ve büyümek onur verici.<br />

İnstagram satışlarımız da mevcuttur. Hesabımızı<br />

ziyaret etmenizi ve ürünlerimizi<br />

incelemenizi isterim.<br />

Sağlıklı, tertemiz günlere hep birlikte<br />

varmak ümidiyle.<br />

Scents Of Life Natural Soap<br />

markası ile ürettiğimiz organik<br />

sabunlar fabrikasyon ürünlere<br />

nazaran tamamen kendi<br />

ürünümüz olup ev yapımıdır.<br />

SLOGANIMIZ<br />

“SIZ DÜŞÜNÜN BIZ<br />

YAPALIM!”<br />

Pandemi süresince temizliğe ve hijyene<br />

verdiğimiz önemle bu alanda farklı açılarda<br />

perspektifimizi geliştirmeyi hedefliyoruz.<br />

Hazırlamış olduğumuz ürünleri önce<br />

ailemizle rahatlıkla kullanıp sonrasında<br />

hizmete hazır hale getiriyoruz. Arz daima<br />

talebin peşinden ortaya çıkar ilkesi<br />

ile harekete geçtik ; ihtiyaçlara uygun<br />

ürünler ve hizmetler sunarken, diğer<br />

taraftan yeni ürünler ve hizmetlerinde<br />

takipçisi olarak üretime devam etmeyi<br />

hedefliyoruz. Organik üretim ağında<br />

sabun ve temizlik ürünlerinin de büyük<br />

37 Eylül / Ekim 2021


KANSER OLMAK İSTEMİYORSANIZ,<br />

ENERJİ ALANINIZI<br />

TEMİZLETİN!<br />

Spiritüel Yaşam Koçu Hasret Köksel Tüylüce’den Narkoz<br />

Sağlık Dergisi okuyucularına öneriler:<br />

“RUHUMUZ<br />

HASTA OLMADAN;<br />

BEDENIMIZ OLMAZ”<br />

H<br />

ASTALIK fizik bedenimize, duygularımız aracılığı ile giriş<br />

yapar. Tüm hastalıkların zihinsel nedenlerinin olduğu artık<br />

birçok araştırmacı ve modern tıp tarafından da ortaya<br />

konmuştur. Bu hastalıklar, Enerji alanı dediğimiz, Enerji<br />

bedenlerimize kayıt olur. Birçok ekole göre insan bedenin de 4 tane<br />

enerji bedeni vardır. Eterik Beden, Duygu Bedeni, Zihin Bedeni ve<br />

Astral Bedendir. Enerji bedenlerinin her birinin ayrı bir görevi alanı<br />

vardır. Kendi içinde İç içe geçirgen, birbirine enerji aktaran ve kendi<br />

içinde soyut bir harmonik bir yapıya sahiptir. Fiziksel Bedenimiz,<br />

Enerji Alanı düzeyindeki algılara bağlıdır. Bilgiler görüştüğümüz kişiler<br />

ve yaşadığımız duygularla, fiziksel beden üzerinden, zihinsel bedene<br />

alınır, oradan da eterik beden yoluyla duygu bedene ulaştırılır. Astral<br />

beden alınan bilgileri, duygulara çevirerek, zihinsel bedene gönderir.<br />

Zihinsel beden de bu duyguları düşüncelere uyarlar.<br />

İşte bu enerji bedenleri içinde hastalıkların<br />

kayıt alanı ZİHİN BEDEN’ dir.<br />

Hasret Köksel Tüylüce / Spritüel Yaşam Koçu<br />

Hastalıklar zihinsel bedene duygularımız aracılığı ile kayıt olurlar. Yaşadığımız<br />

duygulara göre değişen hastalıklarımız; Zihinsel bedendeki<br />

kayıtlarla fizik bedene aktarılır. Örneğin: Migren, kişi cinsel olarak<br />

tatmin duygusunu yaşayamadığını hissettiğinde ve kendini hayat<br />

akışı içinde köşeye sıkışmış hissettiğinde bu durum duygusal düzeyde<br />

travma yaratır. İşte bu travma enerji alanınızdan temizlenmediğinde<br />

maalesef migren hastalığı olarak fizik bedende ortaya çıkar. Ya da<br />

Alerji, kişi kendini İfade etmekte zorlandığında ya da sürekli bir biçimde<br />

yaşadığı ortamda kendini susmak zorunda hissederek baskıladığında,<br />

hissettiği travmalar, kişinin fizik bedenin de Alerji ya da kaşıntı<br />

türleri diyebileceğimiz hastalıklar yaratır. Yaşadığınız travmaların yaşamınızı<br />

hangi boyutlarda etkilediğini gözünüzün önüne getirdiğinizde<br />

Enerji Alanınızın önemini daha iyi anlayabilirsiniz.<br />

38


Hastalıklar zihinsel bedene duygularımız aracılığı ile kayıt olurlar.<br />

Yaşadığımız duygulara göre değişen hastalıklarımız; Zihinsel<br />

bedendeki kayıtlarla fizik bedene aktarılır.<br />

ENERJI ALANI TEMIZLIĞI NEDIR?<br />

Şunu unutmamak lazımdır ki, Şifa Allaha Mahsustur. Şifa,<br />

Evrende birçok titreşim ve frekans yolu ile insanoğlunun<br />

enerji bedenlerinden geçer. Ve kişinin Enerji bedenlerinde<br />

oluşan Travmaları onarır. Ve kişiyi olumsuz enerjilerden,<br />

arındırabilecek potansiyele sahiptir. Enerji bedenlerimizde<br />

kayıtlı bulunan travmaları temizlemek bu noktada<br />

devreye girer. Şifa enerjisi ile Enerji Bedenlerindeki Kayıtlar<br />

(Hastalıkların Kayıtları) Deneyimli Şifa Uygulayıcıları<br />

aracılığı ile temizlenir. Ve böylece Fizik bedene aktarılacak<br />

kayıt olmayacağından, kişinin fizik bedeni hasta<br />

olmayacaktır. Arınıp, onarılan enerji alanına ise huzur,<br />

mutluluk, Şans, Bolluk bereket, keyif ve olumlu enerjiler<br />

akabilir. Bu nedenle; Şifa Kişinin enerji alanı üzerinde çok<br />

önemli bir amaca hizmet eder.<br />

Enerji alanımızı dengede tutmanın ilk kuralı Yaşam<br />

enerjilerimizi yüksek tutmaktır. Bu nedenle Yoga,<br />

Meditasyon ya da Ruhsal dengeyi sağlayabilecek<br />

çalışmalar, enerji bedenimize travma girmesine ve<br />

hasta olmaya engel olacaktır. Travma yaşasak bile<br />

sürekli yaşam enerjimizi yüksek de tuttuğumuzda bu<br />

durumu daha kolay atlatıp, normal günlük hayatımıza<br />

dönebiliriz. Bununla birlikte Olumlu düşünmek,<br />

spor yapmak ya da yürüyüş yapmak bizi her zaman<br />

denge de tutacaktır.<br />

39 Eylül / Ekim 2021


<strong>NARKOZ</strong> <strong>SAĞLIK</strong> <strong>DERGİSİ</strong><br />

AFRİKA FUARINDA<br />

İstanbul’da düzenlenen<br />

5’inci Dünya Sektörler<br />

Arası İşbirliği Forumu’na<br />

katılan Narkoz Sağlık<br />

Dergisi, sağlık turizmi<br />

ve kültürel alanda<br />

Gaziantep’i tanıtmaya<br />

devam ediyor.<br />

STANBUL Cevahir Otel’de, 14 Eylül<br />

İ<br />

tarihinde başlayan ve 16 Eylül’de<br />

sona eren Dünya Sektörler Arası<br />

İşbirliği Formu’na, Narkoz Sağlık<br />

Dergisi ile birlikte Türkiye’den de<br />

208, Afrika’dan 41 ülkeden 568 iş insanının<br />

katıldı. İstanbul’da düzenlenen foruma,<br />

Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Hasan<br />

Büyükdede katılım sağlarken, Dışişleri<br />

Bakan Yardımcısı Yavuz Selim Kıran ise<br />

video konferans ile katıldı.<br />

Sağlıkta yeni kapı Türkiye, Türkiye’de Gaziantep<br />

sloganıyla yola çıktıklarına dikkat<br />

çeken Narkoz Sağlık Dergisi İmtiyaz Sahibi<br />

Mezine SIRAKAYA; Afrika ülkelerinin<br />

Gaziantep için sağlık ve kültürel anlamda<br />

önemli bir Pazar oluşturacağını, fuara<br />

katılarak Gaziantep’e ekonomik anlamda<br />

Mezine SIRAKAYA<br />

Narkoz Sağlık Dergisi İmtiyaz Sahibi<br />

40


Dünya Sektörler<br />

Arası İşbirliği<br />

Formu’na, Narkoz<br />

Sağlık Dergisi ile<br />

birlikte Türkiye’den<br />

de 208, Afrika’dan<br />

41 ülkeden 568 iş<br />

insanının katıldı.<br />

katkı sağlamayı amaçladıklarını söyledi.<br />

Sırakaya; “yaklaşık 41 Afrika ülkesinden gelen<br />

iş insanları ve ziyaretçiler ile çok olumlu<br />

görüşmeler yaptık. Türkiye’de sadece<br />

İstanbul’un olmadığını, sağlık alanında<br />

Gaziantep hastaneleri ve doktorlarının da<br />

en az İstanbul kadar kaliteli hizmet verdiğini<br />

anlatırken, kültürel anlamda Gaziantep’i<br />

kesinlikle görmeleri gerektiğini tüm<br />

misafirlere anlatmaya çalıştık. Çok olumlu<br />

dönüşler aldık, bundan sonraki fuarlarda<br />

da bu çalışmalarımız devam edecek olup<br />

Gaziantep’in gelişin Afrika pazarından<br />

sağlık ve kültürel anlamda pay almasını<br />

sağlamak en büyük hedefimiz” dedi.<br />

Boğaziçi İhtisas Fuarcılık Ltd. Şti. Genel<br />

Müdürü Utku Bengisu da, Narkoz Sağlık<br />

Dergisi ve Gaziantep’in verdiği katkıya<br />

teşekkür ederek Gaziantep şehrinde de<br />

böyle bir organizasyonun yapılmasına<br />

sıcak baktıklarını söyledi.<br />

Yapılan açılış konuşmalarının ardından Sanayi<br />

ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Hasan<br />

Büyükdede, organizasyon firması yetkilileri<br />

fuara katılan firmaları tek tek ziyaret etti.<br />

41 Eylül / Ekim 2021


Kilonuzun Nedeni<br />

Yeteri Kadar<br />

Uyumamanız<br />

Olabilir<br />

Uykunun beden ve ruh sağlığımız<br />

üzerinde sayısız faydası bulunuyor. İyi<br />

bir gece uykusunun kilo vermeye ve ideal<br />

kiloyu korumaya yardımcı olduğunu<br />

anlatan Yataş Uyku Kurulu Üyesi Doktor<br />

Diyetisyen Çağatay Demir, uyku ve kilo<br />

arasındaki ilişkiyi bilimsel araştırmalar<br />

ışığında anlatıyor.<br />

U<br />

YKU ve kilo kontrolü arasındaki<br />

ilişki uzun zamandır biliniyor.<br />

İyi bir gece uykusunun<br />

sağlığa olan faydalarının yanı<br />

sıra kilo vermeye ve ideal kiloyu korumaya<br />

da yardımcı olduğu sık sık dile getiriliyor.<br />

Uzun yıllardır yapılan araştırmalarla<br />

6 saatten az uyuyan yetişkinlerin ve 10<br />

saatten az uyuyan çocukların fazla kilolu<br />

olma riskiyle karşı karşıya olduğunu belirlendi.<br />

Yataş Uyku Kurulu Üyesi Doktor<br />

Diyetisyen Çağatay Demir, günümüzde<br />

sürdürülen çalışmalarda ise uyku ve<br />

kilo kontrolü arasındaki bu bağlantının<br />

aslında sanıldığından da güçlü olduğunu<br />

ortaya koyduğunu belirtiyor.<br />

Çağatay Demir<br />

Yataş Uyku Kurulu Üyesi<br />

Doktor Diyetisyen<br />

42


Az uyuyanlar daha fazla karbonhidrat tüketiyor<br />

Dr. Dyt. Demir, bu çerçevede Colorado<br />

Üniversitesi’nde 16 sağlıklı erkek ve kadın üzerinde<br />

gerçekleştirilen 2 haftalık bir uyku deneyini şöyle<br />

anlatıyor: “Denekler metabolizmalarının, tükettikleri<br />

oksijenin ve ürettikleri karbondioksitin izlendiği özel<br />

odalara alındı. Yedikleri her yiyecek kayıt altına alındı<br />

ve uyku saatleri kesin olarak belirlendi. Amaç, yetersiz<br />

uykunun bir haftalık bir sürede bile kişinin kilosunu,<br />

davranışlarını ve fizyolojisini nasıl etkileyebileceğini<br />

göstermekti. Araştırmacılar, geç saatlere kadar uyanık<br />

kalan ve 6 saatten az uyuyan insanlarda ilk olarak<br />

bir metabolizma hızlanışı tespit etti, günde ortalama<br />

111 kalori daha fazla harcadığı görüldü. Ancak kalori<br />

harcamasındaki artışa rağmen az uyuyan grup,<br />

günde 9 saat uyuyan diğer gruba kıyasla çok daha<br />

fazla yemek yedi. Ve bu davranışsal değişiklik, az<br />

uyuyan gruba birinci haftanın sonunda ortalama 1<br />

kilo aldırmıştı. İkinci hafta boyunca, ilk olarak 9 saat<br />

uyutulan grup 5 saat uyutulmaya; ilk olarak 5 saat<br />

uyutulan grup da 9 saat uyutulmaya başlandı. İlk<br />

hafta az uyuyup kilo alan grubun, yeterli miktarda<br />

uyumaya başlayınca, aldığı kilonun bir kısmını<br />

verdiği tespit edildi. Üniversitenin uyku laboratuvarı<br />

direktörü Kenneth Wright’a göre az uyumak kişinin<br />

yediği yiyecek miktarını arttırmakla kalmıyor,<br />

yediği yiyeceklerin niteliğini değiştirmesine de sebep<br />

oluyor. Buna göre, kişiler az uyudukları zaman<br />

karbonhidratları daha fazla tüketme eğiliminde<br />

oluyorlar. Bu insanların gün içinde yemek yedikleri<br />

saatler, yani beslenme düzenleri de değişime uğruyor.<br />

Az uyuyan insanlar nispeten daha küçük kahvaltılar<br />

yapıp asıl kalorilerini akşam saatlerinde ve özellikle<br />

akşam yemeğinden sonra almaya yatkın oluyor.<br />

Akşam yemeğinden sonraki atıştırmalıklar dâhilinde<br />

tükettikleri kaloriler, günün diğer bütün öğünlerinde<br />

tükettikleri kalorileri geçebiliyor.”<br />

YETERSIZ UYKU YAĞ<br />

HÜCRELERINI 20 YIL<br />

YAŞLANDIRIYOR<br />

Yataş Uyku Kurulu Üyesi Dr. Dyt Çağatay<br />

Demir, genel itibarıyla az uyuyan kişilerin<br />

yüzde 6 oranında daha fazla kalori aldığına<br />

dikkat çekiyor. Az uyuyan kişilerin daha<br />

fazla uyuduklarında daha sağlıklı yemeye,<br />

daha az karbonhidrat ile daha az yağ<br />

tüketmeye başladıklarını belirten Dr. Dyt.<br />

Demir, araştırmalara göre az uykunun<br />

kişinin biyolojik saatini değiştirdiğine, sabah<br />

çok az kahvaltı etmelerinin ya da hiç<br />

kahvaltı etmemelerinin de nedeninin buna<br />

bağlı olduğunu anlatıyor.<br />

Yetersiz uykunun yağ hücrelerinin<br />

biyolojisini de değiştirdiğini söyleyen Dr.<br />

Dyt. Demir, bu değişimi şöyle anlatıyor:<br />

“Chicago Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada<br />

deneklerin 8,5 saatlik uykudan<br />

4,5 saatlik uykuya yapılan geçişi izlendi.<br />

Katılımcıların az uyuduğu 4. gecenin<br />

sonunda yağ hücrelerinin insülin hormonuna<br />

olan hassasiyeti azaldı, diyabet ve<br />

obeziteyle bağlantılı metabolik değişimler<br />

gözlendi. Araştırmaya göre az uyumak<br />

metabolik olarak yağ hücrelerini 20 yıl<br />

yaşlandırıyor. Harvard Toplum Sağlığı<br />

Merkezi Obeziteyi Önleme Birimi’nde 68<br />

bin orta yaşlı Amerikalı kadın ile 16 yıllık bir<br />

süre zarfında yapılan bir başka çalışmaya<br />

göre 5 ve daha az saat uyuyan kişilerin, 7<br />

ve daha fazla uyuyan kişilere kıyasla obeziteye<br />

yüzde 15 daha fazla yatkın olduğu<br />

tespit edildi.”<br />

6 SAATTEN AZ UYUYAN<br />

KIŞILER DÜZENSIZ<br />

BESLENIYOR<br />

Yetersiz uykunun açlığı kontrol eden<br />

hormonları da etkileyebileceğine dikkat<br />

çeken Dr. Dyt. Demir, 2004 yılında<br />

yürütülen küçük çaplı bir çalışmaya göre,<br />

az uykuya maruz kalan genç erkeklerin<br />

açlık hormonu adı verilen ve iştahı arttıran<br />

“girelin” seviyelerinin arttığı, tokluk<br />

hormonu “leptin” seviyelerinin azaldığı belirtiyor.<br />

Geç saatlere kadar ayakta kalan<br />

insanların geceyi uyuyarak geçiren<br />

insanlara göre yemek için çok<br />

daha fazla zamanları<br />

olduğundan gün<br />

içinde daha fazla<br />

kalori aldıkları da<br />

hatırlatan Dr. Dyt.<br />

Demir, “Japon işçilerle<br />

yapılan bir<br />

çalışma; 6 saatten<br />

az uyuyan işçilerin<br />

dışarıda yemeye, düzensiz<br />

saat aralıklarıyla<br />

yemeye ve 6 saatten fazla<br />

uyuyan insanlara kıyasla<br />

daha fazla atıştırmaya meyilli<br />

olduklarını ortaya koydu. Ayrıca<br />

yeterli uyumayan kişiler, gün<br />

içinde daha yorgun hissediyor,<br />

bu da fiziksel aktivite<br />

için isteksizliğe sebep<br />

oluyor. Dolayısıyla<br />

bu kişilerin daha az<br />

aktif oldukları ve daha kolay kilo aldıkları<br />

biliniyor. Bunların yanı sıra laboratuar<br />

çalışmalarında az uyuyan kişilerin vücut<br />

ısılarının daha düşük olduğu belirlendi. Bu<br />

düşüş, enerji harcamasının azalmasına<br />

neden olabiliyor. İyi ve yeterli uyku obezite<br />

problemini tamamen çözmeyebilir ama<br />

ancak uyku alışkanlıklarına dikkat etmek<br />

kişilerin kilo kontrolü sağlamalarına yardımcı<br />

olabilir”<br />

diyor.<br />

43 Eylül / Ekim 2021


Mehmet Emin TATLI<br />

İndex Ekonomi Bağımsız Denetim A.Ş. Yön.Krl. Bşk.<br />

<strong>SAĞLIK</strong> TURIZMI VE<br />

EKONOMIYE KATKISI<br />

Şehrimizde onlarca hastane ve medikal kuruluş bulunmaktadır. Her<br />

birisi şehrimize ayrı ayrı güzel hizmetlerde bulunmaktadır.<br />

Şifa dağıtan sağlık çalışanları ve hastaneler aynı zamanda yurt dışına<br />

da açılmalıdırlar.<br />

Nasıl mı? Sağlık turizmini başlatarak.<br />

<strong>SAĞLIK</strong> turizmi veya diğer adı ile medikal turizm; kısaca bireylerin hem koruyucu hem tedavi<br />

edici hem rehabilite edici hem de sağlığı geliştirici hizmetleri almak amacı ile yaşadıkları ülke<br />

dışında bir ülkeye ziyaretleridir.<br />

Sağlık turizmi, uluslararası sağlık amaçlı hareketlilik potansiyelini kullanarak sağlık kuruluşlarının büyümesine<br />

imkan verir.<br />

Ülkemize gelen ve sağlık turizminden faydalananların TUİK verilerine göre istatistikleri şöyledir.<br />

Ülkemizin turizm gelirlerinde sağlık harcamalarının payı 2002 yılında %1 seviyesindeyken 2020 yılında<br />

bu oran %4,5 ’lara yükselmiştir.<br />

2019 yılında sağlık turizmi ve turistiğin sağlığı kapsamında ülkemizde 662.087 hasta sağlık hizmeti<br />

almıştır. Sağlık ve tıbbi nedenlerle gelen yabancı ziyaretçi ve yurt dışında ikamet eden vatandaş<br />

ziyaretçilerden elde edilen turizm geliri 2019 yılında 1 milyar 65 milyon 105 bin ABD Doları tutarında<br />

gerçekleşmiştir..<br />

44


Ülkemize gelen sağlık turisti sayıları<br />

2020 yılında yaşanan küresel salgın sebebiyle sağlık<br />

turisti sayısında gözle görülür bir azalma meydana<br />

gelmiştir. 388 bin 150 hasta, sağlık hizmeti<br />

almak için Türkiye’yi tercih etmiştir. Sağlık turizmi<br />

ve tıbbi nedenlerle gelen yabancı ziyaretçi ve yurt<br />

dışında ikamet eden vatandaş ziyaretçilerden elde<br />

edilen turizm geliri, 2020 yılında 548 milyon 882<br />

bin dolara gerilemiştir.<br />

Hala ülkemizde ve şehrimizdeki potansiyele<br />

baktığımızda bölgeye yakın ülkeleri de düşündüğümüzde<br />

şehrimiz açık ara bir potansiyeli<br />

barındırmaktadır.<br />

2021 yılının ilk iki çeyreğinde 218.895 kişi sağlık<br />

hizmeti almış ve buradan elde edilen gelir 393 milyon<br />

688 bin ABD doları tutarında gerçekleşmiştir.<br />

Sağlık turizmi gelirler (Bin USD)<br />

Uluslararası hastaların en çok tercih ettiği klinik<br />

branşlar sırasıyla; Kadın hastalıkları, iç hastalıkları,<br />

göz hastalıkları, tıbbi biyokimya, genel cerrahi, diş<br />

hekimliği, ortopedi ve travmatoloji, enfeksiyon<br />

hastalıkları ve kulak-burun-boğaz, şeklindedir.<br />

Bunlardan bazıları şöyledir;<br />

Termal sağlık, medikal ürünler,<br />

yaşlı rehabilitasyonu, engelli<br />

sağlığı gibi tedavi çeşitlerini<br />

barındıran sağlık turizmi aynı<br />

zamanda devletimiz tarafından da<br />

bazı teşvikleri barındırmaktadır.<br />

Ayrıca uluslararası hasta<br />

sınıflaması Sağlık Bakanlığı<br />

tarafından aşağıdaki şekilde<br />

yapılmıştır;<br />

İkamet ettiği yerden başka bir<br />

yere sağlık kazanmak amacıyla<br />

seyahat eden kişilere “Medikal<br />

Turist” denmek suretiyle<br />

destek kapsamına alınmıştır.<br />

Devletin buradaki amacı<br />

ülkedeki sağlık sektörünün<br />

daha da gelişmesidir.<br />

Şehir ekonomisine katkı<br />

sunan sağlık turizmi aynı<br />

zamanda ülkemize de döviz<br />

girdisi sağladığı için ülkemizde<br />

yaşanan döviz açığına da<br />

fayda sağlayacaktır.<br />

Teşvikler<br />

• Acenta Komisyon Desteği (Aracılara ödenen komisyonlar)<br />

• Belgelendirme Desteği (Kalite Test Analiz Belgeleri)<br />

• Danışmanlık Desteği<br />

• Hasta Yol Desteği<br />

• KDV Muafiyeti<br />

• Kurumlar Vergisi Muafiyeti<br />

• Münhasıran Yurtdışına Yönelik Olarak Yurtiçinde<br />

Gerçekleştirilen Tanıtım ve Eğitim Faaliyetlerinin Desteklenmesi<br />

• Rapor ve Yurtdışı Şirket Alımına Yönelik Danışmanlık Desteği<br />

• Reklam, Tanıtım ve Pazarlama Desteği (Sosyal Medya,<br />

gazete, dergi, televizyon, katalog vb.)<br />

• Tercümanlık Hizmetleri Desteği<br />

• Tescil ve Koruma Desteği (Marka Tescil Desteği)<br />

• Teşvik Türü<br />

• Yurt Dışı Birim Kira Desteği (Ön Tanı Merkezi, Ofis vb.)<br />

• Yurtdışı Fuar, Kongre, Konferans, Seminer, Festival<br />

Katılımlarına Yönelik Destek Programı<br />

45 Eylül / Ekim 2021


Acıoğlu:<br />

“Şizofreni suç değil, hastalıktır”<br />

Gaziantep Şizofreni Hastaları ve Yakınları Dayanışma Derneği Başkanı<br />

Serpil Acıoğlu, 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü dolayısıyla yaptığı<br />

açıklamada, şizofreni hastalarının devletle ve toplumla gönül bağını<br />

kurma mücadelesi verdiklerini söyledi.<br />

Ş<br />

İDDET HASTALIĞIN<br />

TEMEL ÖZELLİĞİ<br />

DEĞİLDİR”<br />

“Şizofreni; kişilik özelliği, zeka belirtisi, hakaret,<br />

delilik ve suç değildir, sadece hastalıktır”<br />

diyen Şizofreni Hastaları ve Yakınları<br />

Dayanışma Derneği Başkanı Acıoğlu,<br />

“Şizofreni de tıpkı kanser, diyabet, obezite<br />

ve organ yetmezliği gibi bir hastalıktır.<br />

Şizofreni; düşünceleri, algıları, duyguları,<br />

toplumsal ilişkileri ve davranışları etkileyen<br />

ruhsal bir hastalıktır. Şizofreni hastalarında<br />

şiddet eğilimi, normal sağlıklı bireylerle<br />

paralellik gösterir, hastalarda öngörülüp<br />

engellenebilir ve hastalığın temel özelliği<br />

değildir” diye konuştu.<br />

“DAMGALAMA VE DIŞLAMA<br />

BÜYÜK SORUN”<br />

Şizofreni hastalarının yaşadığı en büyük<br />

sorunlardan birinin, “damgalanma ve<br />

dışlama” olduğunu ifade eden Başkan<br />

Acıoğlu, 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü<br />

dolayısıyla yaptığı basın açıklamasında<br />

şunları söyledi:<br />

“Damgalama (stigma); şizofreni hastaları<br />

ve yakınlarının devletle ve toplumla gönül<br />

bağını koparan sosyal şiddet olgusu olarak<br />

en temel evrensel insan hakları ve toplumsal<br />

ahlak meselelerinden biridir. Hastalığı<br />

yargılamanın, hastaları dışlamanın ve aşağılamanın<br />

hiçbir ahlaki ve manevi değerde<br />

yeri yoktur.<br />

GÖNÜL BAĞI KURMA<br />

MÜCADELESİ VERİYORUZ<br />

Dernek olarak; tüm ön yargılara, dışlamalara<br />

ve zorluklara rağmen; şizofreni<br />

hastaları ve yakınlarının devletle ve toplumla<br />

gönül bağını kurma mücadelemizi<br />

kararlılıkla sürdürmekteyiz. Gönül bağının<br />

anahtarı ‘barış’tır. Barış ise tüm toplum<br />

kesimlerini önemli manevi değerlerde<br />

buluşturabilen bir güçtür. Bu nedenle;<br />

şizofreni hastaları ve yakınlarının onurlu<br />

yaşam hakkını kabul etmenin temel<br />

esaslarını; ‘Herkes Burada’ temasıyla 11<br />

Nisan Dünya Şizofreni ile Mücadele Günü<br />

Bildirisi’nde ele aldık.<br />

TOPLUMSAL DEĞERLERİ<br />

BİRLİKTE İNŞA EDELİM<br />

Şehrimizin öncü sivil toplum örgütlerinin<br />

desteğiyle bildirimizi; Sayın Cumhurbaşkanımıza,<br />

ilgili bakanlıklarımıza ve Gaziantep<br />

milletvekillerimize gönderdik. 10 Ekim<br />

Dünya Ruh Sağlığı Günü vesilesiyle;<br />

‘Barışa El Ver’ temasıyla tüm sivil toplum<br />

örgütlerimizi yeniden bildirimize destek<br />

olmaya davet ediyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımıza,<br />

hitabımızda belirttiğimiz gibi;<br />

‘İnsanlık adına önemli toplumsal değerleri<br />

birlikte inşa etme dileğiyle’ kamuoyuna<br />

saygıyla duyurulur.”<br />

46


Bağırsaklar ile ilgisiz görünen kronik ağrılar, depresyon, anksiyete ve diğer pek çok nörolojik<br />

hastalık, bağırsaklar düzelince düzelir, tedaviye daha iyi yanıt verir. Onun için hem<br />

sağlığımız hem de yaşam kalitemiz için bağırsaklarda sorun olmaması gerekir. Aslında<br />

bağırsak sağlığımız ne kadar iyiyse, kendimizi o kadar mutlu hissederiz. Çünkü bağışıklık<br />

sistemi hücrelerinin yüzde 70’i bağırsaklarda bulunur.<br />

Uzmanlardan<br />

bağırsak uyarısı<br />

Genel Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Yavuz Çapan,<br />

bağırsakların ikinci beyin olarak kabul edildiğini<br />

belirterek, ağrı, depresyon, anksiyete gibi bir çok<br />

hastalığa neden olabileceğini kaydetti.<br />

OPR. DR. YAVUZ ÇA-<br />

PAN, sindirim sistemi ve<br />

bağırsakların vücudun tümünü<br />

ilgilendiren önemli bölgelerden<br />

olduğunu belirterek, “Bağırsaklar ile<br />

ilgisiz görünen kronik ağrılar, depresyon,<br />

anksiyete ve diğer pek çok nörolojik<br />

hastalık, bağırsaklar düzelince düzelir,<br />

tedaviye daha iyi yanıt verir. Onun için<br />

hem sağlığımız hem de yaşam kalitemiz<br />

için bağırsaklarda sorun olmaması gerekir.<br />

Aslında bağırsak sağlığımız ne kadar<br />

iyiyse, kendimizi o kadar mutlu hissederiz.<br />

Çünkü bağışıklık sistemi hücrelerinin yüzde<br />

70’i bağırsaklarda bulunur. Bu sistemi<br />

sağlıklı tutmamız genel vücut sağılığımızı<br />

direkt ilgilendirir” dedi.<br />

YANLIŞ VE YETERSIZ<br />

BESLENME<br />

Yavuz Çapan, yanlış ve yetersiz beslenmenin<br />

birçok hastalığa yol açabileceğini<br />

kaydederek, “Yüksek stres, çok az uyku,<br />

işlenmiş ve yüksek şekerli yiyecekler<br />

yemek gibi modern yaşamın birçok yönü,<br />

bağırsak mikrobiyomumuza zarar verdiği<br />

zaman, bu zarar beyin, kalp, bağışıklık sistemi,<br />

cilt, kilo, hormon seviyeleri, besinleri<br />

emme yeteneği ve hatta kanser gelişimi<br />

gibi sağlığımızın diğer yönlerini etkileyebilir.<br />

Sağlıklı beslenmek, gereksiz antibiyotik<br />

alımından, stres, sigara ve alkolden uzak<br />

durmak bağırsaklarımızda bulunan iyi bakterilerin<br />

sayısını arttırır” şeklinde konuştu.<br />

Bağırsakların ve bağışıklığın gelişmesi için<br />

önerilerde de bulunan Çapan, “Gelişen<br />

sağlıklı bağırsak florası, hastalıklara karşı<br />

koymada daha başarılı olur ve sindirimimizin<br />

son aşaması olan bağırsaklarda toksik<br />

öğelerin atılımı gerçekleşir. Sağlıksız bir<br />

flora ise bağırsaklardaki bariyerlerin bozulmasına<br />

ve toksik maddelerin geri emilmesine<br />

neden olur. Bu emilim sonucunda<br />

Opr. Dr. Yavuz Çapan / Genel Cerrahi Uzmanı<br />

bağışıklık sistemimiz bozulur ve birçok<br />

rahatsızlıklar ortaya çıkar. Bağırsakta bulunan<br />

ve sindirim işleminde yardımcı olan<br />

canlı organizmaların bütününe bağırsak<br />

florası denir. Vücudumuzda bulunan bu<br />

bakteriler sindirimi kolaylaştırır. Kısaca<br />

ne yediğiniz değil, neyi sindirebildiğiniz<br />

önemlidir. Genelde bağırsaklarımız ve<br />

bağışıklığın güçlenmesi için yoğurt, lahana<br />

turşusu, kepekli ekmek, badem, hindistan<br />

cevizi, tarçın, zeytinyağı, bezelye, lahana,<br />

zencefil, sarımsak, omega-3 zengini<br />

olan somon balığı tercih edilebilinir” diye<br />

konuştu.<br />

47 Eylül / Ekim 2021


İdrar kaçırmayı ciddiye alın,<br />

MESANE KANSERINI IŞARET<br />

EDIYOR OLABILIR!<br />

Sigara formülündeki yüzlerce<br />

zararlı maddeyle birlikte vücuda<br />

alındıkça kanserlerin önüne<br />

geçmek neredeyse imkansız.<br />

Özellikle de bazı hastalıkların<br />

en önemli risk faktörü haline<br />

gelen sigara, mesane kanserinde<br />

olduğu gibi zirveyi kimselere<br />

bırakmıyor. Avrasya Hastanesi<br />

Onkoloji Radyasyon Onkoloji<br />

Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Vecdi<br />

Ertekin, mesane kanseri hakkında<br />

bilinmesi gerekenleri anlattı.<br />

Prof. Dr. Mustafa Vecdi Ertekin<br />

Avrasya Hastanesi Onkoloji Radyasyon Onkoloji Uzmanı<br />

E<br />

RKEKLERDE DAHA<br />

SIK GÖRÜLÜYOR…<br />

Böbrekten idrar yolları ile<br />

gelen idrarı depolayan<br />

organa mesane denir. Mesanede<br />

oluşan kötü huylu tümörler ise<br />

mesane kanseri olarak adlandırılır. Her<br />

yıl binlerce yetişkin insanı etkileyen<br />

mesane kanseri, erkeklerde kadınlara<br />

oranla daha sık görülmektedir.<br />

BELIRTILERI GÖRMEZDEN<br />

GELMEYIN!<br />

• İdrardan kan gelmesi (Genellikle<br />

ağrısız bir şekilde kendini gösterir)<br />

• Alt karın bölgesinde ağrı,<br />

• İdrar yaparken ağrı,<br />

• İdrar yaparken yanma hissi,<br />

• Sık idrara çıkma.<br />

Dolaylı olarak gözlemlenen diğer<br />

belirtiler ise;<br />

• İstemsiz kilo kaybı,<br />

• Anemi,<br />

• Baş ağrısı,<br />

• Halsizlik,<br />

• Kemik hassasiyeti,<br />

• Kemik ve karın ağrısı,<br />

• Cinsel ilişki sırasında ağrı.<br />

HASTALIĞI ORTAYA<br />

ÇIKARAN ETKENLER<br />

NELERDIR?<br />

Mesane kanseri, mesanede<br />

bulunan hücrelerin anormal şekilde<br />

büyümesiyle oluşur. Oluşan hücreler,<br />

normal oranda büyüyüp bölünmek<br />

yerine kontrolsüzce büyüyüp<br />

ölmelerine yol açan bir mutasyona<br />

uğrar. Bu mutasyon sonucunda<br />

Patolojik testlere göre uygulanacak tedavinin<br />

seyri ve yöntemi belirlenir. En çok kullanılan<br />

yöntemler; cerrahi işlemler, kemoterapi ve<br />

radyasyon tedavisidir.<br />

48


Mesane kanseri, mesanede bulunan hücrelerin anormal şekilde büyümesiyle oluşur. Oluşan<br />

hücreler, normal oranda büyüyüp bölünmek yerine kontrolsüzce büyüyüp ölmelerine yol<br />

açan bir mutasyona uğrar. Bu mutasyon sonucunda ise kanserli hücreler meydana gelir.<br />

ise kanserli hücreler meydana gelir. Bu<br />

tabloyu oluşturan ana etmenler ise;<br />

• Sigara ve tütün ürünlerini kullanmak,<br />

• Radyasyon ve kimyasallara maruz<br />

kalmak,<br />

• Parazit enfeksiyonları,<br />

• Mesane iç duvarının kronik tahrişi,<br />

• İleri yaş,<br />

• Cinsiyet faktörü (Erkeklerde daha fazla<br />

görülmektedir)<br />

3 TIP MESANE KANSERI<br />

TÜRÜ VARDIR<br />

Değişici epitel hücreli karsinom: En sık<br />

görülen tiplerin başında gelir. Bu türde<br />

kanser, mesanenin iç yüzeyini döşeyen<br />

ve epitel hücrelerden kaynaklanmaktadır.<br />

Mesane kanserlerinin %90’a yakını<br />

değişici epitel hücreli karsinom sebebiyle<br />

meydana gelmektedir.<br />

Yassı epitel hücreli karsinom: Mesane<br />

kanseri türleri içinde az rastlanan türlerin<br />

başında gelmektedir. Oluşan uzun süreli<br />

iritasyon ve enfeksiyon sonucu mesanede<br />

gelişen yassı epitel hücreler sebebiyle<br />

medyana gelir.<br />

Adenokarsinom: Mesane kanseri türleri<br />

içinde % 3’lük bir dilimi kapsamaktadır.<br />

Bu tür, mesanede salgı yapan glandüler<br />

hücrelerden kaynaklanmaktadır. Glandüler<br />

hücreler ise mukus yapımında görev<br />

yapar.<br />

MESANE KANSERI NASIL<br />

TEŞHIS EDILIR?<br />

Mesaneden alınan idrarın mikroskop<br />

altında incelenmesi en önemli tanı<br />

yöntemidir. Mesane kanseri teşhisinde<br />

radyolojik tanı araçlarından ultrasonografi,<br />

bilgisayarlı tomografi, MRI duyarlı<br />

yöntemler kullanılmaktadır. Kesin tanı için<br />

mesane endoskopisi gereklidir.<br />

TEDAVI SÜRECI<br />

Öncelikle patolojik testlere göre<br />

uygulanacak tedavinin seyri ve yöntemi<br />

belirlenir. En çok kullanılan yöntemler;<br />

cerrahi işlemler, kemoterapi ve<br />

radyasyon tedavisidir. Cerrahi yöntem,<br />

hastalığın evresine bağlı olarak tek<br />

başına uygulanabileceği gibi diğer<br />

tedavi yöntemleriyle birlikte de tercih<br />

edilebilir. Kemoterapi genel olarak<br />

cerrahi işlemden sonra uygulanır.<br />

Kemoterapideki amaç kanser hücrelerinin<br />

verilen ilaç ile yok edilmesidir. Radyasyon<br />

Böbrekten idrar yolları<br />

ile gelen idrarı depolayan<br />

organa mesane denir.<br />

Mesanede oluşan<br />

kötü huylu tümörler<br />

ise mesane kanseri<br />

olarak adlandırılır. Her<br />

yıl binlerce yetişkin<br />

insanı etkileyen mesane<br />

kanseri, erkeklerde<br />

kadınlara oranla daha sık<br />

görülmektedir.<br />

terapide ise X ışınları veya yüksek enerjili<br />

ışınlar kullanılarak kanserli hücreleri<br />

yok etmek amaçlanır. Tedavinin<br />

sürekliliği iyileşme açısından oldukça<br />

önemlidir. Hastaların korona virüsünden<br />

korunmak için hastaneye gitmeyerek<br />

tedavisine ara vermesinin hastalığın<br />

seyrini kötüleştireceğini kavraması<br />

gerekmektedir. Bu noktada hastaneler<br />

tüm önlemlerini almaktadır ve hastaların<br />

tedavilerine devam etmektedir.<br />

49 Eylül / Ekim 2021


TIRNAK TÜMÖRLERİ<br />

TIRNAK MANTARIYLA<br />

KARIŞABİLİYOR<br />

Tırnakların pembe ve pürüzsüz olması<br />

güzellik ve sağlığı ifade ediyor. Çeşitli<br />

hastalıklar ya da tırnağın kendi<br />

hastalıkları tırnağın bu yapısının<br />

bozulmasına neden olabiliyor. Tırnak<br />

tümörleri bu hastalıklar arasında yer<br />

alıyor. Yaygın olarak görülen tırnak<br />

mantarları ise tırnak tümörleriyle<br />

karıştırılabiliyor ve bu durum da<br />

tedavinin gecikmesine sebep olabiliyor.<br />

Memorial Şişli ve Ataşehir Hastaneleri<br />

Dermatoloji Bölümü’nden Prof. Dr.<br />

Necmettin Akdeniz, tırnak tümörleri ve<br />

tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.<br />

P<br />

ARMAK uçlarında dokunma duyusunu sağlayan<br />

sinir hücreleri yoğun bir şekilde bulunmaktadır.<br />

Tırnaklar, tutma işlevinde destektir ve el ve ayak<br />

parmaklarının uçları için önemli bir koruyucu işleve<br />

sahiptir. Tırnak tümörleri tırnak ve tırnak yatağında meydana<br />

gelen iyi ya da kötü huylu kitlelerdir. Tırnak tümörlerinin<br />

çoğu iyi huyludur. Tırnak tümörlerinin bazıları ellerde bazıları<br />

ise ayaklarda daha sık görülebilmektedir. Özellikle ayak ve<br />

el başparmaklarında ortaya çıkmaktadır. İyi huylu (selim<br />

50


tümörler) ve kötü huylu (kanserler) tümörler tırnağı etkileyerek tırnağın yapısında<br />

ve renginde değişikliklere yol açabilir. İyi huylu tırnak tümörleri; miksoid tümörler,<br />

glomus tümörleri, piyojenik granülomlar, onikomatrikoma ve onikopapilloma<br />

tümörleridir. Kötü huylu tırnak tümörleri ise Bowen hastalığı, skuamöz hücreli<br />

karsinom ve malign melanomdur.<br />

TIRNAK TÜMÖRÜ SIKLIKLA TIRNAK MANTARI<br />

ILE KARIŞIYOR<br />

Tırnak tümörleri sıklıkla tırnak mantarı ile karıştırılmaktadır. Tırnak mantarında<br />

tırnak sarı-beyaza döner, kalınlaşır ve yapısında bozulmalar olmaktadır. Doğru<br />

tanı konulamayan tırnak tümörleri tırnak mantarı sanılarak uzun süre mantar<br />

tedavisi uygulanabilmektedir. Tırnak mantarı olarak değerlendirilen ve bu yönde<br />

tedavi uygulanan bir tırnak tümörünün erken aşamada tedavi edilmesi de gecikebilmektedir.<br />

GÜNEŞ IŞINLARI EN ÖNEMLI NEDENLER<br />

ARASINDADIR<br />

Diğer deri kanserlerinde olduğu gibi tırnak tümörlerinin de en önemli nedeni<br />

güneş ışınlarıdır. Tırnak tümörünün diğer nedenleri arasında kronik travmalar,<br />

kimyasal maruziyetler, radyasyon tedavileri, bağışıklık sistemini baskılayan lenfoma,<br />

lösemi gibi kanser türleri ve kemoterapi gibi immün sistemi etkileyen ilaçlar<br />

ve enfeksiyonlar (AIDS) bulunmaktadır. Bu nedenlerin dışında kronik her türlü<br />

yara ve kanamada kanser olasılığının düşünülmesi gerekmektedir.<br />

TIRNAĞIN YAPISININ BOZULMASIYLA<br />

FARK EDILIYOR<br />

Tırnak tümörleri, tırnak yapısında ve şeklinde çatlama, kalınlaşma, kırılma gibi şekil<br />

bozuklukları, tırnak altında kitleler, şişlikler olarak belirti verebilmektedir. Kötü<br />

huylu tümörlerde ise tırnakta renk değişiklikleri ile birlikte tırnak altında şişlik<br />

oluşması ve kanama görülebilir. Tırnak plağı, tırnak yatağı ve tırnağın etrafında siyah<br />

ya da kahverengi renk değişikliklerinin olması ve etrafa yayılması ve iyileşmeyen<br />

yaralar da kötü huylu tırnak tümörlerinin belirtileri arasında bulunmaktadır.<br />

TÜMÖR CERRAHI YÖNTEMLE ALINIYOR<br />

Tırnak tümörünün tanısını muayene, dermoskopik inceleme ve gerekli görülen<br />

durumlarda tırnak biyopsisi ile konulmaktadır. Dermatoloji uzmanı bir hekim<br />

muayene ve dermoskop ile yapacağı dermoskopik inceleme sonrası çoğunlukla<br />

tırnak tümörü olup olmadığını belirleyebilmektedir. Kanserden şüphelenilen<br />

durumlarda tırnak ve tırnak altı biyopisisi yapılarak tanı kesinleştirilerek tümör en<br />

kısa sürede cerrahi yöntemlerle alınmaktadır.<br />

Prof. Dr. Necmettin Akdeniz<br />

Memorial Şişli ve Ataşehir Hastaneleri<br />

Dermatoloji Bölümü<br />

GEÇ FARK EDILEN<br />

TIRNAK KANSERI IÇ<br />

ORGANLARA DAHI<br />

SIÇRAYABILIYOR<br />

Tırnak tümörleri sıklıkla cerrahi olarak<br />

tedavi edilmektedir. Tümörün olduğu<br />

bölge lokal anestezi ile uyuşturulup<br />

tümör için uygun olan cerrahi işlemler<br />

yapılmaktadır. Tırnak tümörleri küretaj<br />

yöntemi, elektrokoter ile yakarak ya da<br />

radyoterapi ile tedavi edilebilmektedir.<br />

Tümörlerin türü değişse bile çoğunlukla<br />

en başarılı tedavi yaklaşımı tümörlerin<br />

cerrahi tedavisidir. Erken dönemde<br />

ve ilerlememiş iyi ya da kötü huylu<br />

tümörler kolaylıkla tedavi edilebilirken<br />

geç fark edilen tırnak kanseri yayılarak iç<br />

organlara dahi sıçrayabilmektedir.<br />

Tırnak tümörlerinin geç fark edilmesi<br />

o parmağın ya da eklemin kesilmesine<br />

(ampütasyon) kadar gidebilmektedir. Bu<br />

sebeple tırnakta meydana gelen değişikliklerin<br />

mutlaka bir uzman tarafında<br />

kontrol edilmesi, düzenli doktor muayeneleri<br />

tırnak kanserine karşı alınacak en<br />

iyi önlemler arasında bulunmaktadır.<br />

51 Eylül / Ekim 2021


ÇOCUĞUNUZ<br />

SİZE BAĞIMLI MI?<br />

Sena Sivri<br />

Acıbadem Fulya Hastanesi Uzman Psikolog<br />

“Çocuğum bana<br />

yapışık”, “Bir dakika<br />

ayrılamıyoruz, hiçbir yere<br />

gitmeme izin vermiyor”,<br />

“Okula bırakmak bir<br />

dert; ağlıyor, gitmek<br />

istemiyor”, “Parkta<br />

oynarken bile beni<br />

yanında istiyor”… Eğer<br />

siz de sık sık bu cümleleri<br />

sarf ediyorsanız, dikkat!<br />

Bu yakınmalarınız<br />

çocuğunuzun size<br />

‘bağlı’ olmaktan ziyade<br />

‘bağımlı’ olduğunu<br />

gösteriyor!<br />

TÜM dünyayı etkisi altına alan<br />

Covid-19 pandemisi hemen her<br />

ailenin yaşam düzeninde köklü<br />

değişimlere sebep oldu. Evler<br />

birer işyeri ve okul, ebeveynler de öğretmen<br />

oldu. Aile bireylerinin birbirleriyle<br />

geçirdikleri zamanın çokça artması hem<br />

pozitif hem negatif birçok sonucu da<br />

beraberinde getirdi. Çocukların okuldan,<br />

sosyal ortamlardan uzak kalmaları, akran<br />

sosyalleşmesinin ortadan kalkması, tüm<br />

bu ihtiyaçların giderilmesi görevini anne<br />

babalara vermiş oldu. Bununla birlikte<br />

çocukların anne babalarına olan bağlılık<br />

ve talepleri de çok daha arttı. Hatta bazı<br />

çocuklarda bu durum daha da ileriye<br />

gidip, çocuğun bireysellik gelişiminde ve<br />

okul hayatında ciddi sorunlar oluşturabilen<br />

önemli bir tabloya yol açtı; anneye bağımlılık!<br />

Dikkat! Ruhsal ve bilişsel gelişimlerinde<br />

önemli sorunlara neden olabilen ‘anneye<br />

bağımlılık’ çocuklarda aynı zamanda<br />

okul fobisine de yol açabiliyor!<br />

NEDENI GENELDE<br />

‘EBEVEYNLER’ OLUYOR!<br />

Çocuklar sosyalleşme becerilerini ilk 3<br />

yaşta kazanıyorlar. Bu döneme kadar çocuk<br />

bir yandan temel ihtiyaçları nedeniyle<br />

anneye bağımlı halde yaşamaya devam<br />

ederken, bir yandan da anneden ayrışmaya<br />

çalışıyor. Acıbadem Fulya Hastanesi<br />

Uzman Psikolog Sena Sivri, çocuk yaşının<br />

gerektirdiği beceri ve yetileri kazandıkça<br />

bu bağımlılık halinin azaldığını belirterek,<br />

“Gelişiminin ilerleyen dönemlerinde<br />

bağımlılığın yerini bağlılığın alması bekleniyor.<br />

Ancak bu süreç bazı çocuklarda<br />

olması gerektiği şekilde gerçekleşmiyor ve<br />

çocuklar anneye bağımlı olmaya devam<br />

ediyorlar. Çocuklar psikososyal gelişimleri<br />

doğrultusunda ayrışmaya, bireyselliklerini<br />

ilan etmeye hazırlar aslında. Dolayısıyla<br />

anneye bağımlı olmak genelde ebeveyn<br />

tutumlarıyla ilişkili oluyor” diyor.<br />

AŞIRI KAYGILI, KORUYUCU<br />

VE KISITLAYICI<br />

DAVRANMAYIN!<br />

Çocuğun anneye bağımlı olmasında pek<br />

çok etken rol oynuyor. Uzman Psikolog<br />

Sena Sivri, özellikle pandemi sürecinde,<br />

ebeveynlerin yaşadıkları kaygı duygusunu<br />

yönetmede çektikleri güçlüğe bağlı olarak<br />

çocuklarına karşı aşırı kaygılı, koruyucu<br />

ve kısıtlayıcı bir tutum sergiledikleri<br />

uyarısında bulunarak, şöyle devam ediyor:<br />

“Ebeveynler çoğu zaman bu tip davranışlarıyla<br />

çocuğun gelişimini engellediklerinin<br />

52


Gelişiminin ilerleyen dönemlerinde bağımlılığın yerini<br />

bağlılığın alması bekleniyor. Ancak bu süreç bazı çocuklarda<br />

olması gerektiği şekilde gerçekleşmiyor ve çocuklar anneye<br />

bağımlı olmaya devam ediyorlar. Çocuklar psikososyal<br />

gelişimleri doğrultusunda ayrışmaya, bireyselliklerini ilan<br />

etmeye hazırlar aslında. Dolayısıyla anneye bağımlı olmak<br />

genelde ebeveyn tutumlarıyla ilişkili oluyor<br />

farkına varmıyorlar. Örneğin ‘Okulda kalabalığa<br />

karışma, hastalık kaparsın’ şeklinde<br />

cümleler kurulması, sorumluğu altında<br />

olan bir şeyin onun yerine tamamlanması,<br />

kendi başına bir şeyler yapmasına izin verilmemesi,<br />

özgüvenini destekleyici eylem<br />

ve söylemlerde bulunulmaması, çocuğun<br />

anneye bağımlı olmasında kilit role sahip.<br />

Bağımlılığın devamını önleyecek olan en<br />

etkili kurallar ise çocuğun gelişen yetileri<br />

doğrultusunda yapabileceklerine izin vermek,<br />

onu onaylamak ve güven duymasını<br />

sağlamaktır” diyor.<br />

DIKKAT! OKUL FOBISI<br />

GELIŞEBILIYOR!<br />

Anneye bağımlı olan çocukta özgüven<br />

eksikliği ve bunun sonucunda okul fobisi<br />

başlayabiliyor. Okulda uyum sorunları,<br />

arkadaş ilişkilerinde problemler, çekingenlik,<br />

utangaçlık ve zorlandığında hırçın<br />

davranışlar görülebiliyor. Uzman Psikolog<br />

Sena Sivri bağımlılığın geliştiği durumlarda<br />

çocuğun okula adaptasyon sorunlarının<br />

uzun sürdüğünü vurgulayarak, “Bu<br />

durumda çocuklar okula gitmek istemez,<br />

annelerine sarılıp ayrılmazlar, hırçınlaşırlar,<br />

ağlarlar, öğretmene ve okuldaki herkese<br />

karşı çekinik, kaçıngan, yer yer hırçın<br />

tutumlar sergilerler. Okuldaki etkinliklere<br />

katılmaz, tepki verirler. Anneleri hep yanlarında<br />

dursun, gitmesin isterler. Tüm bunlar<br />

da hem okula uyum sürecini uzatıyor,<br />

hem de eğitimlerinin, bilişsel, sosyal ve<br />

duygusal gelişimlerinin geride kalmasına<br />

sebep oluyor” bilgisini veriyor.<br />

ÇOCUĞUNUZ<br />

SIZE BAĞIMLI M?<br />

Aşağıda yer alan<br />

sorunlar anne<br />

bağımlılığına işaret<br />

edebiliyor. Bu belirtiler<br />

varsa, zaman<br />

kaybetmeden bir hekime<br />

başvurmanız çok önemli!<br />

• Tek başına<br />

yapabileceği şeyler için<br />

bile destek bekliyorsa,<br />

• Siz yanında yokken<br />

huysuz, hırçın ve<br />

uyumsuz oluyorsa,<br />

• Topluluk içinde zorluk<br />

çekiyorsa,<br />

• Sosyalleşmede sorun<br />

yaşıyorsa,<br />

• Bağımsız olarak bir şey<br />

yapamıyorsa,<br />

• Her karar verme<br />

sürecinde destek<br />

bekliyorsa,<br />

• Okula gitmek<br />

istemiyorsa,<br />

• Ödevlerini tek başına<br />

yapamıyorsa,<br />

• Grup içinde uyum<br />

sağlayamıyorsa,<br />

çocuğunuz size bağımlı<br />

olabilir.<br />

ANNE BAĞIMLILIĞINA KARŞI 7 ALTIN ÖNERI<br />

Psikolog Sena Sivri anne bağımlılığına karşı ebeveynlerin<br />

alabilecekleri önlemleri şöyle sıralıyor:<br />

• Çocukların ayrışmaya dair en büyük korkuları terk edilmekle<br />

ilgili oluyor. Pandemi sürecinde de sürekli anneyle beraber<br />

olan çocuklar, kreşe, okula veya bakıcısına giderken ilk olarak<br />

terkedilmekten korkuyor ve tepkilerini bu doğrultuda veriyorlar.<br />

Çocuğunuza onu terk etmediğinizi net olarak anlatmalı,<br />

güvence vermelisiniz.<br />

• Karşılıklı iletişimi geliştiren ve çocuğunuzun duygusal gelişimine<br />

katkıda bulunacak olan aktiviteler yapmayı alışkanlık<br />

haline getirin.<br />

• Çocukta gelişen kaygılar genelde ebeveyne ait kaygılar<br />

oluyor. Ebeveyn olarak kendi kaygınızın farkında olmalı ve<br />

bunu yönetebilmelisiniz. Aşırı kaygılı, korumacı ebeveyn tutumundan<br />

uzak durun.<br />

• Çocuğun sorumluluğu altında olan şeyleri onun yerine tamamlamayın.<br />

Gelişen yetileri doğrultusunda kendi başına bir<br />

şeyler yapmasına izin verin ve onu teşvik edin.<br />

• Özgüvenini destekleyici, şevk verici, motive edici söylemlerde<br />

bulunun, “bırak senin yerine ben yaparım”, “onu sen<br />

yapma, aman bir şey olur” gibi korkutucu, çocuğu geri tutan<br />

söylemlerden kaçının.<br />

• Anne sakin kalamadığında çocuğun yaşadığı kriz daha uzun<br />

sürüyor. Ayrılmanız gereken anlarında çocuğunuzun verdiği<br />

tepkilere karşı soğukkanlı durun, kontrolü elinizde tutun.<br />

• Sabırlı olmanız, bu ayrışma sürecine zaman tanımanız, geri<br />

adım atmamanız, baş edemediğinizi hissettiğinizde uzman<br />

desteği almanız da bağımlı bir ilişkiyi önlemede son derece<br />

önemli role sahip.<br />

53 Eylül / Ekim 2021


Burun kanaması<br />

çocuklarda daha hassas bir<br />

konuya dönüşüyor!<br />

Söz konusu çocukları olduğunda çok daha dikkatli<br />

ve özverili olan ebeveynler, bir anda ortaya çıkan<br />

burun kanamaları karşısında endişe ve stres<br />

yaşayabilirler. Özellikle de herhangi bir hastalıktan<br />

farklı olarak yaşanan kanamalar, ailelerin<br />

paniğe kapılmasına yol açar. Burun kanamasının<br />

çocuklarda sıklıkla gözlemlenen bir durum<br />

olduğunu ifade eden Avrasya Hastanesi’nden Kulak<br />

Burun Boğaz hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Koray<br />

Cengiz, konuyla ilgili bilinmesi gerekenleri anlatıyor.<br />

ÇOCUKLARDA<br />

BURUN KANAMASI<br />

NEDEN OLUR?<br />

Ön burun kanamaları burun boşluğunun<br />

hemen girişinde, orta hatta kılcal damarlar<br />

mukoza örtüsünün içinde özel bir bölgede<br />

toplanırlar. Çocuklarda en sık görülen burun<br />

kanamaları bu bölgeye ait olanlardır. Çoğu<br />

kanama, buradaki kılcal bir damarın çatlaması<br />

nedeniyle tek taraflı olur. Kanama genel olarak<br />

kısa süreli olmakla birlikte az kanamalardır.<br />

Olası burun kanamalarının nedenleri aşağıdaki<br />

gibidir;<br />

• Buruna alınan darbe<br />

• Burun kırıkları<br />

• Yüz ve kafatası kırıkları<br />

• Burun karıştırma<br />

• Üst solunum yolu enfeksiyonları<br />

İLK YARDIMI<br />

HAFIFE ALMAYIN!<br />

Burun kanamalarında ilk yapılması gereken<br />

sakin olmaktır. Endişeli ve kaygılı bir şekilde<br />

davranmak asıl yapmanız gerekenleri unutturabilir.<br />

Burun kanaması anında yapılacakları<br />

şöyle sıralamak mümkün;<br />

• Baş hafif öne eğik ve iki parmakla iki burun<br />

kanadı bastırılır.<br />

• Üç-dört dakika sonra burun lavaboda soğuk<br />

su kullanılarak hafif sümkürmeyle temizlenir.<br />

• Burun içinde oluşan pıhtılar çıkartılır.<br />

• Tekrar buruna baskı uygulayarak tutulur ve<br />

kanama devam ediyorsa doktora başvurulur.<br />

54


BURUN KANAMASINI HAFIFE ALMAYIN,<br />

HASTALIK HABERCISI OLABILIR!<br />

Hafif burun kanamaları dışında çocuklarda arka burun kanadında meydana gelen ciddi<br />

kanamalarda meydana gelir. Dolayısıyla yaşanan her kanamanın basit olduğu kanaatine<br />

varılmamalıdır. Bazıları kontrol edilmesi zor ve ciddi kanamalar olabilirler. Kafa travmaları<br />

ile yüz yaralanmaları dışında aslında sıklıkla orta ve ileri yaştakilerde, tansiyon sorunları<br />

olanlarda görülebilir.<br />

Çocuklarda ise kanama, pıhtılaşma sorunları nedeniyle meydana gelebilir. Burnumuzun<br />

içinde arka üst bölgelerden kaynaklandıkları için burun ön tarafına uygulanan parmak basısı<br />

burada kanamayı durdurmaz. Ağız ve boğaza doğru kanama devam eder. Bu bölgenin<br />

kanamaları mutlaka bir Kulak Burun Boğaz uzmanının müdahalesini gerektirir.<br />

TEDAVISI MÜMKÜN MÜ?<br />

Tedavi edilmesi gereken burun kanamalarında en sık tercih edilen yöntem<br />

burun damarlarının yakılmasıdır. Bu yöntemde öncelikle parmakla<br />

burunda basınç oluşturularak, iki kanattan kanama kontrol edilir. Kılcal<br />

damar kanamalarında gümüş nitrat çubuğu ile burun damarlarını yakma<br />

yeterli olur. Bazen kanama kontrolü için burun içi tamponlar kullanılabilir.<br />

Bu tamponlar, artık can yakmayan ve aynı zamanda nefes alınabilen<br />

yumuşak süngerimsi yapıdadır.<br />

Yakma olayı bir kaç dakikada biter. Tamponlar 2-3 gün, ileri ve ciddi<br />

durumlarda 7 güne kadar tutulabilirler. Bu vakalarda tedavi mutlaka antibiyotik<br />

ile desteklenmelidir. Hastaya sümkürmekten ve buruna basınç<br />

uygulamaktan kaçınması önerilir.<br />

Op. Dr. Koray Cengiz<br />

Avrasya Hastanesi’nden Kulak Burun Boğaz hastalıkları Uzmanı<br />

55 Eylül / Ekim 2021


Meme Kanserinde<br />

BAKIMLI OLMAK<br />

VE MORAL<br />

iyileşme sürecine yansıyor<br />

“Bir akşam kirpiklerim elimde kaldı, “Kirpiksiz göz<br />

çok kötü görünüyor”, “Kirpiklerim dökülünce çok<br />

ağladım”, “Benimle beraber artık sokağa çıkmak<br />

istemezsin değil mi?”… Pek çok meme kanseri<br />

hastasının kurduğu bu cümleler kadınların tedavi<br />

sürecinde yaşadıklarını önemli oranda yansıtıyor.<br />

KANSER hastaları bedensel<br />

sorunların yanı sıra hastalık ya<br />

da tedavinin yan etkilerine bağlı<br />

olarak ruhsal ve sosyal sorunlarla<br />

da yüzleşiyor. Kanser tedavisinin tam<br />

anlamıyla başarıya ulaşabilmesi için hastalığın<br />

değil, hastanın tedavisine yönelik<br />

bütüncül bir yaklaşım önem taşıyor.<br />

Kanser tedavisinde tamamlayıcı<br />

yaklaşımlarla ilgili çalışmalar yapan<br />

Memorial Bahçelievler Hastanesi<br />

Meme Sağlığı Merkezi’nden Prof.<br />

Dr. Fatih Aydoğan, konuyla ilgili<br />

önemli bilgiler verdi.<br />

AMAÇ, HASTALARIN<br />

BEDENSEL, RUHSAL VE<br />

SOSYAL OLARAK TAM IYILIK<br />

HALININ SAĞLANMASI<br />

Kanser tedavisi birçok branşın bir araya<br />

gelerek oluşturduğu multidisipliner bir<br />

yaklaşımdan oluşur. Ana tedavi branşları<br />

olan; Cerrahi Onkoloji, Medikal Onkoloji,<br />

Radyasyon Onkolojisi ve Plastik Cerrahi<br />

daha çok hastalığın bedensel boyutunu<br />

tedavi etmektedir. Oysa kanser hastaları<br />

bedensel sorunların yanı sıra hastalık ya da<br />

tedavi yan etkilerine bağlı olarak ruhsal ve<br />

sosyal sorunlarla da yüzleşmektedir. Daha<br />

çok ruhsal ve sosyal sorunların çözümüne<br />

odaklı destek tedaviler “tamamlayıcı yaklaşım”<br />

olarak adlandırılır. Tamamlayıcı yaklaşımların<br />

amacı hastaların bedensel, ruhsal<br />

ve sosyal tam iyilik halinin sağlanmasıdır.<br />

SAÇ VE KAŞ DÖKÜLMESI,<br />

HASTALARI MEMENIN<br />

ALINMASI KADAR<br />

ETKILEYEBILIYOR<br />

Kemoterapi alan hastaların önemli bir<br />

bölümünde kullanılan ilaçlara bağlı saç<br />

dökülmesi görülür. Saç dışında vücutta<br />

kaş, kirpik gibi diğer tüyler de dökülebilmektedir.<br />

Saç dökülmesi genellikle 2-3<br />

hafta sonra başlar ve tedavi bitiminin<br />

ardından 3-4 hafta sonra tekrar çıkmaya<br />

HASTAYI TEDAVIYE YÖNELIK BÜTÜNCÜL<br />

BIR YAKLAŞIM GEREKIYOR<br />

Prof. Dr. Fatih Aydoğan<br />

Memorial Bahçelievler Hastanesi Meme Sağlığı Merkezi<br />

Kanser tedavisinin tam anlamıyla başarıya ulaşabilmesi<br />

için hastalığı değil hastayı tedaviye yönelik bütüncül bir<br />

yaklaşım gerekmektedir. Bizler hastalarımıza ana branşlar<br />

dışında Dermatoloji & Kozmetik Dermatoloji, Klinik Psikoloji,<br />

Diyet ve Beslenme ile Kadın Hastalıkları ve Doğum<br />

tarafından da destek sağlamaktayız.<br />

56


Türkiye’de meme kanseri görülme yaşı Avrupa ve<br />

Amerika ortalamasına göre ortalama 10 yaş daha<br />

öncedir. Meme kanseri tanısı alan hastaların %16-17’si<br />

40 yaşın altındadır. Diğer bir deyişle her 6 hastamızın<br />

birinin 20’li ve 30’lu yaşlarda olduğu görülmektedir.<br />

TÜRKIYE’DE HER<br />

6 MEME KANSERI<br />

HASTASINDAN<br />

BIRI 20’LI VE 30’LU<br />

YAŞLARDA<br />

Türkiye’de meme kanseri görülme<br />

yaşı Avrupa ve Amerika<br />

ortalamasına göre ortalama<br />

10 yaş daha öncedir. Meme<br />

kanseri tanısı alan hastaların<br />

%16-17’si 40 yaşın altındadır.<br />

Diğer bir deyişle her 6 hastamızın<br />

birinin 20’li ve 30’lu yaşlarda<br />

olduğu görülmektedir.<br />

Genç yaş hasta grubu tedaviye<br />

bağlı saç değişikliklerinden<br />

daha fazla etkilenmektedir.<br />

Biz de daha önce tedavi gören<br />

bu yaş hasta grubuna saç,<br />

kaş ve kirpik dökülmesi gibi<br />

sorunlarda neler yaptıklarını<br />

sorduk. Aldığımız cevaplarda<br />

hastaların bu sorunlardan saç<br />

dökülmesi için daha çok bone,<br />

şapka, başörtüsü gibi geçici<br />

çözümler bulduklarını gördük.<br />

Kaş dökülmesi için kalem ve<br />

bitkisel ilaç kullanan birkaç<br />

hasta dışında profesyonel yardım<br />

almadıklarını saptadık.<br />

başlar. Saç ve kaş dökülmesi tedavi<br />

sürecinde hastaları en çok etkileyen yan<br />

etkilerden biridir. Bir araştırmada bazı<br />

hastalar kaşlardaki dökülmenin kendilerini<br />

memenin ameliyatla alınmasından daha<br />

çok etkilediğini belirtmiştir. Kaşlar daha<br />

görünür olduğu için etkisi bazı kadınlarda<br />

daha fazla olabilmektedir.<br />

MEME KANSERINDE GÜZEL<br />

VE BAKIMLI KALMAK<br />

MOTIVASYON SAĞLIYOR<br />

Dermatoloji ve Kozmetik Dermatoloji<br />

Bölümü hastalarda cilt, saç ve kaşta<br />

tedaviye bağlı olan değişikliklere destek<br />

olmaktadır. Bu amaçla kaş dökülmesine<br />

yönelik mikroblading uygulaması, cilt<br />

değişiklikleri ile ilgili tedavi öncesinde<br />

önerilerde bulunulması, tedavi süresince<br />

kullanılabilecek kozmetik ürünler hakkında<br />

bilgilendirme, saç dökülmesine yönelik<br />

öneri ve tedavi desteği, tedavi sonrası<br />

dermokozmetik uygulamalar hakkında<br />

bilgi verme yapılmaktadır.<br />

Klinik Psikoloji Bölümü’nde; hastaların<br />

yaşadığı ruhsal ve sosyal sorunlara<br />

yönelik destek amaçlı görüşme ve<br />

seanslar yapılmaktadır.<br />

Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nde;<br />

genç yaşta tanı konulan kadın<br />

kanserlerinde doğurganlığın korunması<br />

için planlama yapılmasının yanı sıra cinsel<br />

fonksiyon bozuklukları konusunda danışmanlık<br />

ve bilgilendirme anlamında destek<br />

sağlanmaktadır.<br />

Diyet ve Beslenme Bölümü’nde; tedavi<br />

sırasında ve sonrasında diyet ve beslenme<br />

desteğinin yanı sıra egzersiz uygulama<br />

önerileri sunulmaktadır.<br />

ÇALIŞMA, MASCC’NIN<br />

İSPANYA’DA DÜZENLENEN<br />

TOPLANTISINDA SUNULDU<br />

Konuya ilişkin çalışmamız MASCC’nin<br />

her yıl düzenlediği ve bu yıl İspanya’da<br />

yapılan toplantısında Uz. Dr. Emine Erkan<br />

tarafından bildiri olarak sunuldu. Doç. Dr.<br />

Kezban Nur Pilancı ve Dr. Sevim Şuekinci’nin<br />

de araştırmacılar arasında yer aldığı<br />

araştırmamızın özeti “Supportive Care in<br />

Cancer” dergisinde yayınlandı.<br />

MASCC, açık adı “The Multinational Association<br />

of Supportive Care in Cancer” olan<br />

ve 70 ülkeden katılımcıların bir araya gelerek<br />

kurduğu bir birlik. Kanser hastalarına<br />

destekleyici tedaviler konusunda çalışıyor<br />

ve mottosu: “Destekleyici tedaviler mükemmel<br />

kanser bakımını sağlayabilir.”<br />

Çalışma sonuçlarında hastaların tedaviye<br />

bağlı görülen dermatolojik sorunlarda<br />

profesyonel bir destek almadıkları sonucuna<br />

ulaşmamız, kanser hastaları için<br />

başlattığımız “Tamamlayıcı Yaklaşımlar<br />

Programı”nın önemini gösterdi. Bu programda<br />

sağlanan desteklerle hastalar tedavi<br />

sürecini daha kolay<br />

bir şekilde geçirebilmektedir.<br />

57 Eylül / Ekim 2021


OBEZİTELİ BİREYLER<br />

EN ÇOK KELİMELERLE<br />

YARA ALIYOR<br />

‘Rolüm Ağır, Peki Senin<br />

Rolün Ne?’ projesi başladı.<br />

Yapılan çalışmalar ile<br />

alanında ilk olma özelliğini<br />

taşıyan proje, obezitede<br />

ayrımcı davranışlar<br />

ve söylemler üzerine<br />

farkındalık yaratmayı<br />

hedefliyor ve toplumdaki<br />

herkese sesleniyor. Türkiye<br />

Obezite Araştırma Derneği<br />

(TOAD) bünyesinde<br />

gerçekleştirilen projenin<br />

detaylarını aktaran Prof. Dr.<br />

Deniz Sezgin, bu çalışma<br />

ile obeziteli bireylerin<br />

yaşadığı travmalara, hayal<br />

kırıklıklarına, ümitlerine<br />

ve hayata tutunma<br />

çabalarına dikkat çekmek<br />

ve onların sesi olmak<br />

istediklerini belirtti. Prof.<br />

Dr. Deniz Sezgin, obeziteli<br />

bireylerin en çok kelimelerle<br />

yaralandığının altını<br />

çizerek, kullanılan dil ve<br />

davranışlardaki her olumlu<br />

değişimin çok büyük etkiler<br />

yaratacağını da vurguladı.<br />

A<br />

NKARA Üniversitesi İletişim<br />

Fakültesi Halkla İlişkiler ve<br />

Tanıtım Bölümü öğretim<br />

üyesi Reklamcılık ve Tanıtım<br />

Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr.<br />

Deniz Sezgin, 2020 yılında başlattıkları<br />

araştırma ile, obezitenin sadece başka<br />

sağlık sorunlarına sebep olmadığını, aynı<br />

zamanda maruz kalınan damgalayıcı ve<br />

ayrımcı yaklaşımlar nedeniyle obeziteli<br />

bireylerin hayatlarının oldukça kısıtlandığını<br />

ortaya koyduklarını belirtti. Bu<br />

yaklaşımların obeziteli bireylerin toplumda<br />

zaman zaman ‘gizli engelliler’ olarak<br />

yaşamalarına sebep olduğunu söyleyen<br />

Prof. Dr. Deniz Sezgin, “Obeziteli<br />

hastaların birer birey olarak görmezden<br />

gelinmesinin ve yalnızca sayılarla ifade<br />

edilmesinin önüne geçmek için toplumu<br />

birlikte mücadele etmeye davet eden<br />

proje, bu alanda yapılan ilk çalışma<br />

özelliğini taşıyor” şeklinde konuştu. Prof.<br />

Dr. Deniz Sezgin, yaptıkları çalışmaların<br />

sonucunda ortaya çıkan ‘Rolüm Ağır -<br />

Obezitede Ayrımcılık ve Damgalama’<br />

kitabı ile de obeziteli bireylerin yaşadığı<br />

bu zorlukları kendi ağızlarından aktardıkları<br />

bilgisini de sözlerine ekledi.<br />

PROF. DR. DENİZ SEZGİN:<br />

“SOSYAL YAŞAMDAN<br />

SOYUTLANMALARINA<br />

NEDEN OLUYOR”<br />

Damgalayıcı ve ayrımcı yaklaşımların<br />

obeziteli bireyleri nasıl etkilediğine dair<br />

Prof. Dr. Deniz Sezgin<br />

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla<br />

İlişkiler ve Tanıtım Bölümü öğretim üyesi<br />

Reklamcılık ve Tanıtım Anabilim Dalı Başkanı<br />

bilgiler veren Prof. Dr. Deniz Sezgin,<br />

şunları söyledi: “Damgalama, öncelikle<br />

obeziteli bireylere aileleri ve çevreleri<br />

tarafından sevimli olduğu gerekçesiyle<br />

çeşitli sıfatlar takılarak başlıyor. Espri gibi<br />

söylenen sözler, takılan sıfatlar ne tepki<br />

gösterilecek kadar keskin ne de iltifat<br />

olarak kabul edilecek kadar güzel. Ancak<br />

bu ifadeler farkında olmadan kırılmış<br />

58


Obeziteli bireyler en çok kelimelerle<br />

yaralanıyor. Her şey dil ile başlıyor.<br />

Genel kabulün aksine, yetişkinler<br />

ve ileri yaştaki obeziteli bireyler de<br />

kendilerine takılan lakaplardan<br />

hoşlanmıyorlar. Kilolu bireylerin sıkça<br />

karşı karşıya kaldıkları, “yüzün çok<br />

güzel ama biraz kilo versen!” ifadesi<br />

mesela… Ya da hemen hemen<br />

herkesin hayatında kullandığı, “senin<br />

iyiliğin için söylüyorum” ifadesi…<br />

Dolayısıyla önceliğimiz dilimizi<br />

değiştirmek, ifadelerimizi gözden<br />

geçirmek olmalı.<br />

kalpler, ertelenmiş hayaller ve gerçekleştirilmeyi<br />

bekleyen planlar anlamına geliyor.<br />

Bunun yanı sıra eğitimde ve iş hayatında<br />

yaşadıkları damgalama tüm yaşamlarına<br />

etki ediyor, sağlık çalışanları tarafından<br />

maruz kaldıkları damgalayıcı davranışlar<br />

ise obeziteli bireylerin sağlık hizmeti almaktan<br />

vazgeçmelerine neden olabiliyor.<br />

Ulaşımdan restorana, kıyafetten arkadaş<br />

ilişkilerine kadar her alanda yaşadıkları<br />

damgalayıcı ve ayrımcı tutum sosyal<br />

yaşamdan da soyutlanmalarına neden<br />

oluyor. Ayrıca tüm kilolu bireylerin neşeli,<br />

eğlenceli ve hoş vakit geçirilen kişiler<br />

oldukları gibi bir baskı unsuru da var.<br />

Kısacası kilolu bir kişinin kalabalık içinde<br />

mutsuz ve keyifsiz olma hakkı bile elinden<br />

alınıyor; girdikleri her ortama neşe katmak<br />

görevi kişiye sorulmadan usulca omuzlarına<br />

yükleniyor.”<br />

Medyada obeziteli bireylerle ilgili yer alan<br />

bilgilerin etkisine de dikkat çeken Prof. Dr.<br />

Deniz Sezgin, “Obeziteli bireyler medyada<br />

da kalıp yargılarla ve damgalayıcı söylemlerle<br />

belirli sınırlar içine hapsediliyor.<br />

Yayınlanan haberler, programlar, filmler,<br />

diziler ve reklamlar ayrımcılığı pekiştiriyor”<br />

şeklinde konuştu.<br />

DAMGALAMANIN VE<br />

AYRIMCILIĞIN ÖNÜNE NASIL<br />

GEÇEBİLİRİZ?<br />

Prof. Dr. Deniz Sezgin’e göre bu sorunun<br />

çözümü ise obeziteli bireylere karşı özenli<br />

davranılmasında yatıyor. Obezitenin sadece<br />

fiziksel etkilerinin değil mutsuzluk,<br />

depresyon gibi psikolojik etkilerinin de<br />

dikkate alınması gerektiğini vurgulayan<br />

Prof. Dr. Deniz Sezgin, “Obezite hastaları<br />

hipertansiyon, kalp hastalıkları ya da diyabet<br />

kadar duygusal boşluk ve dışlanmışlık<br />

gibi zorluklar da yaşıyor. Ne giymeleri<br />

gerektiğinden, nasıl yolculuk edeceklerine<br />

kadar kendileri yerine karar verilen bir dünyada<br />

yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar”<br />

bilgisini verdi.<br />

“YÜZÜN ÇOK GÜZEL AMA<br />

BİRAZ KİLO VERSEN…”<br />

DEMEYİN!<br />

Obeziteli bireylere doğru yaklaşımda,<br />

ilk olarak kullanılan dilde düzeltmeye<br />

gidilmesi gerektiği mesajını veren Prof. Dr.<br />

Deniz Sezgin şunları söyledi: “Obeziteli<br />

bireyler en çok kelimelerle yaralanıyor.<br />

Her şey dil ile başlıyor. Genel kabulün<br />

aksine, yetişkinler ve ileri yaştaki obeziteli<br />

bireyler de kendilerine takılan lakaplardan<br />

hoşlanmıyorlar. Kilolu bireylerin sıkça<br />

karşı karşıya kaldıkları, “yüzün çok güzel<br />

ama biraz kilo versen!” ifadesi mesela…<br />

Ya da hemen hemen herkesin hayatında<br />

kullandığı, “senin iyiliğin için söylüyorum”<br />

ifadesi… Dolayısıyla önceliğimiz dilimizi<br />

değiştirmek, ifadelerimizi gözden geçirmek<br />

olmalı.”<br />

PROF. DR. SEZGİN:<br />

“DÜŞÜNCEDE VE DİLDE<br />

DEĞİŞİMİ BAŞLATIYORUZ”<br />

Obeziteli bireylerin eğitim, iş hayatı, sosyal<br />

yaşam, sağlık hizmetlerinden yararlanma<br />

ve medya başlıklarında damgalama ve<br />

ayrımcılığa uğradıklarını belirten Prof. Dr.<br />

Sezgin, projenin içeriği ve hedefleri ile ilgili<br />

önemli detaylar aktardı:<br />

“Rolüm Ağır, Peki Senin Rolün Ne?”<br />

diyerek bu konuda bizlere düşen rolleri<br />

konuşacağımız bir proje hayat buluyor<br />

ve bu yıl öncelikle medyadan başlayarak<br />

dilde ve düşüncede değişimi başlatmayı<br />

hedefliyoruz. Medyanın kullandığı dildeki<br />

ve görsellerdeki dönüşümle toplumda<br />

bir farkındalık yaratılacağına inanıyoruz.<br />

Beraberinde diğer alanlarda farkındalık<br />

yaratmak üzere Türkiye Obezite Araştırma<br />

Derneği’nin öncülüğünde bu projeyi<br />

gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. “Obezite<br />

Medya Kılavuzu”, medyanın obezite ile<br />

ilgili haber çalışmalarında, dil ve fotoğraf<br />

kullanımlarında destek olmak için hazırlandı.<br />

Daha sonra “Obezitede Medyanın<br />

Rolü” atölye çalışmalarına başlayacağız.”<br />

Gerçekleştirilen atölye çalışmaları sonrasında<br />

2022 Mart ayında bir medya analiz<br />

raporu hazırlamak istediklerini belirten<br />

Prof. Dr. Sezgin, medyanın göstereceği<br />

hassasiyet neticesinde toplumdaki pratiklerin<br />

de değişeceğine inandıklarını dile<br />

getirdi.<br />

KİTAP OBEZİTELİ BİREYLERİ<br />

NASIL ETKİLEDİ?<br />

‘Rolüm Ağır-Obezitede Ayrımcılık ve<br />

Damgalama’ kitabı ile ilgili geri dönüşleri<br />

de paylaşan Prof. Dr. Sezgin, “Kitabın<br />

yarattığı etkilerden biri, görüşmeye katılanların,<br />

görüşmeler sonrası aldıkları kararlarla<br />

özellikle COVID-19 pandemisi nedeniyle<br />

uygulanan kısıtlamaların olduğu dönemde<br />

ara verdikleri tedavilerine devam etmeleri<br />

ya da tedaviye başlamalarıydı. Kilo verdikleri<br />

haberlerini, görsellerini ve mutluluklarını<br />

bizlerle paylaştılar” şeklinde konuştu.<br />

Ayrıca toplumdaki herkese bir rol düştüğünü<br />

özellikle vurgulayan bu araştırmayı<br />

okuyan farklı meslek grupları ve sektörlerdeki<br />

çalışanlardan da “Bizim rolümüz ne?<br />

Biz ne yapabiliriz?” desteğini gördüklerini<br />

sözlerine ekledi. Prof. Dr. Sezgin, kitabın<br />

diğer araştırmalar için bir kaynak olarak<br />

kullanılabileceğinin yanı sıra, farkında<br />

olmadan damgalayıcı ve ayrımcı ifadeler<br />

kullanan kişilerde de olumlu bir etkiye<br />

sebep olduğunu sözlerine ekledi.<br />

59 Eylül / Ekim 2021


ANNE SÜTÜ ALAN<br />

BEBEKLERIN<br />

kan basıncı daha düşük,<br />

KALPLERI<br />

DAHA <strong>SAĞLIK</strong>LI<br />

ABD’de yapılan yeni bir araştırmada anne sütü ile beslenen emen<br />

bebeklerin ileri yaşlarda kalp hastalıkları, yüksek tansiyon ve felç<br />

riskinin anne sütü almayan bebeklere oranla daha az olduğu<br />

tespit edildi. Anne sütünün faydalarının saymakla bitmeyeceğine<br />

dikkat çeken Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Yenidoğan Uzmanı<br />

Prof. Dr. Filiz Bakar, özellikle doğumdan hemen sonra<br />

salgılanmaya başlayan ve dört - beş gün süren “kolostrum”<br />

adı verilen anne sütünün çok faydalı, her anlamda zengin ve<br />

koruyucu mucizevi bir besin kaynağı olduğunu söyledi.<br />

Prof. Dr. Filiz Bakar<br />

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Yenidoğan Uzmanı<br />

A<br />

MERIKAN Kalp Derneği<br />

Dergisi’nde (JAHA)<br />

yayınlanan ve emzirme ile<br />

kan basıncı- kalp sağlığı<br />

arasındaki ilişkiyi belirlemek için<br />

2.000’den fazla çocuktan alınan<br />

verileri analiz eden araştırmada, birkaç<br />

gün dahi anne sütüyle beslenen<br />

bebeklerin 3 yaşına geldiklerinde hiç<br />

anne sütü almayan bebeklere oranla<br />

kan basınçlarının daha düşük olduğu<br />

görüldü. İlk süt olarak bilinen kolostrumun,<br />

doğal bir antibiyotik olduğu,<br />

kök hücreleri, ve büyüme faktörlerinden<br />

zengin olduğu sağlıklı büyümeyi<br />

ve mikrobiyomu etkileyen bileşikler<br />

içeren konsantre bir süt olduğunu<br />

söyleyen Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı<br />

Hastanesi Çocuk Sağlığı ve<br />

Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Filiz Ba-<br />

60


kar, “İçeriğinde bulunan immunoglobülin<br />

A, G, E, D ve E ile bebeği her türlü mikrop<br />

ve virüsten koruduğu, vasküler endotelyumu<br />

da etkileyerek tansiyon ve kalp sağlığı<br />

üzerinde olumlu etkileri yaratıyor.”<br />

Bu araştırmanın çok değerli olduğunu<br />

belirten Prof. Dr. Filiz Bakar, anne sütü ile<br />

beslenmenin faydaları üzerine son yıllarda<br />

birçok araştırma yapıldığına işaret ederek<br />

anne sütünün ileri yaşlarda kişinin daha<br />

sağlıklı, hastalıklara karşı daha dirençli olmasını<br />

sağladığını ifade etti. Prof. Dr. Filiz<br />

Bakar, anne sütünün bebeğin bağışıklık<br />

sistemini geliştirerek bebeklik döneminde<br />

zatürre, bronşit, orta kulak iltihabı, ishal,<br />

idrar yolu enfeksiyonları ve menenjit gibi<br />

enfeksiyon hastalıklarından koruduğunu<br />

sözlerine ekledi.<br />

EMZİRME ANNEYE DE FAYDALI<br />

Emzirme annede “oksitosin” adı verilen hormonun salgılanmasını sağlar.<br />

Oksitosin, uterus kasılmaları ve süt salgısının sağlanması dışında, annelik<br />

içgüdüsel davranışlarını da yönlendirdiğini, anne bebek bağlanmasını ve güçlü<br />

bir ilişki kurmasını da sağladığını söyleyen Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı<br />

Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Filiz Bakar,<br />

“Oksitosin aynı zamanda memede kanserojen birikmesini önler. Normal<br />

meme hücrelerinin kanser hücrelerine dönüşmesine engel olur ve böylece<br />

emziren annenin meme kanseri olma riski önemli ölçüde düşer. Oksitosin<br />

hormonu rahim yenilenmesini de sağladığından, rahmin doğum öncesi<br />

haline dönmesini hızlandırır. Rahmin eski haline çabuk dönmesi beraberinde<br />

lohusalık kanamalarında azalmayı sağlar” dedi.<br />

OBEZİTE VE ZEKÂ ÜZERİNDE<br />

DE OLUMLU ETKİLERİ VAR<br />

Bu araştırmalarla bebeklerin anne sütü ile<br />

beslenmesinin, zekâ gelişimleri üzerinde<br />

de önemli bir etkisinin ortaya konulduğu<br />

bilgisini veren Prof. Dr. Filiz Bakar, sözlerine<br />

şöyle devam etti: ‘’Bebekleri ilk 6 ay<br />

anne sütüyle besleme ve 6.aydan sonra<br />

tamamlayıcı besinler ekleyerek anne<br />

sütüne 2 yaşına kadar devam edilmelidir.<br />

Anne sütü içindeki su,<br />

yağ, şeker ve protein oranları,<br />

vitaminleri, mineralleri bebeği<br />

tam olarak besler. Anne<br />

sütü alan bebeklerin zekâ<br />

oranları da daha yüksek<br />

olur. Bununla birlikte anne<br />

sütüyle ilgili yapılan tüm<br />

çalışmaları tek çatı altında<br />

yorumlayan meta analizler<br />

sayesinde anne sütü ile beslenen<br />

bebeklerin ileri yaşlarda<br />

aşırı kilo ve obezite risklerinin daha<br />

düşük olduğu da tespit edilmiştir.”<br />

‘’Bebekleri ilk 6<br />

ay anne sütüyle<br />

besleme ve<br />

6.aydan sonra<br />

tamamlayıcı<br />

besinler<br />

ekleyerek anne<br />

sütüne 2 yaşına<br />

kadar devam<br />

edilmelidir.<br />

61 Eylül / Ekim 2021


BURUNDAN<br />

ÇUBUKLA<br />

SÜRÜNTÜ YERİNE<br />

GARGARA VE<br />

AĞIZ ÇALKALAMA<br />

SUYU İLE ÖRNEK<br />

ALINIYOR<br />

Türk bilim insanları Covid-<br />

19’un tanısına yönelik<br />

yeni bir buluşa imza attı.<br />

Acıbadem Üniversitesi<br />

Kuluçka Merkezi’nde iki yıl<br />

süren araştırma sonucu<br />

geliştirilen yeni yöntemde<br />

PCR ve antijen testleri<br />

için kişiden burundan<br />

çubukla alınan sürüntü<br />

yerine gargara ve ağız<br />

çalkalama suyu örneği<br />

alınıyor. Araştırmalarda,<br />

gargara ve ağız çalkalama<br />

suyu örneklerinden<br />

Covid-19’un başarılı<br />

bir şekilde saptandığı<br />

bilimsel olarak kanıtlandı.<br />

Yeni yöntem, Acıbadem<br />

Maslak ve Acıbadem<br />

Altunizade Hastaneleri’nde<br />

kullanılmaya başlandı.<br />

Acıbadem Üniversitesi Kuluçka<br />

Merkezi’nde geliştirildi<br />

TÜRK bilim insanları Covid-19’u<br />

saptamak için kullanılan PCR<br />

ve antijen testleri için burundan<br />

çubukla alınan örnek<br />

şeklini değiştiren ve güvenilir sonuçlar<br />

elde edilmesini sağlayan yeni yöntemi<br />

bilim dünyasına kazandırdı. Acıbadem<br />

Üniversitesi’nden Tıbbi Mikrobiyoloji<br />

ve Medikal Biyoteknoloji Anabilim Dalı<br />

Başkanı Prof. Dr. Tanıl Kocagöz ve Tıp<br />

Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr.<br />

Özge Can’ın araştırma ekipleriyle Acıbadem<br />

Üniversitesi Kuluçka Merkezi’nde<br />

geliştirdikleri MyMagiCon ismi verilen<br />

yöntemin güvenilirliği bilimsel olarak<br />

kanıtlandı.<br />

PANDEMI DEVAM ETTIĞI<br />

SÜRECE TESTLERE GEREKSINIM<br />

DUYULACAK!<br />

Geçen yıl tüm dünyayı etkisi altına alan<br />

ve hala yaşamımızı ciddi anlamda etkileyen<br />

pandemide Covid-19’u saptamanın<br />

yolu PCR ya da antijen testinden geçiyor.<br />

Tüm dünyada her gün milyonlarca<br />

kişi bu testleri yaptırarak sonucunu bekliyor.<br />

Özellikle sonbaharın başlamasıyla<br />

birlikte nezle, grip gibi enfeksiyonların<br />

yaygınlaşması, bu hastalıkların Covid-19’a<br />

benzer belirtilerinin olması, daha<br />

çok kişinin bu testleri yaptırmasına yol<br />

açıyor.<br />

PCR ya da antijen testlerinde kişinin<br />

burnundan boğazın arka duvarına<br />

dokunarak pamuklu bir çubukla alınan<br />

sürüntü örneği incelenerek Covid-19<br />

olup olmadığı saptanıyor. Prof. Dr. Tanıl<br />

Kocagöz geliştirdikleri yeni yöntemde<br />

burundan örnek alınması yerine, gargara<br />

ve ağız çalkalama suyunun incelendiğini<br />

belirtiyor. T.C. Sağlık bakanlığı, Türk<br />

Halk Sağlığı Kurumu onayı alan, CE<br />

ve ISO13485 sertifikalarına sahip yeni<br />

yöntemin Acıbadem Sağlık Grubu<br />

hastanelerinde pilot olarak uygulanmaya<br />

başlandığını belirten Prof. Dr. Kocagöz,<br />

klinik çalışma sonuçları Avrupa Klinik<br />

Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları<br />

Dergisi’nde (European Journal of Clinical<br />

Microbiology & Infectious Diseases<br />

- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC8390065/pdf/10096_2021_<br />

Article_4326.pdf ) yayınlanan yeni<br />

62


yöntem hakkında şu bilgileri verdi: “İki yıl<br />

devam eden çalışmalarımızın sonucunda<br />

elde ettiğimiz ve MyMagiCon ismini<br />

verdiğimiz yöntemle yapılan testlerde,<br />

burundan alınan nazofarengial sürüntüye,<br />

yani burundan çubukla alınan sürüntü<br />

örneğine göre Covid-19’u eşit veya daha<br />

duyarlı bir şekilde saptadığını gösterdi.<br />

Yani bireylerin aklında ‘burundan sürüntü<br />

aldırmayıp, ağızda su çalkalama ile test<br />

yaptırırsam acaba virüsü saptayamayabilir<br />

mi?’ şeklinde bir endişe içinde olmasına<br />

gerek kalmadı. Çalışmalarımız çocukların<br />

dahi bu şekilde örnek vermesinin çok<br />

kolay olduğu, gargara yapamayacak kadar<br />

küçük yaşta olan çocukların sadece ağız<br />

çalkalama suyu vermelerinin yeterli olduğunu<br />

gösterdi. Yeni yöntemin örnek alma<br />

işlemini çok kolaylaştırarak Covid-19 taşıyıcılarının<br />

toplumda daha etkin saptanması<br />

ve erken izolasyonu ile salgının kontrolüne<br />

katkıda bulunacağı umudundayız.”<br />

BIR BÜYÜK YEMEK KAŞIĞI KADAR<br />

IÇME SUYU YETERLI!<br />

MyMagiCon yönteminde kişinin bir iki<br />

yudum içme suyunu ağzına alması, gargara<br />

yapıp ağız içinde çalkaladıktan sonra bu<br />

suyu verilen kaba koymasının yeterli olduğunu<br />

vurgulayan Prof. Dr. Tanıl Kocagöz<br />

işleyişi şöyle anlatıyor: “20 mililitre yani bir<br />

büyük yemek kaşığı kadar suyla gargara<br />

yapıyoruz. Bu suyu ağzımızın içine alıyoruz<br />

ve dişlerimizin arasından geçirerek en<br />

az 10 saniye kuvvetli bir şekilde çalkalıyoruz.<br />

Gargara ve ağız çalkalama sırasında<br />

suyun boğazın ve ağzın tüm yüzeylerine<br />

değmesi, sürüntüye göre çok daha fazla<br />

virüsün test edilecek sıvıya geçmesini<br />

sağlıyor. Bu sıvı örnek toplama tüpüne<br />

konuyor. Tüpe eklenen polimer boncuklar<br />

hızla, su ve küçük molekülleri çekerek virüsleri<br />

konsantre ediyor. Bu işlem 5 dakika<br />

sürüyor. Polimer boncukların arasındaki<br />

konsantre virüs örneği, bir pipet aracılığıyla<br />

alınarak PCR ya da antijen testlerinde<br />

rahatlıkla kullanılabiliyor.”<br />

MyMagiCon, dünyada en fazla hastalığa<br />

ve ölüme yol açan tüberküloz, AIDS<br />

ve sıtma konusunda hızlı tanı araçları<br />

geliştiren kuruluşlara destek veren ve<br />

Dünya Sağlık Örgütü ile yakın işbirliği<br />

içinde çalışan “Foundation for Innovative<br />

New Diagnostics -FIND-” vakfı tarafından<br />

desteklenen iki uluslararası çok merkezli<br />

çalışma ile ağız çalkalama suyu ve idrardan<br />

olanakları kısıtlı yörelerde hasta<br />

başı tüberküloz tanısı yapılabilmesi için<br />

geliştirilmeye devam ediyor. Ulusal ve<br />

uluslararası patent başvurusu yapılan bu<br />

ürün dünyada bir ilki oluşturuyor.<br />

İKI YILIN SONUNDA<br />

UYGULANMAYA HAZIR<br />

Prof. Dr. Kocagöz, Acıbadem Üniversitesi<br />

Tıp Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof.<br />

Dr. Özge Can ile birlikte geliştirdikleri<br />

yöntemin iki yıllık titiz ve emek yoğun bir<br />

çalışmanın sonucunda olduğunu belirterek,<br />

çalışmaya destek veren Klinik Mikrobiyoloji<br />

Uzmanlık Derneği (KLİMUD)<br />

araştırmacıları ve Medikal Biyoteknoloji<br />

Dr. Öğr. Görevlisi Erkan Mozioğlu, lisans<br />

üstü öğrencileri Ece Aksoy, Tuba Polat<br />

ve Betül Zehra Karakuş’a teşekkür etti.<br />

Üniversite-sanayi iş birliğinin önemini vurgulayan<br />

Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, ayrıntılı<br />

bilginin Acıbadem Üniversitesi Kuluçka<br />

Merkezi’nde yer alan Ar-Ge firmasının<br />

www.gigabiomol.com ve yatırımcı firma<br />

bio-t.org internet sayfalarından alınabileceğini<br />

belirtti.<br />

İki yıl devam eden<br />

çalışmalarımızın<br />

sonucunda elde ettiğimiz<br />

ve MyMagiCon ismini<br />

verdiğimiz yöntemle<br />

yapılan testlerde,<br />

burundan alınan<br />

nazofarengial sürüntüye,<br />

yani burundan çubukla<br />

alınan sürüntü örneğine<br />

göre Covid-19’u eşit veya<br />

daha duyarlı bir şekilde<br />

saptadığını gösterdi.<br />

Yani bireylerin aklında<br />

‘burundan sürüntü<br />

aldırmayıp, ağızda<br />

su çalkalama ile test<br />

yaptırırsam acaba virüsü<br />

saptayamayabilir mi?’<br />

şeklinde bir endişe içinde<br />

olmasına gerek kalmadı.<br />

63 Eylül / Ekim 2021


Cinsel İşlev<br />

Bozuklukları<br />

Defa Life Hospital Kadın Hastalıkları ve<br />

Doğum Uzmanı Opr. Dr. Şeyma Fadıloğlu<br />

cinsel işlev bozuklukları hakkında bilinmesi<br />

gerekenleri Narkoz Sağlık Dergisi’ne anlattı.<br />

girişimlerine yanıtsızlık görülebildiği gibi,<br />

cinsel aktivite sırasında vajinada ıslanma,<br />

meme uçlarında dikleşme, klitoral sertleşme<br />

gibi uyarılma bulguları da çoğu zaman<br />

olmamaktadır. Böyle durumlarda seks gibi<br />

keyif ve haz içermesi gereken eylem, kadın<br />

için işkenceye dönüşebilmektedir. Bir<br />

diğer problem evlilik ile çocuk sahibi olma<br />

kararı arasındaki sürenin kısalığıdır. Çiftlerin<br />

birbirlerine olan sevgilerini, ilişkinin<br />

bahar aylarını yaşayamadan, cinsel olarak<br />

olgunlaşamadan ebeveyn olmaya karar<br />

vermeleri ile olgun bir kadın olmadan<br />

anne olan kişilerde cinsel işlev bozuklukları<br />

gelişebilmektedir.<br />

Opr. Dr. Şeyma Fadıloğlu<br />

Defa Life Hospital Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı<br />

CINSEL sorunlar, toplumda<br />

sık görülen ancak hastaların<br />

genellikle paylaşmayı tercih<br />

etmediği ve tedavisi olduğunu<br />

düşünmediği problemlerdir. Çoğu kadın<br />

için bu sorunlar kendi içinde çözümsüz<br />

görülen ve göz ardı edilen bir çıkmaz haline<br />

gelmektedir. Cinsel işlev bozuklukları,<br />

cinselliğin başlangıcından itibaren görülebildiği<br />

gibi normal bir cinsel hayat sonrası<br />

ikincil olarak da görülebilmektedir.<br />

SIK GÖRÜLEN CINSEL İŞLEV<br />

BOZUKLUKLARI NELERDIR?<br />

Kadınlarda cinsel işlev bozuklukları arasında<br />

çok çeşitli problemler yer almaktadır.<br />

En sık görülen problemler arasında cinsel<br />

istek ve uyarı bozuklukları yer almaktadır.<br />

Cinsel istek bozukluğu, cinsel etkinliğe<br />

karşı ilgisizlik, cinsel içerikli düşüncelerin<br />

çok az olması ya da olmaması şeklinde<br />

tanımlanmaktadır. Kişilerde eşlerinin<br />

Cinsel etkinlik sırasında boşalmada<br />

gecikme veya hiç olmaması bir diğer<br />

cinsel işlev bozukluğudur. Yeteri kadar<br />

ön sevişme olmaması, kadında uyarılma<br />

gerçekleşmeden cinsel birleşmenin<br />

gerçekleşmesi gibi yanlışlar boşalma ve<br />

orgazmın olmamasına sebep olabilir.<br />

Ebeveynlerin birbirlerinden sevgisini sakındığı<br />

tutucu aile ortamında büyüme, eşler<br />

arasındaki zayıf iletişim ve çatışmalar,<br />

kişinin kendisinin veya partnerinin cinsel<br />

ihtiyaçlarını anlamasındaki yetersizlik,<br />

kronik yorgunluk, stresli yaşam tarzı, hamilelik,<br />

doğum, hastalıklar ve kayıplar, yaş<br />

alma ve cinsel çekicilikten kuşku duyma,<br />

mahremiyet eksikliği ve cinsel kökenli<br />

olmayan ruhsal bozukluklar da bu duruma<br />

yol açabilmektedir.<br />

Cinsel birliktelik sırasında ağrı, acı beklentisi ve buna bağlı vajina girişindeki kasların<br />

istemsiz olarak, tekrarlayıcı biçimde kasılması penisin vajinayı girişini imkânsız<br />

kılmaktadır. Bu durum vajinismus olarak adlandırılır. Vajinismuslu kadınlarda<br />

çoğunlukla altta yatan psikolojik nedenler vardır.<br />

64


Cinsel birliktelik sırasında ağrı, acı beklentisi<br />

ve buna bağlı vajina girişindeki kasların<br />

istemsiz olarak, tekrarlayıcı biçimde<br />

kasılması penisin vajinayı girişini imkânsız<br />

kılmaktadır. Bu durum vajinismus olarak<br />

adlandırılır. Vajinismuslu kadınlarda<br />

çoğunlukla altta yatan psikolojik nedenler<br />

vardır. Toplumumuzda cinsel deneyimsizlik<br />

ve bakirelik kutsandığı, evlilik öncesi<br />

dönemde cinsellik ayıp, günah ve uzak<br />

durulması gereken bir eylem olarak anlatıldığı<br />

için bu konuda genel bir bilgisizlik,<br />

yanlış inanışlar ve mitler mevcuttur. Kadınlar<br />

için tüm bu bilinmezlikler korkuyu<br />

doğurmakta ve vajinismus gelişebilmektedir.<br />

Kadınların çocukluk döneminde<br />

yaşadığı travmalar, seksüel eyleme erken<br />

maruz kalma, taciz gibi durumlar da diğer<br />

etkenlerdendir.<br />

CINSEL DANIŞMANLIK VE<br />

REHBERLIK NEDEN ÖNEMLI?<br />

Ne yazık ki kadınlarda cinsel sorunların<br />

çoğu tanınmamakta ve tedavi edilmemektedir.<br />

Çiftler cinsel hayatlarında sorun<br />

yaşadıklarında, sorunu dahi adlandıramayıp<br />

çözüm aramaya çekinmektedir. Cesaret<br />

edip yakınlarıyla paylaştıklarında ise<br />

bu konuyla ilgili doğru olmayan ve sürecin<br />

uzamasına neden olabilen çözümlerle karşılaşabilmektedir.<br />

Bu tarz kulaktan dolma<br />

söylemler, internet üzerinden öğrenilen<br />

cinsellikle alakalı yanlış bilgiler ve anonim<br />

hikayeler cinsel işlev bozukluklarının en<br />

temel ve tedaviye en kolay cevap verebilen<br />

nedenleridir. Hastaların bu konuda<br />

özel eğitim almış jinekolog, psikiyatrist<br />

veya ürolog hekimlerle görüşmesi, cinsel<br />

bilgilendirme yapılması, kendilerinde olduğunu<br />

düşündükleri sorunun gerçekten bir<br />

hastalık mı yoksa bilgi eksikliği ya da yanlış<br />

inanışlara bağlı kolayca çözülecek bir<br />

problem mi olduğunun farkına varmaları<br />

gerekir. Kadınlar cinsel sorunların aslında<br />

sık görüldüğü, yalnız olmadıkları, sadece<br />

bir endişeyi paylaşmak ve iyileşmeyi istemenin<br />

iyi bir ilk adım olacağı konusunda<br />

bilgi sahibi olmalıdırlar. Bu noktada yapılacak<br />

olan uygun bir cinsel danışmanlık, bu<br />

konuda sorun yaşayan kadınlar için yüz<br />

güldürücü olacaktır. Unutulmamalıdır ki<br />

cinsel sorunlar büyük oranda çözüme kavuşabilmektedir<br />

ve bu konudaki en önemli<br />

faktör çiftlerin istek ve çabalarıdır.<br />

Cinsel sorunlar,<br />

toplumda sık görülen<br />

ancak hastaların<br />

genellikle paylaşmayı<br />

tercih etmediği ve<br />

tedavisi olduğunu<br />

düşünmediği<br />

problemlerdir. Çoğu<br />

kadın için bu sorunlar<br />

kendi içinde çözümsüz<br />

görülen ve göz ardı<br />

edilen bir çıkmaz haline<br />

gelmektedir.<br />

Kadınlarda cinsel işlev bozuklukları arasında çok çeşitli problemler yer<br />

almaktadır. En sık görülen problemler arasında cinsel istek ve uyarı<br />

bozuklukları yer almaktadır. Cinsel istek bozukluğu, cinsel etkinliğe karşı<br />

ilgisizlik, cinsel içerikli düşüncelerin çok az olması ya da olmaması şeklinde<br />

tanımlanmaktadır. Kişilerde eşlerinin girişimlerine yanıtsızlık görülebildiği<br />

gibi, cinsel aktivite sırasında vajinada ıslanma, meme uçlarında dikleşme,<br />

klitoral sertleşme gibi uyarılma bulguları da çoğu zaman olmamaktadır.<br />

Böyle durumlarda seks gibi keyif ve haz içermesi gereken eylem, kadın için<br />

işkenceye dönüşebilmektedir.<br />

65 Eylül / Ekim 2021


GAZIANTEP ALGSPOR’UN YILDIZI AYCAN YANAÇ VE ALGSPOR<br />

OYUNCULARI DA BU ETKINLIĞE KATILARAK DESTEK VERDI.<br />

“Erken Teşhis ile kansere<br />

karşı daha güçlüyüz”<br />

Defa Life Hastanesi “Erken Teşhis ile kansere karşı daha güçlüyüz” sloganıyla<br />

Meme Kanseri Farkındalık Ayı’nda fark yarattı.<br />

1<br />

-31 EKIM Meme Kanseri Farkındalık<br />

ayı kapsamında Defa Life<br />

Hastanesi Genel Cerrahi uzmanı<br />

Opr. Dr. Ali Bora Üstünsoy erken<br />

teşhisin önemine dikkat çekti.<br />

Opr. Dr. Ali Bora Üstünsoy, “Dünyada<br />

kadınlarda en sık görülen kanser türü<br />

olan meme kanseri, meme dokusunda<br />

yer alan hücrelerin kontrolsüz çoğalması<br />

ile ortaya çıkmaktadır. Erkeklerde meme<br />

kanseri kadınlara oranla çok daha az<br />

sıklıkla (tüm meme kanserlerinin yüzde<br />

1’inden azı) izlenmektedir. Erken evrelerde<br />

tespit edilen meme kanserlerinin hem<br />

tedavileri daha başarılı olmakta hem de<br />

yaşam kalitesi önemli ölçüde artmaktadır.<br />

Bu sebeple, yürütülen toplum tabanlı<br />

taramalar yolu ile kadınlarımızın olası<br />

bir kanser gelişimi durumunda kanser<br />

gelişim sürecini erken evrede, henüz klinik<br />

bulgular ortaya çıkmadan tespit etmek ve<br />

kadınlarda meme kanserine bağlı ölüm<br />

hızını düşürmek mümkün olabilmektedir.<br />

Meme kanserinin en sık rastlanan belirtisi;<br />

memede ağrısız, zamanla büyüyen bir<br />

yumrunun (kitlenin) ele gelmesi, hissedilmesidir.<br />

Ayrıca ele gelen yumru (kitle) olsa<br />

da olmasa da aşağıdaki belirtiler de meme<br />

kanserinde görülebilmektedir. Meme<br />

kanserini olabildiğince erken yakalamak,<br />

başarılı bir tedavi şansı sunar. Ancak neyin<br />

aranacağını bilmek, düzenli mamografilerin<br />

ve diğer tarama testlerinin yapılmasının<br />

yerini tutamaz. Tarama testleri, herhangi<br />

bir belirti ortaya çıkmadan önce meme<br />

kanserinin erken aşamalarında bulunmasına<br />

yardımcı olur” diye konuştu.<br />

Gaziantep Algspor’un yıldızı Aycan Yanaç<br />

ve Opr. Dr. Ali Bora Üstünsoy, tüm kadınlara<br />

kansere karşı duyarlı olmaları, gerekli<br />

taramaları ihmal etmemeleri konusunda<br />

da çağrıda bulundu.<br />

66


ARKA KAPAK İÇİ<br />

67 Eylül / Ekim 2021


68

Hooray! Your file is uploaded and ready to be published.

Saved successfully!

Ooh no, something went wrong!