18.05.2022 Views

ELLE POP UP! 8. Sayı

Cem Yılmaz’ın yazıp yönettiği ve Netflix’te yayına giren 8 bölümlük Erşan Kuneri dizisinden ilham alarak hazırladığımız ELLE Pop Up Türk Sineması özel dijital sayısı yarın Dergilik’te! Kapağında ise dizinin beş yıldızı Cem Yılmaz, Ezgi Mola, Uraz Kaygılaroğlu, Nilperi Şahinkaya ve Merve Dizdar ile yaptığımız özel çekim var.

Cem Yılmaz’ın yazıp yönettiği ve Netflix’te yayına giren 8 bölümlük Erşan Kuneri dizisinden ilham alarak hazırladığımız ELLE Pop Up Türk Sineması özel dijital sayısı yarın Dergilik’te! Kapağında ise dizinin beş yıldızı Cem Yılmaz, Ezgi Mola, Uraz Kaygılaroğlu, Nilperi Şahinkaya ve Merve Dizdar ile yaptığımız özel çekim var.

SHOW MORE
SHOW LESS

Create successful ePaper yourself

Turn your PDF publications into a flip-book with our unique Google optimized e-Paper software.

HAZİRAN 2022

TÜRK

SİNEMASI

ÖZEL

SAYISI

YEŞİLÇAM

DÖNEMİNİN

İKONİK

STİLLERİ VE

MAKYAJLARI

70 VE

80’LERİN

SİNEMA

KÜLTÜRÜ

KUNERİ FİLM

SUNAR!

ERŞAN KUNERİ‘NİN

5 OYUNCUSUYLA EĞLENCELI BIR GÜN

CEM YILMAZ, EZGİ MOLA, URAZ KAYGILAROĞLU, NİLPERİ ŞAHİNKAYA, MERVE DİZDAR


‘’Explore your dream destination now’’

Göltürkbükü Mh. Cennet Koyu Bodrum/MUĞLA

+90 252 999 1 999 • info@akanahotels.com


TÜRK SİNEMASI

Kapakta

26 ERŞAN KUNERI

Çok konuşulan dizinin

5 oyuncusuyla buluştuk!

İçindekiler

4 70’LER VE 80’LER

BIR BAŞKADIR

Göç teması, arabesk alt

kültürü, seks filmleri furyası...

Hızlı bir bakış!

12 4’LÜ YONCA

Türkan Şoray, Fatma Girik,

Filiz Akın ve Gülşen Bubikoğlu

bu kez stilleriyle radarımızda.

18 YEŞILÇAMIN

AKSESUARLARI

Pek çok filme de konu olmuş

ikonik aksesuarları.

48 BOL MİZAHLI

KUTLAMA

Erşan Kuneri dizisinin

galasındayız.

74 ZEYNEP ATAKAN

ANLATIYOR

Uluslararası film projelerine

imza atan bir sinema âşığı

ile sohbetteyiz.

78 SINEMAYI

OKUMAK

Kütüphanenizde

muhakkak yer açmanız

gereken kitapları seçtik.

82 TÜRK KLASIKLERI

YENIDEN

Ahmet Hızarcı ile film

restorasyonu süreçlerini ve

önemini konuştuk.

86 RETRO ETKI

70’lerin ikonikleşen

dekorasyon kurguları.

Bu özel sayımızda, Netflix’te kısa bir süre

önce yayına giren Erşan Kuneri dizisinin

ana karakteri Erşan’ın sinema tutkusundan

ve dizinin yazarı, yapımcısı, yönetmeni ve

oyuncusu Cem Yılmaz’ın onun için kurguladığı

dünyadan ilham alarak 1970 ve 80’lerin Türk

sinemasına odaklandık. Siyasal ve ekonomik

değişimler sinema kültürümüzü ve içeriklerini

nasıl etkiledi? Dönemin filmlerini hepimizin hâlâ

tekrar tekrar keyifle seyretmesinin nedeni neydi?

Kalbe dokunan bu filmlerden çıkan ikonik moda

ve dekorasyon stilleri nasıl bu kadar zamansız

kald,ı ve daha sonraki pek çok koleksiyonu nasıl

böylesine etkileyebildi? Beyoğlu ve Yeşilçam’ın

şahitlik ettikleri türleri, karakterleri ve hikayeleri

düşününce Erşan’ın deneyecek daha çok filmi

olduğu bir gerçek. 8 bölümlük ilk sezonunda

bir araya gelen Cem Yılmaz, Ezgi Mola, Uraz

Kaygılaroğlu, Nilperi Şahinkaya ve Merve Dizdar

ile 70^’lerin ikonik otellerinden Hilton Istanbul

Bosphorus’ta çok eğlenceli bir çekim yaptık. Keyifle

okuyacağınızı umuyorum!

Melda Narmanlı Çimen

YAYIN DİREKTÖRÜ

54 TÜRK FILMLERINDE

MODA

Filmdeki karakterlerden

dönemin modasına ve giyim

alışkanlıklarına göz atıyoruz.

70 FENOMEN

MAKYAJLAR

Unutulmaz görünümleriyle

günümüz makyajlarına ilham

olmaya devam edenler.


ELLEPOPUPGÜZELLİK

ELLEPOPUPKÜLTÜR

70 - 80’LER

bir başkadır

ARABESK ALT KÜLTÜRÜNÜN

YÜKSELİŞİ, SEKS FİLMLERİ

FURYASI, HOLLYWOOD’UN

TÜRKİYE SİNEMASINI BİLE

ŞEKİLLENDİREN GİŞE FİLMLERİ,

DÜNYANIN ÖNDE GELEN FİLM

FESTİVALLERİNDEN ÖDÜLLE

DÖNMEYE BAŞLAYAN YAPIMLAR...

1970’LERİN REVAÇTAKİ POPÜLER

KÜLTÜR ARACI TELEVİZYON VE

1980’LERİN GERİLİM HATTI YÜKSEK

POLİTİK ORTAMI, 60’LARDA

ALTIN ÇAĞINI YAŞAYAN TÜRKİYE

SİNEMA ENDÜSTRİSİNİ BELKİ

ARŞA ÇIKARAMADI AMA HİÇ DE

YABANA ATILAMAYACAK İŞLER

ÜRETILMEYE DEVAM EDİLDİ.

YAZI: AYKUN TAŞDÖNER

FOTOĞRAFLAR: GETTY IMAGES TÜRKİYE

Hayat sevince güzel!” Kulağa klişe gelebilecek

bu dizenin yer aldığı ve asla eskimeyecek muhteşem

filmi, 1990’larda sayısını hatırlayamayacağım

kadar çok izledim. Geriye dönüp baktığımda

1970’li yıllar nasıldır, kimler popülerdir sorusunun

cevabı bende Ayşecik ve Ömercik’te saklı. Filmlerine birkaç

10 yıl geç yetişsem de Zeynep Değirmencioğlu sanki benim

ablammış, Ömer Dönmez küçük, haylaz erkek kardeşimmiş

gibi büyüdüm. Komedi var, melodram desek âlâsı... İki

‘kardeşin’ birbirlerine sahip çıkması, birbirlerini kollaması

gibi değerleri ev dışında gözlemlediğim yerdi.

1970’li yıllarda yapılan birçok filmin zaten özellikle kalbe

dokunan bir yanı vardı. Aile kavramına, toplumun kendisine

odaklanan filmlerin çekildiği yıllar bunlar. 70’lerin gelişiyle

Türkiye sinemasında yeni bir dönemin başladığı kabul gö­

48 ELLE


en bir yaklaşım. Bu yılları en iyi Serpil

Kirel anlatıyor belki de “Yeşilçam Öykü

Sineması” kitabında. “Caddeleri otomobiller

doldururken, İstanbul’a yeni göç

edenler kente alışmaya çalışırken, margarin

sofralarda yerini alırken, evlerde

radyo tiyatroları merakla dinlenirken,

sinema salonları da galalarıyla, konserleriyle,

açık havada izlenen filmlerle yaşanan

hayatı renklendirir. Türkan Şoray’ın

perdeyi delip yanı başımıza kadar ulaşan

gözlerinden, Ayhan Işık’ın beyefendiliğinden ve alçakgönüllü

gülüşünden, Hülya Koçyiğit’in sadeliğinden, Filiz Akın’ın

Avrupailiğinden, Belgin Doruk’un hanımefendiliğinden, Fatma

Girik’in kadınsılığının içinde sakladığı bin bir halinden,

Cüneyt Arkın’ın salon filmlerinden tarih sahnelerine fırlayan

oyunculuk karizmasından, Yılmaz Güney’in hırçınlığından

etkilenmemek mümkün mü? Büyüsünü günümüzde televizyonda

sürdüren altmışlı yılların Yeşilçam sineması bizimle

ilgili sayısız ipucuyla dolu.”

ALTIN ÇAĞIN ARDINDAN

1960’lı yıllar, sektör için

altın çağ olarak kabul ediliyor.

1970’li yıllardaki Türk

sinemasının yapısal gelişimi

aynı ivmeyle devam etmiyor

ama. Bunun birçok nedeni

var. Siyasi ve ekonomik değişimler

her alanda olduğu

gibi sinemayı da etkiliyor.

Televizyonun revaçtaki bir

eğlence aracına dönüşmesi

sinemada film keyfine de

sekte vuruyor hatta. (Sırf

bu yüzden birçok sinema

salonu dahi kapanarak sektör

ufalmaya gitmiş.) 1971

muhtırası, Kıbrıs Savaşı,

petrol kıtlığı, üniversitelerde

ve sokaklarda siyasal

çatışmalar derken 1970’lerin

başlarına kadar sürekli

bir artış gösteren film üretiminde

yavaşlama başlamış.

Zeynep Dadak, Berke

Göl’le birlikte editörlüğünü

üstlendikleri “70’lerin Türk

Sineması” kitabında o yılları

1970’lerin en büyük gişe başarılarından

birine de yine Yılmaz Güney imza atıyor.

Toplumsal çelişkileri, siyasal yapıyı ve

değişen değer yargılarını eleştirdiği

1974 tarihli filmi “Arkadaş” ile hem o

döneme kadar yapılan en doğrudan

toplum eleştirilerinden birine imza atmış

hem de film ticari açıdan büyük bir

başarı sağlamış.

Arkadaş, o zamanın parasıyla 1

milyon 200 bin TL brüt gelir ile İstanbul

bölgesinde o güne kadar en çok iş

yapan film olmuş. (Yılmaz Güney daha

sonra Cannes’da da Türkiye’ye ilk Altın

Palmiye’yi kazandıracaktır.)

şöyle anlatıyor: “1970’lerin Yeşilçam’ının en büyük özelliği,

bugün belki de çok uzağında olduğumuz grift yapısıyla,

hayatımızı, sinemayı ve en önemlisi ‘biz’ algımızı kökünden

değiştirmiş olmasıdır. Şöyle ki, iki darbe arasındaki bu on yıl,

Türkiye’de en fazla sayıda filmin üretildiği dönemdir.”

70’li yıllarda üretilen filmler birkaç ana başlık altında

ELLE 49 5


ELLEPOPUPKÜLTÜR

toplanıyor. Politik söylemlerin beyaz perdeye

aktarılması, yükselişe geçen komedi janrı

(bakınız Ertem Eğilmez ve Hababam Sınıfı

serisi), Hollywood’da işlemeye başlayan formülleri

buraya uyarlamak ve sonrasında arabesk

ve erotik film furyasıyla gitgide kabuk

değiştirmeye başlayan bir sektör. Ama 70’leri

esas iki akım özetliyor. Yılmaz Güney’in temsil

ettiği devrimci sinema ve Metin Erksan

ve Halit Refiğ’in temsil ettiği ulusal sinema

akımları.

MUHTEŞEM İKİLİ:

ARABESK VE SEKS

Dönem aynı zamanda sinemada yeni bir alt kültürün oluşmaya

başladığı bir zaman dilimi. O günlerin jargonuyla

“Kaseti çok satan arabeskçilere başrol teklif edilir”. Bu melodramların

başrolünde Orhan Gencebay da vardır

mesela. Hikaye bilindik, yüreği dağlı esas oğlanımız,

genç ve güzel esas kızımız. Bu filmlerin ortak özelliği

şudur: Hiçbir aşk mutlu değildir, tıpkı hayat gibi.

Filmlerin bir de genelde kederden insanın içini ezen

bir albümü vardır, eh bunu da hikayenin o çok satan

arabeskçisi seslendirir.

Arabeskin doğuşunda payı olan özellikleri görüyoruz

filmlerde de. Gecekondulu yaşamın acısı,

köyden şehre göç edip kendini yalnız bulan insanlar,

büyük çaresizlikler. Dertler derya olmuşken arabesk

yapan sanatçılar da halkın yarasını dindirmeye çalışmışlar

sanki. Yalnız arabesk de zaman içinde kabuk

değiştirir. 70’lerde yapılan arabeskle 80’lerdeki aynı

değildir.

Yavuz Turgul’un 1977 yapımı Muhsin

Bey filminde İstanbul beyefendisi olarak sunulan

organizatör Muhsin Bey’in, arabeskin popülerleşmesiyle

ilişkilendirilen şehir kültüründeki

yozlaşmaya karşı, kendi halinde

yaşamını sürdürme çabası ele alınır.

Orhan Gencebay’ın 60’ların sonunda

“yeter artık çektiğimiz çile” sloganıyla

yakaladığı popülist başarı Ferdi Tayfur

ve Müslüm Gürses’le pekişti daha

sonra. Tabii 80’lerde apolitikleşmeye

başlayan her şey gibi arabesk sinema

da hayatın dertlerinden sıyrılıp zengin

kız, fakir oğlan hikayesine dönmüş.

Sıradan, şatafatı olmayan, maliyeti de

dudak uçuklatmayan filmler bunlar.

Tıpkı karate filmleri ya da erotik yapımlar

gibi.

Seks filmleri furyası özellikle de

televizyonun gelişiyle dar boğaza giren

Yeşilçam’ın yeniden altın çağına dönebilmesi

ve gerekli parayı kazanabil­

Televizyon sinemayı yendi

Tartışma hiçbir zaman geçerliliğini kaybetmiyor gördüğünüz gibi. “Auteur”

yönetmenler özellikle dijital kanalları eleştirirken işin kalitesinden ziyade sinema

filmlerinin ancak dev ekranda izlenince keyfinin tam anlamıyla çıkarılabileceği

kanaatindeler. Ezeli iki rakip arasındaki bu konuşmalar neredeyse “Neşeli

Günler”deki turşu suyu atışması gibi net bir sonuca varılamıyor. Ama her

dönemin gerekçeleri farklı. O yıllarda çıkan bu tartışmanın sebebi daha çok

zorunluluklar üzerine kurulu ve ekonomiyle alakalıydı.

“1968 yılında televizyon, Ankara’da TRT tarafından haftada üç gün üçer

saatlik yayın yapmaya başlamış 3 yıl sonra 1971’den itibaren ise diğer şehirlerde

de yayın yapmak mümkün hale gelmiştir. Aynı zamanda radyoların haber verme

işlevini de üstlenen televizyon, giderek her eve girmiş ve yayınlanan film ve

diziler sayesinde izleyici sinemaya gitmeyip evde film seyretmeyi daha ekonomik

ve rahat bulmuştur. Bu durum elbette sinema sektörünü olumsuz etkilemiştir” şeklinde

anlatılıyor Büyük İstanbul Tarihli isimli kitapta.

6 ELLE


Ulusçuluk bilincinden

hareket eden seriler,

politik sinemanın

örneklerini gördüğümüz

yapımlar, aile hikayeleri,

arabesk ve erotik filmler.

70’li yıllarda toplumun

yaşamını incelemek için

sinema tam anlamıyla bir

ayna görevinde.

mesi için gereken yoldu. O zamanın istatistiklerine göre bu

furya tabii kadın izleyici kitlesini küstürerek sineme salonlarına

gitmemelerine sebep olmuş. Geriye bakıldığında da bir

“kara leke” olarak görünüyor kimi çevrelerce.

HOLLYWOOD ETKİSİ

Buradaki formül basitti: Hollywood’un yaptığını yap, yapmadığını

yapma. Stüdyolar neyin işleyeceğini canlı kanıtlarla

gördüklerinden işleri daha kolaydı. İlk büyük örnek Francis

Ford Coppola’dan geldi. “The Godfather”ın yakaladığı efsanevi

başarı nedeniyle Türkiye’deki sinema seyircisini etkileyen

içerikler mafya filmleri olmuştu.

Ticari kaygılarla yapılan filmlerin bir diğer türü masal

ve hikayelerin uyarlamalarıydı. Süreç Ertem Göreç’in

“Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler”iyle başlamıştı, Süreyya

Duru’nun “Keloğlan”ıyla devam etti.

Ve karate. Bu dönemde 70’lerde

yükselişe geçen dövüş sporları temalı

filmlerin yansımasını da gördük Türk

sinemasında. Siyasi, arabesk ve seks

film lerine büyük ve önemli rakipler

gelmişti. “Kara Murat”, “Battal Gazi”,

“Malkoçoğlu”, “Tarkan” gibi filmler

de ilgi görüyordu. Zeynep Dadak

“Türklük bilincinden hareket ederek

yaratılmıştı” diyor “Kara Murat” serisi

için.

Tarihi simgeleri, köprüleri,

manzara ve fondaki deniziyle

İstanbul 60’lardan sonra

Hollywood için de yaşayan bir

film platosuna dönüştü.

ELLE 7


ELLEPOPUPKÜLTÜR

ARKA PLANDA İSTANBUL

Şehirlerin başrolde olduğu filmler daima hoşuma gitmiştir.

Ancak pandemi döneminde özellikle bu tarz filmlere daha

çok yöneldiğimi fark ettim, nedeni basitti. Kendimden,

yaşadığım yerden kaçmak, zihinsel olarak bir seyahate

çıkmak. İstanbul’da geçen dönem filmleri de bende hep bu

hissiyatı yaratıyor. Tatmamış, yaşamamış ya da tanımamış

olsam da bir döneme duyduğum özlemi gidermek, doğup

büyüdüğüm şehrin her halini hafızalarıma kazıma isteği.

Şehri bir plato gibi kullanan yabancı yönetmenler, filmler

de vardı hatta. Bu tarz yaklaşımlar her zaman için bize

olağan gelen, belki de gündelik hayatın sıkıcı yanlarını daha

eğlenceli, en azından farklı bir gözle göstermeyi başarıyorlar.

James Bond’un 1960’lardaki İstanbul ziyaretinin ardından

on yılın hemen başında, 1971’de İspanyol yönetmen

Jess Franco gelir şehre ve erotik-gerilim filmi “Vampyros

Lesbos” için film platosunu kurar. Kabataş’ta, Üsküdar’da,

Büyükada’da, Pierre Loti’de geçiyor film. Ancak kurmaca

oluşunun avantajını sonuna kadar kullanarak muazzam bir

numara çekiyor. Hilton Oteli’nin arkasından, bildiğimiz Harbiye’den

okyanusu izlediğinizi düşünsenize. Sürreal düşler

kurdurtan bir İstanbul işte. “Şark Ekspresinde Cinayet”in

hikayesi her ne kadar 1930’lu yıllarda geçse de 1973’te çekimleri

İstanbul’da yapıldı. Bir uyuşturucu kaçakçısının

hikayesini anlatan “Geceyarısı Ekspresi” de Atatürk Havalimanı’nda

başlıyor...

Kemal Sunal dönemin

ve gelecek kuşakların

en sevilen güldürü

oyuncularından biri haline

geldi bu yıllarda. Cüneyt

Arkın, Kartal Tibet yine

favori aktörlerin başında

gelir.

TÜRKIYE’DE HALKA AÇIK

ILK SINEMA, İSTANBUL

ŞEHZADEBAŞI’NDA “MILLÎ

SINEMA” ADI ALTINDA

FAALIYETE GEÇMIŞTIR.

Türk sinemasında önemli tarihler

“BINNAZ” FILMI,

AFIŞI BASILARAK

YURT DIŞINA

SATILAN ILK TÜRK

FILMI.

“SUSUZ YAZ”, ULUSLARARASI

ALANDA YAPILAN SINEMA

FESTIVALLERINDE ÖDÜL

ALAN ILK TÜRK FILMI

OLMUŞTUR.

ULUSLARARASI İSTANBUL

FILM FESTIVALI ILK

OLARAK FILM HAFTASI

OLARAK DÜZENLENMEYE

BAŞLANIR.

1910 1919 1963 1982

1914 1953 1977 1982

FUAT UZKINAY TARAFINDAN ÇEKILEN

“AYASTEFANOS’TAKI RUS ABIDESININ

YIKILIŞI” FILMI, BIR TÜRK’ÜN ÇEKTIĞI ILK

FILM OLARAK TARIHE GEÇMIŞTIR. 150

METRELIK BIR BELGESEL OLARAK ÇEKILEN

FILMIN HIÇBIR KOPYASI NE YAZIK KI

GÜNÜMÜZE ULAŞMAMIŞTIR.

“HALICI KIZ”

ÇEKILEN ILK

RENKLI TÜRK

FILMI OLARAK

TARIHTEKI

YERINI

ALMIŞTIR.

KÜLTÜR

BAKANLIĞI’NA

BAĞLI SINEMA

DAIRESI

BAŞKANLIĞI

KURULMUŞTUR.

YILMAZ GÜNEY’IN

SENARYOSUNU

YAZDIĞI VE ŞERIF

GÖREN’IN YÖNETTIĞI

“YOL” FİLMİ CANNES

FILM FESTIVALINDE ALTIN

PALMIYE ÖDÜLÜNÜ

KAZANDI.

8 ELLE


Giovanni Scognamillo,

Türk Sinema Tarihi

kitabında şu notları veriyor:

Amerikan aksiyon filmlerinin

şartlandırdığı yeni bir seyirci kuşağı,

Türk filmlerine eski ilgiyi göstermez

oldu. Türkiye’de 1978 yılında

58.000.000 olan yerli sinema seyircisi,

1986 yılında 20.000.000, 1990

yılında 5.600.000, 1994 yılında ise

yalnızca 300.000’e düşmüştür.

Şehri kendilerine mesken edinenler sadece Batılı

yönetmenler değil tabii. 1970’lerde Türkiye sinemasının en

önemli figürlerinin başında Lütfi Ömer Akad geliyordu. Peşi

sıra çektiği Gelin, Düğün ve Diyet filmleriyle sırasıyla Yozgat,

Urfa ve Afyon’dan İstanbul’a göç eden ailelerin hikayelerini

anlattı. Dönemin hikayelerinde zaten Anadolu’dan İstanbul

gibi büyük şehirlere göç edenlerin iş ve gündelik

hayatta karşılaştıkları kültür çatışmaları gösteriliyordu.

Akad’ın yarattığı İstanbul da bu ailelerin

gözünden izlediklerimizdi. Perdeye aktardıklarıyla

İstanbul’da yaşanan değişimi, gerçekçi bir şekilde

gözlemleyebiliyorduk.

Zeki Ökten, “Kapıcılar Kralı”nı Cihangir’de

çekmişti. Ertem Eğilmez’in “Salak Milyoner”de

gösterdiği şehir de hazine avcılarının gözünden

gördüğümüz Haydarpaşa Garı, Taksim Meydanı

ve Beyoğlu’ydu. “Hababam Sınıfı” ise İstanbul’a bir

ikonu teslim etti. Validebağ Adile Sultan Kasrı Güdük

Necmi’den, İnek Şaban ya da Hafize Ana’dan farksızdı

bir karakter olarak filmde. Ömer Kavur’un 1981 yapımı “Ah

Güzel İstanbul”, Ertem Eğilmez’in 1972 yapımı “Beyoğlu

Güzeli”, Şerif Gören’in 1986 yapımı “Beyoğlu’nun Arka Yakası”

ve Kudret Sabancı’nın “Laleli’de Bir Azize” filmleri de

birer İstanbul portresi çiziyorlardı.

ZORLU DÖNEM: 12 EYLÜL SONRASI

Darbeyle başlayan yeni bir 10 yıl zorlukları da peşinde getirir.

Üstelik öyle kolayca alt edilebilecek meseleler değildir

Yukarıda; Yılmaz Güney ve

eşi Fatoş Güney bundan tam

40 yıl önce Cannes Film

Festivali’nde. Sinemamızın

tek ikonik ikilisi onlar değil

ancak. Solda; Kemal Sunal

ve Müjde Ar 1976 yapımı

“Tosun Paşa”da.

ELLE 9


ELLEPOPUPKÜLTÜR

Sinemanın, popüler kültürün

muhteşem ve efsane kadınları. Türkan

Şoray sadece kamera önünde

kalmakla yetinmeyip yönetmen de

oldu. Adile Naşit, Ayşen Gruda,

Fatma Girik aramızda olmasalar da

yeni karakterle ilham olmaya devam

ediyorlar.

ve sinema sektörüne olan yansımaları 90’ların ortasına kadar

devam eder. Sadece yerel filmlerin üretimi açısından bir

sıkıntıdan bahsetmiyoruz üstelik. Hollywood yapım şirketleri

borçları nedeniyle yerel dağıtımcılara

ambargo uygulayıp film vermeyi keserler.

Aynı şekilde Türk yapımlarının da ithalatını

durdururlar. Sorun ancak 10 yılın ortasında

Warner Bros ve UIP gibi dağıtım

firmalarının Türkiye’de ofis açmalarıyla

çözülmeye başlanır.

Şirketler filmlerini gösterebilmek için

yeni sinema salonları kurmaya başlar.

Krizin fırsata çevrildiği düşünülebilir. Zira

çark yeniden dönmeye başlamıştır, ancak

bir taraftan bu olumlu gibi görünen gelişmelerin

negatif etkileri de olmuştur, mesela

Türk sinema sektörünün Amerikan

filmleri arasında ezilmesi gibi.

Türkiye İstatistik Kurumu’na göre

1980’lerde, televizyonun yaygınlaşmasıyla beraber, video

göstericilerin evlerde yerini alması, sinema sektörü için

önemli bir başka gelişmeydi. Raporda şöyle yazıyor: “Ancak,

video sektörünün gelişmesiyle önceleri bir bunalım yaşayan

Türk sineması, bu bunalımdan yine video sektörü sayesinde

kurtuldu. Film endüstrisinin yapım ayağı, büyüyen video

pazarının parasal desteğiyle geçici bir süre için yeniden canlandı.

Ancak bu canlanma kalıcı değildi, televizyonun renklendirilmesi

ve kanal sayısının artması, sinemaya gitmek yerine

evde video seyretmenin yaygınlaşması, Türk filmlerinin

salon bulmada karşılaştıkları sorunlar sonucu sektör ciddi

bir küçülmeye gitti. Bu yıllarda, film üretimi ve yapım şirketlerinin

sayısı gittikçe düştü, teknik altyapı zayıfladı. Stüdyolar

kapanmaya, sinema salonları iş hanlarına dönüşmeye

başladı. Türk sinemasında yaşanan bu gelişmeler en fazla

sinemanın merkezi olan İstanbul’da kendini gösterdi.”

10 ELLE


60’larda sinema altın çağını

yaşamaya başlayınca

şehirde birçok sinema

salonu açıldı. Bunların

hemen hepsi sadece tek bir

salondan oluşuyordu. Ancak

salonların izleyici kapasitesi

1000 kişinin üzerindeydi.

90’ların gelişiyle salonlar

bölünmeye başlandı.

İSTANBUL VE SİNEMALARI

Sinema tarihçisi Giovanni Scognamillo, sinemanın doğuşundan

itibaren önce Osmanlı devleti, ardından Türkiye

Cumhuriyeti’ndeki mecrasını şöyle anlatıyor: “Bir tören idi

sinema, herkesin katılmak istediği, paylaştığı bir tören. Giderek

yapay bir inanca dönüştüğü de oluyordu, her türden

insanı loş bir salonda, kocaman insan şekillerinin devleştirdiği

beyaz bir perdenin ve o perdeden yansıyan ve yayılan

duyguların, aşkların, nefret ve heyecanların, şaşkınlık ve

mutlulukların girdaplarına çeken. Bir düş perdesi, bir hayal

perdesi karşısında benzer ama başka ve başkalaşmış gerçeklerle

burun buruna gelmekti; bir arada onları paylaşmaktı,

sanki tek bir ağızdan çıkan bir kahkaha, tek bir gözden akan

yaşlar gibi. Ve bu törenin, bu büyünün nabzı ve kalbi Beyoğlu

idi; ama değişik, hep değişime uğrayan bir Beyoğlu’nun

Grande Rue de Pera’sı, nam-ı diğer Cadde-i Kebir’i, nam-ı

diğer İstiklal Caddesi.”

Türk sinemasının en parlak dönemlerinden olan 1960’lı

yıllarda İstanbul’daki sinema salonu sayısında da önemli bir

artış kaydedilmişti. Yeşilçam’da 241 filmin üretildiği 1966 yılından

hemen sonra, 1967 yılında, İstanbul’daki sinema salonu

sayısı da 320’ye ulaşmıştı. 1970’li yıllardan 1990’lı yılların

ortalarına kadar geçen sürede Türk sinemasında yaşanan

daralmanın sonucunda, 1998 yılında İstanbul’daki sinema

sayısı 8’i yazlık sinema olmak üzere 89’a düşmüştü. İstanbul’da

bulunan yüzlerce yazlık sinemanın yerini iş hanları,

apartmanlar, açık/kapalı otoparklar ve alışveriş merkezleri

almıştı. Bugün de bunun izlerini görebiliyoruz zaten.

ELLE 11


ELLEPOPSTİL

Şans getiren

4’LÜ YONCA

OYNADIKLARI YÜZLERCE

FİLMLE TÜRK SİNEMASININ

UNUTULMAZ SİMALARI ARASINDA

YER ALAN TÜRKAN ŞORAY,

FİLİZ AKIN, FATMA GİRİK VE

GÜLŞEN BUBİKOĞLU BU KEZ

STİLLERİYLE MERCEĞİMİZDE.

EN GÜZEL NELERİ TAŞIDILAR

VE BİRİCİK STİLLERİYLE BİZE

NASIL İLHAM OLDULAR?

2022 YAZ SEZONU PARÇALARIYLA

DÖNEMİN RUHUNU YENİDEN

CANLANDIRIRKEN, BU

MUHTEŞEM KADINLARIN

VARLIĞINI BU VESİLEYLE BİR KEZ

DAHA KUTLUYORUZ.

HAZIRLAYAN: GÜLGÜN ÖZEK

Türkan Şoray’ı

1963 yapımı

‘Çalınan Aşk’

filminin afişi için

yapılan fotoğraf

çekiminde

görüyoruz.

12 ELLE


Bu sayfada

ise saat

yönünde, Filiz

Akın, Gülşen

Bubikoğlu ve

Fatma Girik yer

almakta.

Adı

kalbimde

saklı

Çalkantılı 60’lardan

sonra yenileyici bir

bahar gibi gelen

70 ve 80’li yılların

canlandırıcı etkisi,

müzik ve görsel

sanatlar kadar moda

dünyasında da kendini

gösterdi. Bu verimli

yıllar pek çok stil

ikonu ve moda akımı

üretti. Hippiler, disko

kraliçeleri derken

etkisi halen süren ve

bize ilham olmaya

devam eden dönem,

Türkiye’de de kendi

yıldızlarını yarattı. Bol

filmli ve çokça Altın

Portakal ödüllü bu

oyuncularımızın isimleri

sadece tarihe değil

kalplerimize de yazıldı.

ELLE 13


ELLEPOPUPSTİL

‘Bee Gold’

kolye,

17.700 TL,

BEE

GODDESS

Kadife

biyeli yelek,

3800 TL,

BATSHEVA

‘Kev candy’ güneş

gözlüğü, 1499 TL,

LES BENJAMINS

Jakarlı triko,

479 TL, ZARA

‘Deanne’ pantolon,

7500 TL,

DIANE VON

FURSTENBERG

‘Agatha Wristlet’ kadife çanta,

2000 TL, MEHRY MU

Tahta düğmeli keten

elbise, 299 TL,

MUDO

Kemer, 6450 TL,

THE ATTICO

Reçine küpe, 229 TL,

YARGICI

Suni süet mini etek,

329 TL,

STRADIVARIUS

‘COOL’ PRENSES

BEYAZ PERDENİN KOLEJLİ,

SARIŞIN KIZI FİLİZ AKIN,

GÖMLEK VE MİNİ/MİDİ

ETEKLERİN ÖNE ÇIKTIĞI

SİTİLİYLE RAFİNE BİR ZEVKİN

TEMSİLCİSİ. GRAFİK VE

SAYKODELİK DESENLER

GÜNEŞ VE TOPRAK

TONLARIYLA BULUŞUYOR.

‘Opala’ gömlek,

9950 TL,

16ARLINGTON

14 ELLE

‘Billie’ maksi etek,

9135 TL,

CLEMENTS RIBEIRO

Fuşya terlik,

2399 TL,

ROMAN


İşli streç top, 7600 TL, AREA

‘Anna’ altın opal

yüzük, 29.500 TL,

STORROW

Streç tulum,

2300 TL,

NORMA

KAMALI

Işıltılı pantolon,

11.400 TL,

RAISA VANESSA

Boncuk, taş işlemeli elbise,

9540 TL, GIZIA

‘Strawberry shortcake’ kristal işli

clutch, 79.800 TL,

JUDITH LEIBER

Strass taşlı

askılı bluz,

599 TL,

MANGO

SULTAN ETKISI

TÜRKAN ŞORAY’DAKİ

‘FEMME FATALE’ ENERJİ,

PASTEL RENK VE UÇUŞ

UÇUŞ DETAYLARLA MELEKSİ

BİR GÖRÜNÜME EVRİLİYOR.

PEMBE VE MORUN EN

ŞEKERSİ TONLARINI,

VOLÜMLÜ MODELLER

VE DERİN DEKOLTEYLE

KULLANARAK BENZERSİZ

BİR İDDİAYA İMZA ATIYOR.

Sırtı açık,

payetli

saten

elbise,

8000 TL,

GANNI

İnci halka

küpe,

1110 TL,

MARCELA

‘Botticelli’

altın

kaplama

saç tokası,

3549 TL,

PERACAS

‘Medusa

music’

platform

terlik,

13.400 TL,

VERSACE

‘Daisy Cloud’ işli

organze maksi

elbise,

48.800 TL,

ASHISH

ELLE 15


ELLEPOPUPSTİL

Bluz, 4950 TL, VAKKO

‘Colorblock’

çiçekli midi keten

etek, 13.250 TL,

ZIMMERMANN/

BEYMEN

Altın kaplama

gümüş küpe,

1100 TL,

NADZAR

Espadril,

329 TL,

FABRİKA

MAVI BONCUK

ÇİÇEK BASKILI, TIĞ İŞİ

FOLKLORİK PARÇALAR,

GÖSTERİŞİ SEVEN

80’LER RUHUYLA

BİRLEŞİNCE, KABARIK

KOLLU VE BOL KATMANLI

KESİMLERLE YENİDEN

YORUMLANIYOR. FATMA

GİRİK’İN BU BOHEM VE

RAHAT TARZI, ÇOKLU

TAKI VE AKSESUAR

KULLANIMIYLA DAHA DA

RENKLENİYOR.

Dörtlü kolye, 129 TL,

PULL&BEAR

Kuşaklı

abiye elbise,

4399 TL,

ROMAN

Çiçek broş,

149 TL,

ZARA

‘Matthieu’

maksi elbise,

13.400 TL,

BERNADETTE

Mint çanta,

1499 TL,

NETWORK

‘In Bloom’ fular,

260 TL, SIEDRES

‘Bossa’ şifon mayo,

7078 TL, PATBO

16 ELLE


Çiçek tokalı kemer,

99 TL, MANGO

Güneş gözlüğü,

34 TL,

H&M

‘Manola’ metalik sandalet,

9700 TL,

CHRISTIAN LOUBOUTIN

‘Lolita’ pamuklu elbise,

3400 TL, RIXO

Boyundan bağlı üst,

7500 TL,

RAISA VANESSA

‘Farid’ pantolon,

11.500 TL,

AKRIS

İpek gömlek, 5000 TL,

OROTON

İpek eşarp, 699 TL,

VAKKO

Slim fit jean,

329 TL,

BERSHKA

‘Mikro qaila’

omuz çantası,

4249 TL, QIMO

ŞEKERLI

ENERJI

YAY BURCU OLAN GÜLŞEN

BUBİKOĞLU, YETMİŞLERİN

DİSKO RUHUNDAN

ALDIĞI İLHAMLA,

DİNAMİK KARAKTERİNİ

KORKUSUZCA PARLATIYOR.

İŞİN SIRRI, RETRO

DESENLERİ BLOK RENK

VE AKIŞKAN DOKULARLA

KULLANMAK.

Askılı üst, 159 TL,

ZARA

Bağlama kısa gömlek,

839 TL,

NOCTURNE

‘Big bang’ küpe,

550 TL, ZEWORKS

ELLE 17


ELLEPOPUPSTİL

Yeşilçam

karakterlerinin

EFSANE AKSESUARLARI

EN AZ KENDILERI KADAR HIKAYELERI DE ILGINÇ, PEK ÇOK FILME DE KONU OLMUŞ

IKONIK AKSESUARLARIN GÜNÜMÜZ VERSIYONUNA GÖZ DIKTIK.

HAZIRLAYAN: GİZEM İNCE FOTOĞRAFLAR:DOĞAN BURDA ARŞIVI

18 ELLE


Cuff bileklik,

fiyatı istek

üzerine,

MARINA B

Gülşen

Bubikoğlu

‘Lydia’ tüylü tarak

950 TL,

ELIPEACOCK

Desenli eşarp,

7000 TL,

VALENTINO

GARAVANI

Monogram

jakar şapka,

4000 TL, MAX

MARA

Türkan Şoray

Çiçek formlu

küpe,

6000 TL,

MARNI

Ajda Pekkan

Afrika desenli ipek eşarp,

6000 TL, EMILIO PUCCI

Metalik mavi ip

sandalet,

9000 TL, PARIS

TEXAS

Ajda Pekkan

Güneş gözlüğü,

2100 TL,

DOLCE &

GABBANA

ELLE 19


ELLEPOPUPSTİL

‘Merlin’ kolye,

1595 TL, MON

REVE

‘Le Sabot 125’

platform sabo

terlik

12.000 TL,

ALAÏA

Logo baskılı

desenli boyun

kravatı,

3000 TL, FENDI

Fatma Girik

Yarı saydam

halka küpe,

2000 TL,

ISABEL MARANT

Metal tokalı deri kemer,

4000 TL, POLO RALPH LAUREN

Çiçek işlemeli

transparan

eşarp,

4000 TL,

YUHAN WANG

Desenli kaşmir şal,

6150 TL,

SALVATORE

FERRAGAMO/

BEYMEN

Güneş gözlüğü,

4000 TL,

CHLOÉ

Filiz Akın

‘Bulla Babies

65’ deri topuklu

ayakkabı

13.000 TL,

NODALETO

‘Lucia’ küpe,

fiyatı istek

üzerine,

MEADOWLARK

JEWELLERY

Filiz Akın

20 ELLE


Beyaz çerçeveli güneş

gözlüğü,

7000 TL, DIOR EYEWEAR

Ajda

Pekkan

‘Laurel’ küpe,

3500 TL, ULLA

JOHNSON

Gülşen

Bubikoğlu

‘Zamansız Aşk’

madalyon kolye,

5300 TL,

RUNDA

JEWELRY

Platform topuklu ayakkabı

16.500 TL, GIUSEPPE ZANOTTI/

BEYMEN

Ajda Pekkan

Taşlı gold yüzük,

1599 TL,

ALCOZER & J/

BEYMEN

‘The Magic’ kanvas bucket

şapka,

3000 TL, CHLOÉ

Deri kemer,

14.000 TL, GABRIELA HEARST

Fatma Girik

Desenli eşarp,

2500 TL,

MISSONI

ELLE 21


ELLEPOPUPSTİL

‘Lilium’ bileklik,

15.400 TL, BEGUM KHAN

Beyaz kemer,

8500 TL,

CAROLINA

HERRERA

Filiz Akın

Gönül Yazar

Doğal taş kolye, 495 TL, BERRİN ÖZKAN

Neşe

Karaböcek

İpek fular,

649 TL, VAKKO

‘Luna Sea Shell’

deri çanta,

4000 TL, BERA

DESIGN

Dönüştürülmüş

küpe,

10.000 TL,

MARINE SERRE

Mine Mutlu

‘The Minimalle 45 square’ ipek eşarp, fiyatı istek üzerine, LOUIS

VUITTON

Platform

sandalet,

15.700 TL,

DSQUARED2/

BEYMEN

22 ELLE


Filiz Akın

Gold kolye, fiyatı

henüz belli değil,

CELINE/BEYMEN

Yeşil küpe,

2500 TL,

MONAPETRA

Arzu Okay

Türkan Şoray

Yakut yüzük,

10.550 TL, REIS

‘Alessa’ metalik deri çanta

13.000 TL, SERENA UZİYEL

‘Tiara’ taşlı

ve incili saten

çanta,

17.000 TL,

RENAUD

PELLEGRINO

Grafik desenli şal,

3150 TL, PRADA

Kurdele küpe,

2100 TL, SHRIMPS

Filiz Akın

Denim platform

ayakkabı

7000 TL, COPERNI

Taşlı gold renkli

bileklik, 500 TL,

ROMAN

ELLE 23


ELLEPOPUPSTİL

İnci küpe,

4600 TL,

EVREN KAYAR

Gülşen

Bubikoğlu

‘Olie Plateau 140’ mavi

platform ayakkabı,

14.750 TL, AQUAZZURA/

BEYMEN

Feri Cansel

Sarkık kulaklı

küpe, fiyatı

istek üzerine,

SCHIAPARELLI

Gold kum

boncuk detaylı

kolye

1299 TL,

BEYMEN

COLLECTION

Necla Nazır

Lila platform

ayakkabı,

15.600 TL,

VERSACE

Türkan Şoray

Çiçek desenli

eşarp,

7000 TL,

SAINT LAURENT

Metal güneş

gözlüğü,

2100 TL,

BURBERRY

24 ELLE


Gülşen

Bubikoğlu

Mavi çizgili

hasır şapka,

2549 TL,

FERRUCCIO

VECCHI/

Püsküllü ve

taşlı maksi uçlu

kolye,

8700 TL, ETRO

Turuncu deri platform ayakkabı,

18.500 TL, BOTTEGA VENETA

Fatma Girik

Deri burgulu bileklik, fiyatı henüz

belli değil, LOEWE/BEYMEN

Gönül Yazar

Türkan Şoray

Güneş gözlüğü,

2300 TL, BURBERRY

Siyah kalın kemer, fiyatı

henüz belli değil, MICHAEL

KORS/BEYMEN

Süet platform ip sandalet,

9000 TL, PARIS TEXAS

Fuşya platform ayakkabı,

899,90 TL, ELLE SHOES

İpek şal,

799 TL, BEYMEN

COLLECTION

ELLE 25


26 ELLE

AZ GÖRÜLEN İNSANLAR

Er

VE OLAYLAR KOMEDİSİ


şan Kuneri

YENI IŞLER DENEMEYI

SEVEN VE ILK DIZISİNİ

NETFLIX İÇİN YAPAN

CEM YILMAZ,

ŞİMDİYE KADAR

YARATTIĞI YÜZLERCE

KARAKTERDEN

BİR TANESİNİ YENİ

PROJESİNİN MERKEZİNE

KOYMUŞ: SİNEMACI

ERŞAN KUNERİ.

YARATTIĞI BOL HİKAYELİ

DÜNYAYI ONDAN VE

OYUNCU ARKADAŞLARI

EZGİ MOLA, URAZ

KAYGILAROĞLU, NİLPERİ

ŞAHİNKAYA VE MERVE

DİZDAR’DAN DİNLEDİK.

RÖPORTAJLAR:

MELDA NARMANLI ÇİMEN

FOTOĞRAFLAR:

BURCU KARADEMİR

MODA DİREKTÖRÜ: ASLI ASİL

MODA EDITÖRÜ: YAĞMUR KURAL

MEKAN VE TÜM ORGANIZASYON

DESTEĞI IÇIN HILTON ISTANBUL

BOSPHORUS’A TEŞEKKÜR EDERIZ.

ELLE 27


“İLK FILMIMDEN BERI ACIKLIDIR KARAKTERLER VE ÖYKÜLER.

BEN PERDEDE SIK GÖRÜLMEYEN OLAYLAR VE KIŞILER

YAZMAKTAN HOŞLANIYORUM. İLGI ALANIM BÖYLE.”

CEM YILMAZ

28 ELLE


Siyah tişört, 989 TL,

HUGO BOSS Yeşil

ceket, 3099 TL,

LACOSTE

ELLE 29


30 ELLE

“SÜRP

HEYEC

IZLE


RIZLERE BAYILIRIM :) DEĞIŞIKLIK, ÇEŞITLILIK BENI ÇOK

ANLANDIRIYOR. HEM KENDIME YENI BIR KEŞIF, HEM

YENLE O KEŞFI PAYLAŞMAK BENI MUTLU EDIYOR.”

EZGİ MOLA

Geometrik desenli

elbise, 13.950 TL,

PACO RABANNE /

V2K DESIGNERS Halka

küpe, 450 TL, Parlak

taş detaylı gümüş renk

bileklikler, 1017 TL

(tanesi), hepsi MIRELA

CERICA Platform topuklu

ayakkabı, moda

editörüne ait

ELLE 31


Çiçek desenli tunik,

fiyatı istek üzerine,

ÖYKÜ ECE UZA Halka

küpe, 450 TL, MIRELA

CERICA

32 ELLE


“ÇOK KÜLTÜRLÜLÜK BANA OYUNCULUKTA

ESNEKLIK KAZANDIRDI; HER TÜR KARAKTERE ANINDA

UYUMLANABILIYORUM. IÇGÜDÜSEL BIR YERDEN

TÜM KARAKTERLERI KOLAYLIKLA ÇÖZÜYORUM.”

NİLPERİ ŞAHİNKAYA

ELLE 33


34 ELLE


Merve Dizdar: Çiçek desenli uzun elbise, 6125 TL, ALEXIS / V2K DESIGNERS

Uzun taşlı kolye, 495 TL, BERRİN ÖZKAN

Ezgi Mola: Toka detaylı geometrik desenli elbise, 3500 TL, MIRELA CERICA

Nilperi Şahinkaya: Geometrik desen baskılı üst, 8750 TL, PACO RABANNE / V2K DESIGNERS

Bol paça jean, 3118 TL, NAZLI CEREN Kalp figürlü cam kolye, 575 TL, BERRİN ÖZKAN

Yüksek tabanlı siyah bot, 1399 TL, ZARA

ELLE 35


“ALDIĞI

HIÇ P

OLSA

OLARAK

ELIMIZD

ÇIKM

FIRTINA

GELEN

ILETME

BIR Y

URAZ

36 ELLE


Çiçek desenli gömlek,

Desenli bol paça

pantolon, Loafer,

fiyatları istek üzerine,

hepsi ÖYKÜ ECE UZA

M REKLAMCILIK EĞITIMİ

RATIĞINI YAPMAMIŞ

M BILE IÇGÜDÜSEL

BENI FIKIR ÜRETMEYE,

EKI METNIN ÜZERINE

AYA ITIYOR. BEYIN

SI YAPMAMI, AKLIMA

FIKIRLERI KARŞI TARAFA

KTEN ÇEKINMEYEN

APIYA BÜRÜNMEMI

SAĞLIYOR.”

KAYGILAROĞLU

ELLE 37


Pembe uzun yakalı

gömlek, 1700 TL,

MIRELA CERICA Pembe

ceket, 4235 TL, Mini

etek, 2805, ikisi de

NAZLI CEREN Turuncu

loafer, 1899 TL,

DIVARESE Taşlı küpe,

3000 TL, SWAROVSKI

“TEK BILDIĞIM ŞEY MESLEĞIMI ÇOK SEVDIĞIM. DAHA

OYNANACAK ÇOK ROL, ANLATILACAK ÇOK HIKAYE VAR.

HAYATIN KENDISINI ANLATMAYI ÇOK SEVIYORUM. TEK

HAYALIM SON NEFESIME KADAR YA SAHNEDE, YA BEYAZ

PERDEDE YA DA TELEVIZYONDA OLMAK.”

MERVE DİZDAR

38 ELLE


ELLE 39


Uraz Kaygılaroğlu: Çiçek

desenli gömlek, Desenli

bol paça pantolon, Loafer,

fiyatları istek üzerine, hepsi

ÖYKÜ ECE UZA

Cem Yılmaz: Siyah tişört,

989 TL, Pantolon, 3845 TL,

ikisi de HUGO BOSS Yeşil

ceket, 3099 TL, LACOSTE

Ayakkabı, moda editörüne

ait

40 ELLE


Cem Yılmaz

Yeni işler denemeyi seviyorsunuz ve ilk dizinizi yaptınız.

Daha önce kendisiyle hiç tanışmamış olanlar için biraz

anlatır mısınız Erşan Kuneri kimdir, nasıl bir anti-kahramandır,

hayalleri nedir? Dizinin konusu nasıl gelişiyor?

Dizi elbette Netflix’in ilham verdiği bir format olduğu için

sekiz bölümden oluşan bir öykü kurdum. Erşan ile çok uzun

zamandır bir macera yaşamak istiyordum ve içine filmler

de koymak istediğim için bence en uygunu dizi olmasıydı.

Erşan Kuneri pek gerçek bir karakter değildi, hatta fazla

karikatürdü. Biraz yaşaması için üstünden bir daha geçtim.

Komik ve zararsız bir adam; fikirleri de pek parlak değil ama

eğlenceli... Bir çabası, kendine göre de ahlakı var. Tamamı

sevimli yalancılardan oluşan bir ekip bu aslında. Dizi bu

ekibin yedi değişik tarzda film yapma macerasını anlatıyor.

İki farklı öykü var; her bölümde özel hayatları ve çektikleri

filmleri izliyoruz.

Şimdiye kadar yarattığınız onlarca karakter arasından,

üzerine ilk dizinizi kurgulamak için neden Erşan Kuneri’yi

seçtiniz?

Sırası gelen kendini belli ediyor. Uzun süre üzerine konuşuluyor,

şekilleniyor, öyle tercih ediliyor. Biraz kendiliğinden

oluyor yani. Erşan Kuneri hikayesi uzun bir hikaye olduğu

için bir seriye uygun düştü.

Bölümlerin her biri birbiriyle ilişkili, ama aynı zamanda

bağımsız. Format açısından yaratım ve kurgu sürecinde

sinemadan ne farkı oldu sizin açınızdan?

Elbette süre olarak farklı olduğu gibi yazım şekli de farklı.

Farklı bir yöntem uyguluyorsunuz; elinizdeki bölüm öyküsünü

bir süreye uyarlamak ve film öyküsünü Erşan ve

arkadaşlarına dağıtıp yazmak ise başka bir numara istiyor.

Yani arada Erşan olup rol dağıtıp kendin olup hikayeyi yazıyorsunuz.

Format aslında hybrid bir formal single camera

sitcom ve film harmanı gibi. Kolay değil, çok da zor değil elbette.

Ama değişik.

En son Karakomik Filmler’de içinde dram olan komediyi

daha derinlikli bulduğunuzu söylemiştiniz. Erşan Kuneri’de

nasıl bir tarz komediyle karşılaşacağız?

Karikatür çizdiğim dönemden beri her zaman böyle düşünürüm.

İlk filmimden beri acıklıdır karakterler ve öyküler.

Ben perdede sık görülmeyen olaylar ve kişiler yazmaktan

hoşlanıyorum. İlgi alanım böyle. Erşan Kuneri de az görülen

insanlar ve olaylar komedisi. Biraz da film kültürü alayı

gibi. Bunlarla ilgileniyorsanız, sizin de ilginizi çeker. Komedi

ile ilişkim böyle benim. Zaten bir şeyle ilgilenmiyorsanız

komedinin hedefinde değilsiniz demektir.

CMYLMZ’ın her yeni işinde önceki işlerindeki esprilere ve

tiplemelere de göndermeler oluyor. Bunu bilinçli yapıyorsunuz,

değil mi?

Elbette. Bunu kendi evrenini yaratmış işlerde yapabilirsiniz,

çok da güzel olur. Ben kafamda 30-40 karakterle başlıyorum

her işe. Yaşatıyorum onları. Şurdan geçiverse diye rol

dağıtıyorum onlara, eğer iş buna müsaitse. Yok değil ise yeni

karakterler giriveriyor.

Diyalog ve kelimelerle oynama sihirbazlığınızın sırrı ne?

Hep dikkat ederim insanlar neyi nasıl konuşuyor diye. Diyaloglar

özel ilgi alanımdır. Hepsi bu. Bir atraksiyon peşinde

koşmam; karakter ya da öykü ne kadar absürt olsa da gerçek

diyalog yazmaya çalışırım. Kelime oyunu peşine düşmem.

Karakter düşüyorsa da serbest bırakırım. Karakterlerine

devamlı iyi espri yaptıran yazarları da pek tutmam. Ne ise

odur. O kadın öyle konuşmaz diye filmden hoşlanmadığım

bile olur çoğu zaman.

Bolca karakter, bolca film, bolca da karakterlerin canlandırdığı

karakterler izliyoruz. Bu dev kadroyu ve prodüksiyonu

yaratıp yönetmekte zorluklar yaşadınız mı?

Hayır başladığım günden beri bu tonda çalışıyorum. Daha

iyisini yapmaya gayret ediyorum. Film yapmak güzel bir şey,

ama zor. Ekip olarak bir standardımız var, memleket şartlarında

ne kadar koruyup geliştirebilirsek ona uğraşıyoruz.

Diziyi geçen yaz çektiniz. Nasıl bir süreçti? Birlikte çok

eğlendiniz mi? Var mı başınıza gelen absürt şeyler?

Bir önceki yılın yazından başlayan bir çalışma takvimi vardı.

Bütün oyuncu arkadaşlarla ve kamera arkası hazırlık ekipleriyle

hep birbirimizden haberli olarak ilerleriz biz. Kimse

sonradan dahil olmaz. Bu zaman ve neşe kazandıran bir çalışma

şekli. Yani sonrası için zaman kazanmak istiyorsanız

öncesinde zaman harcamak lazım. Sonuçta ilk 3-4 ayı tasarlamak

ve yazmakla geçen, 6-7 ay boyunca inşaatın devam

ettiği ve son 11 haftasının çekim olduğu bir süreç. Bunu neşeli

ve verimli kılmak için gerekenler ne ise onu yapıyoruz

hep beraber. Eğlenmek mesele bile değil bizim sette. Heyecanlanmak

daha anlamlı bence. Absürt bir şey yaşamadık,

yalnızca pandemi diyelim. Yeteri kadar anormaldi zaten.

Erşan Kuneri global bir dijital platform olan Netflix’de

yayınlanıyor. Türk dizilerinin ve dizi oyuncularının tüm

dünyada tanınırlığının artmasıyla lokal prodüksiyonlar

dijitalde de yabancı seyirci buluyor. Komedinin tercümeyle

anlaşılması zor olsa da eminim sizi farklı kitlelerle

buluşturacaktır. Yabancı izleyici hedefiniz var mı?

Bu mesele komedi için dramalardan daha zor bir mesele.

Komedi başka dilde kabulü kolay olan bir ürün değil. Benim

de öyle bir amacım senelerdir yok. İzlemek isteyene evet

orada duruyor, mis gibi izleyebilir, severse ne ala, sevmezse

canı sağolsun şeklinde bir yaklaşımım var. Türkçe bilenle

zor anlaşıyorum çoğu zaman, tercüme benim için bir sorun

değil. Ha dünyada yeni bir trend olur “hey guys lets watch

42 ELLE


turkish comedies from now on” diye bir ayaklanma olursa

zaten haberimiz olur!

Oyunculuk mu daha çok keyif veriyor, yazarlık mı, yoksa

yönetmenlik mi? Ve en çok hangisi zorluyor?

Sanıyorum yönetmenlik bunların arasında en az yoranıdır.

Sonra sırayla oyunculuk ve yazarlık geliyor benim için. Yazarlık

bence bu işin en zor kısmı.

Erşan Kuneri’nin çektiği filmlerin isimleri de çok efsane,

aralarından uzatıp sinemaya taşıyacağınız olur mu?

Kötü fikir değil ama başka planlarım var… Nasıl ki bunlar

10-15 sene öncesinden düşünülmüş projeler, dolayısıyla

daha elimde sıraya dizdiğim iki-üç tane sağlam ve el oyalayacak

işim var.

Erşan karakteri için cepte beklettiğiniz yeni hikayeleriniz/filmleriniz

var mı? Dizinin devamı gelecek mi?

Daha çok tür var denemediği… Ve acaba Yılın Erkeği yarışmasına

gidecek mi? Belki Hokkabaz’daki İskender’le turneye

çıkarlar? Bilemem!..

Ezgi Mola

Adı gibi alev alev bir kadına hayat veriyorsunuz Erşan

Kuneri’de. Karakteri yaratırken yola nereden çıktınız,

nasıl bir kadın yarattınız?

Zaten senaryoda karaktere dair yardımcı olacak çok şey

mevcuttu. Okuma provalarında hep birlikte konuştukça

kafamda oluşmaya başladı, Cem’in yönlendirmeleri, sevdiği

ve istemediği şeyleri çok net belirtmesiyle gittikçe şekillendi

ama yine de sette saçla, makyajla, kostümle, mekanın içine

girince daha da bulduğum, eğlendiğim bir yere geldi.

Dizi sekiz bölüm ve her bölümde farklı bir tür film çevriliyor.

O filmlerde hangi karakterleri canlandırıyorsunuz?

Evet her bölümde Alev’i görüyoruz ama yanı sıra her bölümün

içinde bizimkilerin çektiği bir filmi de görüyoruz. Bir

bölümde Bizanslı Mercedes, başka bir bölümde varoş hayattan

yırtmaya çalışan Songül, bir diğerinde miras peşinde

koşan Monik Baldi, birinde Kaymakam Türkan… Rengarenk,

birbirinden çok farklı karakterler oldum.

Aralarında en sevdiğiniz, keşke bunu daha uzun oynasaydım

dediğiniz biri oldu mu?

Bir önceki soruda adını geçirmediğim Tamara’yı çok sevdim

ama düşününce hepsi ayrı ayrı gerçekten çok eğlenceli oldu.

Yani hepsi bir bölümün sadece yarısında olduğu için keşke

biraz daha olsaydı dedim açıkçası. Songül’de de aşırı eğlendim

çünkü o karakteri hepimiz çok iyi biliyoruz. İnsanın yaşam

enerjisini, mutsuzluğu ve memnuniyetsizliğiyle çeken

insanlar vardır ya, bir yandan da şu talih kuşu beni bulsa da

yırtsam derler. Talih kuşu ona geldiğinde bile şikayetleri ve

siniri çok eğlenceliydi.

Erşan Kuneri aynı zamanda bir moda şöleni. 70 ve

80’lerin modası tüm karakterlere göre çok güzel yorumlanmış;

çok ikonik detaylar var. Sevdiniz mi o dönemin

stilini? En çok hoşunuza gidenler neler oldu?

Kostüm tasarımı Baran Uğurlu’ya aitti. Hem kendi kostümlerim

hem de dizinin tüm karakterleri gerçekten mükemmel

oldu. Hepimiz birbirimize bakakalıyorduk “bu nasıl güzel

tasarım’’ diye. Zaten Baran, dönem işlerine aşırı hakim bir

tasarımcı. Kendi tasarımları da çok fazlaydı. Dönem modası

oldum olası hoşuma gitmiştir, her giydiğim kostüm çok güzeldi.

Dönemin dekorasyon tarzı da tüm set tasarımlarına çok

iyi yansıtılmış. Günümüzde de retro mobilya ve tasarımlar

çok trend. Dikkatinizi çeken, evime alayım dedikleriniz

var mıydı?

Olmaz olur mu :) Erşan’ın evi ve ofisi beni şaşkınlığa uğratacak

kadar ince detaylarına kadar düşünülerek döşenmişti.

O dönemin dekorasyonunu da, mimarisini de çok severim.

Resmen zaman tüneli gibi bir dekora giriyorduk her defasında.

Erşan’ın salonu olduğu gibi benim salonum olsun

diye alabilirdim, mükemmeldi.

Türkiye’nin en üretken ve sürprizli oyuncularından birisiniz.

Oyunculukta sizi en çok tatmin eden nedir? Kişiliğinize

nasıl katkısı oluyor?

Çok teşekkür ederim. Sürprizlere bayılırım :) Değişiklik,

çeşitlilik beni çok heyecanlandırıyor. Hem kendime yeni bir

keşif, hem izleyenle o keşfi paylaşmak beni mutlu ediyor.

Erşan Kuneri global bir dijital platformda yayınlanıyor.

Türk dizilerinin ve dizi oyuncularının tüm dünyada tanınırlığının

artmasıyla lokal prodüksiyonlar dijitalde de

yabancı seyirci buluyor. Nasıl yorumluyorsunuz bu ilgiyi?

Neyi iyi/doğru yapıyoruz?

Bence çok güzel bir şey bu. Bazen hiç bilmediğim ve bu platform

olmasa ulaşamayacağım işlere denk gelebiliyorum bu

sayede. Oyuncular, yönetmenler, senaristler için de daha

global işler yapabilmeleri adına güzel bir fırsat sunduğunu

düşünüyorum. İyi kötü olarak bir değerlendirme yapamam

çünkü bizim ülkede çoğunluğun hiç sevmediği bir iş dünyanın

diğer ucunda çok sevilebiliyor. O yüzden de yaptıkça

daha da iyi şeyler çıkacağını düşünüyorum.

Bu dizide doğruları ve yanlışlarıyla gerçekçi karakterler

izliyoruz. Ezgi Mola’nın kendisi açısından en doğru ve

en hatalı özellikleri nedir?

Bilmem ki! “Bu doğru, bu yanlış’’ gibi çok keskin yorumlar

yapmaktan imtina ediyorum. Ben hayatta her konuda içimden

geleni yapmaya çalışıyorum, işlerimde de özel hayatımda

da böyle oluyor bu. Ve bazısı doğru bazısı yanlış oluyor;

yaşamadan, tecrübe etmeden bilemiyor insan.

ELLE 43


Uraz Kaygılaroğlu

Nasıl bir role hayat veriyorsunuz Erşan Kuneri’de? İbrahim

Tumtum’un hikayesi nedir, nasıl bir tipleme yarattınız?

İbrahim Tumtum kumar ve içki sorunu olan, ortalamanın

altında yeteneği, ortalamanın bir tık üstündeki dış görünüşü

ve her türlü deliğe girip çıkabilecek tatlı dili ve sempatikliği

ile bu günlere gelmiş, Erşan abisine düşkün, vefa borcu olan

bir karakter. Çıkarları doğrultusunda her türlü şeyi yapabilecek

bir bağımlı, tıpkı tüm bağımlılar gibi.

Dizi sekiz bölüm ve her bölümde farklı bir tür film çevriliyor.

O filmlerde nasıl karakterler canlandırıyorsunuz?

Aralarında en sevdiğiniz hangisi oldu?

Birinde Bizans tekfuru, birinde köyün delisi, birinde bir gazetenin

genel yayın yönetmeni, birinde plak şirketi sahibi,

birinde gözü kara bir polis, birinde büyük bir savaşçı ve birinde

de Bülent Şakrak’ın ikizi olan antika koleksiyonerini

canlandırdım. Favorilerim Mestan ve Taner oldu.

Erşan Kuneri aynı zamanda bir moda şöleni. 70 ve 80’lerin

look’ları tüm karakterlere göre çok güzel yorumlanmış;

çok ikonik detaylar var. Siz modayı yakından takip

eder misiniz? Kendi kişisel stiliniz nasıldır? En çok neye

yatırım yaparsınız?

Her şeyden önce en çok insana yatırım yaparım (gülüyor).

Modayı yakından takip etmem. Kendi stilim rahat ve sokak

modasına uygun diyebiliriz. Arkadaşlar arasında star parça

dediğimiz bir parça üzerine diğer kıyafetlerin o parçayı ön

plana çıkarmasına hizmet edecek kombinler tercih ederim.

Hiç vazgeçemediğim pantolonlarım ve bir dost gibi sarıp

sarmalayan sweatshirt’lerim vardır.

Tarık Akan hayranısınız, nereden çıktı bu hayranlık?

70-80’lerde çekilmiş Yeşilçam filmlerinden favorileriniz

hangileri?

Annem büyük bir Tarık Akan hayranıydı, çocukken defterlerini

ve duvarlarını onun resimleriyle kapladığından

bahsederdi. Hababam Sınıfı, Ah Nerede, Canım Kardeşim,

Mavi Boncuk, Tatlı Dillim, Bizim Aile, Delisin, Sevgili Dayım

favori Tarık Akan filmlerimdendir.

Dizide çekilen filmler 80’lerin toplumsal ve sosyal problemlerine

de ışık tutuyor. Siz dünyanın gidişatı ile ilgili en

çok nelerden, hangi problemlerden rahatsızlık duyuyor-

sunuz? Küçük bir kızınız var. Daha iyi ve yaşanabilir bir

dünya yaratmayı nasıl başarabiliriz?

Her şeyden önce sürdürülebilir bir yaşam için çevre kirliliği

ve temiz su kaynaklarının gitgide azalıyor olması, artan

insan popülasyonunun bu konuda hiç yardımcı olmaması

kızımın geleceği açısından elli sene sonrayı düşündüğümde

beni endişelendiriyor. Tam bugünü konuşacak olursak farklı

görüş, din, dil, ırka sahip insanların birbirlerine saygı gösterememesi,

tahammül edememesi, özellikle farklı kitlelerin

bir araya geldiği metropollerde var olmayı zorlaştırıyor.

Reklamcılıktan oyunculuğa geçmişsiniz. Dahil olduğunuz

projelerin reklam ve tanıtım planıyla ilgilenir misiniz?

Gelecekte yeniden yapmak gibi bir niyetiniz olur mu?

Reklamcılık okuduğum yıllarda oyunculuk yapmaya başlamıştım.

Küçük bir staj dönemi dışında reklamcılığı hiç icra

etmedim diyebilirim, fakat aldığım eğitim hiç pratiğini yapmamış

olsam bile içgüdüsel olarak beni fikir üretmeye, elimizdeki

metnin üzerine çıkmaya itiyor. Her zaman dediklerim

olacak diye olmasa bile beyin fırtınası yapmamı, aklıma

gelen fikirleri karşı tarafa iletmekten çekinmeyen bir yapıya

bürünmemi sağlıyor.

Bugün reklamcılık jargonunda çok sık kullanılan sürdürülebilirlik

hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce dünyaya

iyi gelene ve sürdürülebilir olana doğru gerçek bir çaba

var mı? Yoksa hepsi reklam balonu mu?

Sürdürülebilirlikle ilgili reklamlarda geçen bütün çağrıların

ve sloganların niyetinin iyiye ve olması gerekene işaret ettiğine

eminim, ama gel gör ki bunlar hayatta kalmamız ve

barınmamız, karnımızı doyurmamız gibi temel ihtiyaçlarımızın

başında yer almıyor maalesef. Bu gibi değerleri anlayabilmemiz,

üzerine düşünebilmemiz, elli yıl sonrasını kurtarmanın

düşüncesine gelebilmemiz için önce yarına nasıl

çıkarız endişesinden kurtulmamız gerekir.

Nilperi Şahinkaya

Seyyal adında işveli ve cilveli bir kadına hayat veriyorsunuz

Erşan Kuneri’de. Nasıl bir kadın Seyyal, hikayesi

nedir, siz nasıl bir duyguyla oynuyorsunuz?

Seyyal o zamanlarda çapkınlığıyla nam salmış, frapan, bol

kahkaha atan, dişi bir kadın. Oyuncu olarak ismi duyulmaya

başlamış, Erşan’ın kulağına gitmiş. Dişiliğini kullanarak ekibe

kendini dahil ediyor ve maceralara ortak oluyor. Seyyal’i

oynamak çok eğlenceliydi, kıyafetlerine, saçına makyajına

bayıldım. Tavrı, konuşma tarzı, her şeyi bir oyuncu olarak

benim için çok keyifliydi.

44 ELLE


Dizi sekiz bölüm ve her bölümde farklı bir tür film çevriliyor.

O filmlerde hangi karakterleri canlandırıyorsunuz?

Aralarında en sevdiğiniz hangisi oldu?

Mesela şirin bir prenses, Alman bir uyuşturucu kaçakçısı

ya da süper kahramana âşık sarışın bir gazeteciyi canlandırdım.

Her filmde birbirinden farklı kadınları oynadım.

Tabii tüm oyuncu kadromuz için aynısı geçerli, her renkten

oynadık. Çok büyük bir şans. En sevdiğim karakter ana

hikayedeki Seyyal, yerini hiçbiri tutamaz, ama filmlerden

bahsetmem gerekirse sanırım en çok “Kötü Mal”daki Helena

karakterini sevdim. Alman aksanıyla konuşan, küt saçlı,

bazuka kullanan bir örgüt üyesi:)

Erşan Kuneri aynı zamanda bir moda şöleni. 70 ve

80’lerin look’ları tüm karakterlere göre çok güzel yorumlanmış;

çok ikonik detaylar var. Seyyal’in kıyafetleri

de tam dönem modası. Sevdiniz mi o dönemin stilini? En

çok hoşunuza gidenler neler oldu?

Zaten o dönemlerin, özellikle 70’lerin tarzına bayılıyorum,

günlük hayatta da o dönemlerin stili bazı parçalar giyerim.

En çok hoşuma gidenler, bol renkli ve parlak kumaşlar

kullanılması, vatkalar, abartılı aksesuar ve saçlar, ışıltılı

makyajlar, ispanyol paçalar, kısacası o disco glam havasını

seviyorum.

Modayı yakından takip eder misiniz? Sizin kişisel stiliniz

nasıldır? En çok ne alırsınız?

Modayı takip ederim. Stilimde zıt olanları kombinlemeyi

seviyorum, mesela maskülenle femineni ya da sporla şıklığı.

Bu aralar palazzo pantolonlara taktım, neredeyse her rengi

var. Crop bir üst, vatkalı bir ceket, bol takı ve topuklu ayakkabılarla

hem rahat hem de şık bir hava yaratıyor. Poplin

gömlekler giymeyi de severim.

Senegal’de doğdunuz, Paris ve Bern’de okudunuz. Bu

çok kültürlülük mesleğiniz açısından size neler kattı? Günün

birinde Türkiye dışında çalışma isteğiniz var mı?

Çok kültürlülük bana oyunculukta esneklik kazandırdı yani

her tür karaktere anında uyumlanabiliyorum. Yelpazemi

genişletti. Çocukluğumdan beri farklı ülkelerde biriktirdiklerim

sayesinde içgüdüsel bir yerden tüm karakterleri

kolaylıkla çözüyorum.

Bugüne kadar farklı işlerde izledik sizi. Bunların çoğu ara

bozucu, entrikaya meyilli, defolu karakterlerdi. Özellikle

mi seçtiniz? Bir oyuncu olarak sevilmeyen karakterlerin

psikolojisini kurmak daha mı eğlenceli? Projeleri değerlendirirken

nelere önem veriyorsunuz?

Hayır psikolojiyle hiç ilgisi yok, cevabı şu: Oyuncu enerjim

yani ritmim yüksek. Yüksek ritme uç karakterler uyuyor. Uç

karakter örnekleri: hırslı kadın, deli kadın, lider kadın, şuh

kadın vs. hayatta çok sık rastlamadığınız türden dikkat çekici

kadınlar. Bu tarz karakterlerde hem dikkat çekiyorum

hem de daha çekici geliyor. Mesela masum ve kırılgan bir

kızı oynamak benim için daha zor çünkü iç ritmimi yavaşlatmam

gerekir. Tamamen iç ritimle ilgili bir mesele. Uç

karakter her zaman daha iştahlandırıcı ve oynayabilen çok

az oyuncu var, o yüzden bu havuzda olmaktan memnunum.

Aynı anda farklı platformlarda çok fazla iş yapabilme

kapasiteniz var. Pandemide bile yeni formatlar ürettiniz.

Nasıl bir zaman planlama yönteminiz var ve mental hazırlık

olarak neler yapıyorsunuz?

Hazırlık ve plan yapamıyorum aslında, tamamiyle çocuksu

bir yerden beğendiğim her işe atlıyorum. Sonra tabii ki yoruluyorum,

programlar çakışıyor ve geriliyorum ama aklıma

gelen yaratıcı bir proje ya da iştahlandıran yeni bir karakter

teklif edilince kendimi durduramıyorum. Dedemin çok

güzel bir sözü vardır: “çok çalışmak dinlendirir” diye. Bu

doğru. Evet çok yorucu her yere koşturmak ama durunca da

insan öyle bir kendine sarıyor ki mental olarak daha yorucu

hale geliyor halbuki çalışırken sadece işe güce odaklanıyorsun:)

Dizide çekilen filmler 80’lerin toplumsal ve sosyal problemlerine

de ışık tutuyor. Siz dünyanın gidişatı ile ilgili

en çok nelerden, hangi problemlerden rahatsızlık duyuyorsunuz?

Daha iyi ve yaşanabilir bir dünya yaratmayı

nasıl başarabiliriz?

Sanırım özünde adalet konusunda rahatsızlık duyuyorum.

Dünyadaki adalet sisteminde bir şeyler ters gidiyor. Aslında

hep ters gitti ama sorun iyileşememesi. Bir yandan haksızlığa

uğrayanlar diğer yandan hak etmediği hayatı yaşayanlar.

Maalesef her sistem bireyi temsil eder yani kısacası her

birimizin içindeki adaletsizliğin kocaman bir aynası. Özünde,

empatiyi güçlendirerek, birbirimizi anlamaya çalışarak,

kendimizi diğerlerinden ayrıştırmadan adaletli olabiliriz.

Bu anlamda değerli bir işim olduğunu düşünüyorum. İyi

filmler ve tiyatro oyunları sayesinde kendin dışındakini anlama

kabiliyetin güçlü kalıyor.

ELLE 45


Merve Dizdar

Dizinin en bilge ve ciddi kadını Feride’ye hayat veriyorsunuz

Erşan Kuneri’de. Karakteri yaratırken yola nereden

çıktınız, nasıl bir kadın yarattınız?

Ciddi mi emin değilim ama en felsefeden anlayan, en coşkulu,

iş için tutkulu, bilgili bir kadın. Ben Erşan’la çalışmak

istemesinin yeniliklere çok açık bir kadın olmasından kaynaklandığını

düşünüyorum. Erşan o kadar inanıyor ki projesine,

karşısındaki kişi buna kayıtsız kalamıyor. Hele ki Feride

gibi inancı olan, insanlara destek veren bir kadın. Kaldı

ki Feride için bu büyük fırsat, kaldı ki hikayemiz de öyle

başlıyor zaten. Bir grup insanın müthiş tatlı inancı üzerine.

Erşan’ı çok seviyorum ben. İnanılmaz tatlı bir adam. Diğer

arkadaşlarının yanına Feride gibi bir karakteri katması çok

mantıklı bence. Grubun sağduyusu aynı zamanda Feride.

Bütün bunları ve dönemi düşünerek, ana karakter Feride

idealist, heyecanlı, istekli, tutkulu bir tiyatro öğrencisi benim

için.

Dizi sekiz bölüm ve her bölümde farklı bir tür film çevriliyor.

O filmlerde hangi karakterleri canlandırıyorsunuz?

Birinde Amazon savaşçısı, birinde mafya babasının masum

kızı, birinde paragöz bir ailenin küçük kardeşi, birinde okumuş

bir iş kadını, birinde şifacı kız kardeşler, birinde hemşire…

Sekiz bölüm tipten tipe girdik. Farklı tarzlarda bir sürü

filmde oynadık. Şahane bir deneyimdi. Zor ama inanılmaz

keyifli.

Aralarında en sevdiğiniz, keşke bunu daha uzun oynasaydım

dediğiniz biri oldu mu?

Hepsi. Yani Amazon savaşçısını, paragözü, bayılıyorum

onlara, arabesk bölümü… Yani filmler o kadar eğlenceli ki

bitsin istemiyor insan. Bir de bu her zaman bir oyuncunun

başına gelmez. Bu kadar farklı karakter denemek. Tadı damağında

kalıyor insanın.

Erşan Kuneri aynı zamanda bir moda şöleni. 70 ve

80’lerin modası tüm karakterlere göre çok güzel yorum-

lanmış; çok ikonik detaylar var. Sevdiniz mi o dönemin

stilini? En çok hoşunuza gidenler neler oldu?

Çok sevdim. Erşan Kuneri’nin tüm ekip inanılmaz iyi. Herkes

işinde o kadar başarılı ki. İnanılmaz bir moda dönemi

o zamanlar. Herkesin, kendim dahil, her giydiğine hayran

kaldım. Her aksesuara bayıldım. Ben zaten o dönemlerde

yaşamak isterdim. Çok seviyorum dönem işlerini. Şu şu

diye sıralayamam ama dönemin kostümleri, saçları, aksesuarları,

dekorlar inanılmazdı. O dönemde yaşayan insanların

daha kibar olduklarını düşünüyorum hep. Daha rahat, daha

olduğu gibi... O hali seviyorum.

Erşan Kuneri global bir dijital platformda yayınlanıyor.

Türk dizilerinin ve dizi oyuncularının tüm dünyada tanınırlığının

artmasıyla lokal prodüksiyonlar dijitalde de

yabancı seyirci buluyor. Nasıl yorumluyorsunuz bu ilgiyi?

Neyi iyi/doğru yapıyoruz?

Çok önemli bir değişim tabii ki. Bizim çok iyi dizilerimiz

ve çok iyi oyuncularımız var. Üstelik onlara nazaran bence

daha zor iş yapıyoruz. Hikayelerimiz çok gerçek ve bence

ilgi çekici. Bu topraklarda hikaye bitmez. Şayet güzel yazılır,

çekilir ve oynanırsa… Bunu yapabilecek gücümüz var, ne

mutlu ki böyle platformlar da var. Tabii ki gurur verici.

46 ELLE


Anda kalmayı tercih ettiğinizi biliyoruz, ama bu işin eğitimini

almış, yüksek lisans yapmış biri olarak oyunculukta

hayallerinizi, geleceğe dair başarmak istediklerinizi

öğrenebilir miyiz?

Anda kalmayı tercih ediyorum evet, çünkü düşüncelerim

değişiyor sürekli. Bugün dediğim şeyi beş yıl sonra da der

miyim, düşünür müyüm inanın bilmiyorum. Kati konuşmalar,

kriterler bana göre değil o yüzden. İyi derim berbat çıkar,

kötü derim inanılmaz bir şey olur hayatımda. O yüzden

bugünde kalmak mantıklı. Ama tek bildiğim şey mesleğimi

çok sevdiğim. Daha oynanacak çok rol, anlatılacak çok hikaye

var. Hayatın kendisini anlatmayı çok seviyorum. İsterim

ki hayat boyu böyle gitsin. Tek hayalim son nefesime kadar

ya sahnede, ya beyaz perdede ya da televizyonda olmak. Ailem,

eşim, dostum, çoluğum çocuğum da yanımda olursa ne

mutlu bana :)

Dünyada sakin, sağlıklı ve daha bilinçli bir yaşam trendi

yükseliyor. Doğada bir yaşam tarzı ya da stil sana uygun

mu? Yoksa daha şehir, teknoloji, hız insanı mısın?

İkisi de değil biliyor musunuz? Ne tamamen doğada olabilirim

misal çadırda kalabilirim, ne de teknoloji, her gün türeyen

yenilikler, icatlar bana göre. Zaten teknolojiyle aram

çok da iyi sayılmaz. Kimi bunu doğru bulmaz ama gerçekten

yapabileceğim bir şey yok. Ben tabletlerden kitap okuyamam,

haberleri telefondan takip edemem, senaryoma mailden

çalışamam. Gazetem, kitabım, senaryom olacak benim.

Kalemim, kağıdım... Aynı zamanda metrobüse binmeliyim,

vapura binmeliyim. İnsanlarla aynı kalabalık ortamda bulunmalıyım.

En sevdiğim şeyler. Yani özetle sessiz sakin bir

yerde oturmalıyım, bu şehrin içinde olmalı ama çıktığımda

da insanları görebilmeliyim. Ki böyle de bir yerde otururum,

çok mutluyum. Karşıyaka çocuğuyum ben, çarşının içinde

büyüdüm. Kalabalık ve insan çok seviyorum ama benim insiyatifimde

olmalı. Sokağım kalabalık olmamalı gibi. Doğada,

uzak, az insanın olduğu yerde oturamam ben. Yeşil severim

ama mutlaka o kalabalık insan topluluğunu görmeliyim.

Seviyorum. Canlı olduğumu hatırlatıyor. Yaşadığımı. Daha

uzak bir yerde asosyal ve depresif biri olma ihtimalim olabilir.

Hiç sevmediğim bir haldir o da.

Bu dizide doğruları ve yanlışlarıyla gerçekçi karakterler

izliyoruz. Merve Dizdar’ın kendisi açısından en doğru ve

en hatalı özellikleri nedir?

Bilmiyorum ki. Doğru, yanlış, hata... neye göre kime göre?

Bazen bu çok doğru diyorum kendime. sonra yok ya diyorum.

Yani ben değişken bir insanım. Hayatım duygular

üzerine kurulu. Yanlış yaparım ama hissettiğim şeydir o.

Doğru yaparım onu da hissetmişimdir. Radikal tarafım çok

az. Mantıklı tarafım çok az. Bazen daha rasyonel biri olmak

çok istiyorum ama. Gerçekten. Daha sakin olup ona göre

davranmak. Ama asla yapamıyorum. Beni tanıyan herkes

eminim böyle tarif eder beni; İnanılmaz bir coşku (sevdiğim

her şeye karşı), duygularıyla hareket eden ve melankolik. İyi

kötü diyemem o yüzden. İyi zamanları da var kötü zamanları

da bu özelliklerin. Ama hepsi beni ben yapıyor işte.

Merve Dizdar: Çiçek desenli uzun elbise, 6125 TL, ALEXIS / V2K

DESIGNERS Uzun taşlı kolye, 495 TL, BERRİN ÖZKAN

Cem Yılmaz: Siyah tişört, 990 TL, HUGO BOSS Mavi dantel gömlek,

fiyatı istek üzerine, ÖYKÜ ECE UZA

Ezgi Mola: Toka detaylı geometrik desenli elbise, 3500 TL, MIRELA

CERICA Platform topuklu ayakkabı, moda editörüne ait

Nilperi Şahinkaya: Geometrik desen baskılı üst, 8750 TL, PACO

RABANNE / V2K DESIGNERS Kalp figürlü cam kolye, 575 TL, BERRİN

ÖZKAN

Uraz Kaygılaroğlu: Siyah gömlek, 1590 TL, VAKKO Siyah pantolon,

Sarı şeritli ceket, fiyatları istek üzerine, ikisi de EZGİ KARAYEL

Saç: İbrahim Zengin, Ferit Belli

Makyaj: Ali Rıza Özdemir / Ali Rıza Özdemir Make Up Academia

Fotoğraf Asistanları: Furkan Irmak, Betül Kaynar

Moda Editörü Asistanları: Melis Yakupoğlu, Alp Çelebi

Saç Asistanları: Junior İbrahim Zengin, Suat Başdemir, Merve Rüzgar

İletişim ajansı: Golin Istanbul

ELLE 47


ELLEPOPUPETKINLIK

Bol mizahlı

KUTLAMA

NETFLIX’IN İDDİALI DİZİSİ ERŞAN KUNERİ 13 MAYIS’TA YAYINA GİRDİ. YAYINDAN BİR GÜN

ÖNCE GRAND PERA’DA YAPILAN GALADA, BAŞTA DIZININ YARATICISI VE YÖNETMENI CEM

YILMAZ OLMAK ÜZERE TÜM BAŞROL OYUNCULARI; EZGI MOLA, ZAFER ALGÖZ, ÇAĞLAR

ÇORUMLU, URAZ KAYGILAROĞLU, NILPERI ŞAHINKAYA, MERVE DIZDAR VE BÜLENT ŞAKRAK

TAM KADRO YER ALDI. DAVETLİLER ÖNCE YEKTA KOPAN’IN OYUNCULARLA SOHBETİNİ,

DAHA SONRA İSE İLK SEZONDAN “İKİ FİLM BİRDEN” İZLEDİLER.

48 ELLE


Uraz Kaygılaroğlu, Zafer Algöz, Merve Dizdar, Cem Yılmaz, Ezgi Mola, Bülent Şakrak, Nilperi Şahinkaya, Çağlar Çorumlu

ELLE 49


ELLEPOPUPETKINLIK

Gökçe Bahadır, Asude Kalebek

Merve Dizdar, Nilperi Şahinkaya, Ezgi Mola, Cem Yılmaz

Cem Yılmaz

Netflix, heyecanla beklenen, Cem Yılmaz imzalı

fenomen karakterine odaklanan Erşan Kuneri’nin

galasını 12 Mayıs’ta Grand Pera’da gerçekleştirdi.

Katılım ve ilginin yüksek olduğu gecede

başta dizinin yaratıcısı ve yönetmeni Cem Yılmaz olmak

50 ELLE


Uraz Kaygılaroğlu, Zafer Algöz, Cem Yılmaz,

Bülent Şakrak, Çağlar Çorumlu

üzere dizinin başrol oyuncuları; Zafer Algöz, Ezgi Mola,

Çağlar Çorumlu, Uraz Kaygılaroğlu, Merve Dizdar, Nilperi

Şahinkaya ve Bülent Şakrak tam kadro yer aldı. Cem Yılmaz’ın

ilk dizisi olan Erşan Kuneri’yi izlemeye geçmeden

önce tüm misafirler projenin hikayesini bizzat yapımın kahramanlarından

dinlediler. Yekta Kopan’ın moderatörlüğünde

gerçekleşen sohbette, Cem Yılmaz ve dizinin oyuncuları

Erşan Kuneri’nin merak edilenlerini yanıtlayarak projede

canlandırdıkları çeşitli karakterler arasından favorilerini

söylediler. Eğlenceli anlara sahne olan söyleşinin ardından

tüm davetliler farklı bir izleme deneyimine davet edildi, her

bölümün içinde yer alan birbirinden farklı filmler farklı salonlarda

‘’İki Film Birden’’ konseptiyle misafirlere sunuldu.

Galaya sanat, eğlence ve moda dünyasından, Ayhan Sicimoğlu,

Ayşe Özyılmazel, Buse Terim, Ceyda Düvenci, Ekin

Koç, Emre Altuğ, Ertuğrul Özkök, Görgün Taner, Hakan

Altun, Hasan Can Kaya, İbrahim Selim, Pınar Altuğ, Reyhan

İpekel, Sedef Gali, Umut Eker ve Yağmur Atacan’ın da

yer aldığı pek çok ünlü isim katılırken, izleme sonrası gece

Grand Pera Emek Sahnesi’nin çatı terasında kurulan Miki

Bar’da Duygu Soylu’nun sahnesiyle devam etti.

Cem Yılmaz ve oğlu Kemal Yılmaz

ELLE 51


ELLEPOPUPETKINLIK

Gala izlemesi öncesi

Yekta Kopan’ın

moderatörlüğünde

gerçekleşen sohbette

Cem Yılmaz ve dizinin

oyuncuları Zafer algöz,

Çağlar Çorumlu, Nilperi

Şahinkaya, Bülent

Şakrak, Merve Dizdar,

Uraz Kaygılaroğlu

ve Ezgi Mola Erşan

Kuneri’nin merak

edilenlerini yanıtladı.

FİLM

MARATONU

Erotik sinemanın ünlü yapımcısı Erşan Kuneri,

80’lerin başında hapishaneden çıktıktan sonra

farklı türlerde filmler çekmeye karar verir.

Sektörden arkadaşları Alev, Altın Oran, Mami,

Seyyal, Tumtum, Feride ve Payro Kemal’i bir

araya getirerek radikal bir film maratonuna

koşmaya başlarlar.

Buse Terim, Volkan Bahçekapılı

Ece Yörenç

52 ELLE


Emre Yusufi

İbrahim Selim

Ceyda Düvenci

Emre Altuğ

NE

İZLEYECEĞİZ?

İki yılda birbirinden farklı yedi film üreten Kuneri Film’de

sinema aşığı Erşan ve arkadaşları İran sinemasından, korku

filmlerine, toprak kokan Anadolu hikayelerinden, sosyal

mesajlı dramalara, Ortaçağ aksiyon filmlerinden süper

kahramana birbirinden farklı karakterlerle izleyiciyle buluşur.

Elif Dürüst

Galanın ardından

13 Mayıs akşamı

Erşan Kuneri, yıllar

süren bekleyişin

ardından sonunda

kendi yapımına

kavuştu. Erşan

Kuneri’nin 8

bölümlük ilk

sezonu, Netflix’te

yayımlandı.

Aslı ve Kaan Cüreklibatur

Hasan Can Kaya

ELLE 53


ELLEPOPUPSTİL

TÜRK FİLMLERİNDE

70’LER VE 80’LER MODASI

70’LERDE GURBET, GÖÇ TEMALI DRAMALAR VE ROMANTIK KOMEDILER, 80’LERDEYSE

FEMINIST VE SOSYAL IÇERIKLI FILMLERE YER VEREN TÜRK SINEMASI, O YILLARIN GIYIM

STILINE DE YABANCI KALMADI. 70’LER VE 80’LERDEN SEÇTIĞIMIZ TÜRK FILMLERINDEKI

KARAKTERLER ÜZERINDEN DÖNEMIN MODA TRENDLERINE VE GIYIM ALIŞKANLIKLARINA

GÖZ GEZDIRIYOR, FILMLERDEKI SAHNELERDE DIKKAT ÇEKEN PARÇALARIN GÜNÜMÜZ

MODASINDA NASIL YORUMLANDIĞINI INCELIYORUZ.

YAZI: SELİN MİLOŞYAN FOTOĞRAFLAR: GETTY IMAGES TÜRKİYE, IMAXTREE.COM, SACHA MARIC

İpek organze

saten mini elbise,

34.288 TL,

MAGDA BUTRYM

70’ler

Çiçek motifli

elbise, 2499 TL,

BEYMEN CLUB

Topuklu nude

rugan ayakkabı,

11.250 TL,

NODALETO

KÜÇÜK

SEVGİLİM/1971

Romantik dram türündeki filmde

Filiz Akın’ı en çok midi etek ve

elbiseler, yakası düğmeli kısa kollu

gömleklerle görüyoruz.

Cüneyt Arkın’ın “küçük sevgilisi”

rolündeki Filiz Akın ayrıca mor,

yeşil ve pembelerin öne çıktığı uzun

floral elbiseleri, kırmızı pantolonu

ve beyaz ayakkabılarıyla giydiği

desenli tüniği, leopar desenli

elbisesiyle de filme damga vurarak,

70’ler modasını beyazperdeye

taşıyor.

Kırmızı midi elbise,

6300 TL, OROTON

Beyaz yakalı

ipek mini elbise,

23.410 TL,

ALESSANDRA RICH

54 ELLE


Çiçek desenli mini üst,

2345 TL, FAITHFUL THE

BRAND

Gülşen

Bubikoğlu’nun

göbeği açıkta

bırakan üstleri,

bol paça

pantolonları,

önden fularlı

elbiseleri, onu

tam bir 70’ler

kadını yapıyor.

Desenli üst,

1200 TL,

İspanyol paça

pantolon,

1700 TL, ikisi

de SISTERS

Fularlı turkuaz

elbise, 1849 TL,

ROMAN

AH

NEREDE/1975

İsmini Füsun Önal’ın “Ah

Nerede” şarkısından alan ve

Bursalı bir toprak ağasının

İstanbul’da yaşayan üç oğlunun

hayatına odaklanan bu eğlenceli

filmde, başrolleri Tarık Akan’la

paylaşan Gülşen Bubikoğlu stiliyle

70’ler modasına göz kırpıyor.

Özgürlük çağının alameti

farikalarından olan floral

elbiseleri, beli açıkta bırakan

önden bağlamalı üstleri ve uzun

etekleri, üst üste takılan kolyeleri

ve desen çeşitliliğini; hem Gülşen

Bubikoğlu’nun, hem de diğer

kadın oyuncuların üzerinde

görüyoruz.

Fularlı

puantiye

gömlek,

949 TL,

ROMAN

Anvelop

detaylı mayo,

7825 TL,

LISA MARIE

FERNANDEZ

Bubikoğlu boynuna taktığı kumaş

“choker”ı ve filmde sık sık giydiği

yaka bölgesinden başlayan

bağlamalı elbiseleriyle de 70’ler

kadınını simgeliyor.

Genç oyuncunun her daim

kabarık, hareketli ve hacimli

saçları da yine o yılların saç

trendlerinin yansıması.

Kruvaze yaka

çiçekli elbise,

299 TL,

LC WAIKIKI

İpek ve saten

fiyonk, 1863 TL,

JENNIFER BEHR

V yaka

puantiye

elbise,

7390 TL,

HVN

Filmde sadece Gülşen

Bubikoğlu değil rol

arkadaşları da desenli, fırfırlı,

yaka detaylı elbiseleri ve

saç aksesuarlarıyla 70’ler

modasını çok iyi temsil ediyor.

Uzun kollu desenli

üst, 7031 TL,

JOHANNA ORTIZ

ELLE 55


ELLEPOPUPSTİL

Kısa üst, 3055 TL,

CULT GAIA

Asimetrik tafta

etek, 12.070 TL,

ULLA JOHNSON

Desenli gömlek, 2199 TL,

BEYMEN COLLECTION

Desenli bluz,

139 TL, LC

WAIKIKI

YÜZ LİRA İLE

EVLENİLMEZ/1974

Başrollerini Gülşen Bubikoğlu ile Ediz

Hun’un paylaştıkları filmde 70’ler stiline

bolca gönderme var.

Bubikoğlu belden bağlı gömleğinin altından

giydiği motifli uzun kloş eteği ve kolyeleriyle

tam bir 70’ler kadını.

Ünlü oyuncunun floral desenli mini

elbisesiyle kombinlediği apartman topuklu

uzun siyah çizmeleri de 70’lerde en çok

rastlanan stil seçimlerinden.

Filmde bolca dikkat çeken, kazak üzerine

bağlanan fularlar, bol paça pantolonlar,

desenli gömlekler ve tulumlar da, hem

Gülşen Bubikoğlu, hem de rol arkadaşı Ahu

Tuğbay’ın giyiminde 70’ler modasını temsil

ediyor.

‘Fireworks’ tulum,

1850 TL, NAIA

ISTANBUL

Desenli bol paça

pantolon, 299 TL,

KOTON

‘Giovanna in

Tango della Rosa’

elbise, 6200 TL,

NEW ARRIVALS

Tek parça

rahatlığı sunan

bele oturan

tulumlar,

70’lerden

bugüne çeşitli

desen, kumaş

ve formlarda

popülerliğini

yitirmeden

moda

sahnesine

damga

vurmaya

devam ediyor.

56 ELLE


Desenli

süveter,

19.99 TL,

DEFACTO

BİZİM AİLE/1975

Tarık Akan, Münir Özkul, Adile Naşit

gibi usta oyuncuları bir araya getiren,

Yeşilçam’ın unutulmazlarından Bizim

Aile’de, Alev karakterine hayat veren Itır

Esen, kırmızı fuları, geniş yakalı kırmızı

gömleğinin üzerinden giydiği renkli ve

desenli kazağıyla süveteri, jean pantolonu

ve trençkotuyla 70’ler stilinin ikonik

temsilcilerinden.

V yaka

bluz,

1119 TL,

BEYMEN

ACADEMIA

Çizgili pantolon,

3000 TL,

ANDERSSON BELL

Renkli kroşe

üst, 7835 TL,

MONSE

Itır Esen’in

filmde taşıdığı

trençkotu,

çizgili

kazakları,

gömlek ve

pantolonları,

bugün birçok

markanın

yorumlamaktan

vazgeçmediği

parçalar

arasında yer

alıyor.

Gabardin

trençkot, 7800 TL,

FRANKIE SHOP

Çizgili gömlek,

10.816 TL,

MISSONI

Turuncu

saç örgülü

merserize

kazak,

1250 TL,

BEAUTY

OMELETTE

ELLE 57


ELLEPOPUPSTİL

Baskılı

gömlek,

5549 TL,

MATTEAU

Bebe yaka

ceket,

7340 TL,

SINDISO

KHUMALO

Puantiye

elbise,

6261 TL,

MONIQUE

LHUILLIER

Ekru mini etek,

159 TL, KOTON

Tül elbise,

72.499 TL,

MONIQUE

LHUILLIER

YALANCI

YARİM/1973

Ünlü şarkıcı Emel Sayın’ın “Yalancı Yarim” ve

“Senden Başka” şarkılarıyla da katkı sağladığı

filmde ayrıca Tarık Akan, Münir Özkul ve

Metin Akpınar dikkat çekiyor.

Emel Sayın filmin farklı sahnelerinde, her

biri 70’ler stilini hatırlatan birbirinden şık

parçalarla arzı endam ediyor.

Uzun beyaz kollu puantiye desenli elbisesi,

beyaz pantolonu ve beyaz topuklu

ayakkabılarıyla kombinlediği geniş yakalı

çizgili kazağı ve turuncu saç aksesuarıyla

karpuz kollu dekolte floral elbisesi; 70’lerin en

popüler parçalarından bazıları.

Doğuşu 60’larda Mary Quant ve Andre

Courreges’le ilişkilendirilen, Twiggy ile

özdeşleştirilen mini etek de Emel Sayın’ın

stil tercihleri arasında. Desenli gömlekle

birlikte kullandığı pliseli beyaz mini eteği ve

mini beyaz çantası da Emel Sayın’ı 70’ler

modasının en şık temsilcilerinden biri yapıyor.

Volanlı üst,

949 TL, BEYMEN

COLLECTION

Desenli bluz,

89.99 TL,

DEFACTO

Emel Sayın’ın filmde çokça tercih

ettiği desenli üstler, floral ve puantiye

elbiseler, mini etekler bugünün

modasının da en sevilen parçaları

arasında yer alıyor.

58 ELLE


Çiçekli kolsuz

elbise, 449 TL,

KOTON

Çiçek desenli

eşofman

altı, 899 TL,

ROMAN

Siyah mayokini,

fiyatı belli değil,

HUNZA G

TATLI DİLLİM /1972

Ertem Eğilmez’in yönetmenliğini üstlendiği

bu romantik komedide Tarık Akan’la başrolü

paylaşan Filiz Akın’ın Mine karakteri olarak

dikkat çektiği tüm kıyafetler 70’ler modasına

ayna tutuyor.

Boyundan bağlı kolsuz desenli elbisesi hippi

stiline göz kırparken kolsuz siyah uzun elbisesi

yine 70’ler modasını hatırlatıyor.

Leopar desenli cut-out mayosu da o yılların plaj

modasını açığa çıkarıyor.

Çiçek

işlemeli taç,

749 TL,

BEYMEN

Önden düğmeli

kemerli elbise,

1499 TL, FAİK

SÖNMEZ

Çiçek

desenli

etek, fiyatı

belli değil,

RIXO

Çiçek desenli mini

elbise, 34.486 TL,

VALENTINO

ELLE 59


ELLEPOPUPSTİL

Kolsuz yeşil üst,

199 TL, KOTON

Puantiye

etek,

3279 TL,

RIXO

Siyah kolsuz üst,

3919 TL, CULT

GAIA

Geniş paçalı

pantolon,

4069 TL,

LVIR

KANLI

DENİZ/1974

Marmara Adası’nda çekilen

ve aynı kadına âşık olan iki

adam arasındaki mücadeleyi

hikayeleştiren filmde Tarık

Akan’la başrolleri paylaşan

Hale Soygazi taşıdığı renkli

elbiselerinin yanı sıra yüksek

belli bol paça pantolonunun

üzerine giydiği kolsuz trikoyla

da 70’ler stilinin altını çiziyor.

Düğme detaylı bol

paça pantolon,

1899 TL, BEYMEN

COLLECTION

Tarık Akan ve Orçun Sonat’ın

geniş yakalı ve desenli

gömlekleriyle dar kesim ve bol

paça pantolonları ise dönemin

erkek modasına gönderme

yapıyor.

Borsalino şapka,

3547 TL, RAG & BON

YARIN SON

GÜNDÜR/1971

Yılmaz Güney’in senaryosunu yazıp yönettiği, başrolünü

oynadığı filmin bir diğer yıldız ismi Fatma Girik.

Baskılı ve renkli kravatlarıyla Fatma Girik ve Yılmaz Güney

tam bir 70’ler çifti. Girik’in yakası lacivert biyeli beyaz

ceketiyle kullandığı kırmızı fular da çok şık görünüyor.

Floral desenli ipek

fular, 6113 TL,

VALENTINO

Fatma Girik’in beyaz elbisesi, bele oturan renkli bol paça

pantolonu, Yılmaz Güney’in balıkçı kazağı ve şapkası,

70’ler modasını hatırlatan detaylar arasında yer alıyor.

Beyaz mini

etek, 3527 TL,

SAVANNAH

MORROW +

NET SUSTAIN

Bele oturan

beyaz

ceket,

19.751 TL,

FENDI

60 ELLE


Türkan Şoray ile

Kadir İnanır’ın en

kült filmlerinden

olan Bodrum

Hakimi’nde Şoray

beyaz ve mavi

renklerdeki uzun

tünikleriyle göz

kamaştırıyor.

Şoray’ın jean

üzerine giydiği

marin ve lacivert

tişörtleri de filmin

unutulmayan

görünümlerinden.

Straples

koton elbise,

4651 TL,

SKIN

Baskılı ipek

elbise, 65.000 TL,

ANDREW GN

Çizgili marin

tişört, 2132 TL,

DENIMIST

BODRUM

HAKİMİ /1976

Bodrum’a yeni atanan bir kadın

hakimle bir toprak ağasının

aşkını beyazperdeye taşıyan

filmde, Türkan Şoray hem

yönetmenlik koltuğunda, hem de

başrolde. Türkan Şoray ve Kadir

İnanır filmlerinin en güzellerinden

sayılan Bodrum Hakimi,

Bodrum’un 70’lerdeki yüzüne

ve Şoray’ın stilinde belirginleşen

70’ler modasına gönderme

yapıyor.

Türkan Şoray filmde boy

gösterdiği geniş kollu, mavi ve

önden işlemeli beyaz tünikleriyle

70’lerin bohem stilini selamlıyor.

Kadir İnanır’la Bodrum sularına

açıldıkları teknede Türkan

Şoray’ın giydiği jean ve marin

tişört ile İnanır’ın çiçek desenli

gömleği de yine 70’li yıllara bir

güzelleme.

Şoray’ın hakime kimliğinde

gömleklerle birlikte kullandığı

midi boy etekleri de

unutmayalım.

V yaka detaylı mavi elbise,

2900 TL, GÜL AĞIŞ X

HAREMLIQUE À LA MER

Kırmızı çizgili

marin tişört, fiyatı

belli değil, H&M

Beyaz kroşe

elbise, 5500 TL,

CHARO RUIZ

Yüksek belli

bol paça jean

pantolon,

3941 TL,

FRAME

ELLE 61


ELLEPOPUPSTİL

80’ler

Beyaz çizgili

pembe ceket,

9770 TL,

SINDISO

KHUMALO

Düğme detaylı kırmızı

ceket, 62.900 TL,

SAINT LAURENT

Leopar

desenli

ceket,

1850 TL,

BEAUTY

OMELETTE

ARABESK /1988

Başrolleri Müjde Ar’la Şener Şen’in

paylaştığı, 80’lerde Türkiye’de

yükselişe geçen arabesk furyasını

mizahi bir dille eleştiren Türk

sinemasının kült yapımlarından

Arabesk’te, Müjde Ar’ın sıkça giydiği

vatkalı elbise ve ceketler, siyah payetli

elbisesi ve yakası kürklü paltosu, 80’ler

modasına açık bir gönderme.

Kareli ceket,

39.253 TL,

SAINT LAURENT

Leopar desenli tişört,

fiyatı belli değil,

BERSHKA

Fırfır kollu kırmızı

tişört, 3284 TL,

ULLA JOHNSON

Türk sinema

tarihinde

önemli bir

yeri olan

Arabesk

filminde

Müjde Ar’ın

vatkalı

ceketleri ve

geniş omuzlu

elbiseleri

dönem

modasını çok

iyi yansıtıyor.

62 ELLE


Kırmızı body,

5000 TL, TIBI

Ekose ceket, fiyatı

istek üzerine,

MARINA RINALDI

X MARCO DE

VINCENZO

80’ler modası

deyince akla canlı

ve patlak renkler

geliyor. Hülya

Koçyiğit filmde

kırmızı kazağıyla

80’ler modasının

ruhuna uygun olarak

enerji saçıyor.

Çizgili üst, fiyatı

istek üzerine,

MARINA RINALDI

X MARCO DE

VINCENZO

HERHANGİ

BİR KADIN

/1981

Bir seyyar satıcının bir

fabrikatörün kızına karşı hissettiği

karşılıksız aşkı anlatan filmde

başrolleri Hülya Koçyiğit ve Tarık

Akan paylaşıyor. Hülya Koçyiğit

renkli ve çizgili kazakları,

ekose desenli eteğiyle 80’ler

modasına ayna tutuyor. Tarık

Akan ise üstünden neredeyse hiç

çıkarmadığı kareli ceketi ve o

ceketle mükemmel uyumsuzluktaki

gömlek ve pantolonuyla 80’lerin

karmaşık ve rüküş modasını

yansıtıyor.

Ekose etek, fiyatı

istek üzerine,

MARINA RINALDI

X MARCO DE

VINCENZO

Mini ekose etek,

4500 TL, ACNE

STUDIOS

ELLE 63


ELLEPOPUPSTİL

Renkli süveter,

3859 TL,

ANDERSSON

BELL

İpek fular,

7250 TL,

THE ROW

Turuncu kısa üst,

4493 TL, A.L.C.

80’ler modasına

damga vuran

saç bantlarına,

floresan

renklere ve

kalın kemerlere

filmde bolca

rastlıyoruz.

Şabaniye’nin

karakteriyle

de ilintili olan

abartılı stiliyse

80’ler modasına

bire bir uyum

sağlıyor.

ŞABANİYE

/1984

Kan davasından kaçmak için

kadın kılığına girerek şarkıcılık

yapmaya başlayan Kemal

Sunal’ın canlandırdığı Şabaniye

karakteri, hikayesi kadar

sahnede giydiği ve 80’lerin

simgesi olan abartılı kıyafetleri,

rengarenk perukları, takıları,

kuş tüyü yeşil atkısı ile de filme

damga vuruyor.

Kemal Sunal’a eşlik eden

Çiğdem Tunç’un her daim

saçına bağladığı eşarbı, renkli

kazaklarıyla kullandığı kalın

kemerler ve blazer ceketleri de

80’ler modasını gözler önüne

seriyor.

Kırmızı elbise,

5229 TL,

SPORTMAX

Kırmızı

kalın

kemer,

1929 TL,

MAX&Co.

İşlemeli örgü

ceket, 5450 TL,

DÔEN + NET

SUSTAIN

64 ELLE


Hülya Avşar

filmde

80’lerin kült

parçalarından

sayılan renkli

aerobik

giysileriyle

dikkat çekiyor.

Mavi eşofman

altı, fiyatı belli

değil, BERSHKA

Streç tulum,

1800 TL,

NORMA

KAMALI

Kemerli beyaz

ceket, 1499 TL,

NOCTURNE

NEFRET /1984

Bir anne ile kızının gelgitli,

sorunlu ilişkisine odaklanan

Nefret, Fatma Girik’le Hülya

Avşar’ı bir araya getiriyor.

Filmde bol bol spor yaparken

izlediğimiz Hülya Avşar’ın parlak

taytları, dizlikleri, eşofman

üstleri ve saç bantları, dönemin

moda olan diskoteklerinde dans

ederken giydiği body’ler; 80’ler

gençliğinin giyim kodlarını açığa

çıkarıyor ve o yıllarda popüler

olan jimnastik akımını vurguluyor.

Hülya Avşar’ın bikinisinin

üzerinden giydiği, vücudunu

sergilemek ve annesinin

sevgilisini cezbetmek için aniden

çıkarıp attığı kürk manto da yine

80’ler modasını hatırlatıyor.

Kendi şirketini kurmak için canla

başla çalışan bir iş kadınını

canlandıran Fatma Girik’in

blazer takımları, özellikle beyaz

şapkasıyla tamamladığı beyaz

ceketi ise, 80’lerde “Working

Girl” filmiyle ve Giorgio

Armani’nin takım elbiseleriyle

popülerleşen ofis giyimine

gönderme yapıyor.

Kısa şort,

650 TL,

RIVUS

Beyaz şapka,

3468 TL,

ARTESANO

Yeşil sweatshirt,

fiyatı belli değil,

PULL AND BEAR

Fırfırlı poplin

gömlek, 3174 TL,

BATSHEVA

ELLE 65


ELLEPOPUPSTİL

Kısa jarse

ceket,

3043 TL,

SOLID &

STRIPED

Âşık olduğu

kadını etkilemek

için klasik giyim

tarzını tamamen

değiştiren,

daha renkli

parçalar,

sportif kıyafetler

giymeye

başlayan

Şener Şen yeni

görünümüyle

filmde 80’ler

stiline göz

kırpıyor.

Önden düğmeli

kemerli elbise,

fiyatı belli değil,

NOCTURNE

Lila elbise,

12.000 TL,

MAISON JU

Kırmızı cut-out

elbise, 3700 TL,

MIRELA CERICA

Koton pantolon,

2500 TL,

HOLZWEILER

ÂŞIK OLDUM

/1985

Amerikan filmi “The Woman in

Red”in Türk sineması uyarlaması

olan “Âşık Oldum”, hafızalara en

çok otopark sahnesinde kırmızı

elbisesi, külotu görünecek kadar

uçuşan Şehnaz Dilan ve onu

hayranlıkla izleyen Şener Şen’in

karşılaşma sahnesiyle kazınmış

olmalı.

Kırmızı saç bandı, kırmızı

ayakkabılarıyla dikkat çeken

Dilan’ın önden düğmeli kolsuz

elbisesi o yıllarda oldukça

popüler bir modele dönüştü.

Film ayrıca Nevra Serezli’nin

vatkalı ceket ve elbiseleri, tasma

kolyeleri, Ayşen Gruda’nın kısa

ceket ve uzun kloş etekleri, Şener

Şen’in 80’lerin sportif stiline

gönderme yapan kısa kırmızı

ceketiyle de hatırlanacak.

Baskılı pol

paça pantolon,

8276 TL, STELLA

MCCARTNEY X

THE BEATLES

66 ELLE


Kolsuz

kareli elbise,

12.600 TL,

LISA MARIE

FERNANDEZ

ASİYE NASIL

KURTULUR

/1986

Seks işçiliği yapan Asiye adlı

bir kadının hayat hikayesini

genelevde çalışan kadınların

sahneye koydukları oyunlar

üzerinden anlatan Atıf Yılmaz

imzalı filmde, hem Asiye’yi

canlandıran Müjde Ar, hem de

diğer kadın oyuncular 80’lerin

abartılı ve cafcaflı modasını

hatırlatan kıyafetlerle dikkat

çekiyor.

Baskılı ceket,

fiyatı belli değil,

BERSHKA

Payetli ceket,

10.720 TL,

HALPERN

Müjde Ar’ın siyah yakalı

kısa dore montundan vatkalı

elbiselerine, genelevde sahne

alan kadınların taytlarından

rengarenk eteklerine, toplumsal

statüleriyle de ilintili olan

üst üste giydikleri uyumsuz

kıyafetlerinden saç bantlarına

uzanan giyim karmaşası tam da

80’lerin sembolü.

Kareli trençkot,

15.450 TL,

ACNE STUDIOS

Genelevin patronu “mama”

rolündeki Güler Ökten’in vatkalı

ceketleri de 80’lere övgü.

Siyah beyaz

ceket,

1199 TL,

NOCTURNE

ADA /1988

Ayrılmış iki orta yaş

insanının yıllar sonra Ada’da

bir araya gelip ilişkilerinin

hesaplaşmasını yaptığı

filmde Türkan Şoray’la

Rutkay Aziz başrolleri

paylaşıyor.

Türkan Şoray neredeyse

tüm film boyunca üstünden

çıkarmadığı geniş yakalı

beyaz gömleği, vatkalı ekru

tayyörü ve inci kolyesiyle tam

bir 80’ler kadını. Şoray’ın

bu parçaların üzerinden

yakalarını kaldırarak giydiği

camel palto da filmin

neredeyse tümüne damga

vuruyor.

Tüvit ceket,

7800 TL,

PROENZA

SCHOULER

Kemerli

siyah palto,

9119 TL,

MAX&Co.

İki tonlu tüvit ceket,

42.400 TL, SAINT

LAURENT

ELLE 67


ELLEPOPUPSTİL

Püsküllü

elbise,

55.570 TL,

PROENZA

SCHOULER

Streç kadife

pantolon,

14.000 TL,

GUCCI

Dantel mini

elbise, 21.850 TL,

RASARIO

Kolsuz renkli

üst, fiyatı

belli değil,

BEYMEN

ACADEMIA

KAYIP KIZLAR

/1984

Hayallerinin peşinden koşarken

kendilerini kadın tacirlerinin

elinde bulan genç kızların

hikayesine odaklanan filmde

başrollerde Ahu Tuğba, Tarık

Akan ve Çiğdem Tunç dikkat

çekiyor.

Renkli kısa

tayt, fiyatı

belli değil,

BEYMEN

ACADEMIA

Ahu Tuğba’nın püsküllü doreli

elbisesi, denim on denim diye

adlandırılan jean gömlek

ve pantolonları, aslan başı

saçları, Çiğdem Tunç’un kırmızı

mayosunun altından giydiği taytı,

gece kulüplerinde neon renkli

kıyafetleri ve saç bantlarıyla dans

eden genç kızlar; hepsi de bizleri

80’lerin cafcaflı atmosferine

ışınlıyor.

Pembe body,

fiyatı belli değil,

BERSHKA

Kırmızı jarse

body,

10.800 TL,

SAINT

LAURENT

80’ler modasının

tüm detaylarını

içeren Kayıp

Kızlar’da

kabarık saçlara,

püsküllere,

uyumsuz

kombinlere,

yüksek bel

jean’lere, kısa

topuklu sivri burun

ayakkabılara

bolca rastlıyoruz.

68 ELLE


V yaka

hırka,

11.500 TL,

EMILIA

WICKSTEAD

Payetli bluz,

11.820 TL,

SEMSEM

Floral

baskılı

saten

elbise,

12.600 TL,

MENG

Şifon elbise,

41.000 TL,

BRANDON

MAXWELL

MUHSİN BEY

/1987

Şener Şen ve Uğur Yücel gibi

iki ustayı buluşturan, Yavuz

Turgul’un yazıp yönettiği Muhsin

Bey, 80’lerde köyden kente

göçle birlikte yaşanan kültür

yozlaşmasına dikkat çekerken

kadın oyuncu Sermin Hürmeriç’in

rüküş kıyafetleri üzerinden de

80’ler modasını selamlıyor.

Filmde Muhsin

Bey’in kapı

komşusu Sevda

rolünde öne çıkan

Sermin Hürmeriç,

renkli giyim tarzı,

sallantılı küpeleri

ve her daim taktığı

saç aksesuarlarıyla

80’ler modasına

ışık tutuyor.

Hürmeriç’in kırmızı boğazlı

kazağı üzerine giydiği sarı

ceketi, omuzlarına aldığı kürk

ceketinin altında göze çarpan

leopar elbisesi, her daim

saçlarına tutturduğu renkli yapma

çiçekleri ve o yılların modası

olan, boynundan hiç çıkarmadığı

mavi boncuklu kolyesi; 80’ler

modasının unutulmazları

arasında yer alıyor.

Leopar baskılı

midi elbise,

29.100 TL,

DOLCE &

GABBANA

Uzun saten elbise,

39.700 TL,

CARINE GILSON

ELLE 69


ELLEPOPUPGÜZELLİK

FENOMEN

makyajlar

TÜRK SINEMA

TARIHİNİN

GÜZELLIĞIYLE

FENOMENLEŞMIŞ

ISIMLERI, UNUTULMAZ

GÖRÜNÜMLERIYLE

GÜNÜMÜZ

MAKYAJLARINA DA

ILHAM OLMAYA

DEVAM EDIYOR.

HAZIRLAYAN: DAMLA DURAK

Ajda Pekkan

Müzikteki iddiasını sinemada

da ortaya koyan Ajda Pekkan,

Yeşilçam’da Avrupai güzelliğiyle

ve iddialı makyajıyla öne çıkıyor.

Benzer bir görünüm yaratmak

için öncelikle cildinize canlı bir

görünüm kazandıracak serum

fondötenlerden uygulayın.

Ardından yüzünüzü “ısıtmak”

için şeftali tonlarında bir allıkla

yanaklarınızı renklendirin.

Pekkan’ın makyajında aydınlık

göz altları dikkat çekiyor;

bunun için yapmanız gereken

cildinizden iki ton açık bir

kapatıcı uygulamak ve iyice

dağıtmak. Gözlerde ise diğer

Yeşilçam yıldızlarının aksine

renkli bir uygulamaya rastlıyoruz.

Göz kapağınıza ve alt kirpik

dibinize mavi mat bir far,

kirpiklerinize ise bolca maskara

uygulayın. Dudaklarınızda nar

çiçeği tonlarında bir ruj tercih

ederek renksiz bir gloss rujla

üzerinden geçin. Ve makyajın

can alıcı adımı; yanaklarınıza bir

çil kalemiyle dokunuşlar yapın.

1

2

3

1. Maskara, 520 TL, YSL BEAUTY 2. Allık, 49,95 TL, DEBBY 3. Far paleti, 189 TL, SEPHORA

COLLECTION 4. Fondöten, 529 TL, CLINIQUE 5. Ruj, 1240 TL, HERMES 6. Kapatıcı, 520 TL,

SHISEIDO 7. Gloss ruj, 390 TL, NARS 8. Çil kalemi, 39 TL, PASTEL

4

5

6

7

8

48 70 ELLE


Filiz Akın

70’li, 80’li yılların makyajlarına

baktığımızda günümüze nazaran

çok daha mat ten makyajlarına

rastlıyoruz; tıpkı Filiz Akın’ın

bu ikonik görünümündeki gibi.

Makyaja öncelikle parlamayı

kontrol altına alacak bir bazla

başlayın; ardından yarı mat

bitiş sağlayacak, doğal bitişli

bir fondöten uygulayın. Ten

makyajındaki matlığın aksine,

yanaklarınızı bir bronzer’la

şekillendirdikten sonra elmacık

kemiklerinizin tepe noktalarına

bir aydınlatıcı ile ışıltı verin.

Üst ve alt kirpik dibine ince bir

hat halinde eyeliner uygulayın.

Kuyruklu eyeliner için keçe

uçlu kalem eyeliner’ları tercih

edebilirsiniz. Ardından takma

kirpik kullanarak bakışlarınıza

daha dramatik bir etki katın ve

tek kat maskara uygulayın. Şeftali

tonlarında bir rujla makyajınızı

tamamlayın.

1

2

3

4

5

6

7

8

1. Eyeliner, 469 TL, BENEFIT COSMETICS 2. Fondöten, 319,90 TL, THE BODY SHOP 3. Stick bronzer, 479 TL, RARE BEAUTY

4. Aydınlatıcı, 52 TL, LYKD 5. Ruj, 139,99 TL, KIKO MILANO 6. Maskara, 459 TL, TOO FACED 7. Makyaj bazı, 44,99 TL,

AVON 8. Takma kirpik, 169 TL, M.A.C COSMETICS

ELLE 49 71


ELLEPOPUPGÜZELLİK

Gülşen

Bubikoğlu

Yeşilçam’ın en güzel

kadınlarından Gülşen

Bubikoğlu gibi kadifemsi bir ten

görünümüne sahip olmak için

baz ve fondöten seçimi oldukça

önemli. Makyaja başlamadan

önce gözenek görünümünün

önüne geçecek kusursuz

bir zemin oluşturabilirsiniz.

Kapatıcılığı yüksek, mat bitişli

fondötenler kusursuz ten

makyajları için ideal. Göz

altlarınıza uygulayacağınız

kapatıcının ten renginizden

en fazla bir ton açık olmasına

dikkat edin. Bubikoğlu’nun

abartıdan uzak makyajında,

bronzer ile renklendirilmiş

yanaklar ise ön planda. Gelelim

gözlere… Göz kapaklarınıza

koyu bir far uyguladıktan sonra

ifadeyi güçlendirmek için alt

kirpik dibinden siyah bir göz

kalemi ile geçin ve hem alt hem

üst kirpiklere bolca maskara

uygulayın. Dudakları kremsi

yapıda ve kiremit tonunda bir

rujla vurgulayın.

5

2

4

7

8

1

3

6

1. Ruj, 450 TL, BOBBI BROWN 2. Fondöten, 599 TL, MAKE UP FOR EVER 3. Far paleti, 499 TL,

FENTY BEAUTY 4. Bronzer, 990 TL, GUERLAIN 5. Maskara, 77,75 TL, DEBORAH MILANO 6. Makyaj

bazı, 399 TL, ORIGINS 7. Kapatıcı, 479 TL, MILK MAKEUP 8. Göz kalemi, 89,99 TL, FLORMAR

72 ELLE


Türkan Şoray

Türkan Şoray’ın makyajında daha

aydınlık bir görünüme rastlıyoruz.

Hem makyajın kalıcılığını

artırmak hem de aydınlık bir ten

makyajı yaratmak için öncelikle

ışıltı ve nem verecek bir makyaj

bazı tercih edin. Ardından

likit bir fondöten uygulayarak

Şoray’ınki gibi sağlıklı ve

canlı bir ten yaratabilirsiniz.

Elmacık kemiklerinin altına

bronzer uygulayarak yüzünüzü

boyutlandırın. Ve sıra geldi

Türkan Şoray’ın imzası olan göz

makyajına: Likit eyeliner ile kalın

ve kuyruklu bir çizgi çekin; alt

kirpik dibinde ise ince bir hat

oluşturun. Gözlerinizi çok daha

büyük göstermek için göz içinize

beyaz göz kalemi sürün ve

takma kirpik kullanın. Son olarak

dudaklarınıza nude tonlarda

mat likit bir ruj tercih edin ve

daha dolgun bir görünüm için

alt dudağınızın orta noktasına

parlatıcı ile vurgu yapın.

1

3

5

2

6

4

7

8

1. Göz kalemi, 445 TL, DIOR 2. Likit eyeliner, 539 TL, THE ORGANIC PHARMACY 3. Mat likit ruj, 440 TL, NARS 4. Gloss, 465 TL,

GIVENCHY 5. Fondöten, 714 TL, KRAYOLAN 6. Yüz paleti, 959 TL, ANASTASIA BEVERLY HILLS 7. Makyaj bazı, 469 TL, M.A.C

COSMETICS 8. Takma kirpik, 210 TL, INGLOT

ELLE 73


ELLEPOPUPGÜZELLİK

ELLEPOPUPRÖPORTAJ

“70 VE

80’LERDE

bence bir

mucize

başarmışlar”

KENDİNİ BİLDİ BİLELİ

SANATA KARŞI İLGİSİ

VARDI; ANCAK TÜM

ŞIKLAR ARASINDA

SINEMACI OLMAYI

SEÇTI! SANAT

YÖNETMENI, YAPIMCI,

SANAT VE SINEMA

ÂŞIĞI... ZEYNEP

ATAKAN KESINLIKLE

MUHTEŞEM BIR HIKAYE

ANLATICISI, BUNU DA

BIZZAT DENEYIMLEDIĞIM

IÇIN TEREDDÜTSÜZ

YAZIYORUM. KLASIK

BALE EĞITIMI ALDIĞI

ISE DURUŞU VE VÜCUT

DILINDEN BELLI OLUYOR,

ŞIMDI ANLATTIKLARINI

DINLEYINCE TAŞLAR

OTURDU DIYELIM. İLK

SORUMA VERDIĞI

CEVABI BAŞLIK YAPTIM.

RÖPORTAJI OKUMAYI

BITIRDIĞINIZDE IYI MI

ETTIM, SIZLER KARAR

VERIRSINIZ.

RÖPORTAJ: SUZAN YURDACAN

48 74 ELLE


İlk defa yaptığım bir röportajda giriş yazısına hiç gerek yok

diye düşünüyorum, doğrudan nefis bir filmin hikayesini

dinler gibi bir etki yaratacak cevaplara geçiş yapmanız

bence fazlasıyla yeterli. “En çok bir sinema salonunda,

ışıklar söndüğünde ve son jeneriği izlerken ilham alırım”

diyen Zeynep Atakan bugüne kadar yaptıklarını anlatıp

bizleri adeta geçmişte yolculuğa çıkardı. Ve anlattıklarıyla

aslında sinemayı neden bu kadar çok sevdiğimizi, bu

sektörün neden hem zor hem büyülü olduğunu hatırlattı.

Sizin sinema ve televizyon hikayeniz/sevdanız nasıl

başladı? İlk tohumu küçükken izlediğiniz eski Türk

filmleri olabilir mi?

Kendimi bildim bileli, sanata dair her şeye ilgim vardı. Ailem

sinema, konser ve tiyatro seven bir aileydi. Her hafta sonu

sinemaya, tiyatroya gitmek bir ritüel gibiydi. Resim yapmak

resimleri yan yana dizmek ve hikaye anlatmak en sevdiğim

şeylerdi. Dolayısıyla, resim defterleri, boya kalemleri ve 12

yıl boyunca aksatmadan devam ettiğim klasik bale eğitimi ile

sanatla daha fazla iç içe olma şansım oldu. Liseyi bitirdikten

sonra resim yapmak da eğitim hayatıma girdi. Ama ben

tüm bunların sinemada birleştirilebileceğine dair bir inanç

taşıyordum. Çünkü 15 yaşında İstanbul Festivali’nde (o

zaman tek bir festival olurdu ve içinde 5-6 film gösterilirdi,

‘Sinema Günleri’ denirdi) bir film izledim. Oldukça farklı bir

filmdi. Petra Von Kant’ın Acı Gözyaşları… Bir Fassbinder

filmiydi. Genel izleme alışkanlıklarını kıran bir filmdi. Ve

böylece, vizyon dışında her film etkinliğinde film izlemeye

giden biri oldum. Her film yeni bir yolculuktu. Bu noktada

lise yıllarım, okuldan kalan her boş zamanda film izlemekle

geçti. Ve sinema okumaya karar verdim. O yıllarda meslek

olarak bilinmeyen bu alanda eğitim alma isteğimi ailem çok

destekledi. Ve sinema bölümünün sınavlarına hazırlandım.

Tabii ki eş zamanlı resim eğitimim devam ediyordu ama ben

sinemacı olmayı seçtim.

Bu sayımızda Türk sinemasının 70’li ve 80’li yıllarına

odaklanıyoruz. Sizi izleyici ve bu meslekteki insan

olarak bu dönemler nasıl etkiledi?

70’leri iki döneme ayırmak lazım…

Televizyon gelene kadar olan dönem

ile televizyonun aktif bir şekilde

evlere girme dönemi olarak… 70’lerin

ilk yıllarında vizyona giren Türk

filmi sayısının çok yüksek olduğunu

görüyoruz. Yeşilçam, 60’lı yıllarda

yakaladığı altın çağını 70’lerin ilk

yıllarına da taşımayı başarmıştı.

Ama devamında film çekme

maliyetlerinin giderek artması ve

evlere girmeye başlayan televizyon

sayısı arttıkça insanlar daha az

sinemaya gider olmuştu. Ve bir de

ekonomik kriz nedeniyle, borçlarını

ödemekte zorlanan film dağıtımcıları

yüzünden Amerikalılar Türkiye’ye

kısa kısa

TEKRAR TEKRAR IZLEDIĞINIZ

BIR DÖNEM FILMI: Ah Güzel

İstanbul

HANGI DÖNEMIN KIYAFETLERI

VE STILI SIZE HITAP EDIYOR: 70’ler

GENEL OLARAK DÜNYADA

HANGI SINEMA DÖNEMINE

IŞINLANMAK ISTERDINIZ:

Şimdiden memnunum…

YEŞILÇAM DENINCE AKLINIZA

GELEN ILK 3-5 KELIME: Zorluk,

tutku, üretim.

film göndermek konusunda çekingen davranıyorlardı...

70’li yıllara sinema diliyle yön veren en önemli isim Yılmaz

Güney… 1970 yılında “Umut” isimli filmiyle dengeleri epeyce

değiştirdi.

Yılmaz Güney, hem yönetmenlik hem oyunculuk hem

de senaryo yazarlığı ile farklı bir kulvardaydı. Ama endüstri

açısından çektiği filmlerle 70’lerin yıldız filmlerini yaratan

Ertem Eğilmez. O dönemin en önemli Ertem Eğilmez

filmlerinden olan Hababam Sınıfı çok değerli işlerinden bir

tanesidir.

80’lere gelindiğinde ise yine 70’ler gibi iki bölüme

ayırmak gerekiyor. İlk yarısı oldukça farklı… Üretimler politik

nedenlerle epeyce azalmış ama çok önemli sinemacıların

olduğu bir dönem. Özellikle Kartal Tibet ve Atıf Yılmaz 80’li

yıllara resmen damgasını vurmayı başaran yönetmenler.

Kartal Tibet, Kemal Sunal gibi bir ismi de arkasına alarak

toplumsal konuları da irdeleyen pek çok komedi filmine

imza attı. Ve yine kendi içinde önemli bir tür oluşturdu. Atıf

Yılmaz ise o dönem için ve her dönem için cesaretli, fark

yaratan kadın temalı filmler çekmeyi başardı.

Burada yine çok önemli bir sinemacıyı anmak isterim:

Ömer Kavur. Fransa’da sinema eğitiminin ardından

bambaşka bir soluk ve etki yaratan bir yönetmendir. Çok

değerli işler bırakmıştır sinema dünyasına. Yine Yılmaz

Güney’in senaristliğini, Şerif Gören’in yönetmenliğini

yaptığı 1982 yapımı “Yol” 1982 Cannes Film Festivali’nde

Altın Palmiye’yi kazandı.

80’li yıllara genel olarak baktığımızda, Türkiye

ekonomisinde serbestleşme çalışmaları ve bir askeri

darbe etkisi sinemada çok fazla hissediliyordu. Dolayısıyla

filmlerin konusu da o dönemin toplumsal meselelerini

yansıtır ve izlendiğinde yakın Türkiye tarihi ile ilgili bir

bellek oluşturacak kadar çok çeşitlilik vardır.

Şimdi 2022’den o dönemlere bakınca Türk sinemasını,

çalışanları, filmleri yapanları... Hepsini ve herkesi

düşünerek neler için “nasıl da yapmışlar!” diyorsunuz

ve neler eleştiriye açık?

Bence bir mucizeyi başarmışlar… Çünkü,

Türkiye’nin o döneminde yani her şeyin

çok sınırlı olduğu bir dönemde, gerçek

bir özveri ve çalışma daha da önemlisi

tutkunun olduğu çok aşikar… Ama

diğer yandan, üretimlerin sürekliliği

ve kaliteden ödün vermesi nedeniyle

izleyici alışkanlıkları üzerine bir gelişme

olamamış. Bu noktada sinemanın

kültürel ve sanatsal alanda birkaç önemli

örnek ortaya koyması dışında, ana akım

sinemada televizyonun etkisiyle bazı

işleri görüyoruz. Öncelikle kamera

arkasında kadın çalışan sayısı oldukça az

ve senaryolarda ‘kadın konusu’nun Atıf

Yılmaz filmleri istisnası dışında ele alınış

biçimi sorunlu… Bu sorun hâlâ devam

ELLE 49 75


ELLEPOPUPRÖPORTAJ

Zeynep Atakan

kimdir?

İstanbul doğumlu Zeynep Atakan,

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar

Fakültesi, Sinema Televizyon

bölümünden mezun oldu. 1986-1999

yılları arasında reklam filmi sektöründe

her alanda çalıştı ve yapımcı olarak

uzmanlaştı. 1994 yılından itibaren

çalışmalarına kurucu ortağı olduğu şirket

ile devam etti.

1999 yılında, film endüstrisine geçiş

yaparak uluslararası film projeleri

üretmeye başladı. 2007 yılında sadece

sinema projeleri üretmek için Zeynofilm’i

kurdu.

2010 yılında Avrupa Film Akademisi

“Eurimages Yılın Yapımcısı” ödülünü

kazandı. Atakan aynı yıl sinema

alanında gençlere deneyim ve bilgi

aktarmayı hedefleyen YAPIMLAB

atölyelerini oluşturdu.

Öncelikle Avrupa ve tüm dünyadaki görselişitsel

alanda üretim yapan kadınların

fırsat eşitliğini amaçlayan Avrupa Görsel

İşitsel Kadın Ağı (European Women

Audiovisual Network)’nın halen başkan

yardımcısıdır.

2014 yılında Atakan, Uçan Süpürge

Bilge Olgaç Başarı Ödülü’ne layık

görüldü ve yapımcılığını üstlendiği Kış

Uykusu, festivalin en prestijli ödülü olan

67. Cannes Film Festivali’nde Palme

d’Or’u kazandı.

Ayrıca 2014 yılında Zeynep Atakan,

Uluslararası Antalya Film Festivali

kapsamında düzenlenen bir ortak yapım

ve proje geliştirme marketi olan Antalya

Film Forum’u başlattı ve 2018 yılına

kadar direktörlüğünü yaptı.

Avrupa Film Akademisi’nin yeni bir

projesi olan ‘Genç İzleyici Ödülü’

çalışmasının Türkiye bölümünü organize

etmektedir.

Sabancı Vakfı tarafından oluşturulan

Sabancı Vakfı Kısa Film Platformu’nun

sanat yönetmenidir.

Oscar Akademisi, Avrupa Film Akademisi

ve Asya Film Akademisi üyesidir.

76 ELLE


ediyor. Ben o dönemin şartlarında çok iyi bir üretim

olduğunu düşünüyorum. Ama o dönem üretim yapan

pek çok yapımcının zaman içinde çeşitli ekonomik,

siyasal nedenlerle mesleğe yatırım yapamamış

olmalarının, endüstride gereken büyümeyi geciktirdiğini

düşünüyorum.

Genç jenerasyona best of 70’ler ve 80’ler önerseniz,

hangi filmleri söylersiniz?

70’lerden Umut (Yılmaz Güney), Hababam Sınıfı

(Ertem Eğilmez) başta olmak üzere o dönemdeki

Arzu Film külliyatını söyleyebilirim. 80’lerden ise Talih

Kuşu (Kartal Tibet), Adı Vasfiye, Kadının Adı Yok (Atıf

Yılmaz), Amansız Yol, Anayurt Oteli (Ömer Kavur).

O dönemi düşününce sizin gözünüzde kesinlikle bir

adım öne çıkan yönetmenler, oyuncular ve yapımcılar

kimler?

Burada yönetmenlerden ilerlemek isterim. 70’lerde,

Yılmaz Güney Arzu Filmin işleri ve Ertem Eğilmez.

Oyuncularda ise, 70’lerde kesinlikle Türkan Şoray’ın

hem oyuncu hem de yönetmen olarak çok önemli işler

çıkardığını düşünüyorum ve Kemal Sunal çok önemli bir

figür… 80’lerde Ömer Kavur, Atıf Yılmaz, Yavuz Turgul.

80’ler önemli bir dönem çünkü yeni oyuncular, farklı bir

oyunculuk anlayışıyla endüstriye giriyorlar... Bu anlamda da

Zuhal Olcay’ın Amansız Yol filmindeki performansı ile öne

çıktığını görüyorum.

Sinema dünyasına ilk adım attığınızda size ilham veren

isimler veya işler oldu mu?

Ben, o günlerde de bugün de işini iyi yapan herkesten ilham

alırım. Gösterişli, ışıltılı şeylere pek hayranlık geliştirmem

ve işin arka tarafında, görevini aşkla yapan insanlar ilham

verirler bana… O nedenle her çalışmamda ilham alacağım

birilerini bulmaya çalışırım. Disiplinli çalışan ve işini iyi yapan

insanlardan ilham alırım. Belki de buna motivasyonumu

yükseltir demek daha doğru olabilir. Ama en çok bir sinema

salonunda, ışıklar söndüğünde ve son jeneriği izlerken ilham

alırım.

Biz izleyiciler sadece son ürünü görüyor ve ona yorum

yapıyoruz. 70’ler ve 80’lerde sinema yapanlar sizce en

çok hangi konuda zorlanmıştır, hangi konuda haklarını

kesin vermek lazım demeli?

Bence her konuda zorlandılar… 35 mm filmlerin Türkiye’ye

gelebilmesinden tutun, tüm iş akışında zorlanıldı. Bu arada

ciddi bir içerik yaratma sorunu var. 35 mm film çekmek

(ben o dönemin sonuna yetiştim) çok zorlu bir işti. Bu

arada istisnalar dışında özgün eser üretebilmek zorlu bir işti.

Çünkü tüm içerikler ekonomik durumlara göre üretiliyordu.

Bu dönem üniversitelerin ilgili bölümlerinde okutuluyor

veya anlatılıyor mu?

Çok fazla bu alanda bölüm açıldı ve maalesef her birinin

eğitim programı birbirinden farklı… Ama ben 1986-1992

yılları arasında Marmara Üniversitesi, Güzel Sanatlar

Fakültesi’ndeydim; biz hem dünya hem Türk sineması

tarihi dersleri gördük. Ama ben okuldaki bilgi dışında çok

Filmleri :

(PRE-PRODUCTION AŞAMASINDA) MAN VS. FLOCK,

Yönetmen: Tamara Kotevska

(POST-PRODUCTION AŞAMASINDA) HILAL, FEZA VE

DIĞER GEZEGENLER, Yönetmen: Kutluğ Ataman

2021 SOLO MODE, Yönetmen: Tamara Kotevska

2019 BURASI CENNET OLMALI, Yönetmen: Elia Suleiman

2018 AHLAT AĞACI, Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan

2014 KIŞ UYKUSU, Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan

2011 BIR ZAMANLAR ANADOLU’DA, Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan

2008 ÜÇ MAYMUN, Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan

2006 İKLIMLER, Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan

2002 HIÇBIRYERDE, Yönetmen: Tayfun Pirselimoğlu

1999 LOLA+BILIDIKID, Yönetmen: Kutluğ Ataman

araştırdım ve hâlâ araştırıyorum.

Sinemanın bu dönemlerine dair arşivler var mı ve siz

de çalışmalarınızda bunlara başvuruyor musunuz? Yani

sizin için de kaynak mı?

Arşiv konusu biraz karışık ve sorunlu… Yazılı arşivler özel

koleksiyonlarda. Ben eski basım kitaplara bakıyorum. Ama

internet ortamında akademik makaleler de ciddi bir yol

göstericim oluyor.

O dönemi ve şimdiyi kıyasladığınızda (sinemada) en

keskin farklar neler?

Tamamıyla her şey farklı… Teknik, artistik, ekip kültürü

vs... Her şey farklı ve bu farklılıkların çoğunu olumlu

düşünebiliriz. İnsana odaklı bir çalışma biçimi, kadınlar

için fırsat eşitliği farkındalığı, finans ve fonlama sistemleri

oldukça farklı. Ama tüketim ve hız hayatı etkiliyor, bu

nedenle yeni kuşakta tutkulu ve sürece odaklı kişiler daha

az. Bunu eleştirmiyorum, çağın bir gerçeği..

Öyle bir fırsatınız olsa, 70’lerin hangi filminde, yani

“keşke bu ekipte olsaydım” dersiniz? Veya 80’lerin?

Atıf Yılmaz ile kısa da olsa bir deneyimim olmuştu ama

Ömer Kavur ile çalışmak isterdim.

Peki şimdilerde nelerle ilgileniyorsunuz? Yakın gelecek

planlarınıza dair birkaç ipucu verir misiniz?

Film yapmaya devam ediyorum. Yıllar içerisinde her şey

değişti ve o yüzden mesleğimde her film yeni bir yolculuk

gibi... Yeni film projeleri olarak, Oscar adayı Honeyland’in

eş yönetmeni Tamara Kotevski ile ve ayrıca Kutluğ Ataman

ile yeniden işbirliği yaptık. Sinema üretimlerine devam

ederken multidisipliner çalışmalar planlıyoruz. Yedi yıldır

çok severek yaptığım Sabancı Vakfı Kısa Film Yarışması

sanat yönetmenliği var. Kendi stüdyom YAPIMLAB’da

yeni kuşaklara bilgi aktarımını amaçlayan eğitim çalışmaları

devam ediyor…

Bu arada, yeni kuşak kadın yönetmenlerin sinema

alanında üretimlerini artırmaya yönelik bir çalışmam var,

2023’te hayata geçecek.

ELLE 77


ELLEPOPUPGÜZELLİK

ELLEPOPUPKİTAP

3 2 1 motor!

TÜRKIYE SINEMA KÜLTÜRÜNÜ

VE FILM ENDÜSTRISINE DAIR

FAALIYETLERI YAKINDAN

INCELEMEYE NE DERSINIZ?

O HALDE BU KITAPLARA

KÜTÜPHANENIZDE YER AÇIN.

HAZIRLAYAN: DAMLA DURAK

Yüzyıllık Perde

SERKAN TÜRK

Türk sinemasının yüzüncü yılı şerefine

Serkan Türk tarafından kaleme alınan

Yüzyıllık Perde, 53 şair ve yazarın seçtiği

filmlerden ve onların değerlendirmelerinden

oluşuyor. Edebiyatçıların anıları ve

gözlemleriyle zenginleştirilen kitapta,

Neşeli Günler’den Züğürtağa’ya,

Hababam Sınıfı’ndan Şark Bülbülü’ne

kadar pek çok Yeşilçam klasiğine rastlamak

mümkün. En sevdiğimiz Yeşilçam filmlerine

edebiyatçıların gözünden bakmak için iyi

bir fırsat.

Yeşilçam Anıları

KEMAL İNCI

Kemal İnci, ortaokuldan sonra çadır ve

gezici tiyatrolarda başlayan sanat ve iş

yaşamına, sinemada set işçiliğiyle devam

ediyor ve ardından yönetmenliğe, sonra

da oyunculuğa geçiş yapıyor. Yeşilçam’ın

adeta kalbinde yetişmiş biri olarak tüm

unutulmaz anılarını ise 2016 yılında

yayımladığı bu kitapta topluyor. İnci,

sinema sektörüne nasıl atıldığını ve dönemin

teknolojik imkanlarını anlattığı kitabında,

pek çok yönetmen ve oyuncuyla olan

anılarına da yer veriyor.

48 78 ELLE


Türk Sinemasında

İstanbul

İSTANBUL BÜYÜKŞEHIR

BELEDIYESI KOLEKTIF YAYINI

Sayısı 7 bin civarında tahmin edilen

Yeşilçam filmlerinin yüzde 80’inin

başrolünde İstanbul olduğunu biliyor

muydunuz? Kitapta, İstanbul’u da çok

iyi bilen sinema yazarlarının kaleminden

çıkan 13 makale yer alıyor. Kentin uzak

ve yakın tarihi, göç öyküleri, emekçi

kesimleri, manevi atmosferi, çocukları,

fantastik filmlerin İstanbul’u, bir deniz

kenti olarak resmedilişi, azınlıkların

beyazperdedeki temsil biçimleri, futbol

dünyası, ünlü çekim mekânları gibi konular

tematik bir yaklaşımla aktarılıyor.

Sinemam

ve Ben

TÜRKAN ŞORAY

Türk sinemasını ondan

iyi kim anlatabilir?

Şoray, 2012 yılında

yayımlanan Sinemam

ve Ben kitabında

otobiyografisini

kaleme alıyor ve

sinema kariyerine

dair tüm eşsiz

anılarını paylaşıyor.

Pek çok hayranı

olan Yeşilçam’ın

unutulmaz ismini kendi

kaleminden okuma

ve anlama imkanı

sunan 388 sayfalık

kitap, 2017’de

Türkiye İş Bankası

Kültür Yayınları’nın

hazırladığı yeni

kapağı ve genişletilmiş

haliyle tekrar piyasaya

çıkarılıyor.

Sinemaya Adanmış

Bir Ömür

TÜRKER İNANOĞLU

Türker İnanoğlu tarafından kaleme alınan

bu kitap, kimi zaman belgesel, kimi zaman

drama tadında anlatımlarıyla 65 senelik

bir sinema geçmişinin birikimi. 19 yaşında

reji asistanı olarak adım attığı Yeşilçam’da,

rejisörlük ve yapımcılık dönemlerini son derece

içten bir anlatımla paylaşıyor. Aynı zamanda

TÜRVAK (Türker İnanoğlu Vakfı) aracılığıyla

gerçekleştirdiği sanat, kültür, eğitim, müzecilik

ve yayımcılık, arşivcilik faaliyetleri fotoğraflar

eşliğinde bu kitapta yer alıyor.

ELLE 49 79


ELLEPOPUPKİTAP

Benim Yeşilçam’ım

OYA PERVIN PELIT

Bizleri Türk sinemasının 60’lı ve 70’li

yıllarına götürmeyi amaçlayan Oya Pervin

Pelit, Yeşilçam’ın en gözde yıllarından

bir çocuk yıldız aslında. Pek çok anıya

yer verdiği kitabında okuyucuyu dönemin

unutulmaz filmlerinde bir gezintiye

çıkarıyor; kendinizi bir anda onun yerinde

buluyorsunuz. Belgesel tadındaki bu kitap,

aynı zamanda sıcak ve samimi bir anlatım

diliyle yazılmış.

Sinemanın İstanbul’da İlk Yılları

NEZIH ERDOĞAN

Yazar Nezih Erdoğan, sinemanın İstanbul’daki ilk yıllarını adeta

arkeolojik bir kazıyı andıran titizlikle okuyucusuyla paylaşıyor.

2017 basımı kitap, sadece sinema değil tarih meraklıları için

oldukça ilgi çekici anekdotlar içeriyor. Modernleşme tarihimizin

seyir ve sinemayla gelen büyük dönüşümünü bu kitapta

resmettiğini söyleyen yazar, sinemanın şehre gelişiyle modernliğin

şehrin dokusuna nüfuz ettiğini vurguluyor.

80 ELLE


100 Yılın 100 Türk Filmi

ATILLA DORSAY

Söz konusu sinemayı anlamak olduğunda, sinema

eleştirmeni Atilla Dorsay’dan bahsetmemek olmaz. Remzi

Yayınevi’nden çıkan 100 Yılın 100 Türk Filmi, Dorsay’ın

klasikleri yeniden gün yüzüne çıkardığı ve beraberinde

günümüzden bakış açıları sunduğu filmlerden oluşuyor.

Tam 100 Türk filmini içeren bu kitapta, favori filmlerinizi

farklı bir bakış açısıyla yorumlama imkânı bulabilirsiniz.

Türk

Sinemasında

Öncüler

ŞÜKRÜ SIM

Türk Sinemasında

Kadın Yıldız Olmak

YEKTANURŞIN DUYAN

Türk sinemasına kadın oyuncuların

penceresinden bakan Yektanurşin Duyan,

kitabında sinemada “star sistemini”

üreten film endüstrisini inceliyor. Bunu

yaparken de yıldızlığı doğuran toplumsal

yapının nasıl işlediğini vurgulayarak

kadın yıldızlar ile dönemin kadın algısı

–toplumda ideal olarak kabul gören

kadınlık kodları– arasında bağlantılar

kuruyor.

Türk sinemasının altın

yılları olarak nitelendirilen

ve “Sinemacılar Kuşağı”

şeklinde adlandırılan

60’lı yıllar, özellikle dört

öncü yönetmenle anılıyor:

Metin Erksan, Lütfi Akad,

Atıf Yılmaz ve Halit Refiğ.

İşte bu kitapta Susuz Yaz,

Kuyu, Sevmek Zamanı, Acı

Hayat gibi kült filmlerde

imzası olan bu önemli

yönetmenlerin bakış

açılarına değiniliyor.

ELLE 81


ELLEPOPUPKÜLTÜR

Dünden Bugüne Türk Klasikleri

FİLM RESTORASYONU

HEMEN ILGIMI ÇEKTI. 110 YILLIK BIR SERÜVEN OLDUĞUNU DUYUNCA DAHA DA

MERAKLANDIM. “BIR FILMIN RESTORASYON SÜRECI FILMIN KORUNDUĞU KUTUDAN

ÇIKARILMASI ILE BAŞLIYOR. BU AŞAMA BIZIM YOL HARITAMIZI ÇIZIYOR” DIYEN

ATLAS POST PRODUCTION ŞİRKETİNİN SAHİBİ AHMET HIZARCI RESTORASYON

ÇALIŞMALARINI A’DAN Z’YE, YANI DETAYLI BIR ŞEKILDE ANLATTI.

RÖPORTAJ: SUZAN YURDACAN

Bir filmin restore edilmesi sizin için ne ifade ediyor?

Film restorasyonu denince aklıma sadece sinema filmi gelmiyor.

Film restorasyonu denilince aklıma her türlü peliküle

kaydedilmiş görüntü geliyor. Yaklaşık 110 yıllık bir serüven.

Bunun içerisinde belgeseller var, savaş görüntüleri var,

haber görüntüleri var. Tabii ki sinema için çekilmiş filmler

var. Tüm bu görüntüler ve sesler kültürel mirastır. Öncelikle

korunması, kataloglanması ve sonrasında tüm insanlıkla

paylaşılması gerekmektedir. Bir görüntünün ya da sesin restorasyonu

arkeolojik kurtarma kazısından farksızdır.

Restorasyon çalışmalarınıza ne zaman ve nasıl başladınız?

Film restorasyon çalışmalarına yaklaşık 40 yıl önce belgesel

filmlerde çalışırken başladım. O zamanlar hâlâ pelikül film

kullanıldığı için zaten çok uzak değildim. Başlangıçta dijital

teknolojiler henüz olmadığından yapılacak işler kurtarma

82 ELLE


ve sınırlı bir restorasyon ya da filmin ömrünü uzatma düzeyinde

kalıyordu. Asıl yoğunluk dijital teknolojilerin gelişmesi

ile yaşanmaya başladı.

Film restorasyon ekibine kaç kişi katılıyor?

Bir film için filmin süresine, türüne, zorluk derecesine ve

restorasyon bitirme sürecine bağlı olarak 6 ile 12 kişi arasında

değişiyor.

Film hangi aşamalardan geçerek restore ediliyor?

Bir filmin restorasyon süreci öncelikle filmin korunduğu

kutudan çıkarılması ile başlıyor. Bu aşama bizim yol haritamızı

çiziyor. Filmin kondüsyonu, tarzı ve varılmak istenilen

yer burada çok belirleyici oluyor. Bu yol haritası aslında

editoriyal bir süreçtir. Önemli kararlar bu noktada alınmalıdır.

Fiziksel restorasyonun başlangıcı filmin geleceğini çok

belirlemektedir. Bu işlemler filme zarar vermeden yeni hasarlar

oluşturmadan yapılmalıdır. Çünkü bu aşamada yapılacak

her hatanın ne yazık ki geri dönüşü yoktur. Film her

ne kadar dijital ortama aktarılacak olsa da elde bulunan bu

masterin dikkatli işlenmesi ve korunması gerekir. Zaman

içerisinde tekrar tekrar bu masterlerin kullanılacağı unutulmamalıdır.

Fiziksel restorasyon sürecinde filmin ek yerleri

tekrar elden geçirilir, kırılan perforeler onarılır, filmin esneme

ve çekme sorunları giderilir. Fiziksel olarak yüzeysel

temizleme yapılır.

Fiziksel restorasyonun tamamlanması aşamasından

sonra film özel tarayıcılar ile dijital ortama

aktarılır. Bu yavaş ve kare kare yapılan bir işlemdir.

Dijital ortama filmin kullanım amacına göre en yüksek

tarama kalitesi ile aktarılmaktadır. Teknolojinin

gelişimine bağlı olarak bugünlerde bu tarama 10K

kalitesine kadar yükselmiştir. Günümüzde yaygın

gösterim kalitesi 4K olsa da filmler olabildiğince yüksek

taranmalıdır ki önümüzdeki yıllarda film tekrar

restore edilmeden uzun yıllar gösterimde kalabilsin.

Dijital ortama aktarılan film sallantı düzeltme,

renk oynamaları, toz, çizik temizleme zaman zaman

eksik kare ve kare içerinde bozulan alanların tamamlanması

gibi işlemlere tabi tutulur. Bu süreç çoğu zaman kare kare

yapılır. Ortalama bir sinema filmi 170.000 kare civarındadır.

Bir kare için birkaç saat harcandığı bile olmaktadır.

Bu işlemler güçlü bilgisayarlar üzerinde özel yazılımlarla

ve özel yetişmiş uzmanlarla yapılmaktadır. Bu aşama aylar

alan bir süreçtir.

Görüntü onarma işlemi tamamlanan görüntüler, renk

dengeleme işlemine sokulur. Bu süreçte filmin çekildiği dönemde

yönetmenin ve görüntü yönetmeninin elde etmek

istediği sonuçlar özellikle dikkate alınmalıdır. Filmin dokusuna

ve renk yapısına sadık kalınmalıdır. Bu işlem ise özel

olarak yetişmiş renk uzmanları aracılığıyla yapılmaktadır.

Ses temizleme işlemleri de yine özel programlar aracılığıyla

dijital ortamda yapılmaktadır. Burada da yine ses uzmanları

seste bulunan ve istenmeyen gürültüleri temizlemekte ve

sahneler arasındaki ses dengesini sağlamaktadır. Temizlenen

ses ve görüntü eşlenir, gösterim formatına göre standartlanır.

Uzun uğraşlarla hazırlanan film artık izlemeye

hazırdır.

İstanbul Film

Festivali,

Zurich Sigorta

işbirliğiyle

Yeşilçam’ın

önemli

yapıtlarını

(eski, hepsi

çok kıymetli

Türk filmlerini)

restore ettirerek

yeni kopyalarını

sinemaseverlere

sunuyor.

Ahmet Hızarcı

ELLE 83


ELLEPOPUPKÜLTÜR

Sizi en çok zorlayan işlemler hangileri?

En çok zorlanılan değil ama en korktuğum süreç fiziksel

restorasyon bölümüdür. Çünkü yapılacak bir hatanın geri

dönüşü yoktur. Artık ebediyen o hatalar ile kalacaktır. Ne

yazık ki ülkemizde en az önemsenen bölüm burasıdır. En

zorlayan ve bazen çözümsüz kaldığımız ikinci yer tabii ki temizlik

ve onarım bölümüdür. Bazen çaresiz kalıp var olanla

yetinmek zorundayız. Bu dünyada karşılaşılan ve kabul

edilmiş bir durumdur.

İKSV ile çalıştığınız filmler içerisinde en fazla vaktinizi

alan çalışma hangisi oldu?

İKSV ile yaklaşık 14 yıla varan bir çalışma birlikteliğimiz

var. Bu süreçte epeyce bir filmin restorasyonunu gerçekleştirdik.

Sanırım en zorlayan nitrat tabanlı 1949 yapımı “Vurun

Kahpeye” filmi ve ne yazık ki elimizde bir tek yıpranmış

pozitif bir gösterim kopyası kalan “Beklenen Şarkı” filmi

oldu.

Film çekmek mi restore etmek mi sorusuna cevabınız ne

olur?

Film restore etmek bir haz ve sorumluluk, yeni filmlerle uğraşmak

ise tüm yaşamım. İkisi birbirinin yerine konulabilecek

bir şey değil. İki ayrı evren...

Bu yıl restore

edilen

filmlerden,

1953 yılı

yapımı

“Beklenen

Şarkı”, yani

Zeki Müren’in

ilk filmi İstanbul

Film Festivali

kapsamında

izleyici ile

(yeniden)

buluştu.

84 ELLE


Kerem Ayan

Seneye hangi

eski, özlenen

filmler restore

edilecek

şimdiden merakla

bekliyoruz.

Umarız festival

kapsamında

yapılan bu

önemli işbirlikleri

ve projeler hep

devam eder.

İSTANBUL FILM FESTIVALI

DIREKTÖRÜ KEREM AYAN

CEVAPLADI

Restore edilecek filmleri neye göre seçiyorsunuz?

Film seçimi her yıl farklı şartların oluşmasıyla belirleniyor.

Özel bir yıldönümü olup olmaması, yönetmen veya

Beklenen Şarkı’da olduğu gibi yapımcı/oyuncunun

kimliği, elbette filmin kopyasının durumu, bulunabilirliği

gibi etkenler filmin seçimini etkiliyor. Türkan Şoray’ın

On Kadın’da filmin bütününe nasıl damga vurduğu,

Beklenen Şarkı’da Cahide Sonku’nun sinemamızın ilk

kadın yönetmen ve yapımcısı olması bu etkenlere örnek

sayılabilir. Restore edilen ilk film, Bereketli Topraklar

Üzerinde ise 28 yıldır kayıp sayılan negatiflerinin İsveç’te

ortaya çıkmasıyla gündeme geldi.

Bu sene Beklenen Şarkı’nın bir de partisini yaptınız. Epey

de konuşuldu ve sevildi. Biraz bahsedebilir misiniz?

Her sene restore filmimiz için özel etkinlikler düzenliyoruz;

bu sene de restore filmimiz Beklenen Şarkı’nın

başrolündeki Zeki Müren adına bir parti düzenledik.

12 Nisan gecesi Cahide Palazzo’da Zurich Sigorta

desteğiyle “Zeki Müren de Bizi Görecek” adıyla bir

gece yaptık. Dostlarımız da bizi yalnız bırakmadılar

ve sahneye çıktılar. Demet Evgar, Serkan Keskin, Aslı

İnandık, Selen Uçer, Umut Kurt, Gonca Vuslateri, Nuri

Harun Ateş, Fatih Ürek, Ata Demirer ve Nükhet Duru

inanılmaz performanslar sergilediler, kısacası yıldızlar

geçidiydi diyebiliriz. Sevdiklerimizle çok eğlendiğimiz,

çok güldüğümüz, bolca da dans ettiğimiz bir gece oldu.

ELLE 85


ELLEPOPUPDEKORASYON

Erşan Kuneri’den yansıyan

RETRO SAHNELER

CEM YILMAZ’IN YAZDIĞI, YÖNETTIĞI VE BAŞROLLERI ARASINDA YER ALDIĞI NETFLIX’IN

SEKİZ BÖLÜMLÜK DIZISI ERŞAN KUNERI, YAYINA GIRDIĞI GÜNDEN BU YANA ZIHINLERDE

RENKLI KURGU PENCERELERI AÇIYOR. HER BÖLÜMÜNDE FARKLI BIR HIKAYEYE SÜRÜKLEYEN

DIZININ SENARYOSU, OYUNCULARI, KOSTÜMLERI KADAR SAHNE DEKORLARI DA IZLEYICIYI

EKRANIN IÇINE ÇEKIYOR. 70’LI YILLARIN IKONIKLEŞEN DEKORASYON SAHNELERINI

EKRANA YANSITAN DIZININ IZINDEN GIDIYOR, RETRO STILI GÜNCEL TASARIMLARLA

BIR ARAYA GETIREREK YAŞAM ALANLARINA AKTARIYORUZ.

HAZIRLAYAN: SELIN CEBECIOĞLU

86 ELLE


MID-CENTURY MODERN IMZASI

Tasarım tarihinin en köklü ve etkili değişim hareketlerinden

birini yaşatan Mid-Century modern, organik birleşmeleri,

yalın çizgileri kadar fonksiyonun da önemini vurgulayan

zamansız yansımalarıyla, bu yıl hemen hemen her sektörde

izine rastladığımız Retronun etkisiyle yeniden yaşam alanlarının

gündeminde. 70’li yılların modern tarzı, organik

malzemeler ve yalın formlarla buluşurken gösterişli renk

paletini de yanında getirmeyi unutmuyor. Dönemin akıllara

kazınan renklerinden yağ yeşili, taba rengi, turuncu, turkuaz

ve bordo gibi cesur renklerin öne çıktığı, geometrik desenlerin

ve formların imza niteliği taşıdığı bu stilde en önemli

malzeme her zamanki gibi ahşap oluyor.

70’LERIN IZINDE BIR AKIM ‘CURVATURE’

70’lerin gücünün hafife alınmayacak kadar etkili olduğunu;

yuvarlak, kıvrımlı ve kavisli tasarımlarla ‘curvature’ akımının

meşalesini yakan tasarımlarla bir kez daha anlıyoruz.

Rahatlama ve akışta kalma hissi yarattığı için psikolojik

olarak ruhumuza iyi geldiği söylenen ‘köşesizlik’, yuvarlak

ve kavisli mobilyalarla evin içerisinde kendisini gösteriyor.

1

2

3

ZAMANSIZ IKONIKLER YINE BAŞROLDE

Charles and Ray Eames’in 1956 yılından beri gündemimizde

olan tasarımları Eames koltuk, Arne Jacobsen’ın

1959 doğumlu Egg koltuğu, Verner Panton’un 1960 çıkışlı

sandalyesi Panton, Eero Aarnio’nun 1963’lü Ball koltuğu

ve 1968’li Bubble salıncağı, Warren Platner’in 1966 çıkışlı

Platner koltuğu 70’li yılların hâlâ adından söz ettiren evlerinin

olmazsa olmaz mobilyaları arasında yer alırken günümüzün

zamansız evlerinin de başrol oyuncuları oluyorlar.

1. Bonbon puf, MN BİLGİLİ MOBİLYA

2. Vitra marka Panton sandalye, MOZAİK

3. Aydınlatma, PAŞABAHÇE MAĞAZALARI

4. Joseph aplik, MUDO CONCEPT

5. Fancy sehpa, RAPSEL

6. Roberto Cavalli marka Tahiti daybed, MVOICE

7. Flos marka Arco lambader, MOZAİK

8. Trio içki dolabı, CASA

7

4

5

8

6

ELLE 87


ELLEPOPUPDEKORASYON

SALVADOR

DALİ’NIN MAE

WEST YORUMU

Sürrealist ressam Salvador Dali,

1937 yılında aktris Mae West’in

dudaklarından esinlenerek bir kanepe

tasarlıyor. Studi 65 ise güncel teknolojinin

avantajlarını kullanarak bu ikonik

dudakların hayat verdiği kanepeyi 1970

yılında yeniden üretiyor.

1

3

2

4

5

1. USM marka içki dolabı, MOZAİK

2. Arcade lisanslı oyun konsolu, 11.999 TL, VAKKORAMA

3. IL Fanale marka sarkıt aydınlatma, TEPTA AYDINLATMA

4. Madame Malachite tavla, 7750 TL, BEYMEN HOME

5. Piramit sehpa, MN BİLGİLİ MOBİLYA

6. Jonathan Adler marka Torino büfe, 147.950 TL, BEYMEN HOME

7. Soleil konsol, MUDO CONCEPT

8. Lovy Ego sofa, MVOICE

9. Miller sofa, MUDO CONCEPT

10. Wave sofa, MN BİLGİLİ MOBİLYA

11. Dormöz sofa, MN BİLGİLİ MOBİLYA

6

7

88 ELLE


“Her şey ağırdan hafife, mattan saydama, koyudan açığa, renksizden

renkliye, parçalıdan yekpareye, karmaşıktan düze doğru gidiyor. Ters

yöne giden herkes hata yapar.” - Gio Ponti

8

10

9

11

ELLE 89


ELLEPOPUPDEKORASYON

Dengeli bir kurgu yapmak çok önemli. Sadece 70’leri anımsatan

mobilyalarla dekore edilmiş bir mekanda yaşamak, güncel tariflerden

uzak kalmaya neden olur. Kurgunuza güncel soslar katmayı

unutmayın. Geçmiş ve bugünle buluşan potpuri sayesinde özgün bir

lezzet elde etmeniz kaçınılmaz olacaktır.

2

1

3

90 ELLE


4

5

6

Dönemin ikonik

sandalyalerinden Eero

Saarinen tasarımı

fiberglass Tulip Chair

1956’da tasarlanmış,

MOZAİK

7

8

1. Bonte koltuk, MN BİLGİLİ MOBİLYA

2. Büfet büfe, 10.940 TL, HAMM

3. Cassina marka Simon Constantin sehpa, MOZAİK

4. Condarti marka Arcipelago SO sarkıt aydınlatma, SEM COLLECTION

5. Zanotta marka Zeus sehpa, MOZAİK

6. Bank sandalye, HALİT BERKER

7. Konsol, LIVING STORE

8. Ala yemek masası, STATU MOBİLYA

9. Frame sandalye, RAPSEL

10. Flexform marka Sveva sofa, MASLAK YAPI

11. Scott puf, MASLAK YAPI

12. Palermo sandalye, 1750 TL+KDV, NOW FURNITURE

10

12

9

11

ELLE 91


ELLEPOPUPDEKORASYON

Bu stilde cesur olmayana

yer yok. Döneme damgasını

vuran unsurdan biri olan renk

seçimleri salondan mutfağa,

yatak odasından banyoya

kadar yaşam alanının her

noktasında kendini göstermeli.

2

1

4

3

5

92 ELLE


Ray&Charles Eames’in bir öngörüsü var: “Ne zaman ki birkaç nesne

tek tek yaptıklarından fazlasını yapabilecekleri şekilde yan yana

getirilir, o zaman tasarım yapılmış olur.” Retro stilin izinden giden,

cesaretin önemli olduğu bu stilde seçtiğiniz parçayı bir bütüne dahil

edeceğinizi unutmayacak şekilde adımlarınızı tamamlayın.

6

9

7

8

10

1. Adrian koltuk, 4500 TL+KDV, NOW FURNITURE

2. Kilim, THE KEEP SHOP

3. Trio içki dolabı, CASA

4. Maroken puf, MN BİLGİLİ MOBİLYA

5. Aksesuar, YARGICI HOMEWORKS

6. Yastık, KOLEKSİYON

7. Kersten marka seramik şamdan, BEYMEN HOME

8. HK Living marka aksesuar, BEYMEN HOME

9. Çanak, PAŞABAHÇE MAĞAZALARI

10. Aynalı paravan, 20.870 TL, HAMM

11. Bloomingville marka vazo, BEYMEN HOME

12. Seramik fincan ve tabaklar, YASEMİN UĞURLU CLAYWORKS

13. Kundalini Dawn aplik, TEPTA AYDINLATMA

11

13

12

ELLE 93


PRINT / ONLINE / TABLET / MOBILE

elle.com.tr • instagram @ElleTurkiye • facebook @ElleTurkey • twitter @ElleTurkey

YAYINCI

DOĞAN BURDA DERGİ YAYINCILIK VE PAZARLAMA A.Ş.

CEM M. BAŞAR

İcra Kurulu Başkanı

M.MELDA NARMANLI ÇİMEN

Yayın Direktörü (Sorumlu)

ASLI ASİL SUZAN YURDACAN BÜLENT BILGIN

Moda Direktörü Yazı İşleri Müdürü Görsel Yönetmen

GÜLGÜN ÖZEK SELİN MİLOŞYAN AYKUN TAŞDÖNER GIZEM İNCE

Fotoğraf Editörü Konular Editörü Konular Editörü Alışveriş Editörü

Sayfa Tasarım

EVGİN YAKUPOĞLU

,

Etkinlik ve Proje Direktörü ALİ ERMAN İLERİ

Marka Müdürü MÜGE BOLAT

Kurumsal İletişim Müdürü FUNDA DEMİRCİ AYAN

Ankara Temsilcisi ERDAL İPEKEŞEN Tel: 0312 577 31 56

ELLE DİJİTAL

DENİZ ÜNALDI YILDIRIM Yayın Yönetmeni

DUYGU HAKSUN, BUSE SARAY Web Editörü

GÖKHUN SUNGURTEKİN Dijital Yayınlar Direktörü

YÖNETİM

Üretim Planlama Direktörü (Tüzel Kişi Temsilcisi) YAKUP KURTULMUŞ

Satış ve Dağıtım Direktörü EGEMEN ERKOROL

Finans Direktörü DİDEM KURUCU

Dijital İçerik Direktörü EREN DEMİR

REKLAM

Grup Başkanı NISA ASLI ERTEN ÇOKÇA

Reklam Grup Başkan Yardımcısı IŞIL BAYSAL TURAN, SEDA ERDOĞAN DAL

Satış Koordinatörü HÜLYA HANKENDİ

Satış Müdürleri ŞERİFE DÖKMETAŞ

Teknik Müdür AYFER KAYGUN BUKA

Tel: 0212 336 53 61 - 62

Reklam Hedef Sayfalar Tel: 0212 336 53 70

Reklam Rezervasyon Tel: 0212 336 53 00-57-59

Hedef Sayfalar Reklam Koordinatörü AYSEL ŞENER

Ankara Reklam Satış Koordinatörü SEZINUR BALIKÇIOĞLU Tel: 0312 577 31 56

Ankara Reklam Satış Müdürü BELIZ BALIBEY Tel: 0312 577 31 56

Bölgeler Reklam Satış Müdürü HÜLYA ERDOĞAN Tel: 0212 336 53 72

YÖNETİM YERİ

Kuştepe Mah.Mecidiyeköy Yolu Caddesi No:12, Trump Towers, Kule:2, Kat: 21 34387, Şişli, İstanbul Tel: (0212) 410 32 00

Baskı: Bilnet Matbaacılık ve Yayıncılık A.Ş. Dudullu Organize San. Bölgesi 1.Cad. No:16 Ümraniye-İSTANBUL

Tel: 0216 444 44 03 Faks: 0216 365 99 07-08 www.bilnet.net.tr, Sertifika No: 42716

Dağıtım: Turkuvaz Dağıtım Pazarlama A.Ş. Yayın türü: Ulusal aylık üyesidir.

DB Okur Hizmetleri Hattı Tel: (0212) 478 0 300 okurhizmetleri@doganburda.com

DB Abone Hizmetleri Hattı Tel: (0212) 478 0 300 abone@doganburda.com www.doganburda.com Hergün saat 09.00-22.00 arasında hizmet verilmektedir.

© 1998 ELLE, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından Hachette Filipacchi Presse’in (Fransa) lisansıyla ve Lagardere Active Group’a bağlı olarak, T.C. yasalarına uygun şekilde

yayımlanmaktadır. ELLE’de yayımlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.

ELLE® is used under license from the trademark owner, Hachette Filipacchi Presse, a subsidiary of Lagardère SCA

CEO – Constance BENQUÉ CEO ELLE International Licenses - François CORUZZI SVP/International Director of ELLE - Valéria BESSOLO LLOPIZ

Fashion Editor, Charlotte DEFFE Beauty & Celebrity Editor, Virginie DOLATA

Syndication Director, Séverine LAPORTE Syndication Coordinator, Sophie DUARTE

Copyrights Manager, Kenza ALLAL Database Manager, Pascal IACONO

Digital & Graphic Design Director, Marine LE BRIS

Marketing Director, Morgane ROHÉE

www.elleinternational.com

International Ad Sales House: LAGARDERE GLOBAL ADVERTISING

SVP/International Advertising – Julian DANIEL jdaniel@lagarderenews.com


DÜNYACA ÜNLÜ

MUSEUM OF SELFIES

ABD'den sonra ilk kez Trump AVM B3 katında!

GEZ, ÇEK,

PAYLAŞ!

museumofselfiesistanbul.com

/museumofselfies.ist

Hooray! Your file is uploaded and ready to be published.

Saved successfully!

Ooh no, something went wrong!