14.09.2022 Views

AND_24-3_EYLÜL_TAM-

Create successful ePaper yourself

Turn your PDF publications into a flip-book with our unique Google optimized e-Paper software.

E-ISSN: 2587-2524

Cilt/ Volume 24 | Sayı/ Issue 3 | Eylül/ September 2022

www.androlojibulten.org

Cilt/Volume 24 • Sayı/Issue 3 • Eylül/ September 2022

i

ULAKBİM TR DİZİN’de

Dizinlenmektedir.


Cilt/ Volume 24 | Sayı/ Issue 3 | Eylül/ September 2022

E-ISSN: 2587-2524

ANDROLOJİ BÜLTENİ TÜRK ANDROLOJİ DERNEĞİ YAYIN ORGANIDIR

Andrology Bulletin is the Periodical Journal of the Turkish Society of Andrology

Mart, Haziran, Eylül ve Aralık aylarında olmak üzere yılda 4 sayı yayınlanır.

Four issues annually; March, June, September, December

TÜRK ANDROLOJİ DERNEĞİ ADINA SAHİBİ / Owner on Behalf of the Turkish Society of Andrology

Prof. Dr. Mustafa Melih Çulha

YÖNETİM KURULU / Board of Directors

Ateş Kadıoğlu (Onursal Başkan)

Mustafa Melih Çulha (Başkan)

Fikret Erdemir (Genel Sekreter)

Mustafa Kadıhasanoğlu (Sayman)

İsa Özbey (Üye)

Murat Çakan (Üye)

Sefa Resim (Üye)

Metin Öztürk (Üye)

EDİTÖR / Editor

Doç. Dr. Erhan Ateş

YARDIMCI EDİTÖRLER / Associate Editors

Doç. Dr. Arif Kalkanlı

YAYIN TÜRÜ / Publication Category

Süreli Yayın

YÖNETİM YERİ/ Executive Office

Türk Androloji Derneği

Cemil Aslan Güder Sok. İdil Ap.

B Blok D.1 Gayrettepe 34349 Beşiktaş, İstanbul

Tel: +90 212 288 50 99

Faks: +90 212 288 50 98

E-posta: androloji@androloji.org.tr

Web: www.androloji.org.tr

Yayın Hizmetleri / Publishing Services

BAYT Bilimsel Araştırmalar

Basın Yayın ve Tanıtım Ltd. Şti.

Ziya Gökalp Cd. 30/31, 06420 Kızılay, Ankara

Tel (0-312) 431 30 62, Faks: (0-312) 431 36 02

E-posta: info@bayt.com.tr

www.bayt.com.tr

Androloji Bülteni’nin tarandığı indeksler/ Indexing the Andrology Bulletin

ULAKBİM TR Dizin/ ULAKBIM TR Index

Türkiye Atıf Dizini/ Turkey Citation Index

Türk Medline/ Turkish Medline

EBSCO

The control of conformity with the journal standards and the typesetting of the articles in this journal, the control of the English/Turkish abstracts

and references and the preparation of the journal for publishing were performed by bayt publishing.

Bu dergideki yazıların dergi standartlarına uygunluğu, dizimi, İngilizce/Türkçe özetlerin ve kaynakların denetimi, derginin yayına hazırlanması bayt

tarafından gerçekleştirilmiştir

www.androlojibulten.org


DANIŞMA KURULU / REVIEWERS

ERKEK CİNSEL SAĞLIĞI

Prof. Dr. Ramazan AŞCI

Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji AD,

Samsun

Prof. Dr. Ali ATAN

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji AD, Ankara

Uzm. Dr. Memduh AYDIN

Gaziosmanpaşa Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji

Kliniği, İstanbul

Doç. Dr. Önder CANGÜVEN

Department of Urology, Hamad Medical Corporation,

Doha, Qatar

Prof. Dr. Murat ÇAKAN

SB Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma

Hastanesi 2. Üroloji Kliniği, Ankara

Prof. Dr. Melih ÇULHA

Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji AD, İzmit

Prof. Dr. Oğuz EKMEKÇİOĞLU

Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji AD, Kayseri

Prof. Dr. Fikret ERDEMİR

Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji AD, Tokat

Prof. Dr. Haluk EROL

Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji AD,

Androloji BD, Aydın

Prof. Dr. Ahmet GÖKÇE

Sakarya Üniversitesi, Tıp Fakültesi Üroloji AD, Sakarya

Prof. Dr. Bilal GÜMÜŞ

Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji AD, Manisa

Prof. Dr. Ateş KADIOĞLU

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Üroloji AD /

Androloji BD, İstanbul

Prof. Dr. Zafer KOZACIOĞLU

Bozyaka Eğitim Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği, İzmir

Prof. Dr. Muammer KENDİRCİ

Liv Hospital-Üroloji Kliniği, İstanbul

Prof. Dr. Hakan KILIÇARSLAN

Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji AD, Bursa

Prof. Dr. Ahmet METİN

İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji AD, Bolu

Prof. Dr. Bekir Süha PARLAKTAŞ

Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji AD, Tokat

Prof. Dr. Bülent SEMERCİ

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji AD, İzmir

Prof. Dr. Altuğ TUNCEL

Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi

Üroloji Kliniği, Ankara

Prof. Dr. Tahir TURAN

Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji AD, Denizli

Prof. Dr. Mustafa Faruk USTA

Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji AD, Androloji BD,

Antalya

Prof. Dr. M. Önder YAMAN

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji AD, Ankara

ERKEK ÜREME SAĞLIĞI

Prof. Dr. Barış ALTAY

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji AD, İzmir

Prof. Dr. Kaan AYDOS

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji AD ve Kısırlık

Araştırma ve Uygulama Merkezi, Ankara

Prof. Dr. Selahittin ÇAYAN

Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji AD, Mersin

Prof. Dr. Sadık GÖRÜR

Mustafa Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji AD, Hatay

Prof. Dr. Engin KANDIRALI

Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği,

İstanbul

Prof. Dr. Ayhan KARABULUT

Ahi Evran Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji AD, Kırşehir

Prof. Dr. İrfan ORHAN

Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji AD, Elazığ

Prof. Dr. İsa ÖZBEY

Atatürk Üniversitesi Aziziye Araştırma Hastanesi Üroloji AD,

Erzurum

Uzm. Dr. A. Arman ÖZDEMİR

T.C.Sağlık Bakanlığı Zeynep Kamil Kadın ve Çocuk

Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji

Kliniği,İstanbul

Prof. Dr. Sefa RESİM

Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji AD,

Kahramanmaraş

Prof. Dr. Tarkan SOYGÜR

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji AD, Çocuk Ürolojisi

BD, Ankara

Prof. Dr. Nihan Erginel-UNALTUNA

İstanbul Üniversitesi Deneysel Tıp Araştırma Enstitüsü

Genetik AD, İstanbul

KADIN CİNSEL SAĞLIĞI

Prof. Dr. Abdullah ARMAĞAN

Bahçelievler Medicalpark Hastanesi Üroloji Kliniği, İstanbul

Prof. Dr. Halil ÇİFTÇİ

Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji AD, Şanlıurfa

Prof. Dr. Esat KORGALI

Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji AD, Sivas

Prof. Dr. Ercan YENİ

Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji AD, Şanlıurfa

KADIN - ERKEK CİNSEL SAĞLIĞI

VE ERKEK İNFERTİLİTESİ HEMŞİRE

ÇALIŞMA GRUBU

Prof. Dr. Dilek AYGİN

Sakarya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi, Sakarya

Prof. Dr. Sevim BUZLU

İstanbul Üniversitesi Florence Nightingale Hemşirelik

Fakültesi, İstanbul

Prof. Dr. Gülbeyaz CAN

İstanbul Üniversitesi Florence Nightingale Hemşirelik

Fakültesi, İstanbul

Prof. Dr. Nezihe KIZILKAYA BEJİ

İstanbul Üniversitesi Florence Nightingale Hemşirelik

Fakültesi, İstanbul

Prof. Dr. Nuran KÖMÜRCÜ

Marmara Üniversitesi Hemşirelik Yüksek Okulu, İstanbul

Prof. Dr. Leyla KÜÇÜK

İstanbul Üniversitesi Florence Nightingale Hemşirelik

Fakültesi, İstanbul

Prof. Dr. Rukiye PINAR BÖLÜKTAŞ

Yeditepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik ve

Sağlık Hizmetleri, İstanbul

Prof. Dr. Hicran YILDIZ

Uludağ Üniversitesi Sağlık Yüksek Okulu, Bursa

TÜRK CUMHURİYETLERİNDE

ANDROLOJİ

Prof. Dr. İlham AHMEDOV

Bakixanov.23 Azerbaycan Tiib Universiteteti Baku-370022,

Azerbaycan

Uzm. Dr. Firdovsi MAMMADOV

Zeferan Hospital Üroloji Kliniği, Azerbaycan

Uzm. Dr. Zarifcan MURODOV

Taşkent Diploma Sonrası Eğitim Enstitüsü - Taşkent Üroloji

Merkezi, Özbekistan

Uzm. Dr. Shavkat SHAVAKHABOV

State Specialized Center Of Urulogy (Uzbekistan) Chief of

Andrology Department, Özbekistan

Uzm. Dr. Erol UÇANER

Özel Başkent Hastanesi Üroloji Kliniği, Kıbrıs

TÜRKİYE’DEKİ ANDROLOJİ YAYINLARI

VE KONGRE TAKVİMİ

Prof. Dr. Fikret ERDEMİR

Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji AD,Tokat

Cilt/Volume 24 • Sayı/Issue 3 • Eylül/ September 2022

iii


AMAÇ ve KAPSAM

Androloji Bülteni Türk Androloji Derneği’nin resmi yayın organıdır.

Dergi androloji alanındaki araştırmaları, olguları, derlemeleri ve

editöryal yorumların yayımlandığı danışman denetimli bilimsel bir

dergidir. Dergi yılda 4 sayı olarak yayımlanmaktadır. Derginin hedef

kitlesi androloji alanlarında çalışan veya bu alanlara ilgi duyan

araştırmacı ve hekimlerdir.

Derginin yazı dili Türkçe ve İngilizce’dir. Türkçe yazıların Türk Dil

Kurumu’nun Türkçe sözlüğüne ve imla kılavuzuna uygun olması

gerekir.

Derginin editöryal ve yayın süreçleri International Committee

of Medical Journal Editors (ICMJE), World Association of Medical

Editors (WAME), Council of Science Editors (CSE), Committee

on Publication Ethics (COPE), European Association of Science

Editors (EASE) ve National Information Standards Organization

(NISO) organizasyonlarının kılavuzlarına uygun olarak

biçimlendirilir. Androloji Bülteni, Principles of Transparency and

Best Practice in Scholarly Publishing (doaj.org/bestpractice)

ilkelerini benimsemiştir.

Tüm makaleler http://www.androlojibulten.org/ sayfasındaki

online makale değerlendirme sistemi kullanılarak dergiye

gönderilmelidir. Derginin yazım kurallarına, gerekli formlara ve

dergiyle ilgili diğer bilgilere web sayfasından erişilebilir.

Derginin tüm masrafları Türk Androloji Derneği tarafından

karşılanmaktadır.

Dergide yayımlanan makalelerde ifade edilen bilgi, fikir ve görüşler

Türk Androloji Derneği, Editörler, Yayın Kurulu ve Yayıncı’nın

değil, yazar(lar)ın bilgi ve görüşlerini yansıtır. Baş Editör, Editörler,

Yayın Kurulu ve Yayıncı, yazarlara ait bilgi ve görüşler için hiçbir

sorumluluk ya da yükümlülük kabul etmemektedir.

Androloji Bülteni TÜBİTAK ULAKBİM TR Dizin, Türkiye Atıf Dizini,

Türk Medline ve EBSCO veritabanlarında dizinlenmektedir.

Yayımlanan tüm içeriğe www.androlojibulten.org adresinden

ücretsiz olarak erişilebilir.

Dergide yayımlanan içeriğin tüm telif hakları Türk Androloji

Derneği’ne aittir.

Editoryal Ofis

Androloji Bülteni

Cemil Aslan Güder Sok. İdil Ap.

B Blok D.1 Gayrettepe 34349 Beşiktaş, İstanbul, Türkiye

Tel: 0212 288 50 99

Faks: 0212 288 50 98

E-posta: androloji@androloji.org.tr

Web: www.androlojibulten.org/

Yayın Hizmetleri: BAYT

Adres: Ziya Gökalp Cad., 30/31, 06420 Kızılay, Ankara, Türkiye

Tel: +90 431 30 62

Faks: +90 431 36 02

E-posta: info@bayt.com.tr

Web: www.bayt.com.tr

iv Cilt/Volume 24 • Sayı/Issue 3 • Eylül/ September 2022


PURPOSE and SCOPE

Andrology Bulletin is the official publication of the Turkish

Andrology Association. The journal is a supervised scientific journal

which publishes original research articles, case studies, reviews,

and editorial comments on the science of andrology. The journal

is published in four issues per year. The target population of the

journal is researchers and physicians who work in or interested in

the field of andrology.

The journal’s language is both Turkish and English. The Turkish

language should conform to the Turkish language dictionary and

the Turkish spelling guide.

The editorial and publication processes of the journal conform

the guidelines of the International Committee of Medical Journal

Editors (ICMJE), the World Association of Medical Editors (WAME),

the Council of Science Editors (CSE), and the Committee on

Publication Ethics (COPE). It is formatted in accordance with the

National Information Standards Organization (NISO) guidelines.

The Andrology Bulletin adopts the Principles of Transparency and

Best Practice in Scholarly Publishing (doaj.org/bestpractice).

All articles should be sent to the journal using the online article

evaluation system at http://www.androlojibulten.org/. Writing

rules of the journal, necessary forms, and other information about

the journal can be accessed from the web page.

All expenditure of the journal is covered by the Turkish Andrology

Association.

The information, ideas and opinions expressed in the articles

published in the journal reflect the views and opinions of the

author(s), not the editors of the Turkish Andrology Association, the

editorial board, or publisher. The Editor-in-Chief, Editors, Editorial

Board, and Publisher do not accept any responsibility or liability for

the given information and opinions of the author(s).

The Andrology Bulletin has been indexed by TUBITAK ULAKBIM TR

Index, Turkey Citation Index, Turkish Medline and EBSCO.

All published content is freely available at www.androlojibulten.org.

All copyrighted content published in the journal belongs to the

Turkish Andrology Association.

Editorial Office

Andrology Bullettin

Address: Cemil Aslan Güder Sok. İdil Ap.

B Blok D.1 Gayrettepe 34349 Beşiktaş, İstanbul, Turkey

Phone: +90 212 288 50 99

Fax: +90 212 288 50 98

E-mail: androloji@androloji.org.tr

Web: www.androlojibulten.org/

Publishing Services: BAYT

Address: Ziya Gökalp Cad., 30/31, 06420 Kızılay, Ankara, Turkey

Phone: +90 431 30 62

Fax: +90 431 36 02

E-mail: info@bayt.com.tr

Web: www.bayt.com.tr

Cilt/Volume 24 • Sayı/Issue 3 • Eylül/ September 2022

v


YAZARLARA AÇIKLAMA

Dergiye gönderilen makaleler, özgünlük ve bilimsel kalite

bakımından değerlendirilir. Gönderilen yazıların daha önce başka

bir elektronik ya da basılı dergide, kitapta veya farklı bir mecrada

sunulmamış ya da yayımlanmamış olması ve Türk Androloji

Derneği Yönetim Kurulu’nun seçtiği Yayın Kurulu tarafından uygun

görülmesi gerekir.

Androloji Bülteni’ne gönderilen makalelerin değerlendirilmesinde

bağımsız, tarafsız, çift-kör hakem değerlendirme raporları temel

alınmaktadır. Yazıların değerlendirmeye alınması için, gönderilen

yazıya tüm yazarların onay verdiklerine dair “Telif Hakkı Devir

Formu” başlıklı imzalı bir yazının eklenmesi gerekir (Formun hazır

hali http://www.androlojibulten.org ve https://www.journalagent.

com/androloji/ adreslerinden indirilebilir).

Androloji Bülteni; gönderilen makalelerin değerlendirme sürecine

dahil olan yazarların ve bireylerin, potansiyel çıkar çatışmasına ya

da önyargıya yol açabilecek finansal, kurumsal ve diğer ilişkiler

dahil mevcut ya da potansiyel çıkar çatışmalarını beyan etmelerini

talep ve teşvik eder. Bir çalışma için bir birey ya da kurumdan alınan

her türlü finansal destek ya da diğer destekler Yayın Kurulu’na

beyan edilmeli ve potansiyel çıkar çatışmalarını beyan etmek

amacıyla ICMJE Potansiyel Çıkar Çatışmaları Formu katkı sağlayan

tüm yazarlar tarafından ayrı ayrı doldurulmalıdır (form için www.

androlojibulten.org). Editörler, yazarlar ve hakemler ile ilgili

potansiyel çıkar çatışması vakaları derginin Yayın Kurulu tarafından

COPE ve ICMJE rehberleri kapsamında çözülmektedir.

Yayın için uygun bulunan yazıların dizgi ve hazırlık işlemleri

sırasında, sorumlu yazara yazar katkılarının da açıklanmasının

isteneceği Yazar Onay Formu gönderilecektir.

Sadece yazarlık niteliğini hak eden kişiler yazar olarak gösterilmelidir.

Yazar olarak listelenen herkesin ICMJE (www.icmje.org) tarafından

önerilen yazarlık kriterlerini karşılaması gerekmektedir. ICMJE,

yazarların aşağıdaki dört kriteri karşılamasını önermektedir:

1. Çalışmanın konseptine/tasarımına; ya da çalışma için verilerin

toplanmasına, analiz edilmesine ve yorumlanmasına önemli

katkı sağlamış olmak,

2. Yazı taslağını hazırlamış ya da önemli fikirsel içeriğin eleştirel

incelemelerini yapmış olmak;

3. Yazının yayından önceki son halini gözden geçirmiş ve

onaylamış olmak;

4. Çalışmanın herhangi bir bölümünün geçerliliği ve doğruluğuna

ilişkin soruların uygun şekilde soruşturulduğunun ve

çözümlendiğinin garantisini vermek amacıyla çalışmanın her

yönünden sorumlu olmayı kabul etmek.

Bir yazar, çalışmada katkı sağladığı kısımların sorumluluğunu

almasına ek olarak, diğer yazarların çalışmanın hangi kısımlarından

sorumlu olduğunu da teşhis edebilmelidir. Ayrıca, yazarlar

birbirlerinin katkılarının bütünlüğüne güven duymalıdırlar.

Klinik ve deneysel çalışmalar, ilaç araştırmaları ve bazı olgu

sunumları için World Medical Association Declaration of

Helsinki “Ethical Principles for Medical Research Involving

Human Subjects”, (amended in October 2013, www.wma.net)

çerçevesinde hazırlanmış Etik Kurul raporu gerekmektedir. Gerekli

görülmesi halinde, Etik Kurul raporu veya eş değeri olan resmi

bir yazı, yazarlardan talep edilebilir. İnsanlar üzerinde yapılmış

deneysel çalışmaların sonuçlarını bildiren yazılarda, çalışmanın

yapıldığı kişilere uygulanan prosedürlerin niteliği tümüyle

açıklandıktan sonra, onaylarının alındığına ilişkin bir açıklamaya

metin içerisinde yer verilmelidir. Hayvanlar üzerinde yapılan

çalışmalarda ise ağrı, acı ve rahatsızlık verilmemesi için yapılmış

olanlar açık olarak makalede belirtilmelidir. Hasta onamları, Etik

Kurul raporunun alındığı kurumun adı, onay belgesinin numarası

ve tarihi ana metin dosyasında yer alan Yöntemler başlığı altında

belirtilmelidir. Hastaların kimliklerinin gizliliğini korumak yazarların

sorumluluğundadır. Hastaların kimliğini açığa çıkarabilecek

fotoğraflar için hastadan ya da yasal temsilcilerinden alınan imzalı

izinlerin de gönderilmesi gereklidir.

Bütün makalelerin benzerlik tespiti denetimi, iThenticate yazılımı

aracılığıyla yapılmaktadır.

Yayın Kurulu, dergimize gönderilen çalışmalar hakkındaki intihal,

atıf manipülasyonu ve veri sahteciliği iddia ve şüpheleri karşısında

COPE kurallarına uygun olarak hareket edecektir. Yayımlanan içerik

ile ilgili tüm sorumluluk yazarlara aittir

Yazıların online gönderilmesi

Tüm yazılar derginin Internet adresi üzerinden online

gönderilmelidir. (https://www.journalagent.com/androloji/).

Yazının gönderilmeden önce kontrol listesi ile son bir kez gözden

geçirilmesi önerilir. Yazım kurallarına uygun yazılmayan yazılar

bilimsel kurul değerlendirmesine alınmamaktadır. Daha detaylı

bilgiler https://www.journalagent.com/androloji/ adresinden

alınabilir.

YAZILARIN HAZIRLANMASI

Araştırma yazıları 3000, olgu sunumları 1500 ve derlemeler 5000

kelimeyi geçmemelidir.

Makaleler, ICMJE-Recommendations for the Conduct, Reporting,

Editing and Publication of Scholarly Work in Medical Journals

(updated in December 2017 - http://www.icmje. org/icmjerecommendations.

pdf) ile uyumlu olarak hazırlanmalıdır.

Randomize çalışmalar CONSORT, gözlemsel çalışmalar STROBE,

tanısal değerli çalışmalar STARD, sistematik derleme ve metaanalizler

PRISMA, hayvan deneyli çalışmalar ARRIVE ve randomize

olmayan davranış ve halk sağlığıyla ilgili çalışmalar TREND

kılavuzlarına uyumlu olmalıdır.

Yazarların, Yayın Hakkı Devir Formu, Yazar Katkı Formu ve

ICMJE Potansiyel Çıkar Çatışmaları Formu’nu (bu form, tüm

vi Cilt/Volume 24 • Sayı/Issue 3 • Eylül/ September 2022


yazarlar tarafından ayrı ayrı doldurulmalıdır) ilk gönderim sırasında

online makale sistemine yüklemeleri gerekmektedir. Bu formlara

http://www.androlojibulten.org/ adresinde yazarlara açıklama

kısmından ulaşılabilir.

Yazılar, bilgisayar dosyası üzerinde standart A4 kağıdı

boyutlarındaki bir sayfaya, sağ ve sol kenarlarda yaklaşık 2,5

cm boşluk kalacak şekilde ve iki satır aralıklı olarak yazılmalıdır.

Her sayfa numaralandırılmalıdır. Metin Times New Roman yazı

karakterinde 12 punto ile yazılmalıdır. Yazılarda bulunması gereken

bölümler sırasıyla şunlardır: (Yazar adları (ünvan, ad, soyadı),

çalışmanın yapıldığı kurum (Makaledeki yazarların çalışma yerleri,

yayının yapıldığı kurum şeklinde olmalıdır), iletişim adresi, telefon

ve faks numaraları, e-posta adresi journal agent programında 3, 4

ve 5. adımlarda online olarak girilmelidir.

“Telif Hakkı Devir Formu” dışında yüklenecek diğer dosyalarda

yazarların isimleri, çalıştıkları yerler bulunmamalıdır!). (i) Türkçe

ve İngilizce başlıklar (online olarak istenen yere yapıştırılacak), (ii)

Türkçe ve İngilizce özetler (online olarak istenen yere yapıştırılacak);

Makalenin tam metninde (tam metin dosyası online olarak istenen

yere eklenmelidir) (iii) Giriş; (iv) Gereç ve Yöntem; (v) Bulgular; (vi)

Tartışma; (vii) Kaynaklar bölümleri bulunur. Yöntemler, bulgular

ve tartışma bölümlerinin gerektiğinde alt başlıklarla ele alınması

tercih edilir. Olgu sunumları, özetlerden sonra giriş, olgu sunumu

ve tartışma başlıkları altında düzenlenmelidir. İnceleme yazılarında,

yazının gelişimine uygun başlıklandırma yapılabilir.

Özetler: Özet çalışmanın amacını, ana bulguları ve temel

sonuçlarını Amaç, Gereç ve Yöntem, Bulgular, Sonuç (İngilizce

özette Objectives, Material and Methods, Results, and Conclusion)

başlıkları altında bildirmelidir.

Anahtar kelimeler: Yazı düzeninde özetlerden sonra yer alacak

şekilde Türkçe ve İngilizce olarak en az 3, en fazla 5 anahtar kelime

(alfabetik sıra ile) belirtilmelidir. Bu amaçla Index Medicus Medical

Subjects Headings (MeSH)’den yararlanılabilir. http://www.ncbi.

nlm.nih.gov/pubmed/.

Makalenin tam metninde Giriş paragrafından sonra Gereç

ve Yöntem’de çalışma başlangıcı ve bitiş tarihleri, hastaların

özellikleri ve kullanılan yöntemler, hasta seçimi ayrıntılı biçimde

belirtilmelidir. İstatistiksel yöntem yeterli ayrıntı ile açıklanmalıdır.

Bulgular: Metinde olabildiğince ayrıntılı yazılmalı, şekil ve tablolar

ile desteklenmeli; şekil ve tablolarda verilen bilgiler, metinde

tekrarlanmamalıdır.

Tartışma: Ağırlıklı olarak çalışma ile ilgili veriler tartışılmalı, yerli

ve yabancı kaynaklarla desteklenmelidir. Konu ile doğrudan ilgisi

olmayan genel bilgilere uzun uzun yer vermekten kaçınılmalıdır.

Kısaltmalar: Kısaltılmış sözcük sayısının sınırlı tutulması gerekir.

Şekil ve Tablolar: Yazı ile birlikte sunulan fotoğraf ve tablolar

sisteme ayrı ayrı yüklenmelidir. Resim dosyalarının formatı JPEG

veya TIFF olabilir. Tablolar ve şekil altyazıları ayrı sayfalara ve iki

satır aralıklı yazılmalı; şekil ve tablolar yazıda görünme sırasına göre

numaralandırılmalı ve başlıkları olmalıdır. Mikroskobik resimlerde

büyütme oranı ve boyama tekniği açıklanmalıdır. Kısaltmalar her

şeklin ve tablonun altında açıklanmalıdır.

KAYNAKLAR

Kaynaklar metin içinde anılma sırasına göre noktadan sonra üst

simge olarak köşeli parantez içerisinde ve nokta işaretinden sonra

boşluk bırakmadan dizilmeli (örnek: ...lenf nodu diseksiyonu

önerilmektedir. [1] ); yayımlanmamış sonuçlar ve kişisel görüşmeler

kaynak olarak gösterilmemelidir. Yazarların yalnızca doğrudan

yararlandıkları çalışmaları kaynak olarak göstermeleri gerekir; yazımı

doğrulanamayan kaynaklar yayın hazırlığı sırasında yazarlardan

istenecektir. Dergi isimleri Index Medicus’a göre kısaltılmalıdır;

bunun mümkün olmadığı durumlarda dergi adının tamamı

verilmelidir. Altı ya da daha az sayıda olduğunda tüm yazarlar

belirtilmeli, altıdan fazla yazar durumunda, altıncı yazarın arkasından

“et al.” eklenmelidir. Kaynakların dizilme şekli ve noktalamalar için

aşağıdaki örneklere uyulmalıdır (basım ayı, parentez içinde derginin

basım sayısı yazılmamalıdır !) :

Dergi:

Tefekli A, Tepeler A, Altunrende F, Tok A, Sarılar Ö, Müslümanoğlu

AY. Seçilmiş olgularda tüpsüz perkütan nefrolitotomi. Türk Üroloji

Dergisi 2006;32:240-7.

Gill IS, Kaouk JH, Meraney AM, Desai MM, Ulchaker JC, Klein EA et

al. Laparoscopic radical cystectomy and continent orthotopic ileal

neobladder performed completely intracorporeally: the initial

experience. J Urol 2002;168:13-8.

Kitap:

Korkud G, Karabay K. Böbrek tüberkülozu. 3.Baskı. İstanbul: İstanbul

Üniversitesi Basımevi; 1993.

Kitap içinde bölüm:

Anderson JL, Muhlestein JB. Extracorporeal ureteric stenting

during laparoscopic pyeloplasty. Philadelphia: W. B. Saunders;

2003. p. 288-307.

Önemli Not: Yayın Kurulu, gerekli gördüğü durumlarda yazıların

özünü değiştirmeden metinde düzeltme yapmakla yetkilidir.

Online makale gönderiminde sırası ile:

1. Yazarların onay verdiklerine dair “Telif Hakkı Devir Formu “ başlığı

altında imzalı bir mektup (tarayıcıdan geçirdikten sonra diğer

dosyalarla gibi online olarak sisteme yüklenmelidir).

2. Ana metin (Kaynaklar dahil) (Özet ve Yazar isimleri

bulunmamalıdır !)

3. Resimler (Mümkün ise açıklanan yerler okla belirtilmelidir)

4. Tablolar yüklenmelidir.

Cilt/Volume 24 • Sayı/Issue 3 • Eylül/ September 2022

vii


INSTRUCTION TO AUTHORS

Articles submitted to the journal are evaluated in terms of originality

and scientific quality. Submitted manuscripts must not have been

previously published, or presented in another electronic or printed

journal, in a book or in a different medium, and must be approved

by the Editorial Board of the Turkish Andrology Association’s Board

of Directors.

Independent, unbiased, double-blinded arbitration evaluation

reports of referees are used in the evaluation of the articles

submitted to the Andrology Bulletin. In order for the articles to be

evaluated, a signed letter entitled “Copyright Transfer Form” must be

attached to the submitted article, confirming the authors’ approval

(a copy of the form is available at: http://www.androlojibulten.org

and https://www.journalagent.com/androloji/).

Andrology Bulletin encourage authors and individuals involved

in the evaluation process of submitted articles to present their

current or potential conflicts of interest, including financial,

institutional, and other relationships that may lead to potential

conflicts of interest or prejudice. Any financial or any other kind

of support received from an individual or institution for a study

must be declared to the Editorial Board, and the ICMJE Potential

Conflicts of Interest Form must be filled in separately by all authors

contributing to the declaration of potential conflicts of interest (see

the form in: http://www.androlojibulten.org). Potential conflicts of

interest with editors, writers and arbitrators are resolved by the

Editorial Board of the journal under the COPE and ICMJE guidelines.

The Author Approval Form will be sent to the responsible author,

who will be required to explain the author’s contributions during

the typesetting and preparation of the articles suitable for

publication.

Only those who deserve authorship should be shown as authors.

Everyone listed as a writer must meet the authorship criteria

recommended by ICMJE (www.icmje.org). The ICMJE suggests that

authors meet the following four criteria:

1. To have contributed significantly to the gathering, analysis,

and interpretation of data for concept/design of the study;

2. To have drafted the writing of the essay, or have done critical

review of important intellectual content;

3. To have reviewed and approved the last version of the article

before its publication;

4. To accept the responsibility for all aspects of the work in order

to ensure that questions concerning the validity and accuracy

of any part of the work are properly investigated and resolved.

A writer should be able to identify the parts of the work which other

authors are responsible for, in addition to taking responsibility for

the parts he contributed. In addition, authors should trust the

integrity of each other’s contributions.

For the clinical and experimental studies, drug studies, and some

case reports, the Ethics Committee report prepared under the

World Medical Association Declaration of Helsinki (amended

in October 2013, www.wma.net) is required. If necessary, the

author(s) may be requested an Ethics Committee report, or an

official letter of equal value. An explanatory note on the results of

experimental studies on humans should be included in the text

to the effect that approvals have been received, once the nature

of the procedures applied to the subject has been fully explained.

In the case of studies on animals, those made for the avoidance

of pain, suffering, and discomfort should be clearly stated in

the article. Patient approvals, the name of the institution from

which the Ethics Committee report is received, and the number

and date of the approval document should be stated in the main

text file under the title of Methods. It is the responsibility of the

authors to protect the confidentiality of the identities of patients.

Signed permits from the patient or legal representatives must

also be sent for photographs that may reveal the identity of the

patients.

Similarity checking of all the articles is done via iThenticate

software.

The Editorial Board will act in accordance with the COPE rules

against claims and suspicions of plagiarism, citation manipulation,

and data fraud involving work submitted to the journal. All

responsibility for the published content belongs to the authors.

Submitting articles online

All manuscripts must be submitted online via the internet address

of the journal (https://www.journalagent.com/androloji/). It is

recommended that the manuscript be reviewed one last time

with the checklist before submission. Manuscripts not written in

accordance with the writing rules are not accepted for Scientific

Board evaluation. More information can be found at https://www.

journalagent.com/androloji/.

PREPARATION OF ARTICLES

The research articles should not exceed 3000 words, the case

presentations should be at most 1500 words, and the compilations

should not exceed 5000 words.

The articles should be prepared in accordance with the ICMJE -

Recommendations for the Conduct, Reporting, and Publication

of the Scholarly Work in Medical Journals (http://www.icmje.

org/icmje-recommendations.pdf –updated in December 2017).

Randomized studies should be consistent with CONSORT,

observational studies with STROBE, diagnostic value studies with

STARD, systematic review and meta-analyses with PRISMA, animal

trials with ARRIVE, and non-randomized behavioral and public

health studies with TREND guidelines.

The authors are required to upload the Publication Submission

Form, the Author Contribution Form and the ICMJE Potential

Conflicts Form (this form must be filled out by all authors

separately) to the online system during the initial submission of the

viii Cilt/Volume 24 • Sayı/Issue 3 • Eylül/ September 2022


article. These forms are available at http://www.androlojibulten.

org/ and can be found in the instruction to authors section.

Manuscripts should be typed on a standard A4 paper size on a

computer text file, spaced about 2.5 cm on the right and left sides,

and with double spaced lines. Every page should be numbered.

The text should be written in Times New Roman font with 12

points. The sections to be included in the manuscripts are: author

names (academic title, name, surname), the institution in which the

study was conducted (work place of the author and the institution

where the publication is prepared), contact address, telephone

and fax numbers, e-mail address. All these should be entered in

the JournalAgent program online in steps 3, 4, and 5.

The files to be uploaded should not contain the names of the

authors and places where they work, except the “Copyright Transfer

Form”. The submitted work should include: (i) Turkish and English

titles (to be posted online), (ii) Turkish and English abstracts (to be

posted online); in the full text of the article (the full text file must be

added to the desired location online) (iii) Introduction; (iv) Materials

and Methods; (v) Findings; (vi) Discussion; (vii) References sections.

It is preferred that methods, findings, and discussion sections

be handled with subtitles when necessary. Case presentations

should be organized under the headings of introduction, case

presentation and discussion after the summaries. In the review

articles, appropriate titles can be preferred for the development

of the article.

Abstract (Summary): The main findings and the main results

should be reported under the headings of Objectives, Material and

Methods, Findings, Conclusion.

Key words: At least 3 and at most 5 key words (in alphabetical

order) should be indicated in Turkish and English, under the

heading “Key words” after the Abstract section. Index Medicus

Medical Headings (MeSH) can be used for this purpose (http://

www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/).

In the full text of the article, in the Materials and Methods after

the Introduction paragraph, start and end dates of the study, the

characteristics of the patients and the methods used, the patient

selection should be specified in detail. The statistical method

utilized should be explained with sufficient detail.

Findings: Findings should be written as detailed as possible in the

text, supported by figures and tables; information given in figures

and tables should not be repeated in the text.

Discussion: Mainly the data related to the study should be

discussed and supported with domestic and foreign resources.

General information that is not directly related to the subject

should be avoided from occupying too much space.

Abbreviations: The number of abbreviated words must be limited.

Figures and Tables: Photographs and tables presented with the

text should be uploaded separately to the system. The format of

the image files can be JPEG or TIFF. Tables and shape subtitles must

be written on separate pages with double spacing; figures and

tables should be numbered according to the order in which they

appear in the text, and should have titles. Magnification ratio and

dyeing technique should be explained in microscopic pictures.

Each abbreviation used should be noted under the related figure

and table with an explanation.

REFERENCES

The references given in the text should be arranged in square

brackets as superscripts, and if at the end of the sentence after

the punctuation, without spacing (eg: ... lymph node [1] dissection

is recommended. [2] ); unpublished results and personal interviews

should not be shown as sources. Authors should only present

studies that they directly benefit from; unauthorized sources

will be requested from the authors during the preparation of the

publication. Journal names should be abbreviated according to

Index Medicus; where this is not possible, the full name of the journal

should be given. All authors should be listed if there are seven or

fewer, followed by “, et al.” after the sixth author in case of more than

seven authors. The following examples should be followed for the

endnote reference list and the punctuation style (the month and

the issue number in parentheses must be avoided!).

Journal:

Tefekli A, Tepeler A, Altunrende F, Tok A, Sarılar Ö, Müslümanoğlu

AY. Seçilmiş olgularda tüpsüz perkütan nefrolitotomi. Türk Üroloji

Dergisi 2006;32:240–7.

Gill IS, Kaouk JH, Meraney AM, Desai MM, Ulchaker JC, Klein EA,

et al. Laparoscopic radical cystectomy and continent orthotopic

ileal neobladder performed completely intracorporeally: the initial

experience. J Urol 2002;168:13–8.

Book:

Korkud G, Karabay K. Böbrek tüberkülozu. 3. Baskı. İstanbul:

İstanbul Üniversitesi Basımevi; 1993.

Section of a book:

Anderson JL, Muhlestein JB. Extracorporeal ureteric stenting

during laparoscopic pyeloplasty. Philadelphia: W. B. Saunders;

2003. p.288–307.

Important Note: The Editorial Board is authorized to make

amendments to the text, if necessary, without modifying the text of

the text.

Online article submission order:

1. A signed letter under the heading of “Copyright Transfer Form”

(a scanned copy which must be uploaded to the system online

with other files) from the authors,

2. Main text (including reference list) (abstract should not be

included, and author names must be blinded!),

3. Pictures (where possible, the explanations should be indicated

by an arrow), and

4. Tables must be loaded.

Cilt/Volume 24 • Sayı/Issue 3 • Eylül/ September 2022

ix


BAŞKAN’DAN / FROM THE PRESIDENT

Değerli Meslektaşlarım,

Geçirdiğimiz yaz ve tatil döneminin meslektaşlarımızın motivasyonunu arttıracağını düşünerek

Androloji dergimizin bu yılki 3. sayısına ulaşmış bulunmaktayız. Son bilimsel etkinliğimiz olan

22. Ulusal Androloji kongremizi geride bıraktık. Yılbaşına kadar da yerel toplantılar ile bilimsel

faaliyetlerimizin sürmesini arzulamaktayız. Dergimizin zamanında yayınlanmasını sağlayan tüm

kadromuza hepiniz adına sonsuz teşekkürlerimizi sunarız. Onlar yaz, tatil demeden özveri ile

çalışmalarını sürdürmekteler. Eylül ayı ile birlikte tekrar yoğun çalışma ve bilgi üretimi temposuna

girecek olan tüm meslektaşlarıma da başarı ve kolaylıklar diler, saygılar sunarım.

Türk Androloji Derneği Yönetim Kurulu adına,

Prof. Dr. Mustafa Melih ÇULHA

Türk Androloji Derneği Başkanı

x Cilt/Volume 24 • Sayı/Issue 3 • Eylül/ September 2022


EDİTÖR’DEN / FROM THE EDITOR

Değerli Meslektaşlarım,

COVID-19 hastalığının ilk olarak bildirilmesinin üzerinden 3 yıla yakın bir süre geçmesine rağmen,

hastalık halen varlığını sürdürmekte ve uzun dönem etkileri de yapılan çalışmalarla yavaş yavaş

ortaya çıkarılmaktadır. Androloji Bülteni’nin 2022 yılındaki üçüncü sayısında yer alan beş adet

derleme ve beş adet orijinal araştırma makalesinde de bu konunun kendisine yer bulduğu

görülmektedir. “COVID-19 enfeksiyonunun erkek cinsel fonksiyonları üzerindeki etkisi ve risk

faktörleri” isimli orijinal çalışmayla konu, Salabaş ve arkadaşları tarafından irdelenmiştir. Kazıcı

ve arkadaşları da ulusal ve uluslararası literatürdeki en güncel çalışmaları derledikleri “COVID-19

pandemisinin erkek cinsel sağlığı ve semen parametreleri üzerine etkileri” başlıklı makalesiyle bu

konudaki bilgileri ilgi çekici bir şekilde toparlayarak sizlere sunmuştur. Güler ve arkadaşları ise

pandeminin farklı bir etkisini değerlendirdikleri “Kadına yönelik şiddet, cinsel şiddet ve hemşirenin

sorumlulukları” adlı orijinal araştırmalarında, COVID-19 pandemisi nedeniyle oluşan toplumsal

değişimin aile kurumunu da etkilediği, bu etkinin cinsel şiddet de dahil kadına yönelik şiddet

olarak kendini gösterdiği bildirilmiştir. Yıldız ve arkadaşları da bu konuyu “COVID-19 pandemisi ve

kadına yönelik aile içi şiddet” başlığı altında derlemiştir. Pandemi gibi hem psikolojik, hem organik

etkilerle cinsel sağlık üzerine etkisi olan başka bir konu da obezitedir. Kahveci ve arkadaşlarının

“Obezitede cinsel yaşam ve hemşirelik yaklaşımı” adlı derleme makalesiyle bu konu ele alınmıştır.

Yavuz ve arkadaşları ise kadın cinsel sağlığına olumsuz etkileri olan bir konuyu “Postmenopozal

dönemde görülen vulvovajinal atrofi yönetiminde güncel uygulamalar” başlığı altında derlemiş ve

sizlere sunmuştur. Bu sayımızda Sancı ve arkadaşları iki orijinal makale ile okurlarla buluşmuştur.

İlki erektil disfonksiyonlu erkeklerde PDE5 inhibitörlerinin kullanım oranlarını değerlendirdikleri

“Erektil disfonksiyonu olan hastalarda birinci basamak tedavide PDE5 inhibitörü kullanım yüzdeleri”

isimli makale olup, ikincisi erkek üreme sağlığı ile ilgili bir konuda bir sosyal medya platformu

olan YouTube’un etkisinin ortaya konulduğu “Mikro-diseksiyon testis sperm ekstraksiyonu

ile ilgili YouTube video kaynaklarının kalitesinin ve güvenilirliğinin değerlendirilmesi” adlı

çalışmadır. Gök ve arkadaşları ise erkek üreme sağlığında görüntülemenin etkinliğini araştırdıkları

“İdiopatik oligoastenospermili erkeklerde testiküler shear wave elastografi değerlendirmesi;

Prospektif, kontrollü çalışma” adlı makaleyi sunmaktadır. Kaydırak ve arkadaşları tarafından,

sağlık personelleri tarafından gençlerin mevcut gereksinimlere yönelik üreme sağlığı/cinsel

sağlık hizmetlerinin planlanmasına katkı sağlayacağı düşünülen bir değerlendirme ölçeği ile ilgili

yapılan “Genç kadınlar için evlilik öncesi riskli cinsel davranış değerlendirme ölçeğinin Türkçeye

uyarlanması: Geçerlilik ve güvenirlilik çalışması” isimli çalışma okuyuculara sunulmaktadır.

Danışma kurulumuzun çok değerli üyelerinin büyük özveriyle yaptıkları hakemlikler sayesinde

yayın değerlendirme ve basım hızımıza dikkatinizi çekmek isterim. Doçentlik kriterlerinde aranan

ve kabul gören endekslerde taranan Androloji Bülteni, bu bakımdan genç akademisyenlerin

teveccühüne mazhar olmaktadır.

Androloji Bülteni’nin 2022 yılındaki üçüncü sayısı ile birlikte başarılı, sağlıklı ve mutlu günler

temenni ederim…

Doç. Dr. Erhan ATEŞ

Editör

Cilt/Volume 24 • Sayı/Issue 3 • Eylül/ September 2022

xi


Cilt/ Volume 24 | Sayı/ Issue 3 | Eylül/ September 2022

İÇİNDEKİLER /CONTENTS

ARAŞTIRMA YAZILARI | ORIGINAL ARTICLES

167 Erektil disfonksiyonu olan hastalarda birinci basamak tedavide Fosfodiesteraz Tip 5 İnhibitörlerinin kullanım yüzdeleri

The percentages of usage of phosphodiesterase 5 inhibitors for the first-line treatment in patients with erectile dysfunction

Adem Sancı, Cihat Özcan

172 Genç kadınlar için evlilik öncesi riskli cinsel davranış değerlendirme ölçeğinin Türkçeye uyarlanması:

Geçerlilik ve güvenirlilik çalışması

Adaptation of the premarital risky sexual behavior assessment scale for young women into Turkish: Validity and reliability study

Meltem Mecdi Kaydırak, Fatma Aslan Demirtaş, Ümran Oskay, Azam Rahmani

180 İdiopatik oligoastenospermili erkeklerde testiküler shear wave elastografi değerlendirmesi; Prospektif, kontrollü çalışma

Evaluation of testicular shear wave elastography in men with idiopathic oligoastenospermia; Prospective, controlled study

Mustafa Gök, Hakan Görkem Kazıcı, Göksel Tuzcu, Gökhan Şahin, Arif Kol, Erhan Ateş

186 Mikro-diseksiyon testis sperm ekstraksiyonu ile ilgili YouTube video kaynaklarının kalitesinin ve

güvenilirliğinin değerlendirilmesi

Evaluation of the quality and reliability of YouTube video resources on microdissection testicular sperm extraction

Adem Sancı, Cihat Özcan

191 COVID-19 enfeksiyonunun erkek cinsel fonksiyonları üzerindeki etkisi ve risk faktörleri

The impact of COVID-19 infection on sexual functions of males and associated risk factors

Emre Salabas, Hüseyin Cihan Demirel, Semih Türk, ibrahim Halil Baloğlu

DERLEME | REVIEW

199 Obezitede cinsel yaşam ve hemşirelik yaklaşımı

Sexual life and nursing approach in obesity

Melike Kahveci, Ebru Cirban Ekrem, Özlem Demirel Bozkurt

204 Kadına yönelik şiddet, cinsel şiddet ve hemşirenin sorumlulukları

Violence against women, sexual violence and nurses responsibilities

Esra Güler, Nülüfer Erbil

214 Postmenopozal dönemde görülen vulvovajinal atrofi yönetiminde güncel uygulamalar

Current practices in the management of vulvovagınal atrophy in postmenoposal perıod

Nurgül Şimal Yavuz, Nebahat Özerdoğan

221 COVID-19 pandemisinin erkek cinsel sağlığı ve semen parametreleri üzerine etkileri

Effects of the COVID-19 pandemic on male sexual health and semen parameters

Hakan Görkem Kazıcı, Ahmet Emre Yıldız, Erhan Ateş

228 COVID-19 pandemisi ve kadına yönelik aile içi şiddet

COVID-19 pandemic and domestic violence against women

Gizem Yıldız, Nülüfer Erbil

234 TÜRKİYE’DEKİ ANDROLOJİ YAYINLARI | ANDROLOGY PUBLICATIONS IN TURKEY

236 KONGRE TAKVİMİ | CONGRESS CALENDAR

xii Cilt/Volume 24 • Sayı/Issue 3 • Eylül/ September 2022


TÜRK ÜROLOJİ DERNEKLERİ

2023’te EL ELE

. . . . .

TURK UROLOJI .

DERNEKLERI

SEMPOZYUMU

16-19 Mart 2023

Pine Beach Belek Hotel

Antalya

October 11-15, 2023


ARAŞTIRMA YAZISI | ORIGINAL ARTICLE

Androl Bul 2022;24:167−171

https://doi.org/10.24898/tandro.2022.78095

Erkek Cinsel Sağlığı

Erektil disfonksiyonu olan hastalarda birinci basamak

tedavide Fosfodiesteraz Tip 5 İnhibitörlerinin

kullanım yüzdeleri

The percentages of usage of phosphodiesterase 5 inhibitors for the first-line

treatment in patients with erectile dysfunction

Adem Sancı 1 , Cihat Özcan 2 ABSTRACT

ÖZ

AMAÇ: Erektil disfonksiyon (ED) tanılı hastalara önerilen fosfodiesteraz

tip 5 (PDE5) inhibitörü ilaçların kullanım oranlarını araştırmayı

amaçladık.

GEREÇ ve YÖNTEMLER: Şubat 2021–Şubat 2022 tarihleri arasında

ED nedeniyle ilk kez üroloji polikliniğine başvuran ve 1. basamak tedavi

olarak PDE5 inhibitörleri önerilen hastalar çalışmaya dâhil edildi.

Spesifik tanı testi gerektiren hastalar, psikososyal inceleme gerektiren

hastalar, laboratuvar incelemeleri sonrası altta yatan ve düzeltilmesi

gereken endokrinolojik hastalığı bulunan hastalar, kardiyak risk sınıflamasında

yüksek risk gruba dahil olan hastalar çalışma dışı bırakıldı.

Her hastanın telefon numarası poliklinik değerlendirme notuna eklendi.

Hastaların takipleri 1. ayda yapıldı. 1. ay takipleri eğer hasta

kontrole gelmişse yüz-yüze, gelmemişse telefon numaraları ile aranarak

gerçekleştirildi.

BULGULAR: Çalışmaya ilk kez ED nedeniyle başvuran 624 hastadan 1.

basamak tedavi olarak PDE5 inhibitörü başlanan 405 hasta dâhil edildi.

1. basamak tedavi olarak PDE5 inhibitörleri kullanımı uygun görülen

ve önerilen 405 hastadan 147 (%36,2) tanesinin reçete edilen ilaç veya

uygun muadilini aldığı belirlendi. 74 (%18,2) hastanın çeşitli internet

siteleri ve televizyon kanalları ile iletişim sağlanan firmalardan sahte ilaç

aldıkları görüldü. 31 (%7,6) hastanın ise gingko biloba ve ginseng içerikli

bitkisel ürünler kullandığı belirlendi.

SONUÇ: Sahte ilaç ve bitkisel ilaçların kullanılmasına yol açan PDE5

inhibitörü ilaçlarının alınamaması durumu, ilaç tedavisine yanıtsızlık

ve gereksiz maliyet ile sonuçlanabileceği üroloji hekimlerince iyi bilinmelidir.

Gelecekte bu ilaçların belli endikasyonlarda ve belli kurulların

onaylandığı raporlarla kullanılması ve geri ödeme kapsamına alınması

hastalara ve ülke ekonomisine ciddi katkılar sağlayabilir.

Anahtar Kelimeler: erektil disfonksiyon, PDE5 inhibitörleri, ilaçlar

OBJECTIVE: We aimed to investigate the rate of use of phosphodiesterase

5 (PDE5) inhibitors drugs recommended for patients with erectile

dysfunction (ED).

MATERIAL and METHOD: Patients who applied to the urology

outpatient clinic for the first time due to ED between February 2021

and February 2022 and were recommended PDE5 inhibitors as firstline

therapy were included in the study. Patients requiring a specific

diagnostic test, patients requiring psychosocial examination, patients

with an underlying endocrinological disease that needed to be corrected

after laboratory examinations, and patients included in the high-risk

group in cardiac risk classification were excluded from the study.

The telephone number of each patient was added to the outpatient

evaluation note. The patients were followed up at 1 month. 1st month

follow-ups were carried out face-to-face if the patient came for control,

or by phone numbers if he did not.

RESULTS: Of the 624 patients admitted for the first time with ED, 405

patients who were started on PDE5 inhibitors as first-line therapy were

included in the study. It was determined that 147 (36.2%) of the 405

patients who were recommended to use PDE5 inhibitors as first-line

treatment were taking the prescribed drug or its appropriate equivalent.

It was observed that 74 (18.2%) patients bought counterfeit drugs from

companies that were contacted through various websites and television

channels. It was determined that 31 (7.6%) patients used herbal

products containing gingko biloba and ginseng.

CONCLUSION: It should be well known by urology physicians that

the inability to take 5 PDE inhibitor drugs, which leads to the use of

counterfeit drugs and herbal drugs, may result in unresponsiveness to

drug treatment and unnecessary costs. In the future, using these drugs

in certain indications and with reports approved by certain committees

and including them in the scope of reimbursement will make serious

contributions to the patients and the country’s economy.

Keywords: erectile dysfunction, PDE5 inhibitors, drugs

1

Kızılcahamam Devlet Hastanesi, Üroloji Bölümü, Ankara, Türkiye

2

Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Ankara, Türkiye

Yazışma Adresi/ Correspondence:

Uzm. Dr. Adem Sancı

Kızılcahamam Devlet Hastanesi, İsmetpaşa, Akyüzler Cad No:1, 06890 Kızılcahamam/Ankara,

Türkiye

Tel: +90 534 928 11 30

E-mail: dr.adem88@hotmail.com

Geliş/ Received: 10.05.2022

Kabul/ Accepted: 06.06.2022

GIRIŞ

Erektil disfonksiyon (ED), tatmin edici cinsel performans

için yeterli bir penil ereksiyonun elde edilememesi veya

sürdürülememesi olarak tanımlanır. [1] Erektil disfonksiyon,

etkilenen erkek hastaların yanı sıra partnerlerinin de

cinsel sağlığını ve yaşam kalitesini etkileyebilen klinik bir

durumdur. [2] Kardiyovasküler hastalıklar, obezite, sigara,

hiperkolestorelemi ve metobolik sendrom, ED için başlıca

©2022 Androloji Bülteni

167


risk faktörleridir. Tanısı, çoğunlukla aile hekimi, dahiliye

ve/veya üroloji uzmanı tarafından yapılan klinik bir değerlendirmeyle

konulmaktadır. Üroloji pratiğinde oldukça

sık karşılaşılan bir klinik durum olup, günümüze kadar

yapılan epidemiyolojik çalışmalar, dünya genelinde olduğu

gibi, ülkemizde de yüksek bir ED prevalans ve insidansı

olduğunu ortaya koymuştur. Ülkemizde yapılan bir çalışmaya

göre, 40’lı yaşlardaki erkeklerin %17’sinde; 70 yaş ve

üstündekilerin ise %83’ünde herhangi bir derecede ED olduğu

saptanmıştır. [3] Yine ülkemizden bir derlemeye göre,

2025 yılı için Türkiye’de 5,5 milyonun üstünde ED hastası

olabileceğini tahmin edilmektedir. [4]

Erektil disfonksiyon 1. basamak tedavisinde, fosfodiesteraz

tip 5 (PDE5) inhibitörleri siklik guanozin monofosfat

(cGMP) yıkımında görev alan PDE5 enzimini inhibe

ederek düz kas relaksasyonunu sağlayarak etki gösterir.

Erektil disfonksiyon tedavisinde hızlı etkinlik gösteren,

güvenli, kullanımları pratik ve hastalar tarafından iyi tolere

edilen ajanlar olup Avrupa Üroloji Derneği Seksüel

ve Reprodüktif Sağlık Kılavuzu’nda kullanımları önerilmektedir.

[5] Ülkemizde henüz geri ödeme kapsamında

olmaması nedeniyle, reçete edilen bu grup ilaçların bazı

hastalar tarafından maliyeti nedeniyle kullanılamadığı

başka seçeneklere yöneldiği bilinmektedir. Ancak literatürde

reçetelerin hangi oranda alınıp kullanıldığı ya da

kullanılamadığı ile ilgili veriler bildiğimiz kadarıyla kısıtlıdır.

Biz de çalışmamızda bir eğitim araştırma hastanesine

başvuran ED tanısı konulan hastalara önerilen ilaçların

kullanım oranlarını araştırmayı amaçladık.

GEREÇ VE YÖNTEMLER

Hasta Seçimi ve Veri Toplanması

Şubat 2021–Şubat 2022 tarihleri arasında ED nedeniyle

ilk kez üroloji polikliniğine başvuran ve 1. basamak tedavi

olarak PDE5 inhibitörleri önerilen hastalar çalışmaya dâhil

edildi. Merkezimiz, Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Gülhane

Bilimsel Araştırmalar Etik Kurulu’ndan 2022/139 kayıt

numarası ile onay alındıktan sonra tüm hastalara çalışma

hakkında bilgi verildi ve onam formları alındı.

Hastaların demografik özellikleri, ilişkili olabilecek risk

faktörleri ve eşlik eden komorbiditeler, ED ilişkili olduğu

düşünülen ürolojik durumlar ve geçirilmiş ürolojik cerrahiler

belirlendi.

ED değerlendirilmesi için valide edilmiş International

Index of Erectile Function (IIEF) formları kullanıldı. [6]

Spesifik tanı testi gerektiren hastalar, psikososyal inceleme

gerektiren hastalar, laboratuvar incelemeleri sonrası

altta yatan ve düzeltilmesi gereken endokrinolojik hastalığı

bulunan hastalar, kardiyak risk sınıflamasında yüksek risk

gruba dâhil olan hastalar çalışma dışı bırakıldı.

Bütün hastalara tedavi öncesi takibin aksatılmaması, doğru

kullanım (günlük veya gerektikçe (on-demand), kullanım

zamanı, dozu) ve gerekli yaşam tarzı değişiklikleri açısından

eğitim verildi.

Her hastanın telefon numarası poliklinik değerlendirme

notuna eklendi. Hastaların takipleri 1. ayda yapıldı. 1. ay

takipleri eğer hasta kontrole gelmişse yüz-yüze, gelmemişse

telefon numaraları ile aranarak gerçekleştirildi.

Hastalar ile ilgili bilgilere hastanenin elektronik tıbbi kayıt

sisteminden ulaşıldı. Hastaların demografik özellikleri, ve

muayene bulgularını içeren tüm verileri retrospektif olarak

değerlendirildi.

İstatistiki Analiz

Her iki gruptaki tüm veriler Windows için SPSS v.25.0

(IBM Corp. Sürüm 2018) ile karşılaştırıldı. Sürekli değişkenler

ortalama ± standart sapma ve aralık (minimum-maksimum)

olarak, kategorik değişkenler ise sayı ve

yüzde olarak ifade edildi.

BULGULAR

Çalışmaya ilk kez ED nedeniyle başvuran 624 hastadan 1.

basamak tedavi olarak PDE5 inhibitörü başlanan 405 hasta

dahil edildi.

ED nedeniyle 1 yıl içerisinde tek üroloji uzmanına başvuran

624 hastanın yaş ortalaması 56,8 (19–88) yıl idi. Hastaların

tek tek risk faktörleri değerlendirildiğinde ED ile ilişkili

nedenler olarak en sık sigara (%55,6), diabetes mellitus

(%27,8) ve ilaç kullanımı (%23,8) olduğu görüldü. Erektil

disfonksiyon ilişkili ürolojik durumlar değerlendirildiğinde,

hastaların %57,8 gibi büyük bir bölümünde benign prostat

hiperplazisi (BPH)/alt üriner sistem semptomları (AÜSS)

(daha önce tanı almış veya yapılan ürolojik değerlendirme

sonrası tanı alan) eşlik ettiği tespit edildi. En sık eşlik eden

ikinci ürolojik patoloji %13,7 ile prematür ejakülasyon (PE)

olarak belirlendi. 624 hastadan, yapılan değerlendirmeler

sonrası, spesifik tanı testi gerektiren 79 hasta, endokrinolojik

inceleme gerektiren 46 hasta, psikososyal ileri inceleme

gerektiren 53 hasta, kardiyoloji konsultasyonu sonrası yüksek

risk olması nedeniyle PDE5 inhibitörü kullanımı uygun

görülmeyen 41 hasta çalışma dışı bırakılmıştır. Tablo 1 de

hastaların demografik özellikleri özetlenmiştir.

1. basamak tedavi olarak PDE5 inhibitörleri kullanımı

uygun görülen ve önerilen 405 hastadan 147 (%36,2)

168 Androl Bul 2022;24:167-171


Tablo 1. Erektil disfonksiyon tanılı hastaların demografik özellikleri

Hasta Sayısı (n: 624)

Yaş, ortalama (min-max) 56,8 (19–88)

Risk faktörleri n (%)

Diabetes mellitus

Dislipidemi

Hipertansiyon

Sigara

Kardiyovasküler Hastalık

Obezite

İlaç kullanımı (Tiazid, Beta Bloker vs)

Kronik böbrek hastalığı

Uyku apne sendromu

Serebrovasküler olay, inme

Spinal kord travması

Psikososyal faktörler (depresyon vs)

Major pelvik cerrahi

Pelvik fraktür

ED ilişkili ürolojik durumlar

AÜSS/BPH

Geçirilmiş ürolojik cerrahi hikâyesi

Kronik prostatit

Prematür ejakülasyon

Üretra patolojilerine yönelik cerrahi girişim

Çalışmadan dışlanma kriterleri

Spesifik tanı testi gerektiren hastalar

Endokrinolojik inceleme gerektiren hastalar

Psikososyal inceleme gerektiren hastalar

Kardiyak risk sınıflamasında yüksek risk

AÜSS/BPH: Alt üriner sistem semptomları, BPH: Benign prostat hiperplazisi

174 (27,8)

96 (15,3)

102 (16,3)

347 (55,6)

85 (13,6)

21 (3,3)

149 (23,8)

35 (5,6)

11 (1,7)

35 (5,6)

19 (3,0)

21 (3,3)

2 (0,3)

2 (0,3)

361 (57,8)

49 (7,8)

14 (2,2)

86 (13,7)

11 (1,7)

79 (12,6)

46 (7,3)

53 (8,4)

41 (6,5)

tanesinin reçete edilen ilaç veya uygun muadilini aldığı

belirlendi. 74 (%18,2) hastanın çeşitli internet siteleri ve

televizyon kanalları ile iletişim sağlanan firmalardan sahte

ilaç aldıkları görüldü. Otuz bir (%7,6) hastanın ise gingko

biloba ve ginseng içerikli bitkisel ürünler kullandığı

belirlendi.

Reçete edilen ilacı kullanan 147 hasta değerlendirildiğinde,

uygun öneri ve eğitim verilmesine rağmen (günlük

veya gerektikçe (on-demand), kullanım zamanı, dozu) 100

(%24,6) hastanın doğru kullandığı ve 21 hastanın da yan

etki (çarpıntı, flushing, baş ağrısı, tansiyon yüksekliği vs)

nedeni ile ilaç kullanmaktan vazgeçtiği belirlendi.

İlaç kullanmayan 258 hastanın; 183’ünün (%45,1) yüksek

maliyet ve ekonomik kaygılar, 54 (%13,3)’nün yan etki

kaygısı ile, 21 (%5,1) hastanın ilacı etki göstermeyecek endişesi

ile kullanmadığı tespit edildi. Hastalara ait özellikler

Tablo 2 de özetlenmiştir.

TARTIŞMA

Erektil disfonkksiyon dünya genelinde görülme sıklığı artan

ve kompleks patofizyolojik mekanizmaya sahip bir sağlık

Tablo 2. Birinci basamak tedavide PDE5 inhibitörü önerilen

hastalara ait demografik özellikler

Hasta Sayısı (n: 405) n (%)

1. ay değerlendirmesi

Reçete edilen ilacı alan hasta

Sahte ilaç kullanan hasta

Bitkisel ürün kullanan hasta

147 (36,2)

74 (18,2)

31 (7,6)

Reçete edilen ilacı alan hastaların 1. ay değerlendirmesi,

147 hasta

Düzenli ve doğru kullanan hasta sayısı

100 (24,6)

Yan etki nedeniyle ilacı kullanmayan

21 (5,1)

İlacı alamama nedenleri, 258 hasta

Ekonomik kaygılar

Yan etki gelişecek korkusu

Etki göstermeyecek endişesi

183 (45,1)

54 (13,3)

21 (5,1)

problemidir. [7] Dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de

2025 yılı için 5,5 milyonun üstünde ED hastası olabileceğini

tahmin edilmektedir. [7,8] Fosfodiesteraz tip 5 inhibitörleri

erektil disfonksiyon tedavisinde en çok tercih edilen ilk seçenek

ajanlardır. Ancak hastaların tedaviye ne kadar uydukları

ile ilgili bilimsel çalışmalar kısıtlıdır. Bizim güncel son

çalışmamızda hastalara yeterli eğitim verilmesine rağmen,

405 hastadan sadece 147’sinin (%36,2) tedaviye uyduğunu

Sancı ve Özcan • Erektil disfonksiyonu olan hastalarda birinci basamak tedavide fosfodiesteraz tip 5 inhibitörü kullanım yüzdeleri

169


saptadık. Ayrıca ilacı alamayan 258 hastanın, 183’ünün

(%45,1) ekonomik kaygılar ve mevcut tedavinin ciddi anlamda

maliyet içermesi nedeniyle ilaç kullanamadığını, 54

(%13,3) hastanın ise alım gücü olmasına rağmen, yan etki

gelişecek korkusu ile alamadığını tespit ettik.

Fosfodiesteraz tip 5 inhibitörleriyle hastaların doğru kullanımı

sağlanabilirse büyük bölümünde (yaklaşık %70’inde)

ereksiyon sağlanabilmektedir. Fakat hastaların bir kısmının

ilacı alamadığı ya da fayda göremeyeceği gerekçesiyle reçete

edilme ve kullanma oranlarının düştüğü gözlenmiştir.

[8,9]

Birinci basamak tedavi olarak çeşitli nedenlerle PDE5

inhibitörü tedavisini kullanamayan hastalar düşünüldüğünde

alternatif tedavi basamakları için penil protez implantasyonu

veya kılavuzun önerdiği tedavi seçenekleri olan

intrakavernozal, intraüretral uygulamalar, vakum cihazları

veya düşük yoğunluklu ekstrakorporeal şok dalga tedavisi

(LI-ESWT) gibi tedavi yöntemleri veya bunların kombinasyonlarını

kullanmalarının da yine hastalar için daha

invaziv ve daha maliyetli olabilecek uygulamalar olduğu

bilinen bir gerçektir. Çalışmamızda %36,2 oranında tespit

ettiğimiz ilaç kullanım oranı da oldukça düşüktür ve

alternatif tedavilerin invaziv olması ya da daha maliyetli

olabileceği düşünüldüğünde, geri ödeme kapsamı ile ilgili

yeni stratejiler geliştirilmesi gerektiğini düşündürmektedir.

Aksi takdirde hastaların bir kısmı sahte ilaç bir kısmı

da bitkisel ilaçlar kullanmaya yönelebilmektedir. Nitekim

bizim çalışmamızda da, hastaların %18,2’sinin sahte ilaç

kullandığı (internet ve televizyon iletişim kanalları aracılığıyla),

%7,6’lık bir kısmının da bitkisel ilaçlara yöneldiğini

gördük. Yapılan bir araştırmada sahtesi en çok üretilen

ilaç grubunun PDE5 inhibitörleri olduğu belirlenmiştir. [10]

Bazı araştırmalara göre 2004–2008 yılları arasında milyonlarca

tablet sahte sildenafil yakalanmış ve orijinali üreten

firmalarca değerlendirildiğinde olması gereken dozun oldukça

altında (%0–20) olduğu belirlenmiştir. [11,12] Bu sahte

ilaçlara yönelim neticesinde, hastalarda tedaviye yanıtsızlık

gibi yorumlanıp daha farklı ve daha invaziv seçeneklerin

uygulanmasına maliyetin belki de kısır döngüye girerek,

daha fazla artmasına neden olabilmektedir. Çalışmamızda

belirlediğimiz bir diğer durum da, yeterli bilgi ve eğitim

verilmesine rağmen çalışmaya katılan 405 hastanın sadece

100’ünün (%24,6) düzenli ve doğru dozda ilaç kullanmasıydı.

Fosfodiesteraz tip 5 inhibitörlerinin başarısızlığındaki

en sık nedenlerden biri de yanlış dozda ve yanlış biçimde

ilaç kullanımıdır. Hatzichristou ve ark.’nın 2005 de yaptığı

bir çalışmada, ilaç tedavisinden fayda göremeyen 100 ED’li

hastanın 56’sının ilacı yanlış kullandığı fark edilmiştir. [13]

Hatta bir başka çalışmada bu oranın çok daha fazla olduğu

ilacı kullanıp da fayda göremeyen hastaların %81’inin ilacı

doğru biçimde almadıkları tespit edilmiştir. [14]

Sağlık harcamalarının ülke ekonomisine olan yükünün artması

ülke ekonomi politikaları ile doğrudan ilişkilidir. Vergi

ve sosyal sigorta gibi katkıları artırarak sağlık hizmetlerinin

fonlanması veya sağlık harcamalarının sınırlandırılarak

kontrol altına alınması bu politikalara verilecek önemli

örneklerdir. Maliyetlerin sınırlandırılması kapsamında

sağlık harcamalarında maliyet paylaşımına gidilmesi hedeflenmektedir.

Maliyet paylaşımının sağlık hizmetlerinin

verimli kullanımını sağladığı gibi sağlık hizmeti ihtiyacının

fazla olduğu bireyler ve düşük gelirli grupların sağlık bakımından

vazgeçmesini yol açabilmektedir. Bu durum uzun

dönemde daha önemli sağlık sorunlarının yaşanmasına ve

harcamaların artmasına neden olmaktadır. Reçeteli ilaçlarda

maliyet paylaşımının artması, daha az gerekli ilaçların

kullanımının azaltılması yönünde istenen etkiye sahipken,

maliyet paylaşımlarından dolayı hastaların ilaca daha kötü

uyum sağladığı ve tedavinin daha sık kesildiğini gösteren

çalışmalar da mevcuttur. [15,16] Biz de çalışmamızda ilacı alamayan

258 hastanın, 183’ünün (%45,1) ekonomik kaygılar

ve mevcut tedavinin ciddi anlamda maliyet içermesi

nedeniyle tedaviden vazgeçtiğini belirledik. Fosfodiesteraz

tip 5 inhibitörlerinin kullanımı, minimal veya orta şiddette,

tolere edilebilir yan etki profiline sahiptir. Sık görülen

yan etkiler, baş ağrısı, dispepsi, yüzde kızarma, sırt ağrısı ve

nazal konjesyondur. Yan etkiden dolayı ilacı bırakma oranı

%1–6 arasında değişmektedir. [17] Çalışmamızda da, hastaların

54’nün (%13,3) yan etki kaygısı ile ilacı almadığı, ve

ilacı alan hastaların da 21’nin (%5,6) yan etki gelişmesi

nedeniyle ilaç kullanmaktan vazgeçtiği belirlenmiş olup

sonuçlar literatürle benzerdir.

Çalışmamızı kısıtlayan bazı faktörler de mevcuttu. En

önemlisi çalışmanın retrospektif doğasıydı. Çalışmanın

retrospektif doğasıyla açıklanabilecek bir diğer kısıtlayıcı

faktör ise, hastalara PDE5 inhibitörlerinin (sildenafil, tadalafil,

vardenafil vd.) ayrı ayrı yan etkileri ile ilgili bilgilendirme

yapılmamıştı. Bir diğer kısıtlayıcı faktörde, çalışma

dışı bırakılan hasta gruplarının yapılan değerlendirmeler

sonrası bir kısmının PDE5 inhibitör tedavisi başlanmasına

rağmen, sonradan değerlendirmeye dâhil olmamasıydı.

Bunun nedeni, randevu sistemi nedeniyle sürecin (kardiyoloji,

psikiyatri, endokrinoloji konsultasyonları ve onlara

ait spesifik değerlendirme testlerinin yapılması) en az 3 ay

uzaması olarak açıklanabilir.

Sonuç olarak, doğru kullanımı sağlanabilirse hastaların

büyük bölümünde fayda sağlayacak olan PDE5 inhibitorlerinin,

ülkemiz şartlarında geri ödeme kapsamında yer almaması

nedeniyle hastalar tarafından belli oranlarda alınmadığı

ve kullanılmadığı bilinen bir gerçektir. Alternatif

olarak sahte ilaç ve bitkisel ilaçların kullanılmasına yol

açan bu durumun kendisi de, ilaç tedavisine yanıtsızlık ve

170 Androl Bul 2022;24:167-171


gereksiz maliyet ile sonuçlanabileceği üroloji hekimlerince

iyi bilinmelidir. Gelecekte bu ilaçların belli endikasyonlarda

ve belli kurulların onaylandığı raporlarla kullanılması ve

geri ödeme kapsamına alınması hastalara ve ülke ekonomisine

ciddi katkılar sağlayabilir.

Etik Kurul Onayı

Çalışma, Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Gülhane Bilimsel Araştırmalar Etik Kurulu tarafından

onaylandı. (onay tarihi ve sayısı: 21.04.2022/2022/139).

Hakem Değerlendirmesi

Dış bağımsız.

Çıkar Çatışması

Yazarlar çıkar ilişkisi olmadığını beyan etmişlerdir.

Finansal Destek

Herhangi bir mali destek alınmamıştır.

Ethics Committee Approval

The study was approved by Health Sciences University, Gülhane Scientific Research Ethics

Committee. (date and number of approval: 21.04.2022/2022/139).

Peer-review

Externally peer-reviewed.

Conflict of Interest

No conflict of interest was declared by the authors.

Financial Disclosure

No financial support has been received.

KAYNAKLAR

1. NIH Consensus Conference. Impotence. NIH Consensus

Development Panel on Impotence. JAMA. 1993;270:83–90.

[CrossRef]

2. Althof SE. Quality of life and erectile dysfunction. Urology.

2002;59(6):803–10. [CrossRef]

3. Cayan S, Kendirci M, Yaman O, Asci R, Orhan I, Usta MF, et al.

Prevalence of erectile dysfunction in men over 40 years of age in

Turkey: Results from the Turkish Society of Andrology Male Sexual

Health Study Group. Turk J Urol. 2017;43(2):122–9. [CrossRef]

4. Kadıhasanoğlu M. PDE5 inhibitörlerinin etkinliğinin optimize

edilmesi. Androloji Bülteni. 2021;23:197–205. [CrossRef]

5. Salonia A, Bettocchi C, Carvalho J, Corona G, Jones TH, Kadioğlu

A, et al. EAU Guidelines on Sexual and Reproductive Health.

Presented at the EAU Annual Congress Milan 2021 ed. Arnhem,

The Netherlands: EAU Guidelines Office; 2021.

6. Rosen RC, Cappelleri JC, Gendrano N 3rd. The International

Index of Erectile Function (IIEF): a state-of-the-science review. Int

J Impot Res. 2002;14:226–44. [CrossRef]

7. Feldman HA, Goldstein I, Hatzichristou DG, Krane RJ, McKinlay

JB. Impotence and its medical and psychosocial correlates: results

of the Massachusetts Male Aging Study. J Urol. 1994;151(1):54–

61. [CrossRef]

8. Carson CC, Hatzichristou DG, Carrier S, Lording D, Lyngdorf

P, Aliotta P, et al. Erectile response with vardenafil in sildenafil

nonresponders: a multicentre, double-blind, 12-week, flexibledose,

placebo-controlled erectile dysfunction clinical trial. BJU Int.

2004;94(9):1301–9. [CrossRef]

9. Damy T, Lesault P-F, Guendouz S, Eddahibi S, Tu L, Marcos E, et

al. Pulmonary hemodynamic responses to inhaled NO in chronic

heart failure depend on PDE5 G(-1142)T polymorphism. Pulm

Circ. 2011;1(3):377–82. [CrossRef]

10. Jack A. Counterfeit medicines. Bitter pills. BMJ.

2007;335(7630):1120–1. [CrossRef]

11. Jackson G, Arver S, Banks I, Stecher VJ. Counterfeit

phosphodiesterase type 5 inhibitors pose significant safety risks.

Int J Clin Pract. 2010;64:497–504. [CrossRef]

12. Jackson G, Arver S, Banks I, Stecher VJ. Counterfeit

phosphodiesterase type 5 inhibitors pose significant safety risks.

Int J Clin Pract 2010;64:497–504. [CrossRef]

13. Hatzichristou D, Moysidis K, Apostolidis A, Bekos A, Tzortzis

V, Hatzimouratidis K, Ioannidis E. Sildenafil failures may be due

to inadequate patient instructions and follow-up: a study on 100

nonresponders. Eur Urol. 2005;47:518–22. [CrossRef]

14. Atiemo HO, Szostak MJ, Sklar GN. Salvage of sildenafil failures

referred from primary care physicians. J Urol. 2003;170(6 Pt

1):2356–8. [CrossRef]

15. Remler DK, Grence J. Cost-sharing: A Blunt instrument. Annu

Rev Public Health. 2009;30:293–311. [CrossRef]

16. Goldman DP, Joyce GF, Zheng Y. Prescription Drug Cost Sharing:

Associations With Medication and Medical Utilization and

Spending and Health. JAMA. 2007;298(1):61–9. [CrossRef]

17. Egerdie RB, Auerbach S, Roehrborn CG, Costa P, Garza MS, Esler

AL. Tadalafil 2. 5 or 5 mg administered once daily for 12 weeks

in men with both erectile dysfunction and signs and symptoms

of benign prostatic hyperplasia: results of a randomized, placebo

controlled, double-blind study. J Sex Med. 2012;9(1):271–81.

[CrossRef]

Sancı ve Özcan • Erektil disfonksiyonu olan hastalarda birinci basamak tedavide fosfodiesteraz tip 5 inhibitörü kullanım yüzdeleri

171


ARAŞTIRMA YAZISI | ORIGINAL ARTICLE

Androl Bul 2022;24:172−179

https://doi.org/10.24898/tandro.2022.64426

Kadın Cinsel Sağlığı

Genç kadınlar için evlilik öncesi riskli cinsel davranış

değerlendirme ölçeğinin Türkçeye uyarlanması:

Geçerlilik ve güvenirlilik çalışması

Adaptation of the premarital risky sexual behavior assessment scale for

young women into Turkish: Validity and reliability study

Meltem Mecdi Kaydırak 1 , Fatma Aslan Demirtaş 1 , Ümran Oskay 1 , Azam Rahmani 2

ÖZ

AMAÇ: Araştırmada Genç Kadınlar İçin Evlilik Öncesi Riskli Cinsel

Davranış Değerlendirme Ölçeği’nin (GKEÖRCDDÖ) Türkçe’ye uyarlanması

ve Türkçe formunun geçerliliği ve güvenilirliğinin araştırılması

amaçlandı.

GEREÇ ve YÖNTEMLER: Bu araştırma metodolojik bir araştırma olup,

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa’ya bağlı Hemşirelik, Fen-Edebiyat

ve Eğitim Fakültesi’nde öğrenim gören ve araştırma kriterlerine

uyan 212 genç kadın ile yapıldı. Verilerin toplanmasında “Katılımcı

Bilgi Formu” ve “GKEÖRCDDÖ” kullanıldı. Yapı geçerliliği için

ise “Açıklayıcı Faktör Analizi”, “Doğrulayıcı Faktör Analizi” yapıldı.

İstatistiksel anlamlılık değeri olarak p≤0,05 alındı. Güvenilirlik çalışması,

madde toplam korelasyonu, Cronbach α katsayıları ve test tekrar

test ile incelendi.

BULGULAR: Veriler, dil uyarlaması ve içerik geçerlilik değerlendirilmesinin

ardından kapsam geçerlilik için uzmanlar arası uyum bakımından

değerlendirildi. Araştırmanın kapsam geçerlilik oranı 0,98 olarak

belirlendi. Uygulama sonrası madde toplam puan korelasyon değerleri

0,30 altında olan üç ve binişik olan üç madde ölçekten çıkarıldı. Toplam

altı madde ölçekten çıkarıldı. Ölçekten kalan maddeler 3 faktör altında

toplandı. Kalan 20 madde ve üç alt boyut ile yapılan analiz sonucunda

AGFI ve GFI uyum iyiliği indeksleri yeterli düzeyde olduğu saptandı.

Güvenirlik analizlerinde cronbach α katsayısı 0,897 ve test tekrar test

korelasyon katsayısı r=0,990’dır.

SONUÇ: Araştırma sonucunda, ölçeğin 20 madde ve üç alt boyuttan oluşan

formunun geçerli ve güvenilir olduğu, genç kadınların riskli cinsel

davranışlarını değerlendirmek amacıyla kullanılabileceği belirlendi.

Anahtar Kelimeler: cinsel davranış, cinsellik, genç kadınlar

ABSTRACT

OBJECTIVE: In the study, it was aimed to adapt the Premarital Risky

Sexual Behavior Scale for Young Women (PRSAS-YW) into Turkish and

to investigate the validity and reliability of the Turkish version.

MATERIAL and METHODS: This research is a methodological study

and it was conducted with 212 young women who were studying at

the Faculty of Nursing, Science-Literature and Education of Istanbul

University-Cerrahpaşa and who met the research criteria. “Participant

Information Form” and “PRSAS-YW” were used to collect the data. For

construct validity, “Explanatory Factor Analysis” and “Confirmatory

Factor Analysis” were performed. P≤0.05 was taken as statistical significance

value. The reliability study was evaluated by item-total correlation,

Cronbach’s α coefficients, and test-retest.

RESULTS: The data were evaluated in terms of inter-expert agreement

for content validity after language adaptation and content validity assessment.

A total of 6 items were removed from the scale. The content

validity rate of the study was determined as 0.98. After the application,

3 items with item total score correlation values below 0.30 and 3 overlapping

items were removed from the scale. The remaining items from

the scale were grouped under 3 factors. As a result of the analysis made

with the remaining 20 items and 3 sub-dimensions, it was determined

that the AGFI and GFI goodness of fit indices were at a sufficient level.

In the reliability analysis, the Cronbach α coefficient was 0.897 and the

test-retest correlation coefficient was r=0.990.

CONCLUSION: As a result of the research, it was determined that the

form of the scale consisting of 20 items and 3 sub-dimensions is valid

and reliable and can be used to evaluate risky sexual behaviors of young

women.

Keywords: sexual behavior, sexuality, young women

1

İstanbul Üniversitesi – Cerrahpaşa Florence Nightingale Hemşirelik Fakültesi,

Kadın Sağılığı ve Hastalıkları Hemşireliği, İstanbul, Türkiye

2

Midwifery, Tehran University of Medical Sciences, Tehran, Iran

Yazışma Adresi/ Correspondence:

Hemşire Fatma Aslan Demirtaş

İzzetpaşa Mah. Abide-i Hürriyet Cad. İstanbul Üniversitesi-cerrahpaşa, Florence

Nightingale Hemşirelik Fakültesi, Şişli/İstanbul - Türkiye

Tel: +90 212 224 26 18

E-mail: fatma.aslan10@hotmail.com

Geliş/ Received: 16.04.2022

Kabul/ Accepted: 10.06.2022

GİRİŞ

Gençlik dönemi, insanların cinsel değerlerini belirledikleri

ve cinsel davranışlarda bulunmaya başladıkları önemli

bir dönemdir. [1] Henüz yetişkin olunmayan bu yaş döneminde

sosyal koşullar, sosyal medya, hızlı kentleşme,

eğitim düzeyinin yükselmesi gibi durumlar gençlerin kendi

bedeni üzerinde hak sahibi olduğu düşüncesini arttırmakta

ve evlilik öncesi cinsel deneyimi yaşamasına zemin

172 ©2022 Androloji Bülteni


hazırlamaktadır. [2] İlk cinsel deneyim, tüm toplumlarda

bireylerin yaşamlarında önemli bir olaydır ve fiziksel ve

zihinsel gelişiminin bir işaretidir. [1] Bu dönemdeki cinsel

yaşam, yetişkinlik döneminde güvenli ve sağlıklı cinsel

yaşam, cinsel karar verme sırasında öz yeterlik ve bağımsızlığı,

sağlıklı cinsel kimliğin oluşmasını etkilemektedir. [3]

Gençlerin erken cinsel yaşamı, yetişkinlik döneminde fiziksel

ve ruhsal sağlık ve kimlik gelişimini hem olumlu hem

de olumsuz yönde etkilemektedir. Olumlu yönleri arasında

fiziksel olarak tatmin olma, cinsel doyum ve benlik saygısını

artırma, gelişmiş ilişki kalitesi, stres ve kaygının azalması

ve cinsel girişkenliğin artması yer almaktadır. [4] Gençlerde

erken cinsel yaşamın olumsuz etkileri ise, istenmeyen gebelikler,

gebelikle ilgili komplikasyonlar, sağlıksız düşükler,

kürtaj, erken yaşta evlilik ve cinsel yolla bulaşan hastalıklar

gibi sağlık sorunlarına neden olmaktadır. [5] Evlilik öncesi

cinsel aktiviteler ile cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlara yakalanma

riski veya korunmasız cinsel davranışların artmış

riski arasındaki ilişki iyi bir şekilde belgelenmiştir. [6]

Gençler genellikle evlilik öncesi cinsel ilişkiye girme konusunda

sosyal, akran ve kültürel baskı ile karşı karşıyadır.

[4,7]

Ülkemizin de içinde olduğu doğu-batı toplumlarında

cinsel konularla alakalı çatışmaların olduğu bilinmektedir.

[8]

Ülkemizde birçok aile cinsellik konusunda geleneksel

davranışlarını sürdürmekte, cinsellik, cinsel davranış ve

cinsel yakınlık gibi kavramları halen tabu olarak görmekte

ve çocukları ile bu konuları konuşmaktan çekinmektedir.

[8,9] Bunun sonucunda bekâr gençlerin cinsel sağlık ve

üreme sağlığı gereksinimleri göz ardı edilmektedir. [9] Mavi

Aydoğdu ve ark. (2019) ebelik öğrencileri üzerinde yaptığı

araştırmada, öğrencilerin %68,6’sı cinsel ilişki hakkında

yeterli bilgiye sahip olduğunu, %58,14’ü cinsellikle ilgili

bilgileri yazılı/görsel basından edindiklerini, %79,07’si

cinsellikle ilgili konuları ailesi ile rahatça konuşamadığını,

%87,2’si dini inançlarının cinsel deneyim yaşamalarına engel

olabileceğini ifade ettiklerini belirtmiştir. [9]

Bu araştırmada, Genç Kadınlar İçin Evlilik Öncesi

Riskli Cinsel Davranış Değerlendirme Ölçeği’nin

(GKEÖRCDDÖ) Türkçe’ye uyarlanması ve Türkçe formunun

geçerliliği ve güvenilirliğinin araştırılması amaçlanmıştır.

Bu ölçeğin, Türk toplumundaki genç kadınların

evlilik öncesi riskli cinsel davranış belirlemesinde olanak

sağlayacağı düşünülmektedir. Böylelikle gençlerin riskli

cinsel davranış eğilimleri belirlenerek toplum ve sağlık

çalışanları tarafından farkındalık oluşturacaktır. Ayrıca

GKEÖRCDDÖ kullanımı, sağlık personelleri tarafından

gençlerin mevcut gereksinimlere yönelik üreme sağlığı/

cinsel sağlık hizmetlerinin planlanmasına katkı sağlayacağı

düşünülmektedir.

GEREÇ ve YÖNTEMLER

Araştırmanın Amacı ve Tipi

Bu araştırma, GKEÖRCDDÖ’nün Türkçe dilinde geçerlik

ve güvenirliğini değerlendirmek amacıyla metodolojik

tasarımda yapılmıştır.

Araştırmanın Yapıldığı Yer

Bu araştırma, 20 Ocak 2020 – 05 Nisan 2020 tarihleri arasında

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa’ya bağlı Hemşirelik,

Fen-Edebiyat ve Eğitim Fakültelerinde gerçekleştirildi.

Araştırmanın gerçekleştirildiği zaman aralığına kurumlarda

pandemiye bağlı uzaktan eğitim sistemi yürütülmekteydi.

Bu nedenle izin veren fakültelerden yeterince öğrenciye

ulaşılamayacağı ön görüldüğü için tabakalı örneklem yöntemi

yerine örneklemini olasılıksız örnekleme yöntemi ile

veriler toplandı.

Araştırmanın Evreni/Örneklemi

Araştırma evrenini İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa’ya

bağlı üç fakültede öğrenim gören genç kadınlar oluşturdu.

Araştırma örneklemini olasılıksız örnekleme yöntemi ile

araştırmanın yapıldığı tarihte belirtilen fakültelerde öğrenim

gören ve araştırma kriterlerine uyan 212 genç kadın

oluşturdu.

Dünya Sağlık Örgütüne göre 10–19 yaş arası ergen/adolesan,

15–24 yaş arası genç olarak kabul edilmektedir. [10] Bu

bilgiler ışığında araştırma verileri 18–24 yaş arası gençlerden

toplandı. Araştırmanın dâhil edilme kriterleri; araştırmaya

katılmaya gönüllü olma, 18–24 yaş aralığında olma,

Türkçe okuyup-anlayabilme şeklindedir. Araştırma etiğine

göre 18 yaş altı genç kadınlar araştırmaya dâhil edilebilmesi

için veli onamı gerekmektedir. Araştırma konusunun

cinsel davranışlardaki risk olması nedeniyle doğru cevap

alınamayacağı düşünüldüğü için araştırmaya 18 yaşından

küçük öğrenciler dâhil edilmedi.

Ölçek geçerlilik ve güvenirlik çalışmalarında örneklem

hacminin belirlenmesinde ölçekte yer alan madde sayısının

5–10 katı olması önerilmektedir. Yirmi altı maddeden oluşan

GKEÖRCDDÖ için madde sayısının sekiz katı olan

en az 208 öğrencinin araştırmaya dâhil edilmesi planlandı.

Örnekleme n=212 genç kadın dâhil edildi. Literatürdeki

örneklem büyüklüğü ile ilgili önerilere göre yeterli olan katılımcı

sayısı için KMO değeri 0,71, χ 2 =115,785, p<0,001

(orta) olarak belirlendi. [11,12] Araştırma verileri elektronik

anket formu kullanılarak öğrencilere ulaştırıldı ve öğrencilerin

kendilerinin doldurması istenildi.

Mecdi Kaydırak ve ark. • Riskli Cinsel Davranış Değerlendirme Ölçeği

173


Etik Boyut

Araştırma verileri toplanmaya başlanmadan önce öğrencilere

araştırmanın amacını içeren bir açıklama metni

ile bilgi verildi. Araştırmaya katılmaya gönüllü öğrencilerden

elektronik anket formu üstünden yazılı bilgilendirilmiş

gönüllü olur formu onaylatıldı. Araştırma,

Helsinki Deklerasyonu’nda belirtilen şekilde araştırma ve

yayın etiğine uygun bir şekilde yürütüldü. Bu araştırmanın

yapılabilmesi için İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa

Üniversitesi Sosyal Beşeri Etik Kurulu Başkanlığı’ndan

(20.01.2020–10614) etik kurul izni ve araştırmanın yürütüldüğü

üç fakülteden çalışma izni alındı. Orjinal dili

Farsça olan ölçeğin kullanım izni, yazardan elektronik

posta yolu ile alındı

Veri Toplama Araçları

Araştırma verileri “Katılımcı Bilgi Formu” ve

“GKEÖRCDDÖ” kullanılarak toplandı.

Katılımcı Bilgi Formu: Bilgi formu; öğrencinin yaşını, yaşamının

çoğunu geçirdiği yeri, anne ve babasının eğitim durumunu

tanımlamayı sağlayan dört sorudan oluşturuldu.

Genç Kadınlar İçin Evlilik Öncesi Riskli Cinsel Davranış

Değerlendirme Ölçeği (GKEÖRCDDÖ): Rahmani ve

ark. tarafından İran’da 2014 yılında genç kadınların riskli

cinsel davranışlarını değerlendirmek amacıyla geliştirdiği

bir ölçektir. Ölçeğin orijinal dili Farsçadır. Ölçek 26 maddeden

oluşmaktadır. Ölçekte yer alan 26 maddeden 21. ve

24. maddeler arasındaki ifadeler negatif yani tersine ifadelerdir.

Ölçek beşli Likert tipindedir. Kesinlikle katılıyorum

“1” puan, kesinlikle katılmıyorum “5” puan almaktadır.

Negatif maddelerde (21–24) puanlama tersine çevrilir.

Ölçekten en düşük 26, en yüksek 130 puan alınmaktadır.

Ölçek toplam ölçek puanı ve beş alt boyuttan oluşmaktadır.

Alt boyutlar: motive edici inanışlar, kolaylaştırıcılar,

engelleyici faktörler, performans ve bekâret sözü şeklindedir.

Ölçekten alınan puan artıkça risk düşmektedir. Alınan

toplam puan riskli cinsel yaşam deneyimini beş düzeyde

değerlendirmektedir. Yüksek olasılık: 47–26, Büyük olasılık:

68–48, Orta olasılık: 89–69, Düşük olasılık: 110–90

ve Çok düşük ihtimal: 130–111 şeklindedir. Ölçeğin cronbach

α katsayısı 0,87’dir. [6]

Ölçeğin Türkçe’ye Tercümesi ve Kültürlerarası

Adaptasyonu

Araştırmacılar tarafından ölçeğin Farsça formatını Türkçe’ye

uyarlamak için ölçek yazarından elektronik posta yoluyla

kullanım izni alındı. Ölçeğin Farsça formu aslen İranlı

Türkiye’de hemşirelik fakültesinden mezun uzman bir

hemşire tarafından Türkçe’ye çevrildi. Türkçe’ye çevrilen

ölçek yeminli tercüman tarafından geri çeviri yöntemiyle

tekrar Farsça’ya çevrildi. Daha sonra orijinal ölçek ve

Türkçe’den geri çevirisi yapılan Farsça ölçek karşılaştırılarak

çeviri nedeniyle anlam değişikliği olup olmadığı ölçek yazarı

ve araştırmacılar tarafından değerlendirildi. Ölçeğin anlam

ve yapısını bozacak değişikliklerin olmadığı belirlendi.

Dil ve Kapsam Geçerliği

Türkçe’ye çevrilen ölçeğin anlam ve anlaşılırlık yönünden

uygunluğunun değerlendirilmesi amacıyla, ölçekte yer alan

maddeler; Farsca ve Türkçe bilen öğretim üyelerine, uzman

hemşirelere, hemşirelere ve doktorlara (n=10) uzman görüşü

alınmak üzere sunuldu. Farsca bilen uzmanlar aslen

İranlı olan ve/veya lisans eğitimlerini İran’da tamamlayan

lisansüstü eğitimini Türkiye’de yapan kişilerdir. Davis tekniğine

uygun olarak ölçek araştırmalarında elde edilen

Kapsam Geçerlik İndeksi’nin (KGİ) 0,80–1,00 arasında

olması beklenir. Bu araştırmanın, KGİ değerinin 0,98 olduğu

belirlendi. Öneriler doğrultusunda düzenlenen ölçeğin

maddeleri örneklem dışındaki 30 katılımcı ile test edildi.

Yapılan pilot çalışma sonucunda ölçek maddelerinin

anlaşılır ve net olduğu kanısına varıldı.

Verilerin İstatistiksel Değerlendirmesi

Araştırmada verileri IBM SPSS 21 (Statistical Package for

Social Sciences for Windows 21.0) ve Analysis of Moment

Structures [AMOS] 22.0 programı kullanılarak analiz edildi.

Araştırma verilerinden elde edilen nicel veriler ortalama,

standart sapma ve sıklık gibi tanımlayıcı analiz yöntemleri

kullanılarak değerlendirildi. Ölçek güvenilirliğini

test etmek amacıyla sırasıyla “Güvenilirlik Analizi”, “madde

toplam puan korelasyonu”, yapı geçerliliği test etmek

için “Açıklayıcı Faktör Analizi (AFA)”, “Doğrulayıcı Faktör

Analizi (DFA)” yapıldı. İstatistiksel anlamlılık değeri olarak

p≤0,05 alındı.

BULGULAR

Araştırmaya dahil edilen öğrencilerin (n=212) yaş ortalaması

21,02±1,60 yıl (min: 18-maks: 24) olarak saptandı.

Öğrencilerin yaklaşık yarısı %42,5 (n=90)’i yaşamının büyük

çoğunluğunu büyükşehirde geçirdiğini, sadece %17,9

(n=38)’u yaşamının büyük çoğunluğunu köy/kasabada

geçirdiğini belirtti. Öğrencilerin annelerinin çoğunlukla

ilkokul mezunu %47,2 (n=100)’si, babalarının da benzer

şekilde çoğunlukla ilkokul mezunu %34,9 (n=74)’u olduğu

belirlendi. Öğrencilerin gelir düzeyleri incelendiğinde

%25’inin (n=53) gelir giderinden az, %59,4’nün (n=126)

gelir giderine eşit ve %15,6’sının (n=33) gelir giderinden

174 Androl Bul 2022;24:172-179


fazla olarak saptandı. Tablo 1’de öğrencilerin sosyodemografik

özelliklerine ilişkin verileri yer almaktadır.

Faktör Analizi

Açıklayıcı Faktör Analizi (AFA): AFA uygulamasından

önce örneklem büyüklüğünün faktör analizi yapmaya

uygunluğunu test etmek amacıyla Kaiser-Meyer-Olkin

(KMO) testi uygulandı. Analiz sonucunda KMO değerinin

0,904 ve Bartlett Küresellik testi sonuçları χ 2

(66)=2428,412; p<0.0.01 olarak saptandı (Tablo 2).

Araştırmada kullanılan ölçeğin faktör desenini ortaya koymak

amacıyla faktörleştirme yöntemi olarak temel bileşenler

analizi, döndürme olarak da dik döndürme yöntemlerinden

varimax seçildi. Madde toplam puan test korelasyon

(MTPTK) kat sayısının en az 0,30’un üstünde olması ölçüm

aracının güvenilir olduğunu gösterir. [11–14] Ölçeğin faktör desenini

ortaya koymak amacıyla yapılan açıklayıcı faktör analizinde;

ölçek maddelerinin faktör yük değerleri 0,30 dan

küçük olan üç madde (madde 9=0,116, madde 21=0,142 ve

madde 24=0,020) ve binişik olan üç madde (madde 6, madde

18 ve madde 26) olduğu belirlendi. Ölçek maddelerinin

binişik olması bir maddenin birden fazla boyuta dâhil olduğu

durumdur. Böyle bir durumda, en yüksek olan faktör yükünün

kendinden sonra gelen ikinci faktör yüküyle arasında

en az 0,10 fark olması gerekir. [15] Belirlenen bu maddeler

Tablo 1. Öğrencilerin sosyodemografik özelliklerine ilişkin

veriler

Değişkenler X̄ ± Ss. Min-maks

Yaş 21,02 1,60 18–24

% N

Yaşamınızın çoğunu nerede geçirdiniz

Köy-kasaba 17,9 38

İl-İlçe 39,6 84

Büyükşehir 42,5 90

Gelir durumu

Gelir giderden fazla 15,6 33

Gelir gidere denk 59,4 126

Gelir giderden az 25,0 53

Annenin eğitim durumu

Okur-yazar değil 4,7 10

Okur-yazar 7,1 15

İlkokul mezunu 47,2 100

Ortaokul mezunu 9,9 21

Lise mezunu 22,6 48

Üniversite ve üstü 8,5 18

Babanın eğitim durumu

Okur-yazar değil 3,3 7

Okur-yazar 3,3 7

İlkokul mezunu 34,9 74

Ortaokul mezunu 16,0 34

Lise mezunu 25,0 53

Üniversite ve üstü 17,5 37

Tablo 2. Ölçeğin açıklayıcı faktör analizi sonuçları

Maddeler

Faktörler

F1 F2 F3

Toplam madde

korelasyonu a

M 1 0,515 0,467

M 2 0,650 0,418 0,666

M 3 0,429 0,676 0,557

M 4 0,414 0,711 0,772

M 5 0,718 0,641

M 6 0,461 b 0,455 b 0,440

M7 0,603 0,692

M8 0,606 0,582

M9

0,116 c

M10 0,751 0,360

M 11 0,731 0,694

M 12 0,754 0,567

M 13 0,718 0,668

M 14 0,738 0,429

M 15 0,521 0,343

M16 0,723 0,432

M 17 0,557 0,634

M 18 0,418 b 0,471 b 0,648

M 19 0,507 0,316

M 20 0,682 0,301

M 21

0,142 c

M 22 0,758 0,347

M 23 0,783 0,407

M24

0,020 c

M 25 0,742 0,680

M 26 0,471 b 0,450 b 0,377

Güvenirlik a 0,863 0,876 0,666 0,897

Açıklanan varyans (%) a 23,30 21,94 12,45 57,72

KMO=0,904; Χ 2 (66)=2428,412; Bartlett küresellik testi (p) <0,001

a

Ölçeğin 20 maddelik Türkçe formu.

b

Binişik değer (fark 0,1 den az).

c

Madde toplam korelasyonu 0,30’dan küçük.

KMO: Kaiser Meyer-Olkin, χ 2 : Barlett’s sphericity test.

ölçekten çıkarıldı. Ölçekten kalan maddeler 3 faktör altında

toplandı. Bu faktörlerin toplam varyansın %57,72’sini

açıkladığı belirlendi. Yapılan faktör analizi sonucunda; birinci

faktör olan “F1: Motive edici inanışlar” toplam varyansın

%23,30’unu, ikinci faktör “F2: Kolaylaştırıcılar”

%21,94’ünü ve üçüncü faktör “F3: Engelleyici faktörler”

%12,45’ini açıkladığı saptandı. Ölçeğin orijinalinde performans

ve bekâret sözü alt boyutları ayrıdır. Bu araştırmada

bu alt boyutlar AFA sonucuna göre diğer alt üç alt boyutun

altında verildi. Motive edici inanışlar ve kolaylaştırıcılar

alt boyutu, genç kadınların evlilik öncesi riskli/risksiz cinsel

birliktelik yaşamayı teşvik edebilecek koşulları ve inanışları

yansıtmaktadır. Engelleyici faktörler ise kişisel kaygılarla

ilgili konular, sosyal normlar ve değerlerle ilgili faktörler

dâhil olmak üzere evlilik öncesi cinsel davranışı engelleyen

faktörleri yansıtacak şekilde tasarlanmıştır. [6] Araştırmada

Mecdi Kaydırak ve ark. • Riskli Cinsel Davranış Değerlendirme Ölçeği

175


Tablo 3. Ölçeğin test tekrar test analiz değerleri

İlk uygulama

X̄ ± Ss.

Son uygulama

X̄ ± Ss. t* p r p

Motive edici inanışlar 36,40±7,69 36,13±6,87 1,092 0,284 0,989 <0.001

Kolaylaştırıcılar 19,33±6,33 18,86±5,58 1,816 0,284 0,980 <0.001

Engelleyici faktörler 7,96±3,21 7,86±3,04 0,769 0,284 0,975 <0.001

Toplam puan 63,70±15,07 62,86±13,69 1,852 0,284 0,990 <0.001

*Bağımlı gruplarda t testi, serbestlik derecesi: 29

kullanılan ölçeğin ve alt boyutlarının güvenirlikleri tek tek

değerlendirildiğinde, güvenirlik katsayılarının birinci boyut

için (0,863), ikinci boyut için (0,876), üçüncü boyut için

(0,666) ve ölçeğin geneli için (0,897) iyi derecede güvenilirliğe

sahip olduğu tespit edildi.

Ölçeğin 20 maddelik formunda, ölçekten alınabilecek

ölçek puanı tekrar hesaplandığında en az puan 20 ve en

yüksek puan 100’tir. Tablo 2’de ölçeğin tekrardan yapılandırılan

20 maddeden oluşan Açıklayıcı Faktör Analizi

Sonuçları ve Cronbach α değeri verildi.

Tablo 4. Yapısal modelin uyum iẏiliği değerleri

Yapısal modeli değerleri

Tavsiye edilen değerler

χ 2 /df 1,420 ≤5

RMSEA 0,065 ≤0,08

GFI 0,807 ≥0,80

AGFI 0,754 ≥0,80

CFI 0,915 ≥0,80

SRMR 0,130 ≤0,10

χ 2 : 234,336, df: 165, p: 0,000

Test Tekrar Test Analizi: Ölçeğin zamana göre değişmezliğini

değerlendirmek için test tekrar test yapıldı. Test tekrar

test için rastgele olarak belirlenen 30 öğrenciye 15 gün sonra

aynı ölçek tekrar elektronik anket formu olarak iletildi.

Ölçeğin zamana göre değişmezliğini değerlendirmek için

güvenirlik analizi olarak 30 kişi üzerinde gerçekleştirilen

test ve tekrar testten elde edilen puan ortalamaları eşleştirilmiş

gruplarda t testi ve Pearson korelasyon analizi ile

incelenmiş, ilk ve ikinci uygulamalardan elde edilen puan

ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı

(p>0,05) ve ölçümler arasında çok ileri düzeyde anlamlı

ilişki olduğu (p=0,01) bulunmuştur. Test tekrar test

analiz sonuçları Tablo 3’te belirtildi.

Doğrulayıcı Faktör Analizi: Ölçeğin AFA sonucu oluşturulan

20 maddelik yeni halinin Türk kültürüne uygunluğu

doğrulayıcı faktör analizi ile değerlendirildi. Modelde iyileştirmeye

gidildi. İyileştirme uygulanırken uyumu azaltan

değişkenler belirlendi ve artık değerler arasında kovaryansı

yüksek olanlar için yeni kovaryansı (e3-e7, e14 –e15) oluşturuldu.

Analiz sonucunda ölçeğin madde faktör yüklerinin

0,30’un üstünde olduğu belirlendi. Şekil 1’de Ölçeğin

Birinci Düzey Çok Faktörlü Doğrulayıcı Faktör Analizine

İlişkin Model yer almaktadır.

Ölçeğin 20 madden oluşan uyum indeksleri χ2=234,336,

RMSEA=0,065, GFI=0,807, AGFI=0,754, CFI=0,925

olarak hesaplandı. (Tablo 4). DFA’ne göre ölçeğin yapısal

denklem model sonucu p<0,001 düzeyinde anlamlı olduğu

belirlendi. Bunun yanı sıra ölçeği oluşturan 20 madde

ve üç alt boyutun ölçek yapısıyla ilişkili olduğu belirlendi

Şekil 1. Ölçeğin birinci düzey çok faktörlü doğrulayıcı faktör analizine ilişkin

model.

176 Androl Bul 2022;24:172-179


TARTIŞMA

Kaliteli bir ölçüm aracının özelliği, ölçeğin geçerlik ve

güvenirliğe sahip olmasıdır. Geçerlik ölçümün kurallara

uygun ve doğru bir şekilde yapılıp yapılmadığı ve ölçmek

istenilen verinin ölçülmek istenen özelliği yansıtıp yansıtmadığını

ortaya koyar. Güvenilirlik ise ölçüm aracındaki

maddelere bireylerin verdikleri cevaplar arasında tutarlılığın

olmasıdır. [11,12]

Bu araştırmada kapsam geçerliliği için Davis tekniği kullanıldı.

Ölçek araştırmalarında elde edilen KGİ değerinin

0,80’den yüksek olması beklenir. [13] Bu araştırmada için

KGİ 0,98 olarak belirlendi. Ölçek uyarlamalarında, örneklem

grubuna yakın özelliklere sahip katılımcılar ile pilot

uygulamanın yapılması gerekmektedir. [11,13] Bu araştırmada,

araştırma verilerinden bağımsız olarak pilot uygulama

yapıldı. Araştırmada örneklemin yeterli olup olmadığı

KMO örneklem yeterlilik testi ile faktör korelasyon matrisinin

uygunluğu ise Bartlett’s küresellik testi ile değerlendirildi.

KMO test sonucunun 0,50’nin üzerinde olması faktör

analizinin uygulanabilir olduğunu gösterir. Literatürde

bir araştırmanın KMO değerine göre örneklem büyüklüğü

şu şekilde yorumlanır; orta=0,70–0,80, iyi=0,80–0,90

ve mükemmel=0,90’dır. Bartlett’s testinin anlamlı olması

sonucunda elde edilen ki-kare değerinin istatistiksel açıdan

anlamlı çıkması beklenir. Bartlett’s testinin anlamlı

olması ölçekte bulunan maddelerin korelasyon matrisinin

faktör analizi yapılmasına uygun olduğunu gösterir. [14] Bu

araştırmada ölçeğin örneklem faktör analizi için mükemmel

ve maddelerin korelasyon matrisi için uygun olduğu

belirlendi.

Açıklayıcı faktör analizinde, Temel Bileşenler Analizi en

sık kullanılan yöntemlerden biridir. Çok faktörlü desenlerde

çoğunlukla varimax dik döndürme tekniği kullanılır.

Bu araştırma sonucunda da ölçeğin orijinal yapısı gibi beş

faktör altında toplandığı belirlendi. Toplam faktör yükü

1,00’den küçük bir öz değere sahip ise değerlendirmeye

alınmaz. Çok faktörlü desenlerde açıklanan varyansın

%50’nin üzerinde olması yeterli olarak kabul edilir. [6,13,14]

Bu çerçevede, tanımlanan bir faktörün, toplam varyansa

yaptığı katkının yeterli olduğu görülmektedir. Bunun yanı

sıra ölçeğin orijinal formunda varyansın %54,4’ünün açıklandığı

ve 5 faktörlü yapıya sahip olduğu bildirilmiştir. [6]

Yapılan AFA sonucunda madde 6, madde 18 ve madde 26

binişik olduğu için ölçekten çıkarıldı. Araştırma maddeleri

incelendiğinde madde 9, madde 21 ve madde 24’ün

MTPTK sayının 0,30’un altında olduğu belirlendi. Ölçek

madde puan korelasyon katsayısı 0,30’dan küçük olan maddeler

bekaret ve cinsel birliktelik kavramlarının ön plana

çıktığı görülmektedir. Özellikle 9. madde orijinal yapısında

“İran topluluğunda bakireliğin önemi…” şeklindeydi. [6] Bu

nedenle; orijinal formatında önce nitel ve daha sonra ölçek

geliştirme adımları kullanılarak geliştirilen bu ölçekte

dokuzuncu madde İran toplumu için ön plana çıkan bir

risk davranışı olarak ele alındığı düşünülmektedir. Bu görüşü

destekleyen önemli bir araştırma 2006 yılında Cinsel

Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği tarafından yapılmıştır.

Araştırma sonucunda “Bekaret konusundaki tutucu tavırlara

kesinlikle katılıyorum” ifadesini onaylama durumu;

yaş arttıkça, eğitim düzeyi düştükçe arttığı bildirilmiştir.

Bir önemli sonuç ise kırsal kesimde yaşayan kişiler, kentsel

alanda yaşayanlara göre bekaret konusunda daha tutucu bir

tutum sergilediğidir. [16] Bu bağlamda araştırma örnekleminin

Türkiye’nin en büyük ve metropol şehrinde üniversite

öğrencileri ile yapılmış olması madde 9’un güvenilirliğinin

niçin az olduğunu açıklamaktadır. Madde 21 ve 24 ise aile

tutumu ve yapısının cinsel birliktelik ile ilişkisini değerlendirmektedir.

Bireyler tarafından içselleştirilen kültürel

normlar, toplumsal yapılar, aile yapısı ve dini inançlar cinsel

davranış ve riskli cinsel davranışlar üzerinde etkili olduğu

bilinmektedir. Belirlenen örneklemde bekaret kavramının

genç kadınlar üzerinde çok büyük bir anlam ifade etmemesi

ve yaşlarının 18 yaşından büyük olması nedeniyle kendi öz

sorumluluklarını alabiliyor olmaları, ölçeğin Türk kültür ve

yapısında aile–cinsellik fenomenini açıklamada yetersiz kaldığı

düşünülmektedir. Ölçeğin orijinal yapısının İran’da geliştirilmiş

olması ve İran’ın dini inanç yapısının Türkiye ile

benzemesi, ölçeğin her bir maddesinin Türk kültürü ve yapısına

uygun olarak belirleneceği araştırmacılar tarafından

öngörülse de kültürel bir öğe olan dindarlık, kültürden kültüre

ve aynı kültürde yaşayan kişiler arasında önemli miktarda

değişkenlik gösterebilir. Rosenbaum ve Weathersbee

(2013) çalışmasında Teksas’ta bir kilisede yeni evli genç

yetişkinlerin evlilik öncesi cinsel birliktelik yaygınlığını ve

cinsel eğitim kaynakları incelenmiştir. Araştırma sonucuna

göre çalışmaya katılanların %70’inden fazlası evlilik öncesi

vajinal veya oral olarak cinsel birliktelik yaşadığı ve %80’den

fazlası evlilik öncesi cinsel birliktelikten pişmanlık duyduğu

belirlenmiştir. [17] Avusturya’da yaşayan genç Müslüman kadınların

cinsel deneyim ve cinsel sağlıklılarının incenlediği

başka bir araştırmada, Müslüman kadınlar evlilik öncesi

cinsel birlikteliği yozlaşma olarak konumlandırmıştır. [18]

Yapılan araştırmalar sonucunda farklı ülkelerde farklı dini

inanç ve kültürel değerlere bağlı olarak evlilik öncesi cinsel

yaşam farklılık göstermektedir. [17–20]

Ölçümlerin iç tutarlılığını gösteren Cronbach alfa katsayısı

genel olarak 0,42–0,60 aralığında ise düşük, 0,61–0,80

aralığında ise orta ve 0,81–1,00 aralığında ise yüksek derecede

güvenilir olarak değerlendirilmektedir. Sonuç olarak,

Mecdi Kaydırak ve ark. • Riskli Cinsel Davranış Değerlendirme Ölçeği

177


Cronbach α değerlerinin 0,60’tan büyük olması, kullanılan

ölçeğin güvenilir olduğunu gösterir. Ölçeğin güvenilir

olması araştırmada kullanılan ölçeğin içsel tutarlılıklarının

yüksek olduğunu göstermektedir. [11–14] Ölçeğin orijinal formunda

Cronbach α değeri 0,87’dir. [6] Araştırmada bulunan

Cronbach α ile orijinal formunda bulanan Cronbach

α değerleri benzerlik göstermekte olup, ölçeğin güvenilir

özelliğe sahip olduğu belirlenmiştir.

Test-tekrar test analizinde elde edilen yüksek korelasyon

hem test puanlarının kararlılığını hem de ölçülen iki uygulama

arasında zamanla fazla değişme olmadığını gösterir.

Öğrencilerin iki değerlendirmeden aldığı ölçek puan

ortalamalarının karşılaştırılmasında ve her iki uygulamada

benzer yanıtlar vermeleri, iki uygulamada alınan puanlar

arasında istatistiksel olarak anlamlı farkın olmamasını gerekmektedir.

[21] Araştırma sonucunda yapılan test tekrar

test sonucuna göre iki ölçüm arasında ölçek puanları arasında

yüksek ve güçlü ilişki olduğu belirlendi.

Doğrulayıcı faktör analizinde uyum iyiliği indekslerinden;

ki-kare serbestlik derecesinin (χ 2 /sd) ikiden küçük olması

normal, beşten küçük olması kabul edilebilir; RMSEA’nın

0,05’ten küçük olması normal, 0,08’den küçük olması kabul

edilebilir; GFI’nın 0,95’ten büyük olması normal, 0,90’dan

büyük olması kabul edilebilir; CFI ve IFI’nın 0,95’ten büyük

olması normal, 0,90’dan büyük olması kabul edilebilir

olarak değerlendirilir. [11,21–23] Araştırma sonucunda elde

edilen DFA sonuçları ölçeğin orijinal yapısı ile benzer veya

yakın değerler olduğu belirlendi. [6] Uyum değerleri için

0,85’ten büyük değerler de kabul edilebilir bir uyum değeridir.

[21] Yapılan DFA analizi sonucuna göre AGFI ve SRMR

değerlerinin kabul edilebilir sınırlarda olduğu ve diğer uyum

indekslerinin öneriler değerlerde olduğu belirlendi.

SONUÇ

Genç Kadınlar İçin Evlilik Öncesi Riskli Cinsel Davranış

Değerlendirme Ölçeği, büyük şehirlerde öğrenim gören

genç kadınların riskli cinsel davranış sergileme olasılıklarını

tespit etmek için kullanışlı bir ölçektir. Ölçeğin, 20

maddelik ve üç alt boyutlu yeni yapısı Türk kültüründe

kullanımı için yeterince güvenilir olduğu belirlendi. Ölçek

puanından elde edilen riskli cinsel davranış değerlendirme

puanı ölçek toplam puan sayısının azalması ve örneklem

büyüklüğünün ROC (Alıcı işlem karakteristikleri, Receiver

Operating Characteristic) analizi için yeterli olmadığı için

yapılamamıştır. Ölçeğin Türkiye’de ilk kez uyarlanmış olması

nedeniyle, farklı örneklem gruplarında özellikle farklı

şehirlerde ve farklı eğitim düzeylerini kapsayan genç örneklemde

tekrar sınanarak yeni yapıların keşfedilmesi ya da

mevcut yapısının değerlendirilmesi önerilir.

Genç Kadınlar İçin Evlilik Öncesi Riskli Cinsel Davranış

Değerlendirme Ölçeği’nin kullanımı, gençlerin riskli cinsel

davranışlar ile ilgili tutum ve davranışların belirlenmesine

olanak sağlayacaktır. Böylece gençlerin riskli cinsel davranış

eğilimleri belirlenerek aile, toplum ve sağlık çalışanları

tarafından farkındalık oluşturacaktır. Genç Kadınlar

İçin Evlilik Öncesi Riskli Cinsel Davranış Değerlendirme

Ölçeği’nin kullanımının, sağlık personelleri tarafından

gençlere yönelik üreme sağlığı ve cinsel sağlık hizmetlerinin

planlanmasına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Teşekkür

Araştırmaya katılan tüm öğrencilere teşekkür ederiz.

Etik Kurul Onayı

Çalışma, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Üniversitesi Sosyal Beşeri Etik Kurulu tarafından

onaylandı. (onay tarihi ve sayısı: 20.01.2020–10614).

Hakem Değerlendirmesi

Dış bağımsız.

Çıkar Çatışması

Yazarlar çıkar ilişkisi olmadığını beyan etmişlerdir.

Finansal Destek

Herhangi bir mali destek alınmamıştır.

Ethics Committee Approval

The study was approved by Istanbul University-Cerrahpaşa University Social Human Ethics

Committee. (date and number of approval: 20.01.2020–10614).

Peer-review

Externally peer-reviewed.

Conflict of Interest

No conflict of interest was declared by the authors.

Financial Disclosure

No financial support has been received.

KAYNAKLAR

1. Jahanfar S, Abedi P, Siahkal SF. Sexual behavior prevalence and its

predictors among students in an American University. Sex Culture.

2021;25:1547–156. [CrossRef]

2. Evcili F, Cesur B, Altun A, Güçtaş Z, Sümer H. Evlilik öncesi

cinsel deneyim: Ebelik bölümü öğrencilerinin görüş ve tutumları.

Gümüşhane Üniversitesi Sağlık Bilimleri Derg. 2013;2(4):486–98.

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/84257

3. Alimoradi Z, Kariman N, Ahmadi F, Simbar M, Allen KA. Iranian

adolescent girls’ perceptions of premarital sexual relationships: A

qualitative study. The Qualitative Report. 2019;24(11):2903–15.

[CrossRef]

4. Khalili M, Mirzazadeh A, Chegeni M, Abedi L, Rajaei L, Ardalan

G, et al. Prevalence of high-risk sexual behavior among Iranian

young people: A systematic review and meta-analysis. Children

and Youth Services Review. 2020;119:105526. [CrossRef]

5. Do HN, Nguyen DN, Nguyen HQ, Nguyen AT, Nguyen HD,

Bui TP, et al. Patterns of risky sexual behaviors and associated

factors among youths and adolescents in Vietnam. Int J Environ

Res Public Health. 2020;17(6):1–14. [CrossRef]

6. Rahmani A, Merghati-Khoei E, Moghadam-Banaem L, Hajizadeh

E, Hamdieh M, Montazeri A. Development and psychometric

evaluation of the premarital sexual behavior assessment scale for

young women (PSAS-YW): An exploratory mixed method study.

Reprod Health. 2014;11(1):1–7. [CrossRef]

178 Androl Bul 2022;24:172-179


7. Büyükkayacı Duman N, Yılmazel G, Topuz Ş, Başçı AB, Yüksel

Koçak D, Büyükgönenç LA. Üniversiteli gençlerin üreme sağlığı

ve cinsel sağlığa ilişkin bilgi, tutum ve davranışları. Yıldırım

Beyazıt Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik

E-Derg. 2015;3(1):19–32. https://www.researchgate.net/

publication/317091571_Universiteli_Genclerin_Ureme_Sagligi_

ve_Cinsel_Sagliga_Iliskin_Bilgi_Tutum_ve_Davranislari

8. Yıldıray B, Kılıç A, Aydın A, Akdemir E, Sağlam N. Evlilik dışı

cinsel yakınlığa yönelik tutum ölçeği: Geçerlik ve güvenirlik

çalışması: 1. Uluslararası Multidisipliner Sosyal Bilimler Kongresi.

7 Mayıs 2019; Ankara.

9. Mavi Aydoğdu SG, Uzun B, Murat Öztürk D. Ebelik öğrencilerinin

evlilik dışı cinsel ilişki hakkındaki görüş ve tutumları. Androloji

Bül. 2019;21(3):97–104. [CrossRef]

10. World Health Organization. Adolescent Health. https://www.who.

int/southeastasia/health-topics/adolescent-health [Erişim tarihi:

13.04.2022].

11. Esin MN. Hemşirelikte Araştırma. İstanbul: Nobel Tıp Kitabevleri;

2015. s. 193-234.

12. Polit DF, Hungler BP. Nursing research: Principlesand methods.

Philadelphia. (PA): Lippincott; 1999.

13. Büyüköztürk Ş, Kılıç Çakmak E, Akgün ÖE, Karadeniz Ş. Demirel

F. Bilimsel araştırma yöntemleri. 31. Baskı. Ankara: Pegem

Akademi; 2021.

14. Tavşancıl E. Tutumların ölçülmesi ve SPSS ile veri analizi

yöntemleri. 6. Baskı. Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık Eğitim

Danışmanlık Tic. Ltd. Şti; 2019.

15. Konan N, Demir H, Karakuş M. Yönetici hizmetkar liderlik

ölçeğinin türkçeye uyarlama çalışması. Electronic International

Journal of Education, Arts, and Science. 2015;1(1):135–55.

https://toad.halileksi.net/sites/default/files/pdf/yoneticihizmetkar-liderlik-olcegi-toad.pdf

16. Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği. Cinsel Sağlık ve Üreme

Sağlığı Araştırması; 2006. https://www.cetad.org.tr/CetadData/

Books/10/2692011154421-Arastirma_sonuclari_Dosyasi_1.pdf

[Erişim tarihi: 13.04.2022].

17. Rosenbaum JE, Weathersbee B. True love waits: Do Southern

Baptists? Premarital sexual behavior among newly married

Southern Baptist Sunday school students. J Religion Health.

2013;52(1):263–75. [CrossRef]

18. Wray A, Ussher JM, Perz J. Constructions and experiences of

sexual health among young, heterosexual, unmarried Muslim

women immigrants in Australia. Culture, Health & Sexuality.

2014;16(1):76–89. [CrossRef]

19. Doğan N, Fışkın G, Yüceler Kaçmaz H. Cinsel sağlık dersi alan

ve almayan öğrencilerin cinsel sağlık bakımına ilişkin inanç ve

tutumları. Androl Bül. 2022;24:1–10. [CrossRef]

20. Seal A, Minichiello V, Omodei M. Young women’s sexual risk

taking behaviour: Re-visiting the influences of sexual self-efficacy

and sexual self-esteem. International Journal of STD & AIDS.

1997;8(3):159–65. [CrossRef]

21. Erkorkmaz Ü, Etikan İ, Demir O, Özdamar K, Sanisoğlu SY.

Doğrulayıcı faktör analizi ve uyum indeksleri. Turkiye Klinikleri J

Med Sci. 2013;33(1):23–210. [CrossRef]

22. Çapık C. Geçerlik ve güvenirlik çalışmalarında doğrulayıcı faktör

analizinin kullanımı. Anadolu Hemşirelik ve Sağlık Bilimleri

Derg. 2014;17(3):196–205. https://dergipark.org.tr/tr/download/

article-file/29691

23. Çakmur H. Araştırmalarda ölçme-güvenilirlik-geçerlilik. TAF Prev

Med Bull. 2012;11(3):339–44. [CrossRef]

Mecdi Kaydırak ve ark. • Riskli Cinsel Davranış Değerlendirme Ölçeği

179


ARAŞTIRMA YAZISI | ORIGINAL ARTICLE

Androl Bul 2022;24:180−185

https://doi.org/10.24898/tandro.2022.56588

Erkek Üreme Sağlığı

İdiopatik oligoastenospermili erkeklerde testiküler

shear wave elastografi değerlendirmesi; Prospektif,

kontrollü çalışma

Evaluation of testicular shear wave elastography in men with idiopathic

oligoastenospermia; Prospective, controlled study

Mustafa Gök 1 , Hakan Görkem Kazıcı 2 , Göksel Tuzcu 1 , Gökhan Şahin 3 , Arif Kol 3 , Erhan Ateş 3

ÖZ

AMAÇ: İdiyopatik oligoastenospermik infertil erkeklerin testis ultrasonografisindeki

shear wave elastografik (SWE) ölçümlerini normal semen

parametrelerine sahip fertil erkekler ile karşılaştırmak ve testiküler SWE

değerinin semen parametreleri ile ilişkisini değerlendirmek.

GEREÇ ve YÖNTEMLER: Çalışmaya dâhil edilen toplam 63 erkeğin

28’i idiyopatik oligoastenospermik grup (Grup 1), 35’i ise normal semen

parametreli kontrol grubu (Grup 2) olarak iki gruba ayrıldı. Her

iki grubun yaş, total sperm sayısı, sperm konsantrasyonu, total motil

sperm sayısı, ortalama testis hacmi ve ortalama testiküler SWE değerleri

kaydedildi ve karşılaştırıldı. Ayrıca tüm katılımcıların testiküler SWE

değerinin semen parametreleri ve testis hacmiyle korelasyonu uygun istatistiksel

yöntem kullanılarak incelendi.

BULGULAR: Gruplar arasında ortalama yaş ve testis hacmi açısından anlamlı

farklılık yoktu (p>0,05). Ortalama testis SWE değeri Grup 1’de

2,39±0,05 kPA, Grup 2’de ise 2,69±0,11 kPA saptandı ve bu değerler

her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı farklı idi (p=0,015).

Bununla birlikte total sperm sayısı, sperm konsantrasyonu ve total motil

sperm sayısı ile testis SWE değeri arasında pozitif bir korelasyon saptandı

(sırasıyla p=0,03, p=0,03 ve p=0,015).

SONUÇ: Shear wave elastografi idiyopatik oligoastenospermik vakaları,

normal semen parametrelerine sahip vakalardan ayırmada kullanılabilecek

ucuz ve etkili bir yöntemdir. Semen parametrelerindeki iyileşme

testis SWE değerindeki artış ile pozitif yönde korelasyon göstermektedir.

Bu korelasyon hareketli sperm sayısı açısından diğer parametrelere göre

daha kuvvetlidir. Çalışmamız ultrasonografik bir görüntüleme tekniği

olan SWE’nin, infertilite tanısında kullanımının, semen analizini tamamlayıcı

bilgiler verebileceğini göstermektedir.

Anahtar Kelimeler: infertilite, oligoastenospermi, shear wave elastografi,

semen analizi, testis

ABSTRACT

OBJECTIVE: To compare shear wave elastographic (SWE) measurements

on testicular ultrasonography of idiopathic oligoasthenospermic infertile

men, against fertile men with normal semen parameters and to evaluate

the relationship between testicular SWE values and semen parameters.

MATERIAL and METHODS: Of the 63 men included in the study, 28

men formed the idiopathic oligoasthenospermic group (Group 1) and

35 men with normal semen parameters were within the control group

(Group 2). Age, total sperm count, sperm concentration, total motile

sperm count, mean testicular volume and mean testicular SWE values of

both groups were recorded and compared. In addition, the correlation

of testicular SWE values of all participants with semen parameters and

testicular volume was analyzed using appropriate statistical methods.

RESULTS: There was no significant difference between the groups in

terms of mean age and testicular volume (p>0.05). The mean testicular

SWE values were statistically different between Group 1 and Group 2

(2.39±0.05 vs 2.69±0.11, p=0.015) with a positive correlation found

between total sperm count, sperm concentration, total motile sperm

count and testicular SWE values (p=0.03, p=0.03 and p=0.015,

respectively).

CONCLUSION: Shear wave elastography is an inexpensive and effective

method in distinguishing idiopathic oligoasthenospermic cases from

cases with normal semen parameters. The improvement in semen

parameters is positively correlated with increases in testicular SWE

values, with this correlation being stronger than other parameters in

terms of motile sperm count. Our study shows that the use of SWE in

the diagnosis of infertility can provide complementary information to

semen analysis.

Keywords: infertility, oligoasthenospermy, shear wave elastography,

semen analysis, testis

1

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi, Radyoloji Anabilim Dalı, Aydın Türkiye

2

Kızıltepe Devlet Hastanesi Üroloji Kliniği, Mardin, Türkiye

3

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi, Üroloji Anabilim Dalı, Aydın Türkiye

Yazışma Adresi/ Correspondence:

Uzm. Dr. Hakan Görkem Kazıcı

Kızıltepe Devlet Hastanesi Üroloji Kliniği, Kızıltepe, Mardin, Türkiye

Tel: +90 555 815 62 37

E-mail: hgkazici@yahoo.com

Geliş/ Received: 20.06.2022

Kabul/ Accepted: 01.07.2022

GİRİŞ

İnfertilite, bir çiftin bir yıllık korunmasız düzenli cinsel

ilişkiye girmesine rağmen çocuk sahibi olamaması durumu

olarak tanımlanmaktadır. Günümüzde de yaygın ve güncel

bir konu olarak çiftlerin yaklaşık olarak %15’ini etkilemektedir.

[1] Milenyum sonrası dünya genelinde yapılan 3

farklı prevalans çalışmasında (2004, 2007 ve 2012) infertilite

sorununun 48,5 milyon ile 186 milyon arasında insanı

etkilediği tespit edilmiştir. [2]

180 ©2022 Androloji Bülteni


Yoğun baskı altında ve stresli yaşam, sağlıklı gıdaya erişimdeki

zorluklar ile sosyo-ekonomik koşullara bağlı olarak

daha kötü yaşam şartlarına sahip bireylerin artmasıyla

birlikte, infertilite her yıl daha fazla insanın sorunu haline

gelmektedir. İnfertilite nedenleri incelendiği zaman, %50

oranında erkek faktörünün rol aldığı görülmektedir. [3]

Erkek infertilitesi endokrin bozukluklar, gonadotoksik faktörlere

maruziyet, genetik ve immünolojik sorunlar, artmış

skrotal sıcaklık, maligniteler, enfeksiyonlar ve konjenital

problemler gibi çeşitli nedenlere bağlı olarak gelişebilir. [4]

Buna karşın, idiyopatik erkek infertil grup olarak tanımlanan

%30–40 hastada ise, altta yatan net bir patoloji ortaya

konulamazken sperm parametreleri, sayı azlığı (oligo), hareket

azlığı (asteno) veya morfolojik form bozukluğu (terato)

olarak normal sınırları karşılayamamaktadır. Bu grup

idiyopatik erkek infertil grup olarak adlandırılmaktadır. [5]

Oligoastenospermi tanımı ise, sperm sayısının mililitrede

(ml) 15 milyonun altında olduğu ve progresif hareketli

sperm oranının %32’den daha az olduğu durumları ifade

etmektedir. [6]

İnfertilite tedavisi amacıyla in vitro fertilizasyon (IVF) gibi

yardımcı üreme tekniklerine her yıl 2,5 milyondan fazla

kez başvurulmaktadır. [7] Her bir IVF döngüsünün ortalama

maliyetinin yaklaşık 5000 Amerikan Doları olduğu

düşünüldüğünde çiftler için hem psikolojik, hem de ekonomik

olarak ciddi bir yük yarattığı görülebilir. [8] Bu nedenle

infertil çiftlerin doğru saptanması, doğru sınıflandırılması

ve buna uygun tedavi modalitelerinin uygulanması

hem meslek profesyonellerinin yüklerini azaltacak hem de

çiftlerin bu zorlu süreçlerinin daha kısa sürede tamamlanmasına

yardımcı olabilecektir.

Ultrasonografi (USG), testiküler görüntülemede uzun

yıllardır kullanılan güvenli ve invaziv olmayan bir görüntüleme

yöntemidir. Radyasyon içermemesi, düşük maliyetli

olması, kolay ulaşılabilir olması, anlık görüntüleme

yapabilmesi, çok düzlemli görüntüleme sağlaması ve girişimsel

işlemlere rehberlik etmesi en önemli avantajlarıdır.

Kullanıcı bağımlı olması, doku çözünürlüğünün diğer

kesitsel görüntülemelere göre düşük olması, bazı testiküler

lezyonlarda (özellikle hipoekoik) yetersiz kalması gibi

önemli kısıtlılıkları mevcuttur. Bu kısıtlılıkları minimize

edebilmek adına USG teknolojisinde önemli araştırmalar

yapılmış, öncelikle renkli doppler ultrasonografi (RDUS)

tekniği bulunmuş ve bu teknik dokunun kanlanması ile

ilgili önemli bilgiler sunabilmiştir. Bunun dışında son yıllarda

bulunan USG elastografi tekniği ile invaziv olmayan

bir şekilde doku sertliği hakkında yorum yapılabilmektedir.

Bu teknik üzerinde yapılan yoğun araştırmalar sonucunda

bulunan shear wave elastografi (SWE) tekniği,

kullanıcı bağımlı hataları minimize ederek, nitel ve nicel

olarak lezyonun natürü hakkında ölçümler yapabilmektedir.

[9] Shear wave elastografi özellikle tiroid, meme, lenf

nodları gibi yüzeyel dokularda malign-benign ayırımında

çok faydalı bilgiler verdiği tespit edilerek rutin görüntülemede

kullanıma geçmiştir. Literatürde SWE tekniği kullanılarak

özellikle testiküler tümörlerin ayrımında yapılmış

çalışmalar vardır; fakat SWE tekniği kullanılarak infertilite

açısından yapılmış az çalışma vardır. [10,11]

Biz çalışmamızda testiküler SWE’yi kullanarak idiyopatik

oligoastenospermik vakalar ile normal semen parametrelerine

sahip vakaların elastografi değerlerini karşılaştırmayı

ve aradaki olası farkı ortaya koymayı, bununla birlikte

SWE’nin semen parametreleri ile olan ilişkisini araştırmayı

amaçladık.

GEREÇ ve YÖNTEMLER

Yerel etik kurul onayı sonrası (Protokol no: 2021/194)

Aralık 2021 – Nisan 2022 tarihleri arasında kliniğimize

infertilite şikayeti ile başvuran ve semen analizinde oligoastenospermi

saptanan erkekler (Grup 1) çalışmaya dâhil

edildi. Sağlıklı kontrol grubu (Grup 2) ise, çocuk istemiyle

androloji kliniğimize başvuran ancak skrotal USG, fizik

muayene ve laboratuvar sonuçları normal olan rastgele seçilmiş

hastalardan oluşturuldu. Her katılımcıdan bilgilendirilmiş

yazılı onam alındı. Her iki grupta da özgeçmişinde

genetik anomali, bilinen kronik hastalık ve malignite

varlığı, geçirilmiş cerrahi ve radyasyon maruziyeti öyküsü

olan, anormal hormon düzeylerine sahip, semen analizinde

teratospermi saptanan, semen analizi için yeterli miktarda

semen veremeyen (<1,5 ml), USG’de anormal testis parankim

dokusu tespit edilen, soliter testisi olan ve her iki testis

arasında %20’den fazla hacim farkı olan kişiler çalışma dışı

bırakıldı.

Katılımcılara SWE öncesi 3–7 günlük cinsel perhiz uygulanarak

en az iki semen analizi yapıldı. Semen volümü,

total sperm sayısı, progresif hareketlilik, total motil sperm

sayısı gibi semen parametreleri kaydedildi. En yüksek total

motil sperm sayısı olan semen analizi esas alındı.

Elastografik Değerlendirme

Katılımcılara uygulanan USG değerlendirme ve SWE ölçümü

15 yıllık USG deneyimine sahip tek bir radyoloji

uzmanı (G. T.) tarafından yapıldı. Konvansiyonel gri skala

USG bulguları ve USG SWE bulguları açısından iki grup

karşılaştırıldı. Her iki grup Samsung marka RS80A model

USG cihazı ile değerlendirildi. Değerlendirmede 11–14

mHz yüzeyel prob kullanıldı. Region of interest (ROI) boyutu

1×1 cm, derinliği 1–2 cm idi. Hasta ve kontrol grubu

Gök ve ark. • Oligoastenospermide testis elastografisi

181


Şekil 1. a, b. Testis dokusunun anterio-posterior (D1), medio-lateral (D2) boyut ölçümü (a). Testis dokusunun longitudinal (D3) boyut ölçümü ve bu 3 boyut

üzerinden hesaplanmış testis hacmi (b).

Şekil 2. a, b. Testis dokusundan yapılan SWE değerlendirmesindeki 10 ölçümden bir tanesi. Sarı kutu region of interest (ROI) yani ölçüm yapılan ilgili alanı temsil

ediyor (a). Şekil 2a’daki gibi yapılan 10 ölçüm üzerinden hesaplanan median SWE skoru (b).

oda sıcaklığında, sessiz, sakin bir ortamda hasta sedyesine

sırt üstü uzanmış supin pozisyonda incelendi. USG probuna

ince bir sonojel tabakası sürüldü ve belirgin bir bası

oluşturmadan görüntüleme yapıldı. Öncelikle testis dokusu

gri skala USG ile değerlendirilerek eko paterni; homojen-heterojen

olarak kaydedildi. Her iki testisin boyutları

ölçüldükten sonra USG cihazının yazılımında bulunan

programa bu veriler girilerek testislerin hacmi hesaplandı

ve ortalamaları alınarak ortalama testis hacmi bulundu

(Şekil-1a/b). Daha sonra her iki testise USG eşliğinde

SWE uygulandı. Her bir dokuya 1x1 cm boyutunda ROI

seçilerek, vasküler yapıyı içine almayacak şekilde santralden

10 ölçüm sonucu, elastikiyet indeksi kilopaskal (kPa)

olarak ve hız (m/sn) olarak kaydedildi. Ölçümün doğruluğuna

referans olarak; her bir testis dokusu için yapılan

10 ölçümden her birinin Reliability Measurement Index

(RMI) 0,4–1 arasında tutulmaya çalışıldı ve bu 10 ölçümden

elde edilen ortalama değerin interquartile range (IQR)

<%30’un altında tutuldu. Her iki testis için bulunan final

değerlerin ortalaması alınarak ortalama SWE değeri bulundu

(Şekil-2a/b).

İstatistiksel Analiz

Her iki grup için elde edilen veriler SPSS (version 22,0)

veri uygulama programında değerlendirildi. Çalışmamızda

Mann-Whitney U, Spearman korelasyon ve Ki-kare bağımsızlık

testi kullanıldı. Test sonuçlarına göre p değeri

<0,05 olan veriler istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi.

BULGULAR

Çalışmaya Grup 1’de 28 kişi ve Grup 2’de 35 kişi olmak üzere

toplam 63 kişi katıldı. Katılımcıların ortalama yaşları Grup

1’de 29,21±1,09 yıl ve Grup 2’de 29,6±1,14 yıl olup iki grup

arasında anlamlı fark görülmedi (p=0,77). Testislerin ortalama

SWE değerleri Grup 1 için 2,39±0,05 kPA ve Grup 2

için 2,69±0,11 kPA olarak ölçüldü. Her iki grup arasında

istatistiksel anlamlı fark olduğu görüldü (p=0,015). Grup

1’in ortalama total sperm sayısı 33,05±5,8 milyon iken bu

sayı Grup 2’de 91,9±10,6 milyon olarak görüldü. Gruplar

arasında total sperm sayısı açısından anlamlı fark olduğu

saptandı (p<0,001). Mililitre başına düşen sperm konsantrasyonu

Grup 1’de 10,4±1,7 milyon görülürken Grup 2’de

182 Androl Bul 2022;24:180-185


bu sayı 41,1±3,6 milyon olarak bulundu (p<0,001). Total

motil sperm sayısı ise Grup 1’de 12,01±1,9 milyona karşılık

Grup 2’de 47,2±5,07 milyon görüldü ve gruplar arasında

istatistiksel anlamlı fark saptandı (p<0,001). Ortalama testis

hacmi Grup 1’de 14,1±0,96 ml görülürken Grup 2’de

16,4±0,95 ml olarak izlendi. Gruplar arasında testiküler hacim

yönünden anlamlı farklılık yoktu (p=0,066). (Tablo 1).

Tablo 1. Katılımcıların demografik özellikleri, sperm

parametre ve testis özelliklerinin ultrasonografik değerleri

Parametre

Grup 1

(n=28)

Grup 2

(n=35)

p

değeri

Yaş 29,21±1,09 29,6±1,14 0,77

Total sperm sayısı (milyon) 33,05±5,8 91,9±10,6 <0,001

Sperm konsantrasyonu

(1 ml’de)

Total motil sperm sayısı

(milyon)

10,4±1,7 41,1±3,6 <0,001

12,01±1,9 47,2±5,07 <0,001

Ortalama testis hacmi (ml) 14,1±0,96 16,4±0,95 0,066

Ortalama testis

SWE değeri (kPA)

2,39±0,05 2,69±0,11 0,015

Grup 1: Oligoastenospermik grup, Grup 2: Sağlıklı grup, SWE: shear wave elastografi

Her iki gruba ait katılımcıların dahil edildiği korelasyon

analizlerinde testiküler SWE değerlerinin semen parametreleriyle

korelasyonu incelendiğinde, total motil sperm

sayısıyla testiküler SWE değerleri arasında orta derecede

pozitif korelasyon izlenmiştir (r=0,305 ve p=0,015). Total

sperm sayısı ile SWE değerleri arasında ise düşük dereceli

pozitif korelasyon saptanmıştır (r=0,273 ve p=0,03). Sperm

konsantrasyonu ile SWE arasında da düşük dereceli pozitif

korelasyon izlenmiştir (r=0,263 ve p=0,03). Hastaların testis

hacimleriyle testiküler SWE değerleri arasında anlamlı

korelasyon saptanmamıştır (r=-0,23 ve p=0,85) (Tablo 2).

Tablo 2. Katılımcıların testiküler SWE değerlerinin testis

hacmi ve semen parametreleriyle korelasyonu

Parametre r p değeri

Total sperm sayısı 0,273 0,03

Sperm konsantrasyonu 0,263 0,03

Total hareketli sperm sayısı 0,305 0,015

Ortalama testis hacmi -0,23 0,85

SWE: Shear wave elastografi

TARTIŞMA

Günümüzde erkek infertilitesinin saptanmasında temel

tanı yöntemi semen analizidir. Öte yandan son yıllarda

günlük ürolojik pratiğimizde daha fazla yer kaplamaya

başlayan görüntüleme yöntemleri, birçok ürolojik hastalığın

tespitinde yer almakta olup klasik yaklaşımları tamamlayıcı

olarak oldukça etkin veriler sunabilmektedir.

Çalışmamız özel bir ultrasonografik görüntüleme yöntemi

olan SWE ile saptanan testisin doku sertliğinin sperm sayı

ve hareketindeki artış ile pozitif yönde anlamlı korelasyon

gösterdiğini saptayan literatürdeki ilk çalışmadır. Ayrıca

çalışmamıza göre hareketli sperm sayısı diğer semen parametrelerine

göre daha güçlü bir korelasyon göstermektedir.

Bu zamana kadar testiküler SWE ile yapılan sınırlı sayıdaki

çalışmada testiküler sertliğin semen parametreleri ile negatif

korelasyon göstermekte olduğu bildirilse de çalışmamız

bunun tam tersi yönde bir ilişki saptayarak literatüre farklı

bir bakış açısı kazandırmıştır. [6,12,13]

Testis sertliği uzun yıllardır ürolojik muayenenin yapı taşlarından

biridir. Palpasyonda kıvam olarak nitelenen bu

özelliğin sağlıklı bir testiste belirli bir düzeyin üzerinde

olması gerektiği varsayılır. Şahin ve ark., yapmış oldukları

çalışmada intraabdominal testislerin sertlik düzeyi olarak

skrotum içindeki testislere göre palpasyonda daha yumuşak

kıvamlı olduğunu, bu testislerde testis-epididim anomalisinin

belirgin olduğunu ve testis yumuşaklığının abdomen

içindeki yerleşim yükseldikçe daha da arttığını bildirmişlerdir.

[14] Buna karşın testis tümörlerinde doku sertliğinin

anormal derecede arttığı bilinmektedir. [15] Farklı etiyolojik

durumların testis doku sertliğini etkilediğinin görülmesi,

bizi testis dokusunda doku sertliğinin fonksiyon ile ilişkisi

olup olmadığı sorusuna götürmektedir.

Fizik muayenede bize önemli bilgiler veren testis sertliğinin

nicel bir veri olarak ortaya konmasının faydalı olabileceği

düşüncesi, son yıllarda bu veriyi nicel olarak ortaya koyan

USG temelli yöntemleri testiküler patolojilerde de popüler

hale getirmiştir. Özel bir USG tekniği olan SWE son yıllarda

birçok organda farklı klinik tablolarda kullanılmakta

olan güncel bir tekniktir. Birçok organda olduğu gibi son

yıllarda testiküler hastalıklarda da SWE’nin yeri olup olmadığı

araştırılmaktadır. Daha önceki çalışmalar testiküler

mikrolitiazis, orşit, tümör, apse, torsiyon ve fibrozis vakalarına

SWE yapıldığında normal testis parankimine göre

anlamlı farklılık görüldüğünü saptamışlardır. [10,16] Ayrıca

erkek infertilitesinin en sık nedeni olan varikoselde de

SWE ölçümü ile normal gruba göre anlamlı farklılık olduğu

bildirilmiştir. [12] Öte yandan adelösan varikoselinde her

iki testis arasında %20’nin üzerinde hacim kaybı olması

bir cerrahi endikasyon olup, SWE ölçümünde de aynı seviyeden

itibaren anlamlı farklılık görülmesi SWE’nin cerrahi

endikasyon belirtme noktasında da bilgi verebileceğini

göstermiştir. [17]

Zhang ve ark. yaptıkları testis torsiyon modelinde testiküler

hasarın daha fazla görüldüğü olgularda testis sertliğinin artmış

olduğunu göstermiştir. Ayrıca spermatogenizis bozuldukça

SWE ile ölçülen testis doku sertliğinin yükseldiğini

Gök ve ark. • Oligoastenospermide testis elastografisi

183


ortaya koymuşlardır. [18] Illiano ve ark. oligoastenoteratospermik

hastaları incelemiş ve infertil grupta testis sertliğinin

daha fazla olduğunu görmüşlerdir. Testiküler sertliğin

sperm sayısı, konsantrasyonu ve motilitesiyle negatif korelasyon

içinde olduğunu göstermişlerdir. [6] Erdoğan ve

ark., yukarıdaki bulgularla paralel şekilde infertil grubun

testiküler sertlik değerinin sağlıklı gruptan daha yüksek

olduğunu bildirmişlerdir. [12] Yavuz ve ark. da sperm sayısı

artışının testiküler sertlik derecesiyle negatif korelasyon

içinde olduğunu belirtmişlerdir. [13] Rocher ve ark. geniş bir

popülasyonda sağlıklı hastalarla infertil hastaları karşılaştırmışlardır.

Diğer çalışmalardan farklı olarak etiyolojik

olarak birbirinden farklı tipteki infertil hastalar altgruplara

ayrılmış ve obstruktif azospermik vakaların non-obstruktif

azospermik vakalardan daha yüksek testiküler sertlik oranına

sahip olduklarını saptamışlardır. Bu durum altta yatan

etiyolojik nedenin testis doku sertliği üzerindeki önemini

göstermekle birlikte spermatogenezin öngörülmesi bakımından

çalışmamızın verilerini de desteklemektedir. [19]

Çalışmamızda idiyopatik oligoastenospermik erkeklerde

testiküler sertlik değerinin sağlıklı katılımcılardan farklı olduğunu

ortaya koyduk. Ancak çalışmamızın önemi bu farkı

belirlemekten ziyade literatürde yer alan tüm çalışmalara

tezat olarak sperm kalitesinin artışıyla testiküler sertliğin

de arttığını göstermesiydi. Bizden önceki tüm çalışmalarda

var olduğu belirtilen negatif korelasyonun çalışmamızda

görülmemesinin ve tam tersi olarak bir pozitif korelasyon

izlenmesinin literatüre anlamlı bir katkı sağlayacağı düşüncesindeyiz.

Hasta seçimi sırasında dışlama kriterlerine

gösterdiğimiz yüksek hassasiyetin etiyolojik nedeni bilinen

organik patolojilere sahip hastaları dışlamamıza olanak vermesinin

daha homojen bir idiyopatik infertil grup oluşturmamızı

sağladığını ve bu durumun diğer çalışmalardan

daha farklı bir sonuç almamıza neden olmuş olabileceğini

düşünmekteyiz.

Testis hacminin SWE üzerindeki etkileri incelendiğinde literatürde

birbirinden farklı sonuçlara ulaşıldığı görülmektedir.

Erdoğan ve ark. çalışmalarında bu iki değişken arasında

anlamlı bir ilişki saptamamışlardır. [12] Illiano ve ark.

da testiküler hacim ile SWE değerleri arasında anlamlı bir

ilişki olmadığını belirterek bu yargıyı destekler görüş bildirmişlerdir.

[6] Öte yandan Rocher ve ark., testis hacmiyle

testis sertliği arasında pozitif yönde anlamlı korelasyon olduğunu

göstermişlerdir. [19] Yavuz ve ark. da çalışmalarında

testis hacmi ile testis sertliği arasında negatif bir korelasyon

olduğunu belirterek bu görüşü desteklemişlerdir. [13]

Çalışmamızda testiküler hacim gruplar arasında benzer

idi. Yapılan korelasyon analizinde ise testiküler hacim değişiminin

testis doku sertliği ile herhangi bir korelasyon

göstermediği saptandı. Bulgularımız Erdoğan ve ark. ile

Illiano ve ark., çalışmalarında saptanan bulguları desteklemektedir.

[6,12] Çalışmamızda hasta ve sağlıklı gruplar arasında

anlamlı testiküler hacim farklılığının olmamasının

bu sonuçta etkili olabileceği düşüncesindeyiz. Testiküler

hacmi daha düşük olan infertil hastaların sağlıklı hastalarla

karşılaştırılacağı ileri çalışmaların daha farklı sonuçlar çıkarabileceği

akılda tutulmalıdır.

Çalışmamızda bazı limitasyonlar bulunmaktadır.

Çalışmamız tek merkezli bir pilot çalışma olup katılımcı

sayısı sınırlıdır. Ayrıca çalışmamızdaki tüm ölçümler tek

bir radyolog tarafından yapılmıştır. Birden fazla radyoloğun

aynı katılımcı üzerinde farklı zamanlarda birbirinden

bağımsız olarak ölçüm yaptığı ve bu şekilde ölçümlerin

güvenilirliğinin teyit edildiği bir çalışma dizaynının daha

objektif olabileceği kanaatindeyiz. Tüm bu limitasyonların

giderilmesiyle yapılacak çok merkezli ileri çalışmaların

bu konuda literatüre yeni bilgiler kazandırabileceği

düşüncesindeyiz.

SONUÇ

Shear wave elastografi oldukça yeni, ucuz, hastane şartlarında

kolay ulaşılabilen, invaziv olmayan bir tekniktir. Bu

teknik özellikle yüzeyel organlarda doku sertliği ile ilgili

yüksek duyarlılıkta bilgi vermektedir. Çalışmamızda idiyopatik

infertilitesi olan oligoastenospermik erkeklerde testis

doku sertliğinin sağlıklı erkeklerden daha düşük olduğu

saptanmıştır. Ayrıca testis doku sertliğinin semen parametreleri

ile arasında pozitif anlamda korelasyon olduğu

görülmüştür. Öte yandan hareketli sperm sayısının, SWE

değeri ile semen analizindeki diğer parametrelerden daha

güçlü korelasyon gösterdiği saptanmıştır. Bu konuda daha

fazla sayıda hasta ile yapılacak başka randomize kontrollü

prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır.

Etik Kurul Onayı

Çalışma, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Girişimsel Olmayan Klinik

Araştırmalar Etik Kurulu tarafından onaylandı. (onay tarihi ve sayısı: 13.01.2022/14).

Hakem Değerlendirmesi

Dış bağımsız.

Çıkar Çatışması

Yazarlar çıkar ilişkisi olmadığını beyan etmişlerdir.

Finansal Destek

Herhangi bir mali destek alınmamıştır.

Ethics Committee Approval

The study was approved by Aydın Adnan Menderes University Faculty of Medicine Non-

Invasive Clinical Research Ethics Committee. (date and number of approval: 13.01.2022/14).

Peer-review

Externally peer-reviewed.

Conflict of Interest

No conflict of interest was declared by the authors.

Financial Disclosure

No financial support has been received.

184 Androl Bul 2022;24:180-185


KAYNAKLAR

1. Minhas S, Bettocchi C, Boeri L, Capogrosso P, Carvalho J, Cilesiz

NC, et al. European Association of Urology Guidelines on Male

Sexual and Reproductive Health:2021 Update on Male Infertility.

Eur Urol. 2021;80(5):603–20. [CrossRef]

2. Inhorn MC, Patrizio P. Infertility around the globe: new thinking

on gender, reproductive technologies and global movements in the

21st century. Hum Reprod Update. 2015;21(4):411–26. [CrossRef]

3. Jia W, Wang C, Yin Y. Acupuncture for oligospermia and

asthenozoospermia: A systematic review and meta-analysis.

Medicine (Baltimore). 2021;100(48):e27816. [CrossRef]

4. WHO. WHO Manual for the Standardized Investigation and

Diagnosis of the Infertile Couple. Cambridge: Cambridge

University Press; 2000. https://www.who.int/publications/i/

item/9780521774741

5. EAU Guidelines on Sexual and Reproductive Health; 2021.

https://uroweb.org/guidelines/sexual-and-reproductive-health

6. Illiano E, Trama F, Ruffo A, Romeo G, Riccardo F, Crocetto

F, et al. Testicular shear wave elastography in oligo-asthenoteratozoospermic

individuals: a prospective case-control study. Int

Urol Nephrol. 2021;53(9):1773–83. [CrossRef]

7. Fauser BC. Towards the global coverage of a unified registry

of IVF outcomes. Reprod Biomed Online (Netherlands).

2019;38(2):133–7. [CrossRef]

8. Chambers GM, Adamson GD, Eijkemans MJ. Acceptable cost

for the patient and society. Fertil Steril. 2013;100(2):319–27.

[CrossRef]

9. Fang C, Huang DY, Sidhu PS. Elastography of focal testicular

lesions: current concepts and utility. Ultrasonography.

2019;38(4):302–10. [CrossRef]

10. Roy C, de Marini P, Labani A, Leyendecker P, Ohana M. Shear-wave

elastography of the testicle: potential role of the stiffness value in

various common testicular diseases. Clin Radiol. 2020;75(7):560.

e9–560.e17. [CrossRef]

11. Trottmann M, Marcon J, D’Anastasi M, Bruce MF, Stief CG,

Reiser MF, et al. Shear-wave elastography of the testis in the

healthy man - determination of standard values. Clin Hemorheol

Microcirc. 2016;62(3):273–81. [CrossRef]

12. Erdogan H, Durmaz MS, Arslan S, Gokgoz Durmaz F, Cebeci

H, Ergun O, et al. Shear Wave Elastography Evaluation of Testes

in Patients With Varicocele. Ultrasound Q. 2020;36(1):64–8.

[CrossRef]

13. Yavuz A, Yokus A, Taken K, Batur A, Ozgokce M, Arslan H.

Reliability of testicular stiffness quantification using shear wave

elastography in predicting male fertility: a preliminary prospective

study. Med Ultrason. 2018;20(2):141–7. [CrossRef]

14. Şahin C, Yakut G, Haholu A, Poçan S, Tan A. Laparoscopic and open

exploration findings related testis, epididym and vas deference in

adult nonpalpable testes cases. Retrospective analysis of the 114 cases.

Turk J Urol. 2004;30(3):327–31. https://turkishjournalofurology.

com/en/laparoscopic-and-open-exploration-findings-related-testisepididym-and-vas-deference-in-adult-nonpalpable-testes-casesretrospective-analysis-of-the-114-cases-162682

15. Gaddam SJ, Chesnut GT. Testicle Cancer. In: Treasure Island (FL);

2022. https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/33085306/

16. Sun Z, Xie M, Xiang F, Song Y, Yu C, Zhang Y, et al. Utility of

real-time shear wave elastography in the assessment of testicular

torsion. PLoS One. 2015;10(9):e0138523. [CrossRef]

17. Jedrzejewski G, Osemlak P, Wieczorek AP, Nachulewicz P.

Prognostic values of shear wave elastography in adolescent boys

with varicocele. J Pediatr Urol. 2019;15(3):223.e1–223.e5.

[CrossRef]

18. Zhang X, Lv F, Tang J. Shear wave elastography (SWE) is reliable

method for testicular spermatogenesis evaluation after torsion. Int

J Clin Exp Med. 2015;8(5):7089–97. https://www.ncbi.nlm.nih.

gov/pmc/articles/PMC4509191/

19. Rocher L, Criton A, Gennisson J-L, Izard V, Ferlicot S, Tanter M,

et al. Testicular Shear Wave Elastography in Normal and Infertile

Men: A Prospective Study on 601 Patients. Ultrasound Med Biol.

2017;43(4):782–9. [CrossRef]

Gök ve ark. • Oligoastenospermide testis elastografisi

185


ARAŞTIRMA YAZISI | ORIGINAL ARTICLE

Androl Bul 2022;24:186−190

https://doi.org/10.24898/tandro.2022.60863

Erkek Üreme Sağlığı

Mikro-diseksiyon testis sperm ekstraksiyonu ile

ilgili YouTube video kaynaklarının kalitesinin ve

güvenilirliğinin değerlendirilmesi

Evaluation of the quality and reliability of YouTube video resources on

microdissection testicular sperm extraction

Adem Sancı 1 , Cihat Özcan 2 ABSTRACT

ÖZ

AMAÇ: Mikro-diseksiyon testiküler sperm ekstraksiyonu (mTESE) ile

ilgili YouTube’da yer alan Türkçe videoların, kalite ve güvenilirliğini

değerlendirmektir.

GEREÇ ve YÖNTEMLER: mTESE ameliyatı ile ilgili videoları bulmak

için YouTube’un arama işlevi kullanıldı. 01 Nisan 2022 tarihinde “mikro

TESE” terimi kullanılarak güncel olması amacıyla son 5 yılı içeren sistematik

bir arama yapıldı. Aramada çıkan ilk 50 video çalışmaya dâhil edildi.

Çalışmaya dâhil edilen videoların kalitesi, Global Quality Score (GQS)

kullanılarak değerlendirildi. Çalışmaya dahil edilen videoların güvenilirliğini

değerlendirmek için, modifiye edilmiş DISCERN ölçeği kullanıldı.

BULGULAR: mTESE ile ilgili toplam 50 video analiz edildi. Tüm videolar

infertilite ile ilgilenen bir üroloji hekimi tarafından hazırlanmıştı.

Kaynakları hazırlayan tıp doktorlarının %46’sı akademik unvanlara

sahipti. Videolarda, en sık tartışılan konular ameliyat süresi (%32),

mTESE işleminin başarı oranları (%58), mTESE işleminde başarıyı

artıran faktörler (%52) ve ameliyat sonrası komplikasyonlar (%26) idi.

Videoların ortalama GQS’si 3,16±0,86 idi. DISCERN skoru kullanılarak

kaynakların güvenirliği değerlendirildiğinde videoların ortalama

puanı 2,19±1,4’dü. DISCERN’den tam puan alan video yoktu. GQS ve

DISCERN değerlendirme puanı ile videoların diğer karakteristik değişkenleri

arasında korelasyon yoktu.

SONUÇ: Çalışmamızın sonuçları, mikro TESE ile ilgili YouTube’daki

Türkçe kaynaklarda bilgi düzeyinin kabul edilebilir düzeyde olduğunu

ancak bilimsel güvenilirliğinin düşük olduğunu göstermektedir.

Bu nedenle, doğru ve güncel bilgileri içeren, bilimsel gerçeklere sade

bir dille atıfta bulunan kısa ve öz videolar, ilgili dernekler tarafından

hazırlanmalıdır.

Anahtar Kelimeler: mikro-diseksiyon testiküler sperm ekstraksiyonu

(mTESE), YouTube, kalite

OBJECTIVE: In this study, our aim is to evaluate the quality and reliability

of Turkish videos associated with mTESE on YouTube.

MATERIAL and METHODS: YouTube’s search function was used to find

videos associated with mTESE. On April 1, 2022, systematic research

was performed using the term “micro TESE”, covering the last 5 years

in order to be up to date. The first 50 videos were included in the

study. The quality of the videos was evaluated using the Global Quality

Score (GQS). The modified DISCERN scale was used to evaluate the

reliability of the videos.

RESULTS: A total of 50 videos associated with mTESE were analyzed.

All videos were prepared by a urologist who deals with infertility.

46% of the medical doctors had academic titles. The most frequently

discussed topics in the videos were operation time (32%), success

rates of the mTESE procedure (58%), factors that increase the success

of the mTESE procedure (52%), and postoperative complications

(26%). The mean GQS of the videos was 3.16±0.86. When the

reliability of the sources was evaluated using the DISCERN score,

the mean score of the videos was 2.19±1.4. There were no full-rated

videos from DISCERN. There was no correlation between the GQS

and DISCERN evaluation score and other characteristic variables of

the videos.

CONCLUSION: The present study shows that the level of knowledge

in Turkish sources on YouTube associated with micro TESE is at an

acceptable level, but its scientific reliability is low. Therefore, short and

concise videos that contain accurate and up-to-date information and

refer to scientific facts in plain language should be prepared by the

relevant associations.

Keywords: microdissection testicular sperm extraction (mTESE),

YouTube, quality

1

Kızılcahamam Devlet Hastanesi, Üroloji Bölümü, Ankara, Türkiye

2

Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Ankara, Türkiye

Yazışma Adresi/ Correspondence:

Uzm. Dr. Adem Sancı

Kızılcahamam Devlet Hastanesi, İsmetpaşa, Akyüzler Cad No:1, 06890 Kızılcahamam/Ankara,

Türkiye

Tel: +90 534 928 11 30

E-mail: dr.adem88@hotmail.com

Geliş/ Received: 19.06.2022

Kabul/ Accepted: 05.07.2022

GİRİŞ

Azospermi, infertilite nedeniyle yapılan semen analizinde

sperm hücresinin tamamen yokluğu olarak tanımlanır ve

infertil erkeklerin yaklaşık %10–15’inde bu durum mevcuttur.

[1] Azospermik hastaların yaklaşık %60’ı, non-obstrüktif

azospermi (NOA) olarak tanı alır ve önceleri NOA tanılı

hastalarda sperm elde etmek için konvansiyonel yöntemler

uygulanırken, ilk kez 1999 yılında tanımlanan mikro-diseksiyon

testiküler sperm ekstraksiyonu (mTESE) işlemi

186 ©2022 Androloji Bülteni


son dönemlerde oldukça popüler hale gelmeye başlamıştır.

[2,3]

Minor cerrahi komplikasyonlar ile ilişkili olduğu düşünülse

de, günümüzde NOA tanı ve tedavisinde altın standart

cerrahi yöntem olması ve infertilite ilişkili cerrahiler

arasında oldukça sık uygulanması nedeniyle, hekim-hasta

arasında mTESE için karar verme sürecinde fikir birliği olması

önem arz etmektedir. [4,5] Bu fikir birliğinin sağlanması

için hekim, hastaya yapılacak cerrahi işlem ile ilgili, olası

komplikasyonları ve işlem sonrasında hastanın yapması/

yapmaması gerekenleri de içeren bazı bilgiler verir. Bazen

de hastalar bu bilgiye sosyal medya aracılığı ile ulaşabilir.

[6]

Nitekim günümüzde internet aracılığıyla erişilebilen

tıbbi bilgi miktarı her geçen gün artmaktadır. Hastaların

internette gördükleri ve okudukları, hastalık ve tedavi yöntemleri

ile ilgili algılarını ve beklentilerini oldukça etkilediği

açıktır. YouTube ve diğer sosyal medya içerikleri çok

sayıda kaynak ve kişi tarafından oluşturulabilir ve herhangi

bir izleme veya incelemeye tabi tutulmaz. Bu nedenle, bu

bilgilerin doğruluğu ve kalitesi bilinmemektedir. [7,8] Artan

miktarlarda YouTube videolarının kalitesi ve güvenilirliği

“infertilite” başlığı altında tartışılmaktadır, ancak mTESE

ile ilgili, bildiğimiz kadarı ile herhangi bir çalışma bulunmamaktadır.

[8]

Bu çalışmada amacımız mTESE ile ilgili YouTube’da

yer alan Türkçe videoların, kalite ve güvenilirliğini

değerlendirmektir.

GEREÇ ve YÖNTEMLER

Çalışmamız için kurumsal bir etik inceleme kurulunun

onayı gerekli değildi. Youtube videolarına erişim yasal

olarak halka açık olduğu için çalışmamız için etik onay

alınmamıştır.

mTESE ameliyatı ile ilgili videoları bulmak için

YouTube’un arama işlevi kullanıldı. 01 Nisan 2022 tarihinde

“mikro TESE” terimi kullanılarak güncel olması

amacıyla son beş yılı içeren sistematik bir arama yapıldı.

Çalışmamızda, ülkemizde çalışan hekimlere başvuran

hastaların çoğunluğunun ana dillerinin Türkçe olması ve

Türkçe literatüre katkı sağlaması amacı ile sistematik arama

Türkçe olarak, kayıtlı bir geçmiş ve “çerez” içermeyen

bir web tarayıcısı kullanılarak yapıldı. Videolar, yalnızca

alaka düzeyine göre filtrelendi. Kopyalanan videolar tek

bir video olarak değerlendirildi. Aramada çıkan ilk 50 video

çalışmaya dâhil edildi. Toplam kaç videonun çalışmalara

dâhil edileceği ile ilgili fikir birliği olmamakla birlikte

ürolojinin başka konuları ile ilgili benzer çalışmalarda 50

ya da 100 video dahil edilmiştir. [9,10] Arama sonucu toplam

100 video olmaması ve hastaların 100. video ve sonrasını

izlememesi nedeni ile, çalışmamızda ilk 50 video

değerlendirilmiştir. [11]

Türkçe olmayan, mikro TESE ile ilgili olmayan, ses ve/

veya görüntü içermeyen videolar ile ilk 50 sırada yer almayan

videolar çalışma dışında tutulmuştur.

Çalışmaya dâhil edilen videoların içerikleri iki bağımsız

araştırmacı (AS, CÖ) tarafından değerlendirilerek süreleri

(saniye olarak) ve yüklenme tarihinden değerlendirme

tarihine kadar geçen gün sayısı kaydedildi. İçeriğin sahibi;

akademik bir sağlık uzmanı, akademik olmayan sağlık uzmanı,

hekim, hemşire, hasta vs. olarak gruplandırılmıştır.

Ayrıca videoların izlenme sayısı, beğeni sayıları ve yapılan

yorum sayıları kayıt altına alındı.

Çalışmaya dâhil edilen videoların kalitesi, Global Quality

Score (GQS) kullanılarak değerlendirildi. GQS, Bernard

ve arkadaşları tarafından internet tabanlı kaynakları değerlendirmek

için geliştirilen 5 puanlık bir değerlendirme

sistemidir. Bu sistemde, en düşük puan 1, en yüksek puan

5’tir. Dört veya 5 puanlı videolar yüksek kaliteli, 3 puanlı

videolar kabul edilebilir kalitede, ve 1 veya 2 puanlı videolar

ise düşük kaliteli videolar olarak belirlenir. [12]

Çalışmaya dahil edilen videoların güvenilirliğini değerlendirmek

için, modifiye edilmiş DISCERN ölçeği kullanıldı.

Bu ölçekte beş evet/hayır sorusu kullanılır. Sorulara verilen

evet cevabı, 1 puana karşılık gelir. Hayır ise, 0 puana karşılık

gelir. Bu sayede güvenilirlik için maksimum 5 puan

alınabilir. Bu skorlama sistemi ile videonun önyargı ile nesnellik

açısından güvenilirliği, açıklığı, anlaşılırlığı, referanslar

ve ek kaynaklar açısından değerlendirilir. [13]

İstatistiki Analiz

Her iki gruptaki tüm veriler Windows için SPSS v.25.0

(IBM Corp. Sürüm 2018) ile karşılaştırıldı. Sürekli değişkenler

ortalama ± standart sapma ve aralık (minimum-maksimum)

olarak, kategorik değişkenler ise sayı ve

yüzde olarak ifade edildi.

BULGULAR

mTESE ile ilgili toplam 50 video analiz edildi. İlk 50’de

yer alan videolardan iki sessiz, dört kopyalanan video çalışma

dışı bırakıldı. Bu altı video, sıradaki altı video ile

değiştirildi. Video başına ortalama görüntüleme sayısı

6,238±13,921 ve toplam görüntüleme sayısı 175,632 idi.

Video başına ortalama süre 349±465 saniye idi. Video

başına ortalama beğeni sayısı 12 (0–239) idi. Tüm videoların

infertilite ile ilgilenen bir üroloji hekimi tarafından

hazırlanmış olması dikkat çekicidir. Kaynakları hazırlayan

tıp doktorlarının %46’sı akademik unvanlara sahipti.

Videoların %30’unda (15/50) iş veren kurumun (özel

hastane) reklamı tespit edildi. İki videoda hastanın kimliği

ameliyat sırasında açıkça görülüyordu ve hasta onam vermesine

rağmen etik açıdan tartışmalı bulundu. Videolarda,

Sancı ve Özcan • m-TESE ve YouTube

187


en sık tartışılan konular ameliyat süresi (%32), mTESE işleminin

başarı oranları (%58), mTESE işleminde başarıyı

artıran faktörler (%52) ve ameliyat sonrası komplikasyonlar

(%26) idi. Ameliyat dışındaki seçenekler en az tartışılan

konu idi. Mevcut video analizi Tablo 1’de özetlenmiştir.

Videoların ortalama GQS’si 3,16±0,86 idi. Videoların

%8’i (4/50) kötüydü ve hastalar için uygunsuz veya yanlış

içeriğe sahipti, %14’ü (7/50) kalitesizdi ancak sınırlı bilgiye

sahipti, %38’sı (19/50) yetersizdi ancak yine de sınırlı

da olsa hastalar için bilgi içeriyordu, %36’si (18/50) yeterli

kalitede ve hastalar için uygun miktarda bilgiye sahipti ve

%4’ü (2/50) mükemmel kalitede ve gerekli tüm bilgileri

içeriyordu. DISCERN skoru kullanılarak kaynakların güvenirliği

değerlendirildiğinde videoların ortalama puanı

2,19±1,4’dü. Videoların hiçbirinde uygun kaynaklara atıfta

bulunulmamıştı ve, yalnızca %14’ü (7/50) önyargısız ve

tarafsız yorum yaptı. Bu nedenle tüm kriterleri karşılayan

ve DISCERN’den tam puan alan video bulunmamaktadır.

GQS ve DISCERN değerlendirme puanı ile videoların

diğer karakteristik değişkenleri arasında korelasyon yoktu.

Değerlendirme skorları Tablo 2’de özetlenmiştir.

Tablo 1. İlk 50 video içeriğinin analizi

Video Sayısı (n=50)

Ortalama görüntüleme sayısı 6,238±13,921

Toplam görüntüleme sayısı 175,632

Ortalama süre

349±465 sn

Ortalama beğeni sayısı 12 (0–239)

Video hazırlayan

Üroloji hekimi

Akademik ünvan

Reklam içeriği mevcut

Video i̇çeriği

mTESE işleminin başarı oranı

mTESE işleminde başarıyı artıran faktörler

Ameliyat süresi

Ameliyat sonrası komplikasyonlar

Ameliyat dışındaki seçenekler

sn: Saniye, mTESE: mikro-diseksiyon testiküler sperm ekstraksiyonu.

50 (%100)

23 (%46)

15 (%30)

29 (%58)

26 (%52)

23 (%46)

13 (%26)

5 (%10)

Tablo 2. Videoların kalite ve güvenirlik değerlendirilmesi

Kalite değerlendirmesi: GQS

1

2

3

4

5

Güvenilirlik değerlendirmesi: DISCERN

1

2

3

4

5

GQS: Global Quality Score.

Video Sayısı (n=50)

3,16±0,86

4 (%8)

7 (%14)

19 (%38)

18 (%36)

4 (%8)

2,19±1,4

14 (%28)

16 (%32)

13 (%26)

7 (%14)

TARTIŞMA

Hastaların bir kısmı hastalıkları hakkında bilgi almak,

güncel gelişmeleri takip etmek ve en doğru tedavi seçeneklerine

ulaşmak için interneti kullanmaktadır. Özellikle

Türkiye’de 2000’li yılların başından itibaren internete erişilebilirlik

oranının %2,9’dan %59,6’ya çıkmasıyla birlikte

internet neredeyse en güçlü bilgi kaynağı haline gelmiştir.

[14]

YouTube, internetin en sık kullanılan öğelerinden biridir

ve genellikle sağlık sorguları için bir kaynak olarak

kullanılır. Ancak YouTube’a yüklenen birçok video gibi

sağlıkla ilgili videolar, uzman denetimlerinin olmaması nedeniyle

yanıltıcı bilgiler içerebilir. [11] Online kaynaklarda

cerrahi işlemler ve dâhili hastalıklara ilişkin bilgilerin güvenilirliği

ve kalitesi üzerine çok sayıda çalışma bulunmaktadır.

[10,12,15] İnfertilite ile ilgili çalışmalar sınırlı sayıda mevcut

olmakla birlikte, ne Türkçe ne de İngilizce literatürde

bildiğimiz kadarıyla mikro TESE ile ilgili benzer çalışma

bulunmamaktadır. Çalışmamızın sonuçları, mikro TESE

ile ilgili YouTube’daki Türkçe kaynaklarda bilgi düzeyinin

kabul edilebilir düzeyde olduğunu ancak bilimsel güvenilirliğinin

düşük olduğunu göstermektedir.

Çalışmamızda ilk 50 video değerlendirilmiştir. Toplam kaç

videonun çalışmalara dâhil edileceği ile ilgili fikir birliği olmamakla

birlikte benzer çalışmalarda 50 ya da 100 video

dâhil edilmiştir. [9,10] Değerlendirilen video sayısı literatürdeki

çalışmalarla benzerdir. Tüm içeriklerin infertilite ile

ilgilenen uzman hekimler tarafından hazırlanmış olması

oldukça dikkat çekicidir. Bu durumun, üroloji uzmanı hekimlerin

sosyal medyayı kullanım oranlarının yüksek olması

ile ilişkili olduğunu düşünmekteyiz.

Mevcut çalışmada yer alan videolar değerlendirildiğinde,

ortalama GQS’si 3,16±0,86 idi. Videoların genel olarak kaliteli

içeriğe sahip olduğunu bulduk. Ancak, güvenirliği değerlendirdiğimiz

de videoların ortalama puanının 2,19±1,4

olduğunu ve videoların hiçbirinin uygun kaynaklara atıfta

bulunulmadığını ve, yalnızca %14’ü (7/50) önyargısız ve

tarafsız yorum yaptığını belirledik. Çalışmamızın sonuçlarına

göre, DISCERN’den tam puan alan video olmadığını,

güvenilir olmayan video oranının ise %60 olduğunu

belirledik. Tıp alanında YouTube videolarını değerlendiren

diğer çalışmalarda, video güvenilirliği açısından farklı

oranlara rastlanmaktadır. Örneğin, Gül ve arkadaşlarının

YouTube videolarının prematür ejekülasyon konusunda

güvenilirliğini değerlendirdiği çalışmasında güvenilir olmayan

videoların oranı %30’du. [16] Kendi kendine meme

muayenesi ile ilgili, Esen ve arkadaşlarının yaptığı çalışma

da güvenilir olmayan videoların oranı %62 gibi yüksek bir

orandaydı. [17] YouTube videolarını böbrek taşlarıyla ilgili

değerlendiren bir başka çalışmada, Sood ve ark. güvenilir

188 Androl Bul 2022;24:186-190


olmayan videoların oranını sadece %18,2 bulmuştur. [18] Bu

verilerden de anlaşılacağı gibi, YouTube’da güvenirlik oranı

çok çeşitli ve geniş yelpazede değişen videolar mevcuttur.

Bu durum DISCERN skorunun standardize edilememesi

ve validasyonun yeterli oranda yapılaması ile ilgili olabilir.

Mevcut güvenirliğin artırılması yüksek seviyelerde standardize

videolar oluşturulması, ilgili branşlar tarafından yapılan

araştırmalar sonucunda sosyal medyadan atılacak adımlara

da bağlıdır. Hastaları kısaca bilgilendirmek ve hastalık hakkında

farkındalık yaratmak için ilgili derneklerin alt gruplarının

bir araya gelerek başlıklar altında hangi bilgilerin

verilebileceği konusunda fikir birliğine varmaları ilk adım

olabilir. Bu videoların eş zamanlı olarak televizyonlarda ve

Instagram, Facebook, Twitter gibi sosyal medya araçlarında

yoğun tanıtımı ikinci adım olabilir. Aksi takdirde güvenilir

olmayan youtube içerikleri üretilmeye devam edecektir.

Bunun sonucunda, çeşitli kaynaklardan bilgi akışını sağlayan

internet, güvenilir ve kaliteli bilgi vermeyecek ve bu

durumdan en çok etkilenen alanlardan biri de hekim-hasta

ilişkisi olacaktır. Özellikle hastaların gereksiz endişeler yaşaması

ve yanlış bilgilendirmeler sonucunda herhangi bir

dayanak olmaksızın tedaviden beklentilerinin artması, tedaviyi

üstlenen hekim için de sıkıntı yaratmaktadır. ABD’de

yapılan bir çalışmada, hekime başvurmadan önce internetten

edinilen bilgiler nedeniyle hastanın bazı önyargıları

olması durumunda hekimlerin yaklaşık %40’ının tanı ve

tedavisinin etkisiz kaldığına inandıkları saptanmıştır. [19]

Çalışmamızın bazı sınırlamaları mevcuttu. İlk olarak, video

tabanlı tıbbi bilgilerin kalitesini ve güvenilirliğini

değerlendirmek için onaylanmış bir araç henüz bulunmamaktadır.

GQS ve DISCERN, güvenilirliğe sahip yaygın

olarak kullanılan ölçeklerdir. İkincisi, YouTube’un arama

kodu/algoritması net olarak belli değil ve belirli bir aramaya

hangi videoların sunulacağını etkileyen çok farklı

faktörler olabiliyor. Siteye ulaşılan internet protokolü (IP)

bile sonuçları etkileyebilir. Ancak, bu değişkenlik ayarlanabilir

değildir ve algoritmanın herhangi bir aramayı eşit

olarak etkilediğine inanıyoruz, bu tutarsızlığın ihmal edilebilir

olduğunu düşünüyoruz. Bir diğer kısıtlayıcı faktör

ise, YouTube’un dinamik bir yapıya sahip olması ve sürekli

olarak yeni videolar yüklenmesiydi. Bu sonuçları değiştirebilecek

bir faktördür.

Sonuç olarak, dijital dünyada sağlık bilgilerine erişmek için

YouTube kullanımının her alanda olduğu gibi artmaya devam

edeceği bilinen bir gerçektir. Ancak mTESE ile ilgili

YouTube’da mevcut olan Türkçe videolar kalite açısından

umut verici olsa da yeterince güvenilir değildir ve yanıltıcı

olabilir. Bu nedenle, doğru ve güncel bilgileri içeren,

bilimsel gerçeklere sade bir dille atıfta bulunan kısa ve öz

videolar, ilgili dernekler tarafından hazırlanmalıdır.

Hakem Değerlendirmesi

Dış bağımsız.

Çıkar Çatışması

Yazarlar çıkar ilişkisi olmadığını beyan etmişlerdir.

Finansal Destek

Herhangi bir mali destek alınmamıştır.

Peer-review

Externally peer-reviewed.

Conflict of Interest

No conflict of interest was declared by the authors.

Financial Disclosure

No financial support has been received.

KAYNAKLAR

1. Schlegel PN, Li PS. Microdissection TESE. sperm retrieval in nonobstructive

azoospermia. Hum Reprod Update. 1998;4(4):439.

[CrossRef]

2. Schlegel PN. Testicular sperm extraction: microdissection improves

sperm yield with minimal tissue excision. Hum Reprod Update.

1999;14(1):131–5. [CrossRef]

3. Ortaç M, Çilesiz NC, Kadıoğlu A. Nonobstrüktif azoospermili

erkeklerde mikrodiseksiyon testiküler sperm ekstraksiyonu

başarısını etkileyen faktörler. Androloji Bül. 2020;22:12–5.

[CrossRef]

4. Ergün KE, Altay B. Non-obstruktif azoospermide micro-TESE.

Önemli yenilikler. Androloji Bül. 2021;23(4):264–8. [CrossRef]

5. Schlegel PN, Sigman M, Collura B, De Jonge CJ, Eisenberg ML,

Lamb DJ, et al. Diagnosis and treatment of infertility in men:

AUA/ASRM guideline part II. Fertil Steril. 2021;115(1):62–9.

[CrossRef]

6. Kelly-Hedrick M, Grunberg PH, Brochu F, Zelkowitz P. “It’s

Totally Okay to Be Sad, but Never Lose Hope”: content analysis

of infertility-related videos on YouTube in relation to viewer

preferences. J Med Internet Res. 2018;20:e10199. [CrossRef]

7. Lorenc A, Robinson N. A tool to improve patient and public

engagement in commissioning sexual and reproductive health and

HIV services. J Fam Plann Reprod Health Care. 2015;41(1):8–12.

[CrossRef]

8. Gabarron E, Wynn R. Use of social media for sexual health

promotion: a scoping review. Glob Health Action. 2016;9:32193.

[CrossRef]

9. Drozd B, Couvillion E, Suarez A. Medical YouTube videos and

methods of evaluation: literature review. JMIR Med Educ.

2018;4(1):e3. [CrossRef]

10. Batur AF, Altintas E, Gül M. Evaluation of YouTube videos

on primary bladder pain syndrome. Int Urogynecol J.

2022;33(5):1251–8. [CrossRef]

11. Amante DJ, Hogan TP, Pagoto SL, English TM, Lapane KL. Access

to care and use of the Internet to search for health information:

results from the US National Health Interview Survey. J Medical

Internet Res. 2015;17(4):e106. [CrossRef]

12. Bernard A, Langille M, Hughes S, Rose C, Leddin D, van Zanten

SV. A systematic review of patient inflammatory bowel disease

information resources on the world wide web. Am J Gastroenterol.

2007;102(9):2070–7. [CrossRef]

13. Charnock D, Shepperd S, Needham G, Gann R. DISCERN: an

instrument for judging the quality of written consumer health

information on treatment choices. J Epidemiol Community

Health. 1999;53:105–11. [CrossRef]

Sancı ve Özcan • m-TESE ve YouTube

189


14. Internet World Stats. Internet Usage Stats and Market Report.

https://www.internetworldstats.com/eu/tr.htm [Accessed: April 1,

2020].

15. Madathil KC, Rivera-Rodriguez AJ, Greenstein JS, Gramopadhye

AK. Healthcare information on YouTube: A systematic review.

Health Informatics J. 2015;21(3):173–94. [CrossRef]

16. Gul M, Diri MA. YouTube as a source of information about

premature ejaculation treatment. J Sex Med. 2019;16(11):1734–

40. [CrossRef]

17. Esen E, Aslan M, Sonbahar BÇ, Kerimoğlu RS. YouTube English

videos as a source of information on breast self-examination. Breast

Cancer Res Treat. 2019;173(3):629–35. [CrossRef]

18. Sood A, Sarangi S, Pandey A, Murugiah K. YouTube as a source of

information on kidney stone disease. Urology. 2011;77(3):558–

62. [CrossRef]

19. Murray E, Lo B, Pollack L, Donelan K, Catania J, Lee K, et al. The

impact of health information on the internet on health care and the

physician-patient relationship: national U.S. survey among 1.050

U.S. physicians. J Medical Internet Res. 2003;5(3):e17. [CrossRef]

190 Androl Bul 2022;24:186-190


ARAŞTIRMA YAZISI | ORIGINAL ARTICLE

Androl Bul 2022;24:191−198

https://doi.org/10.24898/tandro.2022.57984

Erkek Cinsel Sağlığı

COVID-19 enfeksiyonunun erkek cinsel fonksiyonları

üzerindeki etkisi ve risk faktörleri

The impact of COVID-19 infection on sexual functions of males and

associated risk factors

Emre Salabas , Hüseyin Cihan Demirel , Semih Türk , ibrahim Halil Baloğlu

ÖZ

AMAÇ: Bu çalışmanın amacı COVID-19 hastalığı sonrasında oluşan

erkek cinsel disfonksiyonunun incelenmesi ve risk faktörlerinin

araştırılmasıdır.

GEREÇ ve YÖNTEMLER: Bu çalışma PCR ile onaylanmış COVID-19

tanısı alan erkeklerin enfeksiyon öncesi ve sonrasını, International index

of erectile function-15 (IIEF-15) formu ve alt başlıkları ile sorgulayan

ve risk faktörlerini inceleyen ilk uzunlamasına çalışmadır. 2020-2021

yılları arasında 114 erkek hastaya IIEF-15 formu ilk tanı anında ve 3 ay

sonra olmak üzere 2 defa uygulanmıştır.

BULGULAR: Ortanca yaş 49 yıl (IQR: 29-58.5) olan hastalarda ortanca

IIEF-EF skoru 24’den 20’ye (p=0,001) düşmüş, ayrıca orgazm

(9’dan 8’e,p=0,01), cinsel istek (8’den 7’ye,p=0,001), cinsel tatmin

(11’den 8’e,p=0,001) ve genel tatmin (8’den 7’ye,p=0,001) dahil tüm

alt gruplarda da anlamlı düşüş saptanmıştır. Klinik anlamlı IIEF-EF

düşüşü olan hastalarda, anlamlı oranda daha yüksek diyabet (%37 vs

%13,8, p=0,01), hipertansiyon (%40,7 vs %20,7, p=0,04), sigara içiciliği

(%40,7 vs %20,7, p=0,04), pnömoni (%44,4 vs %23,0,p=0,03)

ve daha düşük oranda halsizlik (%66,7 vs %86,2, p=0,02) gözlemlenmiştir.

Çoklu değişken risk analizinde pnömoni (OR: 3,55,p=0,02) ve

halsizlik semptomu (OR: 0,22,p=0,01) klinik anlamlı IIEF-EF düşüşünün

(IIEF > 4) anlamlı bağımsız risk faktörleri olarak saptanmıştır.

SONUÇ: COVID-19 vakaları kliniğimize ürolojik semptomlar ile başvurabilirler.

Bu enfeksiyon, erektil fonksiyonlar, orgazm, cinsel istek

ve tatmin dahil olmak üzere cinsel fonksiyonların hepsinde bozulmaya

sebep vermektedir. Hastaların üçte birinde erektil disfonksiyon şiddetinde

bir seviye artma görülmüştür. Pnömoni ve halsizlik semptomları,

enfeksiyon sonrası sertleşme sorunu için prediktif faktörlerdir.

Pnömoni, üriner urge semptomu ve diyabet, erektil fonksiyon dışındaki

IIEF alt gruplarında da bozulmaya sebep olabilir. Endotelyal

disfonksiyonun, COVID-19 kaynaklı cinsel disfonksiyon ile ilişkili

olması muhtemeldir.

Anahtar Kelimeler: erektil disfonksiyon, COVID-19, endotelyal

disfonkisyon

ABSTRACT

OBJECTIVE: The objective of this study is to investigate the sexual

dysfunction(SD) occurring after COVID-19 disease and possible risk

factors.

MATRERIAL and METHODS: This is the first longitudinal study

comparing the sexual health of males, prior and latter to PCR confirmed

COVID-19 diagnosis using the all domains of International index of

erectile function-15 (IIEF-15) questionnaire and investigating the risk

factors for SD. Between 2020-2021, 114 male patients were included

and surveyed by IIEF-15 twice, at the time of diagnosis and after 3

months.

RESULTS: Median age was 49 years (IQR: 29-58.5). Median IIEF-EF

score decreased (24 to 20,p=0.001) and there was also a statistically

significant decline in all domains of IIEF-15 including orgasm (9 to

8,p=0.01), sexual desire (8 to 7,p=0.001), sexual satisfaction (11 to

8,p=0.001) and over satisfaction (8 to 7,p=0.001). Patients with an

IIEF-EF decrease > 4 (n=27, 23.7%) had significantly higher rates of

diabetes (37% vs 13.8%, p=0.01), hypertension (40.7% vs 20.7%,

p=0.04), smoking (40.7% vs 20.7%, p=0.04), COVID-19 pneumonia

(44.4% vs 23.0%, p=0.03) and lower rates of fatigue (66.7% vs 86.2%,

p=0.02) than the other group Pneumonia (OR: 3.55,p=0.02), and

fatigue (OR: 0.22,p=0.01) were significant independent risk factors of

minimally clinically significant IIEF-EF decrease (>4).

CONCLUSION: COVID-19 cases may present with urologic symptoms

to our outpatient clinics. The disease causes deterioration in all aspects

of sexual function, including erectile function, orgasm, sexual desire and

satisfaction of the patients. A third of patients face a decrease of one

rank in erectile dysfunction severity. Pneumonia and fatigue symptoms

are significant risk factors of post-COVID-19 erectile dysfunction.

Pneumonia, urinary urgency symptom and diabetes mellitus increase

the risk of deterioration in IIEF domains besides erectile function.

Endothelial dysfunction may be one of the causes of post COVID-19

sexual function decline..

Keywords: erectile dysfunction, COVID-19, endothelial dysfunction

Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi, İstanbul, Türkiye

Yazışma Adresi/ Correspondence:

Uzm. Dr. Emre Salabas

Tema İstanbul 18 F D 25 Küçükçekmece İstanbul 34377 Istanbul - Türkiye

Tel: 05327908491

E-mail: emresalabas@gmail.com

Geliş/ Received: 29.07.2022

Kabul/ Accepted: 16.08.2022

GİRİŞ

Coronavirus 2019 hastalığı (COVID-19) pandemi olarak

ilan edildiği 2020’den beri dünyayı etkilemekte, kamu

sağlığını, sağlık sistemlerini, ekonomi ve yaşam şekillerine

zarar vermektedir. Hastalık sonrası kişilerde hafif yan etkiler

görülebildiği gibi geri dönüşü olmayan uzun dönem

arazlar da oluşabilmektedir. [1]

©2022 Androloji Bülteni

191


Literatürde COVID-19’un etkilerinin kaynağının kardiovasküler

sistem ve endotelyal disfonksiyon olduğu gösteren

çalışmalar mevcuttur. [2] Bu ilişki ayrıca, COVID-19

enfeksiyonunun hücreye giriş yolu olan anjiyotensin dönüştürücü

enzim-2 (ACE-2) reseptörlerinin ve viral spike

protein primeri olan transmembran proteaz serin 2’nin

(TMPRSS-2) endotelyal hücredeki varlığı ile de desteklenmektedir.

[3] Ayrıca, inflamatuvar fazın endotelyal aktivasyon

ve koagulasyon kaskadını başlatarak, endotelyal disfonkisyona

sebep olduğu da kabul edilmektedir. [2] Obezite,

kardiyovasküler hastalıklar ve diyabette gösterildiği gibi endotelyal

disfonksiyonun olduğu her yerde erektil disfonksiyona

da rastlanmaktadır. [4–6] COVID-19 geçiren erkeklerde,

geçirmeyenlere göre erektil disfonksiyon prevalansının

daha fazla olduğunu gösteren çalışmalar mevcuttur. [7]

Ancak literatürde enfeksiyon sonrasında cinsel fonksiyonların

değişimini inceleyen çalışmalar kısıtlıdır.

Çalışmamızın amacı COVID-19’un tüm cinsel fonksiyonlar

üzerindeki etkisini incelemektir. Bu çalışma, Polymerase

Chain Reaction (PCR) testi ile onaylanmış COVID-19

tanısı alan erkeklerin enfeksiyon öncesi ve sonrası cinsel

fonksiyonlarını, sistemik bir sorgu formu olan IIEF-15

(International index of erectile function) ve alt başlıklarını

kullanarak sorgulayan, ayrıca risk faktörlerini inceleyen

ilk uzunlamasına gözlemsel çalışmadır. Çalışmanın ikincil

amacı oluşan disfonksiyonların oluşumdaki prediktif faktörlerin

incelenmesidir. İlk klinik semptomlar, pnömoni

tanısı, hospitalizasyon ihtiyacı ile enfeksiyon sonrası cinsel

disfonkisyon gelişimini arasındaki ilişkinin incelenmesi,

iki hastalık arasındaki ortak patofizyolojik mekanizmalar

hakkında ipucu sağlayabilecektir. Ayrıca elde edilen bilgiler,

klinisyenlere, hastalığın tedavisinde ve hastaların bilgilendirilmesinde

de fayda sağlayacaktır.

GEREÇ ve YÖNTEMLER

Bu çalışma, Helsinki Bildirisiyle uyumlu olacak şekilde tasarlanmış,

kurumumuz etik komitesi tarafından onaylanmıştır.

(3140 sayılı etik kurul kararı). Bütün katılanlardan

bilgilendirilmiş onam alınmıştır. Uzunlamasına (longitudinal)

gözlemsel dizaynı olan çalışmamıza, Mayıs 2020-Mart

2021 arasında hastanemizde COVID-19 tanısı alan 114 erkek

hasta dahil edilmiştir. Vakaların çoğunun tanı ve tedavisi,

poliklinik ve acil serviste tamamlansa da, hastaların 21 tanesi

hospitalize edilmiş, 6 tanesi yoğun bakıma yatırılmış, 3

tanesi entübe edilmiştir. Pnömoni tanısı toraks BT taraması

ve radyoloji raporu ile konulmuştur. Hastaların anamnezi ve

sorgulanması sırasında, fiziksel/mental stres altında olan ya

da acil müdahale gereken hastalarla görüşme ertelenmiştir.

Çalışmanın ilk fazında, hastaların cinsel fonksiyonları, tanı

anından bir ay öncesini kapsayacak şekilde IIEF-15 sorgulama

formu ile irdelenmiştir. [8] Bütün anketler yüz yüze uygulanmış,

hasta isteği olursa sorular açıklanmıştır. Ayrıca demografik

veriler, hastanın ilk başvuru semptomları ve klinik

şikâyetleri, pnömoni tanısı ve hospitalizasyon, yoğun bakım

ve entübasyon durumları çalışmanın ilk fazında kaydedilmiştir.

IIEF-15 sorgu formu, cinsel istek, orgazm, cinsel ve

genel tatmin ve erektil fonksiyonu inceleyen ve önceki çalışmalarda

Türkçe çevirisi de valide edilmiş en çok kullanılan

klinik araştırma araçlarındandır. [9–12] Bütün hastalar IIEF-15

formu ile, hastalığı atlattıktan 3 ay sonra tekrar değerlendirilmişlerdir.

Öncesi ve sonrası sorgulamalar arasındaki

erektil ve diğer cinsel fonksiyonlardaki değişimler, erektil

disfonksiyon (ED) derecesi ve prediktif faktörler bu çalışma

tarafından ele alınmışlardır. Ejakülatuvar disfonksiyon, enfeksiyon

sonrasında ejakülatuvar alışkanlıklarda bir bozulma

ya da değişim (prematür ejakülasyon, gecikmiş ejakülasyon

ve anejakülasyon) olarak tanılanmıştır. Üriner urge, akut

dönemde hastanın ani başlayan, erteleyemediği idrar yapma

isteği olarak tanılanmıştır. [13]

Bu çalışmaya 18–74 yaş arasında, COVID-19 tanısı öncesinde

cinsel aktif olan, sorulara cevap verebilen, karantina

döneminden 3 ay sonra takibe gelmeyi kabul eden

erkekler dâhil edilmiştir. Çalışmadan çıkarma kriterleri ise;

üroloji kliniğine daha önce cinsel disfonksiyon şikâyeti ile

başvurma, ürolojik ve androlojik cerrahi öyküsü olmasıdır.

Aşılanma bir kriter olarak konulmasa da, dönem olarak

hasta grubumuz aşılanma döneminden önce olduğu için,

hastaların hiçbiri aşılı değildir.

İstatistiki Analiz

İstatistiki analiz IBM SPSS Statistics 28,0 (Şikago, IL)

ile gerçekleştirilmiştir. Hasta ve enfeksiyonun özelikleri

tanımlayıcı istatistikler ile özetlenmiştir. Binary ya da ordinal

veriler yüzdesel ifade edilirken, devamlı parametrik

veriler; ortalama + standart deviasyon olarak, normal dağılım

göstermeyen veriler de ortanca+interquartile range

(IQR) olarak tanımlanmışlardır. Shapiro-Wilk testi,

skewness ve kurtosis değerleri, normal dağılımı göstermek

için kullanılmışlardır. Wilcoxon Signed ranked testi,

aynı hasta grubunun COVID öncesi ve sonrası verilerinin

karşılaştırılmasında kullanılmıştır. COVID sonrası IIEF

grup skorlarında anlamlı düşüşlerin prediktif faktörlerin

belirlenmesi ikili çok değişkenli logistik regresyon analizi

ile yapılmıştır (Enter multivariate regression model). Çok

değişkenli analiz modeline, tek değişkenli analizde anlamlı

çıkan akut dönem klinik semptomları, komorbiditeler,

hospitalizasyon, entübasyon ve pnömoni tanısı dâhil edilmişlerdir.

İstatistiki anlamlılık p değerinin <0,05 olması,

güven aralığı (CI) ise %95 olarak kabul edimiştir.

192 Androl Bul 2022;24:191-198


SONUÇLAR

Ortanca yaşı 49 (29–58,5) yıl olan 114 hasta çalışmaya

dâhil edilmişlerdir. Akut dönemdeki hastaların klinik

semptomları: ateş (n=60, %52,6), öksürük (n=58, %50,9),

anosmia (n=55, %48,2), baş ağrısı (n=66, %57,9), halsizlik

(n=93, %81,6), üriner urge (n=44, %38,6), erektil

disfonksiyon (n=32, %28,1), ejakülatuvar disfonksiyon

(n=28, %24,6) olarak bulunmuştur. Ayrıca, 32 (%28,1)

hastada pnömoni gelişmiş, 21 (%18,4) hastada hospitalizasyona

ihtiyaç duyulmuştur. Hastaların sadece 6 (%5,3)

tanesinde yoğun bakım (%2,6), 3 tanesinde de entübasyon

ihtiyacı olmuştur (Tablo 1 ve 2).

Erektil disfonksiyon düzeyi IIEF-EF alt grubuna göre hem

COVID öncesi hem de COVID sonrasında derecelendirilmiştir.

COVID öncesi ED sınıflandırmasında; hastaların

15’i ağır (%13,2), 12’si orta (%10,5), 15’i hafif-orta

(%13,2), 26’sı hafif (%22,8), 46’sı normal (%40,4) olarak

sınıflandırılmıştır. Aynı hastaların ikinci değerlendirmesinde;

21’i ağır (%18,4), 22’si orta (%19,3), 16’sı hafif-orta

(%14,0), 24’ü hafif (%21,1) ve 31’i normal (%27,2)

olarak değerlendirilmiştir (Tablo 3). Bu iki grup Wilcoxon

Signed Rank testi ile karşılaştırıldığında, istatistiki anlamlı

bir fark saptanmış, hastaların %33,3’ünde sırasal düşüş

gözlemlenmiştir (Tablo 3). Ortanca ED derecesi ise 4’ten

(IQR: 3–5), 3’e (IQR: 2–5) düşmüştür (p=0,01).

Hastaların iki vizitleri arasındaki IIEF-15 alt grup karşılaştırmaları

yapıldığında, ortanca IIEF-EF skoru 24’ten

(17,5–28), 20’ye (12–26) düşmüştür. Orgazm grubu

9’dan (8–10) 8’e (5–9) düşerken, cinsel istek grubu ortancası

8’den (7–9) 7’ye (5–9) düşmüştür. Cinsel tatmin

grubunun değeri 11’den (7–12) 8’e (4–12) düşerken, genel

tatmin ortanca değeri 8’den (7–9) 7’ye (4–12) düşmüştür.

Çiftli karşılaştırma yapıldığında, bütün IIEF gruplarında

COVID-19 sonrası dönem, öncesinde göre anlamlı oranda

daha düşük bulunmuştur (p=0,001) (Tablo 4)

Tablo 1. Temel veriler

n 114

Yaş, yıl (IQR) 1

(Aralık)

Akut Dönem, gün (IQR) 1

(Aralık)

49 (29-58.5)

(18-74)

10 (10-13)

(9-49)

n %

Pnömoni 32 28.1

Hospitalizasyon 21 18.4

Yoğum Bakım 6 5.3

Entübasyon 3 2.6

IQR: Interquartile range. Normal dağılım göstermeyen devamlı veriler ortanca ve

IQR olarak verilmiştir.

Tablo 2. COVID-19 akut dönemindeki semptomların sıklığı

ve yüzdeleri

Semptomlar n %

Ateş 60 52.6

Öksürük 58 50.9

Anosmi 55 48.2

Başağrısı 66 57.9

Halsizlik 93 81.6

Urge 44 38.6

Erektil disfonksiyon 32 28.1

Ejakulatuvar Disfonksiyon 28 24.6

Tablo 3. Erektil disfonksiyon şiddet sıralamasının,

hastaların pre-COVID ve post COVID dönemlerindeki

durumunun, Related Samples Wilcoxon Signed Rank testi

ile karşılaştırılması (p=0.001)

ED Şiddeti Pre-COVID Post-COVID

Ağır 15 (13.2%) 21 (18.4%)

Orta 12 (10.5%) 22 (19.3%)

Orta-hafif 15 (13.2%) 16 (14%)

Hafif 26 (22.8%) 24 (21.1%)

Normal 46 (40.4%) 31 (27.2 %)

Ranks

Postcovid Erectile

Dysfunction - Precovid

Erectile Dysfunction

N

Mean

Rank

Sum of

Ranks

Negative Ranks 38a 20,82 791,00

Positive Ranks 2b 14,50 29,00

Ties

74c

Total 114

a. Postcovid Erectile Dysfunction < Precovid Erectile Dysfunction

b. Postcovid Erectile Dysfunction > Precovid Erectile Dysfunction

c. Postcovid Erectile Dysfunction = Precovid Erectile Dysfunction

Tablo 4. IIEF-15 ve alt gruplarının COVID-19 sonrasındaki

değişimi

IIEF

Erektil

Domain

Orgazm

Domain

Cinsel İstek

Domain

Cinsel Tatmin

Domain

Genel Tatmin

Domain

Pre-COVID Post-COVID Delta p

Ortanca

(IQR)

Ortanca

(IQR)

Ortanca

(IQR)

24 (17.5-28.0) 20 (12-26) 4 (0-4) 0.001

9 (8-10) 8 (5-9) 1 (0-2) 0.001

8 (7-9) 7 (5-9) 1 (0-2) 0.001

11 (7-12) 8 (4-12) 3 (0-3) 0.001

8 (7-9) 7 (5-8) 1 (0-2) 0.001

Toplam 55 (46-63) 48 (40-57) 8 (1-11) 0.001

Wilcoxon Signed Rank testi kullanılmıştır. Normal olmayan dağılım gösteren veriler

ortanca (IQR) olarak verilmiştir. IIEF=International Index of Erectile Function.

Delta=Ortancalar arasındaki fark. p<0.05 istatistiki anlamlı olarak Kabul edilmiştir.

Salabas ve ark. • COVID-19 enfeksiyonunun erkek cinsel fonksiyonları üzerindeki etkisi ve risk faktörleri

193


Tablo 5. IIEF-15 alt gruplarında anlamlı düşüş görülen hastalar ile değişmeyen hastaların özelliklerinin karşılaştırılması.

IIEF EF <4 IIEF EF >4 p IIEF OD <1 IIEF OD > 1 p IIEF ISD <3 IIEF ISD >3 p

Toplam 87 (76.3%) 27 (23.7%) 75 (65.8%) 39 (34.2%) 91 23

Yaş (yıl) 45.5

(28.8-58.3)

52.0

(40.0-59.0)

0.17

41.0

(28.0-55.0)

55.0

(40.0-62.0)

0.01

42.5

(28.0-58.5)

55.0

(43.0-59.0)

pre-COVID IIEF-EF 21.3 + 7.9 22.6 + 4.5 0.29 21.7 + 8.0 21.3 + 5.6 0.74 21.7 + 7.6 21.4 + 6.0 0.89

Ateş 44 (50.6%) 16 (59.3%) 0.43 34 (45.3%) 26 (66.7%) 0.03 45 (49.5%) 15 (65.2%) 0.18

Öksürük 42 (48.3%) 16 (59.3%) 0.31 39 (52%) 19 (48.7%) 0.73 48 (52.7%) 10 (42.5%) 0.43

Anosmi 43 (49.4%) 12 (44.4%) 0.65 36 (48%) 19 (48.7%) 0.94 45 (49.5%) 10 (43.5%) 0.6

Başağrısı 52 (59.8%) 14 (51.9%) 0.47 44 (58.7%) 22 (56.4%) 0.81 56 (61.%) 10 (43.5%) 0.12

Halsizlik 75 (86.2%) 18 (66.7%) 0.02 63 (84%) 30 (76.9%) 0.35 76 (83.5%) 17 (73.9%) 0.29

Urge 30 (34.5%) 14 (51.9%) 0.10 22 (29.3%) 22 (56.4%) 0.01 33 (36.3%) 11 (47.8%) 0.31

Pnömoni 20 (23.0%) 12 (44.4%) 0.03 18 (24%) 14 (35.9%) 0.18 19 (20.9%) 13 (56.5%) 0.001

Hospitalizasyon 14 (16.1%) 7 (25.9%) 0.25 10 (13.3%) 11 (28.2%) 0.05 13 (14.3%) 8 (34.8%) 0.02

YBÜ 5 (5.7%) 1 (3.7%) 0.67 4 (5.3%) 2 (5.1%) 0.96 5 (5.5%) 1 (4.3%) 0.82

Entübasyon 2 (2.3%) 1 (3.7%) 0.69 2 (2.7%) 1 (2.6%) 0.97 2 (2.2%) 1 (4.3%) 0.56

Sigara 18 (20.7%) 11 (40.7%) 0.04 18 (24%) 11 (28.2%) 0.62 21 (23.1%) 8 (34.8%) 0.25

Diyabet 12 (13.8%) 10 (37.0%) 0.01 11 (14.7%) 11 (28.2%) 0.08 12 (13.2%) 10 (43.5%) 0.001

Dislipidemi 14 (16.1%) 7 (25.9%) 0.25 8 (10.7%) 13 (33.3%) 0.01 15 (16.5%) 6 (26.1%) 0.28

HT 18 (20.7%) 11 (40.7%) 0.04 15 (20%) 14 (35.9%) 0.06 16 (17.6%) 13 (56.5%) 0.001

KAH 10 (11.5%) 6 (22.2%) 0.16 9 (12%) 7 (17.9%) 0.38 10 (11.0%) 6 (26.1%) 0.06

P değeri <0.05 olan veriler koyu yazılmıştır. Abb: YBÜ: Yoğun bakım ünitesi, EF: Erektil fonksiyon, OD: Orgazm domain, SDD: Cinsel istek domain, ISD: Cinsel tatmin domain, OSD:

Genel tatmin domain Diyabet: Diabetes Mellitus, HT: Hipertansiyon, KAH: Koroner arter hastalığı

0.01

IIEF SDD <1 IIEF SDD >1 p IIEF OSD <1 IIEF OSD >1 p

Toplam 74 (64.9%) 40 (35.1%) 72 (63.1%) 42 (36.9%)

Yaş (yıl)

47.0

(28.5-57.5)

52.5

(38.0-61.5)

0.1

42.0

(28.0-55.0)

53.0

(38.0-50.8)

pre-COVID IIEF-EF 21.7 + 7.9 21.3 + 6.1 0.73 23.4 + 8.2 22.1 + 5.6 0.59

Ateş 34 (45.9%) 26 (65.0%) 0.05 32 (44.4%) 28 (66.7%) 0.02

Öksürük 36 (48.6%) 22 (55.0%) 0.52 35 (48.6%) 23 (54.8%) 0.52

Anosmi 35 (45.9%) 21 (52.5%) 0.5 32 (44.4%) 23 (54.8%) 0.29

Başağrısı 42 (56.8%) 24 (60.0%) 0.73 42 (58.3%) 24 (57.1%) 0.9

Halsizlik 61 (82.4%) 32 (34.4%) 0.74 59 (81.9%) 34 (81.0%) 0.89

Urge 23 (31.1%) 21 (52.5%) 0.03 20 (27.8%) 24 (57.1%) 0.002

Pnömoni 15 (20.3%) 17 (42.5%) 0.01 14 (19.4%) 18 (56.3%) 0.007

Hospitalizasyon 10 (13.5%) 11 (27.5%) 0.07 10 (13.9%) 11 (26.2%) 0.1

YBÜ 3 (4.1%) 3 (7.5%) 0.43 3 (4.2%) 3 (7.1%) 0.49

Entübasyon 1 (1.4%) 2 (5.0%) 0.24 1 (1.4%) 2 (4.8%) 0.27

Sigara 16 (21.6%) 13 (32.5%) 0.20 17 (23.6%) 12 (28.6%) 0.56

Diyabet 8 (10.8%) 14 (35.0%) 0.01 6 (8.3%) 16 (38.1%) 0.001

Dislipidemi 11 (14.9%) 10 (25.0%) 0.18 13 (18.1%) 8 (19%) 0.89

HT 14 (18.9%) 15 (37.5%) 0.03 12 (16.7%) 17 (40.5%) 0.005

KAH 6 (8.1%) 10 (25.0%) 0.01 7 (9.7%) 9 (21.4%) 0.83

P değeri <0.05 olan veriler koyu yazılmıştır. Abb: YBÜ: Yoğun bakım ünitesi, EF: Erektil fonksiyon, OD: Orgazm domain, SDD: Cinsel istek domain, ISD: Cinsel tatmin domain, OSD:

Genel tatmin domain Diyabet: Diabetes Mellitus, HT: Hipertansiyon, KAH: Koroner arter hastalığı

0.03

Hastalar IIEF skorlarında anlamlı düşüş olanlar ve olmayanlar

olarak gruplandırılmışlardır. IIEF-EF skorunda >4

olan bir düşük minimum klinik anlamlı değişiklik olarak

kabul edilmiştir. [14] Klinik anlamlı IIEF-EF düşüşü olan

hastalarda, anlamlı oranda daha yüksek diyabet (%37 vs

%13,8, p=0,01), hipertansiyon (%40,7 vs %20,7, p=0,04),

sigara içiciliği (%40,7 vs %20,7, p=0,04), pnömoni

(%44,4 vs %23,0, p=0,03) ve daha düşük oranda halsizlik

(%66,7 vs %86,2, p=0,02) gözlemlenmiştir (Tablo 5).

İkili çoklu değişkenli logistik regresyon analizinde (Binary

194 Androl Bul 2022;24:191-198


multivariate logistic regression analysis) anlamlı IIEF-EF

düşüşünün prediktif faktörleri olarak halsizlik (OR: 0,22,

95 %CI: 0,37–0,69, p=0,01) ve pnömoni (OR: 3,55, 95

%CI: 1,26–10,0, p=0,02) bulunmuştur (Tablo 6).

Diğer IIEF gruplarında, cinsel tatmin grubu dışındaki tüm

gruplarda saptanan ortanca düşüşü 1 olduğu için, >1 büyük

ortanca düşüşleri klinik anlamlılık limiti olarak kabul

edilmiştir. Anlamlı orgazm grubu düşüşü olan hastaların

(n=39, %34,2), daha yaşlı ve daha yüksek oranda diyabet,

dislipidemi, hospitalizasyon, üriner urge semptomu ve ateş

semptomu gösterdikleri saptandı. Çoklu değişken analizde

sadece üriner urge istatistiki anlamlı prediktif faktör olarak

saptandı (OR: 2,67, 95 %CI: 1,08–6,59, p=0,03). Cinsel

tatmin grubunda anlamlı düşüş olan hastalarda (n=40,

%35,1), daha yüksek oranda diyabet, hipertansiyon, koroner

arter hastalığı ile beraber pnömoni, ateş ve üriner urge

semptomlarına rastlandığı görüldü. Çoklu değişken analizinde

hiç bir faktörde istatistiki anlamlılık saptanmadı.

Genel tatmin grubunda düşüş olan hastalar (n=42, %36,9)

daha yaşlı olmakla beraber aynı zamanda daha yüksek

oranda diyabet, hipertansiyon ve pnömoni tanısına sahiptiler.

Çoklu değişken analizinde diyabetes prevalansı (OR

7,56, 95 %CI: 1,68–34,2, p=0,01) ve pnömoni gelişimi

(OR 2,94, 95 %CI: 1,14–7,55 p=0,03) iki risk faktörü

olarak tespit edildiler. Nihai olarak cinsel tatmin skorunda

düşüşü >3 olan hastaların yaşının daha fazla olduğu,

daha yüksek diyabetes ve hipertansiyon prevalansıyla beraber

pnömoni ve hospitalizasyon oranlarının da daha fazla

olduğu saptandı. Çoklu değişken analizinde prediktif faktör

olarak sadece pnömoni saptandı (OR 3,65, 95 %CI

1,03–12,8, p=0,04) (Tablo 5 ve 6).

TARTIŞMA

COVID-19 pandemisini inceleyen pek çok çalışma olsa

da, bunların önemli bir kısmı hastalalığın üreme sağlığı

üzerindeki etkisini veya kapanmaların çiftlerin psikolojileri

üzerindeki olumsuz etkilerini incelemektedir. [15–18]

Tablo 6. COVID-19 komplikasyonlarının çoklu değişken logistik regresyon analizi

EF Decrease >4 OD Decrease >1 SDD Decrease >1 ISD Decrease >3 OSD Decrease >1

OR (95% CL) p OR (95% CL) p OR (95% CL) p OR (95% CL) p OR (95% CL) p

Yaş (yıl) - - 1.0

(0.98-1.04)

Ateş - - 2.01

(0.83-4.90)

0.68 - - 1.01

(0.96-1.05)

0.13 1.73

(0.72-4.17)

0.8 1.00

(0.98-1.04)

0.22 - - - -

Öksürük - - - - - - - - - -

Anosmi - - - - - - - - - -

Başağrısı - - - - - - - - - -

Halsizlik 0.22

(0.37-0.69)

Urge - - 2.67

(1.08-6.59)

Pnömoni 3.55

(1.26 -10.0)

Hospitali

zasyon

0.01 - - - - - - - -

0.03 1.89

(0.79-4.49)

0.02 - - 2.00

(0.75-5.32)

- - 1.50

(0.49-4.59)

0.15 - - - -

0.17 3.65

(1.03-12.89)

0.47 - - 1.49

(0.34-6.49)

0.04 2.94

(1.14-7.55)

0.56

0.03

0.59 - -

YBÜ - - - - - - - - - -

Entübasyon - - - - - - - - - -

Sigara 2.18

(0.79-6.07)

Diyabet 3.63

(0.82-16.19)

Dislipidemi - - 3.36

(0.98-11.49)

HT 0.91

(0.22-3.85)

0.13 - - - - - - - -

0.09 - - 4.12

(0.94-18.01)

0.9 - - 0.67

(0.16-2.97)

KAH - - - - 1.91

(0.44-8.16)

0.06 2.47

(0.58-10.52)

0.22 7.56

(1.68-34.2)

0.06 - - - - - -

0.62 2.96

(0.67-12.98)

0.15 0.74

(0.18-3.10)

0.38 - - - -

COVID-19 cinsel komplikasyonlarının binary logistic regresyon analizi. Enter modeli. İstatistiki anlamlı parametreler modele dahil edilmiştir. Sonuçlarda anlamlı olanlar koyu

yazılmıştır.

0.01

0.68

Salabas ve ark. • COVID-19 enfeksiyonunun erkek cinsel fonksiyonları üzerindeki etkisi ve risk faktörleri

195


Pandeminin sağlık çalışanlarının cinsel hayatları üzerindeki

olumsuz etkini inceleyen çalışmalar dahi yapılmıştır.

[19]

Ancak bu araştırma, PCR ile onaylanmış COVID-19

tanısı alan erkeklerin enfeksiyon öncesi ve sonrası cinsel

fonksiyonlarını, IIEF-15 ve alt başlıklarını kullanarak yüz

yüze sorgulayan ve oluşan cinsel disfonksiyonların risk faktörlerini

inceleyen ilk uzunlamasına gözlemsel çalışmadır.

Aynı grubun, iki farklı zaman aralığındaki durumunun

incelenmesi, kohortlar arası farklardan kaynaklanabilecek

biasları da engellemektedir.

Çalışmamızın ilk önemli sonucu, hastalarda enfeksiyonun

akut döneminde üriner urge (%38,6), erektil disfonksiyon

(%29,1) ve ejakulatuar disfonksiyon (%25,5) gibi ürolojik

şikayetlerin oluşmasıdır. Bundan dolayı tanı almamış

COVID-19 hastalarının polikliniğimize bu şikayetlerle

başvurabileceği unutulmamalıdır. İkinci önemli nokta ise

enfeksiyon sonrasında hastalarda anlamlı oranda bir erektil

fonksiyon kaybı (IIEF-EF 24’den 20’ye, p=0,001) yaşandığı

ve erkeklerin 1/3’ünde erektil disfonksiyon şiddetinde

bir kademelik düşüş olduğu gözlemlenmiştir. Başka çalışmalarda

da, IIEF-5 skorlarında hafif ama istatistiki anlamlı

düşüşler gözlemlenmiştir. Bir çalışmada ortalama IIEF-5

skoru 23,5’dan 22,6’ya (p=0,001) 3 ay içinde düşerken,

başka bir çalışmada da 15,2’den 14,2’ye düşmüştür. [20–21]

Karkin ve ark.’nın çalışmasında IIEF-5 skorları (23,5’dan

11,0’a, p<0,001), total testosteron seviyeleri (345,6

ng’dl’den 297,3 ng/dl’ye, p<0,001) bütün yaş gruplarında

(20–60) ciddi oranda düşmüştür. [22] Sansolene ve ark.’nın

çalışmasında ise COVID-19 tanısı alan erkeklerde, sağlıklı

kontrollere göre daha yüksek oranda sertleşme sorunu olduğu

raporlanmıştır.[7] Fang ve ark. tarafından 612 Çinli

erkekte yapılan bir çalışmada ise IIEF-5 skorlarında 1,13

puanlık bir düşüş saptanmış ve bu genel anksiyete (GAD-

7), depresyon (PHQ-9) ve azalmış fiziksel egzersizle ilişkilendirilmiştir.

[23]

Çalışmamıza dâhil edilen 114 erkeğin, 27’sinde (%23,7)

klinik minimum anlamlı IIEF-EF düşüşü (≥4) saptanmıştır.

Bu düşüşün risk faktörü olarak yapılan tek değişkenli

analizde diyabetes tek değişkenli analizde diyabetes, hipertansiyon

ve sigara içiciliği gibi endotelyal disfonksiyon

ile ilişkili durumlar önce çıksa da, çok değişkenli analizde

sadece pnömoni ve halsizlik semptomu anlamlığını korumuştur.

Saad ve ark.’nın çalışmasında, sigara içiciliği, baz

IIEF-5 skoru ve COVID-19 şiddeti yeni ED oluşumunda

bağımsız risk faktörleri olarak bulunmuştur. [20] Diğer bir

çalışmada ise enfeksiyon sonrası IIEF-5 skorlarının testosteron

seviyeleri ile paralel, hasta yaşıyla da ters korelasyona

sahip olduğu gösterilmiştir. Aynı çalışmada yoğum

bakımda yatmanın da IIEF-5 skoru üzerindeki olumsuz

etkisi raporlanmıştır. [22] Hastalığın akut dönemindeki

üriner urge bulgusunun, nekahet dönemindeki IIEF-15

orgazm skorundaki düşüş için bir risk faktörü olduğunu

tespit ettik. Aşırı aktif mesane, prostat inflamasyonu ve

erektil disfonksiyonun, nitrik oksit yolakları üzerinden

ortak oluşum mekanızmalarına sahip olduğunu gösteren

eski çalışmalar mevcut olsa da, bu konuda daha fazla

patofizyolojik araştırmalar gerekmektedir. Çalışmamızda

cinsel tatmin grubundaki anlamlı düşüş için pnömoni

bir risk faktörüyken, genel tatmin skorlarındaki düşüşün

risk faktörleri olarak pnömoni tanısı ve diyabet hastalığı

bulunmuştur.

Çalışmamızda, Saad ve ark.’nın bulgularının aksine sigara

içiciliği ve bazal IIEF-EF skoru istatistiki anlamlı risk

faktörleri olarak bulunmasa da; iki çalışmada öne çıkan

pnömoni tanısı, yoğun bakıma yatış ve COVID-19 şiddeti

risk faktörlerinin hepsi vücuttaki inflamasyon düzeyi

ve SARS ile ilişkidirler. COVID-19’un kendisi endotelyal

bir hastalık olarak kabul edilmiş ve komplikasyonları endotelyal

disfonksiyon ile ilişkilendirilmiştir. [24] COVID-

19’un vücutta aktive olma sürecinde rol oynayan ACE-2

ve TMPRSS-2’nin endotelyal hücrelerdeki varlığı da bu

tezi desteklemektedir. [3,7] COVID-19 pnömonisi ve akciğer

hasarı pro-inflamatuvar sitokinlerin devamlı salınımı

(sitokin fırtınası) ile ilişkili olup, hastaneye yatış da genellikle

hiper-inflamasyon kaynaklı ağır semptomatik vakalarda

gerekmektedir. [24,25] Oluşan doku hasarı SARS-COV-2

virüsünün direkt etkisinden ziyade, IL-6, TNF-alfa gibi

sitokinlerin masif salınımı sonrası oluşan akut hiper-inflamasyon

kaynaklı olduğu gösterilmiştir. [26] Bahsi geçen

sitokinler akciğer parankimini, oksijen emilimini ve endotelyal

hücrelere zarar verip, koagulasyon kaskadı ile beraber

trombotik olaylara sebep olur. [27] Bütün bu bilgiler ve

pnömoninin COVID-19 kaynaklı erektil disfonksiyonun

risk faktörü olması, altta yatan sebeplerden birinin endotelyal

disfonksiyon olduğu tezini güçlendirmektedir. Diğer

COVID-19 kaynaklı ED sebepleri arasında Leydig hücre

hasarına bağlı hiper-gonadatropik hipogonadizm ile kardiyomiyopati

ve miyokardit, hipoksi ve anosmi sayılabilir.

[28–30]

Ek olarak Bertola ve ark. cinsel disfonksiyon sebeplerinden

biri olarak anosmiyi işaret etse de, çalışmamızda

ikisi arasında herhangi bir istatistiki bağ görülmemiştir. [31]

Çalışmamızın limitasyonları arasında hastaların hastaneye

başvuran hastalar arasından seçilmesi ve bu sebeple enfeksiyon

semptomlarının olduğundan fazla çıkma ihtimali

sayılabilir. Ayrıca vücut kitle indeksinin olmaması bir limitasyon

sayılabilse de, çalışmanın uzunlamasına yapısı ve

aynı hastaları incelmesi, bu biası ortadan kaldırmaktadır.

Sonuç olarak, COVID-19 vakaları kliniğimize ürolojik

semptomlar ile başvurabilirler. Bu enfeksiyon, erektil

196 Androl Bul 2022;24:191-198


fonksiyonlar, orgazm, cinsel istek ve tatmin dahil olmak

üzere cinsel fonksiyonların hepsinde bozulmaya sebep vermektedir.

Hastaların üçte birinde erektil disfonksiyon şiddetinde

bir seviye artma görülmüştür. Pnömoni ve halsizlik

semptomları, enfeksiyon sonrası sertleşme sorunu için

prediktif faktörlerdir. Pnömoni, üriner urge semptomu ve

diyabet, erektil fonksiyon dışındaki IIEF alt gruplarında

da bozulmaya sebep olabilir. Endotelyal disfonksiyonun,

COVID-19 kaynaklı cinsel disfonksiyon ile ilişkili olması

muhtemeldir.

Etik Kurul Onayı

Çalışma, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi

Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu tarafından onaylandı.

(onay tarihi ve sayısı: 16.02.2021/3140).

Hakem Değerlendirmesi

Dış bağımsız.

Çıkar Çatışması

Yazarlar çıkar ilişkisi olmadığını beyan etmişlerdir.

Finansal Destek

Herhangi bir mali destek alınmamıştır.

Ethics Committee Approval

The study was approved by Health Sciences University Şişli Hamidiye Etfal Training and

Research Hospital Health Practice and Research Center Clinical Research Ethics Committee.

(date and number of approval: 16.02.2021/3140).

Peer-review

Externally peer-reviewed.

Conflict of Interest

No conflict of interest was declared by the authors.

Financial Disclosure

No financial support has been received.

KAYNAKLAR

1. Del Rio C, Collins LF, Malani P. Long-term Health Consequences

of COVID-19. JAMA. 2020;324(17):1723–4. [CrossRef]

2. Barbosa LC, Gonçalves TL, de Araujo LP, Rosario LV, Ferrer VP.

Endothelial cells and SARS-CoV-2: An intimate relationship.

Vascul Pharmacol. 2021;137:106829. [CrossRef]

3. Kresch E, Achua J, Saltzman R, Khodamoradi K, Arora H, Ibrahim

E, et al. COVID-19 Endothelial Dysfunction Can Cause Erectile

Dysfunction: Histopathological, Immunohistochemical, and

Ultrastructural Study of the Human Penis. World J Mens Health.

2021;39(3):466–9. [CrossRef]

4. Traish AM, Feeley RJ, Guay A. Mechanisms of obesity and related

pathologies: androgen deficiency and endothelial dysfunction may

be the link between obesity and erectile dysfunction. The FEBS J.

2009;276(20):5755–67. [CrossRef]

5. Vlachopoulos C, Ioakeimidis N, Terentes-Printzios D, Stefanadis

C. The triad: erectile dysfunction--endothelial dysfunction--

cardiovascular disease. Curr Pharm Des. 2008;14(35):3700–14.

[CrossRef]

6. Fonseca V, Jawa A. Endothelial and erectile dysfunction, diabetes

mellitus, and the metabolic syndrome: common pathways and

treatments? Am J Cardiology. 2005;96(12 Supp 2):13–18.

[CrossRef]

7. Sansone A, Mollaioli D, Ciocca G, Colonnello E, Limoncin E,

Balercia G, Jannini EA. “Mask up to keep it up”: Preliminary

evidence of the association between erectile dysfunction and

COVID-19. Andrology. 2021;9(4):1053–9. [CrossRef]

8. Rosen RC, Riley A, Wagner G, Osterloh IH, Kirkpatrick J,

Mishra A. The international index of erectile function (IIEF): a

multidimensional scale for assessment of erectile dysfunction.

Urology. 1997;49(6):822–30. [CrossRef]

9. Akkus E, Kadioglu A, Esen A, Doran S, Ergen A, Anafarta K,

Hattat H; Turkish Erectile Dysfunction Prevalence Study Group.

Prevalence and correlates of erectile dysfunction in Turkey: a

population-based study. Eur Urol. 2002;41(3):298–304. [CrossRef]

10. Serefoglu EC, Atmaca AF, Dogan B, Altinova S, Akbulut Z,

Balbay MD. Problems in understanding the Turkish translation

of the international index of erectile function. J Andrology.

2008;29(4):369–73. [CrossRef]

11. Bayraktar Z, Atun AI. Despite some comprehension problems the

International Index of Erectile Function is a reliable questionnaire

in erectile dysfunction. Urologia Int. 2012;88(2):170–6. [CrossRef]

12. Turunc T, Deveci S, Güvel S, Peşkircioğlu L. The assessment of

Turkish validation with 5 question version of International Index

of Erectile Function (IIEF-5). Turk Uroloji Derg. 2007;33:45–9.

https://www.researchgate.net/publication/283773629_The_

assessment_of_Turkish_validation_with_5_question_version_of_

International_Index_of_Erectile_Function_IIEF-5

13. Chapple C, Hillary CJ, Patel A, MacDiarmid S. Urodynamics

Made Easy, 4th ed. Elsevier; 2018.

14. Rosen RC, Allen KR, Ni X, Araujo AB. Minimal clinically important

differences in the erectile function domain of the International

Index of Erectile Function scale. Eur Urol. 2011;60(5):1010–6.

[CrossRef]

15. Costantini E, Trama F, Villari D, Maruccia S, Li Marzi V, Natale F,

et al. The Impact of Lockdown on Couples’ Sex Lives. J Clin Med.

2021;10(7):1414. [CrossRef]

16. De Rose AF, Chierigo F, Ambrosini F, Mantica G, Borghesi M,

Suardi N, Terrone C. Sexuality during COVID lockdown: a crosssectional

Italian study among hospital workers and their relatives.

Int J Impot Res. 2021;33(1):131–6. [CrossRef]

17. Cocci A, Giunti D, Tonioni C, Cacciamani G, Tellini R, Polloni

G, et al. Love at the time of the Covid-19 pandemic: preliminary

results of an online survey conducted during the quarantine in

Italy. Int J Impot Res. 2020;32(5):556–7. [CrossRef]

18. He Y, Wang J, Ren J, Zhao Y, Chen J, Chen X. Effect of

COVID-19 on Male Reproductive System - A Systematic Review.

Front Endocrinol (Lausanne). 2021;12:677701. [CrossRef]

19. Culha MG, Demir O, Sahin O, Altunrende F. Sexual attitudes

of healthcare professionals during the COVID-19 outbreak. Int J

Impot Res. 2021;33(1):102–9. [CrossRef]

20. Saad HM, GamalEl Din SF, Elbokl OM, Adel A. Predictive factors

of erectile dysfunction in Egyptian individuals after contracting

COVID-19: A prospective case-control study. Andrologia.

2022;54(1):e14308. [CrossRef]

21. Sivritepe R, Uçak Basat S, Baygul A, Küçük EV. The effect of

interleukin-6 level at the time of hospitalisation on erectile

functions in hospitalised patients with COVID-19. Andrologia.

2022;54(1):e14285. [CrossRef]

22. Karkin K, Alma E. Erectile dysfunction and testosterone levels

prior to COVID-19 disease: What is the relationship? Arch Ital

Urol Androl. 2021;93(4):460–4. [CrossRef]

23. Fang D, Peng J, Liao S, Tang Y, Cui W, Yuan Y, et al. An Online

Questionnaire Survey on the Sexual Life and Sexual Function

of Chinese Adult Men During the Coronavirus Disease 2019

Epidemic. Sex Med. 2021;9(1):100293. [CrossRef]

24. Libby P, Lüscher T. COVID-19 is, in the end, an endothelial

disease. Eur Heart J. 2020;41(32):3038–44. [CrossRef]

Salabas ve ark. • COVID-19 enfeksiyonunun erkek cinsel fonksiyonları üzerindeki etkisi ve risk faktörleri

197


25. Pelaia C, Tinello C, Vatrella A, De Sarro G, Pelaia G. Lung

under attack by COVID-19-induced cytokine storm:

pathogenic mechanisms and therapeutic implications.

2020;14:1753466620933508. [CrossRef]

26. Felsenstein S, Herbert JA, McNamara PS, Hedrich CM.

COVID-19: Immunology and treatment options. Clin Immunol.

2020;215:108448. [CrossRef]

27. Noris M, Benigni A, Remuzzi G. The case of complement activation

in COVID-19 multiorgan impact. Kidney Int. 2020;98(2):314–

22. [CrossRef]

28. Okçelik S. COVID-19 pneumonia causes lower testosterone levels.

Andrologia. 2021;53(1):e13909. [CrossRef]

29. Kadihasanoglu M, Aktas S, Yardimci E, Aral H, Kadioglu A.

SARS-CoV-2 Pneumonia Affects Male Reproductive Hormone

Levels: A Prospective, Cohort Study. J Sex Med. 2021;18(2):256–

64. [CrossRef]

30. Isidori AM, Buvat J, Corona G, Goldstein I, Jannini EA, Lenzi

A, et al. A critical analysis of the role of testosterone in erectile

function: from pathophysiology to treatment-a systematic review.

Eur Urol. 2014;65(1):99–112. [CrossRef]

31. Bertolo R, Cipriani C, Bove P. Anosmia and ageusia:a piece

of the puzzle in the etiology of COVID-19-related transitory

erectile dysfunction. J Endocrinol Invest. 2021;44(5):1123–4.

[CrossRef]

198 Androl Bul 2022;24:191-198


DERLEME | REVIEW

Androl Bul 2022;24:199−203

https://doi.org/10.24898/tandro.2022.84755

Gelişimsel Üreme ve Seksüel Biyoloji

Obezitede cinsel yaşam ve hemşirelik yaklaşımı

Sexual life and nursing approach in obesity

Melike Kahveci 1 , Ebru Cirban Ekrem 2 , Özlem Demirel Bozkurt 3

ÖZ

Cinsellik fizyolojik, biyolojik ve psikolojik olarak insanların yaşamında

önemli rolü olan bir eylemdir ve cinsellik insan hayatındaki birçok

faktörden etkilenmektedir. Obezite ise dünyada görülme oranı gittikçe

artan küresel bir sağlık sorunudur. Obezite kadınlarda ve erkeklerde cinselliği

çeşitli patofizyolojik mekanizmalarla, farklı şekil ve boyutlarda etkilemektedir.

Bireylerdeki mevcut risk faktörlerinin ve komorbiditelerin

tanı ve tedavisi, obezitesi olan kişilerde yaşam kalitesinin iyileştirilmesinde

ve cinsel işlev bozukluğunun önlenmesinde belirleyici bir faktördür.

Bireyin cinsel yaşam ile ilgili bir sorun çözüme kavuşturulduğunda

aynı zamanda biyopsikososyal sağlığının da olumlu etkileneceği göz ardı

edilmemelidir. Obez bireylere yönelik cinsel danışmanlık konusunda

hemşirelerde, bireylerin yaşam kalitesini ve cinsel yaşam kalitesini arttırıcı

faktörlere vurgu yapmalıdır. Hemşireler obez bireylere cinsel yaşam

ile ilgili danışmanlık verirken, kullanılabilecek modellerden birey için

uygun olanı tercih etmelidir. Bu derlemede kadın ve erkek obezitesinin

cinsel sağlık ve cinsel yaşam üzerine etkisini, obeziteye bağlı komorbiditeleri,

cinsel işlevselliği ve obezitede hemşirelik yaklaşımını literatür

doğrultusunda incelemek amaçlandı.

Anahtar Kelimeler: obezite, cinsellik, cinsel sağlık, hemşirelik

ABSTRACT

Sexuality is an action that has an important role in people’s lives

physiologically, biologically and psychologically, and sexuality is affected

by many factors in human life. Obesity is a global health problem with

an increasing incidence in the world. Obesity affects sexuality in men

and women with various pathophysiological mechanisms, in different

shapes and sizes. Diagnosis and treatment of existing risk factors and

comorbidities in individuals is a decisive factor in improving quality of

life and preventing sexual dysfunction in people with obesity. It should

not be ignored that the biopsychosocial health of the individual will also

be positively affected when a problem related to sexual life is resolved.

In terms of sexual counselling for obese individuals, nurses should

emphasize the quality of life of individuals and the factors that increase

the quality of sexual life. While giving counselling to obese individuals

about sexual life, nurses should choose the models that are suitable for

the individual. In this review, it was aimed to examine the effects of

male and female obesity on sexual health and sexual life, obesity-related

comorbidities, sexual functionality and nursing approach in obesity in

line with the literature.

Keywords: obesity, sexuality, sexual health, nursing

GİRİŞ

Cinsellik, insan yaşamında, mutluluğunda ve aile hayatında

önemli yeri olan çok boyutlu bir kavramdır. Bireylerin

yaşı, eğitim durumu, alkol-sigara kullanımı, gelenek-görenekleri,

toplum yapısı, genel sağlık durumu, benlik algısı,

cinsellik konusundaki bilgi düzeyi, cinsel partner tercihleri,

aile hayatındaki değişiklikler, mevcut kronik ve psikiyatrik

hastalıklar, obezite gibi birçok faktör cinselliği ve cinsel

sağlığı etkileyebilir. [1,2]

1

Ege Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği

Anabilim Dalı, İzmir, Türkiye

2

Bartın Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi, Hemşirelik Bölümü, Doğum,

Kadın Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı, Bartın, Türkiye

3

Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi, Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği

Anabilim Dalı, İzmir, Türkiye

Yazışma Adresi/ Correspondence:

Öğr. Gör. Ebru Cirban Ekrem

Karaköy Mahallesi Bartın Üniversitesi Ağdacı Kampüsü Sağlık Bilimleri Fakültesi

No: 309 Bartın/merkez 74100 Merkez - Türkiye

Tel: +90 378 223 53 87

E-mail: cirban.ebru@gmail.com

Geliş/ Received: 28.03.2022

Kabul/ Accepted: 17.04.2022

Obezite küresel çapta görülen önemli ve önlenebilir bir

sağlık sorunudur. [3] Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), obeziteyi

beden kitle indeksinin (BKI) ≥30 kg/m 2 olarak tanımlamaktadır.

Bireylerin yağ ve şeker oranı yüksek, enerjisi

yoğun besin tüketiminin ve kentleşmenin artmasına paralel

olarak fiziksel aktivitenin azalması obezitenin artmasına

neden olan temel faktörlerdendir. DSÖ, dünya çapında

obezite prevalansının 1975’ten bu yana neredeyse üç katına

çıktığını, 2016 yılında dünyadaki yetişkin nüfusun yaklaşık

%13’ünün (erkeklerin %11’inin ve kadınların %15’inin)

obez bireyler olduğunu belirtmektedir. [4,5] Literatürde 500

milyonu obez olmak üzere yaklaşık iki milyar yetişkinin

aşırı kilolu olduğu, gelişmiş ülkelerdeki obez bireylerin sayısının

neredeyse dünyadaki zayıf bireylerin sayısına eşit

olduğu görülmektedir. [5,6]

Obezite, koroner kalp hastalığı, hipertansiyon, diabetes mellitus

ve osteoartrit gibi önemli sağlık sorunları ile ilişkili olup

fiziksel, ruhsal ve cinsel sağlığı olumsuz yönde etkileyen bir

halk sağlığı problemidir. [5–8] Obezite cinsel işlev döngüsünün

istek, uyarılma, orgazm gibi herhangi bir basamağını ya da

disparoni, prematür ejakülasyon gibi cinsel işlevin niteliğini

©2022 Androloji Bülteni

199


belirleyen faktörleri doğrudan veya dolaylı olarak etkileyebilir.

[9] Bu derlemede kadın ve erkek obezitesinin cinsel sağlık

ve cinsel yaşam üzerine etkisini, obeziteye bağlı komorbiditeleri,

cinsel işlevselliği ve obezitede hemşirelik yaklaşımını

literatür doğrultusunda incelemek amaçlandı.

OBEZİTENİN CİNSEL SAĞLIK ÜZERİNE

OLAN ETKİSİ

Cinsel sağlık, karmaşık ve çok boyutlu bir süreç olarak tanımlanmaktadır.

[6] Cinselliğin altında yatan patofizyolojik

mekanizmalar çeşitli ve farklıdır. Bu mekanizmalar psikososyal

bileşenlerin yanı sıra nörobiyolojik, hormonal ve

vasküler disfonksiyonu içerir. Hem erkeklerin hem de kadınların

cinsel sağlığı; fiziksel ve ruhsal sağlık, benlik saygısı,

beden imajı ve mevcut yaşam tarzı gibi birçok faktörden

etkilenmektedir. Bireylerin yaşam tarzında mevcut olan ve

sağlığı olumsuz yönde etkileyen sigara ve alkol kullanımı,

fiziksel aktivite kısıtlığı, beslenme alışkanlıkları gibi değiştirilebilir

yaşam tarzı faktörleri bireylerin cinsel sağlığını da

olumsuz yönde etkilemektedir. [6,9]

Obezite ve cinsel sağlık arasındaki ilişkinin özel doğası

belirsizdir. Bu ilişkiyi anlayabilmek için obezite ve üreme

hormonları arasındaki ilişkinin, obezite ile ilişkili komorbiditelerin

(özellikle tip 2 diyabet ve hipertansiyon) cinsel

sağlık üzerine etkisinin ve obezitenin meydana getirdiği

psikososyal faktörlerin iyi bilinmesi gerekmektedir. [8] Bazı

bireyler için fiziksel görünüm ve beden imajı ile ilgili endişeler

hem cinsel isteği hem de cinsel aktiviteyi olumsuz

yönde etkileyebilir. Bazı çalışmalar, obezitesi olan bireylerin,

cinsel eylemde bulunma konusunda isteksiz olmalarına

neden olan düzeyde beden imajı memnuniyetsizliği

yaşadıklarını göstermektedir. Benzer şekilde, aşırı obezite

ile ilişkili fiziksel kısıtlılıklar, cinsel aktiviteyi keyifsiz, acılı

ve hatta imkânsız hale getirebilir. [10]

Amerika’da obez bireylerle yapılan bir çalışmada, obez popülasyondaki

cinsel işlev bozuklukları kadınlar için %7–22

(disparoni, anorgazmi ve cinsel tatminsizlik), erkekler için

ise %5–21 (erektil disfonksiyon ve cinsel tatminsizlik) olarak

bulunmuştur. [11] Obez bireylerin son bir aydaki cinsel

işlevsellik durumunu değerlendirmek için yapılan bir

başka çalışmada, kadınların %26’sı ve erkeklerin %12’si

cinsel istek duymadığını, kadınların %33’ü ve erkeklerin

%25’i son bir ayda cinsel ilişkide bulunmadığını bildirmiştir.

Kadınların yaklaşık yarısının (%49) ve erkeklerin

yarısından fazlasının (%54) cinsel yaşamlarından memnun

olmadığı görülmüştür. [12]

Obezitenin Kadın Cinsel Sağlığı Üzerindeki Etkisi

Obezite kadınlarda, artan androjen, östrojen, testosteron

seviyeleri ve seks hormonu bağlayıcı globulindeki azalma,

amenore, menstrüel siklus düzensizlikleri, polikistik over

sendromu (PCOS), infertilite, artan abortus riski ve erken

doğum riski ile ilişkilidir. Bu durumların çoğunun, obezitenin

üreme hormonları üzerindeki zararlı etkisinin bir

sonucu olduğuna inanılmaktadır. [8,10]

Obezitenin ciddiyetindeki artış ile cinsel sağlık ve cinsel

işlev kalitesi arasında negatif bir ilişki vardır. Kadın cinsel

sağlığı ile ilgili olarak, son literatür verileri aşırı kilolu ve

obez kadınların normal kilolu kadınlara göre daha düşük

cinsel işleve sahip olduğunu göstermektedir. [2,6,13] Bond ve

ark.’nın obez kadınlarla yaptığı bir çalışmada, cinsel işlev

bozukluğu prevalansının %60 olduğu bulunmuştur. [14]

Kolotkin ve ark.’nın çalışmasında obezitenin cinsellikten

zevk alamama, cinsel isteksizlik ve disparoni ile ilişkili olduğu

görülmüştür. Ayrıca yine bu çalışmada obez kadınların

üçte birinden fazlasının (%32,8–37,6) cinsel aktiviteden

hoşlanmadığı ve yarısından fazlasının (%54,7–61,2) cinsel

ilişkiden kaçındıkları belirlenmiştir. [15] Gönenir Erbay

ve ark.’nın çalışmasında ise morbid obez kadınlarda cinsel

işlev bozukluğunun daha yoğun yaşandığı saptanmıştır. [16]

Obez bireylerin popülasyonunda kadın olmak, cinsel işlev

bozukluğu için en önemli risk faktörlerinden biri olarak

kabul edilmektedir. Ayrıca sosyal damgalama bağlamında

düşük benlik saygısı, olumsuz beden imajı ve obezite arasındaki

ilişkiler de kadınlarda erkeklere göre daha belirgindir.

[9,17] Bu gibi olumsuzluklar ile yetersiz başa çıkma stratejileri

cinsel işlev bozukluklarının ortaya çıkmasına önemli

ölçüde katkıda bulunmaktadır. [2,7]

Obezitenin Erkek Cinsel Sağlığı Üzerindeki Etkisi

Obezite ve cinsel işlev arasındaki ilişki çok faktörlü olup,

obezitenin hormonal bozukluğa, vasküler hasara ve psikolojik

sağlığa zarar vererek ereksiyonu engellediğine inanılmaktadır.

[18] Obez erkeklerde viseral yağ dokusundaki

artış ile birlikte seks hormonlarının düzeyinde değişiklik

meydana gelmektedir. Leptin, adiponektin, interlökin-6,

tümör nekroz faktör alfa ve resistin gibi adipokinlerin ve

adipositokinlerin artan salınımı, viseral yağ dokusundan

direkt olarak hipotalamus-hipofiz-gonadal eksen üzerinde

inhibitör etkisi vardır. Hipofiz üzerindeki inhibitör etkiler

özellikle testislerdeki Leydig hücrelerinde testosteron

üretimini inhibe etmektedir. Obez erkeklerde cinselliği

etkileyen başka bir mekanizma da yağ hücrelerinde testosteronun

estradiole dönüşümünü katalize eden aromataz

enziminin üretiminin artmasıdır. Artan estradiol seviyeleri,

GnRH ve gonadotropinlerin salgılanmasının azalmasıyla

hipotalamus-hipofiz-gonadal ekseninin baskılanmasına

neden olur. Sonuç olarak, Leydig hücrelerinde testosteron

salgısı azalır. [9,19]

200 Androl Bul 2022;24:199-203


Androjenler, erkeklerde normal libidoyu sürdürmek ve erektil

kapasiteye katkıda bulunmak için gerekli hormonlardır.

Androjen yoksunluğu, düz kas hücrelerinin apoptozisine ve

penisin korpusunda kollajen üretiminin artmasına neden

olabilir. Serbest testosteron seviyeleri ile ereksiyon sırasında

trabeküler düz kas gevşemesinin derecesi arasında güçlü bir

pozitif korelasyon vardır. [8] Obez erkeklerde toplam ve serbest

testosteronda azalma, gonadotropinlerde azalma ve östrojen

(E2) düzeylerinde artış ile karakterize hipogonadotropik

hiperöstrojenik hipoandrojenemi görülür. [3] Erkeklerde

obezite daha düşük cinsel tatmin, artan erektil disfonksiyon

ve penil vasküler fonksiyonda bozulma ile ilişkilidir. [9]

Obezite, psikolojik sağlık üzerinde de olumsuz bir etkiye

sahiptir. Depresyon ve anksiyetenin artması, benlik saygısının

düşmesi sonucu erektil disfonksiyon görülebilir.

Depresyon ve erektil disfonksiyon arasında ise davranış

yolu ve biyolojik yol olmak üzere çift yönlü bir ilişki vardır.

Davranış yolu, depresif ve düşük benlik saygısı olan hastaların

erektil disfonksiyonu olumsuz etkileyen ve anksiyeteye

neden olan düşüncelerle meşgul olması anlamına gelir.

Biyolojik yol ise depresyonun hipotalamus-hipofiz-gonadal

ekseni bozarak strese yol açması, katekolaminlerin üretimini

artırarak zayıf kavernozal kas gevşemesine ve erektil

disfonksiyona yol açmasıdır. [18]

Bajos ve ark.’nın obez erkeklerle yaptığı bir çalışmada, libido

eksikliği ve erektil disfonksiyon ile obezite arasında

güçlü bir ilişki olduğu bulunmuştur. [20] Ayrıca gelişmiş

ülkelerde yapılan çalışmalarda artan obezite prevalansına

paralel olarak erkeklerde semen parametrelerindeki düşüş

infertilite ile ilişkilendirilmektedir. Bozulmuş semen kalitesinin

yanında libidoda düşüş ve erektil disfonksiyon da

obez erkeklerde fertiliteyi olumsuz yönde etkilemektedir.

[21]

Li ve ark. tarafından yapılan bir meta-analizde ise aşırı

kilolu veya obez erkeklerde kilo kaybının erektil işlevi iyileştirebileceği

gösterilmiştir. [22]

OBEZİTEYE BAĞLI KOMORBİDİTELER ve

CİNSEL İŞLEVSELLİK

Obezite, koroner arter hastalığı, serebrovasküler hastalık

ve periferik arter hastalığı gibi makrovasküler hastalıklarla

ilişkilidir. Pelvik damarlarda erken dönemde aterosklerotik

sürece dahil olurlar ve cinsel işlev bozukluğuna yol açarlar.

Aterosklerozun meydana getirdiği endotel disfonksiyonu,

damarların vazodilatatif kapasitesini azaltır ve böylece her

iki cinsiyette de genital organlara giden kan akımının azalmasına

ve uyarılma bozukluklarına neden olur. [9]

Obezite çoğu durumda; tip 2 diyabete ve hiperinsülinemiye

neden olmaktadır. Bu hastalıkların her biri, her iki

cinsiyette de azalmış seks hormonu bağlayıcı globülin seviyeleri,

erkeklerde androjen seviyelerinde azalma ve bazı

kadınlarda androjen seviyelerinde artış ile ilişkilendirilmiştir.

Obezitede genellikle mevcut olan insülin direncinin

Leydig hücreleri üzerinde baskılayıcı bir işlevi vardır. [8,9]

Obez erkeklerde, düşük testosteron seviyelerinin nedeninin

insülin direnci ve diyabet oluşumu olduğu düşünülmektedir.

Bu hormonal değişiklikler aynı zamanda cinsel davranıştaki

bozulmalarla da ilişkili görünmektedir. Diyabetus

mellitus, erektil disfonksiyonun en yaygın nedeni olarak

kabul edilmektedir. Diyabetik erkeklerin yaklaşık %50’sinde

erektil problemler gelişir ve cinsel işlev bozukluğu tedavisi

için başvuran tüm erkeklerin yaklaşık %25–30’unda

diyabet mevcuttur. Bozulmuş glikoz toleransı, yüksek

HbA1c seviyeleri ve zayıf glisemik kontrol de erektil disfonksiyon

ile ilişkilendirilmiştir. Tip 2 diyabetli kadınlarda

seks hormonu bağlayıcı globülin düzeylerinde azalma, dehidroepiandrosteron,

androstenedion, serbest testosteron

ve C19 steroid düzeylerinde artış görülmüştür. Ek olarak,

tip 2 diyabetli kadınların, muhtemelen artan yağlanma ile

ilişkili olarak yüksek östrojen düzeylerine sahip olduğu bulunmuştur.

Diyabetli kadınlarda cinsel istekte azalma ve

vajinal lubrikasyon prevalansının arttığı görülmektedir. [8]

OBEZİTE ve CİNSEL YAŞAM KALİTESİ

Yaşam kalitesi bir dizi önemli tıbbi ve ruhsal sağlık alanını

kapsayan bir “şemsiye” terimdir. Bireylerin hayatında önemli

bir yer tutan, çok boyutlu bir kavramdır. [8] Obezite, fiziksel

işleyişi sınırlayabilir ve yaşam kalitesini azaltabilecek

birçok komorbiditeye katkıda bulunabilir. Obezitesi olan

kişilerde sıklıkla gözden kaçan yaşam kalitesinin önemli

bir yönü cinsel işlevdir. Obez bireylerde cinsel işlevle ilgili

sorunlar oldukça yaygın olup, bu sorunlar hem psikososyal

faktörler hem de daha düşük yaşam kalitesi ile ilişkilidir. [10]

Cinsel işlev ve cinsel yaşam kalitesi, kişinin psikososyal durumundan

ve beden imajı algısından da güçlü bir şekilde

etkilenmektedir. Obezitesi olan çoğu kişinin stres düzeyinin

yüksek, beden imajı algısının ise düşük olduğu bildirmektedir.

[23–25] Ayrıca obez bireylerin çoğu cinsel işlevsellikte bozulma

yaşamaktadır. Cinsel işlevsellikteki bu bozulmalar için

potansiyel mekanizmalar çok faktörlüdür. Cinsel işlevdeki

bozulmalar, beden imajından memnuniyetsizliğin veya depresyonun

sonucu olabildiği gibi tip 2 diyabet ve hipertansiyon

gibi obezite ile ilişkili komorbiditelerin ve/veya bunların

tedavilerinin sonucu da olabilir. Yani cinsel işlev ve beden

imajı arasında çift yönlü bir ilişkinin olduğu söylenebilir. [10]

Küçük ve ark. çalışmalarında, obez kadınların beden algısının

ve benlik saygısının, cinsel memnuniyetlerini olumsuz

yönde etkilediğini belirtmiştir. [17] Yıldız ve Çetinkaya’nın

çalışmasında, hem kadın hem erkek obez bireylerin yaşam

kalitesi, obez olmayan bireylerin yaşam kalitesinden daha

düşük bulunmuştur. [26] Frederick ve ark.’nın çalışmasında

ise hem kadın hem erkek obez bireylerde beden algısının

Kahveci ve ark. • Obezitede cinsel yaşam ve hemşirelik yaklaşımı

201


cinsel ilişki sıklığında ve cinsel yaşam kalitesinde olumsuzluğa

sebep olduğu bildirilmiştir. [27]

Günümüzde obez bireyler için bariyatrik cerrahi teknikleri

geliştirilmiş olup, bu yeni teknikler oldukça fazla talep

görmektedir. [23] Bu doğrultuda Oliveira ve ark.’nın yaptığı

bir araştırmada morbid obezitesi olan kadınlarda bariatrik

cerrahi öncesi ve altı ay sonrasında cinsel fonksiyonda ve

cinsel eylemin her evresinde iyileşme olduğu bulunmuştur.

Kadınlar ameliyat sonrası cinsel eylem sırasında reverse

scoop, missionary ve champagne room pozisyonlarını daha

çok tercih ettiğini belirtmiştir. [28]

OBEZ BİREYLERE YÖNELİK CİNSEL

DANIŞMANLIK ve HEMŞİRELİK

YAKLAŞIMI

Hemşireler, toplumdaki tüm bireylerle sürekli iletişim

halinde olmaları nedeniyle, sağlıklı yaşam davranışlarını

öğrenmek ve uygulamak isteyen bireyler için önemli bir

kaynaktır. Hemşirelerin obez bireylere yönelik vereceği eğitim

ve danışmanlık programlarında; geleneksel yöntemler

olarak belirtilen dengeli ve düzenli beslenme, fiziksel aktivite

ve farmakolojik tedavinin yanı sıra stres yönetimi, obezitenin

genel sağlığa, üreme ve cinsel sağlığa etkisi, benlik

saygısının arttırılması ve çiftlerin uyumun güçlendirilmesi

cinsel ilişki sırasında tercih edilebilecek pozisyonlar gibi

konulara yer verilmelidir. [28,29]

Eğitim ve danışmanlık süreçlerinin etkin ve verimli geçmesi

için hemşireler, obezitenin nedenleri, danışanlarının yaşı,

kullandığı ilaçları, alkol-sigara kullanımı, günlük fiziksel aktivite

düzeyi, beslenme düzeni, kronik hastalık varlığı ve boş

zaman aktiviteleri gibi konularda bilgi sahibi olmalıdır. [29]

Cinsel sorunların belirlenmesi ve bu sorunlara yönelik eğitim

ve danışmanlık verilmesinde çeşitli modellerden yararlanılmaktadır.

Hemşireler cinsel danışmanlık verirken cinselliği

değerlendirme amacı ile kullanılan ALARM, Schover,

Kaplan modeli, cinsel sorunları çözme amacı ile kullanılan

PLISSIT ve ExPLISSIT modeli hem değerlendirmeyi hem

de çözümü amaçlayan ALLOW, BETTER ve PLEASURE

modellerinden yararlanabilir. [30] Bu modeller, sorunların

daha iyi tanılanması ve bireylerin kendilerini daha iyi ifade

etmesini sağlayarak uygun tedavi, bakım ve danışmanlık

hizmetlerinin verilmesini sağlar. Bu nedenle bu modeller,

özellikle cinsel işlev bozukluklarının değerlendirilmesinde ve

bireylere bütüncül bakım verilmesine katkı sağlayacaktır. [31]

Günümüzde obezitenin tedavisinde geleneksel yöntemlere

ek olarak psikolojik yaklaşımları içine alan davranışçı

terapiler ve bilişsel davranışçı terapilerde yer almaya başlamıştır.

Davranışçı tedavi ile bireylerin günlük yaşam

alışkanlıklarının ve davranışlarının değiştirilmesi hedeflenmektedir.

Bilişsel davranışçı terapi yolu ile de kişinin kilo

vermesini engelleyen ve kilo verdikten sonra da kilonun

korunmasına engel olan düşünce ve davranışlarını tespit

edilip, bunların işlevsel olan düşünce ve davranışlarla

değiştirilmesi amaçlanmaktadır. Psikolojik tedaviler geleneksel

tedaviler ile birlikte uygulandığında kalıcı ve etkin

sonuçlara ulaşılabilmektedir. [32] Bu doğrultuda içinde

hemşirelerin de yer aldığı multidisipliner ekip iş birliği ile

hastaların bakım ve tedavi süreçleri daha kaliteli ve verimli

geçebilir. Ayrıca obez bireylerin sağlık inançları, mevcut

durumun kabulü ve algıladıkları engellerin saptanması için

Sağlık İnanç Modeli’nden yararlanılabilir. [33] Cinsel fonksiyon

bozukluklarını azaltmak için etkili farmakoterapileri

cinsel danışmanlık, cinsel eğitim veya psikoterapi gibi ek

modalitelerle birleştirmek ve yaşam tarzı değişiklikleri yapmak

cinsel sağlığın iyileşmesine katkı sağlayacaktır. [6]

Hemşireler obez bireylerde kilo artışına bağlı olarak beden

imajında bozulma olabileceğini göz ardı etmemeli ve hastalara

kendilerini ifade edebilmeleri için fırsat vermelidir. [29]

Bireyler mutlaka psikososyal açıdan değerlendirilmeli ve çift

uyumu, çift iletişimi arttırılmalıdır. Fazla kilo ve yağ dokusu

bazı cinsel pozisyonların benimsenmesini engelleyebilir.

Kilo kaybı ile birlikte bel çevresinde azalma ve vücut esnekliğinin

artması beklenir ki bu durum erkek partner tarafından

vajinal penetrasyonu kolaylaştırıp, cinsel eylem sırasında

çiftlere daha rahat pozisyon bulmalarını sağlayabilir. Bu

nedenle bireylere danışmanlık verirken cinsel ilişki sırasında

tercih edilebilecek pozisyonlardan bahsedilmelidir. [28]

SONUÇ

Obezite prevalansının dünya çapında giderek artması ile

bireylerin cinsel işlevleri ve cinsel yaşam kaliteleri de olumsuz

yönde etkilenmektedir. Bunun paralelinde bireylerin

fertilite yetenekleri de azalmaktadır. Cinsel fonksiyon

değerlendirilirken hastalara biyopsikososyal bakış açısıyla

yaklaşmak önemli olup, hem sigara-alkol, obezite gibi fiziksel

faktörlerin hem de stres, anksiyete gibi psikososyal

faktörlerin dikkate alınması önemlidir. Obezitenin azaltılması

ve önlenmesi için bireylerin, işlenmiş gıdaların yağ,

şeker ve tuz içeriğini azaltmaları, şeker, tuz ve yağ oranı

yüksek gıdaların, özellikle çocuklara ve gençlere yönelik

gıdaların pazarlanmasının kısıtlanması, sağlıklı ve besleyici

besinlerin tüketilmesi ve tüm bireylerin erişiminin

sağlanması ve düzenli fiziksel aktivitede bulunulması önerilmektedir.

Risk faktörlerinin ve komorbiditelerin tanı ve

tedavisi, obezitesi olan kişilerde yaşam kalitesinin iyileştirilmesinde

ve cinsel işlev bozukluğunun önlenmesinde belirleyici

bir faktördür. Bu nedenle cinsel yaşam ile ilgili bir

sorun çözüme kavuşturulduğunda bireyin biyopsikososyal

sağlığının da olumlu etkileneceği unutulmamalıdır.

Obez bireylere yönelik cinsel danışmanlık konusunda

hemşirelerde, bireylerin yaşam kalitesini ve cinsel yaşam

202 Androl Bul 2022;24:199-203


kalitesini arttırıcı faktörlere vurgu yapmalıdır. Cinsel danışmanlıkta

kullanılacak modellerden birey için uygun

olan tercih edilmelidir. Günümüzde küresel bir sorun haline

gelen obezitenin bireylerin cinsel yaşamlarını nasıl etkilediği

ile ilgili güncel araştırmaların yapılması önerilebilir.

Hakem Değerlendirmesi

Dış bağımsız.

Çıkar Çatışması

Yazarlar çıkar ilişkisi olmadığını beyan etmişlerdir.

Finansal Destek

Herhangi bir mali destek alınmamıştır.

Peer-review

Externally peer-reviewed.

Conflict of Interest

No conflict of interest was declared by the authors.

Financial Disclosure

No financial support has been received.

KAYNAKLAR

1. Cirban E. Postmenopozal dönemdeki kadınlarda cinsel mitlere

inanma durumunun menopoz tutum ve semptomları ile ilişkisi

(Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi). Aydın Adnan Menderes

Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2019.

2. Taşkın Yılmaz F, Karakoç Kumsar A, Demirel G. The effect of body

image on sexual quaity of life in obese married women. Health

Care For Women Int. 2019;40(4):479–92. [CrossRef]

3. Reis LO, Dias FG. Male fertility, obesity, and bariatric surgery.

Reprod Sci. 2012;19(8):778–85. [CrossRef]

4. Center for Disease Control and Prevention. Adult obesity causes &

consequences; 2021. Erişim adresi: https://www.cdc.gov/obesity/

adult/causes.html [Erişim tarihi: 10.03.2022]

5. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ). Obesity and overweight, 2021.

Erişim adresi: https://www.who.int/en/news-room/fact-sheets/

detail/obesity-and-overweight [Erişim tarihi: 10.03.2022]

6. Mollaioli D, Ciocca G, Limoncin E, Di Sante S, Gravina GL,

Carosa E, et al. Lifestyles and sexuality in men and women: the

gender perspective in sexual medicine. Reprod Biol Endocrinol.

2020;18(1):1–11. [CrossRef]

7. Poggiogalle E, Lazzaro LD, Pinto A, Migliaccio S, Lenzi A, Donini

LM. Health related quality of life and quality of sexual life in obese

subjects. Int J Endocrinol. 2014;2014:847871. [CrossRef]

8. Sarwer DB, Lavery M, Spitzer JC. A review of the relationships

between extreme obesity, quality of life, and sexual function. Obes

Surg. 2012;22(4);668–76. [CrossRef]

9. Abrahamian H, Kautzky-Willer A. Sexuality in overweight and

obesity. Wien Med Wochenschr. 2016;166(3-4);121–8. [CrossRef]

10. Sarwer DB, Hanson AJ, Voeller J, Steffen K. Obesity and sexual

functioning. Curr Obes Rep. 2018;7(4);301–7. [CrossRef]

11. Limoncin E, Ciocca G, Mollaioli D, Jannini EA. Sexual

distress in obesity. In: Lenzi A, Migliaccio S, Donini L.

(Eds.). Multidisciplinary approach to obesity. Cham: Springer

International Publishing; 2015. p. 145–53.

12. Steffen KJ, King WC, White GE, Subak LL, Mitchell JE,

Courcoulas AP, et al. Sexual functioning of men and women

with severe obesity before bariatric surgery. Surg Obes Relat Dis.

2016;13(2);334–43. [CrossRef]

13. Güç H, Mutlu HH. Obez ve obez olmayan kadınlarda cinsel işlev

bozukluğu sıklığının karşılaştırılması. ZKTB. 2020;51(4);186–91.

[CrossRef]

14. Bond DS, Wing RR, Vithiananthan S, Sax HC, Roye GD, Ryder

BA, et al. Significant resolution of female sexual dysfunction after

bariatric surgery. Surg Obes Relat Dis. 2011:7(1);1–7. [CrossRef]

15. Kolotkin RL, Zunker C, Ostbye T. Sexual functioning and obesity:

A review. Obesity J. 2012;20(12);2325–33. [CrossRef]

16. Gönenir Erbay L, Özlü M, Şahin İ, Evren B, Kayaalp C, Karlıdağ

R. Morbid obez kadın hastalarda vücut kitle indeksi’nin cinsel

işlevler üzerine etkisi. J Psych Neuro Sci. 2017;30(4);338–43.

[CrossRef]

17. Küçük N, Mecdi Kaydırak M, Aydın Bilge Ç, Hotun Şahin N.

Kadınlarda obezitenin benlik saygısı ve cinselliğe etkisi. Anadolu

Psikiyatri Derg. 2018;19(2);126–34. [CrossRef]

18. Shalaby H, Dick BP, Kim J, Raheem OA, Sikka SC. Impact of

environmental and dietary issues on male sexual health. Curr Sex

Health Rep. 2022;14(2):1–8. [CrossRef]

19. Mogri M, Dhindsa S, Quattrin T, Ghanim H, Dandona P.

Testosterone concentrations in young pubertal and post‐pubertal

obese males. Clin Endocrinol. 2013;78(4);593–9. [CrossRef]

20. Bajos N, Wellings K, Laborde C, Moreau C. Sexuality and

obesity, a gender perspective: results from French national random

probability survey of sexual behaviours. BMJ. 2010;340:c2573.

[CrossRef]

21. Hammoud AO, Meikle AW, Reis LO, Gibson M, Peterson CM,

Carrell DT. Obesity and male infertility: a practical approach.

Semin Reprod Med. 2012;30(6);486–95. [CrossRef]

22. Li H, Xu W, Wang T, Wang S, Liu J, Jiang H. Effect of weight

loss on erectile function in men with overweigtht or obesity: a

meta-analysis of randomised contrrolled trials. Andrologia J.

2022;54(1):e14250. [CrossRef]

23. Campedelli V, Ciacchella C, Veneziani G, Meniconzi I, Paone E,

Silecchia G, Lai C. Association of body image and body mass index

with psychological outcomes in obese patients. Research Square J.

2022. [CrossRef]

24. Korlakunta A, Karpagam V, Sarada D. Body image and perceived

stress among obese women. J Psychiatry Psychiatric Disord.

2022;6(1);8–17. [CrossRef]

25. McNabney SM. Obesity, body image dissatisfaction, and sexual

dysfunction: A narrative review. Sexes J. 2022;3;20–39. [CrossRef]

26. Yıldız S, Çetinkaya F. Yetişkinlerde obezite ve yaşam kalitesinin

değerlendirilmesi. Ahi Evran Med J. 2020;4(2);29–34. [CrossRef]

27. Frederick DA, Gordon AR, Cook-Cottone CP, Brady JP, Reynolds

TA, Alley J, et al. Demographic and sociocultural predictors of

sexuality-related body image and sexual frequency: The U. S. Body

Project I. Body Image. 2022;41;109–27. [CrossRef]

28. de Almeida Oliveira CF, Dos Santos PO, de Oliveira RA, Leite-

Filho H, de Almeida Oliveira AF, Bagano GO, et al. Changes in

sexual function and positions in women with severe obesity after

bariatric surgery. Sex Med. 2019;7(1);80–5. [CrossRef]

29. Şentürk Erenel A, Pelit Aksu S. Obezite ve kadın cinselliği. Türkiye

Klinikleri J Obstet Women’s Health Dis Nurs. 2016;2(1);65–9.

https://www.researchgate.net/publication/358730424_Obezite_

ve_Kadin_Cinselligi

30. Çetin Avcı S, Daşıkan Z. Postpartum dönemde cinsel sağlık

ve danışmanlık: BETTER modeli kullanımı. Androl Bül.

2021;23;187–96. [CrossRef]

31. Karimi F, Babazadeh R, Roudsari RL, Asgharipour N, Esmaily

H. Comparing the effectiveness of sexual counseling based on

PLISSIT and BETTER models on sexual selfdisclosure in women

with sexual problems after childbirth: A randomized trial. Iran J

Nurs Midwifery Res. 2021;26(1);68–74. [CrossRef]

32. Berberoğlu Z, Hocaoğlu Ç. Küresel sağlık sorunu ‘Obezite’: Güncel

bir gözden geçirme. CBU-SBED. 2021;8(3);543–52. [CrossRef]

33. Nişancı Kılınç F, Çakır B, Daşgın H, Temizhan A. Metabolik

sendromlu hastaların obezitede Sağlık İnanç Modeli Ölçeği’ne göre

değerlendirilmesi. Med J Bakirkoy. 2018;14;76–84. [CrossRef]

Kahveci ve ark. • Obezitede cinsel yaşam ve hemşirelik yaklaşımı

203


DERLEME | REVIEW

Androl Bul 2022;24:204−213

https://doi.org/10.24898/tandro.2022.38159

Kadın Cinsel Sağlığı

Kadına yönelik şiddet, cinsel şiddet ve hemşirenin

sorumlulukları

Violence against women, sexual violence and nurses responsibilities

Esra Güler 1 , Nülüfer Erbil 2

ÖZ

Kadına yönelik şiddet, geçmişten günümüze kadar insanlığın bütün

çağlarında var olan hem ülkeler arasında hem de ülkeler içinde önemli

farklılıklar gösteren, dünya çapında karşılaşılan ve çözülemeyen bir

halk sağlığı problemidir. Ataerkil kültürün devamlılığını sağlama, geleneksel

cinsiyet rolleri, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, yasa ve politikaların

eksikliği, COVID-19 süreci gibi yerel ve küresel faktörler kadına

yönelik şiddetin devamlılığına neden olmaktadır. Şiddet, kadının yaşam

evrelerinde fiziksel, cinsel, ekonomik, psikolojik ve siber zorbalık olarak

kendini göstermektedir. Toplumun temel yapı taşı olan aile içerisinde

yaşanan şiddet, bazen doğrudan bazen de dolaylı olarak şiddete maruz

kalan kadın tarafından yetiştirilen çocuğu ve dolayısıyla toplumun geleceğini

de etkilemektedir. Şiddete maruz kalan kadınların hayatlarının

her döneminde şiddetin izlerini ve sağlığa olumsuz etkilerini görmek

mümkündür. Bunun için aile içi şiddetin farkına varılması, şiddet yaşantısında

kadına yardım ve destek kaynakların tanıtılması, yasalar ve

eylem planlarının etkinliğinin artırılması önerilmektedir. Hemşireler,

toplumdan izole olmuş ve şiddete uğramış kadınların evleri dışında ilişki

kurabilecekleri ve etkileşimde bulunabilecekleri kilit rolü olan sağlık

profesyonelleridir. Hemşireler, şiddet mağduru kadınların belirlenmesinde,

risk grubunda olan kadınların desteklenmesinde, bakımında, sorunların

ve çoklu mağduriyetin önüne geçilmesi için etkili müdahale

programlarının geliştirilmesinde rol almalıdır.

Anahtar Kelimeler: kadına yönelik şiddet, cinsel şiddet, siber zorbalık,

hemşire

ABSTRACT

Violence against women is a worldwide public health problem that has

existed in all ages of humanity, from past to present, with significant

differences both between and within countries. Local and global factors

such as ensuring the continuity of patriarchal culture, traditional gender

roles, gender inequality, lack of laws and policies, and the COVID-19

process have caused the continuity of violence against women. Violence

manifests itself as physical, sexual, economic, psychological and cyber

bullying in the life stages of women. Violence experienced within the

family, which is the basis of society, sometimes directly or indirectly

affects the child raised by the woman who is exposed to violence, and

therefore also the future of the society. It is possible to see the traces

of violence and its negative effects on health in every period of life

of women who are exposed to violence. For this, it is recommended

to be aware of domestic violence, to introduce the resources to help

and support women in the experience of violence, and to increase the

effectiveness of laws and action plans. Nurses are health professionals

who have a key role in which women who are isolated from the society

and who have been subjected to violence can establish relationships and

interact outside their homes. Nurses should take a role in identifying

women victims of violence, supporting and caring for women in the

risk group, and developing effective intervention programs to prevent

problems and multiple victimization.

Keywords: violence against women, sexual violence, cyberbullying,

nurse

GİRİŞ

Kadına yönelik şiddet, ataerkil kültürden ve geleneksel

cinsiyet rollerinden kaynaklanan erkek ve kadın arasındaki

eşitsiz ilişkileri temsil eden [1] toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin

en önemli göstergelerinden biridir [2] ve ciddi bir halk

sağlığı problemidir. [3] Kadınlara yönelik yakın partner şiddeti

cinsiyet eşitsizliğinin nihai ifadesini oluşturur. [4]

1

Ordu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Doğum ve Kadın Hastalıkları Hemşireliği

Anabilim Dalı Doktora Programı, Ordu, Türkiye

2

Ordu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi, Doğum ve Kadın Hastalıkları Hemşireliği

Anabilim Dalı, Ordu, Türkiye

Yazışma Adresi/ Correspondence:

Öğretmen Esra Güler

İbn-i Sina Mesleki Ve Teknik Anadolu Lisesi, 52400 Ordu - Türkiye

Tel: +90 452 671 20 16

E-mail: esraguleravza0@gmail.com

Geliş/ Received: 03.03.2022

Kabul/ Accepted: 17.04.2022

Kadına yönelik şiddet, “kadınlara, yalnızca kadın oldukları

için uygulanan veya kadınları etkileyen cinsiyete dayalı

bir ayrımcılık ile kadının insan hakları ihlaline yol açan ve

kanunda şiddet olarak tanımlanan her türlü tutum ve davranış”

olarak tanımlanmaktadır. [5,6] İster özel ister kamusal

alanda olsun, kadına yönelik şiddet, kadınlara ıstırap,

psikolojik ve cinsel zarar verme olasılığı olan, keyfi olarak

veya zorlamayla özgürlükten yoksun bırakmaya sebep olan

toplumsal cinsiyet temelli her türlü davranış olarak ifade

edilir. [1,7]

KADINA YÖNELİK ŞİDDET

Kadına yönelik şiddetin genellikle cinsel, ekonomik, psikolojik,

fiziksel, duygusal şiddet ve siber zorbalık olarak farklı

çeşitleri vardır. [1,3,7] Ekonomik şiddet, paranın ve ekonomik

kaynakların kadınlar üzerinde muamele ve yaptırım olarak

204

©2022 Androloji Bülteni


kullanılmasıdır; sözlü taciz veya psikolojik şiddet, kadının

davranış konuşmasıyla kontrol edilmesi, cezalandırılması ve

bastırılmasıdır; cinsel şiddet, cinselliğin bir kontrol, baskı ve

tehdit yolu olarak kullanılmasıdır; fiziksel şiddet, kaba kuvvetin

yaptırım, bastırılma ve sindirilmesi olarak kullanılması

şeklinde tanımlanmaktadır. [7] Siber zorbalık; ‘elektronik

iletişim araçları aracılığıyla, daha az güçlü kişi veya grubun

haksız yere saldırıya uğramasıyla güç dengesizliğini içeren

olumsuz veya incitici, tekrarlayıcı davranış’ olarak tanımlanmaktadır.

[8] Siber zorbalığa maruz kalan kişilere siber kurban

ya da siber mağdur, siber zorbalığı yapan kişilere ise siber zorba

denilmektedir. [9] Siber zorbalık, tek bir metotla değil farklı

biçimlerde iletişim ve bilişim teknolojilerinin kullanımı

ile karşımıza çıkabilmektedir. [10] Her yaş, cinsiyet ve eğitim

düzeyinden bireyler zorbalığa maruz kalmaktadır. Cinsiyet

bağlamından baktığımızda erkeklerin zorbalık davranışlarını

kadınlara kıyasla daha fazla gösterdiği, dolayısıyla kadınların

zorbalığa daha fazla maruz kaldığı bilinmektedir. [9] Lee ve

Shin [11] Güney Kore’de ergenlerin %14,6’sının siber mağdur,

%6,3’ünün siber zorba, %13,1’inin de hem mağdur hem de

siber zorba olduğunu saptamıştır. Camerini ve ark. [12] yaptıkları

sistematik derlemede ergenlerin %1,9–84 oranında

siber zorbalığa maruz kaldığını bulmuştur. Dursun ve ark. [11]

üniversite öğrencilerinin %47’sinin de siber zorbalığa şahit

olduğunu, son altı ay içerisinde %41,8’inin en az bir defa

siber zorbalığa maruz kaldıklarını saptamıştır. Çalışmanın

devamında ilk üç sırada siber zorbalığın uygulandığı vasıtalar

olarak sırasıyla e-posta, sosyal paylaşım siteleri ve mesajlar

olduğu bulunmuştur.

Kız çocukların ihmali, kız gebeliklerin sonlandırılması, ergen

gebelikler, işyeri/sokakta cinsel taciz, kadın intiharları,

zorla evlendirme, kızlık zarı muayenesi, töre-namus cinayetleri,

mobbing, kadınların siyasal yaşama katılmalarının

önlenmesi, gözaltında taciz ve tecavüz, cinsel kölelik, gebeliğe

zorlama, silahlı çatışma durumlarında sistematik tecavüz

gibi kadına yönelik gerçekleştirilen şiddetin gösterilme

biçimleri de vardır. [2]

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünya çapında kadınların

yaklaşık üçte biri (%35) yaşamları boyunca cinsel

ve/veya fiziksel şiddete maruz kalmaktadır. [13] Zarei ve ark.

[3]

kadınların aile içinde %53,4’ünün ekonomik şiddete,

%52,4’ünün cinsel şiddete, %42,2’sinin sözlü ve psikolojik

şiddete, %9,6’sının fiziksel şiddete maruz kaldıklarını

bulmuştur. Kalokhe ve ark. [14] Hindistan’daki kadınların

%30’unun birden fazla şiddet türüne, %7’sinin cinsel istismara,

%22’sinin psikolojik istismara maruz kaldığını

belirlemiştir. Bilgin-Şahin ve Erbay-Dündar [15] kadınların

%27,2’sinin eski veya şimdiki eşlerinden hayatlarında en az

bir kez ve %13,6’sının ise son bir yılda şiddete maruz kaldığını

bulmuştur. Akalın ve Arıkan [16] eşine şiddet uygulayan

erkeklerin %13,3’ünün çocuklarına da şiddet uyguladığını

saptamıştır. Türkiye’de de diğer toplumlarda olduğu

gibi çocuk ve kadınlar en çok şiddete maruz kalan gruptur.

[7] Aktaş ve ark. [17] hemşirelik ve ebelik öğrencilerinin

%39,7’sinin ekonomik, cinsel, fiziksel ve duygusal şiddet

türlerinden birini gördüğünü, %43,9’unun aile içindeki

şiddete şahit olduğunu bulmuştur. Yapılan çalışmalar, kadınların

eşlerinden cinsel, ekonomik, fiziksel ve duygusal

şiddet/istismar gördüğünü [15,16] ve kadınların %22,6’sının

aile içinde eşi dışındaki kişilerin şiddetine maruz kaldığını

belirtmiştir. [15] Nihel ve ark. [18] kadınların %67’sinin aile

içi şiddete maruz kaldığını, alkol tüketiminin şiddeti arttırdığını,

en fazla fiziksel şiddetin %76 oranında yüz bölgesine

uygulandığını ve şiddet görenlerin sosyoekonomik

düzeyinin düşük olduğunu bulmuştur.

Şiddet, kadına sadece erkek tarafından değil kendi cinsi tarafından

da uygulanabilmektedir. Bunun için kadına karşı

şiddeti erkekten gelen şiddetin ötesindeki diğer tüm mekanizmalarıyla

ele almak, onu anlamanın yollarına kadın-erkek

ilişkilerini anlamaya çalışmak kadar, kadının kadın ile ilişkisini

anlama çabalarını da dâhil etmek gerekir. Kadının maruz

kaldığı ötekileştirme, şiddetin ve ayrımcılığın faili her zaman

erkek olmamaktadır. Kadınların çeşitli mecralarda kendilerini

başka kadınlara karşı konumlandırışı, kendi kendilerini

var etme çabaları, birbirleri ile girdikleri rekabet, iktidar ve

güç ilişkileri farklı boyutlarda şiddet içerebilmektedir. Buna

rağmen, kadına karşı fiziksel şiddet de dâhil olmak üzere şiddetin

birçok çeşidini kadınların, hem de zaman zaman alabildiğine

“eril” bir dille, hemcinslerine uyguladığı, bilinen ama

kadına karşı şiddet tartışmalarına pek de dâhil edilmeyen bir

olgudur. [19,20] Aile içinde yaşayan kadınların birbirlerinin namusunu

kollamak konusunda aynı disiplini erkeklerle birlikte

uyguladıkları tavır, kayınvalidenin geline uyguladığı baskı,

medyada kadınların birbirine hakaret içerikli söylemleri gibi

şiddetin birçok türü görülebilmektedir. [19]

Kadına yönelik şiddetle mücadele için Türkiye’de imzalanan

uluslararası sözleşmeler gereğince, Türk Ceza Kanunu ve

Medeni Kanununda kadınlara yönelik şiddeti ve ayrımcılığı

kabul eden maddeler önemli düzeyde kaldırılmış ve yerini

eşitliliği oluşturmaya yönelik maddeler almıştır. [7] Kadına

yönelik yapılan aile içi şiddeti suç unsuru sayan 6284 Sayılı

“Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine

Dair Kanun” 20 Mart 2012’de yürürlüğe girmiştir. [21]

Kadına Karşı Şiddette Risk Etmenleri

Şiddete dair risk etmenlerine bakıldığında; sosyokültürel

ve sosyoekonomik etmenler, dini etmenler, sosyal destek,

çocukluk çağında aile içi şiddete tanık olma ve maruz

kalma [22] , namus cinayetleri, kültürel etmenler, cinsiyet

Güler ve Erbil • Kadına yönelik şiddet, cinsel şiddet ve hemşirenin sorumlulukları

205


seçimi [6] , biyolojik etmenler [22] , kadının şiddete karşı algısı

ve diğer faktörler olduğu bilinmektedir. [23]

Töre ve Namus Cinayetleri

Kadının ataerkil yapı sebebiyle geleneksel normlardan sapmaları

ve toplumun tayin ettiği rollerin dışında davranması

namus ve töre cinayetlerinin en önemli sebepleri arasında

yer almaktadır. Namus cinayetleri, evli kadının eşi dışında

kişiyle cinsel ilişki deneyimi, bekâr kadının cinsel ilişki deneyimi,

aile ve eşe itaatsizlik, evlilik öncesi cinsel ilişki ve yasa

dışı ilişkiler gibi çeşitli biçimlerde karşımıza çıkmaktadır.

[6]

Namus cinayetleri daha çok Ürdün, Fas, İtalya, Türkiye,

Uganda, İsveç, İngiltere, Mısır, İsrail, Hindistan, Bangladeş,

Ekvator ve Brezilya gibi ülkelerde gerçekleşmektedir. [24]

Kültür

Kadına yönelik şiddetin oluşmasında kültürel davranışlarda

etkilidir. Kamerun ve komşu ülkelerde, kadının yeni

gelişen memeleri üzerine “göğüs yakma” diye isimlendirilen

bir uygulama ile yakıcı sıcaklıkta cisimler konulmakta,

memelerin erken büyümesinin engellenmesi, kadının erken

yaşta cinsellik deneyimlememesi ve erkekler için hoş

ve çekici görünmemesi istenmektedir. Hindistan’da, “sati”

adı verilen geleneğe göre kadınlar eşleri ölünce eşleri ile

beraber yakılmaktadır. [6] Çin’de küçük kız çocuklarının

boynuna boyunluk geçirme ve ayaklarını bağlama, Orta

Doğu ülkelerinde kadın genital mutilasyonu, Türkiye’de

ve birçok ülkede de görüldüğü üzere başlık parası, çocuk

yaşta evlilik, berdel evliliği/akraba ile evlilik, töre/namus

cinayetleri gibi durumlar kadının şiddete uğramasına sebep

olmaktadır. [25] Temel insan hakları ihlali olarak bekâret

testi uygulamasının küresel olarak ortadan kalkması için [26]

uluslararası sağlık kuruluşları ve insan hakları bu testi kınamış

olsa da, Türkiye’ninde içinde bulunduğu Zimbabve,

Güney Afrika, Filistin, İran, Jamaika, Ürdün, Afganistan,

Brezilya, Mısır gibi birçok ülkede hala uygulanmaktadır. [27]

Kadının Şiddete Karşı Algısı

Toplumun bir üyesi olan kadınların şiddeti nasıl algıladıkları

önemli bir unsurdur. Şayet kadın kendisine şiddet uygulandığının

farkında değilse ve uğradığı şiddeti şiddet olarak

algılamıyorsa kadına yönelik şiddeti önlemeye yönelik

girişimler sonuçsuz olacaktır. [23,28] Toplumun direttiği rolleri

kadının da benimsemesi, mağduru olduğu şiddete sessiz

kalmasına ve kabul etmesine sebep olmaktadır. [6] Farklı

sosyokültürel toplumlarda ve çevrelerde fiziksel şiddet

sıklığına paralel olarak kadınların şiddet algısı da farklılaşmaktadır.

[23] Afrika’da yapılmış bir çalışmada cinsel istekte

bulunmak gibi fiiller ya da kadının evden dışarı çıkmasına

müsaade etmemek, fiziksel şiddetten ziyade, daha çok duygusal

şiddet olarak tanımlanırken, Vietnam’da yapılmış

başka bir çalışmada ise eşini zorla koitusa zorlayan bir kocanın

tavırları da duygusal şiddet olarak nitelendirilmiştir.

[29,30]

Bilgin-Şahin ve Erbay-Dündar [15] kadınların şiddeti

algılama biçimlerinin farklı olduğunu, hakarete uğrayan

kadınların bazılarının, bunu bir şiddet türü olarak algılamadıklarını

bulmuşlardır.

Cinsiyet Seçimi

Gebelikte cinsiyetin tayini sonrası kız gebeliklerin sonlandırılması

birçok ülkede teknolojinin etik kuralları ihlal

edilerek kullanılması sonucu karşılaşılan kadına yönelik bir

şiddet türüdür. Cinsiyet seçimi, kız çocuklarının değerini

yitirmesine, bu durumun kız aleyhine kullanılmasına sebep

olmakta, kadının toplum ve aile içinde statüsünün yok

olmasını gündeme getirmektedir. [6]

Biyolojik Nedenler

Şiddet davranışı sergileyen kişilerin çoğunun genç erkekler

olmasının sebebi yaşın getirdiği biyolojik farklılıklar ve

testosteron düzeyiyle açıklanır. Şiddet sergileyenlerin yaşla

birlikte saldırgan davranışlarının azalması ve çoğunluğun

erkek oluşu, testosteron gibi erkeklik hormonlarının şiddet

eylemleriyle ilişkili olduğunu düşündürmektedir. Biyolojik

sebepler arasında, alkol/madde kullanım bozukluğu, antisosyal

kişilik bozukluğu, şizofreni gibi bazı ruhsal hastalıklar

da çalışmalarda belirtilmiştir. [22]

Çocukluk Çağında da Aile İçi Şiddete Maruz Kalma

ve Tanık Olma

Toplumun şiddeti bir problem çözme metodu olarak görmesi,

kadına karşı şiddetin artmasında önemli bir unsurdur.

Şiddet gösterme, en etkili kaynağı aile olan, öğrenilebilen

bir davranıştır. [22] Erkek çocukların sosyal öğrenme

ile aile içerisinde kadına şiddet uygulamayı bir hakmış gibi

görerek büyümesi ve erkeğin kadına şiddet uygulayarak

hakimiyet oluşturma davranışını öğrenmesi mümkündür.

[31]

Okulda veya evde disiplini oluşturmak için şiddet uygulandığını

gören çocuk, hayatının ileriki döneminde şiddeti

problem çözmede doğal bir yol olarak görmektedir.

Erkeğin alkol kullanımının yüksek olması ya da şiddet içeren

bir ortama kendi ailesinde (özellikle annesi babasında

şiddet görmüşse) maruz kalmış olması erkeğin şiddet göstermesine

neden olabilmektedir. [22]

Sosyoekonomik ve Sosyokültürel Etmenler

Sosyoekonomik ve sosyokültürel etmenlere, eğitim yaşamındaki

başarısızlık, sıklıkla engellenme ve cezalandırma,

206 Androl Bul 2022;24:204-213


cinsel, psikolojik ve fiziksel açıdan istismar edilme, ilgi

eksikliği, yanlış aile tutumları, tutarsız disiplin yaklaşımı,

aile içi iletişim eksikliği, özgüven eksikliği, engellenmişlik

duygusu, sosyal beceri eksikliği, öfke kontrolünde yetersiz

kalmak, dikkat eksikliği örnek gösterilebilir. [30] Kadına yönelik

şiddetin devam etmesinin bir nedeni, sosyoekonomik

ve sosyokültürel faktörlerdir. Yapılan çalışmalarda, düşük

sosyo-ekonomik statüye sahip, daha az eğitimli, [32] işsiz [33]

kişiler arasında şiddete toleransın muhtemelen daha yüksek

olduğu bildirilmektedir. Kadınların eğitim durumunun

düşük olmasının fiziksel, psikolojik ve ekonomik şiddete

maruz kalmada etkili olduğu bulunmuştur. [23]

Sosyal Destek

Aile içi şiddete karşı yakın çevre, arkadaş ve aileden görülen

destek koruyucu bir kalkan oluştururken, bu destekten

mahrum olmak ise bireyin aile içinde şiddete maruz kalma

olasılığını artıran bir faktör olarak kendini göstermektedir.

Şiddeti uygulayan bireyin yanı sıra şiddetle mağdur edilen

bireyin de sosyal bağlarının şiddet uygulamayan bireylere

oranla daha zayıf olduğu görülmektedir. [22]

Dini Etkenler

Aile içi şiddet, ailenin özelinde bir sorun ve kadının hatalı

davranışlarını düzeltmek için uygun bir yol olarak görülmektedir.

Aile içi şiddet, ne yazık ki birçok müslüman ve

Arap ülkelerinde sosyal bir problem olarak ele alınmamaktadır.

Kadın doğduğu andan itibaren yaşadığı toplumun

kendisi için uygun gördüğü normlarla karşı karşıya kalır.

Bu gibi dini etkenlere bağlı kadın şiddete maruz kalabilir. [22]

Kanunların Yetersizliği

Cezanın temel amacı hukuk sistemlerinde öncelikle suça

niyet eden bireyi, fiile dönüştürmeden önce bu niyetinden

vazgeçirmek ve caydırıcı olmaktır. Suç işlendikten sonra

cezanın uygulanmasının sebebiyse, işlenen suçun tekrarına

engel olmaktır. Bu bağlamda kanunların yetersizliği kadına

yönelik şiddet oranlarında artışa sebep olabilmektedir. [34]

Kadınların şiddet algısı, hukuksal yaptırımı olmayan şiddet

türlerine karşı daha düşükken, hukuksal yaptırımı olan şiddet

türlerine karşı daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. [23]

Diğer Faktörler

Görsel ve yazılı tüm kitle iletişim araçlarında şiddet örneklerinin

sunulması, kadınların doğaları gereği bağımlı,

edilgen, itaatkâr varlıklar olarak güçsüz hatta çaresiz, cinselliğiyle

şiddete layıkmış gibi gösterilmesi kadına yönelik

şiddetin artmasında etkilidir. [35] Çığ, sel, yangın, deprem

gibi olaylar sonucunda kaynakların yetersiz kalmasına

bağlı stresle başa çıkmak için şiddete başvurulduğu görülmektedir.

Thurston ve ark. [36] yaşanan doğal afetlerin kadınlara

uygulanan şiddet düzeyinde artışa sebep olduğunu

bulmuştur.

KADIN VE CİNSEL ŞİDDET

Dünya Sağlık Örgütü, cinsel şiddeti, “herhangi bir kişi tarafından

herhangi bir cinsel eylem, cinsel eylem elde etme

girişimi, istenmeyen cinsel yorumlar veya ilerlemeler veya

bir kişinin cinselliğini zorlama yoluyla veya başka bir şekilde

yönlendirmeye yönelik eylemler” şeklinde açıklamıştır.

[37–39] Cinsel şiddet, kadınların temel özgürlüklerini ve

insan haklarını ihlal eden kadına yönelik gerçekleştirilen

şiddet türlerinden en korkunç olanıdır. [1] Taciz ve tecavüz,

zorla evlendirme, zorla kürtaj ve kısırlaştırma, kadınların

cinsel olarak sakatlanması [1] , cinsel saldırı veya fiziksel temas,

kadınları nesneleştiren posterler veya resimler gösterme,

cinsel şakalar, istenmeyen yaklaşımlar ve cinsel yorumlar

gibi cinsel içerikli bir takım uygulama ve davranış cinsel

şiddeti içeren tacizi kapsayabilir. [38]

Cinsiyete dayalı şiddet, algıladıkları cinsiyet, cinsiyet kimliği

veya cinsiyet ifadesine dayalı olarak bireylere karşı gerçekleştirilir.

Bu şiddet türü tecavüz, aile içi şiddet, cinsel

saldırı ve taciz, çocukların istismarı, kadın ve kız ticareti

ve cinsel ilişki gibi çeşitli insan hakları ihlallerini içerebilir.

[40]

Savaşlar dışında, kadınlar çoğunlukla en yakınlarındaki

erkeklerin şiddetine maruz kalmaktadır. Bu da şiddetin

yarattığı sosyal, ruhsal ve bedensel etkileri daha da arttırmaktadır.

[2]

Yaklaşık olarak dünyadaki kadınların %30’u yakın bir

erkek tarafından cinsel veya fiziksel şiddete uğramıştır ve

küresel açıdan kadın cinayetlerinin %38 kadarının kadının

yakını olan bir erkek tarafından işlendiği belirtilmiştir.

[13]

İsveç’te kadınların cinsel şiddet deneyim oranının %27

olduğu ve cinsel şiddetin %57’sine 18 yaş altı dönemde

maruz kalındığı belirtilmiştir. Cinsel şiddet mağduru kadınların

mevcut bir ilişki içinde olmamaları, meslek sahibi

olmamaları, öğrenci olmaları, düşük eğitim seviyelerinin

maruz kaldıkları şiddetle bağlantılı olduğu belirtilmiş,

cinsel şiddetin çoğunlukla partner dışı birisi tarafından

gerçekleştirildiği bulunmuştur. [37]

Parra-Barrera ve ark. [1] Kolombiya’da cinsel şiddetle ilgili

dava sonuçlarının incelenmesinde, cinsel şiddete uğrayan

kadınların şiddetten uzak bir hayat yaşamaları ve şiddet

sonrası rehabilitasyonla ilgili yasal sürecin ihlali türünden

yargısal engellerle karşılaştıklarını belirlemiştir. Aynı

çalışmada, özel bakım, psikolojik sağlık, fiziksel sağlık

alanlarında, mağduru kapsamlı bir biçimde korumak için

Güler ve Erbil • Kadına yönelik şiddet, cinsel şiddet ve hemşirenin sorumlulukları

207


tedbirlerin yetersiz olması; koruma başvuru zamanı ile etkin

korumanın aktif hale gelmesi arasında çok uzun bir

zaman geçmesi gibi durumlar bu engellere örnek olarak

verilmiştir.

Birçok ataerkil kültürde, kadınların ve kızların cinsel ilişki

deneyimi onların bireysel, aile, topluluk ve toplumsal

statülerinin önemli bir belirleyici unsurudur. [27] Kızlık zarı

muayenesi, bekâret testi, bireyin cinsel ilişkiyi deneyimleyip

deneyimlemediğini anlamak için kadın cinsel organının

incelenmesi işlemidir. [41] Temel insan hakları ihlali olan

bekâret testi uygulamasının küresel olarak ortadan kalkması

için [26] uluslararası sağlık kuruluşları ve insan hakları

bu testi kınamış olsa da, Türkiye’ninde içinde bulunduğu

Zimbabve, Güney Afrika, Filistin, İran, Jamaika, Ürdün,

Afganistan, Brezilya, Mısır gibi birçok ülkede hala uygulanmaktadır.

[27] Bölgelere göre değişen sebeplerle çeşitli

ülkelerde bekâret testi yapılmaktadır. [41] Toplumumuzda

“namus” kavramının kadın bedeni ve cinselliği üzerinden

algılanmaya devam etmesi, kadının kendi bedeni ve cinselliği

üzerinde söz hakkının olmadığının bir göstergesidir.

Kadın algısının değişmesi aileden başlayarak çocuklara verilecek

bakış açısı ve bu geleneksel tutumun değişmesiyle

mümkün olabilir. [42]

Şiddetin Kadın Sağlığına Etkisi

Kadına yönelik şiddet kadın sağlığı üzerinde kısa ve/veya

uzun vadede ciddi sorunlar ortaya çıkarır. [37,43] Şiddet, kısa

vadede sağlık hizmetlerini kullanma oranında artışa, yaşam

kalitesinde ve kadınların ruh sağlığında bozulmalara [15]

uzun vadede ise sosyal dışlanma, izolasyon, intihar [40] ve

bakmakla yükümlü oldukları çocuklarının ruhsal gelişiminin

olumsuz etkilemesine sebep olmaktadır. [15,43] Kadına

yönelik şiddet, yüksek düzeyde morbidite ve mortaliteye

de katkıda bulunur. [40]

Kadına yönelik şiddet, kadınlarda fizyolojik veya psikolojik

birçok sağlık sorunlarının meydana gelmesine neden

olmaktadır. Psikolojik açıdan; duygu durum ve bilişsel

işlevlerin bozulmalarına eşlik eden ruhsal veya fiziksel

davranış değişiklikleri, sıkıntılı hal, karamsarlık ve umutsuzluk

olarak ifade edilen depresyon [16] anksiyete, travma

sonrası stres bozukluğu, kendine zarar verme, artan intihar

oranları [37,40,43,44] uyku bozuklukları [37] gibi sorunlar açığa

çıkmaktadır. Fiziksel ve üreme sağlığı etkileri açısından;

ölümcül veya ölümcül olmayan yaralanmalara, alkol ve zararlı

ilaç kullanımı, erken doğum, düşük doğum ağırlığı,

ölü doğum, isteyerek kürtaj ve düşük [44] cinsel işlev bozukluğu,

jinekolojik travma [37] , cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar,

kronik pelvik ağrı, istenmeyen gebelik gibi sorunlara

neden olmaktadır. [37,43] Psikolojik ve fiziksel travma,

korku aynı zamanda ekonomik üretkenlik kaybına, sağlık

hizmeti aramada zorluklara, somatizasyona, sınırlı üreme

ve cinsel kontrole, zihinsel sağlık sorunlarına yol açar. [44]

Şiddete maruz kalmanın, kadınlarda yaşam kalitesini azalttığı

[15] ve depresif belirtileri arttırdığı belirtilmiştir. [16,38]

Cinsel şiddete uğramış kadınları cinsel yolla bulaşan hastalıklarla

ilişkili kılan birden fazla faktör vardır. Örneğin,

cinsel şiddete uğrayan kadınlar, zorla anal seks gibi yüksek

riskli cinsel ilişkiye maruz kalmış olabilir ve fiziksel travma,

kişiyi cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı giderek daha

savunmasız duruma getirebilir. [45] Brookmeyer ve ark. [45]

cinsel şiddete uğrayan kadınların, cinsel saldırıya maruz

kalmamış kadınlara göre daha sık genital siğiller, uçuk ve

klamidya gibi cinsel yolla bulaşan enfeksiyonları taşıdığını

bulmuştur. Şiddet gören kadınlar artan önlenebilir morbidite

ve mortalite oranlarıyla karşı karşıya kalmakla ve bu da

kadına yönelik şiddeti acil bir halk sağlığı problemi haline

getirmektedir. [43]

COVID-19 Pandemisi ve Kadına Yönelik Şiddet

COVID-19 pandemisi nedeniyle oluşan toplumsal değişim;

ekonomik, psikolojik ve fiziksel boyutuyla etkilenen aile

kurumu ve aileyi oluşturan bireylerinde yaşam tarzlarında

birçok farklılık oluşturmuştur. Salgın öncesi içinde bulunulan

evler, özel alan iken kişisel izolasyonlar, işyerlerinin kapatılması

ve sokağa çıkma yasağı ile işin icra edildiği kamusal

alan haline gelerek, ev dışı aktif hayatın yaşandığı yer haline

dönüşmüştür. [46] Bununla beraber ekonomik sıkıntılar, artan

işsizlik, partner ile kısıtlı kalmak, izole olmaya bağlı alkol

tüketiminin artması, sağlık sistemine erişim zorluğu ortaya

çıkmıştır. [47] Tüm bu faktörlerle birlikte insanların tahammül

seviyeleri azalmış ve stres seviyeleri de artmıştır. [46]

Salgın dönemindeki bu belirsizlik ve korku kadının mağduriyetini

arttıran aile içi şiddetin farklı boyutlarıyla kendini

göstermesine neden olmuştur. [39,40] Aile içi şiddet, aile

içinde ekonomik, psikolojik, cinsel ve fiziksel olabilen ve

yakın partner şiddeti ve çocuk istismarını kapsayabilen tehdit

edici veya diğer şiddet türlerini içeren davranışları kapsamaktadır.

[48] Pandemiye bağlı kız çocuklarına ve kadınlara

karşı şiddet küresel çapta artmaktadır. [47,49] Birleşmiş

Milletler Kadın Birimi (UN Women) “Gölge Pandemi”

kavramını pandemiye bağlı sosyal ve ekonomik sorunlar

nedeniyle artan aile içi şiddet biçiminde tanımlamaktadır.

[47,49]

COVID-19 pandemisi ile kadına yönelik şiddet en az

%25 oranında artmıştır. [49]

Kadınlara yönelik gerçekleştirilen partner şiddeti, hem

ülkeler arasında hem de ülkeler içinde önemli farklılıklar

gösteren, dünya çapında karşılaşılan ve çözülemeyen

bir halk sağlığı problemidir. [4] Salgın öncesinde, yaşam

208 Androl Bul 2022;24:204-213


süreleri boyunca üç kadından birinin şiddete uğrayacağı

tahmin ediliyordu. [47] COVID-19 pandemi öncesine göre

kadınların uğradıkları şiddet oranının üç kat daha arttığı

ve yaşanılan şiddetin %90’ının salgınla ilişkili olduğu bulunmuştur.

[50] Uygulanan şiddetteki bu artışın ülkelerdeki

oranı ise Singapur’da %33, Arjantin’de %25, Brezilya’da

%40–55 arasında, Fransa’da %30–36 arasında bildirilmiştir.

[50] Boxall ve ark. [51] Avustralyalı kadınların pandeminin

ilk üç ayında yaşadığı aile içi şiddet oranının arttığını

bulmuştur. Demircioğlu [46] karantina sürecinde ev içi rol

paylaşımı, tahammülsüzlük, aile üyelerinin baskın tavrı

sebebiyle ekonomik, psikolojik ve fiziksel şiddetin büyük

oranda arttığını belirlemiştir. Aşkın ve Güngör [52] pandemiye

bağlı evde izole olmanın psikolojik sorunlara, aile içi

olumsuz ilişkilere ve şiddete kadar ilerleyen tablolara neden

olduğunu saptamıştır. Pandemiye bağlı toplumsal cinsiyete

dayalı kadınların uğradıkları tecavüz ve cinsel saldırı şiddet

türleri de küresel çapta artmıştır. [40]

Çalışmalar COVID-19 pandemisinin aile içi şiddet konusunda

yardım arayan birey sayısını artırdığını göstermektedir.

[4,49] Bununla beraber şiddete uğrayan kadınların

çoğunluğunun yardım almadığını [46] ve pandemi ve ev

stresiyle ilgili faktörlere bağlı kadınların maruz kaldıkları

şiddete karşı savunmasızlığın arttığını gösteren çalışmalar

da mevcuttur. [40] Khanlou ve ark. [40] (2020), pandeminin

gelir, istihdam, sağlıkla ilgili acil durumlar, çalışma ve iş

güvenliğiyle ilgili toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini arttırdığını

saptamışlardır.

Kadın çalışanların çok fazla bir oranda istihdam ettiği

hizmet sektöründen COVID-19 sebebiyle işten çıkarma

oranları çok olduğu için kadınlar COVID-19’un bir sonucu

olan ekonomik şiddetten erkeklerden daha fazla etkilenmiştir.

[47] Mutluluk düzeyinin ve aylık gelirin aile içi

şiddete etkisi olduğunu [46] ve ekonomik şiddetin şiddet

mağdurları üzerinde daha fazla kontrol faktörü olarak kullanıldığını

tespit eden çalışmalar da mevcuttur. [49]

COVID-19 sebebiyle okulların kapanması genç kızların

cinsel sömürü, zorla evlendirme ve gebe kalma gibi durumlarla

daha fazla karşılaşma riskini arttırmaktadır. [53]

Burzinkska ve Contreras [53] COVID-19 ile ilgili önlemlerin

bir parçası olarak okulların kapatılmasının kızların

eğitimini daha da aksattığını ve ev içi rutin işlerde kızların

erkeklere göre daha fazla çalıştırılarak ders çalışmalarının

olumsuz etkilendiğini bulmuştur.

Kadına Yönelik Şiddeti Önlemede Sosyal

İnovasyon Örnekleri

Geçmişten itibaren kişiler hayatlarının en az bir döneminde

farklı problemlerle baş etmeye çalışmışlardır. Bireyler

deneyimledikleri problemleri bazen bireysel, bazen de

kamu kurumları gibi oluşumlardan destek alarak çözümlemektedirler.

[54]

Kadınların yaşadıkları sosyal problemlerin farklılığı küreselleşen

dünyamızda da artmıştır. Bu da yeniliklere uygun

yaklaşımlarla mevcut sosyal hizmet uygulamalarının geliştirilmesini

zorunlu hale getirmiştir. Özellikle son yıllarda

fazla görülen kadına yönelik şiddet olayları şiddetin önüne

geçmede inovatif çözümlerin uygulanmasını zorunlu kılmıştır.

[54,55] Dünyada da şiddetin önlenmesi ve mücadele

faaliyetleriyle beraber mağdura verilen mevcut hizmetlerden

şiddet mağduru her kadının yararlanması ve hizmetlerin

genişletilmesi için inovasyona dayalı örnekler yaygınlaştırılmalıdır.

[56]

İspanya’da son zamanlarda artan şiddet olayları sebebiyle

AlertCops uygulamasına, hem sağlık personelinin hem

de toplumsal cinsiyete dayalı şiddet mağdurlarının gizlice

Devlet Güvenlik Güçlerinden acil yardım talep etmelerini

sağlayan “SOS Düğmesi” eklenmiştir. [57] Son zamanlarda

salgınla beraber İtalya da ulusal Skype programı, acil

durum telefon destek hizmetleri hayat bulmuş ve aile içi

şiddet mağdurlarına korumaya yönelik sunulan evlerinin

sayısını artırmıştır. [58]

Melilla, Ceuta, Madrid, Cantabria, Endülüs, Valensiya,

Kanarya Adaları salgın için “Maske-19” eylem planını

uygulamıştır. Bu uygulamada tehlike altında olan kadınlar

eczaneye gidip “Maske 19” istemekte, eczane personeli

kadının bu çağrısını hastane acil servisine bildirmektedir.

Bildiriyi alan hastane, kadına şiddet protokolünü başlatmaktadır.

Aynı şekilde Hollanda ve Almanya’da bu acil

eylem planına benzer politikalar uygulamaktadır. ABD’de

yalnızca telefonla destek ve yardım hizmeti sunulmaktayken

Peru, Arjantin ve Kolombiya gibi ülkeler mevcut

yardım hatlarını güçlendirmiştir. Şili’de Kadın ve Cinsiyet

Eşitliği Bakanlığı, mağdurlar için özel bir acil eylem planı

başlatmıştır. [57]

Eisenhut ve ark. [59] kadına yönelik şiddette 171 inovasyon

uygulamalarını incelediği sistematik derlemesinde, 171

uygulamanın %46,78’i birincil işlevi acil durumlarda acil

yardım sunmak olan uygulamalarını, %21,05’i grup eğitim

uygulamalarını, %14,04’ü raporlama ve kanıt oluşturmayı

ve %12,28’inin destekleyici uygulamaları kapsadığını

bulmuştur. Bu uygulamaların Güney Asya, Avrupa, Orta

Asya, Kuzey Amerika, Latin Amerika, Sahra Altı Afrika ülkelerinde

daha fazla uygulandığını saptamıştır.

Türkiye’de mağdur pozisyonundaki kadınlar Kadın Destek

Sistemi (KADES) ile 7/24 hizmet veren 155 ve 156 çağrı

merkezlerine Aile İçi ve Kadına Yönelik Şiddet için çağrıda

bulunabilirler. Gelen çağrılar kapsamında en kısa süre

Güler ve Erbil • Kadına yönelik şiddet, cinsel şiddet ve hemşirenin sorumlulukları

209


içinde kolluk kuvvetleri olay yerine ulaşıp durumu kontrol

etmeye çalışmaktadır. Emniyete başvuran ya da 6284 sayılı

kanunla tedbir kararı verilen mağdur için KADES, Alo 183

Sosyal Destek Hattı ve Şiddeti Önleme ve İzleme Merkezi

(ŞÖNİM) şiddetle mücadele çerçevesinde telefonla bilgilendirme

yapmaktadır. [60] KADES uygulaması kadınlara

hızlı bir biçimde yardım edebilmek ve şiddet olaylarının

önüne geçmek için kadınların akıllı telefon aracılığıyla tek

tuşla emniyete ulaşabilmelerine olanak sağlayan bir hizmet

olarak faaliyete girmiştir. [54,55] Kamu spotları KADES uygulamasına

dikkat çekilmesi, uygulamanın kullanımının anlatılması,

kadınların şiddet karşısında destek birimlerine ulaşabilmesini

kolaylaştıracak bir kanal olarak kullanılabilir. [61]

Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM) de şiddetin

önlenmesi adına alınacak koruyucu tedbirlerden biri

olmuştur. Şiddete maruz kalan kadınların tıbbi ve adli

birimlerdeki süreçlerinin uzun sürmesi sebebiyle yaşanan

aksaklıkları çözmek için bu hizmet oluşturulmuştur.

Gereksinim hissedilen sosyal hizmet uygulamasına hızlı

ulaşımı sağlama ve süreci kolaylaştırmada önemli bir göreve

sahip olan ŞÖNİM’ler, kadınların psikolojik ve sosyal

iyilik halini arttırmayı hedefleyen hizmetleri tek birim

altına toplayan merkezler haline gelmişlerdir. [62] ŞÖNİM

bünyesinde şiddet görme ihtimali olan ya da görmüş kadınlar

ile varsa yanındaki çocukların kendilerini güven içerisinde

yaşamalarını sağlayacak (psikolojik, sosyal, hukuki

ve ekonomik bakımdan güçlendirilmeleri ve desteklenmeleri)

biçiminde hizmet sunulmaktadır. [63] Ayrıca bu birim

bünyesinde çok boyutlu uygulamalarla kadınların ihtiyaçların

karşılanmasından kendi yaşamları üzerinde söz sahibi

olmalarına kadar yardım eden bir çok hizmet verilmektedir.

[54,63,64] Kadın sığınma evi ve ŞÖNİM’ler 81 ilde 7/24

saat hizmet veren birimler olarak bulunmaktadır. [65] Eğer

kadın hakkında korunma kararı varsa ŞÖNİM kadına verilen

adlî yardım, sağlık, geçici maddi yardım, barınma ve

diğer hizmetleri koordine etmektedir. [63]

KADINA YÖNELİK ŞİDDET VE HEMŞİRENİN

SORUMLULUKLARI

Cinsel tacizin varlığına ilişkin artan bilgi ve açıklamanın,

diğer kadınlar tarafından taciz mağduru kadınlara yalnız

olmadıklarını ve desteklendiğini göstermektedir. Bu da

cinsel tacizin kadınların kendilerinde oluşturdukları negatif

düşüncelerin etkisinden korunmasını sağlar. [66] Bunun

için kadına yönelik her türlü şiddet halk sağlığı önceliği

olup [44] multidisipliner bir iş birliğiyle mücadele edilmelidir.

Bu disiplinlerden biri de sağlık çalışanlarıdır. [67] Sağlık

çalışanları şiddetle mücadelede, şiddete maruz kalan ve

şiddeti uygulayanlara yaptıkları müdahalelerle, şiddetin ve

etkilerinin azaltılmasında önemli rol alır. [17]

DSÖ, sağlık sektörünün, kadına yönelik şiddetin halk sağlığı

sorunu olarak bilinmesi ve uygun kaynakların temin

edilmesi için önleme politikalarının diğer sektörlerle iş birliği

yaparak geliştirilmesi, şiddetin belirlenmesi, savunuculuk

yapılmasının gerekliliğini belirtmektedir. [68] Özellikle

şiddet mağdurlarıyla karşılaşma ihtimalleri yüksek ev ziyaretleri

yapanlar, acil ve kadın-doğum kliniklerinde, psikiyatri

ve halk sağlığı birimlerinde çalışanların çok özel

konumları vardır. [17] Kadına yönelik şiddette halk sağlığı

girişimleri birincil, ikincil veya üçüncül önleme olarak üç

basamağa ayrılır. [43] Şiddetin önlenmesinde bu basamaklar

kullanılarak hemşirelik müdahaleleri ile gerekli danışmanlık,

bakım ve yönlendirme yapılmalıdır. [69]

Birincil önleme; hastalığın veya sağlık olayının meydana

gelmesini önlemeyi amaçlar. [43] Hemşireler bunun için kriz

durumunu önlemek ve öfke kontrolüne yönelik danışmanlık

yapmalı, eğitimler vermeli, önlemler almalı [69] kadına

yönelik şiddet taramasını düzenli olarak yapmalı ve sonuçlarını

kamuoyuna bildirmelidir. [18]

İkincil önleme; sorunu erken tespit etmeyi ve olayın ilerlemesini

veya tekrarını önlemeyi amaçlar. [43] İkincil korumada,

sağlık profesyonelleri şiddetin durdurulması için

girişimlerde bulunmalı [69] şiddet mağduru kadınlara destekleyici

bakım vermelidir. Bu destekleyici bakım, bazen

madde bağımlılığı veya zihinsel sağlık bozuklukları gibi

şiddetin farklı etkileri için tedavi sağlamalıdır. [43]

Üçüncül önleme; danışmanlık yaparak rehabilitasyon sürecini

hızlandırmalıdır. [69] Ayrıca tüm basamaklarda semptomlara

karşı dikkatli olmalı ve kurbanı suçlayıcı tutumlardan

kaçınılmalıdır. Bu nedenle “kadına yönelik şiddet”

konulu eğitimlerin sağlık müfredatlarında yer alması standart

hale getirilmelidir. [43]

Şiddet mağdurlarına yeterli destek ve bakım sağlamada,

damgalamadan ve önyargılardan arınmış empatik bir tavır

sergilemelidir. Temel amacı birey, aile ve toplum sağlığının

refaha erdirilmesi olan hemşirelerin şiddetten ve

yol açtığı risklerden korunma, destek ve yardıma erişimin

kolaylaştırılmasında müdahaledeki yeri, güvenlik planlarının

geliştirilmesinde, erken tanılama, riskli grupların

belirlenmesi, şiddeti önleme, şiddet farkındalığı oluşturmada

etkilidirler. [70]

Hemşire ile şiddet mağduru arasında iletişim sağlanamadığında

mağdur kendisi hakkında bilgi vermek istemeyebilir.

Bu durumda hemşire holistik bir bakış açısıyla delil

toplaması ve iletişim kurması bu tür riskleri azaltabilir.

[71]

Işıklı [72] hastane personelinin görüşlerine göre hasta ve

210 Androl Bul 2022;24:204-213


yakınları ile yaşanan iletişim sıkıntılarının en sık yaşanan

etik sorunlar olduğunu bulmuştur. Bunun için adli vakalarda

hemşire mağdurla ilk karşılaşıldığında saygı ve güven

temelinde iletişim kurmalıdır. [71] Hasta bilgilerinin sağlık

kurumlarında gizlenmesi çok önemlidir. Hasta bilgilerin

gizliliğinin sağlanamaması çok boyutlu problemler doğurabilmektedir.

[72]

Küresel olarak dünyanın birçok ülkesinde kadına yönelik

şiddet ciddi bir ceza ve endişe gerektiren bir suç olarak kabul

edilmektedir. [18] Hemşireler, “Zarar Vermeme-Yararlılık

İlkesi”ne göre yaklaşımda bulunduklarında bu alanda meydana

gelebilecek hak ihlallerini azaltabilirler. Fakat bu ilke

rehberliğinde hareket edip kişinin haklarını güvence altına

almaya çalışan hemşireler zaman zaman bazı zorluklar yaşayabilmektedirler.

Aile içi şiddet tablosunda suç bildirimi

yapmak istediğinde yaşanabilecek zorluklar buna örnektir.

Şiddet mağduru kadının korunması suç bildiriminin temel

amacıdır. [73] Adli vakaların birçoğunda bireyi ilk gören, ilk

önce adli delillere ulaşabilen, kişiden alınan laboratuvar

numuneleriyle önce temas eden, muayene sırasında bireyin

eşyalarına dokunan, yakınları ile ilk iletişim kuran kişiler

sağlık profesyonelleridir ve tek yükümlülükleri olayın

bildirimi değildir. [71] Maalesef kadınlar genellikle, çocuklarının

olması, daha önceki şikâyetlerinin sonuca ulaşamaması,

toplumsal damgalanma, bildirimi kabul ederse daha

fazla şiddete maruz kalacakları, maddi imkânlarının yetersiz

olması gibi nedenlerle sağlık hizmetine başvurmamakta,

şikâyeti reddetmekte ve sağlık çalışanlarının bildirim konusunda

tereddüt yaşamasına neden olmaktadır. [71]

Depresyon ile şiddet arasındaki ilişkinin ve sıklığının belirlenmesi,

kadına yönelik şiddetle alakalı farkındalık geliştirilmesi,

sosyal politikaların oluşturulması açısından sağlık

çalışanlarının büyük sorumlulukları vardır. [16] Mezuniyet

öncesi ve sonrası ile sürekli eğitim programlarıyla sağlık

profesyonellerinin desteklenmesi kadına yönelik şiddet

karşısında duyarlılığın artmasında yasal sorumluluk ve

mesleki rolleri bilmeleri önemlidir. [67]

SONUÇ

Kadına yönelik şiddet, hem bir insan hakları ihlali sorunu,

hem de toplumun sağlıklı nesillerle devamlılığını sağlayabilmesi

için çözmesi gereken bir sorundur. Şiddeti ortadan

kaldırmak için şiddeti açığa çıkaracak cinsiyet eşitsizliği ve

kadının bağımlı yaşam şartları gibi unsurların önüne geçilmelidir.

Bunun için gerek aile içi gerekse aile dışı kadının

karşılaştığı tüm şiddet türleri gizli kalmamalı ve açığa çıkarılmalıdır.

Gizli kalan tüm şiddet türleri kadının kendini

daha yalnız hissetmesine ve şiddeti uygulayan kişinin

uyguladığı şiddet miktarını ve türünü arttırmasına sebep

olmaktadır. Bunun için tüm toplumun mücadele verdiği

bir sürece girilerek eğitimler ve kamu spotları ile şiddetin

önüne geçilmeli ve şiddeti açığa çıkarmak için mağdurlar

cesaretlendirilmelidir. Kadına yönelik şiddetle ilgili protokollerin

ve yasaların daha kapsamlı hale getirilmesine, şiddeti

önlemede etkili iletişim yöntemlerinin kullanılmasına,

kadının kendi hak ve özgürlüklerinin kısıtlandığı durumlarda

kime, nereye başvurmasıyla ilgili cesaretlendirilmesine

ve bilgilendirilmesine, yasal düzenlemelerin kontrol ve

denetim mekanizmalarının arttırılmasına ihtiyaç vardır.

Temel amacı birey, aile ve toplum sağlığının refaha erdirilmesi

olan hemşireler, şiddetten ve etkilerinden korunma,

destek ve yardıma erişimin kolaylaştırılmasında müdahaledeki

yeri, güvenlik planlarının geliştirilmesinde, erken

tanılama, riskli grupların belirlenmesi, şiddeti önleme ve

şiddet farkındalığı oluşturmada etkilidirler.

Hakem Değerlendirmesi

Dış bağımsız.

Çıkar Çatışması

Yazarlar çıkar ilişkisi olmadığını beyan etmişlerdir.

Finansal Destek

Herhangi bir mali destek alınmamıştır.

Peer-review

Externally peer-reviewed.

Conflict of Interest

No conflict of interest was declared by the authors.

Financial Disclosure

No financial support has been received.

KAYNAKLAR

1. Parra-Barrera SM, Moyano N, Boldova MÁ, Sánchez-Fuentes

MM. Protection against sexual violence in the Colombian legal

framework: obstacles and consequences for women victims. Int J

Environ Res Public Health. 2021;18(8):4171. [CrossRef]

2. Eryılmaz S. Toplumsal cinsiyet rolü ve kadın sağlığı. Kırşehir Ahi

Evran Üniversitesi Sağlık Bilimleri Derg. 2020;1(1):5–13. https://

sbdergi.ahievran.edu.tr/makaleler/uuzgar_tammetin.pdf

3. Zarei M, Rasolabadi M, Gharibi F, Seidi J. The prevalence of

violence against women and some related factors in Sanandaj

city (Iran) in 2015. Electron Physician. 2017;9(11):5746–53.

[CrossRef]

4. Vives-Cases C, Parra-Casado D, Estévez JF, Torrubiano-

Domínguez J, Sanz-Barbero, B. Intimate Partner Violence against

women during the COVID-19 lockdown in Spain. Int J Environ

Res Public Health. 2021;18(9):4698. [CrossRef]

5. Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair

Kanun. (2012). T.C. Resmi Gazete, 28239,8.3.2012. https://

www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2012/03/20120320-16.htm

6. Bükecik E, Özkan B. Kadına yönelik şiddet: Toplumsal cinsiyet

eşitsizliğinin kadın sağlığına etkisi. İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi

Sağlık Bilimleri Fakültesi Derg. 2018;3:33–7. https://dergipark.

org.tr/tr/download/article-file/513025

7. Şen S, Bolsoy N. Violence against women: prevalence and risk

factors in Turkish sample. BMC Womens Health. 2017;17(1):100.

[CrossRef]

Güler ve Erbil • Kadına yönelik şiddet, cinsel şiddet ve hemşirenin sorumlulukları

211


8. Foody M, McGuire L, Kuldas S, O’Higgins-Norman J. Friendship

quality and gender differences in association with cyberbullying

ınvolvement and psychological well-being. Front Psychol.

2019;10:1723. [CrossRef]

9. Aktaş-Üstün N, Ekin M. Görsel spor medyasında çalışan kadınların

uğradıkları siber zorbalık hakkında görüşleri. Spor ve Rekreasyon

Araştırmaları Derg. 2021;3:15–23. [CrossRef]

10. Dursun S, Gökçe A, Aytaç S. Siber zorbalık: Üniversite öğrencileri

üzerine bir araştırma. Int J Social Inquiry. 2020;13(2):465–85.

[CrossRef]

11. Lee C, Shin N. Prevalence of cyberbullying and predictors of

cyberbullying perpetration among Korean adolescents. Comput

Hum Behav. 2017;68:352–8. [CrossRef]

12. Camerini AL, Marciano L, Carrara A, Schulz PJ. Cyberbullying

perpetration and victimization among children and adolescents:

A systematic review of longitudinal studies. Telematics and

Informatics. 2020;49:101362. [CrossRef]

13. World Health Organization. WHO; 2017. https://www.who.int/

news-room/fact-sheets/detail/violence-against-women

14. Kalokhe A, Del Rio C, Dunkle K, Stephenson R, Metheny N,

Paranjape A, Sahay S. Domestic violence against women in India:

A systematic review of a decade of quantitative studies. Glob Public

Health. 2017;12(4):498–513. [CrossRef]

15. Bilgin-Şahin B, Erbay-Dündar P. Kadına yönelik şiddet ve

yaşam kalitesi. Anadolu Psikiyatri Derg. 2017;18(3):203–10.

https://www.bibliomed.org/mnsfulltext/91/apd_18_03_02.

pdf?1588694118

16. Akalın A, Arıkan Ç. 15–49 yaş grubu kadınlarda aile içi şiddet

sıklığı ve şiddetin depresyona etkisi. Gümüşhane Üniversitesi

Sağlık Bilimleri Derg. 2017;6:1–10. https://dergipark.org.tr/tr/

download/article-file/373169

17. Aktaş B, Kaya F, Bostancı Daştan N. Hemşirelik ve ebelik

öğrencilerinin ailede kadına yönelik şiddete ilişkin tutumları.

Uluslararası Toplum Araştırmaları Derg. 2019;14(20):1448–74.

[CrossRef]

18. Nihel H, Latifa M, Anissa A, Raja G, Souheil M, Wael M, et al.

2017 yılında Tunus, Kairouan’da kadına yönelik şiddetin özellikleri.

Libyan J Med. 2021;16(1):1921900. [CrossRef]

19. Atuk FG. Kadın, şiddet, medya ve temsil ilişkisini yeniden

düşünmek: Medyada ve medya aracılığı ile kadına karşı kadın

şiddeti. Aksaray İletişim Derg. 2021;3:258–85. [CrossRef]

20. Metin A. Kimliğin toplumsal inşâsı ve geleneksel kadın kimliğinin

aktarımı. Çankırı Karatekin Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü

Derg. 2011;2:74–92. https://dergipark.org.tr/en/download/

article-file/254064

21. Türk Ceza Kanunu. (2004). T. C. Resmi Gazete, 25611, 12/10/2004.

https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2004/10/20041012.htm

22. Page AZ. İnce M. Aile içi şiddet konusunda bir derleme. Türk

Psikoloji Yazıları. 2008;11:81–94. http://bursa.psikolog.org.tr/tr/

yayinlar/dergiler/1031828/tpy1301996120080000m000151.pdf

23. Gencer MZ, Ağırman E, Arıca S. İstanbul ilinde kadına yönelik

şiddet sıklığı ve kadınların şiddet algısı. Ahi Evran Med J. 2019;3:18–

25. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/703651

24. Hamzaoğlu M, Konuralp E. Geleneksel toplumlarda namus olgusu

ve namus cinayeti: Türkiye örneği. Kadın Araştırmaları Derg.

2019;1:51–65. https://dergipark.org.tr/en/download/articlefile/718108

25. Köseoğlu M. Kadına yönelik şiddette sosyalleşme süreci ve

toplumsal cinsiyet rollerinin etkisinin değerlendirilmesi. Sosyal

ve Beşeri Bilimler Araştırmaları Derg. 2018;19:77–96. https://

dergipark.org.tr/en/download/article-file/537423

26. Crosby SS, Oleng N, Volpellier MM, Mishori R. Virginity testing:

recommendations for primary care physicians in Europe and

North America. BMJ Glob Health 2020;5:e002057. [CrossRef]

27. Mishori R, Ferdowsian H, Naimer K, Volpellier M, McHale T.

The little tissue that couldn’t - dispelling myths about the Hymen’s

role in determining sexual history and assault. Reprod Health.

2019;16(1):74. [CrossRef]

28. Bedir N, Ekerbiçer HÇ, İnci MB, Köse E, Karatepe TU, Demirbaş

M, et al. Sakarya’da yaşayan bir grup kadının şiddet algı durumları

ve bunu etkileyen faktörler. Sakarya Tıp Derg. 2017;74:187–95.

https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/398645

29. Krantz G, Garcia-Moreno C. Violence against women. J Epidemiol

Community Health. 2005;59(10):818–21. [CrossRef]

30. Çalışkan H, Çevik Eİ. Kadına yönelik şiddetin belirleyicileri:

Türkiye örneği. Balkan J Social Sci. 2018;7(14):218–33. https://

dergipark.org.tr/en/download/article-file/516329

31. Özmaya E, Altun E, Gürhan N, Karakaş D, Uzun S. Hemşirelik

öğrencilerinin kadına yönelik şiddete ilişkin görüşlerinin

belirlenmesi: Nitel çalışma. EJONS. 2021;5:106–19. [CrossRef]

32. Arënliu A, Kelmendi K, Bërxulli, D. Socio-demographic associates

of tolerant attitudes toward intimate partner violence against

women in Kosovo. Social Sci J. 2021;58:91–105. [CrossRef]

33. Sardinha L, Catalán HE. Attitudes towards domestic violence in 49

low-and middle-income countries: A gendered analysis of prevalence

and country-level correlates. PloS One. 2018;13(10):e0206101.

[CrossRef]

34. Kılıçarslan M. Kadına Yönelik Şiddet: Sebepleri, Önlemeye Yönelik

Kur’anî Tedbirler. Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi.

2018;18:958–94. https://dergipark.org.tr/en/download/articlefile/611489

35. T.C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Kadının Statüsü Genel

Müdürlüğü. Türkiye’de Kadın; 2017. https://kadininstatusu.aile.

gov.tr/uygulamalar/turkiyede-kadin

36. Thurston AM, Stöckl H, Ranganathan M. Natural hazards,

disasters and violence against women and girls: A global mixedmethods

systematic review. BMJ Glob Health. 2021;64:e004377.

[CrossRef]

37. Öberg M, Skalkidou A, Heimer G. Experiences of sexual violence

among women seeking services at a family planning unit in

Sweden. Ups J Med Sci. 2019;124(2):135–9. [CrossRef]

38. Ranganathan M, Wamoyi J, Pearson I, Stöckl H. Measurement

and prevalence of sexual harassment in low- and middle-income

countries: A systematic review and meta-analysis. BMJ Open.

2021;11(6):e047473. [CrossRef]

39. World Health Organization (WHO). Violence against women:

Intimate partner and sexual violence against women intimate partner

and sexual violence have serious short- and long-term physical,

mental and sexual and reproductive health problems for survivors:

Fact sheet; 2014. https://apps.who.int/iris/handle/10665/112325

40. Khanlou N, Vazquez LM, Pashang S, Connolly JA, Ahmad F,

Ssawe A. 2020 Syndemic: Convergence of COVID-19, genderbased

violence, and racism pandemics. J Racial Ethn Health

Disparities. 2021;1–13. [CrossRef]

41. Olson RM, García-Moreno C. Virginity testing: A systematic

review. Reprod Health. 2017;14(1):61. [CrossRef]

42. Çaylan-Çağlayan M, Topatan S. Erkek üniversite öğrencilerinin

kadın algıları ve namusa ilişkin tutumları. Turkiye Klinikleri J Med

Ethics. 2020;28:77–89. [CrossRef]

43. Kirk L, Terry S, Lokuge K, Watterson JL. Effectiveness of secondary

and tertiary prevention for violence against women in low and lowmiddle

income countries: a systematic review. BMC Public Health.

2017;17(1):622. [CrossRef]

212 Androl Bul 2022;24:204-213


44. Daruwalla N, Jaswal S, Fernandes P, Pinto P, Hate K, Ambavkar G,

et al. A theory of change for community interventions to prevent

domestic violence against women and girls in Mumbai, India.

Wellcome Open Res 2019;4:54. [CrossRef]

45. Brookmeyer KA, Beltran O, Abad N. Understanding the effects of

forced sex on sexually transmitted disease acquisition and sexually

transmitted disease care: findings from the national survey of

family growth (2011–2013). Sex Transm Dis. 2017;44:613–8.

[CrossRef]

46. Demircioğlu S. Türkiye’de COVID-19 salgısının aile içi şiddete

etkisi. Uluslararası Sosyal Hizmet Araştırmaları Dergisi. 2021;1:54–

69. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2034429

47. United Nations (UN) Politika Özeti: COVID-19’un Kadınlar

Üzerindeki Etkisi. 2020. https://turkey.un.org/sites/default/

files/2020-06/policy-brief-the-impact-of-covid-19-on-women-tr.

pdf

48. Usher K, Bhullar N, Durkin J, Gyamfi N, Jackson, D. Family

violence and COVID-19: Increased vulnerability and reduced

options for support. Int J Ment Health Nurs. 2020;29(4):549–52.

[CrossRef]

49. Carrington K, Morley C, Warren S, Ryan V, Ball M, Clarke J, Vitis,

L. The impact of COVID-19 pandemic on Australian domestic

and family violence services and their clients. Aust J Soc Issues.

2021;56(4):539–58. [CrossRef]

50. John N, Casey SE, Carino G, McGovern T. Lessons never

learned: Crisis and gender-based violence. Develop World Bioeth.

2020;20(2):65–8. [CrossRef]

51. Boxall H, Morgan A, Brown R. The prevalence of domestic violence

among women during the COVID‐19 pandemic. Australasian

Policing. 2020;12:38–46. [CrossRef]

52. Aşkın D, Güngör V. Afet ve aile içi ilişkiler: COVID-19

pandemisinin aile içi tartışma ve şiddet üzerindeki etkileri. Bitlis

Eren Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi. 2021;10:46–55. https://

dergipark.org.tr/en/download/article-file/1745159

53. Burzinkska K, Contreras G. Gendered effects of school closures

during the COVID-19 pandemic. Lancet. 2020;395(10242):1968.

[CrossRef]

54. Erol Z, Karasoy G, Yıldırım B. Sosyal hizmetler alanında sosyal

inovasyon odaklı uygulamalar: Kamu kurumları örneği. Journal of

Society & Social Work. 2021;32(2):623–41. [CrossRef]

55. İçişleri Bakanlığı. Kadın destek uygulaması (KADES); 2018. https://

www.icisleri.gov.tr/kadin-destek-uygulamasi-kades

56. Vieira PR, Garcia LP, Maciel EL. Isolamento social e o aumento

da violência doméstica: O que isso nos revela? Rev Bras Epidemiol.

2020;23:e200033. [CrossRef]

57. Ruiz-Pérez I, Pastor-Moreno G. Medidas de contención de la

violencia de género durante la pandemia de COVID-19. Gaceta

Sanitaria. 2020;35(4):389–94. [CrossRef]

58. Ramundo A. Coronavirus. Violenza donne, Veltri

(D.i.Re):“Chiamateci, noi ci siamo”; 2020. https://www.dire.

it/12-03-2020/432907-coronavirus-violenza-donne-veltri-d-i-rechiamateci-noi-ci-siamo/

59. Eisenhut K, Sauerborn E, García-Moreno C, Wild V. Mobile

applications addressing violence against women: a systematic

review. BMJ Glob Health. 2020;5:e001954. [CrossRef]

60. Yılmaz E, Aydın Doğan R. COVID-19 pandemisi nedeniyle yaşanılan

toplumsal izolasyonun aile içi ve kadına yönelik şiddet üzerine etkisi.

Unika Sağlık Bilimleri Derg. 2021;1:39–48. http://unikasaglik.

karabuk.edu.tr/Makaleler/1423649961_Y%c4%b1lmaz%20

ve%20Ayd%c4%b1n%20Do%c4%9fan.pdf

61. Altın G. COVID-19 Pandemisi bağlamında kadına karşı şiddete

ilişkin bir değerlendirme. Toplum ve Sosyal Hizmet. 2021;32:211–

25. [CrossRef]

62. Altıparmak İB. Kadına yönelik aile içi şiddetle mücadelede

şönim’lerin rolü: Ankara örneği. J Acad Social Sci Stud.

2015;36:449–64. [CrossRef] https://doi.org/10.9761/JASSS2882

[CrossRef]

63. Reçber B. Türkiye’de şiddet önleme ve izleme merkezleri etkin mi?

Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Derg. 2018;16(4):367–76.

[CrossRef]

64. Kumcağız H, Aydın Avcı İ. Talay T, Gürkan S, Kinsiz DN. Samsun

Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi’ne başvuran şiddet mağduru

kadınların başvuru durumları ve gereksinimleri. MANAS Sosyal

Araştırmalar Derg. 2018;7:401–14. https://dergipark.org.tr/en/

download/article-file/578388

65. Yalçın M. Şiddete Maruz Bırakılan Kadınlara Yönelik Vaka

Yönetimi Temelli Sosyal Hizmet Uygulamaları. Toplum ve Sosyal

Hizmet. 2021;32(3):1103–24. [CrossRef]

66. Keplinger K, Johnson SK. Kirk JF, Barnes LY. Women at work:

Changes in sexual harassment between September 2016 and

September 2018. PLoS One. 2019;14(7):e0218313. [CrossRef]

67. Koştu N, Uysal-Toraman A. Hemşire ve ebelerin kadına yönelik

eş şiddeti olgularını bildirme durumları ve ilişkili faktörler.

Gümüşhane Üniversitesi Sağlık Bilimleri Derg. 2021;10(1):11–20.

https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1117682

68. World Health Organization. (WHO). “Respect Women: Preventing

Violence Against Women”. Geneva: World Health Organization

(WHO/RHR/18.19). Licence: CC BY-MC-SA 3.0 IGO; 2019.

https://apps.who.int/iris/bitstream/handle/10665/312261/

WHO-RHR-18.19-eng.pdf?sequence=1&isAllowed=y

69. Erciyas ŞK, Seval M, Doğan N. Hemşirelik öğrencilerinin kadına

yönelik şiddet belirtilerini tanıyabilme durumları. Ege Üniversitesi

Hemşirelik Fakültesi Derg. 2021;37(1):1–9. https://dergipark.org.

tr/en/download/article-file/1362098

70. Doran F, Hutchinson M. Student nurses’ knowledge and attitudes

towards domestic violence: results of survey highlight need for

continued attention to undergraduate curriculum. J Clin Nurs.

2017;26(15-16):2286–96. [CrossRef]

71. Sadıç E, Alparslan Ö. Kadına yönelik şiddet ve adli ebelik.

MEYAD Akademi. 2021;2(2):157–69. https://dergipark.org.tr/

en/download/article-file/1822709

72. İştar Işıklı E. Hastane çalışanlarının meslek etiği hakkındaki

görüşlerinin ve etik sorunlarının incelenmesi. Elektronik Sosyal

Bilimler Derg. 2018;17(66):861–73. [CrossRef]

73. Aşcı Ö, Gökdemir F. Etik yönleriyle üreme hakları ve cinsel haklar.

Turkiye Klinikleri J Obstet Womens Health Dis Nurs-Special

Topics. 2017;3(3):151–62. https://www.researchgate.net/profile/

Oezlem-Asci/publication/320947144_The_Ethical_Aspects_

of_Reproductive_and_Sexual_Rights_Etik_Yonleriyle_Ureme_

Haklari_ve_Cinsel_Haklar/links/5a38f148aca272a6ec1f13af/

The-Ethical-Aspects-of-Reproductive-and-Sexual-Rights-Etik-

Yoenleriyle-Uereme-Haklari-ve-Cinsel-Haklar.pdf

Güler ve Erbil • Kadına yönelik şiddet, cinsel şiddet ve hemşirenin sorumlulukları

213


DERLEME | REVIEW

Androl Bul 2022;24:214−220

https://doi.org/10.24898/tandro.2022.35651

Kadın Cinsel Sağlığı

Postmenopozal dönemde görülen vulvovajinal atrofi

yönetiminde güncel uygulamalar

Current practices in the management of vulvovagınal atrophy in

postmenoposal perıod

Nurgül Şimal Yavuz 1 , Nebahat Özerdoğan 2

ÖZ

Vulvovajinal atrofi (VVA), menopoz dönemindeki kadınlarda ortaya çıkan

östrojen yoksunluğunun neden olduğu vulva ve vajinadaki mukus

ve dokuların incelmesinin bir sonucudur. Kadın vücudundaki östrojen

uyarımı, ürogenital sistemin normal anatomisinin ve fizyolojisinin korunmasından

sorumludur. Toplam vücut östrojeninin üretimi ve miktarı

azaldıkça, salgılar azalmakta ve genitoüriner dokular atrofik hale

gelmektedir. Bu durum beraberinde birçok belirtiye neden olmaktadır.

VVA’nın başlıca belirtileri vajinal kuruluk, tahriş, kaşıntı ve yanma hissidir.

Bu belirtilerle birlikte vajinadaki kayganlığın azalması, kadınlarda

disparoni ve koital kanamaya neden olmaktadır. Tüm bu değişikliklerle

ilişkili olarak cinsel işlev bozukluğu ve cinsel aktivitenin azalması gibi

sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenlerle VVA, kadının yaşamını

önemli oranda etkileyen ve yaşam kalitesini düşüren ciddi bir problemdir.

VVA’nın yönetimine yönelik son yıllarda farklı uygulamaların gündeme

geldiği ve deneysel çalışmaların özellikle uluslararası alanda aktif

olarak sürdürüldüğü görülmektedir. Bu derleme makalesinde amaç,

postmenopozal dönemde sıklıkla görülen vulvovajinal atrofinin yönetiminde

kullanılan güncel uygulamaların incelenmesidir.

Anahtar Kelimeler: kadın sağlığı, postmenopozal, vulvovajinal atrofi,

güncel uygulamalar

ABSTRACT

Vulvovaginal atrophy (VVA) is the result of thinning of mucus and

tissues in the vulva and vagina caused by estrogen deprivation that

occurs in menopausal women. Estrogen stimulation in the female body

is responsible for maintaining the normal anatomy and physiology of

the urogenital system. As the production and amount of total body

estrogen decreases, secretions decrease and the genitourinary tissues

become atrophic. This situation causes many symptoms. The main

symptoms of VVA are vaginal dryness, irritation, itching and burning

sensation. Decreased lubricity in the vagina along with these symptoms

causes dyspareunia and coidal bleeding in women. Associated with all

these changes, problems such as sexual dysfunction and decreased sexual

activity may occur. For these reasons, VVA is a serious problem that

significantly affects women’s lives and reduces their quality of life. It is

seen that different applications for the management of VVA have come

to the fore in recent years and experimental studies are actively carried

out, especially in the international arena. The aim of this review article

is to examine current practices used in the management of vulvovaginal

atrophy, which is frequently seen in the postmenopausal period.

Keywords: women’s health, postmenopausal, vulvovaginal atrophy,

current practices

GIRIŞ

Menopoz, kadınların over fonksiyonlarındaki gerilemeye

bağlı olarak üreme yeteneklerinin sonlandığı bir yaşam evresidir.

Postmenopozal dönem ise, menopoz sonrasındaki

6–8 yıllık bir dönemi ifade etmektedir. [1] Menopozdan yaşlılık

dönemine kadar geçen süreçte postmenopozal dönem

olarak adlandırılmaktadır. Kadınlar her yaşam döneminde

1

Lokman Hekim Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi, Ebelik Bölümü, Ankara, Türkiye

2

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi, Ebelik Bölümü, Eskişehir,

Türkiye

Yazışma Adresi/ Correspondence:

Öğr. Gör. Nurgül Şimal Yavuz

Söğütözü, 2179. Sk. No: 6, 06510 Çankaya 06530 Ankara - Türkiye

Tel: +90 554 234 89 57

E-mail: nurgulsimal@gmail.com

Geliş/ Received: 10.03.2022

Kabul/ Accepted: 17.04.2022

olduğu gibi postmenopozal dönemde de belirgin biyolojik,

fiziksel ve hormonal değişiklikler yaşamaktadır. Bu

dönemde sıklıkla ortaya çıkan semptomlar; somatik semptomlar

(sıcak basması, gece terlemesi, uyku problemleri,

eklem-kas problemleri, kalp-damar problemleri), psikolojik

semptomlar ve genitoüriner semptomlar olarak sıralanmaktadır.

[1,2,3]

Menopozda temel değişiklik overlerden salgılanan östrojen

varlığının zamanla azalmasıdır. Postmenopozal dönemdeki

kadınlarda östrojen yoksunluğunun neden olduğu

vulva, vajinadaki mukus ve dokuların incelmesinin

bir sonucu olarak ortaya çıkan vulvovajinal atrofi (VVA),

en sık görülen genitoüriner semptomlar arasında kendini

göstermektedir. [4] Avrupa Vulvovajinal Epidemiyolojik

Araştırması (The European Vulvovaginal Epidemiological

Survey –EVES)’na göre postmenopozal kadınlar arasında

tanı konmuş VVA prevalansı %81,3; en az bir VVA

214

©2022 Androloji Bülteni


semptom prevalansı %92,8 olarak saptanmıştır. [5] Kadın

vücudundaki östrojen uyarımı, ürogenital sistemin normal

anatomisinin ve fizyolojisinin korunmasından sorumludur.

Toplam vücut östrojeninin üretimi ve miktarı azaldıkça,

salgılar azalmakta ve genitoüriner dokular atrofik hale

gelmektedir. [6,7] Bu durum beraberinde birçok belirtiye neden

olmaktadır. VVA, vajinal kuruluk, disparoni, vulvar/

vajinal tahriş ve kaşıntı semptomları ile karakterize; kadının

cinsel yaşamını ve beraberinde yaşam kalitesini ciddi

ölçüde olumsuz etkileyen önemli bir sağlık sorunudur. [4,8]

Vulvovajinal atrofinin tanı ve tedavisi, menopozdan sonraki

yaş ve geçen zamana bağlı olarak değişiklik gösterdiği

için bu konuda erken tanı ve koruyucu tedavinin sağlanması;

vajinal sağlığı korumak, ilerlemeyi önlemek ve yaşam

kalitesinin bozulmasını engellemek için önemlidir. [9]

Konuya ilişkin literatür incelendiğinde; vulvovajinal atrofiye

yönelik birçok tıbbi tedavi ya da tamamlayıcı tıp adı

altında farklı uygulamaların olduğu görülmektedir. Bu

tedavi ve uygulamalar hormonal/farmakolojik tedaviler,

hormonal olmayan ve özellikle pH düzenlemeye yardımcı

(jel, yağ, nemlendiriciler) takviyeler, lazer uygulamaları,

hyaluronik asit uygulaması, D vitamini takviyesi, oksitosin

jel uygulaması, çemen otu uygulaması ve yaşam tarzı değişiklikleri

olarak gruplandırılmaktadır. Bu derlemenin amacı

postmenopozal dönemde sıklıkla görülen vulvovajinal

atrofinin yönetiminde kullanılan güncel tedavi teknikleri

ve alternatif uygulamaların incelenmesidir.

POSTMENOPOZAL DÖNEM SEMPTOMLARI

Menopoz, ovaryal aktivasyonun sona ermesi ile başlayan

ve devamında bir dizi farklılaşma getiren bir yaşam evresidir.

[10] Dünyada menopoza giren kadın sayısının her geçen

gün arttığı ve 2030 yılında bu sayının yaklaşık 1,2 milyara

ulaşacağı tahmin edilmektedir. [11] Dünya genelinde menopoz

yaşı ortalama 52 yaş olarak belirtilirken [2] , Türkiye’de

menopoz yaşı 48–51 arasında değişiklik göstermektedir. [12]

TNSA 2018 verilerine göre ülkemizde 48–49 yaş aralığındaki

kadınların %45,1’inin menopozal dönemde olduğu

bildirilmektedir. [13] Kaya Şenol ve ark.’nın 2021 yılında

yaptığı çalışmada ise menopoza giren kadınların yaş ortalaması

47,4 olarak belirlenmiştir. [14] Elde edilen verilere

göre kadınların, yaşamlarının üçte birini menopoz ve sonrası

dönem içerisinde geçirdikleri görülmektedir. Gerektiği

kadar dikkate alınmayan postmenopozal dönem semptom

yönetimi, beklenen yaşam süresinin artması ve kişilerin

daha kaliteli bir yaşam sürme isteği sonucunda günümüzde

daha fazla önem kazanmış durumdadır.

Menopoza girme yaşının genç yaşlara doğru gerilemesi ve

beklenen yaşam süresinin uzaması sonucu, postmenopozal

dönemde görülen fiziksel, psikolojik ve yaşam tarzı değişikliklerinin

kadının yaşamındaki etkisi daha belirgin hale

gelmiştir. Çalışmalar menopoza giren kadınların %50’den

fazlasının genitoüriner semptomlardan en az birini yaşadıklarını

göstermektedir. [15,16] Östrojen seviyesinde azalmanın

dokularda oluşturduğu atrofi sonucunda ortaya çıkan

VVA ise genitoüriner semptomlar arasında önemli bir yer

tutmaktadır. Örneklem grubunu İtalyan kadınların oluşturduğu

geniş çaplı bir çalışmada, menopoz sonrası 1–6

yıllık bir süreçte VVA prevelansının %64,7–84,2 olduğu

saptanmıştır. [3] Çalışmalar menopoz sonrası kadınların

%40 ila %57’sinin orta ve şiddetli düzeyde vajinal atrofi

semptomları yaşadığını göstermektedir. [1,5,6,17,18] Vajinadaki

yetersiz kayganlığa bağlı gelişen VVA semptomları beraberinde

disparoni ve koital kanamayı da getirmektedir. [19]

Simon ve ark. 1000 postmenopozal dönemdeki kadında

vulvovajinal atrofinin etkilerini inceledikleri çalışmada,

%64’ünün ağrılı cinsel ilişki ve libido kaybı yaşadığını,

%58’inin ise cinsel ilişkiden kaçındığını belirlemişlerdir. [20]

Vulvovajinal atrofi, meydana getirdiği cinsel işlev bozukluğu

nedeniyle kadının yaşamını önemli oranda etkileyen ve

yaşam kalitesini düşüren ciddi bir problem olarak karşımıza

çıkmaktadır. [16,19,20]

Birçok kültürde postmenopozal dönemdeki kadınların

VVA’ya yönelik bir tedavi arayışına girmediği bu nedenle

vakaların teşhis edilemediği ya da çok geç teşhis edildiği görülmektedir.

Kadınların büyük bir çoğunluğu yaşanan bu

semptomları menopozun doğal bir sonucu olarak görmekte

ve hekimiyle paylaşmaktan çekinmektedir. [17] Avrupa

Vulvovajinal Epidemiyoloji Araştırması sonuçlarına göre,

2160 postmenopozal dönemdeki kadının ankete verdikleri

yanıtlar incelendiğinde, kadınlarda %30–66 aralığında belirlenen

vulvovajinal semptom oranının; vajinal muayene

sonucunda %90 gibi yüksek bir sayıya ulaştığı ortaya konmuştur.

[21] Elde edilen sonuçlar kadınların menopoza ilişkin

yaşantılarını konuşmaktan çekindiklerini, semptomlar

günlük yaşantısını etkiler duruma geldikten sonra tıbbi bir

yardım almaya yöneldiklerini göstermektedir.

Vulvovajinal atrofinin birinci basamak tedavisi, hormonal

olmayan vajinal kayganlaştırıcıların kullanılmasının

yanı sıra düzenli cinsel aktiviteyi içerir. Kadınların vajinal

kayganlaştırıcıları her cinsel ilişkiden önce veya haftada iki

veya üç kez düzenli olarak kullanmalarının yaşanan ağrının

azaltılmasında yararlı olabileceği belirtilmektedir. [22]

Mitchell ve ark. tarafından yapılan çalışmada genitoüriner

sendroma yönelik kullanılan vajinal östrojen ile hormonal

olmayan yağlayıcı/nemlendirici arasında etkinlik açısından

çok az fark bulunmuştur. [23] Hormonal olmayan

tedavilerden yanıt alınamadığında düşük ila orta dereceli

vajinal atrofi için herhangi bir kontrendikasyonu olmayan

Şimal Yavuz ve Özerdoğan • Postmenopozal dönemde görülen vulvovajinal atrofi yönetiminde güncel uygulamalar

215


kadınlarda, vajinal östrojen kullanımının en etkili tedavi olduğu

belirtilmektedir. [22,24,25] Fakat yapılan bazı çalışmalar

hormonal tedavinin koroner kalp hastalığı, invazif meme

kanseri, endometriyal hiperplazi ve inme riskini önemli ölçüde

artırdığını belirtmektedir. [17,22,26] Elde edilen bu sınırlamalar

ve kontrendikasyon durumları hem hekimleri hem

de kadınları hormonal olmayan alternatif tedavi yöntemlerini

kullanmaya yönlendirmiş durumdadır. Makalenin devamında

vulvovajinal atrofi yönetiminde kullanılan güncel

ve alternatif uygulamalara yer verilecektir.

VULVOVAJINAL ATROFI YÖNETIMINDE

KULLANILAN GÜNCEL UYGULAMALAR

Literatüre önemli kanıtlar sunan deneysel çalışmaların son

yıllarda VVA yönetiminde de kullanılmaya başlandığı görülmektedir.

Sıklıkla çalışmalara konu olan ve tercih edilen

güncel yaklaşımlara bakıldığında Fraksiyonel CO 2

lazer tedavisi,

hyaluronik asit uygulaması, D vitamini takviyesi,

oksitosin jel uygulaması, çemen otu uygulaması, hormonal

olmayan vajinal yağlar-nemlendiriciler, vajinal dilatörler ve

yaşam tarzı değişiklikleri (cinsel aktiviteye teşvik, sigara,

beden kitle indeksi (BKİ)) karşımıza çıkmaktadır.

Fraksiyonel CO 2

Lazer Tedavisi

Lazer tedavisi, VVA için yeni bir hormonal olmayan tedavi

yaklaşımıdır. [27] CO 2

Lazer uygulamasında amaç kolajen

üretimini uyararak, vajinal dokuyu daha sağlam ve elastik

hale getirmektedir. Vücudun yaşlanmış, elastikiyetini kaybetmiş

diğer bölgelerinde yapılan uygulamalarda elde edilen

olumlu sonuçlar, CO 2

lazerin vajinal atrofi alanında da

uygulanabilirliğini ortaya koymuştur. [28] Eder’in yapmış olduğu

çalışmada CO 2

lazer seansları sonucunda kadınların

%81’i cinsel tatminde iyileşme olduğunu, %94’ü vajinal

gençleşme yaşadığını, kendisini fiziksel ve ruhsal olarak çok

daha iyi hissettiğini ifade etmiştir. [29] Alexiades’in yapmış

olduğu çalışmada kayda değer önemli iyileşmeler sağlandığı

görülmüş, iyileşmenin postmenopozal dönemin 1–3.

yılı arasında olan kadınlarda, üç yıldan fazla olanlara göre

anlamlı ölçüde daha ileri seviyede olduğu saptanmıştır. [30]

Bu sonuçlarla menopozal dönem sonrasında rutin muayene,

erken tanı ve teşhis ile semptom yönetiminin önemine

dikkat çekilmiştir. Yapılan farklı deneysel çalışmalarda da

CO 2

lazer tedavisinin vajinal atrofi üzerinde önemli ölçüde

olumlu sonuçlar ortaya koyduğu bildirilmiştir. [31,32]

Hyaluronik Asit Uygulaması

Hyaluronik asit uygulaması, son yıllarda sıklıkla çalışmalara

konu olan ve VVA yönetiminde de kullanımı yaygınlaşan

bir yöntem haline gelmiştir. Nappi ve ark.’nın

prospektif olarak tasarladığı çalışmada hyaluronik asit bazlı

vajinal peser kullanımının VVA semptomları üzerine etkisi

incelenmiştir. [33] Çalışmada kadınların üç ay boyunca üç

günde bir hyaluronik asit bazlı vajinal peser kullanımı sonucunda

vajinal sağlık indeksi, vajina pH’ı, cinsel işlev ve

diğer spesifik semptomlar yönünden anlamlı ölçüde iyileşme

gösterdiği ortaya konmuştur. Origoni ve ark.’nın yaptığı

başka bir çalışmada ise kadınlara hyaluronik bazlı sıvı

preparatlar temin edilmiş ve haftada üç defa olmak üzere

sekiz haftalık uygulama yapılmıştır. Çalışma sonucunda

vajinal semptomlarda önemli ölçüde iyileşme sağlandığı

ve memnuniyet artışı olduğu belirlenmiştir. Çalışma sonucunda

hormonal olmayan VVA yönetiminde alternatif bir

yöntem olarak önerilmiştir. [34]

Hyaluronik asit üzerine yapılmış olan 17 randomize kontrollü

çalışmanın sistematik incelenmesi sonucunda hyaluronik

asidin vulvovajinal semptomları (disparoni, kaşıntı,

yanma, kuruluk) ve bulguları (kanama, atrofi, vajinal

pH) iyileştirmede büyük ölçüde etkili olduğu bulunmuştur.

[35] Başka bir sistematik derleme çalışmasında ise vajinal

östrojen kullanımıyla karşılaştırıldığında hyaluronik asit

ile tedavinin, epitel atrofisi, vajinal pH, disparoni ve hücre

olgunlaşması kriterleri açısından farklılık göstermediği,

östrojen tedavisi kadar olumlu etkiler oluşturabildiği sonucuna

varılmıştır. [36] Sonuç olarak hyaluronik asit, östrojen

tedavisi için kontrendikasyonları olan ve cinsel sağlığı etkileyen

vulvovajinal belirti ve semptomları bulunan vulvovajinal

atrofiden muzdarip kadınlar için etkili bir uygulama

olma özelliğine sahiptir. [33–37] Bununla birlikte, etkinliğini

ve güvenlik profilini netleştirmek için daha iyi tasarlanmış

randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır.

D Vitamini Takviyesi

Yağda çözünen bir steroid olan D vitamini, kalsiyum ve

fosfatın emilimini arttırarak sağlıklı bir kas-iskelet sisteminin

gelişmesini sağlar. Kas-iskelet sisteminin yanı sıra son

yıllarda birçok kadın sağlığı problemi D vitamini eksikliği

ile ilişkili bulunmaktadır. D vitamini yetersizliğinin,

postmenopozal kadınlarda VVA ile ilişkili olan pelvik taban

bozukluğu ve vajinal epitelin incelmesi üzerinde etkili

olduğu düşünülmektedir. [3,38] Buradan yola çıkarak D

vitamini reseptörlerinin, vajinanın tabakalı epitelinin gelişimi

ve farklılaşmasını sağlamanın yanı sıra düşük östrojen

seviyeleri nedeniyle olumsuz etkilenen vajinal hücrelerin

olgunlaşmasının düzenlenmesinde rol oynayarak vajinal

sağlığı iyileştirebileceği ileri sürülmektedir. Rad ve ark.’nın

randomize çift kör olarak yaptığı deneysel çalışmada postmenopozal

kadınlarda vitamin D içeren vajinal fitillerin

maturasyon indeksi, vajinal pH, ağrı ve kuruluk üzerine

etkisi incelenmiş ve sekiz hafta boyunca günlük D vitamini

216 Androl Bul 2022;24:214-220


kullanan kadınların vajina pH’ında azalma, ağrı, kuruluk

ve solukluk durumlarının ise anlamlı ölçüde iyileşme gösterdiği

ortaya konmuştur. [38] Ayrıca incelenen histolojik

bulgularda da yüzeyel hücre artışında olumlu gelişmeler

sağlandığı belirlenmiştir.

Riazi ve ark.’nın yaptığı bir sistematik derlemede 391 çalışma

incelenmiş ve çalışma sonucunda tek başına D vitamini

takviyesinin, özellikle yüzeysel hücreler olmak üzere vajinanın

epitel hücreleri üzerinde olumlu bir etkiye sahip olduğu

ve vajinal pH’ta azalmayı sağladığı ortaya konmuştur. [39]

Kamronrithisorn ve ark.’nın yaptığı başka bir çalışmada ise

D vitamini takviyesinin VVA semptomları üzerinde olumlu

etkisinin olduğu fakat plasebo grubuna kıyasla anlamlı farlılık

oluşturmadığı ortaya konmuştur. [40] Konuya dair yapılan

çalışmalar henüz kanıt düzeyi oluşturmak açısından yetersiz

kabul edilmesine rağmen D vitamininin VVA semptomları

üzerinde iyileştirici etkisine ait sonuçlar umut vadetmektedir.

[38,39,41,42] Bu nedenle hormonal olmayan alternatif bir

tedavi yöntemi olarak kullanımı önerilmektedir.

Oksitosin Jel Uygulaması

Oksitosin, hipotalamusta sentezlenen ve arka hipofiz

bezinden sistemik dolaşıma salgılanan bir hormondur.

Oksitosinin en bilinen işlevi, doğum kasılmalarını ve sütün

salınımını teşvik etmektir. [43] Oksitosin aynı zamanda

beyinde çeşitli fizyolojik ve davranışsal işlevleri etkileyen

bir nörotransmiter görevi görmektedir. Bunların yanı sıra

büyümeyi teşvik edici bir hormon yapısına sahiptir. [44,45]

Yapılan çalışmalara göre oksitosinin lokal intravajinal uygulaması,

mukozal epitelin büyümesini önemli ölçüde

artırmış ve vajinal mukoza zarının görünümünü iyileştirmiştir.

Buna bağlı olarak oksitosin jelin, VVA semptomları

üzerinde olumlu etkisi olacağı düşünülmektedir. Literatür

incelendiğinde oksitosin jelin VVA’nın hem birincil (ağrı,

kuruluk, kaşıntı vs.) hem de ikincil (vajina pH’ı, yüzeyel

hücreler) belirtilerinde iyileşme sağladığı belirtilmektedir.

Al-Saqi ve ark. nın farklı yıllarda yaptığı çalışmalarda oksitojin

jel uygulanan kadınların vajinal histolojik ve sitolojik

incelemelerinde anlamlı ölçüde olumlu iyileşmeler tespit

edilmiştir. [44,46]

Oksitosin jelin vajinal atrofi ve cinsel işlev bozukluğu

üzerine etkisinin incelendiği başka bir çalışmada 96 kadın

rastgele iki gruba ayrılmış ve deney grubuna oksitosin

jel uygulaması yapılmıştır. [47] Çalışma sonucunda deney

grubundaki kadınların vajinal olgunlaşma ve vajinal

pH değerlerinin diğer gruba kıyasla büyük ölçüde iyileşme

gösterdiği görülmüştür. Aynı zamanda arzu, uyarılma,

kayganlık, ağrı, cinsel tatmin dâhil olmak üzere cinsel işlevin

tüm alanları ve toplam seksüel fonksiyon skorunun

da oksitosin jel kullanan grupta anlamlı ölçüde iyileşme

gösterdiği tespit edilmiştir. Yapılan çalışmalara göre oksitosin

jel uygulamasının VVA üzerinde kısa sürede olumlu

etkisinin olduğu ve herhangi bir yan etkisi bulunmadığı

görülmektedir. Özellikle östrojen içerikli uygulamaları kullanma

noktasında kontrendikasyonu olan kişiler için önerilmektedir.

[43] Fakat konuya ilişkin daha fazla kanıt temelli

çalışmalara ihtiyaç olduğu da ifade edilmektedir. Tüm

bunların yanı sıra bazı çalışma sonuçlarında, östrojen ve

oksitosin gibi hormon içerikli vajinal uygulamaların uzun

süreli kullanımı sonucunda oluşabilecek riskleri göz önünde

bulundurularak su bazlı vajinal nemlendiricilerin daha

masum kabul edildiği ve önerildiği de görülmektedir. [45]

Çemen Otu Jel Uygulaması

Günümüzde güncel uygulamalar, VVA yönetiminde östrojen

içerikli hormonal tedavileri kullanmak yerine farklı

alternatif yöntemlere yönelmektedir. Kullanılan bu alternatif

tedavi yöntemleri arasında bitki bazlı fitoöstrojen

bileşiklerinin uygulanması da yer almaktadır. Bu bitkilerden

biri kabul edilen çemen otu bitkisinin, geçmiş yıllarda

menopoz belirtileri üzerindeki etkisi incelenmiş ve olumlu

sonuçlar elde edilmiştir. [48–50] Elde edilen bu sonuçlar östrojenik

etkiye sahip olan çemen otunun, VVA üzerinde de

etkili olabileceğini düşündürmektedir. Hekmat ve ark.’nın

yaptığı deneysel çalışmada plasebo grubuna kıyasla çemen

otu jeli kullanan kadınlarda vajinal olgunlaşma ve pH düzeninin

anlamlı ölçüde iyileşme gösterdiği ve hiçbir yan

etki görülmediği ortaya konmuştur. [51] Çalışma sonunda

özellikle östrojen kontrendikasyonu bulunan durumlarda

kullanımı önerilmiştir. Başka bir çalışmada ise atrofik

vajinit üzerine çemen otu jeli ile düşük doz östrojen jelin

etkinliği kıyaslanmıştır. Çalışma sonucunda çemen otunun

atrofik vajinit üzerinde etkili olduğu fakat düşük doz östrojen

kadar etkili olmadığı belirlenmiştir. [52]

Hormonal Olmayan Vajinal Yağlar Ve

Nemlendiriciler, Vajinal Dilatörler

Birinci basamak tedavide VVA semptomlarını hafifletmek

için öncelikli olarak hormonal olmayan vajinal yağlar ve

nemlendiriciler tercih edilmektedir. [24] Vajinal nemlendiriciler,

düzenli şekilde kullanıldığında vajinal kuruluğu azaltmak

üzere tasarlanmaktadır. Düzenli kullanımda, vajinal

pH’ı premenopozal dönemdeki seviyeye azaltabilir. Vajinal

ilişki sırasında kayganlaştırıcı madde kullanımı atrofik dokuların

sürtünme sonucu tahriş olmasını önlemektedir.

Su ya da silikon bazlı yağlar, cinsel aktivite sırasında kullanılmakta

ve vajinal kuruluk, disparoni durumunda geçici

rahatlama sağlamaktadır. Ancak uzun dönem tedavi edici

etkisi bulunmamaktadır. [4,24]

Şimal Yavuz ve Özerdoğan • Postmenopozal dönemde görülen vulvovajinal atrofi yönetiminde güncel uygulamalar

217


Vajinal dilatatörler; vajinal fonksiyonu artırabilme ve gevşemeyi

sağlayabilme, aşamalı olarak farklı büyüklüklerde

ayarlanabilme özellikleriyle diğer bir seçeneği oluşturmaktadır.

[4,53]

Yaşam Tarzı Değişiklikleri

Kadınların yaşam tarzındaki oluşturacakları bazı değişiklikler

yaşadıkları VVA semptomlarıyla baş etmelerini kolaylaştırmaktadır.

Sigara kullanmama, kilo kontrolü sağlama

buna örnektir. Klinik çalışmalar sigara kullanımının ve

BKİ’nin normalden yüksek oluşunun, kadınlarda birçok

menopoz semptomlarını artırdığı gibi VVA üzerinde de

olumsuz etkisi olduğunu ortaya koymuştur. [54–56] Düzenli

cinsel ilişki veya mastürbasyon ise mekanik uyaranlardan

dolayı elastikiyet, yağlama ve vaskülarizasyonun artmasını

sağlayarak vajinal atrofi ile ilgili semptomları azaltmaktadır.

[57]

VULVOVAJINAL ATROFI YAKLAŞIMINDA

HEMŞIRELIK/EBELIK YAKLAŞIMI

Günümüzde beklenen yaşam süresinin giderek artması sonucunda

kadınların menopoza ilişkin süreci ve sonuçlarını

deneyimleme süreleri artış göstermektedir. [58] Hemşire ve

ebeler kadınların her anında olduğu gibi menopoz ve sonraki

dönemlerinde de dikkatli bir değerlendirme yapabilmek

için en ideal meslek grubudur. Kadın sağlığına dair ölçütler

ile bire bir bağlantılı olması ve postmenopozal bakımın da

özel konulardan biri olması nedeniyle bu konuda hemşire

ve ebelerin farkındalığının artırılması çok daha önemli hale

gelmektedir. [59,60] Çalışmalara göre VVA yaşam kalitesi, cinsel

işlev ve menopozla yakın ilişkisine rağmen özellikle geleneksel

ülkelerin rutin menopoz muayenelerinde gizli bir

konu olarak kalmaya devam etmektedir. [17] Özellikle birinci

basamak sağlık hizmetlerinde görev alan hemşire ve ebelerin

kadınları VVA yönünden değerlendirmesi ve gerekli önerileri

vermekten kaçınmaması gerekmektedir. Menopoza dair

oluşan semptomların tedavi edilebilir problemler olduğu,

uygulanan tedavi yöntemleri ve olası yan etkileri hakkında

kadınlara bilgi vermek temel görevleri arasında yer almalıdır.

Aynı zamanda konuyla ilgili daha fazla çalışma yapılarak,

hizmet içi eğitimler ve danışmanlık hizmetlerinin kapsamlı

hale getirilmesi önerilebilir. [60,61]

SONUÇ VE ÖNERILER

Menopoz ve menopoza ilişkin semptomlar kadınların yaşamında

giderek daha uzun süre yer almakta ve buna bağlı

olarak kadınların farkındalığının artırılması önem kazanmaktadır.

Menopoza ilişkin VVA oluşumu ve kadının yaşamındaki

etkisi son yıllarda sık tartışılan bir konu haline

gelmiştir. Buna bağlı olarak VVA semptom yönetiminde

kanıta dayalı uygulamalara daha fazla yer verilmesinin kadın

sağlığına önemli katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Birinci basamakta kadınlar ile en çok zaman geçiren meslek

grubu olan hemşire ve ebeler başta olmak üzere, tüm

sağlık profesyonellerinin kanıta dayalı uygulamalarda yer

alması, araştırması ve uygulamalara aktarabilmesi; bakım

kalitesinin arttırılması ve etkin bakım verilmesi adına son

derece önemlidir. Hastane ve diğer sağlık kuruluşlarında

kadınların VVA oluşumuna ve yönetimine karşı bilgilendirilmesi,

konuya dair kurslar ya da rehberler geliştirilmesi

önem arz etmektedir. Bu konuda bilinçlenen kadınların

kendilerini daha iyi değerlendirip, gerektiğinde sağlık profesyonellerinden

yardım istemek konusunda çekince yaşamayacakları

düşünülmektedir. Klinik katkıların yanı sıra

akademik alanda VVA ve semptom yönetimine yönelik

daha fazla kanıta dayalı ve deneysel çalışmaların yapılması

alana önemli katkılar sağlayacaktır.

Hakem Değerlendirmesi

Dış bağımsız.

Çıkar Çatışması

Yazarlar çıkar ilişkisi olmadığını beyan etmişlerdir.

Finansal Destek

Herhangi bir mali destek alınmamıştır.

Peer-review

Externally peer-reviewed.

Conflict of Interest

No conflict of interest was declared by the authors.

Financial Disclosure

No financial support has been received.

KAYNAKLAR

1. Bleibel B, Nguyen H. Vaginal Atrophy. 2021 Jul 7. In: StatPearls

[Internet]. Treasure Island (FL): StatPearls Publishing; 2022 Jan.

PMID:32644723. Erişim adresi: https://pubmed.ncbi.nlm.nih.

gov/32644723/ [Erişim tarihi: 28.06.2021]

2. Koothirezhi R, Ranganathan S. Postmenopausal Syndrome. 2021

Aug 20. In: StatPearls [İnternet]. Treasure Island (FL): StatPearls

Publishing; 2022 Jan. PMID:32809675. Erişim adresi: https://

pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/32809675/ [Erişim tarihi: 28.06.2021]

3. Palma F, Volpe A, Villa P, Cagnacci A; Writing group of AGATA

study. Vaginal atrophy of women in postmenopause. Results from

a multicentric observational study: The AGATA study. Maturitas.

2016;83:40–4. [CrossRef]

4. Palacios S, Mejía A, Neyro J. Treatment of the genitourinary

syndrome of menopause. Climacteric. 2015;18:23–9. [CrossRef]

5. Palacios S, Nappi RE, Bruyniks N, Particco M, Panay N; EVES

Study Investigators. The European Vulvovaginal Epidemiological

Survey (EVES): prevalence, symptoms and impact of vulvovaginal

atrophy of menopause. Climacteric. 2018;21:286–91. [CrossRef]

6. Pérez-López FR, Phillips N, Vieira-Baptista P, Cohen-Sacher

B, Fialho SC, Stockdale CK. Management of postmenopausal

vulvovaginal atrophy: recommendations of the International

Society for the Study of Vulvovaginal Disease. Gynecol Endocrinol.

2021;37(8):746–52. [CrossRef]

218 Androl Bul 2022;24:214-220


7. Weidlinger S, Schmutz C, Janka H, Gruetter C, Stute P.

Sustainability of vaginal estrogens for genitourinary syndrome

of menopause-a systematic review. Climacteric. 2021;24:551–9.

[CrossRef]

8. Nappi RE, Palacios S, Panay N, Particco M, Krychman ML. Vulvar

and vaginal atrophy in four European countries: evidence from

the European REVIVE Survey. Climacteric. 2016;19(2):188–97.

[CrossRef]

9. Zhang L, Ruan X, Cui Y, Gu M, Mueck AO. Menopausal

symptoms among Chinese peri- and postmenopausal women: a

large prospective single-center cohort study. Gynecol Endocrinol.

2021;37(2):185–9. [CrossRef]

10. Zhang GQ, Chen JL, Luo Y, Mathur MB, Anagnostis P, Nurmatov

U, et al. Menopausal hormone therapy and women’s health: An

umbrella review. PLoS Med. 2021;18(8):e1003731. [CrossRef]

11. Hill K. The demography of menopause. Maturitas. 1996;23(2):113–

27. [CrossRef]

12. Pınar ŞE, Yıldırım G, Duran Ö, Cesur B. A problem peculiar to

women: Mental health in menopause. J Hum Sci. 2015;12:787–

98. [CrossRef]

13. Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü. 2018 Türkiye Nüfus

ve Sağlık Araştırması. Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü,

T. C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı ve TÜBİTAK,

Ankara, Türkiye; 2019. Erişim adresi: http://www.hips.hacettepe.edu.

tr/tr/2018_tnsa_analiz_ve_rapor-56 [Erişim tarihi: 28.06.2021].

14. Kaya Şenol D, Polat F, Doğan M. Gynecological Cancer Awareness:

Reproductive Age and Postmenopausal Women. Turk J Fam Med

Prim Care. 2021;15(1):56–62. [CrossRef]

15. Minkin MJ, Maamari R, Reiter S. Postmenopausal vaginal atrophy:

evaluation of treatment with local estrogen therapy. Int J Womens

Health. 2014;6:281–8. [CrossRef]

16. Simon JA, Kokot-Kierepa M, Goldstein J, Nappi RE. Vaginal health

in the United States: results from the Vaginal Health Insights, Views

& Attitudes survey. Menopause. 2013;20:1043–8. [CrossRef]

17. Faubion SS, Sood R, Kapoor E. Genitourinary Syndrome of

Menopause: Management Strategies for the Clinician. Mayo Clin

Proc. 2017;92(12):1842–9. [CrossRef]

18. Woelber L, Prieske K, Mendling W, Schmalfeldt B, Tietz HJ, Jaeger

A. Vulvar pruritus-Causes, Diagnosis and Therapeutic Approach.

Dtsch Arztebl Int. 2020;116(8):126–33. [CrossRef]

19. Pérez-López FR, Vieira-Baptista P, Phillips N, Cohen-Sacher B,

Fialho SC, Stockdale CK. Clinical manifestations and evaluation

of postmenopausal vulvovaginal atrophy. Gynecol Endocrinol.

2021;37(8):740–5. [CrossRef]

20. Simon JA, Nappi RE, Kingsberg SA, Maamari R, Brown V.

Clarifying Vaginal Atrophy’s Impact on Sex and Relationships

(CLOSER) survey: emotional and physical impact of vaginal

discomfort on North American postmenopausal women and their

partners. Menopause. 2014;21(2):137–42. [CrossRef]

21. Nappi RE, Palacios S, Bruyniks N, Particco M, Panay N; EVES

Study Investigators. The burden of vulvovaginal atrophy on

women’s daily living: implications on quality of life from a face-toface

real-life survey. Menopause. 2019;26(5):485–91. [CrossRef]

22. North American Menopause Society (NAMS). Management

of symptomatic vulvovaginal atrophy:2013 position statement

of The North American Menopause Society. Menopause.

2013;20(9):888–904. [CrossRef]

23. Mitchell CM, Reed SD, Diem S, Larson JC, Newton KM, Ensrud

KE, et al. Efficacy of vaginal estradiol or vaginal moisturizer vs

placebo for treating postmenopausal vulvovaginal symptoms: a

randomized clinical trial. JAMA Intern Med. 2018;178(5):681–

90. [CrossRef]

24. Bachmann G, Santen MRJ. Treatment of genitourinary syndrome

of menopause (vulvovaginal atrophy): Clinical Manifestations and

Diagnosis. 2022.

25. Biehl C, Plotsker O, Mirkin S. A systematic review of the

efficacy and safety of vaginal estrogen products for the treatment

of genitourinary syndrome of menopause. Menopause.

2019;26(4):431–53. [CrossRef]

26. Kagan R, Kellogg-Spadt S, Parish SJ. Practical treatment

considerations in the management of genitourinary syndrome of

menopause. Drugs Aging. 2019;36(10):897–908. [CrossRef]

27. de Riese CS, Yandell RB. Light/Laser Applications in Gynecology.

In: Nouri K, editor. Lasers in Dermatology and Medicine, 2nd ed.

Springer; 2018. p.115–34.

28. Rosner-Tenerowicz A, Zimmer-Stelmach A, Zimmer M. The

CO2 ablative laser treatment in perimenopausal patients with

vulvovaginal atrophy. Ginekol Pol. 2021. [CrossRef]

29. Eder SE. Long-Term safety and efficacy of fractional CO2

laser treatment in post-menopausal women with vaginal

atrophy fractional CO2 laser in vaginal atrophy. Laser Ther.

2019;28(2):103–9. [CrossRef]

30. Alexiades MR. Fractional CO2 laser treatment of the vulva and

vagina and the effect of postmenopausal duration on efficacy. Laser

Surg Med. 2021;53(2):185–98. [CrossRef]

31. Arroyo MA, Denys GA. Parallel evaluation of the MALDI

sepsityper and verigene BC-GN assays for rapid identification

of gram-negative bacilli from positive blood cultures. J Clin

Microbiol. 2017;55(9):2708–18. [CrossRef]

32. Kiesel M, Wöckel A, Zeller C, Meden H. Treatment of Vulvovaginal

Atrophy with Fractional CO2 Laser: Evaluating Real-World Data.

Photobiomodul Photomed Laser Surg. 2021;39(11):716–24.

[CrossRef]

33. Nappi RE, Kotek M, Brešt’anský A, Giordan N, Tramentozzi E.

Effectiveness of hyaluronate-based pessaries in the treatment of

vulvovaginal atrophy in postmenopausal women. Climacteric.

2020;23(5):519–24. [CrossRef]

34. Origoni M, Cimmino C, Carminati G, Iachini E, Stefani C,

Girardelli S, et al. Postmenopausal vulvovaginal atrophy (VVA)

is positively improved by topical hyaluronic acid application.

A prospective, observational study. Eur Rev Med Pharmacol

Sci. 2016;20(20):4190–5. https://www.europeanreview.org/

article/11586

35. Buzzaccarini G, Marin L, Noventa M, Vitagliano A, Riva A, Dessole

F, et al. Hyaluronic acid in vulvar and vaginal administration:

evidence from a literature systematic review. Climacteric.

2021;24(6):560–71. [CrossRef]

36. Dos Santos CC, Uggioni ML, Colonetti T, Colonetti L, Grande

AJ, Da Rosa MI. Hyaluronic Acid in Postmenopause Vaginal

Atrophy: A Systematic Review. J Sex Med. 2020;18(1):156–66.

[CrossRef]

37. Hersant B, SidAhmed-Mezi M, Belkacemi Y, Darmon F, Bastuji-

Garin S, Werkoff G, et al. Efficacy of injecting platelet concentrate

combined with hyaluronic acid for the treatment of vulvovaginal

atrophy in postmenopausal women with history of breast cancer: a

phase 2 pilot study. Menopause. 2018;25(10):1124–30. [CrossRef]

38. Rad P, Tadayon M, Abbaspour M, Latifi SM, Rashidi I, Delaviz

H. The effect of vitamin D on vaginal atrophy in postmenopausal

women. Iranian J Nursing Midwifery Res. 2015;20:211–5. https://

www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC4387645/

39. Riazi H, Ghazanfarpour M, Taebi M, Abdolahian S. Effect of

Vitamin D on the Vaginal Health of Menopausal Women: A

Systematic Review. J Menopausal Med. 2019;25(3):109–16.

[CrossRef]

Şimal Yavuz ve Özerdoğan • Postmenopozal dönemde görülen vulvovajinal atrofi yönetiminde güncel uygulamalar

219


40. Kamronrithisorn T, Manonai J, Vallibhakara SAO, Sophonsritsuk

A, Vallibhakara O. Effect of Vitamin D Supplement on

Vulvovaginal Atrophy of the Menopause. Nutrients 2020;12:2876.

[CrossRef]

41. Checa MA, Garrido A, Prat M, Conangla M, Rueda C, Carreras R.

A comparison of raloxifene and calcium plus Vitamin D on vaginal

atrophy after discontinuation of long-standing postmenopausal

hormone therapy in osteoporotic women A randomized, maskedevaluator,

one-year, prospective study. Maturitas. 2005;52(1):70–

7. [CrossRef]

42. Lee A, Lee MR, Lee H-H, Kim Y-S, Kim J-M, Enkhbold T, Kim

T-H. Vitamin D proliferates vaginal epithelium through RhoA

expression in postmenopausal atrophic vagina tissue. Mol Cells.

2017;40(9):677–84. [CrossRef]

43. Ghorbani Z, Mirghafourvand M. The efficacy and safety of

intravaginal oxytocin on vaginal atrophy: A systematic review. Post

Reprod Health. 2021;27(1):30–41. [CrossRef]

44. Al-Saqi SH, Uvnäs-Moberg K, Jonasson AF. Intravaginally applied

oxytocin improves post-menopausal vaginal atrophy. Post Reprod

Health. 2015;21(3):88–97. [CrossRef]

45. Jonasson AF, Bixo M, Poromaa IS, Åstrom M. Safety and efficacy

of an oxytocin gel and an equivalent gel but without hormonal

ingredients (Vagivital® Gel) in postmenopausal women with

symptoms of vulvovaginal atrophy: a Randomized, Double-Blind

Controlled Study. Med Devices (Auckl) 2020;13:339–47. [CrossRef]

46. Al-Saqi SH, Jonasson AF, Naessén T, Uvnäs-Moberg K. Oxytocin

improves cytological and histological profiles of vaginal atrophy in

postmenopausal women. Post Reprod Health. 2016;22(1):25–33.

[CrossRef]

47. Abedi P, Zohrabi I, Ansari S, Maraghi E, Maram NS, Houshmand

G. The impact of oxytocin vaginal gel on sexual function in

postmenopausal women: a randomized controlled trial. J Sex

Marital Ther. 2020;46(4):377–84. [CrossRef]

48. Thomas JV, Rao J, John F, Begum S, Maliakel B, Krishnakumar

IM, Khanna A. Phytoestrogenic effect of fenugreek seed extract

helps in ameliorating the leg pain and vasomotor symptoms in

postmenopausal women: A randomized, double-blinded, placebocontrolled

study. PharmaNutrition. 2020;14:100209. [CrossRef]

49. Mazalzadeh F, Hekmat K, Namjoyan F, Sakimalehi A. Effect of

fenugreek vaginal cream on dyspareunia and sexual satisfaction in

menopausal women: a randomized clinical trial. Iranian J Obstet

Gynecol Infertil. 2018;21(3):22–30. [CrossRef]

50. Hakimi S, Alizadeh M, Delazar A, Abbasalizadeh F, Bamdad

Mogaddam R, Siiahi M, et al. Probable effects of fenugreek seed on

hot flash in menopausal women. J Med Plants. 2006;5(19):9–14.

http://jmp.ir/article-1-658-en.html

51. Mazalzadeh F, Hekmat K, Namjouyan F, Saki A. Effect of

Trigonella foenum (fenugreek) vaginal cream on vaginal

atrophy in postmenopausal women. J Family Med Prim Care.

2020;9(6):2714–9. [CrossRef]

52. Safary M, Hakimi S, Mobaraki-Asl N, Amiri P, Tvassoli H, Delazar

A. Comparison of the Effects of Fenugreek Vaginal Cream and

Ultra Low-Dose Estrogen on Atrophic Vaginitis. Curr Drug Deliv.

2020;17(9):815–22. [CrossRef]

53. Hutchinson-Colas J, Segal S. Genitourinary syndrome of

menopause and the use of laser therapy. Maturitas. 2015;82(4):342–

5. [CrossRef]

54. Pearson A, Booker A, Tio M, Marx G. Vaginal CO2 laser for the

treatment of vulvovaginal atrophy in women with breast cancer:

LAAVA pilot study. Breast Cancer Res Treat. 2019;178(1):135–40.

[CrossRef]

55. DiBonaventura M, Luo X, Moffatt M, Bushmakin AG, Kumar M,

Bobula J. The association between vulvovaginal atrophy symptoms

and quality of life among postmenopausal women in the United

States and Western Europe. J Womens Health (Larchmt).

2015;24(9):713–22. [CrossRef]

56. Siliquini GP, Tuninetti V, Bounous VE, Bert F, Biglia N. Fractional

CO2 laser therapy: a new challenge for vulvovaginal atrophy

in postmenopausal women. Climacteric. 2017;20(4):379–84.

[CrossRef]

57. Karakoç H, Kul Uçtu A, Özerdoğan N. Genitourinary syndrome

of menopause: effects on related factors, quality of life, and

self-care power. Przeglad Menopauzalny= Menopause Review.

2019;18(1):15–22. [CrossRef]

58. TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu). 2019. İstatistik Yıllığı.

Ankara: T.C. Başbakanlık TÜİK. https://data.tuik.gov.tr/Bulten/

Index?p=Hayat-Tablolari-2017-2019-33711# [Erişim tarihi:

01.03.2022]

59. Portman DJ, Gass ML. Genitourinary syndrome of menopause:

new terminology for vulvovaginal atrophy from the International

Society for the Study of Women’s Sexual Health and the North

American Menopause Society. Maturitas. 2014;79(3):349–54.

[CrossRef]

60. Pace DT, Chism LA, Graham S, Amadio J. How nurse practitioners

approach treatment of genitourinary syndrome of menopause. J

Nurse Pract. 2020;16(2):136–42. [CrossRef]

61. Chism L, Pace DT, Reed LK, Moore A, Khanna P. Genitourinary

Syndrome of Menopause and the Role of Nurse Practitioners. J

Nurse Pract. 2022;1–4. [CrossRef]

220 Androl Bul 2022;24:214-220


DERLEME | REVIEW

Androl Bul 2022;24:221−227

https://doi.org/10.24898/tandro.2022.62144

Erkek Cinsel Sağlığı

COVID-19 pandemisinin erkek cinsel sağlığı ve semen

parametreleri üzerine etkileri

Effects of the COVID-19 pandemic on male sexual health and semen

parameters

Hakan Görkem Kazıcı 1 , Ahmet Emre Yıldız 2 , Erhan Ateş 2

ÖZ

COVID-19 pandemisi vücudumuzda birçok organ ve sistemi etkilediği

gibi genitoüriner sistem ve cinsel sağlık üzerinde de olumsuz etkilere

neden olmuştur. Bu derlemede COVID-19 pandemisinin erkek cinsel

sağlığı üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Literatürdeki verilere

göre COVID-19 pandemisi sürecinde erkeklerde erektil disfonksiyonda

artma, ejakülasyon süresinde kısalma, semen parametrelerinde bozulma

olduğu ve cinsel alışkanlıkların pandemi sürecinden etkilendiği

saptanmıştır.

Anahtar Kelimeler: pandemi, COVID-19, cinsel sağlık, erektil

disfonksiyon, prematür ejakülasyon

ABSTRACT

The COVID-19 pandemic has had negative effects on the genitourinary

system and sexual health, as well as affecting many organs and systems in

our body. In this review, the effects of the COVID-19 pandemic on male

sexual health were evaluated. According to the data in the literature, it

has been determined that during the COVID-19 pandemic, men have

increased erectile dysfunction, shortened ejaculation time, impaired

semen parameters, and sexual habits have been affected by the pandemic

process.

Keywords: pandemic, COVID-19, sexual health, erectile dysfunction,

premature ejaculation

GİRİŞ

Şiddetli akut solunum sendromu koronavirüs 2 (SARS-

CoV-2)’nin neden olduğu COVID-19 hastalığı ilk olarak

Aralık 2019’da Çin’in Wuhan kentinde bildirilmiştir.

Birbirinden bağımsız birçok organ ve sistemi etkileyen

hastalık ülkemizde ilk kez 11 Mart 2020 tarihinde saptanmıştır.

[1,2] Bu tarih aynı zamanda salgının Dünya Sağlık

Örgütü tarafından pandemi olarak tanımlandığı tarihtir. [3]

Bu tarihten sonra tüm dünyada devletler düzeyinde çeşitli

önlemler alınmış, hayatın akışı yoğun kısıtlamalar ile devam

ettirilmiştir. [4]

Dünyada son iki dekatta, COVID-19 pandemisi kadar geniş

çaplı olmasa da SARS, MERS, EBOLA ve H1N1 gibi

virüslerin neden olduğu birçok epidemi yaşanmıştır. Her

ne kadar daha çok solunum sistemi üzerindeki etkilerine

1

Kızıltepe Devlet Hastanesi Üroloji Kliniği, Kızıltepe, Mardin, Türkiye

2

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Üroloji Anabilim Dalı, Aydın, Türkiye

Yazışma Adresi/ Correspondence:

Uzm. Dr. Hakan Görkem Kazıcı

Midyat Caddesi Altinsehir Sitesi C1a Blok Kat 2 Daire 9 Artuklu - Türkiye

Tel: +90 555 815 62 37

E-mail: hgkazici@yahoo.com

Geliş/ Received: 29.05.2022

Kabul/ Accepted: 10.06.2022

odaklanılmış olunsa da, bu gibi salgınların hem hastalıkların

patofizyolojik seyri hem de yayılmayı engellemek için uygulamaya

koyulan karantina önlemleri gibi nedenlerle toplumda

cinsel fonksiyon ve alışkanlıkları da etkilediği bilinmektedir.

[5,6] Benzer şekilde COVID-19 pandemisinin üzerinden

iki yıldan fazla bir zaman geçmişken literatürde de cinsel

sağlık ve COVID-19 ilişkisi üzerine yazılmış birçok çalışma

birikmiştir. Biz derlememizde bu makaleleri sistematik başlıklar

altında ele alarak COVID-19 pandemisinin erkek cinsel

sağlığı üzerindeki etkilerini değerlendirmeyi amaçladık.

EREKTİL FONKSİYON

Günümüzde milyonlarca erkeği etkileyen erektil disfonksiyon

(ED), cinsel ilişki için gereklilik duyulan yeterli penil

sertliğin sağlanamaması ya da sağlanmış olan sertliğin kişinin

arzu ettiği süre boyunca sürdürülememesi durumu

olarak tanımlanır. [7] Erektil fonksiyonların istenilen seviyede

sürdürülebilmesi için hormonal, vasküler, nörolojik

ve anatomik yapıların birbirini tamamlayıcı şekilde sağlıklı

biçimde çalışması gerekmektedir. Bu bileşenlerden herhangi

birindeki aksaklık ED ile sonuçlanır. [8]

Yapılan çalışmalar yeni tip koronavirüsün anjiotensin converting

enzim 2 (ACE-2) ve transmembran serin proteaz

©2022 Androloji Bülteni

221


2 (TMPRSS-2) üzerinden hücrelere girdiğini göstermiştir.

İnsan endotel hücreleri ACE-2 ve TMPRSS-2’yi birlikte

eksprese edebildikleri için virüsün yayılabileceği bir ortam

oluşturmaktadırlar. Bu durum COVID-19’un penil endotel

hücrelerde disfonksiyona neden olarak ED’ye neden

olabileceği hipotezine neden olmuştur. Kresch ve ark., hiç

COVID-19 geçirmemiş ED hastalarıyla COVID-19 geçirmiş

ve hastalık öncesi erektil fonksiyonları normal olan

ED hastalarının penil dokularından örnekleme yapmıştır.

COVID-19 geçirmiş ED’li hastaların penil dokularında

endotelyal nitrit oksit sentaz ekspresyonunun kontrol grubuna

göre daha az olduğunu göstermişlerdir. [9] COVID-19

virüsü ACE-2 üzerinden erektil fonksiyonun devamı için

en temel bileşenlerden biri olan damar yapı bütünlüğünü

etkilemektedir. Ereksiyon için mutlak gerekli olan endotel

ve kavernöz cismin sinüzoidal yapılarının sağlamlığının bozulması

muhtemelen vasküler tonustan geçirgenliğe ve hatta

pıhtılaşma düzenine kadar birçok metabolik aktivitenin

bozulmasına neden olmaktadır. Endotel dokudaki bozulma

enflamatuar yanıtın ve vazokontruksiyon/vazodilatasyon

dengesinin ortadan kalkmasına ve tüm bu faktörlerin birleşmesi

de ED kliniğinin oluşmasına neden olmaktadır. [10]

Öte yandan kardiyovasküler hastalık, hipertansiyon, diyabetes

mellitus ve obezite gibi komorbiditelerin hem ED’de

hem de COVID-19’da ortak risk faktörleri arasında görülmesinin

bu iki hastalık arasında birliktelik olma ihtimalini

arttırıyor olabileceği düşünülmüştür. ED’nin özellikle

genç kalp hastalarında görülen ilk semptomlardan olması,

ED’li kişilerin altta yatan predispozan faktörleriyle birlikte

düşünüldüğünde COVID-19 için daha korunmasız bir

hasta grubunu oluşturdukları görülecektir. Sansone ve ark.,

yukarıda belirtilen risk faktörlerinin varlığının ED’li hastalarda

COVID-19’a yakalanma riskini 5,27 kat arttırdığını

saptamışlardır. Aynı çalışma COVID-19 geçirenlerde ED

gelişme riskinin 5,66 kat arttığını da göstermiştir. Böylece

çalışma ED ve COVID-19 ilişkisinin çift yönlü olabileceğini

ortaya koymuştur. [11] COVID-19 döneminde karantina

ve evden çalışma gibi uygulamalarla artan hareketsizlik

ve buna bağlı olarak gelişen kilo alımı da kardiyak ve metabolik

komorbiditelerin ortaya çıkışına olanak sağlayarak

ED için elverişli bir ortam oluşmasına neden olmaktadır.

[12]

Tüm bu predispozan faktörlerin yanında Sensone ve

ark. COVID-19’a bağlı oluşabilecek subklinik hipogonadizm

ve pulmoner hemodinaminin bozulmasının da ED

başlangıcı için zemin oluşturabileceğini belirtmişlerdir. [13]

Karkin ve ark. COVID-19’dan bir ay önce ve sonra doldurulan

IIEF-5 (International Index of Erectile Function-5)

formlarında iki dönem arasında ortalama IIEF-5 puanında

12 puanlık bir düşüş saptamış ve COVID-19’un ED’ye

neden olabileceğinin belirtmişlerdir. [14]

Nörojenik olaylar ED’li hastaların %20’sinde altta yatan etiyolojik

faktördür. [15] COVID-19 pandemisi sırasında birçok

hastada merkezi veya periferal sinir sisteminde etkilenme

meydana gelmiştir. COVID-19’un nörolojik olarak etkilediği

hastalarda ataksiden serebrovasküler olaya (SVO) kadar

geniş bir spektrumda nörolojik hadiseler görülmüştür. [16]

Özellikle şiddetli COVID-19 hastalarında sinir sistemiyle

ilgili semptomlar daha fazla görülmektedir ve özellikle SVO

gibi ciddi nörolojik hadiseler sonunda ereksiyon kalitesinde

ve ejakülasyonda sorunlar görülebileceği bildirilmiştir. [17]

Pandemi dönemi erkekler için farklı açılardan ED için uygun

bir ortama sebebiyet vermiştir. Penil dokular üzerindeki

hücresel etkilerin yanı sıra hormonal düzeyler üzerine olan

olumsuz etkiler, hastaların COVID-19 döneminde kısıtlamalardan

dolayı sağlık hizmetine ulaşma konusunda sıkıntı

çekmesi ve ekonomik sorunlar nedeniyle yaşanan psikolojik

problemlerin ayrı ayrı ED’ye neden olmuş olabileceği düşünülmektedir.

[18] COVID-19 pandemisi sırasında acil olmayan

ürolojik başvuruların bir dönem kesilmesi veya sınırlandırılması,

ED gibi benign durumların tanı ve tedavisinin

aksamasına neden olmuştur. Hastaların birçoğunun tedavi

erişiminin olmaması nedeniyle, ED’ye bağlı sorunlar artış

göstermiş ve sorunlar çözümsüz kalarak uzamıştır. [10] Öte

yandan pandemi dönemindeki kaygı problemlerinin, yine

pandemiyle artış gösteren uyku sorunlarıyla birleşerek ED

sıklığını arttırmış olabileceği de belirtilmiştir. [19]

COVID-19 pandemisindeki eve kapanma sürecinde cinsel

aktiviteler her iki cinsiyette de kaygı ve duygu durum bozukluklarına

karşı pandemiyle başa çıkma yöntemi olarak

görülmüştür. [20] Duran ve ark. COVID-19 döneminde üroloji

polikliniklerine başvuran erkeklerin androlojik sorunlarla

yaptığı başvuru oranında artış olduğunu saptamışlardır.

Ayrıca ED ile başvuran hastaların tüm başvurular arasındaki

oranının COVID-19 öncesi döneme göre %2 civarında

artış gösterdiğini belirtmişlerdir. Bu durumun karantina kısıtlamalarıyla

ilişkili olduğunu öngörmüşlerdir. Onlara göre

uzun süre evde kalma eşler arasında çatışmaları arttırarak

erektil sorun yaşayan erkeklerin bu sorunla daha fazla yüzleşmek

durumunda kalmalarına neden olmuştur. [21]

Ateş ve ark. 602 katılımcı ile yapmış oldukları çalışmada

pandemi döneminde IIEF-15 üzerinden değerlendirdikleri

ED skorunun pandemi öncesine göre düştüğünü göstermişlerdir.

Ayrıca tam zamanlı çalışma ve düşük eğitim düzeyinin

ED için risk faktörü olduğunu bildirmişlerdir. Bu

bulgular, psikojen ED’nin COVID-19 dönemi içerisinde

göz ardı edilemeyecek kadar önemli bir konu olduğunu

göstermektedir. [22] Harirugsakul ve ark.’ın COVID-19 geçirmiş

153 hasta üzerinde yaptıkları çalışmada katılımcıların

%64,7’sinde daha çok hafif formlarda olmak üzere

222 Androl Bul 2022;24:221-227


ED görülmüştür. Çalışmada depresyon ve anksiyete gibi

hastalıklar yönünden hastaların mental durum değerlendirilmeleri

yapılmış, ED ile mental durum arasında anlamlı

bir ilişki olduğu ortaya koyulmuştur. Özellikle major

depresyonu olan hastalarda 8,45 kat daha fazla ED riski

saptanmıştır. [23] Çin’de 612 katılımcıyla yapılan bir anket

çalışmasında ise katılımcıların %8,4’ü pandemi döneminde

erektil fonksiyonlarında olumsuz etkilenme olduğunu

belirtmişlerdir. Katılımcıların %31,9’unda IIEF-5 puanı

daha düşük saptanmıştır. Erektil fonksiyonlarında ve IIEF-

5 formu değerlendirmelerinde olumsuzluk saptanan katılımcıların

Genel Anksiyete Bozukluğu-7 değerlendirme

testi sonuçları da anlamlı derecede yüksek saptanmıştır. [24]

EJAKÜLATUVAR FONKSİYON

COVID-19 pandemisinin insan psikolojisi üzerindeki etkisi

düşünüldüğünde bu süreç boyunca insanların cinsel

rutinlerinin etkilenebileceği ve cinsel konforlarının bozulabileceği

düşünülmüştür. Bu konuda ejakülatuvar fonksiyonlar

ile ilgili çok az çalışma mevcuttur.

Ateş ve ark. yaptıkları çalışmada pandemi döneminde

pandemi öncesine göre anlamlı derecede ejakülasyon sürelerinin

daha kısa olduğunu saptamışlardır. Katılımcıların

%5,3’ü pandemi döneminde yeni gelişen prematür ejakülasyon

(PE) bildirmiştir. Tam zamanlı çalışan ve düşük eğitim

seviyesine sahip kişilerde PE’nin anlamlı olarak daha

çok görüldüğü saptanmıştır. Pandemi döneminde cinsel

ilişki sıklığı azalan kişilerin PEDT (Premature Ejaculation

Diagnostic Tool) skorlarının cinsel ilişki sıklığında artış

olan gruba göre daha yüksek olduğu görülürken bu durum

istatistiksel olarak sınırda görülmüştür (p=0,055).

Katılımcıların PEDT skorlarında artış olmasına rağmen

IELT (Intra Ejaculatory Latency Time) skorları arasında

pandemi döneminde pandemi öncesine göre anlamlı farklılık

izlenmemiştir. [22]

Fang ve ark., 612 kişi ile yapmış oldukları anket çalışmasında

katılımcıların %8,5’i pandemiyle birlikte ejakulasyon

kontrol yeteneklerinde bozulma olduğunu belirtmişlerdir.

Çalışmada IELT ölçülmemiştir; ancak katılımcıların

%17,9’unun PEDT skorunun pandemi öncesine göre

arttığı belirtilmiştir. [24] Pintea-Trifu 89’u COVID-19 geçirmeyen

toplam 135 erkek üzerinde yaptığı anket çalışmasında

katılımcıların %1,48’inde yeni gelişen prematur ejakulasyon

olduğunu belirtmiş, COVID-19’un bir noktaya

kadar prematur ejakulasyon için risk faktörü olabileceğini

bildirmiştir. [25]

Hafi ve ark. ise COVID-19 sonrasında herhangi bir seksüel

uyaran olmadan ve cinsel aktiviteden bağımsız olarak

ejakülasyon gelişen bir hastayı vaka sunumu olarak bildirmişler,

bu durumun hastalığın seratonerjik ve dopaminerjik

yolakları üzerinden ejakülatuvar fonksiyonun da etkilenmesinden

kaynaklı olabileceğini iddia etmişlerdir. [26]

HORMONAL PARAMETRELER

Testosteron (T) erkeklerde cinsel isteğin oluşmasının temelinde

bulunan; ereksiyon, sekonder seks karakterlerinin

gelişimi, seksüel imgelem, düşünce ve dürtülerin oluşmasında

etkin rol alan; testis dokusunda Leydig hücreleri tarafından

üretilen bir hormondur. [27] Her ne kadar COVID-

19’un vücuttaki temel hedef dokusunun akciğer olduğu

algısı olsa da, virüsün hücre içine girişi sırasında spike

proteiniyle tutunmasında önemli olan ACE-2 reseptörleri

vücutta kardiyovasküler, nöroendokrin, gastrointestinal

ve ürogenital sistemlerde de bulunmaktadır. [28] Bu reseptörler

prostat ve mesane gibi ürogenital organlarda düşük

miktarda eksprese edilmektedir. Ancak testis dokusundaki

seminifer tübüller, germ hücreleri ve Leydig hücrelerinde

yoğun bir şekilde eksprese edilir. Yapılan araştırmalar testis

dokusunun akciğerden bile önde olarak, %75’in üzerinde

bir oranla en yoğun ACE-2 reseptörü içeren doku olduğunu

ortaya koymuştur. [29] Bu durum testiküler dokunun virüs

için saldırıya açık bir doku olmasına neden olmaktadır.

Ma ve ark., COVID-19 geçiren reprodüktif çağdaki 119

erkeğin T ve luteinizan hormon (LH) değerlerini, bu hastalığa

yakalanmamış 273 kişi ile karşılaştırmıştır. Hasta

grupta serum LH değerlerinin kontrol grubuna göre anlamlı

derecede yüksek olduğu saptanırken, folikül stimülan

hormon (FSH) ve T değerlerinde ise anlamlı bir fark

görülmemiştir. COVID-19 grubunda T/LH ve FSH/LH

oranlarında istatistiksel anlamlı azalma olduğu saptanmış,

estradiol (E2) ile T/E2 oranlarında ise gruplar arasında anlamlı

farklılık görülmemiştir. Katılımcıların çok değişkenli

doğrusal regresyon analizi yapıldığında COVID-19 hastalarında

T/LH oranının hastaların lökosit ve CRP değerleriyle

negatif korelasyon içinde oldukları görülmüştür. [30]

Rastrelli ve ark., COVID-19’u ağır geçiren 31 adet yoğun

bakım hastası üzerinde yaptıkları çalışmada takipleri yoğun

bakımda devam eden veya yoğun bakım şartlarında ölen

hastalar ile durumu stabil hale gelerek servis şartlarında takibine

devam edilen hastaları karşılaştırmıştır. Çalışmada

yoğun bakımdan servise alınamayan hastaların total T ve

serbest T düzeylerinin daha düşük olduğu görülmüştür.

Ayrıca T seviyesi nötrofil seviyesi, LDH, CRP gibi belirteçlerle

negatif korelasyon göstermiştir. Total T <5 nmol/L ve

serbest T <100 pmol/L olan vakaların ölüm riskinde belirgin

artış izlenmesi T seviyeleri ile COVID-19 hastalığının

kötü prognozunun öngörülebileceğini saptamıştır. [31]

Kazıcı ve ark. • COVID-19 pandemisinin erkek cinsel sağlığı ve semen parametreleri üzerine etkileri

223


Çayan ve ark., şiddetlerine göre üç gruba ayırdıkları 221

hasta üzerinde yaptıkları çalışmada T seviyelerinin düşmesinin

yoğun bakım ihtiyacını arttırdığını, hatta T seviyesi

düştükçe ölüm oranının arttığını göstermişlerdir. Ayrıca

daha önce başka nedenlerle T düzeyi ölçülmüş olan 24

hastada hastalık sırasında serum T seviyelerinde ortalama

%30’luk bir düşüş saptamışlardır. Çalışmada hastalığı

asemptomatik geçiren hastaların dahi %65,2’sinin libido

kaybı yaşadığı görülmüştür. Yoğun bakımdaki hastaların

FSH seviyelerinde anlamlı artış saptanmıştır. LH, prolaktin

ve E2 seviyeleri arasında ise anlamlı fark görülmemiştir.

[32]

Salonia ve ark. ise COVID-19 hastalarında total T’nin

yanında LH seviyelerinde de düşme gösterirken; FSH seviyelerini

benzer, E2 seviyelerini ise anlamlı olarak daha

yüksek saptamışlardır. [33]

Literatürde genel olarak T dışındaki hormonal düzeylerle

ilgili net konsensus görülmezken çalışmalar genel olarak

T seviyesinin düşüklüğünün COVID-19 hastalığının

kötü prognozuyla ilişkili olduğunu göstermektedir. Ancak

Karkin ve ark., yaptıkları çalışmada diğer çalışmalardan

farklı olarak hastaların T seviyelerinin yüksekliğinin hastalığın

şiddetiyle paralel olduğunu iddia etmişlerdir. [14]

CİNSEL ALIŞKANLIKLAR

Pandemiyle birlikte hayatımıza giren karantina ve kısıtlamalar

nedeniyle cinsel rutinlerde de değişimler olduğu

öne sürülmüştür. Evde uzun zaman geçiren insanların

daha çok pornografik içerik tüketmeye başladığı saptanmıştır.

Pandemi ilanının üzerinden henüz bir haftalık bir

süre geçmişken dünyanın en ünlü pornografik içerik sağlayıcı

sitelerinden birinin yayımladığı veriler, sundukları

içeriklere olan ilginin pandemiyle birlikte %11,6 arttığını

göstermiştir. Pandemiyle birlikte pornografik içerik tüketimin

artışı yalnızlık, can sıkıntısı ve pandemi ile karantina

sürecinin psikolojik yüküne karşı bir başa çıkma tekniği

olarak yorumlanabileceği belirtilmiştir. [34] Bu içeriklere

olan ilgi artışında, sosyal mesafe kuralları ve cinsel partnerden

yoksun kalmanın etkili olduğu öne sürülmüştür.

[35]

Rodriguez-Dominguez ve ark. erkeklerin masturbasyon

sıklığının kadınlara göre daha yüksek olduğunu, ayrıca yakın

ilişkisi olmayan kişilerin masturbasyon sıklığının eşiyle

birlikte yaşayan katılımcılara göre daha yüksek olduğunu

belirtmişlerdir. Çalışmada katılımcıların seks sıklığının

pandemi öncesine göre daha düşük olduğu saptanırken,

bekâr kişilerin seks sıklığının partnerleriyle yaşayanlara

oranla daha düşük olduğu ortaya koyulmuştur. [36] Li ve

ark. ise mastürbasyon sıklığının %30 oranında arttığını belirtmişlerdir.

Katılımcıların %22’si cinsel istekte ve %41’i

cinsel ilişki sıklığında azalma tariflerken, %31 partnerler

arasındaki ilişkide kötüleşme bildirmişlerdir. [37] Masoudi

ve ark., yaptıkları derleme makalesinde genel olarak mastürbasyona

olan eğilimin, sanal seksin ve pornografik içerik

tüketimin artmış olduğunu belirtmişlerdir. [38] Karagöz ve

ark. mastürbasyon sıklığının hem erkek hem de kadınlarda

artış gösterdiğini ortaya koymuşlardır. Erkeklerde mastürbasyon

sıklığında %12,8 artış görülmüş ve bu oran kadınlardaki

artışın üç katından daha fazla saptanmıştır. Hiç

mastürbasyon yapmayan kişilerin de pandemi döneminde

bu cinsel aktiviteye yöneldiği görülmüştür. Benzer şekilde

her iki cinsiyette de pornografik içeriklere olan ilgi artmış,

cinsel ilişki sıklığında ise pandemi öncesi döneme göre anlamlı

azalma olmuştur. Erkeklerin %19,6’sı COVID-19

yayılımına neden olma korkusuyla partnerlerine yaklaşmaktan

çekindiklerini belirtirken, kadınlarda bu oran erkeklerin

iki katı olarak saptanmıştır. Katılımcılar bulaş korkusu

nedeniyle kondom kullanma ve öpüşmekten kaçınma

gibi önlemlere başvurduklarını da belirtmişlerdir. [39]

Chow ve ark., erkeklerin cinsel aktivite sıklığının azaldığını,

partner sayısında %43 oranında bir azalma olduğunu,

benzer şekilde partnerlerin %36 oranında öpüşmekten

kaçınmaya çalıştığını belirtmişlerdir. [40] Ateş ve ark. pandemi

döneminde erkeklerde cinsel ilişki sıklığının azaldığını

bildirmişlerdir. Çalışmaya göre pandemi döneminde

öpüşme, oral seks ve misyoner pozisyonu gibi yüz yüze seks

pozisyonlarının tercihinde azalma görülürken; cinsel ilişkide

diz dirsek pozisyonun (doggy-style) tercihi artmıştır. Öte

yandan katılımcıların neredeyse yarısında karantina döneminde

rutin dışı saatlerde cinsel aktivite sayısı artmıştır.

Multiple partner, korunmasız cinsel ilişki, tanımadıkları

insanlarla cinsel ilişki gibi riskli cinsel davranışlarda %34,5

gibi bir azalma olduğu belirtilmiştir. Çalışma ayrıca cinsel

ilişki sıklığında azalma olmasına rağmen cinsel istek ve doyumda

artış olduğunu belirtmiştir. [22]

Mumm ve ark., 414 erkek üzerinde yaptıkları çalışmada literatürdeki

genel kanının aksine pandemi döneminde haftalık

cinsel ilişki sıklığında anlamlı artış olduğunu belirtmişlerdir.

Çalışma kişilerin cinsel ilişkiden alınan tatmin

duygusunun da pandemi öncesine göre daha yüksek olduğunu

saptamıştır. [41] Yüksel ve ark. da pandemi öncesinde

haftalık ortalama 1,9 olan cinsel ilişki sıklığının pandemi

döneminde 2,4’e yükseldiğini belirtmişlerdir. [42]

Masoudi ve ark., pandemi dönemindeki cinsel alışkanlıklara

yönelik yaptıkları sistematik derlemede bu konuda

yapılan çalışmaların oldukça heterojen bir yapıda olması

nedeniyle meta-analiz gerçektirilemediğini; ancak literatür

değerlendirmesi yapıldığında genel olarak pandemi döneminde

cinsel ilişki kurulan partner, evlilik dışı cinsel ilişki

ve riskli cinsel ilişki sayısının azaldığını belirtmişlerdir. [38]

224 Androl Bul 2022;24:221-227


SEMEN PARAMETRELERİ

Birçok çalışmada testis dokusunun COVID-19’dan etkilendiğinin

gösterilmesi ve erkeklerde hastalığın kadınlara göre

2,5 kat fazla görülmesi gibi etkenler erkeklerin COVID-

19’a karşı daha korunmasız olabileceğini düşündürmüş

ve semen parametreleri üzerinde etkisi olup olmadığı sorusunu

gündeme getirmiştir. [43] Tiwari ve ark., yaptıkları

meta-analizde her ne kadar bu konuda yapılan çalışmalar

heterojen yapıda olsa da genel anlamda COVID-19 hastalığını

geçirmenin semen parametrelerini etkilediğini belirtmişlerdir.

Bu etkinin hangi mekanizmayla olduğu ise açık

değildir. [44]

Erbay ve ark., son üç ay içinde COVID-19 geçirmiş 69

hastayı pandemi öncesi spermiyogram değerleriyle karşılaştırmış;

hastalığı hafif geçirenlerin hareket ve canlılığında

azalma saptamışlardır. Hastalığı biraz daha ağır geçirenlerde

ise semen hacmi ve sperm konsantrasyonunda da azalma

olduğunu belirtmişlerdir. Hastalık sırasında ateş olmasının

ise spermiyogram üzerine etkisi olmadığını göstermişlerdir.

[45]

Benzer şekilde Holtmann ve ark. da COVID-19 geçiren

kişilerde sperm konsantrasyonu, sayı ve hareketlilikte

azalma görüldüğünü belirtmiştir. Bununla birlikte ateş

varlığının parametreler normal sınırlarda kalmak üzere

hareketli sperm sayısının ve ejakulat miktarını azalttığını

göstermişlerdir. [46] Guo ve ark. COVID-19 sonrası 2.

ayda verilen spermiyogramlarda total sperm sayısı, sperm

konsantrasyonu ve sperm hareketinde anlamlı düşüklük

saptarken; sperm morfolojisinin ve canlılık oranlarının etkilenmediğini

ortaya koymuştur. Hastaların bu analizden

bir ay sonraki kontrol semen analizlerinde toplam sperm

sayısı, sperm konsantrasyonu, hareketli sperm sayısı ve

morfolojisini düzelen sperm sayısının artma eğiliminde olduğu

görülmüştür. [47]

Ruan ve ark., 74 erkek hastanın idrar, semen ve prostat sıvıları

olmak üzere 205 örnek incelemiş, vakaların hiçbirinde

ürogenital sisteme ait olan bu salgılar arasında viral nükleik

asit saptamamışlardır. [48] Ma ve ark., semen analizini

inceledikleri 12 COVID-19 hastasının hiçbirinde semende

virüs saptamamıştır. [30] Bir başka çalışmada ise Gonzales ve

ark., COVID-19 aşısı olmuş kişilerde aşı öncesi ve sonrası

aşının semen kalitesinde bir azalmaya neden olmadığını

göstermişlerdir. [49]

SONUÇ

COVID-19 pandemisi vücudumuzdaki birçok sistem gibi

ürogenital sistem üzerinde de olumsuz etkilere neden olmuştur.

COVID-19 pandemisine bağlı genel olarak erkeklerin

ereksiyon kalitesinde azalma, ejakülasyon süresinde

kısalma, ürolojik hormonal seviyelerde değişiklik ve semen

parametrelerinde olumsuz etkilenme saptanmıştır. Öte

yandan COVID-19 insanların seksüel aktivitelerinin biçimini

de etkilemiş; cinsel ilişki sıklığında genel anlamda

azalmaya, mastürbasyon ve pornografik içeriklere ilgide

artışa ve cinsel ilişki pozisyon tercihlerinde değişikliklere

neden olmuştur.

Hakem Değerlendirmesi

Dış bağımsız.

Çıkar Çatışması

Yazarlar çıkar ilişkisi olmadığını beyan etmişlerdir.

Finansal Destek

Herhangi bir mali destek alınmamıştır.

Peer-review

Externally peer-reviewed.

Conflict of Interest

No conflict of interest was declared by the authors.

Financial Disclosure

No financial support has been received.

KAYNAKLAR

1. Huang C, Wang Y, Li X, Ren L, Zhao J, Hu Y, et al. Clinical features

of patients infected with 2019 novel coronavirus in Wuhan, China.

Lancet (London, England). 2020;395(10223):497–506. [CrossRef]

2. Soytaş M, Boz MY, Güzelburç V, Çalik G, Horuz R, Akbulut Z,

Albayrak S. Comparison of before and after COVID-19 urology

practices of a pandemic hospital. Turkish J Urol. 2020;46(6):474–

80. [CrossRef]

3. Madanelo M, Ferreira C, Nunes-Carneiro D, Pinto A, Rocha

MA, Correia J, et al. The impact of the coronavirus disease 2019

pandemic on the utilisation of emergency urological services. BJU

Int. 2020;126(2):256–8. [CrossRef]

4. Li W, Li J, Yi J. Government management capacities and the

containment of COVID-19: a repeated cross-sectional study across

Chinese cities. BMJ Open. 2021;11(4):e041516. [CrossRef]

5. Teixeira TA, Oliveira YC, Bernardes FS, Kallas EG, Duarte-

Neto AN, Esteves SC, et al. Viral infections and implications for

male reproductive health. Asian J Androl. 2021;23(4):335–47.

[CrossRef]

6. Brooks SK, Webster RK, Smith LE, Woodland L, Wessely S,

Greenberg N, Rubin GJ. The psychological impact of quarantine

and how to reduce it: rapid review of the evidence. Lancet

[Internet]. 2020;395(10227):912–20. [CrossRef]

7. Yiou R. Stem-cell therapy for erectile dysfunction. Biomed Mater

Eng. 2017;28(s1): S81–5. [CrossRef]

8. Gratzke C, Angulo J, Chitaley K, Dai Y-T, Kim NN, Paick

J-S, et al. Anatomy, physiology, and pathophysiology of erectile

dysfunction. J Sex Med. 2010;7(1 Pt 2):445–75. [CrossRef]

9. Kresch E, Achua J, Saltzman R, Khodamoradi K, Arora H, Ibrahim

E, et al. COVID-19 Endothelial Dysfunction Can Cause Erectile

Dysfunction: Histopathological, Immunohistochemical, and

Ultrastructural Study of the Human Penis. World J Mens Health.

2021;39(3):466–9. [CrossRef]

10. Hsieh T-C, Edwards NC, Bhattacharyya SK, Nitschelm KD,

Burnett AL. The Epidemic of COVID-19-Related Erectile

Dysfunction: A Scoping Review and Health Care Perspective. Sex

Med Rev. 2021;10(2):286–310. [CrossRef]

Kazıcı ve ark. • COVID-19 pandemisinin erkek cinsel sağlığı ve semen parametreleri üzerine etkileri

225


11. Sansone A, Mollaioli D, Ciocca G, Colonnello E, Limoncin E,

Balercia G, Jannini EA. “Mask up to keep it up”: Preliminary

evidence of the association between erectile dysfunction and

COVID-19. Andrology. 2021;9(4):1053–9. [CrossRef]

12. Rao TSS, Andrade C. Sexual Behavior in the Days of COVID-19.

J Psychosexual Health [Internet]. 2020;2(2):111–2. [CrossRef]

13. Sansone A, Mollaioli D, Ciocca G, Limoncin E, Colonnello E,

Vena W, Jannini EA. Addressing male sexual and reproductive

health in the wake of COVID-19 outbreak. J Endocrinol Invest.

2021;44(2):223–31. [CrossRef]

14. Karkin K, Alma E. Erectile dysfunction and testosterone levels

prior to COVID-19 disease: What is the relationship? Arch Ital

Urol Androl. 2021;93(4):460–4. [CrossRef]

15. Thomas C, Konstantinidis C. Neurogenic Erectile Dysfunction.

Where Do We Stand? Med (Basel). 2021;8(1):3. [CrossRef]

16. Beghi E, Feigin V, Caso V, Santalucia P, Logroscino G. COVID-19

Infection and Neurological Complications: Present Findings

and Future Predictions. Neuroepidemiology. 2020;54(5):364–9.

[CrossRef]

17. Abbas AM, Fathy SK, Khamees AA, Salem AS, Ahmed L. A focused

review on the genital and sexual affection of COVID-19 patients.

J Gynecol Obstet Hum Reprod [Internet]. 2020;49(8):101848.

[CrossRef]

18. White A. Men and COVID-19: the aftermath. Postgrad Med.

2020;132(Sup 4):18–27. [CrossRef]

19. Andersen ML, Tufik S. The Association Between Sleep Disturbances

and Erectile Dysfunction During the COVID-19 Pandemic. Sex

Med Rev. 2022;10(2):263–70. [CrossRef]

20. Mollaioli D, Sansone A, Ciocca G, Limoncin E, Colonnello E, Di

Lorenzo G, Jannini EA. Benefits of Sexual Activity on Psychological,

Relational, and Sexual Health During the COVID-19 Breakout. J

Sex Med. 2021;18(1):35–49. [CrossRef]

21. Duran MB, Yildirim O, Kizilkan Y, Tosun C, Cirakoglu A,

Gultekin MH, et al. Variations in the Number of Patients

Presenting With Andrological Problems During the Coronavirus

Disease 2019 Pandemic and the Possible Reasons for These

Variations: A Multicenter Study. Sex Med. 2021;9(1):100292.

[CrossRef]

22. Ates E, Kazici HG, Yildiz AE, Sulaimanov S, Kol A, Erol H.

Male sexual functions and behaviors in the age of COVID-19:

Evaluation of mid-term effects with online cross-sectional survey

study. Arch Ital Urol Androl. 2021;93(3):341–7. [CrossRef]

23. Harirugsakul K, Wainipitapong S, Phannajit J, Paitoonpong L,

Tantiwongse K. Erectile dysfunction among Thai patients with

COVID-19 infection. Transl Androl Urol. 2021;10(12):4376–83.

[CrossRef]

24. Fang D, Peng J, Liao S, Tang Y, Cui W, Yuan Y, et al. An Online

Questionnaire Survey on the Sexual Life and Sexual Function

of Chinese Adult Men During the Coronavirus Disease 2019

Epidemic. Sex Med [Internet]. 2021;9(1):100293. [CrossRef]

25. Pintea-Trifu M. Erectile dysfunction and premature ejaculation

during the pandemic caused by the sars-cov-2 virus. Int J Adv Stud

Sexol. 2021;3(1):33–9. [CrossRef]

26. Hafi B, Uvais NA. Loss of Erection Followed by Spontaneous

Ejaculation: A COVID-19 Phenomenon? Prim Care Companion

CNS Disord. 2021;23(6). [CrossRef]

27. Sizar O, Schwartz J. Hypogonadism. Treasure Island (FL):

StatPearls Publishing; 2022.

28. Li M-Y, Li L, Zhang Y, Wang X-S. Expression of the SARS-CoV-2

cell receptor gene ACE2 in a wide variety of human tissues. Infect

Dis Poverty. 2020;9(1):45. [CrossRef]

29. Zhang J, Wu Y, Wang R, Lu K, Tu M, Guo H, et al. Bioinformatic

analysis reveals that the reproductive system is potentially at risk from

SARS-CoV-2. Preprints.org [Internet]. 2020;(February):1–15.

[CrossRef]

30. Ma L, Xie W, Li D, Shi L, Ye G, Mao Y, et al. Evaluation of sexrelated

hormones and semen characteristics in reproductive-aged

male COVID-19 patients. J Med Virol. 2021;93(1):456–62.

[CrossRef]

31. Rastrelli G, Di Stasi V, Inglese F, Beccaria M, Garuti M, Di

Costanzo D, et al. Low testosterone levels predict clinical adverse

outcomes in SARS-CoV-2 pneumonia patients. Andrology.

2021;9(1):88–98. [CrossRef]

32. Çayan S, Uğuz M, Saylam B, Akbay E. Effect of serum total

testosterone and its relationship with other laboratory parameters

on the prognosis of coronavirus disease 2019(COVID-19)in

SARS-CoV-2 infected male patients: a cohort study. Aging Male.

2020;23(5):1493–503. [CrossRef]

33. Salonia A, Pontillo M, Capogrosso P, Gregori S, Tassara M, Boeri

L, et al. Severely low testosterone in males with COVID-19: A

case-control study. Andrology. 2021;9(4):1043–52. [CrossRef]

34. Cristian D, Baruh I, Hunor M. Sexual life during covid-19. Int J

Adv Stud Sex. 2021;3(1):20–5. [CrossRef]

35. Lau WK-W, Ngan LH-M, Chan RC-H, Wu WK-K, Lau BW-M.

Impact of COVID-19 on pornography use: Evidence from big

data analyses. PLoS One. 2021;16(12):e0260386. [CrossRef]

36. Rodríguez-Domínguez C, Lafuente-Bacedoni C, Durán M.

Effect of the Lockdown Due to COVID-19 on Sexuality:

The Mediating Role of Sexual Practices and Arousal in the

Relationship Between Gender and Sexual Self-Esteem. Psychol

Rep. 2021;332941211028999. [CrossRef]

37. Li G, Tang D, Song B, Wang C, Qunshan S, Xu C, et al. Impact

of the COVID-19 Pandemic on Partner Relationships and Sexual

and Reproductive Health: Cross-Sectional, Online Survey Study. J

Med Internet Res. 2020;22(8):e20961. [CrossRef]

38. Masoudi M, Maasoumi R, Bragazzi NL. Effects of the COVID-19

pandemic on sexual functioning and activity: a systematic

review and meta-analysis. BMC Public Health. 2022;22(1):189.

[CrossRef]

39. Karagöz MA, Gül A, Borg C, Erihan İB, Uslu M, Ezer M, et al.

Influence of COVID-19 pandemic on sexuality: a cross-sectional

study among couples in Turkey. Int J Impot Res. 2020;33(8):815–

23. [CrossRef]

40. Chow EP, Hocking JS, Ong JJ, Phillips TR, Schmidt T, Buchanan

A, et al. Brief Report: Changes in PrEP Use, Sexual Practice, and

Use of Face Mask During Sex Among MSM During the Second

Wave of COVID-19 in Melbourne, Australia. J Acquir Immune

Defic Syndr. 2021;86(2):153–6. [CrossRef]

41. Mumm J-N, Vilsmaier T, Schuetz JM, Rodler S, Zati Zehni A,

Bauer RM, et al. How the COVID-19 Pandemic Affects Sexual

Behavior of Hetero-, Homo-, and Bisexual Males in Germany. Sex

Med. 2021;9(4):100380. [CrossRef]

42. Yuksel B, Ozgor F. Effect of the COVID-19 pandemic on female

sexual behavior. Int J Gynaecol Obstet. 2020;150(1):98–102.

[CrossRef]

43. Xu J, Zhao S, Teng T, Abdalla AE, Zhu W, Xie L, et al.

Systematic Comparison of Two Animal-to-Human Transmitted

Human Coronaviruses: SARS-CoV-2 and SARS-CoV. Viruses.

2020;12(2):244. [CrossRef]

44. Tiwari S, Kc N, Thapa S, Ghimire A, Bijukchhe S, Sah GS,

Isnuwardana R. Semen parameters in men recovered from

COVID-19: a systematic review and meta-analysis. Middle East

Fertil Soc J. 2021;26(1):44. [CrossRef]

226 Androl Bul 2022;24:221-227


45. Erbay G, Sanli A, Turel H, Yavuz U, Erdogan A, Karabakan M,

et al. Short-term effects of COVID-19 on semen parameters: A

multicenter study of 69 cases. Andrology. 2021;9(4):1060–5.

[CrossRef]

46. Holtmann N, Edimiris P, Andree M, Doehmen C, Baston-Buest

D, Adams O, et al. Assessment of SARS-CoV-2 in human semen-a

cohort study. Fertil Steril. 2020;114(2):233–8. [CrossRef]

47. Guo T-H, Sang M-Y, Bai S, Ma H, Wan Y-Y, Jiang X-H, et al.

Semen parameters in men recovered from COVID-19. Asian J

Androl. 2021;23(5):479–83. [CrossRef]

48. Ruan Y, Hu B, Liu Z, Liu K, Jiang H, Li H, et al. No detection of

SARS-CoV-2 from urine, expressed prostatic secretions, and semen

in 74 recovered COVID-19 male patients: A perspective and

urogenital evaluation. Andrology. 2021;9(1):99–106. [CrossRef]

49. Gonzalez DC, Nassau DE, Khodamoradi K, Ibrahim E, Blachman-

Braun R, Ory J, Ramasamy R. Sperm Parameters Before and After

COVID-19 mRNA Vaccination. JAMA. 2021;326(3):273–4.

[CrossRef]

Kazıcı ve ark. • COVID-19 pandemisinin erkek cinsel sağlığı ve semen parametreleri üzerine etkileri

227


DERLEME | REVIEW

Androl Bul 2022;24:228−233

https://doi.org/10.24898/tandro.2022.09327

Kadın Cinsel Sağlığı

COVID-19 pandemisi ve kadına yönelik aile içi şiddet

COVID-19 pandemic and domestic violence against women

Gizem Yıldız , Nülüfer Erbil

ÖZ

Bu derlemenin amacı, COVID-19 pandemisinde kadına yönelik aile içi

şiddeti literatür doğrultusunda incelemektir. Bu derleme için, “Google

Akademik” ve “PubMed” veri tabanlarından “COVID-19”, “aile içi

şiddet”, “intimate partner violence” ve “kadına yönelik şiddet” anahtar

kelimeleri ile tarama yapılmıştır. COVID-19 pandemisi, evde kalma sürelerini

artırmış, ailelerin birlikte daha fazla zaman geçirmesine neden

olmuştur. Pandemide hem dünyada hem de Türkiye’de toplumsal izolasyon

ve sosyal mesafe önlemleri, bireylerin ekonomik, sosyal, fiziksel

ve psikolojik sorunlar yaşamasına neden olmuştur. Bu durumun kadına

yönelik aile içi şiddet risk faktörlerini artırdığı bulunmuştur. Kadına

yönelik aile içi şiddeti önlemek, etkilerini azaltmak için kadının güçlenmesi,

çalışma hayatına katılımının sağlanması, danışmanlığın artırılması,

yardım platformlarının kurulması, kadın sığınma evlerinin sayısının

arttırılması ve caydırıcı yasal düzenlemelerin getirilmesi önerilir.

Anahtar Kelimeler: aile içi şiddet, COVID-19, kadına yönelik şiddet,

yakın partner şiddeti

ABSTRACT

The purpose of this review is to examine domestic violence against women

in the COVID-19 pandemic in line with the literature. For this review, the

keywords “COVID-19”, “domestic violence”, “intimate partner violence”

and “violence against women” were searched from “Google Scholar” and

“PubMed” databases. The COVID-19 pandemic has increased the length

of stay at home, causing families to spend more time together. Social

isolation and social distance measures both in the world and in Turkey

during the pandemic have caused individuals to experience economic,

social, physical and psychological problems. It has been found that this

situation increases the risk factors for domestic violence against women.

In order to prevent domestic violence against women and reduce its

effects, it is recommended to empower women, ensure their participation

in working life, increase counseling, establish aid platforms, increase the

number of women’s shelters and introduce deterrent legal regulations.

Keywords: domestic violence, COVID-19, violence against women,

intimate partner violence

GİRİŞ

Aralık 2019’da Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan koronavirüsün,

tüm dünyada hızlı bir şekilde yayılım göstermesiyle

birlikte 2020 yılının Mart ayında Dünya Sağlık

Örgütü (DSÖ) tarafından pandemi ilan edilmiştir. [1]

SARS-CoV-2 virüsünün sebep olduğu bu salgın, hızlıca

tüm dünyayı etkisi altına alıp, ilk kez koronavirüslerin sebep

olduğu pandemi olarak tarihe geçmiştir. [2] COVID-

19’un tüm dünyada yayılımını önlemek, bulaşmasını azaltmak

için dünya genelinde hükümetler tarafından önlemler

alınmıştır. Bu önlemlerin içinde en başta zorunlu maske

Bu çalışma, 8-9 Aralık 2021 tarihinde yapılan 8. Uluslarası Kadın Çocuk Sağlığı ve

Eğitimi Kongresi’nde sözel bildiri olarak sunulmuştur.

Ordu Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi, Hemşirelik Bölümü, Doğum ve Kadın

Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı, Ordu, Türkiye

Yazışma Adresi/ Correspondence:

Gizem Yıldız

Ordu Üniversitesi Cumhuriyet Yerleşkesi 52200 Ordu - Türkiye

Tel: +90 544 239 01 66

E-mail: gizemg.2795@gmail.com

Geliş/ Received: 20.01.2022

Kabul/ Accepted: 21.06.2022

kullanımı, sosyal izolasyon, sosyal mesafe, okulların kapatılması,

online eğitime geçme, sokağa çıkma yasaklarının

olması, esnafların dükkanlarını kapatması, marketlerin

belli saat aralıklarında açık kalması, tam kapanmanın olması

yer almıştır. [3] Toplumsal olarak sosyal izolasyon uygulanması

ve “Evde Kal” çağrısıyla birlikte dünyadaki tüm

ülkeler enfeksiyonu kontrol altına almayı amaçlamıştır.

Fakat pandemi döneminde uygulanan toplumsal izolasyon

önlemlerinin bireylerde ekonomik, sosyal, fiziksel ve özellikle

ruhsal sorunlara neden olduğu bildirilmiştir. [4] Salgın

dönemlerinde alınan önlemler sebebiyle, sosyalleşmeye

kapatılan bireylerin psikolojik olarak olumsuz anlamda etkilenmesi

beklenen bir sonuç olmuştur. Aniden alınan kısıtlayıcı

önlemler, bireylerin özellikle ruhsal açıdan etkilenmesine

ve kendini baskı altında hissetmesine neden olmuş,

hissedilen baskı ve stresin, bireylerin şiddete yönelmesinde

önemli bir etken olabileceği düşünülmüştür.

Şiddet, bireyleri fiziksel, duygusal, bilişsel ve psikolojik

olarak etkileyen küresel bir sorundur. DSÖ’ye göre şiddet;

“kendisine, başka bir kişiye, bir gruba veya topluluğa

karşı fiziksel güç uygulanması, gücün kasıtlı kullanımı,

yaralanma, ölüm, psikolojik zarar, gelişim sorunları veya

yoksunlukla sonuçlanma olasılığı yüksek tehdit biçiminde

228

©2022 Androloji Bülteni


ya da fiilen gerçekleştirilen eylemler” olarak tanımlanmaktadır.

[5] Kadına yönelik şiddet, “erkeklerin kadınlar

üzerindeki egemenliğine ve kadınlara yönelik ayrımcılığa

neden olan ve kadınların gelişimini engelleyen, kadınlar

ve erkekler arasındaki tarihsel ve eşitsiz güç ilişkilerinin

bir göstergesi” olarak tanımlanmaktadır. [6] Kadına yönelik

şiddet, kadınları toplumsal, fiziksel, sosyal ve psikolojik

yönde etkileyen önemli bir sağlık sorunudur. Kadına Karşı

Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi

(CEDAW)’nde kadına yönelik şiddet “toplumsal ve biyolojik

eşitsizliğin sonucu” olarak görülmektedir. [7] Şiddet

uygulanış şekillerine göre ise fiziksel, cinsel, duygusal,

ekonomik ve siber şiddet başlıkları altında incelenmektedir.

[6] DSÖ (2005), acil durumlar ve çatışmalar sırasında,

bireylerin toplumsal cinsiyete dayalı şiddette artış eğiliminde

olacağını bildirmiştir. Ayrıca Birleşmiş Milletler (BM)

geçmiş salgın dönemlerinde de, evlerin kadınlar için güvenli

olmadığını açıklamıştır. [8] “Evde Kal” sloganıyla birlikte

hayatların evlere sığdırılmaya çalışıldığı bu dönemde

kadınların evde risk altında oldukları ve salgının kadına

yönelik aile içi şiddetin risk faktörlerini arttırdığı belirtilmiştir.

[9] COVID-19 pandemisi, toplumsal izolasyon başta

olmak üzere alınan önlemler sebebiyle kadına şiddet için

bir risk faktörü olarak algılanmaktadır. [10]

DSÖ yayınladığı raporda, dünya çapında kadınların 3’te

1’inin (%35) fiziksel ya da cinsel şiddete maruz kaldığını,

partnerleri tarafından kadınların fiziksel veya cinsel şiddete

maruz kalma oranının %30 olduğunu, küresel olarak kadın

cinayetlerinin %38’inin yakın partner cinayeti olduğunu,

şiddetin zihinsel sağlık sorunları, alkol bağımlılığı ve depresyon

gibi psikolojik hastalıklarla ilişkili olduğunu bildirmiştir.

[11] Ayrıca oldukça hassas grupta yer alan gebe kadınlarda

yakın partner şiddetinin düşük doğum ağırlıklı bebeğe

(%16) ve erken doğuma (%43) neden olduğu belirtilmiştir.

[11]

Çin’de COVID-19 salgını döneminde kadına yönelik

aile içi şiddet vakalarının Şubat 2020’de üç katına çıktığı

bildirilmiştir. [12] DSÖ’ye üye olan Avrupa ülkelerinde, pandemi

döneminde kadına şiddet olaylarının bildirilmesinin

%60 oranında arttığı ortaya çıkmıştır. [13] Brezilya’da kadına

şiddet olaylarında %40–50 oranında artış yaşandığı ve artışın

sebebinin koronavirüs pandemisi olduğu [14] , İspanya’da

karantinanın ilk günlerinde yardım hattına gelen çağrıların

%20, Kıbrıs’ta ilk vaka bildiriminden sonra yardım hattına

gelen çağrıların %30, alınan izolasyon ve tam kapanma

önlemleriyle Birleşik Krallık’ta Aile İçi Şiddet Yardım

Hattı’na yapılan yardım çağrılarının %25 oranında arttığı

bildirilmiştir. [14] BM raporunda, hem Lübnan hem de

Malezya’da salgınla aile içi şiddet yardım hatlarına yapılan

çağrıların iki katına çıktığı ayrıca Avustralya’da çevrimiçi

yapılan ‘aile içi şiddet’ aramasının %75 oranında arttığı

bildirilmiştir. [15] Yapılan bir çalışmada, pandemi döneminde,

evli kadınların %22,4’ünün en az bir kez yakın partner

şiddetine maruz kaldığı, maruz kalınan şiddet türlerinin

sırasıyla en fazla psikolojik (%20), cinsel (%13,8) ve fiziksel

(%11) şiddet olduğu bulunmuştur. [16] İtalya’da Ulusal

Sığınma Evi’ne başvuran sayısının 2 Mart-5 Nisan 2020

tarihlerinde %75 oranında arttığı bildirilmiştir. Hindistan

Ulusal Kadın Komisyonu, Nisan 2020’de ülke genelindeki

karantina sona erdikten sonra yakın partner şiddetinin iki

katına çıktığını bildirmiş, Peru’da Nisan-Temmuz 2020 tarihlerinde

yardım çağrıları aramalarının %48 arttığı rapor

edilmiştir. [13] Leslie ve Wilson (2020), sosyal izolasyondan

sonraki ilk 12 haftanın sonunda yardım hatlarına yapılan

çağrılarda %7,5 oranında artma olduğunu bildirmiştir. [17]

Tunus’ta pandemi döneminde kadına yönelik aile içi şiddetin

%4,4’ten %14,8’e yükseldiği, psikolojik şiddetin en sık

görülen şiddet türü olduğu (%96), ekonomik şiddetin %41

ve fiziksel şiddetin %10 oranında olduğu bulunmuştur. [18]

Aynı çalışmada, pandemiden önce de şiddete maruz kalan

kadınların (%73), aile içi şiddet geçmişi olmayan kadınlara

göre (%12) karantina sırasında daha fazla oranda şiddete

maruz kaldığı belirlenmiştir. [18] Kuzey Etiyopya’da yapılan

bir çalışmada, üreme çağındaki kadınların %24,6’sının

pandemi sırasında şiddet türlerinin hepsine maruz kaldığı

ve kadınların eşlerinin eğitim düzeyi, kadınların çalışmaması

gibi sosyo-demografik faktörlerin aile içi kadına yönelik

şiddette etkili olduğu bildirilmiştir. Afganistan’da %23,1

oranında fiziksel şiddetin psikolojik şiddetten daha fazla deneyimlendiği

rapor edilmiştir. [19] Dünyada son 12 ayda 15–

49 yaş aralığında olan 243 milyon kadının eşi ya da birlikte

yaşadığı partneri tarafından fiziksel ve cinsel şiddete maruz

kaldığı bildirilmiş ve sadece %10’unun yardım istemek için

polise ulaşmaya çalıştığına dikkat çekilmiştir. [20] Fransa ve

İtalya’da kadına yönelik aile içi şiddet konulu faillerle yapılan

etnografik bir çalışmada, faillerin kadınlara uyguladıkları

şiddeti grup içinde dile getirmedikleri, grup tartışmalarına

katılmadıkları ve şiddeti; partnerinin davranışına

bir tepki olarak ve/veya geçici ve istisnai bir kontrol kaybı

olarak tanımladıkları görülmüştür. [21] COVID-19 Küresel

Toplumsal Cinsiyet Müdahalesi İzleme Aracı (COVID-19

Global Gender Response Tracker) ülkelerin toplumsal

cinsiyete yönelik olan duyarlılığını ortaya koymaktadır.

COVID-19 Küresel Toplumsal Cinsiyet Müdahalesi İzleme

Aracı’na göre dünyada salgına yönelik oluşturulan 3112 acil

önlem politikasının olduğu ve 1299’unun toplumsal cinsiyete

yönelik olduğu bilinmektedir. [22] Pandemi döneminde,

187 ülkede kadına yönelik şiddete dair önlem alındığı ve

toplumsal cinsiyete duyarlı olunduğu görülmektedir. [22]

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de pandemi döneminde

enfeksiyon kontrolüne yönelik önlemler alınmıştır.

Yıldız ve Erbil • COVID-19 pandemisi ve kadına yönelik aile içi şiddet

229


Salgın yönetiminde sadece “Evde Kal” çağrısına ve virüsün

bulaşını azaltmaya öncelik verilmiş, bu durum şiddet mağduru

kadınlar için ilave risk faktörlerini ortaya çıkarmıştır.

[9]

Kadına yönelik aile içi şiddet, salgın döneminde üzerinde

durulması gereken toplumsal bir konu olarak düşünülmektedir.

[23] Salgın gibi durumlarda, artan stresle birlikte

şiddet oranlarının da artma ihtimalinin olduğu bilinmektedir.

Kadına yönelik aile içi şiddet oranları ve sosyal medyada

paylaşılan kadın cinayetleri haberleri, pandeminin

kadına yönelik aile içi şiddete olan etkisini görünür hale

getirmektedir. [3] Birleşmiş Milletler Toplumsal Cinsiyet

Eşitliği ve Kadının Güçlendirilmesi Birimi’nin “gölge salgın”

olarak nitelendirdiği kadına yönelik aile içi şiddetin,

karantina ve izolasyon dönemlerinde arttığı ve evlerin şiddet

mağduru kadınlar için güvenli bir yer olmadığı bir kere

daha vurgulanmıştır. [20]

CEDAW’a göre toplumsal ve biyolojik cinsiyete dayalı olarak

ortaya çıkan kadına yönelik aile içi şiddetin, COVID-19

pandemisi gibi olağandışı önlemlerin alındığı dönemde,

alınan önlemlerle birlikte risk faktörlerini arttırdığı ve kadınların

şiddetten kaçma ve korunma ihtimallerini azalttığı

düşünülmektedir. [10] Salgından önceki dönemlere kıyasla

kadına yönelik aile içi şiddet olaylarının enfeksiyon kontrol

önlemleri kapsamında arttığı bilinmektedir. [24] COVID-19

pandemisinde yeme bozukluğu, depresyon, aile içi şiddet,

alkol bağımlılığı, travma sonrası stres bozukluğu, anksiyete

ve hatta intihar gibi psikolojik hastalıkların erkeklere göre

kadınlarda daha fazla ortaya çıktığı ve kadınların daha fazla

etkilendikleri bildirilmiştir. [25] Erkeklerde anksiyete ve depresyonun

var olmasının, kadına yönelik aile içi şiddette etken

olabileceği düşünülmektedir. [26]

Pandeminin olumsuz sonuçlarından biri de iş gücünü

azaltmasıdır. Kadınların iş hayatında turizm, seyahat, restoran

gibi hizmet sektöründe daha çok yer alması, karantina

ve sosyal izolasyon koşullarında salgından daha fazla etkilenmelerine

sebep olmuştur. Pandemi döneminde Nisan

2020’de 1,1 milyon kadının işsiz kaldığı ve ekonomik açıdan

zorluk yaşadığı rapor edilmiştir. [27] Salgın döneminde

çalışanları işten çıkarmak, dükkânları kapatmak zorunda

kalmak, ücretsiz izne ayrılmak ve turizm sektöründe ise

yurtiçi ve yurtdışı uçuşların yasaklanması gibi sebeplerle

turizmin olumsuz etkilenmesi, kadınların hem ekonomik

yönden hem de toplumsal rolleri yönünden olumsuz etkilenmelerine

neden olmuştur. [28] Ulusal ve uluslararası

yayınlanan raporlara bakıldığında, kadınların salgından

daha fazla etkilendiği ve salgının toplumsal cinsiyet eşitsizliğini

arttırdığı görülmektedir. [29] Pandemi döneminde,

İngiltere, Amerika, Avusturya, Almanya, İsveç, İtalya ve

Kanada’da kadınların erkeklere göre daha yüksek oranda

işlerini kaybettiği bildirilmiştir. [30,31]

COVID-19 salgını döneminde, Türkiye’de de kadınların

ekonomik olarak oldukça etkilendiği, evdeki iş yükünün

arttığı, toplumsal cinsiyet temelli eşitsizliğin kadınlardaki

yükü arttırdığı bildirilmiştir. [32] COVID-19 Toplumsal

Cinsiyet Müdahalesi İzleme Aracı’na göre kadına yönelik

şiddetin tüm dünyadaki en önemli toplumsal cinsiyet konusu

olduğu ve pandemiyle artmasının önüne geçebilmek

için biran önce önlemlerin alınması gerektiği vurgulanmaktadır.

[22] Ülkemizde evde izolasyon önlemlerinin alınmasıyla

birlikte kadına yönelik aile içi şiddet oranlarının arttığı

mesleki örgütler ve kuruluşlar tarafından bildirilmiştir. Bir

üniversite hastanesinin acil birimine şiddet sebebiyle başvuran

kadınların 2020 yılı Mart ve Nisan aylarında önceki

yıla göre 3 kat arttığı belirtilmiştir. [33] Uluslararası Çalışma

Örgütü’nün (ILO) bildirdiği rapor sonucuna göre, pandemi

döneminde zorunlu uygulamalar ile birlikte Türkiye,

İspanya, İtalya ve Fransa’da kadına yönelik aile içi şiddet

vakalarında artış olmuştur. [34] Türkiye’de 1036 kadın ile

yapılan bir araştırmada, kadına yönelik aile içi şiddet vakalarının

diğer coğrafi bölgelere oranla Doğu Anadolu’da

daha fazla olduğu, ilköğretim düzeyinde eğitimi olan kadınların

üniversite eğitimi olanlardan, gelir durumu kötü

olanların iyi olanlardan ve evli olanların bekâr olanlardan

daha fazla şiddet gördüğü ve şiddet türleri içinde en yüksek

oranın psikolojik şiddet (%32) olduğu rapor edilmiştir. [35]

Türkiye’de yapılan başka bir çalışmada, kadınların en çok

duygusal şiddete maruz kaldıkları, pandemi nedeniyle eşi

çalışmayan kadınların en fazla duygusal şiddet yaşadıkları

bulunmuştur. [36]

Pandemi döneminde kadınların ekonomik açıdan oldukça

etkilendikleri bilinmektedir. Salgınla birlikte artan kadına

yönelik aile içi şiddet vakalarında şiddete maruz kalanların

üçte ikisinin şiddet uygulayan kişiye ekonomik olarak bağımlı

olduğu, [37] pandeminin kadına yönelik aile içi şiddet

için bir risk faktörü olduğu dolaylı yollardan tekrar ortaya

çıkmaktadır. Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği’nin

(TÜSİAD) 18 Haziran - 31 Ağustos 2020 tarihleri arasında

1261 kişi ile yapılan anket çalışmasında; kadın çalışanların

%62’si ev içinde ya da birlikte yaşadıkları kişiler tarafından

en az bir kere şiddete maruz kaldığı ve en fazla psikolojik

şiddet (%58) gördüğü bildirilmiştir. [38] Uygulanan karantina

nedeniyle kadınların sağlık koşullarını ve yaşamlarını

devam ettirmek için gerekli olan kaynaklara erişimi zorlaşmakta,

ekonomik ve sosyal olarak kriz yaşamalarına sebep

olmaktadır. [39]

Ülkeler, COVID-19 salgınından dolayı enfeksiyonu kontrol

altına almak için, okulların kapatılmasından sokağa çıkma

yasağına kadar birçok sert önlem almıştır. Fakat enfeksiyonu

önlemek için yapılan bu girişimler enfeksiyonu önlemeye

yardımcı olurken bir yandan da bireyleri psikolojik olarak

230 Androl Bul 2022;24:228-233


oldukça yıpratmıştır. [40] Adıbelli ve arkadaşlarının yaptığı

çalışmada, Mayıs-Aralık 2020 tarihleri arasında pandemi

sürecinde yaşanan olumsuzlukların yanı sıra alınan önlemler

nedeniyle bireylerin strese maruz kaldığı ve stresin şiddeti

tetiklediği bulunmuştur. [36] Pandeminin görünmeyen fakat

oldukça önemli konularından biri de kadına yönelik aile içi

şiddet olmuştur. Pandemi döneminde birçok ülke kadına

yönelik aile içi şiddet vakalarının artmasını dikkate alarak,

önlemek için bazı girişimlerde bulunmuştur. İtalya, şiddet

olaylarını önlemek amacıyla kurulan vakıflara ve mağdurlar

için olan sığınma evlerine 30 milyon Euro yatırım yapmış

ve şiddet mağdurları için telefonla aramaya gerek kalmadan

yardım isteyebilecekleri bir uygulama başlatmıştır. Fransa’da

hükümet şiddet olayları için 1 milyon Euro yatırım yapmış,

mağdur kadınlara yönelik yeni tesisler kurmuş ve 20,000

otel odasını tahsis etmiştir. [41] Bunun yanında Fransa hükümeti

şiddet gören kadınlar için “Maske-19” uygulamasını

başlatmıştır. Bu uygulama kapsamında yardıma ihtiyacı olan

kadınların en yakın eczaneye gidip “Maske-19” parolasıyla

yardım isteyebilmeleri ve kolaylıkla mağdur olduklarını haber

verebilmeleri hedeflenmiştir. [41] Avusturya’da şiddeti önlemeye

yönelik ek bir fon sağlanmış, kadına yönelik şiddet

yardım hatlarına ekstra personel alınması, mağdur kadınlara

danışmanlık yapılması, yardım hatlarına ekstra finansal

kaynak sunulması, marketlerde broşürlerin dağıtılması ve

kadınların haberdar edilmesine yönelik girişimlerde bulunulmuş,

böylece şiddet mağduru kadınların korunması hedeflenmiştir.

[42] Belçika’da ulusal yardım hatlarına ek bir fon

sağlanmış, yardım hatlarının kapasitesini ve çalışma saatlerini

arttırarak kadına yönelik aile içi şiddetle baş edilmeye çalışılmıştır.

[42] İtalya ve Fransa’da ise salgın döneminde kadına

yönelik aile içi şiddet vakalarının artmasıyla birlikte alınan

bazı önlemlere ek olarak, oteller sığınma evlerine dönüştürülerek

hizmet vermeye başlamıştır. [43] Ayrıca 56 ülkenin yaptığı

açıklamada COVID-19 pandemisinde bütün kadın ve

kız çocuklarının korunması ve müdahalelerin odağında yer

alması gerektiği vurgulanmıştır. [44]

Türkiye’deki kadına yönelik şiddet vakalarının diğer ülkelerden

farklı olmadığı görülmektedir. Kadınlar için uluslararası

anlamda koruyuculuğu olan Kadınlara Yönelik

Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele

Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi ülkemizde 2011 yılında

imzalanmış, 2014 yılında yürürlüğe girmiş ve uygulanmaya

başlamıştır. Sözleşme kapsamında kadın-erkek cinsiyet

eşitliği, kadına yönelik şiddetin önlenmesi, kadın cinayetleri

ve aile içi şiddetin önlenmesi gibi kadınları tüm yönleriyle

korumayı hedefleyen amaçlar yer almaktadır. [45] Ülkemizde

kadına yönelik şiddetle baş etmek için kullanılan farklı uygulama

ve platformlar bulunmaktadır. Bunların arasında

İç İşleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü’nün ortak

olarak kurduğu Kadın Destek Programı (KADES) uygulaması

da yer almaktadır. KADES, kadınların bir telefon uygulamasından

tehlikede olduğunu bildirebileceği online bir

platformdur. Televizyonda nasıl kullanılacağına dair kamu

spotlarına yer verilmekte ve tüm şiddet mağduru kadınların

haberdar olmaları için duyurulmaya çalışılmaktadır. [46]

Türkiye’de salgın döneminde artan kadına yönelik şiddet vakaları

için otel, kamu kurumu, sığınma evleri gibi ekstra 40

kurum hükümet tarafından şiddet gören mağdur kadınlar

için tahsis edilmiştir. [22]

Sonuç olarak, COVID-19 salgınıyla birlikte tüm dünyada

enfeksiyon yayılımını durdurmak için birçok önlem alınmış,

ancak alınan önlemler bireylere stres faktörü olarak

yansımıştır. COVID-19 pandemisi psikolojik etkilerinin

kadınlarda erkeklere oranla daha fazla görüldüğü dikkate

alındığında, kadınların ruh sağlığına yönelik yapılacak girişimlerin

gerekliliği açıktır. [47,48] Salgın döneminde artan

kadına yönelik aile içi şiddetin olumsuz etkilerinin pandemi

bittikten sonraki yıllarda da görüleceği düşünülmektedir.

Bu duruma yönelik pandeminin bitmesini beklemeden

toplumun ruhsal sağlığının güçlendirilmesi, özellikle

kadınların maruz kaldığı aile içi şiddet için yardım platformlarının

artırılması, kadın sığınma evlerinin sayısının

arttırılması, caydırıcı cezaların gündeme getirilmesi, ruhsal

destek alabilecekleri danışmanlık merkezlerinin sayısının

artırılması, psiko-eğitimlerin planlanması, kadın girişimcilerin

desteklenmesi, kadınların çalışma hayatına katılımlarının

arttırılması ve kadına yönelik aile içi şiddet vakalarında

kadınların yanında çocukların da şiddetten etkilendiği

göz önüne alınarak çocuklara yönelik girişimlerin planlanması

önerilmektedir. [10]

Hakem Değerlendirmesi

Dış bağımsız.

Çıkar Çatışması

Yazarlar çıkar ilişkisi olmadığını beyan etmişlerdir.

Finansal Destek

Herhangi bir mali destek alınmamıştır.

Peer-review

Externally peer-reviewed.

Conflict of Interest

No conflict of interest was declared by the authors.

Financial Disclosure

No financial support has been received.

KAYNAKLAR

1. Sharma V, Scott J, Kelly J, VanRooyen MJ. Prioritizing vulnerable

populations and women on the frontlines. COVID-19 in a

humanitarian context. Int J Equity Health. 2020;19(1):1–3.

[CrossRef]

2. Uğraş Dikmen A, Kına HM, Özkan S, İlhan MN. COVID -19

Epidemiyolojisi: Pandemiden Ne Öğrendik. J Biotechnol and

Strategic Health Res. 2020;4:29–30. [CrossRef]

Yıldız ve Erbil • COVID-19 pandemisi ve kadına yönelik aile içi şiddet

231


3. Yılmaz E, Aydın Doğan R. COVID-19 pandemisi nedeniyle

yaşanılan toplumsal izolasyonun aile içi ve kadına yönelik şiddet

üzerine etkisi. Unika Sağlık Bilimleri Dergisi. 2021;1(1):39–48.

[CrossRef]

4. van Gelder N, Peterman A, Potts A, O’Donnell M, Thompson

K, Shah N, Oertelt-Prigione S. COVID-19: Reducing the risk of

infection might increase the risk of intimate partner violence. E

Clinical Medicine. 2020;(21):100348. [CrossRef]

5. Krug EG, Dahlberg LL, Mercy JA, Zwi AB, Lozano R, editors.

World Health Organization. World Report on Violence and

Health. 2002. Geneva: WHO. https://apps.who.int/iris/bitstream/

handle/10665/42495/9241545615_eng.pdf

6. Doğrucan A, Yıldırım Z. Kadına yönelik aile içi şiddet üzerine bir

inceleme. HÜSBD. 2020;2(2):122–38. https://dergipark.org.tr/

tr/download/article-file/%201203915

7. Akgül A, Uğurlu Ö. Kadına Yönelik Şiddetin, Şiddeti Uygulayan

ve Mekân Bağlamında İncelenmesi: Katledilmiş Kadınlar Örneği.

Planlama Dergisi. 2021;31(1):128–40. [CrossRef]

8. United Nations Office on Drugs and Crime. Global Study on

Homicide: Gender-Related Killing of Women and Girls. 2018.

https://www.unodc.org/documents/data-and-analysis/GSH2018/

GSH18_Gender-related_killing_of_women_and_girls.pdf

9. Acosta ML. Gender-based violence during the pandemic and

lockdown. Spanish Journal of Legal Medicine. 2020;46(3):139–

45. [CrossRef]

10. Altın G. COVID-19 Pandemisi Bağlamında Kadına Karşı

Şiddete İlişkin Bir Değerlendirme. Toplum ve Sosyal Hizmet.

2021;32(1):211–25. [CrossRef]

11. WHO. Intimate partner and sexual violence against women:

Evidence brief; 2019. https://www.who.int/publications/i/item/

WHO-RHR-19.16

12. Zhang W. Domestic Violence Cases Surge During COVID-19

Epidemic; 2020. https://www.sixthtone.com/news/1005253/

domestic-violence-cases-surge-during-COVID-19-epidemic

13. Viero A, Barbara G, Montisci M, Kustermann K, Cattaneo C.

Violence against women in the COVID-19 pandemic: A review

of the literature and a call for shared strategies to tackle health and

social emergencies. Forensic Sci Int. 2021;319:110650. [CrossRef]

14. Bradbury-Jones C, Isham L. The pandemic paradox: The

consequences of COVID‐19 on domestic violence. J Clin Nurs.

2020;29(13-14):2047–9. [CrossRef]

15. Klosterman K, Mignone T, Papagni E. When Sheltering in Place

is Not Safe: Nowhere to Hide. Ment Health Substance Abuse

Commentary. 2020;1(1):102. https://gnoscience.com/uploads/

journals/articles/818107994573.pdf

16. Tadesse AW, Tarekegn SM, Wagaw GB, Muluneh MD, Kassa

AM. Prevalence and Associated Factors of Intimate Partner

Violence Among Married Women During COVID-19 Pandemic

Restrictions: A Community-Based Study. J Interpers Violence.

2022;37(11-12):NP8632–50. [CrossRef]

17. Leslie E, Wilson R. Sheltering in place and domestic violence:

Evidence from calls for service during COVID-19. Journal of

Public Economics. 2020;189:104241. [CrossRef]

18. Sediri S, Zgueb Y, Ouanes S, Ouali U, Bourgou S, Jamali R,

Nacef F. Women’s mental health: acute impact of COVID-19

pandemic on domestic violence. Arch Womens Ment Health.

2020;23(6):749–56. [CrossRef]

19. Gebrewahd GT, Gebremeskel GG, Tadesse DB. Intimate partner

violence against reproductive age women during COVID-19

pandemic in northern Ethiopia 2020: a community-based crosssectional

study. Reproductive Health. 2020;17(1):152. [CrossRef]

20. UN Women. Violence against women and girls: the shadow

pandemic; 2020. https://www.unwomen.org/en/news/

stories/2020/4/statement-ed-phumzile-violence-against-womenduring-pandemic

21. Oddone C. Perpetrating violence in intimate relationships as a

gendering practice: An ethnographic study on domestic violence

perpetrators in France and Italy. Violence: An International

Journal,. 2020;1(2):242–64. [CrossRef]

22. United Nations Development Programme (UNDP). COVID-19

Global Gender Response Tracker; 2020. https://data.undp.org/

gendertracker/

23. Fisher J, Languilaire J-C, Lawthom R, Nieuwenhuis R, Petts

RJ, Runswick-Cole K. Yerkes MA. Community, work, and

family in times of COVID-19, Community, Work & Family.

2020;23(3):247–52. [CrossRef]

24. Yağmur Y. COVID-19’un Kadın Sağlığı Üzerine Etkileri. Yeni

Koronavirüs Hastalığının Toplum Üzerine Etkileri, İnönü

Üniversitesi Yayınevi, Malatya: R Aylaz, E Yıldız, 2020. p. 27–34.

25. Karabulut AB. Pandemi Sürecinde Kadın: Bir Bilançoya Dair

Düşünceler. MEYAD Akademi. 2021;2(1):69–83. https://

dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1726516

26. Akel M, Berro J, Rahme C, Haddad C, Obeid S, Hallit S. Violence

Against Women During COVID-19 Pandemic. J Interpers

Violence 2022;37(13-14):NP12284–309. [CrossRef]

27. TÜSİAD. COVID-19 salgınının kadın çalışanlar açısından

etkileri; 2021. https://tusiad.org/tr/tum/item/10661-COVID-19-

salginininkadin-calisanlar-acisindan-etkileri-arastirmasi

28. Demir R, Taşpınar A. Koronavirüs Pandemisinin Kadının

Yaşamına ve Sağlığına Yansımaları. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar.

2021;13(4):779–89. [CrossRef]

29. Profeta P. Gender equality and public policy during COVID-19.

CESifo Econ Stud. 2021;66(4):365–75. [CrossRef]

30. Adams-Prassl A, Boneva T, Golin M, Rauh C. Inequality in the

impact of the coronavirus shock: Evidence from real-time surveys.

J Public Econ,. 2020;189:104245. [CrossRef]

31. Foucault M, Galasso V. Working during COVID-19: Crosscountry

evidence from real-time survey data. OECD Social,

Employment and Migration Working Papers. 2020;246:1–40.

[CrossRef]

32. Akkan B, Kesici Z. COVID-19 Salgını, İş ve Aile Yaşamını

Uzlaştırma ve Toplumsal Cinsiyete Dayalı Eşitsizlikler Üzerine

Bir İnceleme. Çalışma ve Toplum. 2021;4(71):2813–38.

https://calismatoplum.org/makale/covid-19-salginiisve-aileyasaminiuzlastirma-ve-toplumsal-cinsiyete-dayaliesitsizlikleruzerine-birinceleme

33. Toprak Ergönen A, Biçen E, Ersoy G. COVID-19 Salgınında Ev

İçi Şiddet. Adli Tıp Bülteni. 2020;25:48–57. [CrossRef]

34. ILO. “COVID-19: Ekonomiyi ve istihdamı canlandırmak”,

İş kayıpları arttıkça, dünyadaki tüm işgücünün yaklaşık yarısı

geçim imkanlarını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya. ILO; 29

Nisan 2020. https://www.ilo.org/ankara/areas-of-work/covid-19/

WCMS_743153/lang--tr/index.htm

35. Akalın A, Ayhan F. Intimate Partner Violence against Women

in Turkey during the COVID‐19 Pandemic. Issues Ment Health

Nurs. 2021;1–8. [CrossRef]

36. Adibelli D, Sümen A, Teskereci G. Domestic violence against

women during the COVID-19 pandemic: Turkey sample. Health

Care Women Int. 2021;42(3):335–50. [CrossRef]

37. Moore M. Hemşireler, cinsel saldırı mağdurlarının koronavirüs

nedeniyle acil servise gelmeyeceklerinden endişe ediyor. 2020.

https://www.wyff4.com/article/nurses-concerned-victims-ofsexual-assault-wont-come-to-er-because-of-coronavirus/3021483

232 Androl Bul 2022;24:228-233


38. “Salgın Sürecinde Çalışma Hayatı ve Ev İçi Şiddet” raporu tanıtım

toplantısı yapıldı. TÜSİAD; 2020. https://tusiad.org/tr/basinbultenleri/item/10737-salgin-sureci-nde-calisma-hayati-ve-ev-i-cisi-ddet-raporu-tanitim-toplantisi-yapildi

39. Evcili F, Demirel G. COVID-19 Pandemisi’nin Kadın Sağlığına

Etkileri ve Öneriler Üzerine Bir Değerlendirme. TFSD.

2020;1(2):1–2. https://dergipark.org.tr/tr/download/articlefile/1177795

40. Sargın N, Kutluca V. COVID-19 Salgını Sürecinde Yetişkinlerin

Tepkileri. Bilge Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi.

2020;4(2):47–59. [CrossRef]

41. Bulgurcuoğlu SE, Kelebek-Küçükarslan, G. COVID-19

Pandemisinde (Yeniden) İnşa Edilen Mekânda Kadına Yönelik

Ev İçi Şiddeti Anlamak. Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve İdari

Bilimler Fakültesi Dergisi. 2021;39(1):71–83. [CrossRef]

42. Brink J, Cullen P, Beek K, Peters SAE. Intimate partner violence

during the COVID-19 pandemic in Western and Southern

European countries. Eur J Public Health. 2021;31(5):1058–63.

[CrossRef]

43. Usher K, Bhullar N, Durkin J, Gyamfi N, Jackson D. Family

violence and COVID‐19: Increased vulnerability and reduced

options for support. Int J Ment Health Nurs. 2020;29(4):549–52.

[CrossRef]

44. United Nations Population Fund (UNFPA). Toplumsal Cinsiyet

Perspektifinden COVID-19; 2020. https://www.unfpa.org/sites/

default/files/resource-pdf/Turkish_-COVID-19_A_Gender_

Lens_Guidance_Note.pdf

45. Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla

Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi. T.C. Resmi

Gazete. 2011, 8 Mart, Sayı: 28227. https://www.resmigazete.gov.

tr/eskiler/2012/03/20120308M1-1.htm

46. T.C. İçişleri Bakanlığı. (t.y.). Kadın Destek Uygulaması (KADES).

2020. https://www.icisleri.gov.tr/kadin-destek-uygulamasi-kades

47. Prasso S. China’s divorce spike is a warning to the rest of the

locked-down world; 2020. https://www.bloomberg.com/news/

articles/2020-03-31/divorces-spike-in-china-after-coronavirusquarantines

48. Zandifar A, Badrfam R. Iranian mental health during the

COVID-19 epidemic. Asian J Psychiatr. 2020;51:101990.

[CrossRef]

Yıldız ve Erbil • COVID-19 pandemisi ve kadına yönelik aile içi şiddet

233


TÜRKİYE’DEKİ ANDROLOJİ YAYINLARI | ANDROLOGY PUBLICATIONS IN TURKEY

Uluslararası dergilerde Türk araştırmacılar tarafından yapılan “Erkek ve Kadın Cinsel Sağlığı”, “Erkek İnfertilitesi”, “Prostat hastalıkları” ve

“Erkek Genital Sistemi Sorunları” ile ilgili yayınlar listesi. Bu liste 15.06.2022-30.08.2022 tarihleri arasında Pub-Med ve Ulakbim veri tabanı

temel alınarak hazırlanmıştır. Bu listede yayını olmayan ve bu tarihler arasında uluslararası dergilerde yayını basılan araştırmacıların Türk

Androloji Derneği sekreterliğine yayın künyelerini iletmeleri rica olunur.

1. Akin AT, Kaymak E, Ceylan T, Ozturk E, Basaran KE, Karabulut

D, Ozdamar S, Yakan B. Chloroquine attenuates chronic hypoxiainduced

testicular damage via suppressing endoplasmic reticulum

stress and apoptosis in experimental rat model. Clin Exp Pharmacol

Physiol. 2022 Aug;49(8):813-823.

2. Aksak T, Satar DA, Bağci R, Gülteki N EO, Coşkun A, Demi

Rdelen U. Investigation of the effect of COVID-19 on sperm

count, motility, and morphology. J Med Virol. 2022 Jul 1. doi:

10.1002/jmv.27971.

3. Alper K, Ozgur Y, Akif E, Cubuk A, Murat T, Onder C, Oktay A,

Selami A. Long term erectile function results of radical perineal

prostatectomy. Rev Int Androl. 2022 Jul-Sep;20(3):152-157.

4. Asker H, Yilmaz-Oral D, Oztekin CV, Gur S. An update on the

current status and future prospects of erectile dysfunction following

radical prostatectomy. Prostate. 2022 Sep;82(12):1135-1161.

5. Avsar O, Derinoz N, Yilmaz F, Yilmaz M, Gorkem U. Association

between dopamine transporter gene (DAT1/SLC6A3) variants

and infertility in the Turkish females. Gynecol Endocrinol. 2022

Jul;38(7):573-576.

6. Aydin R, Aktaş S, Kaloğlu Binici D. Examination of the effect

of the perceived stress in the coronavirus-19 pandemic on marital

adjustment, sexual life and intimate partner violence. J Adv Nurs.

2022 Jul 16. doi: 10.1111/jan.15368.

7. Aydın Ş, Bulgan Kılıçdağ E, Çağlar Aytaç P, Çok T, Şimşek E,

Haydardedeoğlu B. Prospective randomized controlled study of a

microfluidic chip technology for sperm selection in male infertility

patients. Andrologia. 2022 Jul;54(6):e14415.

8. Aydın S, Bademler N, Yardımcı EAS, Arıoğlu Ç, Karasu

AFG. The role of clitoral topography in sexual arousal and

orgasm: transperineal ultrasound study. Int Urogynecol J. 2022

Jun;33(6):1495-1502.

9. Aydın Ş, Bulgan Kılıçdağ E, Çağlar Aytaç P, Çok T, Şimşek E,

Haydardedeoğlu B. Prospective randomized controlled study of a

microfluidic chip technology for sperm selection in male infertility

patients. Andrologia. 2022 Jul;54(6):e14415.

10. Aydin Y, Orta-Yilmaz B. Synergistic effects of arsenic and fluoride

on oxidative stress and apoptotic pathway in Leydig and Sertoli

cells. Toxicology. 2022 Jun 15;475:153241. doi: 10.1016/j.

tox.2022.153241. E

11. Balta S, Mikhailidis DP. C-reactive protein-albumin ratio and

erectile dysfunction. Andrologia. 2022 Jun;54(5):e14386.

12. Baran C, Culha MG. Comment on: Comparison of the efficacy

of the early LI-SWT plus daily tadalafil with daily tadalafil only

as penile rehabilitation for postprostatectomy erectile dysfunction.

Int J Impot Res. 2022 Jun 2. doi: 10.1038/s41443-022-00588-y.

13. Bastug Y, Tokuc E, Bastug N, Artuk I, Tosun C, Cakiroglu HS,

Aykan S. Systemic immune-inflammation index, neutrophillymphocyte

ratio and platelet-lymphocyte ratio are predictors of

sperm presence in microdissection testicular sperm extraction.

Andrologia. 2022 Jul;54(6):e14419.

14. Başak Türkmen N, Ayhan İ, Taşlıdere A, Aydın M, Çiftçi O.

Investigation of protective effect of ellagic acid in phthalatesinduced

reproductive damage. Drug Chem Toxicol. 2022

Jul;45(4):1652-1659.

15. Bilgiç FŞ, Karaahmet AY. Attitudes and beliefs regarding sexuality in

pregnancy affect sexuality Turkey example: A cross-sectional study.

Eur J Obstet Gynecol Reprod Biol. 2022 Jun 30;276:14-20. d

16. Bulbul E, Aydin E, Yilmaz E. Evaluation of endothelial dysfunction

with cardio-ankle vascular index measurements in patients with

erectile dysfunction. Andrology. 2022 Jul;10(5):926-930.

17. Çağlayan A, Horsanali MO, Buyrukcu BA. The role of sperm

DNA integrity in couples with recurrent implantation failure

following IVF treatment. Andrologia. 2022 Jun 7:e14496. doi:

10.1111/and.14496.

18. Çankaya S, Aslantaş BN. Determination of Sexual Attitude,

Sexual Self-Consciousness, and Sociocultural Status in Women

With and Without Lifelong Vaginismus: A Case-Control

Study. Clin Nurs Res. 2022 Jun 10:10547738221103334. doi:

10.1177/10547738221103334.

19. Çitli Ş, Ceylan AC, Erdemir F. Investigation of sub-chromosomal

changes in males with idiopathic azoospermia by chromosomal

microarray analysis. Andrologia. 2022 Jun 7:e14489.

20. Dede G, Saylan A. The effect of astaxanthin on human sperm

parameters after cryopreservation. Can Urol Assoc J. 2022 Jun 9.

doi: 10.5489/cuaj.7876.

21. Demir M, Isık M, Araz Ş, Özveren H, Kırlı U, Ertas K. An innovative

approach to lifelong delayed ejaculation: does attachment style

play a role? Int Urol Nephrol. 2022 Jul;54(7):1491-1498.

22. Dogan H, Abakay H, Tekin G, Saçmaci H, Goksuluk MB, Ozengin

N. The Multiple Sclerosis Intimacy and Sexuality Questionnaire

(MSISQ): Validation of the Turkish version in patient with

multiple sclerosis. Mult Scler Relat Disord. 2022 Aug;64:103965.

23. Duran MB, Kizilkan Y, Senel S, Yikilmaz TN, Toksoz S. Can

preoperative inflammatory markers predict the success of

varicocelectomy? Andrologia. 2022 Jun 26:e14514. doi: 10.1111/

and.14514.

24. Durmus E, Ok F. Could Penile Mondor’s Disease Worsen

Symptoms in Patients with Erectile Dysfunction? J Invest Surg.

2022 Aug;35(8):1668-1672.

25. Erdem S. Intermediate-term follow-up of laparoscopic pectopexy

cases and their effects on sexual function and quality of life:

a cross-sectional study. Sao Paulo Med J. 2022 Jun 6:S1516-

31802022005014202. doi: 10.1590/1516-3180.2021.0488.

R1.171121.

26. Erdogan A, Keskin E, Sambel M, Mertoglu C.Assessing the

nitric oxide and asymmetric dimethylarginine levels in lifelong

premature ejaculation: A prospective study. Rev Int Androl. 2022

Jul 27:S1698-031X(22)00055-3.

27. Erdogan BR, Liu G, Arioglu-Inan E, Michel MC. Established

and emerging treatments for diabetes-associated lower urinary

tract dysfunction. Naunyn Schmiedebergs Arch Pharmacol. 2022

Aug;395(8):887-906.

28. Ermec B, Culha MG, Kocak G, Canat L, Otunctemur A,

Altunrende F. The effect of vitamin D replacement in patients

with lower urinary tract complaint/erectile dysfunction resistant to

Tadalafil 5 mg treatment: A pilot clinical study. Andrologia. 2022

Sep;54(8):e14473.

29. Gokyildiz Surucu S, Avcibay Vurgec B, Kaya Senol D, Gozuyesil E,

Bilgic D, Onat Koroglu C, Daglar G, Avci N, Cayir G, Haliloglu

Peker B, Kizilkaya Beji N, Peker H, Yalcin O. Evaluation of

women’s sexual quality of life, depression, and sexual functions in

the pregnancy and postpartum periods: A multi-centered study. J

Obstet Gynaecol Res. 2022 Jun;48(6):1379-1389.

234 Cilt/Volume 24 • Sayı/Issue 3 • Eylül/ September 2022


TÜRKİYE’DEKİ ANDROLOJİ YAYINLARI | ANDROLOGY PUBLICATIONS IN TURKEY

Uluslararası dergilerde Türk araştırmacılar tarafından yapılan “Erkek ve Kadın Cinsel Sağlığı”, “Erkek İnfertilitesi”, “Prostat hastalıkları” ve

“Erkek Genital Sistemi Sorunları” ile ilgili yayınlar listesi. Bu liste 15.06.2022-30.08.2022 tarihleri arasında Pub-Med ve Ulakbim veri tabanı

temel alınarak hazırlanmıştır. Bu listede yayını olmayan ve bu tarihler arasında uluslararası dergilerde yayını basılan araştırmacıların Türk

Androloji Derneği sekreterliğine yayın künyelerini iletmeleri rica olunur.

30. Gungor G, Perk H, Soyupek S, Baykal B, Demir M, Sezer MT.

Nebivolol protects erectile functions compared to Metoprolol

in hypertensive men with atherogenic, venogenic, psychogenic

erectile dysfunction: A prospective, randomized, cross-over, clinical

trial. Eur J Intern Med. 2022 Jun 22:S0953-6205(22)00232-1.

doi: 10.1016/j.ejim.2022.06.013.

31. Güler Y. Medium-long-term outcomes of saphenous vein graft in

Peyronie surgery: Is there a need for new graft material? Rev Int

Androl. 2022 Jul-Sep;20(3):145-151.

32. Güzel A, Döndü A. Changes in sexual functions and habits of

healthcare workers during the ongoing COVID-19 outbreak: a

cross-sectional survey study. Ir J Med Sci. 2022 Jun;191(3):1013-

1021. d

33. Hazir B, Haberal HB, Asci A, Muneer A, Gudeloglu A. Erectile

dysfunction management: a critical appraisal of clinical practice

guidelines with the AGREE II instrument. Int J Impot Res. 2022

Aug;34(5):471-476.

34. Kackin O, Ciydem E, Kutlu FY. Opinions and experiences of

nursing students about evaluating the sexual health of individuals

with mental disorders: A qualitative study. Perspect Psychiatr Care.

2022 Jul;58(3):1003-1012.

35. Kalem HH, Tulay P, Irez T. How does sperm apoptosis affect the

outcome of intrauterine insemination and intracytoplasmic sperm

injection? Andrologia. 2022 Jun;54(5):e14381.

36. Karaahmet AY, Bilgiç FŞ. COVID-19: the unmet need for family

planning and its effects on sexuality: a cross-sectional study.

Rev Assoc Med Bras (1992). 2022 Jun 24;68(6):827-832. doi:

10.1590/1806-9282.20220138.

37. Karabulut N, Koraş K, Gürçayır D. Effects of liver transplantation

on sexual function and quality of life. Psychol Health Med. 2022

Aug;27(7):1532-1543.

38. Kaya M, Suer I, Kalayci T, Karaman B, Ozturk S, Palanduz S.

Cytogenetic and molecular characterization of a patient having

infertility and mild intellectual disability with a very rare unstable

ring chromosome 13. Scott Med J. 2022 Jul 21:369330221114426.

doi: 10.1177/00369330221114426.

39. Kaya-Sezginer E, Yilmaz-Oral D, Kırlangıç OF, Yilmaz S,

Özen FZ, Aşan M, Gur S. Sodium butyrate ameliorates erectile

dysfunction through fibrosis in a rat model of partial bladder outlet

obstruction. Andrology. 2022 Jul 19. doi: 10.1111/andr.13231.

40. Keskin M, Pabuçcu EG, Arslanca T, Demirkıran ÖD, Pabuçcu R.

Does Microfluidic Sperm Sorting Affect Embryo Euploidy Rates

in Couples with High Sperm DNA Fragmentation? Reprod Sci.

2022 Jun;29(6):1801-1808.

41. Kirecci SL, Albayrak AT, Yavuzsan AH, Yesildal C, Ilgi M, Kutsal

C. Sexual intercourse before exercise has a detrimental effect on

lower extremity muscle strength in men. Postgrad Med J. 2022

Jul;98(1161):e11.

42. Koras O, Gorur S, Bayramogulları H, Ilhan G, Gokalp F,

Kacmaz M, Ilgezdi A, Yıldırak E, Sigva H, Tamkac N, Porgalı

SB. Elastographic evaluation of the effect of sickle cell anemia on

testicles: a prospective study. Andrologia. 2022 Sep;54(8):e14481.

43. Kucukyildiz K, Yilmaz-Oral D, Turkcan D, Oztekin CV, Gur S.

Impact of COVID-19 on male urogenital health: Success of vaccines.

Drug Discov Today. 2022 Jul 26:S1359-6446(22)00297-5.

44. Kulaksiz D, Toprak T, Ayribas B, Ozcan E, Arslan U, Dokuzeylul

Gungor N. The effect of male and female factor infertility on

women’s anxiety, depression, self-esteem, quality of life and sexual

function parameters: a prospective, cross-sectional study from

Turkey. Arch Gynecol Obstet. 2022 Aug 2. doi: 10.1007/s00404-

022-06713-y.

45. Kulahci Aslan E, Aslan K, Gurluler J, Uyaniklar O, Kilik T, Turk

P, Ozden O, Kasapoglu I, Uncu G. EROSS study: effect of ovarian

reserve on sexual satisfaction. J Obstet Gynaecol. 2022 Jun 6:1-6.

doi: 10.1080/01443615.2022.2081798.

46. Menevse E, Dursunoglu D, Cetin N, Korucu EN, Erbayram

FZ. Evaluation of sialic acid, malondialdehyde and glutathione

levels in infertile male. Rev Int Androl. 2022 Jul 26:S1698-

031X(22)00059-0. doi: 10.1016/j.androl.2021.05.002.

47. Önen S, Köse S, Yersal N, Korkusuz P. Mesenchymal stem

cells promote spermatogonial stem/progenitor cell pool and

spermatogenesis in neonatal mice in vitro. Sci Rep. 2022 Jul

7;12(1):11494.

48. Sertkaya Z, Akan S, Özdemir H, Ertaş K, Korkmaz E, Tokuç E,

Şimşek A. Effect of sexual arousal on semen parameters during

abstinence. Andrologia. 2022 Jun 29:e14513.

49. Sevim M, Alkis O, Kartal İG, Telli S, Aras B. A factor not to be

ignored in post-COVID-19 erectile dysfunction; psychological

effect, a prospective study. Andrologia. 2022 Aug;54(7):e14443.

50. Tasci A, Uguralp S, Akatli AN, Arslan AK, Karabulut AB. Longterm

effects of orchiopexy and orchiectomy on the testes of rats with

testicular torsion. J Pediatr Urol. 2022 Jun;18(3):376.e1-376.e7.

51. Tuncel A, Aykanat C, Akdemir S, Oksay T, Arslan M, Başboga

S, Aslan Y, Balci M, Guzel O. Comparison of holmium laser

enucleation with bipolar transurethral enucleation of the prostate in

patients with benign prostatic hyperplasia: Results of a multicentre

study. Andrologia. 2022 Jul;54(6):e14420.

52. Unal S, Micoogullari U, Okulu E, Kayigil O. Priapism - A rare side

effect of alpha blockers: Report of 2 cases and literature review. Rev

Int Androl. 2022 Jul-Sep;20(3):211-216.

53. Uzun H, Akça N, Hüner M, Sönmez B, Yüksel AO, Özsağır

YÖ. Suprapubic bladder aspiration: A novel method in the

diagnosis of retrograde ejaculation. Rev Int Androl. 2022 Jul-

Sep;20(3):189-195.

54. Vurgun H, Sezer G, Yay A. The role of autophagy in paclitaxel and

cremophor induced damage to rat testis. Biotech Histochem. 2022

Aug;97(6):433-440.

55. Yağmur I, Demir M, Çiftçi H, Yildiz Zeyrek F, Yeni E, Verit A.

Relationship between erectile dysfunction and Helicobacter

pylori: A prospective controlled pilot study. Andrologia. 2022

Aug;54(7):e14444.

56. Yeni S, Demir A, Kilicarslan N, Cicek MC, Saricetin A, Dirican

M, Ertan E. Tadalafil against hyperoxia-induced oxidative stress; an

experimental study. Andrologia. 2022 Jun 8:e14494. doi: 10.1111/

and.14494.

57. Yıldız Ş, Cengiz H, Kaya C, Alay İ, Öztürk E, Tunca AF, Erdoğan A,

Yaşar L. Evaluation of genital self-image and sexual dysfunction in

women with vulvar lichen planus or lichen sclerosus. J Psychosom

Obstet Gynaecol. 2022 Jun;43(2):99-106.

58. Zayman E, Gül M, Erdemli ME, Gül S, Bağ HG, Taşlıdere

E. Biochemical and histopathological investigation of the

protective effects of melatonin and vitamin E against the damage

caused by acetamiprid in Balb-c mouse testicles at light and

electron microscopic level. Environ Sci Pollut Res Int. 2022

Jul;29(31):47571-47584.

59. Zulfikaroglu E, Yaman S. Obstetric outcomes of 297 women

treated for vaginismus. Eur J Obstet Gynecol Reprod Biol. 2022

Jul 23;276:134-138.

Cilt/Volume 24 • Sayı/Issue 3 • Eylül/ September 2022

235


KONGRE TAKVİMİ | CONGRESS CALENDAR

(September/Eylül 2022-March/Mart 2023)

9-10 Eylül 2022

Londra-İngiltere

1 Ekim 2022

Ljubljana-Slovenya

6-9 Ekim 2022

Atina-Yunanistan

19-20 Ekim 2022

Madrid-İspanya

20-21 Ekim 2022

Madrid-İspanya

27-30 Ekim 2022

Miami-ABD

26-30 Ekim 2022

Miami-ABD

18-27 Kasım 2022

Budapeşte-Macaristan

17-18 Şubat 2023

Orlando-ABD

10-13 Mart 2023

Milan-İtalya

37 th Annual EAU Congress

ESU course on Chronic pelvic pain and surgical treatment of

benign prostatic hyperplasia during the national congress of the

Slovenian Urological Association

25 th Panhellenic Urological Congress

ESU-ESAU-ESGURS Masterclass on erectile restoration and

Peyronie's disease

12 th Meeting of the EAU Section of Genito-Urinary Reconstructive

Surgeons

23 rd World Meeting of the International Society for

Sexual Medicine (WMSM 2022)

23 rd ISSM Scientific Meeting

ESSM School of Sexual Medicine and Advanced Course 2022

Testosterone Therapy and Sexual Dysfunction

38 th Annual EAU Congress

huacongress.gr

https://issmsmsna2022.org/

https://uroweb.org/education-events/37th-annual-eau-congress

https://uroweb.org/education-events/esucourse-on-chronic-pelvic-pain

https://uroweb.org/education-events/esuesau-esgurs-masterclass-on-erec

https://uroweb.org/education-events/12th-meeting-of-the-eau-section-of-genito-urinary-reconstructive-surgeons

https://www.issm.info/meetings/wmsm/23rd-world-meeting-of-the-international-society-for-sexual-medicine-wmsm-2022

https://www.essm.org/education/essm-school-of-sexual-medicine/

https://hmstestosteronecourse.com/

www.eaucongress.org

236 Cilt/Volume 24 • Sayı/Issue 3 • Eylül/ September 2022

Hooray! Your file is uploaded and ready to be published.

Saved successfully!

Ooh no, something went wrong!