YENİLİKÇİ HUKUKÇULAR PLATFORMU ŞİDDET İLE MÜCADELE KOMİSYONU ÖN RAPORU
Yenilikçi Hukukçular Platformu Şiddet ile Mücadele Komisyonu olarak son zamanlarda sıkça gündeme gelen şiddet olaylarına “DUR” demek adına bir program düzenlemeyi amaçlıyoruz. Yapılacak olan şiddet ile mücadele konulu etkinlikler ile amaçlananlar; Şiddet ile ilgili sesimizi çıkarmak ve şiddet mağdurlarının sesi olmak, Şiddetin farklı türlerini ve dezavantajlı grupları ele almak, Şiddet ile Mücadele kapsamında kolektif bir bilinç hareketi yaratmak, Şiddet olayları ile ilgili hem bilinçlenmek hem de bilinçlendirmek, Şiddet olaylarına kapsamlı bir şekilde değinmek, Şiddet olaylarına karşı somut çözüm önerileri sunmaktır. Şiddetin, 8 farklı boyutuyla ve 8 farklı dezavantajlı grubuyla birlikte toplam 16 farklı başlıkta ele alınması planlanmaktadır. Programda şiddetin; hukuki yönü, kolluk süreci, sosyolojik yönü, psikolojik yönü, ekonomik yönü, duygusal şiddet, mobbing ve vücut sağlığı yönleri ele alınacaktır. Şiddetin farklı türlerinin ele alınmasının akabinde şiddet konusunda dezavantajlı grup sayılabilecek kadınlara, çocuklara, hayvanlara, yaşlılara, özel gereksinimli bireylere, sığınmacılara, sağlık çalışanlarına ve avukatlara yönelik şiddetler baş öge olarak değerlendirilecektir. Meslekleri veya fizyolojileri gereği şiddete maruz kalma olasılığı yüksek veya savunma imkânı düşük bulunan kesimler öncelikli olarak değerlendirilmelidir. Daha çok kişiye ulaşma ve daha çok kişinin sesi olma umuduyla işbu programda Yenilikçi Hukukçular Platformu olarak her türlü iş birliğine ve tüm basın, yayın ve medya araçlarının kullanımına ve ortak çalışmasına açık olduğumuzu belirtiriz. Öncelikli ve yüksek gayemiz, şiddetin temel unsur ve gündem olmadığı bir gelecektir. İşte bu gayede bu program sonucunda Yenilikçi Hukukçular Platformu olarak bizler ve tüm katılımcılarımızın edindiği bilgiler ışığında şiddet ile mücadelede kolektif bir hareket yaratmayı hedefliyoruz. Aşağıda Yenilikçi Hukukçular Platformu Şiddet İle Mücadele Komisyonu’nun şiddet ile ilgili ele aldığı 16 farklı başlığın ön raporları yer almaktadır.
Yenilikçi Hukukçular Platformu Şiddet ile Mücadele Komisyonu olarak son zamanlarda
sıkça gündeme gelen şiddet olaylarına “DUR” demek adına bir program düzenlemeyi
amaçlıyoruz. Yapılacak olan şiddet ile mücadele konulu etkinlikler ile amaçlananlar;
Şiddet ile ilgili sesimizi çıkarmak ve şiddet mağdurlarının sesi olmak,
Şiddetin farklı türlerini ve dezavantajlı grupları ele almak,
Şiddet ile Mücadele kapsamında kolektif bir bilinç hareketi yaratmak,
Şiddet olayları ile ilgili hem bilinçlenmek hem de bilinçlendirmek,
Şiddet olaylarına kapsamlı bir şekilde değinmek,
Şiddet olaylarına karşı somut çözüm önerileri sunmaktır.
Şiddetin, 8 farklı boyutuyla ve 8 farklı dezavantajlı grubuyla birlikte toplam 16 farklı
başlıkta ele alınması planlanmaktadır.
Programda şiddetin; hukuki yönü, kolluk süreci, sosyolojik yönü, psikolojik yönü,
ekonomik yönü, duygusal şiddet, mobbing ve vücut sağlığı yönleri ele alınacaktır.
Şiddetin farklı türlerinin ele alınmasının akabinde şiddet konusunda dezavantajlı grup
sayılabilecek kadınlara, çocuklara, hayvanlara, yaşlılara, özel gereksinimli bireylere,
sığınmacılara, sağlık çalışanlarına ve avukatlara yönelik şiddetler baş öge olarak
değerlendirilecektir.
Meslekleri veya fizyolojileri gereği şiddete maruz kalma olasılığı yüksek veya savunma
imkânı düşük bulunan kesimler öncelikli olarak değerlendirilmelidir.
Daha çok kişiye ulaşma ve daha çok kişinin sesi olma umuduyla işbu programda Yenilikçi
Hukukçular Platformu olarak her türlü iş birliğine ve tüm basın, yayın ve medya araçlarının
kullanımına ve ortak çalışmasına açık olduğumuzu belirtiriz. Öncelikli ve yüksek gayemiz,
şiddetin temel unsur ve gündem olmadığı bir gelecektir. İşte bu gayede bu program sonucunda
Yenilikçi Hukukçular Platformu olarak bizler ve tüm katılımcılarımızın edindiği bilgiler
ışığında şiddet ile mücadelede kolektif bir hareket yaratmayı hedefliyoruz.
Aşağıda Yenilikçi Hukukçular Platformu Şiddet İle Mücadele Komisyonu’nun şiddet ile
ilgili ele aldığı 16 farklı başlığın ön raporları yer almaktadır.
PDF'lerinizi Online dergiye dönüştürün ve gelirlerinizi artırın!
SEO uyumlu Online dergiler, güçlü geri bağlantılar ve multimedya içerikleri ile görünürlüğünüzü ve gelirlerinizi artırın.
1
İÇİNDEKİLER
1. Yenilikçi Hukukçular Platformu Şiddet İle Mücadele Komisyonu Proje Özeti. 8
2. Şiddet İle Mücadele Komisyonu Temsilci ve Mentör Kadrosu............................ 9
3. Şiddetin Hukuki Yönü............................................................................................. 10
3.1. Şiddet Nedir?..................................................................................................... 10
3.2. Şiddet ve Hukuk Sistemi.................................................................................... 11
3.2.1. Anayasa ve şiddet...................................................................................... 11
3.2.2.Ceza hukuku ve şiddet................................................................................ 12
3.2.2.1. Fiziksel şiddet................................................................................... 12
3.2.2.2. Psikolojik şiddet............................................................................... 12
3.2.2.3. Cinsel şiddet..................................................................................... 12
3.2.2.4. Ekonomik şiddet............................................................................... 12
3.2.3. Şiddet mağdurlarının sahip olduğu haklar................................................. 12
3.3. KAYNAKÇA..................................................................................................... 14
4. Şiddetin Psikolojik Yönü.......................................................................................... 15
4.1. Şiddet ve Etkileri Nelerdir?................................................................................ 15
4.2. Şiddetin Psikoloji ile Bağlantısı.......................................................................... 15
4.3. Şiddetin psikolojik yönüne dair bazı araştırmalar.............................................. 15
4.4. Kapsam............................................................................................................... 16
4.5. Amaç.................................................................................................................. 16
4.5.1. Amacın İncelenme Yönleri........................................................................ 16
4.6. Ele Alınacak Topluluklar / Bireyler................................................................... 16
4.6.1. Ele Alınacak Bireyler Açısından Şiddete Neden Olabilecek Etkenler...... 16
4.7. Ele Alınacak Toplulukların Yaşlara ve Etkilendikleri Gruplara Göre Ayrışımı. 17
4.8. KAYNAKÇA..................................................................................................... 18
5. Şiddetin Sosyolojik Yönü......................................................................................... 19
5.1. Şiddet Nedir?...................................................................................................... 19
5.1.1. Şiddetin Formları....................................................................................... 19
5.1.2. Şiddetin Uygulandığı Gruplar................................................................... 19
5.2. Sosyoloji Nedir?................................................................................................. 19
5.3. Şiddet ve Sosyoloji............................................................................................. 19
5.4. Sonuç.................................................................................................................. 21
5.5 KAYNAKÇA...................................................................................................... 22
6. Şiddetin Ekonomik Yönü......................................................................................... 23
6.1. Cam Tavan ve Kadınlara Yönelik Ekonomik Şiddetin Etkileri......................... 23
6.2. KAYNAKÇA..................................................................................................... 27
7. Şiddetin Kolluk Süreci.............................................................................................. 28
7.1. Şiddet Nedir?...................................................................................................... 28
7.2. Şiddet Döngüsü.................................................................................................. 28
7.3. Şiddetin Kolluk Süreci........................................................................................ 29
7.4. Kolluk Nedir?..................................................................................................... 29
7.5. Şiddet Mağduru Kimdir?.................................................................................... 30
7.6. Şiddet Mağdurunun Korunması Noktasında Kolluk Sisteminin Rolü................ 31
7.7. Kolluk Görevlisi Olan Polis ve Jandarmanın Alabileceği Kararlar Nelerdir? ... 32
2
7.8. Şiddete Uğradım Ne Yapmalıyım?.................................................................... 33
7.9. Nereye Başvurabilirim?...................................................................................... 33
7.10. KAYNAKÇA .................................................................................................. 34
8. Şiddetin Sağlık Süreci............................................................................................... 35
8.1. Giriş.................................................................................................................... 35
8.2. Sağlık Süreci Nasıl İlerler?................................................................................. 35
8.2.1. Acil Müdahale........................................................................................... 35
8.2.2. Tıbbi Muayene........................................................................................... 35
8.2.3. Tedaviye Başlanması................................................................................. 36
8.2.4. Psikolojik Destek Alınması ve Rehabilitasyon.......................................... 36
8.2.5. Takip.......................................................................................................... 36
8.2.6. Raporlama ve Hukuki Destek.................................................................... 36
8.3. Sağlık Sürecinde Karşılaşılan Sorunlar.............................................................. 36
8.3.1. Fiziksel Yaralanmaların Tedavisi.............................................................. 36
8.3.2. Psikolojik Destek....................................................................................... 36
8.3.3. İlaç, Tedavi Erişimi ve Finansal Zorluk..................................................... 36
8.3.4. Güvenlik Endişesi...................................................................................... 36
8.3.5. Stigma........................................................................................................ 37
8.4. Şiddeti Önleme ve Müdahalede Sağlık Sürecinin Önemi................................... 37
8.5. Yardım İçin Sağlık Kurumlarına Başvuran Şiddet Mağdurunun Örnek
Deneyimi........................................................................................................................... 37
8.6. KAYNAKÇA ................................................................................................... 38
9. Mobbing.................................................................................................................... 39
9.1. Mobbing Türleri................................................................................................. 39
9.1.1. Düşey Psikolojik Taciz.............................................................................. 39
9.1.2. Yatay Psikolojik Taciz............................................................................... 39
9.1.3. Dikey Psikolojik Taciz............................................................................... 39
9.2. Mobbing Ne Değildir?........................................................................................ 39
9.3. Mobbing Nasıl İspatlanır?.................................................................................. 40
9.4. Mobbinge Maruz Kalanlar Nereye Başvurabilir?............................................... 40
9.5. Mobbing ile İlgili Yasal Düzenlemeler.............................................................. 40
9.6. Mobbinge Maruz Kalan Kişilerin Hakları Nelerdir?.......................................... 41
9.7. KAYNAKÇA..................................................................................................... 42
10. Duygusal Şiddet...................................................................................................... 43
10.1. Duygusal Şiddet Nedir?.................................................................................... 43
10.2. Duygusal Şiddet Nasıl Ortaya Çıkar?............................................................... 43
10.3. Duygusal Şiddetin Kaynağı Nedir?.................................................................. 43
10.4. Duygusal Şiddetin Varlığını Gösteren 10 Belirti............................................. 44
10.4.1. Kıskançlık............................................................................................... 44
10.4.2. Değersizlik Duygusu Oluşturmak............................................................ 44
10.4.3. İhmal........................................................................................................ 44
10.4.4. Aşağılanma.............................................................................................. 44
10.4.5. Yalnızlaştırma......................................................................................... 44
10.4.6. Akıl Bulandırma...................................................................................... 44
10.4.7. Küçümseme ve Araya Girme................................................................... 45
10.4.8. Duygu Sömürüsü..................................................................................... 45
10.4.9. Kontrolcülük............................................................................................ 45
3
10.4.10. İnkâr...................................................................................................... 45
10.5. Duygusal Şiddet Kimler Tarafından Uygulanır?.............................................. 45
10.6. Duygusal Şiddetin Sonuçları............................................................................ 45
10.6.1. Fiziksel sonuçlar...................................................................................... 45
10.6.2. Psikolojik sonuçlar.................................................................................. 45
10.6.3. Sosyal sonuçlar........................................................................................ 46
10.7. KAYNAKÇA................................................................................................... 47
11. Kadına Karşı Şiddet............................................................................................... 48
11.1. Şiddet Nedir?.................................................................................................... 48
11.2. Kadına Karşı Şiddet Nedir?.............................................................................. 48
11.3. Eviçi Şiddet Nedir?........................................................................................... 48
11.4. Yürürlükteki Mevzuatta Kadına Karşı Şiddet................................................... 49
11.5. ŞÖNİM............................................................................................................. 49
11.6. CEDAW (Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi) ....... 50
11.7. İstatistikler........................................................................................................ 50
11.8. Sonuç................................................................................................................ 52
11.9. KAYNAKÇA................................................................................................... 53
12. Hayvana Karşı Şiddet............................................................................................. 54
12.1. Hayvan Hakları ve Hayvan Refahı Kavramları Nedir ve Hayvan Hakları Neden
Olmalıdır? .......................................................................................................................... 54
12.1.1. Hayvan Refahı......................................................................................... 54
12.1.2. Hayvan Hakları........................................................................................ 54
12.2. Hayvan Hakları İhlali Nedir ve Hayvan Hakları İhlali Türleri Nelerdir?......... 55
12.2.1. Yaşam hakkı ihlali................................................................................... 55
12.2.2. Cinsel istismar ve işkence........................................................................ 55
12.2.3. Belediye ve kamu çalışanlarının sebep olduğu özgürlüğü kısıtlama ...... 55
12.2.4. Cinsel şiddet............................................................................................ 55
12.2.5. Beden dokunulmazlığının ihlali............................................................... 55
12.3. Hayvana Şiddetin Artma Sebepleri................................................................... 56
12.4. Hayvan Hakları İhlallerine Dair Değinilmesi Gereken Diğer Konular............ 57
12.4.1. Hayvan Deneyleri.................................................................................... 57
12.4.2. Hayvan Ticareti....................................................................................... 57
12.4.3. Sirk.......................................................................................................... 57
12.4.4. Hayvanat Bahçeleri ve Yunus Parklar..................................................... 57
12.4.5. Avcılık ve Aşırı Avlanma........................................................................ 58
12.4.6. Faytonlar................................................................................................. 58
12.4.7. Horoz, Deve, Boğa ve Köpeklerin Dövüştürülmesi................................ 58
12.5. Hayvan Haklarının Yasal Zemini..................................................................... 59
12.6. Son Yıllardaki Hayvana Şiddetin Çarpıcı Örnekleri Üzerinden Çıkarımlar..... 60
12.7. KAYNAKÇA................................................................................................... 62
13. Çocuğa Karşı Şiddet............................................................................................... 63
13.1. Çocuğa Karşı Şiddetle Alakalı Kavramlar ve Tanımları.................................. 63
13.1.1. Çocuk....................................................................................................... 63
13.1.2. Çocuk Cinsel İstismarı............................................................................. 63
13.1.3. Erken Yaşta Evlilik................................................................................. 63
13.1.4. Çocuk İşçiliği........................................................................................... 64
13.1.5. Akran Zorbalığı....................................................................................... 64
4
13.2. Şiddetin Ortaya Çıktığı Ortamlar...................................................................... 64
13.2.1. Evde ve aile içinde çocuklara karşı şiddet............................................... 64
13.2.2. Okullarda ve eğitsel ortamlarda çocuklara karşı şiddet............................ 65
13.2.3. Bakımevlerinde ve adalet kurumlarında çocuklara karşı şiddet............... 65
13.2.4. İşyerlerinde çocuklara karşı şiddet.......................................................... 65
13.2.5. Toplum içinde çocuğa karşı şiddet........................................................... 65
13.3. Çocuğa Yönelik Şiddetin Yıllar İçindeki Durumu........................................... 65
13.4. KAYNAKÇA................................................................................................... 67
14. Avukata Karşı Şiddet............................................................................................. 68
14.1. Avukatlar Taraf Değildir................................................................................. 68
14.2. Avukata Karşı Şiddet Türleri........................................................................... 69
14.2.1. Fiziksel Şiddet......................................................................................... 69
14.2.1.1. Yaralama veya Saldırı................................................................. 69
14.2.1.2. Tehditler ve Şiddet İçeren Sözler................................................ 69
14.2.1.3. İş Yeri Güvenliğinin Tehlikeye Girmesi...................................... 69
14.2.2. Duygusal Şiddet....................................................................................... 69
14.2.3. Ekonomik Şiddet..................................................................................... 69
14.2.3.1. Maaşların Geciktirilmesi veya Ödenmemesi.............................. 69
14.2.4. Cinsel Şiddet........................................................................................... 70
14.3. Avukata Karşı Şiddetin Nedenleri.................................................................... 70
14.3.1. Hukuk İşlerinin Duygusal Yüklü Olması................................................ 70
14.3.2. Yargısal Sistemin Yavaş İşlemesi............................................................ 71
14.3.3. Müvekkillerin Beklentileri...................................................................... 71
14.3.4. Dil Sorunları ve İletişim Zorlukları......................................................... 71
14.3.5. Mesleki Stres ve Baskı............................................................................ 71
14.3.6. Yetersiz Hukuki Koruma......................................................................... 71
14.3.7. Güvenlik Sorunları.................................................................................. 71
14.3.8. Toplumsal ve Kültürel Faktörler.............................................................. 72
14.3.9. Avukatlık Mesleğinin Saygınlığını Azaltıcı Çalışmaların Yapılması...... 72
14.3.10. Ücretlendirme Sorunu........................................................................... 72
14.4. Avukata Karşı Şiddet Durumunda Başvurulabilecek Kurumlar...................... 72
14.4.1. Polis......................................................................................................... 72
14.4.2. Barolar..................................................................................................... 72
14.4.3. İnsan Hakları Komisyonları ve Ombudsman Kurumları......................... 72
14.4.4. Kadın Sığınakları veya Şiddet Önleme Merkezleri................................. 72
14.4.5. Hukuk Danışmanları veya Meslektaşlar…….......................................... 73
14.4.6. Türkiye Barolar Birliği (TBB) ................................................................ 73
14.4.7. Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ...................................................... 73
14.4.8. Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) ....................................................... 73
14.4.9. Baro Gençlik Merkezleri......................................................................... 73
14.4.10. Kadın Hakları Dernekleri………………….......................................... 73
14.4.11. Uluslararası Af Örgütü........................................................................... 73
14.4.12. Uluslararası İnsan Hakları Örgütleri...................................................... 73
14.5 Avukatların Güvenliği Sorunu........................................................................... 73
14.6. TBB’den “Avukatlara Yönelik Şiddete Karşı” 4 Öneri................................... 74
14.7. Sonuç................................................................................................................ 74
14.8. KAYNAKÇA................................................................................................... 76
5
15. Sığınmacılara Karşı Şiddet.................................................................................... 77
15.1. İlgili Kavramlar ve Tanımları.......................................................................... 77
15.1.1. Göç......................................................................................................... 77
15.1.2. Göçmen................................................................................................... 77
15.1.3. Sığınmacı................................................................................................ 77
15.1.4. Mülteci.................................................................................................... 77
15.1.5. Yabancı................................................................................................... 77
15.1.6. Geçici Koruma........................................................................................ 77
15.1.7. Ayrımcılık............................................................................................... 78
15.1.8. Azınlık..................................................................................................... 78
15.1.9. Geri Gönderme/Refulman....................................................................... 78
15.1.10. Kandırma............................................................................................... 78
15.1.11. Şiddet..................................................................................................... 78
15.2. Sığınmacı Bireylere Yönelik Şiddet Nedenleri Nelerdir?................................. 78
15.2.1. Kültürel Farklardan Doğan Gerginlikler.................................................. 78
15.2.2. Azınlıkta Kalma Korkusu........................................................................ 78
15.2.3. İşgücü Rekabeti....................................................................................... 79
15.2.4. Kamuoyu Algısı....................................................................................... 79
15.2.5. Medya...................................................................................................... 79
15.3. Bir Örnek Çerçevesinde Sığınmacı Bireylere Yönelik Şiddetin İncelenmesi... 79
15.4. Sonuç................................................................................................................ 80
15.5. KAYNAKÇA................................................................................................... 81
16. Yaşlılara Karşı Şiddet............................................................................................ 82
16.1. Yaşlılara Yönelik İstismar................................................................................ 83
16.1.1. Yaşlı İstismarı Türleri ve Belirtileri......................................................... 83
16.1.1.1. Fiziksel istismar.......................................................................... 83
16.1.1.2. Psikolojik istismar....................................................................... 83
16.1.1.3. Cinsel istismar............................................................................. 84
16.1.1.4. Ekonomik istismar...................................................................... 84
16.2. Yaşlılara Yönelik İhmal.................................................................................... 84
16.3. Yaşlı Hakları Ulusal Eylem Planı 2023-2025.................................................. 84
16.3.1. Yaşlı haklarının korunması ve güçlendirilmesi....................................... 84
16.3.2. Yaş ayrımcılığı ile mücadele edilmesi.................................................... 84
16.3.3. Yaşlı bireylerin adalet hizmetlerine erişiminin güçlendirilmesi............. 85
16.3.4. Yaşlı bireylerin ihmal, istismar, sömürü ve şiddet gibi insan onuru ve
haysiyetini zedeleyici muamelelerden korunması…………………………………… 85
16.3.5. Politika oluşturma ve uygulamanın izlenmesine yönelik veri ve
istatistiklerin geliştirilmesi………………………………………………………….... 85
16.3.6. Politika oluşturma ve izleme süreçlerinin çok taraflı ve katılımcı bir
anlayışla koordine edilmesi........................................................................................... 85
16.4. KAYNAKÇA................................................................................................... 87
17. Özel Gereksinimli Bireylere Karşı Şiddet............................................................ 88
17.1. Engelliliğe Yönelik Kavramlar ve Tanımları.................................................... 88
17.1.1. Engellilik................................................................................................. 88
17.1.2. Zihinsel Engellilik.................................................................................. 88
17.1.3. Görme Engellilik..................................................................................... 88
17.1.4. İşitme Engellilik...................................................................................... 88
6
17.1.5. Konuşma Engellilik................................................................................ 88
17.1.6. Ortopedik Engellilik................................................................................ 88
17.1.7. Süreğen Hastalık...................................................................................... 88
17.1.8. Erişilebilirlik............................................................................................ 88
17.1.9. Özel Eğitim.............................................................................................. 88
17.1.10. Rehabilitasyon....................................................................................... 88
17.1.11. Şiddet..................................................................................................... 89
17.2. Engelli Bireye Şiddet NeredenGelebilir?......................................................... 89
17.2.1. Aile İçinden/Yakın Çevreden.................................................................. 89
17.2.2. Bakım Hizmeti Aldığı Kurum Personellerinden..................................... 89
17.2.3. Eğitim Aldığı Özel Eğitim Okullarından veya Karma Okullardan......... 90
17.2.4. İş Yerinden.............................................................................................. 90
17.2.5. Sokaktan/Dış Mekândan.......................................................................... 90
17.3. Adalet Engelli Bireyler İçin Erişilebilir mi?..................................................... 91
17.4. KAYNAKÇA................................................................................................... 93
18. Sağlık Çalışanına Karşı Şiddet.............................................................................. 94
18.1. Şiddet Türlerinin Sağlık Sektörüne Yansıması................................................. 94
18.1.1. Fiziksel Şiddet......................................................................................... 94
18.1.2. Sözlü Şiddet............................................................................................ 94
18.1.3. Duygusal Şiddet....................................................................................... 94
18.2. Sağlık Çalışanlarını Kapsayan Meslek Grupları............................................... 95
18.3. Ülkemizde Sağlık Çalışanlarına Karşı Şiddet................................................... 95
18.4. Türkiye’de Sağlık Çalışanlarının Korunumlarının Yasal Çerçevesi…………. 96
18.4.1. Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu (SHTK).............................................. 96
18.4.2. Sağlık Bakanlığı İnsan Kaynakları Yönetmeliği………………………. 96
18.4.3. Şiddetle Mücadele Yönetmeliği............................................................... 96
18.5. KAYNAKÇA.................................................................................................. 97
7
YENİLİKÇİ HUKUKÇULAR PLATFORMU
Şiddet ile Mücadele Komisyonu
Yenilikçi Hukukçular Platformu Şiddet ile Mücadele Komisyonu olarak son zamanlarda
sıkça gündeme gelen şiddet olaylarına “DUR” demek adına bir program düzenlemeyi
amaçlıyoruz. Yapılacak olan şiddet ile mücadele konulu etkinlikler ile amaçlananlar;
Şiddet ile ilgili sesimizi çıkarmak ve şiddet mağdurlarının sesi olmak,
Şiddetin farklı türlerini ve dezavantajlı grupları ele almak,
Şiddet ile Mücadele kapsamında kolektif bir bilinç hareketi yaratmak,
Şiddet olayları ile ilgili hem bilinçlenmek hem de bilinçlendirmek,
Şiddet olaylarına kapsamlı bir şekilde değinmek,
Şiddet olaylarına karşı somut çözüm önerileri sunmaktır.
Şiddetin, 8 farklı boyutuyla ve 8 farklı dezavantajlı grubuyla birlikte toplam 16 farklı
başlıkta ele alınması planlanmaktadır.
Programda şiddetin; hukuki yönü, kolluk süreci, sosyolojik yönü, psikolojik yönü,
ekonomik yönü, duygusal şiddet, mobbing ve vücut sağlığı yönleri ele alınacaktır.
Şiddetin farklı türlerinin ele alınmasının akabinde şiddet konusunda dezavantajlı grup
sayılabilecek kadınlara, çocuklara, hayvanlara, yaşlılara, özel gereksinimli bireylere,
sığınmacılara, sağlık çalışanlarına ve avukatlara yönelik şiddetler baş öge olarak
değerlendirilecektir.
Meslekleri veya fizyolojileri gereği şiddete maruz kalma olasılığı yüksek veya savunma
imkânı düşük bulunan kesimler öncelikli olarak değerlendirilmelidir.
Daha çok kişiye ulaşma ve daha çok kişinin sesi olma umuduyla işbu programda Yenilikçi
Hukukçular Platformu olarak her türlü iş birliğine ve tüm basın, yayın ve medya araçlarının
kullanımına ve ortak çalışmasına açık olduğumuzu belirtiriz. Öncelikli ve yüksek gayemiz,
şiddetin temel unsur ve gündem olmadığı bir gelecektir. İşte bu gayede bu program sonucunda
Yenilikçi Hukukçular Platformu olarak bizler ve tüm katılımcılarımızın edindiği bilgiler
ışığında şiddet ile mücadelede kolektif bir hareket yaratmayı hedefliyoruz.
Aşağıda Yenilikçi Hukukçular Platformu Şiddet İle Mücadele Komisyonu’nun şiddet ile
ilgili ele aldığı 16 farklı başlığın ön raporları yer almaktadır.
8
YENİLİKÇİ HUKUKÇULAR PLATFORMU
Şiddet İle Mücadele Komisyonu Temsilci Kadrosu
1. Yenilikçi Hukukçular Platformu Yönetim Kurulu Başkanı: Stj. Av. Rıza Erdi
MERTOĞLU
2. YHP Şiddet İle Mücadele Komisyonu Başkanı: Emre ERGUN
3. YHP Şiddet İle Mücadele Komisyonu Başkan Yardımcısı: Stj. Av. Zeynep
YOLCUOĞLU
4. YHP ŞİMK Şiddetin Hukuki Yönü Temsilcileri: Hümeyra SEYHAN – Hatice
ÇÜMEN – Kübra KÖSE
5. YHP ŞİMK Şiddetin Psikolojik Yönü Temsilcileri: Figen Nur ÖZCOŞKUN –
Melike YAVUZ
6. YHP ŞİMK Şiddetin Sosyolojik Yönü Temsilcisi: Başak KAYAALTI
7. YHP ŞİMK Şiddetin Ekonomik Yönü Temsilcisi: Begüm AZAR
8. YHP ŞİMK Şiddetin Kolluk Süreci Temsilcisi: Zeynep Sezin SARZEP
9. YHP ŞİMK Şiddetin Sağlık Süreci Temsilcisi: İrem AKBAŞ
10. YHP ŞİMK Mobbing Temsilcisi: Şevval PAŞAOĞLU
11. YHP ŞİMK Duygusal Şiddet Temsilcileri: Zeynep KAHRAMAN – Mizgin FIRAT
12. YHP ŞİMK Kadına Karşı Şiddet Temsilcisi: Selcan ÇEVİK
13. YHP ŞİMK Hayvana Karşı Şiddet Temsilcileri: Başak Zuhal BARÇIN – Azra
ŞAHİNKAYA
14. YHP ŞİMK Çocuğa Karşı Şiddet Temsilcileri: Melike AĞAR – Esra Sedef KÖK
15. YHP ŞİMK Avukata Karşı Şiddet Temsilcileri: Ceren KANSIZ – Stj. Av. Gamze
DAĞLI
16. YHP ŞİMK Sığınmacılara Karşı Şiddet Temsilcisi: Cömerd NASRANÎ
17. YHP ŞİMK Yaşlılara Karşı Şiddet Temsilcisi: Rabia AKINCI
18. YHP ŞİMK Özel Gereksinimli Bireylere Karşı Şiddet Temsilcisi: Hivda ERGÜL
19. YHP ŞİMK Sağlık Çalışanına Karşı Şiddet Temsilcisi: Elif DÜZELTİCİ
Şiddet İle Mücadele Komisyonu Mentör Kadrosu
1. Şiddetin Hukuki Yönü: Av. Aziz Emre YILMAZ – Doç. Dr. Bülent YÜCEL
2. Şiddetin Psikolojik Yönü: Uzm. Psk. Kaan SAĞIR
3. Şiddetin Sosyolojik Yönü: Uzm. Sosyolog Arca Begüm BAYIR
4. Şiddetin Kolluk Süreci: Prof. Dr. Dilek ÖZCENGİZ
5. Şiddetin Sağlık Süreci: Hemşire Hilal CANDEMİR
6. Mobbing: Uzm. Psk. Muhammed İkbal YALÇIN
7. Duygusal Şiddet: Av. Hüseyin BULAK – Psk. Danışman İpek GÜÇLÜ
8. Yaşlılara Karşı Şiddet: Dr. Öğr. Üyesi Muhammet KOÇAKGÖL
9. Özel Gereksinimli Bireylere Karşı Şiddet: Av. Merve BAYRAM
10. Sağlık Çalışanına Karşı Şiddet: Av. Hale GÜNDÜZ
11. Şiddetin Ekonomik Yönü: Uzm. Sosyolog Arca Begüm BAYIR
12. Kadına Karşı Şiddet: Av. Esra Nur SARAÇOĞULLARI
13. Hayvana Karşı Şiddet: Av. Ilgaz Ayça YAZ
14. Çocuğa Karşı Şiddet: Av. Volkan BERBER
15. Avukata Karşı Şiddet: Av. Deniz ÖZBİLGİN
16. Sığınmacılara Karşı Şiddet: Av. Hüsnü KAPLAN
9
ŞİDDETİN HUKUKİ YÖNÜ
Suç ve ceza yasalar aracılığıyla belirlendiği, toplumsal yaşamın kurallarla düzenlendiği
ve kişiler arası ilişkilerin disipline edildiği yerde şiddetin hayatın bir parçası olarak hayat
bulduğu açıktır. Şiddet; şiddetsiz ile vardır ve nasıl ki şiddetin sınırları şiddetsiz tarafından
çizilir, şiddetsizin sınırları da şiddet tarafından belirlenir. Şiddet, şiddetin ön olgusu tarafından
alenen deneyimlendiğinden şiddeti değil ama şiddetsizi düşünmek daha zordur. İnsan şiddetin
ön olgusunda tek yanlılığa düşmüştür ve şiddetsize ulaşmayı hayal etmektedir.
İnsan varlığının ortaya çıkmasıyla birlikte şiddet kavramı da ortaya çıkmış ve
durdurulmaya çalışılmıştır. Öyle ki en küçük insan topluluklarının ilkel hukuk düzenlerinden
imparatorlukların hukuk düzenlerine kadar yer edinmiş ve hatta günümüz modern devletlerinin
sahip olduğu modern hukuk sistemlerinde dahi önüne geçilmeye çalışılan en önemli
meselelerden biri haline gelmiştir. Son zamanlarda ülkemizde artan şiddet vakaları sebebiyle
Yenilikçi Hukukçular Platformu olarak artan şiddet olaylarına dikkat çekmek ve farkındalık
oluşturulmak istenmektedir.
ŞİDDET NEDİR?
Bireysel şiddet, failin diğer bir kişinin fiziki ve manevi bütünlüğüne zarar verme amacına
yönelik duygusal dışa vurma fiilidir; bu fiil, bazen gruplardan da kaynaklanır. Şiddet, bazen
belirli bir amaca yönelen bir vasıta iken, bazen rastgele oluşan ve faillerin bireysel doyum
sağlaması dışında bir özellik taşımayan, fiiller serisidir. Bu bakımdan şiddet fiilleri, aniden
oluştuğu gibi, bir hazırlık sonucu da ortaya çıkabilirler.
Kriminolojide şiddet suçluluğundan neyin anlaşılması gerektiği hususunda bir tanıma
ihtiyaç vardır. Elbette böyle bir tanımlamada elverişli bir hareket noktası, insanın fiziki ve
psikolojik bütünlüğüne saldırıdır. Şiddetin altında yatan neden açıklanırken günümüzde en
yaygın kullanılan model ise “ekolojik model”. Bu model, şiddete neden olan kişisel, duruma
ilişkin ve sosyokültürel etkenlerin açıklamasını temel almaktadır.
Hukukçular ise şiddet için “İnsanın, benzerlerine karşı giriştiği, onlarda önemli ya da
önemsiz hasarlar veya yaralar oluşturan, saldırganlık ve hoyratlık ifade eden hareketlerdir”
açıklamasında bulunmaktadırlar. Bu tanım; şiddet ile kalıcı bedensel hasar yaratan güç
kullanımı arasındaki bağı vurgulamaktadır.
Şiddeti en çok yaşayan gruplar sınıflandırılması:
1. Kadına yönelik şiddet
2. Çocuğa yönelik şiddet
3. Yaşlıya yönelik şiddet
4. Akranlar arası şiddet
5. Kardeşler arası şiddet
6. Flört şiddeti
7. Engelliye yönelik şiddet
8. Cinsel yönelim şiddeti
10
9. Sığınmacılara yönelik şiddeti
10. Kişinin kendine yönelik şiddeti
11. Hayvanlara yönelik şiddet
Uygulanan şiddet tipinin alt başlıkları:
1. Fiziksel şiddet
2. Cinsel şiddet
3. Duygusal şiddet
4. Ekonomik şiddet
5. Siber şiddet
ŞİDDET VE HUKUK SİSTEMİ
a. Anayasa ve şiddet
Modern devletin en önemli varlık nedeni şiddete karşı korunma olarak düşünülmüştür ve
devlet toplumu şiddetten arındırmaya yönelmiştir. Bu arındırma ise egemenlik yetkisinin
kullanımıyla gerçekleşmektedir. Devlet, sahibi olduğu egemenlik yetkisiyle kural koymakta ve
bu kurallara uyulmasını gerekirse zor kullanarak sağlamaktadır.
Anayasa’nın 17. maddesi herkesin yaşamaya, varlığını korumaya ve geliştirmeye hakkı
olduğunu; kişinin vücut bütünlüğü dokunulmazlığı (belirli haller dışında), işkence-eziyet yasağı
ve insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamelelere tabi tutulmama haklarını içermektedir.
Anayasa’nın 19. maddesi kişi özgürlüğünü ve güvenliğini korumaya yönelik hükümleri
içermektedir.
18. maddesindeki “zorla çalıştırma ve angarya yasağı riayet edilip edilmediğini “insan
haklarına saygılı (...) hukuk devleti” (Any., md. 2) ifadesinin bir gereği olarak anayasa
yargısıyla (Any., md. 146 ila 153) güvence altına almıştır.
Anayasa’nın “Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı” başlığı altında ise 34.
maddeyi incelersek; burada 34. maddenin şiddet ile doğrudan ve dolaylı olarak ilgisini mevcut
bir hakka tecavüz söz konusu olduğunda ve yapılan faaliyet sırasında gerek kolluk kuvvetlerinin
gerekse toplumun aşırıya kaçan müdahalelerini önlemek amacıyla olduğunu görmekteyiz.
Anayasa şiddeti sosyal alandan dışlamaya dönük genel düzenlemeler içermektedir.
Şiddetten korunma ihtiyacı öncelikle devletin temellendirilmesinde kullanılmıştır.
Anayasa aynı zamanda devletin hukuksuz şiddetini kontrol altına almaya yönelik bir
metindir. Anayasada yer alan “sosyal devlet”, “devletin temel amaç ve görevleri” ve bazı “temel
hak ve özgürlük” düzenlemeleri devlete bireyler arasındaki ilişkilerde bir takım koruma
yükümlülükleri yüklemektedir. Diğer yandan Anayasa sosyal alanı şiddetten arındırmaya
yönelmiştir. Bu alanda devlete yükümlülükler yüklemiş ve bireylere haklar tanımıştır.
11
b. Ceza hukuku ve şiddet
Diğer modern devletlerin hukuk sistemlerinde işlendiği gibi Türk Ceza Kanunu’nda da
şiddet konusu işlenmiş ve şiddet konusu dört başlık altında incelenmiştir.
Şiddet türlerini ceza kanunumuza göre sınıflandıracak olursak;
1. FİZİKSEL ŞİDDET:
Mağdurun beden bütünlüğüne yönelmiş olan ve ona fiziksel olarak zarar vermeyi
amaçlayan şiddet türüdür. Fiziksel şiddetle mücadelede Türk Ceza Kanunu’nun birçok
maddesinde çeşitli suç tiplerine yer verildiği görülmektedir: Kasten öldürme (TCK m.81),
kasten yaralama (TCK m.86), insan üzerinde deney (TCK m.90).
2. PSİKOLOJİK ŞİDDET:
Kişilerin bedensel veya kişilik özellikleri kullanılarak, bunlar üzerinde baskı kurmak
suretiyle duygular aracı kılınarak kişinin istenmediği muameleye maruz bırakılması bu şiddet
türünü oluşturmaktadır. Türk Ceza Kanunu’ndaki bazı örnekleri şunlardır: Tehdit (TCK
m.106), şantaj (TCK m.107), cebir (TCK m.108), kişiyi hürriyetinden yoksun kılmak (TCK
m.109), iş ve çalışma hürriyetinin ihlali (TCK m.117), hakaret (TCK m.125).
3. CİNSEL ŞİDDET:
Kişilerin istekleri dışında veya istemedikleri biçimde veya istismar edilmek suretiyle
cinsel dokunulmazlıklarına müdahale niteliğindeki fiillere maruz bırakılmaları cinsel şiddet
olarak ifade edilmektedir. Cinsel şiddet suçlarının mağdurlarının genellikle kadınlar ve
çocuklar olduğu da bilinmektedir. Bu şiddet türü, tecavüz, ensest, zorla evlendirme, cinsel taciz
gibi şekillerde görülmektedir. Türk Ceza Kanunu’ndaki cinsel şiddet suçu tiplerinin bazı
örnekleri şunlardır: Cinsel saldırı (TCK m.102), çocuğun cinsel istismarı (TCK m.103), reşit
olmayanla cinsel ilişki (TCK m.104), cinsel taciz (TCK m.105), müstehcenlik (TCK m226),
fuhuş (TCK m.227).
4. EKONOMİK ŞİDDET:
Ekonomik güç kullanılarak kişilerin yaşamını devam ettirebilecek maddi gücün
ellerinden alınması şeklindeki şiddet türüne ekonomik şiddet denilmektedir. Bu şiddet türü;
zorla çalıştırılma, çalışmaktan alıkonulma, kişisel malvarlığının izinsiz kullanımı, dilendirilme,
kötü muamele gibi çeşitli şekillerde karşımıza çıkmaktadır. *** Ekonomik şiddetle mücadelede
Türk Ceza Kanunu’nun birçok maddesinde çeşitli düzenlemelere yer verilmiştir: Fuhuş (TCK
m.227), dilencilik (TCK m.229), kötü muamele (TCK m.232), aile hukukundan kaynaklanan
yükümlülüğün ihlali (TCK m.233).
c. Şiddet mağdurlarının sahip olduğu haklar
Şiddet suçunun mağduru olan bireylere yönelik gerçekleştirilecek fiiller aynı zamanda
özel hukuk açısından haksız fiil olarak nitelendirileceğinden, bu fiili gerçekleştiren kişiye karşı,
mağdurun uğramış olduğu zararların tazmini amacıyla maddi ve manevi tazminat davası açma
hakkının bulunduğuna da vurgu yapmak gerekmektedir.
Şiddet suçları denildiği zaman 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin
Önlenmesine Dair Kanun üzerinde de kısaca durmakta fayda görmekteyiz. Şiddet suçlarıyla
mücadelede yalnızca ceza hukuku enstrümanları yeterli olmayıp aynı zamanda infaz hukukuna
12
ilişkin müesseselerden de yararlanılmasında zorunluluk bulunmaktadır. İnfaz hukukunun şiddet
ve suç denklemindeki yerinin ceza bakımından işlevselliğinin önem taşıdığı görülmektedir. Bu
kapsamda infazın kanuna uygun, hukuktan ayrılmadan, ayrıcalık tanımadan, insan haklarına
saygılı, insan onuruna yakışan, eşit, adaletli ve hakkaniyete uygun yapılması gerekmektedir.
Cezanın caydırıcılık ve önleme işlevlerinin bulunmasının yanı sıra infazın hassas bir
şekilde planlanması da suç işlenmesinin önlenmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Bu
kapsamda şiddet suçlarından bazıları bakımından 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin
İnfazı Hakkında Kanun’da koşullu salıverilme ve denetimli serbestlik tedbiri süreleri
bakımından hükümlünün aleyhine sonuç doğuracak bazı düzenlemelere yer verilmiştir ki bu
durum da kanun koyucunun izlemiş olduğu infaz politikasının doğal bir sonucu olarak
görülebilir.
Şiddet suçunun mağduru olan bireylere yönelik gerçekleştirilecek fiiller aynı zamanda
özel hukuk açısından haksız fiil olarak nitelendirileceğinden, bu fiili gerçekleştiren kişiye karşı,
mağdurun uğramış olduğu zararların tazmini amacıyla maddi ve manevi tazminat davası açma
hakkının bulunduğuna da vurgu yapmak gerekmektedir.
13
KAYNAKÇA
1. Becermen, M., “Hukuk ve Şiddet İlişkisi Üzerine”, Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi
Arkivi, 27. Kitap
2. Boyar, O., “Anayasa Hukuku ve Şiddet”, MÜHF - HAD, C.22, S.1
3. Demirbaş, T., “Şiddet Suçlarına Genel Bir Bakış”, Ankara Üniversitesi Hukuk
Fakültesi Dergisi,65 (2016)
4. Dursun, Y., “Şiddetin İzini Sürmek: Şiddet Nedir?", FLSF Felsefe ve Sosyal Bilimler
Dergisi (2011)
5. Ersoy, U., Küçükay, A., “Şiddet Önleme Çalışmalarına Psikolojik ve Hukuki Bir
Bakış”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, 35(160) (2022)
6. Polat, O., “Şiddet”, MÜHF - HAD, C.22, S.1
14
ŞİDDETİN PSİKOLOJİK YÖNÜ
Yenilikçi Hukukçular Platformu Şiddet ile Mücadele Komisyonu Şiddetin Psikolojik
Yönü Temsilciliği olarak amacımız, şiddetin her türünü kapsamasına karşın, görülmeyen/ fark
edilmeyen kısmında kalan ‘psikolojik süreci’ ele almak ve bu süreç doğrultusunda sosyal
toplumda iyileşmeler sağlamak için adımlar atmaktır.
Bu raporun mahiyeti, konuyu giriş noktasında ele alacak olup amaçlarımızı
detaylandırarak belirtmektir. Sizlere sunduğumuz rapor nihayetinde talebimiz; iş birliği
yaparak projeyi birlikte geliştirmek ve sonuçlandırmak olacaktır.
Şiddet ve Etkileri Nelerdir?
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) şiddeti; “fiziksel güç veya iktidarın kasıtlı bir tehdit veya
gerçeklik biçiminde bir başkasına uygulanması sonucunda maruz kalan kişide yaralanma, ölüm
ve psikolojik zarara yol açması ya da açma olasılığı bulunması “durumu olarak
tanımlanmaktadır. Amerikan Psikoloji Birliği ise şiddeti;” Bireylerin ya da grupların,
psikolojik, sosyal ya da fiziksel iyi-oluşlarına zarar gelmesiyle sonuçlanan, ani ya da kronik
durumlar” şeklinde ifade etmektedir. APA (1991) “Bir insana veya hayvana karşı fiziksel
saldırı, etkin fiziksel aşağılama ya da aktif fiziksel kavga, insana veya hayvana karşı etkin
psikolojik aşağılama ya da keskin, onur kırıcı psikolojik saldırı, kişisel mülkiyete çaya
potansiyel mülkiyete oldukça etkin ya da yakıcı, kötü niyetli yok etme veya zarar verme çabası”
olarak bir başka bağlamda tanımlanmıştır. (Audi,1971).
Şiddetin etkilerinden bahsedilecek olunursa; şiddet toplumsal düzeni bozabilir, fiziksel
ve ruhsal yaralanmalara yol açabilir, insan haklarını ihlal eder. Ek olarak Dünya Sağlık
Örgütü’nün 2002 verilerine göre dünya genelinde her yıl 1,6 milyondan fazla insan şiddet
nedeniyle hayatını kaybetmekte, ayrıca şiddete maruz kalan bireylerde fiziksel, cinsel, zihinsel
ve ruhsal sorunlar ortaya çıkmaktadır (World Report on Violence and Health, 2002).
Bu bakımlardan insan haklarının korunması açısından “şiddet” kavramının önemi
büyüktür.
Şiddetin Psikoloji ile Bağlantısı
Şiddetin psikolojiyle bağlantısı hem mağdurları hem de saldırganları etkileyen kapsamlı
bir ilişkidir.
Şiddet; travma, anksiyete, depresyon gibi insan iç dünyasına olumsuz yönde etki eden
unsurların bir kaynağı olduğundan ve bireyin yaşam kalitesini ciddi bir boyutta
etkileyebildiğinden “Şiddetin Psikolojik Yönü” ana başlığıyla değerlendirilebilir.
Şiddetin psikolojik yönüne dair bazı araştırmalar:
Kadının Statüsü Genel Müdürlüğünün yapmış olduğu araştırmaya göre kadınların yüzde
44’ünün psikolojik şiddete maruz bırakıldığı öğrenilmektedir. (KSGM, 2016). Aynı
araştırmadan 2012 ve 2013 yılları arasında Ankara Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi
Müdürlüğüne (ŞÖNİM) yapılan başvuruların yüzde 45’inin psikolojik şiddet temelli olduğu
öğrenilmektedir.
Başvuruların oranlarına bakıldığında önemli bir kısmının psikolojik şiddet temelli olması,
problemin yaygınlığının ciddi bir boyutta olduğunu gösterir.
15
1965 yılında Psikolog Albert Bandura tarafından yapılan Bobo Doll deneyi şiddetin
çevresel faktörlerden mi genetik faktörden mi kaynaklandığını çocuklar üzerinden ölçen bir
deney çalışmasıdır.
Bir başka deney çalışması; Stanford Hapishane Deneyi. Stanford Üniversitesi’nde bir
psikolog olan Philip Zimbardo, 1971 yılında’ insanların sosyal rollere nasıl tepki verdiğini
ortaya çıkarmak’ amacı ile ‘mahkûm ve gardiyan’ rolleri üzerinden deneyini gerçekleştirmiş ve
büyük etki uyandırmıştır.
Son olarak insanların otorite ve itaate dair sosyal etkilerini ölçen Stanley Milgram
tarafından yapılan ‘Milgram Deneyi ‘(1961) örnek verilebilir.
Kapsam
Psikolojik şiddet; fiziki ve fiziki olmayan tüm şiddet türlerini kapsar. Bu anlamda
psikolojik, sosyolojik, antropolojik, tıbbî ve hukuki bağlamlarda incelenir.
Amaç
Şiddet uygulayan ve şiddet uygulanan kişilerin psikolojik durumlarını ele alarak şiddetin
köklerine inmek, şiddetin kriminolojik, viktimolojik açıklanması ve kriminalistik açıdan
sonuçlandırılması.
Amacın İncelenme Yönleri
Şiddet uygulayan ve uygulanan kişilerin psikopatolojisi, fizyolojisi
Çocuk -ergen psikopatolojisi
Kriminolojik, kriminalistik ve viktimolojik inceleme
Ele Alınacak Topluluklar / Bireyler
Suç mağduru çocuklar
Kadınlar
Şiddet failleri ve mağdurlar
Biyolojik cinsiyet, toplumsal cinsiyet, cinsel kimlik
Ele Alınacak Bireyler Açısından Şiddete Neden Olabilecek Etkenler:
Şiddet; biyolojik, psikolojik ve sosyokültürel bakış açılarıyla çok boyutlu bir etkenler
çerçevesinde incelenmelidir.
1. Çevresel Faktörler
2. Ailesel > Soybağı
3. Kültürel
4. Genetik /Evrimsel Belirtiler
5. Bilişsel Faktörler
6. Gelişimsel Nedenler
16
Ele Alınacak Toplulukların Yaşlara ve Etkilendikleri Gruplara Göre Ayrışımı
YAŞ DÖNEM ETKİ
0-1 Bebeklik Anne
2-3 İlk Çocukluk Anne ve Baba
3-6 Okul öncesi Aile, arkadaşlar
6-11 İlkokul Okul
12-18 Ergenlik Arkadaşlar
19-35 Genç Yetişkinlik Eş
36-65 Orta Yaş Aile, toplum
66 ve sonrası Yaşlılık Tüm insanlık
17
KAYNAKÇA
1. Başeğmez, Ayşe Cansu.Özerk,Halis.”İnsanın Saldırgan ve Şiddet İçeren
Davranışlarını Psikoterapi Kuramlarının Ele Alış Biçimlerinin
Değerlendirilmesi.”Uluslararası Toplum Araştırmaları Dergisi,18(44),2021.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1785715
2. Çakır, Hülya.” Kadına Yönelik Şiddetin Kavramsal İncelenmesi: Yozgat Örneği.”
Dergipark 4/6 2020. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1195542
3. Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, Kadına Yönelik Şiddet ile Mücadele Ulusal
Eylem Planı. https://www.aile.gov.tr/uploads/ksgm/uploads/pages/dagitimdaolan-yayinlar/kadina-yonelik-siddetle-mucadele-ulusal-eylem-
4. Orbay, İsmail” Görünmeyene Işık Tutmak: Psikolojik Şiddet. Toplum ve Sosyal
Hizmet.” Dergipark,33(1),267-290 2022. https://dergipark.org.tr/tr/download/articlefile/1894552
5. Ulu, Mustafa ”Kişilik ve Şiddet İlişkisi Üzerine Psikolojik Bir Araştırma.”
bilimname XXXII, 2016/3, 57-82. https://dergipark.org.tr/tr/download/articlefile/511097
6. Uluslararası İnsan Çalışmaları Dergisi,5/10 2022.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/2439692
7. Ülkerbaba, Yüksel. ”Milgram Deneyi:Otorite ve İtaate
Dair.”İÜHFM,C.LXXV,1,227-270,2017.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/327251
8. Yorgancılar, Serkan ”Arendt’e Göre Şiddet ve Şiddetin Keyfiliği Üzerine Bir
Değerlendirme.” International Journal of Human Studies
9. World Report on Violence and Health
https://iris.who.int/bitstream/handle/10665/42495/9241545615_e ng.pdf
18
ŞİDDETİN SOSYOLOJİK YÖNÜ
Yenilikçi Hukukçular Platformu Şiddet ile Mücadele Komisyonu Şiddetin Sosyolojik
Yönü Temsilciliği olarak bu raporu yazmaktaki amacımız şiddetin altında yatan, şiddete temel
oluşturan, insanları şiddete yönlendirebilen fikirleri, değerleri, zihniyetleri anlayabilmek;
toplumun ve toplumdaki yargıların, düşüncelerin şiddete nasıl etki edebildiğini, toplumlarda
şiddetin neden oluştuğunu, hangi toplumsal değerlerin şiddeti meydana getirdiğini
anlayabilmek ve anlatabilmektir.
Hedefimizi öncelikle şiddetin ve sosyolojinin tanımını, şiddetin formlarını ve
uygulandıkları kesimleri, şiddet ve sosyolojinin ilişkisini vererek daha sonra ise bunun
pratikteki yansımalarını Opuz-Türkiye davası üzerinden inceleyerek gerçekleştireceğiz.
ŞİDDET NEDİR?
Şiddet, bireyin fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik yönden zarar görmesiyle ya
da acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve
baskıyı ya da özgürlüğün keyfi engellenmesini de içeren, fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya
ekonomik her türlü tutum ve davranıştır. 1
ŞİDDETİN FORMLARI
Şiddet genellikle fiziksel bir eylem olarak algılanır, ancak şiddet yalnız fiziksel bir
eylem olarak değil birçok görünümde meydana gelebilir. Şiddet fiziksel şiddet şeklinde
olabileceği gibi psikolojik şiddet, duygusal şiddet, ekonomik şiddet, cinsel şiddet, sözel
şiddet ve siber şiddet gibi birçok şekilde ortaya çıkabilir. 2
ŞİDDETİN UYGULANDIĞI GRUPLAR
Şiddet toplumda farklı gruplar üzerinde meydana getirilebilir. Şiddetin uygulandığı
bazı gruplar ise kadınlar, çocuklar, yaşlılar, engelli bireyler, LGBTQ+ bireyler olarak
sıralanabilir. 3
SOSYOLOJİ NEDİR?
Sosyoloji toplum ve bireyler üzerine, toplum ve bireylerin etkileşimi üzerine çalışan bir
bilim dalıdır. Sosyolojik araştırmalar birbirinden farklı bireylerin aralarındaki ilişkilerden
küresel sosyal ilişkilere kadar genişlemiştir. Sosyoloji alanı insanların bir toplum içinde neden
ve nasıl düzenli bir şekilde yaşadıklarının yanı sıra bireylerin, topluluklar, gruplar ve
kurumların nasıl yaşadığına da odaklanmıştır. 4 Sosyoloji toplumsal eşitsizlik, sınıfsal yapılar,
aile, din, cinsiyet gibi birçok alanı kapsamaktadır.
ŞİDDET VE SOSYOLOJİ
Şiddet kavramı tek başına ele alınabilir bir kavram değildir. Şiddetin psikolojik, fiziksel,
ekonomik, duygusal vb. birçok görünümde ortaya çıkabileceğinden ve sosyolojinin toplum ve
birey üzerine, bireyler arası ilişkiler üzerine çalıştığından bahsetmiştik. Şiddet, toplumların
özelliklerine, tarihine, coğrafi konumuna, bireylerin yaşamlarına ve geçmişlerine bağlı olarak
1 https://evicisiddet.adalet.gov.tr/SIDDET_NEDIR.html
2 Bal, 2014, s.7. ve Polat, 2016, s.17.
3 Polat, 2016, s.16.
4 https://tr.wikipedia.org/wiki/Sosyoloji
19
değişkenlik gösteren bir fenomendir. Şiddetin farklı görünümlerde ortaya çıkmasının
nedenlerini oluşturan faktörlere baktığımızda sosyoloji alanına giren toplum, birey, insan
davranışları, insan ilişkileri gibi kavramları görmekteyiz. Şiddet, genellikle başka bir kişiye, bir
grup veya topluluğa yönelik olarak ortaya çıkar ve şiddetin nedenleri karmaşık bir biçimde bir
araya gelir. Örneğin şiddetin uygulandığı gruplar arasında yer verdiğimiz kadın bireyleri ele
alırsak, bu bireylerin yalnızca cinsiyetlerinden dolayı gördükleri şiddetin kökenine inmemiz
gerektiğinde sosyolojinin bir alanı olan toplumsal eşitsizlik ve cinsiyet kavramlarını
araştırmamız gerektiğini gözlemleyebiliriz. Bu bağlamdan çıkarabileceğimiz üzere şiddetin
kökenini algılayabilmek için sosyoloji alanına ihtiyaç duyarız.
Sosyolojik olarak şiddet kavramına baktığımızda; toplumda işittiğimiz birbirinden farklı
şiddet olaylarını herkesin farklı yorumlayabildiğini, bazı şiddet olaylarını kınarken bazı şiddet
olaylarına ise onaylayıcı sebepler bulabildiğini gözlemleyebiliriz. Bu fark bireylerin sosyolojik
kökenlerine dayanabilmektedir. Bireyler toplumdan, yetiştirilişlerinden, kültürlerinden
edindikleri değer ve yargıları ile kendilerine oluşturdukları sosyolojik köken içerisinde
yaklaşımlarını ve olaylara karşı yorumlarını meydana getirirler. Yine bu bağlamda herkesin
şiddeti anlama ve değerlendirme şekli de farklı olacaktır.
Bireylerin hem şiddete yönelme hem de şiddeti anlamlandırma kökenlerini sosyolojik
yönden inceleyecek olursak bunun altında örf ve adetler, namus, şeref, cinsiyet ayrımcılığı,
itibar, kişiler arası ilişki biçimi gibi nedenlerin bulunduğunu söyleyebiliriz. 5
Her insanın sahip olduğu farklı yargılar nedeniyle de bazı şiddet davranışlarının gün
yüzüne çıktığını gözlemleyebiliriz. Raporumuzun başlarında ele alacağımızı söylediğimiz
şiddetin sosyolojik kökeninin hukuksal alana yansıması konusuna geldiğimizde ise günlük
hayatımızdaki yargıların ve işittiğimiz ya da şahit olduğumuz şiddet olaylarına verilen
tepkilerin, bu olayları normalleştiren kalıpların etkisinin bu denli olduğunu gördüğümüz
şartlarda, bir hukuk insanının yaklaşımı bizim için hayli önemli olacaktır. Çünkü şiddet içeren
davranışlara getireceği yorumla, kararla ve vereceği cezayla bu tür davranışlardan caydırma
konusunda farkındalık yaratabilecek en etkili yollardan biridir hukuk sistemi. Bu aşamada,
şiddetin sosyolojik yönü başlığı altında cevaplamamızı gerektirecek birçok soru ile birlikte
aklımıza gelmesi gereken önemli sorulardan bir tanesi şudur: ‘’Bir hukuk uygulayıcısı yetiştiği
sosyal ortam, edindiği değerler ve sosyolojik kökeni ile toplumsal cinsiyet eşitsizliğini,
cinsiyetlere yüklenen rolleri ve buna bağlı şiddet formlarını normalleştirmiş ise vereceği
kararlarda ne kadar insan haklarına saygılı ve eşitliğe uygun davranabilir?’’
Bu aşamada bu sorunun cevabını bulabilmek ve Yenilikçi Hukukçular Platformu olarak
öğrendiğimiz tüm bu kavramların hukuk alanına nasıl bir görünümde yansıyacağını incelemek
amacı ve yenilikçi bir bakış açısı ile Opuz-Türkiye davasını analiz ettik. Opuz-Türkiye davası
aile içi şiddet ve kadına yönelik şiddetle ilgili birçok önemli hukuki ve toplumsal sorunu
gündeme getirmiştir. Davayı özetlemekle başlamamız gerekirse Nahide Opuz Diyarbakır’da
yaşayan, dini nikâh ile evlenen, 3 çocuğa sahip bir kadındır. Nahide Opuz eşi tarafından şiddet
ve tehditlere maruz kalmaktadır. Opuz’a karşı 5 saldırı ve tehdit, 2 tehdit olayı gerçekleşmiştir.
Bunlardan 3. Olayda başvurucuya karşı bıçakla saldırı sonucunda alınan sağlık raporundaki iş
görmezliğe yol açan hasar tespitlerine rağmen savcı kimse hakkında soruşturma açmamış ve
davanın takibinde kamu yararı görülmemiştir. 4. Olayda ise hukuk işleri müdürünün
soruşturması sonucunda başvurucunun annesinin eski eşinden intikam almak gibi amaçlarla
5 Kızmaz, 2006, s.9.
20
kızını H.O.’dan ayırmak istediği, iftiralarda bulunduğu ve güvenlik güçlerinin vaktini harcadığı
sonucuna varılmıştır. 9. Olayda başvurucunun annesi H.O tarafından öldürülmüştür. Mahkeme
H.O.’yu mahkûm etmiştir ancak suçun H.O.’nun tahrik edilmesi sonucunda işlenmesi ve
H.O.’nun yargılama boyunca sergilediği iyi hal dikkate alınarak cezası 15 yıla indirilmiştir.
Mahkeme yargılama esnasındaki tutukluluk süresini ve kararın temyiz aşamasında
inceleneceğini dikkate alarak H.O.’nun salıverilmesine karar vermiştir. 6
İncelediğimiz dava sonucunda elde ettiğimiz sonuçlar üzerine yaptığımız
değerlendirmede asıl konunun hukuk sisteminden çok kadınların yaşadıkları şiddeti
bildirmeleri sonucunda karakolların ve yargının karşısında gördüğü tavır olduğuna kanaat
getirdik. Örneğin 3. Olayda savcının gerçekleşen saldırı hakkında kimseye soruşturma
açmaması davranışının ve polislerin aile içi şiddete maruz kalan kadınların başvurularının
çözümünde takındığı isteksiz tavrın, bu meseleleri özel bir aile meselesi gibi görmesinin arka
planında sosyolojik nedenler yer almaktadır. H.O yaptığı savunmalarda sürekli olarak toplumda
kabul edilen eril zihniyeti yansıtan söylemler kullanmıştır. H.O.’nun kullandığı bazı söylemler,
örneğin kayınvalidesinin ahlaksız bir yaşam sürmesi, namusunu korumak istemesi, çocukları
olduğunu ve aile olduklarını öne sürerek pişmanlığını dile getirmesi bu zihniyete örnek
oluşturabilir. Ayrıca karısı Nahide Opuz’a ve onun annesine karşı kullandığı ‘’Neden yemek
pişirmedin?’’, ‘’Evde dur çocuklarına bak.’’, ‘’Neden dışarılarda dolaşıyorsun?’’ gibi cümleler
de yine bu zihniyetin sonuçlarıdır. Tüm bu söylemlerin hem söyleyen kişi hem benimseyen
kişiler tarafından kabul edilip normalleştirilmesinin nedeni Nahide Opuz’un kökeni ve
cinsiyeti, eğitimi ve bulunduğu sınıf itibari ile toplumsal olarak dezavantajlı bir konumda
bulunmasıdır. Bu eril zihniyetin getirdiği düşünce tarzı hâkimler, savcılar ve olaydaki polisler
tarafından kabul edildiğini gözlemliyoruz. Olayı hukuki açıdan değerlendirdiğimizde ise
önümüze hâkime verilen güçlü bir yetki olan takdir yetkisinin bu eril zihniyete sahip bir erkek
tarafından kullanılması, şiddeti uygulayan erkeğin toplum tarafından kutsal kabul edilmiş aile
değerleri, cinsiyet farklılıkları, namus gibi nedenlerin altına sığınması, hukuk düzeni tarafından
bu nedenlerin normalleştirilip şiddetin haklı çıkması için bir neden kabul edilmesi gibi sonuçlar
çıkmıştır. Hukuku uygulamaya döken kişilerin alacakları kararlarda, toplumsal cinsiyet ve
şiddet gibi kavramlar karşısında eril bir zihniyetle yaklaşmaları, şiddeti uygulayan kişiye karşı
bu eril zihniyetin dayanağı olan aile, namus gibi sebepler ile yasaları hafifleştirmeleri devletin
kadının yaşam hakkını korumaya yönelik yükümlülüğünü ihlal etmesi sonucunu doğurmuştur.
Bununla birlikte bu tür şiddet olaylarında verilen kararların caydırıcı olması gerekirken bu
zihniyetle verilen kararların daha çok cesaretlendirici olabilmesi de mümkündür.
SONUÇ
Yenilikçi Hukukçular Platformu Şiddetle Mücadele Komisyonu olarak şiddetin
sosyolojik kökenini anlayabilmek için yaptığımız ve şiddet – sosyoloji ilişkisi bağlamına
yenilikçi bir bakış açısı ile yaklaşarak hukuki alanını da incelediğimiz atölye çalışmaları ve
dava incelemeleri sonucunda şiddetin neden uygulandığı, şiddete sebep olan sosyolojik
kökenlerin neler olabileceği, şiddete sebep olan sosyoloji temelli anlayışların hukukta nasıl
sonuçlar meydana getireceği gibi sorularımıza bulduğumuz sonuçları yaptığımız tanımlamalar
ve değerlendirmeler eşliğinde raporumuzda sunduk.
6 Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Opuz- Türkiye Davası
21
KAYNAKÇA
1. Bal, N. (2014). Sosyolojide Şiddet Kavramı. Yurt ve Dünya Dergisi.
https://yurtvedunyadergisi.files.wordpress.com/2014/02/6-3.pdf
2. Düşün Bil. Şiddeti Sosyolojik Olarak Kavramak. Son Güncelleme 5 Temmuz, 2017.
https://dusunbil.com/siddeti-sosyolojik-olarak-kavramak/
3. Ev İçi Şiddet. Şiddet Nedir? Erişim 6 Ekim, 2023.
https://evicisiddet.adalet.gov.tr/SIDDET_NEDIR.html
4. Kızmaz, Z. (2006). Şiddetin Sosyo-kültürel Kaynakları Üzerine Sosyolojik Bir
Yaklaşım. Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi.
https://search.trdizin.gov.tr/tr/yayin/detay/59154/
5. Polat, O. (2016). Şiddet. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/274326
6. Uygur, G. (2015). Toplumsal Cinsiyet ve Adalet: Hukuk Adaletsizdir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/398472
7. Wikipedia. Sosyoloji. Son Güncelleme 9 Mart, 2023.
https://tr.wikipedia.org/wiki/Sosyoloji
22
ŞİDDETİN EKONOMİK YÖNÜ
CAM TAVAN VE KADINLARA YÖNELİK EKONOMİK ŞİDDETİN ETKİLERİ
Günümüzde şiddet olgusunun safi acı verici haksız bir fiziksel eylemi temsilinden daha
farklı yönlere evirilmesi, şiddet olgusunun derinlemesine incelenmesi ve önlemlerin diğer
disiplinlerden de yardım alarak sıkılaştırılması ihtiyacını doğurmuştur. Şiddet; fiziksel,
psikolojik, cinsel ve ekonomik alanda kişiyi her türlü etkileyen haksız fiillerin birleştiği bir
olgudur. 7
Ekonomik şiddet, toplumsal yahut bireysel olarak dezavantajlı bir bireyin ekonomik
bağımsızlığına haksız bir müdahalenin varlığıdır. 8 Bu araştırmanın asıl inceleme grubu olan
kadınlar, dezavantajlı gruplar içerisinde toplumsal cinsiyet eşitsizliği kavramından ötürü yer
almaktadırlar.
Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, kadın ve erkeğe sosyal yaşamda tanımlanan roller
nedeniyle hak, fırsat ve kaynak kullanımda cinsiyetler arası ayrımcılık yapıldığını ifade
etmektedir. 9 Bu ayrımcılık kültürün yapısı ve normlarına göre değişse de bazen devletin
normlarında da bariz görülecek şekilde yer alabilir. Bu durumun alenen olamadığı ancak sosyal
hayatta görünmeyen “cam tavanlar” ise kadına yönelik ekonomik şiddeti tanımlamak için
ortaya çıkmış bir sosyal gerçekliktir.
Kadınların Sanayi Devrimi öncesi toplumda ücretsiz emek olarak hem aile içi
sorumlulukları hem de tarım işlerin de de ücretsiz aile işçisi kullanıldığı zamanlardan Sanayi
Devrimi sonrası ücretli ancak dezavantajlı işçi konumuna geldiği bilinmektedir. Kadınlar, iş
dünyasına girmeleriyle birlikte birçok ayrımcılığa maruz kalmışlardır. Bu ayrımcılığın
temelinde, medeni durum, cinsiyet, çocuk sahibi olup olmama gibi faktörler de yer almaktadır. 10
Ancak genel duruma baktığımızda medeni hal ve çocuk sahibi olma durumları kadınları negatif
bir şekilde etkilerken, erkekler için avantaj haline gelebilmektedir.
Kadının çocuğuna “annelik” yapması, ev işlerinde tüm sorumluluğu üstlenmesi, seyahat
gerektirecek iş tanımları için eşinin izin vermemesi gibi durumlar onu geriye atarken, erkek için
bunlar bir sorun teşkil etmemekte hatta “babalık” görevlerinden ötürü ailenin ekonomik yükünü
sırtlandığı için onu bir adım ileride tutmaktadır. Hatta bu ekonomik yükün tamamının erkeğe
ait olması bir noktada kadının ev içerisindeki hak ettiği itibardan mahrum kalmasına, şiddet
olaylarında hayati bir tehlike bulunmadığı müddetçe eşini ihbar edememesine, gereken hukuki
destekten yoksun kalmasına yol açmaktadır. (AİHM 2009) 11
Kadının iş dünyasındaki varlığı, erkek egemen toplumlarda rahatsızlık verici bir durum
olarak karşılanmaktadır. Para ve erkek ilişkisi daha genel geçer bir olgu olması, para akışının
ev içerisindeki güç dengelerini de değiştirmesi sebebiyle kadının geri planda kalmasını uygun
gören gelişmemiş toplumlarda kadın, ev hizmetleri ve aile bireylerine bakımdan sorumlu
7 Özerkmen, N., & Gölbaşı, H. (2012). Toplumsal bir olgu olarak şiddet. Akademik Bakış Dergisi, 28,
1-19.
8 Gökkaya, V. B. (2011). TÜRKİYE'DE KADINA YÖNELİK EKONOMİK ŞİDDET. Cumhuriyet
Üniversitesi Journal of Economics & Administrative Sciences (JEAS), 12(2).
9 Bardakçı, Ş., & Oğlak, S. (2022). Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi ve Türkiye*. Toplumsal
Politika Dergisi, 71-90
10 Giray, F., & Aydın, E. (2019). Toplumsal Cinsiyete Dayalı Ekonomik Ayrımcılık. B.U.Ü. İktisadi ve
İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 25-57.
11 AİHM. (2009). Opuz- Türkiye Davası. İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi.
23
görülmüştür. Gelişmemiş toplumlarda toplumsal cinsiyet eşitsizliği çok daha sert koşullar ile
kendini göstermektedir. Zira iki cinsiyete atanmış rollerin farklılıkları sadece toplumsal rol
olmaktan çıkarak cinsiyetler arası bir hiyerarşi var gibi kabul edilir. Oysaki biyolojik
cinsiyetlerimizin toplumun dayattığı sosyal rollerle birleşerek iki cinsiyetin de birbiri üzerinde
bir hiyerarşi iddiasında bulunması oldukça manasızdır.
Bu eşitsizlik sadece ekonomiyi değil sosyal dengeleri de etkileyen toplumun yapısına
göre belirli bir cinsiyetin tamamen ötekileştirilmesi ve niteliksizleştirilmesi ile sonuçlanan bir
süreçtir. Ev hizmetleri normal bir işin katbekat üstünde emek ve mesai gerektiren ancak
topluma doğrudan bir katkısı olmayan bir alandır. Evin ortak gelir ve giderleri olduğu gibi ortak
sorumlulukları da olması kadını ev-iş yeri ikilemi arasından kurtaracaktır. Zira toplumdaki
erkeklerin büyük çoğunluğu ev sorumluluklarını çalışsa dahi sadece kadına ait görmekte ve ağır
mesai şartları sonrası dinlenmeye ihtiyacı olan kadını giderek ağır bir yük altına sokmaktadır.
Bu şartlar altında kadının iş hayatındaki verimi ve kendisine ayırabileceği vakit düşecek ve
kadını iş yahut ev arasında bir seçim yapmaya itecektir. Nitekim bu konu üzerine TUİK’in 2016
Aile Yapısı Araştırmasına yönelik tabloda göreceğiniz üzere kadının ev içi sorumlulukları
erkeğin çok çok üstünde ve adaletten uzak bir çizgidedir.
24
Yukarıda görülen tablodan anlaşılacağı üzere kadınların bu iş yükünün yanı sıra
çalışması, işverende performansa yönelik bir olumsuz önyargı oluşturmakla beraber kadın
işçinin de tercih edilmemesine yol açmaktadır.
Nitekim cam tavan kavramı da kadınlar ile üst yönetim arasında yer alan ve onların başarı
ve liyakatlarına bakılmaksızın ilerlemelerini engelleyen, açıkça görülmeyen (invisible), aynı
zamanda aşılamayan engelleri nitelendirmektedir. 12 Burada görünürlük sadece insanların
algılamalarıyla var olan görünürlükten ziyade, hukuk normları aracılığıyla da bir engelin var
olmamasına karşılık sağlıksız sosyal normların bir dayatması biçiminde ortaya çıkan
görüntüdür. Zira kadınların iş imkânlarına yönelik devlet erkinin uygulamaları mevcut olsa da
özel kişilerin kendi aralarında oluşturduğu iletişim ve çalışma şartlarının sosyal boyutu
tamamen devletin alanı dışında özel bir ilişkidir. Bu konuda yapılan araştırmalar, kadınların işe
alımı yahut işte pozisyon olarak yükselmeleri konusunda belli başlı faktörlerin onları geriye
düşürdüğünü ortaya koymuştur.
Bireysel Faktörlerden
Kaynaklanan Engeller
Çoklu Rol Üstlenme
Kadınların
Kişisel Tercih
ve Algıları
Kaynak: KSSGM Yayınları, Ankara, 1998. 13
Örgütsel Faktörlerden
Kaynaklanan Engeller
Örgüt Kültürü
Örgüt Politikaları
Mentor Eksikliği
Informal İletişim
Ağlarına
Katılamama
Toplumsal Faktörlerden
Kaynaklanan Engeller
Mesleki Ayrım
Stereotipiler
(Cinsiyetle
Bağdaştırılan
Kalıplaşmış
Önyargılar)
Bu faktörlerin varlığı birer birer yahut bir bütün halinde kadınların iş dünyasında
yükselmesine engel teşkil etmekle birlikte hak edilen pozisyonları da liyakatsiz ya da sadece
erkek olduğu için daha az toplumsal cinsiyet sorunlarıyla uğraşan birine karşı kaybetmiş
olmakta, iş dünyasında cinsiyetinden ötürü bir mobbinge maruz kalmaktadır.
Konuya ilişkin uluslararası sözleşmelerden en bilindiği CEDAW’dır. CEDAW
sözleşmesi, kadınlara karşı ayrımcılığın tarih boyunca ve günümüzde dünyada gösterdiği
yaygınlık ve çeşitliliğin, doğal bir sonucu olarak içeriği itibariyle çok yönlü ve geniş kapsamlı
bir metindir. Sözleşme, taraf devletlerde kadınların kanun karşısında eşitliğinin sağlanmasının
ötesine geçerek, medeni hallerine bakılmaksızın kadınların; siyasal, sosyal, ekonomik ve
kültürel yaşamda erkeklerle eşit konumda olmaları ilkesini benimsemekte, devletleri bu
amaçları hızla gerçekleştirmek için özel geçici önlemler almaya yöneltmekte ve kadınlarla
12 Aytaç, S. (1997). Çalışma Yaşamında Kariyer Yönetimi Planlaması Geliştirilmesi Sorunları. İstanbul:
Epsilon Yayıncılık
13 KSSGM. (1998). 1995 Yılında Pekin’de Gerçekleşen IV. Dünya Kadın Konferansı Sonuçlarının.
Ankara: KSSGM Yayınları
25
erkekleri ayırımcı kalıp yargılarla tanımlayan geleneksel ve kültürel davranış kalıplarını ve
tutumları dönüştürmek için önlem almaya zorlamaktadır. 14
Mevcut erkek egemen sistem öncelikli olarak AİHS’in 14. Maddesi olan Ayrımcılık
yasağını, Anayasamızın da benzer bir zihniyetle düzenlenmiş 10. Ve 50. Maddelerini, CEDAW
sözleşmesini, Türk İş Kanunu gibi uyma zorunluluğumuz olan hukuki normlarını da ihlal
etmektedir.
Bu araştırmamızda asıl hedefimiz bu engelleri aşacak sosyal sorumluluk projelerine
katkıda bulunmak, toplumsal cinsiyet rolleri sebebiyle iş dünyasından uzak tutulan kadınların
bilinçlendirilmesi ve erkek egemen sistemin inşa ettiği cam tavanların görünür hale gelerek
ortadan kaldırılması için gerekli çalışmalara imza atmaktır.
14 Özdamar, D. (2009). CEDAW Sözleşmesi. Ankara.
26
KAYNAKÇA
1. AİHM. Opuz- Türkiye Davası. İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi, 2009.
2. Aytaç, Serpil. Çalışma Yaşamında Kariyer Yönetimi Planlaması Geliştirilmesi
Sorunları. İstanbul : Epsilon Yayıncılık, 1997.
3. Bardakçı, Şükrü, ve Sema Oğlak. «Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi ve
Türkiye*.» Toplumsal Politika Dergisi, 2022: 71-90.
4. Giray, Filiz, ve Ezgi Aydın. «Toplumsal Cinsiyete Dayalı Ekonomik Ayrımcılık.»
B.U.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 2019: 25-57.
5. Gökkaya, Veda Bilican. «Türkiye'de Kadına Yönelik Ekonomik Şiddet.» Cumhuriyet
Üniversitesi Journal of Economics & Administrative Sciences (JEAS), 2011: 129-145.
6. KSSGM. 1995 Yılında Pekin’de Gerçekleşen IV. Dünya Kadın Konferansı
Sonuçlarının. Ankara : KSSGM Yayınları, 1998.
7. Özdamar, Demet. «CEDAW Sözleşmesi.» Ankara, 2009.
8. Özerkmen, Necmettin, ve Haydar Gölbaşı. «Toplumsal Bir Olgu Olarak
Şiddet.» Akademik Bakış Dergisi, 2012: 1-19.
27
ŞİDDETİN KOLLUK SÜRECİ
Şiddetin birçok türü olmakla birlikte asla çözümsüz değildir. Kapılı kapılar ardında,
susturulmaya mahkûm edilmiş her mağdur için bir ışık bulunmaktadır. Hiçbir güç, baskı,
tahakküm bu ışığı söndüremeyecektir. Şiddete karşı tutum sergilemekte tüm vatandaşlar, kolluk
ve hukuk sistemi sorumludur. Her halka birbirinin tamamlayıcısı niteliğindedir.
“Şiddetin Kolluk Süreci” başlığına girmeden evvel şiddetin ve şiddet döngüsünün tanımı
yapılacaktır. Zira hayatın olağan akışında gözden kaçırılan hususların başında bir olgunun
tanımını bilmeksizin spontane bir şekilde hareket etmek gelmektedir. Bu tutum her daim
farkındalığımızın ve önlem alma mekanizmasının eksik kalmasına sebebiyet verecektir
ŞİDDET NEDİR?
İçinde bulunduğumuz toplumsal yaşam içinde, yaşamımızın her kesitinde yaşadığımız,
yaşayabileceğimiz ya da tanıklık ettiğimiz şiddet her geçen gün varlığını değişerek, dönüşerek
sürdürmektedir. Şiddetin tanımı ve şiddet türleri konusunda yıllardır tartışmalar sürerken
şiddetin zamana, mekâna ve uygulamalara göre sürekli değişime uğraması, dönüşmesi, yeni
biçimlere bürünmesi anlaşılmasını ve tanımlanmasını zorlaştırmaktadır. Bu zorluğun yanı sıra
şiddeti belirli başlıklar altında tartışmak birçok şiddet türlerinin de gözden kaçmasına yol
açmaktadır. 15
Şiddet, kişinin, fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik açıdan zarar görmesiyle veya
acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve
baskıyı ya da özgürlüğün keyfî engellenmesini de içeren, toplumsal, kamusal veya özel alanda
meydana gelen fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya ekonomik her türlü tutum ve davranışı 16
şeklinde mevzuatımızda yer alan şiddet mağdurları açısından önemli bir teminat niteliğinde
olan 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’da
tanımlanmıştır.
Bir insan, kişiliğinin başladığı andan sonlandığı ana kadar sayısız kez şiddetin her türüne
-zaman zaman da farkına varmaksızın- maruz kalmaktadır. Günümüzde kitle iletişim
araçlarının vasıtasıyla her saniye önümüze çıkan haberlerde şiddete maruz kalan mağdur
kavramının insanla sınırlı kalmadığı da apaçık ortadadır.
ŞİDDET DÖNGÜSÜ
Hayat, döngüsel şekilde gelişim gösteren olaylar bütünüdür. Dolayısıyla şiddetin de
hayatımızın her anında nükseden bir olay olduğu düşünüldüğünde, etkilerini üzerinde
uygulandığı kişi üzerinde aşama aşama gösterdiğini söylemek herhangi bir yanlışlık teşkil
etmeyecektir.
Şiddet, her ne kadar anlık tepkiler şeklinde ortaya çıkan bir kavram olarak lanse edilse de
bu tutum son derece hatalıdır. Genel kanının aksine, şiddet genelde bir döngü içerisinde
gerçekleşir. 17 Bu durum da birçok şiddet failinin ‘’Gözüm döndü, farkında değildim’’
şeklindeki savunmalarını çürütecek niteliktedir.
15 https://www.saglikcalisanisagligi.org/site_icerik_2016/yayin/siddetlebasacikmak4.pdf
e.t.:25/09/2023
16 6248 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun m.2, f.1, b.d
17 https://evicisiddet.adalet.gov.tr/SIDDET_NEDIR.html , e.t.:25/09/2023
28
18 Şiddetin döngüsel şekilde nüksetmesini mağdur bazında değerlendirdiğimizde, önlem
alma noktasına engel teşkil edecek pozisyondadır. Şiddetin son bulacağına inanmak, bu inançla
şiddeti uygulayandan uzaklaşmama güdüsü telafisi mümkün olmayan sonuçlara yol açabilme
tehlikesi taşımaktadır. Şiddetin tekrarlanabileceğini bilmek erken önlem almak açısından büyük
önem arz etmektedir. Şiddetle mücadele etmenin ilk adımı, şiddete maruz kaldığımızın farkında
olmaktır.
Şiddeti tanıyıp özümsememizin ardından, şiddete karşı ne yapmalıyız sorusunun
cevabını bularak, çözümsüzlüğün var olmadığı farkındalığıyla birlikte çalışmamızın ana
konusunu teşkil eden ‘’Şiddetin Kolluk Süreci’’ başlığımıza geçiş yapalım.
ŞİDDETİN KOLLUK SÜRECİ
Bir suç işlendikten sonra olay yerine ilk giden ve mağdurla ilk temasa geçen birimler
arasında kolluk bulunmaktadır. Kolluk özellikle soruşturma evresi olmak üzere adli sürecin
işleyişinde mağdurla ilgili çok sayıda işlemi yapmakla görevlidir. Mağdurların, çoğu zaman ilk
olarak kolluğa başvurmasından dolayı kolluk birimleri, ceza adaleti sisteminin giriş kapısı
olarak nitelendirilmektedir. 19
KOLLUK NEDİR?
Yasaları ihlal eden kişilerin tespitini sağladıktan sonra ilgili şahıslar üzerinde insan
hakları ihlaline sebebiyet vermeyecek ölçüde caydırıcı politikalar uygulayarak,
rehabilitasyonlarını sağlayarak veya onları cezalandırarak kanunu uygulamak için organize bir
şekilde hareket eden hükûmete bağlı kurumların faaliyeti şeklinde tanımlanabilir.
18 https://cinselsiddetlemucadele.org/wp-content/uploads/2018/06/NVNY_gencler_kitap_web.pdf,
e.t.:25/09/2023
19 Wilson, D. ve Segrave, M. (2011), “Police-based victim services: Australian and international
models”, Policing: An International Journal of Police Strategies & Management, 34, 479-49
29
Ülkemizde kolluk yapılanması, çoklu kolluk yapılanması şeklindedir. Kolluk teşkilatları,
genel kolluk ve özel kolluk olmak üzere ayrılmaktadır.
Genel kolluk; polis, jandarma ve sahil güvenlik teşkilatından oluşmaktadır. Özel kolluk
ise genel kolluk teşkilatlarından farklı olup kendi özel kanunlarına uygun olarak belirli görevleri
yerine getiren kolluk birimleridir. 20
ŞİDDET MAĞDURU KİMDİR?
Mevzuatımızda, 6284 sayılı kanunun ‘’Tanımlar’’ başlıklı 2. Maddesinin 1.fıkra d
bendinde;
Şiddet Mağduru: Bu Kanunda şiddet olarak tanımlanan tutum ve davranışlara doğrudan
ya da dolaylı olarak maruz kalan veya kalma tehlikesi bulunan kişiyi ve şiddetten etkilenen veya
etkilenme tehlikesi bulunan kişileri ifade eder şeklinde tanımlanmıştır.
Şiddet mağduru kapsamına;
1. Şiddet içeren tutum ve davranışlara maruz kalan
2. Şiddet içeren tutum ve davranışlara maruz kalma tehlikesi bulunan
3. Şiddetten etkilenen
4. Şiddetten etkilenme tehlikesi bulunan 21
KADINLAR
ÇOCUKLAR
YAŞLILAR
AİLE BİREYLERİ
ÖZEL GEREKSİNİMLİ BİREYLER
HAYVANLAR
SIĞINMACILAR
TEK TARAFLI ISRARLI TAKİP
MAĞDURLARI*
*Yukarıda sayılan kesimler tahdidi sayılmamış olup şiddete diğer gruplara kıyasla daha
yoğun maruz kalan kesimlerdir. Her birey esasen şiddet mağduru kapsamına dahil olabilir.
Şiddetin evrensel olduğunu da unutmamak gereklidir.
20 Özbek, V., Doğan, K., Bacaksız, P. ve Tepe İ. (2017). Ceza Muhakemesi Hukuku (10. Baskı). Ankara:
Seçkin Yayıncılık.
21 https://evicisiddet.adalet.gov.tr/SIDDETE_KIMLER_MARUZ_KALIR.html , e.t.:27/09/2023
30
ŞİDDET MAĞDURUNUN KORUNMASI NOKTASINDA KOLLUK SİSTEMİNİN
ROLÜ
Şiddet mağdurunun korunması ceza muhakemesini başlatan ilk işlem olarak
nitelendirebilecek ihbardan başlamaktadır. Mağdur tarafından suçun yetkili makamlara
bildirilmesine ihbar denilmektedir. 22 İhbarın yapılma usulüne ilişkin temel kural yazılılık olup
ihbar, savcılık ve kolluğa yapılabilmektedir. 23
Mağdurun hızlı ve basit bir şekilde kolluğa suç ihbarında bulunabilmesi için acil çağrı
yoluyla suç ihbarında bulunması mümkündür. Acil çağrı yoluyla suç ihbarı; telefonla, SMS, e-
mail veya mobil uygulamalar (KADES, UYUMA vb.) üzerinden de yapılabilmektedir. Hatta
112 Mobil uygulaması üzerinden görüntülü görüşme yoluyla işaret diliyle bile ihbar
yapılabilmektedir. 24
22 Yenisey, Feridun ve Nuhoğlu, Ayşe, (2014), Ceza Muhakemesi Hukuku Ders Kitabı, Bahçeşehir
Üniversitesi Yayınları No: 11, İstanbul, s. 745; Özbek ve diğerleri, s.185. Suç mağdurunun yanı sıra
üçüncü kişiler veya suç failinin kendisi hakkında suçu yetkili makamlara bildirmesini de suç ihbarıdır.
23 5271 SK m. 158’e göre “Suça ilişkin ihbar veya şikâyet, Cumhuriyet Başsavcılığına veya kolluk
makamlarına yapılabilir... İhbar veya şikâyet yazılı veya tutanağa geçirilmek üzere sözlü olarak
yapılabilir”. Valilik, kaymakamlık, mahkeme veya bir kamu görevinin yürütülmesiyle bağlantılı olarak
işlendiği iddia edilen bir suç nedeniyle, ilgili kurum ve kuruluş idaresine yapılan gecikmeksizin ilgili
Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir
24 İçişleri Bakanlığı, (2021), 2020 Yılı İdare Faaliyet Raporu, Ankara, s. 22.
31
KOLLUK GÖREVLİSİ OLAN POLİS VE JANDARMANIN ALABİLECEĞİ
KARARLAR NELERDİR?
Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kolluk amiri tarafından aşağıdaki koruyucu ve
önleyici tedbir kararları;
Mağdura ve gerekiyorsa çocuklarına kalacak bir yer sağlanmasına,
Hayati tehlike söz konusuysa geçici koruma altına alınılmasına,
Şiddet mağduruna yönelik olarak şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama veya küçük
düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunmaması,
Müşterek konuttan veya bulunduğu yerden derhâl uzaklaştırılması ve müşterek
konutun korunan kişiye tahsis edilmesi,
Korunan kişilere, bu kişilerin bulundukları konuta, okula veya iş yerine
yaklaşmaması,
Gerekli görülmesi hâlinde korunan kişinin, şiddete uğramamış olsa bile yakınlarına,
tanıklarına ve kişisel ilişki kurması hariç çocuklarına yaklaşmaması kararları
verilebilir. 25
25 https://evicisiddet.adalet.gov.tr/SIDDET_KARSISINDA_HANGI_TEDBIRLER_ALINIR.html,
e.t.:27/09/2023
32
ŞİDDETE UĞRADIM NE
YAPMALIYIM? 26
Şiddet uygulayan kişiler
genellikle şiddete uğrayanı yalnız
olduğuna inandırmaya çalışırlar.
Ailesi ve arkadaşları ile iletişimini
kesmeye çalışırlar. Ekonomik
bağ ımsızlığ ı olmayan tarafı; düzenli
bir hayata sahip olmak, barınma ve
beslenme ihtiyacını karşılamak,
çocukların ihtiyaç larını karşılamak
kısacası hayatta kalabilmek iç in
kendisine mahkûm olduğ una
inandırmaya çalışırlar. Oysa şiddet
mağ duru olan kişi asla yalnız değ
ildir. Yasalarımız şiddet
mağ durunu korumak iç in pek çok
tedbirler ö ngö rmüsţür. Devletin
çeşitli kurumları, belediyeler ve sivil
toplum kuruluşları şiddet mağ duru
olan kişiye yardım etmek iç in
hazırdır.
Nereye Başvurabilirim?
Valilik – Kaymakamlık
Polis Merkezi
Jandarma Karakolu
Adli Makamlar (Cumhuriyet
Başsavcılığı ve Aile Mahkemeleri)
Barolar ve Baroya Bağlı Kadın ve
Çocuk Hakları Merkezleri
Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler
İl Müdürlükleri
Şiddet Önleme ve İzleme
Merkezleri
Sağlık Kuruluşları
26 https://ilaprojesi.org/tr/2020/09/18/siddet-goruyorum/, 28/09/2023
33
KAYNAKÇA
1. CİNSEL ŞİDDETLE MÜCADELE DERNEĞİ, GENÇLERLE GÜVENLİ İLİŞKİLER
ÜZERİNE ÇALIŞMAK, ŞİDDET DÖNGÜSÜ (S.64):
https://cinselsiddetlemucadele.org/wpcontent/uploads/2018/06/NVNY_gencler_kitap_web.pdf
2. KAŞLI, Enver, (2022) ‘’Kolluk Uygulamalarında Suç Mağdurunun Korunması’’,
Sakarya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi
https://dergipark.org.tr/tr/download/articlefile/2396241
3. ÖZBEK, V., DOĞAN, K., BACAKSIZ, P. ve TEPE İ. (2017). Ceza Muhakemesi
Hukuku (10. Baskı). Ankara: Seçkin Yayıncılık.
4. SAĞLIK ÇALIŞANLARININ SAĞLIĞI GRUBU, ‘’Şiddetle Başa Çıkmak Broşürü’’
(2019):
https://www.saglikcalisanisagligi.orgsite_icerik_2016/yayin/siddetlebasacikmak4.pdf
5. YENİSEY, Feridun ve NUHOĞLU Ayşe, (2014), Ceza Muhakemesi Hukuku Ders
Kitabı, Bahçeşehir Üniversitesi Yayınları No: 11, İstanbul, s. 745
34
ŞİDDETİN SAĞLIK SÜRECİ
Şiddetle Mücadele Komisyonu Şiddetin Sağlık Süreci temsilciliği olarak amacımız
şiddetin sağlık üzerindeki etkilerini incelemek ve bu alandaki mevcut bilgi ve kaynak
eksikliklerini gidererek sağlık hizmetlerini ve sürecini iyileştirmeye yönelik adımlar atmaktır.
Bu amaç doğrultusunda mağdurların, sağlık personellerinin ve toplumun sağlık süreci
konusunda bilinçlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu konuda sağlık çalışanlarına gerekli
hizmet içi eğitimler verilecek ve bilinçlendirme çalışmaları yapılacaktır. Mağdurların sağlık
hizmetlerine erişimi ve tedavinin sürdürülebilirliğinde karşılaştıkları sorunların ortadan
kaldırılması için farkındalık yaratılacak; sağlık hizmetlerinin şiddetin önlenmesi ve
müdahalesine daha etkili bir şekilde katkı sağlamasına yardımcı olunacaktır. Bu çalışmalar
sonucunda oluşturulacak rapor yetkililere sunulup ilgili kuruluşların daha iyi bilgi sahibi olup
şiddetle mücadelede daha etkili adımlar atmalarına katkı sağlayacaktır. Aynı zamanda bu
süreçte sorunla karşılaşan mağdur ve sağlık çalışanları için ışık olacaktır.
Giriş
Günümüz dünyasında şiddet bireyler ve toplum üzerinde önemli etkilere sahip olan bir
sorundur. Fiziksel, psikolojik, ekonomik veya duygusal olsun şiddetin yarattığı etkiler uzun
süre iyileşmeyen izler bırakır ve toplumun temel dokusunu etkiler. Şiddetin toplum üzerindeki
etkileri doğrudan mağdura olan etkileriyle sınırlı kalmaz, şiddete şahit olan kişileri de önemli
derecede etkiler. Hem bireylerin hem de toplumların yaşamını olumsuz yönde etkileyen bu olgu
ciddi bir sorun olarak ele alınmalı, önemi anlanmalı ve önlenmelidir.
Şiddetle mücadele etmek bir insanlık görevidir. Bu mücadelede sadece bireyler tek
başlarına değil, devletler, sivil toplum kuruluşları da sorumluluk almalıdır. Şiddetin nedenlerini
anlamak şiddetle mücadele etmek toplumun geleceği için önemli ve hayati bir adım olacaktır.
Sağlık Süreci Nasıl İlerler?
Şiddet mağdurlarının sağlık süreci yaşadıkları şiddetin türüne ve mağdurun genel sağlık
durumuna göre değişkenlik gösterebilir. Örneğin fiziksel şiddete maruz kalan mağdurlar
yaralanma ve ilaç tedavilerine başlarken sadece psikolojik şiddet gören mağdurlar ise
tedavilerine psikolojik destek ve rehabilitasyonla başlarlar. Genel bir sağlık süreci ise aşağıdaki
şekilde ilerler:
1. Acil Müdahale: Acil müdahale, bilinç kontrolü, yaraların temizlenmesi ve buna benzer
tıbbi prosedürleri kapsar. Şiddet mağdurları ilk olarak acil servise yönlendirilirler veya
gerekli durumlarda acil sağlık servisi mağdura ulaşır. Bu aşamada hayati tehlikeyi ortadan
kaldırmak ya da durumun kötüleşmesini önlemek amacıyla tedavi uygulanır.
2. Tıbbi Muayene: Acil müdahale uygulanan şiddet mağdurları kapsamlı bir tıbbi
muayeneden geçirilirler. Burada mağdurların yaraları ve sorunları değerlendirilir; röntgen,
kan ve idrar testleri gibi tedaviyi belirlemeye yönelik uygulamalar yapılır.
35
3. Tedaviye Başlanması: Yaralanmanın türüne ve ciddiyetine bağlı olarak tedavi seçenekleri
farklılık gösterir. Dikiş atılması, kırıkların tedavisi, ihtiyaç duyulan aşı ve ilaçlara
başlanmasına ihtiyaç duyulabileceği gibi ameliyat ve fizyoterapi gibi daha uzun süreli
tedavilere de ihtiyaç duyulabilir.
4. Psikolojik Destek Alınması ve Rehabilitasyon: Şiddet mağdurları uğradıkları şiddetin
türü ne olursa olsun travmatik deneyimler yaşarlar ve desteğe ihtiyaç duyarlar. Mağdurlara
psikologlar ve psikiyatristler tarafından psikolojik destek sağlanır. Ayrıca rehabilitasyon
gibi özel tedaviler gerekebilir.
5. Takip: İlgili kurum, kuruluş ve çalışanlarca sağlık sürecinin takip edilmesidir. Mağdurların
hastane ve psikolog randevularına düzenli bir şekilde devam etmeleri sağlanmalıdır. Aksi
takdirde sağlık sürecinden verim alınması mümkün olmamaktadır.
6. Raporlama ve Hukuki Destek: Şiddet mağdurları, kolluk kuvvetlerinden şiddeti
raporlamak için yardım almalıdır. Bu raporlar olayın soruşturulması ve yasal sürecin
başlaması için büyük önem taşır. Şiddet mağdurları bazı derneklerden ve barolardan hukuki
yardım alabilirler.
Sağlık Sürecinde Karşılaşılan Sorunlar
Şiddet mağdurları, sağlık hizmetlerine ulaşımda veya tedavi sürecinde bir dizi zorlukla
karşı karşıya kalıyorlar.
Fiziksel Yaralanmaların Tedavisi: Fiziksel yaralanmalar çoğunlukla acil müdahale
gerektiren yaralanmalardır ve sağlık kurumlarına hızlı erişim gerektirmektedir. İlk
müdahaleye geç kalınması ya da tedaviye geç başlanması mağdurun vücudunda kalıcı
hasarlara veya uzuv kayıplarına sebep olabilmektedir. Ayrıca fiziksel yaralar mağdurlarda
psikolojik pek çok soruna yol açabilir.
Psikolojik Destek: Şiddet mağdurlarının uğradığı şiddet türü her ne olursa olsun travmatik
deneyimler yaşarlar ve bu da psikolojik sorunlara yol açar. Psikoterapi ve psikolojik
danışmanlık hizmetlerine erişim sağlamak mağdurların ruh sağlığı için önem arz
etmektedir. Ancak tedaviyi reddetme, şiddetten kaynaklanan korku, çaresizlik, suçluluk
duygularının öne geçmesi bu süreci olumsuz yönde etkilemektedir.
İlaç, Tedavi Erişimi ve Finansal Zorluk: Ortaya çıkan bazı sağlık sorunları yüksek
maliyetli ya da ulaşımı zor olan ilaç veya özel tıbbi tedavi gerektirebilir. Mağdurlar bu
tedavilere erişimde gerek kaynak gerekse finansal olarak güçlük yaşayabilirler.
Güvenlik Endişesi: Mağdurlar, şiddet failinden ve şiddet gördükleri ortamdan kaçma,
uzaklaşma ihtiyacı duyarlar. Sağlık hizmetlerini alırken gizlilik endişesi yaşamalarından
dolayı sağlık hizmetinden kendilerini mahrum bırakabilirler. Özellikle tıbbi kayıtların
şiddet failiyle paylaşılması ya da mağdurun bulunduğu suç duyurusundan adresinin,
numarasının failin eline geçmesi güvenlik açısından çok büyük sıkıntılara neden olur.
36
Stigma: Şiddetin bir sonucu olarak mağdurlar toplum içinde damgalanmaya veya sağlık
hizmetleri alırken cinsiyet, yaş, ırk gibi nedenlerle ayrımcılığa maruz kalabilirler. Örneğin
azınlıklar, göçmenler, LGBTQ+ ve engelli bireyler sağlık hizmetlerine erişimde pek çok
sorunla ve ne yazık ki ayrımcılıkla karşılaşmaktadır. Bu durum yardım arayışını ve tedaviyi
engellemektedir. Bu engeller genellikle coğrafi ve sosyal olarak farklılaşmaktadır.
Ayrıca, sağlık personelinin şiddet vakalarını tespit etme, şiddeti tanıma, mağdura hizmet
sunma, sevk ve yönlendirme konusundaki eksiklikleri sağlık süreci için büyük bir sorun
oluşturur. Sağlık personelleri şiddet failiyle karşı karşıya kalmaktan korktukları için vakaları
sevk etmekten kaçınmaktadırlar. Şiddet mağduru kadınlar sağlık merkezlerine genellikle şiddet
failiyle ya da onların yakınlarıyla gitmektedirler. Bu durumda mağdur şiddeti dile
getirememekteyken, sağlık personeli de yaralanmaların şiddetten kaynaklanıp
kaynaklanmadığını incelemekten kaçınmaktadırlar.,
Şiddeti Önleme ve Müdahalede Sağlık Sürecinin Önemi
Şiddeti önlemek ve müdahale etmek uzun vadeli bir süreçtir ve toplumun tüm
kesimlerinin katılımını gerektirir. Bu süreçte en önemli rollerden biri de sağlık sürecindedir.
Sağlık alanında yapılabilecek bazı reformlar ve sağlık kurumlarının eğitim, farkındalık
çalışmaları ile şiddeti önleme ve müdahalede büyük adımlar atmak mümkündür. Şiddet
mağdurları için güçlendirilmiş, erişimi kolay temel ve kaliteli sağlık hizmetleri sağlanmalı;
bilgi ve beceri ile donanmış nitelikli sağlık personeli yetiştirilmelidir. Sağlanacak sağlık
hizmetleri psikolojik yardım, hukuki destek ve güvenli barınma imkanları da sunmalıdır. Aynı
zamanda sağlık kurumları ve sivil toplum kuruluşlarının iş birliği ile toplum düzeyinde
bilinçlendirme ve denetim çalışmaları yapılmalıdır. Şiddetle mücadele eden bu kuruluşlar ve
dernekler mağdurlara, şiddetle karşılaşmaları durumunda nasıl bir yol izleyebilecekleri, hangi
hukuki adımı atabilecekleri konularında yardımcı olurlar. Dernekler, mağdurların sağlık
hizmetlerine erişimini kolaylaştırır, tıbbi muayene ve psikolojik destek gibi tedavilere destek
sağlayarak devamlılığını sağlar.
Yardım İçin Sağlık Kurumlarına Başvuran Şiddet Mağdurunun Örnek Deneyimi
Bir Arnavutluk STK’sı şunları belirtmiştir: “Kuruluşumuz Durres Belediyesi’ndeki
Eşgüdümlü Sevk Mekanizmasının bir bileşenidir ve bu nedenle tüm paydaşlarla, özellikle de
psikologlar ve psikoterapistler gibi ruh sağlığı uzmanlarıyla iş birliğini sürdürmektedir. ESM
toplantılarında vakalar belirlenip tartışılır ve sunulan ihtiyaçlara göre şiddete maruz kalanlar
Durres Bölge Hastanesinde uzman muayenesine yönlendirilir” 27
27 Biljana Brankovic, (2022). Batı Balkanlar ve Türkiye’de Kadın STK’ları ve Sağlık Hizmeti
Sağlayıcıları arasında iş birliği raporu. https://morcati.org.tr/izlemeraporlari/bati-balkanlar-veturkiyede-kadin-stklari-ve-saglik-hizmeti-saglayicilariarasinda-isbirligi/
37
KAYNAKÇA
1. Biljana Brankovic, (2022). Batı Balkanlar ve Türkiye’de Kadın STK’ları ve Sağlık
Hizmeti Sağlayıcıları arasında iş birliği raporu.
https://morcati.org.tr/izlemeraporlari/bati-balkanlar-ve-turkiyede-kadin-stklari-vesaglik-hizmeti-saglayicilariarasinda-isbirligi/
38
MOBBİNG
Latince “Mobile Vulgus” sözcüğünden gelen mobbing kelimesi, kararsız, kalabalık,
şiddete yönelmiş gibi anlamlar taşımaktadır. “Mob” kökünün İngilizce eylem biçimi olan
mobbing ise; psikolojik şiddet, kuşatma, taciz, rahatsız etme veya sıkıntı verme anlamı
taşımaktadır.
Psikolojik tacizi iş hayatı ile birleştiren Dr. HeinzLeyman’dır. Leyman’a göre mobbing;
Bir veya birkaç kişi tarafından, bir diğer kişiye yönelik, sistematik bir biçimde, düşmanca ve
ahlak dışı bir iletişim yöneltilmesi şeklinde ortaya çıkan bir çeşit psikolojik terördür.
Mobbing duygusal bir saldırıdır. Hedefi ise bir iş yerindeki kişi veya kişiler üzerinde
sistematik baskı yaratarak, ahlak dışı yaklaşımlarla performanslarını ve dayanma güçlerini yok
ederek, işten ayrılmaya zorlamaktır.
Bir başka tanıma göre mobbing; İşyerlerinde bir veya birden fazla kişi tarafından diğer
kişi ya da kişilere yönelik gerçekleştirilen, belirli bir süre sistematik biçimde devam eden,
yıldırma, pasivize etme veya işten uzaklaştırmayı amaçlayan; mağdur ya da mağdurların kişilik
değerlerine, mesleki durumlarına, sosyal ilişkilerine veya sağlıklarına zarar veren; kötü niyetli,
kasıtlı, olumsuz tutum ve davranışlar bütünüdür.
Mobbing Türleri
1. Düşey Psikolojik Taciz: Üst konumda yer alanların astlarına yönelik olarak
gerçekleştirdikleri psikolojik taciz vakalarıdır. Üstler sahip oldukları kurumsal gücü,
astlarını ezerek, onları kurumun dışına iterek kullanmasıdır.
2. Yatay Psikolojik Taciz: İşyerinde psikolojik tacizin fail veya failleri mağdur ile benzer
görevlerde ve benzer olanaklara sahip, aynı konumdaki iş arkadaşlarıdırlar. Örneğin; eşit
koşullar içinde bulunan çalışanların çekememezliği, rekabet, çıkar çatışması, kişisel
hoşnutsuzluklar gibi.
3. Dikey Psikolojik Taciz: Çalışanın yöneticiye psikolojik şiddet uygulamasıdır. Nadir
görülen bir durumdur. Örneğin, çalışanların yöneticiyi kabullenememesi, eski yöneticiye
duyulan bağlılık, kıskançlık gibi.
Mobbing Ne Değildir?
İş yerlerinde gerçekleşen her olumsuz davranış mobbing olarak değerlendirilmemektedir.
Tek sefere mahsus fiziksel şiddet, küfür ya da hakaret içeren davranışlar, belli kriz anları, stres,
kaza gibi sebeplere dayanan ve süreklilik arz etmeyen davranışlar, işyeri sınırları dışında
gerçekleşen davranış ve tutumlar mobbing olarak nitelendirilemez. Olumsuz nitelendirilen bu
davranışın mobbing sayılması için, iş ile ilgili ve sistematik bir şekilde yapılması, tekrarlanarak
süreklilik arz etmesi, bilinçli ve kasıtlı olarak yapılması, bireyin kişilik haklarının ihlal edilmesi,
bireyi işten ve işyerinden uzaklaştırma, yıldırma, baskı altına almaya çalışması ve mağdur
kişinin sağlığında ve çalışma performansında gözlemlenebilir zararlar ortaya çıkması gibi
39
unsurları taşıması gerekmektedir. Ayrıca mobbing açıkça yapılabildiği gibi gizli ve üstü kapalı
şekilde de yapılabilmektedir. Ancak mobbingin varlığı için kişilik haklarının ağır şekilde
ihlaline gerek olmayıp, kişilik haklarına yönelik haksızlığın tespiti yeterlidir.
Mobbing Nasıl İspatlanır?
Mobbingin ispatı hususunda, genel ispat kurallarından farklı olarak Yargıtay İçtihatları
ile istisnai kurallar getirilmiştir. Buna göre işçinin mobbinge uğradığını gösterir emareler
sunması halinde, ispat yükü yer değiştirerek işverene geçmektedir. Yani işçinin maruz kaldığı
baskıya ilişkin basit emareler sunması, iddialarında gerçekçi olması yeterlidir. Dediğimiz gibi
sonrasında ispat yükü el değiştirerek; işverence mobbing teşkil eden davranışlar uygulanmadığı
ispat edilmek durumunda kalacaktır. Konu ile ilgili istikrar kazanmış Yargıtay Kararı şu
şekildedir;
“Mobbingin varlığı için kişilik haklarının ağır şekilde ihlaline gerek olmadığı, kişilik
haklarına yönelik haksızlığın yeterli olduğu, ayrıca mobbing iddialarında şüpheden uzak kesin
deliller aranmayacağı; davacı işçinin, kendisine işyerinde mobbing uygulandığına dair kuşku
uyandıracak olguları ileri sürmesinin yeterli olduğu, işyerinde mobbingin varlığını gösteren
olguların mahkemeye sunulması halinde, işyerinde mobbingin gerçekleşmediğini ispat
külfetinin davalıya düştüğü; tanık beyanları, sağlık raporları, bilirkişi raporu, kamera kayıtları
ve diğer tüm deliller değerlendirildiğinde mobbing iddiasının yeterli delillerle ispat edildiği
gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir….” 28
Mobbinge Maruz Kalanlar Nereye Başvurabilir?
Mobbinge maruz kalanlar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına, Anayasa
Mahkemesi, CİMER, Alo 170, Kamu Görevlileri Etik Kurulu, Kamu Denetçiliği Kurumu,
Türkiye İnsan Hakları Kurumu ve İl/İlçe İnsan Hakları Kurulları’na başvuru yapabilirler.
Mobbing ile İlgili Yasal Düzenlemeler
Türk hukukunda mobbing kavramı henüz çok yeni olduğundan, önlenmesi ve
yaptırımlarına ilişkin özel bir düzenleme mevcut değildir. Bu nedenle konu hakkında
değerlendirme yaparken İş Kanunu, Medeni Kanun, Yeni Borçlar Kanunu ve Türk Ceza
Kanunu’nun genel düzenlemelerin dikkate alınması gerekmektedir. İş Kanunu çevresinde
değerlendirildiğinde, Kanun’un 5. maddesi işverenin eşit davranma borcunu ve buna aykırı
yaptırımları düzenlemektedir, kanunun 77. maddesi ise işverenin işçiyi gözetme borcunu
düzenlemektedir. Mobbing karşısında işçi maddi ve manevi tazminat isteme hakkına sahiptir
bu davaların zamanaşımı süresi on yıldır. İş Kanunu’nun 83. Maddesi ise işçiye sağlığını
bozacak bir durumla karşılaştığında gerekli tedbirler alınıncaya kadar çalışmama hakkı
vermiştir. Mobbing mağduru işçi sağlığı ve güvenliği kurumuna başvurarak durumunun
tespitini isteme ve gerekli tedbirler alınıncaya kadar çalışmama hakkına sahip olmaktadır.
Mobbing konusu eylem işçinin kendisinin veya aile bireylerinden birinin şeref ve namusuna
dokunacak sözler ya da davranışlar şeklinde ise mağdur İş Kanunu’nun 24/II hükmüne göre
28 (Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 2020/230 E. 2020/1601 K. 04.02.2020)
40
ihbar süresini beklemeden iş akdini haklı sebeple derhal feshedebilir.
Medeni Kanun kapsamında değerlendirildiğinde, mobbing kavramı açıkça
düzenlenmemiş olmakla birlikte; “Dürüst Davranma” başlıklı 2’inci maddesindeki “Herkes,
haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır”
şeklindeki temel ilkeden başlayarak; kişiliği vazgeçme ve aşırı sınırlamaya karşı koruyan
23’üncü madde, saldırılara karşı koruyan 24’üncü madde ve bu konuda açılacak davaları
düzenleyen “Davalar” başlıklı 25’inci madde kapsamında kişilik haklarına saldırı olarak ele
alınabilmektedir.
Yeni Borçlar Kanunu çerçevesinde değerlendirildiğinde, Kanunun 417. Maddesi “İşçinin
Kişiliğinin Korunması” başlığı ile “İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve
saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle
işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha
fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. İşveren, işyerinde iş sağlığı
ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız
bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla
yükümlüdür.
İşverenin yukarıdaki hükümler dahil, kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle
işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların
tazmini, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir” denmektedir. Bu
madde nezdinde işverenin işçiyi koruma ve gözetme borcu işçinin vücut bütünlüğünün,
onurunun, kişilik haklarının korunması olarak anlaşılmalıdır.
Mobbinge Maruz Kalan Kişilerin Hakları Nelerdir?
Yukarıda yer alan bilgiler paralelinde mobbinge maruz kaldığını düşünen çalışan; iş
sözleşmesini haklı nedene dayanarak feshedebilme, Borçlar Kanunu ve Türk Medeni
Kanunu’na göre tazminat isteme, şartları sağladığı takdirde ayrımcılık tazminatı isteyebilme ve
mobbing yapan yöneticiyi dava edebilme ve manevi tazminat talebinde bulunmak gibi hukuksal
haklara sahip olmaktadır.
41
KAYNAKÇA
1. ÇOBANOĞLU, Ş. (2005). Mobbing İşyerinde Duygusal Saldırı ve Mücadele
Yöntemleri. İstanbul: Timaş Yayınları.
2. Gülnur ERDOĞAN (2009) MOBBİNG (İŞYERİNDE PSİKOLOJİK TACİZ).TBB
Dergisi sayı 83
3. https://www.ey.com/tr_tr/tax/sosyal-guvenlikte-gundem/makaleler/ekonomistmakaleleri/2021-yili/mobbing-nedir
4. Hasan YILMAZ, A. K. (2014). KURUMSAL BİR RİSK UNSURU: MOBBİNG (İŞ
YERİNDE PSİKOLOJİK TACİZ). Dergipark, 14-73.
5. Müdürlüğü, Ç. v. (2013, Mayıs). İşyerlerinde Psikolojik Taciz (Mobbing).
Bilgilendirme Rehberi, s. 10-13.
6. TINAZ, P. (2006). İşyerinde Psikolojik Taciz (Mobbing). İstanbul: Beta Yayınları
42
DUYGUSAL ŞİDDET
Şiddet, bireyin fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik yönden zarar görmesiyle ya da
acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve
baskıyı ya da özgürlüğün keyfi engellenmesini de içeren, fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya
ekonomik her türlü tutum ve davranıştır.
Yenilikçi Hukukçular Platformu Şiddet İle Mücadele Komisyonu olarak 16 ayrı başlık olarak
ayırdığımız şiddetin yönlerinden temsilcisi olarak ele aldığımız:
Duygusal Şiddet Nedir?: Aşağılama, hakaret, onaylamama jestleri, izolasyon ve bunlara
maruz kalan kişiyi psikolojik olarak etkileyen diğer pek çok tutumları içerir. Bu, zaman
içinde tekrar tekrar yaşanması durumunda oldukça ciddi olabilen ve hem mağdurun
özgüvenini hem de kimliğini zedeleyen bir şiddet ve saldırganlık biçimidir. Bir kişi veya
grup tarafından başka bir kişiye karşı uygulanan ve onun duygusal durumunu zayıflatan,
psikolojisini bozan ve genel yaşam kalitesini düşüren davranışları içerir. Bu tür davranışlar
alay etme, dışlama, aşağılama, görmezden gelme, yetersiz hissettirme, güvenini sarsma,
aldatma ve önemsiz hissettirme gibi eylemleri içerebilir.
Duygusal Şiddet Nasıl Ortaya Çıkar?: Duygusal şiddete neden olan başlıca
davranışların başında reddetme gelmektedir. Bireyin (mağdur ya da gaddar, sağlıkçı ya da
saldırgan) ihtiyaçlarının karşılanmaması, kişinin ayrı bir birey olarak kabul edilmemesi,
yokmuş gibi davranılması, karşısındakinin olumlu yönlerini ortaya çıkarmak ve motive
etmek için herhangi bir şey yapılmaması, yardım taleplerinin reddedilmesi, karşısındakine
hiçbir işe yaramıyor duygusu verilmesi, her hatadan onun sorumlu tutulması bir tür günah
keçisi rolüne sokulması, fiziksel temastan kaçınılması ve ona dokunarak yakınlığın belli
edilmemesi duygusal şiddettin ortaya çıkmasında önemlidir. Bireyi tek başına bırakmak,
toplumsal ilişkilerden ve kendinden uzak tutmak, toplumsal ilişkilere girmeyi sağlayacak
fırsatlar sağlamamak veya kasıtlı olarak bu tip fırsatları engellemek, kişiyi yalnız
olduğuna inandırmak da duygusal şiddetin sebepleri arasında sıralanır. Yıldırma ya da
kişiyi sözel veya fiziksel saldırı ile korkutmak, tehdit etmek, gözdağı vererek korku dolu
bir ortamda yaşamasına neden olmak, duygusal tepki vermeyi reddetmek, aşağılamak,
küçük düşürmek, onurunu zedelemek, yetersizlik duygusu uyandıracak takma isimlerle
çağırmak ve yapamayacağı şeyleri başarması için baskı kurmak da duygusal şiddete neden
olabilir.
Duygusal Şiddetin Kaynağı Nedir?: Duygusal şiddet yukarıda bahsedilen şiddet
türlerinden birçoğuna dolaylı veya doğrudan girmektedir aslında. Yani fiziksel veya cinsel
şiddete maruz kalan bir birey aynı anda duygusal şiddete de uğramaktadır. Duygusal
şiddetin temelinde insanın yaşadığı psikolojik hasar bulunmaktadır. Bunlardan söz etmek
gerekirse şu şekilde sıralayabiliriz: Aile yapısı, yetiştirilme tarzı, dış faktörler. Bunları
başlık olarak çoğaltmak oldukça mümkünken asıl sorunun eğitimsizlik olduğu aşikâr. Lakin
bu başlıkları değerlendirmek gerekirse aile yapısı; Türk gelenek ve göreneklerine bağlı bir
aile yapısı baş gösterirken temeli ataerkillik sistemine dayanır. Erkeklerin toplum genelinde
egemen olduğu ve toplum tarafından üstte konumlandırıldığı toplum yapısıdır. Bu tür
toplumlarda kadınların yerleri sınırlı ve erkeklerin kontrolündedir. Toplumda kadın altta
43
konumlandırılır. Bu bağlamda yadsınamaz bir gerçek olan “kadını köleleştirme politikası”
da duygusal şiddetin geçmişte temelini oluşturan etkenlerdendir. Zamanla bu sistem
zayıflasa da günümüzde hala mevcut olmakla birlikte bazı kesimler tarafından
meşrulaştırılarak ileri sürülmektedir. Bunun yanı sıra kadınların erkeklere uyguladığı
duygusal şiddet de yadsınamaz bir boyuttadır. Kadına yönelik uygulanan şiddette
madalyonun öteki yüzünü yani erkeğe yönelik şiddeti de incelemeyi gerekli kılmaktadır.
Pek çok toplumda kadının erkeğe şiddet uyguladığını benimsemek erkek geleneğini,
erkekliği ve erkek üstünlüğünü tehdit ettiği için kabul edilemez bir olgudur. Ancak son
yıllarda yapılan bazı çalışmalar erkeklerin de kadın partnerlerinin şiddetine maruz
kaldıklarını göstermektedir. Kadınların saldırganlığı onlara kötü davranan kocalarına karşı
kendilerini savunmak için gerekli ve meşru bir araç olarak da görülebilmektedir. Ayrıca
onların bu davranışları hayal kırıklığı, stres, baskı ve mağduriyete bir cevap ve ataerkil
değerlere, erkeğin gücü ve üstünlüğünün zorlamalarına bir başkaldırı olarak görülmektedir.
Yetiştirme tarzı ise; bu bahsi geçen aile yapısına sahip olan bireylerin düşünce yapılarının
zamanla değişmemesi üzerine ortaya çıkan yeni nesillerin ailelerinden gördüğünü
uygulamaya devam etmesi üzerine şiddete meyilli hale gelmek ve birçok kötü sonuca sebep
olduğu saptanmıştır. Dış faktörler olarak adlandırdığımız aslında bahsettiğimiz bu aile
yapısının toplum haline geldiği ve sayıca büyük bir kitle haline gelmesi üzerine büyük veya
küçük etkilerde bulunarak bireylerin yaşamına müdahalelerinde, fark ederek veya
etmeyerek duygusal şiddet uygulamada bir rol model haline gelmesidir. Şiddeti teşvik eden
veya engelleyen bir iklim yaratılması, bireysel sı̇lahlanmanın teşvı̇k edı̇lmesi, erkeklerin
kadınlar üzerindeki hakimiyeti, siyasi çatışmaların fazla olması, göçmenlere karşı
ayrımcılığın fazla olması, gruplar arasındaki ayrımcılık vb. gibi.
Duygusal Şiddetin Varlığını Gösteren 10 Belirti: Duygusal şiddetin uygulandığı kişi ve
ortam farklılıklarına göre değişiklik gösteren bu belirtiler temelde ele alınmak gerekirse şu
10 başlıkta ele alabiliriz:
1. Kıskançlık: Kıskançlık bir duygusal şiddet belirtisidir. İnsan sahip olduğu ve
paylaşmak istemediği kişiyi kıskanarak ona acı çektirir.
2. Değersizlik Duygusu Oluşturmak: Şiddet uygulayan insanın bir özelliği de
karşıdakini çok sık eleştirmesidir. Bu da duygusal bir şiddet şeklidir.
3. İhmal: Duygusal şiddet olarak tanımlanan bir başka özellik ise ihmaldir. Duygusal
ihmal, hislere değer vermemek şeklinde ortaya çıkar. 29
4. Aşağılanma: Kişinin fiziksel görünümünden, gerçekleştirilen bazı davranışlardan,
belirli bazı özelliklerden vb. birçok türde olabilir. Kısacası, saldırgan canını yakmak
istediğinde, bunu başarmanın her zaman bir yolunu bulacaktır. 30
5. Yalnızlaştırma: Şiddeti uygulayan kişi, mağduru en yakınlarından; ailesinden,
akrabasından, arkadaşlarından bile ayırmaya çalışır. Mağdurun tamamıyla kendisine
ait olmasını ve maddi manevi her türlü destek için yalnızca kendisiyle iletişim
kurmasını ister. Bu amaçla mağdura; yakınları tarafından sevilmediğini, hor
görüldüğünü ve kimsenin onu istemediğini söyler.
6. Akıl Bulandırma: Birlikte olunan kişi, mağduru sürekli kendi akıl sağlığını
sorgulamaya iter. Kendi kendine sürekli bir şeyler kurduğunu, hiçbir şeyin
29 https://www.mynet.com/duygusal-siddet-nedir-psikolojik-siddet-nasil-olur-110104560672
30 https://www.agahhukuk.com/duygusal-siddet-nedir/
44
mağdurun düşündüğü gibi olmadığını söyler. Böylelikle mağdurun kendine olan
inancını kırar. 31
7. Küçümseme ve Araya Girme: Bu tip duygusal şiddet, sizi sürekli düzeltme,
cümlelerinizi sizin yerinize bitirme veya sizin adınıza sizin izniniz olmadan
konuşma ve sizin konuşmanıza izin vermeme gibi benlik saygınızı ve güveninizi
zayıflatan bir türdür. Başkaları etrafındayken de gerçekleştirilebilir.
8. Duygu Sömürüsü: Duygu sömürüleri ve kendini acındırarak karşısındakini kötü
hissettirmek de bir duygusal şiddet türüdür. Manipülasyona girer. Size kendinizi
suçlu hissettirmesi yönüyle, fark edilmesi zor olabilen bir duygusal şiddet türüdür.
9. Kontrolcülük: Nereye gittiğinizi, kimle konuştuğunuzu veya düşündüklerinizi,
yani her hareketinizi, tüm hayatınızı kontrol etmeye çalışan kişiler, duygusal
istismarcılardır. Kişinin eşyalarını karıştırmak, mesajlarına bakmak, onu gizlice
takip etmek, casusluk yapmak da duygusal istismardır, çünkü kişisel sınırları göz
ardı eder. Partnerin ne giyeceğini, nereye gidip saat kaçta geri döneceğini, kimle
nasıl görüşeceğini kontrol etmek, duygusal istismardır.
10. İnkâr: Duygusal şiddeti uygulayan kişi, bir olayın gerçekleştiğini veya bir konuda
söz verdiğini inkâr edebilir. Daha önce sizi incitecek bir davranışını yapmadığını,
sizin hayal gördüğünüzü, öyle bir şeyin ağzından çıkmayacağını söyleyebilir, iyi
niyetinden şüphe etmeniz sebebiyle sizi suçlayabilir. Yavaş yavaş kendi
hafızanızdan ve algınızdan şüphe duymaya başlayabilirsiniz.
Duygusal Şiddet Kimler Tarafından Uygulanır?: En yaygın olarak aile içinde görülen
duygusal şiddet; partner tarafından uygulanmakta olup ayrıca flört şiddeti olarak da
adlandırabileceğimiz ilişkilerde de bu şiddet türü görülmektedir. Ayrıca büyükten küçüğe her
yaşta kişilerin uygulaması sonucu, özellikle okul çağındaki çocukların akran zorbalığı adı
altında duygusal şiddete maruz kaldığı saptanmıştır. Kendine güveni olmayan birey, partnerini
kontrol altına almaya çalışır. Partnerine değersiz davranıp aşağılayan birey kendi
özgüvensizliğini bu şekilde kapamaya çalışıp kendini yücelttiğini düşünür. Duygusal şiddet
fiziksel şiddette de olduğu gibi azalmaz, ilişki devam ettiği sürece hep bir kısır döngü içinde
varlığını arttırarak sürdürür. 32
Duygusal Şiddetin Sonuçları: Duygusal şiddet, kişinin duygusal ve psikolojik durumunu ciddi
şekilde etkileyebilir ve genel yaşam kalitesini düşürebilir. 33 Ayrıca, duygusal şiddetin etkisiyle
kişi kendini çaresiz hissedebilir ve kendisini suçlu hissetmeye başlayabilir. Aşağıda duygusal
şiddetin sonuçlarını başlıklar altında sınıflandırdığımızı görebilirsiniz.
Fiziksel sonuçlar: Uyku bozuklukları, hipertansiyon, baş ağrısı, sindirim bozuklukları, kas
ağrısı gibi kronik stresle ilişkili bozukluklar… Ayrıca genel anksiyete gibi sinir
bozuklukları.
Psikolojik sonuçlar: En yaygın sonuçlardan biri, düşük benlik saygısı ve artan stres ve
kaygıya yol açabilecek suçluluk duygularıdır. Madde kullanımı, size acı çektiren
gerçeklikten kaçma girişimi olarak da ortaya çıkabilir.
31 https://www.evimdekipsikolog.com/blog/duygusal-psikolojik-siddet-nedir-nasil-basa-cikilir/
32 https://www.doktorsitesi.com/blog/makale/duygusal-siddet-nedir
33 https://sametak.net/duygusal-siddet-nedir/
45
Sosyal sonuçlar: İstismarın ana yansıması izolasyondur. Kurban pratikte yalnız kalır,
kendini suçlar ve en yakın çevresinin onu anlayamayacağına inanır. Çalışmaları ve
akademik performansları da düşebilir.
46
KAYNAKÇA
1. https://www.mynet.com/duygusal-siddet-nedir-psikolojik-siddet-nasil-olur-
110104560672
2. https://www.agahhukuk.com/duygusal-siddet-nedir/
3. https://www.evimdekipsikolog.com/blog/duygusal-psikolojik-siddet-nedir-nasil-basacikilir/
4. https://www.doktorsitesi.com/blog/makale/duygusal-siddet-nedir
5. https://sametak.net/duygusal-siddet-nedir/
47
KADINA KARŞI ŞİDDET
ŞİDDET NEDİR?
6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un
2.maddesinin ‘d’ bendinde şiddet; “Kişinin, fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik açıdan
zarar görmesiyle veya acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri,
buna yönelik tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfî engellenmesini de içeren, toplumsal,
kamusal veya özel alanda meydana gelen fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya ekonomik her
türlü tutum ve davranış.” olarak tanımlanmıştır. Bu tanım İstanbul Sözleşmesi’nde yapılan
şiddet tanımıyla aynı doğrultudadır. Kanun kapsamında sadece şiddet mağduru değil, şiddet
mağduru olma tehlikesinde bulunan kişiler de korunmuştur.
6284 sayılı kanunun kapsamı ile İstanbul Sözleşmesi’nin kapsamı arasındaki en büyük
fark; İstanbul Sözleşmesinde şiddet, toplumsal cinsiyet eşitliği temelinde düzenlenmişken 6284
sayılı kanunda toplumsal cinsiyet eşitliğine yer verilmemiş olmakla birlikte yalnızca kadınerkek
eşitliğinden bahsedilmektedir. Kadına karşı şiddetin hem nedeni hem de sonucu olan
toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ele alan ilk uluslararası sözleşme İstanbul sözleşmesidir.
KADINA KARŞI ŞİDDET NEDİR?
Yine 6284 sayılı kanunun 2. maddesinin ‘ç’ bendinde kadına yönelik şiddet; “kadınlara,
yalnızca kadın oldukları için uygulanan veya kadınları etkileyen cinsiyete dayalı bir ayrımcılık
ile kadının insan hakları ihlaline yol açan ve bu kanunda şiddet olarak tanımlanan her türlü
tutum ve davranış.” olarak tanımlanmıştır.
İstanbul Sözleşmesi kapsamında kadına karşı şiddet; “İster kamusal ister özel alanda
meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik acı veya ıstırap veren veya
verebilecek olan toplumsal cinsiyete dayalı her türlü eylem veya bu tür eylemlerle tehdit etme,
zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma anlamına gelir ve bir insan hakları ihlali
ve kadınlara yönelik ayrımcılığın bir biçimi olarak anlaşılmaktadır”. Bu tanımdan da
anlaşılacağı üzere İstanbul sözleşmesinde, kadınlarla erkekler arasında tarihten gelen eşit
olmayan güç ilişkilerinin şiddetin tezahürü olduğu temelinden hareketli bir şiddet tanımı
yapılmıştır. Ev dışında gerçekleşen her türlü şiddet bu tanıma girmektedir ve mağduru haliyle
yalnızca kadındır. Fakat sözleşme 18 yaşından küçük kız çocuklarını da kapsamaktadır.
EVİÇİ ŞİDDET NEDİR?
İstanbul Sözleşmesi’nde, ev içi şiddet, “mağdurla aynı ikametgahı paylaşmakta olsun
veya olmasın veya daha önce paylaşmış olsun veya olmasın, aile içinde veya aile biriminde
veya mevcut veya daha önceki eşler veya birlikte yaşayan bireyler arasında meydana gelen
fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik şiddet” olarak tanımlanırken; 6284 sayılı kanunda ev
içi şiddet “şiddet mağduru ve şiddet uygulayanla aynı haneyi paylaşmasa da aile veya hanede
ya da aile mensubu sayılan diğer kişiler arasında meydana gelen her türlü fiziksel, cinsel,
psikolojik ve ekonomik şiddet” olarak tanımlanmıştır.
İki tanım arasındaki farka bakılacak olursa 6284 sayılı kanundaki tanımın daha muğlak
bir ifadeden ibaret olduğu açıktır. Bu muğlaklığın temelinde kanun kapsamında korunacak
kişilerin kim olduğunun açıkça düzenlenmemiş olması yatmaktadır.
48
YÜRÜRLÜKTEKİ MEVZUATTA KADINA KARŞI ŞİDDET
Anayasa m.10/2’de “Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin
yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine
aykırı olarak yorumlanamaz.” şeklindeki düzenlemeden de anlaşılacağı üzere ülkemizde
yalnızca kadın-erkek eşitsizliği üzerinde durulmaktadır. Yukarıda bahsettiğim üzere İstanbul
sözleşmesindeki gibi bir toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden bahsedilmemektedir. Hem
anayasadaki bu maddeyle hem de ülkemizde halen uygulanmakta olan CEDAW sözleşmesi
(daha detaylı ele alınacaktır.) ile devlete çeşitli sorumluluklar yüklenmiştir. Devlet, kadınlar ve
erkekler arasındaki eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlü olduğu gibi kabul ettiğimiz
CEDAW sözleşmesinde üye devletlere düzenli olarak kadın erkek eşitliği hususunda rapor
düzenlenmesi yükümlülüğü de yüklenmektedir.
Türk Ceza Kanunu’nda 2022 yılında bazı maddelerde değişiklik yapılmıştır. Kasten
öldürme suçunun nitelikli halini düzenleyen m.82/1(f) fıkrasına suçun kadına karşı işlenmesi
hali eklenmekle birlikte; kasten yaralama suçunun düzenlendiği 86. maddenin ikinci fıkrasına,
işkence suçunun düzenlendiği 94.maddenin ilk fıkrasına, eziyet suçunun düzenlendiği
96.maddenin yine ilk fıkrasına ve tehdit suçunun düzenlendiği m.106/1’e suçun kadına karşı
işlenmesi halinde cezanın alt sınırının yükseltileceği eklenmiştir.
Yukarıda da sıkça bahsettiğim 6284 sayılı kanunun 1.maddesinin ilk fıkrasında kanunun
amacından bahsedilmiştir. Bu maddeye göre kanunun amacı; şiddete uğrayan veya şiddete
uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip
mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak
tedbirlere ilişkin usul ve esasları düzenlemektir. Aynı maddenin 2’nci fıkrasının son bendinde
kadınlara karşı cinsiyete dayalı şiddeti önleyen ve koruyan özel tedbirlerin ayrımcılık olarak
yorumlanamayacağı düzenlenmiştir.
1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nde Hukuk Politikaları Kurulu’nun görev ve
yetkilerini düzenleyen m.27/1 (e)’ye göre hukuk politikaları kurulu kadınlara ve çocuklara karşı
şiddet, aile içi şiddet ve çocuk istismarını önlemek amacıyla çalışmalar yapmakla
görevlendirilmiştir. Aynı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 70.maddesinde ise Kadın Statüsü
Genel Müdürlüğü’nün görev ve yetkileri düzenlenmiş olmakla birlikte genel müdürlüğe, kadına
karşı ayrımcılığın önlenmesi amacıyla ulusal politika ve stratejileri belirlemek, bu politikaları
uygulamak dahası uygulamaların yeterliliğini izlemek ve raporlamak görevleri verilmiştir.
Aynı zamanda kadına yönelik her türlü şiddetin, taciz ve istismarın önlenmesi ve kadının sosyal
yaşamından kaynaklanan sorunların çözümüne katkı sağlama görevi de vardır.
Tüm bu bahsedilen mevzuat maddelerinden de anlaşılacağı üzere kadına karşı şiddetin
kanun koyucu tarafından da büyük bir sorun olarak görüldüğü aşikardır. Politikalar
oluşturulması için kurulan çeşitli yapıların işlevselliği hakkında tartışmak mümkün olduğu gibi
tüm bu mevzuatın kadına yönelik şiddetle mücadelede büyük bir adım olduğu da tartışılamaz
bir gerçektir.
ŞÖNİM
6284 sayılı kanunun kabul edilmesi ile Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM)
kurulmuştur. ŞÖNİM, şiddetin önlenmesi ile koruyucu ve önleyici tedbirlerin etkin olarak
uygulanmasına yönelik destek izleme hizmetlerinin verildiği merkezlerdir. (6284 s. Kanun
m.2/1(f)) Şiddet mağdurunun 6284 sayılı kanundan yararlanabilmesi için başvuracağı
49
merkezlerin başında gelmektedir. 7 gün 24 saat esasıyla çalışmakla birlikte ülkenin dört bir
yanında kurulmuşlardır.
CEDAW (KADINA KARŞI HER TÜRLÜ AYRIMCILIĞIN ÖNLENMESİ
SÖZLEŞMESİ)
CEDAW BM Genel Kurul’u tarafından 1979 yılında kabul edilmiş ve 1981 yılında
yürürlüğe girmiştir. Ülkemiz tarafından da 1985 yılında kabul edilmiştir. Sözleşmenin ana
amacı kadın haklarını güvence altına alınması ve geliştirilmesidir. CEDAW gerçek cinsiyet
eşitliğini hedeflemekle birlikte kadınlara yönelik ayrımcılığı önlemek ve toplumsal basmakalıp
yargıları değiştirmek için üye devletleri rapor hazırlamakla yükümlü kılmaktadır. Kadın
örgütleri CEDAW Komitesine sunmak üzere “gölge” adı verilen raporlar yayınlamaktadır.
Ülkemizde Kadının İnsan Hakları Derneği (KİH) 1997 yılından beri gölge raporu
hazırlamaktadır.
1999 yılında CEDAW ihtiyari ek protokolü hazırlanmış ve üye devletler tarafından
imzalanmıştır. İhtiyari protokol cinsiyet ayrımcılığı ve hak ihlallerine maruz kalan bireylerin
CEDAW komitesine şikâyet hakkı tanımıştır. CEDAW sözleşmesine başvurulabilmesi için iç
hukuk yollarının tüketilmiş olması gerekmektedir. Şikâyet doğrultusunda yaşanan hak ihlali
büyük boyutlarda olmadığı sürece komite yalnızca devlete görüş ve tavsiyelerde bulunur. Hak
ihlalinin daha büyük boyutlarda olması halinde komite üye devletten izin alarak inceleme
yapmaktadır. Ülkemizde ihtiyari protokol 2000 yılında kabul edildi ve 2002 yılında yürürlüğe
girmiştir.
1992 yılında CEDAW komitesi tarafından “kadına karşı şiddet” konulu 19 sayılı genel
tavsiye kararı kabul edilmiştir. 2017 yılında ise bu karar güncellenmiş ve “kadınlara yönelik
toplumsal cinsiyete dayalı şiddet” başlığı altında 35 numaralı genel tavsiye kararı
yayınlanmıştır. Yayınlanan 35 numaralı genel tavsiye kararında yenilik olarak kadınlara
yönelik şiddetin bazı durumlarda işkence olarak ve doğurganlık haklarına ilişkin kısıtlamanın
kadına karşı şiddet olarak kabul edileceği düzenlenmiştir.
Ülkemizde şimdiye kadar 6 gölge raporu yayınlanmıştır. İlk olarak 1992 yılında
yayınlanan gölge raporu 1997, 2005, 2010, 2016, ve son olarak 2021 yılında yayınlanmıştır.
İSTATİSTİKLER
Türkiye Barolar Birliği Dergisinde 2017 yılında Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddet
Üzerine Bir Alan araştırılması yapılmıştır. Bu araştırmada şiddet gördüğü belirlenmiş
200 kadın ile görüşülmüştür.
Yukarıdaki tablodan anlaşılabileceği gibi şiddete maruz kalan kadınların neredeyse %40’ı 30-
40 yaş aralığındadır. En az oran ise 20 yaş altı ve 60 yaş üstü kadınlardadır.
50
Tablo 2’de ise şiddete maruz kalan kadınların eğitim seviyeleri sorulmuş ve en fazla oranın ilk
okul mezunu veya ilkokul terk kadınların oluşturduğu görülmüştür. En az oran ise üniversite
mezunu veya üniversite terk kadınlardadır.
Medeni durumları hakkında yapılan dağılıma bakıldığında ise şiddete maruz kalan kadınların
yarısından fazlasının evli olduğu görülmüşken en az oranın birlikte yaşayan kadınlarda olduğu
aşikardır.
2017 yılına göre şiddete maruz kalan kadınların %82’sinin geliri 500 TL ile 5000 TL arasında
olduğu görülmüştür. Gelir durumları arttıkça şiddete maruz kalan kadınların sayısının azalacağı
düşünülse de yapılan bu araştırmada 5001-10000 TL arasındaki yüzdenin 10001-15000 TL
arasındaki yüzdeden daha az olduğu görülmüştür.
Şiddete maruz kalan kadınların en temel beklentisinin kendileri için eğitim olanaklarının
arttırılması olduğu görülmektedir. Bir sonraki beklentileri ise kendileri için iş imkanlarının
arttırılması olduğu görülmüştür.
51
Ekonomik İş Birliği ve Kalkınma Örgütü (OECD)’nün 2019 yılında yaptığı
hayatlarında en az bir kez eşi veya sevgilisinin fiziksel veya cinsel şiddetine maruz
kalanların oranına ilişkin yaptığı çalışmada Türkiye’de kadına şiddet oranı %38 olarak
tespit edilmiştir.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun yayınladığı rapora göre 2022 Ocak
ayından Ekim ayına kadar 246 kadın cinayeti işlenmiş ve 186 kadın şaibeli bir şekilde
ölmüştür. Ülkemizin İstanbul Sözleşmesi’nden ayrıldığı 2021 yılında yine Kadın
Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun yayınladığı rapora göre 280 kadın cinayeti
işlenmiştir. Raporumuzun konusu her ne kadar kadına karşı şiddet de olsa şiddetin bir
sonraki aşamasının cinayet olduğu akıllardan çıkarılmamalıdır.
2000 kişinin katıldığı bir başka araştırmada katılımcıların %72’si toplumda yaşanan en
büyük sorunlardan birinin şiddet olduğunu söylemektedir. Kadınların %76’sı ve
erkeklerin %67’si en büyük sorunun şiddet olduğunu belirtmiştir. Katılımcılara şiddetin
en büyük nedeninin ne olduğu sorulduğunda en büyük nedenin %54 ile öfke olduğu
belirtilmiştir. Öfkenin arkasındansa %38 ile anlaşmazlıklar ve %30 ile ekonomik
dengesizlikler gelmektedir. Yolda şiddete maruz kalan birini gördüğünde kadınların
%58’i ve erkeklerin %44’ü müdahale etmeden polisi arayacaklarını bildirirken
katılımcıların %2’si herhangi bir müdahalede bulunmadan ortamdan uzaklaşacaklarını
belirtmiştir.
SONUÇ
Tüm bu anlatılanlar ışığında kadına karşı şiddetin ülkemizde yıllar geçtikçe daha büyük
kanayan yara olduğu ve gelecekte de olmaya devam edeceği aşikardır. Bu geleceğe “DUR”
denebilmesi için ülkemiz genelinde yıllar içinde yapılan çalışmalardan ve yürürlüğe konulan
mevzuattan bahsettik. Atılan her bir adımın gelecekte yaşayacağımız kadına karşı şiddet
olaylarını azaltacağını umut ediyoruz.
Kadına yönelik şiddeti ve doğurduğu kadın cinayetlerine bir de biz “DUR” demek
istiyoruz. Bu amaçla da ilk adım olarak bu raporu hazırlamış bulunuyoruz. Sizlerle beraber
yapacağımız eğitimlerle şiddete maruz kalan veya bir yakını şiddet mağdur olan kişilerin neler
yapabileceği ve ileriki adımlarda hangi hukuki yollara başvurabileceğini toplumun her
kesimindeki insanlara anlatmak istiyoruz.
52
KAYNAKÇA
1. EDİZ, Ayşe; ALTAN, Şenol (2017), Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddet Üzerine Bir
Alan Araştırması
2. EROĞUZ, Kaan (2022,10,25). Kadına Yönelik Şiddette Dünya Liderliği. Türkiye
Raporu. https://turkiyeraporu.com/arastirma/kadina-yonelik-siddette-dunya-liderligi-
11275/
3. Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi (CEDAW).
Kadının İnsan Hakları. https://kadinininsanhaklari.org/savunuculuk/uluslararasisozlesmeler-ve-mekanizmalar/cedaw/
4. Kadına Karşı Şiddet Araştırması. (2020). Twentify.
https://www.twentify.com/tr/blog/kadina-siddet-arastirmasi-2020
5. Kadına Yönelik Şiddet. (2023,07,23). Vikipedi.
https://tr.wikipedia.org/wiki/Kad%C4%B1na_y%C3%B6nelik_%C5%9Fiddet
53
HAYVANA KARŞI ŞİDDET
Bu raporda hayvan haklarının ne olduğundan ihlali türlerinden artma sebeplerine kadar
birçok başlıktan bahsedilmektedir. Hayvanlara uygulanan şiddetin aslında başka bir canlıya
uygulanacak şiddetin bir ayak sesi olduğu açıktır. Savunmasız bir canlıdan hırs ve öfkenin
çıkartılması ve bundan tatmin duyulması aslında izahtan varestedir. Hayvana şiddet birçok
şekilde karşımıza çıkmaktadır. Psikolojik şiddet, fiziksel şiddet, cinsel saldırı ve bunun yanında
sömürülme de aslında hayvanlara karşı uygulanan bir şiddet türüdür. Aslında toplum olarak
birçok hayvana şiddet uygulanan durumu normalleştirmişiz. Örnek vermek gerekirse; sirkler,
yunus parklar, hayvanat bahçeleri, horoz ve köpek dövüşleri, canlı hayvan ticareti, özellikle
avcılık ve aşırı avlanma gibi durumların bazıları bir zaman ülkemizde yapılmış bazıları ise
ülkemizde hala devam etmektedir. Bu konunun detayları raporda işlenmiştir. Hayvana karşı
uygulanan şiddetin temel taşları; eğitim, denetim, empati ve yaptırımdır. Raporun sonunda bazı
olaylara yer verilmiş ve bu konulardan yapılan çıkarımlar size sunulmuştur.
HAYVAN HAKLARI VE HAYVAN REFAHI KAVRAMLARI NEDİR VE HAYVAN
HAKLARI NEDEN OLMALIDIR?
Hayvan hakları ve hayvan refahı kavramları birbirinden farklı kavramlardır. Hayvan
refahı; uygun barınak ve beslenme, tedavi ve hastalık önleme ve insancıl muamele temelinde
hayvanların gıda, eğlence, giyim ve spor sektörlerinde kullanılabileceğini öne sürer. Yani her
iki tarafın da çıkarlarını dikkate alarak, belirli koşullar altında hayvanların kullanılmasını
savunan görüştür.
Hayvan hakları ise hayvan hakları aktivisti Tom Regan’ın ifade ettiği ‘duyarlılık ve
bilinç’, özne’ ve ‘saygı yükümlülüğü ‘gibi kavramlar temelinde açıklanabilir: Bir varlık acı
çekebiliyorsa, acıya duyarlı ise o bir canlıdır ve hayatın öznesidir. 34 Her canlı doğuştan gelen
bir doğal değere sahiptir. O canlının hayatı elinden alınamaz ve yaralanmadan zarar göremez.
Hayvanlar da insanlara benzer olarak bilinci, hissi olan canlılar ve her ikisi de hayatın özneleri.
Bundan dolayı onların da insanlar gibi saygı görmeleri en doğal hakları. Sonuç olarak Hayvan
hakları onların da tıpkı insanların temel çıkarlarının korunduğu gibi korunması gerektiğini ve
insanların onları kullanma hakkına sahip olmadığını savunan görüştür.
HAYVAN REFAHI
İnsan yararına kullanılan hayvanların
fiziksel veya psikolojik acı çekmemesi için
gayret gösterilmesini hedefler. İnsan
çıkarları hayvan çıkarlarından daha
önemlidir.
HAYVAN HAKLARI
İnsan çıkarları nedeniyle hayvan çıkarları göz
ardı edilemez. Hayvanlara yönelik insan
kaynaklı her türlü istismar reddedilir.
34
1 Regan, Tom. Hayvan hakları davası. Wikipedia
https://en.wikipedia.org/wiki/The_Case_for_Animal_Rights
54
HAYVAN HAKLARI İHLALİ NEDİR VE HAYVAN HAKLARI İHLALİ TÜRLERİ
NELERDİR?
Hayvan haklarının tanımına yukarıda yer verdik. Hem yukarıda değindiğimiz konularda
hem de on dört maddeden oluşan Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi gereğince belirtilen
hakların yok sayılması, tahrip edilmesi gibi durumlar hayvan hakları ihlalini ortaya çıkarır.
Hayvan haklarının ihlalini türlere ayırmak gerekirse;
1. Yaşam hakkı ihlali
2. Cinsel istismar ve işkence
3. Belediye ve kamu çalışanlarının sebep olduğu özgürlüğü kısıtlama
4. Cinsel şiddet
5. Beden dokunulmazlığının ihlali 35
Yaşam hakkı ihlali; Hayvan Hakları Evrensel bildirgesine göre, bütün hayvanlar yaşam
önünde eşit doğar ve aynı var olmak hakkına sahiptir. Bütün hayvanlar saygı görme hakkına
sahiptir. Bir tür hayvan olan insan, öbür hayvanları yok edemez, bu hakkı çiğneyerek onları
sömüremez, bilgilerini hayvanların hizmetine sunmakla görevlidir. Bütün hayvanların
insanlarca gözetilme, bakılma ve korunma hakları vardır. Bu maddelerin doğrultusundan ve
amaçlarından saparak yapılan hareketler hayvanların yaşam hakkının ihlalidir. Misal vermek
gerekirse Toplu zehirleme, kesici ve delici aletlerle ve ateşli silahlarla yaralama, cinsel şiddet,
deri yüzme, sert cisimle şiddet uygulayarak öldürme, uzuv kesme ve ihmal, deney amaçlı
ölümleri içerir.
Cinsel istismar ve işkence; Hayvanlarda fiziksel ya da psikolojik bir acı çektiren deneyler
yapmak, hayvan haklarına aykırıdır. Tıbbi bilimsel, ticari ve başka biçimlerdeki her türlü
deneyler için de böyledir. Hayvan beslemek için yetiştirilmişse; bakılmalı, barındırılmalı,
taşınmalı, ölümü de korkutmadan ve acı çektirmeden yapılmalıdır. Bu cümleler Hayvan Hakları
Evrensel Bildirgesi doğrultusunda yazılmıştır. Keza hayvanlara yapılan cinsel istismar ve
işkence hem hukuki hem politik hem de toplumsal bir sorundur. Hayvan toplama sırasında
uygulanan fiziksel ve psikolojik şiddet, kulak kesme, köpek ve horoz dövüştürme, darp etme,
kesici aletler ile yaralamalar ve deney sırasında acı çektirme gibi durumları içerir. Bir aylık
raporda en az kırk yedi işkence vakası kaydedilmiştir.
Belediye ve kamu çalışanlarının sebep olduğu özgürlüğü kısıtlama; bu türe istatiksel örnek
vermek durumu daha da netleştirecektir. Dört ihlal vakası raporlanmış. Biri özel harekât polisi
tarafından bir köpeğin vurulması, diğerleri belediye çalışanının köpeği öldürmesi ve yine
belediye çalışanı tarafından köpeğin sakatlanması yeterli örneklerdendir.
Cinsel şiddet; hayvanlara karşı olan şiddet her açıdan çok vahim durumdadır. Türkiye’de
tecavüz edilen hayvanların arasında ineklerin, eşeklerin, koyunların, tavukların, ördeklerin ve
atların da olduğu biliniyor. Fakat bunların çoğu kanıtlanmadığı için medyaya yansımıyor.
Bundan dolayı bu ay en az iki cinsel şiddet vakası raporlanmıştır. Kanıtlanamamasının
sebeplerinden raporun ilerideki başlıklarında bahsedilecektir.
Beden dokunulmazlığının ihlali; Zorunluluk olmaksızın bir hayvanın öldürülmesi demek olan
her davranış, bir "biocide" yani yaşama karşı suçtur. Ayrıca Hayvan Hakları Evrensel
35 Hâkim. (Ocak 2020). Hayvan hakkı ihlalleri raporu https://www.raporlar.org/yasayi-beklerkenhayvan-hakki-ihlalleri-ocak-2020-raporu-hakim/
55
Bildirgesinde yer alan diğer maddelerde ise şöyle denmektedir ‘’ Çok sayıda yabani hayvanın
öldürülmesi demek olan her davranış bir "genocide" yani türe karşı suçtur. Doğal çevrenin
kirletilmesi ve yıkılıp yok edilmesinin sonu "genocide”, soykırıma varır.’’ Meslek etiğine
dikkat edilmeksizin, soykırım boyutlarında sokak hayvanlarına uygulanan kısırlaştırma işlemi,
kuyruk, kulak, boynuz ve gaga kesme gibi hayvan endüstrisi müdahalelerini içerir.
Hayvan deneyleri merkezi etik kurulu (HADMEK) her yıl açıklaması gereken verileri
2017 yılından beri açıklamadığı için tam veri yok.
Bunlara ek olarak ise hayvanın ölü bedenine saygı yani araç trafikte bir hayvana
çarptığında arkasına bile bakmadan kaçmamalıdır, veterinere götürerek müdahale etmeli,
ölmüşse yetkili kurulu arayarak ölü beden oradan kaldırılmalıdır. Hatta hayvana çarpıp
müdahale etmeden kaçmak kanunumuzun 21.maddesine göre suçtur.
Kanunumuzun m.4/h bendine göre hayvanların türüne özgü şartlarda bakılması,
beslenmesi, barındırılması ve taşınması esastır. Her canlıya türüne özgü yerlerde uygun yaşam
ortamı sağlanmalı ve sokak hayvanlarının uygun yerlerde barındırılması için çaba
gösterilmelidir.
HAYVANA ŞİDDETİN ARTMA SEBEPLERİ
Hayvana şiddetin artma nedenini önce psikiyatrist ve nöro psikolog olan Nevzat
Tarhan’ın bakış açısına bakalım, Böyle bir durumda kişi kontrol duygusunu ya da güç bende
düşüncesini tatmin etmek ister. O doyumu zayıf kişilere, hayvanlara ve doğaya karşı şiddet
kullanarak yakalar. Bu durum genellikle içindeki gücü yatıştıramadığı ve karşılık
bulamadığında ortaya çıkar. Biz buna ego tatmini diyoruz. Kişi egosunu tatmin edebildiği
zaman geçici olarak rahatlar. Yaptığı eziyeti kameraya alıp izlediğinde bundan zevk alır. Böyle
bir davranışa anne ve baba katılırsa çocuk bunu onaylanmış davranış olarak görür. Bu psikolojik
yaklaşıma ek olarak hayatımıza giren moderniteyle birlikte bireysellik ve tabii ki bireyselliğin
getirisi olarak bencillik bu şiddetin temelini hazırlıyor. Bunların yanında şiddet bir öfke
sorunudur. Bugün hayvana uygulanan şiddet yarın başka bir canlıya daha büyük bir öfke
patlaması olacağının büyük bir adımıdır. Böyle olayların yaşandığı toplumda takdir edersiniz
ki çocuklar da hayvanlara şiddet göstermeye eğilimli olabilirler. Çocuklar iyi birer
gözlemcidirler ve bir sünger gibi kötü tavırları emerler. Bu emmeyi engellemek için bu kötü
tavra bir tepki gerekir buradan şuraya bağlamak istiyorum hayvana uygulanan cinsel tacizin
kanıtlanması şu an Türkiye’de imkânsız. Bu yetersizlikten dolayı ve ayrıca sürecin yavaş ve
belki de düzgün yürüyememesinden dolayı birçok hayvana karşı cinsel saldırı
kanıtlanamamıştır. Bu durum hayvana şiddeti arttıran en önemli sebeptir. Düzenin oturmaması,
yetersiz ekipman ve bu konu hakkındaki kanuni güncellemelerin yeteri kadar halka
duyurulmaması aslında yapılan eylemin karşılıksız kalması yönünden bir sebeptir daha çok
artmasına sebebiyet verir. 36
36
TARHAN, N. (2018). Hayvana şiddetin psikolojisi. Nevzat Tarhan internet sayfası
https://nevzattarhan.com/hayvana-siddetin-psikolojisi.html?ysclid=ln1ltp6hpk318701924
56
HAYVAN HAKLARI İHLALLERİNE DAİR DEĞİNİLMESİ GEREKEN DİĞER
KONULAR
Hayvan Deneyleri
İlaçlar vb. durumlar için gerekli ve etik kurallara göre yapılan hayvan deneylerinin
dışında, Kozmetik ürünlerinde güvenilirliğini test etmek için hayvan deneylerine başvuruyorlar.
Bu sebepten dolayı dünyada bir yılda milyonlarca hayvan ölüyor ve de fiziksel zarara uğruyor.
Son yıllarda bu konuda biraz farkındalık kazanılmış hatta bazı firmalar bundan vazgeçmiş olsa
da hala daha hayvanların yaşamsal hakları gasp edilmeye devam ediyor. Özellikle de bu konuda
önde gelen ülkelerden biri Çin. Çin’deki kozmetik kurallarına göre bir ürün Çin’de üretilmemiş
olsa bile Çin pazarında satışa sunulmadan önce hayvanlar üzerinde test edilmesi zorunludur.
PeTA’ya göre Çin’de satışa sunulacak her bir ürün için 72 hayvan kullanılıyor. 37
Hayvan Ticareti
Hayvanları koruma kanununa göre; satılırken, hayvanların sağlıklarının iyi,
barındırıldıkları 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ile 14 Temmuz
2022’den itibaren kedi, köpek gibi evcil hayvanların pet shoplarda satılması yasaklandı. Peki
bu bir şeyi engelledi mi? Denetimler ile engellenebildi mi? Bu konu için sunulan çözüm fikirleri
hayvanları mal olmaktan çıkarıp ‘’can’’ olmasını sağlamış mıdır?
Sirk
“Bir file bedensel cezalandırma uygulanırken bu ceza o kadar
zorlayıcı olmalıdır ki fil bunun gerçek bir ceza olduğunu sezebilsin.”
(Fil terbiyecisi Alan Roocroft, Managing Elephants)
Sirklerde hayvanlar başkalarını eğlendirebilmek için zorlu eğitimlerden geçmek
zorundalar. Hayvanların bu gibi yerlerde ağır bedensel hareketler altında oynatılması fiziksel
bir şiddet ve onların orada tutulması yaşam özgürlüğünün ihlalidir. 5199 sayılı hayvanları
koruma kanunu m.11 de ‘Hayvanlar, doğal kapasitesini veya gücünü aşacak şekilde veya
yaralanmasına, gereksiz acı çekmesine, kötü alışkanlıklara özendirilmesine neden olacak
yöntemlerle eğitilemez. ‘Denilmiş ve m.14 de ‘Hayvanları, gücünü aştığı açıkça görülen fiillere
zorlamak.’ Yasaklanmıştır.
Hayvanat Bahçeleri ve Yunus Parklar
Bir başka önemli sorun ise hayvanat bahçeleri ve yunus parklarıdır. Hayvanların doğal
ortamlarından koparılıp kendilerine uygun olmayan başka bir ortama getirilmesi ve orada
37 Güven, Y, Ö. (2020). Çin’deki hayvan deneyleri. Yeşil gazete https://yesilgazete.org/kozmetikurunlerde-hayvan-deneyleri-hakkinda-temel-bilgiler-yagmur-ozgur-guven/
57
tutulması hayvanların özgürlüğünü kısıtlamaktadır. Ayrıca uygun olmayan iklimde, uygun
olmayan şartlarda bakılması onları hem psikolojik olarak etkilemekte hem de onları hasta
edebilmektedir. 5199 sayılı kanunda 2021 yılı değişiklikleri ile kara ve su sirkleri ile yunus
Parklarının kurulması yasaklanmıştır. Hayvanat bahçeleri ile ilgili bir yasak gelmemekle
birlikte doğal yaşam parkı adı altında hayvanların etolojisine ve tabiatına uygun, serbest
dolaşımlarına imkân veren alanlar kurulabilir denmiştir. Temelde bu çözümler bir önceki
durumlarla bir fark yaratmamaktadır. Hayvanlar yine doğal ortamlarından koparılıp suni
ortamlara adapte edilmeye çalışılmıştır. Bu tarz ortamlar hayvanları hırçınlaştırıyor çünkü
normalde insan ve bazı hayvanlar aynı ortamda bulunmazken zorla aynı lokasyona
koyduğumuz zaman hayvanlar farklı reaksiyonlar verebiliyor. Ayrıca hayvanların mentâl
dengesini bozduktan sonra aynı hayvanların insana zarar verme tehlikesinden dolayı zarar
görmesi de bu parkların sorunlarındandır.
Avcılık ve Aşırı Avlanma
Avcılar, binlerce savunmasız canlıyı keyif için öldürüyor. Üstelik içlerin de nesli
tükenmekte olan canlılar da öldürülüyor. Bu durum 5199 sayılı hayvanları koruma kanununa
aykırı olduğu halde maalesef ki ülkemizde avcılık hala yasaklanmış değil. Kanunumuz
hayvanları, onların yaşam alanlarını korumak, onların acı ve ızdırap çekmelerini önlemek ve
mağduriyetlerini giderme amacı güderken, m.8 uyarınca bir hayvan neslini tüketecek her türlü
müdahale yasakken av turizmi adı altında yapılan avlanma hak ihlalidir.
Faytonlar
5199 sayılı hayvanları koruma kanununun 14.maddesinin m bendindeki yasağa göre
Hayvanlara işkence yapmak veya acımasız ve zalimce muamelede bulunmak yasaktır. Ama
ülkemizde bunun maalesef açıkça örneğini görmekteyiz: faytonlar
Özellikle turistik yerlerde sıcağın ve o kadar insan yükünün altında atlar saatlerce
yürütülüyor ve bunun üzerinden maddi bir kazanç sağlanıyor. Kanunumuzda faytonlar açıkça
yasaklanmış değildir fakat 14.madde m bendi uyarınca bu durum adil değil ve vicdanen de
doğru değildir. Hatta İstanbul Adalar’da ve bazı belediyelerde faytonlar yasaklanmıştır.
Horoz, Deve, Boğa ve Köpeklerin Dövüştürülmesi
Sırf zevk için ya da para için hayvanları dövüştürmek, onların yaralanmasına sebep olarak
acı çektirmek insanlık dışı bir davranıştır. Bu durum da yine hem vicdanen hem kanunen uygun
değildir. 5199 sayılı hayvanları koruma kanununun 10. Maddesine göre Bir hayvanın; acı,
ıstırap ya da zarar görecek şekilde, film çekimi, gösteri, reklam ve benzeri işler için kullanılması
yasaktır. Ve ayrıca 11.maddeye göre de hayvanları bir başka canlı hayvanla dövüştürmek
yasaktır.
Yine aynı şekilde ülkemizde sırf eğlence için geleneksel sporlar adı altında deve ve boğa
güreşleri yapılmaktadır. Hatta ispanyada boğaların boynuzuna ateş topları koyarak onlara zarar
verilmektedir. Bunlar hem ülkemizde hem de dünyada tepki görmektedir. 5199 sayılı
hayvanları koruma kanununda ise folklorik amaca yönelik, şiddet içermeyen geleneksel
gösteriler bakanlığın uygun görüşü alınarak il hayvan kurulu izni ile düzenlenebilir denmiş ve
bu hayvan hakkı ihlali maalesef ki kesin bir şekilde yasaklanmamıştır.
58
HAYVAN HAKLARININ YASAL ZEMİNİ
Hayvan hakları konusunda uluslararası düzeyde 1968 li yıllardan beri çalışmalar yapılsa
da en önemli uluslararası metin 15 Ekim 1978 tarihli Paris’te ilan edilen hayvan hakları evrensel
beyannamesidir. 5 Bu beyanname yaşayan bütün canlıların doğal haklara sahip olduğunu ve
insanoğlu tarafından bu haklara saygı gösterilmesi gerektiğini ifade eder. Hayvanların
kendilerine özgü yasal bir statülerinin olduğunu ve haklarının hukuk düzeni tarafından
tanınmak zorunda olduğunu, hayvanlara zulüm ve işkence yapılamayacağı vb. temel ilkeleri
ortaya koyar. Ek protokollerle de insanoğlunun yaşayan bütün canlılara karşı ahlaki bir
sorumluluk taşıdığı ve evcil hayvanlara, evi olmayan hayvanlara (sokak hayvanları) yönelik
tutumlarda da ortak bir standart oluşturarak sorumluluk geliştirmenin hedef olduğu
belirtilmiştir.
Ülkemizde ise hayvan hakları konusunda faaliyet gösteren ilk dernek 1955 yılında
Ankara’da kurulmuştur. Avrupa ile uyum süreci nedeniyle sonraki dönemlerde gündeme
gelmiş, yasal düzeyde ise en önemli teminatı 2004 yılında kabul edilen 5199 sayılı hayvanları
koruma kanunu Avrupa sözleşmesi göz önüne alınarak hazırlanmıştır. Birinci maddesinde
kanunun amacı ‘Bu Kanunun amacı; hayvanların rahat yaşamlarını ve hayvanlara iyi ve Uygun
muamele edilmesini temin etmek, hayvanların acı, ıstırap ve eziyet çekmelerine karşı en iyi
şekilde korunmalarını, her türlü mağduriyetlerinin önlenmesini sağlamaktır. ‘Şeklinde
belirtilmiştir. 2006 yılında da çevre ve orman bakanlığı tarafından hayvanların korunmasına
dair uygulama yönetmeliği çıkarılarak 5199 sayılı kanunda yer alan hükümlerin uygulamasına
ilişkin detaylar ele alınmıştır.
Kendi hukukumuzda bir döneme kadar hayvana karşı şiddet suç değil kabahat olarak
görülüyor ve eşya hukukunda yer alıyordu. Örneğin 2019 yılında Ankara'nın Batıkent semtinde
16 köpek zehirlenerek öldürüldü. Davada çıkan 10 yıllık ceza ‘çevreye kasten zarar verme’ ve
‘mala zarar’ suçlarından verilmişti. Daha sonrasında 2021 yılında yapılan düzenlemeler ile
hayvana şiddet, cinsel istismar vb. suçlara karşı hapis cezası kanunda yer almıştır. Fakat bu
cezalar oldukça az olduğundan dolayı pek bir etki yaratmamıştır. Düzenlemelere göre;
Hayvanlara cinsel saldırıda bulunan veya tecavüz eden kişiye altı aydan üç yıla kadar
hapis cezası verilmesi öngörülmüştür. Bu cezanın para cezasına çevrildiği de göz önüne
alındığında suçları azaltmaya yetecek kadar etkili bir ceza değildir. Bu konuda cezaların daha
da caydırıcı olması gerekmektedir.
Katalog Suçlar: Bu suçlar ceza yargılaması bakımından oldukça ciddi olan ve tutukluluk
için karine teşkil eden ağır suçlardır.
Soykırım ve insanlığa karşı suçlar
Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti
Kasten öldürme
Silahla işlenmiş kasten yaralama ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama
Cinsel saldırı ve çocukların cinsel istismarı
Hırsızlık
Uyuşturucu veya uyarıcı madde ihmal ve ticareti
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma
Devletin güvenliğine karşı suçlar
Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar
59
Silah kaçakçılığı ve zimmet suçu
4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren
suçlar
Kasten orman yakma
2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 33’üncü maddesinde sayılan
suçlar
3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7 inci maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen
suçlar.
Yukarıda görüldüğü gibi insanlığa karşı suçlar, insan ticareti ciddi yargılama gerektiren
suçlar arasında yer alırken hayvan ticareti, hayvana şiddet vb. suçlar bu katalogda yer almıyor
bundan dolayı bu cezaları işleyen kişiler tutuksuz yargılanıyorlar. Ve yine bu süreç içerisinde
bu suçları tekrar işliyorlar ve sonrasında da tekrar işleme ihtimalleri artıyor. Yani hayvanlara
karşı işlenen bu suçların katalog suçlarda yer almaması bunların önünü açık bırakmakta ve
caydırıcı olmamaktadır. Yine hayvanlara karşı suç işleyen kişilere verilen cezalar çok az
olduğundan ve yatarı olmadığından dolayı bu zulmü işleyenler işlemekten geri
kalmamaktadırlar.
Ayrıca kanunda cinsel istismar suçu tüm hayvanlar için cezai şarta bağlanmışken
kanunun 28/A maddesi uyarınca bir ev hayvanını veya evcil hayvanı kasten öldüren kişi altı
aydan dört yıla kadar hapis cezası alması öngörülmüştür. Sokak hayvanları için böyle bir cezai
şart bulunmamaktadır.
SON YILLARDAKİ HAYVANA ŞİDDETİN ÇARPICI ÖRNEKLERİ ÜZERİNDEN
ÇIKARIMLAR
BURSA- Bursa'nın Orhangazi ilçesinde Belediye'ye ait sokak hayvanları rehabilitasyon
merkezinde çekilen görüntüler hayvanseverleri ayağa kaldırdı. Görüntülerde sahipsiz
hayvanların kafesler içinde aç ve susuz kaldıkları, bir köpek ve kedinin can çekiştiği görüldü.
(28 Şubat 2021)
Konya Büyükşehir Belediyesi Sahipsiz Hayvan Bakımevi ve Rehabilitasyon Merkezi’nde
bir görevlinin elindeki kürekle bir köpeğe vurarak öldürdüğü görüntüler büyük topladı. (25
Kasım 2022)
Bir diğer çarpıcı olay ise Elâzığ belediyesine ait olan hayvan hastanesi ve geçici
bakımevinde yaşandı. Görevlilerin hayvanlara kötü muamele ettiği, hayvanların birbirini
açlıktan yediği iddiaları ve 4 ay içerisinde bin 62 hayvanın ölmesi üzerine hayvanseverlerin
şikâyeti sebebiyle soruşturma başlatıldı. Tanık Z.Ç görevlinin hayvanı öldürdüğünü ve
hayvanlara kötü muamele yapıldığını gördüğünü söyledi. Ardından görevli, hayvanı zapt
edemediğini bu yüzden öldürdüğünü itiraf etti. Daha önce barınağa eksikler için danışmanlık
hizmeti veren M.K barınakta cerrahi malzeme eksiklerinin olduğunu, eleman eksikliği
olduğunu ve ölen hayvanlar olduğunu gördüğünü söyledi. Hayvanların birbirini yediği iddiası
ise ilk kez bir iddianamede adeta hayvan soykırımı şeklinde tanımlanmasına rağmen bu iddiaya
karşılık karşı taraftan hayvanların birbirini yemesi normaldir şeklinde yanıt geldi. Mahkeme ise
karar olarak ‘görevi kötüye kullanma suçunun’ alt sınırından 6 ay ve 1 ay da iyi hal indirimi
olmak üzere 5 ay ceza verdi.
60
Yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi ülkemizde belediyeye ait bazı hayvan
bakımevlerinde hayvanlar öldürülmüş, terk edilmiş ve kötü muamelede bulunulmuştur. Bu
insanlık suçlarına karşılık sadece hayvanseverlerin şikâyeti üzerine denetlenmesi, denetimin
yetersiz olduğunu ve cezaların maalesef ki yetersiz olduğu ve caydırıcı olmadığı görülmektedir.
61
KAYNAKÇA
1. BM. (15 Ekim 1978). HAYVAN HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİ. Paris:
UNESCO https://www.nilufer.bel.tr/i/pdf/16.pdf
2. Ceylan, t. (28 Mart 2022). Elâzığ barınak davası. Barınak Meleği-Instagram
https://www.instagram.com/p/CbqApYTgcxj/?img_index=1
3. Evci, m. (25 Kasım 2022). KONYA BARINAĞINDAKİ VAHŞET. Sözcü
https://www.sozcu.com.tr/2022/gundem/konyadaki-barinak-vahsetinde-gozaltinaalinan-2-supheli-tutuklandi-7501132/?ysclid=ln1mrtcmxt47521878
4. Hâkim. (Ocak 2020). Hayvan hakkı ihlalleri raporu https://www.raporlar.org/yasayibeklerken-hayvan-hakki-ihlalleri-ocak-2020-raporu-hakim/
5. TARHAN, N. (2018). Hayvana şiddetin psikolojisi. https://nevzattarhan.com/hayvanasiddetin-psikolojisi.html?ysclid=ln1ltp6hpk318701924
6. YANIK, C. (2020). Hayvan hakları.https://avukatcerenyanik.com/2020/12/06/hayvanhaklari-nedir/
62
ÇOCUĞA KARŞI ŞİDDET
Şiddet, bireyin fiziksel, cinsel, psikolojik, duygusal, sosyal veya ekonomik yönden zarar
görmesiyle ya da acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna
yönelik tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfi engellenmesini de içeren, fiziksel, cinsel,
psikolojik, sözlü veya ekonomik her türlü tutum ve davranıştır.
Şiddetin birden çok alt başlığı var. Çocuğa yönelik şiddet ise bunlardan biridir. Çocuğa
karşı şiddet “çocuk istismarı ve çocuklara kötü muamele, sorumluluk, güven veya güç ilişkileri
bağlamında, çocuğun sağlığı, yaşamı, gelişmesi veya onuru açısından fiili veya potansiyel
zararla sonuçlanan her tür fiziksel veya duygusal kötü muameleyi, cinsel istismarı, ihmali veya
ihmalkâr davranışı, ticari veya başka amaçlı sömürüyü kapsar.” 38
ÇOCUĞA KARŞI ŞİDDETLE ALAKALI KAVRAMLAR VE TANIMLARI:
Çocuk: Henüz bedensel, ruhsal ve sosyal yönlerden erginliğe ve olgunluğa ulaşmamış bireydir.
Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi:
Madde 1
Bu Sözleşme uyarınca çocuğa uygulanabilecek olan kanuna göre daha erken yaşta reşit
olma durumu hariç, onsekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılır.
Çocuk Cinsel İstismarı: İstismar, çocuğun bedenine dokunarak veya dokunmadan da
yetişkinin kendi hazzı ve istekleri için çocuğu bir araç olarak kullanmasıdır. Aynı zamanda
çocuklar sadece yetişkinler tarafından değil kendilerine yakın yaştaki çocuklardan da cinsel
istismara maruz kalabilir. Fakat burada bir ayrım vardır. Birbirine yakın yaştaki çocukların
merak duygularına, kendilerini keşfetmeye dayanan oyunları, birbirlerine temasları cinsel
istismar sayılmaz.
Çocukları cinsel istismardan korumak için korkutmadan ve yaşlarına uygun olarak
“Dokunma Kuralını” öğretmek gerekir.
Erken Yaşta Evlilik: Fizyolojik ve psikolojik açıdan evliliğe ve evlat sahibi olacak olgunluğa
erişmeyen 18 yaş altı çocukların evlendirilmesi şeklinde tanımlanmaktadır.
Çocuk Koruma Kanunu’na göre; çocuk, erken yaşta erginliğe ulaşsa dahi 18 yaşını
doldurmamış kişi olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle bireyin kendi kararlarını alabilmesi,
sorumluluk alabilmesi için bedensel, zihinsel ve ruhsal açıdan erginliğe ulaşması gerekir. 18
yaşının altındaki bireyler bu olgunluğa erişemediği için “çocuk” olarak kabul edilmektedir. 18
yaş altındaki evlilikler “erken evlilik” olarak tanımlanmaktadır.
38 BM Çocuğa Karşı Şiddet Araştırması, 2006
63
Cinsiyete göre çocuk evlenmelerinin toplam evlenmeler içindeki oranı, 2002-2021
Kaynak: TÜİK, Evlenme İstatistikleri, 2002-2021
Çocuk İşçiliği: 18 yaşını doldurmamış çocuklar, ailelerinin geçimine katkıda bulunmak için
çok az ücretlerle çalıştırılır. Bu durum onların eğitim haklarından, akranlarıyla geçirecekleri
vakitlerden, sosyal aktivitelerden alıkoymaktadır.
TÜİK Çocuk İşgücü Araştırması (2020) sonuçlarına göre;
Türkiye genelinde 5-17 yaş grubundaki çocuk sayısı 16 milyon 457 bin kişi olarak tahmin
edilmekte ve bu yaş grubundaki çocuklar, kurumsal olmayan nüfusun %2,3’ünü
oluşturmaktadır. Yaş grupları itibariyle, 5-11 yaş grubundaki çocuk sayısının 9 milyon 12 bin,
12-14 yaş grubundaki çocuk sayısının 3 milyon 796 bin, 15-17 yaş grubundaki çocuk sayısının
ise 3 milyon 649 bin olduğu tahmin edilmektedir.
Akran Zorbalığı: Çocuk ya da ergenin kendi yaş grubundaki kişiye karşı fiziksel, sözel ve
davranışsal olarak yaptığı zarar verici tutumlardır.
Zorbalık türlerine göre diğer çocuklar tarafından zorbalığa uğrayan 6-17 yaş grubundaki
çocukların oranı, 2022
Kaynak: TÜİK, Türkiye Çocuk araştırması,2022
ŞİDDETİN ORTAYA ÇIKTIĞI ORTAMLAR:
1. Evde ve aile içinde çocuklara karşı şiddet: Fiziksel şiddet (ölümle sonuçlanan veya
sonuçlanmayan), ihmal, cinsel şiddet, yakın ilişkilerde ve çocuk yaşta yapılan evliliklerde
görülen şiddet, zararlı geleneksel uygulamalar ve psikolojik şiddet.
64
2. Okullarda ve eğitsel ortamlarda çocuklara karşı şiddet: Fiziksel ve psikolojik ceza,
ayrımcılık ve toplumsal cinsiyet temelli şiddet, cinsel şiddet, zorbalık, dövüşmek, fiziksel
saldırı, cinayet ve ciddi yaralama ve okullardaki silahlar.
3. Bakımevlerinde ve adalet kurumlarında çocuklara karşı şiddet: Yetimhane, sığınma
evleri ve diğer bakımevlerindeki şiddet, gözaltı ve tutuklulukta şiddet ve diğer çeşit devlet
gözetimi altındaki çocuklar karşı şiddet (mülteciler, sığınmacılar, göçmenler, kimsesiz
çocuklar, cezaevi benzeri yerlerde ve barış zamanı ordularındaki çocuklar).
4. İşyerlerinde çocuklara karşı şiddet: Ev içi işlerde görülen şiddet, zoraki işçilik,
geleneksel ve modern kölelik biçimleri, seks endüstrisinde ticari cinsel sömürü, tehlikeli
koşullar altında çocuk işçiliği.
5. Toplum içinde çocuğa karşı şiddet: Özellikle ergenlik çağındakilere yönelik polis veya
diğer yetkililer tarafından uygulanan fiziksel ve cinsel şiddet, sokak çocuklarına,
HIV/AIDS pozitif çocuklara, mülteci, ülkesine geri dönen ve ülke içinde mülteci
konumundaki çocuklara karşı şiddet ve çocuklara cinsel yönelimleri ile toplumsal cinsiyet
kimlikleri nedeniyle uygulanan şiddet.
Çocuğa karşı şiddetin tüm formları medyada, internette, sohbet odaları ve sosyal ağ
siteleri gibi ortamlarda ve mobil telefonlar ve benzeri araçlarla da gerçekleşebilir.
Çocuğa Yönelik Şiddetin Yıllar İçindeki Durumu
21 Haziran 2023’te Türkiye Kadınlar Derneği Federasyonu (TKDF) ve Birleşmiş
Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) Türkiye’de şiddete yönelik en kapsamlı veri analiz
çalışmalarından birine imza atmıştır.
65
Yukarıda birtakım istatistikleri alıntılanan “Ev İçi Şiddet Acil Yardım Hattı 2007-2021
Yılları Arası Verilerinin İstatiksel Analiz Raporu”nda görüleceği üzere; aramalardan elde
edilen verilere göre çocukların şiddete maruz bırakılma oranı, 2012 sonrasında yüzde 7’den
yüzde 17’ye, pandemi ile birlikte de yüzde 18’e kadar yükselmiştir.
Gelen aramalara göre, en yaygın olarak fiziksel (17601), duygusal (15059), sosyal (5608),
ekonomik (4346) ve cinsel (1456) şiddet uygulanmıştır. Fiziksel şiddete maruz bırakılanların
yüzde 79’u kadınlar, failler ise büyük oranda ‘eştir’ (%68). Yapılan aramalara göre, şiddet
vakalarının yüzde 8’i cinsel şiddettir. Cinsel şiddete maruz bırakılanların yüzde 73’ü kadınlar,
yüzde 11’i kadınlar ve çocuklar ve yüzde 10’u ise kız çocuklarıdır. Çocuk istismarı ve ihmaliyle
ilgili aramaların analizine göre, bu vakaların yarısından fazlasında ise fail ‘aile üyesidir.” 39
Çocuklar gördükleri bu şiddetler sonucunda kaygı, özgüven eksikliği, korku, endişe,
aşağılanma duygusu, fiziksel yaralanma, psikolojik travma, kendini ifade edememe,
güvensizlik, sevgi eksikliği gibi duygular yaşamaktadır.
Tüm bu olumsuzluklar ve yukarıdaki veriler göz önüne alındığında çocukların onlar adına
ses olmamıza ihtiyaçları vardır. Amacımız onların haklarını savunmak, onlar için adaleti
sağlamak ve şiddete maruz kalmalarını engellemektir. Hayatlarını güzelleştirmek ve çocukluk
zamanlarını sağlıklı bir şekilde yaşamalarını sağlamak hayallerimiz arasındadır.
Her çocuk aslında geleceğin yetişkinidir. Onların nasıl ve hangi psikoloji ile büyüdüğü
önem arz etmektedir. Daha güzel ve parlak gelecekler için sevgiyle büyüyen sağlıklı çocuklara
ihtiyacımız vardır. Bu yüzden “Çocuğa Karşı Şiddetle Mücadele” başlığı altında bizlere büyük
bir görev düşmektedir.
39 Ev İçi Şiddet Acil Yardım Hattı 2007-2021 Yılları Arası Verilerinin İstatiksel Analiz Raporu
66
KAYNAKÇA
1. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi.
https://cocukhaklari.barobirlik.org.tr/dokuman/mevzuat_uamevzuat/birlesmismilletler.pd
f
2. Elçin Cavlan, Yasemin Akis Kalaylıoğlu,Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Analizi
Ev İçi Şiddet Acil Yardım Hattı 2007-2021 Yılları Verilerinin İstatiksel Analizi (2023).
https://turkiye.unfpa.org/tr/tkdf-ev-ici-siddet-raporu-2023
3. Nil Ateşoğlu, Çocuk cinsel istismarı nedir? Çocukları koruyabilmek için neler
yapabiliriz?(2022), Madalyon Kurumsal Psikoloji Odaklı Eğitim Merkezi.
https://madalyonklinik.com/gundem/cocuk-cinsel-istismari-nedir-cocuklarikoruyabilmek-ici
n-neler-yapabiliriz
4. Prof. Dr. Betül Ulukol,Dr. Arzu Köseli, Çocuğa Karşı Şiddetin Göstergelerle İzlenmesi
Eğitimi Katılımcı El Kitabı(2013). https://www.unicef.org/turkiye/media/3691/file
5. TÜİK, Çocuk Araştırması, 2022. https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Turkiye-Cocuk-
Arastirmasi-2022-49744
6. TÜİK, İstatistiklerle Çocuk, 2021. https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Istatistiklerle-
Cocuk-2021-45633
7. UNİCEF, Çocuk İşçiliği.
https://www.unicef.org/turkiye/%C3%A7ocuki%C5%9F%C3%A7ili%C4%9Fi
8. Yasemin Demir, Cansın Özel, Semih Sütçü, Disiplinlerarası Çocuk Hakları Araştırmaları
Dergisi,2022.https://dergipark.org.tr/en/download/articlefile/2850719#:~:text=Erken%20ya%C5%9Fta%20evlilik%2C%20fizyolojik%20ve,tan%
C4%B1mlanmaktad%C4%B1r%20(U NICEF%2C2004)
67
AVUKATA KARŞI ŞİDDET
Avukata karşı şiddet, son yıllarda giderek artan bir sorun haline gelmiştir. Hukukun
temsilcileri olan avukatlar, mesleklerini icra ederken fiziksel, duygusal ve psikolojik şiddet
tehdidi altında bulunmaktadırlar. Bu şiddet olayları, avukatların mesleki görevlerini yerine
getirirken karşılaştıkları güvenlik sorunlarını ve zorlukları vurgulamaktadır. Avukatlık,
hukukun adaleti temsil etmek ve savunmak amacıyla kurulmuş bir meslek dalıdır. Ancak bu
meslek, gün geçtikçe daha fazla tehdit altında kalmaktadır. Avukatlar, müvekkillerin
haklarını savunurken, adil bir yargılama sürecini desteklerken veya hukukun üstünlüğünü
savunurken şiddetle karşılaşabilirler. Bu şiddet, mesleklerini icra ederken kendilerini
savunmasız hissettiren, mesleki ve kişisel hayatlarını olumsuz etkileyen bir gerçektir.
Bu raporda Yenilikçi Hukukçular Platformu, Şiddet İle Mücadele Komisyonu Avukata
Karşı Şiddet Temsilciliği tarafından avukatlara karşı şiddetin nedenleri, türleri ve sonuçları
incelenecek, ayrıca bu sorunun çözümü için alınması gereken önlemler ve destek
mekanizmaları ele alınacaktır. Avukata karşı şiddet, sadece bir meslek grubunun karşılaştığı
bir sorun değil, hukukun işleyişi ve adaletin sağlanması için önemli bir konudur. Bu nedenle,
bu sorunun üstesinden gelmek için toplumsal bir çaba ve iş birliği gerekmektedir.
AVUKATLAR TARAF DEĞİLDİR
Avukatlar, müvekkillerinin hukuki işlerinin tarafı değildirler. Avukatları dosya ile
özdeşleştirerek taraf görülmesi veya avukatlara sözlü ve fiili saldırılarda bulunulması
avukatları taraf gören zihniyetin ürünüdür.
Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Meslek Kuralları Madde 6
“Avukat, iddia ve savunmanın hukuki yönü ile ilgilidir. Taraflar arasında
anlaşmazlığın doğurduğu düşmanlıkların dışında kalmalıdır.”
Meşru ve adil bir yargılamanın en önemli şartlarından biri, savunma hakkının tam ve
kısıtlanmamış bir şekilde kullanılmasının sağlanmasıdır. Bir avukatı, müvekkilinin
eylemleri nedeniyle suçlamak son derece haksız ve adaletsizdir ve en temel hukuk
değerlerine aykırıdır. Savunma hakkı, Anayasal olarak güvence altına alınmış bir haktır. Bu
hak, hak sahibi tarafından doğrudan kullanılabileceği gibi avukatlar aracılığıyla da
kullanılabilir.
“Kamu hizmetlerinden olan savunma faaliyetinin yürütülmesine engel olma (TCK
113/1(a)” suçu ve “görülmekte olan bir davada yargı görevi yapan avukatı etkilemek
amacıyla alenen beyanda bulunmak yoluyla Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs (TCK
md. 288)” suçlarının avukatlara yönelik işlenmesi oldukça yaygındır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 20.101998 tarih ve E. 1998/225, K. 1998/316 sayılı
kararında belirttiği gibi; “..Bir davada tarafların yargı mercileri önünde iddia ve
savunmalarını hiçbir endişeye kapılmadan serbestçe yapmaları gerekir…”. Linç
kampanyası ve algı operasyonuna maruz bırakılan avukatların savunma görevlerini endişeye
kapılmadan serbestçe yapmaları engellenmektedir.
Anayasa’nın 138/2 fıkrası “Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde
yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir
beyanda bulunulamaz.” hükmünü amirdir. Bu hüküm uygulamada yok sayılmaktadır.
68
AVUKATA KARŞI ŞİDDET TÜRLERİ
1. FİZİKSEL ŞİDDET:
Fiziksel şiddet, bir kişinin kasıtlı olarak başka bir kişiye fiziksel zarar vermesi veya
tehdit etmesi anlamına gelir. Bu tür şiddet, avukatlara müvekkiller, meslektaşlar veya kamu
personeli gibi farklı kişiler tarafından uygulanabilir. Fiziksel şiddet, çeşitli biçimlerde ortaya
çıkabilir:
Yaralama veya Saldırı: Avukatlar, müvekkiller veya diğer kişiler tarafından fiziksel olarak
saldırıya uğrayabilirler. Bu, kişinin vücuduna zarar verme amacı taşıyan fiziksel eylemleri
içerebilir.
Tehditler ve Şiddet İçeren Sözler: Fiziksel şiddet, tehdit edici davranışlar veya şiddet
içeren sözlerle ifade edilebilir. Bu, kişinin fiziksel güvenliğini tehlikede hissetmesine neden
olabilir.
İş Yeri Güvenliğinin Tehlikeye Girmesi: İş yerinde fiziksel güvensizlik hissi, bir avukatın
çalışma koşullarını olumsuz etkileyebilir. Örneğin, iş yerinde saldırı veya tehditlerin
yaşanması, avukatların rahat bir şekilde çalışamamalarına neden olabilir.
Fiziksel şiddete maruz kalan avukatlar, bu tür şiddetin sonuçlarıyla karşı karşıya
kalabilirler. Bu sonuçlar arasında yaralanmalar, psikolojik travmalar, iş yerinde güvensizlik
hissi ve adaletin sağlanmasının tehlikeye girmesi yer alabilir.
Fiziksel şiddet, ciddi sonuçlara yol açabilen ve toplumun güvenliği için bir tehdit
oluşturan bir sorundur. Bu tür şiddetin önlenmesi ve mağdurlarına yardım edilmesi için
hukuki önlemler alınmalı, bilinçlendirme kampanyaları düzenlenmeli ve kurumsal
politikalar geliştirilmelidir. Ayrıca, fiziksel şiddete maruz kalan kişilere destek ve koruma
sağlanması da büyük bir önem taşır.
2. DUYGUSAL ŞİDDET:
Duygusal şiddet, bir kişinin psikolojik olarak incitilmesi veya tacize uğraması
anlamına gelir. Avukatlara yönelik duygusal şiddet, müvekkiller, iş arkadaşları, kurumlar
veya meslektaşları tarafından uygulanabilir ve genellikle şu şekillerde ortaya çıkabilir:
Hakaret ve Küçümseme, Tehditler ve İntikamcı Davranışlar, Manipülasyon, Mobbing,
İtibarın Zedelenmesi, Aşırı İş Yoğunluğu…
Duygusal şiddet, kurumlar ve toplumlar için ciddi sonuçlar doğurabilen bir sorundur.
Bu tür şiddete karşı koruma ve destek sağlama, bilinçlendirme çalışmaları düzenleme ve
etkili hukuki önlemler alma gibi adımlar, duygusal şiddeti önlemeye ve mağdurlarına yardım
etmeye yönelik önemli adımlardır.
3. EKONOMİK ŞİDDET:
Ekonomik şiddet, bir kişinin başka bir kişinin ekonomik bağımsızlığını tehdit etmesi
veya engellemesi anlamına gelir. Bu tür şiddet, avukatlar da dahil olmak üzere birçok meslek
grubunda çalışan kişilerin mesleki hayatlarını olumsuz etkileyebilir. İşte avukatlara yönelik
ekonomik şiddet örneklerinin ayrıntıları:
Maaşların Geciktirilmesi veya Ödenmemesi: Avukatlar, çalıştıkları kurum veya
işverenleri tarafından maaşlarının geciktirilmesi veya ödenmemesi gibi ekonomik
69
zorluklarla karşılaşabilirler. Bu durum, kişilerin maddi olarak güç durumda kalmasına neden
olabilir: Yükselme Fırsatlarının Engellemesi, Müvekkillerden Ödeme Alamama, Gecikmeli
Ödemeler…
Ekonomik şiddet, avukatların ekonomik bağımsızlıklarını tehdit ederek mesleki ve
kişisel yaşamlarını olumsuz etkileyebilir. Bu tür şiddete karşı mücadele, hukuki önlemler
almak, iş yerlerinde adil uygulamaları teşvik etmek ve toplumsal farkındalığı artırmak gibi
önlemleri içermelidir.
4. CİNSEL ŞİDDET:
Cinsel şiddet, bir kişinin cinsel tacize uğraması veya cinsel zorlama ile karşı karşıya
kalması anlamına gelir. Bu tür şiddet, avukatlar da dahil olmak üzere birçok meslek
grubunda çalışan kişilerin mesleki görevlerini yerine getirirken karşılaşabileceği bir
sorundur. Avukatlar, mesleki görevlerini yerine getirirken müvekkiller, meslektaşlar veya
diğer kişiler tarafından cinsel şiddete maruz kalabilirler. Bu tür şiddet, kişinin cinsel
istismara uğraması, cinsel saldırıya maruz kalması veya cinsel tacize tabi tutulması gibi
çeşitli biçimlerde ortaya çıkabilir. Cinsel şiddet, kurum içi veya dışında gerçekleşebilir ve
cinsel istismarın sonuçları kişinin fiziksel ve psikolojik sağlığını olumsuz etkileyebilir.
Cinsel şiddete karşı korunma ve bu tür olayların önlenmesi için, kurumlar ve toplum
genelinde bilinçlendirme çalışmaları önemlidir. Ayrıca, cinsel şiddet mağdurlarına destek ve
hukuki yardım sunmak da büyük bir önem taşır. Cinsel şiddetin ortadan kaldırılması için
toplumsal farkındalığın artırılması ve kurumsal politikaların oluşturulması gereklidir.
AVUKATA KARŞI ŞİDDETİN NEDENLERİ
Şiddetin nedenlerini anlamak, bu sorunun çözümü için kritik bir adımdır. Şiddetin kök
nedenlerini kavrayarak, bu yönde düzenlemeler ve çalışmalarla başlamak, çözüm sürecini
kolaylaştıracaktır. Şiddetin pek çok türü olduğu gibi, birçok nedeni de mevcuttur. Bu
nedenler, iletişim eksikliğinden kaynaklanabileceği gibi, meslek saygısının kaybından
kaynaklanan cesaretsizlikten de olabilir. Ayrıca, şiddetin sebepleri bazen yaptırımların
yetersizliğinden kaynaklanabilir. Bu nedenleri iyi anlamak, potansiyel şiddet durumlarını
öngörerek kendinizi veya meslektaşlarınızı şiddetten korumanıza yardımcı olabilirken, aynı
zamanda mağdur olan meslektaşlarınızın haklarını savunmanızda ve eğitimler ile farkındalık
oluşturma çalışmalarında önemli katkılarda bulunmanıza yardımcı olacaktır.
HUKUK İŞLERİNİN DUYGUSAL YÜKLÜ OLMASI: Hukuk işlerinin duygusal yüklü
olması, avukatların mesleki yaşamlarında karşılaşabilecekleri zorlayıcı bir durumdur.
Özellikle aile içi anlaşmazlık, boşanma veya miras gibi davalarda avukatlar, müvekkillerin
yoğun duygusal stresi ve gerginliğiyle karşı karşıya gelebilirler. Bu durum bazı
müvekkillerin veya karşı tarafın avukatı da dahil etmesine ve hatta avukata karşı şiddet
uygulama düşüncesini gündeme getirmesine neden olabilir. Bu tür duygusal yüklü
davalarda, avukatlar sık sık müvekkillerin duygusal ihtiyaçlarını anlamaya, empati
yapmaya ve profesyonelliklerini korumaya çalışmak zorundadırlar. Ancak bazı
müvekkiller, davada yaşadıkları stresi veya huzursuzluğu avukata yansıtarak şiddet
uygulama düşüncesine kapılabilirler. Bu nedenle, avukatların bu tür durumlarla başa
çıkabilmeleri için özellikle iletişim becerilerine ve duygusal zekalarına sahip olmaları
70
önemlidir. Ayrıca, avukatları ve diğer hukuk profesyonellerini bu tür şiddet olaylarına karşı
korumak için hukuki önlemler ve güvenlik tedbirleri alınmalıdır. Duygusal yüklü davalarda
şiddetin önlenmesi ve müvekkillerin duygusal streslerini daha sağlıklı bir şekilde
yönetmelerine yardımcı olmak için hukuki sistemin ve meslek kurallarının desteği
gerekmektedir.
YARGISAL SİSTEMİN YAVAŞ İŞLEMESİ: Yargı sisteminin yavaş işlemesi, bazı
kişilerin avukatları suçlama veya şiddet uygulama eğilimine girmelerine neden olabilir. Bu,
davaların gecikmesi ve uzun süre boyunca sonuçlanmaması nedeniyle ortaya çıkabilir.
MÜVEKKİLLERİN BEKLENTİLERİ: Müvekkillerin beklentileri, bazen gerçekçi
olmayan veya davanın seyrini anlamayı eksik bırakan beklentileri içerebilir. Özellikle dava
sonuçlarının beklentileri karşılamadığı durumlarda, müvekkiller bazen avukatları sorumlu
tutabilirler ve hatta şiddet tehdidi oluşturabilirler. Bu durumların ayrıntıları şunlar olabilir:
Gerçekçi Olmayan Beklentiler, İletişim Eksikliği, Stres ve Baskı, Haklı veya Haksız
Talepler…
Bu tür sorunları önlemek ve müvekkillerle daha iyi iletişim kurabilmek için avukatlar,
müvekkillerin beklentilerini açıkça anlamaya ve gerçekçi olmayan beklentileri yönlendirmeye
çalışmalıdır. Ayrıca, şiddet tehdidi gibi ciddi durumlarla karşılaşıldığında güvenlik önlemleri
alınmalı ve hukuki yaptırımlar düşünülmelidir.
DİL SORUNLARI VE İLETİŞİM ZORLUKLARI: Avukatlar ile müvekkilleri arasında
dil ve iletişim sorunları, anlaşmazlıkları daha karmaşık hale getirebilir ve hatta şiddetin
ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu tür dil ve iletişim sorunlarını aşmak için, avukatlar
müvekkillerle açık ve anlaşılır bir iletişim kurmalı ve gerekirse dil tercümanlarından veya
kültürel uzmanlardan yardım almalıdır. Ayrıca, hukuki terimleri basitleştirmek ve
müvekkillerin süreci daha iyi anlamalarına yardımcı olmak da önemlidir. İletişimdeki
kopuklukları önlemek, anlaşmazlıkları azaltabilir ve şiddet riskini düşürebilir.
MESLEKİ STRES VE BASKI: Avukatlar sık sık yüksek düzeyde mesleki stres ile karşı
karşıya kalmaktadır. Bu stresin nedenleri müvekkil beklentileri, iş yükü ve sürekli olarak
değişen yasa ve yönetmeliklerden kaynaklanmaktadır. Bu faktörler şiddetin tetikleyici
olabilmektedir. Bu stres Avukatlar, mesleklerinde sık sık yüksek düzeyde mesleki stres ve
baskıyla karşı karşıya kalmaktadır. Bu stresin ve baskının nedenleri arasında müvekkil
beklentileri, iş yükü ve sürekli değişen yasa ve yönetmelikler yer almaktadır.
Bu nedenle, avukatların mesleki stresi yönetme ve baskıya karşı kendilerini koruma
becerilerini geliştirmeleri önemlidir. Aynı zamanda, hukuk sistemini daha etkili hale getirmek
için reformlar ve destek mekanizmaları oluşturulmalıdır. Mesleki stresin ve baskının
azaltılması, avukatların daha sağlıklı ve güvenli bir çalışma ortamında faaliyet göstermelerine
yardımcı olabilir. Baskı altında çalışmasının sonucu olarak avukatların itibarsızlaşma hakarete
maruz kalması tehdit ve sürekli baskılanması şiddetin en yaygın olduğu durumdur.
YETERSİZ HUKUKİ KORUMA: Avukatların şiddete uğraması durumunda yetersiz
hukuki koruma veya cezanın caydırıcı olmaması nedeni şiddetin ortaya çıkmasını
kolaylaştıran nedenler arasındadır.
GÜVENLİK SORUNLARI: Avukatların üstlendikleri davalardan kaynaklanan tehditler
nedeniyle güvende hissetmemeleri, fiziksel güvenlik endişelerini artırabilir. Bu durum,
avukatların şiddet riski altında olma ihtimalini yükseltebilir. Güvenlik sorunları, avukatların
71
mesleki yaşamlarında ciddi bir konu olarak ele alınmalı ve gerekli güvenlik önlemleri
alınmalıdır.
TOPLUMSAL VE KÜLTÜREL FAKTÖRLER: Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, kültürel
normlar ve şiddet davranışlarının yaygın olarak kabul edilmesi, avukatlara karşı şiddeti
normalleştirmek ve şiddete başvurmayı meşrulaştırmak gibi olumsuz etkilere yol açabilir.
Bu durumların ayrıntıları şunlar olabilir: Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği, Kültürel Normlar,
Meslek Saygınlığının Yitirilmesi…
Bu nedenlerle, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile mücadele, kültürel normların gözden
geçirilmesi ve mesleki saygınlığın korunması gibi önlemler alınmalıdır. Ayrıca, hukuki
sistemin ve meslek kurallarının avukatları şiddetten koruyacak şekilde güçlendirilmesi ve
şiddet vakalarının ciddiyeti ile ilgili farkındalık yaratılması gerekmektedir.
AVUKATLIK MESLEĞİNİN SAYGINLIĞINI AZALTICI ÇALIŞMALARIN
YAPILMASI: Avukatlık mesleğinin saygınlığını azaltıcı söylem ve çalışmaların
sonucunda, avukatlar toplumda ve kamu çalışanları arasında, aynı zamanda meslektaşları
tarafından da duygusal ve fiziksel şiddete maruz kalabilirler. Bu nedenle, avukatları
toplumsal dışlanma ve şiddet risklerinden korumak için toplumda saygınlığın artırılması,
hukuk sistemine ve meslek etiğine olan güvenin sürdürülmesi önemlidir.
ÜCRETLENDİRME SORUNU: Avukatların kabul ettikleri veya görülen dava sonucunda
almaları gereken ücretin verilmemesi, ekonomik şiddetin bir örneği olarak karşımıza
çıkabilir. Aynı şekilde, avukatlar ile müvekkilleri arasında ücret konusunda anlaşamama da
fiziksel şiddete yol açabilir. Bu tür ücretlendirme sorunlarının ayrıntıları şunlar olabilir:
Ücretin Gecikmesi veya Ödenmemesi, Anlaşmazlık, İş Yükü ve Stres…
Bu tür ücretlendirme sorunlarının önlenmesi veya çözülmesi için, avukatlar ile
müvekkilleri arasındaki anlaşmazlıkların açıkça belirlenmesi ve yazılı olarak düzenlenmesi
önemlidir. Ayrıca, hukuki süreçte adil ücretlendirme politikalarının ve yasal düzenlemelerin
oluşturulması, ekonomik şiddeti azaltabilir.
AVUKATA KARŞI ŞİDDET DURUMUNDA BAŞVURULABİLCEK KURUMLAR
Avukata karşı şiddet durumlarında başvurulabilecek kurumlar ve kişiler şunlar olabilir:
1. Polis: Şiddet veya tehdit durumlarını bildirmek için yerel polis karakoluna başvurulabilir.
Polis, olayın soruşturulması ve gerekli önlemlerin alınması konusunda yardımcı olabilir.
2. Barolar: Avukat meslek örgütü olan Barolar, avukata yönelik şiddet olaylarını raporlamak
ve hukuki yardım almak için başvurulacak önemli kurumlardır. Baro avukatların haklarını
savunur ve korur.
3. İnsan Hakları Komisyonları veya Ombudsman Kurumları: İnsan hakları komisyonları
veya ombudsman kurumları, şiddet vakalarını incelemek ve mağdurlara yardımcı olmak
için kaynak olabilirler. Bu kurumlar, insan haklarının korunması ve ihlallerin önlenmesi
konusunda etkilidir.
4. Kadın Sığınakları veya Şiddet Önleme Merkezleri: Türkiye'deki kadın avukatlar için
kadın sığınakları veya şiddeti önleme merkezleri başvurulabilecek kurumlardandır. Bu
yerler, şiddete uğrayabilecek kadın avukatlar için güvenli bir sığınma ve destek
sağlayabilirler.
72
5. Hukuk Danışmanları veya Meslektaşlar: Şiddete uğrayan avukatlar, nasıl bir yol
izleyeceklerini danışmak ve destek almak için hukuk danışmanlarına veya meslektaşlarına
başvurabilirler. Bu kişiler, hukuki süreç ve korunma önlemleri konusunda rehberlik
edebilirler.
Bu kurumlar ve kişiler, avukatlara karşı şiddet durumlarında yardımcı olabilir ve
mağdurların haklarını korumak için önemli bir rol oynarlar. Şiddet vakaları, hukuki süreçler ve
güvenlik önlemleri konusunda profesyonel yardım almak önemlidir.
Türkiye’de avukata karşı şiddet ile mücadele sivil toplum kuruluşları da önemli bir rol
oynamaktadır. Bu kuruluşlar avukatlara destek verme farkındalık oluşturma çalışmaları
yürütmekte, avukatlara güvenli çalışma alanı oluşturmak için projeler oluşturur ve yürütürken
aynı zamanda bilgilendirici etkinlikler düzenlemektedirler. Bu sivil toplum örgütleri Türkiye
genelinde bulunmaktadırlar avukatların haklarını korumak hukukun üstünlüğüne teşvik
amacında önemli rol oynamaktadırlar.
1. TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ (TBB): TBB, avukatlara karşı şiddeti önlemek ve
farkındalık oluşturmak bilinçlendirme çalışmaları yapmaktadır. Bu tür kuruluşlar
avukatlara güvenli ortam oluşturmak projeler yürütür ve bilgilendirici etkinlikler
düzenlerler.
2. TÜRKİYE İNSAN HAKLARI VAKFI (TİHV): İnsan hakları savunuculuğu alanında
faaliyet gösteren bir sivil toplum kuruluşudur. Avukatlara yönelik şiddeti önlemek ve hak
ihlallerine karşı mücadele etme amacı güden bir vakıftır.
3. ÇAĞDAŞ HUKUKÇULAR DERNEĞİ (ÇHD): Hukuk üstünlüğünü korumayı
amaçlayan bir dernektir. Avukatlara yönelik şiddeti araştırır ve raporlar hazırlar şiddeti
önlemek için faaliyetlerde bulunur.
4. BARO GENÇLİK MERKEZLERİ: Türkiye’deki birçok baro, genç avukatlar ve
stajyerler için gençlik merkezleri ve komiteler oluşturmaktadır. Genç avukatların haklarını
korumak ve eğitimlerini desteklemek amacıyla kurulmuşlardır.
5. KADIN HAKLARI DERNEKLERİ: Kadın hakları dernekleri, cinsiyet temelli şiddet
dahil olmak üzere kadınların karşılaştıkları şiddeti ve ayrımcılığı önlemek ve kadınların
haklarını korumak amacıyla kurulmuşlardır.
6. ULUSLARARASI AF ÖRGÜTÜ: Avukatları korumak ve şiddeti önlemek amacıyla
insan hakları alanında faaliyet göstermektedirler.
7. ULUSLARARASI İNSAN HAKLARI ÖRGÜTLERİ: Birçok uluslararası insan hakları
örgütü, avukatları korumak ve şiddeti önlemek için çalışır. Bu örgütler, uluslararası
düzeyde avukatların haklarını savunur ve bu konuda farkındalık yaratır.
AVUKATLARIN GÜVENLİĞİ SORUNU
Avukatlar, şiddetin birçok farklı yönüyle ve çeşitli anlarda ve mekanlarda karşılaşma riski
taşırlar. Şiddeti önlemek için yapılan çalışmalar ve alınması gereken güvenlik önlemleri, sadece
belirli bir alanda mevcut değildir. Maalesef bazen adliyede, bazen kendi ofislerinde, bazen icra
mahkemesinde ve bazen de müvekkil toplantılarında şiddete maruz kaldıkları için, bu
çalışmaların ve önlemlerin çok yönlü ve ayrıntılı olması gerekmektedir. Ancak yapılan bu
çalışmaların şiddeti tamamen önleyememesi veya azaltıcı etki göstermemesi durumunda,
bunun en önemli sebeplerinden biri, sistematik bir şekilde tüm barolarda veya Türkiye
73
genelinde uygulanmamasıdır. Oluşturulan sistemler, genellikle sınırlı bir alanda veya yerel
olarak uygulandığı için bireysel çabalarla sınırlı kalabilmektedir.
TBB'DEN “AVUKATLARA YÖNELİK ŞİDDETE KARŞI” 4 ÖNERİ
Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Erinç SAĞKAN, avukatlara yönelik şiddetin
önlenmesine ilişkin alınması gereken acil tedbirleri yazılı olarak Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a
iletti. Avukatlara dönük şiddet vakalarının, son yıllarda meslektaşların görevlerini
yürütemeyecekleri kadar arttığına dikkat çeken SAĞKAN, son olarak İstanbul’da yaşanan ve
Avukat Servet Bakırtaş’ın yaşamını kaybetmesi ile sonuçlanan şiddet eyleminin, avukatların
görevlerini yaparken tehlikeye son derece açık olduklarını bir sefer daha gösterdiğini kaydetti.
Avukatın tehlikeye açık konumda olduğu, şiddete maruz kalma olasılığı bulunan alanlara
göre ivedi olarak alınması gereken tedbirlere ilişkin öneriler 4 başlıkta şu şekilde sıralandı:
1. Adliyelerde bir avukatın/stajyer avukatın tehlike altında olduğunu belirtmesi halinde, adliye
karakolunun, salt avukatın beyanıyla güvenliğini sağlamasının zorunlu olduğunu belirten ve
kolluğa bu konuda emir ve talimat veren genelgenin, gerekirse İçişleri Bakanlığı ile ortak
hazırlanarak yayımlanması sorunun çözümüne katkı verecektir.
2. Haciz işlemlerinde kolluk görevlisinin hazır bulunmasının zorunlu olmasına ilişkin mevzuat
çalışmamızı ekte tekrar sunuyoruz. Bununla birlikte, önerdiğimiz kanun değişikliği
gerçekleşene kadar, kolluğun haciz mahallinde hazır bulunmasını sağlamak üzere, İçişleri
Bakanlığı ile ortak bir genelge hazırlayıp yayımlamak suretiyle, icra işlemlerinde yaşanan
şiddetin önlenmesi mümkün olabilecektir.
3. Avukatların/stajyer avukatların adliye ve haciz mahalleri haricinde şiddetle yüz yüze kaldığı
ofis ve diğer alanlar için alt yapısı Birliğimiz tarafından hazırlanacak akıllı telefon
uygulaması ile avukat acil destek ihbar sisteminin kurulmasını sağlamak üzere İçişleri
Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve Türkiye Barolar Birliği arasında üçlü protokol imzalanarak,
şiddet vakalarına ivedilikle müdahale edilmesi imkânı sağlanabilecektir.
4. Hazırlığını yaptığımız “Avukata Yönelik Şiddetin Önlenmesi Projesi” kapsamında;
avukatların şiddete uğrama risklerine ilişkin kolluğa yaptıkları başvuruların
geciktirilmeksizin savcılığa bildirilmesi ve durumun aynı zamanda Türkiye Barolar Birliğine
ve ilgili il Barosuna ihbar edilmesini sağlayacak ortak bir protokol çalışması yapılması
şiddetle etkin mücadeleye katkı sunacaktır.
SONUÇ
Avukata karşı şiddet, hukukun temel değerlerine ve adaletin sağlanmasına yönelik bir
tehdit oluşturmaktadır.
Avukata karşı şiddet, hukukun üstünlüğünü sarsar. Adaletin sağlanması için avukatların
bağımsız bir şekilde çalışabilmesi gerekmektedir. Ancak şiddet tehdidi altında çalışan
avukatlar, adaletin sağlanmasının önündeki engellerden biri haline gelirler.
Avukatların fiziksel, duygusal ve psikolojik şiddete maruz kalmaları, mesleki
güvenliklerini tehlikeye atar. Bu durum, avukatların işlerini etkileyebilir, mesleki
yaşamlarını zorlaştırabilir ve hatta mesleği bırakmalarına neden olabilir.
Avukatlara yönelik şiddet, müvekkillerin de haklarını tehlikeye atar. Müvekkiller,
avukatlarına güven duymalı ve onlarla dürüst bir iletişim kurabilmelidir. Ancak şiddet
tehdidi altında çalışan avukatlar, bu güveni sağlayamazlar.
74
Avukatlara karşı şiddet olayları, toplumda hukuk sistemine olan güveni sarsar. İnsanlar,
hukuki sorunlarını çözmek için avukatlara başvurduklarında kendi güvenliklerinden
endişe etmemelidirler.
Avukata karşı şiddet, hukukun düzgün işleyişini olumsuz etkileyebilir. Avukatlar, korku
veya baskı altında çalıştıklarında adil bir yargılama sürecini desteklemekte
zorlanabilirler.
Sonuç olarak, avukata karşı şiddet, hukuk sisteminin işleyişini tehdit eden bir sorundur.
Bu sorunla etkili bir şekilde mücadele etmek, hukukun üstünlüğünü ve adaletin sağlanmasını
korumak için önemlidir. Avukatların güvende hissetmeleri ve mesleklerini özgürce icra
edebilmeleri, adaletin sağlanmasının temel bir unsuru olarak görülmelidir. Toplumun,
hukukçuların haklarına saygı göstermeli ve bu şiddet olaylarının sona ermesi için birlikte
çalışmalıdır.
75
KAYNAKÇA
1. Gazete Duvar. “TBB’den ‘Avukatlara yönelik şiddete karşı’ 4 öneri” Erişim: 20 Eylül
2023. https://www.gazeteduvar.com.tr/tbbden-avukatlara-yonelik-siddete-karsi-4-onerihaber-1572591
2. Türkiye Barolar Birliği, “TBB BAŞKANI, AVUKATA YÖNELİK ŞİDDETİN
ÖNLENMESİNE İLİŞKİN ÇÖZÜM ÖNERİLERİNİ ADALET BAKANLIĞI’NA
YAZILI OLARAK İLETTİ”. Erişim: 20 Eylül 2023.
https://www.barobirlik.org.tr/Haberler/tbb-baskani-avukata-yonelik-siddetinonlenmesine-iliskin-cozum-onerilerini-adalet-bakanligi-na-yazi-82865
76
SIĞINMACILARA KARŞI ŞİDDET
Yenilikçi Hukukçular Platformu Şiddet İle Mücadele Komisyonu Sığınmacılara Karşı
Şiddet Temsilciliği olarak bu raporu yazmadaki amacımız savaş ve çatışmaların neticesinde
zorunlu hâle gelen bir olgudan kaynaklanarak başka ülkelere sığınan kişilerin/sığınmacıların
burada da maruz bırakıldıkları şiddete değinerek bu konunun mahiyetini gündeme getirmek
ve giderek artan bu şiddet eylemlerinin temel yapılarını inceleyerek somut bir çalışma ortaya
dökmektir.
İLGİLİ KAVRAMLAR VE TANIMLARI 40
Sığınmacı, mülteci, göçmen gibi kavramların anlamlarının hâlen de tam oturmadığı
gerçeğinden yola çıkarak raporda belirtilen kavramlarla neyin ifade edildiğinin açıklanması
ve böylelikle hem raporun daha sağlıklı incelenebilmesi hem de bu kavram karışıklıklarının
giderilebilmesi için ilgili kavram ve tanımlarına aşağıda yer verilmiştir.
Göç: Uluslararası bir sınırı geçmek veya bir devlet içinde yer değiştirmek. Süresi,
yapısı ve nedeni ne olursa olsun insanların yer değiştirdiği nüfus hareketleridir. Buna,
mülteciler, yerinden edilmiş kişiler, yerinden çıkarılmış kişiler ve ekonomik
göçmenler dâhildir.
Göçmen: Uluslararası düzeyde genel kabul gören bir göçmen tanımı
bulunmamaktadır. Göçmen teriminin, “kişisel rahatlık” amacıyla ve dışarıdan
herhangi bir zorlama unsuru olmaksızın ilgili kişinin hür iradesiyle göç etmeye karar
verdiği durumları kapsadığı kabul edilmektedir. Dolayısıyla bu terim, hem maddi ve
sosyal durumlarını iyileştirmek hem de kendileri veya ailelerinin gelecekten
beklentilerini arttırmak için başka bir ülkeye veya bölgeye göç eden kişi ve aile
fertlerini kapsamaktadır.
Sığınmacı: İlgili ulusal ya da uluslararası belgeler çerçevesinde bir ülkeye mülteci
olarak kabul edilmek isteyen ve mültecilik statüsüne ilişkin yaptıkları başvurunun
sonucunu bekleyen kişiler. Olumsuz bir karar çıkması sonucunda bu kişiler ülkeyi
terk etmek zorundadırlar ve eğer kendilerine insani ya da diğer gerekçeler nedeniyle
ülkede kalma izni verilmemişse bu kişiler ülkede düzensiz bir durumda bulunan
herhangi bir yabancı gibi sınır dışı edilebilirler.
Mülteci: Irkı, dini, tabiiyeti, belirli bir sosyal gruba mensubiyeti ve siyasi görüşleri
yüzünden haklı bir zulüm korkusu nedeniyle vatandaşı olduğu ülkenin dışında
bulunan ve söz konusu korku yüzünden ilgili ülkenin korumasından yararlanmak
istemeyen kişi.
Yabancı: Belirli bir devlet açısından o devletin uyruğunda olmayan kişi.
Geçici Koruma: Menşe ülkelerine dönemeyen üçüncü ülke kişilerinden
kaynaklanan kitlesel bir akının meydana gelmesi ya da derhal meydana gelebilecek
olması durumunda özellikle söz konusu kişilerin ya da koruma gerektiren diğer
kişilerin yararına olarak sığınma sisteminin etkin işleyişi üzerinde olumsuz etki
yaratmadan sığınma sisteminin işletilememesi riski varsa bu kişilere acil ve geçici
40 Kavram tanımları IOM Uluslararası Göç Örgütü'nün 18 numaralı Göç Terimleri Sözlüğü'nden
alınmıştır.
77
koruma sağlamak amacıyla sağlanan istisnai özellikteki prosedür.
Ayrımcılık: Lehine olunan ve aleyhine olunan arasında hiçbir makul ayrımın
yapılamadığı bir durumda, herkese eşit davranmama. Ayrımcılık, “ırk, cinsiyet, dil
ya da din” açılarından (Madde 1(3), 1945 BM Şartı) ya da “ayrımcılığın her türü,
örneğin ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasi ya da başka düşünce, ulusal ya da toplumsal
köken, mülkiyet ya da diğer statüler” (Madde. 2, 1948 İnsan Hakları Evrensel
Bildirgesi) açısından yasaklanmıştır.
Azınlık: Devletler hukukunda azınlıkla ilgili olarak genel kabul gören bir tanım
bulunmamakla beraber azınlıklar bir devletteki genel nüfusa göre sayıca daha az
olan, hâkim konumda bulunmayan, genel nüfustan farklı etnik, dinsel veya dilsel
özellikler taşıyan ve zımnen kendi kültür, gelenek, din veya dilini muhafaza etmek
için dayanışma içindeki gruplar olarak nitelenebilir.
Geri Gönderme/Refulman: Bir devletin bir kişiyi, hayatı veya özgürlüğünün tehdit
altında olacağı veya ırkı, dini, tabiiyeti, belirli bir sosyal gruba mensubiyeti veya
siyasi görüşü yüzünden zulüm görebileceği veya işkence riskiyle karşı karşıya
kalacağı başka bir devletin topraklarına herhangi bir şekilde geri göndermesi.
Refulman sınır dışı etme, zorla sınır dışı etme, iade etme, sınırda reddetme, ülke
toprakları dışında durdurma ve fiziksel dönüş dâhil olmak üzere, kişinin bir devlete
geri dönmesiyle sonuçlanan herhangi bir eylemi kapsamaktadır.
Kandırma: Göç bağlamında bu terim yalnızca yanlış ya da asılsız bilgi anlamına
değil aynı zamanda göçmenin bilgi azlığından çıkar sağlayarak kasıtlı olarak
suistimal edilmesi anlamına da gelir.
Şiddet: Herhangi bir kişi veya nesneye karşı bilinçli olarak zarar verme amacı
taşıyan ve buna maruz kalan kişinin acı çekmesi veya zarar görmesiyle sonuçlanan
her türlü tutum ve davranışı içinde barındıran bir olgudur. Genel çerçevede fiziksel
şiddet, cinsel şiddet, sözlü/duygusal/psikolojik şiddet, ekonomik şiddet başlıkları
altında incelenebilmektedir.
SIĞINMACI BİREYLERE YÖNELİK ŞİDDET NEDENLERİ NELERDİR?
1. Kültürel Farklardan Doğan Gerginlikler:
Sığınmacıların Türkçe konuşamıyor olması, değerlerinin yerel halktan farklı olması,
öbekler hâlinde gettolaşma tipi yaşamlarının olması yani kültürel farklılıklar, dil bariyeri ve
farklı yaşam biçimleri halk ile aralarında etkileşimsizliğe neden olmakta ve “biz ve onlar”
ayrımını ortaya çıkarmaktadır. Bu durum yerel halkı sığınmacıların toplum normlarına
uymadığı düşüncesine itmekte böylelikle şiddete zemin hazırlamaktadır.
Bu konudaki söylemler: “Ne dedikleri anlaşılmıyor.”, “Küfür mü ediyorlar, iyi bir şey
mi söylüyorlar belli değil.”, “Her yerde Arapça duymaktan sıkıldık.”, “Kalabalık ve çok
çocuklu oldukları için çok gürültü yapıyorlar.”, “Apartman hayatına uyum sağlayamıyorlar.”
2. Azınlıkta Kalma Korkusu:
Şiddetin temel sebeplerinden biri ise yerel halkın “öteki/yabancı/azınlık" olarak
nitelendirdikleri sığınmacıların baskın grup hâline gelerek kendilerinin azınlık konumuna
78
düşürülmesi korkusudur. Bu korkuyla birlikte sığınmacılara yönelik bir nefret oluşmakta ve
onları ülkelerine geri gönderme düşüncesi hızla artmaktadır.
Bu konudaki söylemler: “Kendi ülkemde mülteci oldum.”, “Kendi ülkemde yabancı
ev sahiplerinin kiracısı oldum.”, “Kendi ülkemde kendimi yabancı hisseder oldum.”
3. İşgücü Rekabeti:
İşverenler tarafından ucuz işgücü olarak görülen sığınmacılar çok düşük ücretler
karşılığında çalışmak zorunda bırakılmaktadır. Bu durum piyasayı düşürdükleri gerekçesiyle
yerel halk tarafından eleştirilmekte ve halihazırda var olan işsizlik sorunu sığınmacılara
bağlanmaktadır. Bu da sığınmacılara olan öfkeyi körüklemekte ve şiddete zemin
oluşturmaktadır.
Bu konudaki söylemler: “Sığınmacılar işimizi elimizden aldı.”, "Sığınmacılar işimizi
de kaptı.”, “Sığınmacılar hem ekmeğimizi hem de işimizi aldı.”
4. Kamuoyu Algısı:
Yapılan araştırmalara göre Türkiye'de sığınmacılara yönelik tavır genel olarak
olumsuz seyretmekte ve sertleşerek devam etmektedir. Bunun sebebi ise sığınmacıların
asayiş açısından olumsuz etki yarattığı ve onlarla birlikte huzur içinde yaşanılamayacağı
düşünceleridir. Bu düşünceler neticesinde yerel halk sığınmacı bireylerle karşılaşmaktan
rahatsız olmaktadır ve buna bağlı olarak şiddet olayları vuku bulabilmektedir.
Bu konudaki söylemler: “Sığınmacılar asayişi bozuyor", “Korkudan rahatça
gezemiyoruz.”, “Çoluğumuzu çocuğumuzu taciz ediyorlar.”
5. Medya:
Medya araçları üzerinden sığınmacı bireylerle yönelik ayrımcı bir tutumun olduğu açık
bir gerçektir. Sığınmacıların ekonomi ve refah sistemine, ev sahibi ülkenin kültürüne yönelik
birer tehdit unsuru olarak yansıtıldığı yayınlardan da görüleceği üzere medyada genel olarak
sığınmacı bireyler açısından olumsuz ve çatışma yüklü bir çerçeve hakimdir. Bu dışlama
pratiği hem nefret söylemi oluşturmakta hem de sığınmacı bireyleri hedef hâline getirerek
şiddet olaylarına zemin hazırlamaktadır.
Bu konudaki haberler: “Nur topu gibi 177 bin SURİYELİMİZ OLDU.”, “Büyük
Nankörlük: Osmaniye'deki Düziçi Kampı'nda kalan sığınmacılar ‘Dışarı çıkamıyoruz,
yemekler kötü, sağlık hizmeti yok. Burada adeta işkence çekiyoruz.’ dedi.”,
“BOMBACILARDAN sığınmacı kartı çıktı.”
BİR ÖRNEK ÇERÇEVESİNDE SIĞINMACI BİREYLERE YÖNELİK ŞİDDETİN
İNCELENMESİ
"Okula gitmek istiyordum ama yabancı olmamdan kaynaklı sürekli kötü
davranıyorlardı. ‘Araplar pis, Araplar kötü’ gibi söylemlerle bizi sürekli aşağılıyorlardı.
Derse bir dakika bile geç kalsam öğretmenler tarafından kötü muameleyle karşılaşıyordum.
Okul müdürü sürekli bizi istemediğine dair sözler söylüyordu. Bu durum yaşandıkça ben de
okuldan soğudum ve daha sonra bırakmak zorunda kaldım. Kardeşim de benzer nedenlerden
dolayı okulu bırakmak zorunda kaldı. Daha sonra bir inşaatta çalışmaya başladım. Çok az
bir parayla saatlerce çalıştırılıyorduk, buna rağmen paramızı alamıyorduk. Sigortasız olarak
79
çalıştığım bir şirkette 6 bin TL’ye yakın paramı alamadım. Sigortam olmadığı için de
hakkımı savunamadım. İş bulmak çok zor çünkü yabancıları da işe almak istemiyorlar.
Şimdilik geçimimi ailemin verdiği parayla sağlıyorum."
1. “Araplar pis, Araplar kötü" gibi ifadeler nefret söylemini oluşturmaktadır ve o kişinin
kendisini dışlanmış, aşağılanmış hissetmesine sebebiyet verdiği için psikolojik bir
şiddettir.
2. Bireyin derse geç kaldıktan sonra öğretmeni tarafından kötü muameleye maruz
bırakılması da bir tür duygusal şiddettir.
3. Okul müdürünün onları/sığınmacı bireyleri istemediğine dair söylediği sözler ayrımcılık
yasağının ihlalidir ve ilk değerlendirmede de olduğu gibi kişinin kendini dışlanmış,
aşağılanmış hissetmesine sebebiyet verdiği için psikolojik bir şiddet söz konusu olmuştur.
4. Bireyin çok az bir ücretle sigortasız saatlerce çalıştırılması bir emek sömürüsüdür ve hem
ekonomik şiddet hem de psikolojik şiddet niteliği taşımaktadır. Keza yabancıların işe
alınmak istenmemesi de bir ekonomik şiddet örneğidir.
Kısaca: Bu örnek üzerinden de anlaşılacağı üzere sırf sığınmacı olduğu için bir bireye
sistematik olarak şiddet uygulanmıştır. Eğitim kurumunda hem akranları hem de eğitmenler
tarafından maruz bırakıldığı duygusal/psikolojik şiddet (nefret söylemleri ve ayrımcılık)
neticesinde bireyin eğitim alması zorlaştırılmış ve hem bireyin kendisi hem de kardeşi eğitim
hakkından mahrum kalmıştır.
SONUÇ
Savaş ortamından kaçıp başka bir ülkeye sığınan sığınmacıların bu ülkelerde
yaşadıkları hak kayıpları ve maruz bırakıldıkları şiddet gün geçtikçe artmakta ve ciddi
boyutlara varmaktadır. Sığınmacıların sığındıkları ülkenin hukuk sistemine hâkim
olmaması, dillerinin farklı olması gibi etkenler de bu hak kayıplarını ve şiddeti görünmez
kılmakta ve sığınmacılar adeta kendi kaderlerine terk edilmektedir.
80
KAYNAKÇA
1. Gezik, Z. (2022). Suriyeli Göçmenlerin Anaakım Medyada Temsili. Journal of
Communication Science Researches. https://dergipark.org.tr/en/download/articlefile/2190442
2. International Crisis Group.(2018).Avrupa Raporu N⁰248.Türkiye'deki Suriyeli
Mülteciler: Kentsel Gerilimleri Azaltmak. https://www.crisisgroup.org/europe-centralasia/westerneuropemediterranean/turkey/248-turkeys-syrian-refugees-defusingmetropolitan-tensions
3. Kaya, M. (2019). Türkiye'deki Suriyeli Mülteci Gruplara Yönelik Şiddet. TİHEK
Akademik Dergi. https://dergipark.org.tr/tr/pub/tihek/issue/59385/852585
4. Manap Kırmızıgül, Ç. (2019). Komşudan Yabancıya, Misafirden Mülteciye: Yerel
Halkın Gözünden Türkiye'de Mülteciler. Nüfusbilim Dergisi.
https://dergipark.org.tr/tr/pub/nufusbilim/issue/52256/683713
81
YAŞLILARA KARŞI ŞİDDET
Yaşlılara yönelik şiddete değinmeden önce yaşlı bireylerin öncesinde yaşamış olduğu
ayrımcılık konusuna değinilmesi gerekir. Korunan bir temel olarak “yaş”, potansiyel bir
ayrımcılık mağduru olan kişinin yaşını ifade etmektedir. Yaş ayrımcılığına her yaş
grubundan insan maruz kalabilmekle birlikte, bu ayrımcılık ile en sık karşılaşan gruplar
çocuklar, gençler ve yaşlılar olarak karşımıza çıkmaktadır. Yaşlıların maruz kaldığı
ayrımcılık, ilk kez Robert N. Butler tarafından 1969 yılında “ageism” kavramıyla
tanımlanmıştır. Buna göre, “ageism” tıpkı ırkçılık ve cinsiyetçilik gibi farklı biçimlerde
görünür olabilen bir ayrımcılık türüdür. Yaşlı ayrımcılığı (ageism), salt belli bir yaş eşiğinin
üstünde olması nedeniyle yaşlı olarak kabul edilen veya yaşlı olarak algılanan bireylere
yönelik olumlu ya da olumsuz önyargı, kalıp yargı ve ayrımcılık olarak tanımlanmaktadır.
Yaşlılara yönelik ayrımcılık sorununu üç yönü ile değerlendirebilmek mümkündür:
Bunlardan ilki yaşlılara, yaşlılık ve yaşlanma sürecine karşı ön yargılı tutumlar
Özellikle istihdamda ve diğer sosyal rollerde yaşlılara yönelik ayrımcı uygulamalar
Genellikle art niyetli olmayan, yaşlılarla ilgili basmakalıp inançları sürdüren, yaşlıların
yaşam memnuniyetini sağlayan fırsatları azaltan ve yaşlıların saygınlıklarına zarar
veren kurumsal uygulamalar ve politikalar olarak ele alabiliriz.
Güncel araştırmalara göre, Türkiye’de yaş ayrımcılığına uğrayanların oranı %4
düzeyinde iken yaşlılar söz konusu olduğunda yaşından dolayı haksızlığa uğrayanların oranı
%8’lere ulaşmaktadır. Yaşlı bireylere karşı sergilenen yaş ayrımcılığı düzeyinin 2013 yılında
%4 iken, 2016 yılında %7’ye ve 2020 yılında %11’e ulaşması, yaşlılara karşı ayrımcı tutum ve
uygulamaların ısrarlı bir biçimde devam ettiğini göstermektedir. Yaş dağılımına göre oranı ise:
Ayrımcılık yasağının ihlali hâlinde; Konuya ilişkin görev ve yetkisi bulunan kamu
kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ihlalin sona erdirilmesi,
sonuçlarının giderilmesi, tekrarlanmasının önlenmesi, adli ve idari yoldan takibinin sağlanması
amacıyla gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür. Ayrımcılık yasağı bakımından sorumluluk
altında olan gerçek ve özel hukuk tüzel kişileri de benzer şekilde yetki alanları içerisinde
bulunan konular bakımından ayrımcılığın tespiti, ortadan kaldırılması ve eşitliğin sağlanması
için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür.
82
Başvuru veya Resen İnceleme:
6701 sayılı Kanun kapsamında; bir kişinin yaşına dayalı olarak ayrımcılığa maruz
bırakıldığının tespiti halinde, bu ihlalin etki ve sonuçlarının ağırlığı, failin ekonomik
durumu ve çoklu ayrımcılığın ağırlaştırıcı etkisi dikkate alınarak ihlalden sorumlu olan
kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, gerçek
kişiler ve özel hukuk tüzel kişileri hakkında idari para cezası uygulanır. 27/11/2021 ve
31672 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan orana göre 6701 sayılı Kanun’un 25’inci
maddesinin birinci fıkrasında yer alan idari para cezasının 2022 yılı için alt sınırı
2.673,61 TL üst sınırı ise 40.179,00 TL olarak yeniden belirlenmiştir.
Kurumun inceleme ve araştırma konusuyla ilgili olarak gerekçesini belirterek istediği
bilgi ve belgelerin, süresi içinde verilmesi zorunludur. Söz konusu yükümlülüğe ve
uyarıya rağmen haklı bir neden olmaksızın belirtilen sürede uymayan kamu kurum ve
kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, gerçek kişiler ve özel hukuk
tüzel kişileri hakkında da idari para cezası uygulanır. 27/11/2021 tarihli ve 31672 sayılı
Resmî Gazete’de yayımlanan orana göre 6701 sayılı Kanun’un 25’inci maddesinin
üçüncü fıkrasında yer alan idari para cezasının 2022 yılı için alt sınırı 1.334,76 TL üst
sınırı ise 5.352,36 TL olarak yeniden belirlenmiştir.
YAŞLILARA YÖNELİK İSTİSMAR
Yaşlılara yönelik ayrımcılığın görünüm biçimlerinden biri olan yaşlı istismarı, bir
ayrımcılık türü olarak 6701 sayılı Kanun’da düzenlenmiş olan taciz kapsamında ele
alınmaktadır. Buna göre yaşlı bireylere yönelik gerçekleştiren; psikolojik, ekonomik ve cinsel
türleri de dâhil olmak üzere, insan onurunun çiğnenmesi amacını taşıyan veya böyle bir sonucu
doğuran yıldırıcı, onur kırıcı, aşağılayıcı veya utandırıcı her türlü davranış 6701 sayılı Kanun
çerçevesinde “taciz” olarak değerlendirilebilecektir.
Yaşlı İstismarı Türleri ve Belirtileri
Yaşlı istismarı ailesel, kurumsal ve kendi kendini ihmal olmak üzere üç temel grupta
incelenmektedir. Ailesel yaşlı istismarı, yaşlı bireye kendi evinde ya da kaldığı başka bir ev
ortamında kötü muamelede bulunulmasıdır. Kurumsal istismar, yaşlı bireylerin yaşamlarını
sürdürmeleri için oluşturulmuş yerlerde (huzur evleri, yaşlı bakım evleri gibi) yaşlı bireye kötü
muamelede bulunulmasıdır. Kendi kendini ihmal, yaşlı bireyin sağlık ya da güvenliğini tehdit
eder bir şekilde, tek başına yaşama davranışını belirtir. Yaşlı istismarı fiziksel, psikolojik, cinsel
ve ekonomik istismar şeklinde olabilir.
Fiziksel istismar: Yaşlı bireyin güvendiği veya yaşlı bireye bakan birisi tarafından güç
kullanarak vücuda zarar verme, ağrı verme, yetersizliğe yol açma, fiziksel olarak engel olma,
zorla besleme ve yatakta tutma gibi eylemlerdir. Yaşlı bireyin fiziksel istismara uğramış
olabileceğini gösteren başlıca belirtiler; boyun ve kollardaki çürük, morluk gibi izler, el ve ayak
bileğindeki kamçı ya da halat izleri, tekrarlanan, açıklanamayan yaralar, yaralanma hakkındaki
çelişkili, kaçamak ifadeler ve tutumlar, tekrarlanan yaralanmalarda aynı sağlık kurumuna
gitmeyi reddetme gibi durumlardır.
Psikolojik istismar: Yaşlı bireyin güvendiği konumda olan birisi tarafından sözel veya sözel
olmayan yolla ruhsal açıdan acı veren veya strese sokan davranışlardır. Başlıca psikolojik
istismar belirtileri arasında; bireyin cevap vermemesi, iletişim kurmaması, şüpheli ve mantıksız
83
korku yaşaması, sosyal ilişkilerde ilgi eksikliği olması, kronik fiziksel ve psikolojik sağlık
problemlerinin olması sayılabilir.
Cinsel istismar: Cinsel istismar yaşlı bireyin isteği dışında, diğer deyişle bireyin kendi rızası
olmadan herhangi bir cinsel aktiviteye zorlanmasıdır. Başlıca cinsel istismar belirtileri olarak;
açıklanamayan anal ve vajinal kanama, kanlı, yırtık giysiler, göğüslerdeki çürük ve morluklar,
cinsel ilişki ile bulaşan hastalıklar ve vajinal enfeksiyonlar sıralanabilir.
Ekonomik istismar: Zihinsel yetersizliği gösterilmeyen yaşlı bireylerin sivil ve hukuki
haklarının ihlal edilmesi, yasadışı ya da izinsiz olarak mallarının, parasının, banka/emeklilik
hesabının ya da diğer değerli varlıklarının kullanılması ve değiştirilmesi, kendi evinden
çıkartılması ve hile yolu ile vekâletname alınması ekonomik istismar örnekleridir.
YAŞLILARA YÖNELİK İHMAL
Yaşlıya yaklaşım sorunlarından biri de yaşlı ihmalidir. Yaşlı ihmali, yaşlı bireyi, yiyecek,
giyecek, ısınma gibi temel gereksinimlerinden mahrum etmek olarak tanımlanabilir. Bilerek
veya bilmeyerek yaşlı bireyden yiyecek, içecek, ilaç, protez, gözlük, işitme cihazı vb. tıbbi
cihaz gibi ihtiyaçlarını esirgemek, bakım vermedeki sorumluluklarını yerine getirmede isteksiz
davranarak veya reddederek, yaşlı bireye duygusal, fiziksel acı ve sıkıntı vermektir. Yeme,
giyinme, ısınma, kişisel hijyen gibi gereksinimlerin karşılanmaması, uzun zaman yalnız
bırakılması gibi örnekler ihmali içermektedir.
Ayrıca yaşlı ihmalinin varlığını gösteren durumlar;
Yaşlı bireyin bedensel temizliği ya da giyinmesine yardım etmede yetersizlik,
Yaşlı bireyin bedensel ve ruhsal sağlık gereksinimlerini sağlamada yetersizlik
(yaşlının tedaviyi reddettiği durumları içermez),
Yaşlı bireyin sağlığını ve güvenliğini tehdit eden zararlardan korumada yetersizlik,
Yaşlı bireyin bakımına gerekli dikkat ve özen göstermesindeki yetersizlik (kendi
kendini ihmal)
Yaşlı Hakları Ulusal Eylem Planı 2023-2025
Amaç yaş ayrımcılığı ile mücadele ederek yaşlı bireylerin haklarını güçlendirmektir.
Yaşlanma Vizyon Belgesi doğrultusunda hazırlanan Yaşlı Hakları Ulusal Eylem Planı (2023-
2025) ile yaşlı haklarının korunması ve güçlendirilmesi, yaş ayrımcılığıyla mücadele edilmesi,
yaşlı bireylerin adalet hizmetlerine erişiminin güçlendirilmesi, ihmal, istismar, sömürü ve
şiddet gibi insan onur ve haysiyetini zedeleyici muamelelerden korunmalarına yönelik
tedbirlerin alınması amaçlanmaktadır. Buna yönelik olarak 4 temel hedef yer almaktadır:
1. Yaşlı haklarının korunması ve güçlendirilmesi için;
Yaşlılık konusunun tüm sektörlerde ana akımlaştırılması ve hak
temelli yaklaşımın yaygınlaştırılması konusunda çalışmalar yapılması
Yaşlı hakları konusunda bilgilendirme ve farkındalığın artırılması
Yaşlı bireylerin politika oluşturma ve uygulama süreçlerine ilişkin karar
mekanizmalarına katılımının güçlendirilmesi
2. Yaş ayrımcılığı ile mücadele edilmesi için;
Yaş ayrımcılığıyla mücadele konusunda mevzuat çalışmaları yapılması
Yaş ayrımcılığıyla mücadele konusunda uluslararası iş birliği geliştirilmesi
Yaşlı bireylerin medyada temsiline ilişkin çalışmalar yapılması
84
3. Yaşlı bireylerin adalet hizmetlerine erişiminin güçlendirilmesi için;
Yaşlı bireylerin adalete erişimi konusunda farkındalık çalışmaları yapılması
Yaşlı bireylerin adli süreçlerde haklarını kullanırken yaşlarına uygun uyumlaştırmaların
sağlanmasına yönelik tedbirlerin alınması
4. Yaşlı bireylerin ihmal, istismar, sömürü ve şiddet gibi insan onuru ve haysiyetini
zedeleyici muamelelerden korunması için;
Yaşlı bireylerin ihmal, istismar, sömürü ve şiddet gibi insan onur ve haysiyetini
zedeleyici muamelelerden korunmalarına ilişkin yaşlı bireylerin bilgilendirilme ve
bilinçlendirilmesi
Yaşlı bireylere yönelik ihmal, istismar, sömürü ve şiddet gibi insan onur ve haysiyetini
zedeleyici muamelelerle mücadelede uygulamanın güçlendirilmesi
Yaşlı bireylerin ihmal, istismar, sömürü ve şiddet gibi insan onur ve haysiyetini
zedeleyici muamelelere karşı güçlendirilmesi
Uygulama ve izlemlerdeki amaç ise koordinasyon anlayışını ve veriye dayalı izleme
kapasitesini geliştirmektir. Bunun için ise 2 temel hedef yer almaktadır:
1. Politika oluşturma ve uygulamanın izlenmesine yönelik veri ve istatistiklerin
geliştirilmesi için;
Yaşlılık alanında araştırmaların gerçekleştirilmesi
Tüm sektörler açısından uluslararası karşılaştırma yapabilmeye uygun, yaşa dayalı
ayrıştırılmış verilerin sağlanmasına ilişkin çalışmalar gerçekleştirilmesi
İller özelinde kısa, orta ve uzun vadeli yaşlanma programları oluşturulması
Bağımsız izleme ve denetleme kurumlarına yapılan başvurulara ilişkin verilerin yaş
temelinde ayrıştırılmış olarak elde edilmesi ve paylaşılması
2. Politika oluşturma ve izleme süreçlerinin çok taraflı ve katılımcı bir anlayışla koordine
edilmesi için;
Yaşlı Hakları İzleme ve Değerlendirme Kurulu’nun kurulması
Yaşlanma Vizyon Belgesinin eylem planlarıyla uygulanarak izlenmesi
Yaşlı haklarına yönelik pek çok rapor ve araştırma da yer almaktadır:
TİHEK’in hazırlamış olduğu Türkiye yaşlı hakları raporunun temel amacı şu şekilde ele
alınmıştır: Türkiye Yaşlı Hakları Raporu, Türkiye’de yaşlılara dair politika
düzenlemeleri ve yaşlılara sunulan hizmetler ışığında yaşlı haklarının durumunun
değerlendirilmesi ve mevcut politika ve hizmetlerin yaşlıların ihtiyaçlarına uygun bir
biçimde yeniden yapılandırılması, geliştirilmesi ve yaşlılar tarafından haklara erişimin
sağlanmasına yönelik önerilerin sunulması amacıyla hazırlanmıştır.
MADRİD uluslararası eylem planının temel amacı ise: Eylem Planı’nın amacı, her
yerde insanların güvenli ve saygın şekilde yaşlanmalarını ve toplumlarında bütün
haklara sahip birer vatandaş olarak yaşamaya devam etmelerini garanti etmektir.
Sağlıklı ve güçlü yaşlılık dönemi temellerinin yaşamın ilk yıllarında atıldığı kabul
edilerek; bireysel ve toplumsal yaşlanma ile ilgili anahtar öncelikler üzerinde
odaklanılması için politikacılara yol gösterecek pratik bir araç olması amaçlanmıştır.
Yaşlanma sürecindeki özellikler ve sorunlar göz önünde bulundurularak ülkelerdeki çok
farklı durumlara uyarlanabilecek özel öneriler geliştirilmiştir. Plan’da, bölgesel yaşanan
değişimler, bölgeler arasındaki kalkınma düzeyi farklılıkları ve küreselleşen dünyada
ülkelerin birbirine bağımlılığı da göz önüne alınmaktadır.
85
ANAYASAMIZIN 61. madde 3. fıkrasında ise: “Yaşlılar, Devletçe korunur, Yaşlılara
Devlet yardımı ve sağlanacak diğer haklar ve kolaylıklar kanunla düzenlenir” şeklinde
belirtilerek yaşlılara yönelik korunma imkânı sunulmuştur.
VİYANA uluslararası yaşlanma eylem planında ise: hükûmetlerin ve sivil toplum
kuruluşlarının nüfusun yaşlanmasıyla etkili bir şekilde başa çıkmalarını sağlamak ve
yaşlıların gelişme potansiyeli ile bağımsızlıklarını güçlendirmek amacıyla 1982 yılında
BM Genel Kurulu’nun 37/51 sayılı kararı ile onaylanmıştır. Eylem Planı’nda yer alan
araştırma, veri toplama ve analiz, eğitim ve öğretimin yanı sıra yaşlı haklarına dayalı
olarak sağlık ve beslenme, yaşlı tüketicilerin korunması, çevre, aile, sosyal refah, gelir
güvenliği ve istihdam ile eğitim gibi temaları ele alan 62 eylem önerisinin izlenmesi
amacıyla BM Genel Kurulu 14/12/1990’da 1 Ekim’i “Uluslararası Yaşlılar Günü”
olarak ilan etmiştir
BM Uluslararası Yaşlılar Günü’nün 2022 yılı teması “Değişen Dünyada Yaşlıların
Dayanıklılığı” olarak belirlenmiştir. Bu tema ile çevresel, sosyal, ekonomik eşitsizlikler
karşısında özellikle yaşlı kadınların dayanıklılığını vurgulamak ve küresel ölçekte yaş
ve cinsiyete dayalı ayrıştırılmış veri toplamanın önemi konusundaki farkındalığı
artırmak hedeflenmiş; BM’ye üye ülkeler, BM Kadın Birimi, BM Uzman Kuruluşları
ve sivil toplum, yaşlı kadınları politikaların merkezine dahil etmeye ve eşitliği
sağlamaya çağırılmıştır
Bu ve benzeri pek çok düzenlemelerde de yaşlılara yönelik şiddet ve ihmallerin
önlenmesi için çalışmalar yer almaktadır.
86
KAYNAKÇA
1. SENEX 2023\07 izleme raporları:
https://api.senex.org.tr/Upload/Publication/c980bc67d41a48af8600a4a2e21be c46.pdf
2. TİHEK Türkiye yaşlı hakları raporu: https://www.tihek.gov.tr/public/pdf/files/zff5ok.pdf
3. TİHEK yaş temelinde ayrımcılık el kitabı:
https://www.tihek.gov.tr/kategori/pages/pdf/6sreqx.pdf
4. Yaşlı hakları ulusal eylem planı 2023-2025:
https://aile.gov.tr/media/133624/yasli_haklari_ulusal_eylem_plani.pdf
5. Yaşlı istismar ve ihmali Fatma ARPACI-Bahtiyar BAKIR:
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/36087
6. Yaşlılara yönelik şiddet ve ihlallerin izlenmesine yönelik SENEX raporları:
https://senex.org.tr/tr/publications.aspx
87
ÖZEL GEREKSİNİMLİ BİREYLERE KARŞI ŞİDDET
Yenilikçi Hukukçular Platformu Şiddet İle Mücadele Komisyonu Özel Gereksinimli
Bireylere Karşı Şiddet Temsilciliği olarak bu raporu yazmadaki amacımız dünyanın
ötekileştirilmiş grupları arasında yer alan engelli bireylerin maruz bırakıldıkları şiddete
değinerek adalete erişimde yaşadıkları sıkıntıları belirlemek ve böylelikle konunun mahiyetini
gün yüzüne çıkarmaktadır.
ENGELLİLİĞE YÖNELİK KAVRAMLAR VE TANIMLARI
Rapora başlamadan önce belirtilen kavramların neyi ifade ettiğinin açıklanması ve
böylelikle raporun daha iyi anlaşılması için konuyla ilgili bazı kavramların tanımlarına aşağıda
yer verilmiştir.
Engellilik: Anne karnında, doğum esnasında, doğumdan sonra ve çevresel faktörlerin etkisiyle
gerçekleşebilen engellilik fiziksel, duyusal, zihinsel, ruhsal yetilerin eksikliği ya da tamamen
kaybı sebebiyle çevre koşullarına etkin bir biçimde uyum sağlanılmasındaki zorluk, bu anlamda
bir kısıtlılık olarak tanımlanabilir. Genel çerçevede zihinsel engellilik, görme engellilik, işitme
engellilik, konuşma engellilik, ortopedik engellilik, süreğen hastalık başlıkları altında
incelenebilmektedir.
Zihinsel Engellilik: Zihinsel gelişim ve fonksiyonlarda birtakım nedenlerden kaynaklanan
sürekli yaşlanma, duraklama ve gerilemeye bağlı olarak meydana gelen uyum davranışlarındaki
gerilik ve yetersizlik olarak ifade edilmektedir.
Görme Engellilik: Görme yetisinin kısmen ya da tamamen kaybından dolayı özel eğitim ve
destek eğitim hizmetine ihtiyaç duyulması hâlidir. Hiç görmeyenler ve az görenler şeklinde iki
gruba ayrılır.
İşitme Engellilik: Duyma yetisinin kısmen ya da tamamen kaybından dolayı biyonik kulak
(implant) ya da işitme cihazına ihtiyaç duyulmasıdır.
Konuşma Engellilik: Konuşmanın akışında, ritminde, tizliğinde, vurgularında ses
birimlerinin yetersiz olması durumudur.
Ortopedik Engellilik: İskelet, sinir sistemi, kas ve eklemlerdeki sıkıntılardan dolayı
toplumsal yaşama uyum sağlanmasında, günlük gereksinimlerin karşılanmasında güçlük
yaşanılması ve bu bakımdan desteğe ihtiyaç duyulması durumudur.
Süreğen Hastalık: Hayata katılımı sınırlandıran tıbbi problemler nedeniyle sürekli tedavi ve
bakıma ihtiyaç duyulması hâlidir.
Erişilebilirlik: Herhangi bir ürün, hizmet, teknoloji veya ortamın tüm bireyler tarafından
ulaşılabilir ve kullanılabilir olması anlamına gelmektedir.
Özel Eğitim: Akranlarından bireysel ve gelişim nitelikleriyle eğitim yeterlilikleri bakımından
farklılık gösteren kişilerin uygun ortamda özel olarak yetiştirilmiş personel aracılığıyla eğitim
ve sosyal ihtiyaçlarını gidermek amacıyla geliştirilmiş programlardır.
Rehabilitasyon: Doğuştan veya sonradan meydana gelebilecek hastalık, kaza, yaralanma gibi
nedenlere bağlı olarak yeteneklerinin bir kısmını kaybetmiş bireyin tıbbi, psikolojik, sosyal ve
mesleki yönlerinin ulaştırılabilecek en iyi seviyeye getirilerek bireyin topluma katılımını ilke
88
edinen, kalıcı sakatlıkların etkilerini en az seviyeye indirmek amacıyla düzenlenen tedavi edici
bir süreçtir.
Şiddet: Herhangi bir kişi veya nesneye karşı bilinçli olarak zarar verme amacı taşıyan ve buna
maruz kalan kişinin acı çekmesi veya zarar görmesiyle sonuçlanan her türlü tutum ve davranışı
içinde barındıran bir olgudur. Genel çerçevede fiziksel şiddet, cinsel şiddet,
sözlü/duygusal/psikolojik şiddet, ekonomik şiddet başlıkları altında incelenebilmektedir.
ENGELLİ BİREYE ŞİDDET NEREDEN GELEBİLİR?
1. Aile İçinden/Yakın Çevreden:
Engelli bireylere yönelik aile içinden ve yakın çevreden (akraba, komşu, mahalle
tanıdıkları) gelen bir şiddet söz konusudur. Failin aile içinden/yakın çevreden olması, engelli
bireyin faile güvenmesi, failin engelli bireye erişiminin daha rahat olması gibi sebepler engelli
bireyi aile içi/yakın çevreden şiddete açık hâle getirmektedir. Şikâyet durumunda adli
makamların engelli bireye inanmaması, engelli bireyin aile bakımından mahrum kalma korkusu
bu bireylerin şiddete dair şikâyetlerini imkânsız hâle getirmektedir.
“4 çocuk babası E.E. zihinsel engelli kızı H.E.’yi 6 yıl boyunca istismar etti. 2008 yılında
babasından hamile kalarak düşük yapan H.E.’nin 2012 ve 2014 yılında doğan iki bebeği ise
tenha bir bölgeye bırakılarak ölüme terk edildi. Korkunç olay bir komşunun polise ihbarıyla
ortaya çıktı.”
“Başkent'te engelli çocuğu ile birlikte Aile Sağlığı Merkezi'ne giden bir babanın
merkezden çıktıktan sonra yere düşen çocuğuna tekme attığı görüntüler güvenlik kamerasına
yansıdı.”
2. Bakım Hizmeti Aldığı Kurum Personellerinden:
Engelli bireyler, günlük hayatlarını kolaylıkla sürdürebilmek için kişisel ve psiko-sosyal
destek hizmetlerini/bakım hizmetlerini aldıkları kurumlarda çalışan personeller tarafından da
şiddete maruz bırakılmaktadır. Bakıma muhtaç hasta ve engellilerin yüksek meblağların
döndüğü rant kapısı olarak görülmesi neticesinde kurumlara alınan personellerin niteliksizliği,
personel sayısının azlığı gibi sebeplerle bu kurumlarda hizmet alan engelli bireylere yönelik
şiddet artmakta ve bu şiddetler bakıma ihtiyaç duyan engelli bireyin bu bakımdan mahrum
kalma korkusu, şiddete maruz bırakılan engelli bireyin kamu personeli tarafından tehdit
edilmesi, diğer personellerin engelli bireye inanmaması veya olayın tanığı olmak istememesi,
bu kurumların kapalı kurum olması dolayısıyla yaşanan şiddetin dışarı yansımaması sonucu
buradaki şiddet olayları örtbas edilmekte ve sistematik bir şekilde uygulanmaya devam
edilmektedir.
“Özel engelli bakımevindeki çalışanların bakımevindeki hastalara şiddet uyguladığına
dair görüntüler ortaya çıktı. Konuya ilişkin açıklamada bulunan İstanbul Valiliği olaya dair
soruşturma başlatıldığını ve bakım merkezinin faaliyetlerine son verildiğini bildirdi.”
“Özel bakım merkezinde engellileri döven 4 hasta bakıcı tutuklandı. Sanıkların banyoda
tazyikli suyla işkence ettikleri yatalak bir hastanın da ölümüne neden olduğu öğrenildi.”
“Zihinsel engelli kişiyi darp eden, yere yatırıp tokat atan ve terlikle vuran, su ve yemek
vermemekle tehdit ederek şiddet uyguladığı saptanılan 3 kişinin kimlikleri tespit edildi.
Görüntülerde bulunan 3 kişiden 2’sinin artık merkezde çalışmadığı öğrenilirken birinin hâlâ
89
çalıştığı belirlendi. Soruşturma kapsamında harekete geçen polis ekiplerince engelli bakım
merkezi çalışanları E.K., M.U. ve S.K. adlı 3 kişi gözaltına alındı. Emniyetteki işlemlerin
ardından adliyeye sevk edilen şüphelilerden E.K. ve M.U. tutuklandı, S.K.’ye ise ev hapsi
verildi. Görüntüler olaydan bir yıl sonra kamuya yansımıştı.”
3. Eğitim Aldığı Özel Eğitim Okullarından veya Karma Okullardan:
Engelli bireylerin şiddete maruz kalma risklerinin yüksek olduğu yerlerden biri de eğitim
aldıkları özel eğitim okulları veya karma okullardır. Özellikle konuşma, zekâ ve davranış
bozuklukları olan engelli bireylerle işitmede, hareket etmede, soyunup giyinmede, tuvalet
yapmada güçlük çeken engelli bireyler suistimale ve buna bağlı şiddete daha yaygın maruz
kalmaktadırlar. Bu eğitim kurumlarında öğretmenden, personelden, öğrencilerden/akrandan ve
velilerden engelli bireye yönelik bir şiddet söz konusu olabilir. Bu noktada şiddete maruz
bırakılan engelli birey bu şiddeti içselleştirmekte, şiddetin ve zorbalığın tam ortasında
savunmasız bırakılmaktadır.
“Rehabilitasyon ve bakım merkezinde koruma altında bulunan 5'inci sınıf öğrencisi T.K.
adlı erkek çocuk, özel sınıfta eğitim gördüğü ortaokul öğretmeni İ.B. tarafından hunharca
dövüldü. Şiddet uygulayan öğretmen İ.B., okul müdürü ve müdür yardımcısı görevden
uzaklaştırılırken idari yönden disiplin soruşturması, adli yönden soruşturma başlatıldı.”
“Arkadaşlarının rahatsızlığını hiçe sayarak alay eden öğrenciler N.G. isimli engelli
öğrenciyi dakikalarca darp etti. Görüntülerin ortaya çıkmasıyla birlikte N.G.’yi darp ettikten
sonra yere yatırarak zorla şınav çektirmeye çalıştıkları da öğrenilen zorba öğrencilerin
okuldan uzaklaştırıldıkları öğrenildi. Aile ise suç duyurusunda bulundu.”
“Veliler ilkokulda eğitim gören otizmli öğrencilerin sınıflarının kapatılmasını talep etti.
Okulun çıkış saatinde bir araya gelen velilerin otizmli çocukları yuhaladığı iddia edildi. Millî
Eğitim Bakanlığı konuyla ilgili soruşturma başlattı, okul müdürü açığa alındı.”
4. İş Yerinden:
Çalışma hayatında işveren tarafından engelli bireylerin ekstra maliyet doğuracağına
inanılmaktadır. Bu nedenle engelli bireylere tanımlanan iş dışında başkaca işler
yaptırılmaktadır. Bu husus engelli bireyin iş yerindeki motivasyonunu düşürerek verimli
çalışmasını engellemektedir. Aynı zamanda iş yerindeki diğer personellerin engelli bireylere
şiddet yönelimi olmaktadır. Tüm kısıtlamalara rağmen engelli bireyler iş yaşamında var olmayı
istemektedir.
“Yüzde 50 engelli olan şirket çalışanı A.H. iş arkadaşları N.S. ve F.K. tarafından streç
filmle sarıldı. Tüm vücudunu sardıktan sonra A.H.’yi yere yatıran iş arkadaşları engelli gence
sopa, tekme ve tokat vurdu. N.S. ve F.K., A.H.’nin üzerine su döküp cinsel tacizde bulundu.
Yaşanan olayı başka bir çalışan telefonla kaydetti. Olayı whatsapp grubu açığa çıkardı.”
5. Sokaktan/Dış Mekândan:
Engelli bireylerin şiddete maruz kalma ihtimallerinin yüksek olduğu yerlerden biri de
sokaklar yani dış mekânlardır. Bir yere gitmek için birinden destek alan engelli bireylerin
karşıdan karşıya geçirilirken fiziksel yardım görünümlü cinsel tacize maruz bırakılması,
sokaktaki engelli bireylerin özellikle de daha savunmasız olarak nitelendirilebilecek engelli
çocukların kaçırılıp cinsel istismar veya dilencilik için adeta bir araç hâline getirilmesi, otobüs
90
şoförlerinin engelli bireyleri araca almak istememesi alınan engelli bireylerin de yolcular
tarafından şiddete maruz bırakılması bu gerçeği gözler önüne sermektedir.
“Bir engelli vatandaş durakta otobüs beklerken araca bindiği esnada otobüsün kapısının
bilinçli bir şekilde kapandığını ve yere düşüp kolunun ve kafasının kırıldığını belirtti. Olay
sonrası hastaneye giden engelli vatandaş darp raporu alarak karakola gidip şoför hakkında
suç duyurusunda bulunacaklarını ifade etti. Araç kamerasında şahsın araca bindiği esnada
kapının kapandığı ve yere düştüğü görülürken yolcuların uyarısına rağmen araç şoförünün
yere düşen engelliye yardım etmeden yola devam ettiği gözlendi.”
“Ayağında terlikleriyle kaybolan 21 yaşındaki yüzde 50 zihinsel engelli L.A. sokağa
atılmış hâlde bulundu. Polis merkezinde ifadesine başvurulan genç kıza kendisini polis olarak
tanıtan kişi tarafından dört gün boyunca elleri koli bandıyla bağlı hâlde işkence edildiği ve
genç kızın o şahıs tarafından bir evde tutulduğu öğrenildi.”
Mekân Sayı Oran (%)
Kendi Evi 17 20,24
Hizmet Aldığı/Barındığı/Kaldığı
20 23,81
Kurum
İş Yeri 2 2,38
Dış Mekân 26 30,95
Diğer 7 8,33
Bilinmiyor 12 14,29
Toplam 84 100,00
Engellilerin Maruz Kaldığı Fiziksel-Cinsel Şiddet, Kötü Muamele ve İstismar
Haberlerinin Mekânlar Bakımından Dağılımı 41
ADALET ENGELLİ BİREYLER İÇİN ERİŞİLEBİLİR Mİ?
Engelli bireyler açısından adaletin erişilebilirliğini tartışmadan önce BM Engelli Hakları
Sözleşmesi 42 çerçevesinde adalete erişim kavramını inceleyelim.
BM Engelli Hakları Sözleşmesi Madde 13 – Adalete Erişim
1. Taraf Devletler, engellilerin diğerleriyle eşit bir şekilde adalete etkili erişimini sağlamalıdır.
Bunun için usulî ve yaşa uygun uyumlaştırmalar yapılmalı ve soruşturma ve diğer hazırlık
aşamaları dahil tüm hukuki işlemlerde tanıklık etmeleri dahil doğrudan ve dolaylı olarak
katılımları kolaylaştırılmalıdır.”
2. Taraf Devletler, engellilerin adalete etkili bir şekilde erişimini sağlamayı kolaylaştırmak için
polis ve cezaevi personeli dahil adalet sistemi içerisinde çalışanların gerekli eğitimi
almalarını sağlamalıdır.
41 Tablodaki veriler Toplumsal Haklar ve Araştırmalar Derneği’nin Mevzuattan Uygulamaya Engelli
Hakları İzleme Raporu 2020’den elde edilmiştir.
42 BM Engelli Hakları Sözleşmesi, Türkiye tarafından 30.03.2007 tarihinde imzalanarak 03.12.2008
tarihinde onaylanmış ve 28.10.2009 tarihinde onay prosedürü tamamlanarak ülkemiz açısından
bağlayıcılık kazanmıştır.
91
Bu maddeden de anladığımız üzere adalete erişim kavramı toplumun tüm kesiminin
ihtiyaç duyduğu adalete eşit ve etkili bir şekilde ulaşabilmesi anlamına gelmektedir. Peki
engelli bireyler adalete eşit ve etkili bir şekilde ulaşabilmekte midir?
Hayır, ulaşamamaktadır çünkü polis merkezleri ve adliye binalarında engelli yolu,
kabartma yazı, sesli uyarı sistemleri gibi engellilerin erişimini kolaylaştıran düzenlemelerin
yapıldığından söz etmek pek mümkün değildir keza adliyelerde işaret dili bilen tercümanların
istihdam edilmemesi de bunu kanıtlar mahiyettedir. Zihinsel engelli bireylerin ise kısıtlandıktan
sonra yasal temsilcileri tarafından şikâyet, başvuru gibi temel haklarının kullanılmaması da bu
bireylerin adalete erişimde yaşadığı en büyük sorunlardandır.
92
KAYNAKÇA
1. Akbulut, S., & Taşköprü, C. (2021). Mevzuattan uygulamaya engelli hakları izleme raporu
2020. Toplumsal Haklar ve Araştırmalar Derneği. https://www.tohad.org/tohad/engellihaklari-
izleme-raporu-2020-yayinlandi/
2. Akdemir, N., & Akkuş, Y. (2006). Rehabilitasyon ve hemşirelik. Hacettepe Üniversitesi
Hemşirelik Yüksekokulu Dergisi
https://dergipark.org.tr/tr/pub/hunhemsire/issue/7849/103335
3. Erkem, N. (2015). Psikososyal engelli bireylerin adalete erişimi. RUSİHAK,
https://rusihak.org.tr/wp-content/uploads/2022/03/ADALETE-ERISIM-RAPORU-
2015.pdf
4. Güneri Yöyen, E. (2017). Şiddet türleri ve kişilik özellikleri. Yaşam Becerileri Psikoloji
Dergisi. https://dergipark.org.tr/tr/pub/ybpd/issue/29479/316724
5. Kalaycı Kırlıoğlu, H.İ. (2015). Zihinsel engellilere yönelik durumun ve hizmetlerin uzman
görüşleri perspektifinde değerlendirilmesi (Yüksek lisans tezi, Selçuk Üniversitesi).
Selçuk Üniversitesi Dijital Arşiv Sistemi.
http://acikerisimarsiv.selcuk.edu.tr:8080/xmlui/handle/123456789/4650?show=full
6. Karakoç, T., & Çelik, S. (2021). Görme yetersizliği olan bireyler “aileler için rehber
kitapçık". T.C. Millî Eğitim Bakanlığı.
https://orgm.meb.gov.tr/www/kitapciklar/icerik/1578
7. Sönmez, D. (2019). Çalışma hayatında engelli bireylerin karşılaştığı olumsuz davranışlar
ve etkileri (Yüksek lisans tezi, Altınbaş Üniversitesi). Kurumsal Akademik Arşiv.
http://openaccess.altinbas.edu.tr/xmlui/handle/20.500.12939/1838
8. Timuçin, E.U., & Arslan, M. (2021). Zihinsel yetersizliği olan bireyler “aileler için rehber
kitapçık". T.C. Millî Eğitim Bakanlığı.
https://orgm.meb.gov.tr/www/kitapciklar/icerik/1578
93
SAĞLIK ÇALIŞANINA KARŞI ŞİDDET
Yenilikçi Hukukçular Platformu Şiddet İle Mücadele Komisyonu Sağlık Çalışanına Karşı
Şiddet Temsilciliği olarak bu raporu yazmadaki asıl amacımız; sağlık çalışanlarına karşı gün
geçtikçe artan şiddet olayları hakkında toplumsal bilinçlenmeyi sağlayıp şiddet ile mücadele
etme arayışında olmamızdır.
Şiddet; kendine ya da bir başkasına veya grup ya da topluluğa yönelik olarak ölüm,
yaralanma, ruhsal zedelenme ve gelişimsel bozukluğa yol açabilecek fiziksel zorlama ya da
tehdidin amaçlı olarak uygulanmasıdır. 43
Çok geniş bir çalışma alanına sahip olan sağlık sektörü, mesleğe dayalı şiddetin en çok
yaşandığı sektördür. Yapılan araştırmalarda sağlık çalışanlarının %50’sinin şiddete maruz
kaldığı görülmüştür. 44 Sağlık kurumlarında şiddetin tanımı; “hasta, hasta yakınları ya da diğer
başka bir bireyden gelen, sağlık çalışanı için risk oluşturan sözel ya da davranışsal tehdit,
fiziksel saldırı veya cinsel saldırı” biçiminde yapılmaktadır. Her bir sağlık çalışanı da potansiyel
birer şiddet adayıdır. 45
TTB’nin 2010 yılında yayımladığı şiddet raporunda sağlık çalışanlarının şiddete
uğramalarının nedenlerini başlıca şöyle açıklamıştır:
Sağlık personelinin hasta bireyle doğrudan temasa geçmesi
Duygusal dengesizlik yaşayan ve şaşkın kişilere hizmet sunuyor olmaları
Tanı ve tedavi işlemlerini izole bir ortamda gerçekleştiriyor olmaları
Acil servis alanlarında hem hizmet verenlerin hem hizmet alanların yüksek stres
seviyesi içerisinde olmaları
Uzun bekleme saatlerinin olması
Çalışılan ortamın aşırı kalabalık olabilmesi. 46
Şiddet Türlerinin Sağlık Sektörüne Yansıması
Fiziksel Şiddet: Sağlık çalışanlarına yönelik fiziksel şiddet, hastalar veya hasta
yakınları tarafından fiziksel saldırılar, itiş kakışlar, darp edilmeler gibi formlarda
gerçekleşebilir. Bu tür şiddet, sağlık çalışanlarının yaralanmasına ya da fiziksel zarar
görmesine sebep olabilir.
Sözlü Şiddet: Hasta yakınları veya hastaların sağlık çalışanlarına küfür, hakaret, tehdit
veya aşağılama gibi sözlü saldırılarda bulunması anlamına gelmektedir. Bu şiddet türü,
sağlık çalışanlarının duygusal ve psikolojik olarak zarar görmesine sebep olabilir.
Duygusal Şiddet: Hasta veya hasta yakınları tarafından sağlık çalışanlarına psikolojik
baskı yapılması, suçlamalar, aşağılama ve manipülasyonlar gibi davranışları içerebilir.
Bu şiddet türü, sağlık çalışanlarının ruh sağlığını olumsuz etkileyebilir.
43 Çamcı O, Kutlu Y. Kocaeli’nde Sağlık Çalışanlarına Yönelik İşyeri Şiddetinin Belirlenmesi. Psikiyatri
Hemşireliği Dergisi, 2011, 2 (1), 9-16.
44 Al B ve ark. Increased Violence Towards Health Care Staff. The Journel of Acade- mic Emergency
Medıcıne,2012,115-124.
45 Ayrancı Ü, Yenilmez C, Günay Y, Kaptanoğlu C. Çeşitli Sağlık Kurumlarında ve Sağlık Meslek
Gruplarında Şiddete Uğrama Sıklığı. Anadolu Psikiyatri Dergisi, 2002 (3), 147-154.
46 https://www.ttb.org.tr/c_rapor/2010-2012/2010-2012.pdf
94
Sağlık çalışanlara şiddetin artmasının birtakım olumsuz sonuçları beklenmektedir. Kısaca
bunlardan bahsetmemiz gerekirse; sağlık hizmetlerinin kalitesinin düşmesi, hastaların güvende
hissedememesi, sağlık çalışanlarının iş tatminsizliği ve kaygısı, toplumsal itibar kaybı ve
özgüven kaybı diyebiliriz.
Bu sebeple, sağlık çalışanlarına şiddetin artması, sadece sağlık sektöründe değil, aynı
zamanda toplumun sağlığı ve refahı üzerinde de olumsuz etki yaratmaktadır. Şiddeti önlemek
ve sağlık çalışanlarını korumak için ciddi önlemler alınmalıdır.
Sağlık Çalışanlarını Kapsayan Meslek Grupları
Sağlık sektörü, çeşitli meslek gruplarından oluşur ve hepsini saymak zor olduğu için
başlıca mesleklere örnek vermek istiyoruz: Doktorlar(hekimler), hemşireler, psikologlar,
psikiyatristler, paramedikler ve acil tıp teknisyenleri, sosyal hizmet uzmanları.
Hepsi birbirinden kıymetli olan saydığımız ve sayamadığımız tüm bu meslek grupları,
birlikte çalışarak hastalığın sağlığını korumak ve iyileştirmek için bir ekip oluştururlar.
Ülkemizde Sağlık Çalışanlarına Karşı Şiddet
Yukarıda Sağlık-Sen Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin (SASAM) 2022 yılında
yayımladığı “Sağlıkta Şiddet Araştırması’nı incelediğimizde sağlık çalışanlarının %82,3’ü
şiddet endişesi taşıyarak mesleklerini icra etmektedirler. Ayrıca çalışanların %71,8’i çalışma
arkadaşlarının şiddete uğradığına tanıklık etmiştir. Tablo 2’ye baktığımızda ise sağlık
çalışanlarının %63’ünün en az bir kez şiddete maruz kaldığını görüyoruz. Aynı şekilde şiddete
uğrayanların %25,8’i fiziksel şiddete, %66,6’sı ise psikolojik/sözel şiddete maruz kaldıklarını
görüyoruz.
Şiddetin en fazla gerçekleştiği yerlere baktığımızda asıl yoğun yerlerin olduğu görebiliriz.
Yani acil servisler, hastane koridorları ve poliklinikleri
95
Türkiye’de Sağlık Çalışanlarının Korunumlarının Yasal Çerçevesi
Ülkemizde sağlık çalışanlarını korumak ve haklarını güvence altına almak için çeşitli
yasa, yönetmelik ve düzenleme bulunmaktadır.
Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu (SHTK): Sağlık çalışanlarının haklarını ve
sorumluluklarını belirleyen kanundur. Sağlık çalışanlarının gelişmesini destekler ve
güvenli çalışma koşullarını korur. Ayrıca sağlık çalışanlarına şiddetle mücadele
edilmesini ve şiddet mağdurlarının korunmasını da içerir.
Sağlık Bakanlığı İnsan Kaynakları Yönetmeliği: Sağlık çalışanlarının kariyer
gelişimlerini ve haklarını korur.
Şiddetle Mücadele Yönetmeliği: Sağlık çalışanlarına yönelik şiddeti önlemek ve
cezalandırmak amacıyla özel bir düzenleme olan “Şiddetle Mücadele Yönetmeliği”
bulunmaktadır. Yönetmelik, sağlık çalışanlarının şiddete karşı korunmasını ve şiddetin
önlenmesini hedefler.
96
KAYNAKÇA
1. Al ve ark., 2012, Ayrancı, Yenilmez, Günay, Kaptanoğlu, 2002, Çamcı, Kutlu, 2011
2. Ayrancı Ü, Yenilmez C, Günay Y, Kaptanoğlu C. Çeşitli Sağlık Kurumlarında ve Sağlık
Meslek Gruplarında Şiddete Uğrama Sıklığı. Anadolu Psikiyatri Dergisi, 2002 (3), 147-
154.
3. Çamcı O, Kutlu Y. Kocaeli’nde Sağlık Çalışanlarına Yönelik İşyeri Şiddetinin
Belirlenmesi. Psikiyatri Hemşireliği Dergisi, 2011, 2 (1), 9-16.
4. https://www.ttb.org.tr/c_rapor/2010-2012/2010-2012.pdf
5. Sağlıkta Şiddet Araştırması, SASAM, 2022.
6. Ünsal Atan S, Dönmez S. Hemşirelere Karşı İşyeri Şiddeti. Adli Tıp Dergisi Cilt/ Vol:25
Sayı/No:1, 71-80.
7. www.evicisiddet.adalet.gov.tr
97