26.01.2024 Views

GOSSIP DERGİ 51

Create successful ePaper yourself

Turn your PDF publications into a flip-book with our unique Google optimized e-Paper software.

SAYI

51

KASIM

2023

ÜCRETSİZDİR

51

MARKA PATENT TASARIM DERGİSİ

Yeni Dönem


22-23 KASIM 2023

Sınai Mülkiyet Eğitimleri

patent.com.tr'de



Genel Yayın Yönetmeni:

Burcu Görücü

burcu.gorucu@gossipdergi.com

40 YILLIK HİKAYEMİZİN

MİMARI ‘’100 YIL’’

Coşkuyla karşıladığımız 100. yıl… Bu anlamlı senede

sporda, bilimde, sanatta kazanılan onca

uluslararası başarı… Şampiyon Filenin Sultanları,

rekortmen Şahika Ercümen, mucit Canan

Dağdeviren, Cannes’ın en iyi kadın oyuncusu

Merve Dizdar ve çok daha fazlası… 100. yıldaki bu

başarıların yanında bizim bir gururumuz daha var:

İkinci yüzyıla girerken şirket olarak geride

bıraktığımız ‘’40 yıl’’.

Grup Ofis Marka Patent, Cumhuriyet’in 100. yılında

40 yaşına giriyor. Hikayemizin temeli, vizyoner bir

bakış açısıyla tam 40 yıl önce atıldı. Kurulduğumuz

günden itibaren dinamik ekibimiz büyürken; bize

güvenen kıymetli müvekkillerimizin sayısı da her

geçen gün arttı ve bugün, 20 bini aştı.

Sınai mülkiyet sektöründe her zaman

Cumhuriyet’in ve Cumhuriyetimizin kurucusu

Mustafa Kemal Atatürk’ün ilkelerini benimseyerek

var olduk. Kendimizi sürekli geliştirdik, ülkemize

faydalı olmak için emek verdik, her zaman yenilikçi

fikirlerin arkasında olduk. Bilgi ürettik; ürettiğimiz

her bilgiyi GOssIP Dergi aracılığıyla okurlarımız ve

paydaşlarımıza ulaştırmaya çalıştık.

51. sayımızı siz değerli okurlarımıza işte bu mutluluk

ve gururla sunuyoruz. Cumhuriyet’in yetiştirdiği bir

kuruluş olmanın, Cumhuriyet kültürünü

yaşatmanın ve aktarmanın kıymeti paha biçilemez.

Tüm bu süreçte bizimle olan, katkı sunan, olmazsa

olmaz takım arkadaşlarımıza da hem Grup Ofis

Marka Patent hem de GOSSIP Dergi adına

teşekkürü borç biliriz.

Grup Ofis Marka Patent ve GOssIP Dergi, ‘’40 yıllık

hikayesinin mimarı’’ Cumhuriyet’e minnet ve

şükran dolu.

GOssIP

KASIM 2023

İmtiyaz ve Yayın Sahibi

Grup Ofis Marka Patent AŞ adına

Cenk SEVİNÇ

Genel Yayın Yönetmeni

Burcu GÖRÜCÜ

Yayın Koordinatörü

Zülal GEDİK

Yayın Kurulu

Burak OCAKOĞLU

Deniz CEBECİ

Hazal ŞENER

Hilal AKSOY

Iraz YAYLA

Sevda KALYONCU

Şebnem ÖZTOPRAK

Hukuk Danışmanı

Av. Filiz CANKAT

Tasarım

Şebnem ÖZTOPRAK

Kapak Tasarımı

Park & Partners

Yönetim Yeri

Atatürk Bulvarı No: 211/11

Kavaklıdere ANKARA

Tel: 0312 468 50 00

Faks: 0312 468 44 55

info@gossipdergi.com

www.gossipdergi.com

/gossipdergi

/gossipdergi

/gossipdergi

/gossipdergi

Baskı

EMSAL Matbaa

Ankara

GOssIP dergisinin imtiyaz ve yayın

hakkı Grup Ofis Marka Patent AŞ’ye

aittir. Tüm hakları saklıdır. Kaynak

göstermeden alıntı yapılamaz.

E DİT ÖRDEN

Kutlu olsun 100. yıl. Kutlu olsun 40. yıl.

Cumhuriyet’in ışığında nice yıllara.

3



İÇİNDEKİLER

10

GÜNDEM

BARBIE’NİN

BAŞARI REÇETESİ

FİKRİ MÜLKİYET HAKLARI

36

ÖZEL DOSYA

ÜNLÜ İSİMLERDEN

İLGİ ÇEKEN

PATENT BAŞVURULARI

44

GOSSIP RÖPORTAJ

SOĞUK ŞAKALARIN

TESCİLLİ KANALI:

SOĞUK SAVAŞ

56

ÖZEL RÖPORTAJ

HER TARZA HİTAP EDEN

ŞIK TASARIMLARIN SAHİBİ:

İLVİRA DONSKAYA

16

20

“YENİLEBİLİR AMBALAJLAR”

TASARIM TESCİLLERİNE

ETKİ EDER Mİ?

MARKA HİKAYELERİ

DÜRÜMLE

40

UZMAN GÖRÜŞ

Şebnem ÖZTOPRAK

TRABİS İLE GELEN BELGESİZ

ALAN ADLARI VE

UYUŞMAZLIK ÇÖZÜMLERİ

48

50

52

YARATICI TASARIMLAR

İTİRAZIM VAR

LOGO HİKAYELERİ

64

66

68

GOSSIP ÖNERİYOR

ENTERESAN PATENTLER

SIRA DIŞI MARKALAR

22

UZMAN GÖRÜŞ

Kubilay GÜZEL

GERİ SAYIM BAŞLADI:

MARKA İPTAL

TALEPLERİNDE YENİ DÖNEM

42

PATENT HİKAYELERİ

KONUM BİLGİSİ AKTARIMINDA

PATENTLİ BİR TEKNOLOJİ:

GPS

60 BAŞARI HİKAYELERİ

70 BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ ?

62 MUCİT HİKAYELERİ

72 MARKA BULMACA

4 5



G Ü N D E M

2023 AIPPI

İSTANBUL’DA

GERÇEKLEŞTİ

Uluslararası Fikrî Mülkiyet Hakları Koruma Derneği (AIPPI)

fikri mülkiyet haklarının korunması konusunda faaliyet

gösteren ve kâr amacı gütmeyen İsviçre merkezli bir kuruluş.

AIPPI fikri mülkiyet alanında yürüttüğü çalışmaların yanında düzenlediği

kongrelerle de biliniyor. 2023 yılının dünya kongresi ise 22-25 Ekim

tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleşti.

Her sene farklı bir ülkede düzenlediği kongreleri ile tanınan AIPPI, bu seneki buluşmasını

İstanbul’da yaptı. Etkinlik sadece bir buluşma değil, aynı zamanda eğitim programı niteliğinde

gerçekleşti. Uluslararası hukuka ilişkin bazı konular tartışıldı, fikri mülkiyet alanında henüz karara

bağlanamamış bazı hususlar değerlendirildi ve kapsamlı mesleki oturumları sayesinde ‘’forum

görevi’’ gördü. Ayrıca kongrede sektördeki güncel gelişmeler üzerinde duruldu, belirlenen

çalışma konuları kapsamında oturumlar düzenlendi ve sektör uzmanları bir araya geldi.

Fikri Mülkiyet Haklarını Teşvik Eden Kuruluş: AIPPI

AIPPI, fikri mülkiyetin hem ulusal hem de

uluslararası alanda teşvik edilmesi,

geliştirilmesi, öneminin vurgulanması

amacıyla çalışıyor. Ayrıca çalışmalarını,

dünyanın farklı ülkelerinden çok sayıda üyeyle

yürütüyor. Üyeler ise fikri mülkiyet alanında

çalışan profesyoneller, avukatlar, patent

vekilleri, patent ofisleri, hakimler, bilim

insanları ve mühendisler başta olmak üzere

fikri mülkiyetle bağlantılı çalışan çok sayıda

kişiden oluşuyor. Kuruluş, çalışmalarının yanı

sıra düzenli olarak gerçekleştirdiği dünya

Etkinliğe Türkiye’de faaliyet gösteren birçok patent ve

marka vekili, vekil firmalar, fikri mülkiyet profesyonelleri

ve avukatlar katıldı.

Fikri ve sınai mülkiyet haklarında

40 yıllık tecrübeye sahip

Grup Ofis Marka Patent de önceki

yıllarda olduğu gibi AIPPI’daki

yerini aldı.

kongreleri ile birçok profesyonelin bir araya

gelmesini sağlıyor ve sektörel gelişmelerin

değerlendirilmesi için alan açıyor. Kongreler,

her sene farklı bir ülkede yapılıyor. Böylece

uluslararası alanda faaliyet gösteriliyor.

AIPPI, her sene gerçekleştirdiği bu kapsamlı

kongrenin çıktılarını ise hazırladığı dijital bir

yayın ile paylaşıyor. Bu yayının dışında

üyelerine gönderdiği bültenler ile fikri mülkiyet

alanındaki bilgi üretimine katkı sunuyor.

‘’İCAT ÇIKARAN’’

GİRİŞİMCİLERİN

YANINDAYIZ

Grup Ofis Marka Patent, Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) TEKMER ile

girişimcileri desteklemeye yönelik bir iş birliğine imza attı ve TEKMER’de

‘’Çapa Firma’’ olarak faaliyet göstermeye başladı. 40 yıldır ‘’Fikirlerinizin

Arkasındayız’’ mottosuyla hizmet veren Grup Ofis Marka Patent, TEKMER’de

bulunan ofisi ile artık girişimcilere daha yakın olacak ve ‘’icat çıkaran’’

fikirlerin arkasında durmaya devam edecek.

SBÜ TEKMER, düzenlendiği ‘’Medikaton’’ isimli fikir maratonuyla sağlık alanında fikir üreten

girişimcileri ödüllendirdi. Maratonun sponsorları arasında olan Grup Ofis Marka Patent ve

GOssIP Dergi de etkinlikte yer aldı. Grup Ofis, Medikaton’un sponsorlarından biri olmanın yanında

yenilikçi fikirlerin destekçisi olmak konusundaki hedefini ise TEKMER’de çapa firma olarak

kurumla yaptığı iş birliği sayesinde sürdürülebilir hale getirdi.

Merkezde düzenlenen değerlendirme toplantılarında paydaş ve çapa firmalar, girişimcilerle bir

araya geliyor, katma değer üretimine destek oluyor ve ekonomik kalkınmanın temelini oluşturan

unsurlardan biri olan fikri hak üretimine katkı sunuyor.

Ankara Sağlık Bilimleri Üniversitesi Teknoloji

Geliştirme Merkezi yani SBÜ TEKMER,

KOSGEB proje desteği ile Sağlık Bilimleri

Üniversitesi (SBÜ) ve Sağlık Bilimleri

Üniversitesi Teknoloji Geliştirme Bölgesi

Sağlık Teknokenti (TEKNOPOL İSTANBUL)

ortaklığında 12 Ocak 2022 tarihinde kuruldu.

Ankara Gülhane Yerleşkesinde olan merkez,

özellikle sağlık alanındaki girişimleri

destekleme ve geliştirerek ticarileştirme

konusunda aktif çalışmakta olup aynı

zamanda genç girişimcilerin ve fikirlerinin

sektöre kazandırılması, sağlık alanında

inovatif çözümlerin üretilmesi ve

geliştirilmesi misyonuyla katma değer

üretimine katkı sunuyor.

TEKMER, girişimcilerine kuluçka

programlarıyla destek sağlıyor. Bu

programlarda ofis/çalışma alanı desteği,

yazılım alanı, makine teçhizat alanı, avukat,

muhasebe ve danışmanlık gibi destekler yer

alıyor. Merkez aynı zamanda kiralık ofisler,

AR-GE laboratuvarları, teşvik ve eğitimlerle

de hizmet veriyor.

‘’Mevcut durumda AR-GE projeleriyle

merkezimize başvurarak belirli

değerlendirmeler sonucu bünyemizde yer

alan çalışmalarını yürütmekte olan toplam

23 firma bulunuyor.

Merkezimizde yer alan firmalarımız, sağlık

alanında çalışma yapan akademisyenler ve

sektörde bulunan girişimci firmalardan

oluşuyor.

SBÜ TEKMER olarak nihai amacımız; SBÜ

bünyesinde yer alan Teknoloji Transfer Ofisi

(TEKNOPOLİS TTO) ve TEKNOPOL

İSTANBUL ile iş birliği içerisinde sağlık

alanındaki teknolojik ve yenilikçi yaklaşımların,

fikirlerin öne çıkmasına destek vermek,

ulusal/uluslararası platformlarda iş birlikleri,

projeler ve faaliyetler geliştirmek ve bu

ekosistemin gelişmesine, güncel trendlerin en

hızlı şekilde yakalanmasına tüm

olanaklarımızla katkı sağlamaktır.’’

SBÜ TEKMER Genel Müdürü Gözde TÜYSÜZ

6

GÜNDEM 7



MARKA VE PATENT VEKİLLİĞİ

SINAVINDA

YENİ DÖNEM

Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından iki yılda bir düzenlenen Marka

Patent Vekilliği Sınavı en son 2021 yılında gerçekleşmişti. Fikrî ve sınai

mülkiyet alanında vekillik hizmeti sunma yetkisi veren tek sınav olma

niteliğindeki Marka ve Patent Vekilliği Sınavı’nın ne zaman yapılacağı kadar

sınavın detayları da merak ediliyordu. Vekillik sınavı sisteminde ilgi çeken bir

değişiklik yapıldı. Artık adaylar iki değil, tek aşamalı sınava girecek. Ayrıca

önümüzdeki sınavın, 2024 yılının ilk çeyreğine ertelendiği ifade edildi.

Marka, patent, tasarım ve diğer sınai mülkiyet dallarında vekillik yapma yetkisine sahip olmak

için Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından iki senede bir kez olmak üzere Marka Patent

Vekilliği Sınavı düzenleniyor. En son 2021’de yapılan sınav, şimdiye kadar iki aşamalı olarak ve

sadece Ankara’da gerçekleşiyordu. Eski sisteme göre adaylar ‘‘Genel Yeterlik’’ ve ‘‘Mesleki

Yeterlik’’ olmak üzere iki aşamadan oluşan sınava giriyordu. İlk aşamadan 70 puan alan, ikinci

aşamaya girmeye hak kazanıyor ve bu aşamayı da başarıyla tamamlaması halinde vekil

olabiliyordu. Resmî Gazete’de yayımlanan değişiklikle iki aşamalı sınav sistemi değişti. Vekil

olma yarışı artık tek sınav ile devam edecek, adaylar vekil olma yarışını ilk sınavda bitirmeyi

hedefleyecek.

Sınav tarihi, en az 60 gün önce

TÜRKPATENT’in internet

sitesinde yayımlanacak.

Kayıtların tamamlanmasını

takip eden süreçte tek

aşamadan oluşan ve çoktan

seçmeli bir sınav

gerçekleştirilecek.

2023 yılının Ekim ayında yapılan duyuruya göre 2024 yılında yapılması planlanan sınavın

tarihi Kurum’un internet sitesinde yayımlanacak. Kayıt sürecinin tamamlanması ardından

gerçekleştirilecek sınav, çoktan seçmeli yani test şeklinde uygulanacak. İkinci aşamanın iptal

edilmesiyle daha önce uygulanan ‘’yazılı sınav’’ aşaması da uygulamadan kalkacak.

Marka ve Patent Vekilleri, Meslek

Yönetmeliği’nde belirlenen

kurallara uymakla yükümlü.

Vekillerin belirlenen kurallara

ve meslek etiğine bağlı

kalmaması halinde disiplin

cezasıyla karşılaşma ihtimali

bulunuyor.

Vekillerin görev alanı ise hak sahipleri ile

TÜRKPATENT arasındaki süreci yönetmek,

kişilerin fikri ve sınai mülkiyet haklarının kapsamlı

şekilde korunması için çalışmak, tescil öncesi ve

tescil sonrası süreçleri yürütmek olarak

tanımlanabilir. Marka ve patent vekilleri, Türk

Patent ve Marka Kurumunun çalışanı ya da

personeli değillerdir. Kurum adına karar alma, tescil

verme gibi yetkileri olmayıp sadece Kurum ile yürütülecek süreçlerde temsil yetkisine

sahiplerdir.

Bu alanda çalışan vekillerin uyması gereken meslek kuralları mevcuttur. Kurallar, Türk Patent

ve Marka Kurumu tarafından açıkça belirlenmiş durumdadır. Meslek etiği ve meslek kurallarına

uyması gereken vekiller, Yönetmelik’e aykırı bir davranış sergilediğinde ise uyarı ya da disiplin

cezaları alabilmektedir.

Vekil olmaya hak kazanan kişiler sadece marka ve patent tescili değil, coğrafi

işaret, tasarım, faydalı model gibi sınai mülkiyet hakları için de danışmanlık

sunabiliyor.

Vekillik sınavına girecek adaylar hem marka hem patent sınavlarını çözebileceği gibi sadece

patent ya da sadece marka sınavlarını da çözebilir. Her iki sınavı da başarıyla tamamlayan

adaylar hem marka hem patent vekili olurken yalnızca bir alandan giren vekiller o alanın vekillik

yetkisini alır. Buna ek olarak sadece marka vekilliği alan kişi, ilerleyen yıllarda yapılacak

sınavlarda bir diğer vekillik unvanını da alabilir. Bu iki branşın ayrı tanımlanmasındaki temel

etken ise marka ve patent vekillerinin birbirinden ayrı yetki alanlarına sahip olmasıdır.

Marka vekilleri, marka, tasarım, coğrafi işaret, geleneksel ürün adı; patent

vekilleri ise patent, faydalı model, endüstriyel tasarım, entegre devre

topoğrafyası gibi başlıklar için danışmanlık yapabiliyor. Marka ve patent

vekillerinin yetki kapsamları birbirinden farklılık gösterse de dileyen adaylar

her iki vekillik türü için de sınava girebiliyor.

8

GÜNDEM 9



’NİN BAŞARI REÇETESİ:

FİKRİ MÜLKİYET

HAKLARI

Mülkiyet haklarıyla birçok alanda karşılaşmaya devam ediyoruz. Özgün

fikirlerin ortaya çıkardığı ürünler, yaratıcı düşüncelerin sonucu olan

yapımlar, filmler ve çok daha fazlası, fikri ve sınai mülkiyet haklarıyla

yakından ilişkili. Son günlerde dillerde olan, henüz vizyona girmeden başarılı

bir pazarlama çalışmasıyla çevremizi saran Barbie filmi de bu konuya renkli

bir örnek. Bu yazıda, popüler bir unsur olan Barbie’nin neden sadece bir

oyuncak olmadığına ve sahip olduğu mülkiyet haklarına göz atalım istedik.

‘’Barbie’’ deyince aklımızda

canlanan ilk unsur çoğunlukla sarı

saçlı, pembe kıyafetli ve ‘’cicili bicili’’

bir oyuncak bebek oluyor. Fakat

Barbie, yıllar içerisinde

popülaritesini artırdı, çeşitlendi.

Ürettiği farklı beden boyutları, farklı

ten ve saç renkleriyle, ‘’Ken’’ isimli

erkek oyuncak bebek modeliyle de

hatırlanan bir hal aldı. Bu

gelişmelerden bazıları, ‘’eşitlikçi ve

kapsayıcı’’ bir tutuma atıfta

bulunmak fikrinden yola çıktı.

Böylece Barbie sadece bir oyuncak

olmaktan öteye geçti. Hatta

‘’Sheroes’’ adlı serisiyle dünya

üzerindeki çok sayıda başarılı kadının modelini üretti. Geçtiğimiz yıllarda Türkiye’nin önemli

isimlerinden Gülse Birsel de bu seride yer aldı. Yılların Barbie’si, kahkahalarımızın üreticisi

Gülse’yle buluştu ve ‘’Gülse Bebek’’ ortaya çıktı. Dünya çapında ünlenen bir markanın ürettiği

seride Türk kadının başarısını görmek çoğumuz için heyecan verici oldu. Birçok farklı konuyla

gündeme gelen Barbie, yakın zamanda ise meraklılarını vizyona giren filmiyle heyecanlandırdı.

Kısa sürede 300 milyon doları aşan bir gişe hasılatı elde etti.

Fikri Mülkiyet Hakları Bu Başarının Neresinde?

Barbie’yle ilgili şu ana kadar saydığımız bu birkaç unsur bile birden fazla

mülkiyet hakkına karşılık geliyor. Öncelikle ismin kendisi olan ‘’Barbie’’ kelimesi,

tescilli bir marka. Aynı zamanda bu unsurda kullanılan pembe renk de yine

tescilli bir renk markası ve Barbie bebeğin kıyafetlerinde, ürün ambalajlarında,

aksesuarlarında kullanılabiliyor. Ünlü oyuncak bebeğin üreticisi firma olan Mattel,

‘’Pantone 219 C’’ renk kodunun hak sahibi olarak biliniyor. Tabii çatı firma Mattel, bu

tescilli marka ismi ve marka rengi için farklı markalara lisans hakkı verebiliyor. Böylece

Mattel’e ait tescilli Barbie unsurları, belli bir lisans sözleşmesi kapsamında birçok farklı

marka tarafından da yasal olarak kullanılabiliyor. Bu lisans

anlaşmalarına giyim markaları, kozmetik markaları, video

oyunlar üreten markalar hatta belki gıda markaları bile örnek

verilebilir. Filmin vizyona girmesinden bir süre önce Burger King’in

Barbie temalı menüsü, Zara’nın Barbie koleksiyonu gibi birçok iş

birliği gördük, bu iş birlikleri de lisans anlaşmalarının birer örneği

olarak değerlendirilebilir.

Marka tescili, renk koruması, lisans haklarına ek olarak Barbie’nin bir de

patent tesciline sahip olması belki ilk etapta şaşırtıcı gelebilir. Fakat bu

oyuncak bebeğin vücut yapısını, hareket edebilir uzuvlarını, çalışma

sistematiğini ve işlevsel yönlerini düşünürsek ‘’nelerin patentli olduğunu’’

tahmin etmemiz kolaylaşıyor. Barbie’yi özel ve ayırt edici kılan, oyun

esnasında kullanımı kolaylaştırıp oyun keyfini artıran bu teknik

unsurlar, patent tescili ile korunuyor.

İş, tescilli unsurlara sahip bir Barbie almakla

bitmiyor; daha tasarım tescilli evi, arabası,

aksesuarları da var.

Barbie’nin sahip olduğu fikri ve sınai

mülkiyet hakları bu unsurlarla bitiyor

mu? Hayır. Şimdi biraz da bir Barbie

bebeğin ‘’günlük yaşamını’’

düşünelim. Bu ünlü oyuncak

bebekle oynarken satın aldığımız

başka neler var, Barbie’mizin

ihtiyaçları neler? Özel bir evi var,

aksesuarları var, kıyafetleri,

arabası, ‘’yatı-katı’’ var. Barbie’yi

almak, yeni ürünleri, oyuncak ve

parçaları da almak demek bazen.

Bu ürünlerin çoğu, belli bir ayırt

edici görünüme ve Barbie’ye has

olmasıyla bilinen özelliklere sahip

olduğu için devreye bir de

‘’tasarım tescili’’ giriyor.

Barbie bebek ile ilişkili kitaplar,

yayınlar, video oyunlar, filmler gibi fikri

unsurların ürünlerinde ise tabii ki telif

hakları söz konusu. Yani, ‘’sadece bir

oyuncak bebek’’ zannettiğimiz Barbie’yi

diğer oyuncak bebeklerden ve belki de

taklitlerinden ayıran, marka değerini

artıran, hatta fiyat farkını oluşturan çok

sayıda tescilli unsur var. Bir oyuncak

mağazasının rafında, Barbie ile yan

yana gelen

bazı taklit ürünler, yarı

fiyatta bile olsa tercih

edilmiyor bazen. Bu durumu

oluşturan temel etken,

Barbie’nin sahip olduğu tescilli haklar,

başarılı pazarlama stratejileri ve bu

unsurların birleşmesiyle oluşturulan

marka değeri. Bu marka değerini

özümsemiş, Barbie’ye talep gösteren

çocuklar ve bazen ebeveynler ise ilk

bakışta aradığı kaliteyi, rafta duran

Barbie’nin marka değerinde yakalıyor ve

alışveriş tercihi çoktan belli oluyor.

Zihinlere yerleşmek, ayırt edici ve

popüler olmak için sadece tescil

almak yeterli değil elbette. Yalnızca bir

marka oluşturmak ya da pazarlama stratejisi

belirlemek de… Özgün üretimlerin hem

tescillenerek taklitlerine karşı korunması,

özgünlüğünün pekiştirilmesi hem de doğru

stratejilerle pazardaki payının büyütülerek

yerinin sağlamlaştırılması gerekiyor. Dünya

çapında bilinen markalar yaratmak, popüler

unsurlar üretmek ve elbette büyük kazançlar

sağlamak ancak böyle bir bütüncül yaklaşımla

mümkün oluyor.

10

GÜNDEM 11



KANSERDE

ERKEN TEŞHİSE

DAĞDEVİREN İMZASI

Sağlık alanında yaptığı projelerle başarısını tüm dünyaya duyuran Canan

Dağdeviren kanserde erken teşhisi sağlamak amacıyla ‘’elektronik sütyen’’

geliştirdi. Bilim insanının bu yeni icadı, ses getirdi ve kanser hastalığıyla

mücadelede yeni bir umut ışığı yaktı. Daha önce de Forbes dergisinin “30 yaş

altı 30 bilim insanı” listesine giren ve Harvard Üniversitesi ‘’Genç Akademi

Üyeliği’’ne seçilen ilk Türk olan Canan Dağdeviren, daha birçok icada sahip.

Bilindiği üzere meme kanserinin kadın ölümlerinde ciddi bir

etkisi var. Kanserin erken teşhis edilmesi ise hastalığın

ilerlemeden tedavi edilebilmesi ve alınan sonucun verimli

olması bakımından önem taşıyor. Kadınların hem kişisel

kontrol rutini oluşturması hem de düzenli doktor kontrolü

yaptırması önem arz ediyor. Başarıları ve sağlık alanındaki

icatları ile tanınan Canan Dağdeviren, bu rutin kontrollere

yeni bir önlem daha eklemeyi başardı. İcat ettiği elektronik

sütyen sayesinde kadınlarda meme kanserini erkenden

teşhis etmeye yönelik bir çözüm üretti. Dağdeviren ve ekibi,

yaklaşık 6 yıldır bu proje üzerinde çalışıyordu. Kısa süre önce

gerçekleştirilen ilk pilot çalışma ise başarıyla tamamlandı.

Ekip, geliştirilen bu sütyen sayesinde meme dokusunun sekiz

santimetre derinliğe kadar görüntülenebildiğini ve ultrason

görüntüsü çekebildiğini ifade etti. Bu icat ‘’Fatma Teyze’’den

gelen ilhamla ortaya çıktı. Canan Dağdeviren, sosyal medya

hesabından yaptığı paylaşımda yeni projesini mutlulukla

duyurdu. Ayrıca bu elektronik sütyenin, 9 sene önce kanser

tedavisi gören Fatma teyzeden gelen ilhamla temellerinin

atıldığını belirtti.

Dağdeviren’in konuyla ilgili açıklamaları:

‘’9 yıl önce Fatma teyzem periyodik olarak

kontrol altında olmasına rağmen, meme

kanserine yakalandı ve sadece 6 ay hayata

tutunabildi. Bu çalışmayı, Fatma teyzem son

12 gününü yaşarken hasta yatağında birlikte

hayal edip tasarlamıştık ve artık hayalin ötesine

geçip milyonlarca kadının hayatına dokunabilecek.

Bu aleti tüm kadınlara ithaf ediyorum; yalnız değilsiniz.’’

ABD’Lİ YAZARLAR

CHAT GPT’YE

TELİF İHLALİ DAVASI AÇTI

Chat GPT telif hakkı ihlali nedeniyle dava edildi. Bazı ABD’li yazarlar,

Chat GPT’ye "kitlesel ölçekte sistematik hırsızlık" nedeniyle dava açtı.

Yakın zamanda 20’ye yakın ABD’li yazar, Chat GPT’nin kendi eserlerinden yola çıkarak yeni bir

eser oluşturmasından hareketle telif ihlali davası açtı. Bu yazarlar arasında Game of Thrones'un

yaratıcısı George RR Martin gibi ünlü isimler de bulunuyor. Davacı yazarlar, yapay zekâ modeli

Chat GPT’nin, hak sahibi oldukları eserlerden istifade ederek ‘’devasa bir ticari girişim

oluşturduğunu’’ ifade ediyor. Yazarlar, yapay zekânın edebi eser oluşturması, mevcut eserlerden

esinlenmesi gibi durumların, edebiyat kültürüne zarar vereceği düşüncesinde.

ABD’li yazarlar, Chat GPT’nin edebiyat kültürünü zedeleyeceğini düşünüyor.

Yapay zekâ modelleri, birçok kolaylık sağladığı

gibi bazı riskler de taşıyor. Hatta öyle ki

gelecekte kimi mesleklerin tamamen yok

olması bile mümkün. Kitap yazabilen,

çeşitli sanat eserleri üretebilen, çeviri

yapabilen, işleme eserler

üretebilen, neredeyse her soruya

cevap veren, özetle her konuda

bir fikri ve üretimi olan yapay

zekâ araçları, gün geçtikçe

gelişmeye devam ediyor.

Bu gelişim devam ettikçe bazı

tartışmalı konular da ortaya

çıkıyor. Yapay zekânın, ürettiği ya da

işlediği eserlerde hak sahipliği konusu

ve telif hakları da bu tartışma konularından

sadece biri.

İnsanların yapay zekâ kullanarak çeşitli eser

ya da dijital unsurlar ürettiğini görüyoruz. İşin

bu kısmında çok büyük bir karmaşa olmadığını

söylemek mümkün çünkü Fikir ve Sanat

Eserleri Kanunu’nu incelediğimizde de ‘’eser

sahipliği’’ kavramından bahsedebilmek için

üretimin ‘’gerçek bir kişi tarafından

gerçekleştirilmesi’’ gerekliliğini görüyoruz.

Yani bir eser üzerindeki sahiplik

hakkının iddia edilebilmesi için eseri

üreten, esere hususiyetini veren

kişi, gerçek kişi olmalı.

Dolayısıyla bir gerçek kişi,

yapay zekâ araçlarını

kullanarak eser

oluşturduğunda hala gerçek

kişilere ait üretimlerden söz

edebiliyoruz.

ChatGPT Fakat konu, ‘’insanların yapay zekayı

bir araç olarak kullandığı üretimler değil,

yapay zekanın insan müdahalesi olmadan

üretebildiği eserler’’ olduğunda iş tamamen

değişebiliyor. Özellikle bu yapay zekâ modeli,

telif hakkı iddia edebilecek yazarların

eserlerinden yola çıkarak üretim yapıyorsa…

İşte ABD’li yazarların konuyu mahkemeye

taşımasına neden olan çıkış noktası bu.

12

GÜNDEM 13



KÖPÜK ORANINI

AYARLAYAN

TASARIM

Görünümü aynı, işlevi farklı iki ayrı açma

aparatı sayesinde kutu içerisindeki basınç

seviyesi değişiklik gösterecek.

Bu tasarım, bildiğimiz alüminyum içecek

kutularına fazladan eklenen sadece 1 açma

aparatı sayesinde yaratıcı ve inovatif hale

geliyor. Kutu üzerine yerleştirilen 2 açma

aparatı 1 ve 2 olmak üzere numaralandırılıyor.

Tüketiciler ise istediği köpük oranına hitap eden

açma aparatını kullanıyor. Bu kutu ‘’çok köpüklü

bir içecek istiyorsan 1 numaralı kapağı, az

köpüklü bir içecek istiyorsan 2 numaralı aparatı

kullan’’ gibi bir yönlendirmeye sahip. İki farklı

açma aparatının temel işlevi ise zıt yönde basınç

oluşturma fikrine dayanıyor. 1 numaralı açma

aparatı oluşturduğu basınç seviyesi sayesinde

çok daha fazla kabarcığı aktive ediyor ve

köpüğü yoğun bir içecek deneyimi sunuyor.

2 numaralı aparat ise yine

oluşturduğu basınç

seviyesi

sayesinde çok

daha az

kabarcıklı ve

az köpüklü

bir içecek

olarak

bardağa

dökülüyor.

TASARIM

Haberleri

Kimisi birayı köpüklü sever kimisi köpüksüz. Hatta ideal köpük seviyesinin

ayarlanabilmesi için çeşitli yöntemler bile var. Yine de bazen içeceğinizi tam

sevdiğiniz kıvamda ayarlamak pek de kolay değil. Size ‘’Herkesin köpük

sevgisine kimse karışamaz!’’ dedirtecek bir içecek kutusu tasarımı var

desek? Evet, bu kutunun üzerine yerleştirilen iki farklı kapak sayesinde artık

isteyen istediği gibi bira içebilecek.

Nendo isimli ve Japon merkezli bir tasarım stüdyosu, bira severlerin keyfine keyif katacak bir

yöntem geliştirdi. Ürettiği yaratıcı tasarım sayesinde kutu içerisindeki basıncı ayarlamayı ve

içeceğin köpük seviyesinin değiştirilebilmesini sağladı. Ödüllü bir stüdyo olan Nendo, etkisi büyük

ama kendisi küçük detay sayesinde inovatif olduğunu bir kez daha gösterdi.

Kutu tasarımında yer alan 2 adet açma

aparatı, zıt yönde basınç oluşturacak

şekilde hazırlanmış.

Tasarımcı firma olan Nendo, bu tasarımın

aynı zamanda tat ve aroma yönünden de

farklılıklar barındırdığını düşünüyor.

Bardağa dökülürken çıkan kabarcıklar ve

beyaz tabaka sadece bir köpükten ibaret

değil, birçok kişi ve uzman bu köpük

seviyesinin biranın lezzetine de etki ettiğini

söylüyor. Bu konudaki iddialar, bira

köpüğünün biradaki gazı ortaya çıkararak

daha yumuşak bir içim sağladığı ve biranın

havayla temasını kesmesinin olumlu

etkilere sahip olduğu yönünde.

İçeceğin ne olduğu fark etmeksizin gazlı

veya köpüklü olmasına odaklanırsak bu fikir

hiç de fena değil gibi. Japon stüdyo Nendo,

sadece bira severler için değil, bir ürün

üzerinde farklı deneyimler bekleyen birden

çok tüketici için seçenek oluşturulabileceği

fikrini sunmuş aslında. Bizce bu ürün,

‘’Diğer sektörler ve diğer ürünler için de

kullanıcı deneyimi, tek ürünle

çeşitlendirilebilir mi?’’, ‘’Piyasaya bunun

gibi işlevsel tasarımların sürülmesi, tüketim

sektöründe neler değiştirir?’’ gibi

düşünceleri de beraberinde getiriyor.

‘’BEKARIM’’ DEMENİN YOLU:

THE PEAR RING

Yüzük, yıllardır evrensel bir ilişki durumu betimleyici olarak kullanılıyor.

Hatta genel görüş, bekarların parmaklarının boş olduğu; nişanlı olanların

sağ, evli olanların ise sol parmağa yüzük taktığı yönünde. The Pear Ring

isimli yüzük, temelde bu fikre dayanan ama bu fikri tamamen değiştiren bir

ürün olarak geliştirildi. Bekarlar artık bu tasarım sayesinde ‘’yeni insanlar

tanımaya açığım’’ mesajı verebilecek.

Son yıllarda ‘’online dating’’ meselesi son derece yaygınlaştı. Mobil uygulamalar üzerinden

oluşturulan profiller, sağa-sola kaydırmalar ve eşleşmeler… Bu durum yalnız insanları bir araya

getirmenin kolay bir yöntemi olsa da taşıdığı riskler ve olumsuzluklar da var.

İnternet çağında oluşumuz, ilişki ve arkadaşlıkların bile dijital platformlarda başlamasını

normalleştirdi. Fakat sosyal ortamlarda birbirini gözleme, tanışma, romantik bir hikâye başlatma

oranı da azalmış oldu. Üstelik bu durumdan şikayetçi olan, dijital platformlarda olumsuz

deneyimler yaşayan ve tam anlamıyla eski zamanlardaki gibi flört etmeyi isteyen bir kitle var.

The Pear Ring, işte tam bu noktaya değinen bir fikirle yola çıktı, nişan ve evlilik yüzüğü mantığını

tersine çevirdi.

Çevrim içi flört uygulamalarını ve dijital flörtleşmeleri azaltmayı ve fiziki bir sosyalleşme, flört

ortamı arayanlara hitap etmeyi amaçlayan bu start up, sadece tasarladığı yeşil yüzüğü

satmıyor. Ürünü satın alan kişilere birer ID yani bir nevi kimlik numarası tanımlanıyor ve birçok

şehirde gerçekleştirilen etkinliklere katılma hakkı veriyor. Böylece kullanıcılar bir ID’ye sahip

yüzüğüyle yine tasarımcı firmanın düzenlediği etkinliklere katılabiliyor ve ‘’online dating’’ karşıtı,

‘’eski usül’’ bir tanışma deneyim yaşayabiliyor.

The Pear Ring, kendini ‘’dünyanın en kapsamlı sosyal deneyi’’ şeklinde

tanımlıyor ve dijital flört uygulamalarında kötü deneyim yaşayan, eski

zamanlarda olduğu gibi sosyalleşerek hayatının aşkını bulmak

isteyenlere hitap ediyor.

Start up ayrıca dünyadaki insanların yüzde 76’sının gerçek hayatta

sohbet etmeye açık olduğunu ifade ediyor ve şöyle soruyor:

‘’Bekar mısın? Pear ile tanış. Dünyayı kasıp kavuran gerçek

hayattaki sosyal deney.’’ Her ne kadar ‘’dünyayı kasıp kavuran en

kapsamlı sosyal deney’’ ifadesi şimdilik gerçekçi gelmese bile

firmanın ‘’Dünyanın İlk Bekarlar Festivali’’ düzenleme fikri, bu

tasarımın zaman içerisinde daha da bilinirlik kazanmasını sağlayabilir

gibi. Ayrıca yurt dışında TikTok hesaplarında çoktan bu ürünle ilgili

videolar yayılmaya başlamış bile.

14

GÜNDEM 15



‘’YENİLEBİLİR AMBALAJLAR’’

TASARIM TESCİLLERİNE

ETKİ EDER Mİ?

İklim krizi, her geçen gün hayatımızdaki etkisini

artıran bir problem olduğu gibi bizi doğa dostu

alternatifler üretmeye de yönlendiriyor. Günlük

rutinimizde kullandığımız arabadan giysilere,

seyahat için en hızlı yol olarak tercih ettiğimiz

uçaklardan tükettiğimiz gıdalara kadar birçok

unsur dünyaya zarar veren özelliklere sahip. Bu

konuyla ilgili atılan adımlar ise dünyaya karşı

sorumluluklarımızı bize hatırlatıyor. Son dönemde

gündeme gelen ‘’yenilebilir gıda ambalajları’’ da bize

‘’daha az tüketme’’ ya da ‘’doğa dostu tüketim’’ gibi

kavramların önemini gösteriyor.

Ambalaj tasarımlarını yıllardır marka imajını yansıtan ve tüketicinin zihninde ayırt edicilik

oluşturan tescillenebilir unsurlar olarak tanıyoruz. Bir ürün marka imajına uygun olarak

hazırlanan ambalajıyla raflardaki yerini aldığında tüketicisiyle arasında bağ kuruyor hatta

bazen tercih sebebi oluyor. Artık ambalajları sadece bu özellikleriyle değil doğa dostu

olmalarıyla da tanıyacağız gibi görünüyor. Çünkü her geçen gün etkisini artıran iklim krizi, bizi

doğaya karşı daha sorumlu bir yaşam şekline

yönlendiriyor.

Bir çikolatayı paketiyle beraber yiyebileceğinizi hayal

edebilir misiniz? Belki de bir pizza kutusu artık sadece çöp

kovasına sığmayan hacimli bir atık olmaktan çıkıyordur, ne

dersiniz? Her ne kadar bu fikir şu an pek ilgi çekici gibi

görünmese de aslında dünyanın gittiği nokta tam olarak

bu fikirle ilişkili. Yıllardır tükettiğimiz, atıklarla kirlettiğimiz

dünyaya sahip çıkmak için çok fazla zamanımız yok. İklim

krizi artık ciddi bir alarm veriyor ve bizi sorumlu olmaya

davet ediyor. Biz de bu gerçek karşısında tüketirken

sorumlu olmak, ürettiğimiz kadar tüketmek ve ‘’türetim ekonomisi’’ne

katkı sunmak durumundayız. Sunacağımız bu katkı, yenilebilir

ambalajlara öncelik vermek de olabilir su tüketimini kısıtlamak ya da

ulaşım araçlarımızı seçerken dikkat etmek de…

Yenilebilir ambalajlar, şimdilik market raflarında pek yaygın değil.

Ama birçok marka yenilebilir olmasa da doğada çözünebilir

ambalajlara öncelik vermeye başladı. Koruma altına alınabilen ve hak

sahipliğine konu olabilen bir unsur olarak ambalajlar, artık çok farklı

işlev ve özellikle sahip olacak gibi görünüyor. Bu durum, ambalajlara

teknik özellikler kazandırıp ilgi çekici tescil başvurularını artırabilir mi dersiniz?

McDonald’s İtalya, Milano Tasarım Haftası’na özel olarak geliştirdiği pratik

yöntemle müşterilerine keyifli bir yemek deneyimi sundu. Milano Tasarım

Haftası dolayısıyla yaşanan yoğunluk, uzun restoran kuyruklarını da

beraberinde getirdi ve ünlü zincir McDonald’s müşterilere pratik bir seçenek

sunmak için masaya dönüşebilen paketler çıkardı; bu paketleri

kullanabilmek için de şehrin çeşitli noktalarına masa ayağı işlevi gören

direkler yerleştirdi.

TableBag adlı ‘’paket masa’’yı

kullanmak isteyen müşteriler, önce

mobil uygulama üzerinden sipariş

oluşturdu. Siparişi henüz kendisi

gelmeden hazırlanmış olan müşteriler,

yemeğini paket olarak aldı ve şehrin

açık hava alanlarına serpiştirilen

McDonald’s direkleri ile bu paketleri

birleştirdi. Masa olmayan birçok alan,

hızlıca McDonald’s şubesine dönüştü.

Marka, yaratıcı ve pratik paket

tasarımı sayesinde müşterilerine

yoğun kalabalıktan ve sıra

beklemekten kurtulma fırsatı sundu.

ŞEHRİ RESTORANA

DÖNÜŞTÜREN

TASARIM

Görünüm olarak bildiğimiz karton pakete benzeyen bu

tasarım, markanın şehrin farklı noktalarına yerleştirdiği

ve üzerinde ‘’let me be your table’’ yazan direkler ile

birleşebiliyor. Paketler açıldığında ise içinde bardak

tutucu bölmelerin de yer aldığı bir masa ortaya çıkıyor.

‘’Tasarım Haftası için yapılan bu paketler, tüketimi

artırıp daha fazla atık çıkarmamıza neden olmayacak

mı?’’ diyenleri duyar gibiyiz. Marka, bu durum için de bir

önlem almış elbette. TableBag adlı paket-masalar,

yüzde 100 geri dönüştürülebilir.

Milano Tasarım Haftası’na özel olarak sınırlı sayıda

üretilen TableBag fikrini biz çok sevdik. Bakalım ünlü

fast-food zinciri, ilerleyen dönemlerde bu tasarımını

farklı etkinlikler için de kullanacak mı?

16

GÜNDEM 17



U Z M A N G Ö R Ü Ş

ULUSLARARASI MARKA TESCİL

BAŞVURULARINDA DOĞRU

EMTİA SEÇİMİ

18

Iraz YAYLA

Grup Ofis Marka Patent

Uluslararası Marka Tasarım Uzm.

Sınai mülkiyet haklarının

uluslararası alanda tesis

edilmesi ve kapsamlı

korumanın sağlanması için

dikkat edilmesi gereken

birçok adım vardır.

Sınıflandırma süreci de

şüphesiz ki bu önemli

adımlardan biridir. Çünkü

marka tescil sürecinin henüz

başında yapılacak doğru sınıf

seçimi, uzun yıllar sürecek

hak sahipliğinin nitelikli

şekilde devam etmesini

sağlamaktadır. Fakat

sınıflandırma, ülkelere göre

değişiklik gösterebilmekte ve

bu nedenle uluslararası

başvurularda karışıklık

yaşama ihtimalini

beraberinde getirmektedir.

Nice Anlaşması kapsamında

belirlenen Nice Sınıfları ve

buna bağlı olarak hazırlanan

iş birlikleriyle bahsedilen

durumun önüne geçmek

mümkündür.

Uluslararası marka tescil başvurularında sınıflandırma,

tıpkı ulusal başvurularda olduğu gibi büyük bir öneme

sahiptir. Sınıflandırma sürecinde emtianın doğru

seçilmesi, hem ticari markanın tesciline kılavuz olmakta

hem de potansiyel ihlallere karşı markayı korumaktadır.

Sınıflandırma konusunun bu denli önemli olması,

beraberinde Nice Anlaşmasını ve Nice Sınıflandırmasını

(NCL) getirmiştir. Nice Sınıflandırması (NCL), markaların

tescili için 1957’den beri uygulanan, mal ve hizmetlerin

uluslararası alanda sınıflandırılmasını sağlayan bir

sistemdir. Nice Anlaşmasına taraf ülkeler, sınai mülkiyet

haklarının korunması ve marka tescili konusunda Nice

Sınıflandırmasını uygulamaktadırlar. Nice Anlaşmasına

taraf olan ülkelerin her biri, markaların tescili ile ilgili

olarak Nice Sınıflandırmasını uygulamakla yükümlüdür ve

tescillerine ilişkin resmî belge ve yayınlara bu

sınıflandırmayı dahil etmek zorundadır.

Nice Sınıflandırmasının kullanımı, yalnızca Nice

Anlaşmasına taraf ülkelerdeki markaların ulusal tescili için

değil, aynı zamanda Afrika Fikri Mülkiyet Örgütü (OAPI),

Afrika Bölgesel Fikri Mülkiyet Örgütü (ARIPO), Benelüks

Fikri Mülkiyet Ofisi (BOIP), Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet

Ofisi (EUIPO) ve WIPO tarafından gerçekleştirilen

markaların uluslararası tescili için de zorunludur. Nice

Sınıflandırması, Nice Anlaşmasına taraf olmayan bazı

ülkelerde de uygulanmaktadır.

Teknolojinin gelişmesi ve yeni faaliyet

alanlarının oluşması sebebiyle Nice

Sınıflandırması, WIPO (Dünya Fikri Mülkiyet

Teşkilatı) tarafından sürekli olarak

yenilenmektedir.

Her beş yılda bir yayımlanan yeni baskı ile mevcut işleyiş

güncellenir. 2013'ten beri ise her baskının yeni bir sürümü

yıllık olarak yayımlanmaktadır. Nice Sınıflandırması

kapsamında yapılacak marka tescil başvurularında, bu

detay önem arz etmektedir. Uluslararası marka tescil

başvuru talebi, Nice Sınıflandırması’nın son baskısına

göre düzenlenmeli, böylelikle mal ve hizmet listelerinin

güncelliğinden emin olunmalıdır.

Bu bağlamda ülkelerin sınai mülkiyet

haklarından sorumlu otoriteleri, başvuru

yapmakla yükümlü vekiller ve uzmanların da

yararlanabileceği çeşitli iş birliklerine imza

atarak bir teyit mekanizması geliştirmiştir.

Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı (WIPO)

tarafından hizmete sunulan Madrid Sistemi

Mal ve Hizmet Yöneticisi bu anlamda önem

taşır. Uygulamanın Türkçe sürümü, WIPO ve

Türk Patent ve Marka Kurumu iş birliğinde

hazırlanmış ve bu konuda araştırma yapmak

isteyen uzmanlar için büyük bir kolaylığı

beraberinde getirmiştir.

Madrid Mal ve Hizmet Yöneticisi (MGS) olarak

yeniden adlandırılan uygulama, uluslararası

marka tescil başvurularının mal ve hizmet

listelerine karşı WIPO tarafından hazırlanan

uygunsuzluk bildirimlerinin azaltılmasını da

hedeflemiştir. Bu uygulama sayesinde örneğin

bir ticari marka tescil başvurusunda 1.sınıfta

yer alan “toprak” emtiasının tescili talep

ediliyorsa Uluslararası Büro, bu ifadenin

Madrid Mal ve Hizmet Yöneticisi (MGS)

sayfasında yer alan terimlere göre

detaylandırılmasını önermektedir. Bu

bağlamda bir tescil başvurusunda sadece

‘’toprak’’ ibaresi yeterli bulunmamakta;

‘’diyatomlu toprak, verimli toprak, bitkisel

çürüklü toprak’’ gibi toprağın türünü de ifade

eden çeşitli detaylar talep edilmektedir.

Uygulamanın bir diğer amacı ise uluslararası

başvurularda ret oranının düşürülmesidir.

Başvuruların en uygun şekilde yazılmış mal ve

hizmet listelerini içermesi, daha kolay

incelenmesini sağlamakta ve redde konu olma

ihtimalini azaltmaktadır. Aynı zamanda

uygulamanın “Belirlenen akit taraf tarafından

kabul edilebilirlik kontrolü” işlevi, MGS

üzerinden hazırlanmış emtia listelerinin,

belirlenen taraflarca kabul edilmiş olup

olmadığını kontrol etme şansı vermektedir.

Örneğin uygulamada belirlenen akit taraf

olarak Brezilya seçildiğinde “Toprak: diyatomlu

toprak, verimli toprak, bitkisel çürüklü toprak”

emtialarının Brezilya Ofisi sınıflandırmasına

göre uygunluğu kontrol edilebilmekte ve en

doğru seçim yapılabilmektedir.

Sonuç olarak uluslararası marka tescili için

başvurulan ülkedeki markanın tesciline kılavuz

olan sınıflandırma kavramı, uluslararası

alanda önem taşımakta ve en kapsamlı şekilde

emtia seçilmesi için otoritelerce çeşitli

mekanizmalar geliştirilmektedir. ‘’Madrid Mal

ve Hizmet Yöneticisi’’ olarak bilinen uygulama

da WIPO aracılığıyla yapılan başvurularda

süreci kolaylaştırmakta, karışıklıkların önüne

geçmekte ve ret ihtimallerini düşürmektedir.

Sınai mülkiyet korumasının her alanında ve her

aşamasında olduğu gibi bu konuyla ilgili

sürecin yürütülmesinde alanında uzman

vekillerin faaliyet göstermesi önemlidir. Sürekli

olarak yenilenen sınıflandırma sisteminin

güncelliğini bu uygulama üzerinden takip

etmek, tüm marka vekilleri ve marka uzmanları

için kritiktir. Uluslararası alanda tescili için

başvuru yapılacak işletmenin faaliyet alanının

ve kapsadığı emtiaların tespit edilerek

kontrolünün sağlanması ise ancak bu konuda

tecrübeli ve titiz bir vekil tarafından yapılabilir.

Bu nedenle özgün fikri üretimlerin sonucu

olarak ortaya çıkan markaların korunması için

uluslararası mevzuata ve gelişmelere hâkim

olan bir marka vekilinden ya da vekil firmadan

destek almak, sınai hakların nitelikli olarak

tesis edilmesinde önemli rol oynamaktadır.

19



M A R K A H İ K Â Y E L E R İ

TÜRKİYE’NİN YENİ DÜRÜMÜ

BAŞARISIYLA GÜNDEMDE:

DÜRÜMLE

Dürümle; dinamik ve enerjik reklamları, yeni dürümü, çıtır patatesi ve farklı

birçok lezzetleriyle son dönemin gündemde yer alan markalarından biri.

Yakaladığı ivme kadar herkesin diline pelesenk olan jeneriğiyle dikkat çeken

Dürümle, çok sayıda marka tesciliyle de dikkat çekiyor. Gelin Dürümle’yi

markanın CEO’su Fatih Özçanak ile yaptığımız sohbetle yakından tanıyalım.

Dürümle’yi ‘’Türkiye’nin yeni dürümü’’ olarak tanıyoruz. Geleneksel ürünlerimiz arasında kabul

edilebilecek ve Türk gastronomisinde yeri özel olan dürümü, nasıl yeni hale getirdiniz?

Dürümle olarak tamamen yenilikçi bir fast

food markasıyız. Yenilikçi vizyonumuz, ürün

yelpazemiz ve konseptimizle sektörde

farklılaşıyor ve aldığımız yüksek beğeni ile de

hızla büyüyoruz. Türk toplumunun tüketim

eğilimleri bakımından yeniliğe ve denemeye

çok açık olduğunu biliyoruz. Buradan yola

çıkarak Türk mutfağının geleneksel lezzetlerini

yeniden yorumlayarak Dürümle serüvenine

başladık. Türkiye’de çok sevilen lezzetler

arasında yer alan; Adana, Urfa ve Tavuk şiş

gibi kebapları ateş ızgarasında pişirerek, kibrit

patates ve özel soslar eşliğinde çok özel

lavaşımızla sararak

tüketicilerimizin beğenisine

sunduk. Dileyen

müşterilerimizin

dürümlerine özel soslar,

cheddar veya mozerella

ekleyerek bu özel

lezzetleri daha da eşsiz

hale getirdik. Bu yenilikçi

lezzetlerimiz kısa sürede

milyonlarca müşteri

tarafından tercih edildi

ve çok sevildi. Hatta

menümüzdeki bazı

ürünlerin

müşterilerimizce sıklıkla

yurt dışına veya

şubelerimizin olmadığı

şehirlere götürüldüğünü görüyoruz. Tavsiye ile

restoranlarımıza uğrayan ve ürünlerimizi

deneyimleyip haftada en az 2-3 kez gelen çok

sayıda müşterimiz var. Gençler ve çocuklar,

çalışanlar, aileler ve lezzette deneyime açık

olan farklı müşteri kitlelerinin övgü ve

beğenisini kazanmanın bizim için çok anlamlı

ve gurur verici bir başarı olduğunu

söyleyebilirim.

Türk Patent ve Marka Kurumuna yapılmış

20’ye yakın marka tescil başvurunuz var. Bu

sayı her geçen gün daha da artıyor. Bir

markaya ait unsurların

tescil edilmesi sizce

neden önemli?

Marka tescili, bir

markaya ait

unsurların yasal

olarak

korunmasını

sağlayan en

önemli konu. Eğer

marka tescilini

almazsanız,

başkaları marka

adınızı, logonuzu

veya benzer

çalışmalarınızı

alabilir.

Marka tescili, bir markaya ait unsurların yasal olarak korunmasını

sağlayan en önemli konu. Eğer marka tescilini almazsanız, başkaları

marka adınızı, logonuzu veya benzer çalışmalarınızı alabilir.

Ancak ve ancak tescil alarak markanız

üzerindeki tüm haklara sahip olma hakkını ve

herhangi bir sorunla karşılaştığınızda yasal

yollara başvurma imkanını elde edersiniz.

Ayrıca güvenilirlik ve kalite bakımından da

tescil almanın çok önemli olduğunu biliyoruz.

Bu nedenle ilgili çok titiz ve hassas

davranıyoruz. Konseptimizin hem Türkiye hem

de global pazarlarda başarıyla büyüyeceğini

bilerek bu konuya gereken ehemmiyeti

vermekteyiz. Kısa sürede marka tescillerimize

kavuşmayı umut ediyorum.

Önümüzdeki süreçte Dürümle markası için

farklı hedefleriniz var mı? Ürün çeşitliliğinizin

ya da restoran sayınızın artması, uluslararası

alanda faaliyet göstermeniz gibi durumlar

söz konusu mu?

Dürümle olarak şu anda 23 ilde 107 restoran

ile faaliyet gösteriyoruz. Temmuz ayında 100.

restoranımızı açtık ve büyüme yolculuğumuza

devam ediyoruz. Restoranlarımızı her ay 1,5

milyon kişi ziyaret ediyor. Pazardan aldığımız

yüksek beğeni ve talep ile yıl sonu için 105

restorana ulaşma hedefimizi 120 olarak

güncelledik. Ayrıca mevcut lezzetlerimizin yanı

sıra üzerinde çalıştığımız yeni lezzetler

bulunuyor. Bunları sürekli menümüze

ekleyemeye devam ederek tüketicilerimize

farklı lezzetler de sunmayı hedefliyoruz. Öte

yandan yurt dışında da büyüme hedeflerimiz

bulunuyor. Çünkü lezzetlerimizin yurt dışındaki

neredeyse tüm coğrafyalardaki tüketicilerin

tercihlerine ve zevklerine hitap ettiğini

biliyoruz. Türkiye’deki ölçeğimiz belli bir

seviyeye ulaştığında markamızı yurt dışında

büyütmeye başlayacağız.

Sizce geleneksel ürünlerin farklı dokunuşlarla

çeşitlendirilmesi, Türk mutfağının uluslararası

alanda tanıtılmasına da etki ediyor mu?

Dünyada Türk mutfağının çok özel bir yeri var.

Bizim yenilikçi lezzetlerimiz bu sebeple yurt

dışından gelen yabancı misafirler tarafından

yüksek ilgi görerek deneyimlendiğinde de

beğeni almaktadır. Onlarca ülkeden yoğun

franchising talepleri almaktayız. Dürümle

olarak birçok farklı bölge ve ülkede ne zaman

şube açacağımızı soran on binlerce Türk ve

yabancı müşterilerimiz bulunmakta, bu

sebeple çalışmalarımızı sürdürmekteyiz.

Markamızın yurt dışı açılımını başlattığımızda,

ülkemizin ve Türk mutfağının tanıtımına biz de

katkıda bulunuyor olmaktan büyük gurur

duyacağız.

Fatih Özçanak

20

21



U Z M A N G Ö R Ü Ş

22

GERİ SAYIM BAŞLADI:

MARKA İPTAL TALEPLERİNDE

YENİ DÖNEM

Kubilay GÜZEL

Grup Ofis Marka Patent

Genel Müdür Yardımcısı

10 Ocak 2017 tarihinde

yürürlüğe giren 6769 sayılı

Sınai Mülkiyet Kanunu

(SMK) gereğince

mahkemeler tarafından

geçici olarak kullanılan

marka iptali yetkisi,

10.01.2024 tarihinden

itibaren Türk Patent ve

Marka Kurumuna

(TÜRKPATENT)

devredilecek. Bu devir

işlemi, mevcut işleyişte bazı

değişiklikleri de

beraberinde getirecek.

Özellikle marka iptali

işlemlerinde artık sadece

Türk Patent ve Marka

Kurumunun

yetkilendirilecek olması,

hak sahipleri için kritik

önem taşıyacak.

SMK’nın 2015/2436 ve 2017/1001 sayılı AB Direktifi ile

uyumlu olan 26. maddesine göre tescil tarihinden itibaren

beş yıl içinde Türkiye'de kullanılmayan, tescil edilen

mal/hizmetler için jenerik ad haline gelen veya tescil edilen

mal/hizmetlerin mahiyeti, kalitesi veya coğrafi kaynağı

konusunda kamuoyunu yanıltan tescilli markalar

TÜRKPATENT nezdinde talepte bulunulması halinde iptal

edilebilecektir.

Yukarıda sayılan koşullar arasında en sık karşılaşılan iptal

talebi sebebinin “kullanmama” olduğu söylenebilir. Yeni

prosedürün uygulamaya girmesine neredeyse 2 ay kaldığı

dikkate alındığında marka hakkı sahiplerinin iptal

prosedürünün sonuçlarını ve tescilli markaları için

stratejilerini önceden belirlemeleri önemlidir.

2024 itibarıyla yürürlüğe girecek olan

sistemin daha iyi anlaşılması için, değişiklik

sonrası hak sahiplerinin dikkat etmesi

gereken bazı hususları maddeler halinde

incelemek önemli olacaktır.

İptal İşlemlerinde Tek Yetkili Olma

Tescilli markaların iptalinde sadece TÜRKPATENT'in yetkili

olması yeni bir dönemi beraberinde getirecektir. Kurum sicil

kayıtlarında kullanılmayan çok sayıda tescilli markanın var

olması ve TÜRKPATENT’in bu markaları re’sen benzerlik

incelemesinde dikkate alması, Kurum nezdindeki iptal

taleplerinin sayısını artıracaktır.

Diğer taraftan, yeni düzenlemeyle TÜRKPATENT iptal

işlemlerinde tek yetkili merci olacağından artık dava

süreçlerinde iptal talebi, karşı davaya konu edilemeyecektir.

Bu nedenle iptal isteminde bulunmak isteyen davalı hiç

şüphesiz TÜRKPATENT'e başvuruda bulunacak ve bu

uygulama Kurum nezdindeki iptal taleplerinin artmasına

sebep olacaktır.

Ayrıca TÜRKPATENT nezdindeki iptal işlemlerinin, mahkemelerde devam eden davalar için

bekletici sebep olup olmayacağı sorusu da yanıt beklemektedir. Eğer öyle olacaksa

TÜRKPATENT ve mahkemeler arasında etkili bir iletişim kanalının kurulmasının gerekliliği de

açıktır.

Farklı bir açıdan bakarsak TÜRKPATENT tarafından verilecek iptal kararları için de mahkemelere

dava açılabileceğinden tescilli marka sahipleri YİDK tarafından verilen iptal kararını mahkemeye

taşımak zorunda kalabilirler. Bu nedenle tescilli marka sahiplerinin olası iptal kararlarında uzun

ve nispeten maliyetli mahkeme süreçlerine dahil olması oldukça olası görünmektedir.

Bir diğer husus ise, Kurum iptal kararını hemen uygulayarak markayı iptal ederken bu kararın

sonradan mahkemelerce iptali söz konusu olursa hak sahiplerinin ilgili dönem boyunca

markalarını nasıl koruyacakları ciddi bir soru olarak karşımıza çıkmaktadır.

İptal taleplerinde sadece TÜRKPATENT’in yetkili olması, talep sayılarının

artmasına ve işlem sürelerinin uzamasına sebep olabilir.

Usule İlişkin Belirsizliklerin Açıklığa Kavuşturulması

TÜRKPATENT yakın zamanda üçüncü kişilerin görüşüne açtığı Yönetmelikte Değişiklik

Yapılmasına Dair Yönetmelik Taslağı ile iptal süreçlerinde yapılacak işlemlere ilişkin yasal zemin

oluşturma yönünde adım attı. Buna göre; her talepte sadece tek bir markanın iptalinin

istenebileceği, gerekçelerin ve iptali istenen mal/hizmetin açıkça talepte belirtilmesi gerektiği,

eksiklik içeren iptal taleplerinin yapılmamış sayılacağı ve tescil sahibine delil veya görüş sunumu

için ek süre imkanının tanındığı düzenlemede görülmektedir.

Bununla birlikte;

* İptal kararının etkisi dikkate alındığında, tescil sahibi tarafından sunulan kullanım delillerinin

yeterli olmaması sebebiyle verilen iptal kararına itiraz halinde ilave kullanım delili sunulup

sunulamayacağı,

23



* TÜRKPATENT tarafından iptal talepleri için istenecek ücretin iptali istenen mal/hizmetlerin

yer aldığı sınıf sayısı dikkate alınarak mı belirleneceği,

* Belirli bir süre içinde aynı taraflarca açılan ve aynı gerekçeye dayalı iptal taleplerinin,

EUIPO'da benimsenen “res judicata” ilkesine benzer şekilde, TÜRKPATENT tarafından incelenip

incelenmeyeceği merak konusudur.

İptal işlemlerinde bekletici sebep durumu operasyonel açıdan bir diğer önemli konudur. İptal

taleplerinin öncelikle ve genellikle, yayıma itiraz aşamasında itiraza mesnet gösterilen

markalar ile marka başvurusunun benzerlik gerekçesiyle re’sen reddedine sebep olan

markalar için yapılması beklenmektedir. Bu nedenle iptal taleplerine ilişkin verilecek karar,

Kurum nezdinde işlem gören çok sayıda başvurunun sonucunu da etkileyecektir. Kurum,

uygulamayı düşündüğü bekletici sebep kurallarını henüz üçüncü kişilerle paylaşmadığından,

iptal talebinin etkilediği marka başvuruları veya tescilleri için işlemlerinin nasıl yürütüleceğine

ilişkin belirsizliklerin korunduğu söylenebilir.

1

2

İptal taleplerindeki prosedürel işlemlere ve sürelere ilişkin Yönetmelik

Değişiklik Taslağı ile düzenlemeye gidildiği görülmektedir. Bununla

birlikte iptal taleplerinin bekletici sebep olarak görülüp görülmeyeceği

veya YİDK karara itiraz süreçlerinde ilave delil sunumu imkanı gibi

hususlarda nasıl bir uygulamaya gidileceği ise şimdilik cevap bekleyen

sorular arasında.

Özet ve Yorumlar:

Yeni mevzuatın teoride iki soruna fayda sağlayacağı değerlendirilmektedir.

Türk Mahkemelerinin ağır iş yükünü hafifletmek,

Kullanılmayan markalar ile ilgili ihtilafların Kurum nezdinde

makul bir süre içerisinde çözüme kavuşturulması.

İlk olarak marka sicilinde kullanılmayan çok sayıda tescilli marka olması ve re'sen benzerlik

uygulaması sebebiyle iptal taleplerinin sayısının beklenenden fazla olması söz konusu olabilir.

Bu durumun, kurumsal kapasite artırımına gitmeksizin ihtilafların hızlı çözümlenememesi gibi

bir paradoksa neden olabileceği haklı bir kaygıdır.

İkinci olarak, Kurum’un henüz iptal taleplerine ilişkin bahsedilen hususlarla işlemlerin askıya

alınması gibi uygulamalara dair kuralları henüz paylaşmaması hak sahipleri veya sistem

kullanıcıları için oluşturulacak stratejilerin kesinliğini etkilemektedir.

Son olarak Kurum nezdindeki yayıma itiraz süreçlerinde itiraz gerekçesi tescilli markalardan,

şartlarını taşıması koşuluyla kullanım delili talep edilebilmektedir. Bu işlemlerde markasal

kullanımın kanıtlanamaması halinde etki, itirazın SMK 6/1 kapsamında reddi ve başvuruya konu

markanın tescil edilmesi ile sınırlı kalmaktadır. Ancak iptal taleplerinde kullanımın

kanıtlanamaması tescilli markanın iptali sonucunu beraberinde getirmektedir. Bu nedenle marka

hakkı sahipleri, kullanmadıkları tescilli markalarını Kurum nezdindeki yayıma itiraz süreçlerinde ileri

sürerken muhtemel iptal taleplerine de kapı araladığını gözden kaçırmamalıdır.

Ek Açıklama:

Tekrar Başvuru Bir Kaçış Yolu Mu?

Tescilli olan ancak kullanılmayan markalar için 5 yıllık süre dolmadan tekrar

başvuru yapmanın, kullanmama süresini dolaylı olarak uzatmak için

uygulanacak makul bir yol olup olmadığı hala tartışmalı bir konudur.

2017 yılından itibaren tescilli markalarının kullanıldığını ispat etme yükü

ile karşı karşıya kalan marka sahiplerinin bir kısmı bu durumdan

kurtulmak için alternatif bir yöntem olarak “tekrar başvuru yapma”

yöntemini kullanmışlardır. Burada aynı tescilli marka için yapılan

yineleme başvurusunun kötü niyet gerekçesi kapsamında

değerlendirilmesinin mümkün olup olmadığı ve TÜRKPATENT'in bu

konuya gösterdiği yaklaşımının ne olduğu sorusu önem arz etmektedir.

5YIl

SMK’da yineleme başvurusunun kötü niyet kapsamında değerlendirilmesi

gerektiğine dair açık bir hüküm yoktur. Normalde, bir başvuru sahibi, markasını

kullandığını kanıtlamak zorunda olmadığı beş yıllık süreyi kullanım yükünden kurtulmak amacıyla

uzatmak isterse, yapılan yineleme başvurusunun kötü niyet olarak kabul edilmesi mümkün

olabilir. Zira yeni bir marka başvurusundaki niyet, SMK’nın marka kullanım yükümlülüğü

yaklaşımından kaçınmak anlamına gelebilecektir. Ancak kötü niyet, her çekişmenin kendine has

koşullarına göre değerlendirilmelidir ve sadece tescilli bir marka için yeniden başvuru yapılmış

olması hali kendi başına kötü niyet olarak değerlendirilmemektedir. TÜRKPATENT, bugüne kadar

tekrarlayan başvuruları büyük bir kabulle kötü niyetli olarak değerlendirmemiş ve itiraz

süreçlerinde mesnet olarak ileri sürülen yenileme başvuruları da daha önce tescil edilmiş

durumda olan aynı marka için kullanım delili sunma şartı aramamıştır. Bu itibarla Kurumun

benzer bir yaklaşımla, iptal talebinden önce yapılan yineleme başvurularını kötü niyet

kapsamında değerlendirmemesi kuvvetle muhtemel gözükmektedir.

Özetle TÜRKPATENT'in yukarıda belirtilen uygulaması dikkate alındığında, marka hakkı

sahiplerinin tescilli markalarını Türkiye'de kullandıklarını açıkça gösterir delilleri, iptal talepleriyle

karşılaşmadan önce hazırlamaları önemle tavsiye edilmektedir. Tekrarlayan başvuru yapma

alternatifi ise her ne kadar marka tescil sistemi markaların kullanımını teşvik etse de marka

sahiplerinin şimdilik yaşanan belirsizlikten, kullanım ispatı yükünden ve marka iptali tehdidini

zararsız atlatmaları için bir kaçış yolu izlenimi vermektedir.

24

25



GOSSIP R Ö P O R T A J

TÜRK MUTFAĞININ

EFSANE MARKASI

7 MEHMET

‘’7 Mehmet’’ 1937 yılında Mehmet Akdağ’ın dedesi tarafından kurulan

Antalya’nın efsanevi bir markası. ‘’Dede Mehmet’’, Atatürk’e yemek

hazırlamasıyla da bilinen, dönemin başarılı bir ustasının yanında çırak olarak

mesleğe başlıyor. Çalıştığı lokantada bir misafirin yemeğinden çıkan saç teli

üzerine usta, tüm çalışanlara ‘’saçlarınızı kazıtın’’ emrini veriyor. Dede

Mehmet de bu emirden nasibini alıyor ve gerekeni yapıyor. Bu tıraşın

ardından geriye kalan ise Dede Mehmet’in başındaki V harfine benzeyen iz

oluyor. Eski yazıda 7 rakamı V harfine benzer. Bu benzerlik üzerine ustası

Mehmet’e ‘’E sen 7 Mehmet’mişsin!’’ diyor. O gün bugündür Dede Mehmet,

7 Mehmet olarak biliniyor ve restoran bu isimle marka haline geliyor.

Markanın hikayesini 3.kuşak işletmecisi Mehmet Akdağ’dan dinledik.

Tescilli bir marka olan ‘’7 Mehmet’’i deyim

yerindeyse kültürel bir miras olarak

koruyorsunuz. Siz bu mirası yaşatan üçüncü

kuşaksınız. ‘’7 Mehmet’’ efsanesini devralışınız

nasıl oldu?

Daha tam anlamıyla devralamadım desem

yeridir. Bu sene 86. yılımız bitiyor. Hala

üretmeye ve gelişmeye devam ediyoruz.

Benim bu markayı devralış hikayemi

anlatabilmem için önce dedemin sonra da

babamın devralışına bir bakmak lazım.

Eskiden çıraklar ustaları gibi başarılı olmak,

kendi mekanlarını açmak ister ve bunun için

çok çalışırlarmış. Ustasının dedeme el verme

hikayesini okumuşsunuzdur kitapta. Dedem

ustasından el alıyor, lokantasını açıyor, adını

duyuruyor. Aradan yıllar geçiyor, dedem

verem oluyor ve tedavi için Heybeliada’daki

verem hastanesine yatıyor. Fakat o dönem

babam henüz çok küçük, lokantanın düzenini

sürdürmesi kolay değil. Dedem babama

destek olması ve işi öğrenmesi için Antalya’ya

Bolu, İzmir, Bursa, İstanbul gibi birçok

şehirden iyi ustalar gönderiyor. Babam her ne

kadar 7, 8 yaşlarında olsa da birçok farklı

ustayla çalışması ona ciddi bir eğitim oluyor.

Dedem enteresan bir adammış, onu geçmek

çok kolay değilmiş. Ama babamın bu hastalık

sürecinde deneyimledikleri onu babasından

çok daha iyi bir usta yapmış. Bu nedenle

dedemin hastalığı, babamın eğitim süreci

olmuş.

Benim çocukluğum da tıpkı babam gibi

mutfakta geçti. Babam da ben de

doğduğumuzdan beri mutfağın içindeyiz. Aynı

zamanda bu mesleği devralma sürecimiz de

benziyor. Babam 2005 yılında kansere

yakalandı. Onun hastalık sürecinde çok şey

öğrendim. Ben de babam sağlıklıyken ona

kafa tutar, ondan daha iyi olduğumu iddia

ederdim. Halbuki babam bir yerlere şans eseri

gelmemiş, hayatı boyunca hep çok çalışmış.

Benim çocukluğum tıpkı babamın çocukluğu gibi mutfakta geçti.

Doğduğumuzdan beri mutfaktayız. Bu nedenle ''7 Mehmet'' markasını

devralma sürecimiz birbirine çok benziyor.

Mehmet Akdağ

26

27



Babam hastalanınca fark ettim ki ‘’gölgesi

yeter’’ dedikleri olay gerçekmiş. Babam

varken bana yardımcı olan esnaf, babam

vefat edince daha farklı davranmaya

başladı. ‘’Kazıklamak’’ demeyelim ama

benden daha çok kazanmaya çalıştılar.

Bir de babam fabrika gibiydi, sürekli

üretiyordu. Ben de üretirdim ama onun

kadar iyi değilmişim. Babam vefat edince

‘’Bu üretim duracak mı?’’ düşüncesiyle

kendimi geliştirmeye başladım. Çeşitli

eğitimler aldım, üniversiteye başladım.

Babaannelerimizden tutun 14, 15 yaşındaki

çocuklara kadar deneyim ayırt etmeksizin

birçok kişiden öğrenmeye açık hale geldim,

merak ettim, çalıştım. Zaten öğrenmeyi çok

severim. Anladım ki gelişmek için birinin sana

öğretmesine gerek yok, istersen kendin

yapabiliyorsun. Kendi imza lezzetlerimi böyle

çıkarmaya başladım. Tüm bu hikâyeye

baktığımda görüyorum ki babamın hastalığı

da benim eğitimim olmuş. Tıpkı dedemin

hastalığının babamın eğitimi olduğu gibi

7 Mehmet’i devralışım böyle oldu.

Dedeniz Mehmet Bey, babanız Hakkı Bey ve

siz… Bu markayı oluşturan, geliştiren ve

değerine değer katan üç isimsiniz. Sizce bu

üç kuşağın belirgin bir ortak özelliği var mı?

Dedemle benim daha çok ortak özelliğimiz

var. Babam biraz farklı bir bakış açısına

sahipti. Ama genel olarak ortak özelliklerimiz,

genlerden aktarılan bazı unsurlar olabilir.

Mesela koklama, tat alma, el becerisi gibi

özellikler genetik özelliklerimiz bence. Bunlar

dışında hep yeni ürünler yapmayı sevmemiz,

yeni tatlar peşinde koşmamız ortak

özelliklerimiz. Dedemi çok az tanıyorum ama

dinlediğim kadarıyla hep üretmek ister ve

yeni lezzetler ortaya çıkarırmış. Babam da

böyleydi, ben de böyleyim. Sürekli yeni

üretimler, yeni tatlar peşinde koştuk. Ama bu

yeni üretimler, farklı yörelerden gelen ve hiç

bilinmeyen ürünlerle oluşturulmuş bir füzyon

mutfağı gibi değil, daha çok alışık olduğumuz

lezzetlerle yapılan ve bulunduğumuz

bölgenin ürünleriyle ortaya çıkan lezzetler.

7 Mehmet’te mutfaktan çıkan her ürün bir

imza haline gelmiş. Atatürk’e sunulan taze

fasulye, Sezen Aksu’nun favorisi olan

‘’Sezen Pilavı’’, bamya kızartması ve

incecik patates kızartması… Yemeklerinizi

ve 7 Mehmet markasını bu kadar popüler

hale getirmeyi nasıl başardınız?

Yine babamdan kalma bir alışkanlık, yeni

bir ürün çıkaracağımızda geriye dönüp

bakardık. Babaannem ne yapardı? Dedem

ne yapardı? Eski ustalarımız bir yemeği

nasıl geliştirirdi? Biz ileriye gideceğiz ama

bunu geçmişten kopmadan yapmamız

lazım. Mesela bamya kızartması, bizim için

özel bir örnektir o. Bamyayı annem hiç

sevmezdi, yıllarca yememiş.

Hatta öyle ki ‘’aman annem bunu yediğimizi

duymasın’’ dediğim bir üründü. Ama

bamyayı farklı bir formda yaptığımızda

başka bir boyuta taşınıyor, özelliğini de

koruyor. Bamyayı biliyoruz, yoğurdu

biliyoruz ama bu ikisini bugün restoranda

sunduğumuz formda sunmayı bilmiyoruz.

Yakın zamanda bir kitap çıkardınız. Kitapta

7 Mehmet’in tarifleri yer alıyor. Bir

restoranın reçetelerini açıkça paylaşması

iddialı bir hamle. Tarifleri paylaşmaya nasıl

karar verdiniz? Taklit edilmekle ilgili bir

endişeniz oldu mu?

Yine babamın bir sözü bu soruya cevap

verecek sanırım. Babam hep ‘’bırak

yapsınlar, biz yenisini yaparız’’ derdi. Bizim

şu an 650’den fazla ürünümüz var. Bunun

sebebi de şu, sürekli üretiyoruz ama

menüden çıkaramıyoruz. Çünkü misafirler

daha önce denediği o lezzeti arıyor.

Türkiye’de ve dünyada en beğendiğiniz

restoranlar hangileri?

Bu çok iddialı bir soru. Cevaplarım arasında

lezzet noktaları, ‘’fine dining’’ restoranlar,

esnaf lokantaları gibi birçok farklı segment

var. Bazılarının tüm ürünleri müthiş, bazıları

ise tek bir ürünle bile meşhur olmayı hak

ediyor. İsim vermem gerekirse İstanbul

Kadıköy’de Haçapuri diye bir yer var. Müthiş

bir pideci, kesinlikle tadılmalı. İzmir Urla’da

Od Urla var, çok özel bir yer. Başarılı ve

yetenekli bir arkadaşım gerçekten.

Antalya’da çok özel noktalar var. Mesela

‘’18’in Bağaçası’’ dediğimiz tarçınlı çörek

denenmeli. Hal’de bir köfteci var,

olağanüstü güzeldir; eti çok iyi işler.

Piyazcı Ahmet var yine Antalya’da.

Sadece piyazı için bile gidilir.

Dünyada da çok fazla var tabii. Madrid’deki

Ten Con Ten Restaurant güzeldir, ne

yediysek çok özeldi. Milano’da Giacomo var,

yerel lezzetleri çok iyi sunuyor.

28

29



Masterchef gibi yarışmaların Türk

gastronomisine katkı sunduğunu ve özel

şefler çıkardığını düşünüyor musunuz?

Şaşırtan lezzetleri

çok seviyorum.

Hepsini de takdir

etmek lazım. Aynı

şehirde bile üretiyor

olsak tatlı

rakiplerimdir,

konuşmadığım

işletmeci neredeyse

yok. Bu iş hep

beraber olunca

güzel.

Bir tüketici olarak bir markayı özel kılan

sebepler sizce nelerdir ve markalaşmak nasıl

olmalıdır?

Ben bu zamana kadar kurumsallıkla ilgili hep

ön yargılıydım. Sonunda gördüm ki

kurumsallık olmadan asla olmuyor. 2014

yılından beri kurumsallaşma sürecimizi

yürütüyoruz. Kadromuzu büyütüyoruz bir

yandan. Deyim yerindeyse 2014’e kadar hep

‘’kara düzen’’ gitmiştik. Aradan 9 yıl

geçmesine rağmen daha yeni oturuyor bu

kurumsallık. Çünkü 80 yıllık kalıplaşmış bir

düzen var. Bunu yıkmak, değiştirmek, ekibe

anlatmak çok zor oldu ama nihayetinde bunu

kabul ettirebildim. Ama kurumsallaşması

gereken işletme mantığı. Sonrasında

bireysellik devreye girmeli. Çünkü insanlarla,

insanlara hizmet veriyorsunuz. Bu noktada

bireysellik lazım. Misafirlerin ve personelin

derdini anlarsak onların bireysel dertlerini de

çözebiliriz. O zaman sürdürülebilir, uzun

soluklu bir deneyim ortaya çıkıyor. Benim

hedefim 86 yıllık bu markanın bir 86 yıl daha

gitmesi için çalışmak. Bunu da kurumsallığı ve

bireyselliği bir araya getirerek ortaya

çıkaracağımız sentez bir kültürle

başarabileceğimize inanıyorum.

Evet, bir katkısı olduğunu düşünüyorum

tabii ama burada bazı farklı dinamikler

var. Bu gibi programları izleyen herkes

çok iyi aşçı olduğunu ve iyi yemek

yaptığını düşünüyor. Aşçılık bu kadar

kolay değil, yetenek ve yenilik ister. Bu

gibi programlar moda oldu ve birçok

kişiyi aşçılığa sevketti. Ama üniversiteden

örnek vereyim, gastronomi bölümünün

alacağı öğrenci sayısı belli; 80 kişi.

Başvuru ne kadar biliyor musunuz?

3.500 kişi. Bu başvuranların hepsi mi

aşçı? Bu pek mümkün değil. Bu merakı

TV programları artırıyor biraz. Akdeniz

Üniversitesi ile projemiz devreye girerse

bu konuya bir çözüm üretmek istiyorum.

Nasıl ki güzel sanatlar bölümleri yetenek

sınavı yaparak öğrenci seçiyor

gastronomi de öyle olmalı. Aşçı olmayı

hedefleyen aday, bölüme girmeden

yeteneğini göstermeli ve yeni ürünler

üretmeli. Sadece yetenek de değil,

ürünlerin yetişme koşullarını bilmeli.

Patates hangi mevsimde, ne şartlarda

yetişir mesela? Şimdi suni koşulları

oluşturup her mevsim istediğimiz sebze

ya da meyveye erişiyoruz ama bunun

mevsimselliğini bilmeli ve ona göre

kullanmalılar. Ayrıca şef olmak için

sadece görsellik yetmez, yeni lezzetler

üretebilmeliler.

Dolayısıyla evet, bu gibi programların

çeşitli etkileri olduğunu düşünüyorum

ama yeterli bulmuyorum. Tabii ki bu işi

yapanların hepsi bizim abilerimiz,

arkadaşlarımız ama işin içine televizyon

dünyası girince olay farklı bir noktaya

evriliyor. Popülaritenin ön planda olduğu

ve TV dünyasına hitap eden bir iş.

İnsanları heyecanlandırıyor, katılımcıların

bir adım daha ilerlemesini sağlıyor. Ama

her zaman çok iyi şefler çıkardığı

düşüncesine biraz mesafeliyim açıkçası.

Bence Türkiye’deki en değerli marka…

Antalyalı bir marka olan Adopen

En çok kullandığım marka…

Beymen

Bence yüzyılın icadı…

Televizyon

Röportaj: Zülal Gedik

30

31

Fotoğraflar: 7 Mehmet Fotoğraf Arşivi



U Z M A N K O N U K

COĞRAFİ İŞARETLERİN

SOSYAL VE EKONOMİK ETKİLERİ

Prof. Dr. Arzu OĞUZ

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Fikri Mülkiyet Hukuku Anabilim Dalı Başkanı

Coğrafi işaretler, birçok

sosyal ve ekonomik etkiye

sahiptir. Coğrafi işaret

kavramının mevcut

olmadığı dönemlerde bile

coğrafya adıyla anılan

yöresel ürünler, tarih

boyunca ekonomik gelişimi

etkilemiş, yöreyle

özdeşleşen ürünler çekim

merkezi olmuştur.

Hindistan’ın meşhur

baharatları Kristof

Kolomb’u Avrupa’dan

Hindistan’a kadar

çekmiştir. ‘’Kahve

Yemen’den gelir’’ diye

türkümüz vardır. Çin’de

üretilen kil çömleklerin ünü

Asya kıtasını bile aşmıştır…

Hukukumuzda coğrafi işaret kavramının tanımı, 6769

sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 33’üncü maddesinde

yer almaktadır. Buna göre coğrafi işaret “belirgin bir

niteliği, ünü veya diğer özellikleri bakımından kökenin

bulunduğu bir yöre, alan, bölge veya ülke ile

özdeşleşmiş bir ürünü gösteren işarettir’’. Coğrafi

işaret tescili yapılabilmesi için tescil edilmek istenen

varlığın; gıda, tarım, el sanatları, maden ve sanayi

ürünlerini teşkil eden bir ürün olması gerekir. Bunlara

Alman Birası, Fransız ve İtalyan Şarabı/Peyniri, İsviçre

Çikolatası örnek gösterilebilir. Ülkemizde de Malatya

Kayısısı, Antakya Künefesi, Amasya Elması ilk akla

gelen örneklerdir.

Coğrafi işaretin ayırt edici olması, onların tescil

edilmesi ve piyasalarda değer görmesi için mutlaka

aranan bir özelliktir. Ayırt edici özellik, belli bir coğrafi

sınırdan ve bu coğrafi sınırın içerdiği bazı özelliklerden

kaynaklanır. Buna istinaden ayırt edicilik, doğal (iklim ve

toprak gibi) faktörlerden kaynaklanabileceği gibi

kültürel faktörlerden de kaynaklanabilir. Ürün ham

maddesini o yöreden alabilir, üretim yöntemini o

yöreden alabilir. Belirlenen bu coğrafi sınır, şehir, bölge

veya ülke olabilir. Coğrafi sınırın özellikleri o yörenin

iklimi, doğası ve kültürüdür. Ayrıca coğrafi işaretlerin

ilgili yöreye bağı, farklı nedenlerden kaynaklanabilir.

Geçmişten gelen ve sadece o yörede görülen bir kültür,

başka yerlerde kullanılmayan bir üretim şekli, toprak

yapısından sebze veya meyveye geçen bir aroma ya

da o ürünün çok uzun yıllardır o yörede üretilmesinden

kaynaklı yöreyle özdeşleşen isimler, yöresel bağa örnek

olarak verilebilir. İzmir Boyozu, Adıyaman veya

Şanlıurfa Çiğ Köftesi bunlara örnek olabilir.

Coğrafi işaret tescili, ürünlerin markaya

dönüşmesini sağlar. Bu nedenle coğrafi

işaretlerin sosyal ve ekonomik etkileri son

derece önemlidir.

Fikri mülkiyet haklarının sosyal ve ekonomik

gelişmeye etkisi anlaşıldıkça fikri mülkiyet

haklarının daha fazla desteklenmesi gereğini

de kavramaktayız. Son yüzyılda gözlemlenen

küreselleşmenin karşısında, geleneksel ve

yöresel değerlerin korunması, ülke

ekonomisine kazandırılması, ürünlerin

çeşitlendirilmesi ve kültürel farklılıkların

ekonomik değere dönüştürülmesi önem

kazanmıştır. Coğrafi işaretlerin tescil edilmesi,

etkin biçimde korunması yine bu

kapsamda ön plana çıkmaktadır.

Çünkü coğrafi işaret tescilleri,

ürünlerin markaya

dönüşmesini ve hak ettiği

değeri bulmasını

sağlamaktadır.

Coğrafi işaretin bir

ürüne marka değeri

kazandırmasındaki

en temel sebep,

ürüne ayırt edicilik

sağlamasıdır.

Böylece tüketici o

ürünü farklı algılar,

ürüne olan talep artar.

Mesela Trabzon Ekmeği,

diğer ekmeklerden farklı

olduğu algısı ile

diğerlerinden farklılaşır

ve kendisine ayrı bir

pazar bulur. Ülkemiz

insanı memleket, yöre

kavramlarını önemser ve

genellikle, geleneksel

olarak tükettiği ürünleri

tercih eder. Bu bağlamda coğrafi işaret

tescili, tüketicilere yol gösterir.

Zaman içerisinde ayırt edicilik kazanan ve

tüketicilerin tercihi haline gelmeye başlayan

coğrafi işaretli ürünler, aynı zamanda

kaynaklandıkları yöreye ün katarlar. Mesela

Toskana bölgesi şarap sayesinde ünlenmiştir.

Özel ürünlere sahip olan yöre ve ülkeler bu

ürünleri tanıtarak hem ürünün pazarını

geliştirmekte hem coğrafi işaretli ürünlerin ait

olduğu yöreyi kalkındırmaktadır.

Tüketiciler, ürün seçiminde

yöreselliğe hatta kendi

memleketinden ürün seçmeye özen

gösterme eğilimindedir ve bu nedenle

coğrafi işaret tescili,

tüketicilere yol gösterir.

Coğrafi işaretli ürünler, bu işareti almayan

ürünlere göre pazarda ayrı bir yer

edinmektedir. Yapılan araştırmalar,

tüketicilerin coğrafi işaretli ürünlere %20 ila

%40 daha fazla ‘’ödemekten

kaçınmadıklarını’’ göstermektedir.

Coğrafi işaretlerin başlıca sosyoekonomik

etkileri ise üretim ve gelir artışı, bölgesel

turizmin gelişmesi, yöredeki kültürün

korunması, yeni istihdam alanları ve buna

bağlı olarak göçün önlenmesi, hatta

tersine göçün sağlanması olarak

sıralanabilir. Coğrafi işaretin

ancak yöreye bağlı olarak

yapılabilen mal ve hizmet

üretimini canlandırması

ve iş gücü yaratarak

göçü önlemesi, bu

sistem üzerine bir

ekonomi modeli

oluşturulmasına da

imkân sağlar. Böylece

yöredeki insanlar daha

fazla üretim yapıp

ürünlerini pazarda

kıymetli şekilde

satabildikleri zaman

yörelerinden ayrılmazlar.

Ayrıca coğrafi işaretli

ürünlerin üretilmesinde

uygulanan kriterler

sayesinde piyasa kimliği

ve marka değeri

kazanan bu ürünler

sayesinde, üreticilerin

gelir düzeyi ve hayat standardı artar.

Ürünün ihraç edilmesine fırsat doğar ve

böylece daha fazla fiyatla alıcı bulması

mümkün olur. Elbette bu aşamada coğrafi

işaretlerin, tescilli ürünün kalitesini

garantileme ve güven oluşturma özelliği

unutulmamalı ve bu güvenin korunması için

ilgili birimlerin coğrafi işaret almış ürünleri,

işaret alırken tanımlanan özelliklere uygun

üretilip üretilmediklerini kontrol etmesi son

derece önemlidir.

32

33



BİLGİLENDİRME

Tüm bu detaylara ek olarak yörede ürüne olan talep ve

üretimin artması yöreye yapılan yatırımları da artırır. Bölgenin

alt yapısı ve ulaşım imkanları gelişir, yöreye gelen üretici ve

yatırımcı sayısı artar. Bu vesileyle giderek artan oranda ilgi

çeken gastronomi turizmi de canlanır. Coğrafi işaretli ürünlerin

daha yüksek fiyattan ve daha fazla miktarda üretilip satılması

ile yöre ve ülkenin uluslararası bilinirliği artar, daha fazla turist

çeker. Antep Baklavası, Adana Kebabı, İzmir Üzümü, Mersin

Limonu, Osmaniye Fıstığı, Anzer Balı, Malatya Kayısısı, Bursa

Kestanesi gibi coğrafi ürün isimleri o ürünleri diğerlerinden

ayrıştırmak suretiyle o ürünlerin yetiştiği yöre konusunda yerli

ve yabancı turist çekmektedir.

Antep Baklavası

MARKA TESCİL BAŞVURUSU

YAPMADAN ÖNCE:

ARAŞTIRMA

Konu, hak sahibi olduğumuz unsurları korumak ise araştırma, kontrol ve

teyit etme kavramları çok önemli hale geliyor. Marka, patent, tasarım gibi

unsurlar için başvuru yapmak isteyenlerin önce araştırma basamağını

tamamlayarak kendi fikri üretiminin özgünlüğünü kontrol etmesi gerekiyor.

Ürün çeşitliliği yönünden dünyadaki önemli tarım

ürünlerine sahip olan ülkemizde verimsizleşen tarım

arazilerinin kurtarılması, kaybolmaya yüz tutmuş

bazı ürünlerin tekrar üretilmeye başlanması için

coğrafi işaretler önemli bir fırsat sunmaktadır.

Coğrafi işaret tescili, kamusal niteliğe haizdir; diğer sınai haklar

gibi tekel hakkı oluşturmaz. Dolayısıyla coğrafi işaretli ürün, o

ürünü tescildeki koşullara uygun olarak üretmek şartıyla tüm

üreticiler tarafından üretilir ve tescil ülke, bölge ya da yöreye

aittir. Buna bağlı olarak bölgedeki aktörleri iş birliğine

yönlendiren coğrafi işaret tescili, sosyal ve ekonomik anlamda

birçok etkiye sahip olup kalkınmadaki rolü de kıymetlidir. Ayrıca

ürün çeşitliliği yönünden dünyadaki önemli tarım ürünlerine

sahip olan ülkemizde verimsizleşen tarım arazilerinin

kurtarılması ve kaybolmaya yüz tutmuş bazı ürünlerin tekrar

üretilmeye başlanması için coğrafi işaretler önemli bir fırsat

sunmaktadır. Dolayısıyla coğrafi işaretli ürünlerin markalaşması

ve ihracatında devlet kurumlarının desteği önemlidir.

Anadolu’nun farklı coğrafyalarında yetiştirilen coğrafi işaretli

ürünlerin üretim ve pazarlama faaliyetlerinin Avrupa Birliği

kalitesinde ve sınıfında olması ülkenin politik, stratejik ve

ekonomik hedefleri içerisinde yer almalı ve yoğun biçimde

desteklenmelidir. Bu ürünlerin üreticilerine, üretim, AR-GE,

pazarlama, marka yönetimi alanlarında eğitimler verilmeli,

üniversiteler, kalkınma ajansları bu konuda yoğun faaliyet

yürütmelidir. Bu alanda yapılacak hamleler hem ülkenin hem de

üretim yapılan bölgelerin ekonomik kalkınmasına katkı sunacak

hem de kültürel mirasımızın yaygınlaştırılması ve

yaşatılmasında rol oynayacaktır.

Adana Kebabı

Osmaniye

Yer Fıstığı

Amasya Elması

Benzerlik, marka itiraz işlemlerine, marka ihlali

davalarına sıklıkla konu olan bir durum. Tescil

başvurusu düşünülen markaya benzeyen

daha önce tescillenmiş unsurlar olması

halinde ayırt ediciliğini yitiriyor. Bu nedenle

marka ismini belirlemeden ve kullanmaya

başlamadan önce benzerlik araştırması

yapılması ve sınıfların en doğru şekilde tespit

edilmesi, olası itiraz risklerini en aza indiriyor.

Kullanılması planlanan markanın bir başkası

tarafından tescilli olup olmadığını çeşitli

yöntemlerle öğrenmek mümkün. Türk Patent

ve Marka Kurumunun araştırma araçları, bu

konuda başvuru sahiplerine fikir sunduğu gibi

çok daha kapsamlı ve olası tüm riskleri

barındıran araştırma raporları da uzman vekil

firmalar tarafından sağlanabiliyor. Benzerlik

araştırması ise sadece birebir benzerlik

bakımından değil, ilişkili sınıflar, fonetik ya da

görsel benzerlik, markaların bilinirlik ve

tanınmışlık düzeyi, karıştırılma ihtimalinin

bulunması gibi birçok kriter kapsamında

gerçekleştiriliyor. Son derece kapsamlı olan ve

uzmanlık gerektiren bu araştırma sonuçları,

hayalinizdeki markanın ‘’uygun’’ olduğu

yönündeyse bu isim için marka tescil

başvurusu yapılmasının da önü açılıyor.

Fakat marka koruma konusunda araştırma ve

tescil aşamaları tek başına kapsamlı koruma

sağlamayabilir. Markanın tescil kararı

sonrasında benzerlerine karşı izlenmesi yani

takip edilmesi de son derece önemlidir. Tescil

hakkı elde ettikten sonra 10 sene boyunca size

ait olacak markanız, bilinirlik kazandığında

üçüncü kişilerce ve kötü niyetli olarak taklit

edilebilir. Bu risk ise ancak düzenli izleme ile

tespit edilebilir.

Grup Ofis Marka Patent,

40 yıldır ‘’Fikirlerinizin Arkasında’’

durmaya devam ediyor. 20 bini aşkın

yerli ve yabancı müvekkiline, marka

tescil öncesinde kapsamlı benzerlik

araştırması, marka tescil sürecinde

doğru sınıflandırma seçimi gibi

hizmetler sunuyor. Ayrıca benzer

marka izleme hizmetini Türkiye’de ilk

olarak sunan Grup Ofis Marka Patent,

sunduğu profesyonel izleme

hizmetindeki başarısıyla

sektördeki öncü

konumunu sürdürüyor.

34

35



Ö Z E L D O S Y A

ÜNLÜ İSİMLERDEN

İLGİ ÇEKEN

PATENT BAŞVURULARI

Dünyaca ünlü birçok isim; oyuncu, şarkıcı, yazar gibi ünvanlarla tanınıyor.

Fakat bazıları, bu bilinen özellikler dışında bizi şaşırtan başka bir özelliğe

daha sahip. Onlar bazen kendi meslekleriyle bazen de günlük

rutinlerindeki bir problemle ilgili patent başvurusu yapmış birer ünlü.

Krallar da

rahat etmek ister:

Steve McQueen

‘’King of Cool’’ lakaplı ve İskoç asıllı sinema oyuncusu Steve

McQueen, 1930 yılında doğdu. Çocukluğu son derece olaylı

geçen McQueen, yaşadığı hastalıklar ve psikolojik süreçler

dolayısıyla birçok suçla anıldı. Bu olumsuzluklara rağmen

1952 yılında başladığı oyunculuk eğitimi, onun ünlenmesini

ve başarılı bir oyuncuya dönüşmesini engellemedi.

Oyunculuğa bazı küçük rollerle başladığı dönemde bir

yandan motor yarışlarından para kazanıyordu.

Oyunculukta kendini geliştiren ve Oscar adayı olacak kadar

ünlenen McQueen, yaptığı patent başvurusuyla ‘’mucit’’

yönünü de gösterdi.

1974’te, o dönem pek aktif olmamasına rağmen dünyanın

en yüksek ücretli film yıldızı olan ve 1980’de henüz 50

yaşındayken hayatını kaybeden Steve McQueen,

USD219813S başvuru numaralı ‘’Bucket Seat Shell’’ başlıklı

dizayn patentinde, tek bir kişinin rahatça oturabileceği bir

koltuğu konu aldı.

Kukla sevgisini patentle

buluşturdu:

Jim Henson

Tam adı James Maury Henson olan Amerikalı

kuklacı ve film yapımcısı, birçok karakterin

yaratıcısı olarak ünlendi ve dünya çapında

tanınırlık kazandı. Animatör, karikatürist, aktör ve

film yapımcısı olmasının yanında bir mucit bir

kuklacı olma özelliğini de kazandı. Kuklalara ilgi

duymaya henüz lise döneminde başlayan Henson,

1969 yılında son derece ünlü bir program olan ve

bugün bile neredeyse herkes tarafından bilinen Susam

Sokağı ekibine katılıp ‘’Muppet’’ olarak bilinen kuklaların

geliştirilmesinde rol oynadı. Henson’ın başarısı, yıllar içerisinde

daha da arttı. İlerleyen dönemlerde birçok programın yapımcılığını

üstlendi ve kuklalarla başlayan merakını TV dünyasına taşıyarak kendini birçok alanda geliştirdi.

Ayrıca kuklalara olan ilgisini ve bu alandaki başarısını 1958 yılında kukla ile ilgili bir dizayn patenti

başvurusunda bulunarak taçlandırdı.

Sınırsızca

dans etmek isteyince:

Paula Abdul

Amerika’nın popüler yarışması

American Idol programının

jürilerinden biri olan Paula Abdul,

oluşturduğu başarılı koreografilerle

ünlendi. Aynı zamanda şarkıcı olan

Abdul, bir mikrofon desteği için ilginç

bir patent başvurusuna da imza attı.

Paula Abdul, 2008 tarihli ve

US20090196451A1 numaralı patent

başvurusunda mikrofonu

destekleyen bir aparatı ele aldı.

Buluşun amacı ise kullanıcı şarkı

söylerken sabit kalan mikrofonun

dans etme yeteneğini sınırlamasının

engellenmesiydi. Kullanıcının

ağırlığına göre eğilebilen bir aparata

sahip bu patent başvurusunda

açıklanan alt kısım, içbükey şekilliydi.

Bahsedilen bu şeklin üzerine

sabitlenmiş olan mikrofon sayesinde

şarkıcı, hareket kısıtlılığı yaşamadan

şarkı söyleyebiliyordu.

Fig.1 Fig.2 Fig.3

36

37



Daktiloyla yazılmış

ilk romanın sahibi:

Mark Twain

Sıra dışı

tasarımların sahibi:

Andy Warhol

Amerikalı ressam, film yapımcısı ve yayıncı

olan Andy Warhol, 1950'li yıllarda ortaya

çıkmış ve tüm dünyayı etkisi altına almış bir

sanat akımı olan pop-art’ın en önemli

temsilcilerinden biri haline geldi. Aynı

zamanda sanatçı, resimlerini ‘’afiş tekniği’’ ile

çoğalttı ve bu tekniği uygulaması sayesinde

içinde olduğu döneme bir tepki olacak

derecede radikal biri kabul edildi. ‘’Seri

üretimi ve seri üretim nesnelerini’’ sıklıkla

kullandığı bir sanat üslubunu kendine seçen

Warhol’un eserleri, günlük hayatımızdaki

birçok nesneyi yorumladığı bir biçime sahip.

Warhol’un çorba tenekelerine, Coca-Cola

şişelerine ve daha birçok tüketim amaçlı

ürünlerin görüntülerine yönelik yaptığı

fotografik serigrafi baskıları, Pittsburgh’daki

Andy Warhol Müzesinde sergileniyor. Andy

Warhol, sıra dışılığının yanı sıra “beş yüzlü

saat”in de mucididir. Andy Warhol’un

23.03.1989 tarihli, USD322227S numaralı

dizayn patent başvurusu beş adet ekran

içeren bir saati tanımlamaktadır.

United States Patent Patent Number: Des. 322,227

Warhol,deceased Date of Patent: **Dec. 10,1991

FIG.1 FIG.2 FIG.3

Gerçek ismi Samuel Langhorne Clemens olan

Mark Twain, Amerikalı mizahçı, satirist, roman

yazarı, yazar ve öğretmen olarak tanındı. En

önemli eseri öksüz ve yaramaz bir çocuğun

Mississippi’de geçen maceralarını anlattığı

Tom Sawyer olarak bilinse de Huckleberry

Finn isimli eseri de Amerika tarihinin

önemli eserleri arasında yerini aldı. Twain,

daktilo makinesini ilk satın alanlardan biri

olduğu gibi daktilo ile yazılmış ilk romanın

yazarı olma özelliğiyle de edebiyat

tarihinde önemli bir ünvan kazandı. Onun

edebiyat dünyasında yer almasına en

çok etki eden olay ise küçük yaşta

babasını kaybettikten sonra çırak olarak

bir basımevinde çalışmaya başlaması

olarak kabul edilebilir. Tüm bunların yanı

sıra birçok patent başvurusu bulunan

Twain’in başvurularından biri, bir karalama

defterine yöneliktir. 1873 yılında yayınlanan

US140245A numaralı buluş, farklı bir

yapıştırma sistemine sahip olan bir karalama

defterini açıklamaktadır. Çeşitli kaynaklara

göre Twain, yalnızca bu defterin satışından

yüklü miktarda gelir elde etmiştir.

38

39



U Z M A N G Ö R Ü Ş

İLE GELEN BELGESİZ

ALAN ADLARI VE

UYUŞMAZLIK ÇÖZÜMLERİ

Şebnem ÖZTOPRAK

Grup Ofis Marka Patent

Alan Adı ve Bilgi İşlem Lideri

Türkiye’de birinci seviye (Top

Level Domain) “.tr” uzantılı alan

adları, 1991 yılından beri Orta

Doğu Teknik Üniversitesi

(ODTÜ) tarafından nic.tr (.tr

Alan Adları Yönetimi) platformu

üzerinde tahsis edilirken 2010

yılında ".tr" uzantılı alan

adlarının yönetim ve tahsisine

yönelik tüm yetkiler, Bilgi

Teknolojileri ve İletişim

Kurumuna (BTK) devredilmişti.

Bu devir işlemi sonucunda alan

adlarının sahiplik haklarının ne

şekilde belirleneceği ve

düzenleneceği ise yeni soruları

beraberinde getirmiş ve merak

konusu olmuştu. Uzun süredir

merak edilen konu hakkında

yaşanan yeni gelişme ise

‘’belgesiz sahiplik hakkı’’

kavramını ortaya çıkardı.

BTK tarafından kurulan ‘’.tr’’ Ağ Bilgi Sistemi, diğer adıyla

TRABİS, 2022 yılının son aylarında alan adlarının tahsisi ve

yönetimi için faaliyete geçirildi. Bu sistemin faaliyete

geçmesi sonucunda daha önce kullanılan nic.tr platformu

ise kullanıma kapatıldı ve alan adı tahsisinde yeni bir dönem

başladı. Bu devir işlemi, başta alan adlarının belgeli veya

belgesiz tahsis edilebilmesi olmak üzere bazı değişiklik ve

yenilikleri de beraberinde getirdi.

Resmî Gazete’de yayımlanandığı şekilde

TRABİS; “ .tr uzantılı internet alan adı

sisteminin ve buna ait merkezi veri tabanının

işletilmesine, rehberin oluşturulmasına (whois),

güncellenmesine ve rehberlik hizmetinin

sunulmasına ve başvuru işlemlerinin gerçek

zamanlı olarak yapılmasına imkân veren, tüm

bu faaliyetlerin güvenli ve iş sürekliliğini

sağlayacak şekilde gerçekleştirildiği sistemdir.”

şeklinde tanımlandı.

“.tr” uzantılı internet alan adları ile ilgili işlemler nic.tr

yönetimindeyken belgeli olarak tahsis edilen en popüler

.com.tr

.org.tr

.net.tr

uzantılı alan adları, TRABİS ’in faaliyete geçmesiyle

belgesiz olarak tahsis edilebilir hale geldi. Bu değişiklik

sonucunda bahsedilen popüler uzantılar artık “ilk gelen

ilk alır” ilkesiyle tahsis edilmeye başladı. Alan adı

tahsisinde TRABİS’e yapılan başvuru zamanı, ilgili alan

adının hak sahipliği için ilk gelenin tespitinde dikkate

alınmakta.

Belgesiz olarak tahsis edilecek alan adı

uzantıları:

.bbs.tr

.name.tr

.tel.tr

.info.tr

.web.tr .tv.tr .gen.tr .biz.tr

TRABİS döneminin başlaması, beraberinde

her ne kadar alan adı tahsisinde belgesiz

işlemleri getirse de hala belgeli olarak tahsis

yapılan alan adı uzantıları da mevcut. Resmî

makamları temsil eden uzantılar olarak

tanımlayabileceğimiz “. av.tr”, “. bel.tr”, “.

dr.tr”, “. edu.tr”, “. gov.tr”, “. pol.tr”, “.

k12.tr”,”.tsk.tr” gibi uzantıların tahsisi,

belge ile yapılmaya devam edecek.

Bu uzantılarla ilgili yapılan başvurular,

başvuru sahibi tarafından kayıt kuruluşu

aracılığıyla iletilen ilgili belgelerin TRABİS’E

gönderildiği tarih dikkate alınacak.

UYUŞMAZLIK ÇÖZÜM MEKANİZMASI

“İlk gelen ilk alır” ilkesinin uygulanmaya

başlaması ve belgesiz tahsis yapılabilir

olmasından kaynaklı alan adı tahsisinin

başka bir kişi ya da kuruluşa ait isim, unvan,

marka gibi fikri hakları barındırması ya da

diğer alan adları arasındaki benzerlikler ise

bazı uyuşmazlıkları beraberinde getirme

ihtimali taşıyor. Bu konuda oluşabilecek

uyuşmazlıkları çözebilmek için mahkemelere

alternatif olarak ‘’Uyuşmazlık Çözüm

Mekanizması’’ (UÇM) isimli yeni bir kontrol

mekanizması geliştirildi.

Böylelikle taraflar arasında yaşanacak

herhangi bir uyuşmazlık ve hak ihlali iddiası,

bu mekanizma tarafından değerlendirilerek

çözüme ulaştırılacak. Uyuşmazlık çözüm

süreçleri, ‘’Uyuşmazlık Çözüm Hizmet

Sağlayıcıları’’ (UÇHS) tarafından belirlenen

hakemlerce yürütülecek. UÇH’nin belirlemiş

olduğu hakemler ilgili mevzuat, içtihatlar ve

yargı kararlarını da göz önünde

bulundurarak karar verecek. Bu işleyişe

göre şikâyetçi taraf alan adlarının iptalini,

devrini veya reddini talep edebilecek.

2022 itibarıyla tahsis edilmiş veya

yenileme işlemi yapılmış alan

adlarının uyuşmazlık süreçleri için

‘’Uyuşmazlık Çözüm Mekanizması’’

(UÇM) kullanılabilir.

TRABİS’in faaliyete geçmesiyle birlikte .tr

uzantılı alan adı tahsisinde birçok önemli

yenilik ve değişiklik gerçekleştiği görülüyor.

Bu değişikliklerle beraber artık ‘’ilk gelen ilk

alır’’ ilkesiyle hareket eden bu sistemde,

üçüncü kişilerin kötü niyetle başka bir alan

adını alma ihtimali de mevcut. Alan adı veya

marka sahiplerinin hak kaybına uğramaması

için ise tescil konusunda hızlı davranması ve

önlem alması gerekiyor.

40

41



P A T E N T H İ K Â Y E L E R İ

KONUM BİLGİSİ AKTARIMINDA

PATENTLİ BİR TEKNOLOJİ: GPS

GPS bugün hayatımızı kolaylaştıran teknolojilerden biri. Hızlı şekilde konum

bilgisi almamızı ve aktarmamızı sağlayan bu sistemin çıkışı ise askeri

gereksinimler nedeniyle oldu. 1940’lı yıllardaki bazı navigasyon teknolojilerine

dayanan GPS, zaman içerisinde askeri kullanımla sınırlı kalmayıp çok farklı

alanlarda boy göstermeye başladı.

Her ne kadar GPS’e kaynaklık

eden teknolojinin ortaya çıkması

1940’lı yıllara dayansa da

mevcut teknolojilerin

sentezlenmesi ve GPS’in

geliştirilmesi 1970’li yılları

bulmuştur. 1973 yılında

Pentagon’da Savunma Navigasyon

Uydu Sistemi (DNSS) konusunu ele

alan toplantıda, çeşitli kararlar alınmış

ve DNSS programı aynı sene ‘’Navstar

veya Navigation System Using Timing and

Ranging (Zamanlama Kullanımı ve Menzilleme

Navigasyon Sistemi)’’ adını almıştır. Tam

anlamıyla kullanılmaya başlanması ise 1990’lı yıllara

kadar sürmüştür.

Bu sistemin son haline getirilmesi ve güçlendirilmesi ise Bradford Parkinson, Roger L. Easton ve

Ivan A. Getting isimli fizikçi ve mühendislerin çalışmaları ile mümkün olmuştur. Bu ekip, mevcut

GPS teknolojisinde olmayan bazı noktaları bulmuş ve mevcut GPS teknolojisindeki açıkları tespit

ederek yeni bir alternatif geliştirmiştir.

Böylelikle LORAN ve DECCA sistemlerinden

ortaya çıkan ve zaman içerisinde gelişerek

1990’lı yıllarda tam anlamıyla kullanılmaya

başlanan bu sistemin çok daha nitelikli ve

kapsamlı bir versiyonuna erişmek mümkün

olmuştur.

GPS (Global Positioning System) yani Küresel

Konumlama Sistemi, öncelikli olarak askeri

gereksinimler için geliştirilmiş uydu tabanlı bir

radyo navigasyon sistemidir. Ortaya çıkışının

1940’lı yıllarda olduğu bilinen bu teknolojinin

kaynağı, iki farklı sisteme dayanmaktadır.

Bunlardan biri 2. Dünya Savaşı sırasında

kullanılmaya başlanan ve daha sonra bir

dönem kullanılmış olan LORAN isimli gemi ve

uçakların konumlarını belirlemeye yardımcı bir

navigasyon ve konumlandırma sistemi, diğeri

ise DECCA isimli bir radyo navigasyon

sistemidir. İki sistemin ortak noktası olan

konum belirlemeye yönelik teknoloji, zaman

içerisinde gelişerek GPS teknolojisinin ortaya

çıkmasını sağlamıştır. GPS, ilk etapta askeri

planlamalarda, konum hesaplamalarında ve

güdümlü roketlerin kontrolünde kullanılmıştır.

Mevcut GPS sistemi, yıllar içerisinde farklı

eklentiler ve farklı buluşlarla gelişerek bugün

olduğu haline gelmiştir.

GPS’in son haline getirilmesi ve

güçlendirilmesinde Bradford Parkinson,

Roger L. Easton ve Ivan A. Getting isimli

fizikçi ve mühendisler katkı sunmuştu.

GPS’in tam

anlamıyla

kullanılmaya

başlanması

1990’lı yılları

bulmuştur.

Askeri amaçlarla ortaya çıkan GPS’in kullanımı, çeşitli savaşlar

sonrasında son bulmamış ve farklı alanlara taşınmıştır. 2004 yılında

askeri kullanımdan farklı olarak ilk defa, gelirinin büyük bir kısmını

patent lisanslarından elde eden Qualcomm cep telefonları için GPS

denemeleri yapılmıştır. GPS teknolojisi savaşlar ve cep telefonları gibi

örneklere ek olarak birçok ilgi çekici alanda da kendini göstermiştir.

GPS’li can yeleği, GPS’li ayakkabı hatta GPS içeren takılar ve GPS

içeren tasma aparatları için patent başvuruları yapılmıştır.

42

43



GOSSIP R Ö P O R T A J

SOĞUK ŞAKALARIN

TESCİLLİ KANALI

Berk Sevgi Boğaç Soydemir Buğra Oflaz

Soğuk Savaş, hazırladığı ilginç soruları konuklarına yönelten ve

hazırladığı cevap anahtarındaki ‘’soğuk’’ cevaplarla izleyicilerini

fazlasıyla güldüren yaratıcı bir ekip. YouTube üzerinden yayın yapan

ve sosyal mecralarda içerik üreten Soğuk Savaş ekibinden Boğaç ve

Buğra’yı, konuk sandalyesinde bu sefer biz misafir ettik ve

sorularımızı yönelttik.

Biraz kendinizden bahseder misiniz? Meslekleriniz neydi, süreç sizi nasıl buraya getirdi?

Buğra: Biz bu tarz işlere üniversitede

başladık. İktisat okuyordum ama bu

dönemde metin yazarlığı ve senaristlik

yaptım. Boğaç o dönemde zaten YouTube

üzerinden bazı işler yapıyordu, ben de ufak

tefek işlerle ona dahil olmaya başladım.

Boğaç: Ben de üniversitede sinema okudum.

O dönemde şu an yönetmenimiz olan Cihan

Hızar’la tanıştık ve çeşitli işler yapıyorduk

beraber. Edit çalışmaları yaptığımız bir proje

vardı, Buğra da o dönem destek oluyordu

bu işe ama henüz Berk’le tanışmamıştık.

Sonrasında internete içerik üretmeye

başladık ve şu an Base42 kanalıyla Soğuk

Savaş projesini yapıyoruz, tamamen

Youtube içerik üreticisi olduk böylece.

Soğuk Savaş’ın ortaya çıkışını anlatır

mısınız? Bu keyifli ekip nasıl bir araya geldi

ve bu formatı nasıl hayata geçirdi?

Buğra: ‘’Bad jokes’’ konseptini daha

önceden de takip ediyorduk. Base42 ilk

kurulduğunda bir reklam ajansı olarak

kuruldu ve o dönem bizden eğlenceli

içerikler üretmemizi istedi. ‘’Neler

yapabiliriz?’’ diye düşünürken ‘’bad jokes’’

temalı bir iş yapmak aklımıza geldi ve Soğuk

Savaş’ın temelleri atıldı. İlk etapta 3 farklı

içerik yapıp yayımladık. Bir muhabbet

videomuz vardı, bir ‘’baklava açılışı’’

videomuz vardı, bir de Soğuk Savaş. Bu üçü

içerisinden Soğuk Savaş kendi kendine ‘’aldı

yürüdü’’ diyebiliriz. Biz bu içeriğin kanalın itici

gücü olacağını düşünmemiştik. Ama baktık

talep görüyor, devam ettik.

Boğaç: Biz bu temayı takip ederken

Türkiye’de ‘’gülmeme challenge’’

yapılıyordu. Bu iki fikri birleştirdik aslında. Bu

alanda yapılan YouTube içeriklerinin klişe ve

‘’cringe’’ olduğunu düşünüyorduk. Gülmeme

odaklı bir içeriği nasıl klişe olmadan yaparız

diye düşündük ve ‘’bad jokes’’ ile

‘’gülmeme challenge’’ fikirlerini birleştirerek

bu formatı oluşturduk. Bu iki tema ayrı ayrı

Türkiye’de denendi ama ikisinin bir arada

olduğu ilk yapım olabiliriz. İnsanların bu

yüzden ilgisini çekti diye düşünüyorum.

Ürettiğimiz içeriğin bu kadar ilgi

çekeceğini bilseydik çok daha

profesyonel bir ekipmanla başlardık. İlk

videolarda ‘’tripod’’ bile yok, bildiğiniz

insan tutuyor kamerayı.

Tamamen sizin üretiminiz olan özgün

şakaların, televizyonda ya da başka bir

mecrada kullanıldığı oldu mu?

Boğaç: Bildiğimiz kadarıyla olmadı, yapılırsa

da herhangi bir şekilde problem etmeyiz

sanırım. Çünkü biz de kendi soru

havuzumuzda yapılmış şakalarla

karşılaşıyoruz ister istemez. Ekibimizin TV’de

çalıştığı bir dönem oldu. Belki orada

kullandığımız bazı şakaları programda

kullanmış olabiliriz biz de farkında olmadan.

Sizden sonra bu formatta içerikler

yayımlanmaya başladı mı?

Buğra: Kendi arasında deneyenler oluyor

ama devam ettirmesi çok zor bir iş bu.

44

45



Tekrara düşmemek, daha iyi içerikler

bulmak kolay değil. Ama olabilir elbette

deneyebilirler, bunda kızacak bir şey

olduğunu düşünmüyorum. Bu bir eğlence işi,

insanlar eğlenmek için bu tarz şakalar ve

içerikler üretiyor olabilirler.

İçerik üretmenin zorluğundan bahsettiniz.

Kendisi için içerik hazırlamanın kolay

olmadığı ve güldürmekte zorlandığınız

konuklar oluyor mu ya da en eğlenceli

konuğunuz kimdi?

Boğaç: Bazen formatı yanlış anlayabiliyor

konuklar ya da bu gülmeme işini aşırı ciddiye

alanlar oluyor. Onları güldürmek gerçekten

zor. Formatın yanlış tarafına odaklanan

konuklarımız oldu, bazı yayınlarda da çok

belli oluyor zaten. En çok eğlendiğimiz konuk

kısmına gelirsek ‘’Cenk ve Erdem’’

bölümünde çok eğlendim. Bizim için

gerçekten çok özel isimler, bizim

büyümemizde çok önemli yerleri var.

Türkiye’ye kelime şakasını getiren insanlar

bile diyebilirim. Deyim yerindeyse ‘’Siz

misiniz bize kelime şakası yapan?’’ der

gibiydiler ve çok eğlenmiştik. Tabii bizim en

çok eğlendiğimiz bölüm her zaman izleyicinin

en eğlendiği bölüm olmayabilir ama bizim

için özeldi, bunu söyleyebilirim.

Buğra: Oluyor tabii. Ben katılıyorum

Boğaç’a o bölüm benim için de özel bir

bölümdü. Ek olarak da ‘’Chaby Han’’in

bölümünü söyleyebilirim.

Soğuk Savaş ismi için yapılmış marka tescil

başvurunuz var. Bu ismi tescillemeye hangi

aşamada karar verdiniz ve dijital dünyada

ünlenen isimlerin tescillenmesi sizce önemli mi?

Boğaç: Bu bir ajans projesiydi. Dolayısıyla

ajans aldı o hakkı. Keşke biz tescilleseydik.

Buğra: Evet, ne yaparsanız yapın tescilleyin.

Boğaç: Şaka bir yana, ajans adına tescilli olsa

da fark etmez bu ortak bir iş sonuçta. Bir

dönem ajans sahipliği ile ilgili zorlu ve belirsiz

bir süreç yaşadık, o zaman keşke daha önce

tescil etseydik diye düşünmedik değil. Şu an

bir problem yok ama bu konuyla ilgili, güzel

işler üretiliyor. Ama tabii ki tescil konusunun

ne kadar altını çizsek yeterli gelmez.

Önemli bir aşama kesinlikle.

Marka tescil başvurusunun önemini

ne kadar vurgulasak yine de yetersiz

kalır. Mutlaka zamanında gerekli

işlemlerin yapılması lazım, biz bu

gecikmişliğin olumsuzluklarını

yaşadık belli dönemlerde.

Kanalda bir isim değişikliği olduğunu

biliyoruz. Bu bahsettiğiniz süreçle mi ilgiliydi?

Yani o isim o kadar markalaşmış ve bizimle

özdeşleşmiş ki ‘’buna biraz ara verelim,

değişik işler yapalım’’ dediğimiz noktada

insanların yeni içeriklere çok dönüş

sağlamadığını ve Soğuk Savaş’ı özlediğini

gördük. İzlenmeler düştü. YouTube çalışma

prensibi olarak paylaştığınız tüm içerikleri

‘’bir’’ görüyor. Aynı kanalda farklı temalar

olduğunu kodlayamıyor. Bu nedenle yeni

içerik, kanalın genelini olumsuz

etkileyebiliyor. Biz de bunun gibi stratejik

nedenlerle Soğuk Savaş’a döndük.

Türkiye’de mizah anlayışını beğendiğiniz

kişiler kimler?

Boğaç: Kişisel bir cevap olacak tabii ki, ben

buna Cenk ve Erdem diyebilirim öncelikle.

Ülkenin mizah anlayışına katkıları olduğunu

düşünüyorum. Feyyaz Yiğit bence çok iyi.

Aziz Kedi ile birlikte ürettiği ‘’Gibi’’ dizisini çok

beğeniyorum ve komik buluyorum. Onun

dışında Cem Yılmaz tabii ki. Bir de son olarak

Kalt YouTube kanalından sevgili Ozan ve

Erman’a gülüyorum.

Buğra: Farklı bir şey söylemeyi bekledim,

Kalt diyecektim. Boğaç söyledi… Bizi

Boğaç’la çok sık karıştırıyorlar. Hatta bir

projemde beni Boğaç sanmışlar. Projeyle

ilgili boy boy fotoğraflarım var ama altında

Boğaç Soydemir yazıyor. O yüzden ‘’Boğaç’a

katılıyorum’’ diyeceğim ben de. Hem farklı

bir şey bırakmadı bana hem de nasılsa aynı

kişi sanılıyoruz.

Günlük hayatınızda da çok sık

beraber misiniz?

Boğaç: Değiliz neyse ki. Son yıllarda o kadar

sık vakit geçirdik ki birbirimizi göresimiz

gelmiyor artık. En azından sosyal hayatta.

Tabii şaka bir yana, çok yakın oturuyoruz.

Görmek zorundayız o yüzden.

Buğra: Biz mahalle arkadaşıyız Boğaç’la,

çocukluktan beri beraberiz.

Boğaç: Doğru, ben taşındım hatta o da

peşimden taşındı. Kurtulamadık.

Bazen konuklarınızdan gelen soruları komik

bulmadığınız oluyor mu?

Buğra: Evet tabii, bu yüzden ‘’basma

sistemini icat ettik’’, komik değilse pas

tuşumuz var. Artık çok olmaya

başlamıştı çünkü.

Boğaç: O kadar çok rol yaptık ki artık

buton getirdik.

Buğra: Tabii çatı yapımızın değişikliği, bu

konuda bir etkiye sahip. Buradaki asıl kritik

nokta şu, biz 8 ay-1 yıl kadar bu temada içerik

üretmedik. Bizim için uzun bir süre. Biz de

yorulmuştuk ve artık şaka üretemiyorduk.

Diğer içeriklerimize odaklanmaya karar verdik

ama geri dönüş alamadığımız videolar oldu.

Bu işte yaptığınız iş ve ürettiğiniz içerik sizin

isminizin önüne geçiyor bir süre sonra. İyi

tarafı da var bunun, kötü tarafı da… Kötü

tarafı, yaptığımız hiçbir işi Soğuk Savaş’ın

önüne geçirememek oldu.

Soguk - Savas . ekibi diyor ki;

Bizce en değerli marka...

TaleWorlds, Pippet

En çok kullandığımız marka...

Apple, Nike

Bizce yüzyılın icadı...

Bilek destekli mousepad’ler, Oturma simidi

Röportaj: Hazal Şener

46

47



Y A R A T I C I T A S A R I M L A R

BU EVLERDE HERKESE ALAN VAR:

PATİLİ DOSTLARIMIZA

ÖZEL TASARIMLAR

Dünya üzerindeki en tatlı ama bir o kadar da yaramaz ev arkadaşları

muhtemelen onlardır. Sevimli, muzip, yaramaz, tatlı… Evet, doğru tahmin.

Patili dostlarımızdan bahsediyoruz. Siz evde yokken bile sevimli ev

arkadaşınızın keyifli vakit geçirmesini istiyorsanız belki de çözüm, onları

kapsayan bir ev dekorasyonuyla tanışmaktır. Sizin için hayvan dostu

yaratıcı tasarımları derledik…

YEMEKLERİ DAHA HIZLI

HAZIRLAMA ZAMANI

Siz nefis kokulu yemekler

pişirirken onlar da bu alanın

keyfini sürecek.

Kaynak: Pinterest

SAKLANMAK YETMEZ,

OYUN DA LAZIM

Benim dostum sadece

saklanacağı bir alanla

yetinmez derseniz bu

oyuncaklı koltuğa bakın deriz.

Tasarım: Zhe Gao

VAZGEÇİLMEZ BİR

KEYİF ALANI

Kedinizi evde arar ama

bulamazsanız muhtemelen

bu koltukta keyif yapıyor

olacaktır.

Tasarım: Sunriu Design

SİZE DİNLENME;

ONA EĞLENME ARACI

Sevimli patilerin

tırmanışından fırsat bulanlar,

bu pufa ayaklarını uzatıp

günün yorgunluğunu atabilir.

Kaynak: medium.com

BAKIMINA DÜŞKÜN

PATİLER İÇİN

Uzun, keyifli bir duş ve ardından

bakım rutinleri… Kim hayır

diyebilir ki?

Kaynak: www.timberstonebuilders.ca/blog

KAHVE KEYFİNİZE EŞLİK

EDECEK BİRİ VAR

Evin ilgi odağı olmaya bayılan

hayvanlar bu masanın da

odağında olacak.

Tasarım: Dinos

DOLAP İÇLERİNE

SAKLANMAYA SON

Onlara özel tasarlanmış bir

dolap içi, kıyafet dolabınızı

boşa çıkarır mı dersiniz?

Eğer siz de hayvanları çok seviyor ve en kısa zamanda bir can dostuyla hayatınızı

birleştirip evinizde bu yaratıcı tasarımlara yer vermek istiyorsanız küçük bir hatırlatmamız

var: ‘’Satın alma, sahiplen.’’ Bunun için size en yakın barınağı ziyaret edebilir, sahipsiz

dostlarla tanışabilirsiniz. Şehrinizdeki yerel yönetimlerin bu konudaki uygulamalarını

araştırmayı da unutmamanızı öneririz.

48

Tasarım: Modernist Cat

49



İ T İ R A Z I M V A R

50

GÜÇ VE ENERJİ DEYİNCE

AKLA GELEN İSİM:

CRISTIANO RONALDO

Popüler ve başarılı futbolcu Cristiano Ronaldo ‘’azim, sabır, enerji’’ deyince

akla gelen ünlü isimlerden biri. Elbette bu başarılı kişisel marka imajı ve ün,

birçok alanda etki sahibi. Dolayısıyla ‘’taklit edilmeye’’ son derece müsait.

Ünlü futbolcunun başına gelen marka ihlali de Cristiano Ronaldo’ya

‘’itirazım var’’ dedirtti.

Cristiano Ronaldo ile

özdeşleşen CR7 markası,

bir enerji içeceği

firmasının marka

başvurusunda kullanıldı.

Geçtiğimiz aylarda Türk Patent ve

Marka Kurumuna, ‘’Enerji

içecekleri’’nin yer aldığı bir sınıftan

‘’CR7’’ ifadesi için marka tescil

başvurusu yapıldı. Fakat başvuruya

konu olan bu ifade, hem

Cristiano’nun kendisi hem de forma

numarası ile ikonikleşen bir ifadeydi.

Ronaldo, gücü ve inanılmaz çalışma azmiyle dünya

çapında tanınan bir futbolcu. Futbolseverlerin kalbinde

yer eden Cristiano Ronaldo, aynı zamanda 600

milyonu aşkın takipçi sayısıyla Instagram’da en çok

takipçisi olan ünlü konumunda. 38 yaşındaki Portekizli

sporcunun başına gelen bir marka ihlali de bu

popülerliğin bir kanıtı diyebiliriz.

Bazı marka başvurularında, ‘’ünlü isimlerin sahip

olduğu imajdan faydalanma isteği’’ girişimcilerin

ilgisini çeker. Bu nedenle ilgili ülkelerin tescil ofislerine,

ünlü isimleri ya da ünlü isimlere ait unsurları konu eden

marka tescil başvuruları gelir. Fakat taklit edilmeye

çalışılan kişi ya unsurun dünya çapında sahip olduğu tesciller ve bilinirlik düzeyi benzer marka

başvurusunun reddedilmesi konusunda güçlü birer etkendir. Cristiano Ronaldo da son dönemde

taklit edilen ve sahip olduğu fikri haklara dayalı olarak bu benzer başvuruya karşı mücadelesini

kazanan isimlerden biri.

Üstelik bahsi geçen marka başvurusunda kullanılan

logoda, Cristiano Ronaldo’nun ‘’kanatlı’’ bir silüeti

yer almaktaydı. Böyle bir marka başvurusunun

itiraz ile karşılaşması ise kaçınılmazdı.

Cristiano Ronaldo’nun Türkiye’de gerçekleştirilecek

marka başvuruları, takibi ve marka itirazları için

çalışan Grup Ofis Marka Patent izleme ekibinin

dikkatiyle fark edilen bu benzer başvuru için gerekli

adımlar atıldı ve başvuruya itiraz yapıldı. İtirazda,

tescili için başvuru yapılan benzer markanın

Cristiano Ronaldo’ya ait unsurları kullandığı

belirtildi. Ayrıca itiraz, ünlü futbolcunun

bilinirliğinden faydalanma amacının var olduğu ve

bunun kötü niyetli bir başvuru olduğu

gerekçeleriyle desteklendi. Kurum ise bu itirazı

haklı bularak dünyaca ünlü futbolcunun markasını

korudu ve benzer marka başvurusunu reddetti.

otopratik.net ALAN ADI

ASIL SAHİBİNE GERİ DÖNDÜ

Türkiye lastik endüstrisinin lideri BRISA, en yaygın markalarından biri olan

OTOPRATİK ile ilgili bir alan adı ihlali yaşadı. Üçüncü kişiler tarafından alınan

otopratik.net alan adı, markanın asıl sahibi BRISA’nın dikkatini çekti. Konuyla

ilgili hızlıca harekete geçen BRISA, markası için verdiği mücadeleyi kazandı.

BRISA, 2019 yılında hayata geçirdiği

OTOPRATİK markasıyla periyodik araç

bakımı, lastik, akü vb. hizmetleri veriyor ve bu

hizmetlerini otopratik.com.tr alan adı

üzerinden erişilebilir hale getiriyordu.

Bu markanın bilinirliği ve sunduğu kalite

güvencesi ise üçüncü kişilerin dikkatini çekti

ve aynı marka farklı bir uzantı olan ‘’.net’’ ile

bir başkası tarafından alındı. BRISA ise

zihinlere yerleşmiş “Cesaretle yol alırız!”

sloganında olduğu gibi konuyla ilgili hızlıca

yola çıktı. Firma, Grup Ofis Marka Patent aracılığıyla otopratik.net alan adı için Dünya Fikri

Mülkiyet Örgütüne (WIPO) alan adının devredilmesi için başvuru yaptı. WIPO tarafından seçilen

hakemler, dosyalanan itirazı inceledi ve tartışmalı alan adı için karara vardı.

Kararda, ihtilaflı alan adında yer alan ve genel Üst-Düzey Alan Adı (gTLD) kapsamına giren ‘’.net’’

uzantısının, ‘’otopratik’’ kelimesi üzerinde bir ayırt edicilik oluşturmadığına hükmedildi. Bu nedenle

otopratik.net alan adının, BRISA firmasının tescilli markası ile aynı olduğuna kanaat getirildi. Aynı

zamanda OTOPRATİK markasının, yaygın olarak bilinmese bile internette yapılacak çok basit bir

arama ile BRISA ile ilişkisinin bulunabilir olduğu ifade edildi.

BRISA’ya ait marka ile bahsi geçen alan adını birebir aynı bulan ve marka haklarının açık şekilde

BRISA’da olduğunu destekleyen bu kararda, ihtilaflı alan adını fiilen kullanmayarak pasif ve park

halinde elde tutulmasının ise gerçek ve haklı bir kullanım sayılamayacağına karar verildi.

Alan Adı Uyuşmazlık Çözümlerinde

Karar Mekanizması

Alan adı ihlalleri günümüzde oldukça sık

karşılaşılan bir durum. Bu ve benzeri ihlaller

söz konusu olduğunda ise sürecin çözümü,

konuyla ilgili yetkili kurum olan ICANN

(İnternet Tahsisli Sayılar ve İsimler Kurumu) ve

yetkilendirdiği kuruluşlar tarafından

gerçekleştirilmekte. WIPO bu yetkilendirilmiş

kurumlardan biri. Alan adları ile ilgili

anlaşmazlıklar için WIPO nezdinde alan

adının iptali ve/veya transferi işlemleri

başlatılabilmekte. Bir dava prosedürüne

benzerlik gösteren bu süreçte, ihlal iddiaları

WIPO hakemleri tarafından incelenerek

karara bağlanmakta.

BRISA, OTOPRATİK markasıyla ilgili hak ihlali

konusundaki mücadelesinde bu resmi

prosedürü takip etti ve WIPO hakemleri

tarafından haklı görüldü. İtiraz edilen

kullanımın iyi niyetle bağdaşmadığı kanısına

varıldı ve belirtilen gerekçeler ışığında,

davaya konu otopratik.net alan adının

BRISA’ya devredilmesine karar verildi.

Böylelikle BRISA cesaretle yürüdüğü yolda

bir haklı zafere daha ulaştı.

51



L O G O H İ K Â Y E L E R İ

ÖZGÜR ANSİKLOPEDİNİN

ÖZGÜR LOGOSU

Wikipedia’nın logosu, neler ifade ediyor ve yıllar içinde nasıl bir

değişime uğramış?

Artık bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay.

İnternette yer alan sınırsız kaynağın ve bu

kaynağı bize ulaştıran dijital araçların önemi

yadsınamaz.

Wikipedia da bu araçlardan biri; bize bilgiyi

sunan, araştırmalarımıza kaynaklık eden bir

dijital ‘’özgür’’ ansiklopedi.

Wikipedia kendini, kullanıcıları tarafından

birçok dilde hazırlanan; özgür, bağımsız,

ücretsiz, reklamsız ve kâr amacı gütmeyen bir

internet ansiklopedisi olarak tanımlıyor. 15

Ocak 2001 yılında Jimmy Wales ve Larry

Sanger tarafından kurulan Wikipedia’nın adı,

Hawai dilindeki ‘’wiki wiki’’ (hızlı ve bilgi

amaçlı) ve Antik Yunan Medeniyeti'nde

"kapsamlı kültürel eğitim sistemi" anlamına

gelen “paideia” sözcüklerinden geliyor.

Wikipedia’nın ilk logosu Bjørn Smestad

tarafından 2000 yılında Wikipedia'nın öncüsü

olan Nupedia (online ansiklopedi) için

düzenlenen bir logo yarışması için tasarlandı

ancak bu yarışma sonucunda kabul

görmeyen logoyu Wikipedia kullandı. Ayrıca

logo Lewis Carroll’ın 1879 tarihli ‘’Euclid ve

Modern Rakipleri’’ adlı kitabının ön sözünden

bir alıntıyı içeriyordu ve logo balık gözü

şeklinde olduğundan bu ön sözün bir kısmı

okunabiliyordu.

Kasım 2001'de Vikipedistler, yani Wikipedi’ye

katkıda bulunanlar, yeni logolar önermeye

başladı. 2001 Kasım ve Aralık ayları arasında

ilk Wikipedia logo yarışması gerçekleşti.

Kazanan logo, yeni logo olarak seçildi. Bu logo

da bir önceki gibi bir kitap alıntısını içeriyordu:

1651 tarihli Thomas Hobbes’a ait Leviathan

kitabının kısım I ve kısım VI alıntıları…

Bu logolardaki alıntılar İngilizce olduğundan diğer dilleri kapsamadığı

fark edildi. 2003 yılında tüm dilleri kapsayan bir logo yarışması yapıldı

ve Paul Stansifer isimli katılımcının tasarımı yarışmayı kazanarak

Wikipedia’nın yeni logosu oldu.

52

53



Stansifer'in logosu, çok renkli yapboz parçalarından yapılmıştı ve birbiriyle bağlantılı metinlerle

kaplıydı. Bu da projenin sürekli inşasını ve gelişimini sembolize ediyordu. Fakat çok geçmeden

David Friedland’in revizyonu ile logo bir kez daha değişikliğe uğradı. Friedland, küreye eğim verip

rengi kaldırdı, yapboz parçalarını derinliklerle birbirinden ayırdı ve her yapboz parçasına bir glif

(harf, sembol, karakter) yerleştirdi. Hem Friedland hem Stansifer, logonun telif haklarını

Wikimedia Vakfına devretti.

2009 yılının sonlarında Wikimedia Vakfı, logoda

son bir revizyona giderek logonun bugün olduğu

haline ulaşmasını sağladı. Logonun son halinde,

16 farklı alfabeden 16 harf bulunmaktaydı. Bu

harfler ait olduğu alfabenin fonetik yani işitsel

anlamda ‘’W’’ harfine en çok benzeyen harfleri

olarak özellikle seçilmişti.

Wikimedia Foundation ayrıca,

logoda görünmeyen ve kürenin

arkasında "gizli" kalan yapboz

parçalarında hangi karakterlerin

görüneceğini de tanımladı.

Başka görünümlerin

oluşturulabilmesi için kürenin üç

boyutlu bir bilgisayar modelini

oluşturdu. Başka alfabelerden

seçilen harfler, görünmeyen

yapboz parçalarına eklendi. Bu

hamle, belki de ilk defa bir

logonun ‘’görünmeyen

kısımlarının’’ da olabileceğini

düşündürdü.

— — —

— — —

Son olarak 2010’da logodaki bazı karakter

hataları giderildi. Kürenin altında yazan metinde

‘’Hoefler Text’’ yazı tipi italik olarak kullanılıyordu

ve bu ticari bir yazı karakteriydi. Bu sebepten alt

yazı ‘’Linux Libertine’’ yazı tipi ile değiştirildi ve

düz biçimde kullanıldı. Aynı zamanda üretilen

bilginin yaygınlaştırılmasını, herkes tarafından

kullanılabilir olmasını hedefleyen ve bu nedenle

diğer hamlelerinde de bu tutumu sürdüren

Wikipedia, marka logosunun ayırt edici parçası

olan ‘’W harfi’’ni de kullanıcılara açık kaynak

varyant olarak sundu. Yani logosunun ikonik

hale gelen simgesini, isteyen herkes tarafından

işlenebilir ve geliştirilebilir kıldı.

— — — —

— — —

Telugu va + (i)

( )

Javanese wa + i

Gujarati va + i Gothic vinja

Latin E-acute

(ꦮꦶ)

(િવ)

( )

(É)

Syriac wāw Lontara w + i

(ᨓᨗ )

Armenian vev

(Վ)

Khmer vo + i

(វ)

Bengali short u

(উ)

Devanagari va + i

(िव)

Georgian vin

(ვ)

— — — — —

— —

Katakana u + small i Gəʿəz wə

(ウィ)

(ው)

Greek omega

(Ω)

Traditional Chinese

( 維 )

Kannada va + (i)

( )

Latin W

(W)

Cyrillic i

(И)

Hebrew vav

Arabic wāw Gurmukhī vava + sihari

(ਿਵ)

‏(و)‏

‏(ܘ)‏

Cyrillic ve Glagolitic vědě

(В)

(Ⰲ)

Oriya U

Burmese script v + i

(ଉ)

(ဝီ)

Malayalam va + short i Inuktitut short u

(വി)

(ᐅ)

Hangul/Chosongul wi

(위)

Thai wo waen + sara i

(วิ)

Tāna vaavu + (i)

‏(ވި)‏

‏(ו)‏

Latin H

(H)

Cyrillic ya

(Я)

Laotian w + i

(ວິ )

Cyrillic u

(У)

Tagalog Baybayin wi

( )

Latin U

(U)

Mongolian wa

(ᠸ)

Limbu wa + i

(ᤘᤡ)

Cherokee wi

(Ꮻ)

Tibetan wa + (i)

( )

Tamil va + (i)

( )

Sinhala va + i

( )

Latin A-umlaut

(Ä)

Chinese character

( 典 )

Tai Nüa wa

(ᥝ)

Latin V

(V)

Cyrillic de

(Д)

54

55

Greek pi

(Π)

Arabic yāʾ + ʾalif

‏(یا)‏

Latin dotted I

(İ)



Ö Z E L R Ö P O R T A J

HER TARZA HİTAP EDEN

ŞIK TASARIMLARIN SAHİBİ:

İLVİRA DONSKAYA

İLVİ’nin hikayesinden kısaca

bahsedebilir misiniz?

Bizim hikayemiz her başarı hikayesi gibi bir

hayalle başladı. Kadınlar daha konforlu,

daha rahat ve kendinden emin adımlarla

yürüyebilsinler diye eşsiz kalitesi ve modern

dokusuyla ilham veren İLVİ ayakkabılarını

tasarladık. 2014 yılında ilk mağazamızı

Nişantaşı’nda açtık. Eşsizliğini el yapımı

olmasından alan şık ve lüks ayakkabı

tasarımlarıyla hayallerimizi ve limitlerimizi

hep bir adım öne taşıdık. 2017 yılında başarı

yolumuzda büyük adımlar atarak ilerledik.

Toptan satış ve toplam 6 mağazamız ile bu

keyifli serüvene devam ediyoruz.

Ortaya çıkarılan bir markanın tescil

edilmesi, ürettiğiniz değerin de

korunması demek. Markamızı hayata

geçirdiğimiz günden beri fikri ve sınai

mülkiyet haklarımızın korunması

yönünde özenli bir tavır sergiledik.

Küçük yaşta yerleştiği

Türkiye’yi ‘’ikinci

vatanım’’ diye

tanımlayan İlvira

Donskaya, özgün ve

şık tasarımlarıyla

çocukluk hayalini

gerçekleştiriyor. 2014

yılından beri ‘’İLVİ’’

markasıyla piyasaya

sürdüğü ürünler,

birçok kişinin favorisi

olmaya devam ediyor.

Hem şık hem rahat el

yapımı tasarımlarıyla

her tarza hitap eden

ve başarısını her geçen

gün artıran Donskaya,

yaptığı marka ve

tasarım tescil

başvurularıyla da fikri

üretimlerini korumak

konusunda özenli bir

tavra sahip. Sizi bu

sayıda, İLVİ’nin

hikayesini markanın

kurucusu İlvira

Donskaya’dan

dinlemeye davet

ediyoruz…

Bu alanda üretmek ve tasarlamak,

çocukluk hayaliniz diye biliyoruz. Biraz

bahsedebilir misiniz?

Çocukluğumdan beri tutkum olan ayakkabı

ve tasarım, sanırım bu günümü

planlamamda en büyük etken oldu.

Çocukluğumda da tasarımla ilgilenmek

hobimdi, ayakkabı mağazası açmak ise

hayalim. Perakende sektöründe yıllarca

farklı pozisyon ve görevlerde çalıştım. Eşim

ile 2014'te İLVİ markasını hayata geçirdik.

Türk Patent ve Marka Kurumuna yapılmış

10’dan fazla marka tescil başvurunuz var.

Markalaşmanın ve marka tescilinin önemi

hakkında düşünceleriniz neler?

Özgün işler üretmek ve tasarlamak elbette hiç

kolay değil. Her biri kendi fikri üretim sürecinize,

belki de çocukluğunuzda kurduğunuz hayallere

dayanıyor. Bu nedenle ortaya çıkarılan bir

markanın tescil edilmesi, ürettiğiniz değerin de

korunması demek. Markamızı hayata

geçirdiğimiz günden beri fikri ve sınai mülkiyet

haklarımızın korunması yönünde özenli bir tavır

sergiledik. İLVİ markası ve İLVİ’nin üretimi olan

diğer markalar, Türk Patent ve Marka

Kurumuna yapılan tescil başvurularımız ile korunuyor. Her marka sahibinin bu konuda gerekli

adımları atması gerektiğini düşünüyorum.

56

57



Röportaj: Deniz Cebeci

Çocukluğumdan beri tutkum

olan ayakkabı ve tasarım,

sanırım bu günümü

planlamamda en büyük etken

oldu. Geldiğimiz noktada,

ürün çeşitliliğimiz her geçen

gün artıyor. Bu yıl içerisinde

deri ceket tasarımlarımızla da

tekstile girdik diyebiliriz.

Yakında yeni sürprizler

olabilir.

İLVİ markası yolculuğuna ayakkabı ile başladı

ancak ürün gamı her geçen gün genişledi.

Bu markayı daha da büyütmek için

planladığınız başka hamleler var mı?

Özel tasarım, modayı yakından takip eden,

yenilikçi, el yapımı ve kaliteyi ön planda tutan

erkek ve kadın koleksiyonları sunuyoruz. Ürün

çeşitliliğimiz her geçen gün artıyor. Bu yıl

içerisinde deri ceket tasarımlarımızla da

tekstile girdik diyebiliriz. Yakında yeni sürprizler

olabilir.

.

Ilvira diyor ki;

Bence Türkiye’deki en değerli marka...

Değerli birçok Türk markamız var

İLVİ markası hangi ülkelerde faaliyet gösteriyor?

Online satış üzerinden tüm dünyaya satış faaliyetimiz bulunuyor. ilvi.com üzerinden mikro

ihracat yapıyoruz. Mikro ihracat dışında başta Rusya, İtalya olmak üzere Almanya, Litvanya,

Polonya, Letonya, KKTC, Romanya, Estonya, Belarus gibi ülkelere ihracat yapıyoruz. 2025

yılında ise Avrupa, Doğu Avrupa ve Kafkas ülkelerinde yeni mağazalar açmayı hedefliyoruz.

En çok kullandığım marka...

Apple

Bence yüzyılın icadı...

İnternet

58

59



B A Ş A R I H İ K Â Y E L E R İ

UZAYDA OYNANAN

İLK OYUN:

Hem bilgisayar ortamında hem de kendine has cihazlarında oynanabilen

Tetris, bir dönemin en popüler oyunu olduğu gibi tahmin edilenin üzerinde bir

başarıya ulaşarak ‘’tetra’’ ve ‘’tenis’’ kelimelerinden oluşan adını markalaştırdı.

Ayrıca bu sene oyunun başarı hikâyesini konu alan bir film bile yapıldı. Gelin

filmlere konu olan bu popüler oyunun hikâyesine birlikte bakalım.

Oyun o kadar

sevildi ki ünü ülke

sınırlarını aştı

SSCB’de temelleri atılan ve kısa sürede Moskova’da yayılan

Tetris, geliştiricisinin Macaristan’daki bir arkadaşına oyunu

göndermesi sayesinde Macaristan’a da ulaştı. Hatta

Macaristan Teknoloji Enstitüsü bünyesinde yapılan yazılım sergisinde kendine yer

buldu. Elbette gittiği her yerde ilgi çeken Tetris, burada da ilgileri üzerine çekti.

Amerikalı bir iş insanı ve ilk ticari multimedya CD-ROM yayıncısı The Voyager

Company'nin kurucusu olan Robert Stein, bu sergide gördüğü Tetris’in lisansını almak istedi.

Stein, oyunun İngiltere ve Amerika’da yayılmasını ve lisanslanarak satılmasını sağladı. Tabii

her ne kadar oyunun yayılması bir başarı olsa da SSCB’de ortaya çıkması ve işin içine

Amerikan, İngiliz ve hatta Japon elektronik markalarının girecek olması zaman zaman

gerilimlere neden olacaktı.

Tetris Sovyet bir bilgisayar mühendisi tarafından

geliştirildi. Aleksey Pajitnov isimli mühendis, Sovyet

Bilimler Akademisinde çalışıyordu ve bulmacalara

meraklıydı. Bu ilgisi Pajitnov’u bulmacayla ilgili bir

içerik geliştirmeye yönlendirdi. Elbette geliştireceği

bulmaca oyunun bu kadar popüler olacağını henüz o

da bilmiyordu ve asıl amacı para kazanmak ya da kâr

etmek değil, çocukluğuna iz bırakan oyunlarla

bulmaca ilgisini bir araya getirmekti. Var olan teknik

donanımını, çeşitli oyunlardan aldığı ilhamla

birleştirdi ve Tetris fikrinin temellerini oluşturdu.

Aleksey Pajitnov, 1984 yılında geliştirdiği oyunu

beğenmiş ve kendisi de keyif almış olacak ki

çevresindekilerle paylaşmaya başladı. Oyunu deneyen herkes Tetris’ten çok keyif alıyor ve

disklere kopyalayarak kendi yakınlarına da öneriyordu. Çember hızla büyüdü. Tetris’i herkes

birbirine önermeye başladı ve neredeyse oynayan herkesi hipnotize etti. Tıpkı oyunda birbiri

ardına dizilip genişleyen kutucuklar gibi oyunun fanları da geniş bir kitle oluşturdu.

Oyun büyük bir üne ulaşarak ‘’tetra’’ ve

‘’tenis’’ kelimelerinden oluşan adını,

deyim yerindeyse markalaştırdı.

Tetris için yapılan lisans

anlaşmalarını duyan oyun

markaları, bu oyunun

lisansını almak için

adeta yarışa girdi. İlk

etapta alınan lisans,

oyunun sadece

bilgisayarda

oynanmasını

kapsıyordu ama

Nintendo gibi

firmalar, oyun

konsolları için

de bir iş birliği

yapılabileceğini

düşündü.

Böylece Japonya

merkezli çok uluslu

video oyunu ve

elektronik şirketi

Nintendo, Tetris için

lisans almak konusunda

görüşmeler başlattı.

Uğraşları sonucu hedeflediği

lisans anlaşmasını yapan ve oyunu kendine ait

çeşitli konsollarla entegre eden Nintendo,

Amerikan oyun şirketi Atari’nin karşı atağıyla

karşılaştı. Atari, Nintendo’nun lisansladığı

Tetris’in çok benzerini çıkardı. Bu benzerlik ile

Tetris Japon ve Amerikan devlerini karşı

karşıya getirecek derecede eşsiz ve keyifli bir

oyun olduğunu da kanıtladı.

Bir bulmaca merakı ve eğlence ihtiyacıyla

ortaya çıkıp hiç beklenmedik şekilde dünyaya

yayılan oyun, elektronik devlerinin ilgi ve

rekabet odağı olmaya devam etti.

İşin ilginç kısmı ise tüm bu lisans

savaşları yaşanırken oyunun

geliştiricisi olan Pajitnov’un

anlaşmalardan pay

almaması ve pek de

kazanç sağlamaması.

Lisanslı ürünün

taklidini çıkaran

Atari ile oyunun

lisansına sahip

Nintendo

arasında dava

süreci başladı ve

süreç Japonya

merkezli Nintendo

lehine sonuçlandı.

Pajitnov, pay almamasına ve

ciddi kazançlar elde etmemesine

rağmen oyun tutkusundan

vazgeçmedi, Amerika’ya yerleşti ve burada

oyunlarla ilgili üretimlerine devam etti. Yıllar

sonra geliştiricinin hak sahipliği konusunda

görüşmeler yapıldı. Her ne kadar oyunun en

popüler olduğu dönemde Pajitnov

anlaşmalardan pay almasa bile bugün

oyunun haklarına sahipliği kendisine ve hem

Amerika’ya yerleşmesinde katkısı olan hem de

yıllar önce Nintendo’nun lisans anlaşması

sürecinde rol oynayan Henk Rogers’a ait.

60

61



M U C İ T H İ K Â Y E L E R İ

ORTAK VE BASİT BİR VERİ YOLU AKTARIMI

USB’NİN MUCİDİ AJAY BHATT

Veri aktarımı konusunda önemli bir buluş olan USB, bize ‘’Her icat bir

ihtiyaçtan doğar’’ sözünü hatırlatacak bir olay sonucunda icat edildi. Mucit

Ajay Bhatt, oğlunun ödeviyle ilgili bir ‘’yazıcı işini” halletmeye çalışırken veri

aktarımının ne derece zor olduğunu bir kez daha hatırladı ve çözüm aramaya

başladı. Bulduğu çözüm ise bugün bir mucit olarak anılmasını sağladı.

1957 yılında Hindistan’da doğan Ajay Bhatt, küçük bir

çocukken bile etrafındaki değişik araçlarla oynayarak

yeni ürünler tasarlamaktan keyif alırdı. Bhatt’ın yaratıcı

yönünü fark eden ailesi, iyi bir eğitim alması için onu

destekledi. Lisans eğitimini Hindistan’da tamamlayan

Bhatt, yüksek lisans için ABD’ye giderek New York’ta

eğitimini tamamladı. Bhatt, eğitiminin ardından Intel’de

mühendis olarak işe başladı.

1990’lı yıllara gelindiğinde artık bilgisayar kullanımı

yaygınlaşmaya başlamış ve teknolojide çok hızlı bir

ilerleme kaydedilmişti. Bilgisayar hayatın çoğu alanına

dahil edilmiş ve bilgisayarda yapılan işlemlerin çeşitliliği

artmıştı. Tüm bu gelişmelere rağmen henüz tam anlamıyla

geliştirilemeyen bir sorun vardı: Verilerin depolanması ve

aktarılması. Gelişmiş bir veri aktarım sisteminin

olmayışı, özellikle görüntü, grafik, ses gibi

multimedya dosyalarının aktarımında son derece

zorlayıcıydı. Ayrıca bilgisayardaki her harici aygıt

için farklı bir veri giriş/çıkış yolu ve bunlara özel

yazılımlar vardı. Bazı basit durumlar için bile

işlem gerekiyor olması da bilgisayar kullanımını

bazı noktalarda karmaşıklaştırıyordu.

Bilgisayara bağlanacak bir yazıcı, klavye, mouse

için bile bu konu hakkında yetkin kişilerden

destek almak gerekiyordu. Ta ki Ajay Bhatt da

bu sorunu bizzat yaşayana kadar…

Ajay Bhatt, elektrik prizlerinin

çalışma prensibini inceleyerek

USB’yi geliştirdi.

Ajay Bhatt’ın USB fikrini nasıl bulduğu

konusunda çeşitli anlatılar olsa da

bunlardan en yaygın olanı bir ‘’ödev çıktısı

alma’’ hikâyesi. Bu hikâyeye göre Bhatt,

çocuğunun ödevini yazdırmak için

bilgisayara yazıcı bağlamaya çalışan eşinin

ne kadar zorlandığını fark etti. Tabii o

dönem bilgisayarlarda azami sayıda

konnektör bulunduğundan bir aygıtı

kullanırken diğerini çıkarmak

gerekebiliyordu. Her aygıtın kendine özgü

sürücüsünün yüklenmesi için CD veya

disket gibi ek unsurlar gerekiyordu. Tüm bu

karmaşayı gören ve aynı zamanda Intel’de

veri depolama ve aktarma üzerinde

çalışan Bhatt, pratik bir sistem geliştirmeye

karar verdi. Elektrik prizlerini inceleyerek

aynı mantıkla ‘’tak çalıştır’’ bir sistem

kurmayı planladı. Intel, çalışanının bu fikrini

yenilikçi buldu ve çalışmasını destekledi. Bu

iş için bilgisayar mühendislerinin yer aldığı

bir ekip kuran Intel, ekibin başına Bhatt’ı

getirdi.

Ajay Bhatt, maddi bir kazançtan

ziyade yeni bir teknolojiye öncülük

etmek istedi ve USB’nin patentine

sahip olmasına rağmen bu

teknolojiyi başka firmaların da

kullanımına sundu.

Ekibin çalışması tam 6 yıl sürdü ve

sonunda USB (Universal Serial

Bus/Evrensel Seri Veri Yolu)

geliştirildi. Bu icat klavye, disket

sürücü gibi çevresel birimlerin

bilgisayara bağlanmasında ortak bir

standart olmanın yanında, veri

aktarımı ve depolama birimlerinde

de önemli bir gelişme sağladı. Disket

ve sürücü ihtiyacı ortadan kalktı.

Gerekli tüm aygıtların bilgisayara

bağlanabilmesi için USB girişleri

oluşturuldu. Böylelikle klavye,

kamera gibi araçlar da dahil olmak

üzere bilgisayara yapılan bağlantılar

kolaylaştı. Veri depolama ve aktarım

alanında kullanılan bu icat,

beraberinde USB bellekleri de getirdi

ve disketler tarihe karıştı.

Bilgisayarlarda USB girişlerinin

oluşturulmasıyla birlikte disket ve

sürücü ihtiyacı ortadan kalktı ve

USB bellekler hayatımıza girdi.

Intel ve Ajay Bhatt bu icadından maddi

hiçbir getiri beklemedi. Hatta bu ürünün fikri

mülkiyet haklarından da muaf tutulmasını

sağladı. Apple ve Microsoft bu teknolojiyi

kullanmaya başta mesafeli dursa da daha

sonra USB teknolojisini kendi ürünlerinde

kullanmaya başladı.

Bhatt’ın, USB’nin yanı sıra AGP veri yolu ve

PCI Express bağlantısı gibi teknolojileri

içeren 31 farklı patenti daha bulunmaktadır.

Ayrıca ‘’Avrupa Patent Ödülleri Ülkeler

Kategorisi’’nde “Avrupa Mucit Ödülü”

almaya hak kazanmıştır.

62

63



GOSSIP ÖNERİYOR

DİZİ

PARTNER TRACK

The Partner Track isimli kitaptan uyarlanan dizi, New York'un

popüler hukuk bürolarından birinde çalışan ve kariyerini bu

büronun yönetim kadrosunda sürdürmek isteyen bir avukatın

hayatından kesitler sunuyor. Genç avukatın rakipleriyle savaşını

ve hak ettiği başarıyı elde etme mücadelesini izleyeceğiniz bu

yapımda ayrıca fikri mülkiyet hakları ve bu hakların devrine dair

detaylar da yer alıyor.

Yayın yılı: 2022

Kanal: Netflix

Sezon: 1

PODCAST

MERAK LİSTESİ - FİKİR NASIL BULUNUR?

‘’Merak etmeye’’ ve ‘’üretmeye’’ dair birçok konunun

ele alındığı Merak Listesi podcast, eğitimci ve içerik

üretici Çağrı Küpeli’nin anlatımıyla gerçekleşiyor.

Merak Listesi’nin bu bölümü ise ‘’Fikir nasıl bulunur?’’

sorusu üzerine ipuçları paylaşıyor. Bölümde ‘’fikir

bulma modelleri, IKEA etkisi, düşünce yapısının

değiştirilmesi’’ gibi birçok başlığı dinlerken fikri üretim

dünyanızın çeşitlendiğini fark edeceksiniz.

Kanal: Spotify, Apple Podcasts

TEDx KONUŞMASI

DÜŞÜ OLMAYANIN İŞİ OLMAZ - NARDANE KUŞÇU

Kadınların aktif olarak çalıştığı bir çiftlikte dünyaya gelen ve

henüz küçük yaşlarındayken çiftçiliğe dair birçok detayı

gözlemleme fırsatı bulan Türkiye’nin sayılı kadın çiftçilerinden

Nardane Kuşçu, konuşmasında birçok girişimciye ilham kaynağı

olacak hikayesinden bahsediyor. Kurucusu olduğu Narköy

Organik Tarım Çiftliği’nin temellerini, kolektif üretimi, merak

etmeyi ve ‘’icat çıkarıcı’’ olmayı anlatıyor.

KİTAP

INTELLECTUAL PROPERTY AND THE BRAIN

Bu kitap, sanatçılar, üreticiler, tüketiciler ve taklitçiler

arasındaki ilişkinin nasıl şekil aldığını anlatıyor. Alanında bir

ilk olarak bilinen bu kitap, sinirbilimin fikri mülkiyet hukuku

ile sentezlenebileceğini ifade ediyor. Bu sentezin ise

‘’yaratıcı davranış’’ ve ‘’ticari iletişim’’ kavramlarına olan

yaklaşımımızı iyileştirebileceğini gösteriyor.

Yayın yılı: 2022

Yayın Platformu: TEDxYouth

Kanal: Youtube

Yazar: Mark Bartholomew

Yayın yılı: 2022

Sayfa Sayısı: 220

64

65



ENTERESAN PATENTLER

ZARFLARI KAPATMANIN KOLAY YOLU:

YAPIŞKAN KAPLAMA NEMLENDİRME CİHAZI

BU FİKİR KEYFİNE KEYİF KATACAK:

GÜNEŞ KORUMALI BİRA

İçinde sıvı bulunduran bir kutu olan bu

aparat; posta pulu, zarf veya benzeri

şeylerin üzerindeki yapışkan kaplamayı

nemlendirmek için tasarlanmış. Buluş

üstü açık sıvı kabı içeren mahfaza

elemanı dışında, yay eğilimli bir

bağlantı elemanı, bağlantı elemanına

eksensel olarak monte edilmiş bir

nemlendirme aplikatörü, mahfaza

elemanı içinde karşılıklı olarak hareket

edebilen bir piston ve yine karşılıklı

olarak hareket edebilen bir kapatma

elemanı da içeriyor. Nemlendirme

aplikatörünün insan dili şeklinde de

olabileceği bu aparat sayesinde zarf

kapatmak artık çok daha kolay.

Bulaşıcı hastalıkların yayılması riskini

azaltmak için de oldukça avantajlı bir

buluş gibi duruyor.

Patent No: US 4,300,473 A

Yaz ayları her ne kadar keyifli olsa da

birçok problemi beraberinde getiriyor. Bu

problemlerden biri de içeceklerin güneş

altında çabucak ısınması. Beerbrella isimli

içecek şemsiyesi ile artık bu sorun

ortadan kalkıyor. Beerbrella içeceklerin

güneşten daha az etkilenmesi için gölge

sağlayan takılıp çıkarılabilir küçük bir

şemsiye. Buluş, içecek gövdesine takılmak

üzere bir tutucu aparat, bu aparata bağlı

bir direk ve direğe bağlı bir şemsiye ile

şaft sisteminden oluşuyor. Beerbrella ile

sahilde güneşlenirken soğuk içeceğiniz

için artık endişelenmenize gerek yok. Bu

şemsiye bir de içinde buz olan bir kapla

desteklenirse keyfimiz ‘’tadından içilmez’’

olur bizce.

Patent No: US 6,637,447 B2

ŞEMSİYE TAŞIMAK EZİYETE DÖNÜŞMESİN:

YAĞMURLU HAVALAR ARTIK DAHA KOLAY

KAMUFLE OLMANIN PATENTLİ YOLU:

PATİ İZİ BIRAKAN AYAKKABI

Taşıdığınız bolca eşya ve çantanın olduğu

yağmurlu günlerde bir de şemsiye açınca

eliniz ayağınıza dolaşır mı? Yağmurlu

havada yürürken şemsiye taşımak bu buluş

sayesinde artık zor değil. Vücuda monte

edilebilen açılır kapanır formdaki şemsiye,

kullanıcının gövdesine dikey bir direğin bağlı

olduğu bir kemer vasıtasıyla monte ediliyor.

Buluş; bir direk, bu direği şemsiyeye

bağlamak için bir bağlantı elemanı, direğe

bağlı açılır kapanır formda bir şemsiye, bu

sistemin vücuda monte edilebilmesi için bir

kemer ve bir şaft sistemi içeriyor. Bu

şemsiye kış aylarında yaptığınız

seyahatlerde hayatınızı kolaylaştırabilecek

mükemmel bir çözüm.

Patent No: US 4,188,965 A

Her gördüğünüz ize inanmayın! Pati izi

sandığınız izler pati izli ayakkabı tabanına

sahip ayakkabı giyen bir insana ait olabilir.

Bu buluş, pati izlerini taklit amaçlı

geliştirilmiş bir ayakkabı tabanı. Ayak ucu

ve topuk kısmında pati izleri bulunan bu

ayakkabı tabanı; eğlence amaçlı ya da

eğitim amaçlı kullanılmak üzere

geliştirilmiş. Buluş sayesinde pati izleriyle

takip edilmesi istenen bir yolu

işaretleyebilir veya yaban hayat

uzmanlarını, izcileri veya bekçileri eğitmek

amaçlı da kullanabilirsiniz. Tabii ormanda

saklanmak zorunda kalan bir suçlunun da

kendi ayak izlerinin yerine şaşırtma amaçlı

bunu kullanması da bir ihtimal.

Patent No: US 3,402,485 A

66

67



SIRA DIŞI MARKALAR

ORİJİNALİNDEN

DAHA ORİJİNAL

Bir markanın bilinirliği arttıkça ürünlerin ve hizmetlerin benzerleri de sektörde yerini

hızla almaya başlıyor. Bu kategoride orijinalini aratmayacak şekilde benzer markalara

yer verdik. Nasıl, sizce de orijinalinden daha orijinal değiller mi?

BAŞVURU NO

2016/85094

ORİJİNAL MARKA

BENZER MARKA

Kara, deniz ve hava taşımacılığı hizmetleri

ORİJİNAL MARKA

BENZER MARKA

ORİJİNAL MARKA

BENZER MARKA

BAŞVURU NO

2016/85094

Kara, deniz ve hava taşımacılığı hizmetleri

BAŞVURU NO

2017/73684

Çaylar, buzlu çaylar

ORİJİNAL MARKA

BENZER MARKA

ORİJİNAL MARKA

BENZER MARKA

BAŞVURU NO

2014/35422

Bilgisayar yazılımı hizmetleri

BAŞVURU NO

2016/72954

Gündüz bakımı (kreş) hizmetleri

ORİJİNAL MARKA

BENZER MARKA

ORİJİNAL MARKA

BENZER MARKA

BAŞVURU NO

2014/07407

Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri

BAŞVURU NO

2016/85094

Kara, deniz ve hava taşımacılığı hizmetleri

*Markalar, Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından yayımlanan resmi marka bültenlerinden alınmıştır.

68

69



BUNLARI BİLİY OR MUYDUNUZ?

LCD teknolojisinde kullanılan sıvı

kristaller, 1888 yılında Avusturyalı

botanikçi Friedrich Reinitzer’in kolesterol

türevleri üzerine yaptığı bir inceleme

sırasında bitkilerden sentezlediği bulanık

sıvının, sıcaklık değişimiyle saydam hâle

geldiğini fark etmesiyle keşfedilmiştir.

Daksil, 1951’de Bette Nesmith Graham

adlı bir sekreterin daktiloyla yazı

yazarken sık hata yapması sonucunda

bulduğu bir çözümdü. Mutfağındaki

blender ile kâğıt içerikli bir karışım

hazırlayan Graham, 1958’de Liquid

Paper markalı daksilin patentini aldı.

Bluetooth logosu, onuncu yüzyılda

Danimarka ve Norveç kralı olan

Harald Blatand’ın baş harflerinin eski

İskandinav runik yazısındaki H ve B

harflerinin birleştirilmesiyle oluşmuştur.

Bilgisayar ve mobil cihazları birleştiren

Bluetooth teknolojisi ise kralın

‘’halkları birleştirici’’ özelliğinden

esinlenilerek yapılmıştır.

Döner kapılar yüksek binalardaki basınç

farklılıkları sorununu rahatlatmak için

1888’de Theophilus Van Kannel

tarafından icat edildi. Bu kapılar

literatürde ‘’hava sıyırmalı üç yönlü

fırtına kapısı’’ (three-way storm door)

olarak geçmektedir.

Dünyanın en büyük petrol ve doğalgaz

şirketlerinden biri olan Shell, 1833’te

doğa tarihi tutkunlarına deniz kabuğu

ve antika eşyalar satmak amacıyla

kurulan küçük bir işletmeydi ve Shell

adını seçmesinin sebebi, bu kelimenin

‘’deniz kabuğu’’ anlamına gelmesiydi.

1900’lü yıllarda varlıklı İngiliz kadınları,

arkadaşlarına hava atmak için elektrikli

süpürge partileri düzenlerdi. Taşınabilir

elektrikli süpürge ise 1907’de James

Murray Spangler tarafından bulundu.

Kurduğu şirket daha sonra Hoover

markasına dönüştü.

70

71



MARKA BULMA C A

Çoğu marka, logosunda kullandığı sembolle özdeşleşiyor.

Bu semboller bazen sunulan hizmetle direkt alakalı olsa da

bazen farklı bir hikâyeyi temsil ediyor ve sunulan ürün

veya hizmetten farklı bir kategoride oluyor. Bu sayımızda

her biri bir hikâyeye sahip olan ‘’hayvan sembollü’’

markaları ele aldık ve marka bulmacada sizlerle

buluşturduk.

Ö D Ü

L

L Ü

Hangi hayvan sembolünün hangi markaya ait olduğunu

bulup doğru cevapları info@gossipdergi.com adresine

gönderenler arasından belirlenecek 3 kişiye Arabica’dan

kahve paketi hediye ediyoruz.

Son katılım tarihi: 1 Mart 2024

1

2

3

4

5

6

7

8

72



Hooray! Your file is uploaded and ready to be published.

Saved successfully!

Ooh no, something went wrong!