PDF'lerinizi Online dergiye dönüştürün ve gelirlerinizi artırın!
SEO uyumlu Online dergiler, güçlü geri bağlantılar ve multimedya içerikleri ile görünürlüğünüzü ve gelirlerinizi artırın.
SAYI:1
"BEYLİK ŞUURUMUZ, EFENDİLİK TAVRIMIZ."
•BERKEHAN TOYOĞLU • ABDULLAH HARUN AYDIN • AHMET HÜDAYİ AYDIN • AHMED ALİ ÖNER • ALPER ARDA ŞAHİN
•BURAK BULU •ENES SALTIK • ERDEM ÖZTÜRK • FİKRİ ŞAHAN • HÜSEYİN MİRAÇ ÖZDEMİR • KEMAL KAHRAMAN
•MAHMUT DAĞ • MEHMET SELMAN SARGIN • MERT EREN KARAKOÇ • MEVLÜT EMİR KOCAOĞLU
•MUSTAFA MUAZ SÖKE • MUSTAFA TEMİZ • SEFA CAN KORKMAZ • YAĞIZ EFE KAHRAMAN
Geooel YaÝÝıoo Yooemeoo :
B E R K E H A N T O Y O Ğ L U
YaÝÝıoo D ek ÄÄ :
S E F A C A N K O R K M A Z
Ed le :
K E M A L K A H R A M A N
Y A Ğ I Z E F E K A H R A M A N
B ççe Ula®®maooıçç İç oo
E-posta: beyefendi070325@gmail.com
Instagram: @beyefendiofficial0
Varlığıyla var olduğumuz Rahman ve Rahim olan
Allah'ın adıyla ...
Kıymetli okuyucular , bulunduğumuz zaman Dünya
ömrünün kısaldığı ahir zamandır . Bu zamanın
hususiyetleri arasında pek çabuk geçmesi de
vardır. Biz Müslümanlar ise bu hızlı geçen zamanın
gafletine kapılmış , nehir üzerinde sürüklenen dal
misali gidiyoruz. Mevcut halimiz ümmetin kan
revan içindeki haline zıttır. Bu halden
kurtulmamız, üzerimizi kaplamış tozları sirkeler
gibi temizlenmemiz gerekmektedir. Bu ne kadar
erken olursa o kadar evlâdır. İşte çabucak akıp
gitmekte olan bu zamanın ileride neler
getireceğinin idrâkinde olamayan biz gençler;
zamanımızı en iyi şekilde değerlendirmek ve
imkanımız varken Allah rızası için ortaya bir şeyler
koyabilmek muradıyla bir araya geldik.
Bu gayeyle," İnsanoğlu öldüğü zaman bütün
amellerinin sevabı da sona erer. Ancak şu üç şey
müstesnadır :
Sadaka-i Câriye, istifade edilen ilim , hayırlı
evlat." Hadis-i Şerifindeki 'istifade edilen ilim '
ifadesinden aldığımız gayretle Bey Efendi dergisini
neşretmeye karar verdik .
Ameller ancak niyetlere göredir . Allah (C.C.)
niyetimizi kabul etsin , bu güzel ameli daim kılsın,
bizleri sırât-ı müstakimden ayırmasın.
Allah'a hamd, Peygamber'e salât olsun .
2
SÖYLEŞİ KÖŞESİ
04
GENEL KÜLTÜR VE GELENEKLER
Zirvede Medeniyet: KAYSERİ
Manevi Mimarlarımız
Bir Anadolu Bir Şahsiyet
07
09
11
BİLİM VE TEKNOLOJİ
Büyük Fizik Çıkmazı: 3 Cisim Problemi 14
Dünya'yı Değiştiren denklemler 16
Dijital Çağda Müslümanlık 18
DİN VE AHLAK
Allah Rızası İçin Gol Yemeyelim
20
İlk Göz Nuru: HZ. ZEYNEB
21
ÇEVİRİ KÖŞESİ
23
DÜNYA SİYASETİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER
Türkiye'nin Artan İtibarı
Boykot: Sessiz Bir Direniş
25
28
TÜRK-İSLAM DAVASINA ADANMIŞ ÖMÜRLER
Bir Çeçen Aslanı: Cevher Dudayev
Şehit Lider : Muhsin Yazıcıoğlu
İKTİBAS KÖŞESİ
31
32
33
TARİH VE TOPLUM
Yedi Tepede Son Yedi Gün
Almanya Nazarında 1. Cihan
Harbi'nden 2. Cihan Harbi'ne
35
38
EDEBİYAT VE SANAT
Son Veda
Türlü Tekerlemeler
İki Kimlik Arasında Bocalayan Fert: Peyami
Safa'nın Kaleminden Bir Ruh Tahlili
Osmanlıca Öğreniyoruz
Kelimelerimize Sahip Çıkalım
41
42
43
45
47
RESİM KÖŞESİ
TEŞEKKÜRLER...
48
49
3
S××e²²rr K²²e¯¯rr
Abd¼¼ah Ha««¼¼ AYDIN
Eğ t m yolculuğunda b rçok değerl tecrübe b r kt ren okulumuz Erc yes
Anadolu İmam Hat p L ses 'n n Müdürü Sayın TAHSİN DURSUN hocamız
le; hayatından kes tler, mam hat p l seler ne bakışı, eğ t m serüven nde
yaşadığı unutulmaz anılar ve öğrenc ler m ze yönel k sam m tavs yeler
üzer ne key fl b r söyleş gerçekleşt rd k. İşte karşınızda o söyleş :
Kıymetli Hocam öncelikle sizi tanıyabilir miyiz ? Kısaca hayatınız ve
mesleki geçmişsiniz hakkında bilgi verebilir misiniz ?
1972 Pınarbaşı Elmalı köyü doğumluyum. Tabi o zamanlar Kayseri'de okumak, buralara
gelmek,özellikle köyden çıkıp da şehire gelmek çok kolay değil. Bu yüzden ilkokulu köyde
okudum.
Ortaokula ise, Mersin Erdemli İmam Hatip Lisesinde başladım. Ortaokulu orada bitirdim.
Lise birinci sınıf ve lise ikinci sınıfı Sivas Gemerek İmam Hatip Lisesinde okudum. Lise
üçüncü ve dördüncü sınıfı da, Kayseri Anadolu İmam Hatip Lisesinde bitirdim. Ve böylece
Ortaöğretim hayatım bitmiş oldu. Üniversite hayatım ilk Erzurum'da başladı . Erzurum
Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde hazırlık ve birinci sınıfı okudum. Daha sonra
geriye kalan 3 senemizi de Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde bitirdim.
Sonrasında 1996 da öğretmen olarak Ağrı Anadolu Lisesine tayinim çıktı.
Anadolu lisesine gittik orada 8 sene görev yaptım. Bunun bir buçuk senesi öğretmenlik,
geriye kalanı ise idarecilik göreviyle geçti. Yani öğretmenliğimin ikinci yılında idareciliğe
başladım. Daha sonraki süreçte 2004 yılında Kayseri'ye geldim. Kısa bir Tomarza serüvenim
oldu. Orada çok programlı bir lisede 4 ay çalıştım. Sonrasında Ali Rıza Özderici Kız Anadolu
İmam Hatip Lisesinde 11 sene çalıştım. 2015'ten bu tarafa da Erciyes Anadolu İmam Hatip
Lisesi kurucu müdürlük ve daha sonradan müdür göreviyle eğitim hayatım devam etmekte.
İmam Hatip Liselerinde görev yapmayı tercih etmenizdeki en önemli etken
nedir? Genel olarak İmam Hatipler hakkında düşünceleriniz nelerdir ?
Şimdi tabi imam hatip lisesi mezunu olmam benim imam hatip lisesinde çalışmamın en büyük etkeni
diyebilirim. Buradaki havayı biliyoruz. Burdaki ortamı biliyoruz. Bunu düşünerek tabi ilk görev yerimiz
Anadolu lisesi oldu. Belki orada çalışırken de imam hatiplerle diğer okullar arasındaki farkı da görmüş olduk.
Öyle olunca belirli bir zamandan sonra bütün hedefimiz imam hatiplerde çalışmak oldu. Hamdolsun 2004'den
bu tarafa da imam hatip liselerinde her kademesinde görev yaptım. Öğretmen olarak, müdür yardımcısı olarak,
müdür olarak. Daha da ötesinde bu kurumlarla ilgili bize hangi görev verilmişse o görevi yaptık, yapmaya
devam ediyoruz.
İmam hatiplerle ilgili düşüncem? Ben şuna inanıyorum: İmam hatibe gelen imam hatipte çalışan bir kişinin
bahane üretmeksizin, bu kurumlara en faydalı nasıl olurum? Diye düşünmesi lazım. Bu proje okulu olsun, proje
okulu olmasın, şuna inanıyorum: Hangi okulda olursak olalım bulunduğumuz her okulda yapacağımız çok şey
olmalı. Yani ajandamızda onunla ilgili bir çalışma olmalı. Proje okulunda bulunuyorsan da beklenti ona göredir.
Ona göre çalışırsın. Proje okulunda değilsen de yine orada da elinde bir insan var. Yine bir öğrenci profili var.
Bizim ona hizmet etmemiz lazım. Ha biz geçmişten bu tarafa da hep proje okullarında çalışmadık. Biz Ali Rıza
Özderici'de başladığımız zaman ilk etapta proje falan değildi. Ben oradan ayrıldığımda da proje değildi ama
imam hatipti. Yani aslında ortak payda imam hatip. Ne yapılabilirse imam hatipler adını onu yapmaya gayret
göstermek lazım. Onun içinde emek vermek lazım.
Yani zahmetsiz rahmet olmuyor. Ben zahmet çekmeden çok büyük mükafatlara nail olayım, çok büyük
rahmetlere ulaşayım. Öyle bir dünya yok ! Yani zahmet çekeceğiz. Bu hepimiz için geçerli değil mi? Sizin için
de geçerli şu anda. Zahmetsiz, rahmetsiz bir bereket var mı? Yok ! Kısaca imam hatipler hakikaten güzide
kuruluşlar, yani tarihten bu tarafa kuruluşundan bu tarafa misyonuyla vizyonuyla farklı kurumlar. Buraya gelen
burada çalışan insanların da bu kurumda nelerin olduğunu bilerek hareket etmesi gerekiyor. Bu kurum
insanlardan ne bekliyor, insanlara ne vermek istiyor? Bunun bilincinde çalıştığımız zaman Allah'ın izniyle
burada da gereğini yapmış oluruz diye düşünüyorum.
4
Eğitim Hayatınızda Sizi En Çok Etkileyen,
Unutamadığınız Anınız Nedir?
Lise üçüncü sınıftayım, bir Ramazan ayı. Bir hocamız dedi ki: "Oğlum, sizi akşam bir yere iftara götüreceğim."
-Allah selametlik versin, hocam şu an hayatta. Sağlık diliyor, dua ediyoruz hocamıza.-
Orada dedi: "Çıkışta size birer tane zarf verilecek." dedi. "Zarfı da almayı ihmal etmeyin." dedi. Yani işte eve gidiyoruz. Evdeki
kimse, ki yaşlı bir Hacı Baba vardı evde, çocuklara harçlık olsun demiş. Zarfın içerisine bir miktar para koymuş. Tabi bu işin
bir öncesi, bir sonrası var. İftara gittik. Yaşlı bir Hacı Baba uzunca bir sofra kurdurmuş, sofrada hakikaten o kadar çok yiyecek
var ki bir sürü. 16-17 çeşit yemek saydık. Biz toplam 6 kişiyiz, hocamız da bizi bıraktı gitti. Ezan okunmadan biz birer sayfa
Yasin okuduk. Neyse, Yasin okuduk, bitti, ezan vakti geldi, ezan okundu. Hacı Baba ayağa kalktı. "Yiyin evladım" dedi ama o da
bir yandan başımızda bekliyordu. Hacı Baba, "Niye yemiyorsun?" diye kafasını kaldırana kızıyordu. Tabii biz sonuna kadar
yedik. Orada ne var ne yok, bitirdik. Bir de gençsin, tabii gençlikte biraz daha rahat yiyorsun. İşte zayıfsın, kilo problemi yok,
tansiyonun yok, şekerin yok, vesaire.
Yemek bitti. Hacı Baba dedi ki: "Evladım, hadi biriniz bir dua edin." dedi. Lise üçüncü sınıftayız. Dua için birbirimizin gözüne
bakmaya başladık. Dua edemeyeceğiz derken, Allah rahmet eylesin, Said Kurt diye Vanlı bir arkadaşımız vardı. Orada
medrese okumuş, biraz Arapça biliyor. Arapça tabirleri falan biliyor. "Amin" dedi duaya başlamak için. Biz de bekliyoruz ama
ne yapacak diye de bir yandan merak ediyoruz. Ben herhalde biliyordur yemek duası falan diye düşünürken; "Fiil-i mâzî,
mebniyyu ale'l-Feth" dedi. "Raf‘u’l-Fâil ve Alâmâtuhu, Mebnî ale’ẓ-ẓamm fî âhirihî" dedi. Yani Arapçadaki cümlenin ögeleri
diyoruz ya: fiil, fail, mefhum, Mef‘ûlü bihî, Fethatun zâhiratun fî âhirihî, Mahsûlun fî âhirihî... Saydı, saydı, saydı, ondan
sonra da El-Fatiha dedi, bitirdi. Biz kendimizi sıkıyoruz, hem de utanıyoruz tabii. Hacı Baba olayı anladı mı, anlamadı mı, çok
bilmiyorum ama Hacı Baba dedi ki: "Evladım, dua çok güzeldi ama bu duayı da ilk defa duydum." dedi. Herhalde anladı ama
yüzümüze de vurmamak için bir şey de demedi. O bize ders oldu, ondan sonra gittik. Sonrasında hepimiz birer yemek duası
ezberledik. Yani bir imam hatipli olarak, bir mezunu olarak, bir mensubu olarak "Evladım hadi şurada bir küçük bir aşır oku"
dendiğinde, "hadi şurada bir namaz kıldır" dendiğinde; yarın "Bir yemek yendi, hadi bir amin de," dendiğinde ezilip
büzülmemek için yemeğinizin zehir olmasını istemiyorsanız, şık bir yemek duasını mutlaka ezberleyin. Bir aşır ezberleyin.
Oku dendiğinde "Ben biliyorum, okurum" dediğin zaman hakikaten öyle güzel bir özgüven var ki orada, bu müthiş bir şey.
Yani o bize bir ders oldu.
Bir başka dersi de şuradan aldım: Orada, çıkışta bize birer tane zarf verildi. Hocamın dediği zarf verildi. Bu arada tarih kaç
derseniz, 1989 veya 1990'ın yaza yakın dönemi gibi. Neyse, şimdi tam akşam böyle namazı falan kıldık, havada karardı ama o
kadar yedik ki; yediklerimiz erisin diye Şeker Mahallesi'nden çarşıya kadar yürümeye karar verdik. Yürürken zarfları açtık.
Herkesten 50.000 TL çıktı zarfının içerisinden. O zaman 50.000 TL iyi para yani. Ben açtım, benimkinde 60.000 TL vardı.
Ama bir seviniyorum. Garibanız, köyden gelmişiz, doğru dürüst elimizde para yok, bayrama gideceğiz. Şimdi ben
seviniyorum ama arkadaşlar bir taraftan "Sana niye 60.000, bize niye 50.000?" diye yakınıyorlar. O parayı aldım ya,
hayatımdaki herhalde en kıymetli paraydı. Bayrama köye gideceğim. Kendime bir kıyafet alacağım. Hani öyle şimdiki gibi
değil yani, böyle canı sıkıldıkça kıyafet alma yok yani. Velhasıl ben gittim kendime bir tane gömlek aldım, bir tane pantolon
aldım. Para yine de kaldı. Ondan sonra köye giderken de bir sürü bir şeyler aldım, götürdüm. Orada kendimce şunu dedim:
"Yani bir öğrenci için verilen böyle bir burs, böyle bir para ne olursa olsun çok kıymetli paraymış. Hele de gerçekten maddi
sıkıntın varsa." Bunun üzerine şunu kendime söz verdim: "Eğer ben bir gün bir yerde idareci olursam, öğretmen olursam bu
tür çalışmaları aksatmayacağım." Ve okul hayatım boyunca da hep bu tür işlerle uğraştım. Fakir bir öğrencimiz mi var, ne
lazım? Kıyafetse kıyafet, giyecekse giyecek, yiyecekse yiyecek, ayakkabısıysa ayakkabı, vesaire. Ama bana bu dersi oradaki o
Hacı Baba verdi. Yani hayatımdaki herhalde iki önemli şeyi oradaki bir yemekte ben öğrenmiş oldum.
Son Olarak Öğrencilere Ve Gençlere Vermek İstediğiniz
Tavsiyeler Nelerdir ?
Şimdi tabii yeni nesil tavsiyeyi çok sevmiyor. Ama sadece şunu söyleyebilirim: Gençler zaman çok hızlı
geçiyor. Zaman gerçekten çok hızlı geçiyor. Arapların bir sözü var; "Vakit nakittir, zaman ise bir kılıçtır. Sen
onu kesmezsen o seni bir gün elbet keser." diyor. Zamanı iyi değerlendirmek lazım. Allahu teala zamana asra
yemin ediyor değil mi? Zaman çok kıymetli , bu dünyada kıymetli. Ahirette zaman nefhumu nedir ?
Bilmiyoruz.
Yani oradaki vaktin çok olsa, az olsa ne yapacaksın? İbadet yok , bir şey yok. Mükafat var, ceza var ama
bunlar dünyada yaptıklarımız için var. Onun için bu yaştan itibaren zamanınızı iyi değerlendirip kaliteli insan olun,
aranan insan olun, arayan olmayın, arayan olduğunuz zaman kıymetiniz gidiyor ama aranan çok kıymetli. Onun için de
kendinizi yetiştirin. Ne iş yapacaksanız, bakın ben illa şu işi yapın demiyorum. Ne iş yapacaksanız, en iyisini
yapmalısınız. "Hocam ben mühendis olacağım." en iyisi olacaksın. "Doktor olacağım." en iyisi olacaksın. En
merhametlisi olacaksın. "Öğretmen olacağım." en iyisi olacaksın. "Hocam ben köyde çobanlık yapacağım."
yap ama onun da en iyisi ol.
Ne iş yapıyorsan ; sanayide tamirci, tırcı , tesisatçı , ... sen işinin erbabı ol. Alelade iş yapma. Yaptığın işe özen. Bunu
yaparken de kendine saygın olsun. Yani gençliğin herhalde buna biraz dikkat
etmesi gerekiyor. Biraz savruluyoruz. Çok emek vermeden kısa yoldan çok büyük paralar
kazanmanın sevdasına düşüyoruz. Öyle bir dünya yok gençler. Çalışacağız, emek vereceğiz, kendimizden taviz
vermeyeceğiz. İnançlarımızdan, değerlerimizden, edebimizden, ahlakımızdan taviz vermeden yapacağımız işi
en güzel şekilde yapacağız inşallah.
Gerçekleşt rd ğ m z bu söyleş sayes nde müdürümüzün hayat
tecrübeler nden, eğ t m anlayışından ve öğrenc lere yönel k kıymetl
tavs yeler nden lham aldık. Sam m sohbet ve b zlere gösterd ğ çten
yaklaşımı ç n kend s ne teşekkür ed yor, Allah razı olsun d yoruz.
5
Yağız Efe KAHRAMAN
Zirvede Medeniyet: KAYSERİ
Kayser den nce kulağa sıradan b r Anadolu şehr g b
gel yor olab l r, değ l m ?
Ama aslında Kayser , gerek köklü mutfak kültürüyle,
gerek Anadolu'nun t caret ve sanay merkezler nden
b r oluşuyla, gerekse ev sah pl ğ yaptığı tar h
uygarlıklarla Türk ye'n n en özel şeh rler nden b r d r.
Eğer b r gün Kayser ’ye yolunuz düşerse, zeng n tar h
yapılarıyla ve nefes kesen doğal güzell kler yle hayran
kalacağınız kes n.
Kayser den nce mutfağını es geçmek olmaz!
Belk de Kayser mutfağı, Türk ye'n n en meşhur
mutfaklarından b r d r.
Mantı, akla gelen lk yemekt r. O küçücük hamur
bohçalarının ç ne yerleşt r len kıyma, sarımsaklı yoğurt ve
üzer ne dökülen kızgın yağ le tam b r lezzet şölen d r.
B r d ğer ünlü lezzet pastırmadır. Dünyaca meşhur olan
Kayser pastırması, zahmetl b r hazırlık sürec n n ardından
ortaya çıkar.
Sucuk, yağlama, nevz ne tatlısı, börek aşı ve toyga çorbası
da Kayser ’n n damak çatlatan d ğer lezzetler ndend r.
Kayser mutfağı, sadece doymak ç n değ l, adeta b r
kültürü yaşamak ç n kurulmuş sofralardan oluşur.
Kayser ’n n geleneksel kıyafetler de geçm şten günümüze zar fl ğ ve ht şamı le d kkat çeker.
Modern hayatın etk s yle artık günlük yaşantıda pek kullanılmasa da, bazı düğünlerde ve geleneksel
etk nl klerde hâlâ göreb l rs n z.
Kayser l kadınlar, şlemel entar ler, şalvarlar, üç etekler ve renkl başörtüler g yerler.Erkekler se
m ntan, şalvar ve üstüne cepken g yer, bele kuşak bağlarlar. Ayaklarına yemen ya da çarık geç r rler.
Geleneksel kıyafetlerde sadel k ve şıklık b r aradadır.
Kayser ’de dans ve müz k kültürü de öneml b r yer tutar.
Özell kle düğünlerde ve bayramlarda çek len halaylar, Kayser ’n n sosyal hayatının ayrılmaz b r
parçasıdır.
Kayser halaylarında daha hızlı f gürler ve çev k hareketler ön plandadır.
Bunun dışında Kayser ’de uzun hava türküler , ağıtlar ve zeybek f gürler de yer alır.
Her b r oyun ve her b r ezg , yüzyılların b r k m yle günümüze kadar ulaşmıştır.
7
Tar h boyunca Kayser , öneml b r merkez olmuştur.
Roma, B zans, Selçuklu ve Osmanlı dönemler nde hep
değerl b r şeh r olmayı başarmıştır.
Günümüzde halen d md k ayakta olan Kayser Kales ,
Roma dönem nden kalmadır ve şehr n tam ortasında
z yaretç ler n karşılar.
Selçuklulardan kalan Gevher Nes be Tıp Medreses , hem
tıp tar h hem de m mar açıdan eşs zd r.
Hunat Hatun Küll yes ve Sahab ye Medreses de,
Kayser ’n n tar hî zeng nl ğ n yansıtan nad de
eserlerdend r.
Cumhur yet dönem nde se Kayser , Türk ye’n n lk
organ ze sanay bölgeler nden b r ne ev sah pl ğ yaparak
modernleşme sürec nde de öncü olmuştur.
2022
Erc yes Dağı: Kayser ’n n Kalb ndek Yüce Ruh
Erc yes, Kayser ’n n yalnızca manzarasını değ l, ruhunu da tamamlayan yüce b r dağdır. Sabah güneş yle utangaç b r
gel ne döner, akşam alacasına bürünürken sank b n yıllık sırlarını fısıldar rüzgâra. Dört mevs m z rves nde taşıdığı
kar, onun vakur duruşunun n şanes g b d r. Kayser l n n d l nde dua, türküsünde özlem, masalında kahramandır
Erc yes. Onu uzaktan zlemek b le nsanın ç ne b r ser nl k, b r huzur salar. Erc yes, sadece b r dağ değ ld r; geçm ş n,
doğanın ve nsanın kalb ndek der n sevdanın adıdır.
Kayser 'n n doğal güzell kler ne gel rsek; şehr n nc s olan Erc yes Dağı, yılın büyük bölümünde karlı z rves yle hem
kış sporları hem doğa yürüyüşler ç n deal b r yerd r.
Kapuzbaşı Şelaleler se adeta g zl b r cennet g b d r; yüksekten dökülen sular ve yemyeş l doğası le büyüley c b r
atmosfer sunar.
Sultansazlığı M ll Parkı se kuş gözlemc ler n n uğrak noktasıdır.
Kayser sadece tar h yapılarıyla değ l; lez z mutfağı, halk oyunları, doğal güzell kler ve g r ş mc nsanlarıyla da
keşfed lmeye değer b r şeh rd r.
Eğer b r gün bu güzel şehre yolunuz düşerse, buranın kend ne has atmosfer n , zeng n mutfağını ve tar h
kokan sokaklarını mutlaka keşfed n.
8
M A N E V İ M İ M A R L A R I M I Z
A L P E R A R D A Ş A H İ N
GİRİŞ
Allah’ın selamı, rahmet ve bereket üzer n ze olsun. Yaşadığımız şeh rler ne kadar y tanıyoruz? Kültürel
m rasımızı ne kadar muhafaza edeb l yoruz? Özell kle gençler arasında duyulan, "Burası Anadolu, Allah’ın
köyü, dedeler m z yerleşecek başka yer bulamamış mı?" g b sorulara ne kadar sağlıklı cevaplar
vereb l yoruz? Derg m z n bu bölümündek amacımız, şte bu sorulara sam m ve tatm n ed c cevaplar
aramak olacak. Her sayımızda farklı b r şehr n manev yönüne ışık tutmayı hedefl yoruz, nşallah.
Şeh rler var eden m marlardır. Şehr n yapısını ve dokusunu m marlar bel rler. Ancak b r şehre ruhunu
veren, onu yaşanır ve anlamlı kılanlar se manev m marlardır.
Topraklarımızı ben mseyemem z n en büyük sebepler nden b r , bu manev m marları tanımamamız ve
öğret ler n anlayamamış olmamızdır. İlk sayımızda, bu eks kl ğ b r nebze g dermek amacıyla bazı öneml
s mler s zlere tanıtmak st yoruz.
SEYYİD
BURHANEDDİN
S Ü R Ü N E S Ü R Ü N E G E L D İ M K A P I N A ,
C A N I M K U R B A N O L S U N S E N İ N Y O L U N A .
T A L E B E N O L M U Ş K O C A M E V L A N A ,
H İ M M E T E Y L E B İ Z E Y A S E Y Y İ D
B U R H A N E D D İ N .
H U Z U R U N D A D A İ M C E N N E T K O K U Y O R .
Ç A R E S İ Z L E R H İ M M E T İ N E B A K I Y O R .
A Ş K A T E Ş İ C İ Ğ E R İ M İ Y A K I Y O R .
H İ M M E T E Y L E B İ Z E Y A S E Y Y İ D
B U R H A N E D D İ N .
M E V L A N A ' Y I B U D E R G A H T A E Ğ İ T T İ N .
Ş E M S İ T E B R İ Z İ Y E S E N T E S L İ M E T T İ N .
R U M D İ Y A R I N A H A K N U R L A R I N I E K T İ N .
H İ M M E T E Y L E B İ Z E Y A S E Y Y İ D
B U R H A N E D D İ N .
T E V F İ K T Ü K E N M E Z
Seyy d Burhanedd n Muhakkık T rm zî
Horasan erenler nden olan Seyy d Burhanedd n, asıl adıyla Burhanedd n Muhakkık T rm zî,
12. yüzyılın sonları le 13. yüzyılın başlarında yaşamıştır. Aslen T rm zl olan bu büyük vel ,
lm n Horasan’da tamamlamış ve dönem n büyük mutasavvıflarından olmuştur. Tasavvuf
lm n n yanı sıra zah rî l mlerde de der n b r b r k me sah pt r.
O, Mevlânâ Celâleddîn- Rûmî’n n hem mürş d hem de lk büyük manev rehber d r.
Mevlânâ’nın babası Sultanü’l-Ulemâ Bahâedd n Veled’ n vefatının ardından Mevlânâ’ya
tasavvuf yolunun ncel kler n öğretm ş, onun yalnızca l m sah b b r âl m değ l aynı
zamanda aşkın ve hak kat n yolcusu b r ar f olmasına ves le olmuştur. Seyy d Burhanedd n,
Mevlânâ’ya "Sükût et, d nle ve h sset" dem şt r; bu öğüt, Mevlânâ’nın bütün hayatını
şek llend rm şt r.
Seyy d Burhanedd n, b r süre Kayser ’de yaşamış, burada kadılık yapmış ve ardından
nz vaya çek lerek z k r ve tefekkürle meşgul olmuştur. Talebeler ne yalnızca b lg değ l,
h kmet ve hal de aktarmış; onların gönül dünyalarında der n zler bırakmıştır. Türbes
Kayser ’ded r ve hâlen z yaret ed len öneml b r manev mekândır.
Onun en büyük m rası, Mevlânâ g b b r hak kat yıldızını tasavvuf semasında parlatmış
olmasıdır. Bu yüzden Anadolu’nun manevî m marları ç nde müstesna b r yere sah pt r. O
yalnızca b r öğretmen değ l, b r gönül m marıdır.
9
İbrah m Tennûrî Hazretler
İbrah m Tennûrî, Anadolu tasavvuf geleneğ nde adı pek anılmayan ama
der n zler bırakan öneml b r mutasavvıftır. 15. yüzyılda yaşamış olan bu
büyük zat, Bayram yye tar katının Melâmî kolu ç nde öneml b r yere
sah pt r. Asıl adı İbrah m olan Tennûrî, "tennûr" (fırın) ş nde çalıştığı ç n bu
lakapla anılmış, halkın ç nden b r olarak halka h tap etmes yle sev lm şt r.
İbrah m Tennûrî, Melâmîl ğ n özü olan r ya ve göster şten uzak, sade ve
sam m b r hayat sürmüştür. Onun ç n öneml olan, dış değ l ç güzell kt ;
makam değ l hald . Derv şl ğ n dış g ys yle değ l, kalptek n yetle
ölçüldüğünü savunmuştur. Bu yüzden hem suf ler hem de halk arasında
sev len, etk l b r gönül er d r.
D n b lg yle tasavvufu dengeleyerek, özell kle şeh rl kes mlere Melâmîl ğ n
felsefes n anlatmıştır. Tennûrî’n n görüşler , yalnızca b reysel arınma değ l,
toplumun dönüşümünü de hedeflem şt r. Onun h kmetl sözler ve
yaşantısı, zeng n-fak r, âl m-cah l ayrımı gözetmeden herkese ulaşmıştır.
Türbes Ankara'dadır ve halk arasında hâlâ manev b r merkez olarak kabul
görmekted r. Hayatı, bugünün nsanına tevazu, sadel k ve sam m yet n ne
demek olduğunu anlatan canlı b r örnekt r.
Abdülvehhab Gaz
Abdulvehhab Gaz , Anadolu’nun İslamlaşmasında ve Türk-İslam k ml ğ n n
oluşmasındak rolü büyüktür. Abdülvehhab Gaz , Emev ler dönem nde
yaşamış ve Anadolu'nun İslamlaşmasında öneml b r rol oynamış b r asker
l derd r. 729 yılında Amasya'ya gelen İslam ordusunda yer almış ve S vas'ın
feth nde öneml katkılar sağlamıştır. Abdülvehhab Gaz , S vas halkı tarafından
Hz. Muhammed’ n sancaktarı olarak kabul ed l r. Bu nanç, onun İslam yet’ n
lk yıllarındak kahramanlıkları ve Peygamber Efend m z’ n yanında savaşlara
katılması le l şk lend r l r; ancak bu nancın doğruluğu şüphel d r.
Abdülvehhab Gaz 'n n Hz. Muhammed (s.a.v.) le b rl kte savaştığına da r
tar hsel b r kanıt bulunmamaktadır. S vas ve çevres nde öneml b r halk
kahramanı ve manev l der olarak kabul ed lse de, Hz. Muhammed' n yaşadığı
dönemde bulunmamaktadır. S vas’ta bulunan türbes halk arasında büyük b r
saygı görür. Ayrıca bayraktarların p r olarak kabul ed lmes , S vas’ta özell kle
düğün törenler nde bayraktarların öncülüğünde selavatlar sunulması
geleneğ n doğurmuştur. Ayrıca Abdülvehhab Gaz , Battal Gaz 'n n en yakın
s lah arkadaşlarından b r yd . İslam'ın lk yıllarında, özell kle Anadolu'nun feth
ve İslam'ın yayılması amacıyla gerçekleşt r len seferlerde b rl kte mücadele
etm şlerd r. Kaynaklarda, Em r Muav ye komutasındak ordunun Amasya'ya
lerley ş sırasında Abdülvehhab Gaz 'n n S vas'ta görevlend r ld ğ ve burada
şeh t düştüğü bel rt lmekted r.
10
AHMED ALİ ÖNER
Aşık Veysel Şatıroğlu
Ben giderim adım kalır
Dostlar beni hatırlasın
Düğün olur bayram gelir
Dostlar beni hatırlasın
Can kafeste durmaz uçar
Dünya bir han konan göçer
Ay dolanır yıllar geçer
Dostlar beni hatırlasın...
K m dostların, k m aşkların, k m solgunların yeşerd ğ , k m yalnızların st ğrak
eyled ğ , âşıklar şehr nde... S vas'ta, kend tab r yle b r nc han kapısından çer
g rd üstadımız.
B z m ç n nasıl Veysel Şatıroğlu değ l de Âşık Veysel oldu? "Dostlar ben
hatırlasın." ded ş r nde. Pek , b z onu tam manasıyla hatırlayab l yor muyuz?
Hatırasını kend memleket har c nde de yaşatab l yor muyuz?
Görme yet s n n kaybından şöyle bahseder üstad: "Ç çeğe yatmadan evvel
anam güzel b r entar d km şt . Onu g yerek ben çok seven Muhs ne kadına
göstermeye g tm şt m. Ben sevd . O gün çamurlu b r gündü, eve dönerken
ayağım kaydı ve düştüm. B r daha kalkamadım. Ç çeğe yakalanmıştım... Ç çek
zorlu geld . Sol gözümde ç çek bey çıktı. Sağ gözüme de, solun zorundan
olacak, perde nd . O gün bugündür dünya başıma z ndan."
Küçük Veysel dünyaya gözler n açtığında tar h 25 Ek m 1894'ü göster yordu.
Küçükken görme yet s n kaybett ama babası Karaca Ahmet' n kend s ne
verd ğ bağlamayla hayata tutundu. Hoşgörüsünü, vatanseverl ğ n , tab atı ve
aşkı ç m ze şlemey ustalıkla sürdürdü. Âşık Veysel, d l n sade ama b r o kadar
da ustalıkla kullandı. Çalmaya başladığı zamanlarda başka ozanların türküler n
söyled . 1930 yılında S vas Maar f Müdürü olarak görev yapan Ahmet Kuts Tecer
le b r şa rler geces nde tanıştı. Daha sonra Kuts Bey' n desteğ yle d ğer
şeh rler dolaştı ve köy enst tüler nde saz hocalığı yaptı.
H çb r zaman kend nden dert yanmadı, her zaman türküler n ruhumuzun en
der n ne manalı b r şek lde akseyled . Âşık Veysel, her zaman Türkçey öz ve
güzel kullandı. "Uzun İnce B r Yoldayım" türküsü, dünya hayatına yen b r bakış
açısı katarak kalplerde bıraktığı az z manasıyla hala Anadolu topraklarında
anılmaya ve yaşatılmaya devam ed yor. Aşıklık geleneğ n n son tems lc ler nden
olan Âşık Veysel, kend d nleyenler n n ç ne vefa bakışını öyle b r şl yor k b r
nsan ancak bu kadar vefalı, tesl m yetl olab l r ded rt yor nsana.
11
Güzelliğin on par'etmez
Şu bendeki aşk olmasa
Eğlenecek yer bulaman
Gönlümdeki köşk olmasa
Âşık Veysel' n küçük kızı Hayr ye Özer, ünlü halk ozanının h ç
b l nmeyen yanlarını 2005 yılında şu sözlerle anlattı:
"Babamı 25 yaşındayken, köyün çok güzel kızlarından Esma
le evlend rm şler. Ondan b r çocuğu olmuş ama anasının
memes ağzına tıkanıp ölmüş. Derken Esma Hanım, evdek
yanaşmayla babamı b r başına bırakıp kaçmış. Babam,
Esma'nın kaçacağını anlamış ama yapacağı b r şey yok.
Evde k mse yokken babam, Esma Hanım'ın çorabının ç ne
b raz para koymuş. Evden kaçtıktan sonra k sevg l Bafra'da
b r çeşmen n başında ser nl yor. O anda Esma Hanım,
çorabını aralayınca paraları görmüş. Hemen anlamış, parayı
kaçarsa sef l olmasın d ye babamın koyduğunu.
Babam, sevg l s yle evden kaçan lk karısı Esma'yı meğer çok
severm ş. Esma g tt kten çok sonra b le babam hâlâ onu
hayallerd , köyün en güzel kadınlarından b r ym ş. B r gün
kapıyı çalıp bana 'Çok başım ağrıyor kızım, babandan ben m
ç n b r laç ste?' ded . Çok şaşırdım, 'Nasıl steyeb l r m Esma
anne?' dey nce, ısrar ett ; 'Sen ste, o ver r.' ded . Çek ne çek ne
varıp söyled m babama. El n ceb ne attı, çıkardığı asp r n
avucumun ç ne koydu. O anda bana söyled ğ de hâlâ
kulağımda: 'Onun başı daha çok ağrıyacak.' Hak katen ded ğ
g b de oldu, kadının hayatı per şanlıklarla geçt ."
Hoşgörü ve vefayla beraber mazlumun ahının yerde
kalmayacağını da b zlere bu örnekle gösteren Âşık Veysel,
k b rl b r adam değ ld . Türk ye çapında ulaştığı şöhret, onu,
yakın ve uzak çevres nden h çb r zaman koparmadı.
Kel men n tam anlamıyla b r halk adamıydı. S yas b r reng
olmayan toplantılara katılır, çalar, söyler, kend s n
d nletmes n b l rd . K b rl olmamakla b rl kte b r köşede
unutulmasına da kat yen katlanamazdı. Davet ed ld ğ
mecl slerde söz b raz uzadı mı, Veysel el n masaya b rkaç
defa vurarak ses n yükselt rd :
"Efend ler! B z y y p ç yoruz amma saz açlıktan ölüyor!"
Sonra sazını bağrına basar, o tamamen kend ne has
özell ğ yle S vas ağzına güzell k kazandırıp çalıp söylerd .
Ş rler n gece yazar, radyo d nlemey çok sever, haberler h ç
kaçırmazdı büyük üstad. 21 Mart 1973'te k nc han kapısından
geçt ve ç m ze b r acı bıraktı.
B zler onun g b olamayız. Memleket n en der nlerde
şleyerek anlatan, çtenl kle tems l edeb lecek k mseler
olamayız. En der n meseleye gelel m; b zler asla Türkçey Âşık
Veysel g b sade ve öz kullanamayız. Onun d l kullanışı ve
anlayışına get rd ğ güzel manaları anlamaya çalışmak b le
b z m ç n b r şereft r. Onun g b az z b r nsan olab lmek
b z m ç n b r şereft r. Onun g b vatansever b r türkü aşığı
olab lmek b z m ç n b r şereft r.
Nurlar ç nde yat, Üstad. Allah rahmet eyles n. 12
E N E S S A L T I K
BÜYÜKXXFİZİKXXÇIKMyyZI:XX3XXCİSİMXXPROBLEMİXX
ünümüzde teknoloj n n geld ğ noktayı hep m z az çok b l yoruz. Uzay araçları,
çok çok uzakları görmem z sağlayan uzay teleskopları, tıp alanında MR c hazı
Ultrason c hazları hatta ev m z n mutfağında b le teflon tava d yeb leceğ m z bu g b
b rçok teknoloj son yıllarda gel şt r ld ve nsan hayatını öneml derecede
kolaylaştırdı. Gerçekten öyle m ? Gerçekten teknoloj m z o kadar gel şt m ? Gel n b r
bakış atalım.
F z k ve Matemat k alanı bu teknoloj ler n gel şmes nde çok öneml rol oynuyor. Bu
alanları kullanarak ş md k teknoloj m z elde ett ğ m z ama aynı alanları kullanarak 3
c sm n uzaydak hareket n öngöremed ğ m z söylesem nanır mıydınız? Kulağa
lg nç gel yor değ l m ?
B raz esk ye g del m. Han şu kafasına düşen elma sayes nde yer çek m n bulan
adamın olduğu döneme; Isaac Newton. Bu 3 c s m problem ; Modern f z ğ n babası
d yeb leceğ m z, günümüzde b le hala kullandığımız denklemler ve yasaları
oluşturan adamın, yan Isaac Newton'un da kafasını zamanında kurcalamış. The
Pr nc p a (P r nk pya) k tabında se bu probleme yer verm şt r Isaac Newton.
3 c s m problem n anlamak ç n önce 1 ve 2 c s m problem n anlamamız gerek r. B r evren hayal edel m ve o koskoca
evrende yalnızca 1 tane gök c sm olsun. İşte bu 1 c s m problem . C sm n hareket nasıl olur d ye sorsam kolaylıkla
cevaplarsınız değ l m ? Duruyorsa durmaya devam eder, İlk hızı varsa doğrusal b r yolda o hızla g tmeye devam eder.
Pek b z bu evrene 2. b c sm eklesek olaylar nasıl olur? Öncel kle 2 c s m problem d yeb lmem z ç n bu k c sm n
b rb r yle etk leş m hal nde olması gerek r. Yoksa el m zde 2 tane 1 c s m problem olur. Bu k c s m varsayalımk
b rb r yle etk leş yor. Pek ya bu k c sm n hareketler n nasıl hesaplarız? İşte bu da 2 c s m problem (Kepler
problem ) bu c s mler n hareket n hesaplamak ç n b rkaç denklem yazmamız gerek r. Varsayalımk aralarındak
etk leş m korunumlu kuvvet olsun. Bu sebeple Enerj korunumundan 1 denklem, Momentumdan 3 denklem
(Uzaydak x,y ve z yönler nden dolayı her b r ne ayrı ayrı yazılır) ve açısal momentumdan y ne 3 denklem yazab l r z.
El m zde 7 tane hareket sab t oldu. Pek ya serbestl k dereceler kaç tane? Bu k c s mden lk ç n (x,y ve z den
dolayı) 3 tane, d ğer ç nde y ne 3 tane serbestl k derecem z olur. 6 serbestl k dereces ç n 7 hareket sab t . Fazlasıyla
yet yor değ l m ? Bu sebeple bu problem kolaylıkla çözüleb l yor. Pek ya 3 serbestl k dereces daha olan 3. b r c s m
eklersek?
14
İşte orada şler karışıyor. El m zde
yeter nce hareket sab t olmadığından
sürekl doğru sonucu veren b r denklem
kuramıyoruz. "E ama bu 3 c sm n
hareket n s müle eden v deolar var onlar
nasıl yapılıyor?" ded ğ n z duyar g b y m.
Ded ğ m g b "sürekl " doğru sonucu veren
b r denklem kuramayız. Ancak c s mler n
hızlarını ve momentumlarını yalnızca b r
anlığına korunuyormuş g b düşünürsek
ve o şek lde denklem yazarsak c s mler n
b r sonrak anda nerede olacaklarını
hesaplarız. Sonra o hesapladığımız anda
y ne aynı şeyler uygulayarak b r sonrak
anı y ne hesaplayab l r z. Fotoğraf
kareler n b rleşt r p v deo yapmak g b
düşüneb l rs n z. Bu şek lde s mülasyonlar
yapılab l r. Ancak 3 ve daha fazla c s m
barındıran ve b rb r yle etk leş m hal nde
olan s stemler kaot k s stem olduğu ç n
sürekl doğru cevabı veren b r denklem
yazılamaz.
"KAOTİK SİSTEMDE NE BE?" DEĞİL Mİ? NEDİR
BU KAOTİK SİSTEM, KAOS TEORİSİ?
Öncel kle s ze kaos ne demek d ye sorayım. Muhtemelen
cevabınız "rastgelel k" olucak. Ancak rastgelel k le kaos çok ayrı
ter mler. Rastgelel k; h çb r etkene bağlı olmadan tamamen
rastgele b r şek lde gercekleşen s stemlerd r. Mesela b r zar
atıldığında 3 gelme olasılığı 1/6 dır değ l m ? Bu oran zardak
her sayı ç n aynıdır. Yan 3 gelmes tamamen rastgeled r. Pek
kaos ne oluyor o zaman? Kaos se halk arasında kullanıldığı g b
b r kel me olmamakla beraber bas tçe özet geçmek gerek rse
"öngörülemeyen" demekt r. 3 c s m problem g b .
Hesaplanab l r ancak öngörülemez. Kelebek etk s n
duymuşsunuzdur herhalde. İşte afr kadak b kelebeğ n kanat
çırpışı amer ka da kasırgaya yol açab l r falan. Kulağa masal g b
gel yor değ l m ? Fakat gerçek. En büyük kaot k s stem örneğ
her gün soluduğumuz oks jen de ç nde barındıran
atmosfer m zd r. H ç merak ett n z m hava durumları neden en
fazla 1 hafta ler s n göster r? Neden 1 yıl sonra havanın nasıl
olacağını k mse söyleyemez? Çünkü kaot k s stemler
hesaplanab l r ancak öngörülemez. Yüksek doğruluk yüzdes yle
yalnızca 1 hafta sonrasını doğru hesaplayab l r z. Çünkü
atmosferde nasıl b değ ş kl k olacağını tam olarak b leb lmek
ç n atmosferdek her b r tanec ğ n hareket n , etk leş m n ve
nasıl tepk verd ğ n hesaplamak gerek r. Bunun ç nde
teknoloj m z çok yeters z. Bu nedenle uzak tar hler n hava
durumunu hesaplayamayız. Çünkü afr kadak kelebeğ n ne
zaman kanat çırpacağını, etk leyeceğ tanec kler ve onlarında
etk leyeceğ tanec kler hesaplayamayacağımız ç n
amer kadak kasırga ne zaman ortaya çıkacak öngörem yoruz.
Umarım kaos teor s ve 3 c s m problem hakkında b rkaç f k r
oluşmuştur kafanızda. Esenl kle...
15
Bu anlayış, yüzyıllar boyunca Avrupa’da egemen olmuş, özell kle Orta Çağ boyunca
k l se öğret ler ne entegre ed lerek sorgulanamaz b r dogma hal ne gelm şt .
Ta k b l m dünyasında bazı çatlaklar oluşmaya başlayana dek...
Sorgulamalar Başlıyor:
16. yüzyılda Kopern k, Güneş’ n evren n merkez olduğunu savunduğunda büyük
b r devr m başlatmıştı. Ardından Kepler, gezegenler n da resel değ l, el ps
yörüngelerde döndüğünü kanıtladı. Gal leo Gal le se c s mler n düşme
hareketler n deneylerle nceled ve Ar stoteles’ n bazı görüşler n n yanlış olduğunu
gösterd .
16
DÜNYA'YI DEĞİŞTİREN
DENKLEMLER
Derg m z n her sayısında Dünyanın değ şmes nde öneml rolü olan 1 denklem n
buluş sürec n , kend nden öncek ve kend nden sonrak şeylere nasıl b r etk s
olduğunu, b l me ne yönde katkı sağladığını vb. nceleyeceğ z.
DENKLEM: F = G × (m₁ × m₂) / r²
Bulan: Isaac Newton
Newton’un Evrensel Kütle Çek m Yasasını Bulma Sürec : Ar stoteles’ten Kopuşun
H kâyes
17. yüzyılın ortalarında, İng ltere’n n kırsal b r kasabasında, genç b r b l m nsanı
başını gökyüzüne kaldırdı ve sıradan b r doğa olayında evren n sırlarını gördü.
Bahçeye düşen b r elma, tar h n en büyük b l msel devr mler nden b r n n
başlangıcı oldu. Bu k ş Isaac Newton'du ve onun keşf , sadece f z k kurallarını değ l,
nsanlığın doğayı anlama b ç m n kökten değ şt rd .
B l m tar h , f k rler n b rb r n tak p ett ğ uzun b r yolculuktur. Isaac Newton’un 17.
yüzyılda formüle ett ğ evrensel kütle çek m yasası, bu yolculukta b r dönüm
noktasıdır. Sadece doğa b l mler nde çığır açmakla kalmamış, aynı zamanda
yüzyıllardır hüküm süren Ar stotelesç evren anlayışını da sarsmıştır.
Ar stoteles’ n Evren : Hareket n Doğal Nedenler
MÖ 4. yüzyılda yaşayan Ar stoteles'e göre evren, k temel bölgeye ayrılmıştı:
1. Ay altı dünya – değ şken, bozulab l r, dört elementten oluşur (toprak, su, hava,
ateş).
2. Ay üstü gökyüzü – mükemmel, bozulmaz, eterden oluşur ve da resel hareketlerle
tanımlanır.
Ona göre c s mler “doğal yerler ne” dönmek sterd . Taş yere düşerd çünkü doğası
gereğ “aşağı” yönel rd . Hareket n sürmes ç n sürekl b r kuvvet gerek rd . Gök
c s mler se sonsuza dek mükemmel da reler ç zerd .
Ancak tüm bu gel şmeler b rleşt r c b r yasa le açıklanamıyordu.
İşte bu noktada sahneye Newton çıktı.
Newton’un Dönüm Noktası: Elma ve Ay
Isaac Newton, 1660’larda veba salgını sırasında Cambr dge
Ün vers tes ’nden uzaklaşıp Woolsthorpe’tak a les n n ç ftl ğ ne
çek ld . R vayete göre b r gün bahçede otururken b r elmanın
ağaçtan düştüğünü gördü. Bu bas t olay, onu şu soruya götürdü:
"Elma yere düşüyorsa, Ay neden Dünya'ya düşmüyor?
Bu soru, sıradan b r gözlemle başlayan olağanüstü b r akıl
yürütmen n lk adımıydı. Newton, yerçek m kuvvet n n yalnızca
Dünya’da değ l, uzayda da etk l olduğunu fark ett . Ay’ın
düşmed ğ n çünkü aynı anda yatay b r hızla hareket ett ğ n ve bu
nedenle sürekl Dünya’nın etrafında döndüğünü düşündü.
Evren n D l : Matemat k
Newton, bu kuvvet n k c s m arasındak kütleyle doğru,
aralarındak uzaklığın kares yle ters orantılı olduğunu gösterd . Ve
bunu tek b r denklemle fade ett :
F = G × (m₁ × m₂) / r²
Bu formül, yalnızca elmayı açıklamıyordu. Gezegenler n
yörüngeler , gelg tler, Ay’ın hareket , hatta yıldızların b rb r ne olan
etk ler … Heps bu yasa le tanımlanab l yordu. Doğa, artık
matemat ğ n d l yle konuşuyordu.
Ar stoteles’ n Sonu, Modern B l m n Doğuşu
Newton’un evrensel çek m yasası, Ar stoteles’ n doğa felsefes yle
arasına kalın b r ç zg çekt :
Doğa, “doğal yer” anlayışına değ l, etk yen kuvvetlere dayanıyordu.
Gökyüzü le yeryüzü arasındak fark ortadan kalktı; evrensel b r
yasa ortaya çıktı.
Hareket, b r felsef düşünce değ l, ölçüleb l r b r olay hal ne geld .
B n yıl boyunca hüküm süren Ar stoteles anlayışı, yer n modern
b l me bıraktı. Ve bu geç ş n merkez nde Newton’un düşünces
vardı.
Sonuç: B l m n Yen Çağı
Newton’un evrensel kütle çek m yasası, sadece f z k değ l,
düşünce tar h nde de b r devr md r. Bu yasa le doğa, nsan aklı
tarafından anlaşılab l r hale gelm ş; Tanrı’nın düzen , matemat ğ n
d l yle fade ed leb l r olmuştur.
Ve böylece, b n yıl boyunca b l m adına hüküm süren Ar stoteles’ n
doğa anlayışı tar he karışmış, yer n Newton’un mekan k evren ne
bırakmıştır. Bu, modern b l m n başlangıcıdır.
Bugün B ze Ne Anlatıyor?
Bugün uzaya uydu gönder yorsak, gezegenlere robotlar
yolluyorsak, hatta cep telefonumuzla konumumuzu bulab l yorsak;
heps n n arkasında Newton’un bu yasası yatıyor. Fakat belk de en
öneml s şu: B l m, en sıradan sorularla b le evren n der nl kler ne
ulaşab l r. Tıpkı b r elmanın düşüşünde olduğu g b …
17
D j tal Çağda
Müslümanlık
MAHMUT DAĞ
Günümüz dünyası hızla d j talleş yor. Teknoloj
her alanda hayatımıza der nlemes ne nüfuz
etm ş durumda. Eğ t mden sağlığa,
let ş mden alışver şe kadar her şey d j tal
ortamda şek llen yor. Ancak bu d j tal çağda
b zler, Müslüman k ml ğ m z nasıl
koruyacağız? İnancımızı, değerler m z d j tal
dünyanın hızına ve etk s ne nasıl karşı koyarak
yaşatab l r z?
Müslüman k ml ğ , sadece dış görünüşümüzle
değ l, ç dünyamızla ve davranışlarımızla
bel rg nleş r. Her b r m z, d j tal dünyanın
sunduğu kolaylıklar ç nde kaybolmamaya
özen göstermel y z. Teknoloj ye karşı b r
savunma hattı oluşturmak, onun zararlarından
uzak durmak, sadece haramdan kaçınmakla
değ l; aynı zamanda faydalı şler yaparak onu
doğru kullanmakla mümkün olur. Bugün
d j tal dünyada hemen her şey el m z n altında.
Ancak en büyük tehl ke, bu kolaylıkların b z
özümüzden uzaklaştırmasıdır. Kend
k ml ğ m z ve değerler m z unutursak, d j tal
dünya b z şek llend r r. Bu yüzden, d j tal
platformlarda d kkatl olmalı, her adımımızın
kayded ld ğ n unutmamalıyız.
B lg ye er ş m kolaylaştı. Beraber nde b zlere hız kazandırdı.
Lak n bu hız b z m der n düşünce yeteneğ m z zayıflattı.
Geçm şte b lg ye ulaşmak ç n uzun saatler m z k taplarda
geç r rd k. Ancak ş md , san yeler ç nde sted ğ m z her şeye
ulaşab l yoruz. Bu hız, z hn m z der nlemes ne düşünmekten
alıkoyuyor. D n m z de sabırla der n düşünmey öğütler. Gerçek
b lg , b r k mle, sabırla ed n l r. D j tal çağın hızına kapılmadan,
k taplarla kaybolmalı, b lg ler belleğ m ze eklerken
der nlemes ne düşünmel y z. Kâğıtların arasında
kaybolduğumuzda b lg sadece b r ver değ l, aynı zamanda
ruhumuza dokunan b r hak kat hal ne gel r.
Bu noktada, d j tal dünyanın sağladığı kolaylıklarda seç c
olmalıyız. Teknoloj b ze büyük fırsatlar sunuyor ancak bunu
kullanırken d kkatl olmalıyız. Özell kle sosyal medyada, şahs
b lg ler n ve mahrem yet n kaybolduğu b r ortamda, k ml ğ m z
korumak g derek daha zor hale gel yor. D j tal platformlarda
geç rd ğ m z zaman, düşünce dünyamızı şek llend r yor. Kend
çsel değerler m z unutmayacak şek lde teknoloj y kullanmalı,
d j tal dünyada kaybolacağımızı anladığımız zaman sanal
dünyadan kopup gerçek dünyaya dönmel y z.
Her b r m z n d j tal dünyada attığı adımlar, gelecekte k m
olduğumuzu bel rleyecek. Çünkü d j talde yaptıklarımız
kaybolmayacaktır. Ters ne b z m ardımızdan gelecekt r. Şu an
d j talde attığımız her adım gelecekte b z m karşımıza çıkıp
k ml ğ m z oluşturacaktır. Bu yüzden attığımız adımlara d kkat
etmel y z.
Sonuç olarak, d j tal çağda Müslüman k ml ğ n korumak,
sadece teknoloj y kullanmak değ l, aynı zamanda onu doğru
şek lde kullanmaktır. Hızın ve kolaylığın ç nde kaybolmadan,
özümüzü unutmadan, gerçek dünyadan kopmadan d j tal
dünyada var olmalıyız. Teknoloj , b ze zarar vermemel ; b z ona
yön vermel y z. Rabb m sanal âlemde kaybolmaktan b zler
muhafaza ets n.
18
A L L A H R I Z A S I İ Ç İ N
G O L Y E M E Y E L İ M
Ama b z de oyunu kuralına göre oynayacağız!
Sahada futbolcular nasıl defans yapıyorsa b z de
şeytanın oyunlarına karşı b r savunma hattı
oluşturacağız. Bunun ç n beş vak t namaz
kalkanımız olduğu g b Kur’an ve z k r
dayanıklılığımız, sadaka ve y l kler se şeytanın
ataklarını boşa çıkaran hamleler m z olacaktır.
Hamd, âlemler n Rabb olan Allah’a
mahsustur. Salât ve selâm, k c han server
Efend m z Muhammed Mustafa (sallallahu
aleyh ve sellem)’e olsun.
Hep m z n futboldan alışık olduğu bu fadeye
gel n b r de b z m pencerem zden bakalım.
11 ayın sultanı olan Ramazan ayını ger de
bıraktık. Bu mübarek günlerde yaptıklarımız
yanımıza kâr, yapamadıklarımız se ç m zde
b r p şmanlık olarak kaldı. Ancak asıl mesele,
Ramazan’da kazandığımız güzell kler ,
alışkanlıkları ve badetler koruyab lmek.
Ramazan, b z yen den nşa eden b r ay oldu.
Tıpkı b r futbolcunun sezon önces kampında
kond syon kazanması g b , b z de Ramazan’da
ruhumuzu ve kalb m z güçlend rd k. Ama eğer
bu kond syonu koruyamazsak, b rkaç hafta
ç nde esk hâl m ze dönmem z kaçınılmaz olur.
O hâlde şu soruyu kend m ze soralım: Ramazan
b ze b r alışkanlık mı kazandırdı, yoksa sadece
geç c b r atmosfer m sundu?
B r futbol takımının en büyük gücü, takım
oyunudur. B zlerde yalnız değ l z. Müslüman
kardeşler m zle cemaatle namaz kılarak, y l ğ
emred p kötülükten sakındırarak b rb r m z
desteklemel y z. Çünkü b z ne kadar güçlü
olursak olalım, takım ruhu olmadan şeytana
karşı başarılı olamayız.
B r futbol takımı sadece lk yarıda üstün
oynayıp k nc yarıda oyunu bırakırsa maçı
kaybetme r sk yle karşı karşıya kalacağı g b
b z de Ramazan boyunca badetler m z
artırıp sonrasında esk hâl m ze dönersek
şeytana karşı zayıf düşer z. Unutmayalım k ,
şeytan uzun vadel b r oyuncudur.
Ramazan’da mağlup olduğunu kabul eder
ama hemen sonrasında b z rehavete
sürükleyerek telaf etmeye çalışır. "Nasıl olsa
oruç tuttun, terav h kıldın, Kur’an okudun;
b raz da kend ne vak t ayır" d yerek b z yavaş
Maçın son düdüğü çalmadan rehavete
kapılmak nasıl büyük b r hata olursa, ölüm gel p
çatmadan badetler gevşetmek de büyük b r
gaflett r. Rabb m z n rızasını kazanmaya
çalışırken son ana kadar mücadele etmem z
elzemd r. B ze düşen, "Allah rızası ç n gol
yememek" ve şeytana fırsat vermemekt r.
Mevlâ Teâlâ, Ramazan’da kazandığımız manev
güç ve d renc da m kılsın. B zler badet ve
taatte sebat eden kullarından eyles n.
yavaş Allah yolundan uzaklaştırmaya çalışır. 20
FİKRİ ŞAHAN
İlk Göz Nuru: HZ. ZEYNEB
Tam adı Zeyneb b nt Muhammed (r.anha) olan ve
Peygamberm z n (s.a.v.) ; Hz. Kasım'dan sonra k nc
çocuğu , lk kızı olan Hz. Zeyneb h cretten 23 yıl önce
Mekke'de dünyaya geld . Annes Hz. Hat ce ve
kardeşler yle b rl kte Müslüman oldu .
İslam yet' n lk yıllarında teyzes Hâle b nt Huveyl d' n
oğlu Ebü'l-Âs le evlend . Kocası Mekke'n n
zeng nler ndend ve kend s ne emanet bırakılacak
derecede güven l r b r yd . Bu evl l kten Al ve Ümâme
adında k çocukları doğdu. Ebü’l-Âs, Hz. Zeyneb’ n
müslüman olması yönündek tekl f n kabul etmese de
onun d nî nancına karışmadı ve eş ne sadık b r yd .
Resûl- Ekrem ve d ğer çocukları Med ne’ye h cret ed nce
Zeyneb kocası z n vermed ğ ç n Mekke’de kaldı. Kocası
Bed r Gazves ’ne müşr kler n safında katılıp es r düştü.
Müşr kler es rler n n serbest bırakılması ç n f dye
gönderd kler nde Hz. Zeyneb de b r m ktar mal ve
annes n n evlen rken kend s ne hed ye ett ğ gerdanlığı
yolladı. Hz. Peygamber gerdanlığı görünce çok
duygulandı ve ashabından gerdanlıkla b rl kte kızının
gönderd ğ malın kend s ne ade ed lmes n , kocasının da
serbest bırakılmasını sted . Resûl- Ekrem, damadını
Mekke’ye vardığında Hz. Zeyneb’ Med ne’ye göndermes
şartıyla serbest bıraktı. Ebü’l-Âs da dönüşünde Hz.
Zeyneb’ n Med ne’ye h cret ne z n verd . Zeyneb
annem z kocasının kardeş K nâne le Med ne’ye doğru
yola çıktı. Kend s , Hz. Peygamber tarafından gönder len
Zeyd b. Hâr se le ensardan b r sahâbîye Mekke’n n
dışında Batn-ı Ye’cec mevk nde tesl m ed lecekt . Bazı
Kureyşl ler onların yola çıktığını öğren nce peşler ne
düştüler; Hebbâr b. Esved le Nâf ‘ b. Abdükays,
Zûtüvâ’da kend ler ne yet şt ler. Hebbâr, Zeyneb’ n
deves n mızrağıyla ürkütünce Zeyneb annem z b r
kayanın üstüne düştü ve kaburga kem ğ kırıldı, bu arada
karnındak çocuğu düşürdü ve ölünceye kadar bu kırığın
acısını h ssett . Ebû Süfyân K nâne’ye, Kureyşl ler’ n
düşmanı olan b r n n kızını gözler önünde alıp
götürmes n n doğru olmadığını ve geceley n yolculuk
yapmalarının daha uygun olacağını söyled . Geceley n
yola çıkan K nâne, Hz. Zeyneb’ Zeyd b. Hâr se’ye tesl m
ett . Bu olay üzer ne b r ser yye yollayan Resûl- Ekrem,
Hebbâr le Nâf ‘ n yakalanıp öldürülmeler n emrett .
Fakat ser yyeye katılanlar onları bulamadı.
21
Kocasının müslüman olmaması b r araya gelmeler ne
engel teşk l ett ğ nden altıncı yılın sonuna kadar Zeyneb
Med ne’de, kocası Mekke’de yaşadı. Ebü’l-Âs’ın bu zaman
ç nde Uhud Savaşı’na katıldığı z kred lmekted r. Ebü’l-Âs,
627 yılında Kureyşl ler’ n kend s ne tesl m ett ğ t caret
mallarıyla b rl kte Sur ye’den dönerken Zeyd b. Hâr se
kumandasındak b r ser yye (Îs Ser yyes ) onu ve
yanındak ler es r alıp mallarına el koydu. Fakat Ebü’l-Âs
eller nden kaçtı ve geceley n Med ne’ye g tt . Hz. Zeyneb’
bularak ondan kend s ne eman ver lmes n , Kureyşl ler’ n
t caret malının da ades n sted . Hz. Zeyneb ona eman
verd ğ n b ld rd ve babasından steğ n n yer ne
get r lmes n r ca ett . Resûl- Ekrem, her müslümanın
eman verme yetk s n n bulunduğunu söyley p Zeyneb’ n
steğ n kabul ett , ancak karı-koca olarak b r araya
gelmeler n n mümkün olmadığını söyled . Ebü’l-Âs,
Mekke’ye dönünce malları sah pler ne tesl m ett .
Ardından Mekkel ler’e İslâm yet’ kabul ett ğ n b ld rd ve
kend ler n n mallarına el koyacağı zannına kapılmamaları
ç n daha önce müslüman olduğunu açıklamadığını
bel rtt . 7. yılın Muharrem ayında (Mayıs-Haz ran 628)
Med ne’ye h cret ett . Resûl- Ekrem de onların daha
öncek n kâhlarıyla evl l kler n n devamına z n verd .
Zeyneb annem z 8. yılın Safer ayı sonunda (Haz ran 629),
henüz otuz b r yaşında ken Med ne’de vefat ett . Ölüm
sebeb h cret sırasında yaşadığı haz n olaydan
kaynaklandığı ç n şeh d sayıldı . Cenazes n b zzat
Rasulullah (s.a.v) kıldırdı ve Bakî mezarlığına defned ld .
Peygamber a les n n d ğer fertler g b Hz. Zeyneb de
güzel b r ahlâka sah pt . Resûlullah (s.a.v) onu sever ve
överd . Resûlullah, Hz. Zeyneb ve çocuklarıyla yakından
lg len r, zaman zaman çok sevd ğ torunu Ümâme
omzunda olduğu halde namaz kılardı. Hz. Peygamber’ n
Mekke’n n feth sırasında da Hz. Zeyneb’ n oğlu Al ’y
terk s ne b nd rd ğ r vayet ed lm şt r.
Hz. Peygamber' n ( s.a.v) tüm ehl beyt bütün nsanlık ç n
güzel b r örnek teşk l eder. Ehl beyt n bütün fertler n
yakından tanıyalım ve tanıtalım .
22
ÇEVİRİ KÖŞESİ
KEMAL KAHRAMAN
9 LEADERSHİP LESSONS FROM
PROPHET MOHAMMED(SAW)
1. Lead by Example (Role Model)
He d dn’t just tell people what to do; he showed them how to l ve by
h s act ons. Th s earned h m the trust and respect of h s followers.
Whether t was k ndness, pat ence, honesty, or just ce, he was the
l v ng example of h s teach ngs.
For example; Even when he became a powerful leader after w nn ng
Mecca c ty, he engaged n manual labor, shared h s food, and was
always access ble to h s compan ons.
2. Servant Leadersh p
Rather than see ng h mself as above others, he worked just l ke
others, show ng that he was not a leader who wanted to rule
others.H s pr mary focus was on serv ng the commun ty and
ensur ng the r well-be ng. He sa d, “The leader of a people s the r
servant.”
3. Consultat on and Consensus (Shura)
If he wanted he could have made all dec s ons by h mself but th s
wasn’t the case. He used to consult w th h s compan ons on
mportant matters, promot ng the concept of Shura (consultat on).
He encouraged freedom of speech and collect ve dec s on-mak ng.
Th s bu lt trust and promoted un ty among h s followers.
For example: He sought adv ce from h s compan ons dur ng the
Battle of the Trench and t was Salman Al-Fars ’s suggest on to d g a
trench around Mad nah that led to a successful defense strategy.
4. Just ce and Fa rness
He treated everyone fa rly, regardless of the r f nanc al or soc al
status, and even n cases of confl ct, he upheld pr nc ples of fa rness.
He once sa d, “By Allah, f Fat mah the daughter of Muhammad were
to steal, I would cut off her hand”.
Everyone knows about the corrupt on we have n our soc ety when t
comes to the people who have power they don’t act accord ng to
the law for themselves but he was the one who cared for Allah’s law
rrespect ve of the status of the people.
5. Emot onal Intell gence
He used to understand human emot ons and was sens t ve to the
needs and feel ngs of others. He used to approach people w th
empathy, understand ng the r pa n and challenges.
For example: He comforted a young boy who was gr ev ng the loss of
h s pet b rd, show ng h s ab l ty to connect on a personal level even n
small matters.
6. Pat ence and Perseverance
Whosoever ever read about h s l fe knows that there were many
people aga nst h m and he faced personal attacks to phys cal
persecut on.Desp te these challenges, he rema ned pat ent and
steadfast, show ng remarkable perseverance n the face of hardsh p.
7. Empowerment and Delegat on
He was an effect ve delegator and empowered h s compan ons to
take on leadersh p roles. Th s can be understood by read ng the
stor es of h s compan ons.
Prophet Muhammed(SAW) recogn zed the strengths of the people
around h m and gave them respons b l t es based on the r
capab l t es. Th s helped bu ld a strong, capable commun ty of
leaders.
8. V s onary Leadersh p
He had a clear v s on for a just and eth cal soc ety that should be
based on moral and sp r tual values.To make th s poss ble, he
conveyed h s v s on cons stently, nsp r ng h s followers to work
towards creat ng a commun ty based on fa th, just ce, and
compass on.
9. Encouragement of Learn ng and KnowledgeHe encouraged h s
followers to seek knowledge and cont nuously learn, stat ng that t
was obl gatory for every Musl m. Th s emphas s on learn ng
empowered nd v duals and fostered growth n the Musl m
commun ty.
HZ. MUHAMMED (S.A.V)'DEN 9
LİDERLİK TAVSİYESİ
1. Örnek Olmak (Rol Model)
İnsanlara sadece ne yapmaları gerekt ğ n söylemekle kalmadı;
onlara eylemler yle nasıl yaşamaları gerekt ğ n de gösterd . Bu
ona tak pç ler n n güven n ve saygısını kazandırdı.
İster nezaket, ster sabır, ster dürüstlük, ster adalet olsun,
öğret ler n n yaşayan örneğ yd .
Örneğ n; Mekke şehr n kazandıktan sonra güçlü b r l der
olduğunda b le, el emeğ yle çalıştı, yemeğ n paylaştı ve
arkadaşlarına her zaman ulaşılab l r oldu.
2. H zmetkar L derl k
Kend n d ğerler nden üstün görmek yer ne, tıpkı başkaları g b
çalıştı ve başkalarını yönetmek steyen b r l der olmadığını
gösterd . Öncel kl odak noktası topluma h zmet etmek ve onların
refahını sağlamaktı. "B r halkın l der onların h zmetkarıdır" ded .
3. Danışma ve Konsensüs (Şura)
İsteseyd tüm kararları kend başına alab l rd ama durum böyle
değ ld . Öneml konularda ashabıyla st şare eder, Şura ( st şare)
kavramını teşv k ederd .
Konuşma özgürlüğünü ve kolekt f karar almayı teşv k ederd . Bu,
tak pç ler arasında güven oluşturur ve b rl ğ teşv k ederd .
Örneğ n: Hendek Savaşı sırasında ashabından tavs ye aldı ve
Med ne etrafına b r hendek kazma öner s , başarılı b r savunma
stratej s ne yol açan Selman el-Far s 'n n öner s yd .
4. Adalet ve Eş tl k
Herkese, madd veya sosyal statüler ne bakılmaksızın ad l
davrandı ve hatta çatışma durumlarında b le adalet lkeler n
savundu.
B r keres nde, "Allah'a yem n eder m k , Muhammed' n kızı
Fatıma hırsızlık yapsa, el n keser m" dem şt .
Toplumumuzda kt dara sah p olan nsanlar söz konusu
olduğunda ne kadar yolsuz olduğumuzu herkes b l r; onlar kend
başlarına yasaya göre hareket etmezler, ancak o, nsanların
statüsüne bakmaksızın Allah'ın yasasını önemseyen k ş yd .
5. Duygusal Zeka
İnsan duygularını anlardı ve başkalarının ht yaçlarına ve h sler ne
karşı duyarlıydı. İnsanlara empat yle yaklaşır, acılarını ve
zorluklarını anlardı.
Örneğ n: Evc l kuşunu kaybetmen n acısını çeken genç b r
çocuğu rahatlattı ve küçük meselelerde b le k ş sel düzeyde bağ
kurma yeteneğ n gösterd .
6. Sabır ve Az m
Hayatını okuyan herkes, kend s ne karşı b rçok nsanın olduğunu
ve f z ksel zulümden k ş sel saldırılara kadar her şeyle karşı karşıya
kaldığını b l r. Bu zorluklara rağmen sabırlı ve kararlı kaldı ve
zorluklar karşısında olağanüstü b r az m gösterd .
7. Yetk lend rme ve Delege Etme
Etk l b r delege ed c yd ve yoldaşlarına l derl k roller
üstlenmeler ç n güç verd . Bu, yoldaşlarının h kayeler n
okuyarak anlaşılab l r.
Hz. Muhammed (S.A.V.) etrafındak nsanların güçlü yönler n fark
ett ve onlara yetenekler ne göre sorumluluklar verd . Bu, güçlü ve
yetenekl b r l der topluluğu oluşturmaya yardımcı oldu.
8. V zyoner L derl k
Ahlak ve manev değerlere dayalı ad l ve et k b r toplum ç n net
b r v zyona sah pt . Bunu mümkün kılmak ç n v zyonunu tutarlı
b r şek lde lett ve tak pç ler n nanç, adalet ve şefkate dayalı b r
topluluk yaratma yönünde çalışmaya teşv k ett .
9. Öğrenme ve B lg n n Teşv k Tak pç ler n b lg aramaya ve
sürekl öğrenmeye teşv k ett ve bunun her Müslüman ç n
zorunlu olduğunu bel rtt . Öğrenmeye olan bu vurgu, b reyler
güçlend rd ve Müslüman toplumunda büyümey teşv k ett .
23
T Ü R K İ Y E ’ N İ N
A R T A N
İ T İ B A R I
Berkehan TOYOĞLU
Giriş
Türk ye'n n özell kle son yıllarda zled ğ
pol t kalarla, yaptığı faal yetlerle dünya
çapında saygınlığı artmakta. Jeopol t k, s yas
ve asker anlamda zaten rağbet gören
Türk ye'n n dış pol t kadak atılımları sayes nde
hem pol t ka nazarında hem de halklar
nazarında t barı günden güne yüksel şte .
Dünya çapında artan t barımızı en y yansıtan
olaylardan b r bulunduğumuz yıl çer s nde
gerçekleşen Almanya merkezl 61. Mün h
Güvenl k Konferansı ç n yapılan Mün h
Güvenl k Raporu .
Bu rapor kapsamında Almanya, ABD, İng ltere,
Fransa,İtalya,Brez lya,Japonya,Kanada,
H nd stan, Ç n ve Günay Afr ka'da anketler
yapıldı . Anketlere göre Fransa har ç anket
yapılan tüm ülkelerde Türk ye'y "müttef k"
görenler n oranı , "tehd t" olarak görenlerden
fazla çıktı. ABD ve İsra l' n tehd t olarak
görüldüğü sonucunu ortaya çıkaran bu
raporda Türk ye , Güney Kore'den sonra son b r
yılda bakışların en çok olumluya döndüğü 2.
ülke oldu . Ayrıca y ne s yas ve asker
konularda dünya devletler n n b rçoğu
Türk ye'y ortak olarak görmek st yor ve dah
karşılarına almak stem yorlar .
Tetkik: Pakistan
Türkiye - Müslüman halklar
Müslüman halklar nazarında Türk ye'ye bakarsak
Türk ye'n n d ğer Müslüman devletler çer nde en gel şm ş
ve en modern devlet olması; d ğer müslüman devletler n
bazı konularda stratej k ayrılıklara düşülse de yanında yer
alması , özell kle de mazlumların Batı bloku karşısında
yanında yer alması Müslüman halkların güven n
kazanmasını sağlıyor. Müslüman halklarla hal hazırda
Osmanlı'dan kalan der n bağlarımızın da etk s yle Türk ye
hep Müslümanlar ç n güvenl b r l man hal ne gel yor .
L bya ç savaşında gösterd ğ başarılar , Dağlık Karabağ
meseles ndek zafer , Sur ye ve Sudan'da zal m n
karşısında destekled ğ grupların gal b yet elde etmes ,
Mısır ve b rçok ülkede cunta yönet mler ne karşı duruşu ,
Afr ka'da zor durumda olan nsanlara gönderd ğ yardımlar,
Arakan ve Doğu Türk stan'dak zulme karşı çıkması ve
Gazze soykırımına karşı İsra l' n savurduğu tehd tlere
rağmen F l st nl lere verd ğ da m destek le Türk ye; zeng n
ve o kadar da kend n s yon stler n el ne bırakmış bazı İslam
devletler n n aks ne ümmet n çığlıklarına, ümmet n kan
ağlayan hal ne kulak tıkamayıp ses n çıkarmıştır . Bu ses
Amer ka'nın atadığı kralların tahttını sarssada Müslüman
halkların umut ses olmuştur . Bunu Türk ye serbest güreş
m ll takımına katılan F l st nl sporcu Al Aburum la'nın
"Ben m ç n Türk ye le F l st n arasında h çb r fark yok. Türk
bayrağı veya F l st n bayrağını dalgalandırmak ben m ç n
aynı şey." sözler nden de çıkarab l r z .
Müslüman devletlerden b r olan Pak stan le l şk ler m zden bahsetmek
gerek rse : İl şk ler m z Pak stan'ın bağımsız b r devlet olarak kurulduğu 14
Ağustos 1947 tar h nden t baren yakın dostluk ve kardeşl k anlayışı
temel nde şek llenm şt r. Pak stan Müslümanlarının Kurtuluş Savaşımıza
verd ğ destek z h nlerde ayrı b r yer tutmaktadır. Türk ye’n n bağımsızlık
mücadeles ve modern b r devlet kurma başarısı da, Pak stan halkı ç n es n
kaynağı olmuştur.Pak stan’ın kuruluşunun ardından, karşılıklı yüksek düzeyl
z yaretlerle dostluk l şk ler gel şt r l rken, k ülken n doğal afetler g b en zor
zamanlarında b rb rler ne destek olmaları, bu yakın l şk ler n k ülke halkları
arasında g derek daha da güçlenmes n sağlamıştır. İk ülke arasındak
l şk ler 2009 yılında Yüksek Düzeyl İşb rl ğ Konsey olarak hdas ed len, daha
sonra Yüksek Düzeyl Stratej k İşb rl ğ Konsey (YDSK) sev yes ne yükselt len
mekan zmayla, kurumsal b r şley şe kavuşturulmuştur. Türk ye Devlet ,
Pak stan ülkes n n arkasında her konuda durarak Pak stan'dak terör
olaylarına karşı ortak dayanışmada bulunmuştur. Türk ye, Pak stan'ı
uluslararası sorunlarda sürekl desteklemekted r.
25
TÜRKİYE - AFRİKA
B lhassa Afr ka halklarını ayrı b r pencerede ele almak
gerek rse: Afr ka halklarında uzun yıllardır Türk ye'ye
karşı yoğun b r sevg sel var . Hem d n hem tar h
bağlarımız hem de onların Avrupa devletler
tarafından sömürgeleşt r lmeler ne karşı duruşumuz
ve Avrupalı devletler n alternat f olarak Avrupalıların
aks ne onlara ortak çıkar kapsamında kardeşçe
yaklaşımımız, onların Türk ye'ye olan yoğun lg s n
arttırıyor. Türk ye Afr kalıların da çıkarına paralel
olacak şek lde muhtel f açılımlarda bulunuyor ve
yatırımlar yapıyor . Orada hastaneler açıyor , cam ler
açıyor , okullar kuruyor ; kıyafet ,y yecek- çecek ve
temel ht yaçların karşılanması adına yardımlar
düzenl yor. Johannesburg Ün vers tes Afr ka
D plomas s ve Dış Pol t ka Araştırma Merkez (SARCHI)
araştırma görevl s Ebrah m Sand lle; Türk ye'n n
Afr ka'dak güven l rl ğ nden ve Türk ye'ye sevg s nden
bahsederek, " Türkler b zler ç n b rl kte kolaylıkla ş
yapab leceğ m z güven l r ve eş t ortak konumunda ."
sözüyle Türk ye'ye olan güvene temas ed yor.
Gelişen Savunma Sanayi
Türk ye İHA ve SİHA üret m nde ve satışında öneml
gel şmeler yaşamıştır . SİHA satışında dünya
pazarının %65' n el nde bulunduran Türk ye bu
konuda yılların otor teler n dev rm şt r. Kal tel mal
üret p ABD ve İsra l g b SİHA satışı yapan ülkeler n
aks ne daha ucuz b r f yata satış yaparak Türk
SİHA'larının SİHA'ların kaleşn kofu lakabını almasını
sağlamıştır. İmkanları dar ama asker gücünü
büyütmek steyen devletler ç n Türk SİHA'ları umut
ışığı olmuştur . Özell kle Rusya- Ukrayna savaşında
Türk SİHA'larının etk s yoğun b r şek lde
görülmüştür . Bunların har c nde Türk ye karada
Kobra , K rp , Pars g b zırhlı araç ve tanklarıyla;
den zde Barbaros, Yavuz , Hızır Re s , P r Re s g b
fırkateyn ve den zaltılarıyla ; havada Kaan , Anka,
Hürkuş g b muhar p uçakları ve eğ t m uçaklarıyla
m ll savunma sanay s n gel şt rmeye devam ed yor.
Tetkik: Somali
Afr ka devletler nden b r olan Somal le olan
l şk m zden söz etmek gerek rse: Türk ye Somal
le 2010 yılından bu yana anlaşmaları sürekl
tazeleyerek asker anlaşmalar le Somal
ordusunu eğ t yor . Somal ordusunun Eş-Şebab
terör örgütüne karşı ayakta kalab lmes ve
d reneb lmes ç n saha eğ t mler ver yor . Türk
S lahlı Kuvvetler 2017 yılında bu eğ t mler
vereb lmek amacıyla TURKSOM Askerî Eğ t m
Üssü'nü kurdu. Burası Türk ye'n n yurt dışındak
en büyük asker üssüdür. Türk ye, 8 Şubat 2024
tar h nde mzalanan Türk ye le Somal arasında
Savunma ve Ekonom k İş B rl ğ Çerçeve
Anlaşması gereğ nce Somal sularının
güvenl ğ n önümüzdek 10 yıl boyunca
koruyacak. Bu Türk ye'n n Aden Körfez 'nde söz
hakkına sah p olması demekt r . Son olarak
Türk ye Somal 'y aralarında kr z bulunan
komşusu Et yopya le barıştırarak Afr ka'dak
etk s n gözler önüne sunmuştur.
Türkiye - Amerika ve Rusya
Amer ka ve Rusya le l şk ler nde Türk ye , denge
s yaset yle k tarafla da l şk ler n korumuştur.
Ortadoğu , Akden z ve Karaden z adına
vazgeç lemez b r aktör olan Türk ye ; bütün
yaftalara rağmen k taraf ç nde adeta mecbur
b r dosttur . Bunun en y örneğ Ağustos 2024'de
Rusya le ABD, Almanya, Polonya, Slovenya,
Norveç arasında gerçekleşen suçlu takas
şlem n n MİT gözet m nde Ankara'da
yapılmasıdır. Bu Türk ye'n n ortaklık konusunda
güven l rl ğ n n sorgulandığı tartışmalara son
veren büyük b r olaydır . Y ne Türk ye'n n Sur ye'de
kend sınır güvenl ğ ve Sur ye'dek mazlumlar ç n
Esed' n zulmünü b t rmek adına gösterm ş
olduğu başarı ve zafer , Türk ye'n n bölgede nasıl
etk n b r güç olduğunu göstermekted r . Sur ye'de
söz hakkına sah p Rusya ve ABD g b devletler n
se bunu görmes Türk ye adına b r gal b yett r.
26
TÜRKİYE - AVRUPA BİRLİĞİ
Türk ye'n n Avrupa le l şk ler nde se büyük
gel şmeler yaşanmaktadır. Avrupa yıllardır
Türk ye'y hak r görmekte ve Avrupa
B rl ğ 'n n kapısında bekletmekted r. Ancak
Türk ye gün geçt kçe daha da artan asker ve
sanay gücüyle , stratej k önem yle Ukrayna
meseles nde Amer ka Başkanı Trump
tarafından yalnız bırakılmış ve aşağılanmış
Avrupa'nın kend s ne muhtaç olduğunu
kanıtlamıştır . Avrupa Konsey Dönem
Başkanı ve Polonya'nın Başbakanı Donald
Tusk , "Türk ye'n n Avrupa B rl ğ üyel k
sürec n n artık gerçekç ve elde tutulur b r
süreç olmasını temenn ed yoruz." d yerek
Türk ye'n n yadsınamaz önem ne d kkat
çekm ş ve adeta Avrupa'nın artık Türk ye'ye
muhtaç olduğunu t rafta bulunmuştur.
Türkiye - Diğer Türk Devletleri
Türk Devletleri Teşkilatı'nda ortaklarımız olan ayrı
ayrı devletler olsada her birimizin aynı milletten
olduğumuz Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan,
Özbekistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ( Yavru
Vatan)ve Türkmenistan gibi kardeş devletlerle
olan ilişkimizden söz dahi etmiyorum. Birçok
alanda ( ekonomik , askeri ,siyasi , ...) ortak
çalışma yürüttüğümüz bu devletler ile bağımız
ebedidir. Yakın zamanlarda ortak alfabe ve para
birimi oluşturulması gibi çalışmalarda devam
etmektedir.
SONUÇ
Kısacası daha burada bahsedemeyeceğim kadar Türkiye'nin her geçen gün itibarı
artmaktadır . Eğerki dünyaca ünlü gazete ve dergilerdeki Türkiye'ye yapılmış
övgüleri, Arap ve diğer İslam ülkelerindeki ünlü medya organlarında Türkiye için
methiye dolu yazıları ve sözleri buralara koyacak olsaydım dergide sadece benim
yazım olurdu . Devletimizi sevelim . Devletimiz 3 asır boyunca dünyada üstün güç
olmuş , kafire aman göstermemiş Osmanlı'nın devamıdır. Osmanlı ceddimiz , Türkiye
ise mevcut devletimizdir. Ceddimizin zor imkanlarda başardıklarını biz neden
başaramayalım ! Onlardan aldığımız tarih şuuru ile her daim ileri bakmalı , gelişmek
ve her alanda büyümek için elimizden geleni sarf etmeliyiz . Türkiye'nin bu gidişatı
gösteriyor ki Allah kaderi lehimize çeviriyor. Ama ne kaderi ne gaybı biz bilebiliriz.
Yazan bilir . Bize düşen bu akıp gitmekte olan kaderin neresinde yer alacağımızdır.
Allah'ın izzet giydirdiği, yücelttiği , razı olduğu tarafta mı ? Yoksa günün birinde veya
günlerin bitiminde elbetteki zevale uğrayacak tarafta mı ? Allah sonumuzu
hayreylesin . Devletimize , milletimize zeval vermesin .
27
FİLİSTİN: BİR MİLLETİN DİRENİŞİ, BİR ÜMMETİN İMTİHANI
Bugün F l st n’de yaşananlar, sadece b r coğrafyanın değ l, bütün
nsanlığın v cdanını der nden yaralayan b r zulümdür. Özell kle halkın
hedef alındığı, kadınların, masum çocukların, kundaktak bebekler n
katled ld ğ ; cam ler n, hastaneler n ve evler n acımasızca yıkıldığı ve
temel nsan hakların ayaklar altına alındığı bu süreçte sess z kalmak,
zulme ortak olmak demekt r. Gazze'de yaşanan şgal, abluka ve
soykırım, dünyanın gözü önünde b r m llet n yok ed lmek stend ğ n
açıkça ortaya koymaktadır.
Bu noktada her b r m z n sorumluluğu büyüktür. Her b r terc h m z, her
yaptığımız alışver ş, zled ğ m z çer k veya destekled ğ m z marka b z m
zal m n yanında olup olmamamızı bel rler. F l st n ç n dua etmen n
yanında, onların bu haklı d ren şler ç n madd ve manev yardımda
bulunmak da b zler ç n b r görevd r.
BOYKOT: SADAKATİN VE DİRENİŞİ SEMBOLÜ
Günümüzde b r ürün satın almak, b r platforma abone olmak ya da b r
markayı desteklemek, göründüğü kadar bas t b r tüket m terc h değ ld r.
Bu terc hler m z — ster b l nçl ster b l nçs z olsun — bazen b r zulme
ortak olmamıza, bazen de adalet n safında yer almamıza sebep olab l yor.
İşte tam da bu yüzden boykot, haksızlıklara karşı en güçlü duruşlardan
b r olarak karşımıza çıkıyor. Yalnızca b r protesto değ l; b l nçl b r
davranış, zulme ve zal me karşı net b r duruş anlamına gel yor.
TARİH BOYUNCA BOYKOTUN GÜCÜ
Boykot, yalnızca ekonom k b r tepk değ l; tar h boyunca
büyük değ ş mler n f t l n ateşleyen güçlü b r hareket
olmuştur. Örneğ n, Peygamber m z (sav) dönem nde
Müslümanlara karşı uygulanan ambargoya karşı sahabeler n
gösterd ğ sabırlı d ren ş, İslam’ın yayılmasında öneml b r rol
oynamıştır. Güney Afr ka’da aparthe d rej m ne karşı yapılan
boykotlar, ırkçılığın sona ermes ne katkı sağlamış;
H nd stan’da Mahatma Gandh ’n n İng l z mallarına karşı
başlattığı boykot se bağımsızlık mücadeles n n en kr t k
adımlarından b r olmuştur. Tüm bu örnekler, boykotun
yalnızca ekonom k b r araç değ l, aynı zamanda zulme karşı
b r meydan okuma olduğunu kanıtlamaktadır.
28
BOYKOT YALNIZCA ALIŞVERİŞ YAPMAMAK MIDIR ?
Boykot, yalnızca b r ürünü satın almamakla sınırlı değ ld r. Aynı zamanda b r b l nç
oluşturma ve farkındalık kazanma mücadeles d r. Yan yalnızca b r şeylerden uzak
durmak değ l, zulmü açığa çıkarmak, nsanları b l nçlend rmek ve adalet sağlanana
kadar çaba göstermekt r. Boykot, madd yatın ötes nde; aklımız ve v cdanımızla
hareket etmekt r.
B r Müslüman olarak, İslam’a ve nsanlığa zarar veren k ş , kurum ve s stemler
desteklememek; boykot b l nc yle hareket etmek hep m z n sorumluluğudur.
F l st n’dek zulme destek veren, zulme ortak olan markaları, şahısları ve kurumları
terc h etmemek; İslam’a ve Müslümanlara düşmanca yaklaşan medya kuruluşlarını
zlememek; İslam değerlere aykırı çer kler üreten sanatçılara pr m vermemek de
boykotun çok öneml b r parçasıdır.
BENİM BOYKOT ETMEM NEYİ DEĞİŞTİRİR?
Ufak b r kıvılcım, kocaman b r ormanı yakıp kül edeb l r. En küçük
hareket b le büyük değ ş mler n öncüsü olab l r. Hz. İbrah m (as)
ateşe atılacağı zaman, b r karınca ateş söndürmek ç n ağzında su
taşır. Karıncaya, “Sen n taşıdığın suyla ne olur?” ded kler nde, karınca
şu cevabı ver r: “Ben safımı bell ed yorum.” İşte boykot da budur: B r
duruş serg lemek, tarafını bell etmek, adalet n yanında yer almaktır.
Unutmayalım k Müslüman olmak, her zaman adalet n ve hakkın
yanında yer almayı gerekt r r. Hz. Al ’n n ded ğ g b : “Zulüm k
türlüdür; b r zulmeder, d ğer zulme rıza göster r. İk s de zal md r.” O
hâlde zulme destek vermek yalnızca k ş sel b r terc h değ l, aynı
zamanda b r man meseles d r.
BOYKOT YALNIZCA BİR REDDİYE DEĞİL, BİR DİRENİŞ SEMBOLÜ
Boykot, yalnızca b r ürünü satın almamakla sınırlı değ ld r. B lg y
paylaşmak, nsanları b l nçlend rmek ve zulme karşı her alanda
mücadele etmek de boykotun b r parçasıdır. Ümmet b l nc yle
hareket eden b reyler olarak boykotu b r tavır, b r duruş ve b r
sorumluluk olarak görmel y z.
Unutmayalım k boykot sadece sess z b r d ren ş değ ld r; adalet n
yanında yer alanların yükseltt ğ b r bayraktır!
29
Ahmet Hüday AYDIN
B r Çeçen Aslanı:
CEVHER DUDAYEV
Cevher Dudayev, 1944 senes n n lk günler nde Çeçen stan’ın Yalho köyünde doğdu. Şu an dünyanın b rçok yer nde
b nlerce çocuğun gördüğü dünyanın kötü yüzüyle o da henüz bebekken karşılaştı. Tar h n gördüğü en vahş
sürgünlerden b r le henüz kundakta ken tanışacaktı. 500 b n nsanla b rl kte Kazak stan’a sürgün g tt . Sadece yollarda
b nlerce nsanın hayatını kaybett ğ sürgünde Dudayev , Allah’ın takd r gereğ hayatta kaldı. O takd r k , gelecekte onu
gelm ş geçm ş en büyük l derlerden b r olarak b ze tanıtacak ve şanlı b r şeh tl k nas p edecekt
Çocukluk yılları Kazak stan’ın Ç mkent şehr nde geçen Dudayev, büyük b r kıtlık ve yokluk hayatı yaşadı. Zor zamanlar
sağlam damlar yet şt r rd . Böyles ne ağır hayat şartları altındayken annes n n anlatmaktan bıkmadığı Çeçen stan
h kâyeler le büyüdü. Kısm b r cah l ye devr n n yaşandığı b r dönemde , a les sayes nde manev b r atmosferde y b r
Müslüman olarak yet şt r ld . 1957 yılında Çeçen stan’a ger dönüş zn çıktığında Dudayev a les de vatanına ger döndü.
Kesk n bıçak olmak ç n çok çek ç yemek gerek yordu. Zek b r öğrenc olan Cevher Dudayev, Tambov Hava Harp
Okulu’na g rmey başardı. 1966 yılında Uzun Mesafe Uçak P lotluğu ve Mühend sl ğ Okulu’nu, devamında da Gagar n
Hava Harp Akadem s ’n b t rd . Daha sonra da Alla Dudayeva le hayatını b rleşt rd .
1989 yılında Glasnost ve Perestroyka pol t kaları, tar h n en karanlık rej m komün zm n sonunu get r rken, Dudayev
tuğgeneral olarak Estonya’da bulunuyordu. Bağımsızlık rüzgârlarının est ğ Estonya ve d ğer Baltık ülkeler ndek
syanları zor kullanarak bastırması stend ğ nde, “Toprağı ç n, vatanı ç n mücadele eden nsanlara asla bomba atmam!”
d yerek kend s ne ver len emr reddett . Şecaat, Müslüman b r l der n ş arıdır. Dudayev bu olaydan sonra Estonya’da
kahraman, Rus ordusunda se “As General” olarak anılmaya başlandı.
Bu sıralarda Çeçen stan da b r özgürlük ateş ne şah t olmaktaydı. Yandarb yev ve arkadaşları Çeçen stan’ı
bağımsızlığına kavuşturmak ç n çoktan organ ze olmuşlar ve mücadeleye başlamışlardı. Dudayev de olan b ten n
farkındaydı. Estonya kr z sonrasında Rus ordusunun stenmeyen adam lan ett ğ Dudayev, Yandarb yev’ n davet
üzer ne st fa ett ve vatanı Çeçen stan’a döndü. 1990 yılında toplanan Halk Mecl s ’n n başkanlığını yaptı. 6 Eylül 1991
tar h nde bağımsızlık kararı alınınca, aday olarak g rd ğ başkanlık seç mler nden oyların %85’ n alarak gal p çıktı ve
Çeçen stan devlet başkanı oldu. Bugün olduğu g b o gününde en öneml meseles İslam b rl ğ yd . Dudayev’ n de en
büyük hayaller nden b r de Kafkasya halklarının b rl ğ d . 1992 yılında başlayan Abhazya Savaşı’na Şam l Basayev
komutasında Çeçen savaşçıları gönder p Kafkas Halkları Konfederasyonu’na destek verd .
Moskova, Kafkasya’nın kalb nde gel şen bu olayları h ç de y b r gözle tak p etm yordu. Dudayev, Çeçen halkının artık
yola Rusya’dan ayrılarak devam edeceğ n söylüyor ve Kafkasya b rl ğ nden bahsedenlere destek oluyordu. Oysak
Moskova’nın Kafkasya’yı kaybetmeye tahammülü yoktu.
Malcolm’un da ded ğ g b :”Eğer uğrunda ölmeye hazır değ lsen z özgürlük kel mes n lügat n zden çıkarın.” Dudayev
de savaşa kefen yle g den mücah tlerdend .Savaş çanları çalmaya başladığında, Dudayev Rusya le görüşme yolları
aradı. Hatta Tatar stan’ın b raz üstünde b r statüde bağımsızlık karşılığında, Rusya Federasyonu’nda kalmak b le
tartışıldı. Dudayev sonuna kadar savaşın karşısında olsa da Moskova, “As General” n yola get r lmes ne karar verm şt .
Önce çer den ha nler organ ze ed lerek bağımsızlık engellenmek stend ama başarılı olunamadı. Z ra Dudayev ve
arkadaşlarının yaktığı ateş Çeçen stan’ı çoktan kavurmaya başlamıştı, devamında se tüm Kafkasya’yı saracağı kes nd .
Bu dönemde Rusya adalet bakanı olan Çerkes kökenl Kalmuk Yura -bu karar alındığı anda görev nden st fa etm şt r.
Moskova’nın savaşa karar verd ğ n yakın b r dostuna şu sözlerle anlatıyordu: “Güvenl k Konsey , bu savaşın başlatılması
yönünde b r karar aldı. Bunun dönüşü yok artık. Konsey üyeler , ç pol t kada b r takım dengeler oturtab lmek ç n
Rusya’nın kazanab leceğ küçük b r savaşa g rmes n n gerekl olduğu düşünces nde hemf k rler. Alınan bu karar gereğ
de Rus ordusu Çeçen stan’a g recek.”
11 Aralık 1994 günü Rusya -sadece k saatte almak kaydı le- Çeçen stan’a saldırdığında, Dudayev çok y tanıdığı Rus
ordusuna asla unutamayacağı b r d ren şle cevap verd . “Son Çeçen canını vermeden Ruslar asla Çeçen stan’ı
alamazlar!” d yerek c had
lan ett . “B z öldüreb l r, ezeb l r, üstümüzde tanklarla dans edeb l r, vücudumuzu
parçalayab l rler... Fakat özgürlük ve bağımsızlık ruhumuzu asla yok edemezler...”
Dudayev 21 N san 1996 günü uydu telefonu le b r Duma m lletvek l le görüşürken güdümlü b r füze saldırısı
sonucunda şeh t ed ld . O da ölümsüzlük davasının bedel n hayatıyla ödeyenler arasına g rm şt . Çok önceler söyled ğ ,
“Şeh tl ğe tal b m. Şeh tl ğ büyük b r rütbe ve makam olarak kabul ed yorum. Ülkem n bağımsızlığı ve halkımın
hürr yet ç n ölene kadar savaşmaya hazırım!” sözü le man dolu kalb n çoktan fşa etm şt . İlk olarak ABD tarafından
doğrulanan su kast onun şehadet yle Çeçen stan’da her şey n b tt ğ şekl nde lanse ed ld . Oysak hak le batılın savaşı
kıyamete kadar sürecek, bu yolda şeh tler de b tmeyecek cesetler de… Dudayev sözde hür dünya devletler n n h çb r
zaman anlayamayacağı b r gerçeğ halkına anlatmıştı. Çeçenler büyük şeh tler n n z nde, k yıl süren savaş sonucunda,
Rusları yend ler. Moskova’nın bu “küçük savaşı”nda Çeçen stan 150 b n nsanını şeh t verd .
Dudayev gerçek b r l derd ; asla para, makam, mevk g b şeylere meyl olmadı. Savaş süres nce kend s ne yapılan yüklü
m ktarda para, ülkeden çıkışının ve can güvenl ğ n n sağlanması g b tekl fler h çb r zaman kabul etmed . O sadece
Allah’a güvend . Sırtını halkına dayadı. Basın mensuplarının savaş önces nde sorduğu “Kaç general n z var?” sorusuna
“Her Çeçen b r generald r, ben sadece m lyon b r nc y m.” d yecek kadar alçak gönüllü d . Bağımsızlık lanının ardından
tanınma ç n başvurduğu devletlerden olumsuz yanıt aldığında verd ğ cevap bu mücadelen n aslında temel taşı d :
“B z tanımazsanız b z de s z tanımayız!”
Çeçen stan büyük l der n h çb r zaman unutmadı. Bağımsızlık savaşında 300 b n Çeçen şeh t ed ld , b nlerces hâlâ
sürgünde. Dünya onları unutsa da onlar l derler n asla unutmadılar. Kutlu mücadeleler devam ed yor. Savaş neden bu
kadar uzun zamandır sürdü dersen z, y ne onun ağzından cevap vermek gerek r, “100 yıl köle olarak yaşamaktansa b r
gün şerefl ve başı d k durmayı terc h eder m...” Örnek Müslüman duruşu ve b r mücah t portres ç zen Dudayev,
kıyamete kadar sadece Çeçenlere değ l bütün Müslümanlara b r örnek teşk l edecekt r.
31
Şehit Lider :
Muhsin YAZICIOĞLU
Erdem ÖZTÜRK
Onun s yas görüşüne katılmayanların b le saygıyla bahsett ğ , "Muhs n Başkan" d ye h tap ett ğ ,
sevmeseler de hakkında kötü b r şey söyleyemed kler büyük l der, Muhs n Başkan...
Muhs n Başkan, S vas’ın Şarkışla lçes nde ç ftç b r a len n çocuğu olarak dünyaya geld . İlk ve orta
öğren m n Şarkışla’da tamamladı. Ardından Ankara Ün vers tes Veter nerl k Fakültes ’nden
mezun oldu. Muhs n Başkan, daha Şarkışla’da ken ülkücü harekete katılmaya başlamıştı.
Ankara'ya ün vers te okumaya geld ğ nde se Ülkü Ocakları’nda görevler almaya başladı. L der
ruhlu b r k ş l ğe sah p olduğundan dolayı, hemen Ülkü Ocakları Başkan Yardımcılığı'na ve oradan
da Ülkü Ocakları Başkanlığı’na seç ld .
12 Eylül darbes nde, Bahçel evler ve Maraş Katl amı’yla suçlanarak 7 buçuk yıl cezaev ne atıldı. Bu
7 buçuk yılın 5 buçuk yılını Mamak’ta tek k ş l k hücrede geç rd . Bu dönemde hücres n
Medresey Yusuf ye'ye dönüştürerek kend n Kur'an’a ve namaza adadı. Bu 7 buçuk yıl boyunca
akıl almaz zulümlerle karşılaştı. Hap shanede, kend s g b kalan d ğer mahkûmlara, Kur'an’ı ve
peygamber öğrenmeler konusunda çağrıda bulundu. B rçok ülkücü, Muhs n Başkanlarının
çağrısına kulak vererek Kur'an’ı öğrend ve namaza başladı. O, bu dönemde hep Allah'ı düşündü;
tıpkı ş r nde bahsett ğ g b :
Huzur dolu ç mde
Ben sonsuzluğu düşünüyorum
Ey sonsuzluğun sah b , sana ulaşmak st yorum.
Muhs n Başkan hap shaneden çıktığında, herkes onun yıllarının boşa g tt ğ n düşünürken, o
aslında bu yılların onu daha da olgunlaştırdığını düşünüyordu. Hap shaneden çıktığında, davasını
bırakmamıştı. Onun davası hâlâ Türk-İslam davasıydı. "B r el m zde Kur'an, b r el m zde b lg sayar"
d yerek m t ngler ne devam ett . Daha sonra kend part s olan BBP’y kurdu, ancak part s ne fazla
rağbet olmadı. Herkes, Muhs n Başkan’ın hata yaptığını, bu yüzden MHP’den ayrıldığını
düşünüyordu. K mse, Türkeş’ n haksız olduğunu düşünmüyordu. O y ne de bıkmadan, yılmadan,
yorulmadan devam ett . "B r gence vatan sevg s n aşılarsam, b r gence yen b r deal
oluşturursam, b r genc doğru yola let rsem" düşünces yle hareket ett .
Y ne b r gün, part s n n Kahramanmaraş m t ng nde yan son konuşmasında şöyle ded :
"Hayaller m z vardı hep m z n, neyd o hayaller m z: Devlet n ve m llet n bölünmez bütünlüğünü
koruyarak, ecdadımızın b ze emanet ett ğ bu topraklar üzer nde, vatan toprağı üzer nde
doğulusu, batılısı, kuzeyl s , güneyl s , karaden zl s de, akden zl s de hep m z ezanımızla,
bayrağımızla, özgür yaşamayı sağlamak, aramızdak her türlü f tney fesadı ortadan kaldırmaktı.
Ve net cede emek veren emeğ n alsın, çalışan karşılığını bulsun, Üreten n ürett ğ n n karşılığı
ver ls n, n met kullananlar külfete de katlansın, külfete katlanananlar b raz da n mete
ulaşab ls nler. HEP ŞEHİT OLUNCA ALKIŞLANAN SONRA UNUTULAN ANADOLU İNSANI da
devlet n kapısında adam muhameles görsün."
Buradan Yozgat’a g tmek ç n tekrar b nd ğ hel kopter, Keş Dağı etekler nde b l nmeyen b r
sebeple düştü. Kaza sonrası hel kopterde bulunan İHA muhab r İsma l Güneş, 112’y arayarak,
kend s n n bacağının kırık olduğunu, Erhan Üstündağ’ın nled ğ n , Yüksel Yancı ve Murat
Üstündağ’dan ses gelmed ğ n , Muhs n Yazıcıoğlu’nu se göremed ğ n açıklamıştır. Bu, İsma l
Güneş’ n son konuşması oldu. Kazadan sonra yapılan aramalar, kazanın bulunduğu bölgeden 105
km uzaklıkta yapıldı. Ne h kmetse, her türlü teknoloj y "şöyle kullanıyorum, böyle kullanıyorum"
d yen b r devlet, b r hel kopter kazasını bulamadı. Ve Muhs n Başkan, Keş Dağı etekler nde,
Mamak z ndanlarında yazdığı g b üşüyerek şeh t oldu.
Durun, kapanmayın pencereler m
Güneş m kapatmayın
Beton çok soğuk, üşüyorum. 32
İ K T İ B A S
K Ö Ş E S İ
Bazen b r sözün, b r cümlen n hayatınıza bu kadar etk s n n olacağını düşünmezs n z
değ l m ? H ç düşünmed ğ m z b r anda b r söz çıkar ve hayatımızı değ şt r r. Herkes b r
şeyler söyler, tab k k m n söyled ğ öneml d r fakat k m n söyled ğ nden çok nasıl, hang
durumlarda, hang zamanda söylend ğ d r. Sözün der n ne nmem z gerek r, sözü
kend m ze nakış nakış şlemem z lazım k hayata daha anlamlı bakab lel m. İşte b z de
burada ş md bazı sözler n der n ne neceğ z ve k m b l r belk bazılarımızın hayatını bu
sözler değ şt r r ve hayata daha farklı bakmamızı sağlar.
Ş md b l yoruz k günümüzde b r çok söz söylen yor, yazılıyor, ç z l yor heps n n b r
manası vardır tab k ama bazı sözler anlamak ç n o sözün ç ne g rmek gerek r. İlk olarak
tam b r dava adamı ve saygıdeğer b r edeb yatçı olan Üstâd Nec p Fazıl Kısakürek' n
sözüne temas edel m. Dava adamı dem şken "Dava nsanı olmayan, nsan değ ld r."
sözüne bakalım. Öncel kle Nec p Fazıl, hayatını bu anlayışla yaşamış b r nsan olarak
bunu eserler ne de yansıtmıştır. Bu sözü özell kle gençlere h tap ederken, hayatlarını b r
hedef ve anlam doğrultusunda yaşamaları gerekt ğ n anlatmıştır. Onun ç n dava;
yalnızca f k r değ l, aynı zamanda nsanın varoluşunu anlamlandıran b r unsurdur.
Böylece nsan sıradanlıktan çıkarak kend n gel şt reb l r ve gerçek b r k ml k kazanab l r.
Nec p Fazıl'dan bahsett kten sonra b r d ğer ünlü şa r Seza Karakoç'un "B r davaya baş
koyan, o davanın adamı olur. Dava adamı, menfaat peş nde koşmaz." sözüne bakalım.
Burada anlatılmak stenen k ş kend çıkarlarını davasından önde görürse o k ş dava
adamı değ ld r. Dava adamı olmak; her türlü fedakarlığı yapan, gerekt ğ nde her türlü
zahmet çeken ve en öneml s kend çıkarlarını arka planda tutan nsanlardan oluşur.
Seza Karakoç yaşadığı sürece h çb r zaman davasından vazgeçmed , her zaman
davasının arkasında durdu ve eserler yle ve f k rler yle bu düşüncey yaymaya devam ett .
Ş md dava den ld ğ nde akla lk gelen s mlerden b r olan rahmetl Muhs n
Yazıcıoğlu'nun sözler ne bakalım. "İnanmadığım yolda m lyonlarla yürüyeceğ me,
nandığım yolda tek başıma yürürüm. Dava adamı olmak demek, her türlü baskıya,
zulme, ft raya rağmen yürüdüğün yolda sapmamaktır. " d yor Muhs n Yazıcıoğlu. Bu söz;
onun dava adamı k ml ğ n ,prens pler nden ödün vermeyen b r l der olduğunu,
nançlarına olan bağlılığını göster yor. Gerçekten bu m llet ç n çok değerl b r şahs yett .
Kıymetl Muhs n Yazıcıoğlu'nu rahmetle anıyoruz. Mekanı cennet olsun.
Herkesten bahsed p de ondan bahsetmezsek olmaz: Prof. Dr. Necmett n Erbakan. "B z
nandığımız davaya koşarak g der z koşarak g demezsek yürüyerek g der z yürüyerek
g demezsek sürünerek g der z." d yor Necmett n Erbakan. Bu söz, Necmett n Erbakan’ın
nanç ve davaya olan bağlılığını s mgeleyen b r faded r. Bu sözüyle, zorluklar ne olursa
olsun, nandığı yolda lerlemen n önem n ve her şart altında mücadelen n devam etmes
gerekt ğ n vurgulamıştır.
Sonuç olarak, bu sözlere ve bu sözler söyleyen şahs yetlere bakarsak heps n n b r gayes
var ve heps n n gayes b rb r ne çok yakın heps de nancına bağlılığını ve şartlar ne
olursa olsun davadan vazgeçmemek gerekt ğ n vurguluyor. Ama şu anda çoğumuz
amaçsız b r şek lde dolanıyoruz. Oysa amaçsız başı boş toplum sürüden farksızdır. Dava
sah b olmak yürek ster, özgüven ster. Herkes n kend nce b r davası olması umuduyla.
Allaha emanet olun. 33
Yedi Tepede
Mert Eren Karakoç
Son Yedi Gün
"Zatı şahaneler ne arz eder m k , bu tarafta benden başka herkes tt hatçıdır."
1908 yılında 2. Abdülham t Han'ın, İtt hat ve Terakk 'n n Rumel 'dek genel durumunu
sordurduğunda H lm Paşa'nın verd ğ cevap bu olmuştu.
B r devr n sonuna gel nm şt . 31 Mart Vakası'ndan sonra, 27 N san 1909 tar h nde Vel aht
Reşat Efend , Hareket Ordusu'nun İstanbul'a g r ş n n Fat h' n İstanbul'a g r ş yle alaka
kurulması neden yle Mehmet sm n alarak, 5. Mehmet sm yle hem İslam Hal fes hem
de Osmanlı Pad şahı olmuştu. Mehmet Reşat Han; k ş l k sah b , kültürlü ve derv ş b r
nsandı. Fakat ne yazık k saltanatında İtt hat ve Terakk 'n n devlet ç ndek darey ele
geç rmes n engelleyeb lecek güce sah p olmayan, çares z b r pad şahtı.
Haberim yoktu olup bitmiş işlerden
Mesneviler okuyordum oturup ezberden
Bir de baktım ki haber geldi bizim Enver'den:
"Savlet etmişti düşman Çanakkale’ye bahr ü berden,
Ehl-i İslam’ın iki hasmı kavîsi birden."
Her devlet n b r ömrü vardır; aynı nsan g b doğar, büyür ve ölürler. Osmanlı Devlet de
ömrünün son demler ne gelm şt artık. Başımızda leş kargası g b dolaşan Avrupalı
devletler, b ze "Hasta Adam" d yorlardı. Devlet m z n vaz yet böyleyken dünya se b r
kazan g b kaynıyordu. Sanay Devr m 'yle hammadde ve nsan gücü açığı oluşunca
Avrupalı devletler sömürgec l k arayışına g rd ler. Bu hazırlıkların heps çok büyük b r
harb n ayak sesler yd ; hem de eş benzer ne h ç rastlanmamış, dünya üzer nde h ç
görülmem ş büyüklükte b r harb n.
Sömürgec l k yarışında ger de kalan İtalya se Afr ka'da kalan son toprağımız olan
Trablusgarp'a gözünü d kt . Tar hler 29 Eylül 1911’ gösterd ğ nde Osmanlı Devlet 'ne
savaş lan ett ; Trablusgarp ve çevres n havadan ve den zden bombaladı. İlerleyen
tar hlerde se karaya asker çıkardı. Osmanlı Devlet 'n n bulunduğu ahval çer s nde
mukavemet etmes zordu. Ayrıca Trablusgarp le kara sınırımızın olmaması, pay tahta
çok uzak olması ve Akden z' n İtalyan donanması kontrolünde olması o bölgeye asker
gönder lmes n mkânsız kılmıştı. Bütün bu gel şmeler n üzer ne, Osmanlı Mecl s 'nden
de mukavemet ed lmeme kararı çıkmasıyla beraber tek b r yol kalıyordu: O da b rkaç
gönüllü vatansever subayın g zl b r şek lde Trablusgarp'a geç p yerel halkı
örgütlemes yd . Subaylar Trablusgarp'a, İng l z kontrolünde olan Mısır üzer nden s v l b r
şek lde, sahte k ml k ve pasaportlarla geçt ler. Trablusgarp'a d ren ş ç n g den subaylar;
Yüzbaşı Mustafa Kemal Bey, B nbaşı Enver Bey, Yüzbaşı Nur Bey, Yüzbaşı Feth Beylerd .
Özell kle Enver Bey, hanedan damadı olması neden yle gen ş b r destekç k tles
bulmuştu. Mustafa Kemal Bey ve Feth Bey, d ren ş Derne ve Tobruk'tan; Enver Bey se
B ngaz ’den, yerel halkı örgütleyerek başlattılar. Başarılı b r d ren ş sonucunda İtalyanlar
Trablusgarp’ın ç bölgeler ne g remed . Bunun sonucunda se Osmanlı Devlet 'n zor
durumda bırakmak ç n Çanakkale Boğazı'nı bombaladılar ve Ege'dek adalara asker
çıkardılar. Tüm bunların üzer ne b r de Balkan Savaşı patlak ver nce, Devlet m z savaşı
sürdüremez b r duruma gelm ş; 18 Ek m 1912 tar h nde, İsv çre'n n Uş kent nde yapılan
anlaşmayla Trablusgarp’ı İtalyanlara bırakmıştı.
35
Pastanın d l mler paylaşılmaya devam ed yor, Osmanlı Devlet 'n n yıkılması ç n son rötuşlar vuruluyordu. Hükûmet
se Balkanlar'da Osmanlı’ya karşı b r tt fak tehl kes görmüyordu. 3 Temmuz 1911’de İtt hat ve Terakk tar h n n en
büyük hatalarından b r n yaparak K l seler Kanunu çıkardı ve böylece Balkan tt fakının önü açılmış oldu. Balkan
Savaşları başlamadan önce o bölgede Osmanlı’ya karşı b r tehl ke görülmed ğ ç n, Balkanlar'da konuşlandırılmış,
tal ml 70 b n c varı asker terh s ed ld . Bu sırada Osmanlı Devlet 'n n ç s yaset ndek karışıklık; İtt hat ve Terakk le
Hürr yet ve İt laf Fırkası arasındak rekabet, orduya da yansımış ve komutanlar arasında em r-komuta z nc r n n
bozulmasına yol açmıştı. Tar hler 8 Ek m 1912’y gösterd ğ nde, 1. Balkan Savaşı Karadağ'ın Osmanlı Devlet 'ne savaş
açmasıyla başlamış ve sonrasında Balkan tt fakının kurulmasıyla beraber Osmanlı dört ayrı cephede savaşmaya
başlamıştı. Maalesef k Osmanlı ordusu bu dört cephede de çok ağır yen lg ler almış ve Ed rne’y dah kaybetm şt . Bu
yen lg ler net ces nde İtt hat ve Terakk , savaşın kaybed lmes n n neden n hükümet n becer ks zl ğ ne bağlayarak,
Sadrazam Kam l Paşa'nın Ed rne'y Bulgarlara bırakmasını vatana hanet olarak değerlend rd ler. 23 Ocak 1913
tar h nde, Enver Bey önderl ğ ndek s lahlı grup Bâb-ı Âl 'y bastı. Bâb-ı Âl Baskını sonucunda Harb ye Nazırı Nazım
Paşa öldürüldü ve Sadrazam Kam l Paşa st fa ett r ld . Yer ne İtt hatçı Mahmut Şevket Paşa Sadrazam yapıldı. Böylece
İtt hat ve Terakk ülkede tek söz sah b oldu. Osmanlı s yaset nde bunlar olurken, Balkan devletler se Osmanlı'dan
aldıkları toprakları paylaşmakta sorun yaşıyorlardı. Bulgar stan'ın Makedonya'nın büyük b r kısmını almasına
Yunan stan ve Sırb stan karşıydı. Tüm bunların sonucunda Balkan devletler , Bulgar stan’a karşı tt fak oldular ve 2.
Balkan Savaşı başladı. Bulgar stan; Sırb stan, Yunan stan ve Karadağ’a savaş lan ett . Daha sonra, Bulgar stan’ın
büyümes nden rahatsız olan Romanya da savaşa dah l oldu. Bulgar stan bu savaşta ağır yen lg ler aldı. Osmanlı da bu
durumu fırsat b lerek Ed rne’y Bulgarlardan ger aldı. Balkan Savaşı sonrasında Osmanlı, beş yüz yıldır sah p olduğu
toprakları kaybed yor, yüz b nlerce Müslüman Türk nsanı yurdundan oluyordu. Yorgun mparatorluğumuzun
Rumel ’s nden ger ye kalan se kan ve gözyaşıydı...
Tar hler 28 Temmuz 1914’ü gösterd ğ nde, 1. C han Harb
başlamıştı. Bu harp, kend nden öncek h çb r harbe
benzemed ğ g b , bu harpten sonra da h çb r şey esk s
g b olmayacaktı. Osmanlı, harbe g rmel m yd yoksa
tarafsız mı kalmalıydı? Bu, muhakkak k b r tartışma
konusu olarak kalacaktır. Talat Paşa durumu şöyle
anlatıyor: “Dünya üzer nde tek dostumuz yok. Müttef k m z
Almanya b le b zden yana değ l. B r savaşa g rmek... Bunu
stem yoruz. Ama savaşın dışında da kalsak, g rsek de
değ şecek b r şey yok. Müttef kler kazanırlarsa, b z
paylaşma planlarını uygulayacaklardır. Müttef k m z
Almanya savaşı kazanır se, bunun bedel n b ze çok ağır
şek lde ödetecekt r.”
Şüphes z bu cümleler, yıkılışa doğru g den b r
mparatorluğun çares zl ğ n apaçık b r şek lde gösteren
c nstend .
36
Harbiye Nazırı Enver Paşa ise savaşa Almanların yanında
girmeyi savunuyordu. 2 Ağustos 1914’te gizli olarak
Almanlarla ittifak antlaşması imzalandı. 27 Ekim 1914’te ise
Amiral Souchon emrinde, Yavuz ve Midilli’nin de içerisinde
bulunduğu 11 parçalık Osmanlı donanması Odesa,
Sivastopol ve Novorossisk limanlarını bombaladı. Böylece
Osmanlı Devleti savaşa girdi. Bu savaş, çökmekte olan bir
imparatorluğun son çırpınışlarıydı. Nitekim, ne yazık ki
Niğbolu’da, Varna’da, Mohaç’ta, Budin’de, Viyana
önlerinde kılıç sallayan dedelerin torunları, bu savaşla
beraber kendi haremimiz saydığımız Kudüs’ü, Mekke’yi,
Medine’yi ve hatta payitahtımızı dahi koruyamayacak
duruma gelmişti. Tarihinde nice kaleler, şehirler fethetmiş;
meydan muharebeleri, deniz muharebeleri kazanmış bir
imparatorluğun son hikâyesi bu şekilde tamamlanıyordu...
Üsküp ki Yıldırım Baya~~ıd Han diyârıdır
Evlâd¾¾ı FâtihânÉÉa onun yâdigârıdır««
Firû~~e kubbelerle bi~~im şehrimi~~di o°°
Yalnı~~ bi~~imdi¥¥ çehre ve rûhiyle bi~~ÉÉdi o««
Üsküp ki Şar¾¾dağÉÉında devâmıydı BursaÉÉnın
Bir lâle bahçesiydi dökülmüş temi~~ kanın««
Üç şanlı harbin arşÉÉa asılmış silâhları
Parlardı yaşlı gö~~lere bayram sabahları««
Ben girmeden hayatı şafaklandıran çağa¥¥
Bir sonbaharda annemi gömdük o toprağa««
İsâ BeyÉÉin fetihte açılmış me~~arlığı
Hulyâma âhiret gibi nakşetti varlığı««
Vaktiyle ö~~ vatanda bi~~imken¥¥ bugün niçin
Üsküp bi~~im değil¬¬ Bunu duydum için için««
Kalbimde bir hayâli kalıp kaybolan şehir§§
Ayrılmanın bıraktığı hicran derindedir§§
Çok sürse ayrılık¥¥ aradan geçse çok sene¥¥
Bi~~ sende olmasak bile¥¥ sen bi~~desin gene««
37
Sefa Can Korkmaz
Almanya Nazarında Birinci Cihan
Harbi'den ikinci Cihan Harbi'ne
1918 senes nde Almanya'nın hez met yle
b ten B r nc C han Harb , yalnızca b r askerî
hez met olmayıp, aynı zamanda
Almanya’nın s yasî, kt sadî ve çt mâî
bünyes nde der n yaralar açan b r devr
başlatmıştır. 1919 tar h nde mzalanan
Versa lles Antlaşması, Almanya'yı yalnızca
toprak kaybına uğratmakla kalmamış, aynı
zamanda ağır tazm natlar ve askerî
kısıtlamalarla yen b r buhrana zem n
hazırlamıştır.
Almanya’ya yüklenen c han harb n n
yükü (Madde 231), memlekette büyük b r
h ddet hal yaratmıştır. Bu hâl, b lhassa
sağcılar tarafından s yasî propaganda
âlet kılınmıştır. Ian Kershaw, “To Hell and
Back: Europe 1914–1949” adlı eser nde bu
devr şöyle tar f eder: “Versa lles yalnız
Almanya’yı cezalandırmakla kalmadı, b r
m llet n gururunu da ayaklar altına aldı.”
Versa lles’ n akab nde kurulan We mar
Cumhur yet , cumhurî ve meşrût
esasları ben msese de, tt fak hâl ndek
hükümetler n zaafı, 1923 kt sadî buhranı,
sokak mücâdeleler ve halkın devlete
olan t kats zl ğ sebeb yle başarılı
olamamıştır. R chard J. Evans, The
Com ng of the Th rd Re ch adlı eser nde
We mar devr n n zaafını şöyle beyân
eder:“Demokras , har cî b r kuvvetten
z yade dâh lî zaaflardan ötürü çöktü;
halkın kalb nde ona da r sarsılmaz b r
t kâd doğmadı.”
*Weimar Cumhuriyetinde özellikle Büyük Buhran
zamanında basılan banknotlar o kadar değersizdi ki duvar
kaplamasında kullanılırdı.
38
1929'dak Büyük Buhran, Almanya’nın kt sadî bünyes n adeta
alt üst ett . İşs zl k oranları yüzde otuzlara yükseld . Bu hâl,
rad kal f k rler n ve cem yetler n yükselmes ç n y b r zem n
hazırladı. Adolf H tler l derl ğ ndek Nasyonal Sosyal st Alman
İşç Fırkası (NSDAP) şte bu boşlukta yükseld .
1933’te H tler’ n Şansölye tay n ed lmes yle
b rl kte We mar devlet f len sona erd .
Bunun devamında Re chstag Yangını,
Yetk Kanunu (Ermächt gungsgesetz) ve
tek fırkalı dareyle Almanya, b r
d ktatörlüğe dönüştü. Yahudîlere karşı
çıkarılan kanunlar(1935 Nürnberg
Kanunları), Lebensraum (hayat sahası)
s yaset ve Versa lles’ın nt kamı arzusu
doğrultusunda tak p ed len dış pol t ka,
yen b r harb n ayak sesler n duyurmaya
başlamıştı.
A.J.P. Taylor, The Or g ns of the Second
World War adlı eser nde Almanya’nın bu
menz ldek tavrını şöyle tâb r eder:
“H tler, Versa lles’ n hatalarını
düzeltmekle kalmadı; Avrupa har tasını
kend arzuladığı şek lde değ şt rmek
sted .”
1936’da Rhe nland’ın yen den şgal ,
1938’de Avusturya’nın lhâkı (Anschluss)
ve Mün h Antlaşması le
Çekoslovakya’nın taks m , Batı'nın
yumuşatma pol t kası sebeb yle c dd b r
karşılık görmed . 1939’da Sovyetler le
yapılan Molotov-R bbentrop Paktı ve
ardından gelen Leh stan'ın şgal , İk nc
C han Harb 'n n f t l n ateşled .
Bu vakalar göster yor k , Almanya’nın
Versa lles akab nde ç ne düştüğü hal,
kt sadî buhran ve aşırı m ll yetç ler n
yüksel ş , devlet b r kez daha c hân
harb ne götürmüştür. H tler’ n şahsî
arzuları kadar, m llet n gururu ç n harp
arzulaması da bu g d şatın müh m b r
sebeb olmuştur.
Kaynakça:
1. Kershaw, Ian. To Hell and Back: Europe 1914–1949. Pengu n Books, 2015.
2. Evans, R chard J. The Com ng of the Th rd Re ch. Pengu n Press, 2003.
3. Taylor, A.J.P. The Or g ns of the Second World War. Pengu n Books, 1961.
4. Sh rer, W ll am L. The R se and Fall of the Th rd Re ch: A H story of Naz
Germany. S mon &Schuster, 1960.
5. Mazower, Mark. Dark Cont nent: Europe's Twent eth Century. Pengu n Books,
1998.
6. Ferguson, N all. The War of the World. Pengu n Books, 2006.
39
S O N V E D A
Sess zd g d ş m
Anlaşılmadan , duyulmadan sess zce
B r bahar telaşıydı
B r kelebeğ n kalan hayatı
Sükût...
B r güç vaveyla bağrımda
Ruh k yanar o anda
Son nefes n acı feryadıyla
Cam kırıkları, can kırıkları
Kaldı mı anlamın t barı
İç boş, bomboş
Ruhsuz b r adamın yatışı
Kaldı yaşanacak anlar
Ger de kalanlar, unutulanlar
B r acı feryad yürek dağlar
Yaz ortasında kış bulanlar
Mevlüt Emr
Kocaoğlu
S U S K U N L U Ğ U M
Uzun geçen geceler
Bırakır mı ardında
Sess z sedasız yok oluşlar
Sayfalarca boş satırlar
Düşünsem bu sesler susar mı?
Konuşsam bu sefer duyar mı ?
Görmesem de ağlar mı ?
B lmesem de h sseder m ?
Mevlüt Emr
Kocaoğlu
41
T Ü R L Ü
T E K E R L E M E L E R
B r tarlaya kemeken ekm şler. İk kürkü yırtık kel, kör k rp dadanmış.
B r erkek kürkü yırtık kel, kör k rp , ötek d ş kürkü yırtık kel, kör k rp .
Kürkü yırtık erkek kel, kör k rp n n yırtık kürkünü, kürkü yırtık d ş kel,
kör k rp n n yırtık kürkünü, kürkü yırtık d ş kel, kör k rp n n yırtık
kürküne, kürkü yırtık d ş kel kör k rp n n yırtık kürkünü, kürkü yırtık
erkek kel, kör k rp n n yırtık kürküne eklem şler
Nobran Nad r' n Nallıhan'da naneruhu, nalın, narenc ye, nerg s alıp
sattığı, namlı Nesr n'e de naz kâne nazım, nes r, nesep, nes ç,
nemelâzımcılık, nezaket, n kelâj, nüans, nümay ş, nukut, noel, nöbet
şeker üzer ne nutuk attığı söylen yor.
Kend rl l kemençec kekeme Ker m, kentler n keşmekeşl ğ ne kes n kes karşı
çıkıyor ve keşke Keşan'da keşkekç l kle kesmeşekerc l k yaparak kereste,
kerevet, kerev z, ketenhelva, kend r, kenev r, kemençe, kelem, kek k, kekl k
satıp kelep rc l k ederek rahatıma baksaydım, d yor.
Mevlüt Em r Kocaoğlu tarafından
düzenlenm şt r
42
Mustafa Tem z
İ K İ K İ M L İ K A R A S I N D A B O C A L A Y A N
F E R T : P E Y A M İ S A F A ’ N I N
K A L E M İ N D E N B İ R R U H T A H L İ L İ
43
44
Osmanlıca
öğren yoruz
MUSTAFA TEMİZ
Herkes n de b ld ğ g b , d l çer s nde d l kullanan m llet n hem tar h n hem de
kültürünü barındırır. B zler n se d l n bu özell ğ n b lerek, atalarımızın altı yüz yıl
boyunca kullandığı Osmanlı Türkçes n öğrenmemes , b zler yalnızca
geçm ş m z öğrenmekten alıkoyar.
B z derg n n yayınlarında bu konuyu ele aldık. İlk sayımızda Osmanlı Türkçes n
öğrenmeye çalışacağımız g b , sonrak sayılarımızda se Osmanlı Türkçes yle özlü
sözlere ve kısa met nlere yer vereceğ z.
Hayd hep beraber Osmanlı Türkçes n n alfabes n ve harfler n günümüz
Türkçes ndek karşılıklarına bakalım.
Aslında Osmanlı Türkçesinin günümüz Türkçesiyle farklı bir alfabesi ve yazılış tarzı
olduğunu söyleyebiliriz. 45
Eğer alfabedek harflere b r aş nalık
sağladıysak, Osmanlı Türkçes n n en
öneml kuralı olan sesl harfler
öğrenmeye başlayab l r z.
Osmanlı Türkçes nde Sesl Harfler
Osmanlı Türkçes nde sesl harfler
yazmak ç n kullanılan 4 harf vardır:
f) (el ا -
(vav) و -
(ye) ي -
(he) ه -
Gel n hep beraber nasıl ve nerede
kullanıldıklarını öğrenel m.
- A, a : ا (el f) ve ه (he) harf le
göster l r.
- E, e : ا (el f) ve ه (he) harf le
göster l r.
- I, ı ve İ, : ا (el f) ve ي (ye)'n n yan
yana get r lmes yle kullanılır.
- O, o ve Ö, ö : ا (el f) ve و (vav)'ın yan
yana get r lmes yle kullanılır.
- U, u ve Ü, ü : ا (el f) ve و (vav)'ın yan
yana get r lmes yle kullanılır.
Örneklerle Sesl Harfler n
Kullanımı
ماصا => masa -
پاشا => paşa -
بابا => baba -
ابه => ebe -
ال => el -
دده => dede -
ايليك => ılık -
اسلاك => ıslak -
ارمك => ırmak -
اوجاك => ocak -
بونا => bana -
اورمان => orman -
اوموت => umut -
اوشاق => uçak -
اولاق => ulak -
اورون => ürün -
اوزوم => üzüm -
اونوش => dönüş -
اوكسوز => öksüz -
اوركو => örgü -
ايشچي => şç -
ايبريك => k - br
ايرميك => k - rm
Osmanlı Türkçes le
Atasözü ve Dey mler
- Ağaç yaş ken eğ l r =>
آغاج ياش ايكن ايكيلر
- Bal tutan parmağını
yalar =>
بال طوتان پارماعيني يالار
46
1- "Perspekt f" yer ne "Nazar"
2- "Abartı" yer ne "Mübalağa"
3- "Yen lg " yer ne "Hez met"
4- "Toplumsal" yer ne "İçt ma "
5- "Ekonom k" yer ne "İkt sad "
6- "Kr z" yer ne "Buhran"
7- "Öfke" yer ne "H ddet"
8- "Durum" yer ne "Hal"
9- "Part " yer ne "Fırka"
10- "Yönet m" yer ne "İdare"
11- "K ş sel" yer ne "Şahs "
12- "Eylem" yer ne "F l"
13- "Açıkla-" yer ne "Beyan Et-"
14- "Yapı" yer ne "Bünye"
15- "Yasa" yer ne "Kanun"
16- "D rençs zl k" yer ne "Zaaf"
17- "İstek" yer ne "Arzu"
18- "Olay" yer ne "Vaka"
19- "Ulus" yer ne "M llet"
20- "Öneml " yer ne "Müh m"
Sefa Can KORKMAZ
47
RESİM KÖŞESİ
F l st n Osmanlı yönet m ndeyken Türk bayraklarıyla
Kudüs'tek Yafa kapısının görüntüsü ,1903.
48
TEŞEKKÜRLER...
BEY EFENDİ DERGİSİ OLARAK ÇIKTIĞIMIZ BU YOLDA;
KALBİMİZDEKİ TEMİZ NİYETİ, KALEMİMİZDEKİ DERİN
DUAYI, SATIRLARIMIZDAKİ SAMİMİ İNANCI HİÇ
KAYBETMEDİK. GENÇ FİKİRLERİN FİLİZLENMESİNE VESİLE
OLMA ARZUMUZDA; BİZLERE YOL GÖSTEREN, IŞIK OLAN,
ELİMİZDEN TUTAN KIYMETLİ İNSANLAR VARDI.
BU KUTLU YÜRÜYÜŞTE MADDİ-MANEVİ DESTEKLERİNİ
ESİRGEMEYEN, SADECE BİR DERGİNİN DEĞİL; BİR
HAYALİN, BİR DAVANIN, BİR NİYETİN ŞEKİLLENMESİNE
VESİLE OLAN GÜZEL YÜREKLİ İNSANLARA GÖNÜLDEN
TEŞEKKÜR EDİYORUZ.
BAŞTA TAHSİN DURSUN, KADİR MAZICI, FATİH ZEYREK,
İLYAS HAN ŞAHİN, BAHAUDDİN İSLAMOĞLU VE MUSTAFA
İLKAYA OLMAK ÜZERE, BU DERGİNİN VARLIĞINDA PAY
SAHİBİ OLAN HERKESE SONSUZ MİNNETTARIZ. SİZİN
EMEĞİNİZ, DUALAR KADAR KIYMETLİ, KELİMELER KADAR
KALICIDIR.
MEVLANA’NIN DEDİĞİ GİBİ, "BİR MUM DİĞER MUMU
TUTUŞTURMAKLA IŞIĞINDAN BİR ŞEY KAYBETMEZ."
SİZLER BİZİM YÜREĞİMİZİ TUTUŞTURDUNUZ. ALLAH RAZI
OLSUN.
E-POSTA: BEYEFENDİ070325@GMAİL.COM
INSTAGRAM: @BEYEFENDİOFFİCİAL0
49