05.01.2026 Görüntülemeler

Hotel Restaurant & Hitech Ocak 2026

Hotel Restaurant & Hitech Ocak 2026

Hotel Restaurant & Hitech Ocak 2026

SHOW MORE
SHOW LESS

PDF'lerinizi Online dergiye dönüştürün ve gelirlerinizi artırın!

SEO uyumlu Online dergiler, güçlü geri bağlantılar ve multimedya içerikleri ile görünürlüğünüzü ve gelirlerinizi artırın.






Kazananlar kadar

kaybedenler de netleşiyor

hotelrestaurantmagazine

@Hitechdergisi

hotelrestaurantmagazine

2026’ya sektördeki hareketliliği izleyerek başlıyoruz.

Yeni yatırımlar, açılışlar ve gastronomi trendleriyle

yılın ilk sayısı, profesyonellere yol gösteren bir

rehber niteliğinde. Bu sayıda, veri ve analizlerle

geleceğe dair fırsatlar gözler önünde.

Yeni oteller hızlandı, yatırım iştahı yeniden yükseldi.

Rayelin Taksim Hotel, Marriott Executive

Apartments Antalya, Ceylan Splend’or Uludağ ve

Wyndham Grand Udaipur Fatehsagar Lake gibi

açılışlar, turizm sektöründe yatırımın hala güçlü

olduğunu gözler önüne seriyor. Öte taraftan

Dedeman Hospitality Yönetim Kurulu Başkanı

Ergün Demiray’ın da altını çizdiği gibi, bu

hareketlilikte doğru yerde ve doğru ölçekte otel

açmak kritik. Demiray, “İhtiyaç olmayan yerde otel

açmak şehrin doluluklarını ve potansiyelini yok

eder” diyerek, büyümenin yalnızca sayıya değil,

stratejiye dayanması gerektiğine dikkat çekiyor.

Yani sektör canlı, yatırım iştahı yüksek; ama başarı

için planlama ve sürdürülebilirlik şart. Tüm bu

detayları yatırım sayfalarımızdan takip

edebilirsiniz.

Fransa, 2023’te 109 milyar avroluk turizm geliriyle

öne çıkarken, Türkiye İngiltere pazarında pay

kaybediyor. 2025’in ilk 10 ayında %4,6 ile 6. sıraya

gerileyen Türkiye’de İstanbul ve Antalya payını

artırsa da Muğla geriliyor. Avrupa turizminde

rekabet sert. Kazananlar kadar kaybedenler de

netleşiyor. Ayrıntılı veriler ve şehir bazlı rakamlar

için “verilerle turizm” sayfalarımıza göz

atabilirsiniz.

Gastronomi dünyasında ödül ışıkları bu ay oldukça

parlaktı. MICHELIN Rehberi Türkiye 2026 seçkisi,

Kapadokya’nın ilk kez listeye girmesi ve 54 yeni

restoranın eklenmesiyle genişlerken, önümüzdeki yıl

rehberin tüm Türkiye’yi kapsayacak ulusal seçkiye

dönüşeceği duyuruldu. Törenler, konuşmalar ve

kutlamalar sektörde heyecana sahne olurken, bu

parıltının arkasında daha sert sorular da yükseldi.

Banko Burger’in kurucu şefi Bora Bozankaya’nın

“aynı isimler, aynı sahne” çıkışı ve gastronomi

iletişimcisi Zeynep Kakınç’ın kapsayıcılık vurgusu,

ödüllerin ortaya koyduğu görünürlüğün yanı sıra

sistemin adaleti ve Anadolu’nun sessiz

mutfaklarının hala ne kadar görünür olduğu

sorusunu yeniden gündeme taşıdı. Kısaca tablo net!

Bir yanda uluslararası prestij ve büyüyen rehberler,

diğer yanda gastronominin kendi içinde yüzleşmeye

başladığı rahatsız edici ama gerekli tartışmalar.

Detayları ve öne çıkan görüşleri bu sayıda

bulabilirsiniz.

Türk usulü ocakbaşını mutlaka deneyimlemişsinizdir…

Peki Japon versiyonunu denediniz mi? Etiler

Armutlu’da hizmete giren Mori Yaki, ateşin

etrafında toplanmanın, tatları paylaşmanın ve

sohbeti uzatmanın keyfini Japon teknikleriyle

buluşturuyor. Rahat, samimi ve şaşırtıcı.

İstanbul’da keşfedilecek yeni tat deneyimlerinden

biri. Bu lezzet yolculuğunu, Anadolu mutfağını

modern dokunuşlarla sunan Rüya İstanbul ile

tamamlayın. Boğaz manzarası, sofistike sunumları

ve paylaşım odaklı menüsüyle şehrin yeni

gastronomi adresi sizi bekliyor.

Keyifli okumalar dilerim.

K

GENEL MÜDÜR

(Sorumlu)

REKLAM SATIŞ PAZARLAMA

REKLAM KOORDİNATÖRÜ

Emir Ömer ÖCAL

emir.ocal@img.com.tr

0212 454 22 22

TEKNIK MÜDÜR

BILGI İŞLEM

TOLGA ÇAKMAKLI

tolga.cakmakli@img.com.tr

TAYFUN AYDIN

tayfun.aydin@img.com.tr

İMG WEB TEAM MAIL

web@img.com.tr

Prof. Dr. HÜSNÜ GÜNDÜZ

Doç. Dr. MURAT DOĞDUBAY

HÜSEYİN KURT

GlobeMeets Yönetim Kurulu Başkanı

TEZER ÖNER

Agon Danışmanlık / Gayrimenkul ve

İşletme Yatırım Danışmanı

GÜRKAN BOZTEPE

Gastronomi Turizmi Derneği Başkanı

AYDIN DEMIR

Yeditepe Üniversitesi Gastronmi Mutfak

Sanatları Chef Ögretim Görevlisi/

Altunizade Suites Istanbul, Curio Collection

by Hilton Executive Chef

website

www.hotelrestaurantmagazine.com

e-mail

info@img.com.tr

CTP - BASKI

İRTİBAT BÜROLARIMIZ

ADRES

İHLAS GAZETECİLİK A.Ş.

Merkez Mahallesi 29 Ekim Caddesi İhlas Plaza

No:11 A/41 Yenibosna–Bahçelievler/ İSTANBUL

Tel: +90 212 454 30 00 Fax: +90 212 454 34 94

www.ihlasmatbaacilik.com

BURSA +90.224 211 44 50-51

KONYA +90.332 238 10 71

İSTMAG

Magazin Gazetecilik Yayıncılık

İç ve Dış Tic. Ltd. Şti.

İHLAS MEDIA CENTER

Merkez Mahallesi 29 Ekim Caddesi

No: 11 Medya Blok Kat: 1

34197 Yenibosna / İstanbul / Turkey

Tel: 0212 454 22 22

Faks: 0212 454 22 93

hotel & restaurant hi-tech dergisinde yer alan makalelerdeki fikirler yazarlarına aittir. Yayınlanan ilanların sorumluluğu reklam verene aittir. hotel & restaurant hi-tech dergisinin bütün yayın hakları

İSTMAG Magazin Gazetecilik Yayıncılık İç ve Dış Tic. Ltd. Şti.’ne aittir. Yazılar kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Yaygın süreli bir yayın olan hotel & restaurant hi-tech dergisi ayda bir yayınlanır. ISSN:1305-1792



Bu sayımızda

antre

8 Sektörden kısa haberler

gündem

14 Günay: 2026’da deneyim ve

dijitalleşmeye odaklanıyoruz

16 Accor, Türkiye’deki otel sayısını

100’e çıkaracak

18 TÜROB Kazakistan pazarında

harekete geçti

19 ISTTA yıla veda yemeği’nde

üyeleriyle bir araya geldi

20 Demiray: İhtiyaç yoksa otel

yapmayın

22 Barceló Group’tan sektörü

buluşturan davet

24 Azerbaycan, Türk ziyaretçiyi

artıracak

26 Pamukkale’de lüks konaklama:

Colossae Thermal & Spa

27 Radisson’dan Boğaz manzaralı

yeni yıl brunch’ı

28 Şen: Hierapolis açılışı sonrası

TGA desteği önemli

verilerle turizm

30 Turizmde 4,55 milyar dolarlık kredi

büyümesi

31 İngiltere turistlerinde Türkiye’nin

payı düştü

32 351 yeni otel, tedarikçilere

milyonluk fırsat sunuyor

34 Fransa turizm gelirinde 109 milyar

avroya ulaştı

35 2026 resmi belge ücretleri belli

oldu

14

26 37

yeni yatırımlar

36 Rayelin Taksim Hotel

kapılarını açtı

38 Wyndham Grand Udaipur

Fatehsagar Lake açıldı

40 Özpınarlar Grubu, Antalya’ya

üçüncü otelini açtı

42 Kayak kültürünün zamansız

adresi: DorukKaya Ski &

Mountain Resort

44 Ceylan Splend'or Uludağ

kapılarını açtı

73


86 Samixir III. İçecek Zirvesi sektörü

bir araya getirdi

87 Sofra/Compass Group Türkiye

şefleri sınır tanımadı

gastro aktüel

88 Gastronomi sektöründen

haberler

46 Kışın en rafine hali: Kaya

Palazzo Ski & Mountain Resort

Kartalkaya

48 Tarihi eserler arasında bir konfor

mirası: Giritligil Otel Manisa

49 Şehirde çok yönlü konaklama

deneyimi: Ramada Plaza by

Wyndham Istanbul Tekstilkent

marka

52 EDT'nin güvenilir çözüm ortağı

g2m'nin 2026 hedefleri

54 Kale Alarm’a B2B Excellence

Ödülü

56 Külahçı: HoReCa projelerinde

tasarım ve üretimi tek sistemde

yönetiyoruz

58 Bir Başka Antalya 3 Sanat

Çalıştayı başladı

60 Eden: Lüks HoReCa

aksesuarında özel tasarım ve

sürdürülebilirlik önceliğimiz

62 Tecnocoffee Appia Viva’yı Türkiye

pazarına hazırlıyor

63 IIFF’nin bu yılki teması

‘Sürdürülebilirlik’

85

64 İNOKSAN, 45. yılında yeni nesil

liderlik dönemini başlattı

gastro güncel

66 Kocaoğlu: Franchise’ımızı

güçlendirirken kârlılığı

önemseyerek büyüyoruz

68 Culinary Forum'un Dördüncüsü

‘Xchange’ temasıyla Antalya’da

gerçekleşecek

70 TURYİD - Özyeğin güç birliğiyle

yeni dönem

71 Doğan: Lezzetin ve kültürün son

kalesi: Gıda egemenliği

gastro etkinlik

72 MICHELIN Rehberi Türkiye 2026

seçkisini açıkladı

74 Ersoy: MICHELIN Rehberi

2027 seçkisi tüm Türkiye’yi

kapsayacak

75 Bozankaya: Sonuçta sadece

lastik, kasmayalım

76 Gault&Millau ödülleri sahiplerini

buldu

78 Gök: Bu bir başlangıç değil,

emeğimizin görünür hali

80 Kakınç: Michelin’de ulusal

seçkiye hazır mıyız?

82 Beta Yeni Han’da Dünya Türk

Kahvesi Günü kutlaması

95

84 Metro Türkiye, bağcılık kültürünü

gastronomiyle birleştirdi

85 Matbah Restaurant’ta Mevlevi

Sofrası 12. kez kuruldu

fuar

90 Host Arabia ilk edisyonunu

başarıyla tamamladı

mekan keşif

92 Bildik ocakbaşı değil, Japon

usulü: Mori Yaki

yeni mekan

94 İstanbul’a “Rüya” gibi mekan

96 Şehir hayatının tadını yakalayan

yeni express menü

98 Antep mutfağından modern

gastronomiye: Soote Meze

Bistro

99 Tamirane 16. yılını kutluyor

hotel- tech

100 Akyazıcı: Hizmet sektöründe

robotik ile ustalığı ölçekliyoruz

102 KOBİ’lerin dijital dönüşüm

çıkmazı

103 Otellerin sessiz hafızası ve

geleceğin yeşil rüyası: Sopex

104 Rixos, Yandex Ads ile Mısır

rezervasyonlarını artırdı

www.hotelrestaurantmagazine.com


8

hotel restaurant

& hi-tech

antre

Cem Polatoğlu:

TGA Seçimleri

TGA seyahat acenteleri temsilciliği için

seçimler bu sene ilk defa TÜRSAB Genel

Kurulu’ndan farklı bir tarihte ve yedi

coğrafi bölgede, yüzlerce sandıkta yapıldı.

Onlarca mekan tutuldu, yüzlerce sandık

kuruldu, yüzlerce görevli bu iş için mesai

yaptı.

Ben de vazifemi

yerine getirmek için

Beyoğlu’nda bulunan

sandığıma gittim.

Tatil günü olmasına

rağmen ilgi yok denecek

kadar azdı. Binlerce

seyahat acentesinden

yüzde bir kadarı oy

kullandı. Başka bir

deyişle acentelerin

%99’u seçimlere ilgi

göstermedi. Oysa TGA (Türkiye Turizm Tanıtım ve

Geliştirme Ajansı) seçimleri genel kurulda başka

bir salonda yapılsa ve mevcut 5000 acente oy

kullansa daha sağlıklı bir seçim olmaz mıydı? Ne

diyelim, bir sonraki seçimde inşallah. Bu vesile ile

seçimleri kazanan meslektaşımız Hüseyin Kurt'u

tebrik eder, başarılar dileriz.

2025 Gloria Golf Şampiyonları

belli oldu

Gloria Hotels & Resorts, 17-21 Kasım 2025 tarihleri arasında

gerçekleşen Türk Hava Yolları Dünya Golf Kupası Büyük

Finali’nde, 130 farklı destinasyonda düzenlenen elemeleri

başarıyla geçen amatör golfçüleri Antalya Belek’te ağırladı.

Avrupa’nın en büyük

otel golf kompleksine

sahip olan Gloria

Hotels & Resorts, golf

sporundaki liderliğini

Türk Hava Yolları Dünya

Golf Kupası (Turkish

Airlines World Golf Cup)

Büyük Finali’ne yeniden

ev sahipliği yaparak

pekiştirdi. 17-21 Kasım 2025 tarihleri arasında gerçekleştirilen bu dev

organizasyon, Türk Hava Yolları’nın 83 ülkede, 130 farklı noktada düzenlediği

turnuvalar serisinin en iyi 10.000’i aşkın kurumsal golfçüsünü temsilen 120

finalisti Antalya Belek’teki bu eşsiz destinasyonda buluşturdu. Turnuva,

sportif rekabetin ötesine geçerek farklı ülkelerden amatör golf tutkunlarını

bir araya getirdi. 2025 yılının Gloria Golf Club’ta gerçekleştirilen büyük

finalinin ardından şampiyonlar belli oldu. Gross kategorisinde Pakistan’dan

Adeel Shafqat 151 skorla birinci oldu. Gold TAWGC kategorisinde şampiyon

Birleşik Arap Emirlikleri’nden Jose Garcia San Juan olurken, ikinci ve

üçüncü sırayı Cezayir’den Seifeddine Zarzour ve Pakistan’dan Abdul Rehman

Qureshi aldı. Silver kategorisinde Meksikalı Agustin Valdes Kato birinci,

Ürdün’den Michael Sharaiha ikinci ve Çin’den Wang Fan üçüncü oldu. Gloria

Golf Club Golf Direktörü David Clare, finalleri üst üste iki yıl ağırlamaktan

gurur duyduklarını belirterek, golf deneyimini sadece sahalarla değil,

bütünsel bir yaşam tarzı olarak sunduklarını vurguladı.

Jolly: Karadağ’ın vizesiz kararı olumlu

Karadağ Hükümeti’nin, Türk vatandaşları için geçici

olarak askıya alınan vizesiz seyahat uygulamasını

yeniden yürürlüğe koyma kararı, Balkanlar’a yönelik

turizm hareketliliği açısından önemli bir gelişme olarak

değerlendiriliyor. Yeni düzenleme kapsamında Türk

vatandaşları Karadağ’a vizesiz seyahat edebilecek;

ülkede izin verilen kalış süresi ise 30 gün olarak

uygulanacak. Kararın 1 Ocak itibarıyla geçerli olması

öngörülüyor.

Jolly CEO’su ve Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mert

Vardar, Karadağ’ın Türk vatandaşları için vizesiz seyahati

yeniden mümkün kılmasını son derece yerinde bir karar

olarak değerlendirdi. Vardar, kararın talep tarafında kısa

sürede hareketlilik oluşturacağını vurgulayarak şunları

söyledi: “Karadağ’ın Türk vatandaşları için vizesiz olarak

yeniden ziyaret edilebilme yönünde aldığı bu kararı son

derece yerinde buluyoruz. Vize uygulamasının kaldırılmasıyla

birlikte bir süredir beklemede

olan taleplerin hızlı

şekilde devreye girmesini

öngörüyoruz. Balkanlar;

yakınlığı, kültürel bağları

ve kısa seyahat süreleriyle

misafirlerimiz için her zaman

güçlü bir alternatif oldu. Bu

kararın, Karadağ’ı yeniden

tercih edilen destinasyonlar

arasına taşıyacağına

inanıyoruz.” Jolly yetkilileri, özellikle kısa süreli tatiller,

şehir kaçamakları ve yaz sezonu planlamaları açısından

Karadağ’a olan ilginin önümüzdeki dönemde belirgin şekilde

artmasını beklediklerini ifade ediyor. Bu doğrultuda Jolly,

Karadağ ve Balkanlar’a yönelik tur ve seyahat seçeneklerini

çeşitlendirerek misafirlerine vizesiz seyahatin sunduğu

avantajları daha geniş bir yelpazede sunmayı hedefliyor.



10

hotel restaurant

& hi-tech

antre

Kuzey Ege, Alman

turizmiyle buluşuyor

Almanya’da bir araya gelen

COOP TRR ve Edremitli

turizmciler, Kuzey Ege’nin

Alman pazarıyla buluşması

için ilk adımı attı.

Görüşmelerde, bölgenin

dört mevsime yayılan

turizm potansiyeli masaya

yatırıldı.

Türk kökenli seyahat acentecilerinin

çatı kuruluşu Avrupa Türk

Acentacılar Birliği (COOP TRR),

Kuzey Ege turizminin Almanya

pazarında tanıtımı için önemli bir sürecin ilk adımlarını attı. Edremit

Ticaret Odası temsilcileriyle Düsseldorf’ta yapılan temaslarda

bölgenin Almanya’dan daha fazla turist çekebilmesi için acenteotel

iş birlikleri, paket tur olanakları ve pazarlama stratejileri ele

alındı. COOP TRR CEO’su Cumhur Sefer, Edremit’in bugüne kadar

Almanya’dan ağırlıklı olarak bireysel gurbetçi ziyaretçilere hizmet

verdiğini belirterek, “Bölgede Almanya pazarına yönelik paket tur

altyapısı bulunmadığı için Alman turist sayısı oldukça sınırlı. Oysa

Edremit’in sahip olduğu doğa, termal kaynaklar, gastronomi, sağlık

ve kültür turizmi potansiyeli, bugün Almanya’da hızla yükselen

turizm trendleriyle birebir örtüşüyor. Edremit, Almanya pazarı için

adeta biçilmiş kaftan” dedi. Sefer, “Edremit’in Almanya pazarında

hak ettiği yeri alması için aktif rol üstlenmeye hazırız. Atılan bu

ilk adımların, Kuzey Ege turizmi için kalıcı sonuçlar doğuracağına

inanıyoruz” dedi.

D-Marin yeni marinasını

görücüye çıkarttı

Premium marinaların seçkin markası D-Marin,

İtalya’nın Toskana kıyısında hayata geçirilen Marina

Livorno projesinin ilk görüntülerini kamuoyuyla paylaştı.

Azimut|Benetti

Grubu ile ortak

yürütülen ve

yapımına Eylül

2025’te başlanan

projenin

çalışmaları,

planlandığı

gibi takvime

uygun şekilde

devam ediyor.

Tamamlanması 2027 sonbaharı için öngörülen proje, Akdeniz

rotalarında yeni bir çekim noktası olacak stratejik konumuyla

dikkat çekiyor. D-Marin’in İtalya’daki varlığını büyütme hedefinde

önemli bir rol üstlenen Marina Livorno, Punta Faro, Marina di

Varazze, Porto Mirabello, Marina degli Aregai ve Marina di San

Lorenzo gibi seçkin marinaların ardından markanın ülkedeki

ağını güçlendiriyor. Toskana’nın, çevresindeki adaların ve Korsika

kıyılarına uzanan deniz trafiğinin kesişim noktasında yer alan

marina, bölgeyi premium yatçılık deneyiminde yeni bir başlangıç

merkezi haline getirmeye hazırlanıyor. Marina Livorno’nun 15 ila

80 metre uzunluğundaki yatlar için hizmet verecek 815 bağlama

kapasitesi ile Akdeniz bölgesinin en donanımlı marinalarından

biri olması planlanıyor. Projenin ilk fazında yer alan 336 bağlama

yerinin ise 2026 yılında faaliyete geçmesi hedefleniyor.

Yılbaşı coşkusu

YEPUD yılbaşı partisi

ile taçlandı

Yeni yılın heyecanı, yaratıcılık ve birliktelik duygusu ile

birleşti. YEPUD üyeleri, sektör temsilcileri ve davetlilerin

katılımıyla unutulmaz bir yılbaşı gecesine ev sahipliği

yaptı.

Limak Eurasia Luxury Hotel Kavacık İstanbul’da gerçekleşen

gecede, yıl boyunca emek veren iş ortakları, sektör profesyonelleri

ve paydaşlar bir araya gelirken; müzik, sahne performansları

ve özel konsept detaylarıyla katılımcılara benzersiz bir deneyim

sunuldu. Yılbaşı partisi, sadece bir kutlama değil; aynı zamanda

birlikte üretmenin, paylaşmanın ve yeni yıla güçlü bir motivasyonla

başlamanın simgesi oldu. Etkinliğin ev sahipliğini üstlenen Limak

Eurasia Luxury Hotel lezzetli ikramlarıyla misafirleri ağırlarken;

Ventus Creative, Etistar Fotoğraf, Enjoy Music, Vaveyla Organizasyon,

Luxe Sandalye, Confetti Davet gecenin sponsorluğunu üstlendi.

YEPUD Başkanı Tülay Akın yılbaşı etkinliğinde yeni yıla dair iyi

dileklerini paylaşırken, 2026 yılına yönelik vizyonunu da davetlilerle şu

sözleriyle paylaştı: “Yeni bir yıla yaklaşırken, bugün burada sadece bir

yılı uğurlamıyoruz. Birlikte üretmeye, paylaşmaya devam edeceğimiz

yeni bir başlangıcı da karşılıyoruz. YEPUD olarak, etkinliklerin

yalnızca organizasyon değil; insanları, fikirleri ve hayalleri bir araya

getiren güçlü deneyimler olduğuna inanıyoruz. 2025 boyunca bu

inançla bir aradaydık. 2026’da da daha güçlü iş birlikleri ve daha

üretken projelerle yolumuza devam edeceğiz.”



12

hotel restaurant

& hi-tech

antre

Kalender, ISTTA seçiminde

güven tazeledi

Geceleme artıyor,

doluluk azalıyor

İstanbul Turizm Derneği'nin 7. Olağan Genel Kurulu, La Quinta by

Wyndham Güneşli Hotel’de gerçekleşti. Dernek üyelerinin yoğun

katılımıyla düzenlenen genel kurulda, mevcut başkan Murtaza

Kalender güven tazeleyerek yeniden başkanlığa seçildi.

Genel kurulda bir konuşma yapan Başkan

Murtaza Kalender, İstanbul gibi dünyanın

önde gelen metropol şehirlerinden birinde

yeniden bu göreve layık görülmekten

duyduğu memnuniyeti dile getirerek,

dernek üyelerine teşekkür etti. Kalender,

derneğin temel misyonunun İstanbul’u

uluslararası turizm arenasında hak ettiği

konuma taşımak olduğunu vurguladı.

İstanbul turizmini 12 aya yayarak

sürdürülebilir bir yapı oluşturmayı ve

katma değerini artırmayı hedeflediklerini

ifade eden Murtaza Kalender, bu

doğrultuda yurt dışında çok sayıda

uluslararası etkinlikte aktif rol alacaklarını

belirtti. İlk etkinliklerini EMITT Turizm

Fuarı ile başlatacaklarını kaydeden

Kalender, fuara ISTTA çatısı altında

yaklaşık 600 tur operatörünün katılımının

sağlanacağını açıkladı. Kalender ayrıca,

Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’de düzenlenecek SATTE Turizm Fuarı’na katılım

sağlayacaklarını; devamında Mumbai, Ahmedabad, Kolkata, Chennai, Bangalore

ve Hyderabad gibi Hindistan’ın önemli potansiyel şehirlerinde Türkiye Destination

Roadshow etkinlikleri düzenleyeceklerini ifade etti. Bir yıl içerisinde en az 15

uluslararası organizasyonda yer almayı hedeflediklerini belirten Kalender, bu

çalışmalarla İstanbul’un uluslararası tanıtımına ve turizmde marka değerinin

güçlendirilmesine önemli katkılar sunmayı amaçladıklarını söyledi.

Akdeniz çanağında en çok turist ağırlayan

destinasyonlar arasında, Türkiye 2025

yılının 10 aylık döneminde tesislerde

yapılan toplam geceleme sayısında 4’üncü

sırada yer aldı.

Yabancı gecelemelerde Türkiye %9,6 artış

kaydederken, rakip ülkelerdeki artışlar

İspanya’da %3,2, Fransa’da %7,7, İtalya’da

%6,8 ve Yunanistan’da %2,2 olarak

gerçekleşti. Öte yandan, Akdeniz çanağındaki

önde gelen destinasyonlarda tesis doluluk

oranları Türkiye’de rakiplere kıyasla daha

fazla düşüş gösterdi. (Not: Tesis doluluk

oranları her ay açık/faal yataklar üzerinden

hesaplanmaktadır.) Kaynak: Turizm Databak

Türkiye spor

turizminde yeni bir

dönem başlıyor

Sports & Events World ile Spor Turizmi Birliği (STB)

arasında 5 Aralık 2025 tarihinde imzalanan 5 yıllık iş

birliği anlaşması kapsamında, Uluslararası Sports

& Events B2B Fuarı’nın Türkiye’deki ilk versiyonu 31

Mayıs – 3 Haziran 2026 tarihleri arasında Antalya’da

düzenlenecek.

Uluslararası Sports & Events B2B Fuarı; T.C. Gençlik ve Spor

Bakanlığı, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Antalya Valiliği

himayesinde, STB koordinasyonunda gerçekleştirilecek. Bu stratejik

ortaklık, 2026–2030 döneminde Türkiye’yi uluslararası spor turizmi

pazarının öncü merkezlerinden biri hâline getirmeyi amaçlıyor.

Sports & Events Türkiye; dünyanın dört bir yanından seçilmiş spor

turizmi alıcılarını Türk destinasyonları, otelleri, spor tesisleri ve

turizm tedarikçileriyle buluşturacak yenilikçi bir platform olarak

tasarlandı. Etkinlik, Türkiye’nin spor turizmi altyapısını, tesis

çeşitliliğini, iklim avantajlarını ve misafirperverliğini uluslararası

profesyonellere yerinde deneyimletecek; ülkemizin bu alandaki

rekabet gücünü yükseltecek. Sports & Events Europe’un Malaga,

Mallorca, Valencia ve Costa Brava gibi destinasyonlarda elde ettiği

başarının ardından Antalya’da düzenlenecek Türkiye versiyonunda:

300+ uluslararası katılımcı, 80+ spor tur operatörü / alıcı, 80+ Türk

tedarikçi, 1.000’in üzerinde B2B görüşme hedefleniyor.



14

hotel restaurant

& hi-tech

gündem röportaj

ÖMER GÜNAY

“2026’DA KONAKLAMANIN ÖTESINDE

DENEYIM VE DIJITALLEŞMEYE

ODAKLANIYORUZ”

Röportaj: Hatice Ünal Bilen

Antalya merkezde hizmet veren Old

Town Point Hotel & Spa, 2025’i

yüksek doluluk ve dengeli misafir

profiliyle güçlü bir performansla kapattı.

Avrupa, Balkan ve Körfez ülkelerinden gelen

turistlerdeki artışı ve şehir merkezindeki

turizm hareketliliğini değerlendiren

otelin kurucu ortağı Ömer Günay ile

2026 planlarını, dijital projeler ve kendi

turlarını sunacak yeni deneyim modelleri

kapsamında konuştuk.

Old Town Point Hotel olarak 2025

yılını nasıl kapatıyorsunuz? Doluluk

oranlarınız, sezon dinamikleri,

yeni açılan pazarlar ve 2025’in

işletme açısından en belirleyici

trendleri hakkında nasıl bir genel

değerlendirme yaparsınız?

Old Town Point Hotel & Spa için 2025 yılı,

oldukça güçlü bir yıl oldu. Otelin yıllık

ortalama doluluk oranı %82–88 bandında

gerçekleşti. En yüksek doluluk oranları

Mayıs–Haziran döneminde kültür turizmi

ve etkinlik takvimi, Temmuz–Ağustos

döneminde tatil turizmi, Eylül–Ekim

döneminde ise kongre ve iş turizmi kaynaklı

olarak gözlendi. Düşük sezon olan Aralık,

Ocak ve Şubat aylarında ise hafta sonu

şehir kaçamaklarıyla geçen yıla kıyasla

daha yüksek bir talep görüldü. 2025 yılı

dolulukları, 2024’e kıyasla daha dengeli

bir dağılım sergiledi; pik sezonlarda daha

yüksek fiyat uygulanırken, düşük sezonda da

iyi doluluk oranları yakalandı. 2025 yılında

belirleyici sezon trendleri arasında etkinlik

ve festival takviminin yoğunlaşması, şehir

otellerine önemli katkı sağladı. Ayrıca, iş ve

leisure segmentinin karışmasıyla hafta içi ve

hafta sonu doluluk dengesi daha stabil bir

hal aldı.

Bu yılda otelinizin misafir profilinde

en büyük grup hangi ülkelerden

geliyordu ve leisure segmentinin

oranı neydi?

Bu yıl otelimizin misafir profili temsili

olarak şu şekilde şekillendi: Tatil odaklı

leisure misafirler %55 oranında yer alırken,

en büyük grup Avrupa’dan gelmekteydi.

Özellikle Almanya, İngiltere ve Fransa

öne çıktı. Yükselen pazarlar arasında

Balkan ülkeleri ve Orta Doğu’dan gelen

genç turistler dikkat çekti. İş seyahatleri

kapsamında business misafirler %35

oranında yer alırken, konferans, toplantı ve

kısa süreli iş seyahatleri öne çıktı. Ayrıca

hibrit çalışan profesyonellerde, iş ile kısa

tatili birleştiren konaklamalarda artış

gözlendi. Uzun süreli konaklamalar ise %10

oranında gerçekleşti.

Bu dönemde hangi yeni pazarlar

belirgin şekilde büyüdü?

2025 yılında Old Town Point Hotel & Spa

için belirgin şekilde büyüyen yeni pazarlar

arasında Körfez ülkeleri öne çıktı; özellikle

genç çiftler ve aileler bu grubu oluşturdu.

Ayrıca Polonya, Çekya ve Macaristan gibi

Orta Avrupa ülkelerinden gelen misafirlerde

de artış gözlendi.

2025’in otel işletmesi açısından

belirleyici trendleri neler oldu?

2025 yılı, Old Town Point Hotel & Spa için

işletme açısından belirleyici trendlerin öne

çıktığı bir yıl oldu. Bu dönemde dijitalleşme

ve kişiselleştirme, deneyim odaklılık, ESG

ve sürdürülebilirlik, tek kişilik seyahatlerin

yükselişi, gelir yönetiminde dinamik

fiyatlama olmak üzere beş ana tema öne

çıktı.

Deneyim odaklılık kapsamında misafirler

artık sadece konaklamayı değil,

“mikro deneyimleri” de talep ediyor.

Sürdürülebilirlik ise su ve enerji tasarrufu

çözümleri, çevre dostu oda ürünleri ve

yerel tedarikçilere yönelimle destekleniyor;

misafirler sürdürülebilirlik puanlamasına

giderek daha fazla önem veriyor. Gelir

yönetiminde ise talep dalgalanmalarına

hızlı yanıt veren dinamik fiyat stratejileri

uygulanıyor ve OTA ile direkt rezervasyon

dengesinin yönetimine daha fazla dikkat

ediliyor.

Genel olarak 2025 yılı, güçlü bir talep,

dengeli bir misafir profili ve yükselen yeni

segmentlerle Old Town Point Hotel için

başarılı geçti. 2026’ya giriş trendi ise daha

deneyimsel, daha dijital ve daha genç bir

misafir kitlesine doğru evriliyor.

Bu yıl hayata geçirdiğiniz Best

Booking Travel Agency ile artık

kendi turlarınızı düzenliyorsunuz.

Bu stratejik hamlenin arka planı

nedir?

2025 yılında turizmin tarihî şehir

merkezlerine kayması, talebin çeşitlenmesi

ve misafir davranışlarının “deneyim odaklı”

hâle gelmesi, otellerin yalnızca konaklama

değil, konaklama + deneyim + destinasyon

yönetimi sağlayan yapılara dönüşmesini

hızlandırdı. Bu bağlamda Best Booking

Travel Agency’nin kurulması, hem gelir

hem misafir deneyimi hem de marka gücü

açısından çok katmanlı bir stratejik hamle

niteliğinde.

Bugün misafirler sadece bir otelde kalmak

değil, “şehri en doğru şekilde yaşamak”

istiyor. Daha önce dış acenteler üzerinden

sağlanan şehir turları genellikle standart,

kalabalık ve kişiselleştirilmemişti; saatleri

otelin servis kalitesini yansıtmıyor ve

komisyon zincirleri nedeniyle misafire

daha pahalıya mal oluyordu. Ayrıca otelin

hizmet vizyonuyla uyumsuz bir deneyim

sunabiliyordu.


Best Booking Travel Agency bu noktada

devreye giriyor. Misafirin toplam deneyimi

baştan sona otel tarafından yönetiliyor. Tur

içeriği, rehber kalitesi, grup büyüklüğü,

zamanlama ve duraklar tamamen otelin

standartlarına göre oluşturuluyor. Böylece

otel markasının vaat ettiği kalite ile sahadaki

deneyim arasında tutarsızlık kalmıyor.

Gelirleri çeşitlendirmek ve oda bağımlılığını

azaltmak amacıyla, Best Booking Travel

Agency ile kişisel turlar, günlük kültür

gezileri, Kaleiçi yürüyüş turları, yarım

günlük gastronomi ve kahve rotaları, yat/

tekne turları, havalimanı–şehir transferleri

ve tema turları (fotoğraf, tarih, mimari)

gibi hizmetler doğrudan gelir kaynağına

dönüşüyor.

Günümüzde oteller arasındaki rekabet

yalnızca oda kalitesi üzerinden yürümüyor.

Konum ve altyapı avantajları hızla

eşitlenirken, gerçek fark destinasyon

yönetimi ile yaratılıyor. Birçok otel halen

turları üçüncü taraflara yönlendiriyor,

komisyon odaklı çalışıyor ve deneyimin

içeriğine karışmıyor. Biz ise “Otel + Acenta

+ Deneyim sağlayıcı” modeline geçerek,

oteli destinasyonun bir parçası olmaktan

çıkarıp destinasyonu yöneten markaya

dönüştürüyoruz.

Bu model marka değerini artırıyor, online

yorumlarda konaklamanın ötesine geçen

memnuniyet yaratıyor, yeniden tercih edilme

oranını yükseltiyor ve direkt rezervasyonu

güçlendiriyor. 2025 misafir kitlesi artık

kişiye özel turlar, daha az kalabalık, daha

özgün rotalar, gerçek yerel yaşamla temas

ve güvenilir rehberlik talep ediyor. Büyük tur

operatörlerinin standart paketleri bu talebi

karşılayamıyor.

Best Booking Travel Agency ile özel

fotoğrafçı eşliğinde turlar, gün batımı

Kaleiçi rotaları, gastronomi odaklı rotalar,

çiftlere özel yürüyüşler ve premium araçlı

özel turlar gibi kişiselleştirilmiş deneyimler

mümkün hâle geliyor. Bu kişiselleştirme

modern seyahat trendlerine doğrudan yanıt

veriyor.

Kendi turlarına sahip bir otel, misafiri

yalnızca konaklama aşamasında değil,

şehrin her anında yanında tutuyor.

Böylece misafir oteli “başka hiçbir otelde

bulamayacağı bir destinasyon uzmanı”

olarak görüyor, turlar direkt site üzerinden

rezervasyonu teşvik ediyor, misafir

memnuniyet skoru yükseliyor ve uzun vadeli

sadakat programı için sağlam bir zemin

oluşuyor. Sonuç olarak ortaya “konaklama +

şehir deneyimi + ulaşım + rehberlik” içeren

360° bir hizmet modeli çıkıyor.

Özetle, bu stratejik hamlenin arkasındaki

ana amaç, sadece konaklama sağlayan bir

otel olmaktan çıkıp, misafirin tüm seyahat

deneyimini yöneten, gelirini çeşitlendiren,

markasını güçlendiren ve destinasyon

üzerinde söz sahibi bir işletmeye

dönüşmektir. Best Booking Travel Agency

bu dönüşümün merkezinde duran stratejik

bir adımdır.

Şehirde kalış süresini etkileyen

faktörler neler ve 2026’ya

hazırlanırken misafirin

destinasyonda daha uzun vakit

geçirmesini sağlayacak hangi

deneyim veya hizmet modelleri öne

çıkıyor?

Old Town Point Hotel’in ortalama kalış

süresini artırmak, misafir memnuniyetini

güçlendirmek ve destinasyon deneyimini

otel markasının bir parçasına dönüştürmek

hedefindeyiz. Bu model oteli; sadece

konaklama değil, şehir deneyimini üreten,

misafiri destinasyonda daha uzun tutan,

gelir çeşitliliği yüksek, dijital pazarlama ve

tur entegrasyonu güçlü, bir şehir–kültür

markası hâline getiriyor.

2026 yılı için otelinizin beklenti ve

hedefleri neler?

2025’te Antalya’nın tarihi merkezine yönelen

turistik talep, artan pazar çeşitliliği, şehir

odaklı deneyimlerin öne çıkması ve Best

Booking Travel Agency yatırımı, 2026 için

güçlü bir sıçrama zemini oluşturdu. 2026

yılında strateji dört ana blokta şekilleniyor.

Yeni pazarlar ve segment stratejisi, dijital

pazarlama ve direkt rezervasyon büyümesi,

acenta entegrasyonu & Best Booking Travel

Agency’nin genişlemesi ile ürün, hizmet ve

deneyim geliştirme.

Yeni pazarlar, segment stratejileri,

dijital pazarlama ve acente

entegrasyonu, ürün–hizmet

geliştirme planları gibi başlıklarda

önümüzdeki yıl hangi büyüme

stratejilerini öne çıkarıyorsunuz?

Yeni pazarlar, segment stratejileri, dijital

pazarlama, acenta entegrasyonu ve ürünhizmet

geliştirme planları çerçevesinde

Old Town Point Hotel, 2026 yılı için büyüme

stratejilerini belirledi. 2026’da hedef

büyüme pazarları, Antalya’ya artan ulaşım

bağlantıları ve kültür turizmine ilgisine göre

şekilleniyor. Avrupa pazarında Polonya,

Çekya, Macaristan ve Slovakya son iki yılda

en hızlı büyüyen şehir turizmi segmentleri

olarak öne çıkıyor. Hollanda ve Belçika

kısa süreli şehir ve güneş tatiline yüksek

ilgi gösterirken, İngiltere direkt uçuşların

artmasıyla güçlü potansiyel taşıyor. Orta

Doğu ve Körfez pazarında BAE, Katar,

Kuveyt ve Suudi Arabistan genç çift ve aile

segmentiyle hedefleniyor. Uzak Doğu’da

Güney Kore hızla büyüyen pazar olurken,

Singapur ve Malezya kısa şehir tatilleri için

2026’da hedef pazarlar arasında yer alıyor.

Segment bazlı hedeflerimiz ise; kültür

turistleri, dijital göçebeler ve uzun süreli

konaklamalar, genç çiftler ve boutique

business traveller profilleri üzerine

odaklanıyor. Kültür turistleri Kaleiçi ve

şehir merkezini deneyimlemek isteyen

“şehir gezgini” profiliyle hafta içi boşlukların

doldurulmasını sağlayacak. Dijital göçebeler

ve uzun süreli konaklamalarda %20 büyüme

planlıyoruz. Genç çift segmenti Orta Doğu

ve Avrupa’dan gelen romantik şehir tatili

taleplerine odaklanıyor. Boutique business

traveller segmentinde ise “bleisure”

profiliyle %15 büyüme öngörüyoruz.

Dijital pazarlama ve direkt rezervasyon

stratejisinde odak, odalara değil deneyime

pazarlama yapmak. Yeni web sitesi ve

dinamik rezervasyon motoru çoklu dil

desteği ve otelin turlar, rotalar ve deneyim

modüllerini öne çıkaracak şekilde

tasarlanıyor. Direkt rezervasyon payının

%27’den %40’a çıkarmayı hedefliyoruz.


16

hotel restaurant

& hi-tech

gündem

ACCOR, 2030’A KADAR TÜRKIYE’DEKI

OTEL SAYISINI 100’E ÇIKARACAK

Accor'un Türkiye pazarındaki 2025 büyüme performansını ve gelecek hedeflerini paylaşan Sinan

Köseoğlu, bu yılı yüzde 4 büyüme ve 12 yeni otel anlaşmasıyla tamamladıklarını belirtti. Köseoğlu,

2026 için yüzde 5 büyüme hedeflediklerini ve grubun Türkiye’deki büyüme stratejisi doğrultusunda

otel sayısını 2030’a kadar 100’e çıkarmayı planladıklarını duyurdu.

Dünyanın önde gelen konaklama grubu

Accor, Türkiye’deki uzun vadeli büyüme

stratejisi doğrultusunda Türkiye’deki

2025 büyüme performansını ve gelecek

hedeflerini 17 Aralık Çarşamba günü Novotel

İstanbul Bosphorus’un ödüllü restoranı

Mürver’de düzenlediği basın toplantısıyla

açıkladı.

Köseoğlu: “Yılı 12 yeni otel imzası ile

kapattık”

Accor Türkiye Premium, Orta Ölçekli &

Ekonomi Markaları Operasyon Başkan

Yardımcısı Sinan Köseoğlu’nun yanı sıra

Accor Sahra Altı Afrika & Türkiye Sadakat

Programı Operasyonları, Pazarlama ve

İletişim Direktörü Simge Güzel Öğüt’ün de

hazır bulunduğu toplantıda konuşan Köseoğlu,

otel grubunun 110'dan fazla ülkede 5.700’ün

üzerinde otelinin bulunduğunun altını çizdi.

Köseoğlu, grubun Türkiye’de şu anda 15

markada toplam 82 oteli ile 15 şehirde toplam

17 bin 158 oda ile oldukça geniş bir alanda

hizmet sunduklarını söyledi.

Grubun 2030 otel sayısı hedefinin de 100

olduğunu belirten Köseoğlu, Accor’un 2025

yılında Türkiye’de nasıl bir büyüme ivmesi

çizdiğini şu sözlerle açıkladı: “Accor, 2025

yılının ilk yarısında Türkiye’de 6 yeni otel

projesinin anlaşmalarını imzaladı. İstanbul,

Yalova, Sapanca ve Muğla başta olmak üzere

farklı lokasyon ve segmentlerde imza atılan

6 proje ile portföyümüze 1000 oda daha

ekledik. Yılın geri kalanında da farklı segment

ve lokasyonlarda 6 yeni projenin daha imza

süreçlerini tamamladık. Böylece yılı 12 yeni

otel imzası ile kapattık.”

“Türkiye’deki otel ve hizmet ağımızı

genişleteceğiz”

Köseoğlu, “2025 yılında imzaladığımız 12

anlaşma arasında Diyarbakır, Mersin,

Van,Yalova gibi şehirler de bulunuyor. Otellerin

açılmasıyla birlikte Diyarbakır'daki 3’üncü,

Van, Yalova ve Mersin'deki ilk otellerimizi

açmış olacağız. Türkiye, Accor için önemli

bir pazar. 2025 yılında yakaladığımız büyüme

ivmesini 2026 yılında da istikrarlı bir şekilde

korumak adına fırsatları değerlendireceğiz.

Türkiye, geçmişte olduğu gibi 2026'da da grup

içindeki büyüme planlarında ilk sıralarda yer

alıyor. Bu anlamda pazarın değişen ihtiyaçları,

gezginlerin talepleri doğrultusunda marka,

otel ve oda sayılarımızı, segment çeşitliliğimizi

artıracağız. 2026 yılı için büyümede, yani yeni

imzalanacak proje sayısında 2025'e göre

%25’in üzerinde artış hedeflerken, Accor

deneyimini Türkiye’nin birçok şehrinde

yaşatmak adına bulunmadığımız şehirleri

de merceğimiz altına alacağız. Bugün 15

şehirdeki varlığımızı çok daha büyütmek

adına Türkiye’deki otel ve hizmet ağımızı

genişleteceğiz” dedi.

Köseoğlu, Türkiye’de ilk kez Ordu’ya

getirilecek olan İbis Budget markasının 2026

sonunda şehir merkezinde hizmete açılacağını

da sözlerine ekledi.

“Sürdürülebilir büyüme

taahhüdümüzü devam ettiriyoruz”

Türkiye turizmini değerlendiren Köseoğlu,

“Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK),

verilerine göre 9 aylık dönem itibarıyla 50

milyar dolar ile Türkiye turizm gelirinde

rekor elde etti. Biz de bu rekor artışı grup

içinde hissettik. Türkiye turizmi tarih, kültür,

gastronomi ve doğal zenginliklerinin yanı sıra

sağlık turizminde globalde öne çıkmasıyla

oldukça ciddi bir potansiyel taşıyor. Sunduğu

çeşitliliğe ek olarak ülkenin hava ve deniz yolu

gibi birçok ülke ile kesişen coğrafi konumu

uluslararası gezginler için Türkiye’yi daha

cazip hale getiriyor. Bu doğrultuda da Türkiye,

Accor için stratejik pazar konumunu her geçen

gün güçlendiriyor. Güçlü iç talep, yıl boyunca

süren uluslararası ziyaretçi ilgisiyle bölgesel

ve küresel büyüme planlarımızda önemli

bir rol oynamaya devam eden Türkiye’deki

varlığımızla uzun vadeli sürdürülebilir

büyümeye olan taahhüdümüzü devam

ettiriyoruz” şeklinde konuştu.

Grup çevreye ve toplumun

ihtiyaçlarına da katkı sağlıyor

Türkiye’de büyüme istikrarını sürdüren

Accor’un, sosyal sorumluluk alanında da

toplumun ihtiyaçlarına katkı sağlamaya devam

ettiğini sözlerine ekleyen Köseoğlu, “Erken

yaşta eğitime erişim fırsatlarını güçlendirme

hedefiyle Accor olarak, Anne Çocuk Eğitim

Vakfı (AÇEV) iş birliğiyle hayata geçirilen “İlk

Okul Çantam” projesine destek verdik. AÇEV,

başta deprem bölgesindekiler olmak üzere

okul öncesi eğitimi sonrasında birinci sınıfa

başlayacak ihtiyaç sahibi çocukları, okul

malzemelerinden oluşan İlk Okul Çantam ile

buluşturuyor” şeklinde konuştu.

Accor’un sürdürülebilirlik yatırımları için tüm

paydaşlarıyla iş birliği içinde çalışarak grup

genelinde sürdürülebilirlik dönüşümüne

öncülük ettiklerini açıklayan Köseoğlu,

faaliyetlerinin temelinde insan ve doğa

üzerinde olumlu etki yaratmak olduğunu,

Accor’un, sürdürülebilirlik konusunda küresel

düzeyde güçlü bir taahhütle hareket ettiğini

açıkladı.

“Eko-etiketleri” zorunlu hale

getirdik”

Köseoğlu sözlerini şöyle tamamladı:

“Sürdürülebilirlik, yenilikçilik ve sorumlu

misafirperverliğe öncülük konusundaki

kararlılığımızdan ödün vermiyoruz. Tüm

otellerimizde “Eko-etiketleri” zorunlu hale

getirdik ve bu konuda iş birliği yaptığımız

global partnerlerimizle birlikte çalışıyoruz.

Accor olarak, 2030 yılını beklemeden,

tüm otellerimizde Sürdürülebilir Turizm

Sertifikası’nın 3. aşamasını almaya hazırız.

Öte yandan “Paris Anlaşması” gereğince,

2050 yılına kadar net sıfır karbon emisyonuna

ulaşmayı ve aynı zamanda sera gazı

emisyonlarımızı mutlak olarak azaltmayı

taahhüt ettik. Türkiye genelindeki otellerimizin

% 80'inden fazlasında tek kullanımlık

plastiklerin ortadan kaldırılmasıyla karbon

salınımını azalttık. Gıda atık ölçümünü de

kullanarak % 85'inin akreditasyon aldığı ve

geri kalanının akreditasyon sürecinde olduğu

otellerimizle Accor, sektör için bir referans

noktasına dönüştü.”



18

hotel restaurant

& hi-tech

gündem

TÜROB KAZAKISTAN

PAZARINDA HAREKETE GEÇTI

TÜROB Başkanı Müberra Eresin, Türkiye’nin Kazakistan’da turizm pazarındaki lider konumunu

sürdürdüğünü, ancak son dönemde bu pazarda bir yavaşlama gözlemlendiğini belirtti. Eresin,

“Türkiye, Kazakistan vatandaşlarının yurt dışı tatil seçeneklerinde uzun yıllardır ilk sıralarda yer

alıyor. TÜROB olarak bu gerilemeyi durdurmak ve talebi yeniden artırmak amacıyla tanıtım ve

pazarlama faaliyetlerimizi hızlandırdık” dedi.

Turizmciler, pandemi sonrasında en hızlı

toparlanan turizm pazarlarımızın başında

gelen Kazakistan’dan artış trendinin

yavaşlayarak eksiye geçmesi üzerine alarma

geçti. Bu pazara yönelik tanıtım atağına kalkan

Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB), Türkiye’nin

bu pazarda lider olduğu, ancak Vietnam ve

Mısır gibi ülkelerin gerek sundukları ulaşım

olanakları gerekse uygun paket fiyatları

nedeniyle Türkiye ile aralarındaki farkı hızla

kapattığı uyarısında bulundu.

“Geçen yılın gerisindeyiz”

Kazakistan pazarındaki kaybın büyümemesi

için turizmciler harekete geçerken,

Kazakistan’ın önde gelen şehirlerinden

Almatı’da düzenlenen ‘Almaty Workshop’

etkinliği, iki ülke turizmcilerini bir araya

getirdi.

Etkinlik sonrası bir sonuç raporu hazırlayan

TÜROB, iki ülke arasındaki turizm ilişkilerini

değerlendirdi. Sonuç raporunda görüşleri

yer alan TÜROB Başkanı Müberra Eresin,

Türkiye’nin Kazakistan’da turizm pazarının

lideri olduğuna işaret ederek, şunları söyledi:

“Türkiye, Kazakistan vatandaşlarının yurt dışı

tatili için en çok tercih ettiği ülkelerin başında

geliyor. 2024 yılında Türkiye’de tatil yapan

Kazak turist sayısı 863 bin kişiyle rekor kırdı.

Ancak 2025 yılında Kazakistan pazarında

kayıp yaşamaya başladık. Bu yıl Ocak-Ekim

döneminde Kazakistan’dan 698 bin kişi geldi.

Geçen yılın aynı döneminde bu sayı 805 bin

kişiydi. Yani yüzde 13 düşüş söz konusu. Bu

nedenle bu pazarı önemle takibe almamız

ve düşüşün önüne geçmemiz gerekiyor.

Kazakistan Turizm ve Spor Bakanlığı'nın

verilerine göre, yurt dışına seyahat eden

Kazakistan vatandaşlarının sayısı 15,6 milyona

ulaşmıştır. Yani bu pazarda oldukça ciddi bir

potansiyel var.”

“Türkiye’den 150 bin kişi gitti”

2024 yılında Kazakistan’a giden Türk turist

sayısının 130 bin olduğunu ifade eden Eresin,

“Türkiye’den Kazakistan’a ilginin arttığını

gözlemliyoruz. Kazakistan’a seyahat edecek

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları bir ay

süreyle vizeden muaf. 2025 yılında yaklaşık 150

bin Türk vatandaşı Kazakistan’ı ziyaret etti”

ifadelerini kullandı.

Kazakistan’da Türkiye rüzgârı

Diğer yandan Almaty Workshop; Kültür ve

Turizm Bakanlığı koordinasyonunda ve TÜROB

organizasyonunda, Türkiye Turizm Tanıtım ve

Geliştirme Ajansı (TGA), İstanbul Ticaret Odası

(İTO), İstanbul Kongre ve Ziyaretçi Bürosu

(ICVB) ve Turizm Geliştirme ve Eğitim Vakfı

(TUGEV) iş birliğiyle gerçekleştirildi. ‘Almaty

Workshop’ kapsamında TÜROB üyesi 23 otel

ve 1 tema parkın yanı sıra İstanbul Kongre

ve Ziyaretçi Bürosu, Türk Hava Yolları, Air

Astana ve FlyArystan yetkilileri; Kazakistan’da

faaliyet gösteren yaklaşık 250 seyahat acentesi

temsilcisiyle buluşarak karşılıklı iş birliği ve

yeni turizm fırsatlarını değerlendirdi.

Gala gecesinde renkli görüntüler

‘Almaty Workshop’ kapsamında düzenlenen

gala gecesinde, TÜROB Yönetim Kurulu

Üyesi Nuri Kalyoncu, İstanbul Kongre ve

Ziyaretçi Bürosu Genel Müdürü Cemil

Hakan Kılıç ve T.C. Almatı Başkonsolosu

Tuğba Alan Özdenfedakar birer konuşma

yaptı. Gecede, Türkiye Cumhuriyeti Kültür

ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Türk Dünyası

Müzik ve Halk Dansları Topluluğu, Türkçe

ve Kazakça başta olmak üzere Türk dünyası

dillerinden oluşan zengin repertuarıyla sahne

alarak katılımcıların büyük beğenisini topladı.

Çekilişle katılımcılara uçak biletleri, otel

konaklamaları ve tema park giriş biletleri

hediye edilirken, iki ülke mutfaklarından

seçilen lezzetlerle hazırlanan akşam yemeği

de geceye ayrı bir renk kattı. TÜROB Başkanı

Müberra Eresin, bu başarılı organizasyonun

gerçekleşmesine katkı sunan T.C. Kültür

ve Turizm Bakanlığı’na, Türkiye Turizm

Tanıtım ve Geliştirme Ajansına, İstanbul

Ticaret Odası’na, İstanbul Kongre ve Ziyaretçi

Bürosu’na, Turizm Geliştirme ve Eğitim

Vakfı’na, Pegas Touristik’e ve Kazakhstan

Hotel yönetimine teşekkürlerini sundu.

Workshop’a katılan TÜROB üyeleri:

Accor Hotels, Ajwa Hotels, All Seasons Hotel,

Armada Hotel, Barın Hotel, Birun Ada Hotel,

CVK Park Bosphorus, Elite World Hotels,

Eresin Hotels, Hilton İstanbul Bosphorus,

Konak Hotel, Lazzoni Hotel, Naz City Hotel

Taksim, NG Sapanca, Pera Palace Hotel,

Point Hotel Barbaros, Point Hotel Taksim,

Radisson Blu Residences İstanbul Kartal, Sim

Hotel, The Galata Hotel İstanbul-MGallery

Collection, The Marmara İstanbul, Tria Hotel

İstanbul, Vialand Theme Park, Yaşmak Hotel

Collection.


ISTTA YILA VEDA YEMEĞI’NDE

ÜYELERIYLE BIR ARAYA GELDI

ISTTA’nın Yıla Veda Yemeği’nde konuşan Başkan Murtaza Kalender, genç yönetim kadrosunun

motivasyonunu vurgulayarak, “10-15 yıllık projeler üreten derneğimizde motivasyonu yüksek ve

hedefleri yüksek bir ekiple çalışmaktan çok büyük mutluluk duyuyorum” dedi. Kalender, geçmişin

tecrübelerinden güç alarak, derneği daha da ileriye taşıma kararlılığı mesajı verdi.

İstanbul Turizm Derneği (ISTTA), 25

Aralık Perşembe akşamı Oligark

İstanbul ev sahipliğinde düzenlenen

Yıla Veda Yemeği ile üyelerini bir araya

getirdi.

Genç yönetim, yüksek motivasyon

Etkinlikte konuşan İstanbul Turizm

Derneği (ISTTA) Başkanı Murtaza

Kalender, derneğin gençleşen yönetim

kadrosuna dikkat çekerek, “Bir yönetim

döneminin ardından daha genç bir

ekibin görev alması, yeni planlar ve

projeler üretmek anlamında büyük bir

motivasyon kaynağı. 10-15 yıllık projeler

üreten İstanbul Turizm Derneği’nde,

motivasyonu yüksek ve hedefleri yüksek

bir ekiple çalışmaktan çok büyük

mutluluk duyuyorum” dedi.

Geçmişten geleceğe teşekkür

Geçen yıl yapılan etkinliklere de

değinen Kalender, “Hem yurt içi

hem yurt dışı etkinliklerimizle

yoğun bir yılı geride bıraktık. Bunun

detaylarını sizlerle genel kurulumuzda

paylaştık ve desteğiniz, fikirleriniz

ve tecrübelerinizden faydalanmayı

çok önemsiyoruz. Özellikle derneğin

kuruluşundan bu yana emek vermiş

üyelerimizin deneyimleri bizim için çok

değerli” ifadelerini kullandı.

Başkan Kalender, etkinlik kapsamında

derneğe katkı sağlayan Kurucu Başkan

Saruhan Saraylı olmak üzere üyelere

plaket takdim etti. Kalender, “İlkler

her zaman zordur. Kurucu başkanımız

Saruhan Ağabey’in katkılarıyla

derneğimiz bugünlere geldi. Kendisine

teşekkürlerimizi sunuyoruz” dedi.

Yemek, dernek üyelerinin bir araya

gelerek hem yılı değerlendirdiği hem

de yeni projeler için fikir alışverişinde

bulunduğu samimi bir ortamda devam

etti.

Haber: Hatice Ünal Bilen


20

hotel restaurant

& hi-tech

gündem

ERGÜN DEMIRAY

“İHTIYAÇ YOKSA OTEL YAPMAYIN,

ŞEHRIN POTANSIYELINI YOK

ETMEYIN”

2025 yılı için 93 yeni proje teklifi verdiklerini açıklayan Dedeman Hospitality Yönetim Kurulu

Başkanı Ergün Demiray, şehir otellerinde plansız açılışlara karşı uyarıda bulunarak, “İhtiyaç

olmayan yerde otel açmak doğru değil, şehrin doluluklarını ve potansiyelini yok etmeyin”

dedi. Demiray, “250 odalı bir otel yapacağına 100 odalı yap, kalan alanı başka kullanım için

ayır. Doğru ölçek ve planlama başarıyı getirir” ifadeleriyle sektörün dikkatini çekti.

Haber: Hatice Ünal Bilen

Türkiye’de turizmin gelişimine

60 yıldır katkı sunan Dedeman

Hospitality, kış turizmiyle kurduğu

güçlü bağın önemli temsilcilerinden

Dedeman Palandöken’in yenilenen

yüzünü 22 Aralık Pazartesi günü

Dedeman İstanbul ev sahipliğinde

basın mensuplarıyla paylaştı. Dedeman

İstanbul’da düzenlenen özel buluşmaya

Dedeman Hospitality Yönetim Kurulu

Başkanı Ergün Demiray, Yönetim

Kurulu Başkan Vekili Murat Özmestçi,

Yönetim Kurulu Üyesi Banu Dedeman

ve üst düzey yöneticiler katıldı.

Toplantıda Dedeman Palandöken’deki

dönüşümün yanı sıra grubun yatırım

projeleri ve önümüzdeki döneme dair

planlar aktarıldı.

“Doluluk kadar güvene, büyüme

kadar dengeye inanıyoruz”

Dedeman Hospitality Yönetim Kurulu

Başkanı Ergün Demiray, Dedeman

Palandöken’in yenilenen yüzü ve

markanın kış turizmine bakışına

ilişkin değerlendirmelerinde şu

ifadeleri kullandı: “Dedeman

Palandöken, kış turizmine yalnızca

bugünün ihtiyaçlarıyla değil, geleceğin

sorumluluğuyla bakmamız gerektiğini

gösteren çok kıymetli bir örnek.

Burada yaptığımız yatırım, pistlerin

ötesinde; güvenliği, erişilebilirliği ve

uzun vadeli sürdürülebilirliği merkeze

alan bir anlayışın sonucu. Biz doluluk

kadar güvene, büyüme kadar dengeye

inanıyoruz. Bugün Dedeman Hospitality

olarak 39 şehirdeyiz ve markamızı

Türkiye’de ayak basmadığımız tüm

şehirlere taşımayı hedefliyoruz.”

“2025 yılı içinde 93 yeni proje için

teklif verdik”

2025 yılı içinde 93 yeni proje için teklif

verdiklerini ifade eden Demiray, “2027

sonunda 150 otele ulaşmayı planlıyoruz.

2026 yılı için hedeflediğimiz 130 milyon

dolar ciro da bu disiplinli ve temkinli

büyüme yaklaşımının doğal bir sonucu.

‘Herkesin Dedeman’ı’ ifadesi bizim

için bir slogan değil; Palandöken’de

olduğu gibi, güvenliği önceleyen,

insanı merkeze alan ve her koşulda

sürdürülebilirliği esas alan bir duruşun

karşılığı. Türkiye turizminin geleceğini,

fırsatçı değil; sorumlu, erişilebilir

ve nitelikli yatırımlarla birlikte inşa

edebileceğimize inanıyoruz.” diye

konuştu.

“Erzurum’da bir otel daha açma”

Bir soru üzerine şehir otellerindeki arz

fazlalığı hakkında konuşan Demiray,

şunları vurguladı: “Bizim söylediğimiz

şey şu, bir planlama yapmamız lazım

turizm sektöründe. Mesela bugün


bana birisi desin ki, Trabzon'da bir

otel daha açacağız, açma derim.

Erzurum'da bir otel daha açma. Neden

açma? Doluluklar %40'ı geçmedi ki

açıyoruz. İşte buradaki belediyeler ve

kamu kuruluşları bununla ilgili binlik

ve beş binlik planlarını yaparken şuna

bakmalı. Barcelona modeli diye bir

model var önümüzde. Barcelona'ya

bugün gittiğinizde yeni bir otel ya

da restoranını satıvermezler size.

Mevcuttaki bir yapıyı alın, iyileştirin

derler. Güzelleştirin derler. Dönüştürün

demezler. Neden? Şehrin doluluklarını

ve potansiyelini yok etmek istemedikleri

için.”

“İhtiyaç olmayan yerde Dedeman

açalım demedim”

Yeni otel açılışları ve ihtiyaç analizini

anlatan Demiray şöyle devam etti:

“Biz ne yapıyoruz? Siyasetten uzak

söylüyorum. Hemen meclisi topluyoruz.

Paraları dağıtıyoruz. Şurada bir park

arazisi var. Burayı da turizm arazisine

çeviriyoruz. Arkadaşlar diyoruz. El

kaldırıyoruz, indiriyoruz. Bak, burası

turizm alanı oluyor. Yanlış. Bizim

büyüme stratejimizin en temel

taşlarından bir tanesi, otel olmayan

şehirlerde otel açmak isteğimizdir.

Yanlış yönetildiğini düşündüğümüz

bütçe, forecast, 5 yıllık planları

olmayan, ben aldım verdim, ne bileyim,

bazen para bize geliyor, bazen biz para

veriyoruz diyen işletme sahiplerinin

otellerini de Dedemanlaştırıyoruz

aslında. Yani yeni projeler ihtiyaç olan

yerlerde. Şunu hiç yapmadım. İhtiyaç

olmayan bir yerde Dedeman oteli açılsın

diye birine git Dedeman yap demedim.”

“Şehrin potansiyeli kaldırmıyorsa

otel yapmayın”

Demiray, otel ölçeği ve doğru yatırım

konusuna dikkat çekerek şöyle konuştu:

“Mesela bir abimiz Dilovası'nda 7 yıldızlı

otel yapmak istiyorum dedi. Valla 3

yıldızlı otel bile yapma Dilovası'na.

Şimdi Dilovası'na otel yapanlara tepki

mi bu? Ya da Dilovası'na kötü bir şey

mi bu? Ben Dilovası'nda bir otelde

kalmam. Sizlere de kalmanızı tavsiye

etmem. Ama Dilovası'nın 10 kilometre

bu tarafına, 10 kilometre bu tarafına

yaparsanız başım üstüne. Geçen gün

yine bir yatırımcı geldi. 250 odalı bir otel

yapacağım dedi, X bir şehre. Yapma

dedim. Bir arkadaş bütün otel zincirleri

yap diyor, sen yapma diyorsun dedi.

Şehrin potansiyeli bunu kaldırmaz. 250

odalı bir otel yapacağına 100 odalı bir

otel yap. 100 odalı da bir rezidans yap,

kalan tarafını da ofis yap ki feasible bir

proje olsun. Bizim tavsiyelerimiz hep

bu yönde. 150 otele çıkacağız. Sorunun

cevabı da böyle olsun.”

“41 şehre daha Dedeman markasını

takmak istiyoruz”

Dedeman Hospitality Yönetim Kurulu

Başkanı Ergün Demiray, markanın

yayılma stratejisini ise şöyle özetledi:

“2027'nin sonunda bu yıl 93 teklif

vermişiz. 93 teklif. Bu tekliflerin

mutlaka bir karşılığı olacaktır. Ama

bizim en büyük hedefimiz, sinerjimiz

39 şehirdeyiz şu anda. Geriye kaç şehir

kalmış oldu? 40 dersek, 41 şehir kaldı.

41 şehire daha Dedeman markasını

takmak istiyoruz. Ben Artvin'deyim.

Artvin'de de otel olur mu? Olabilir.

Yani çok odalı bir otel olmaz da 60-70

odalı güzel bir otel Dedeman'a yakışır.

Erzincan'a olur mu? Olur. Bayburt'a

olur mu? Olur. Ama çok büyük bir otel

olmaz.”

“90 otel meselesinde çok seçici

davranıyoruz”

Manage by Dedeman ve örnek

projelerine de değinen Demiray,

sözlerini şöyle tamamladı: “Geçen

Yüksekova'da ismini zikretmeyeyim,

marka geldi. 15 milyon dolara mal

edersin demiş. 50 milyon dolara mal

ettirmişler adama. Adam batmış.

Dedeman yapmak, Dedeman’a

dönüştürmek istiyorum dedi.

Çok memnun oluruz ama şu anki

konjonktürde mümkün değil dedim.

Çok üzüldüm adama. Yani Yüksekova

deyince aklımıza gelen bildiğiniz

bir otel. Yani yazık oldu adama. Biz

bunu yaptırmak istedik. Kimseye de

yaptırmadık bu zamana kadar. Belki

Dedeman’a bu kadar teveccühünün

olmasının sebebi şu. Maalesef ben

biraz bu konularda keskin cevaplar

veriyorum yatırımcıya. Yapma diyorum.

Ya da bazen birisi bana diyor ki ben

şu markayla da görüşüyorum. Lütfen

o markayla anlaş diyorum. Bu 90 otel

meselesinde de çok seçici davranıyoruz.

Çok yakın destinasyonlara vermemeye

çalışıyoruz. Gereksiz bir rekabeti

oluşturmamak açısından. Ama ihtiyaç

varsa seve seve.”


22

hotel restaurant

& hi-tech

gündem etkinlik

Barceló Hotel Group’tan

turizm sektörünü buluşturan

yeni yıl daveti

Barceló Hotel Group, Türkiye’nin önde gelen turizm acenteleri ve seçkin davetlilerin

katılımıyla düzenlediği yeni yıl davetinde, Türkiye pazarındaki güçlü büyümesini ve

gelecek yıllara yönelik yatırım planlarını paylaştı.

Barceló Hotel Group, 19 Aralık’ta

düzenlediği yeni yıl davetinde

Türkiye’nin önde gelen turizm

acenteleri ile sektörün seçkin

temsilcilerini bir araya getirdi. Barceló

İstanbul’da gerçekleşen etkinlikte

2026 yılını birlikte karşılayan davetliler,

Türk turizminin geleceğine yönelik güç

birliği ve iş birliği mesajı verdi. Samimi

ve sıcak bir atmosferde gerçekleşen

davet, Barceló Hotel Group’un Türkiye

pazarına verdiği önemi bir kez daha

ortaya koydu. Etkinlikte, sektör

paydaşlarıyla sürdürülebilir büyüme,

güçlü iş ortaklıkları ve önümüzdeki

döneme ilişkin hedefler üzerine görüş

alışverişinde bulunuldu. Barceló Hotel

Group ev sahipliğinde düzenlenen yeni

yıl daveti, turizm sektöründe ortak aklın

ve iş birliğinin önemine dikkat çekerken,

2026 yılına yönelik pozitif beklentileri de

pekiştirdi.

Türkiye’de büyüme ivmesi sürüyor

Dünyada 30 ülkede faaliyet gösteren

ve bünyesinde 300’ün üzerinde

otel bulunan Barceló Hotel Group,

Türkiye’de Barceló Istanbul, Occidental

Taksim, Occidental Ankara, Barceló

Cappadocia otelleriyle hizmet veriyor.

Barceló Hotel Group Bölge Müdürü

Hasan Ekmen, grubun Türkiye

operasyonlarında güçlü ve dengeli bir yıl

geçirdiğine dikkat çektiği konuşmasında

davetlilere 2025 yılı değerlendirmesi

yaparken aynı zamanda gelecek

projeksiyonu çizdi. Özellikle doğru

pazar karması, dengeli fiyatlama,

güçlü iş ortaklıkları ile Türkiye’de

sağlam ve öngörülebilir bir performans

oluşturduklarını belirten Hasan Ekmen,

“2025 yılında Barceló Hotel Group’un

Türkiye’deki otelleri, 168 farklı ülkeden

misafir ağırlayarak uluslararası

erişimini daha da genişletti. Bu

durumu, nicelikten ziyade nitelikli

ve sürdürülebilir pazar derinliğine

odaklanan bir stratejinin yansıması

olarak değerlendiriyoruz.” dedi.

Grubun Türkiye’de gelecek yıllara

ilişkin planlarını aktaran Hasan

Ekmen, turizmin Oscar’ı olarak kabul

edilen World Travel Awards tarafından

Barceló Hotel Group’un 2019, 2021,

2023 ve 2024’ün ardından 2025 yılında

da beşinci kez “World’s Leading Hotel

Management Company” seçildiğini

hatırlattı. Ekmen, grubun Türkiye’de

27 yıldır kesintisiz faaliyet gösterdiğini

ve yeni yatırımlarla büyümesini

sürdüreceğini belirtti.

Sürdürülebilirlik vizyonunu

gösterdi

Barceló Hotel Group, yeni yıl davetinde

sürdürülebilirlik vizyonu ‘Barceló

ReGen’ kapsamında partnerlerine

anlamlı bir hediye seti sundu.

Lale tohumu, su matarası ve uyku

maskesinden oluşan bu özel set; doğaya

saygı, su kaynaklarının korunması ve

bireysel iyilik halinin sürdürülebilirliğin

ayrılmaz bir parçası olduğuna dikkat

çekiyor.



Haber: Hatice Ünal Bilen

24

hotel restaurant

& hi-tech

gündem

AZERBAYCAN, İSTANBUL

TEMSILCILIĞIYLE TÜRKIYE’DEN

GELEN ZIYARETÇIYI ARTIRACAK

Azerbaycan Turizm Bürosu İstanbul Temsilciliği 9 Aralık’ta Karaköy’de faaliyetlerini başlattı.

Yeni ofis, Azerbaycan’ı en çok ziyaret eden ikinci ülke olan Türkiye’den gelen turist sayısını

artırmayı ve iki ülke arasındaki turizmi daha da güçlendirmeyi hedefliyor.

Azerbaycan Turizm Bürosu (ATB),

9 Aralık’ta İstanbul’daki Türkiye

Temsilcilik Ofisi’nin resmi açılışını

Karaköy’de gerçekleştirdi. Azerbaycan

Cumhuriyeti Devlet Turizm Ajansı’na bağlı

olarak faaliyet gösteren Azerbaycan Turizm

Bürosu’nun açılış törenine; Azerbaycan

Cumhuriyeti Devlet Turizm Ajansı Başkanı

Fuad Nağıyev, Türkiye Cumhuriyeti Kültür

ve Turizm Bakan Yardımcısı Serdar

Çam, Azerbaycan Cumhuriyeti İstanbul

Başkonsolosu Nermin Mustafayeva,

Azerbaycan Turizm Bürosu Başkan

Yardımcısı Reşat Aliyev, İstanbul Temsilciliği

Direktörü Ruslan Alizade, CEO Florian

Sengstschmid ile Türkiye ve Azerbaycan’dan

sektör temsilcileri ve basın mensupları

katıldı.

İstanbul’daki temsilcilik ofisinin açılması

Türk turizm sektörü ile iş birliğini

güçlendirmeyi, Azerbaycan’ın zengin turizm

potansiyelini daha geniş kitlelere tanıtmayı

ve tanıtım faaliyetlerini artırmayı hedefliyor.

Ofis, Türkiye pazarında pazarlama ve

medya kampanyaları yürütecek, etkinlikler

düzenleyecek; seyahat acentaları ve medya

kuruluşlarıyla doğrudan iletişim içinde

olacak. Türk vatandaşlarının yalnızca kimlik

kartlarıyla Azerbaycan’a seyahat edebilmesi

ve AZAL ile Türk hava yolu şirketleri

tarafından gerçekleştirilen düzenli uçuşlar,

2020–2024 yılları arasında Türk ziyaretçi

sayısının 3 kat artmasına önemli ölçüde

katkı sağlıyor.

Nağıyev: “Türk ziyaretçiler

Azerbaycan’da ikinci sırada”

Azerbaycan Cumhuriyeti Devlet Turizm

Ajansı Başkanı Fuad Nağıyev, açılışta

yaptığı konuşmada, “Azerbaycan ile

Türkiye arasındaki kardeşlik ve dostluk

birçokları için örnektir. Azerbaycan

turizminde Türkiye’den gelen ziyaretçiler

ikinci sıradadır” dedi. Temsilcilik ofisinin

faaliyete geçmesinin iki ülke arasındaki

iş birliğinin gelişiminde yeni bir dönüm

noktası olduğunu belirten Nağıyev, bu

ofisin ikili ilişkilerin daha yapılandırılmış

ve etkin şekilde ilerlemesine katkı

sağlayacağını, aynı zamanda Azerbaycan’ın

turizm markasının Türkiye’deki bilinirliğini

artırmada önemli bir rol üstleneceğini

vurguladı. Nağıyev ayrıca, Türk ziyaretçilerin

Azerbaycan’a olan ilgisinin istikrarlı

bir şekilde arttığını, son 5 yılda Türkiye

Cumhuriyeti vatandaşlarının ülkeye gelen

yabancı ziyaretçiler arasında ikinci sırada

yer aldığını ifade etti.

Çam: “Bakanlığımızın bütün ofisleri

emrinizde”

Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakan

Yardımcısı Serdar Çam, Azerbaycan’ın

turizm potansiyeline dikkat çekerek iki

ülke arasındaki tanıtım ve iş birliğinin

güçlendirileceğini söyledi. Çam, Türkiye’nin

tüm imkânlarıyla bu süreçte Azerbaycan’ın

yanında olduğunu belirtti. Çam, “Bu ofisin

haricinde Kültür ve Turizm Bakanlığımızın

bütün ofisleri, bütün binaları emrinizde.

Onlar da sizin hizmetinizde inşallah”

diyerek kurumlar arası iş birliğini vurguladı.

Türkiye’nin turist sıralamasında ikinci

durumda olduğuna dikkat çeken Çam, “Bu

sayıların artmasını bu vesileyle temenni

ediyoruz. Bütün Türk vatandaşlarının o güzel

yerleri ziyaret etmesini temenni ediyoruz”

ifadelerini kullandı.

Azerbaycan’ın turizmde hızla yükseldiğini

belirten Çam, “Dağlarıyla, ovalarıyla,

güzel gastronomisiyle, festivalleriyle,

etkinlikleriyle, spor faaliyetleriyle,

kongreleriyle Azerbaycan gerçekten turizm

alanında göz kamaştırıcı bir şekilde günden

güne başarılarını artırarak devam ediyor”

dedi.

Çam, iki ülke halklarının birbirini daha

yakından tanımasının önemine değinerek

şunları söyledi: “İnşallah bütün topluluklar

bu vesileyle ana yurdumuzu, ata yurdumuzu

daha iyi bir şekilde tanıma imkanı

bulacaklar. Avrupa’nın Alpleri varsa, bizim

de Kafkaslarımız var, Azerbaycanımız var.”


Bölgesel turizm hareketliliğine dikkat

çeken Çam, “Etrafınızdaki bütün ülkeler

turizm sezonu başladığında yoğun

tanıtım yapıyorlar. İnşallah bu vesileyle

biraz da Hazar’ın etrafında, Karadeniz’in

etrafında Kafkasları da güzel bir şekilde

vatandaşlarımız başta olmak üzere bizim

ülkemizi ziyaret eden diğer tüm turistlerin

bu vesileyle ziyaret etmelerini arzu ederiz”

dedi.

İstanbul Havalimanı’nın stratejik önemine

değinen Çam, “İlk adım bilindiği üzere

İstanbul Havalimanımız. Dünyanın en önemli

havalimanlarından bir tanesi ve yüzde 60

kadar yolcusu diğer ülkelerle bağlantı

kuruyor. Buraya gelenler aynı zamanda

iki saatlik uçuşla yakın komşumuzu, ata

yurdumuzu da ziyaret etmesi noktasında

bu vesilelerle etkinliklerin artırılarak

tanıtılması sağlanmış olacaktır” ifadelerini

kullandı.

Mustafayeva: “Yalnızca bir

kurum açmıyoruz, yeni bir dönem

başlatıyoruz”

Azerbaycan Cumhuriyeti İstanbul

Başkonsolosu Nermin Mustafayeva,

Azerbaycan Turizm Bürosu İstanbul

Temsilciliğinin açılışının yalnızca kurumsal

bir adım olmadığını belirterek iki ülke

halkları arasındaki bağları güçlendirecek

yeni bir sürecin başladığını söyledi.

Mustafayeva, “Yalnızca bir kurumun

kapılarını açmıyoruz, aynı zamanda

insanlarımız arasında daha derin bağların

kurulmasına vesile olacak yeni bir dönemin

başlangıcıdır” dedi. Ülkeler arasındaki

ilişkilerin yalnızca stratejik adımlarla değil,

“insanların birbirini tanıması, anlaması ve

sevmesiyle güçlendiğini” vurguladı.

Türkiye’den Azerbaycan’a yapılan

ziyaretlerin kardeşliğin gerçekliğini

gösterdiğini belirten Mustafayeva, “Aynı

dili konuşmak, aynı kültürel ve manevi

değerleri paylaşmak; aynı sofra etrafında

toplanmamızı, sevinçlerimizi ve acılarımızı

paylaşmamızı sağlıyor” ifadelerini

kullandı. Azerbaycan’dan Türkiye’ye gelen

misafirlerin sıcak bir misafirperverlikle

karşılandığını dile getiren Mustafayeva,

“Aramızdaki sevgi sadece siyasi bir kavram

değil, gerçek bir halk iradesidir” dedi.

Turizmin bu bağları güçlendiren doğal bir

köprü olduğunu söyleyen Mustafayeva,

“Halklarımız arasında güçlenen bağlara,

büyüyen sevgiye ve ortak geleceğimize

katkı sağlayacak bu adımın hayırlı olmasını

diliyorum” sözleriyle konuşmasını

tamamladı.

Aliyev: Temsilciliğimiz, Azerbaycan

ve Türkiye arasındaki turizmi

güçlendirecek”

Azerbaycan Turizm Bürosu Başkan

Yardımcısı Reşat Aliyev, İstanbul’daki

temsilcilik ofisinin açılışına ilişkin

değerlendirmesinde, bu adımın yalnızca yeni

bir çalışma alanı oluşturmakla kalmayıp,

Azerbaycan ve Türkiye arasındaki köklü

dostluğu, stratejik iş birliğini ve karşılıklı

güveni somut şekilde ortaya koyduğunu

söyledi. Aliyev, “Bildiğiniz gibi Türkiye, tarih

boyunca Azerbaycan için özel bir konuma

sahip olmuştur. Ortak kültürümüz ve

değerlerimiz, iki ülke arasındaki turizm

ilişkilerinin güçlenmesine önemli bir zemin

sağlıyor. Son yıllarda karşılıklı ziyaretlerdeki

artış ve gerçekleştirilen ortak projeler bunu

açıkça gösteriyor” dedi.

Aliyev, Azerbaycan’ın turizm potansiyelini

tanıtmak amacıyla yapılan yurtiçi ve yurtdışı

çalışmaların, medya kuruluşları ve dijital

platformlarla yürütülen kampanyaların

temsilcilik ofisinin faaliyete geçmesiyle

çok daha kurumsal ve sürdürülebilir hâle

geleceğini vurguladı. Aliyev, “Temsilcilik,

turizm profesyonelleri, medya kuruluşları

ve kamu kurumlarıyla doğrudan iş birliği

kurarak iki ülke arasındaki turizmi daha

da geliştirecek yeni projelere imkan

sağlayacak” ifadelerini kullandı.

Açılış etkinliğinde konuklara özel bir hediye

de takdim eden Aliyev, hediyenin Bakü’nün

en nadide miraslarından Şirvanşah Kapı

Türbesi’nin giriş kapısından ilham alınarak

tasarlandığını belirtti. Aliyev, “İstanbul’daki

temsilcilik ofisimizi, tıpkı bu kapı gibi

Azerbaycan’ın turizm alanında açılan yeni

bir kapısı olarak görüyoruz. Umarız bu

küçük hediye, misafirlerimizi ülkemizin

tarihine ve kültürüne keyifli bir yolculuğa

çıkarır” dedi. Aliyev, konuşmasını, “Hiçbir

başarı tek başına mümkün değildir. Bu

yeni dönemi mümkün kılan en önemli

güç, hiç şüphesiz ki ekibimizdir” sözleriyle

tamamladı.

Alizade: “Temsilciliğimiz,

Azerbaycan’a açılan yeni ve güçlü

bir kapı olsun”

Azerbaycan Turizm Bürosu İstanbul

Temsilciliği Direktörü Ruslan Alizade ise,

“Azerbaycan ile Türkiye arasındaki turizm

ilişkilerinin gelişmesinde önemli bir adım

attık. Bu süreçte sizlerle çalışmak bizim

için büyük bir heyecan ve gurur kaynağı

olacaktır. Temsilciliğimiz, Azerbaycan’a

açılan yeni ve güçlü bir kapı olmasını,

burada hayata geçireceğimiz projelerin ise

iki ülke arasındaki turizm ilişkilerini daha

da gelişgirmesini temenni ediyorum” diye

konuştu.

Açılışın ardından etkinlik, The Peninsula

İstanbul’da düzenlenen özel gala yemeği

ve konuşmalarla sürdü. Konuklar,

Azerbaycan’ın ünlü sanatçısının

canlı performansını dinlerken, ünlü

şeflerin hazırladığı otantik Azerbaycan

lezzetlerinin tadını çıkardı.


26

hotel restaurant

& hi-tech

gündem

Pamukkale’nin eşsiz travertenleri

yanında lüks konaklama

COLOSSAE THERMAL & SPA

Pamukkale’nin eşsiz travertenleri ve Hierapolis antik kenti kalıntılarının yanı başında

hizmet veren Colossae Thermal & Spa Hotel; 310 odası ve 620 yatak kapasitesi ile

misafirlerini ağırlıyor.

Pamukkale'nin pamuk yığınını

andıran travertenleri ve ilk

çağ termal kenti Hierapolis'in

kalıntılarının hemen yanı başında

40 dönüm arazi üzerine inşa edilen

Colossae Thermal & Spa Hotel,

adını Frigya'nın en önemli yerleşim

yerlerinden biri olan Colossae antik

şehrinden alıyor.

Hem dinlenme hem iş amaçlı

Huzur ve mutluluğun adresi Colossae

Thermal & Spa Hotel, doğa ile iç

içe özgün mimarisi, konforu en üst

seviyede yaşatan 310 oda 620 yatak

kapasitesi, çağdaş ve şık bir tasarımla

hazırlanmış 2000 m²'lik alanda yer

alan spa & wellness bölümü, açık

& kapalı alanlarda kullanım imkanı

veren şifalı termal havuzları, kongre

turizminin merkezi olmasını sağlayan

farklı kapasitelerde 14 adet salonu ve

eğlence alanları ile konuklarına hem iş

hem dinlenme amaçlı bir konaklama

deneyimi sunuyor.

Benimsediği değerlerden ödün

vermeden sürekli yenilenen çizgisiyle

hizmet sunan otel, doğa ile iç içe tatil

deneyimi yaşamak isteyen ziyaretçilerin

ilk tercihleri arasında yer alıyor.


RADISSON

BLU

BOSPHORUS

HOTEL’DE

BOĞAZ

MANZARALI

YENI YIL

BRUNCH’I

Radisson Otel Grubu,

İstanbul’un ikonik

adreslerinden Radisson

Blu Bosphorus Hotel’de

gelenekselleşen yeni

yıl brunch’ını seçkin

davetlilerin katılımıyla

gerçekleştirdi.

Radisson Otel Grubu, yeni yıla

sayılı günler kala İstanbul’un

ikonik adreslerinden Radisson

Blu Bosphorus Hotel, İstanbul’da

gelenekselleşen yeni yıl brunch

davetini gerçekleştirdi. 23 Aralık Salı

günü Radisson Otel Grubu tarafından

düzenlenen etkinlik, seçkin davetlilere

keyifli ve unutulmaz anlar yaşattı.

Müzikle zenginleşen zarif bir

atmosfer

İstanbul Boğazı’nın büyüleyici

manzarası eşliğinde gerçekleşen

brunch’ta, Alara Noyan ve orkestrası

mini caz performanslarıyla davete zarif

bir müzikal atmosfer kattı. Vokalde

Alara Noyan’a trombonda Burak

Dursun ve klavyede Onat Murat eşlik

etti.

2026’ya çok az bir süre kala düzenlenen

ve her yıl büyük ilgi gören bu özel

buluşma, başta turizm ve lifestyle

yayınları olmak üzere birçok yayıncı ve

influencer’ı bir araya getirdi. Misafirler,

Radisson Blu Bosphorus’un kusursuz

misafirperverliği eşliğinde yeni yıl

ruhunu doyasıya yaşarken, keyifli

sohbetler ve müzikle dolu bir brunch

deneyimi yaşadı.

Boğaz’a bakan eşsiz konaklama

deneyimi

İstanbul’un en ikonik lokasyonlarından

Ortaköy'de yer alan Radisson Blu

Bosphorus Hotel, İstanbul, misafirlerine

Boğaz'a bakan eşsiz bir konaklama

deneyimi sunuyor. Otelin otantik

restoranı Et Cetera’da enfes etler,

mezeler ve ağız sulandıran ev yapımı

gurme burgerler servis edilirken Cruise

Lounge Bar’da ise zengin kokteyl, bira

ve şarap çeşitleri bulunuyor. Birçoğu

Boğaz manzarasına sahip 139 oda

ve süit bulunan otelde, ücretsiz Wi-

Fi, yağmur duş, oda içi kahve ve çay

makinesi gibi olanaklar sunuluyor.

Otel, İstanbul’un tarihi yerleri, etkileyici

kültür/sanat mekanları, restoranlar,

kafeler ve barlarla dolu Ortaköy’deki

ideal konumuyla misafirlerine

unutulmaz bir konaklama vadediyor.


28

hotel restaurant

& hi-tech

gündem

DENTUROD BAŞKANI ŞEN

“HIERAPOLIS AÇILIŞI SONRASI

TGA DESTEĞI ÖNEMLI”

Pamukkale, Türkiye’nin ve

dünyanın en önemli turizm

destinasyonlarından biri olarak

her yıl binlerce ziyaretçiyi ağırlıyor.

Ancak Hierapolis Antik Havuzu’nun

restorasyon nedeniyle uzun süredir

kapalı olması, bölge turizmi açısından

gözle görülür etkiler oluşturmuş

durumda. Bu süreçte yaşanan kayıplar

ve açılış sonrası beklentiler hakkında

DENTUROD Başkanı Gazi Murat Şen

önemli açıklamalarda bulundu.

Pamukkale’nin sembollerinden biri olan

Hierapolis Antik Havuzu’nun 25 Ocak

2025’te başlayan restorasyon süreci

nedeniyle uzun süredir kapalı olduğunu

hatırlatan DENTUROD Başkanı Şen,

“Restorasyonun amacı alanı geleceğe

daha güçlü taşımak olsa da, bu

sürecin uzamasının bölge turizmine

etkileri artık kamuoyunda daha

görünür hale gelmiştir. Pamukkale,

yalnızca Türkiye’nin değil, dünyanın

önde gelen turizm markalarından

biridir. Ancak Antik Havuz’un kapalı

kaldığı bu dönemde; sosyal medya

görünürlüğünde, tur programlarındaki

taleplerde, günlük ziyaretçi akışında

belirgin düşüşler yaşanmıştır.” dedi.

Gazi Murat Şen şöyle devam etti:

“Her yıl 450.000’e yakın ziyaretçinin

ücret ödeyerek giriş yaptığı Antik

Havuz’un kapalı olması, yalnızca

turizm işletmeleri için değil devlet

gelirleri açısından da ciddi bir kayıp

oluşturmuştur. Bu tablo, açılış sonrası

dönemde güçlü bir tanıtım atağının

gerekliliğini açıkça ortaya koymaktadır.

Hierapolis Antik Havuzu yeniden

ziyarete açıldığında, bölgede oluşan

kaybın telafisi ve Pamukkale’nin eski

ivmesine hızla kavuşması için Türkiye

Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı’nın

(TGA) özel bir tanıtım desteği vermesi

kaçınılmaz bir ihtiyaçtır.

Bu tanıtım desteği; Antik Havuz’un

açılışının ulusal ve uluslararası

mecralarda güçlü bir kampanyayla

duyurulmasını, Pamukkale’nin marka

değerinin yeniden yükselmesini, Yerli–

yabancı ziyaretçi ilgisinin kısa sürede

artmasını, Turizm işletmelerinin

yaşadığı kayıpların hızla telafi edilmesini

sağlayacaktır.

Pamukkale gibi dünya mirası bir

destinasyonda yapılan restorasyonun

ardından, açılışın doğru bir iletişim

stratejisiyle desteklenmesi artık bir

beklenti değil, bölgenin sürdürülebilir

turizmi için gerekliliktir. Pamukkale’nin

dünya turizmindeki güçlü konumunu

yeniden hatırlatmak, bölge ekonomisini

canlandırmak ve Antik Havuz’un kapalı

kaldığı dönemde oluşan kayıpları hızla

telafi etmek mümkündür. Bu nedenle

kamuoyunun, meslek örgütlerinin,

turizmcilerin ve bölge paydaşlarının

ortak beklentisi, Antik Havuz açılır

açılmaz TGA’nın bölgeye özel bir tanıtım

seferberliğini hayata geçirmesidir.

Pamukkale yeniden parlamaya hazırdır.

Şimdi ihtiyaç duyulan, bu parlamayı

güçlendirecek tanıtım desteğinin

zamanında verilmesidir.”


Nuova Simonelli Türkiye Distribütörü

SORCAN Teknik Danışmanlık Hizmetleri Ltd. Şti.

Showroom: Sultan Selim Cad. Turan Sok. No: 21/A

Kağıthane-İstanbul Tel: +90 (212) 269 18 00

www.tecnocoffeeshop.com / info@tecnocoffee.com.tr


30

hotel restaurant

& hi-tech

verilerle turizm

TURIZMDE 4,55 MILYAR DOLARLIK

KREDI BÜYÜMESI

Turizmde nakdi krediler 2025’te yüzde 87 arttı. Kredilerin çoğunu oteller kullandı.

Otellerde takipteki kredi oranı ise yüzde 0,62’de kaldı.

Turizm Databank’ın BDDK verilerinden yaptığı analize

göre, Türkiye’de turizm alanında alınan nakdi banka

kredileri 2025 yılı Ocak-Ekim döneminde %87 artarak

4,55 milyar dolar artış gösterdi. 2024 yılındaki artış ise 2,43

milyar dolar dolayındaydı.

Toplam kredilerin %75,1’i otellerin

Turizmde gayri nakdi krediler %5,7 artarak 652 milyon dolar

oldu. Toplam kredilerin %75,1’i oteller tarafından kullanıldı.

Otellerde takipteki kredi oranı bu ayda %0,62 oldu.


İNGILTERE TURISTLERINDE

TÜRKIYE’NIN PAYI %4,6’YA DÜŞTÜ

2025’in ilk 10 ayında İngiltere’den Türkiye’ye gelen turist payı %4,6 ile düştü ve

Türkiye,pazarda 6. sırada yer aldı. İstanbul ve Antalya paylarını artırırken, Muğla’nın

payı geriledi.

Turizm Databank’ın İngiltere Sivil Havacılık Otoritesi

verilerinden yaptığı analize göre, 2025 yılı Ocak-Ekim

döneminde İngiltere’den hava yolu ile yurt dışına yapılan

seyahatler %2,8 artış göstererek 226,2 milyonu geçti.

Türkiye 6. sırada

Türkiye, pazardan aldığı %4,6 pay ile 6. sırada yer alıyor.

Geçen yıl bu oran %4,8 idi. Lider konumundaki İspanya’nın

payı %13,9’a yükselirken, onu ABD, İtalya ve Fransa izliyor.

Yunanistan ise %4,7 civarında pay alıyor.

Türkiye’ye gelen 10,5 milyon İngiliz turistin dağılımında

İstanbul %35,8 ile ilk sırada, Antalya %31,1 ile ikinci sırada

yer alıyor. Muğla %28,1 ve İzmir %4,7 pay alıyor. Muğla’nın

payı azalırken İstanbul, Antalya ve İzmir’in payları arttı.


32

hotel restaurant

& hi-tech

verilerle turizm

351 YENI OTEL, TEDARIKÇILERE

MILYONLUK FIRSAT SUNUYOR

2024-2026 döneminde açılacak 351 yeni 4 ve 5 yıldızlı otel ile yaklaşık 52,6 bin oda ve

113,5 bin yatak faaliyete geçecek.

Turizm Databank’ın Otel Yatırımları 2025 Araştırmasına

göre, 21 Aralık 2025 itibarıyla 2024-2026 döneminde

açılması planlanan 4 ve 5 yıldızlı 351 yeni otel projesi

bulunuyor. Bu otellerde yaklaşık 52,6 bin oda ve 113,5

bin yatak faaliyete geçecek. 2024-2026 dönemindeki

otel yatırımlarına toplam 3,1 milyar Dolar harcanması

öngörülüyor.

Tedarikçilere ne kadar iş doğacak?

Bütçe büyüklüğünde Antalya, İstanbul ve Muğla öne çıkıyor.

Otel tefrişatı (mobilya, mefruşat, elektronik vb.) için tahminen

1,1 milyar dolar harcama yapılacak. 351 otele ürün sunacak

tedarikçiler için en büyük pazar inşaat alanında oluşacak.

İnşaat harcamalarının yaklaşık %10’u kadar miktar makineekipman

alanında, makine-ekipman bütçesinin %75’i kadar

da arsa sahiplerine gidecek.

En çok hangi tedarikçi kazanacak?

Otel yapımında partnerlik yapan firmalar; yatak, baza, yastık

gibi ürünler, mutfak gereçleri, oturma grubu, televizyon,

bilgisayar ve mutfak ekipmanları alanlarında 30-35 milyon

dolar düzeyinde iş kazanacak. Perde, nevresim takımı, halı,

ofis gereçleri, jeneratörler ve saç kurutma makinesi, kettle

gibi ürünlerde ise yaklaşık 50 milyon dolar büyüklüğünde iş

fırsatı oluşacak.(Turizm Databank)



34

hotel restaurant

& hi-tech

verilerle turizm

FRANSA TURIZM GELIRINDE

109 MILYAR AVROYA ULAŞTI

2023’te Fransa turizmi, 109 milyar avro gelir sağladı ve GSYİH’nın %3,8’ini oluşturdu.

Gelirin en büyük payı ziyaretçi konaklamalarından gelirken, yolcu taşımacılığı ve

restoran-kafe harcamaları da önemli katkı sağladı.

100 milyonu aşkın geceleme ile turist ağırlayan Fransa’da,

2023 yılında turizmin doğrudan gayri safi yurt içi

hasılası (GSYİH) 109 milyar avro olarak gerçekleşti ve

GSYİH’nın %3,8’ini oluşturdu. Turizm Databank’ın Fransa

Pazarı Araştırmasına göre, 450 milyondan fazla geceleme

ile ziyaretçi konaklamaları turizm hasılasının %45’ini

oluşturuyor. Yolcu taşımacılığı %17, restoranlar ve kafeler

%10, spor, eğlence ve kültür ise %15 pay alıyor. INSEE

verilerine göre, ziyaretçi konaklamasından 42 milyar, yolcu

taşımacılığından 16 milyar ve restoran-kafelerden 9 milyar

avro gelir elde edildi. Spor, eğlence ve kültürden de 16 milyar

avro gelir sağlandı.

En fazla geceleme ve gelir

Fransa, Türkiye’deki en yüksek harcama seviyelerine sahip

ülkeler arasında yer alıyor. En fazla geceleme ve gelir ABD ve

İngiltere’den gelirken, Almanya, Belçika, İtalya ve İspanya ise

ikinci sıradaki pazarlardan oluşuyor.


2026 RESMI BELGE ÜCRETLERI

BELLI OLDU

2026 yılında kimlik kartı, pasaport, sürücü belgesi ve diğer resmi belgelerde

uygulanacak değerli kâğıt bedelleri, Hazine ve Maliye Bakanlığı Muhasebat Genel

Müdürlüğü tarafından Resmî Gazete’de yayımlanan tebliğ ile duyuruldu.

Tebliğe göre kimlik kartları 220 TL, sürücü belgeleri

1.690 TL, pasaport defteri 1.351 TL oldu. Noter

işlemlerinde kullanılan değerli kâğıtların bedelleri de

güncellendi. Noter kağıdı ve beyanname 149 TL, protesto,

vekaletname ve resen senet 298 TL olarak belirlendi.

Pasaport bedeli 1.351 TL, ikamet izni bedeli ise 964 TL oldu.

Kimlik kartı, sürücü belgesi ve araç tescil ücretleri de tebliğe

göre şöyle belirlendi: Kanuni süre dışında veya değişiklik

nedeniyle düzenlenen kimlik kartı 220 TL, kayıp nedeniyle

düzenlenen kimlik kartı 440 TL, aile cüzdanı 1.202 TL, sürücü

belgesi ve çalışma karnesi 1.690 TL, motorlu araç tescil

belgesi 1.511 TL, iş makinesi tescil belgesi 1.251 TL.

Diğer belge ücretleri ise banka çeki her bir yaprak 95 TL,

mavi kart 220 TL, yabancı çalışma izni ve muafiyet belgesi

964 TL olarak açıklandı. Yeni tebliğ ile belirlenen değerli kâğıt

bedelleri, 1 Ocak 2026 itibarıyla uygulanacak.


36

hotel restaurant

& hi-tech

yeni yatırımlar

Alrayyan’ın

İstanbul’daki

üçüncü oteli

Rayelin

Taksim

kapılarını

açtı

Alrayyan Turizm Otelcilik yatırımıyla hayata geçirilen Rayelin Taksim Hotel, grubun

İstanbul’daki üçüncü oteli olarak 19 Aralık 2025 tarihinde Talimhane’de düzenlenen

resmi açılış töreniyle hizmete girdi. Vezneciler ve Aksaray’daki otellerin ardından

Taksim’de açılan 120 odalı tesis, modern şehir oteli konsepti ve merkezi konumuyla

İstanbul’un konaklama sektörüne yeni bir soluk katmayı hedefliyor.

Aslen Libya menşeli yatırımcı

grup Alrayyan Turizm tarafından

İstanbul’un kalbi Taksim’de

konumlanan Rayelin Taksim Hotel’in

açılış töreni 19 Aralık Cuma günü

gerçekleştirildi. Törene turizm

sektörünün önde gelen temsilcileri, iş

ortakları ve basın mensuplarının yanı

sıra, Alrayyan Turizm bünyesindeki üç

otelin Genel Koordinatörü Hakan Bedir

ile Rayelin Hotel Old City Genel Müdürü

Enis Akcan da katıldı. Açılışta konuşan

Hakan Bedir, İstanbul’un güçlü turizm

potansiyeline duydukları güveni dile

getirerek, Rayelin Taksim Hotel’de

misafir memnuniyetini her zaman en

üst seviyede tutmayı amaçladıklarını

vurguladı.

Modern mimarisi, merkezi konumu ve

üstün hizmet anlayışıyla dikkat çeken


Rayelin Taksim Hotel, hem iş hem de

tatil amaçlı seyahat eden misafirler

için konforlu ve çağdaş bir konaklama

deneyimi sunuyor.

Şehrin dinamizmini yansıtıyor

Rayelin Taksim Hotel, geniş ve ferah

odaları, şehrin dinamizmini yansıtan

modern dekorasyonu ve ileri teknoloji

donanımlarıyla konforu ve şıklığı bir

araya getiriyor. Otel, misafirlerine şehir

hayatının tam merkezinde ayrıcalıklı bir

konaklama deneyimi sunuyor.

Meydana birkaç adım uzaklıkta

Taksim Meydanı’na yürüme

mesafesinde yer alan otel, kültürel

etkinliklere, alışveriş noktalarına ve

tarihi mekânlara kolay erişim imkânı

sağlıyor. Bu konumuyla otel, hem yerli

hem de yabancı turistler için ideal bir

konaklama noktası olmayı hedefliyor.

Misafirlerine yüksek standartlarda

hizmet sunmayı hedefleyen yeni nesil

bir şehir oteli olan Rayelin Taksim

Hotel; modern mimarisi, uluslararası

misafirperverlik anlayışı ve merkezi

konumuyla İstanbul’un öne çıkan

konaklama adreslerinden biri olmayı

amaçlıyor.


38

hotel restaurant

& hi-tech

yeni yatırımlar

Wyndham Grand Udaipur

Fatehsagar Lake açıldı

Wyndham Hotels & Resorts, Hindistan’ın Racastan bölgesinin kalbindeki Wyndham

Grand Udaipur Fatehsagar Lake otelinin açılışını gerçekleştirdi.

Fatehsagar Gölü’nün hemen yanı

başında, heybetli Aravalli Dağları’na

bakan ve 105 dönüm araziye kurulan

Wyndham Grand Udaipur Fatehsagar Lake;

l, İstanbul, İzmir ve Kayseri de dahil olmak

üzere dünyanın gözde şehirlerinde düğünler,

kutlamalar ve lüks konaklamalar için

olanaklar sunan doksan Wyndham Grand

otelinin arasına katıldı.

Manikis: “Markamızın ilkelerini

yansıtıyor”

Wyndham Hotels & Resorts EMEA Başkanı

Dimitris Manikis, “Wyndham Grand Udaipur

Fatehsagar Lake otelimizin açılışını

gerçekleştirerek ve şirketimizin adını taşıyan

markalarımızdan en üst segmenttekini

Hindistan’a getirerek çok önemli bir anı

yaşıyoruz. Yeni otelimizin açılışı, yereldeki

ortaklıklarımızın gücününün yanı sıra

markalarımızın zengin bir kültür, samimi

bir misafirperverlik anlayışı ve ziyaretçileri

içine çeken seyahat deneyimleri sunan

destinasyonlarda ne kadar güçlü bir

karşılık bulduğunu kanıtlıyor. Udaipur’un

saraylarına ve huzur veren göllerine bakan

bu otelimiz, Wyndham Grand markamızın

yerelle bağlantılı, özgün, keyifli ve sofistike

konaklamalar sunma ilkelerini yansıtıyor”

dedi.

Udaipur’un kalbinde bir göl başı

kaçamağı

Işıltılı göller, romantik saraylar ve zengin

bir sanat geleneğini bir araya getiren

Udaipur, dünyada “Doğu’nun Venedik’i”

olarak da biliniyor. Wyndham Grand Udaipur

Fatehsagar Lake, misafirlerine Jagdish

Tapınağı, Shilpgram el sanatları kompleksi

ve Pichola Gölü’nün üzerinde yükselen

heybetli Şehir Sarayı gibi bölgenin önemli

yapılarına kolay erişim olanağı sunuyor.

Otelin içi ise Udaipur’un aristokrat

mirasının modern bir yorumunu yansıtıyor.

Otelin 140 misafir odası ve süitinde saray

mimarisinden esinlenen Gokhda tarzında

oturma alanları, mermer kaplamalı şık

banyolar ve bazı süitlerde bulunan girdap

banyoları gibi olanaklarla çağdaş bir konfor

anlayışı, geleneksel dokunuşlarla bir

arada sunuluyor. Saray Kanadı açıldığında

otelin kapasitesine 60 oda daha eklenecek.

Menüsü tamamen vejetaryen seçeneklerden

oluşan resort tesiste taze ve yerel ürünlerle

hazırlanmış Pyaala, Shakahari ve O Sian gibi

Hint yemekleri ile uluslararası mutfaklardan

lezzetler sunuluyor. Otel, Udaipur’daki en

büyük amfitiyatro, büyük bir balo salonu

ve binlerce ziyaretçiyi ağırlayabilen Bağ

Bahçesi gibi geniş etkinlik mekanlarıyla

düğün, kutlama ve iş toplantıları

düzenleyenlere de ev sahipliği yapıyor.

Wyndham Grand Udaipur Otel Sahibi

Chirag Maroo, “Wyndham Grand Udaipur

Fatehsagar Lake otelimizde Udaipur’un

ruhuyla derin bir bağ kuran; insanların

güne göl kenarında başladığı, öğleden

sonralarını sarayları ve pazarları keşfederek

geçirdiği ve akşamları gerçek Racastan

misafirperverliğinin sıcaklığıyla karşıladığı

bir mekan yaratmayı hedefledik. Büyük

amfitiyatromuzdan saraylardan ilham

alan misafir odalarına ve sakin zaman

geçirilebilecek köşelere kadar her

detayı, keşif ve günlük hayatın stresinden

uzaklaşma hissi oluşturacak şekilde

düşündük” dedi.



40

hotel restaurant

& hi-tech

yeni yatırımlar

Özpınarlar

İnşaat Grubu,

Antalya’ya üçüncü

otelini açtı

Konut projelerindeki uzmanlığını turizm ve otelcilik

sektörüne de taşıyarak Antalya’yı bir cazibe merkezi

haline getiren projelere imza atan Özpınarlar İnşaat

Grubu, Antalya’daki üçüncü oteli olan Marriott Executive

Apartments Antalya’yı hizmete açtı.

Özpınarlar İnşaat Grubu’nun

üçüncü oteli Marriott Executive

Apartments Antalya, konuklarını

ağırlamaya başladı. Turizm

yatırımlarına devam eden grup ile

Marriott arasında Antalya şehir

merkezinin en gözde lokasyonlarında

hayata geçirilecek olan; Residence

Inn by Marriott, Marriott Executive

Apartments ve Le Meridien projeleri

için imzalar 8 Ağustos 2024 tarihinde

atılmıştı. 2025 yılı Ocak ayında faaliyete

giren Residence Inn by Marriott

Antalya’ nın ardından yine bu yıl

eylül ayı başlarında açılan Marriott

Executive Apartments Antalya ile turizm

yatırımları tüm hızıyla sürüyor.

Şehrin kalbinde

Muratpaşa’nın merkezi noktalarına

yakın konumlanan Marriott Executive

Apartments Antalya, kısa ya da uzun

süreli konaklamalar için modern ve

konforlu bir yaşam alanı sunuyor.

İster iş seyahati ister şehir keşfi için

otel yalnızca bir oda değil, huzurlu ve

rahat bir yaşam alanı sunuyor. Marriott

International standartlarına uygun

olarak tasarlanan 60 konforlu residence

dairesi, şehir ziyaretlerini keyifli ve

pratik hale getirmek için hazır.

Ayrıcalıklı konfor ve zarafet

İş ve tatil amaçlı seyahat eden

misafirlerin ihtiyaçları göz önünde

bulundurularak hazırlanan otel; modern

tasarımı ve fonksiyonel çözümleriyle

60 süitinde sade, dengeli ve rahat bir

ortam sunuyor. 42–50 m² arasındaki

1+1 süitler şıklığı ve konforu bir

araya getirirken; geniş yaşam alanı

sunan 2+1 süitler aileler ve uzun

konaklamalar için ideal bir seçenek

oluşturuyor. Tüm süitler, ferah oturma

alanı ve 55 inç Smart TV ile modern

yaşam standartlarını yansıtıyor.

Tam donanımlı mutfaklarda günlük

ihtiyaçları karşılayacak tüm ekipmanlar

bulunurken, geniş banyolar ve çamaşırkurutma

makineleri konaklamayı daha

pratik ve konforlu hale getiriyor.

Sert: “Antalya’ya değer katmaya

devam ediyoruz”

Özpınarlar Yönetim Kurulu Üyesi

Ramazan Sert, Antalya’ya değer

katmaya devam ettiklerini belirterek,

yatırıma dair şunları söyledi:

“Özpınarlar İnşaat Grubu olarak,

yenilikçi yaklaşım, kalite, dürüstlük

ve güven ilkelerinin ışığında her

zaman en iyisini hedefledik. Bugüne

kadar şehrimizin çehresini modern

dünya standartlarına taşımayı görev

edindik. Güvenli, yüksek kaliteli ve

yenilikçi teknolojilerin kullanımında

öncü projelerimizle Antalya’ya

değer katmaya devam ediyoruz.

Bu misyonumuzu, eğitim ve sağlık

alanlarında gerçekleştirdiğimiz

sosyal sorumluluk projelerimiz ile

taçlandırarak şehrimize geniş kapsamlı

değer katmayı sürdürmekteyiz. Bugün,

şehrimize yepyeni değerler kazandırıyor

olmanın mutluluğu içerisindeyiz.

Antalya’nın tarihi birikimi, doğası

ve dünya standartlarının üstünde

turizm faaliyetleri ile hizmet veren

markalarımızın her yıl ürettiği değeri

büyütmek ve geliştirmek için Özpınarlar

İnşaat Grubu olarak dünya çapında

bir değer olan Marriott markasının üç

otelini şehrimize kazandıracak olmanın

gururunu yaşıyoruz.”

Grubun turizm serüvenine 2023 yılında

kendi markaları olan 128 yataklı

Casamax Suites ile başladıklarını

hatırlatan Sert, şöyle devam etti:

“Şimdi ise Antalya’nın birbirinden

değerli konumlarında hizmet vermeyi

planladığımız Marriott otellerimiz

ile ülkemiz ve şehrimiz için hizmet


rafine bir tatil deneyimi sunar.

Mavi bayraklı Konyaaltı sahilinde

konumlanan 160 odalı otel; özenle

planlanmış yaşam alanları, zarif

mimarisi ve benzersiz konumuyla

Le Méridien markasının çağdaş

estetiğini Akdeniz’de özgün bir yorumla

buluşturmaktadır.

Özpınarlar İnşaat Grubu tarafından

hayata geçirilen ve Emre Arolat imzasını

taşıyan proje, daha tamamlanmadan

2025’te Miami’de düzenlenen Dünya

Mimarlık Festivali’nde “Geleceğin

Kültür Yapısı” ödülüne layık görülerek

mimari kalitesini ve kültürel değerini

uluslararası arenada tescillemiştir.

Casamax Suites: Antalya Konyaaltı’nda

yer alan, 64 modern ve şık tasarımlı

1+1 süit odasıyla, konforlu bir

konaklama deneyimi sunmaktadır.

Merkezi konumu sayesinde sahile,

alışveriş merkezlerine ve sosyal

yaşam alanlarına kolay erişim imkânı

sağlarken, üstün hizmet anlayışıyla

misafirlerine unutulmaz bir deneyim

yaşatmaktadır.

sektöründe de değer üretmek,

istihdama katkıda bulunmak ve

misafirperverliğimizin derinliğini tüm

konuklarımızla paylaşmak istiyoruz.

Özpınarlar Grubu olarak 2026 yılı

sonunda toplamda 1.000 yatak

kapasitesine ulaşmayı hedefliyoruz.

İnşaat sektöründe 35 yılı aşan

birikimimiz ile oluşturduğumuz güven,

huzur ve kaliteyi misafirlerimize

hissettirmek, şirketimizin turizm

sektörünün de önde gelen isimleri

arasında anılmasını sağlamak için

hedeflerimiz doğrultusunda var

gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.”

Turizm ve Otelcilik Yatırımları

Özpınarlar İnşaat Grubu’nun turizm

sektöründeki yatırımları turizm grubu

Genel Müdürü Serdar Küçükyıldız

liderliğinde, konfor ve şıklığı bir araya

getiren prestijli projeleri ile dikkat

çekmektedir:

Residence Inn by Marriott: Antalya

Muratpaşa’da konumlanan bu otel,

yüksek beklentilere sahip iş ve

tatil amaçlı konaklamalar için özel

olarak tasarlanmıştır. 43 adet 1+1

süit dairesiyle, özellikle uzun süreli

konaklamalar için şık ve konforlu bir

alternatif sunmaktadır.

Marriott Executive Apartments: 60 adet

1+1 ve 2+1 lüks daireden oluşan bu

proje, yalnızca üst düzey bir konaklama

deneyimi değil, ofisler ve alışveriş

mağazalarıyla tam teşekküllü bir yaşam

merkezi konsepti sunmaktadır.

Le Méridien Antalya: Akdeniz kıyısında

yer alan Le Méridien Antalya, resort

lüksünü yerel dokuyla harmanlayan

çağdaş bir konaklama tesisi olarak

tasarlanmıştır. Proje, geleneksel

unsurları soyutlayarak mimari formlar

aracılığıyla eğlence kavramını yeniden

yorumlamaktadır.

Bu tasarım yaklaşımı, misafirlere

şık ve modern detayların eşlik ettiği,

Akdeniz’in dingin atmosferini yansıtan


42

hotel restaurant

& hi-tech

yatırım

Kayak kültürünün

zamansız adresi

DORUKKAYA SKI &

MOUNTAIN RESORT

Kartalkaya’nın köklü ruhunu ve sporcu enerjisini taşıyan DorukKaya Ski & Mountain

Resort, pistlere yakın konumu, dinamik atmosferi ve yalın dağ oteli anlayışıyla kışı

hareketli ve sahici yaşamak isteyenlerin vazgeçilmez rotası olmaya devam ediyor.

DorukKaya Ski & Mountain Resort,

Kartalkaya’nın köklü ruhunu ve

sporcu enerjisini temsil ediyor. Dağ

evi sıcaklığındaki atmosferi, pistlere yakın

konumu ve dinamik yapısıyla özellikle kışı

hareketli ve sahici yaşamak isteyenlerin

tercihi olmaya devam ediyor. Odalar sade

ve fonksiyonel; günün büyük bölümünü

pistlerde geçiren misafirler için ihtiyaç

duyulan konforu net ve yalın bir şekilde

sunuyor. Akşam saatlerinde ise lobideki

şömine başı sohbetleri ve ortak alanlar,

DorukKaya Ski & Mountain Resort’un sosyal

yüzünü ortaya çıkarıyor.

Sporun merkezinde

Türkiye’nin en bilinen snowpark

alanlarından birine ev sahipliği yapan

DorukKaya Ski & Mountain Resort

Kartalkaya, özellikle snowboard tutkunları

ve genç sporcular için güçlü bir çekim

noktası. Geniş pist ağı ve sportif atmosferi,

oteli hareket ve adrenalin odaklı bir dağ

deneyimine dönüştürüyor. Çocuklar için

sunulan spor temalı aktiviteler de bu

yaklaşımı tamamlıyor.

Ortak buluşma noktası: Palazzo

Lounge

DorukKaya Ski & Mountain Resort

deneyimini tamamlayan Palazzo Lounge,

Kartalkaya’nın etkileyici kar manzarası

eşliğinde gastronomiyi sosyal bir buluşma

ritüeline dönüştürüyor. Gün içinde kayak

molaları için ideal bir durak olan lounge

alanı, akşam saatlerinde ise daha sakin ve

keyifli bir yemek atmosferi sunuyor.

Develi Kebap, Yada Sushi, Serafina ve

Palazzo Steak House imzalı seçkin lezzetler,

dağın temposuna uyum sağlayan rafine bir

menüyle bir araya geliyor. Kaya Palazzo

Kartalkaya ve DorukKaya Ski & Mountain

Resort’un misafirlerini bir araya getiren bu

alan, Kartalkaya’da günün ritmini

paylaşmanın en keyifli yollarından

biri olarak konumlanıyor.

Dağın mutfağı

Otelde lezzet anlayışı, Türk ve

Bolu mutfağının doyurucu ve sıcak

tatları etrafında şekilleniyor. Zengin

açık büfede enerji veren, doğal ve

mevsime uygun seçenekler öne

çıkarken; pist kenarındaki kafeler

kısa molalarda kayak temposunu

bölmeden keyifli duraklar sunuyor.

Ailece hareketli bir dağ tatili

DorukKaya Ski & Mountain

Resort’ta çocuklar için sunulan

aktiviteler, otelin dinamik ve sporla iç

içe atmosferini tamamlayan bir anlayışla

şekilleniyor. Minik misafirler, gün boyunca

kendilerine ayrılmış alanlarda oyunlar, grup

aktiviteleri ve kar temalı etkinliklerle tatilin

enerjisini doyasıya yaşıyor. Dağ oteli ruhunu

yansıtan bu yaklaşım, çocukların keyifli vakit

geçirmesini sağlarken ailelerin de günün

hareketli kayak temposuna rahatça eşlik

edebilmesine olanak tanıyor. DorukKaya Ski

& Mountain Resort, kışı ailece aktif ve doğal

bir akış içinde yaşamak isteyenler için güçlü

bir alternatif sunuyor.



44

hotel restaurant

& hi-tech

yeni yatırımlar

Ceylan

Splend'or

Uludağ

kapılarını açtı

Marriott International’ın Autograph Collection

segmentinin yeni üyesi Ceylan Splend'or Uludağ,

kapılarını açtı. Otel; sürdürülebilir tasarımı, Uludağ’ın

kimliğinden şekillenen hikayesi ve dört mevsimi yaşatan

deneyim platformu ile yılın her anında yaşayan bir dağ

destinasyonu olarak dikkat çekiyor.

Rejeneratif seyahat yaklaşımıyla

açılan Ceylan Splend’or Uludağ,

Autograph Collection; Uludağ’ın ikinci

gelişim bölgesinin girişinde konumlanıyor.

Çevresindeki kentlere yakın lokasyonuyla

otel, şehir hayatının günlük rutininden

uzaklaşmak isteyen misafirlerin seyahat

planlarına girmeye hazırlanıyor. Marriott

International standartlarında güvenlik

sistemleriyle hizmet veren Ceylan Splend’or

Uludağ, Autograph Collection sanat,

gastronomi, doğa sporları ve wellbeing

konularında sunduğu özel deneyimlerle çok

katmanlı bir seyahat seçeneği sunuyor.

Minimalizmden sürdürülebilirliğe

Ceylan Splend’or Uludağ, Autograph

Collection mekânsal kurgu, taş ve ahşabın

doğal dokusunu öne çıkaran yalın çizgiler

ve dengeli ışık kullanımıyla zamansız

bir atmosfer sunuyor. Sıcak minimalizm

yaklaşımı kullanıcı konforunu merkezde

tutuyor. Otelin 35 farklı noktasında yer

alan şömineler ve dış alandaki ateş çukuru

ise bu sıcak iklimi tamamlıyor. 91 odadan

oluşan yapı; Attic Deluxe, Attic Family

Suite, Corner Family Suite, Deluxe King,

Presidential Suite, Spa Suite, Splendid

Suite, Superior Twin ve 2 farklı versiyonda

6 Chalet olmak üzere farklı ihtiyaçlara

hitap eden kategorilerden oluşuyor. Otelin

yapım sürecinde ortaya çıkan granit taşları,

geri dönüştürülmüş içerikle üretilen özel

seramikler, estetik beklenti ile ekolojik

sorumluluğu aynı pratikte buluşturuyor.

Doğa, gastronomi ve sanatın

kesişiminde

Ceylan Splend’or Uludağ, Autograph

Collection, çağdaş sanatı odağına alan bir

kültürel platform olarak Türkiye’de sanat

oteli kavramına yeni bir boyut kazandırıyor.

Dönemsel olarak yenilenen sergileri, sanatçı

konuşmaları, atölyeleri ile otel, Uludağ’a

çağdaş sanat deneyimini taşımayı hedefliyor.

Otelin ilk sergisi ‘İpeğin Hafifliği, Taşın

Ağırlığı’ ise mekâna özgü yerleştirmeler

aracılığıyla sanatseverleri Bursa'nın tarihsel

ve kültürel belleğini yeniden düşünmeye

davet ediyor.

Bölgenin zengin mutfak kültürüyle bağlantı

kuran Ceylan Splend’or Uludağ, Autograph

Collection’ın bünyesinde bulunan farklı

mutfaklar ise yerel üreticilerden temin

edilen malzemelerle güncel sunum

tekniklerini buluşturuyor. Sürdürülebilirlik

ve lezzet odağını birleştiren otelin ana

restoranı a la carte servis anlayışıyla

menüsünü her gün farklı seçeneklerle

yeniliyor. Bölgenin doğasını tabağa taşıyan

Dağbaşı Grill Restaurant’da ise Bursa’nın

meşe odunlarıyla pişen bölgeye özgü

yemekler, Uludağ’ın eşsiz manzarasına

karşı servis ediliyor.


Ceylan Splend’or Uludağ,

Autograph Collection;

uluslararası gezginler,

wellbeing odaklı

konuklar, kış sporları

meraklıları, lüks tatil

severler, maceraperestler,

sanatseverler ve gastronomi

tutkunları olmak üzere

her yaştan her kategoride

misafire hitap ediyor.

Deneyimli kadrosu, sıcak

atmosferi, konfor ve

estetiği buluşturan hizmet

anlayışıyla sıra dışı bir

seyahat ve konaklama

deneyimi vadediyor.

Otelin gastronomi yaklaşımını yansıtan bir

diğer adres L’oven Cafe & Bistro ise, özel

çekirdeklerle hazırlanan kahveleri ve artizan

fırın deneyimi ile hem kahve tutkunlarının

hem de pist keyfini uzatmak isteyenlerin gün

boyu buluşma noktası haline geliyor. Lobi

katında bulunan Sushi Corner ve Whiskey

Bar & Cigar Lounge otelin gastronomi

hikayesinde tamamlayıcı rol oynuyor.

Yeni bir yaşam kültürü

Uludağ’ın en keyifli pistlerinin üzerinde

konumlanan bölgenin en hareketli apres-ski

deneyimini sunacak Basecamp Après-ski;

güneşin tadını çıkarmaya imkan sağlayan

pist manzaralı şezlongları, partileri, canlı

müzik, DJ performansları ve yeni nesil

bistro lezzetleri ile dağın kış komünitesini

bir araya getiriyor. Otelin kayak okulu,

bireysel ve grup eğitimlerinin yanı sıra safari

turlarıyla misafirlere farklı deneyimler

sunuyor. Farklı segmentlerde kiralık

ekipman seçeneklerinin bulunmasının

yanı sıra otelden direkt geçiş imkanı dikkat

çekiyor. Kolay, orta ve ileri seviyelere uygun

toplam 30 km uzunluğundaki pistlere erişim

sağlayan telesiyej sistemi ise sporseverlere

konforlu ve kesintisiz bir kayak deneyimi

vadediyor.

Ceylan Splend’or Uludağ, Autograph

Collection, orman okulu iş birliği ve

danışmanlığıyla çocuklar için de doğayla

iç içe, keşif dolu bir dünya sunuyor. Doğa

aktivitelerinin yanı sıra Kids Room, Kids

Atölye ve Game Room alanlarında gün boyu

sürecek eğlenceli programlar çocukları

bekliyor.

Bir doğa deneyimi platformu

Otel çatısı altında bir doğa deneyimi

platformu olarak kurulan Discover Uludağ,

kış turizmi ile bağdaşan bölgeyi dört

mevsim boyunca aktif bir destinasyon haline

getiriyor. Discover Uludağ’ın her mevsime

yeni bir bakış kazandırma vizyonuyla bölgeye

kazandırılan 5 yürüyüş ve 3 bisiklet rotası,

ilk etapta rehberli yürüyüşler ve elektrikli

bisiklet turlarıyla misafirlere hizmet

verecek.

Platform; hiking, trekking ve hedikli kar

yürüyüşü gibi rehberli yürüyüşler, e-bike,

bitki keşif turları ve foraging, gökyüzü&ay

gözlemleri, meditasyon seansları, ses

ve orman banyosu, hareket atölyeleri,

nefes terapisi ve wild table gibi pek çok

farklı mikro deneyimler ile doğayla bağ

kurarken anlam yaratan keşifler sunmayı

önceliklendiriyor.


46

hotel restaurant

& hi-tech

yatırım

Kışın en rafine hali

KAYA PALAZZO SKI & MOUNTAIN

RESORT KARTALKAYA

Modern mimarisi, yüksek konfor anlayışı ve zengin gastronomi seçenekleriyle Kaya Palazzo

Kartalkaya, kış sporlarını sofistike bir yaşam deneyimiyle buluşturuyor. Dağın temposunu

seven ama konfordan vazgeçmeyenler için öne çıkan bir adres.

Kartalkaya’nın en prestijli tesislerinden

Kaya Palazzo Ski & Mountain Resort,

kış sporlarını yüksek konfor ve rafine

bir yaşam anlayışıyla bir araya getiriyor.

Modern mimarisi, sıcak iç mekânları ve

dağ manzarasına açılan geniş yaşam

alanları, kayak sonrası dingin bir atmosfer

yaşatıyor. Gün boyunca pistlerde geçen

saatlerin ardından otelin spa alanı, ritmi

yavaşlatmak isteyenler için doğal bir durak

haline geliyor. Kapalı havuzlar, terapi

odaları ve dinlenme alanları, kış tatilini

yalnızca aktif değil, aynı zamanda dengeli

bir deneyime dönüştürüyor.

Ortak buluşma noktası: Palazzo

Lounge

Kaya Palazzo Kartalkaya deneyimini

tamamlayan Palazzo Lounge,

Kartalkaya’nın etkileyici kar manzarası

eşliğinde gastronomiyi sosyal bir buluşma

ritüeline dönüştürüyor. Gün içinde kayak

molaları için ideal bir durak olan lounge

alanı, akşam saatlerinde ise daha sakin ve

keyifli bir yemek atmosferi sunuyor. Develi

Kebap, Yada Sushi, Serafina ve Palazzo

Steak House imzalı seçkin lezzetler, dağın

temposuna uyum sağlayan rafine bir

menüyle bir araya geliyor.

Lezzetin kış hali

Kaya Palazzo Kartalkaya’da gastronomi,

kayak temposuna uyum sağlayan zengin

ve çok katmanlı bir mutfak anlayışıyla

sunuluyor. Uluslararası ve Türk

mutfağından seçkiler sunan ana restoranın

yanı sıra, İtalyan ve dünya mutfağına

odaklanan A’la Carte seçenekler akşamları

daha sakin ve keyifli bir ritme taşıyor.

Pistlere yakın kafe ve barlar ise gün içinde

kısa molalar ve sıcak sohbetler için ideal.

Aileler ve çocuklar için

Kaya Palazzo Kartalkaya’da çocuklar,

tatilin enerjisini kendilerine ayrılmış

alanlarda keyifle yaşarken aileler de kış

tatillerini daha dengeli ve rahat bir ritimde

sürdürebiliyor. MA&ME&PA Kids Club,

minik misafirler için gün boyunca farklı yaş

gruplarına uygun aktiviteler sunan sıcak

ve güvenli bir buluşma noktası olarak öne

çıkıyor. Oyun saatleri, yaratıcı etkinlikler ve

kar temasıyla uyumlu aktivitelerle çocuklar

tatilin tadını çıkarırken; profesyonel ekip

eşliğinde geçirilen bu zaman, ailelere de

pistlerde veya otelin sosyal alanlarında

özgürce vakit geçirme imkânı sunuyor.

Kaya Palazzo Kartalkaya, ailelere konforlu

bir tatil, çocuklara ise keyifli ve renkli bir

kış dünyası vadediyor.



48

hotel restaurant

& hi-tech

yatırım

Tarihi eserler

arasında yeniden

doğan bir konfor

mirası

Giritligil Otel

Manisa

Manisa’nın kalbinde, 14. ve 19. yüzyıldan kalan tarihi eserler arasında yükselen Giritligil Otel,

geçmişin izlerini modern konforla buluşturuyor. Bilimsel restorasyonla hayata geçirilen otel,

arkeolojik mirası, özgün mimarisi ve sürdürülebilir yaklaşımıyla Ege Bölgesi’nin en dikkat

çekici konaklama projelerinden biri olarak öne çıkıyor.

Giritligil Otel’in doğuşu, 2015 yılında Manisa’nın

saygın iş insanı Ercüment Giritligil’in

tarihe duyduğu saygı ve vizyoner

yaklaşımıyla başladı. 83 yaşında bu özel yatırımı

Manisa’ya kazandırmak için gerçekleştirdiği

girişim sonucunda, bilimsel restorasyon ilkeleriyle

yürütülen, literatüre örnek gösterilecek

nitelikteki bu proje, geçmişin izlerini geleceğin

konforuyla buluşturarak benzersiz bir eser ortaya

çıkardı.

Manisa’nın kalbinde yükselen otel; yalnızca bir

konaklama alanı değil, Anadolu’nun derin tarihinden

süzülerek gelen eşsiz bir kültür mirasının

zamana karşı kazandığı bir zafer. Anıtlar Kurulu

ile yürütülen uzun ve özenli çalışmalar sonucu

hayata geçirilen otel, 14. yüzyıldan kalan Saray-ı

Amire hamamı ve 1800’lü yılların Yaralı Han

kalıntılarıyla misafirlerine canlı bir arkeolojik

deneyim sunuyor.

Giritligil’in altında bulunan tarihi hamam

kompleksinin, araştırmalara göre Fatih Sultan

Mehmet’in Manisa’daki şehzadelik dönemlerine

uzandığı biliniyor. Taş duvarların sıcak dokusuna

sinmiş zaman, genç Mehmet’in devlet idaresi

ve fetih stratejileri üzerine ilk düşüncelerini bu

kubbelerin altında olgunlaştırdığı rivayetini adeta

bugün hâlâ fısıldıyor. Bu eşsiz miras, otelin modern

yaşamla kurduğu zarif dengede ziyaretçilere

tarih boyunca süzülmüş bir deneyim sunuyor.

Kervan yollarının kalbi: Yaralı Han

Otelin altında korunan 19. yüzyıl Yaralı Han

kalıntıları ise bir dönem Ege ticaret yollarının

uğrak noktası. Bugün cam yüzeylerin altında

sergilenen bu tarihi dokular, misafirleri kervanların

ayak izlerine, tüccarların hikâyelerine ve

uzun yolculukların ritmine doğru götürüyor.

Cam zemin uygulamasıyla üzerinden yürüyerek

dönemin dokusunu hissedebiliyorsunuz.

Saray-ı Amire’de kahvaltı deneyimi

Yüzyıla uzanan Sübyan Hamamı, modern

konservasyon çalışmalarının ardından otel

misafirleri için büyüleyici bir kahvaltı alanına

dönüştürüldü. Osmanlı şehzadelerinin güne

başladığı bir mekânda kahvaltı etmek, Giritligil’de

her sabahı tarih dolu bir ritüele çeviriyor.

Tarihi dokunun içinde gurme bir yolculuk

Otelin gastronomi merkezi olan Taşfabrika

Restoranı, 18. yüzyılda Rum ustalar tarafından

inşa edilen taş yapı içinde hizmet veriyor. Dünya

mutfaklarından seçkin lezzetleri, geçmişin mimarisiyle

iç içe sunarak misafirlere hem damak

hem mekân açısından çok katmanlı bir deneyim

yaşatıyor. Şehrin tarihini taşıyan restoranımız da

aynı zamanda yöresel yemekler de sunuluyor.

Şehrin kimliğini taşıyan bir misyonu var.

Her odada konforu hissedeceğiniz özel bir

tasarım

Giritligil Otel’in her odasında, konforu üst seviyeye

taşıyan ince ayrıntılar özenle düşünüldü.

USB şarj girişleri, özellikle yabancı misafirler için

pratik bir kullanım sağlarken, her odada bulunan

dikey jakuzi sistemleri ayrıcalıklı bir konaklama

deneyimi sunuyor. Dokunmatik ekranlı

talep butonları sayesinde teknolojinin sunduğu

imkânlar konforla buluşturuldu. Her odada yer

alan Access Point’ler sayesinde, başka bir oda

ile internet paylaşımına ihtiyaç duymadan sınırsız

ve yüksek hızlı internet bağlantısı sağlanıyor.

Modern teknolojinin tüm olanakları kullanılarak

tasarlanan odalarda, misafirlerin konforu en ince

detayına kadar düşünüldü; memnuniyet odaklı

bir hizmet anlayışı benimsendi.

Giritligil Otel, yalnızca tarihi koruyan değil;

geleceğe karşı da sorumluluğunu titizlikle yerine

getiren bir tesis olarak 3. Aşama Sürdürülebilir

Turizm Belgesi ile tescillenmiş durumda. Bu

belge, otelin çevresel, kültürel ve sosyoekonomik

sürdürülebilirliği bütünsel bir sistemle ele

aldığını gösteren en yüksek standartlardan biri.

Geri dönüşen kâğıtlardan üretilen sanat

objeleri

Giritligil, sürdürülebilirliğe yalnızca işletme

mantığıyla değil, yaratıcılık ile yaklaşan bir tesis.

Personelin geri dönüştürdüğü kağıt atıklardan

vazolar, dekoratif ürünler ve objeler üretiliyor.

Bu hem atık miktarını azaltıyor hem de otelin

kendi iç estetiğini sürdürülebilir bir dokunuşla

zenginleştiriyor.

En büyük sözü: Tarihi korumak

Otel, ev sahipliği yaptığı hamam ve han

kalıntılarını

yalnızca

sergilemekle

kalmıyor; aynı

zamanda onların

korunması için

disiplinli ve

sürekli bir çalışma

yürütüyor.

Mimari dokunun

bozulmaması

için yapılan konservasyon

uygulamaları,

bilimsel

ve uzman onaylı yöntemlerle sürdürülüyor.

Tarihi yaşatan, geleceği koruyan bir ege

mirası

Giritligil Otel'in tam da bunu başardığının altını

çizen Otel Müdürü Gizem Tarım, "2018 yılında

ebediyete uğurladığımız, bu benzersiz yapıyı

ülkemize kazandıran kurucumuz Ercüment Giritligil’i,

derin bir saygı ve rahmetle anıyoruz. Bugün

Giritligil Otel’in her köşesinde onun vizyonunun

ve emeğinin izleri yaşamaya devam ediyor" diyor.

Giritligil Otel’de müdür olmak

Giritligil Otel’de müdür olmanın, yalnızca bir

işletmeyi yönetmekten çok daha fazlası olduğunu

dile getiren Tarım, “Bu otelde bir olmak,

yalnızca bir işletmeyi yönetmek değil; tarihin

kalbinde yaşayan bir mirasa rehberlik etmektir.

Bir kadın olarak, 14. yüzyıl hamamı, 19. yüzyıl

han kalıntıları ve Rum ustaların izleri arasında

her gün geçmişi korurken, modern konforu en

ince detayına kadar yönetmek benim için ayrı bir

gurur kaynağı. Bu görevde kadın dokunuşunun

zarafetini, disiplinini ve detaylara verdiği değeri

hissettirmek, misafir deneyimimizin ayrılmaz

bir parçası. Her kararımda sürdürülebilirliği,

kültürel mirasa duyulan saygıyı ve kusursuz hizmet

anlayışını ön planda tutarken, aynı zamanda

Manisa’nın köklü tarihine kendi kadın vizyonumu

katmanın mutluluğunu taşıyorum. Kısacası,

burada müdür olmak bir meslek değil; güçlü bir

kadın olarak geçmişi geleceğe taşıma onurudur”

diye anlatıyor.


Şehirde Çok Yönlü Konaklama Deneyimi

RAMADA PLAZA BY WYNDHAM

ISTANBUL TEKSTILKENT

İstanbul’un iş, alışveriş ve yaşam merkezlerinden biri olan Tekstilkent’te konumlanan

Ramada Plaza by Wyndham Istanbul Tekstilkent, hem iş hem de tatil amaçlı seyahat eden

misafirlerine şehir oteli konforunu modern bir anlayışla sunuyor.

Panoramik şehir manzarasına

sahip ferah odaları, gün ışığı

alan toplantı salonları ve dünya

standartlarındaki Spa alanlarıyla farklı

beklentilere aynı anda hitap eden otel;

kısa süreli iş seyahatlerinden hafta

sonu konaklamalarına, uzun süreli

konaklamalardan aile ziyaretlerine kadar

geniş bir kullanım alanı sunuyor. Fitness

salonu ve yarı olimpik yüzme havuzu

ise misafirlerin konaklama süresince

kendilerine zaman ayırmalarını sağlıyor.

322 odalı

Toplam 322 oda kapasitesiyle (276

deluxe oda, 30 executive suite ve 16

corner suite) hizmet veren otel; kapalı

otopark, kuru temizleme ve 24 saat oda

servisi gibi ayrıcalıklarıyla konforu ön

planda tutuyor.

Merkezi konum

Ramada Plaza Istanbul Tekstilkent;

Tekstilkent Metro Durağı’na yürüme

mesafesindeki konumuyla şehir

merkezine, ana ulaşım akslarına ve

İstanbul’un farklı bölgelerine kolay

erişim imkânı sunuyor. Otel, Mall of

İstanbul ve Venezia Mega Outlet gibi

önemli alışveriş ve yaşam merkezlerine

yakın konumuyla misafirlerine alışveriş

ve sosyal yaşam açısından da avantaj

sağlıyor.

Yılın Oteli ödülünün sahibi

Wyndham EMEA bölgesinin en önemli

ödüllerinden biri olan “Hotel of the Year

2023 (Yılın Oteli)” ödülüne layık görülen

Ramada Plaza by Wyndham Istanbul

Tekstilkent; uluslararası mutfağı,

profesyonel hizmet anlayışı ve detaylara

verilen özenle misafirlerine yalnızca bir

konaklama değil, iş, şehir ve yaşamı bir

arada sunan çok yönlü bir konaklama

deneyimi vadediyor.


Kültür, Sanat ve Lezzetin

Zeytinburnu’ndaki Buluşma Noktası

Mozaik Kafe & Restoran

Zeytinburnu sahilinde, Mozaik Müzesi’nin hemen yanında konumlanan Mozaik

Kafe & Restoran; deniz manzarası, güncel mutfağı ve ödüllü ekibiyle İstanbul’un

gastronomi rotasında kendine özgü bir yer ediniyor.

İstanbul’un kalbi sayılan Zeytinburnu

sahilinde, 2023 yılında kapılarını açan

Zeytinburnu Belediyesi Mozaik Kafe &

Restoran, bulunduğu konumun kültürel

dokusundan beslenen özgün kimliğiyle kısa

sürede dikkat çekmeyi başardı. Hemen yanı

başındaki Mozaik Müzesi’nin tarihi atmosferi

ve Kazlıçeşme Sanat aksının enerjisi,

mekâna yalnızca bir restoran olmanın

ötesinde, bütüncül bir deneyim alanı kimliği

kazandırıyor.

Muhteşem deniz manzarası eşliğinde hizmet

veren Mozaik Kafe & Restoran, Zeytinburnu

Belediyesi işletmesi olarak sürekli

güncellenen menüsüyle hem yerli hem de

yabancı misafirlerini ağırlamayı sürdürüyor.

Türkiye’nin farklı bölgelerinden ve dünyanın

çeşitli mutfaklarından esinlenen lezzetler,

mekânın mutfak vizyonunu her geçen gün

daha da zenginleştiriyor.

Sanatsal sunumları, dengeli tat profilleri

ve özenli servis anlayışıyla Mozaik Kafe &

Restoran; hem Mozaik Müze ziyaretçilerine

hem de lezzet tutkunlarına nitelikli bir

gastronomi deneyimi sunuyor.

Mekânın başarısı, aldığı ödüllerle

de tescillenmiş

2025 yılında TAŞFED (Türkiye Aşçılar ve

Şefler Federasyonu) tarafından Başarılı

Kurumlar Sertifikası’na layık görülen Mozaik

Kafe & Restoran; hizmet kalitesi, hijyen

standartları ve mutfak başarısı alanlarında

sektör içindeki güçlü konumunu bir kez

daha ortaya koydu.

Zeytinburnu Belediyesi Sosyal Tesisler

ekibinin uluslararası arenadaki başarıları da

bu istikrarlı çizginin önemli bir göstergesi.

Ekip, 2021 yılında katıldığı 18. Uluslarararası

Gastronomi yarışmasında 4 altın, 1

bronz madalya kazanırken; 2025 yılında

düzenlenen 22. Uluslararası Geleneksel

Gastronomi Yarışması’na özel davetli olarak

katılarak 3 aşçı ile 4 dalda 4 altın madalya 1

bronz kupa ile dönmeyi başardı.

Soğuk ve sıcak mezelerden mevsimsel

sebzelerle hazırlanan ana yemeklere, finali

zarif dokunuşlarla tamamlanan tatlılara

uzanan menüsüyle Mozaik Kafe & Restoran;

samimi bir ruhu profesyonel bir işletme

disipliniyle buluşturuyor.

Mozaik Kafe & Restoran’ın

menüsü, tanıdık lezzetleri özenli

dokunuşlarla yeniden keşfetme

hissi uyandırıyor

Mozaik Kafe & Restoran, menüsünde tanıdık

lezzetleri yalnızca sunmakla yetinmeyip,

onları şef dokunuşlarıyla yeniden inşa

eden bir mutfak anlayışı ortaya koyuyor.

Mevsimsellik, ürün kalitesi ve teknik

denge; mutfağın temel referans noktalarını

oluşturuyor.

Izgara somon, levrek ve çupra, ürünün

doğal lezzetini ön plana çıkaran sade

pişirme teknikleriyle hazırlanırken; hünkar

beğendi, fırında kuzu incik ve çökertme

kebabı gibi klasikler, geleneksel mutfağa

duyulan saygıyı yansıtıyor. Menüdeki özel

soslu bonfile ve dana antrikot ise Avrupa


mutfağından izler taşıyan modern yaklaşımı

tamamlıyor. Kayseri mantısı ve taze

makarna çeşitleri, mutfağın el emeğine

verdiği önemin altını çizerken, hamur

işlerinde teknik ustalık dikkat çekiyor.

Menünün dikkat çeken başlangıçlarından

biri de çorbalar. Uzun saatler kaynatılarak

lezzet kazanan kemik sulu mercimek

çorbası, yoğun aromasıyla klasik çorba

algısını bir üst seviyeye taşırken; özel

reçetesiyle benzersiz olan brokoli çorbası,

seçkin çorba seçenekleri arasında kendine

özgü bir yer ediniyor.

Sofralar, zeytinyağlı enginar, yaprak sarma

ve mütebbel gibi dengeli soğuk mezelerle

açılıyor; pastırmalı humus ve fellah

köftesi gibi sıcak başlangıçlarla katman

kazanıyor. Günün her saatine eşlik eden

özenle kurgulanmış kahvaltılar ve mevsim

ürünleriyle hazırlanan ferah salatalar,

menünün bütüncül yapısını destekliyor.

Tatlılarda ise fıstıklı ve cevizli kadayıf, fırın

sütlaç, Hayrabolu tatlısı ve krem brüle,

klasik ve modern arasında rafine bir final

sunuyor.

Kültür, sanat ve gastronomiyi aynı masada

buluşturan Mozaik Kafe & Restoran,

Zeytinburnu sahilinde şef vizyonuyla

şekillenen, tekrar gelme isteği uyandıran

nitelikli bir lezzet durağı olarak öne çıkıyor.

Kahvesi güzel pastası

lezzetli bir kafe

Zeytinburnu Kazlıçeşme’de, Mozaik

Restoran’ın hemen altında konumlanan

ve önündeki çocuk parkıyla ferah bir

şehir molası vadeden bu kafe; gösterişten

uzak ama rafine bir lezzet anlayışını

benimseyenler için dikkat çekici bir durak.

Mekânın menüsü, tatlı ve tuzlu pasta

çeşitleri etrafında şekilleniyor. Günlük

olarak hazırlanan, dengeli dokulara ve temiz

tatlara sahip bu ürünler; nitelikli kahve

çekirdekleriyle hazırlanan kahveler, özenle

demlenen çaylar ve seçkin soğuk içecek

alternatifleriyle tamamlanıyor. Sunumlar

sade, lezzet iddiası net.

Kafenin en ayırt edici özelliklerinden biri

ise, çocuklu misafirleri merkeze alan konfor

anlayışı. Önündeki park sayesinde mekân,

aileler için nadir bulunan bir rahatlık

sunarken; aynı zamanda sakin atmosferiyle

uzun sohbetlere ve yavaş içilen kahvelere

alan açıyor.

Ulaşılabilir fiyat politikası, samimi ama

özenli hizmet yaklaşımı ve Kazlıçeşme’nin

açık havasıyla bütünleşen konumuyla

bu kafe; mahalle kültürünü modern bir

gurme bakış açısıyla buluşturan, şehrin

temposundan kısa ama nitelikli bir kaçış

noktası olarak öne çıkıyor.


52

hotel restaurant

& hi-tech

marka röportaj

EDT'nin Güvenilir Çözüm Ortağı

Yıldız Holding’in üretim ve Ar-Ge gücünü

arkasına alan g2m, Ev Dışı Tüketim

sektöründe otel, restoran, kafe ve zincir

işletmelere 15 kategoride 2 binin üzerinde

ürünle hizmet veriyor. Üç ısı rejiminde çalışan

lojistik altyapısı, güçlü öz markaları ve “tek

adres – tek fatura” modeliyle geliştirilen

TEDAFIX sistemiyle g2m, profesyonel

mutfakların operasyonlarını kolaylaştıran

entegre çözümler sunuyor.

g2m Genel Müdürü Deniz Alkaç ile şirketin

sektördeki konumunu, ürün stratejilerini ve

gelecek dönem hedeflerini konuştuk.

g2m olarak Türkiye genelinde otel, restoran

ve kafe gibi profesyonel işletmelere

sunduğunuz ürün ve hizmet gamından

bahseder misiniz? 2.000’in üzerinde ürünü

içeren portföyünüzle pazardaki konumunuzu

nasıl tanımlıyorsunuz?

g2m olarak 40 yılı aşkın sektör tecrübemizle

ve bünyesinde bulunduğumuz Yıldız Holding’in

üretim ve Ar-Ge gücünün desteğiyle

profesyonel mutfakların çeşitli ürün

ihtiyaçlarını tek çatı altında karşılıyoruz. Ev Dışı

Tüketim (EDT) sektöründe, bağlı olduğumuz

grup şirketlerimizle birlikte üretimden satış

ve dağıtıma uzanan entegre bir yapıyla faaliyet

gösteren, sektörün önde gelen oyuncularından

biriyiz. Türkiye genelinde otel, restoran, kafe,

zincir işletmeler, catering firmaları, pastaneler

ve fast food markaları gibi çok geniş bir müşteri

portföyüne hizmet veriyoruz. Portföyümüzde

donuk ürünler, donuk unlu mamuller,

pastacılık ürünleri, yağ, süt ve süt ürünleri,

içecek, kuru gıda, gıda dışı ürünler gibi 15 farklı

kategoride 2 binin üzerinde ürün bulunuyor.

Yıldız Holding’e bağlı şirketlerin pastacılık

sektöründe pazara sunduğu kuvertür, çikolata

grubu pastacılık ürünleri, donuk ürünler ve

atıştırmalıkları öz marka olarak bünyemizde

bulunduruyoruz. Portföyümüzde güçlü öz

markalarımızın yanı sıra, alanında uzman

lider iş ortaklarımızın distribütörlüğünü

üstlendiğimiz ürünleri de yer alıyor. Bu çeşitlilik

sayesinde müşterilerimize tek kanal üzerinden

binlerce ürün alternatifi sağlıyoruz.

12 bölgesel dağıtım merkezimizle Türkiye

genelindeki yaygın dağıtım ağımız ve üç

ısı rejiminde (donuk, soğuk, kuru) çalışan

filomuzla ürünlerimizi hem yerel işletmeler

hem de büyük zincir markalar olmak üzere

müşterilerimize oldukça verimli şekilde

ulaştırıyoruz. Tedarikçi kimliğimizin yanı sıra

üretici ve danışman kimliğini aynı çatı altında

buluşturan ender şirket gruplarından biri

olarak hizmet modelimizle sektörde fark

yaratıyoruz.

g2m'nin 2026 Hedefleri

Bugün ülkemizde yaklaşık 200 bin işletmenin

faaliyet gösterdiği, 10 milyar Euro ürün satın

alımının gerçekleştiği dinamik EDT sektörü

her geçen yıl büyüyor ve tedarikçiler için

stratejik fırsatlar sunuyor. Bu işletmelerin

yaklaşık yüzde 60’ı ile farklı temas kanalları

üzerinden iş ilişkisi ve ticari etkileşimler

yürütülmektedir. Bu durum pazarı kapsamlı

şekilde tanıyan, veriye dayalı analiz yapabilen

ve sektörün gelişimine yön veren bir konumda

olduğumuzu açıkça ortaya koyuyor. Hizmet

kalitesi, sürdürülebilirlik ve dijitalleşme odaklı

stratejileri odağımıza alarak büyümeye ve

işletmeler için güvenilir bir çözüm ortağı

olmaya devam ediyoruz.

Pastacılık kategorisinde donuk ürünler son

yıllarda büyük ilgi görüyor. Bu alanda siz

nasıl konumlandınız? Yeni ürün geliştirme

süreçleriniz nasıl işliyor? Donuk gıda,

pastacılık, unlu mamuller ve ithal ürünler

gibi ürün gruplarınız; profesyonel şeflerin

işini nasıl kolaylaştırıyor? Operasyonel

verimlilik, standartlaşma ve zaman yönetimi

gibi alanlarda bu ürünlerin sağladığı

avantajları paylaşır mısınız?

Donuk ürünler, son yıllarda profesyonel

mutfaklarda en hızlı büyüyen alanlardan

biri. Operasyonel kolaylık ve kalitede

standardizasyon sağlamaları, zaman

yönetiminde verimlilik yaratmaları sayesinde

donuk ürünler endüstriyel mutfaklarda büyük

talep görüyor. Dondurulma işlemi ile ürünün

lezzetinin korunması ve uzun süre bozulmadan

saklanabilmeleri sayesinde işletmelere toplu

satın alma avantajı sunuyorlar. İhtiyaç kadar

kullanılıp kalan kısmın muhafaza edilebilmesi

ise israfın azaltılmasına katkı sağlıyor. Özellikle

yoğun sezonlarda sunduğu pratiklik sayesinde

atığı minimize ederken, hijyen kurallarına

uyumu sayesinde de güvenilir gıda üretimini

destekliyor.

Biz de g2m olarak donuk gıda ve donuk unlu

mamullerde pazarda etkin bir konumda

faaliyet gösteriyoruz. En büyük kategorilerimiz

arasında pastacılık, çikolata, donuk ürünler

ve atıştırmalık kategorileri yer alıyor. Hem

kendi markalarımızla hem de güçlü ulusal

ve uluslararası markalarla iş birliği yaparak

profesyonel mutfakların beklentilerine karşılık

veren çözümler sunuyoruz. Lovells, Ülker

Marifet, Frimer, McVitie’s ve Bizim Pastacılık

Yağı gibi markalarımızla pastacılık ürünleri,

kremalar, donuk unlu ürünleri, tatlı ve

tuzlu atıştırmalıklar gibi pek çok kategoride

ürünlerimizi müşterilerimizle buluşturuyoruz.

Özellikle donuk fırıncılık portföyündeki güçlü

markamız Ülker Marifet ile işletmelere zaman

kazandırıyor ve onların nihai tüketiciye daima

taze ürünleri sunmasını mümkün kılıyoruz.

Soğuk zincir süreçlerine büyük önem veriyoruz;

bu da ürünlerimizin kalitesini ve lezzetini ilk

günkü gibi koruyor. Ayrıca sektörde bilinen,

büyük markalarla uzun soluklu iş birliklerimiz

bulunuyor ve bu markaların distribütörlüğünü

üstleniyoruz. Ürün portföyümüzü oluştururken

müşteri beklentileri, pazar trendleri ve gıda

güvenliğini önceliklendiriyoruz.

Saha tecrübemiz, pazara olan hakimiyetimiz

ve şeflerimizin müşteri geri bildirimleri bize

sektördeki trendleri ve müşteri beklentilerini

doğru anlayıp yönetme konusunda önemli bir

avantaj sağlıyor. Yıldız Holding şirketleri ve

markalarının geniş Ar-Ge gücünü arkamıza

alarak şeflerimizle birlikte EDT sektörünün

ihtiyaç duyabileceği yeni ürünler geliştiriyor,

sahadan gelen geri bildirimleri doğrudan

ürün reçetelerine ve ambalajlara yansıtıyoruz.

Amacımız; profesyonel mutfaklara kaliteli,

pratik ve verimli çözümleri sunmak.

TEDAFIX sistemiyle sadece bir dağıtıcı değil,

zincir işletmeler için stratejik bir çözüm

ortağı haline geldiniz. “Tek adres – tek

fatura” modeli profesyonel mutfaklara

ne tür kolaylıklar sunuyor? Özellikle

zincirleşme yolundaki markalara ne tür

destekler sağlıyorsunuz?

TEDAFIX, g2m olarak EDT sektörüne

kazandırdığımız yenilikçi bir iş modeli.

Bu sistemi geliştirirken amacımız, zincir

işletmelerin karmaşık tedarik süreçlerini

sadeleştirmek ve operasyonlarını tek elden

yönetilebilir hale getirmekti. “Tek adres – tek

fatura” modeli sayesinde markalar, farklı


şehirlerdeki onlarca şubesinin tedariğini

ürün sevkiyatından faturalamaya kadar

tek elden yönetebiliyor. Bu model özellikle

zincirleşme sürecindeki markalar için

büyük avantaj sağlıyor. g2m olarak bu

markalara standart ürün tedariği sunarak her

şubede aynı kalitede malzeme standardını

sağlamalarına destek oluyoruz. Ayrıca

lojistik planlama ve ürün yönetimi gibi

alanlarda da çözümler geliştiriyoruz. Böylece

işletmeler operasyonlarını sadeleştirip

işlerini daha verimli yönetirken büyümeye

daha rahat odaklanabiliyor. TEDAFIX sistemi

sayesinde dağıtıcı rolünün ötesine geçerek

müşterilerimizin stratejik çözüm ortağı olarak

konumlanıyoruz.

Öz markalı ürünlerinizle ev dışı tüketim

sektörüne nasıl bir farklılık katıyorsunuz?

Bu ürünlerin geliştirilme sürecinde

profesyonel şeflerden gelen geri bildirimleri

nasıl değerlendiriyorsunuz? Eğitim, demo,

saha desteği gibi hizmetlerinizden de

bahseder misiniz?

Öz markalı ürünlerimiz, g2m’nin sektöre

kattığı en önemli değerlerden biri. Bugün

Lovells, Bizim Pastacılık Yağı, Frimer gibi öz

markalarımızla sektöre pastacılık ürünlerinden

kremalara, dondurulmuş gıdadan soslara

kadar geniş bir ürün yelpazesi sunuyoruz.

Şeflerin, işletme sahiplerinin ve satın alma

yöneticilerinin ihtiyaçlarını dikkate alarak

geliştirdiğimiz bu ürünlerle; kalite ve fiyat

dengesi gözetilirken, tedarik süreçlerinde

süreklilik ve güvenilirlik hedeflenmektedir.

Sahadan gelen geri bildirimler bizim için çok

kıymetli. Şeflerimizle birlikte müşterilerimize

ürünlerle ilgili demo çalışmaları, menü

mühendisliği, israf azaltma gibi konularda da

destek veriyoruz. Ürün tedariğini sektörel bilgi

ve tecrübemizle birleştiriyor, müşterilerimiz

için güvenilir bir çözüm ekosistemi

oluşturuyoruz.

2025 yılı g2m için nasıl geçti?

Performansınızı nasıl değerlendirirsiniz?

2026 yılı için büyüme planlarınız, yeni ürün

lansmanlarınız ya da girmeyi hedeflediğiniz

pazarlar var mı?

2025 yılı, g2m açısından sürdürülebilir

büyümenin devam ettiği bir dönem oldu.

Hem operasyonel olarak hem de finansal

göstergeler bakımından iyi bir performans

gösterdik. EDT sektörü zorlu piyasa

koşullarına rağmen dinamizmini korudu.

Biz de buna paralel olarak ürün gamımızı

genişlettik, hizmet ağımızı ve insan kaynağımızı

güçlendirdik. Dağıtım ağımızı, yeni depo

yatırımlarıyla büyüttük. Dijitalleşme, akıllı

tedarik zinciri ve depo yönetimi gibi alanlara

odaklandık. Üç ısı rejiminde çalışan lojistik

sistemimiz sayesinde araç ve sevkiyat

maliyetlerinde iyileşme sağladık. Bu da hem

müşteri memnuniyetini hem de operasyonel

verimliliği artırdı.

2026 yılı planlarımızın odağında; inovatif ürün

lansmanları, yeni pazar girişleri ve hizmet

kalitesinde sürdürülebilirlik yer alıyor. Temel

hedeflerimiz; satış organizasyonumuzun

uzun süredir üzerinde çalıştığımız kategori

ve müşteri odaklı bir yapıya dönüşümünü

tamamlamak, verimliliği artırmak ve dağıtım

ağımızı daha da güçlendirmek. Dijitalleşmeyi

de büyüme stratejimizin önemli odak

alanlarından biri olarak görüyoruz. Online

satış platformumuz “g2m.com.tr”yi her geçen

gün geliştiriyor, güvenli sipariş altyapımızla

hızlı tedarik ve kolay sipariş takibi sunuyoruz.

Ayrıca veri analitiğiyle müşteri davranışlarını

takip ediyor, CRM altyapısıyla kişiye özel

teklifler oluşturuyoruz. Pazardaki gelişmeleri

ve müşteri ihtiyaçlarını yakından izliyor,

yatırımlarla hem operasyonel verimliliğimizi

artırmayı hem de müşterilerimize daha hızlı ve

etkin hizmet sunmayı hedefliyoruz.

Ev Dışı Tüketim sektöründe değişen

trendler, özellikle hızlı tüketime uygun,

sağlıklı, sürdürülebilir ve ekonomik

ürünlere artan talep—sizin ürün stratejinizi

nasıl şekillendiriyor? Yeni ürün geliştirmede

hangi başlıklar öne çıkıyor?

Gastronomi turizminin gelişmesi ve şehir

yaşamının hızlı temposu EDT sektöründeki

büyümeyi destekliyor. Dışarıda yemek yemeye

olan talep ve deneyim odaklı tüketim artıyor.

Tüketiciler özellikle hızlı hazırlanabilen kaliteli

ürünlere, hem ekonomik hem lezzetli olan

menülere ve sürdürülebilir kaynaklardan

elde edilen ürünlere eğilim gösteriyor. Aynı

zamanda son yıllarda glütensiz ya da vegan gibi

farklı beslenme tercihleri ve bu yöndeki ürün ve

işletmelere talep arttı. Biz de ürün stratejimizi

yeni tüketici eğilimlerini temel alarak

şekillendiriyor; bu kapsamda önceliğimizi,

işletmelere zaman ve maliyet avantajı sunarken

aynı zamanda değişen tüketici beklentilerini de

karşılayan ürünler geliştirmeye veriyoruz.

Şefler için operasyonel kolaylık sağlayan hazır

kullanıma uygun ürünler, donuk ürünler ve

sürdürülebilir ambalaj ve kaynak kullanımı

odaklandığımız konular arasında yer alıyor. Bu

yaklaşımımızdaki ortak payda ise; profesyonel

mutfakların ihtiyaç duyduğu kalite, hız,

sürdürülebilirlik ve güven dengesini yakalama

ve sektördeki öncü konumumuzu güçlendirme

hedefimiz.

Tedarik zinciri yönetiminden lojistiğe,

ürün güvenliğinden sürdürülebilirliğe

kadar mutfak profesyonellerinin en çok

önem verdiği başlıklarda nasıl bir sistem

yürütüyorsunuz? Özellikle gıda güvenliği

ve sürdürülebilirlik konusunda attığınız

adımlar neler?

Bizim için tedarik zinciri, sadece bir operasyon

süreci değil markamıza olan güvenin temeli.

Bu anlayışla tedarik zinciri yönetiminde

güvenilirlik, izlenebilirlik ve sürdürülebilirliği

ön planda tutuyoruz. Tüm operasyonel

adımlarımızda kalite standartlarına titizlikle

uyuyoruz. ISO 9001 Kalite Yönetim Sistemi

ve ISO 22000 Gıda Güvenliği Yönetim

Sertifikalarının yanı sıra Güvenilir Tedarikçi

Sertifikasına sahibiz.

Ana işi gıda tedariği olan bir firma olarak gıda

güvenliğinin sağlanması, gıdanın uygun ısı

rejiminde taşınması, soğuk zincir yönetimi gibi

konularda standartları tavizsiz uyguluyoruz.

Üç ısı rejimiyle (donuk, soğuk, kuru) çalışan

dağıtım ağımız ile ürünlerin besin değerini ve

kalitesini koruyarak mutfaklara ulaştırıyoruz.

Sürdürülebilirlik alanında Yıldız Holding’in

“Bu Dünya Bizim” yaklaşımıyla “İsrafsız

Şirket” iş modelini benimsiyoruz. Ürün

tedariğinde çevreye duyarlı kaynakları tercih

ediyor, lojistikte rota optimizasyonuyla karbon

ayak izimizi azaltıyor, ambalaj atıklarını

minimize ediyor ve geri dönüştürülebilir

ambalaj uygulamalarını hayata geçiriyoruz.

Hızlı geri dönüşüm süreçleriyle atıklarımızı

değerlendiriyor ve yeniden kullanımı teşvik

ediyoruz. g2m olarak, gıda israfını minimuma

indirmek ve oluşan gıda atıklarını geri

dönüştürerek döngüsel ekonomiye katkı

sağlamak amacıyla çalışmalar yürütüyoruz.

Sürdürülebilirlik alanındaki çalışmalarımız

ve projelerimize, Yıldız Holding web sitesinde

yayınlanan sürdürülebilirlik raporlarından

ulaşabilirsiniz.

Otel mutfakları, zincir restoranlar ve

pastacılık alanı sizin için özel bir segment

oluşturuyor. Bu alanlara yönelik ürün

geliştirme ve servis stratejileriniz nelerdir?

2026’da bu alanlarda hangi yenilikler veya

fırsatlar öne çıkacak? g2m’nin profesyonel

şefler için 2026 vizyonu nedir? Eğitim, reçete

desteği veya inovatif ürün gruplarında yeni

neler planlanıyor?

Otel mutfakları, restoranlar ve pastacılık

alanları bizim için stratejik önem taşıyor. Bu

segmentlerde standart kalite, hızlı servis

ve operasyonel verimlilik kritik olduğu için

ürün ve hizmet stratejilerimizi bu öncelikler

doğrultusunda şekillendiriyoruz. Şeflerle

birlikte çalışarak otel ve zincir restoranların

operasyonel süreçlerine uygun ürünler

geliştiriyoruz. Pastacılıkta geniş ürün

portföyümüzle kalite ve lezzet sunarken

mutfaktaki iş yükünü azaltıyoruz.

Sürdürülebilirlik odaklı çalışmalar; sıfır atık

hedefi, hem işletmelerde hem mutfakta ve

tabakta israfın önlenmesi artık tüm sektör

paydaşları için büyük öneme sahip. Glütensiz

ya da vegan beslenme gibi farklı beslenme

trendlerine talep de son yıllarda arttı. Biz de

g2m olarak sürdürülebilirlik ve beslenme

alışkanlıkları üzerine çalışıyoruz. Şeflerimizle

beraber ürünlerimizi bu doğrultuda geliştirerek

yeni içerik taleplerini ürünlerimize adapte

ediyoruz.

2026 yılında inovatif ürün gruplarımızı

genişletmeyi, demo ve eğitim programlarımızı

artırmayı, müşterilerimize verdiğimiz menü ve

reçete desteğinin yanı sıra uygulamalı eğitimler

gibi çalışmalarla mutfak profesyonellerine

sağladığımız katkıyı daha da yukarı çıkarmayı

hedefliyoruz. 2026 vizyonumuzun merkezinde

gastronomi ve turizmin çok önemli bir paydaşı

olarak yalnızca bir ürün tedarikçisi olmak değil;

bilgi paylaşan, teknoloji sağlayan ve ilham

sunan bir çözüm ortağı olmak yer alıyor.


54

hotel restaurant

& hi-tech

marka

Türkiye’nin iş dünyasında B2B

marka mükemmelliğini ölçen

en kapsamlı programlardan biri

olarak kabul edilen B2B Excellence

Awards, bu yıl da Marketing Türkiye,

Kuantum Araştırma ve Deloitte

Türkiye iş birliğiyle düzenlendi.

Ödül programı, işletmelerin satın

alma karar süreçlerinde tedarikçi

markalara duydukları güveni bilimsel

bir metodolojiyle değerlendiriyor ve

“Türkiye’nin En İtibarlı İş Ortakları”nı

belirliyor. Araştırma sürecinde Türkiye

genelinde yaklaşık 3 850 satın alma

ve tedarik yönetiminden sorumlu

profesyonelle görüşüldü; bu sayede

farklı sektörlerdeki B2B marka

performansları geniş bir örneklem

üzerinden ölçüldü.

KALE ALARM’A

B2B EXCELLENCE ÖDÜLÜ

Marketing Türkiye, Kuantum Araştırma ve Deloitte Türkiye iş birliğiyle düzenlenen B2B

Excellence Awards’ta Kale Alarm, “Güvenlik Sistemleri” kategorisinde Türkiye’nin

En İtibarlı İş Ortağı seçildi.

“Güvenlik Sistemleri”

kategorisinin lideri

Bu kapsamlı çalışmanın sonucunda

Kale Alarm, güvenlik çözümleri

kategorisinde “B2B Excellence –

Türkiye’nin En İtibarlı İş Ortağı”

ödülüne layık görüldü. Satın alma

profesyonellerinin gözünde, güvenlik

alanında sunduğu ürün ve hizmet

kalitesi, iş birliği memnuniyeti ve marka

güvenilirliği kriterlerinde öne çıktığı için

bu önemli takdir alındı.

Araştırmada kullanılan “Mükemmel

Marka Modeli” dört ana başlık

üzerinden markaları değerlendiriyor:

bilinirlik, müşteriye verilen önem,

tanıma ve beğeni ile marka tercih

durumu. Bu başlıkların altında müşteri

memnuniyeti, güven düzeyi ve gelecekte

tercih edilme gibi dokuz alt kriter yer

alıyor. Böylece B2B tedarikçi markalar,

satın alma karar vericilerinin gerçek

deneyimlerine dayalı olarak bilimsel bir

çerçevede değerlendiriliyor.

Özkan: “Bu ödül, B2B stratejimizin

bir sonucudur”

Kale Alarm Grup Müdürü Kerem

Özkan, ödül ile ilgili düşüncelerini şöyle

paylaştı: “B2B Excellence Ödülü bizim

için sadece bir başarı nişanesi değil;

aynı zamanda satın alma profesyonelleri

ve iş ortaklarımız tarafından güvenilir

bir çözüm ortağı olarak tanındığımızın

güçlü bir göstergesidir. Bu ödül, her

gün müşterilerimizle kurduğumuz iş

ilişkilerini nasıl derinleştirdiğimizin

somut bir yansıması. Güvenlik

alanında sunduğumuz teknoloji ve

servis kalitesini, iş ortaklarımızın

beklentileriyle buluşturarak güçlü

bir referans oluşturduk. Aldığımız bu

ödül, Kale Alarm’ın B2B pazarındaki

stratejik yaklaşımının ve sürdürülebilir

iş ortaklığı modelinin bir sonucu.”

Kerem Özkan’ın vurguladığı gibi,

B2B Excellence ödülü yalnızca bir

performans göstergesi değil; aynı

zamanda satın alma dünyasındaki

profesyonellerin objektif

değerlendirmesi sonucu ortaya

çıkan bir başarı ölçütü olarak önem

taşıyor. Kale Alarm’ın bir kez daha

bu önemli ödülü kazanması, güvenlik

teknolojilerinde sektörün beklentilerine

uygun çözümler geliştirdiğinin ve

marka güvenilirliğinde üst sıralarda

yer aldığının bir göstergesi oldu.

B2B Excellence Awards’un bilimsel

yaklaşımı sayesinde bu tür ödüller,

tedarik zincirindeki satın alma ve iş

ortaklığı kararlarında değer oluşturan

markaları görünür kılıyor.



56

hotel restaurant

& hi-tech

marka röportaj

G. Hakan Külahçı

“HoReCa projelerinde tasarım ve

üretimi tek sistemde yönetiyoruz”

1988’den bu yana tasarım, mühendislik

ve üretimi tek çatı altında buluşturan

Artmim Mimarlık; otel, rezidans ve

HoReCa projelerinde bütünleşik yapısıyla

öne çıkıyor. 20 bin m²’lik üretim tesisi,

uluslararası sertifikasyonlara sahip

üretim altyapısı ve modüler, sürdürülebilir

çözümleriyle firma, 2026 hedefleri

doğrultusunda uluslararası HoReCa

projelerinde ölçeğini büyütmeyi ve teknoloji

odaklı yatırımlarını artırmayı amaçlıyor.

Artmim Mimarlık’ın Kurucu Ortağı Yüksek İç

Mimar G. Hakan Külahçı ile firmanın büyüme

stratejilerini, yeni yatırım alanlarını ve

gelecek dönem vizyonunu konuştuk.

Artmim Mimarlık olarak otel ve rezidans

projelerinde tasarım, mühendislik

ve üretimi aynı organizasyon içinde

kurgulamanızın temel motivasyonu nedir?

Bu bütünleşik yapının tasarım sürecine ve

yatırımcıya sağladığı avantajlar nelerdir?

Artmim, 1988 yılında mimari tasarım,

mühendislik ve üretimi tek çatı altında

toplayan öncü firmalardan biri olarak

kurulmuştur. Bu bütünleşik yapıyı

kurgulamadaki temel motivasyonumuz,

tasarımın üretimden kopuk ilerlediği

geleneksel modeli dönüştürmek ve

yatırımcıya tek merkezden yönetilen, hızlı,

kontrollü ve sürdürülebilir bir proje süreci

sunmaktır.

Bugün tasarım stüdyomuz, mühendislik

ekibimiz ve 20 bin m² kapalı alana sahip

üretim tesisimiz aynı yapı içinde entegre

biçimde çalışmaktadır. Bu organizasyon

modeli, tasarım kararlarının gerçek üretim

bilgisiyle eş zamanlı alınmasını ve tüm

sürecin teknik olarak doğrulanmasını

mümkün kılar. Bu bütünleşik yapı yatırımcıya

önemli avantajlar sağlar. Tasarım kararları,

üretim gerçekleriyle paralel şekilde

şekillenir; prototipler hızlıca test edilir ve

olası revizyonlar erken aşamada yönetilir.

Bu sayede revizyon maliyetleri ciddi oranda

düşerken, proje süreleri %30’a varan

oranlarda kısalır.

Ayrıca kalite kontrol ve maliyet takibinin tek

merkezden yürütülmesi, yatırımcı açısından

riskleri minimize eder. Özellikle beş yıldızlı

otel projelerinde gerekli olan yüksek

hassasiyetli sabit mobilya, metal, mermer

ve döşemeli üretimler, aynı standardizasyon

ve kalite sürekliliği ile hayata geçirilir.

Bu bütünleşik yaklaşım, projelerin hem

tasarım hem de operasyonel performansını

güçlendirerek uzun vadeli bir yatırım değeri

oluşturur.

Sabit mobilya, döşemeli mobilya, metal

ve mermer üretimini aynı çatı altında

toplamanın avantajları nelerdir? Ölçek

büyüdüğünde kaliteyi nasıl koruyorsunuz?

Artmim’in üretim gücü, sabit mobilya,

döşemeli mobilya, metal ve mermer

üretimini aynı organizasyon ve aynı üretim

akışı içinde yönetebilmesinden gelir. Tüm

disiplinlerin tek çatı altında çalışması, ölçek

büyüdüğünde dahi kontrol ve sürekliliğin

korunmasını sağlar. Ahşap, metal, mermer

ve döşemeli üretim birimleri tek bir BIM

modeli üzerinden üretim alır. Bu sayede

tüm detaylar, toleranslar ve birleşim

noktaları baştan tanımlanır; disiplinler arası

uyum üretim aşamasında değil, tasarım

aşamasında güvence altına alınır.

Üretim süreçlerinde EN ve UL standartlarına

uygun üretim ve denetim protokolleri

uygulanır. Yangın dayanımlı kapılarda ise

25 yıllık deneyimimize dayanan EI60–EI90

çözümleri, özellikle otel projelerinde güvenlik

açısından önemli bir avantaj sağlar. Yüksek

hacimli üretimlerde dahi ölçü hassasiyeti

korunur; üretim standardı ve performans

tutarlılığı sürdürülebilir şekilde tekrar

edilebilir. Bu yapı, seri üretim ile yüksek

detay beklentisi arasındaki dengeyi mümkün

kılar. Bu entegrasyon modeli, yatırımcıya

zamansal, operasyonel ve finansal açıdan

önemli bir üstünlük sağlar.

HoReCa projelerinde artan güvenlik,

hijyen, akustik ve sertifikasyon

gerekliliklerine Artmim nasıl uyum

sağlıyor?

HoReCa sektöründe güvenlik, hijyen,

akustik ve sertifikasyon gereklilikleri her yıl

daha kapsamlı hâle gelmektedir. Artmim,

bu gereksinimlere entegre bir sistem

yaklaşımıyla yanıt vermektedir. Ürün ve

uygulamalarımızda antibakteriyel yüzeyler

ile düşük VOC değerlerine sahip boya

ve vernikler tercih edilmektedir. Yangın

dayanımlı kapılarımızda uluslararası test ve

sertifikasyon süreçleri standartlaştırılmış

olup, tüm üretim bu çerçevede

yürütülmektedir.

Akustik konforun kritik olduğu oda–koridor

geçişlerinde, hedeflenen dB performansını

sağlamak amacıyla özel akustik panel ve

fitil sistemleri uygulanmaktadır. Ayrıca BOH

alanlarında, hijyen standartlarına uygun,

kolay temizlenebilir ve dayanıklı yüzey

çözümleri geliştirilmektedir. Mühendislik

departmanımız, yeni regülasyonlara hızlı

adaptasyon sağlayabilecek teknik altyapıya

ve süreç yönetimi yetkinliğine sahiptir. Bu

bütüncül yaklaşım, özellikle uluslararası otel

zincirlerinin talep ettiği teknik beklentilere

tam uyum sağlamaktadır.

Modüler mobilya, esnek mekân çözümleri

ve akıllı altyapılar otellerde hızla

yaygınlaşıyor. Artmim bu trendlere nasıl

cevap veriyor?

Artmim ’in tasarım yaklaşımı, modern

otellerin ihtiyaç duyduğu esnekliği,

dayanıklılığı ve akıllı altyapıyı estetikle

bütünleştirmeye odaklanır. Sabit

mobilyalarda modüler sistemler kullanarak

bakım ve yenileme süreçlerini kolaylaştırır,

işletme maliyetlerini düşürürüz.

Yoğun kullanım alanlarında, metal destekli

konstrüksiyonlarla 15–20 yıl aralığında

uzun ömürlü kullanım hedeflenirken;


çizilmeye, darbeye ve kimyasal temizlik

ürünlerine dayanıklı özel yüzey çözümleri

tercih edilmektedir. Bu sayede hem

estetik süreklilik hem de operasyonel

dayanıklılık sağlanır. Elektrik ve data

altyapılarının mobilya sistemlerine entegre

edilmesiyle, akıllı oda teknolojilerine tam

uyumlu çözümler sunulmakta; mekânlar

gelecekteki teknolojik dönüşümlere hazır

hâle getirilmektedir. Bu bütüncül yaklaşım,

modern kullanıcı deneyimini desteklerken

yatırımcının uzun vadeli işletme maliyetlerini

optimize etmeyi amaçlar.

Sürdürülebilirlik artık zorunlu hale geldi.

Artmim enerji verimliliği, malzeme seçimi

ve karbon ayak izi optimizasyonunda nasıl

bir strateji izliyor?

Artmim’de sürdürülebilirlik, yalnızca estetik

bir tercih değil; şirket kültürünün ve üretim

yaklaşımının ayrılmaz bir parçasıdır. Enerji

verimliliği, malzeme seçimi ve karbon ayak

izi optimizasyonu, tüm projelerde bütüncül

bir strateji çerçevesinde ele alınmaktadır.

Üretim süreçlerimizde geri dönüştürülebilir

metaller, düşük VOC değerlerine sahip

yüzeyler ve çevre dostu tekstil çözümleri

tercih edilmektedir. Mermer üretiminde

uygulanan CNC optimizasyonları sayesinde,

malzeme kullanımı verimli hâle getirilerek

%27’ye varan tasarruf sağlanmaktadır.

Aydınlatma projelerinde düşük enerji

tüketimli çözümler standart olarak

uygulanmakta; hem merkez ofisimizde

hem de 20.000 m²’lik üretim tesisimizde

aktif olarak kullanılan GES (Güneş Enerjisi

Sistemi) ile enerji ihtiyacımızın önemli

bir bölümü yenilenebilir kaynaklardan

karşılanmaktadır. Bu yaklaşım, karbon

ayak izimizin ciddi oranda azaltılmasına

katkı sağlamaktadır. Artmim,

sürdürülebilirlik konusunda yalnızca yerel

ve uluslararası beklentileri karşılamayı

değil, bu beklentilerin ötesine geçmeyi

hedeflemektedir.

2025 otel yatırımlarında öne çıkan

değişimler neler oldu?

2025 yılında otel ve rezidans yatırımlarında

üç temel kırılma noktası öne çıkmaktadır.

Öncelikle, oda başına yatırım bütçelerinde

belirgin bir artış gözlemlenmekte; özellikle

premium segmentte malzeme, işçilik ve

detay beklentisi yükselmektedir. İkinci önemli

değişim, malzeme tercihlerinde doğallığa

yönelimdir. Doğal taş, masif ahşap, pirinç

ve gerçek yüzeyler, zamansız estetikleri ve

uzun ömürlü kullanım avantajları nedeniyle

yeniden ön plana çıkmaktadır. Üçüncü

olarak, çok fonksiyonlu oda tasarımlarına

olan talep artmaktadır. Tatil ve iş kullanımını

bir araya getiren “bleisure” kullanıcı profiline

uygun, fonksiyonel, kompakt ve esnek

mekân çözümleri yatırımcılar tarafından

önceliklendirilmektedir.

Bu dönüşüm, tasarım ve üretim süreçlerinin

yalnızca estetik değil; aynı zamanda daha

mühendislik odaklı, verimli ve uzun vadeli

performansı hedefleyen bir yaklaşımla ele

alınmasını zorunlu kılmaktadır.

2025 yılı Artmim için nasıl geçti? Öne

çıkan proje kategorileri hangileriydi?

2025 yılı, Artmim için büyüme, ölçeklenme

ve uluslararası projelerde görünürlüğün

belirgin biçimde arttığı bir yıl oldu.

Farklı coğrafyalarda ve farklı yatırım

segmentlerinde yürütülen projeler, şirketin

teknik kapasitesini ve marka gücünü daha

geniş bir ölçekte ortaya koydu. Bu dönemde

öne çıkan proje kategorileri arasında;

beş yıldızlı resort, casino ve SPA projeleri

önemli bir yer tutarken, büyük ölçekli

residence ve branded residence yatırımları

da portföyümüzde güçlü bir ağırlık kazandı.

Bunun yanı sıra Mısır, Montenegro ve Körfez

bölgesinde gerçekleştirilen otel projeleri,

Artmim’in uluslararası pazardaki etkinliğini

artırdı.

25 yıllık tecrübemize dayanan yangın

dayanımlı kapı üretiminde artan talep,

uzmanlık alanlarımızdan birinin stratejik

önemini daha da pekiştirdi. Aynı zamanda

üretim süreçlerinin tamamen dijitalleştiği

yeni bir döneme girilmesi, hem verimlilik

hem de kalite sürekliliği açısından önemli

bir dönüşüm oluşturdu. Tüm bu gelişmeler,

2025 yılını Artmim’in global pazardaki

marka gücünü pekiştiren önemli kilometre

taşlarından biri hâline getirdi.

2026’da HoReCa sektöründe hangi

tasarım ve yatırım dinamiklerinin öne

çıkacağını öngörüyorsunuz? Firma olarak

bu öngörüler ışığında yeni projelerinizi,

planlanan yatırımları, tasarım ve üretim

hedeflerinizi nasıl şekillendiriyorsunuz?

2026 yılında HoReCa sektöründe tasarım

ve yatırım kararlarını belirleyecek

dinamiklerin, teknoloji, sürdürülebilirlik

ve kullanıcı deneyimi ekseninde daha da

keskinleşeceğini öngörüyoruz. Dijitalleşme,

oda tasarımlarında tam otomasyonlu

sistemlerin standart hâle gelmesine doğru

ilerlerken; akıllı oda çözümleri, enerji

yönetimi ve kullanıcıya göre uyarlanabilir

senaryolar yatırımcılar için temel bir

beklentiye dönüşecektir. Aynı zamanda

doğal ve sürdürülebilir yüzeylere olan

talep artmaya devam edecek; malzemenin

kaynağı, çevresel etkisi ve yaşam döngüsü

tasarımın ayrılmaz bir parçası olacaktır.

Karbon ayak izi raporlamasının, özellikle

uluslararası otel zincirlerinde zorunlu hâle

gelmesiyle birlikte, şeffaf ve ölçülebilir

sürdürülebilirlik kriterleri yatırım

kararlarında belirleyici rol oynayacaktır.

Mekânsal ölçekte ise daha kompakt ancak

yüksek malzeme kalitesine sahip, iyi

kurgulanmış oda tasarımları öne çıkacaktır.

Premium segmentte ise kişiselleştirilebilir

iç mekân çözümleri, kullanıcı deneyimini

farklılaştıran önemli bir değer unsuru

olarak konumlanacaktır. Artmim olarak

tasarım ve üretim vizyonumuzu, bu değişen

dinamikleri öngörerek sürekli güncelliyor;

esnek, teknolojik ve uzun vadeli değer

üreten çözümler geliştirmeye odaklanıyoruz.

Artmim, projelerini ve üretim hedeflerini üç

temel ilke doğrultusunda şekillendirir.

İlk olarak, tüm projelerde bütünleşik

tasarım–mühendislik–üretim modeli

benimsenir. Bu yaklaşım, tasarım

aşamasından üretime kadar tüm sürecin

tek bir sistem üzerinden yönetilmesini

sağlayarak kalite sürekliliği ve teknik

uyum oluşturur. İkinci olarak, geliştirilen

çözümler yatırımcının operasyonel ve

finansal hedeflerini merkeze alır. Uzun

vadeli işletme maliyetlerini gözeten, bakım

ve yenileme süreçlerini optimize eden

çözümlerle sürdürülebilir bir yatırım değeri

oluşturulur. Üçüncü ilke ise uzun ömürlü,

sürdürülebilir ve gerçek malzemeye dayalı

üretim anlayışıdır. Malzeme seçiminden

detay çözümlerine kadar tüm kararlar,

kullanım ömrü, dayanıklılık ve estetik

süreklilik kriterleri doğrultusunda alınır.

1988’den bu yana Artmim, HoReCa sektörüne

yalnızca ürün sunan bir üretici değil; yüksek

mühendislik yetkinliği ile güçlü tasarım

vizyonunu bir araya getiren, bütüncül bir

marka değeri sunmaktadır.


58

hotel restaurant

& hi-tech

marka

Bir Başka Antalya 3 Sanat Çalıştayı

Nirvana Cosmopolitan’da başladı

Antalya Kültür Sanat (AKS) tarafından bu yıl üçüncü kez düzenlenen Bir Başka Antalya

Sanat Çalıştayı, Nirvana Cosmopolitan’da gerçekleşen basın toplantısıyla başladı. Çalıştayda

üretilen eserler, 6 Aralık’tan itibaren AKS’de sergilenecek.

Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO)

Eğitim Araştırma ve Kültür Vakfı’nın

Antalya’ya yeni bir cazibe merkezi

kazandırma hedefiyle hayata geçirdiği Antalya

Kültür Sanat tarafından bu yıl üçüncü kez

düzenlenen Bir Başka Antalya Sanat Çalıştayı;

şehrin kültürel, tarihsel ve geleneksel

değerlerini çağdaş sanatın diliyle geleceğe

aktarmayı amaçlıyor.

Geçmiş yıllarda olduğu gibi bu yıl da Kilit Grup

ana sponsorluğunda Nirvana Cosmopolitan’da

gerçekleşen çalıştayın küratörlüğünü Prof.

Mustafa Ağatekin yapıyor. Bir Başka Antalya

Sanat Çalıştayı’na farklı sanat disiplinlerinden

çok değerli isimler katılıyor. Bu isimler

arasında Barkın Coşkun, Furkan Depeli,

Gürbüz Doğan Ekşioğlu, Gülten İmamoğlu,

Hayri Esmer, Hasan Pekmezci, Mahir Güven,

Rahmi Atalay, Şükran Pekmezci ve Yalçın

Gökçebağ yer alıyor. Çalıştay süresince

Nirvana Cosmopolitan’da üretilen eserler,

‘Bir Başka Antalya 3’ sergisi kapsamında 6

Aralık’tan itibaren AKS’de sergilenecek.

Hacısüleyman: "İş insanlarından

destek bekliyoruz"

Çalıştayın basın toplantısı 28 Kasım’da

Nirvana Cosmopolitan’da yapıldı. Toplantıya

Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Yusuf

Hacısüleyman, çalıştay ve sergi küratörü Prof.

Mustafa Ağatekin, Kilit Grup Yönetim Kurulu

Üyesi Pelin Kilit ve çalıştay sanatçıları katıldı.

ATSO eski Başkanı Ali Bahar’ı anarak

konuşmasına başlayan Antalya Ticaret ve

Sanayi Odası ve ATSO Eğitim Araştırma ve

Kültür Vakfı Başkanı Yusuf Hacısüleyman,

“Şehrin dinamiklerinde çok önemli bir

konumda olan ve şehrimizde farkındalık

oluşturacak tüm projelere kucak açan Kilit

Ailesi’ne teşekkür ediyorum.” dedi. Her

yolculuğun küçük bir adımla başladığına

dikkat çeken Hacısüleyman, Antalyalı

iş insanlarına şu çağrıyı yaptı: “Üç yıldır

devam eden Bir Başka Antalya Sanat

Çalıştayı’yla Antalya Çağdaş Sanat Müzesi

için ilk adımları atmış olduk. Müzeyi hayata

geçirme sorumluluğunu üzerimize aldık

ve çalışmalarımıza başladık. Bu yolda iş

insanlarından destek bekliyoruz.”

Kilit: “Antalya’nın sanat yaşamına

katkı sunmaya hazırız”

Kilit Grup Yönetim Kurulu Üyesi Pelin Kilit,

ATSO eski Başkanı Ali Bahar’ı anarak ve ekip

arkadaşlarına teşekkür ederek başladığı

konuşmasını şöyle devam ettirdi: “Bir Başka

Antalya Sanat Çalıştayı benim için uzak

akrabalarımızın memleketlerinden bizi

ziyaret etmeleri gibi; oldukça heyecan verici.

Ayrıca Kilit Grup olarak kolektif bir yatırım

düşünüldüğünde destek vereceğimizin

sözünü bugünden veriyoruz. Antalya’daki

diğer yatırımcıları da buna teşvik etmek için

elimizden geleni yapmaya hazırız.”

Sanatın insanların iletişim perspektifini

kuvvetlendirmek için doğduğuna inandığını

söyleyen Kilit, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Dilin kapasitesi, ülkelerin medeniyet ve

kültür seviyelerini belirliyor. Bir ülkenin dil

zenginliği, o ülkenin kültürel zenginliği için

çok önemli. Dilimize sahip çıkarak bile sanatta

büyük bir perspektif açabiliriz. Anadilimizi

zenginleştirmek, iç sesimizi de zenginleştirir;

o da hayal gücümüzü besler. Kilit Grup Ailesi

olarak, Bir Başka Antalya’yı sahiplenmekten

büyük bir onur duyuyoruz.”

Antalya için kalıcı bir sanat

koleksiyonu hedefi

Bir Başka Antalya Sanat Çalıştayı küratörü

Prof. Mustafa Ağatekin, ATSO eski Başkanı

Ali Bahar’ı anarak başladığı konuşmasına,

“Bir Başka Antalya’nın amaçlarından biri

Antalya’yı bu eserler ve yorumlar aracılığıyla

ulusal ve uluslararası mecralara taşımak.

Bir Başka Antalya, gelecekte açılacak çağdaş

bir müzenin temel koleksiyonunu bugünden

oluşturdu.” cümleleriyle devam etti ve ekledi:

“Nirvana Cosmopolitan’ın sıcak ev sahipliğinde

sanatçılarımız bir hafta çalışacaklar. Üç heykel

ve yedi resim sanatçımızın gözünden Antalya’yı

izlemek için sabırsızlanıyoruz. Ayrıca tüm

sanatseverler, sanatçıların üretim anlarına

şahitlik edebilecek. Çalıştayı kıymetli yapan da

bu.”

Sanatçılar adına konuşan Hasan Pekmezci,

geçmişle günümüz ve günümüzle gelecek

arasında bağ kuran en önemli bilinç

kaynağının sanat olduğunu vurguladı. Sanatın

Anadolu’ya ulaşmasında Atatürk’ün etkisine

dikkat çeken Pekmezci, “Antalya’ya bir çağdaş

sanat müzesi çok gerekli. Sanatçılar olarak

buna katkı sağlamaktan büyük mutluluk

duyuyoruz ve bu müzeye destek verecek

herkese minnettarız.” cümleleriyle sözlerini

noktaladı.

Geçen yıl da çalıştay sanatçıları arasında yer

alan Yalçın Gökçebağ ise, “Sanat bir vitrindir

ve kuruluşların kendi faaliyetlerini göstermek

için oldukça gereklidir. Ama unutmayalım ki

sanat insanın ruhunu besler, onu dertlerinden

uzaklaştırır.” diyerek herkesi gülümsetti.

Çeşitli sanat disiplinlerine kucak açan Bir

Başka Antalya Sanat Çalıştayı, bir kez daha

sanatçıların gözünden Antalya’yı merceğine

alıyor. Şehrin sahip olduğu kültürel, tarihsel,

geleneksel ve bölgesel değerleri, çağdaş Türk

sanatının önde gelen isimlerinin eserleriyle

gelecek nesillere aktarmayı amaçlayan

projede, sürdürülebilir bir kültürel gelecek

olgusuna dikkat çekiliyor.



60

hotel restaurant

& hi-tech

marka röportaj

DERIVER

MARKASININ YARATICISI NEŞE EDEN

“Lüks HoReCa Aksesuarında Özel Tasarım

ve Sürdürülebilirlik Önceliğimiz”

Deriver, 2012 yılında İzmir’de

başlayan yolculuğunda otel ve

lüks yaşam alanları için özel

üretim aksesuarlarla adını duyurdu.

Lüks HoReCa aksesuarında özel

tasarım ve sürdürülebilirliği odağın alan

yerli marka; otel tekstili, villa setleri,

restoran ve spa ürünleriyle hem yurt

içinde hem de Dubai, Suudi Arabistan ve

Kıbrıs gibi pazarlarda büyüyor. Firma,

hedefleri arasında yeni koleksiyonlar,

üretim kapasitesinin artırılması ve

özellikle Dubai ile Suudi Arabistan

pazarında derinleşmek yer alıyor.

Deriver’in üretim, tasarım stratejilerini

ve 2026 yılı hedeflerini firma sahibi

Neşe Eden ile konuştuk.

2012’de İzmir’de başlayan Deriver

yolculuğu bugün hangi noktaya

ulaştı? Kuruluş hikâyenizi ve üretim

kültürünüzü anlatır mısınız?

Deriver’in temelleri 2012 yılında

İzmir’de, tasarıma ve üretime

duyduğum tutkunun profesyonel bir

markaya dönüşmesiyle atıldı. Bugün

Deriver; lüks oteller, restoranlar,

villalar ve seçkin yaşam alanları için

yüksek kaliteli, özel üretim aksesuarlar

tasarlayan ve üreten bir marka haline

geldi. Üretim kültürümüz detaylara

gösterilen özen, yüksek işçilik kalitesi

ve müşteri odaklı özel tasarım yaklaşımı

üzerine kuruludur.

Firmanız bugün hangi üretim

alanlarında hizmet veriyor? Üretim

hacminiz ve kullandığınız özel

teknolojiler neler?

Deriver; otel tekstili, masaüstü

aksesuarları, spa ürünleri, villa

konsept setleri ve restoran ürünleriyle

geniş bir üretim yelpazesine sahiptir.

Tüm ürünlerde kullandığımız özel

ürettirdiğimiz ileri teknoloji deri; leke

tutmayan, kolay temizlenen, suya

dayanıklı ve uzun ömürlüdür. Yüksek

hassasiyetli lazer kesim ve dayanıklı

dikiş teknikleri ile estetik ve dayanımı

bir arada sunuyoruz.

Hangi müşteri profili ve pazarlara

hitap ediyorsunuz? Yurt içi ve yurt

dışı satış ağınız nasıl?

Firmamız; üst segment oteller,

resort’lar, restoranlar, beach clublar,


spa merkezleri ve özel villalarla

çalışmaktadır. Yurt içinde özellikle

Antalya, Bodrum, Marmaris, Alanya,

Fethiye, İzmir, İstanbul, Trabzon

ve Türkiye’nin birçok bölgesinde

ürünlerimiz kullanılmaktadır. Yurt

dışında is; Kıbrıs, Dubai, Suudi

Arabistan ve Yunanistan’da aktif olarak

yer almaktayız.

Ürün gamınız nasıl şekilleniyor?

Öne çıkan modelleriniz ve kişiye

özel üretim seçenekleriniz

nelerdir?

Ürün gamımız; Restaurant & F&B

aksesuarları, otel odası & villa

aksesuarları, spa & wellness ürünleri

olmak üzere üç ana kategori üzerinden

ilerliyor. Her müşteriye özel olarak

renk, ölçü, doku ve logo uygulamasıyla

tamamen butik üretim yapıyoruz. Bu

esneklik Deriver’i sektörde farklı bir

konuma taşıyor.

Ar-Ge, teknoloji ve inovasyon

yaklaşımınız nedir?

Deriver’in üretim felsefesinde

inovasyon önemli bir yer tutuyor. Özel

ürettirdiğimiz deri; otel operasyonlarına

uygun dayanıklılığa sahip olup, güneş

ışığına dayanıklıdır. Lazer kesim,

dayanıklı dikiş ve modern yüzey

teknolojilerimizle estetik ve işlevselliği

bir araya getiriyoruz.

2025 yılı firmanız için nasıl geçti?

2025, Deriver’in büyüme hızının arttığı

bir yıl oldu. Dış mekân dayanımlı

ürünler ve tam konsept oda setleri

yoğun ilgi gördü. Kıbrıs, Dubai ve Suudi

Arabistan pazarlarında ihracat güçlü bir

artış gösterdi. Yeni müşterilerin önemli

kısmı tavsiye yoluyla geldi.

2026 yılı hedefleriniz neler?

HoReCa sektörü için öngörülerinizi

de paylaşabilir misiniz?

2026, Deriver’in büyüme yılı olacak.

Yeni koleksiyonumuz olan Deriver

Luxury Hospitality Accessories 2026ı

lanse etmeyi, üretim alanını büyütmeyi

ve özellikle Dubai ile Suudi Arabistan

pazarında daha derin bir yapı kurmayı

planlıyoruz. HoReCa sektöründe

sürdürülebilir, uzun ömürlü ve özel

tasarım ürünlere talebin artacağını

öngörüyoruz.


62

hotel restaurant

& hi-tech

marka

Tecnocoffee,

Nuova Simonelli’nin yeni nesil

espresso makinesi Appia Viva’yı

Türkiye pazarına hazırlıyor

Profesyonel kahve ekipmanları alanında Türkiye’nin önde gelen ithalatçı ve distribütör

firmalarından Tecnocoffee, dünya çapında prestije sahip İtalyan espresso makinesi üreticisi

Nuova Simonelli markasıyla iş birliğini güçlendirerek, markanın yeni modeli Appia Vivayı

Türkiye pazarına sunmaya hazırlanıyor.

Nuova Simonelli’nin

ikonik Appia

serisinin yeni nesil

temsilcisi olan Appia Viva,

enerji verimliliği, kullanım

kolaylığı ve modern

tasarımıyla öne çıkıyor.

Günlük yoğun kullanıma

uygun yapısı sayesinde

özellikle otel, restoran,

kafe ve zincir işletmeler

için geliştirilen modelin,

2026 yılı ortalarına kadar

Türkiye’de satışa sunulması

planlanıyor. Tecnocoffee, Nuova

Simonelli’nin Türkiye distribütörü

olarak Appia Viva’nın pazara giriş

sürecini; doğru konumlandırma,

proje bazlı satış yaklaşımı ve güçlü

teknik servis altyapısıyla desteklemeyi

hedefliyor.

Savun: “Türkiye’de uzun vadeli yer

almasını istiyoruz”

Tecnocoffee Genel Müdürü Zeynep

Orcan Savun, yeni modelle ilgili şu

değerlendirmede

bulundu: “Nuova Simonelli,

her yeni modelinde barista ihtiyaçlarını

ve işletme verimliliğini merkeze

alan çözümler sunuyor. Appia Viva

da bu yaklaşımın güçlü bir örneği.

Tecnocoffee olarak, bu yeni nesil

makinenin Türkiye pazarında doğru

projelerde ve uzun vadeli bir bakış

açısıyla konumlanmasını amaçlıyoruz.”

Distribütörlük kapsamında Nuova

Simonelli’nin

profesyonel espresso

makineleri ve

öğütücü çözümleri,

Tecnocoffee’nin

Türkiye geneline

yayılmış satış ve

teknik servis ağıyla

desteklenirken;

Appia Viva’nın da bu

yapı içinde, özellikle

yeni açılan işletmeler

ve yenileme projeleri için

önemli bir alternatif olması bekleniyor.

Tecnocoffee, önümüzdeki dönemde

Nuova Simonelli ile birlikte sektörel

fuarlar, barista eğitimleri ve özel

projeler aracılığıyla Türkiye’deki nitelikli

kahve kültürünün gelişimine katkı

sağlamaya devam edecek.


IIFF’nin bu yılki teması

“Sürdürülebilirlik"

Mobilya Dernekleri Federasyonu (MOSFED) her yıl organize ettiği Uluslararası İstanbul

Mobilya Fuarı'nın (IIFF) bu yılki temasını "sürdürülebilirlik" olarak belirledi. MOSFED bu

kapsamda sürdürülebilir dönüşümü hızlandırmak ve sektörün geleceğine ışık tutmak

amacıyla hazırlanan ‘Mobilya Sektöründeki Firmalar Üzerine Yeşil Ekonomi Endeksi

Oluşturulması ve Ölçülmesi Raporu’nu da açıkladı.

Mobilya Dernekleri Federasyonu

(MOSFED) mobilya sektöründe

yer alan tüm ürün gruplarını bir

araya toplayan, Türk Mobilyasını dünya ile

buluşturan ve 2 fuar alanında aynı anda

organize edilip, katılımcılarına 150’den

fazla ülkeden gelen profesyonellerle iş

bağlantısı kurma fırsatı sunan dünyanın

en prestijli mobilya fuarı etkinliklerinden

olan İstanbul Uluslararası Mobilya

Fuarı’nın (IIFF) temasını ‘sürdürülebilirlik’

olarak belirledi. Sürdürülebilirlik

çalışmaları kapsamında mobilya

sektöründe sürdürülebilir dönüşümü

hızlandırmak ve sektörün geleceğine ışık

tutmak amacıyla İktisadi Araştırmalar

Vakfı (İAV) ile birlikte gerçekleştirilen

“Mobilya Sektöründeki Firmalar Üzerine

Yeşil Ekonomi Endeksi Oluşturulması ve

Ölçülmesi” projesi de tamamladı.

Mobilya Dernekleri Federasyonu’nun

(MOSFED), İktisadi Araştırmalar Vakfı

(İAV) ile yürüttüğü “Mobilya Sektöründeki

Firmalar Üzerine Yeşil Ekonomi Endeksi

Oluşturulması ve Ölçülmesi” projesi

boyunca sektördeki firmalardan yeşil

dönüşüm uygulamalarına ilişkin kapsamlı

veriler toplandı, bilimsel analizler yapıldı

ve mobilya endüstrisinin sürdürülebilirlik

kapasitesini ölçen ilk Yeşil Ekonomi

Endeksi oluşturuldu. Bir yıl süren çalışma

kapsamında sektörde faaliyet gösteren

firmalardan; enerji verimliliği, atık ve

su yönetimi, karbon ayak izi azaltma

uygulamaları, sürdürülebilir hammadde

kullanımı, geri dönüşüm politikaları,

yeşil tedarik zinciri uygulamaları,

kurumsal sürdürülebilirlik stratejileri

gibi alanlarda detaylı veriler toplandı.

Anket; “Kurumsal Çevresel Yönetim

ve Sürdürülebilirlik Kapasitesi”, “Yeşil

Ürünlerin Ekonomik Performansı”, “Yeşil

Üretim ve Tedarik Uyum Kapasitesi”,

“Uluslararası Standartlara Uyum” ve

“Döngüsel Ekonomi Uygulamaları ve Atık

Yönetimi” olmak üzere beş boyut altında

yapılandırıldı.

Güleç: “Yeşil ekonomi endeksi

çalışması mobilya sektöründe bir

ilk”

Sürdürülebilirliğin önemine değinen

MOSFED Başkanı Ahmet Güleç,

“Uluslararası İstanbul Mobilya Fuarı’nı

(IIFF) Türkiye mobilya sektöründeki

yeşil dönüşümün küresel vitrini haline

getirme hedefiyle çalışıyoruz. Bu

kapsamda İktisadi Araştırmalar Vakfı’nın

desteğiyle hazırladığımız MOSFED Yeşil

Ekonomi Endeksi, sektörümüz için bir

ilk. Sektörümüzün sürdürülebilirlik

performansını ilk kez bilimsel ve

sistematik şekilde ölçen bu rapor aynı

zamanda AB Yeşil Mutabakatı sürecine

uyumda da kritik bir rehber niteliği

taşıyor. Mobilya sektörü ağaçla, ormanla,

doğayla iç içe bir sektör; bu nedenle

üretimden başlayarak tüm süreçlerin

çevreye duyarlı şekilde yönetilmesini hem

ahlaki hem ticari bir zorunluluk olarak

görüyoruz. Geldiğimiz nokta itibariyle

de sektörler için yeşil dönüşüm, sadece

çevresel bir tercih değil; ticari varlığını

sürdürebilmesinin tek yoludur” dedi.

Rehber niteliğinde bir çalışma

Yeşil Ekonomi Endeksi, firmaların yeşil

dönüşüme yönelik kapasitesini tek

bir çatı altında toplayan, gelecekteki

gelişmeleri karşılaştırmaya imkân veren

bir referans niteliği taşıyor. Çalışma,

sektörde sürdürülebilirlik alanındaki ilk

kapsamlı harita olma özelliğini taşırken

yapılan analizler sektörün yeşil dönüşüm

yolunda “gelişmekte olan–erken aşama”

bir olgunluk seviyesinde olduğunu ortaya

koyuyor. Özellikle Avrupa Yeşil Mutabakatı

ve küresel sürdürülebilirlik standartları

göz önünde bulundurulduğunda, endeksin

önümüzdeki yıllarda sektörün rekabet

gücünü artırması, ihracat performansına

doğrudan katkı sağlaması ve markaların

çevresel uyum süreçlerini hızlandırması

bekleniyor.


64

hotel restaurant

& hi-tech

marka

İNOKSAN, 45. Yılında Yeni Nesil

Liderlik Dönemini Başlattı

Endüstriyel mutfak sektörünün öncü markası İNOKSAN, 45. yılında yeni CEO Görkem Varlık

liderliğinde ‘Geleceği Üreten Dönüşüm’ vizyonuyla yeni nesil liderlik dönemini başlattı.

45 yıllık köklü birikimini “Geleceği

Üreten Dönüşüm” vizyonuyla yarınlara

taşıyan İNOKSAN, 19 Aralık Cuma günü

düzenlediği “2026 Vizyon Buluşması ve 45.

Yıl Kutlaması” ile çalışma arkadaşlarıyla bir

araya geldi. Etkinlikte, yeni dönem vizyonu,

dönüşüm yol haritası ve 2026 hedefleri

paylaşıldı.

Yeni CEO Görkem Varlık’tan

dönüşüm vizyonu

Yeni organizasyon yapılanması ile birlikte

İcra Kurulu Başkanı - CEO olarak görevi

devralan Görkem Varlık, İNOKSAN’ın

stratejik önceliklerini ve yeni organizasyonel

yapılanmasını aktarırken; bu dönüşümün

sahadan yönetime kadar tüm süreçleri

kapsayan bütüncül bir değişim yolculuğu

olduğunun altını çizdi. Varlık, çalışanlarla

paylaştığı sunumunda; “Geleceği Üreten

Dönüşüm” vizyonunun çıkış noktası ve

stratejik çerçevesini, yeni organizasyon

yapısı, yönetim yaklaşımı ve 2026 hedeflerini,

bu dönüşümün iş süreçlerine ve kurum

kültürüne yansımalarını aktardı.

“45. yılımızı geleceği üreten

dönüşümle birlikte üretiyoruz”

Yeni organizasyon yapılanması ve stratejik

dönüşüm sürecini anlatan Görkem Varlık,

konuşmasını şöyle sürdürdü: “Şeffaf ve

katılımcı bir yaklaşımla paylaşılan bu yol

haritası; Yönetim Kurulu Başkanımız Vehbi

Varlık, Yönetim Kurulu Üyemiz Emre Varlık,

Satış Pazarlama Başkan Yardımcımız Esra

Batkın ve Operasyon Başkan Yardımcımız

Onur Altay’ın katılım ve mesajlarıyla daha

da güçlendi. Tüm liderlik ekibimiz, ortak

hedefler doğrultusunda "tek ekip" olarak

hareket etmenin ve bu süreci birlikte

sahiplenmenin önemini vurguladı. 45. yıl

gururunu paylaştığımız bu özel buluşma,

birlik duygumuzu, motivasyonumuzu

ve ortak gelecek bilincimizi daha da

pekiştirdi. ‘Geleceği Üreten Dönüşüm’

yaklaşımıyla yolumuza devam ediyor. 45

yıllık deneyimimizi, yenilikçi bakış açımızla

birleştirerek geleceği birlikte üretmeyi

sürdürüyoruz.”



66

hotel restaurant

& hi-tech

gastro güncel röportaj

Terra Pizza CFO’su

Devran Kocaoğlu

“Franchise’ımızı Güçlendirirken

Kârlılığı Önemseyerek Büyüyoruz”

Şubelerinden menü

inovasyonlarına, franchise

sisteminden dijitalleşme ve

operasyonel verimlilik yatırımlarına

kadar pek çok alanda stratejik adımlar

atan Terra Pizza, kontrollü büyüme ve

kârlılığı önceliklendiren yaklaşımıyla

dikkat çekiyor. Önümüzdeki 3–5 yılda

franchise ağını güçlendirmek, yeni

lokasyonlarla yayılımı artırmak ve

dijital süreçleri operasyonel kararların

merkezine taşımak temel hedefleri

arasında yer alıyor.

Terra Pizza’nın finansal yönetimini

ve büyüme stratejilerini Terra Pizza

CFO’su Devran Kocaoğlu ile konuştuk.

1988 doğumlu, genç bir CFO

olarak Terra Pizza’daki kariyer

yolculuğunuz nasıl başladı? Bu

noktaya gelmenizde hangi kararlar

ve deneyimler belirleyici oldu?

Benim için bu yolculuk, rakamları

yönetmekten çok işi anlamayı, sahayı

okumayı ve karar üretmeyi öğrenme

süreci oldu. QSR’de CFO olmak sahayı

bilen, tüketici davranışını okuyan ve

operasyonla aynı dili konuşan bir

rolde olmayı gerektiriyor. Bu nedenle,

büyümeyi hızlandırırken kârlılığı ve

diğer fonksiyonları da mühendislik gibi

tasarlamayı gerektiriyor.

Terra Pizza’nın bağlı olduğu

restoran grubu yapısı içinde CFO

olmak, finansal yönetim ve stratejik

karar alma süreçlerinizi nasıl

şekillendiriyor?

QSR pazarında CFO olmak, klasik

anlamda finans yönetmekten çok daha

fazlası. Çünkü burada iş; hız, hacim,

marj, yüksek rekabet ve yüksek müşteri

beklentisiyle aynı anda ilerliyor. Bizim

gibi çok şubeli yapılarda; kârlılık,

ürün, kampanya performansları ve

operasyonel verimlilik önemli. Bu

süreçte şunu çok net gördüm: Finans

yalnızca raporlayan değil, doğru

kullanıldığında büyümeyi tasarlayan bir

fonksiyon.

Biz Terra Pizza’da finansı; mağaza

açılışından, kampanya tasarımından ve

tedarik zinciri optimizasyonuna kadar

her kararın merkezine koyuyoruz. Her

yeni karar ve her yatırım; önce simüle

ediliyor, sonra hayata geçiyor. Terra

Pizza’da bu sistemleri doğru ve işlevsel

kurarak finansı kararın merkezine

taşımayı önemsiyoruz. Bugün

geldiğimiz noktada, finans pazarlama,

operasyon ve satın alma ekipleriyle

birlikte büyüme motorunu yöneten bir

yapı.

Terra Pizza’nın hikayesi nasıl

başladı? Markanın kuruluş vizyonu

ile bugün geldiği nokta arasında

nasıl bir dönüşüm yaşandı?

Terra Pizza’nın hikayesi dilim pizza

konsepti ile 1995 yılında İzmir

Alsancak’ta Pizza Pizza adıyla başladı.

Kuruluş vizyonumuz, iyi ürünü geniş

kitlelerle erişilebilir bir formatta

sunmaktı. 2018 yılında Mediterra

Capital’ın yatırımıyla birlikte marka,

büyüme yolculuğunda önemli bir

dönüşüm sürecine girdi ve Terra

Pizza ismi ile yolculuğumuz devam

etti. Yıllar içinde üretim, operasyon ve

müşteri deneyimine yapılan yatırımlarla

markamızı güçlendirdik. Bugün Terra

Pizza; 50’den fazla ilde, 230’u aşkın

restoranıyla Türkiye’nin önde gelen yerli

pizza markalarından biri konumunda.

Hizmet ağınızdan bahseder misiniz?

Türkiye genelindeki yayılım

stratejiniz ve lokasyon seçim

kriterleriniz neler?

Türkiye genelindeki hizmet ağımızı

planlarken dengeli ve kontrollü bir

büyüme stratejisi izliyoruz. Lokasyon

seçiminde yüksek yaya trafiği,

çevresel nüfus yoğunluğu, ticari

potansiyel ve lojistik erişilebilirlik

temel kriterlerimizi oluşturuyor.

Büyük şehirlerde yatırımlarımıza

devam ederken Anadolu’nun gelişim

potansiyeli yüksek bölgelerinde de

sürdürülebilir bir yayılım hedefliyoruz.

Tüm yeni lokasyonları, uzun vadeli

kârlılık ve marka gücünü destekleme

perspektifiyle değerlendiriyoruz.

Ürün gamınızı oluştururken

hangi tüketici beklentilerini

merkeze alıyorsunuz? Menü

inovasyonlarında hangi trendler

belirleyici oluyor?

Ürün gamımızı oluştururken

tüketicilerin lezzet, kalite, erişilebilirlik

ve tutarlılık yönündeki temel

beklentilerini merkeze alıyoruz.

Mevsiminde toplanan domateslerden

hazırlanan pizza sosumuz, özel

reçeteyle geliştirilen hamurumuz

ve %100 mozzarella kullanımımızla

ürünlerimizde kaliteyi ve lezzeti

standart hâline getiriyoruz. Tüketici


araştırmaları ve trend analizleri

doğrultusunda ise her dönem

güncelliğini koruyan, geniş bir kitleye

hitap eden ve marka değerlerimizle

örtüşen menü inovasyonlarını hayata

geçiriyoruz.

Cadde şubeleri ile AVM şubeleri

arasında nasıl bir konsept farkı

var? Bu iki formatın operasyonel

ve müşteri deneyimi açısından

avantajları neler? AVM şubeleri

özelinde, hızlı servis, paket servis

ve oturma alanı dengesi nasıl

kurgulanıyor?

Terra Pizza olarak cadde ve

AVM şubelerimizi, farklı tüketim

alışkanlıklarına göre ayrı konseptlerde

kurguluyoruz. Cadde şubelerimiz, sıcak

ve samimi ambiyans, geniş oturma

alanları ve büyük gruplara uygun rahat

ve geniş yapısıyla öne çıkıyor.

AVM şubelerimiz ise yalın ve sade bir

konseptle, hızlı servis odaklı hizmet

veriyor. Zaman hassasiyeti yüksek

AVM ziyaretçileri için hızlı sipariş ve

servis süreçleri dijital kiosk sipariş

ekranlarıyla da önceliklendiriliyor.

Oturma alanı bazı AVM şubelerimizde

bulunmakla birlikte, büyük çoğunluğu

food court olarak konumlanıyor.

Operasyonel açıdan bakıldığında; cadde

şubeleri deneyim ve misafir ağırlama

tarafında avantaj sağlarken, AVM

şubeleri yüksek sirkülasyonlu, hızlı ve

verimli bir operasyon modeli sunuyor.

Bu iki farklı konsept sayesinde Terra

Pizza olarak, farklı lokasyonlarda ve

farklı tüketim ihtiyaçlarına uygun,

tutarlı bir marka deneyimi sunmayı

hedefliyoruz.

Neden Terra Pizza franchise

sistemiyle büyümeyi tercih etti?

Franchise yatırımcısına sunduğunuz

temel değer önerisi nedir?

Franchise sisteminizde operasyonel

sürdürülebilirliği ve marka

standartlarını nasıl güvence altına

alıyorsunuz?

Franchise modeli, Terra Pizza’nın hızlı

ve sağlıklı büyüme stratejisinin temelini

oluşturuyor. Yerel pazarlara hakim,

markayı sahiplenen yatırımcılarla

birlikte büyümeyi tercih ediyoruz.

Franchise yatırımcılarımıza güçlü

bir marka, oturmuş operasyonel

sistemler ve merkezi satın alma

avantajı sunuyoruz. Operasyonel

sürdürülebilirliği ve marka

standartlarını ise düzenli denetimler,

eğitim programları ve dijital takip

sistemleriyle güvence altına alıyoruz.

Tüm mağazalarda aynı kalite

ve deneyimi sunmak en önemli

önceliklerimizden biri.

Artan maliyetler, değişen

tüketici alışkanlıkları ve

dijitalleşme ekseninde, bugünün

restoran sektörünü nasıl

değerlendiriyorsunuz? Terra Pizza

bu dönüşüme finansal olarak nasıl

hazırlanıyor? Hem Terra Pizza

özelinde hem de grup genelinde

baktığınızda, önümüzdeki 3–5 yıl

için büyüme, franchise ve yatırım

öncelikleriniz neler olacak?

Restoran sektörü, artan maliyetler,

değişen tüketici beklentileri ve

dijitalleşmenin etkisiyle hızlı bir

dönüşümden geçiyor. Terra Pizza

olarak bu süreci yakından takip ediyor,

finansal planlamamızı verimlilik,

maliyet kontrolü ve dijital yatırımlar

üzerine kurguluyoruz. Operasyonel

süreçlerin dijitalleşmesi ve merkezi

yönetim yapısı, bu dönüşüme daha

esnek yanıt vermemizi sağlıyor.

Önümüzdeki 3–5 yıllık dönemde

kontrollü büyüme yaklaşımımızı

sürdürmeyi, franchise ağımızı

güçlendirmeyi ve kârlılığı destekleyen

yatırımlara odaklanmayı hedefliyoruz.


68

hotel restaurant

& hi-tech

gastro güncel

Culinary Forum'un Dördüncüsü

‘Xchange’ Temasıyla Antalya’da

Gerçekleşecek

Culinary Forum 2026, 17–18 Şubat 2026 tarihlerinde, bu yıl da Antalya Nirvana Cosmopolitan

Hotel ev sahipliğinde gastronomi dünyasını bir araya getirmeye hazırlanıyor. Etkinliğin bu

yılki teması, Xchange.

Culinary Forum,

gastronomiyi

yalnızca mutfakla

sınırlamayan; eğitimi,

akademiyi ve sektörü aynı

zeminde buluşturan güçlü

bir platform olarak yoluna

devam ediyor. Kurucu

ortaklar Murat Aslan,

Selcan Karaburun ve

Adem Arman için Culinary

Forum, bir etkinlikten öte;

gastronomi dünyasında

kalıcı etkileşimler

oluşturuyor. Kısa sürede

ulaşılan geniş katılımcı

profili ve artan akademik katkı, Culinary

Forum’un sektördeki karşılığını net

biçimde ortaya koyuyor. Öğrencilerden

akademisyenlere, şeflerden sektör

profesyonellerine uzanan bu yapı; bilgi

paylaşımını merkeze alan, çok sesli ve

nitelikli bir buluşma alanı sunuyor.

Bu yılki tema: Xchange

Culinary Forum 2026’nın teması olan

“Xchange”, forumun temel yaklaşımını

güçlü biçimde yansıtıyor. Bilginin,

deneyimin ve ilhamın karşılıklı olarak

paylaşıldığı bu tema; akademi ile

sektör, teori ile pratik arasında kurulan

dinamik bağı temsil ediyor. Bu yıl

forum, Xchange çatısı altında şekillenen

güçlü konu başlıkları,

nitelikli oturumlar ve

alanında iddialı isimlerle

gastronomi dünyasının

gündemini belirleyen

bir sahneye dönüşüyor.

Ulusal ve uluslararası

ölçekte öne çıkan

konuşmacılar, Culinary

Forum sahnesinde

sektörle doğrudan temas

kurmaya hazırlanıyor.

Akademik katkılarla

2026 daha güçlü

Forumun akademik ayağı ise bu yıl daha

da güçleniyor. Akademisyenlere yönelik

eğitim ve paylaşım programları, forum

öncesinde daha yoğun ve kapsamlı bir

takvimle hayata geçiriliyor. Böylece

Culinary Forum, yalnızca etkinlik

günlerinde değil, yıl geneline yayılan bir

öğrenme ve etkileşim süreci sunuyor.


#EDUCATION #CONNECTION #XPERIENCE

Xchange

#SAVETHEDATE

17-18 Şubat’ta

Antalya Nirvana Cosmopolitan Hotel,

Cosmos Center’da sizlerleyiz!

Gastronomi dünyasını her yönüyle ele alıyor;

başta gastronomi bölümü öğrencileri olmak üzere, şefler,

akademisyenler, yatırımcılar, profesyoneller ve araştırmacıları

birbirlerine bağlayan bir köprü oluşturuyoruz.

4. yılımızda bu kez Xchange temasıyla; sektörün tüm paydaşları

arasındaki organik bağın bir parçası olmaya devam edeceğiz.

Nirvana Cosmopolitan Hotel

Antalya

17-18

FEB


70

hotel restaurant

& hi-tech

gastro güncel

TURYİD - Özyeğin güç birliği

gastronomi eğitiminde yeni bir dönem

başlatıyor

Akademi ve iş dünyasını buluşturan TURYİD–Özyeğin Üniversitesi iş birliği, gastronomi

alanında araştırma, eğitim, proje ve staj fırsatlarını genişleterek sektörün geleceğine

yön vermeyi hedefliyor.

Turizm Restoran Yatırımcıları ve

Gastronomi İşletmeleri Derneği

(TURYİD) ile Özyeğin Üniversitesi

Uygulamalı Bilimler Fakültesi,

Türkiye gastronomi sektörüne nitelikli

profesyoneller ve girişimciler kazandırmak,

onların sektörde devamlılığını teşvik edecek

sürdürülebilir faaliyetler geliştirmek ve

sektörün itibarını güçlendirmek amacıyla

bir iş birliğine imza attığını duyurdu.

Özyeğin Üniversitesi akademik kadrosunun

katkılarıyla hazırlanan iş birliği kapsamında,

sektör sorunlarının çözümüne ve sektörün

gelişimine yönelik akademik araştırma,

proje, eğitim, ulusal ve uluslararası

çalıştay, konferans, toplantı gibi akademik

çalışmaların yanı sıra iş yerinde yönetici

geliştirme eğitim programları ve kariyer

planlama stajlarının oluşturulması ve

yürütülmesi hedefleniyor.

Öncelik TURYİD üye işletmelerinde

Özyeğin Üniversitesi Uygulamalı Bilimler

Fakültesi’nin ders programında bulunan

“Uygulamalı Yönetsel Gelişim” seçmeli

dersi uygulamalarının TURYİD üye

işletmelerinde uygulanmasına öncelik

verilecek. Ders kapsamındaki faaliyetlerin

detaylı iş planlarına dönüştürülmesi ve ilgili

komisyonlar tarafından yürütülmesi için

taraflar koordineli şekilde çalışacak.

Demirer: “YÖK onayıyla ders kredisi

kabul edilecek”

TURYİD Yönetim Kurulu Başkanı Kaya

Demirer; “Türkiye gastronomi sektörünün

sürdürülebilir büyümesi için nitelikli insan

kaynağı en kritik alan. Bu iş birliği, sektörün

ihtiyaç duyduğu kalifiye profesyonelleri

yetiştirmek adına çok değerli bir adım.

Akademik kariyer dönemi içinde Yüksek

Öğretim Kurumu’ndan (YÖK) onaylı şekilde

ders kredisi olarak kabul edilecek bu

iş birliği; akademi ile sektör arasında

kurulan bir köprü niteliğinde. Gastronomi

ekosisteminin geleceğini güçlendirecek

bu iş birliği için Özyeğin Üniversitesi’ne

teşekkür ederiz” dedi.

Özertan: “Köprü görevi görmekten

mutluyuz”

Özyeğin Üniversitesi Uygulamalı Bilimler

Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gökhan Özertan,

“Gastronomi ve otel yöneticiliği, oluşturduğu

istihdam, yerel kalkınmayı desteklemesi,

kültürel etkileşime katkısı ve ekonomik

çarpan olma gücüyle ülkelerin hareketliliğini

artıran en önemli sektörler arasında.

Dolayısıyla gastronomi ve otel yöneticiliği

sektörüne yapılan yatırımlar geleceğimizi

şekillendiren önemli bir güce sahip. Biz

de Türkiye’nin girişimci ve araştırmacı

üniversitesi olarak bu alandaki girişimci

bakış açımızı her zaman canlı tutuyoruz. Bu

sebeple Özyeğin Üniversitesi Uygulamalı

Bilimler Fakültesi olarak TURYİD ile

yaptığımız iş birliğinin sektör için öncü

olmasını, sektöre örnek teşkil etmesini ve

katma değer ortaya koymasını hedefliyoruz.

Fakülte misyonumuzun temel taşı olan

nitelikli, sorun çözme odaklı, sektörel bilgi

ve becerilerle donanmış profesyonelleri

ve geleceğin liderlerini yetiştirecek bu iş

birliğiyle akademi ve iş dünyası arasında

köprü görevini üstlenmekten mutluluk

duyuyoruz ” dedi.

Tahincioğlu: “Sektöre önemli

katkılar sağlayacak”

TURYİD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı

ve İK & Eğitim Komitesi Başkanı Onur

Tahincioğlu ise şunları dile getirdi: “Eğitim,

sektörümüzün gelişiminde belirleyici bir

rol oynuyor. Bu açıdan Özyeğin Üniversitesi

gibi bu konuyu her zaman önceliklendiren,

güçlü bir akademik kurumla iş birliği

yapmaktan büyük memnuniyet duyuyoruz.

Gençlerin uygulamalı eğitim deneyimini

zenginleştirecek bu modelin sektöre önemli

katkılar sağlayacağına inanıyoruz.”


DrṀurat

İstanbul Gelişim Üniversitesi

Güzel Sanatlar Fakültesi Dekan Yardımcısı

Dogan

Doç.

)

Lezzetin ve kültürün son kalesi: Gıda

egemenliği (Bölüm 2)

Gıda egemenliği, yalnızca ekonomik

bağımsızlık talebi değil; aynı zamanda

damak tadımızın, hafızamızın ve

kimliğimizin kurtuluşudur. Çünkü

gastronomi, bir toplumun yaşam tarzını,

tarihini ve değerlerini yansıtan bir

aynadır. Bu ayna çatladıkça, bize bakan

yüzümüz de bulanıklaşır.

Endüstriyel gıda sistemiyle birlikte, yerel

mutfak kültürlerimiz hızla yok oluyor.

Köylerde artık yayık ayranı değil, gazlı

içecekler ikram ediliyor. Köy ekmeği

yerini tek tip fırın ekmeğine bırakıyor.

Misafirperverliğimizin simgesi olan ev

yapımı reçeller, turşular, pekmezler,

“hijyen” veya “kolaylık” bahanesiyle

sofralardan siliniyor.

Son perde: Yerel lezzetin manifestosu

Peki, tüm bunların gastronomiyle,

yani damak tadımızla ne ilgisi var? Her

şeyiyle! Gastronomi, Brillat-Savarin’in

dediği gibi, “insanın mümkün olan en

iyi şekilde beslenmesi” bilimidir. Bu “en

iyi” ifadesi, sadece besin değerlerini

değil; lezzeti, kültürel uygunluğu,

ritüelleri ve hafızayı da kapsar.

Gıda egemenliği olmadan, sürdürülebilir

bir gastronomiden söz edemeyiz.

Çünkü:

Yerel mutfak kültürleri yok oluyor:

Köylerde artık köy tavuğu yerine

paketlenmiş piliç; köy ekmeği yerine

standart fırın ekmeği; yayık ayranı yerine

gazlı içecekler tüketiliyor. Misafire

ikram kültürümüz bile endüstriyel

ürünlere dönüştü.

Biyoçeşitlilik eriyor: Market raflarında

sadece uzun dayanıklı, nakliyeye uygun,

tek tip elma ve domates çeşitlerini

görüyoruz. Bir zamanların yüzlerce

meyve çeşidi ve aylarca saklanabilen

türleri yok oldu. Türkiye’de de Bozdoğan

armudu gibi yüzlerce meyve çeşidi,

standartlara uymadığı için kaybolmak

üzere.

Lezzet ve koku kayboldu: Endüstriyel

sistem, önceliği raf ömrüne ve görünüşe

verdi. Mikrobiyolojik güvenlik adına,

yiyeceklerin ruhu olan lezzet ve rayiha

feda edildi. Artık her mevsim her şeyi

bulabiliyoruz ama hiçbir şeyin tadı yok.

Sonuç: Geleceğin sofrası için bir çağrı

Gıda egemenliği; bir lüks değil,

bir varoluş meselesidir. Savaşlar,

pandemiler, iklim krizi bize gösterdi

ki, gıdada dışa bağımlı olmak, ulusal

güvenlik sorunudur. Ancak bu

mesele, sadece karnımızı doyurmakla

sınırlı değil. Bu, kültürel kimliğimizi,

binlerce yıllık yemek hafızamızı, yani

gastronomik mirasımızı koruma

savaşıdır. Gençler artık hangi mevsimde

hangi balığın yenmesi gerektiğini,

hangi sebzenin hangi ayda en lezzetli

olduğunu bilmiyor. Çünkü her mevsim,

her şey aynı, yapay bir tazelikle

önlerinde duruyor. Bu, bir kopuştur.

Tarihimizle, coğrafyamızla, toprağımızla

olan bağlarımızdan bir kopuş.

Peki, ne yapmalı?

Üreticiyi, yani çiftçimizi mutlu etmeliyiz.

Emeğinin karşılığını alan çiftçi,

toprağına sahip çıkar. Genç nesli tarıma

özendirmeliyiz. Atalık tohumlarımızı

bir milli servet olarak korumalıyız.

Tohum takas şenlikleri, kooperatifler bu

anlamda umut verici. Devlet, bu konuda

daha etkin politikalar geliştirmeli. Yerel

gıda sistemlerini güçlendirmeliyiz.

Kısa tedarik zincirleri, kent bostanları,

üretici pazarlarını desteklemeliyiz.

Gastronomiyi, bir “iyi yeme sanatı”

olmanın ötesinde, bir “etik ve ekolojik

sorumluluk” alanı olarak görmeliyiz.

Unutmayalım; farklı coğrafyalarda

yetişen bitkiler ve hayvanlar, ekolojinin

olduğu kadar gastronomi kültürünün de

taşıyıcısıdır. Biyoçeşitliliğin korunduğu,

kadim yiyeceklerimizin gelecek nesillere

aktarıldığı bir gıda sistemi kurmak,

sadece karnımızı değil, ruhumuzu da

doyuracaktır. Damak tadımızın son

sığınağı, toprağa ve tohumumuza

yeniden sahip çıkmaktan geçiyor.


72

hotel restaurant

& hi-tech

gastro etkinlik

MICHELIN Rehberi

Türkiye 2026 seçkisini açıkladı

MICHELIN Rehberi Türkiye 2026 seçkisini açıkladı. Rehbere 54 yeni restoran eklenirken,

Kapadokya ilk kez listeye girdi. Rehber, önümüzdeki yıl tüm Türkiye’yi kapsayacak

ulusal seçkiye dönüşecek.

MICHELIN Rehberi Türkiye, 2026

restoran seçkisini dün akşam

Four Seasons Hotel Istanbul at

the Bosphorus’da düzenlediği görkemli

törenle açıkladı. Kültür ve Turizm Bakanı

Nuri Ersoy’un katılımıyla düzenlenen

törende Kapadokya’dan ilk kez listeye giren

restoranlar dahil olmak üzere toplam 54

yeni restoran rehbere eklendi. Önümüzdeki

yıldan itibaren MICHELIN Rehberi’nin ilk kez

tüm Türkiye’yi kapsayan bir seçki sunacağı

ve ülkenin ilk ulusal seçkisini oluşturacağı

duyuruldu. Daha fazla bilgi Ocak 2026’da

paylaşılacak.

Poullennec: “Müfettişlerimizi

en çok Kapadokya’nın sahiciliği

etkiledi”

Törenin açılışında yayımlanan video mesajıyla

görüşlerini aktaran MICHELIN Rehberi

Uluslararası Direktörü Gwendal Poullennec,

“Bu yeni seçki, Türkiye’nin gastronomi

kimliğinin gücünü ve olgunluğunu ortaya

koyuyor. İstanbul, İzmir, Muğla ve artık

Kapadokya’da müfettişlerimiz; geleneğe bağlı

kalırken yaratıcılığı cesurca benimseyen,

teruar çalışmalarının merkezine yerleştiren

ve daha sorumlu pişirme yöntemlerine

kendini adayan şefleri belirledi. Ülke

genelinde karşılaştığımız çeşitlilik, yetenek

ve samimiyet; derinliği ve özgüveni giderek

artan bir gastronomi sahnesinin varlığını

doğruluyor” dedi.

Poullennec, “Bu yeni genişleme

ile müfettişlerimiz, 2026 seçkisine

Kapadokya’dan 18 yeni restoranı dahil ettiler.

Müfettişleri en çok etkileyen ise bölgenin

ruhu oldu. Efsanevi Türk misafirperverliğinin

ve büyüleyici manzaraların ötesinde,

Kapadokya; hayatın yalın zevklerini acele

etmeden tatmaya davet eden rahat ve sıcak

bir atmosfere sahip. Bu anlayış, yemeklere

de yansıyor. Gelenek, saygı ve teruar burada

derin bir anlam taşıyor. Pek çok şef, nesiller

boyunca aktarılan tariflere ve tekniklere

sadık kalarak, yüzyıllardır varlığını sürdüren

ve bugün hâlâ misafirleri büyüleyen lezzetler

sunuyor.” şeklinde sözlerini sürdürdü.

Türkiye’nin ikinci 2 MICHELIN

yıldızlı restoranı

İzmir’in 2024’teki ilk seçkisinde bir MICHELIN

Yıldızı kazanan Vino Locale, bu yıl iki yıldıza

yükseliyor. Şef Ozan Kumbasar, Türk

teruarını Tayland, Japonya ve ötesinden

gelen ince dokunuşlarla harmanlayan bir

mutfak sunuyor. İzmir’in hemen dışında,

yeşillikler içinde konumlanan Vino Locale,

bulunduğu yere gerçekten ait bir hissiyat

yaratıyor. Kumbasar çifti, yerel ve mevsimsel

malzemeleri öne çıkarmaya odaklanırken;

menü, toprak, deniz ve yeşillikler arasında

zarif bir geçiş yapıyor ve her zaman karakter

ile kimliği harmanlıyor. Seray Kumbasar’ın

servis anlayışı ve şarap eşleştirmeleri

ise deneyimi daha da yüceltiyor; derin bir

profesyonellik ve sıcaklık yansıtıyor. Vino

Locale İzmir’de İki MICHELIN Yıldızı alan ilk

restoran oldu. Ayrıca, Türkiye’de bu dereceye

ulaşan ikinci restoran olarak TURK FATİH

TUTAK ile aynı sahneyi paylaşacak.

Üç yeni restoran İlk MICHELIN

yıldızlarını kazandı

Bu yıl üç restoran, Bir MICHELIN Yıldızlı

restoran ailesine katılıyor; her biri ürün,

mekan ve kişisel kimliğe dayalı özgün bir

vizyon ortaya koyuyor. Revithia, neredeyse

unutulmuş tariflerden ilham alan ve

modern dokular ile derin lezzetlerle yeniden

hayat bulan mutfağıyla Kapadokya’ya ilk

MICHELIN Yıldızını kazandırıyor. UNESCO

tarafından tanınan Kayakapı bölgesinde

yer alan restoran; sütte pişirilen kuzu,

fermente tahıllar ve sütle hazırlanan tarhana

çorbası gibi bölgesel gelenekleri, Şef Duran

Özdemir’in canlı ve ifade dolu menüsünde

onurlandırıyor. Yerel soslar ve tatlar da bu

özgün mutfağın karakterini şekillendiriyor.

İstanbul’da, Şefler Kenan Çetinkaya ve

Pınar Korgan Çetinkaya’nın liderliğindeki

Araf, açık ateş etrafında tasarlanmış küçük

ve karakter dolu tezgah restoranıyla ilk

MICHELIN Yıldızını alıyor. Restoran; lezzeti,

ürün bütünlüğünü ve tekniği önceliklendiren

bir mutfak sunuyor. Samimi ve cesur

yaklaşımıyla, Türk lezzetlerinin derinliğini en

saf haliyle ortaya koyuyor.

Muğla’da ise, Yalıkavak’ın hemen dışında

yer alan Mezra Yalıkavak, Şef Serhat

Doğramacı’nın liderliğinde öne çıkıyor. Şef,

menüsünü koruma altındaki Türk ürünleri

ve ata mirası pişirme teknikleri üzerine inşa

ediyor. Bahçeleri ve çiftlik hayvanları ile aktif

bir çiftlik ortamında konumlanan restoran;

odun ateşi, fermantasyon, ızgara ve marine

tekniklerini özenli ve zarif kompozisyonlarla

harmanlıyor. Tatlılar ise şefin eşi tarafından

hazırlanıyor ve bu etkileyici deneyime

unutulmaz bir kapanış ekliyor.

Bu yeni eklemelerle birlikte, Türkiye’deki

Bir MICHELIN Yıldızlı restoranlarının toplam

sayısı 15 seçkin mekâna ulaşıyor.

16 Yeni Bib Gourmand

MICHELIN Rehberi tarafından 1997’de

tanıtılan Bib Gourmand derecesi, uygun

fiyatlarla mükemmel yemek sunan seçili

restoranları onurlandırıyor. Bu işletmeler,


geniş bir mutfak yelpazesini kapsıyor ve

her bütçeye hitap eden, farklı mutfaklardan

kaliteli lezzetler sunarak misafirlerini

ağırlıyor.

Bu yeni eklemelerle birlikte, Türkiye’deki

Bib Gourmand restoranlarının toplam

sayısı 39’a ulaşıyor. İstanbul, İzmir, Muğla

ve Kapadokya’da yer alan 16 yeni restoran,

ulusal seçkinin güçlenmesine katkı sağlıyor.

Bunlar arasında Kemal’in Yeri Mülkiyeliler

Birliği ve Partal Kardeşler Balık Restoran,

İzmir’in yerel geleneklerini ve ürünlerini

en iyi şekilde yansıtıyor. Muğla, hayal

kırıklığına uğratmayan taze ve uygun fiyatlı

mutfaklarıyla Mandalya ve Mezegi’yi bölgenin

iki yeni Bib Gourmand restoranı olarak

ağırlıyor.

Kapadokya ise MICHELIN Rehberi’ne beş

yeni Bib Gourmand ile giriş yapıyor; bunlar

arasında Babayan Evi, cömert geleneksel

tabakları ve Kapadokya’nın toprağına ve

ürünlerine duyduğu derin saygı sayesinde

aynı zamanda Yeşil Yıldız derecesine de

layık görülüyor. Bu yeni eklemeler; lezzet,

cömertlik ve yerel ürünlerin buluştuğu canlı

bir gastronomi manzarasını yansıtıyor.

Dört restoran yeşil yıldız

derecesine layık görüldü

Yeşil Yıldız, ilham verici uygulamalara kendini

adamış işletmeleri öne çıkarıyor. 2026 yılı

seçkisinde bu dereceye dört restoran layık

görüldü: TURK FATİH TUTAK (İstanbul),

Orfoz (Muğla), Teruar Urla (İzmir), Babayan

Evi (Kapadokya). Bu mekanlar, dinamik,

özgün ve ileri görüşlü bir gastronomi

yaklaşımını temsil ediyor.

Üç MICHELIN Özel Ödülü

2026 seçkisi kapsamında MICHELIN Rehberi

Türkiye, yemek deneyimini zenginleştiren

ustalık, adanmışlık ve vizyonlarıyla öne çıkan

isimleri onurlandıran üç Özel Ödüle de ışık

tutuyor. Bu dereceler, ülkenin gastronomi

kimliğini şekillendiren ve tutkuları ile

uzmanlıkları sayesinde onu daha da yücelten

olağanüstü yetenekleri vurguluyor.

MICHELIN Genç Şef Ödülü 2026, Jumbo

iş birliğiyle, Muğla’daki Yakamengen III

restoranının yetenekli genç şefi Duru Akgül’e

verildi. Henüz 29 yaşında olmasına rağmen,

mutfağında teknik ustalığı ve bölgesine

duyduğu derin bağlılığı etkileyici bir şekilde

harmanlıyor; yurtdışında edindiği uluslararası

deneyim bu yaklaşımı daha da güçlendiriyor.

Yaka köyünde, özenle restore edilmiş eski

bir zeytinyağı fabrikasında konumlanan

restoranında, menüsü yerel çiftçilerden

ve balıkçılardan temin edilen mevsimsel

ürünleri öne çıkarıyor. Özellikle mavi

yengeç ve aslan balığı gibi göz ardı edilen

türlere tutkuyla yaklaşıyor; bu malzemeleri

hem düşünceli hem de lezzetli tabaklara

dönüştürüyor. İmza yemeği olan mavi yengeç

salatası, üzerine çıtır kabak mücverleri ve

aromatik baharatlar eklenerek sunuluyor; bu

tabak onun yaklaşımını mükemmel şekilde

yansıtıyor: cömert, titiz ve lezzet dolu.

MICHELIN Sommelier Ödülü 2026,

İstanbul’daki Neolokal restoranının (Bir Yıldız

ve Yeşil Yıldız sahibi) başarılı Sommelier’i

Ersin Topkara’ya verildi. Türk şarapları

konusundaki derin bilgisiyle öne çıkan

Topkara’nın şarap listesi, Türkiye’nin bağcılık

bölgelerinin sunduğu zenginliği etkileyici bir

şekilde sergiliyor. Neolokal’e dönüşünden

bu yana, müfettişler onun yalnızca yemekleri

tamamlayan değil, aynı zamanda restoranın

hikâyesini anlatan şaraplar seçme

konusundaki yetkinliğinden bir kez daha

etkilendi. Hazırladığı eşleşmeler; titiz bir

araştırmanın, hassas bir damak zevkinin ve

Türk şarap kültürünü yayma konusundaki

güçlü bağlılığının kanıtı niteliğinde.

MICHELIN Servis Ödülü 2026, Olivana iş

birliğiyle, İzmir’deki Teruar Urla restoranında

görev yapan Ezgi Serdaroğlu’na verildi.

Serdaroğlu, salon yönetimini profesyonellik,

sezgi ve içten bir sıcaklığı etkileyici bir

şekilde bir araya getirerek yürütüyor. Kendini

sık sık “Teruar deneyiminin orkestra şefi”

olarak tanımlıyor ve bu tanım ona fazlasıyla

yakışıyor. Şef Osman Serdaroğlu’nun

vizyonunu desteklerken, mutfak ile salon

arasındaki akışı kusursuz şekilde sağlıyor

ve ekibini hem titizlik hem de samimiyetle

yönlendiriyor. Onun dikkatli gözleri,

mükemmel zamanlaması ve misafirperverlik

anlayışı sayesinde, her konuk yemek

deneyiminin başından sonuna kadar özenle

ağırlanıyor.

38 yeni restoran tavsiye edildi

Türkiye’nin gastronomi sahnesi büyümeye

ve etkilemeye devam ediyor. Bu yılki

genişletilmiş seçki, 38 yeni eklemeyle birlikte

toplamda 115 restoranı kapsıyor. Öne çıkan

en önemli unsur ise Türk misafirperverliğini

tanımlayan sıcaklık ve samimiyet.

Müfettişler, yalnızca yemeklerden değil;

misafirperverlikten, atmosferden ve herkesi

bir araya getiren içten cömertlik ruhundan

etkilenerek, her ziyaretten sonra “Ne zaman

geri dönebiliriz?” sorusuyla ayrıldı.

İstanbul’un kozmopolit enerjisinden İzmir’in

teruarına olan güçlü bağlılığına, Bodrum’un

değişen kıyılarından Kapadokya’nın zamansız

geleneklerine uzanan bu seçki, zengin ve

çeşitlilik dolu bir gastronomi kimliğine

sahip bir ülkeyi yansıtıyor. 25’ten fazla farklı

mutfak türü temsil ediliyor; ancak gelenek

ve saygı, bu tabloyu bir arada tutan ortak

değerler olarak öne çıkıyor. İster yerini

sağlamlaştıran genç şefler, ister atalarından

gelen tarifleri onurlandıran deneyimli

ustalar tarafından yönetilsin, bu restoranlar

güçlü bir felsefeyi ve topraklarının sunduğu

olağanüstü ürünlere olan bağlılığı paylaşıyor.

Türkiye, uluslararası gastronomi haritasında

kendine sağlam bir yer edindi ve müfettişler,

ülkenin yemek kültürünü bu kadar özel

kılan unsurları keşfetmekten ve yeniden

deneyimlemekten büyük keyif aldı.

MICHELIN Rehberi Türkiye 2026

Seçkisine genel bakış:

İki MICHELIN Yıldızı: 2 restoran (1 yeni)

Bir MICHELIN Yıldızı: 15 restoran (3 yeni)

Bib Gourmand: 39 restoran (16 yeni)

Tavsiye Edilen: 115 restoran (38 yeni)

Yeşil Yıldız: 13 restoran (4 yeni)

Restoran seçkisinin yanı sıra MICHELIN

Rehberi, Türkiye ve dünyanın dört bir

yanındaki tüm bölgelerden otellerin yer

aldığı, benzersiz konaklama seçeneklerinden

oluşan bir liste de sunuyor. 2024 yılında

tanıtılan MICHELIN Anahtarları, rehberdeki

en seçkin otellere veriliyor ve ünlü Yıldızlarla

ödüllendirilen dünyanın en iyi restoranları

gibi kutlanıyor. Tüm oteller; tasarım, mimari,

hizmet ve karakterleriyle tanımlanıyor.

MICHELIN Anahtarı, seçkimizde yer

alan gerçekten olağanüstü deneyimleri

simgeliyor. Seçkide yer alan tüm otellere,

MICHELIN Rehberi internet sitesi ve mobil

uygulaması üzerinden doğrudan rezervasyon

yapılabiliyor.


74

hotel restaurant

& hi-tech

gastro etkinlik

Bakan Ersoy

“MICHELIN Rehberi 2027 seçkisi

tüm Türkiye’yi kapsayacak”

MICHELIN Rehberi 2026 İstanbul-İzmir-Muğla-Kapadokya seçkisi ödül töreninde

konuşan Bakan Ersoy, "Binlerce yıllık yerel lezzetlerimizin dünya çapında takdir görmesi

gurur verici" dedi ve bir sonraki seçkinin tüm Türkiye’yi kapsayacağını müjdeledi.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet

Nuri Ersoy, Kapadokya’nın

doğal güzellikleri kadar tarihî

ve kültürel mirası, yer altı şehirleri,

çömlekçilik geleneği, sıcak hava

balonu turları ve mağara otelleriyle

gastronomi alanında da değerli bir

destinasyon olduğunu vurguladı.

Bölgenin killi toprağı ve özel bağcılık

kültürü, Kapadokya’ya özgün bir

gastronomi kimliği kazandırıyor.

MICHELIN seçkisiyle bu miras,

yetenekli şeflerimiz tarafından dünya

standartlarındaki restoranlarda

yorumlanarak ziyaretçilere eşsiz bir

lezzet yolculuğu sunuyor.

Ersoy, rehberin Türkiye’nin tamamını

kapsamasının Türk mutfağının

tarihsel köklerini ve bölgesel

çeşitliliğini görünür kılacağını

belirterek, “Türk mutfağı, ülkemizin

7 bölgesinde farklı ve eşsiz lezzetler

sunuyor. Bu sadece yemek değil,

kuşaktan kuşağa aktarılan bir yaşam

felsefesi” dedi. Ayrıca geleneksel

tariflerin modern sunumlarla

buluşturulması, yerel ürünlerin ön

plana çıkarılması ve sürdürülebilir

bir anlayışla hareket edilmesiyle

gastronomi turizminin güçleneceğini

vurguladı.

“Türkiye’den 26 otel MICHELIN Key

seçkisinde”

Bakan Ersoy, İstanbul’un Mastercard

Ekonomi Enstitüsü raporuna göre

dünyanın en iyi gastronomi şehri

seçildiğini hatırlattı. Türkiye’nin

sürdürülebilir turizmde attığı öncü

adımlara dikkat çeken Bakan, GSTC

sertifikalı konaklama tesislerinin

sayısının üç yılda 2 bini geçtiğini ve

MICHELIN Key seçkisinde Türkiye’den

26 otelin yer aldığını belirtti.


Bora Bozankaya

“Sonuçta sadece lastik,

kasmayalım”

Ödül törenlerinin aralıksız devam ettiği gastronomi dünyasında, Türkiye’deki tabloya

dair “her şey yolunda” algısını sorgulatan bir çıkış da Banko Burger’in Kurucu Şefi Bora

Bozankaya’dan geldi.

Haber: Hatice Ünal Bilen

Bozankaya, Michelin Guide

etrafında günlerdir süren

tartışmalara sosyal medya

hesabından yaptığı paylaşımla dikkat

çekti. Gastronomi camiasının içten

içe çürüdüğünü ancak kimsenin

çıkar ilişkileri nedeniyle bunu

dile getirmediğini belirten şef,

rehberlerden etkinliklere uzanan yapıyı

“pohpohlamayla yürüyen bir saadet

zinciri” olarak tanımladı. “Sonuçta

sadece lastik, kasmayalım” sözleriyle

Michelin’e göndermede bulunan

Bozankaya, sektörde hep aynı isimlerin

ön planda olmasına da tepki göstererek,

“Bu koca ülkede başka genç yetenek mi

yok?” dedi.

Bozankaya’nın paylaşımı gastronomi

çevrelerinde yankı uyandırırken, sözleri

sektörde uzun süredir dile getirilmeyen

rahatsızlıkları yeniden gündeme taşıdı.

Bozankaya paylaşımında şu ifadelere

yer verdi:

Birbirini pohpohlayanların saadet

zinciri gibi

“Son iki gündür birtakım

derecelendirme kuruluşları ile ilgili

çok tartışma var. Eleştiren bir takım

insanları yerden yere vurup suçlamaya

kadar ileri gitti konu. Tabii ki ülkemiz

adına tanıtım faydaları tartışılmaz

bence. Çok faydalı ama arka planında

kendimize uydurduk bu işleri. Birbirini

pohpohlayanların saadet zinciri gibi.

Ülkemizde gastronomi kokuşmuş

durumda. Ama kimse kokuşmuş

demiyor, çıkarları gereği diyemiyor.

Bu ve benzeri rehberlerin ve hatta

sponsor olan firmaların birçok kriter

yerine sadece eş dost ahbap ilişkisi

üstüne yürüdüğünü hepimiz ve

dostlarımız tamamı çok ama çok iyi

biliyor ve bu aksak sistemin yürümesini

sağlamaktalar (sağlamaktayız). İşin

içinde olan insanlar olarak.

Umarım sektörün eskileri bu

gidişata bir dur diyecek

Neden hep aynı insanlar etkinliklerde

boy gösterir? Neden hep aynı şefler

etrafına döner bu sektör? Hiç mi başka

insan yok, hiç mi genç şef yok, hiç mi

şu şarabı, viskiyi anlatacak insan yok şu

koskoca yurdumuzda? Var pek tabii ki.

Umuyorum bizler gibi sektörün eskileri

bu gidişata bir dur diyecek. Gençlerin ve

farklı insanların önüne açacaktır.”


76

hotel restaurant

& hi-tech

gastro etkinlik

Türkiye’nin en iyi restoran ve otelleri

Gault&Millau ödülleriyle buluştu

Gault&Millau Türkiye 2026 Gastronomi Rehberi Ödül Töreni, 8 Aralık 2025’te Çırağan

Palace Kempinski’de gastronomi dünyasının önde gelen isimlerini bir araya getirerek

unutulmaz bir gece yaşatırken, Türkiye’nin en seçkin restoran ve otelleri ödüllerini

kazandı.

Gastronomi kültürünü geliştirmek,

yenilikçi, özgün ve sürdürülebilir

bir yaklaşımı desteklemek

amacıyla hazırlanan Gault&Millau

Türkiye 2026 Rehberi Ödülleri, 8 Aralık

2025 Pazartesi akşamı Çırağan Palace

Kempinski’de düzenlenen törenle

sahiplerini buldu. Sözen Group’un

Türkiye’ye kazandırdığı organizasyon

kapsamında Türk mutfağının önde

gelen restoranları, şefleri, gastronomi

profesyonelleri ödüllendirildi.

Bağımsız değerlendirme süreci

sonucunda seçilen restoranlar;

ürün kalitesi, teknik yeterlilik,

yaratıcılık ve sürdürülebilirlik

kriterleri doğrultusunda listeye girdi.

Türkiye’nin farklı şehirlerinden çok

sayıda işletmenin ödül alması, ülke

gastronomisinin çeşitliliğini ortaya

koydu. Törende dağıtılan özel ödüller

ve toque dereceleri, yılın öne çıkan

performanslarını görünür kılarken;

Türk mutfağının uluslararası alandaki

yükselişinin de somut bir göstergesi

oldu. Ayrıca Gault&Millau Türkiye

Gastronomi Rehberi Ödülleri’nde bu yıl,

hospitality sektörü de değerlendirmeye

dâhil edildi ve "HÔTEL Sélectionné”

listesiyle rehber genişletildi.

Sözen: “Türkiye’nin dört bir yanını

mercek altına aldık”

Tören Sözen Group CEO’su ve

Gault&Millau Türkiye Temsilcisi

Gökmen Sözen’in açılış konuşmasıyla

başladı. Bu yıl üçüncü edisyonu

düzenlemenin gururundan bahseden

Sözen, “Bugün burada sadece bir ödül

töreni için değil; Türk gastronomisinin

güçlenen sesini, gelişen özgüvenini

ve dünyaya açılan yeni hikâyesini

kutlamak için bir aradayız. Gault&Millau

Türkiye Gastronomi Rehberi Ödül

Töreni’nin üçüncü edisyonunu

düzenliyoruz. 2026 edisyonu, aslında

bize sadece iyi restoranları değil; bu

ülkenin potansiyelini, yaratıcılığını

ve misafirperverlik kültürünü

hatırlatan bir yol haritası sunuyor.

Geçtiğimiz yıl boyunca denetçilerimizle

Trakya’nın bağlarından Ege’nin

otlarına, Gaziantep’in sumağından

Bodrum’un mandalinasına, Balıkesir’in

ahtapotundan İzmir’in enginarına,

Aydın’ın incirinden Van’ın otlu peynirine

ve İstanbul’un köklü restoranlarına

kadar Türkiye’nin dört bir yanını mercek

altına aldık.” dedi.

“Bu yıl hospitality sektörünü de

dahil ettik”

Bu yıl itibariyle gastronomi


Kokteyl ile başlayan gala gecesinde çok özel markaların

ikramları misafirlere eşlik etti; bu keyifli kokteylin ardından

ise tüm konuklar ödül törenine geçti. Gecenin müzisyen

konuğu ise ödül töreni için Italya’dan gelen ünlü keman

virtüözü Pierpaolo Foti oldu. Foti’nin performansı,

Çırağan Palace Kempinski’nin zarif atmosferiyle

bütünleşerek davetlilere keyifli anlar yaşattı.

ekosisteminin ayrılmaz bir parçası olan

hospitality sektörünü de değerlendirme

kapsamına dahil ettiklerini dile getiren

Gökmen Sözen, “Bu adımımıla çok

daha bütüncül bir perspektif sunmanın

mutluluğunu yaşıyoruz. Bugün

açıklanacak ödüller, elbette büyük

bir başarı. Ancak bu geceyi asıl özel

yapan şey, kolektif bir ekosistemin

varlığı. Çünkü biliyoruz ki bir ülkenin

gastronomisi; sadece mutfakların değil,

şehirlerin, üreticilerin, otellerin ve

soyadını markalaştıran şeflerin ortak

emeğiyle yükselir.” diye konuştu.

Hayoun: “Güveniniz için teşekkür

ederim”

Ödül gecesine katılan Gault&Millau

CEO’su Patrick Hayoun ise yaptığı

konuşmada, “Bu akşam İstanbul’da,

Gault&Millau Türkiye Gala Gecesi’nin

üçüncü yılını kutlamak üzere burada

sizlerle birlikte olmaktan büyük bir

mutluluk duyuyorum. Yalnızca üç yılda,

bu etkinlik olağanüstü bir ivme kazandı;

bunun temelinde sizin yeteneğiniz,

adanmışlığınız ve Türkiye’nin canlı

gastronomi sahnesi yer alıyor. Bu

genişleyen uluslararası haritada

Türkiye çok özel bir konuma sahiptir.

Mutfağınız dünyanın en zengin ve ilham

verici mutfaklarından biri; gelenek

ile modernliği benzersiz bir şekilde

harmanlamaktadır. Gault&Millau sizler

için ve sizlerle birlikte çalışır; şefleri,

ekipleri, üreticileri ve gastronomiye

gönül veren tüm emekçileri görünür

kılmak için. Güveniniz için teşekkür

ederim” ifadelerine yer verdi.

Heyecanlı anlar yaşandı

Ödüller “Original Tables” Önerilen

Mekânlar olarak adlandırılan; şapka

almamış fakat dikkat çekici ve

değerlendirilmeye değer yerlerin

açıklanmasıyla başladı. Ardından bu yıl

ilk kez sunulan "HÔTEL Sélectionné”

seçkisi açıklandı; bu seçkide

Türkiye’deki ağırlama sektörünün

üst düzey otelleri yer aldı. Gecenin

devamında ise 1 Toque kazanan

“Gourmate Tables” kategorileri, Özel

Ödüller, 2 Toque “Chefs’ Tables”, 3

Toques “Outstanding Tables” ve 4

Toque “Prestigious Tables” ödülleri

açıklandı.

Sözen Group’un 2023’ten bu yana

yürüttüğü Gault&Millau Türkiye

temsilciliği, ülkenin gastronomi

potansiyelini uluslararası ölçekte

görünür kılmaya devam ediyor. Tam da

bu amaç doğrultusunda Gault&Millau

Türkiye, 2026 edisyonunda odağını daha

geniş bir coğrafyaya çevirdi. Bu seçkide

Antalya, Aydın, Balıkesir, Çanakkale,

Gaziantep, İstanbul, İzmir, Muğla,

Nevşehir, Ankara ve Van olarak 11

ilimizdeki restoranları kapsayan rehber,

ülkenin farklı bölgelerindeki mutfak

kültürlerini bir kez daha dünya sahnesi

taşımış oldu.

Gece MykOrini’de son buldu

Gala Gecesinin ardından misafirler, bu

özel akşamın coşkusunu sürdürmek

üzere MykOrini’de düzenlenen after

party’e katıldı. MykOrini’nin eşsiz

atmosferiyle taçlanan gece, günün

sonunda konuklara unutulmaz bir

kapanış deneyimi yaşattı.

Gault&Millau 2026 Gastronomi Rehberi

Ödülleri’nin tam listesine www.

hotelrestaurantmagazine.com’daki

ilgili haberden ulaşabilirsiniz.


78

hotel restaurant

& hi-tech

gastro etkinlik röportaj

Şef Mehmet Gök

“Bu bir başlangıç değil,

emeğimizin görünür hâli”

8 yıllık emeğin sonunda gelen Michelin başarısını bir varış değil, geç kalmış bir

görünürlük olarak nitelendiren Reserved Cappadocia’nın kurucu ortağı Şef Mehmet

Gök, “Tavsiye etiketi yeterli değil, Kapadokya’nın lezzet hafızasını dünyaya doğru bir dille

anlatmaya yeni başlıyoruz” dedi.

Röportaj: Hatice Ünal Bilen

Kapadokya’nın 2026 Michelin

Rehberi’ne ilk kez giriş yapması, bölge

gastronomisi için önemli bir hamleydi.

Bu seçkide tavsiye edilen restoranlar

arasında yer alan Reserved Cappadocia’nın

kurucu ortaklarından Şef Mehmet Gök, 8

yıllık emeğin sonunda gelen bu tanımayı

“bir varış değil, geç kalmış bir görünürlük”

olarak nitelendirdi. Gök, “Tavsiye etiketi

yeterli değil, Kapadokya’nın lezzet hafızasını

dünyaya doğru bir dille anlatmaya yeni

başlıyoruz” diyerek hem hedef büyüttü

hem de bölgenin Michelin sahnesindeki

yükselişine dikkat çekti.

4 Aralık Perşembe akşamı Four Seasons

Hotel Istanbul at the Bosphorus’ta

düzenlenen MICHELIN Rehberi Türkiye 2026

seçkisi töreninin hemen sonrasında Şef

Mehmet Gök ile bir araya gelerek sürece

dair görüşlerini aldık.

Kapadokya ilk kez 2026 seçkisiyle

Michelin Rehberi’ne girdi ve

Reserved Cappadocia tavsiye

listesine dahil oldu. Sizce “tavsiye”

etiketi bu bölge için yeterli bir

başarı mıydı, yoksa hedefiniz

daha üst seviyede bir Michelin

değerlendirmesi miydi?

Kapadokya’nın ilk kez Michelin Rehberi’ne

girmesi hepimiz için tarihi bir andı. Reserved

Cappadocia olarak 8 yıldır bu bölgede emek

veren bir restoranız. Bu nedenle “tavsiye”

etiketi bizim için bir başlangıç değil,

emeğimizin görünür hâle gelmesidir. Elbette

her şef gibi daha üst rozetleri hedefliyoruz,

ancak bizim için asıl başarı Kapadokya’nın

dünyada doğru bir gastronomi diliyle temsil

edilmesi. Tavsiye etiketi, doğru yolda

olduğumuzu gösteren değerli bir adım oldu.

Dediğim gibi biz 8 yıldır aynı çizgide

ilerleyen, araştıran ve üreten bir ekibiz.

Bu nedenle Michelin tavsiyesi restoranın

potansiyelinin tamamını göstermiyor. Çünkü

hâlâ büyüyen bir hikâyemiz var.

Kapadokya’nın ilk kez seçkiye

girdiği bu yıl, bölgenin gastronomik

potansiyelini dünyaya duyurmak

adına Reserved Cappadocia’nın

nasıl bir rol üstlendiğini

düşünüyorsunuz? Bundan sonraki

yıl için yol haritanız nedir?

Bizim rolümüz, Kapadokya’yı yalnızca

bir turizm destinasyonu değil, güçlü bir

gastronomi bölgesi olarak konumlandırmak.

Bunu da kadim üretim kültürünü modern

mutfak teknikleriyle buluşturan, ürüne

ve üreticiye sadakati ön planda tutan bir

anlayışla yapıyoruz.

Gelecek yıl için hedefimiz daha çok üreticiyle

iş birliği yapmak, bölgenin kaybolmaya

yüz tutmuş malzemelerini araştırmak ve

menüde bunlara daha fazla alan açmak.

Ayrıca uluslararası misafir trafiğini

artırmak ve Kapadokya’nın gastronomi

markalaşmasına katkı sağlamak da yol

haritamızın bir parçası.

Menüde kullanılan yerel ürünleri

rehberin “sürdürülebilirlik”

yaklaşımına nasıl entegre

ediyorsunuz? Bu başarıdan sonra

menüde yeni dokunuşlar olacak mı?

Menümüzde bulunan bütün ürünler, yerli ve

bölgesel ürünler dahil, taze ve mevsiminde,

Kapadokya’nın ve çevre şehirlerin

geçmişten gelen kadim kültürlerini ve

üretim tekniklerini günümüze taşıyoruz. Bu

mirası kendi mühürümüzle işleyip değer

katarak misafire sunuyoruz. Bu zaten

sürdürülebilirliğin özüdür. Ürüne, onu

üreten insana ve doğaya olan saygıdan hiçbir

zaman ödün vermedik.

Bu ödül olmasa da bizim için en önemli

unsur, her zaman lezzet ve doğal ürünlerle

hazırladığımız tabaklarımızdı. 8 yıldır

bizi tercih eden, defalarca gelen repeat

misafirlerimize ayrıca teşekkür etmek

istiyorum. Çünkü bugün geldiğimiz

noktayı onlarla birlikte inşa ettik. Elbette

menümüzde yeni dokunuşlar olacak. Ancak

bunlar yine bu coğrafyanın hafızasından,

üretim tekniklerinden ve bölgesel

karakterinden beslenecek.

Kapadokya’nın gastronomi sahnesi

için bu yıl bir milat oldu diyebiliriz.

Sizce Michelin listesine giriş,

bölgede yeni restoran yatırımlarını

ve şef hareketliliğini nasıl

etkileyecek?

Kesinlikle bir milat. Michelin’in bölgemize

gelmesi, gastronominin burada ne kadar

ciddi bir potansiyel taşıdığını göstermiş

oldu. Yeni restoran yatırımlarının artacağını,

genç şeflerin Kapadokya’yı daha fazla tercih

edeceğini düşünüyorum. Bu hareketlilik

kaliteyi yükseltecek, rekabeti artıracak ve

bölgenin gastronomi kimliğini daha güçlü

bir noktaya taşıyacak.



80

hotel restaurant

& hi-tech

gastro güncel

ZEYNEP KAKINÇ

“Michelin’de Ulusal Seçkiye

Hazır Mıyız?”

Michelin Türkiye’de 2026 seçkisini açıkladı. Görünen o ki parıltı yüksek ama Zeynep

Kakınç sosyal medya hesabından soruyor: Bu liste gerçekten tüm ülkeyi mi kapsıyor,

yoksa hep bildiğimiz adresler mi öne çıkıyor? Yıldızlar ve ödüller dikkat çekiyor ama

Anadolu’nun sessiz mutfakları hâlâ görünmez. Kakınç, rehberin oluşturduğu heyecana

rağmen sektördeki eşitsizlikleri ve eksik kapsayıcılığı gündeme taşıyor.

Gastronomi ve İletişim Stratejisti

ve Milliyet Gazetesi Köşe Yazarı

Kakınç’ın paylaşımındaki dikkat

çeken noktalar şöyle:

Gözümüzü sadece yıldız sayısına

dikmeyelim

“Bu yazı, ne ölçüsüz övgü ne de kolaycı

bir eleştiri için. Esas mesele, Michelin

Rehberi’nin yarattığı etkileri soğukkanlı

bir bakışla değerlendirmek ve doğru

soruları sormak.

Türkiye’de Michelin’in varlığı, gastronomi

sahnesine tartışılmaz bir hareket

ve enerji kattı. Sektöre amaç verdi,

ivme yarattı ve görünür bir standart

tartışmasını başlattı. Yani, şefler için

hedef, yatırımcı için referans, gençler

için motivasyondan bahsediyoruz.

Tam da bu yüzden şimdi, rehber 2026

seçkisiyle büyürken ve önümüzdeki yıl

“tüm Türkiye’yi kapsama” iddiasını ortaya

koymuşken, gözümüzü sadece yıldız

sayısına dikmeyelim istiyorum. Gelin

biraz derin sorular soralım. Sistemin

adaletini, kapsayıcılığını, sahadaki

karşılığını hep beraber irdeleyelim. Çünkü

asıl kritik olan, bu rüzgârın nasıl bir

mutfak kültürüne doğru estiği. Türkiye

gastronomisi uzun yıllar boyunca parça

parça görünür oldu.

Şehirler, şefler, restoranlar… Evet, parlak

noktalar vardı ama bütün resim hiçbir

zaman tam açılmadı. Michelin Rehberi’nin

2026 Türkiye seçkisi, işte o mozaiği ilk kez

daha büyük bir fotoğrafa dönüştürüyor.

Rakamlar etkileyici

İzmir’de Vino Locale artık iki yıldızlı.

Kapadokya ilk yıldızını aldı. Üç yeni

restoran Bir Yıldız ailesine katıldı. 16 yeni

Bib Gourmand, 4 yeni Yeşil Yıldız eklendi

Toplamda 54 yeni restoran rehbere

girdi. Ve en önemlisi: Önümüzdeki yıldan

itibaren tüm Türkiye’yi kapsayan ulusal

bir seçki vaadi var.

Kâğıt üzerinde tablo parlak. Ama asıl

mesele rakamlar değil. Asıl mesele şu

sorular: Rehber gerçekten “rehberlik”

yapıyor mu? Türkiye’nin gastronomi

hafızasını ne kadar hakkıyla okuyor? “Tüm

Türkiye’yi kapsama” iddiasının arkasında

nasıl bir sistem, nasıl bir saha derinliği

var? Bu heyecan, kalıcı bir standarda mı

dönüşecek, yoksa bir vitrin parıltısında mı

kalacak?

Yıldızların ışığını biraz kısalım. Sahneyi

daha net görelim.

Sistemler yalnızca ölçmez,

değiştirir

Michelin gibi derecelendirme sistemleri,

bir ülkenin gastronomisine sadece

etiket yapıştırmaz; oyunun kurallarını

değiştirir. Ürünün nereden alındığını,

üreticiyle kurulan ilişkiyi, fiyat politikasını,

servis dilini, genç şefin kariyer planını,

yatırımcının risk iştahını etkiler.

Bugün Türkiye’de Michelin

Restoranlar için yatırımcıya karşı güçlü

bir cümle, yabancı misafir için güvenilir

referans, genç şefler için “gideyim

mi, kalıp burada bir şey kurayım mı?”

sorusunda önemli parametre. Kısaca,

rehber, sadece sektörü tarif etmiyor;

onu biçimlendiren bir aktöre dönüşmüş

durumda.

Ama ince bir çizgi var

Mutfak, “sisteme uyum sağlamak için”

mi değişiyor, yoksa zaten içten içe

değişen mutfağa bu sistem mi eşlik

ediyor? Bence, Türkiye’de şu an ikisi

aynı anda oluyor. Bu yüzden eleştirirken

de, överken de dikkatli olmak gerekiyor.

Michelin’i yok saymak da mümkün değil,

tek belirleyiciye dönüştürmek de sağlıklı

değil.

Kapadokya: Teruarın rehbere

girmesi

Bu yılın duygusal merkezi Kapadokya.


İlk kez rehbere girdi. Revithia, bölgenin

ilk Michelin yıldızını aldı. Babayan Evi

hem Bib Gourmand hem Yeşil Yıldız ile

onurlandırıldı. Toplamda 18 yeni restoran

listeye dahil oldu. Kapadokya, Michelin

metninde gelenek, misafirperverlik ve

teruar konusundaki derin kökleriyle tarif

ediliyor.

Aslında bu cümlenin arkasında çok daha

derin bir şey var: Tarhana, sütte pişen

kuzu, fermente tahıllar, tandır, taş evlerin

gölgesinde pişen yemekler, göçebe

kültürün bugüne sızan izleri… Yıllardır o

coğrafyada sessizce var olan bir mutfak

hafızası nihayet uluslararası dilde adı

konmuş bir “değer”e dönüşüyor.

Bu, sevindirici. Ama hemen arkasından şu

sorular geliyor: Kapadokya bu kadar hızlı

oyuna dahil olurken; Gaziantep, Antakya,

Mardin, Urfa, Kayseri, Malatya, Kars,

Rize, Trabzon gibi mutfak başkentleri

için nasıl bir takvim öngörülüyor? “Ulusal

seçki” dendiğinde bu coğrafyalar ne kadar

derin, ne kadar adil, ne kadar tarafsız bir

okumayla rehbere girecek? Kapadokya

önemli bir başlangıç. Ama Anadolu’nun

bütünü oyuna girecekse, bu işin adalet

terazisi ince ayar istiyor.

Vino Locale: İstanbul merkezli

dengenin kırılması

Vino Locale’in iki yıldıza yükselmesi,

yalnızca bir restoranın zaferi değil; güç

dengesinin değişmesi. Türkiye’de artık, İki

yıldızlı iki restoran var: TURK Fatih Tutak

(İstanbul), Vino Locale (İzmir)

Bu ikiliyi yan yana koyduğumuzda ilginç

bir tablo çıkıyor: Biri; metropolün ritmiyle,

çağdaş mutfak diliyle, global tekniği

Anadolu hafızasıyla buluşturuyor. Diğeri;

şehrin gürültüsünden biraz uzakta,

bağların, doğanın, teruarın sakinliğini

tabağa taşıyor.

Ortak payda ise net: Teruara saygı,

mevsimsellik, karakter, yer duygusunun

peşinden gitmek. Bu açıdan Vino Locale’in

iki yıldıza çıkması, İstanbul merkezli

algıyı kıran doğru bir mesaj. Burada

da sorular var: Bu başarı, İzmir–Urla

hattının bağcılık, üretici, üzüm, zeytin,

deniz ürünleri hikâyesine ne kadar alan

açacak? Yoksa belirli bir gelir düzeyine,

belirli bir turizm profilinin tükettiği, seçkin

bir deneyim katmanında mı kalacak?

Yıldızlar, sadece mutfağın niteliğini değil,

kimin masaya oturabildiğini de belirliyor.

Bu tarafını da unutmamak gerekir.

Bib Gourmand

Türkiye’de Bib Gourmand sayısı 39’a

çıktı. Bu kategori, belki de ülke için en

kritik alan: Daha ulaşılabilir fiyatlar,

yerel mutfaklar, seyahat eden herkes için

“iyi yemek” fikrini demokratikleştirme

potansiyeli. Çok değerli. Ama aynı anda

bir risk de taşıyor: Hızlı turistikleşme, kira

baskısı, mahallenin dönüşmesi, “Bizim

yer” hissinin zamanla kaybolması.

Kime rehberlik?

Belki biraz köşeli ama gerekli bir

soruyla devam edelim: Michelin,

Türkiye’de kime rehberlik ediyor?

Yabancı gurme turiste mi? Yatırımcıya

mı? Sektör içi prestij dengelerine mi?

Yoksa gerçekten yerli misafire de mi?

Bugün Türkiye’de: Mahalle bakkalının,

sadece müdavimlerinin bildiği bir esnaf

lokantasının, yıllardır aynı tandırı yakan

bir fırının Michelin haritasıyla ilişkisi hâlâ

çok zayıf.

Bir diğer kritik başlık ise, şeffaflık.

Müfettiş kim, ne sıklıkla geliyor? Fiyat/

performans dengesi nasıl tartılıyor?

Şehirler arası dağılımda hangi

parametreler esas alınıyor? “Tüm

Türkiye’yi kapsama” iddiasının arkasında

nasıl bir veri, nasıl bir saha çalışması var?

Bunlar çok az bilinen ya da hiç açılmayan

alanlar. Bu da rehberin inandırıcılığını

zaman zaman tartışmalı hale getiriyor.

Öte yandan, fotoğrafın pozitif tarafını

da es geçmemek gerek: Türkiye’de

birçok şef, bu rehber sayesinde kendini

dünyayla kıyaslayabiliyor. Genç yetenekler

için bu sistem, “burada kalıp iyi bir şey

yapabilirim” duygusunu güçlendiriyor.

Yerel üretici, ürününün niteliği görünür

olduğu ölçüde masadaki rolünü

büyütebiliyor. Yani Michelin, aynı anda

hem tartışılmayı hak eden hem de gerçek

bir ivme yaratan bir mekanizma.

“Ulusal seçki”

Önümüzdeki yıl, Michelin Rehberi

“tüm Türkiye’yi kapsayan ulusal seçki”

açıklayacağını söylüyor. Bu, ülke için

büyük bir cümle ve büyük cümleler büyük

ödevler ister: Gerçekten tüm coğrafyaya

bakabilecek sayıda ve donanımda

müfettiş var mı? Karadeniz’in iç

köylerinden İç Anadolu’nun kasabalarına,

Güneydoğu’nun taşra lokantalarına, Doğu

Anadolu’nun mandıralarına kadar sahaya

ne kadar inilecek? Sadece halihazırda

bilinen markalar, oteller, resort’lar mı

öne çıkacak yoksa vitrini olmayan ama

yıllardır iyi iş yapan mütevazı işletmeler

de bu hikâyeye dahil olabilecek mi?

Ulusal seçki, hakkıyla yapılırsa; yerel

yönetimleri,kalkınma ajanslarını,

gastronomi okullarını, tarım politikalarını,

üretici kooperatiflerini doğrudan

etkileyebilecek güçte.

Yüzeyde kalırsa: Birkaç şehir, birkaç otel,

birkaç “zaten bilinen” restoran arasında

dönen, parıltılı ama sığ bir listeye

dönüşme riski taşıyor. Türkiye’nin mutfak

hafızası çok derin. Bu hafızayı rehbere

taşımak isteyen sistemlerin de aynı

derinliğe niyetli ve hazırlıklı olması şart.

Güç kimde, söz kimde?

Geldik son soruya; Michelin yıldızı kimin

üzerine doğuyor? Sadece restoranın

kapısına mı asılıyor? Şefin kariyerine mi

yazılıyor? Yoksa o tabağın içindeki buğday,

zeytin, üzüm, balık, süt, peynir…Yani

üreticinin alın teri de bu ışığın içine dahil

ediliyor mu?

Eğer bu rehber: Üreticinin adını daha

çok görünür kılıyorsa, yerel mutfak

mirasını koruyanlara alan açıyorsa, esnaf

lokantasını sadece “romantik dekor”

değil, “gerçek aktör” olarak sahneye

çıkarıyorsa, o zaman gerçekten rehberlik

yapıyor demektir.

Ama sadece: Belirli bir gelir düzeyine,

belirli bir estetik dile ve birkaç merkeze

sesleniyorsa; o zaman Michelin,

Türkiye’de de dünyanın pek çok yerinde

olduğu gibi, hayranlıkla bakılan ama

mesafeli durulan bir liste olarak kalır.

Yıldız yemekten çok, zihni değiştirir

Türkiye’nin gastronomi hikâyesi

Michelin’den büyük. Ama artık şu da

gerçek: Bu hikâyenin dünyaya anlatılan

kısmında, elinde güçlü bir kalem olarak

Michelin de var.

Mesele şu: Biz bu kalemi yalnızca “yıldız

sayısı” üzerinden mi okuyacağız? Yoksa

onun açtığı erişilebilirlik, adalet, teruar,

sürdürülebilirlik, yerel üretici, Anadolu

mutfak mirası gibi tartışmaları –– masaya

yatırıp kendi zihinsel rehberimizi de

yeniden mi yazacağız?

Evet, Michelin Türkiye’de bir heyecan

yarattı. Sektöre bir amaç, bir ivme, bir

standart hissi verdi. Şimdi ikinci perde

başlıyor: Yıldızlar tek başına bir ülkenin

mutfağını değiştirmez. Ama düşünceyi

değiştirir. Eğer bu düşünceyi doğru okur,

doğru yönlendirirsek; Türkiye, Michelin

rehberine sığmayacak kadar zengin bir

gastronomi ülkesi olduğunu dünyaya çok

daha net gösterebilir.”


82

hotel restaurant

& hi-tech

gastro etkinlik

Beta Yeni

Han’da

5 Aralık

Dünya Türk

Kahvesi Günü

kutlandı

16.yüzyılda İstanbul’da kahvenin

ilk kez kavrulduğu tarihi fırına ev

sahipliği yapan Beta Yeni Han, 5

Aralık Dünya Türk Kahvesi ve Kültürü

Günü’nü özel bir etkinlikle kutladı.

Beta Gıda tarafından bu yıl dördüncü

kez gerçekleştirilen organizasyon,

“Kahvenin Sıfır Noktasından

Kültürlerarası Bir Yolculuk” temasıyla

düzenlendi.

Her yıl dünyanın farklı bölgelerinde

çeşitli etkinliklerle kutlanan 5

Aralık Dünya Türk Kahvesi Günü,

kahvenin İstanbul’da kavrulduğu ilk yer

olarak bilinen Beta Yeni Han’da keyifli

bir programla kutlandı. Beta Gıda’nın

ev sahipliğinde gerçekleştirilen etkinlik,

köklü kahve geleneğimizi görünür

kılarken Türk kahvesinin küresel

ölçekte sahip olduğu kültürel değeri de

yeniden hatırlatmayı amaçladı.

Kahvenin sıfır noktasından

kültürlerarası bir yolculuk

“Kahvenin Sıfır Noktasından

Kültürlerarası Bir Yolculuk” teması,

kahvenin tarihsel serüvenini yalnızca bir

içecekten ibaret olmayan medeniyetler

arasında iletişim, paylaşım ve ritüel

unsuru hâline gelen çok katmanlı

yolculuğuyla ele aldı. Kahvenin

zengin tarihini, üretim süreçlerini ve

kültürel önemini ziyaretçilere aktarılan

etkinlik, Türk kahvesinin UNESCO

tarafından “Somut Olmayan Kültürel

Miras” olarak kabul edilen değerinin

öne çıkarılmasına katkı sağlamayı

amaçlıyor.

Köklerinden gelen kültürel mirası ve

manevi değerleri konuklarına aktarmayı

misyon edinen, tarihi yarımadanın

simge yapılarından Beta Yeni Han,

Dünya Türk Kahvesi Günü’nde seçkin

bir davetli topluluğunu ağırladı.

Etkinliğin konukları arasında Kültür

ve Turizm Bakanlığı Yaşayan Miras

ve Kültürel Etkinlikler Genel Müdürü

Selim Terzi, İstanbul Vali Yardımcısı Elif

Canan Tuncer, Fatih Belediye Başkanı

Mehmet Ergün Turan, Arzum A.Ş.

Yönetim Kurulu Başkanı Murat Kolbaşı,

Beta Gıda yönetim kurulu başkanı

Beşir Uğur, Türk Kahvesi Kültürü ve

Araştırmaları Derneği Yönetim Kurulu

Başkan Yardımcısı Osman Serim ve

dernek üyelerinin yanı sıra çok sayıda

kahvesever yer aldı.


Türk Kahvesi seremonisi

sahnelendi

Resepsiyon, Beta Gıda Perakende

Grup Müdürü Hatice Uğur’un açılış

konuşması ile başladı. Ardından

Fatih Belediye Başkanı Mehmet

Ergün Turan, günün anlam ve

önemine ilişkin değerlendirmelerde

bulundu. Programa Kültür ve Turizm

Bakanlığı Yaşayan Miras ve Kültürel

Etkinlikler Genel Müdürü Selim Terzi

de “Türk Kahvesinin Önemi” başlıklı

konuşmasıyla katkı sundu. Terzi, tarihte

bilinen ilk kahvehanenin Beta Yeni

Han’da, Türk kahvesinin ilk kavrulduğu

fırının ise Beta Yeni Han 1554 Kahve

Müzesi'nde ziyaretçilere sunulmasının

kültürel etkileşimi güçlendirdiğini

belirterek Beta Yeni Han’ın “kahvenin

sıfır noktası” olarak konumlandığını

vurguladı.

Etkinlik kapsamında, Türk Kahvesi ve

Kültürü Araştırmaları Derneği Yönetim

Kurulu Başkan Yardımcısı Osman

Serim eşliğinde Osmanlı dönemine ait

Türk kahvesi seremonisi sahnelendi ve

“Geçmişten Günümüze Türk Kahvesi

ve Kahveli Türküler” başlıklı sunum

gerçekleştirildi. Konuklara, geleneksel

ritüellere uygun olarak hazırlanan

A’la Türk kahvesi, özel tasarım kaftan

fincanlarda, yanında ise reyhan şerbeti

ve gül reçeli eşlikçileriyle birlikte ikram

edildi.


84

hotel restaurant

& hi-tech

gastro etkinlik

Metro Türkiye,

bağcılık kültürünü gastronomiyle

birleştirdi

Türkiye’de bağcılığın binlerce yıllık mirasını çağdaş bir bakış açısıyla ele alan Metro

Türkiye, düzenlediği ‘Vedat Milor ile Wise Wine Buluşması’ etkinliğinde ülkenin önde

gelen sommelier’lerini ağırladı.

Metro Türkiye’nin dünyadan ve

Türkiye’den seçkin üreticileri

bir araya getirdiği kapsamlı kav

seçkisi Wise Wine, her yıl olduğu gibi bu

yıl da özel isimleri bir araya getirdi. Bu

yılki buluşmada, bağcılığın geçmişiyle

geleceğini buluşturan endemik çeşitler,

farklı coğrafyaların karakteristik

stilleri ve nadir üretimler sektör

profesyonelleriyle paylaşıldı.

Antunes: “Büyük potansiyelini

görünür kılmak için çalışıyoruz”

Metro Türkiye CEO’su David Antunes

etkinlikte yaptığı konuşmada bağcılık

mirasının gastronomiye olan katkısına

vurgu yaparak şunları söyledi: “Türkiye

binlerce yıldır üzümün ve bağcılığın

önemli merkezlerinden biri. Metro

Türkiye olarak 600’ü aşkın üründen

oluşan geniş kav portföyümüzle,

hem sahip olunan potansiyeli

güçlendirmek hem de yeme içme

sektörünü dünyanın seçkin bağlarının

örnekleriyle buluşturabilmek için

uzun süredir istikrarlı yatırımlar

gerçekleştiriyoruz. 2016 yılından beri

Vedat Milor ile yaptığımız iş birliği bu

konuya ne kadar önem verdiğimizin

bir göstergesi. Wise Wine Selection’da

8 ülkeden, 19 bölgeden 50 farklı

ürün; Wise Wine Local’de ise butik

üreticilerden endemik çeşitleri içeren

84 farklı ürün bulunuyor. Bu seçki,

global ölçekte farklılaştığımız ürünlerle

gücümüzü ortaya koyarken, yerel

tarafta Türkiye’nin bağcılık mirasını

görünür kılarak şefler ve gastronomi

profesyonelleri için güvenilir bir

referans noktası oluşturuyor.”

Milor: “Kav kültürü, çeşitlilik

ve dürüstlük üzerine kurulu bir

bütünlüktür”

Etkinlikte konuşan Vedat Milor,

Türkiye’nin kav kültürüne dikkat

çekerek şu değerlendirmelerde

bulundu: “Kav demek, çeşitlilik demek.

Farklı toprakların, iklimlerin ve

üretim anlayışlarının aynı çatı altında

buluştuğu bir kültürden söz ediyoruz.

Bu kültürün özü ise ‘özgünlük’.

Ürünün kendi karakterini koruduğu,

maskelenmediği, doğallığın ön planda

olduğu bir yaklaşım. Wise Wine, hem

Türkiye’den hem dünyadan bu özgün

yaklaşımı benimseyen üreticileri bir

araya getiriyor. Bu da gastronomi

açısından kıymetli bir adım. Kadim

bağcılık kültürünü zengin Türk mutfağı

ile daha fazla buluşturduğumuzda

ise, hem gastronomik deneyimin

zenginleşeceğine hem de turizmde

ülkemizin çekiciliğinin artacağına

inanıyorum.”


Matbah

Restaurant’ta

Mevlevi

Sofrası 12.

kez kuruldu

Yüzyıllar boyu Osmanlı İmparatorluğu’na ev sahipliği yapan Tarihi Yarımada’da yer

alan Matbah Restaurant, 7 - 17 Aralık tarihleri arasında, 752’ncisi düzenlenen Şeb-i

Arûs sebebiyle “Mevlevi Sofrası” kurdu. Michelin 2023 ve 2024 Seçkisinde Önerilen

Restoranlar Kategorisine giren Matbah Osmanlı Saray Mutfağı, Mevlevi sofrasının en

seçkin örneklerini sundu.

İstanbul Sultanahmet’te bulunan Ottoman

Hotel Imperial’in bünyesinde hizmet veren

Matbah Restaurant, Hazreti Mevlana’nın

752’nci Şeb-i Aruz münasebetiyle 7 - 17

Aralık 2025 tarihleri arasında 12’ncisini

düzenlediği Mevlevi Somadı etkinliğini

müşterilerine sundu. Büyük İslam alimi

Mevlana’nın eserlerinde verdiği reçeteler,

bugün Konya mutfağının hala önemli bir

parçasıydı. Mevlana, hayat felsefesini

açıklarken sembollerinin çoğunu doğadan

seçmişti. Gıdalar da bu semboller arasında

yer aldı. Mevlana’nın, ilahi aşk şiirlerini

toplayan Divan-ı Kebir adlı eserinde geçen

“Hamdım, piştim, yandım” sözü buna bir

örnek olarak aktarıldı.

Bu sofra başka sofra

Osmanlı Saray mutfak sanatını yaşatan

Matbah Restaurant, özenle seçilmiş ve

aslına uygun olarak hazırlanmış Mevlevi

Mutfağı’nın eşsiz ve zengin lezzetlerini

içeren Mevlevi Somadı menüsü ile

misafirlerini ağırladı. Matbah Restaurant

şefi Kadir Yılmaz’ın hünerli ellerinden çıkan

Mevlevi Mutfağı’nın özel lezzetleri arasında

Sirkencübin Şerbeti, Tarhana Çorbası,

Balık Çorbası, Kavurmalı Yumurta, Çam

Fıstığı Hoşafı, Gül Yapraklı Marul Salatası,

Pekmezli Elma Dolması, Tavuk Külbastı

gibi seçenekler yer aldı. Mevlevi Mutfağı’nın

sofrasının vazgeçilmez tatları olan Badem

Helvası ve Kadayıf da menüde sunuldu.

Aşçıya saygı gösterildi

Uzun araştırmalarla birlikte gastronomi

turizmine katkı sunmak için çalıştıklarını

ifade eden Ottoman Hotel Imperial Genel

Müdürü Serdar Balta, ‘Mevlevi Somadı’

etkinliğinin 12’ncisini gerçekleştirdiklerini

belirtti. Balta, etkinlik hakkında şunları

söyledi: “Sufizm, yani tasavvuf öğretisinde

mutfak çok önemli bir yer tutar. Dervişlerin

eğitimlerine başladıkları yer burasıdır.

Amaç, sadece yemek pişirmeyi değil,

insanlığa sunulmuş yiyeceklere karşı saygı

duymayı öğrenmektir. Mevleviler, yüce

yaratıcının sunduğu nimetleri büyük hünerle

pişirdikleri ve kulların beslenmesine aracılık

ettikleri için aşçılara büyük saygı gösterirdi.”

Somat (sofra) adabına uygun yapıldı

Bu hürmetin en büyük ispatı, Mevlana’nın

çok sevdiği aşçısı Ateş-baz Veli’nin

öldüğünde onun adına türbe yapılmasıydı.

“Somat” (sofra) adabına büyük önem veren

sufiler, günde öğle ve akşam olmak üzere iki

kez yemek yediler. Sofrayı can’lar (müridler)

hazırladı. Tuz, yemeklerde törensel ifade

taşıdı. Yemek onunla başladı ve onunla

bitti. Hazırlıklar tamamlandıktan sonra

yemeğin yenmesine geçildi. Kazancı Dede,

kazanın kapağını açınca can’lar kazanı

ocaktan aldılar. Kazancı Dede’nin duası

ile ‘Huuu Somata Salaaa’ diyerek yemek

daveti duyuruldu. Elleri önde bağlı duran

sufiler, kapıya gelince başlarını eğerek

selamlaştılar ve sofraya geçtiler. Şeyhin

katılımı ve duası ile yemeğe başlandı.

Yemek esnasında kesinlikle konuşulmadı.

Mevlevilerde yemek faaliyeti adeta ibadet

gibi yapıldı; yemek yerken kendilerine nasip

olan lokmalar için devamlı şükredildi.

Menüde kullanılan tüm kaynaklar Türk

mutfak kültürü ve yemekleri araştırmacısı

Nevin Halıcı’dan alındı. Misafirler öğle ve

akşam yemeklerinde bu farklı lezzetleri

tatma ve deneyimleme fırsatı buldular.


86

hotel restaurant

& hi-tech

gastro etkinlik

Samixir III. İçecek Zirvesi

Sektörü Bir Araya Getirdi

Endüstriyel içecek ekipmanları alanında yerli üretim gücü ve teknoloji odaklı

yaklaşımıyla öne çıkan Samixir, III. İçecek Zirvesi Buluşmasını 16 Aralık 2025 tarihinde

Gastronometro’da gerçekleştirdi. İçecek sektörü profesyonelleri tarafından yoğun

katılım gören etkinlikte, sektörün bugünü ve yakın geleceğine dair önemli

başlıklar ele alındı.

Samixir III. İçecek Zirvesi’nde içecek

ürünlerine yönelik değişen beklentiler,

ihtiyaçlar, teknoloji odaklı gelişim

alanları, işletme dinamikleri, servis kalitesi

ve yiyecek-içecek sektörünün güncel yapısı

çok yönlü bir bakış açısıyla değerlendirildi.

Samixir’in ev sahipliğinde gerçekleşen

buluşma, sektör paydaşları arasında bilgi ve

deneyim paylaşımını destekleyen güçlü bir

etkileşim ortamı sundu.

Sahadan gelen deneyimler masaya

yatırıldı

III. İçecek Zirvesi, içecek sektöründe faaliyet

gösteren üreticileri, işletme yöneticilerini

ve sektör temsilcilerini aynı platformda bir

araya getirerek, üretimden servise uzanan

süreçlerde sahada karşılaşılan ihtiyaçların

ve zorlukların doğrudan paylaşıldığı açık

bir diyalog ortamı oluşturdu. Günlük

operasyonlarda öne çıkan beklentiler,

uygulama deneyimleri ve çözüm arayışları,

içecek üreticilerinin sahadaki gerçek

kullanım pratikleri üzerinden ele alındı.

Etkinlik kapsamında, farklı üretim ve

servis noktalarında aktif olarak kullanılan

endüstriyel içecek ekipmanları; dayanıklılık,

performans ve servis süreçlerindeki

verimlilik başlıkları altında değerlendirildi.

Üretici deneyimlerine dayanan bu

paylaşımlar, ürün ve teknolojilerin sektörün

güncel ihtiyaçlarına göre şekillenmesinde

sahadan gelen geri bildirimlerin belirleyici

rolünü ortaya koydu.

Verimlilik ve sürdürülebilirlik

öne çıktı

Zirvede; kullanım kolaylığı, hijyen

standartları, enerji verimliliği,

sürdürülebilirlik ve yüksek performans gibi

kriterler, içecek ekipmanlarının işletmeler

açısından taşıdığı önem çerçevesinde

ele alındı. Servis hızını ve kaliteyi artıran

teknolojik çözümlerin, operasyonel

verimlilik ve rekabet gücü üzerindeki etkisi

katılımcılar tarafından özellikle vurgulandı.

İşletme dinamikleri ve misafir

deneyimi gündemdeydi

Etkinlikte yalnızca ürün ve teknoloji değil;

işletme dinamikleri, servis ekiplerinin

ihtiyaçları ve değişen misafir beklentileri

de kapsamlı biçimde değerlendirildi. Artan

maliyetler, operasyonel sürdürülebilirlik

ve servis kalitesini koruma yolları, sektör

profesyonellerinin sahadaki uygulamaları

üzerinden ele alındı.

Bu yaklaşım, Samixir III. İçecek Zirvesi’ni

klasik bir ürün tanıtım organizasyonunun

ötesine taşıyarak, sektöre değer katan bir

bilgi paylaşım platformu haline getirdi.

Prototip ürün ilk kez tanıtıldı

Zirve kapsamında Samixir’in prototip

aşamasındaki yeni ürünü ilk kez sektör

profesyonelleriyle paylaşıldı. İşletme

ihtiyaçları ve kullanıcı deneyimi odağında

değerlendirilen ürün için katılımcılardan

doğrudan geri bildirim alındı. Bu süreç,

markanın Ar-Ge çalışmalarında sektörle

birlikte gelişmeyi hedefleyen yaklaşımının

somut bir örneği olarak öne çıktı.

Sektörle birlikte gelişen bir

yaklaşım

Samixir’in düzenli olarak gerçekleştirdiği

İçecek Zirvesi Buluşmaları, markanın

sektörü dinleyen ve paydaşlarıyla birlikte

gelişmeyi hedefleyen vizyonunu yansıtıyor.

Üçüncü edisyonuyla bu yaklaşımı daha

da güçlendiren Samixir, içecek ve horeca

sektörünün değişen ihtiyaçlarını sahadan

gelen gerçek geri bildirimlerle ele alarak;

bilgi paylaşımını ve iş birliğini destekleyen

platformlar oluşturmaya devam ediyor.


SOFRA/COMPASS GROUP TÜRKIYE

ŞEFLERI SINIR TANIMADI

Sofra/Compass Group Türkiye, geleneksel Culinary Cup yarışmasının 10'uncu yılında

benzersiz bir etkinliğe imza attı. “Sınırlarını Zorla” temasıyla düzenlenen bu yılki yarışma,

Türkiye'nin dört bir yanından gelen yetenekli şeflerin üretkenliğine ve tutkusuna sahne oldu.

Türkiye'nin lider toplu yemek hizmetleri

devi Sofra/Compass Group, geleneksel

Culinary Cup yarışmasının 10'uncu

yılında mutfak sanatlarının sınırlarını

zorladı. Gastronomi ve mutfak sanatlarının

değerlerine ve Sofra Compass'ın hedeflerine

sağladığı katkıyı ön plana çıkarmak amacıyla

"Sınırlarını Zorla" temasıyla gastronomi

dünyasına benzersiz şekilde meydan okuyan

yarışmada, Türkiye'nin en yetenekli şefleri

kıyasıya bir rekabete girdi. Sofra/Compass

Ege Bölge'den Şef Uğur Beko’nun zaferiyle

sonuçlanan etkinlik, şeflerin üretkenliğini ve

becerilerini ortaya koydu.

7 Aralık'ta İstanbul Gastronometro'da

gerçekleşen büyük finalde, ülke çapından

seçilen şefler benzersiz bir mücadeleye

tanık oldu. Zorlu bölgesel elemelerin

ardından, 5 şef arasından seçilen finalistler,

mutfak sanatlarının sınırlarını zorlayan

performanslarıyla jüriyi büyüledi. Sözen

Group CEO'su Gökmen Sözen, Le Cordon

Bleu Türkiye Direktörü Defne Ertan

Tüysüzoğlu, Atıksız Mutfak Şefi Özge Şahin,

İçerik Üreticisi ve Gıda Mühendisi Özgül

Coşar ve Gastronometro Eğitmen Yönetici

Şefi Murat Özipek’ten oluşan alanında uzman

seçkin bir jüri, şeflerin üretkenliğini, teknik

becerilerini ve hikaye anlatım yeteneklerini

titizlikle inceledi.

Her tabak bir manifesto

Bu yılki Culinary Cup, geleneksel yarışma

formatının ötesine geçerek şeflere gerçek

anlamda kendilerini gösterme fırsatı

sundu. Önceden belirlenmiş menüleri kendi

yorumlarıyla harmanlayan yarışmacılar,

sadece lezzet değil, aynı zamanda derin bir

lezzet hikayesi sunma mücadelesi verdi.

Aşçıların profesyonel becerileri ve özgün

anlatım yetenekleri, Sofra/Compass Group

Türkiye'nin kurumsal vizyonuna nasıl bir

zenginlik kattığını göstermeyi amaçladı.

Şefler her reçeteden 4 porsiyonu titizlikle

hazırlandı. Değerlendirme kriterleri arasında,

yarışmacıların hazırlık süreci ve malzeme

kullanımı, HSE (Sağlık, Güvenlik ve Çevre)

kurallarına uyum, tabak tasarımı, lezzet ve

hikaye anlatımı gibi detaylar yer aldı.

Zafer, Uğur Beko’nun oldu

Ege Bölge'den Şef Uğur Beko'nun büyük

zaferiyle sonuçlanan Culinary Cup 2024,

Türkiye'nin mutfak sahnesinde yeni bir

çığır açtı. Ödülü kazanan Uğur Şef, “10

yıl sonra ilk kez birinciliği bölgemize

getirmenin mutluluğunu yaşıyorum. Bu

süreçte şeflerimin ve yöneticilerimin

desteği bana büyük güç verdi. Yoğun bir

tempoda, bir yandan müşterilerimize

hizmet ederken bir yandan mesai sonrası

bu yarışmaya hazırlanmak kolay olmadı.

Ancak bugün de Ege Bölge'den gelen destek

hep arkamdaydı, bu aynı zamanda bana

büyük bir sorumluluk yükledi. Ortaya güzel

bir sonuç çıkarmak zorunda olduğumu

biliyordum. Zorlu, yorucu ama bir o kadar

da keyifli bir süreçti ve sonunda mutlulukla

taçlandı. 28 yaşında 1,90 boyunda bir

adamım; ağlayacağımı düşünmüyordum ama

gözyaşlarımı tutamadım. O kadar emeğin

karşılık bulması, ailemin, sevdiklerimin ve

şirketimin beklentilerini karşılamak, aynı

zamanda kendi hayat hedeflerime bir adım

daha yaklaşmak beni derinden etkiledi. Bu

birincilik, tüm bu çabaların bir ödülüydü

ve hayatımın en unutulmaz anlarından biri

oldu.” diyerek duygularını dile getirdi.

Şef, “Bu yarışmaya katılmayı herkes mutlaka

denemeli. Bu süreçte büyük bir deneyim

kazanıyorsunuz. Elbette zorlu bir süreç gibi

görünebilir. 'Bir yandan çalışırken bir yandan

nasıl hazırlanırım?' diye düşünmek doğal,

ama biraz zamanınızdan fedakarlık ederek

bu deneyimi yaşamak kesinlikle değer.

Cesur olun, sınırlarınızı zorlayın, farklılık

yaratmaktan korkmayın.” sözleriyle gelecek

yılın adaylarına tavsiye verdi.

Sofra/Compass Group Türkiye Yönetim

Kurulu Başkanı ve CEO'su Nihat Kartal ise,

yarışmanın önemini şu sözlerle vurguladı: "10

yıldır sürdürdüğümüz bu proje, gastronomi

kültürünün geleceğini şekillendiriyor.

'Sınırlarını Zorla' temasıyla, şeflerimizin

mutfak sanatlarında yaratıcılığını ve

potansiyelini ortaya koymasını hedefledik. Bu

yarışma, sadece bir rekabetten ibaret değil.

Sofra/Compass Group Türkiye'nin vizyonunu

yansıtan bu etkinlik, gastronomi dünyasının

geleceğine yapılan dev bir yatırım niteliğinde.

Her şef, kendi sınırlarını zorlayarak, mutfak

sanatlarının sonsuz potansiyelini bir kez daha

gözler önüne serdi.”

Kartal, “Yarışmanın sonucu ne olursa

olsun şirketimizin hedeflerine büyüyerek

ulaşması ve geleceğini yapılandırmamız

için tüm yeteneklerimizle el ele yürüyoruz.

Her birinin yeteneği, üretkenliği ve çalışma

disiplini, bizi daha iyi bir geleceğe taşıyor

ve şirketimizin geleceğini şekillendirmede

büyük rol oynuyor. Bizler de değerli

yeteneklerimizin potansiyellerini tam olarak

ortaya çıkarabilecekleri ortamı adil, şeffaf ve

gelişime açık bir kültür ve iklim oluşturmak

için elimizden geleni yapıyoruz. İnsan odaklı

bir şirket olmanın getirdiği sorumluluk,

sadece iş sonuçları değil, aynı zamanda

çalışanlarımızın mutluluğu ve gelişimidir. Bu

yüzden, her birinin fikirlerini, hayallerini ve

ihtiyaçlarını önemsiyoruz.” diyerek sözlerini

tamamladı.


88

hotel restaurant

& hi-tech

gastro aktüel

Orkide’ye Gıdanın

Yıldızı Ödülü

Bora Sürmeli: “Önümüzdeki

10 yılda gıda talebi %30

artacak”

Bu yıl 11’incisi düzenlenen

ve “Gıdanın Geleceği İçin

Dönüşüm” temasını ele alan

Sürdürülebilir Gıda Zirvesi

İstanbul’da gerçekleştirildi.

Yıldız Teknik Üniversitesi Gıda ve Sağlıklı Beslenme

Kulübü tarafından bu yıl 4. kez düzenlenen ve Yıldız

Teknik Üniversitesi öğrencilerinin oylarıyla 40 farklı

kategoride belirlenen “Gıdanın Yıldızları” ödüllerinde yağ

kategorisinde ‘Gıdanın Yıldızı’ Orkide oldu.

Orkide’ye ödülü Yıldız Teknik Üniversitesi Kongre ve Kültür

Merkezi'nde düzenlenen törende Yıldız Teknik Üniversitesi Rektörü

Prof. Dr. Eyüp Debik tarafından verildi. Bitkisel yağ sektöründe

1979’dan günümüze sürdürülebilir büyüme kaydeden Orkide; sıfır atık

belgeli iki üretim tesisinde ürettiği ayçiçek yağı, mısır yağı, zeytinyağı,

margarin, bitkisel susuz yağ, ev dışı tüketim ve pastacılık yağları

ile endüstriyel yağ kategorilerinde sektöründe geniş ürün çeşitliliği

ile öne çıkıyor. “İyi yaşam” odaklı beslenme trendini ürünleri için

yorumlayan ve tüketicileri yepyeni ürünlerle tanıştıran Orkide, bu

ürünlerin yanı sıra geliştirdiği özel ürünler ile sektörde birçok hazır

gıda üreticisinin de endüstriyel yağ tedarikçisi olarak gıda sektöründe

faaliyet gösteriyor.

Daha adil, sürdürülebilir,

erişilebilir ve sağlıklı bir

gıda sistemi için fikirlerin, iş

birliklerinin ve inovasyonun

gündeme taşındığı Zirve;

akademi, finans, sanayi, iş

dünyası, medya, KOBİ’ler ve sivil

toplum kuruluşları da dahil olmak

üzere sektörün tüm paydaşlarını

bir araya getirdi. Sürdürülebilir üretim, rekabetçilik, gıda arz

güvenliği ve tüketiciyi doğru bilinçlendirme odağında sektörün

dönüşümüne katkı sunan Türkiye gıda sanayisinin öncü

kuruluşlarından Türkiye Gıda Sanayii İşverenleri Sendikası

(TÜGİS); gıdanın geleceğine çevresel, ekonomik ve toplumsal

boyutlarıyla yaklaşan zirvenin düzenleyici ortaklarından biri

olarak sektörün en önemli organizasyonlarından birisine daha

imza attı. Zirvede konuşan Dünya Bankası Tarım Ekonomisti

Bora Sürmeli, “Dünyada yaklaşık 500 milyon küçük ölçekli

işletme küresel gıda ihtiyacının yaklaşık %80’ini karşılıyor.

Önümüzdeki 10 yılda talebin %30 artacağı öngörülürken,

bu işletmelerin üretime sağlıklı biçimde devam etmesini

sağlayamazsak güvenli ve sürdürülebilir gıda arzını garanti

altına alamayız” dedi.

Zeynel Akyol Sampi CEO’su oldu

Aralık 2025 itibarıyla Sampi’nin

CEO’luk görevine Zeynel Akyol

atandı. Franchise, perakende ve

marka yönetimi alanlarındaki

deneyimiyle şirketin büyüme

sürecine liderlik edecek.

Kariyeri boyunca uluslararası şirketlerde

üst düzey yöneticilik görevlerinde bulunan

Akyol, bu süreçte stratejik büyüme,

operasyonel yeniden yapılanma ve

kârlılık odaklı yönetim modelleri üzerine

uzmanlaştı. Global ölçekte edindiği

yönetsel tecrübeyi, Türkiye pazarının

dinamikleriyle birleştirerek özellikle yerel

markaların kurumsallaşma, ölçeklenme ve

sürdürülebilir büyüme süreçlerinde önemli

başarılara imza attı. 2001 yılında kurduğu

Franchise Uzmanları ile bugüne kadar çok

sayıda yerli ve yabancı markanın franchise

sisteminin kurulmasına, mevcut yapıların

yeniden organize edilmesine ve markaların

ulusal ve uluslararası pazarlarda

büyümesine liderlik etti. Geliştirdiği

franchise modelleri; yatırımcı güveni,

operasyonel verimlilik ve marka değeri artışı

odağında sektöre örnek teşkil etti. Akyol,

Sampi’deki görevinde markanın yeniden

yapılanma sürecini yönetmeyi, büyüme

stratejilerini güçlendirmeyi ve Sampi’yi hem

Türkiye’de hem de uluslararası pazarlarda

rekabetçi bir konuma taşımayı hedefliyor.



90

hotel restaurant

& hi-tech

fuar

Host Arabia İlk Edisyonunu

Başarıyla Tamamladı

İlk edisyonunu 15-17 Aralık tarihleri arasında Riyad’da düzenleyen Host Arabia,

bölgedeki küresel ağırlama sektörü için yeni bir referans noktası oldu. Fiera Milano

tarafından Semark Group iş birliğiyle düzenlenen fuarın bir sonraki edisyonu, 7–9 Aralık

2026 tarihleri arasında Riyadh Front Exhibition & Conference Center’da gerçekleşecek.

Host Arabia’nın ilk edisyonu, Riyadh Front

Exhibition & Conference Center’da

resmen sona erdi. Etkinlik, dünyanın

önde gelen ağırlama fuarı Host Milano’nun ilk

uluslararası projesinin hayata geçirilmesiyle

Fiera Milano için önemli bir dönüm noktası

olurken, Suudi Arabistan’ın küresel ölçekte

ağırlama, turizm ve inovasyon merkezi olma

yolculuğunda da kritik bir adımı temsil etti.

Profesyonelleri tek çatıda

buluşturdu

Fiera Milano tarafından Semark Group iş

birliğiyle düzenlenen ve HORECA Riyadh

ile Salon du Chocolat et de la Pâtisserie

Riyadh ile eş zamanlı olarak gerçekleştirilen

Host Arabia, ilk edisyonunda dünyanın önde

gelen ağırlama markalarını, karar vericileri

ve küresel profesyonelleri tek çatı altında

buluşturdu. Üç gün boyunca fuar, binlerce

profesyonel ziyaretçiyi ağırlayarak onları

Krallık’ın hızla büyüyen ağırlama ve yiyecekiçecek

hizmetleri pazarlarıyla buluşturdu; iş

geliştirme, ürün keşfi ve stratejik iş birlikleri

için dünya standartlarında bir ortam sundu.

Suudi Arabistan Vizyon 2030 ile uyumlu şekilde

inovasyon, teknoloji ve sürdürülebilirliği teşvik

etmek üzere tasarlanan Host Arabia, HORECA

Riyadh ile birlikte 500’ün üzerinde katılımcı ve

51.000 profesyonel ziyaretçiyi bir araya getiren

birleşik bir “ağırlama haftası” yaratarak Orta

Doğu’daki büyük ölçekli ticaret fuarları için

yeni bir referans noktası oluşturdu.

Uluslararası mükemmeliyeti

yerel vizyonla buluşturmaya katkı

sağlıyor

Fiera Milano Başkanı Carlo Bonomi şunları

söyledi: “Fiera Milano’nun uzmanlığının Host

Arabia aracılığıyla uluslararası mükemmeliyeti

yerel vizyonla buluşturmaya katkı

sağlamasından gurur duyuyoruz. Bu platform,

Suudi Arabistan’ın geleceğe yönelik etkileyici

vizyonuyla birlikte büyüyecek. Host Arabia’nın

başarısı, Suudi Arabistan’ın küresel ağırlama

sahnesinde kilit bir oyuncu olarak yükselişini

teyit ediyor.”

Fiera Milano Genel Müdür Yardımcısı Roberto

Foresti ise şöyle ekledi: “Riyad’daki ilk

edisyonumuz her açıdan beklentilerimizi aştı.

HORECA Riyadh ve Semark Group ile kurulan

ortaklık, uluslararası ve bölgesel liderler

arasındaki iş birliğinin gücünü ortaya koydu.

Birlikte uzun vadeli bir başarı hikâyesinin

temellerini attık.”

7–9 Aralık 2026 tarihleri arasında

düzenlenecek

Host Arabia’da, ITA – İtalyan Ticaret Ajansı

ile İtalya Dışişleri ve Uluslararası İş Birliği

Bakanlığı’nın da desteğiyle çok sayıda

İtalyan şirketi yer aldı; bu firmalar “Made

in Italy”yi tanımlayan zanaatkârlık, tasarım

ve teknolojiyi sergiledi. İlk edisyonunun

başarıyla tamamlanmasıyla birlikte Host

Arabia, uluslararası pazarlar ile Suudi

Arabistan ağırlama ekosistemi arasında

stratejik bir köprü olarak kendini güçlü

biçimde konumlandırdı ve önümüzdeki yıllarda

sürecek iş birlikleri ile büyümenin zeminini

hazırladı. Host Arabia’nın bir sonraki edisyonu,

7–9 Aralık 2026 tarihleri arasında Riyadh

Front Exhibition & Conference Center’da

düzenlenecek.



92

hotel restaurant

& hi-tech

mekan keşif

Bildik

Ocakbaşı

Değil,

Japon

Usulü

Mori Yaki

Yazı: Hatice Ünal Bilen

Mori Yaki’ye girerken aklınızdaki

Japon restoranı fikrini biraz

gevşetin. Çünkü mekanda olay;

alışılagelmiş şekliyle sushi, edamame

veya nigiri yemekten ibaret değil. Çok

daha fazlası. Ateş var. Uzun masalar

var. Paylaşmak var. Metalik kaplamalı

masa özellikle ilgimi çekti ve tabak

fotoğrafları için gerçekten çok havalı.

Türkiye’nin ilk ve tek Japon ocakbaşı

durağı burası. Ateşin etrafında

toplanılan sofralar. Japon robata

geleneği ile Türk ocakbaşı ruhu yan

yana. Japon disiplinli, Türk samimi.

Harika bir karışım.

Bu mekanda ateş sadece yemek

için değil. Sohbetin, paylaşmanın,

uzun uzun oturmanın tam ortasında.

Kapıdan girer girmez hissediyorsunuz.

Kömür ateşinde pişen şişler, sushi’nin

narinliğiyle yan yana. Nigirinin zarafeti

bir yanda, ocakbaşı şişinin samimiyeti

diğer yanda. Tanıdık tatlar, Japon

teknikleriyle yeniden yorumlanmış.

Rahat ama şaşırtıcı. Masaya gelen

tabaklar açıkça gösteriyor. Burası tam

bir deneyim alanı.

Ortaya söyleyip paylaş!

Mori Yaki’de mutfak üç ana bölümden

oluşuyor: robata ızgarası, sushi

bar ve ana mutfak. Tabaklar ortaya

geliyor, yemek aceleye gelmiyor.

Sohbet uzuyor, zaman biraz daha

ağır akıyor. Başlangıçlar sade ama

karakterli. Edamame, ikura somon dip…

Tanıdık tatlar, Japon dokunuşlarıyla

farklılaşıyor. Ara sıcaklar ise mutfağın

güçlü tarafı. Trüflü mısır tempura,

ördek gyoza… Ve sürpriz! Türk

usulü yorumlanan içli köfte gyoza.

Uzaklaştırmadan dönüştürmek, tam

olarak bu.

Robata ızgarasında deniz ürünleri, et,

tavuk ve sebzeler özel kömürle pişiyor.

Miso soslu patlıcan kebabı, gochujang

tereyağlı mantar şişi ve Japon barbekü

soslu tavuk kanadı menünün imza

lezzetleri. Şişler ikişer adet geliyor.

Ortaya söyleyip paylaşmak en doğru

yol. Konseptin ruhu tam olarak buna

dayanıyor.

Sushi bar tarafında ise klasik anlayış

bilinçli olarak kırılmış. Nigirilerin

yanında etli seçenekler var. Roll’ler


daha soslu, daha cömert. Sushi

sevmeyene sushi sevdirmek fikri

burada gerçekten karşılık buluyor.

Tabii, sushiseverler için de alışılmışın

dışında tatlar mevcut.

İşin kontrolü Selin Duek’te

Mori Yaki’nin arkasında genç ve enerjik

bir isim var: Selin Duek. Her anıyla işin

başında. İşletme eğitimini yurt dışında

tamamlamış, İstanbul’a dönmüş. Mori

markasını kendi bakış açısıyla yeniden

ele almış. Mekanda dolaşırken bunu

fark ediyorsunuz. Detaylara hakim.

Ekibiyle iç içe. Mutfağın dilini biliyor.

Anlattığı her şeyde heyecan var. “Burası

herkesin rahat hissedebileceği bir yer

olsun.” Bu cümle mekanın ruhunu

özetliyor.

Teknik Japon, ekip Türk

Genç işletmecinin altındaki ekip de

çok güçlü. Toplam 12 kişi bulunuyor ve

mutfağın başında uzun yıllardır birlikte

çalışan Aziz Şef görev yapıyor. Izgaranın

başında Duran Usta duruyor. Ateşle

arası çok iyi. Robata ızgarası, Duran

Usta’nın liderliğinde mutfağın dilinin

ve ruhunun önemli bir parçası haline

gelmiş durumda.

Sushi bardan ise Simge Şef sorumlu.

Baktığınızda mekan üç ayrı alan,

tek bir mutfak anlayışıyla birleşmiş

durumda. Ekibin tamamı Türk. Bu

yaklaşımı daha anlamlı kılıyor. Japon

teknikleri ve pişirme disiplinleri, yerel

damak zevkiyle dengeleniyor. Menü de

bunun bir sonucu. Uzak değil, tanıdık.

Deneysel ama gündelik.

Her zaman çağırır

Armutlu’nun hem merkezi hem

de sakin bir köşesinde. Şehirden

kopmadan nefes alabileceğiniz bir alan.

Lokasyon biraz zahmetli gelebilir. Ama

müdavimler için haftada bir, iki haftada

bir uğramak hiç problem değil. Bölgeyi

de önemseyin. Gastronomi ve yemeiçme

mekanlarının kalbi gibi bir yer.

Yeni tatlar, markalar, gelişime açık bir

ortam.

Gündüzleri öğle buluşmaları için ideal.

Hafif, keyifli, sohbeti uzun. Akşamları

iş çıkışı için tam yerinde. Kokteyller,

atıştırmalıklar, samimi bir atmosfer.

Hafta sonları dost sofralarının enerjisi.

Hafta içi ise kısa bir lezzet molası için.

Benim Mori Yaki’den anladığım şu.

Yemekle sınırlı bir yer değil. Paylaşmak

için. Sohbet etmek için. Yeni tatlar

keşfetmek için. Müdavimiyseniz, burası

sizi her zaman çağırır. Tekrar gelmek

istemeniz kaçınılmaz.


94

hotel restaurant

& hi-tech

yeni mekan

İstanbul’a “Rüya”

gibi mekan

Anadolu mutfağını modern bir bakışla yorumlayan Rüya, Dubai, Cannes ve Riyad’dan

sonra global sahnedeki birikimini Boğaz kıyısına, Çırağan Palace Kempinski’nin zarif

atmosferine taşıdı.

17. yüzyıla dayanan köklü geçmişi ve

Boğaz kıyısındaki eşsiz konumuyla

Çırağan Palace Kempinski’nin otel

bölümünde konumlanan Rüya İstanbul,

Anadolu mutfağının klasiklerini modern

ve taze dokunuşlarla sofistike bir şekilde

yorumlayan bir gastronomi yolculuğu

sunuyor. Her lezzet, Anadolu’nun zengin

lezzet mirasını tutku ve ustalıkla kutlarken,

paylaşmanın sıcaklığını ve samimiyetini

lezzetlerine taşıyor. Rüya İstanbul’un

içerisinde yer alan Boğaz manzaralı

bar ise lezzetli atıştırmalıklar ve uzman

miksolojistlerin hazırladığı kokteyllerle

akşama devam etmek isteyenlerin keyifle

vakit geçireceği bir mekana dönüşüyor.

Radtke ve Özkanca’nın titiz

çalışmalarıyla hayata geçti

Çırağan Palace Kempinski İstanbul Genel

Müdürü ve Kempinski Residences Türkiye

Bölge Direktörü Ralph Radtke ile Rüya

markasının yaratıcısı ve Doğuş Yeme-İçme,

Turizm ve Perakende Grubu Yönetim Kurulu

Başkan Yardımcısı Umut Özkanca’nın

bir yılı aşkın süredir titizlikle yürüttüğü

çalışmaların sonucunda otelin yatırımıyla

açılan mekan Boğaz hattına yepyeni bir

soluk getiriyor.

Ralph Radtke; “Uzun zamandır Çırağan

Palace Kempinski İstanbul’un zengin

gastronomi seçkisine ekleyeceğimiz


doğru iş ortağı arayışındaydık. Rüya

İstanbul’un otel bölümünde yaratacağı

güçlü konumlandırmaya duyduğumuz

güvenle bu projeye tüm finansal yatırımı

gerçekleştirdik. Türk misafirperverliğinin

dünyadaki elçilerinden biri olarak,

Anadolu’nun farklı bölgelerinin özgün lezzet

çeşitliliğini modern yorumlarla Boğaz’daki

eşsiz lokasyonumuza taşımanın; farklı

destinasyonlardan gelen misafirler ve çeşitli

jenerasyonlar için yeni bir gastronomi

deneyimi adresi yaratacağına inanıyoruz.’’

dedi.

Uluslararası başarılarıyla dikkat çeken

Rüya, şimdi köklerine, ait olduğu yere

geliyor. Umut Özkanca markanın İstanbul’a

gelişi ile ilgili olarak; “Bazı oteller bazı

şehirlerle özdeşleşir. İstanbul’da ise

bu özdeşliğin en güçlü karşılığı Çırağan

Sarayı’dır. Hikâyenin çıkış noktası da

tam olarak bu. Rüya’nın başladığı yer

Anadolu’nun toprağıydı. Şimdi bu toprağa

şehrin en ikonik adreslerinden birinde yer

alarak bağlanıyoruz.” dedi.

Geçmişin izleri, günümüzün

yorumları

Rüya İstanbul’un restoran menüsü,

geleneksel tariflerden ilham alarak

Anadolu lezzetlerini sezonsal ürünlerle ve

çağdaş tekniklerle yeniden yorumluyor.

Menü, paylaşım kültürünü odağına alan

tabaklarıyla kalabalık masaların sıcaklığını

ve birlikte yeme deneyiminin zenginliğini

öne çıkarıyor.

24 saat kısık ateşte pişmiş dana kaburga ve

mantarlı keşkek gibi imza tabaklar, kültürel

mirasa saygılı duruşu rafine sunumlarla

birleştirirken, Anadolu’nun köklü

hikâyelerini modern bir üslupla yeniden

anlatıyor. Rüya’nın ikonik lezzetlerinden

“Simit Havyar”, güçlü aromasıyla konukların

favorileri arasında yer alıyor. Üç gün süren

fermentasyonla hazırlanan, odun fırınında

pişen iki peynirli Karadeniz pidesi ise kısık

ateşte “sous vide” yöntemiyle pişirilen

yumurta ile servis edilerek alışılmışın

ötesinde bir lezzet dengesi sunuyor. Deniz

ürünlerinde ise özgün teknikler menünün

karakterini belirliyor. İnce doğranmış

levrek dilimleriyle hazırlanan levrek marin,

“crudo”dan ilham alan özel bir pişirme

metoduyla hazırlanıyor ve elmalı hardal

sosla buluşarak katmanlı bir tat profili

sunuyor.

Tatlı ve bar menüleriyle de cazibeli

Tatlı menüsünde yer alan eşsiz lezzetler

Rüya İstanbul, yalnızca bir

restoran değil; iyi yemeğin

etrafında şekillenen bir yaşam

biçimini, şehrin en ikonik

lokasyonlarından birinde

yaşatacak. Restorana ek

olarak, imza kokteyller, canlı

ritimler, DJ performansları

ve çağdaş dokunuşlarla

zenginleşen bar alanı ise

akşamları şehrin yeni buluşma

noktası olmaya hazırlanıyor.

arasındaki “Çikolata ve Türk Kahvesi”

tatlısı, tuzlu karamelli bitter çikolata topu

ile kakule ve Türk kahveli dondurmanın bir

araya geldiği sofistike sunumuyla klasik

tatlara çağdaş bir yorum katarak öne

çıkıyor.

Bar menüsü de yemekler gibi Türkiye’nin

yedi bölgesinden ilham alınarak hazırlandı.

Kakule, gül, nar, bal, baharatlar, narenciye

ve nane gibi ikonik Türk tatları imza

kokteyllerde ön plana çıkarken hem

görsel hem de damaklar için bir deneyim

sunuyor. “Nazar Sour” ve “Anatolian

Fizz” gibi ait olduğu bölgenin aromatik

ruhunu hissettiren bu kokteyller, Rüya’nın

yalnızca mutfakta değil, barda da anlatacak

hikâyeleri olduğunu gösteriyor.


96

hotel restaurant

& hi-tech

mekan

Şehir Hayatının Tadını Yakalayan

YENİ EXPRESS MENÜ

Chinese & Sushi Express menüsü, şehir hayatının temposuna uyum sağlayan, güçlü

tatlar ve modern dokunuşlarla yenilendi.

Asya mutfağının özgün tatlarını

Türkiye'deki lezzet tutkunlarıyla

buluşturan Chinese & Sushi

Express, menü yenileme sürecinde

değişen yeme-içme alışkanlıklarını,

sosyal medya etkisini ve şehirli

tüketicinin pratiklik beklentisini

merkeze alıyor. Kore ve Japon

mutfağından ilham alan yeni lezzetler;

hem görsel olarak dikkat çekiyor hem

de paylaşmaya ve keşfetmeye açık

tat profilleriyle Express deneyimini

güçlendiriyor.

Sokak lezzetleri, modern yorumlar

ve express ruhu

Yenilenen menüde, paylaşmaya uygun

tabaklardan “grab & go” formatındaki

pratik seçeneklere kadar farklı

beklentilere hitap eden lezzetler

yer alıyor. Asya mutfağının sokak

lezzetlerinden sevilen klasiklerine

uzanan bu seçki, Express tatlarını daha

da zenginleştiriyor.

Şehir ritmine eşlik eden lezzetler

Cooked Selection, şefler tarafından

hazırlanan pişmiş sushi seçkisiyle

sos uyumu, çıtır dokular ve taptaze

ürünlerin dengeli buluşmasını sunuyor.

Trio 3, üç farklı lezzeti tek tabakta bir

araya getirerek paylaşmayı ve aynı anda

farklı tatları denemeyi sevenler için

ideal bir seçenek oluşturuyor. Katsu

Köri Udon, Japon usulü yoğun köri

sosu, çıtır katsu ve udon’un yumuşak

dokusuyla doyurucu bir lezzet deneyimi

sunuyor.

Kore sokak mutfağından ilham alan

Gimbap Klasik, sade ve dengeli

aromasıyla menüde yer alırken; Korean

Fried Chicken & Gochujang Mayo,

çıtır tavuk ve hafif tatlı- acı gochujang

mayonez dokunuşuyla modern bir Kore

klasiği olarak öne çıkıyor. Dinamite

Chicken, baharatlı ve güçlü lezzet

profiliyle paylaşmalık ya da başlangıç

olarak tercih edilebilecek iddialı bir

alternatif sunuyor.

Chicken Katsu Finger, altın renginde

çıtır kaplaması, yumuşak tavuk eti ve

aromatik Japon köri sosuyla pratik ve

keyifli bir deneyim sağlıyor. Tantanmen

Ramen, kremamsı tahin sosu, baharatlı

et ve sıcak noodle ile yoğun ve derin bir

kase lezzet sunarken; Buharda pişmiş

yumuşak bun ekmeği ve çıtır tavukla

hazırlanan Bun Burger Tavuklu, “grab

& go” deneyimini menüde güçlendiriyor.

Naruto Roll ise aromatik, taptaze ve

dinamik yapısıyla sushi severler için

ferah bir alternatif oluşturuyor.



98

hotel restaurant

& hi-tech

mekan

Antep Mutfağı’ndan

Modern Gastronomiye

SOOTE MEZE BISTRO

Antep mutfağının zengin mirasını modern dokunuşlarla yorumlayan Soote Meze Bistro,

Beşiktaş’ın kalbinde göze ve damağa hitap eden lezzetleri, samimi atmosferi ve çevreye

duyarlı yaklaşımıyla gastronomi tutkunlarına unutulmaz bir deneyim sunuyor.

Kalabalığın içinde saklı, sessiz

ama sıcak bir ortam sunan Soote

Meze Bistro, Beşiktaş’ın tarihi

dokusunu ve enerjisini yansıtan iki katlı

şık mekanıyla misafirlerini ağırlıyor.

Menüde yer alan her tabak ayrı bir

hikaye anlatırken, Antep’in geleneksel

lezzetleri modern dokunuşlarla

buluşuyor. Mekan tasarımında

geçmişin izleri korunurken, modern

bir atmosfer ve samimiyet ön planda

tutuluyor. Misafirler, her detayın özenle

düşünüldüğü bu ortamda unutulmaz bir

lezzet serüveni yaşıyor.

Adını, mutfağın temel taşından

alıyor

Mutfak felsefesi basit ama güçlü

olan Soote Meze Bistro, adını Türk

mutfağının temel taşlarından biri olan

‘sote’lemekten alıyor. Klasik Türk

tatlarını bozmadan, küçük dokunuşlar

ve yaratıcı sunumlarla fark yaratan

mekan, etinden mezelerine her tarifi

özenle hazırlarken geçmiş ile geleceği

birbirine bağlıyor. Antep mutfağının

yıllara dayanan tecrübesi burada modern

gastronomi anlayışıyla buluşuyor.

Tüm yemekler, Gaziantep’ten gelen,

el emeğiyle hazırlanmış malzemelerle

hazırlanıyor. Baharatlardan kuru dolma

ve salçaya kadar, tüm malzemeler

Gaziantep’ten özel olarak temin ediliyor.

Her özel gününüzde yanınızda

Özel günlere de ev sahipliği yapan Soote

Meze Bistro, fasıl eşliğinde düzenlenen

etkinlikler, iş yemekleri veya after

partilerle her anı daha özel kılıyor.

Misafirleriyle kurduğu sıcak ve samimi

ilişki, mekanın ruhunu da ortaya koyuyor.

Geleceğe dair vizyonuyla Soote Meze

Bistro, farklı kültürlerden lezzetlerle

deneyimler kazanmayı, gastronomi

alanında iş birlikleri geliştirmeyi ve Türk

mutfağını modern bir bakış açısıyla daha

geniş kitlelere taşımayı ve sunduğu

deneyimle fark yaratmayı amaçlıyor.


Tamirane 16. Yılını Kutluyor

İstanbul’un temposuna hem nefes hem ilham veren Tamirane, bu yıl 16. yaşına

girdi. Şehrin iki yakasındaki Akasya AVM ve UNIQ Maslak lokasyonlarıyla, günün

her saati başka bir hikâye yazan Tamirane; gastronomiden canlı müziğe uzanan

deneyimiyle yine “kendini iyi hissetme” anlarını çoğaltıyor.

Tamirane’nin 16 yılda yaşattığı şey

yalnızca bir restoran kültürü değil;

yemek, ritim, sohbet ve sahnenin doğal

bir akış içinde buluştuğu, İstanbul’a özgü bir

yaşam biçimi.

Yeni lezzetler, yeni bir masa hikayesi

Tamirane mutfağı bu sezon menüsüne yeni

bir enerji getiriyor. Taze malzemenin ön

planda olduğu, sade ama karakterli tabaklar;

uzun sofraların, toplantı aralarının veya

spontane bir akşam buluşmasının ortak dili

gibi… Yeni eklenen lezzetler, Tamirane’nin

rafine mutfak çizgisini modern şehirli damak

tadıyla buluşturuyor. Daha paylaşılabilir,

daha zamansız ve daha ‘Tamirane’ bir tarzla

hazırlanan menü; hem günün her saatine

uyum sağlayan hafif tabakları hem şef

dokunuşuyla güncellenmiş klasik lezzetleri

hem de sohbeti uzatan bar lezzetleri

ve kokteylleriyle bu yıl daha çok hikâye,

daha çok buluşma ve daha çok “yeniden

gelmeliyim” hissi veriyor.

Şehrin ritmi

Tamirane 16. yılında yalnızca iyi yemek

değil, iyi hissettiren bir sahne de sunuyor.

Akasya AVM şubesinde yer alan sahnede;

akustik performanslardan canlı müziğe,

karaoke gecelerinden özel temalı partilere

kadar geniş bir takvim yer alıyor. Mekan;

markaların lansmanlarından benzersiz

buluşmalara, özel kutlamalardan kurumsal

etkinliklere kadar birçok organizasyon için

şehrin en konforlu sahnelerinden birine

dönüşmüş durumda. Işık, ses, sahne düzeni

ve atmosfer. Tamirane’nin etkinlik ruhu, her

geceyi yeniden tasarlayan bir enerji taşıyor.

Tamirane, 16 yıllık yolculuğunu

“İstanbul’da iyi hissetmenin

mekânı” olarak yeniden

tanımlıyor. Bu yıldönümü,

menünün yenilendiği, sahne

takviminin güçlendiği ve

Tamirane’nin şehirle olan bağını

daha da derinleştirdiği bir

döneme işaret ediyor. Lezzetin

ritimle, kültürün günlük yaşamla

kesiştiği; herkesin kendi anını

bulduğu bir şehir durağı.

MekaSn, 16. yılında yine aynı

cümleyi hatırlatıyor: “Ruhunu

tamir et. Tadını çıkar.”


100

hotel restaurant

& hi-tech

HoReCa teknolojileri

ÖNDER AKYAZICI

“HIZMET SEKTÖRÜNDE ROBOTIK

ILE USTALIĞI ÖLÇEKLIYORUZ”

Hizmet sektöründe teknolojinin

yükselişi, otelcilikten restoran

ve kafe işletmelerine kadar

misafir deneyimini yeniden tanımlıyor.

Thud e-Robotics, geliştirdiği robotik

çözümlerle yalnızca barista deneyimini

otomatikleştirmenin ötesine geçiyor;

yiyecek, içecek ve servis operasyonlarını

teknolojiyle ölçekleyerek hizmette kalite

ve tutarlılığı garanti ediyor.

Thud e-Robotics kurucusu Önder

Akyazıcı ile robotik sistemlerin farklı

hizmet alanlarında sunduğu yenilikleri

ve geleceğe dair vizyonlarını konuştuk.

Sizi ve Thud e-Robotics’i kısaca

tanıyabilir miyiz?

Uzun yıllardır kahve, hizmet ve teknoloji

kesişiminde; konsept tasarımı, kullanıcı

deneyimi ve markalaşma üzerine

çalışan bir iç mimarım. Kariyerim

boyunca otel, restoran ve kafe

projelerinde yalnızca mekânı değil,

misafirin servisle ve ürünle kurduğu

ilişkiyi de uçtan uca tasarladım. Bu

çalışmalarım sonucunda A’ Design

Award & Competition’da Türkiye’nin

kahve sektöründe ödül alan ilk iç

mimarı oldum.

Bu süreç bana çok net bir şey gösterdi:

Hizmet deneyimi yalnızca tasarımla

değil, operasyon ve teknolojiyle birlikte

anlam kazanıyor. Kahve sektöründe

edindiğim girişimcilik deneyimi ve

sonrasında gerçekleştirdiğimiz exit,

kalite ve deneyim sürdürülebilir hâle

gelmediğinde ölçeklenmenin mümkün

olmadığını açıkça ortaya koydu.

Bu farkındalıkla 2024 yılında Thud

e-Robotics’i kurdum.

Thud e- Robotics’in temel odağı

nedir?

Thud e-Robotics’in odağında, insan

ustalığını teknolojiyle ölçekleyebilen

fiziksel yapay zekâ çözümleri yer alıyor.

İnsan hareketlerini, reflekslerini ve ince

motor becerilerini sensörler aracılığıyla

öğrenen; bu verileri yapay zekâ ile

işleyerek robotik sistemlere aktaran

teknolojiler geliştiriyoruz.

Kısacası, insanın yıllar içinde kazandığı

ustalığı robota öğretiyoruz. Hizmet

sektöründe faaliyet gösteriyoruz ve

tamamen yerli AR-GE ile geliştirilen bu

teknolojinin ilk somut ürünü X Barista

oldu. Bizim için robot, insanın yerine

geçen bir makine değil; insan ustalığını

çoğaltan bir teknoloji.

X Barista’yı klasik kahve

makinelerinden ayıran temel

farklar neler?

X Barista, bir içeceği otomatik olarak

hazırlayan bir makine değil. Usta

baristaların yıllar içinde geliştirdiği

refleksleri, karar alma süreçlerini

ve el hareketlerini öğrenebilen bir

sistem. Latte art gibi yüksek ustalık

gerektiren detayları insansı biçimde

gerçekleştirebiliyor.

Tamamen insansız çalışıyor ve nitelikli

kahveyi her lokasyonda, her zaman aynı

standartta sunabiliyor. Buradaki asıl

değer, kaliteyi otomatikleştirmekten

ziyade, ustalığı sürdürülebilir ve

ölçeklenebilir hâle getirmek. X

Barista bu anlamda, kahve deneyimini

endüstriyel bir otomasyon değil, zanaat

temelli bir teknoloji olarak ele alıyor.

Kahve neden bu yolculuğun

başlangıç noktası oldu?

Kahve, bilinçli olarak seçilmiş bir

başlangıç noktası. Çünkü hız, kalite

tutarlılığı, sunum hassasiyeti ve

yüksek el becerisi gerektiren en zorlu

hizmet alanlarından biri. Eğer bir

robot, usta bir baristanın reflekslerini

öğrenip her seferinde aynı kalitede

kahve üretebiliyorsa, bu yaklaşımın

diğer yiyecek ve içecek alanlarına

da başarıyla uygulanabileceğine

inanıyoruz. Kahve bizim için bir ürün

değil; fiziksel yapay zekâ vizyonumuzu

kanıtladığımız bir test alanı. Burada

edindiğimiz bilgi birikimi, gelecekteki

tüm çözümlerimizin temelini

oluşturuyor.

Otelcilik sektörü bu teknolojiden

nasıl fayda sağlıyor?

Otelcilik sektörü, robotik teknolojilerin

en yüksek katma değer oluşturduğu

alanlardan biri. Çünkü misafir deneyimi;

kesintisiz hizmet, hız ve tutarlı

kalite üzerine kurulu. X Barista; otel

restoranları, lobby bar’lar, executive

lounge’lar ve self-service alanlar için

günün her saatinde aynı kalitede servis

sunabiliyor. Özellikle yoğun kahvaltı

saatlerinde servis hızını artırırken, gece

ve düşük yoğunluklu saatlerde personel

ihtiyacını dengeliyor. Bu sayede oteller,

servis kalitesinden ödün vermeden

operasyonlarını daha sürdürülebilir

hâle getirebiliyor.

Misafir deneyimi açısından X

Barista nasıl bir fark yaratıyor?

X Barista, klasik bir kahve makinesinin


ötesinde, misafirle etkileşim kurabilen

bütüncül bir deneyim sunuyor. Bu

deneyimin merkezinde ise X Barista’nın

yapay zekâ destekli dijital karakteri

Barri yer alıyor. Barri, yalnızca bir

arayüz değil; misafiri karşılayan, sürece

eşlik eden ve deneyimi kişiselleştiren

dijital bir ev sahibi gibi çalışıyor.

Misafir, kahvesini sipariş ederken

Barri’nin yönlendirmeleriyle

karşılaşıyor; selamlaşma, küçük

jestler ve akışa eşlik eden görsel geri

bildirimler sayesinde robotla daha

“insani” bir ilişki kuruyor. Kahve hazırlık

sürecinin şeffaf biçimde izlenebilmesi,

latte art gibi ustalık gerektiren

detayların Barri’nin rehberliğinde

sunulması, deneyimi yalnızca işlevsel

değil, akılda kalıcı hâle getiriyor.

Özellikle otel ortamlarında bu etkileşim,

misafirin teknolojiyle kurduğu bağı

güçlendiriyor. Barri sayesinde X

Barista, soğuk bir otomasyon sistemi

gibi algılanmıyor; aksine misafiri

karşılayan, süreci anlatan ve deneyime

karakter katan bir unsur hâline geliyor.

Bu da özellikle premium ve uluslararası

misafir segmentinde, otelin yenilikçi ve

geleceğe yatırım yapan marka algısını

güçlendiriyor.

Özetle Barri, X Barista’yı yalnızca kahve

üreten bir robot olmaktan çıkarıp,

misafir deneyiminin aktif bir parçası

hâline getiriyor. Teknoloji burada

deneyimin ruhunu azaltan değil, doğru

kurgulandığında onu zenginleştiren bir

role bürünüyor.

X Barista otel markalarına özel

olarak uyarlanabiliyor mu?

Evet. X Barista; otel markasına özel

reçeteler, bardak tasarımları ve dijital

arayüzlerle özelleştirilebiliyor. Böylece

robot, standart bir ekipman olmaktan

çıkıp, otelin konseptine ve marka

kimliğine entegre edilen bir deneyim

unsuruna dönüşüyor. Bu esneklik,

X Barista’nın farklı segmentlerde

ve farklı marka dillerinde rahatlıkla

konumlanabilmesini sağlıyor.

Thud e Robotics’in yol haritasında

başka hangi çözümler var?

Kendimizi yalnızca kahveyle

sınırlamıyoruz. Yol haritamızda;

robotik dondurma sistemleri ve

miksoloji bilgisini bartender ustalığıyla

buluşturan kokteyl çözümleri yer

alıyor. Bu alanlar da tıpkı kahve

gibi yüksek zanaat, zamanlama ve

deneyim hassasiyeti gerektiriyor.

Bu yaklaşım, Thud e-Robotics’i

tekil ürünler geliştiren bir şirketten

ziyade, insan ustalığı gerektiren

hizmet operasyonlarını teknolojiyle

ölçekleyen bir robotik platform şirketi

hâline getiriyor. Kahveyle başlayan

bu yolculuğu, hizmet sektöründe

daha geniş bir dönüşüme taşımayı

hedefliyoruz.

“X Barista, tamamen insansız

çalışıyor ve nitelikli kahveyi

her lokasyonda, her zaman

aynı standartta sunabiliyor.

Buradaki asıl değer, kaliteyi

otomatikleştirmekten ziyade,

ustalığı sürdürülebilir ve

ölçeklenebilir hâle getirmek.”


102

hotel restaurant

& hi-tech

HoReCa teknolojileri

Türkiye’deki işletmelerin yüzde

99,7’sini oluşturan KOBİ’ler,

üretimden istihdama kadar

ekonominin tüm dinamiklerini taşıyor.

Ancak sahadaki tablo, dijitalleşmenin

hala teknoloji satın almakla eş

tutulduğunu gösteriyor. Birçok

işletme yeni nesil araçlara sahip olsa

da, bu araçları verimlilik ve kârlılığa

dönüştürecek yönetim kabiliyetinden ve

finansman esnekliğinden yoksun.

KOBİ’ler dijitalleşmek istiyor ancak

bütçe ve yetkinlik yok

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB)

Akıllı KOBİ Platformu’nun “KOBİ’lerin

Dijital Dönüşümü Raporu”, bu kırılgan

yapıyı net biçimde ortaya koyuyor.

Rapora göre KOBİ’lerin yüzde 65’i

dijitalleşme hedeflerini kâğıt üzerinde

belirlemiş durumda; ancak uygulamada

tablo tersine dönüyor: İşletmelerin

yüzde 37’sinde bu dönüşümü yönetecek,

teknolojiyi iş modeline entegre edecek

bir yönetici bulunmuyor.

Bu yetkinlik eksikliği finansal kararlara

da yansıyor. KOBİ’lerin yüzde 34’ü

dijitalleşmeyi bir yatırım değil,

kaçınılması gereken bir masraf olarak

gördüğü için bu alanda bütçe ayırmıyor.

Böylece dijital dönüşüm süreci daha

başlamadan tıkanıyor.

Veri okuryazarlığı tarafında da tablo

benzer. Rapora göre her üç KOBİ

yöneticisinden biri, önüne gelen dijital

veriyi yorumlamakta zorlanıyor. Bu

yetkinlik açığı, yapay zeka ve ileri

raporlama araçlarının kullanımını da

sınırlıyor; KOBİ’lerin yüzde 41’i yapay

zeka teknolojilerini hiç kullanmadığını

belirtiyor. Sonuç olarak, dijitalleşme

çoğu işletmede hala fiş kesen cihazlar

KOBİ’LERIN DIJITAL

DÖNÜŞÜM ÇIKMAZI

NIYET VAR, BÜTÇE YOK!

Türkiye ekonomisinin belkemiğini oluşturan KOBİ’lerin önemli bir bölümü dijitalleşme

konusunda arafta kalmış durumda: Teknolojiye ihtiyaçları var ancak dönüşüme

ayıracak bütçeden ve onu yönetecek yetkinlikten yoksunlar. NarPOS, Türkiye’nin

köklü bankalarıyla geliştirdiği modelle KOBİ’lerin dijital dönüşümünün önündeki bu

bariyerlerin aşılmasını sağlıyor.

seviyesinde kalıyor ve stratejik karar

alma süreçlerinde ciddi körlükler

oluşuyor.

Geleneksel iş yapma pratikleri büyüme

fırsatlarını da zayıflatıyor. Türkiye’deki

işletmelerin yüzde 99,7’si KOBİ olmasına

rağmen ihracattaki paylarının yalnızca

yüzde 35’te kalması, teknolojiyi veriye

dayalı büyüme için kullanamamanın en

somut göstergelerinden biri.

KOBİ’lere engelleri aştıran model

NarPOS, Türkiye’nin köklü bankaları

Halkbank ve Şekerbank ile yaptığı

stratejik iş birlikleri sayesinde KOBİ’lerin

dijital dönüşümünün önündeki en

büyük engel olan donanım ve yazılım

maliyetlerini ortadan kaldırıyor.

Sadece üç ayda esnafa 35 milyon TL’lik

maliyet avantajı sağlayan bu model

sayesinde işletmeler, uzun süredir

bütçe ayıramadıkları için erteledikleri

teknolojiye ek bir yatırım yapmadan

erişebiliyor.

NarPOS’un ödeme teknolojilerinin yanı

sıra sunduğu gelişmiş veri analitiği ve

kullanıcı dostu raporlama kabiliyetleri,

liderlik ve uzmanlık eksiği olan

işletmelere dijital rehberlik sunuyor;

veriyi anlamalarını, yorumlamalarını ve

işlerini büyütecek stratejik içgörülere

ulaşmalarını kolaylaştırıyor.

Konuyla ilgili değerlendirmelerde

bulunan NarPOS Kurucu Ortağı ve

CEO’su İlyas Akça, şunları söyledi:

“Türkiye’de KOBİ’lerin teknolojiyi

benimsemekte en büyük engeli bütçe

kısıtları ve bu süreçleri yönetecek insan

kaynağı eksikliği oluşturuyor. Esnafımız

çoğu zaman yüksek maliyetler ile

karmaşık sistemler arasında seçim

yapmak zorunda kalıyor. Biz NarPOS

olarak bu tabloyu tersine çeviriyoruz.

Türkiye’nin köklü bankalarıyla

kurduğumuz iş birlikleri sayesinde

işletmeler, ek bir yatırım yapmadan en

yeni teknolojilere erişebiliyor; kullanıcı

dostu çözümlerimiz ile bu teknolojiyi

yönetmek için özel bir uzmanlığa ihtiyaç

duymuyorlar. Böylece teknoloji bir

maliyet unsuru olmaktan çıkıp, doğrudan

işletmelerin büyümesini destekleyen bir

güce dönüşüyor.”


OTELLERIN SESSIZ HAFIZASI VE

GELECEĞIN YEŞIL RÜYASI: SOPEX

Bir otele girdiğinizde, sizi ilk

karşılayan şeyin resepsiyondaki

gülümseme olduğunu sanırsınız.

Oysa asıl karşılama, o binanın

görünmez ruhundadır. Koridorların

sessizliği, odanızdaki çarşafın serinliği,

musluktan akan suyun berraklığı...

Hepsi, arka planda işleyen devasa bir

makinenin dişlileri gibidir. Eskiden bu

makine insan teri ve kağıt yığınlarıyla

dönerdi. Şimdi ise Sopex adında, dijital

bir zihin, otellerin o karmaşık hafızasını

devralıyor.

Turizm, artık sadece bir yatak satma

işi değil; bir deneyim, bir hatıra ve en

önemlisi doğaya karşı bir sorumluluk

meselesine dönüştü. Sopex, otelcilik

tecrübesiyle yazılımın o soğuk ama

kusursuz mantığını birleştirerek, bu

yeni dünyanın kapılarını aralıyor.

"Eşyaların da bir hafızası vardır; ama

onları hatırlayan biri olmadığında, o

hafıza kaybolup gider. Sopex, otelin

unuttuğu her şeyi hatırlayan o sessiz

kâtiptir."

Muslukların gözyaşı ve

sürdürülebilirliğin vicdanı

Eskiden otel odalarında açık unutulan

bir lamba ya da damlatan bir musluk,

sadece ay sonunda faturaya yansıyan bir

rakamdı. Kimse o suyun nereye gittiğini,

o enerjinin doğadan neler kopardığını

düşünmezdi. Bu, otelciliğin sessiz

günahıydı. Ancak şimdi, Sürdürülebilir

Turizm kavramı, bir moda değil, bir

zorunluluk olarak karşımızda duruyor.

Sopex, işte tam bu noktada, otelin

vicdanı olarak devreye giriyor. Enerji

ve su verimliliği modülleriyle, binanın

damarlarında dolaşan kaynakları bir

doktor titizliğiyle izliyor. Boşa harcanan

her damla su, sistemde bir "hata"

olarak değil, doğaya verilmiş bir zarar

olarak algılanıyor.

"Bir odada gereksiz yere yanan ışık,

sadece elektriği tüketmez; geleceğin

güneşli günlerinden de çalar. Sopex, bu

hırsızlığa dur diyen dijital bir bekçidir."

Sopex sayesinde oteller, "Çevreciyiz"

demekle yetinmiyor; bunu kanıtlıyor.

Günlük tüketimler, departman

bazlı analizler ve anlık uyarılarla,

sürdürülebilirlik soyut bir kavram

olmaktan çıkıp, somut, ölçülebilir bir

gerçeğe dönüşüyor. Otel yöneticisi artık

önündeki ekrana baktığında sadece

maliyetleri değil, tesisinin karbon

ayak izini, doğayla kurduğu ilişkiyi de

görüyor.

Dijital bir kâhya: "Silent Butler"ın

nezaketi

Eski zamanların o büyük, görkemli

otellerinde, misafirin gözünün içine

bakan, o daha ağzını açmadan ne

istediğini anlayan "baş uşaklar", yani

kâhyalar olurdu. Onlar konuşmaz,

sadece yaparlardı. Varlıkları

hissedilmez ama yoklukları büyük bir

boşluk yaratırdı. Modern zamanların

hızı o kâhyaları tarihe gömdü belki ama

Sopex CRM, bu ruhu dijital dünyada

yeniden diriltiyor.

Adı "Silent Butler" (Sessiz Kâhya).

O, ne bir uygulama indirtiyor size ne

de karmaşık menülerle uğraştırıyor.

Misafirin en aşina olduğu yerden,

WhatsApp üzerinden çalışıyor.

Bir misafir odasında dinlenirken,

"Fazladan bir yastık istiyorum" diye

yazdığında, bu mesaj resepsiyonda

çalan gürültülü bir telefon olmuyor.

Sessizce, bir gölge gibi ilgili kat

görevlisinin ekranına düşüyor. Arada

insan hatasına, unutkanlığa yer

yok. İletişim, bir nehir gibi sessiz ve

pürüzsüz akıyor.

"Gerçek hizmet, bağıra çağıra yapılmaz.

En iyi hizmet, varlığıyla sizi yormayan,

yokluğunda ise hayatı durduran o

görünmez eldir."

Unutulmayan sırlar: KVKK ve

dijital güven

Bir otel, sadece insanların değil, sırların

da konakladığı yerdir. İsimler, kimlikler,

tercihler... Eskiden tozlu raflardaki

klasörlerde sararan bu bilgiler, şimdi

dijital dünyanın tehditlerine açık. Ancak

Sopex, sadece oteller için değil, sağlık

kurumlarından fabrikalara kadar her

sektör için geliştirdiği KVKK Bilgi

Yönetim Sistemi ile bu sırların üzerine

bir kalkan örtüyor.

Kanunların o karmaşık, anlaşılmaz dili;

Sopex’in içinde düzenli bir kütüphaneye

dönüşüyor. Hangi bilginin neden

saklandığı, ne zaman silineceği, kiminle

paylaşıldığı... Hepsi kayıt altında.

Kurumlar, veri güvenliğini bir korku

tüneli olarak değil, yönetilebilir bir

süreç olarak yaşıyor. Bilgi, artık bir yük

değil, güvenle saklanan bir emanet.

Sonuç: Gürültüsüz bir devrim

Turizm sektörü ve işletmeler, büyük

gürültülerle, devasa inşaatlarla değil;

artık bu sessiz devrimle değişiyor.

Sopex, bir yazılım olmanın ötesine

geçip, binaların hafızası ve ruhu oluyor.

Sürdürülebilir bir gelecek için suyu

koruyan, misafirin huzuru için sessizce

çalışan ve insanların mahremiyetini bir

onur meselesi gibi saklayan bu yapı;

otelcilikte yeni bir çağın habercisi.

İnsanın sıcaklığı ile teknolojinin

kusursuzluğu, Sopex’in dijital

koridorlarında el sıkışıyor. Ve misafir

otelden ayrılırken, geriye sadece o

huzurlu, "her şeyin yolunda gittiği" hissi

kalıyor.


104

hotel restaurant

& hi-tech

HoReCa teknolojileri

RIXOS, YANDEX ADS ILE MISIR

REZERVASYONLARINI 6 KAT

ARTIRDI

Türkiye merkezli lüks otel zinciri Rixos Hotels, Yandex Ads ile yürüttüğü çok kanallı

kampanya sayesinde Mısır'daki otelleri için Yandex Travel üzerinden BDT ve Rusya’dan

aldığı rezervasyonları altı kat artırdı.

Türkiye’nin lüks otel markası Rixos

Hotels, Yandex Ads ile yaptığı

stratejik iş birliği sayesinde,

Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT)

ve Rusya pazarlarının önde gelen

rezervasyon platformlarından biri

olan Yandex Travel üzerinden yapılan

rezervasyonlarını altı kat artırdı.

Marka, birden fazla dijital kanalı

aynı anda kullanarak yalnızca marka

bilinirliğini artırmakla kalmadı aynı

zamanda, doğrudan gelirini artırdı

ve misafirleriyle etkileşimini de

güçlendirdi.

Mısır’a BDT ve Rusya’dan turist çekmek

büyük bir rekabet gerektiriyor. Rixos

Hotels, yerel reklam formatlarına

hakim, hedef kitlenin dinamiklerini

anlayan ve ruble ile ödeme kolaylığı

sunabilen bir iş ortağı arıyordu. İstanbul

ve Londra merkezli dijital ajans Digital

House bu ihtiyacı karşılamak amacıyla

Yandex Ads’in kullanımını önerdi.

“Çok kanallı kampanya ile her

aşamada hedef kitleye ulaşıldı”

2025 yılın mart ayından eylül ayına

kadar geçen yedi aylık süre boyunca

Rixos, Yandex’in çözümleri ve iş

ortaklarının platformlarını bir arada

kullandığı çok kanallı bir kampanya

yürüterek seyahat planlamasının

her aşamasında insanlara ulaşmayı

hedefledi. Seyahatle ilgili aramalarda

çıkan arama reklamları rezervasyon

yapmaya yatkın kullanıcılara ulaşmayı

sağlarken görsel açıdan zengin

kreatiflerden oluşan görüntülü

reklamlar ise ilgi alanları ve önceki

seyahat davranışlarına dayalı olarak

BDT ve Rusya’daki hedef kitleye

ulaşmayı sağladı. Telegram’daki

tanıtım paylaşımları ise kampanyanın

bölgenin en popüler mesajlaşma

uygulamalarından birinde daha geniş

kitlelere ulaşmasını mümkün kıldı.

Bunların yanı sıra Yandex Travel;

premium konumlandırmalar ve ruble

ile kolay ödeme imkânları sunarken,

Yandex Metrica da ekibe gerçek

zamanlı veriler sağlayarak kampanya

performansının sürekli iyileştirilmesine

olanak tanıdı.

Sonuçlar, kampanyanın tüm ana

metriklerinde güçlü bir büyüme ortaya

koydu. BDT ve Rusya pazarlarından

Rixos’un web sitesine gelen ziyaretçi

sayısı %28,9 artarken, Arama ve

Görüntülü Reklamlar aracılığıyla açılan

yerel oturumlar %175 yükseldi, toplam

dönüşüm oranı ise %35 arttı. Yandex

Travel platformunda, Rixos Sharm

El Sheikh ve Rixos Premium Seagate

otellerinde yapılan rezervasyonlar altı

kat artarken, Rixos Radamis Sharm El

Sheikh oteli ise platformdaki kârlılık

sıralamasında 90’ıncı basamaktan 6’ncı

sıraya yükseldi. Bu sonuçlar, Yandex

Ads’i Rixos Hotels’e Rusya pazarında

müşteri çeken, en hızlı büyüyen iş

ortağı haline getirdi.

Atila: “Güvenilir ve pratik

rezervasyon sunuyoruz”

Yandex Ads Türkiye Ajans Ortaklıkları

Lideri Nejla Bilge Atila yaptığı

açıklamada şunları söyledi: “Turizm

şirketleri, yalnızca kendi ülkelerindeki

rakipleriyle değil, aynı zamanda seyahat

edenlerin ilgi gösterdiği yurt dışındaki

destinasyonlarla da yarışıyor. Yandex

Ads ise Rusya’daki büyük platformlar

başta olmak üzere Batı Avrupa ve

Orta Asya’daki geniş bir kitleye

ve güçlü bir iş ortağı ağına erişim

olanağı sağlıyor. Arama ve Telegram

gibi platformlar ile Yandex Travel

gibi turizm sektörüne özel araçların

birlikte kullanıldığı bütüncül ve etkili

bir strateji sayesinde Rixos, satışlarını

artırırken müşterilerine güvenilir, pratik

rezervasyon seçenekleri sunma imkânı

da buldu.”


www.hisar.com.tr

CONTOUR


Hooray! Your file is uploaded and ready to be published.

Saved successfully!

Ooh no, something went wrong!