Hotel Restaurant & Hitech Ocak 2026
Hotel Restaurant & Hitech Ocak 2026
Hotel Restaurant & Hitech Ocak 2026
- TAGS
- hotel
- otel
- restaurant
- hitech
PDF'lerinizi Online dergiye dönüştürün ve gelirlerinizi artırın!
SEO uyumlu Online dergiler, güçlü geri bağlantılar ve multimedya içerikleri ile görünürlüğünüzü ve gelirlerinizi artırın.
Kazananlar kadar
kaybedenler de netleşiyor
hotelrestaurantmagazine
@Hitechdergisi
hotelrestaurantmagazine
2026’ya sektördeki hareketliliği izleyerek başlıyoruz.
Yeni yatırımlar, açılışlar ve gastronomi trendleriyle
yılın ilk sayısı, profesyonellere yol gösteren bir
rehber niteliğinde. Bu sayıda, veri ve analizlerle
geleceğe dair fırsatlar gözler önünde.
Yeni oteller hızlandı, yatırım iştahı yeniden yükseldi.
Rayelin Taksim Hotel, Marriott Executive
Apartments Antalya, Ceylan Splend’or Uludağ ve
Wyndham Grand Udaipur Fatehsagar Lake gibi
açılışlar, turizm sektöründe yatırımın hala güçlü
olduğunu gözler önüne seriyor. Öte taraftan
Dedeman Hospitality Yönetim Kurulu Başkanı
Ergün Demiray’ın da altını çizdiği gibi, bu
hareketlilikte doğru yerde ve doğru ölçekte otel
açmak kritik. Demiray, “İhtiyaç olmayan yerde otel
açmak şehrin doluluklarını ve potansiyelini yok
eder” diyerek, büyümenin yalnızca sayıya değil,
stratejiye dayanması gerektiğine dikkat çekiyor.
Yani sektör canlı, yatırım iştahı yüksek; ama başarı
için planlama ve sürdürülebilirlik şart. Tüm bu
detayları yatırım sayfalarımızdan takip
edebilirsiniz.
Fransa, 2023’te 109 milyar avroluk turizm geliriyle
öne çıkarken, Türkiye İngiltere pazarında pay
kaybediyor. 2025’in ilk 10 ayında %4,6 ile 6. sıraya
gerileyen Türkiye’de İstanbul ve Antalya payını
artırsa da Muğla geriliyor. Avrupa turizminde
rekabet sert. Kazananlar kadar kaybedenler de
netleşiyor. Ayrıntılı veriler ve şehir bazlı rakamlar
için “verilerle turizm” sayfalarımıza göz
atabilirsiniz.
Gastronomi dünyasında ödül ışıkları bu ay oldukça
parlaktı. MICHELIN Rehberi Türkiye 2026 seçkisi,
Kapadokya’nın ilk kez listeye girmesi ve 54 yeni
restoranın eklenmesiyle genişlerken, önümüzdeki yıl
rehberin tüm Türkiye’yi kapsayacak ulusal seçkiye
dönüşeceği duyuruldu. Törenler, konuşmalar ve
kutlamalar sektörde heyecana sahne olurken, bu
parıltının arkasında daha sert sorular da yükseldi.
Banko Burger’in kurucu şefi Bora Bozankaya’nın
“aynı isimler, aynı sahne” çıkışı ve gastronomi
iletişimcisi Zeynep Kakınç’ın kapsayıcılık vurgusu,
ödüllerin ortaya koyduğu görünürlüğün yanı sıra
sistemin adaleti ve Anadolu’nun sessiz
mutfaklarının hala ne kadar görünür olduğu
sorusunu yeniden gündeme taşıdı. Kısaca tablo net!
Bir yanda uluslararası prestij ve büyüyen rehberler,
diğer yanda gastronominin kendi içinde yüzleşmeye
başladığı rahatsız edici ama gerekli tartışmalar.
Detayları ve öne çıkan görüşleri bu sayıda
bulabilirsiniz.
Türk usulü ocakbaşını mutlaka deneyimlemişsinizdir…
Peki Japon versiyonunu denediniz mi? Etiler
Armutlu’da hizmete giren Mori Yaki, ateşin
etrafında toplanmanın, tatları paylaşmanın ve
sohbeti uzatmanın keyfini Japon teknikleriyle
buluşturuyor. Rahat, samimi ve şaşırtıcı.
İstanbul’da keşfedilecek yeni tat deneyimlerinden
biri. Bu lezzet yolculuğunu, Anadolu mutfağını
modern dokunuşlarla sunan Rüya İstanbul ile
tamamlayın. Boğaz manzarası, sofistike sunumları
ve paylaşım odaklı menüsüyle şehrin yeni
gastronomi adresi sizi bekliyor.
Keyifli okumalar dilerim.
K
GENEL MÜDÜR
(Sorumlu)
REKLAM SATIŞ PAZARLAMA
REKLAM KOORDİNATÖRÜ
Emir Ömer ÖCAL
emir.ocal@img.com.tr
0212 454 22 22
TEKNIK MÜDÜR
BILGI İŞLEM
TOLGA ÇAKMAKLI
tolga.cakmakli@img.com.tr
TAYFUN AYDIN
tayfun.aydin@img.com.tr
İMG WEB TEAM MAIL
web@img.com.tr
Prof. Dr. HÜSNÜ GÜNDÜZ
Doç. Dr. MURAT DOĞDUBAY
HÜSEYİN KURT
GlobeMeets Yönetim Kurulu Başkanı
TEZER ÖNER
Agon Danışmanlık / Gayrimenkul ve
İşletme Yatırım Danışmanı
GÜRKAN BOZTEPE
Gastronomi Turizmi Derneği Başkanı
AYDIN DEMIR
Yeditepe Üniversitesi Gastronmi Mutfak
Sanatları Chef Ögretim Görevlisi/
Altunizade Suites Istanbul, Curio Collection
by Hilton Executive Chef
website
www.hotelrestaurantmagazine.com
info@img.com.tr
CTP - BASKI
İRTİBAT BÜROLARIMIZ
ADRES
İHLAS GAZETECİLİK A.Ş.
Merkez Mahallesi 29 Ekim Caddesi İhlas Plaza
No:11 A/41 Yenibosna–Bahçelievler/ İSTANBUL
Tel: +90 212 454 30 00 Fax: +90 212 454 34 94
www.ihlasmatbaacilik.com
BURSA +90.224 211 44 50-51
KONYA +90.332 238 10 71
İSTMAG
Magazin Gazetecilik Yayıncılık
İç ve Dış Tic. Ltd. Şti.
İHLAS MEDIA CENTER
Merkez Mahallesi 29 Ekim Caddesi
No: 11 Medya Blok Kat: 1
34197 Yenibosna / İstanbul / Turkey
Tel: 0212 454 22 22
Faks: 0212 454 22 93
hotel & restaurant hi-tech dergisinde yer alan makalelerdeki fikirler yazarlarına aittir. Yayınlanan ilanların sorumluluğu reklam verene aittir. hotel & restaurant hi-tech dergisinin bütün yayın hakları
İSTMAG Magazin Gazetecilik Yayıncılık İç ve Dış Tic. Ltd. Şti.’ne aittir. Yazılar kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Yaygın süreli bir yayın olan hotel & restaurant hi-tech dergisi ayda bir yayınlanır. ISSN:1305-1792
Bu sayımızda
antre
8 Sektörden kısa haberler
gündem
14 Günay: 2026’da deneyim ve
dijitalleşmeye odaklanıyoruz
16 Accor, Türkiye’deki otel sayısını
100’e çıkaracak
18 TÜROB Kazakistan pazarında
harekete geçti
19 ISTTA yıla veda yemeği’nde
üyeleriyle bir araya geldi
20 Demiray: İhtiyaç yoksa otel
yapmayın
22 Barceló Group’tan sektörü
buluşturan davet
24 Azerbaycan, Türk ziyaretçiyi
artıracak
26 Pamukkale’de lüks konaklama:
Colossae Thermal & Spa
27 Radisson’dan Boğaz manzaralı
yeni yıl brunch’ı
28 Şen: Hierapolis açılışı sonrası
TGA desteği önemli
verilerle turizm
30 Turizmde 4,55 milyar dolarlık kredi
büyümesi
31 İngiltere turistlerinde Türkiye’nin
payı düştü
32 351 yeni otel, tedarikçilere
milyonluk fırsat sunuyor
34 Fransa turizm gelirinde 109 milyar
avroya ulaştı
35 2026 resmi belge ücretleri belli
oldu
14
26 37
yeni yatırımlar
36 Rayelin Taksim Hotel
kapılarını açtı
38 Wyndham Grand Udaipur
Fatehsagar Lake açıldı
40 Özpınarlar Grubu, Antalya’ya
üçüncü otelini açtı
42 Kayak kültürünün zamansız
adresi: DorukKaya Ski &
Mountain Resort
44 Ceylan Splend'or Uludağ
kapılarını açtı
73
86 Samixir III. İçecek Zirvesi sektörü
bir araya getirdi
87 Sofra/Compass Group Türkiye
şefleri sınır tanımadı
gastro aktüel
88 Gastronomi sektöründen
haberler
46 Kışın en rafine hali: Kaya
Palazzo Ski & Mountain Resort
Kartalkaya
48 Tarihi eserler arasında bir konfor
mirası: Giritligil Otel Manisa
49 Şehirde çok yönlü konaklama
deneyimi: Ramada Plaza by
Wyndham Istanbul Tekstilkent
marka
52 EDT'nin güvenilir çözüm ortağı
g2m'nin 2026 hedefleri
54 Kale Alarm’a B2B Excellence
Ödülü
56 Külahçı: HoReCa projelerinde
tasarım ve üretimi tek sistemde
yönetiyoruz
58 Bir Başka Antalya 3 Sanat
Çalıştayı başladı
60 Eden: Lüks HoReCa
aksesuarında özel tasarım ve
sürdürülebilirlik önceliğimiz
62 Tecnocoffee Appia Viva’yı Türkiye
pazarına hazırlıyor
63 IIFF’nin bu yılki teması
‘Sürdürülebilirlik’
85
64 İNOKSAN, 45. yılında yeni nesil
liderlik dönemini başlattı
gastro güncel
66 Kocaoğlu: Franchise’ımızı
güçlendirirken kârlılığı
önemseyerek büyüyoruz
68 Culinary Forum'un Dördüncüsü
‘Xchange’ temasıyla Antalya’da
gerçekleşecek
70 TURYİD - Özyeğin güç birliğiyle
yeni dönem
71 Doğan: Lezzetin ve kültürün son
kalesi: Gıda egemenliği
gastro etkinlik
72 MICHELIN Rehberi Türkiye 2026
seçkisini açıkladı
74 Ersoy: MICHELIN Rehberi
2027 seçkisi tüm Türkiye’yi
kapsayacak
75 Bozankaya: Sonuçta sadece
lastik, kasmayalım
76 Gault&Millau ödülleri sahiplerini
buldu
78 Gök: Bu bir başlangıç değil,
emeğimizin görünür hali
80 Kakınç: Michelin’de ulusal
seçkiye hazır mıyız?
82 Beta Yeni Han’da Dünya Türk
Kahvesi Günü kutlaması
95
84 Metro Türkiye, bağcılık kültürünü
gastronomiyle birleştirdi
85 Matbah Restaurant’ta Mevlevi
Sofrası 12. kez kuruldu
fuar
90 Host Arabia ilk edisyonunu
başarıyla tamamladı
mekan keşif
92 Bildik ocakbaşı değil, Japon
usulü: Mori Yaki
yeni mekan
94 İstanbul’a “Rüya” gibi mekan
96 Şehir hayatının tadını yakalayan
yeni express menü
98 Antep mutfağından modern
gastronomiye: Soote Meze
Bistro
99 Tamirane 16. yılını kutluyor
hotel- tech
100 Akyazıcı: Hizmet sektöründe
robotik ile ustalığı ölçekliyoruz
102 KOBİ’lerin dijital dönüşüm
çıkmazı
103 Otellerin sessiz hafızası ve
geleceğin yeşil rüyası: Sopex
104 Rixos, Yandex Ads ile Mısır
rezervasyonlarını artırdı
www.hotelrestaurantmagazine.com
8
hotel restaurant
& hi-tech
antre
Cem Polatoğlu:
TGA Seçimleri
TGA seyahat acenteleri temsilciliği için
seçimler bu sene ilk defa TÜRSAB Genel
Kurulu’ndan farklı bir tarihte ve yedi
coğrafi bölgede, yüzlerce sandıkta yapıldı.
Onlarca mekan tutuldu, yüzlerce sandık
kuruldu, yüzlerce görevli bu iş için mesai
yaptı.
Ben de vazifemi
yerine getirmek için
Beyoğlu’nda bulunan
sandığıma gittim.
Tatil günü olmasına
rağmen ilgi yok denecek
kadar azdı. Binlerce
seyahat acentesinden
yüzde bir kadarı oy
kullandı. Başka bir
deyişle acentelerin
%99’u seçimlere ilgi
göstermedi. Oysa TGA (Türkiye Turizm Tanıtım ve
Geliştirme Ajansı) seçimleri genel kurulda başka
bir salonda yapılsa ve mevcut 5000 acente oy
kullansa daha sağlıklı bir seçim olmaz mıydı? Ne
diyelim, bir sonraki seçimde inşallah. Bu vesile ile
seçimleri kazanan meslektaşımız Hüseyin Kurt'u
tebrik eder, başarılar dileriz.
2025 Gloria Golf Şampiyonları
belli oldu
Gloria Hotels & Resorts, 17-21 Kasım 2025 tarihleri arasında
gerçekleşen Türk Hava Yolları Dünya Golf Kupası Büyük
Finali’nde, 130 farklı destinasyonda düzenlenen elemeleri
başarıyla geçen amatör golfçüleri Antalya Belek’te ağırladı.
Avrupa’nın en büyük
otel golf kompleksine
sahip olan Gloria
Hotels & Resorts, golf
sporundaki liderliğini
Türk Hava Yolları Dünya
Golf Kupası (Turkish
Airlines World Golf Cup)
Büyük Finali’ne yeniden
ev sahipliği yaparak
pekiştirdi. 17-21 Kasım 2025 tarihleri arasında gerçekleştirilen bu dev
organizasyon, Türk Hava Yolları’nın 83 ülkede, 130 farklı noktada düzenlediği
turnuvalar serisinin en iyi 10.000’i aşkın kurumsal golfçüsünü temsilen 120
finalisti Antalya Belek’teki bu eşsiz destinasyonda buluşturdu. Turnuva,
sportif rekabetin ötesine geçerek farklı ülkelerden amatör golf tutkunlarını
bir araya getirdi. 2025 yılının Gloria Golf Club’ta gerçekleştirilen büyük
finalinin ardından şampiyonlar belli oldu. Gross kategorisinde Pakistan’dan
Adeel Shafqat 151 skorla birinci oldu. Gold TAWGC kategorisinde şampiyon
Birleşik Arap Emirlikleri’nden Jose Garcia San Juan olurken, ikinci ve
üçüncü sırayı Cezayir’den Seifeddine Zarzour ve Pakistan’dan Abdul Rehman
Qureshi aldı. Silver kategorisinde Meksikalı Agustin Valdes Kato birinci,
Ürdün’den Michael Sharaiha ikinci ve Çin’den Wang Fan üçüncü oldu. Gloria
Golf Club Golf Direktörü David Clare, finalleri üst üste iki yıl ağırlamaktan
gurur duyduklarını belirterek, golf deneyimini sadece sahalarla değil,
bütünsel bir yaşam tarzı olarak sunduklarını vurguladı.
Jolly: Karadağ’ın vizesiz kararı olumlu
Karadağ Hükümeti’nin, Türk vatandaşları için geçici
olarak askıya alınan vizesiz seyahat uygulamasını
yeniden yürürlüğe koyma kararı, Balkanlar’a yönelik
turizm hareketliliği açısından önemli bir gelişme olarak
değerlendiriliyor. Yeni düzenleme kapsamında Türk
vatandaşları Karadağ’a vizesiz seyahat edebilecek;
ülkede izin verilen kalış süresi ise 30 gün olarak
uygulanacak. Kararın 1 Ocak itibarıyla geçerli olması
öngörülüyor.
Jolly CEO’su ve Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mert
Vardar, Karadağ’ın Türk vatandaşları için vizesiz seyahati
yeniden mümkün kılmasını son derece yerinde bir karar
olarak değerlendirdi. Vardar, kararın talep tarafında kısa
sürede hareketlilik oluşturacağını vurgulayarak şunları
söyledi: “Karadağ’ın Türk vatandaşları için vizesiz olarak
yeniden ziyaret edilebilme yönünde aldığı bu kararı son
derece yerinde buluyoruz. Vize uygulamasının kaldırılmasıyla
birlikte bir süredir beklemede
olan taleplerin hızlı
şekilde devreye girmesini
öngörüyoruz. Balkanlar;
yakınlığı, kültürel bağları
ve kısa seyahat süreleriyle
misafirlerimiz için her zaman
güçlü bir alternatif oldu. Bu
kararın, Karadağ’ı yeniden
tercih edilen destinasyonlar
arasına taşıyacağına
inanıyoruz.” Jolly yetkilileri, özellikle kısa süreli tatiller,
şehir kaçamakları ve yaz sezonu planlamaları açısından
Karadağ’a olan ilginin önümüzdeki dönemde belirgin şekilde
artmasını beklediklerini ifade ediyor. Bu doğrultuda Jolly,
Karadağ ve Balkanlar’a yönelik tur ve seyahat seçeneklerini
çeşitlendirerek misafirlerine vizesiz seyahatin sunduğu
avantajları daha geniş bir yelpazede sunmayı hedefliyor.
10
hotel restaurant
& hi-tech
antre
Kuzey Ege, Alman
turizmiyle buluşuyor
Almanya’da bir araya gelen
COOP TRR ve Edremitli
turizmciler, Kuzey Ege’nin
Alman pazarıyla buluşması
için ilk adımı attı.
Görüşmelerde, bölgenin
dört mevsime yayılan
turizm potansiyeli masaya
yatırıldı.
Türk kökenli seyahat acentecilerinin
çatı kuruluşu Avrupa Türk
Acentacılar Birliği (COOP TRR),
Kuzey Ege turizminin Almanya
pazarında tanıtımı için önemli bir sürecin ilk adımlarını attı. Edremit
Ticaret Odası temsilcileriyle Düsseldorf’ta yapılan temaslarda
bölgenin Almanya’dan daha fazla turist çekebilmesi için acenteotel
iş birlikleri, paket tur olanakları ve pazarlama stratejileri ele
alındı. COOP TRR CEO’su Cumhur Sefer, Edremit’in bugüne kadar
Almanya’dan ağırlıklı olarak bireysel gurbetçi ziyaretçilere hizmet
verdiğini belirterek, “Bölgede Almanya pazarına yönelik paket tur
altyapısı bulunmadığı için Alman turist sayısı oldukça sınırlı. Oysa
Edremit’in sahip olduğu doğa, termal kaynaklar, gastronomi, sağlık
ve kültür turizmi potansiyeli, bugün Almanya’da hızla yükselen
turizm trendleriyle birebir örtüşüyor. Edremit, Almanya pazarı için
adeta biçilmiş kaftan” dedi. Sefer, “Edremit’in Almanya pazarında
hak ettiği yeri alması için aktif rol üstlenmeye hazırız. Atılan bu
ilk adımların, Kuzey Ege turizmi için kalıcı sonuçlar doğuracağına
inanıyoruz” dedi.
D-Marin yeni marinasını
görücüye çıkarttı
Premium marinaların seçkin markası D-Marin,
İtalya’nın Toskana kıyısında hayata geçirilen Marina
Livorno projesinin ilk görüntülerini kamuoyuyla paylaştı.
Azimut|Benetti
Grubu ile ortak
yürütülen ve
yapımına Eylül
2025’te başlanan
projenin
çalışmaları,
planlandığı
gibi takvime
uygun şekilde
devam ediyor.
Tamamlanması 2027 sonbaharı için öngörülen proje, Akdeniz
rotalarında yeni bir çekim noktası olacak stratejik konumuyla
dikkat çekiyor. D-Marin’in İtalya’daki varlığını büyütme hedefinde
önemli bir rol üstlenen Marina Livorno, Punta Faro, Marina di
Varazze, Porto Mirabello, Marina degli Aregai ve Marina di San
Lorenzo gibi seçkin marinaların ardından markanın ülkedeki
ağını güçlendiriyor. Toskana’nın, çevresindeki adaların ve Korsika
kıyılarına uzanan deniz trafiğinin kesişim noktasında yer alan
marina, bölgeyi premium yatçılık deneyiminde yeni bir başlangıç
merkezi haline getirmeye hazırlanıyor. Marina Livorno’nun 15 ila
80 metre uzunluğundaki yatlar için hizmet verecek 815 bağlama
kapasitesi ile Akdeniz bölgesinin en donanımlı marinalarından
biri olması planlanıyor. Projenin ilk fazında yer alan 336 bağlama
yerinin ise 2026 yılında faaliyete geçmesi hedefleniyor.
Yılbaşı coşkusu
YEPUD yılbaşı partisi
ile taçlandı
Yeni yılın heyecanı, yaratıcılık ve birliktelik duygusu ile
birleşti. YEPUD üyeleri, sektör temsilcileri ve davetlilerin
katılımıyla unutulmaz bir yılbaşı gecesine ev sahipliği
yaptı.
Limak Eurasia Luxury Hotel Kavacık İstanbul’da gerçekleşen
gecede, yıl boyunca emek veren iş ortakları, sektör profesyonelleri
ve paydaşlar bir araya gelirken; müzik, sahne performansları
ve özel konsept detaylarıyla katılımcılara benzersiz bir deneyim
sunuldu. Yılbaşı partisi, sadece bir kutlama değil; aynı zamanda
birlikte üretmenin, paylaşmanın ve yeni yıla güçlü bir motivasyonla
başlamanın simgesi oldu. Etkinliğin ev sahipliğini üstlenen Limak
Eurasia Luxury Hotel lezzetli ikramlarıyla misafirleri ağırlarken;
Ventus Creative, Etistar Fotoğraf, Enjoy Music, Vaveyla Organizasyon,
Luxe Sandalye, Confetti Davet gecenin sponsorluğunu üstlendi.
YEPUD Başkanı Tülay Akın yılbaşı etkinliğinde yeni yıla dair iyi
dileklerini paylaşırken, 2026 yılına yönelik vizyonunu da davetlilerle şu
sözleriyle paylaştı: “Yeni bir yıla yaklaşırken, bugün burada sadece bir
yılı uğurlamıyoruz. Birlikte üretmeye, paylaşmaya devam edeceğimiz
yeni bir başlangıcı da karşılıyoruz. YEPUD olarak, etkinliklerin
yalnızca organizasyon değil; insanları, fikirleri ve hayalleri bir araya
getiren güçlü deneyimler olduğuna inanıyoruz. 2025 boyunca bu
inançla bir aradaydık. 2026’da da daha güçlü iş birlikleri ve daha
üretken projelerle yolumuza devam edeceğiz.”
12
hotel restaurant
& hi-tech
antre
Kalender, ISTTA seçiminde
güven tazeledi
Geceleme artıyor,
doluluk azalıyor
İstanbul Turizm Derneği'nin 7. Olağan Genel Kurulu, La Quinta by
Wyndham Güneşli Hotel’de gerçekleşti. Dernek üyelerinin yoğun
katılımıyla düzenlenen genel kurulda, mevcut başkan Murtaza
Kalender güven tazeleyerek yeniden başkanlığa seçildi.
Genel kurulda bir konuşma yapan Başkan
Murtaza Kalender, İstanbul gibi dünyanın
önde gelen metropol şehirlerinden birinde
yeniden bu göreve layık görülmekten
duyduğu memnuniyeti dile getirerek,
dernek üyelerine teşekkür etti. Kalender,
derneğin temel misyonunun İstanbul’u
uluslararası turizm arenasında hak ettiği
konuma taşımak olduğunu vurguladı.
İstanbul turizmini 12 aya yayarak
sürdürülebilir bir yapı oluşturmayı ve
katma değerini artırmayı hedeflediklerini
ifade eden Murtaza Kalender, bu
doğrultuda yurt dışında çok sayıda
uluslararası etkinlikte aktif rol alacaklarını
belirtti. İlk etkinliklerini EMITT Turizm
Fuarı ile başlatacaklarını kaydeden
Kalender, fuara ISTTA çatısı altında
yaklaşık 600 tur operatörünün katılımının
sağlanacağını açıkladı. Kalender ayrıca,
Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’de düzenlenecek SATTE Turizm Fuarı’na katılım
sağlayacaklarını; devamında Mumbai, Ahmedabad, Kolkata, Chennai, Bangalore
ve Hyderabad gibi Hindistan’ın önemli potansiyel şehirlerinde Türkiye Destination
Roadshow etkinlikleri düzenleyeceklerini ifade etti. Bir yıl içerisinde en az 15
uluslararası organizasyonda yer almayı hedeflediklerini belirten Kalender, bu
çalışmalarla İstanbul’un uluslararası tanıtımına ve turizmde marka değerinin
güçlendirilmesine önemli katkılar sunmayı amaçladıklarını söyledi.
Akdeniz çanağında en çok turist ağırlayan
destinasyonlar arasında, Türkiye 2025
yılının 10 aylık döneminde tesislerde
yapılan toplam geceleme sayısında 4’üncü
sırada yer aldı.
Yabancı gecelemelerde Türkiye %9,6 artış
kaydederken, rakip ülkelerdeki artışlar
İspanya’da %3,2, Fransa’da %7,7, İtalya’da
%6,8 ve Yunanistan’da %2,2 olarak
gerçekleşti. Öte yandan, Akdeniz çanağındaki
önde gelen destinasyonlarda tesis doluluk
oranları Türkiye’de rakiplere kıyasla daha
fazla düşüş gösterdi. (Not: Tesis doluluk
oranları her ay açık/faal yataklar üzerinden
hesaplanmaktadır.) Kaynak: Turizm Databak
Türkiye spor
turizminde yeni bir
dönem başlıyor
Sports & Events World ile Spor Turizmi Birliği (STB)
arasında 5 Aralık 2025 tarihinde imzalanan 5 yıllık iş
birliği anlaşması kapsamında, Uluslararası Sports
& Events B2B Fuarı’nın Türkiye’deki ilk versiyonu 31
Mayıs – 3 Haziran 2026 tarihleri arasında Antalya’da
düzenlenecek.
Uluslararası Sports & Events B2B Fuarı; T.C. Gençlik ve Spor
Bakanlığı, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Antalya Valiliği
himayesinde, STB koordinasyonunda gerçekleştirilecek. Bu stratejik
ortaklık, 2026–2030 döneminde Türkiye’yi uluslararası spor turizmi
pazarının öncü merkezlerinden biri hâline getirmeyi amaçlıyor.
Sports & Events Türkiye; dünyanın dört bir yanından seçilmiş spor
turizmi alıcılarını Türk destinasyonları, otelleri, spor tesisleri ve
turizm tedarikçileriyle buluşturacak yenilikçi bir platform olarak
tasarlandı. Etkinlik, Türkiye’nin spor turizmi altyapısını, tesis
çeşitliliğini, iklim avantajlarını ve misafirperverliğini uluslararası
profesyonellere yerinde deneyimletecek; ülkemizin bu alandaki
rekabet gücünü yükseltecek. Sports & Events Europe’un Malaga,
Mallorca, Valencia ve Costa Brava gibi destinasyonlarda elde ettiği
başarının ardından Antalya’da düzenlenecek Türkiye versiyonunda:
300+ uluslararası katılımcı, 80+ spor tur operatörü / alıcı, 80+ Türk
tedarikçi, 1.000’in üzerinde B2B görüşme hedefleniyor.
14
hotel restaurant
& hi-tech
gündem röportaj
ÖMER GÜNAY
“2026’DA KONAKLAMANIN ÖTESINDE
DENEYIM VE DIJITALLEŞMEYE
ODAKLANIYORUZ”
Röportaj: Hatice Ünal Bilen
Antalya merkezde hizmet veren Old
Town Point Hotel & Spa, 2025’i
yüksek doluluk ve dengeli misafir
profiliyle güçlü bir performansla kapattı.
Avrupa, Balkan ve Körfez ülkelerinden gelen
turistlerdeki artışı ve şehir merkezindeki
turizm hareketliliğini değerlendiren
otelin kurucu ortağı Ömer Günay ile
2026 planlarını, dijital projeler ve kendi
turlarını sunacak yeni deneyim modelleri
kapsamında konuştuk.
Old Town Point Hotel olarak 2025
yılını nasıl kapatıyorsunuz? Doluluk
oranlarınız, sezon dinamikleri,
yeni açılan pazarlar ve 2025’in
işletme açısından en belirleyici
trendleri hakkında nasıl bir genel
değerlendirme yaparsınız?
Old Town Point Hotel & Spa için 2025 yılı,
oldukça güçlü bir yıl oldu. Otelin yıllık
ortalama doluluk oranı %82–88 bandında
gerçekleşti. En yüksek doluluk oranları
Mayıs–Haziran döneminde kültür turizmi
ve etkinlik takvimi, Temmuz–Ağustos
döneminde tatil turizmi, Eylül–Ekim
döneminde ise kongre ve iş turizmi kaynaklı
olarak gözlendi. Düşük sezon olan Aralık,
Ocak ve Şubat aylarında ise hafta sonu
şehir kaçamaklarıyla geçen yıla kıyasla
daha yüksek bir talep görüldü. 2025 yılı
dolulukları, 2024’e kıyasla daha dengeli
bir dağılım sergiledi; pik sezonlarda daha
yüksek fiyat uygulanırken, düşük sezonda da
iyi doluluk oranları yakalandı. 2025 yılında
belirleyici sezon trendleri arasında etkinlik
ve festival takviminin yoğunlaşması, şehir
otellerine önemli katkı sağladı. Ayrıca, iş ve
leisure segmentinin karışmasıyla hafta içi ve
hafta sonu doluluk dengesi daha stabil bir
hal aldı.
Bu yılda otelinizin misafir profilinde
en büyük grup hangi ülkelerden
geliyordu ve leisure segmentinin
oranı neydi?
Bu yıl otelimizin misafir profili temsili
olarak şu şekilde şekillendi: Tatil odaklı
leisure misafirler %55 oranında yer alırken,
en büyük grup Avrupa’dan gelmekteydi.
Özellikle Almanya, İngiltere ve Fransa
öne çıktı. Yükselen pazarlar arasında
Balkan ülkeleri ve Orta Doğu’dan gelen
genç turistler dikkat çekti. İş seyahatleri
kapsamında business misafirler %35
oranında yer alırken, konferans, toplantı ve
kısa süreli iş seyahatleri öne çıktı. Ayrıca
hibrit çalışan profesyonellerde, iş ile kısa
tatili birleştiren konaklamalarda artış
gözlendi. Uzun süreli konaklamalar ise %10
oranında gerçekleşti.
Bu dönemde hangi yeni pazarlar
belirgin şekilde büyüdü?
2025 yılında Old Town Point Hotel & Spa
için belirgin şekilde büyüyen yeni pazarlar
arasında Körfez ülkeleri öne çıktı; özellikle
genç çiftler ve aileler bu grubu oluşturdu.
Ayrıca Polonya, Çekya ve Macaristan gibi
Orta Avrupa ülkelerinden gelen misafirlerde
de artış gözlendi.
2025’in otel işletmesi açısından
belirleyici trendleri neler oldu?
2025 yılı, Old Town Point Hotel & Spa için
işletme açısından belirleyici trendlerin öne
çıktığı bir yıl oldu. Bu dönemde dijitalleşme
ve kişiselleştirme, deneyim odaklılık, ESG
ve sürdürülebilirlik, tek kişilik seyahatlerin
yükselişi, gelir yönetiminde dinamik
fiyatlama olmak üzere beş ana tema öne
çıktı.
Deneyim odaklılık kapsamında misafirler
artık sadece konaklamayı değil,
“mikro deneyimleri” de talep ediyor.
Sürdürülebilirlik ise su ve enerji tasarrufu
çözümleri, çevre dostu oda ürünleri ve
yerel tedarikçilere yönelimle destekleniyor;
misafirler sürdürülebilirlik puanlamasına
giderek daha fazla önem veriyor. Gelir
yönetiminde ise talep dalgalanmalarına
hızlı yanıt veren dinamik fiyat stratejileri
uygulanıyor ve OTA ile direkt rezervasyon
dengesinin yönetimine daha fazla dikkat
ediliyor.
Genel olarak 2025 yılı, güçlü bir talep,
dengeli bir misafir profili ve yükselen yeni
segmentlerle Old Town Point Hotel için
başarılı geçti. 2026’ya giriş trendi ise daha
deneyimsel, daha dijital ve daha genç bir
misafir kitlesine doğru evriliyor.
Bu yıl hayata geçirdiğiniz Best
Booking Travel Agency ile artık
kendi turlarınızı düzenliyorsunuz.
Bu stratejik hamlenin arka planı
nedir?
2025 yılında turizmin tarihî şehir
merkezlerine kayması, talebin çeşitlenmesi
ve misafir davranışlarının “deneyim odaklı”
hâle gelmesi, otellerin yalnızca konaklama
değil, konaklama + deneyim + destinasyon
yönetimi sağlayan yapılara dönüşmesini
hızlandırdı. Bu bağlamda Best Booking
Travel Agency’nin kurulması, hem gelir
hem misafir deneyimi hem de marka gücü
açısından çok katmanlı bir stratejik hamle
niteliğinde.
Bugün misafirler sadece bir otelde kalmak
değil, “şehri en doğru şekilde yaşamak”
istiyor. Daha önce dış acenteler üzerinden
sağlanan şehir turları genellikle standart,
kalabalık ve kişiselleştirilmemişti; saatleri
otelin servis kalitesini yansıtmıyor ve
komisyon zincirleri nedeniyle misafire
daha pahalıya mal oluyordu. Ayrıca otelin
hizmet vizyonuyla uyumsuz bir deneyim
sunabiliyordu.
Best Booking Travel Agency bu noktada
devreye giriyor. Misafirin toplam deneyimi
baştan sona otel tarafından yönetiliyor. Tur
içeriği, rehber kalitesi, grup büyüklüğü,
zamanlama ve duraklar tamamen otelin
standartlarına göre oluşturuluyor. Böylece
otel markasının vaat ettiği kalite ile sahadaki
deneyim arasında tutarsızlık kalmıyor.
Gelirleri çeşitlendirmek ve oda bağımlılığını
azaltmak amacıyla, Best Booking Travel
Agency ile kişisel turlar, günlük kültür
gezileri, Kaleiçi yürüyüş turları, yarım
günlük gastronomi ve kahve rotaları, yat/
tekne turları, havalimanı–şehir transferleri
ve tema turları (fotoğraf, tarih, mimari)
gibi hizmetler doğrudan gelir kaynağına
dönüşüyor.
Günümüzde oteller arasındaki rekabet
yalnızca oda kalitesi üzerinden yürümüyor.
Konum ve altyapı avantajları hızla
eşitlenirken, gerçek fark destinasyon
yönetimi ile yaratılıyor. Birçok otel halen
turları üçüncü taraflara yönlendiriyor,
komisyon odaklı çalışıyor ve deneyimin
içeriğine karışmıyor. Biz ise “Otel + Acenta
+ Deneyim sağlayıcı” modeline geçerek,
oteli destinasyonun bir parçası olmaktan
çıkarıp destinasyonu yöneten markaya
dönüştürüyoruz.
Bu model marka değerini artırıyor, online
yorumlarda konaklamanın ötesine geçen
memnuniyet yaratıyor, yeniden tercih edilme
oranını yükseltiyor ve direkt rezervasyonu
güçlendiriyor. 2025 misafir kitlesi artık
kişiye özel turlar, daha az kalabalık, daha
özgün rotalar, gerçek yerel yaşamla temas
ve güvenilir rehberlik talep ediyor. Büyük tur
operatörlerinin standart paketleri bu talebi
karşılayamıyor.
Best Booking Travel Agency ile özel
fotoğrafçı eşliğinde turlar, gün batımı
Kaleiçi rotaları, gastronomi odaklı rotalar,
çiftlere özel yürüyüşler ve premium araçlı
özel turlar gibi kişiselleştirilmiş deneyimler
mümkün hâle geliyor. Bu kişiselleştirme
modern seyahat trendlerine doğrudan yanıt
veriyor.
Kendi turlarına sahip bir otel, misafiri
yalnızca konaklama aşamasında değil,
şehrin her anında yanında tutuyor.
Böylece misafir oteli “başka hiçbir otelde
bulamayacağı bir destinasyon uzmanı”
olarak görüyor, turlar direkt site üzerinden
rezervasyonu teşvik ediyor, misafir
memnuniyet skoru yükseliyor ve uzun vadeli
sadakat programı için sağlam bir zemin
oluşuyor. Sonuç olarak ortaya “konaklama +
şehir deneyimi + ulaşım + rehberlik” içeren
360° bir hizmet modeli çıkıyor.
Özetle, bu stratejik hamlenin arkasındaki
ana amaç, sadece konaklama sağlayan bir
otel olmaktan çıkıp, misafirin tüm seyahat
deneyimini yöneten, gelirini çeşitlendiren,
markasını güçlendiren ve destinasyon
üzerinde söz sahibi bir işletmeye
dönüşmektir. Best Booking Travel Agency
bu dönüşümün merkezinde duran stratejik
bir adımdır.
Şehirde kalış süresini etkileyen
faktörler neler ve 2026’ya
hazırlanırken misafirin
destinasyonda daha uzun vakit
geçirmesini sağlayacak hangi
deneyim veya hizmet modelleri öne
çıkıyor?
Old Town Point Hotel’in ortalama kalış
süresini artırmak, misafir memnuniyetini
güçlendirmek ve destinasyon deneyimini
otel markasının bir parçasına dönüştürmek
hedefindeyiz. Bu model oteli; sadece
konaklama değil, şehir deneyimini üreten,
misafiri destinasyonda daha uzun tutan,
gelir çeşitliliği yüksek, dijital pazarlama ve
tur entegrasyonu güçlü, bir şehir–kültür
markası hâline getiriyor.
2026 yılı için otelinizin beklenti ve
hedefleri neler?
2025’te Antalya’nın tarihi merkezine yönelen
turistik talep, artan pazar çeşitliliği, şehir
odaklı deneyimlerin öne çıkması ve Best
Booking Travel Agency yatırımı, 2026 için
güçlü bir sıçrama zemini oluşturdu. 2026
yılında strateji dört ana blokta şekilleniyor.
Yeni pazarlar ve segment stratejisi, dijital
pazarlama ve direkt rezervasyon büyümesi,
acenta entegrasyonu & Best Booking Travel
Agency’nin genişlemesi ile ürün, hizmet ve
deneyim geliştirme.
Yeni pazarlar, segment stratejileri,
dijital pazarlama ve acente
entegrasyonu, ürün–hizmet
geliştirme planları gibi başlıklarda
önümüzdeki yıl hangi büyüme
stratejilerini öne çıkarıyorsunuz?
Yeni pazarlar, segment stratejileri, dijital
pazarlama, acenta entegrasyonu ve ürünhizmet
geliştirme planları çerçevesinde
Old Town Point Hotel, 2026 yılı için büyüme
stratejilerini belirledi. 2026’da hedef
büyüme pazarları, Antalya’ya artan ulaşım
bağlantıları ve kültür turizmine ilgisine göre
şekilleniyor. Avrupa pazarında Polonya,
Çekya, Macaristan ve Slovakya son iki yılda
en hızlı büyüyen şehir turizmi segmentleri
olarak öne çıkıyor. Hollanda ve Belçika
kısa süreli şehir ve güneş tatiline yüksek
ilgi gösterirken, İngiltere direkt uçuşların
artmasıyla güçlü potansiyel taşıyor. Orta
Doğu ve Körfez pazarında BAE, Katar,
Kuveyt ve Suudi Arabistan genç çift ve aile
segmentiyle hedefleniyor. Uzak Doğu’da
Güney Kore hızla büyüyen pazar olurken,
Singapur ve Malezya kısa şehir tatilleri için
2026’da hedef pazarlar arasında yer alıyor.
Segment bazlı hedeflerimiz ise; kültür
turistleri, dijital göçebeler ve uzun süreli
konaklamalar, genç çiftler ve boutique
business traveller profilleri üzerine
odaklanıyor. Kültür turistleri Kaleiçi ve
şehir merkezini deneyimlemek isteyen
“şehir gezgini” profiliyle hafta içi boşlukların
doldurulmasını sağlayacak. Dijital göçebeler
ve uzun süreli konaklamalarda %20 büyüme
planlıyoruz. Genç çift segmenti Orta Doğu
ve Avrupa’dan gelen romantik şehir tatili
taleplerine odaklanıyor. Boutique business
traveller segmentinde ise “bleisure”
profiliyle %15 büyüme öngörüyoruz.
Dijital pazarlama ve direkt rezervasyon
stratejisinde odak, odalara değil deneyime
pazarlama yapmak. Yeni web sitesi ve
dinamik rezervasyon motoru çoklu dil
desteği ve otelin turlar, rotalar ve deneyim
modüllerini öne çıkaracak şekilde
tasarlanıyor. Direkt rezervasyon payının
%27’den %40’a çıkarmayı hedefliyoruz.
16
hotel restaurant
& hi-tech
gündem
ACCOR, 2030’A KADAR TÜRKIYE’DEKI
OTEL SAYISINI 100’E ÇIKARACAK
Accor'un Türkiye pazarındaki 2025 büyüme performansını ve gelecek hedeflerini paylaşan Sinan
Köseoğlu, bu yılı yüzde 4 büyüme ve 12 yeni otel anlaşmasıyla tamamladıklarını belirtti. Köseoğlu,
2026 için yüzde 5 büyüme hedeflediklerini ve grubun Türkiye’deki büyüme stratejisi doğrultusunda
otel sayısını 2030’a kadar 100’e çıkarmayı planladıklarını duyurdu.
Dünyanın önde gelen konaklama grubu
Accor, Türkiye’deki uzun vadeli büyüme
stratejisi doğrultusunda Türkiye’deki
2025 büyüme performansını ve gelecek
hedeflerini 17 Aralık Çarşamba günü Novotel
İstanbul Bosphorus’un ödüllü restoranı
Mürver’de düzenlediği basın toplantısıyla
açıkladı.
Köseoğlu: “Yılı 12 yeni otel imzası ile
kapattık”
Accor Türkiye Premium, Orta Ölçekli &
Ekonomi Markaları Operasyon Başkan
Yardımcısı Sinan Köseoğlu’nun yanı sıra
Accor Sahra Altı Afrika & Türkiye Sadakat
Programı Operasyonları, Pazarlama ve
İletişim Direktörü Simge Güzel Öğüt’ün de
hazır bulunduğu toplantıda konuşan Köseoğlu,
otel grubunun 110'dan fazla ülkede 5.700’ün
üzerinde otelinin bulunduğunun altını çizdi.
Köseoğlu, grubun Türkiye’de şu anda 15
markada toplam 82 oteli ile 15 şehirde toplam
17 bin 158 oda ile oldukça geniş bir alanda
hizmet sunduklarını söyledi.
Grubun 2030 otel sayısı hedefinin de 100
olduğunu belirten Köseoğlu, Accor’un 2025
yılında Türkiye’de nasıl bir büyüme ivmesi
çizdiğini şu sözlerle açıkladı: “Accor, 2025
yılının ilk yarısında Türkiye’de 6 yeni otel
projesinin anlaşmalarını imzaladı. İstanbul,
Yalova, Sapanca ve Muğla başta olmak üzere
farklı lokasyon ve segmentlerde imza atılan
6 proje ile portföyümüze 1000 oda daha
ekledik. Yılın geri kalanında da farklı segment
ve lokasyonlarda 6 yeni projenin daha imza
süreçlerini tamamladık. Böylece yılı 12 yeni
otel imzası ile kapattık.”
“Türkiye’deki otel ve hizmet ağımızı
genişleteceğiz”
Köseoğlu, “2025 yılında imzaladığımız 12
anlaşma arasında Diyarbakır, Mersin,
Van,Yalova gibi şehirler de bulunuyor. Otellerin
açılmasıyla birlikte Diyarbakır'daki 3’üncü,
Van, Yalova ve Mersin'deki ilk otellerimizi
açmış olacağız. Türkiye, Accor için önemli
bir pazar. 2025 yılında yakaladığımız büyüme
ivmesini 2026 yılında da istikrarlı bir şekilde
korumak adına fırsatları değerlendireceğiz.
Türkiye, geçmişte olduğu gibi 2026'da da grup
içindeki büyüme planlarında ilk sıralarda yer
alıyor. Bu anlamda pazarın değişen ihtiyaçları,
gezginlerin talepleri doğrultusunda marka,
otel ve oda sayılarımızı, segment çeşitliliğimizi
artıracağız. 2026 yılı için büyümede, yani yeni
imzalanacak proje sayısında 2025'e göre
%25’in üzerinde artış hedeflerken, Accor
deneyimini Türkiye’nin birçok şehrinde
yaşatmak adına bulunmadığımız şehirleri
de merceğimiz altına alacağız. Bugün 15
şehirdeki varlığımızı çok daha büyütmek
adına Türkiye’deki otel ve hizmet ağımızı
genişleteceğiz” dedi.
Köseoğlu, Türkiye’de ilk kez Ordu’ya
getirilecek olan İbis Budget markasının 2026
sonunda şehir merkezinde hizmete açılacağını
da sözlerine ekledi.
“Sürdürülebilir büyüme
taahhüdümüzü devam ettiriyoruz”
Türkiye turizmini değerlendiren Köseoğlu,
“Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK),
verilerine göre 9 aylık dönem itibarıyla 50
milyar dolar ile Türkiye turizm gelirinde
rekor elde etti. Biz de bu rekor artışı grup
içinde hissettik. Türkiye turizmi tarih, kültür,
gastronomi ve doğal zenginliklerinin yanı sıra
sağlık turizminde globalde öne çıkmasıyla
oldukça ciddi bir potansiyel taşıyor. Sunduğu
çeşitliliğe ek olarak ülkenin hava ve deniz yolu
gibi birçok ülke ile kesişen coğrafi konumu
uluslararası gezginler için Türkiye’yi daha
cazip hale getiriyor. Bu doğrultuda da Türkiye,
Accor için stratejik pazar konumunu her geçen
gün güçlendiriyor. Güçlü iç talep, yıl boyunca
süren uluslararası ziyaretçi ilgisiyle bölgesel
ve küresel büyüme planlarımızda önemli
bir rol oynamaya devam eden Türkiye’deki
varlığımızla uzun vadeli sürdürülebilir
büyümeye olan taahhüdümüzü devam
ettiriyoruz” şeklinde konuştu.
Grup çevreye ve toplumun
ihtiyaçlarına da katkı sağlıyor
Türkiye’de büyüme istikrarını sürdüren
Accor’un, sosyal sorumluluk alanında da
toplumun ihtiyaçlarına katkı sağlamaya devam
ettiğini sözlerine ekleyen Köseoğlu, “Erken
yaşta eğitime erişim fırsatlarını güçlendirme
hedefiyle Accor olarak, Anne Çocuk Eğitim
Vakfı (AÇEV) iş birliğiyle hayata geçirilen “İlk
Okul Çantam” projesine destek verdik. AÇEV,
başta deprem bölgesindekiler olmak üzere
okul öncesi eğitimi sonrasında birinci sınıfa
başlayacak ihtiyaç sahibi çocukları, okul
malzemelerinden oluşan İlk Okul Çantam ile
buluşturuyor” şeklinde konuştu.
Accor’un sürdürülebilirlik yatırımları için tüm
paydaşlarıyla iş birliği içinde çalışarak grup
genelinde sürdürülebilirlik dönüşümüne
öncülük ettiklerini açıklayan Köseoğlu,
faaliyetlerinin temelinde insan ve doğa
üzerinde olumlu etki yaratmak olduğunu,
Accor’un, sürdürülebilirlik konusunda küresel
düzeyde güçlü bir taahhütle hareket ettiğini
açıkladı.
“Eko-etiketleri” zorunlu hale
getirdik”
Köseoğlu sözlerini şöyle tamamladı:
“Sürdürülebilirlik, yenilikçilik ve sorumlu
misafirperverliğe öncülük konusundaki
kararlılığımızdan ödün vermiyoruz. Tüm
otellerimizde “Eko-etiketleri” zorunlu hale
getirdik ve bu konuda iş birliği yaptığımız
global partnerlerimizle birlikte çalışıyoruz.
Accor olarak, 2030 yılını beklemeden,
tüm otellerimizde Sürdürülebilir Turizm
Sertifikası’nın 3. aşamasını almaya hazırız.
Öte yandan “Paris Anlaşması” gereğince,
2050 yılına kadar net sıfır karbon emisyonuna
ulaşmayı ve aynı zamanda sera gazı
emisyonlarımızı mutlak olarak azaltmayı
taahhüt ettik. Türkiye genelindeki otellerimizin
% 80'inden fazlasında tek kullanımlık
plastiklerin ortadan kaldırılmasıyla karbon
salınımını azalttık. Gıda atık ölçümünü de
kullanarak % 85'inin akreditasyon aldığı ve
geri kalanının akreditasyon sürecinde olduğu
otellerimizle Accor, sektör için bir referans
noktasına dönüştü.”
18
hotel restaurant
& hi-tech
gündem
TÜROB KAZAKISTAN
PAZARINDA HAREKETE GEÇTI
TÜROB Başkanı Müberra Eresin, Türkiye’nin Kazakistan’da turizm pazarındaki lider konumunu
sürdürdüğünü, ancak son dönemde bu pazarda bir yavaşlama gözlemlendiğini belirtti. Eresin,
“Türkiye, Kazakistan vatandaşlarının yurt dışı tatil seçeneklerinde uzun yıllardır ilk sıralarda yer
alıyor. TÜROB olarak bu gerilemeyi durdurmak ve talebi yeniden artırmak amacıyla tanıtım ve
pazarlama faaliyetlerimizi hızlandırdık” dedi.
Turizmciler, pandemi sonrasında en hızlı
toparlanan turizm pazarlarımızın başında
gelen Kazakistan’dan artış trendinin
yavaşlayarak eksiye geçmesi üzerine alarma
geçti. Bu pazara yönelik tanıtım atağına kalkan
Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB), Türkiye’nin
bu pazarda lider olduğu, ancak Vietnam ve
Mısır gibi ülkelerin gerek sundukları ulaşım
olanakları gerekse uygun paket fiyatları
nedeniyle Türkiye ile aralarındaki farkı hızla
kapattığı uyarısında bulundu.
“Geçen yılın gerisindeyiz”
Kazakistan pazarındaki kaybın büyümemesi
için turizmciler harekete geçerken,
Kazakistan’ın önde gelen şehirlerinden
Almatı’da düzenlenen ‘Almaty Workshop’
etkinliği, iki ülke turizmcilerini bir araya
getirdi.
Etkinlik sonrası bir sonuç raporu hazırlayan
TÜROB, iki ülke arasındaki turizm ilişkilerini
değerlendirdi. Sonuç raporunda görüşleri
yer alan TÜROB Başkanı Müberra Eresin,
Türkiye’nin Kazakistan’da turizm pazarının
lideri olduğuna işaret ederek, şunları söyledi:
“Türkiye, Kazakistan vatandaşlarının yurt dışı
tatili için en çok tercih ettiği ülkelerin başında
geliyor. 2024 yılında Türkiye’de tatil yapan
Kazak turist sayısı 863 bin kişiyle rekor kırdı.
Ancak 2025 yılında Kazakistan pazarında
kayıp yaşamaya başladık. Bu yıl Ocak-Ekim
döneminde Kazakistan’dan 698 bin kişi geldi.
Geçen yılın aynı döneminde bu sayı 805 bin
kişiydi. Yani yüzde 13 düşüş söz konusu. Bu
nedenle bu pazarı önemle takibe almamız
ve düşüşün önüne geçmemiz gerekiyor.
Kazakistan Turizm ve Spor Bakanlığı'nın
verilerine göre, yurt dışına seyahat eden
Kazakistan vatandaşlarının sayısı 15,6 milyona
ulaşmıştır. Yani bu pazarda oldukça ciddi bir
potansiyel var.”
“Türkiye’den 150 bin kişi gitti”
2024 yılında Kazakistan’a giden Türk turist
sayısının 130 bin olduğunu ifade eden Eresin,
“Türkiye’den Kazakistan’a ilginin arttığını
gözlemliyoruz. Kazakistan’a seyahat edecek
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları bir ay
süreyle vizeden muaf. 2025 yılında yaklaşık 150
bin Türk vatandaşı Kazakistan’ı ziyaret etti”
ifadelerini kullandı.
Kazakistan’da Türkiye rüzgârı
Diğer yandan Almaty Workshop; Kültür ve
Turizm Bakanlığı koordinasyonunda ve TÜROB
organizasyonunda, Türkiye Turizm Tanıtım ve
Geliştirme Ajansı (TGA), İstanbul Ticaret Odası
(İTO), İstanbul Kongre ve Ziyaretçi Bürosu
(ICVB) ve Turizm Geliştirme ve Eğitim Vakfı
(TUGEV) iş birliğiyle gerçekleştirildi. ‘Almaty
Workshop’ kapsamında TÜROB üyesi 23 otel
ve 1 tema parkın yanı sıra İstanbul Kongre
ve Ziyaretçi Bürosu, Türk Hava Yolları, Air
Astana ve FlyArystan yetkilileri; Kazakistan’da
faaliyet gösteren yaklaşık 250 seyahat acentesi
temsilcisiyle buluşarak karşılıklı iş birliği ve
yeni turizm fırsatlarını değerlendirdi.
Gala gecesinde renkli görüntüler
‘Almaty Workshop’ kapsamında düzenlenen
gala gecesinde, TÜROB Yönetim Kurulu
Üyesi Nuri Kalyoncu, İstanbul Kongre ve
Ziyaretçi Bürosu Genel Müdürü Cemil
Hakan Kılıç ve T.C. Almatı Başkonsolosu
Tuğba Alan Özdenfedakar birer konuşma
yaptı. Gecede, Türkiye Cumhuriyeti Kültür
ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Türk Dünyası
Müzik ve Halk Dansları Topluluğu, Türkçe
ve Kazakça başta olmak üzere Türk dünyası
dillerinden oluşan zengin repertuarıyla sahne
alarak katılımcıların büyük beğenisini topladı.
Çekilişle katılımcılara uçak biletleri, otel
konaklamaları ve tema park giriş biletleri
hediye edilirken, iki ülke mutfaklarından
seçilen lezzetlerle hazırlanan akşam yemeği
de geceye ayrı bir renk kattı. TÜROB Başkanı
Müberra Eresin, bu başarılı organizasyonun
gerçekleşmesine katkı sunan T.C. Kültür
ve Turizm Bakanlığı’na, Türkiye Turizm
Tanıtım ve Geliştirme Ajansına, İstanbul
Ticaret Odası’na, İstanbul Kongre ve Ziyaretçi
Bürosu’na, Turizm Geliştirme ve Eğitim
Vakfı’na, Pegas Touristik’e ve Kazakhstan
Hotel yönetimine teşekkürlerini sundu.
Workshop’a katılan TÜROB üyeleri:
Accor Hotels, Ajwa Hotels, All Seasons Hotel,
Armada Hotel, Barın Hotel, Birun Ada Hotel,
CVK Park Bosphorus, Elite World Hotels,
Eresin Hotels, Hilton İstanbul Bosphorus,
Konak Hotel, Lazzoni Hotel, Naz City Hotel
Taksim, NG Sapanca, Pera Palace Hotel,
Point Hotel Barbaros, Point Hotel Taksim,
Radisson Blu Residences İstanbul Kartal, Sim
Hotel, The Galata Hotel İstanbul-MGallery
Collection, The Marmara İstanbul, Tria Hotel
İstanbul, Vialand Theme Park, Yaşmak Hotel
Collection.
ISTTA YILA VEDA YEMEĞI’NDE
ÜYELERIYLE BIR ARAYA GELDI
ISTTA’nın Yıla Veda Yemeği’nde konuşan Başkan Murtaza Kalender, genç yönetim kadrosunun
motivasyonunu vurgulayarak, “10-15 yıllık projeler üreten derneğimizde motivasyonu yüksek ve
hedefleri yüksek bir ekiple çalışmaktan çok büyük mutluluk duyuyorum” dedi. Kalender, geçmişin
tecrübelerinden güç alarak, derneği daha da ileriye taşıma kararlılığı mesajı verdi.
İstanbul Turizm Derneği (ISTTA), 25
Aralık Perşembe akşamı Oligark
İstanbul ev sahipliğinde düzenlenen
Yıla Veda Yemeği ile üyelerini bir araya
getirdi.
Genç yönetim, yüksek motivasyon
Etkinlikte konuşan İstanbul Turizm
Derneği (ISTTA) Başkanı Murtaza
Kalender, derneğin gençleşen yönetim
kadrosuna dikkat çekerek, “Bir yönetim
döneminin ardından daha genç bir
ekibin görev alması, yeni planlar ve
projeler üretmek anlamında büyük bir
motivasyon kaynağı. 10-15 yıllık projeler
üreten İstanbul Turizm Derneği’nde,
motivasyonu yüksek ve hedefleri yüksek
bir ekiple çalışmaktan çok büyük
mutluluk duyuyorum” dedi.
Geçmişten geleceğe teşekkür
Geçen yıl yapılan etkinliklere de
değinen Kalender, “Hem yurt içi
hem yurt dışı etkinliklerimizle
yoğun bir yılı geride bıraktık. Bunun
detaylarını sizlerle genel kurulumuzda
paylaştık ve desteğiniz, fikirleriniz
ve tecrübelerinizden faydalanmayı
çok önemsiyoruz. Özellikle derneğin
kuruluşundan bu yana emek vermiş
üyelerimizin deneyimleri bizim için çok
değerli” ifadelerini kullandı.
Başkan Kalender, etkinlik kapsamında
derneğe katkı sağlayan Kurucu Başkan
Saruhan Saraylı olmak üzere üyelere
plaket takdim etti. Kalender, “İlkler
her zaman zordur. Kurucu başkanımız
Saruhan Ağabey’in katkılarıyla
derneğimiz bugünlere geldi. Kendisine
teşekkürlerimizi sunuyoruz” dedi.
Yemek, dernek üyelerinin bir araya
gelerek hem yılı değerlendirdiği hem
de yeni projeler için fikir alışverişinde
bulunduğu samimi bir ortamda devam
etti.
Haber: Hatice Ünal Bilen
20
hotel restaurant
& hi-tech
gündem
ERGÜN DEMIRAY
“İHTIYAÇ YOKSA OTEL YAPMAYIN,
ŞEHRIN POTANSIYELINI YOK
ETMEYIN”
2025 yılı için 93 yeni proje teklifi verdiklerini açıklayan Dedeman Hospitality Yönetim Kurulu
Başkanı Ergün Demiray, şehir otellerinde plansız açılışlara karşı uyarıda bulunarak, “İhtiyaç
olmayan yerde otel açmak doğru değil, şehrin doluluklarını ve potansiyelini yok etmeyin”
dedi. Demiray, “250 odalı bir otel yapacağına 100 odalı yap, kalan alanı başka kullanım için
ayır. Doğru ölçek ve planlama başarıyı getirir” ifadeleriyle sektörün dikkatini çekti.
Haber: Hatice Ünal Bilen
Türkiye’de turizmin gelişimine
60 yıldır katkı sunan Dedeman
Hospitality, kış turizmiyle kurduğu
güçlü bağın önemli temsilcilerinden
Dedeman Palandöken’in yenilenen
yüzünü 22 Aralık Pazartesi günü
Dedeman İstanbul ev sahipliğinde
basın mensuplarıyla paylaştı. Dedeman
İstanbul’da düzenlenen özel buluşmaya
Dedeman Hospitality Yönetim Kurulu
Başkanı Ergün Demiray, Yönetim
Kurulu Başkan Vekili Murat Özmestçi,
Yönetim Kurulu Üyesi Banu Dedeman
ve üst düzey yöneticiler katıldı.
Toplantıda Dedeman Palandöken’deki
dönüşümün yanı sıra grubun yatırım
projeleri ve önümüzdeki döneme dair
planlar aktarıldı.
“Doluluk kadar güvene, büyüme
kadar dengeye inanıyoruz”
Dedeman Hospitality Yönetim Kurulu
Başkanı Ergün Demiray, Dedeman
Palandöken’in yenilenen yüzü ve
markanın kış turizmine bakışına
ilişkin değerlendirmelerinde şu
ifadeleri kullandı: “Dedeman
Palandöken, kış turizmine yalnızca
bugünün ihtiyaçlarıyla değil, geleceğin
sorumluluğuyla bakmamız gerektiğini
gösteren çok kıymetli bir örnek.
Burada yaptığımız yatırım, pistlerin
ötesinde; güvenliği, erişilebilirliği ve
uzun vadeli sürdürülebilirliği merkeze
alan bir anlayışın sonucu. Biz doluluk
kadar güvene, büyüme kadar dengeye
inanıyoruz. Bugün Dedeman Hospitality
olarak 39 şehirdeyiz ve markamızı
Türkiye’de ayak basmadığımız tüm
şehirlere taşımayı hedefliyoruz.”
“2025 yılı içinde 93 yeni proje için
teklif verdik”
2025 yılı içinde 93 yeni proje için teklif
verdiklerini ifade eden Demiray, “2027
sonunda 150 otele ulaşmayı planlıyoruz.
2026 yılı için hedeflediğimiz 130 milyon
dolar ciro da bu disiplinli ve temkinli
büyüme yaklaşımının doğal bir sonucu.
‘Herkesin Dedeman’ı’ ifadesi bizim
için bir slogan değil; Palandöken’de
olduğu gibi, güvenliği önceleyen,
insanı merkeze alan ve her koşulda
sürdürülebilirliği esas alan bir duruşun
karşılığı. Türkiye turizminin geleceğini,
fırsatçı değil; sorumlu, erişilebilir
ve nitelikli yatırımlarla birlikte inşa
edebileceğimize inanıyoruz.” diye
konuştu.
“Erzurum’da bir otel daha açma”
Bir soru üzerine şehir otellerindeki arz
fazlalığı hakkında konuşan Demiray,
şunları vurguladı: “Bizim söylediğimiz
şey şu, bir planlama yapmamız lazım
turizm sektöründe. Mesela bugün
bana birisi desin ki, Trabzon'da bir
otel daha açacağız, açma derim.
Erzurum'da bir otel daha açma. Neden
açma? Doluluklar %40'ı geçmedi ki
açıyoruz. İşte buradaki belediyeler ve
kamu kuruluşları bununla ilgili binlik
ve beş binlik planlarını yaparken şuna
bakmalı. Barcelona modeli diye bir
model var önümüzde. Barcelona'ya
bugün gittiğinizde yeni bir otel ya
da restoranını satıvermezler size.
Mevcuttaki bir yapıyı alın, iyileştirin
derler. Güzelleştirin derler. Dönüştürün
demezler. Neden? Şehrin doluluklarını
ve potansiyelini yok etmek istemedikleri
için.”
“İhtiyaç olmayan yerde Dedeman
açalım demedim”
Yeni otel açılışları ve ihtiyaç analizini
anlatan Demiray şöyle devam etti:
“Biz ne yapıyoruz? Siyasetten uzak
söylüyorum. Hemen meclisi topluyoruz.
Paraları dağıtıyoruz. Şurada bir park
arazisi var. Burayı da turizm arazisine
çeviriyoruz. Arkadaşlar diyoruz. El
kaldırıyoruz, indiriyoruz. Bak, burası
turizm alanı oluyor. Yanlış. Bizim
büyüme stratejimizin en temel
taşlarından bir tanesi, otel olmayan
şehirlerde otel açmak isteğimizdir.
Yanlış yönetildiğini düşündüğümüz
bütçe, forecast, 5 yıllık planları
olmayan, ben aldım verdim, ne bileyim,
bazen para bize geliyor, bazen biz para
veriyoruz diyen işletme sahiplerinin
otellerini de Dedemanlaştırıyoruz
aslında. Yani yeni projeler ihtiyaç olan
yerlerde. Şunu hiç yapmadım. İhtiyaç
olmayan bir yerde Dedeman oteli açılsın
diye birine git Dedeman yap demedim.”
“Şehrin potansiyeli kaldırmıyorsa
otel yapmayın”
Demiray, otel ölçeği ve doğru yatırım
konusuna dikkat çekerek şöyle konuştu:
“Mesela bir abimiz Dilovası'nda 7 yıldızlı
otel yapmak istiyorum dedi. Valla 3
yıldızlı otel bile yapma Dilovası'na.
Şimdi Dilovası'na otel yapanlara tepki
mi bu? Ya da Dilovası'na kötü bir şey
mi bu? Ben Dilovası'nda bir otelde
kalmam. Sizlere de kalmanızı tavsiye
etmem. Ama Dilovası'nın 10 kilometre
bu tarafına, 10 kilometre bu tarafına
yaparsanız başım üstüne. Geçen gün
yine bir yatırımcı geldi. 250 odalı bir otel
yapacağım dedi, X bir şehre. Yapma
dedim. Bir arkadaş bütün otel zincirleri
yap diyor, sen yapma diyorsun dedi.
Şehrin potansiyeli bunu kaldırmaz. 250
odalı bir otel yapacağına 100 odalı bir
otel yap. 100 odalı da bir rezidans yap,
kalan tarafını da ofis yap ki feasible bir
proje olsun. Bizim tavsiyelerimiz hep
bu yönde. 150 otele çıkacağız. Sorunun
cevabı da böyle olsun.”
“41 şehre daha Dedeman markasını
takmak istiyoruz”
Dedeman Hospitality Yönetim Kurulu
Başkanı Ergün Demiray, markanın
yayılma stratejisini ise şöyle özetledi:
“2027'nin sonunda bu yıl 93 teklif
vermişiz. 93 teklif. Bu tekliflerin
mutlaka bir karşılığı olacaktır. Ama
bizim en büyük hedefimiz, sinerjimiz
39 şehirdeyiz şu anda. Geriye kaç şehir
kalmış oldu? 40 dersek, 41 şehir kaldı.
41 şehire daha Dedeman markasını
takmak istiyoruz. Ben Artvin'deyim.
Artvin'de de otel olur mu? Olabilir.
Yani çok odalı bir otel olmaz da 60-70
odalı güzel bir otel Dedeman'a yakışır.
Erzincan'a olur mu? Olur. Bayburt'a
olur mu? Olur. Ama çok büyük bir otel
olmaz.”
“90 otel meselesinde çok seçici
davranıyoruz”
Manage by Dedeman ve örnek
projelerine de değinen Demiray,
sözlerini şöyle tamamladı: “Geçen
Yüksekova'da ismini zikretmeyeyim,
marka geldi. 15 milyon dolara mal
edersin demiş. 50 milyon dolara mal
ettirmişler adama. Adam batmış.
Dedeman yapmak, Dedeman’a
dönüştürmek istiyorum dedi.
Çok memnun oluruz ama şu anki
konjonktürde mümkün değil dedim.
Çok üzüldüm adama. Yani Yüksekova
deyince aklımıza gelen bildiğiniz
bir otel. Yani yazık oldu adama. Biz
bunu yaptırmak istedik. Kimseye de
yaptırmadık bu zamana kadar. Belki
Dedeman’a bu kadar teveccühünün
olmasının sebebi şu. Maalesef ben
biraz bu konularda keskin cevaplar
veriyorum yatırımcıya. Yapma diyorum.
Ya da bazen birisi bana diyor ki ben
şu markayla da görüşüyorum. Lütfen
o markayla anlaş diyorum. Bu 90 otel
meselesinde de çok seçici davranıyoruz.
Çok yakın destinasyonlara vermemeye
çalışıyoruz. Gereksiz bir rekabeti
oluşturmamak açısından. Ama ihtiyaç
varsa seve seve.”
22
hotel restaurant
& hi-tech
gündem etkinlik
Barceló Hotel Group’tan
turizm sektörünü buluşturan
yeni yıl daveti
Barceló Hotel Group, Türkiye’nin önde gelen turizm acenteleri ve seçkin davetlilerin
katılımıyla düzenlediği yeni yıl davetinde, Türkiye pazarındaki güçlü büyümesini ve
gelecek yıllara yönelik yatırım planlarını paylaştı.
Barceló Hotel Group, 19 Aralık’ta
düzenlediği yeni yıl davetinde
Türkiye’nin önde gelen turizm
acenteleri ile sektörün seçkin
temsilcilerini bir araya getirdi. Barceló
İstanbul’da gerçekleşen etkinlikte
2026 yılını birlikte karşılayan davetliler,
Türk turizminin geleceğine yönelik güç
birliği ve iş birliği mesajı verdi. Samimi
ve sıcak bir atmosferde gerçekleşen
davet, Barceló Hotel Group’un Türkiye
pazarına verdiği önemi bir kez daha
ortaya koydu. Etkinlikte, sektör
paydaşlarıyla sürdürülebilir büyüme,
güçlü iş ortaklıkları ve önümüzdeki
döneme ilişkin hedefler üzerine görüş
alışverişinde bulunuldu. Barceló Hotel
Group ev sahipliğinde düzenlenen yeni
yıl daveti, turizm sektöründe ortak aklın
ve iş birliğinin önemine dikkat çekerken,
2026 yılına yönelik pozitif beklentileri de
pekiştirdi.
Türkiye’de büyüme ivmesi sürüyor
Dünyada 30 ülkede faaliyet gösteren
ve bünyesinde 300’ün üzerinde
otel bulunan Barceló Hotel Group,
Türkiye’de Barceló Istanbul, Occidental
Taksim, Occidental Ankara, Barceló
Cappadocia otelleriyle hizmet veriyor.
Barceló Hotel Group Bölge Müdürü
Hasan Ekmen, grubun Türkiye
operasyonlarında güçlü ve dengeli bir yıl
geçirdiğine dikkat çektiği konuşmasında
davetlilere 2025 yılı değerlendirmesi
yaparken aynı zamanda gelecek
projeksiyonu çizdi. Özellikle doğru
pazar karması, dengeli fiyatlama,
güçlü iş ortaklıkları ile Türkiye’de
sağlam ve öngörülebilir bir performans
oluşturduklarını belirten Hasan Ekmen,
“2025 yılında Barceló Hotel Group’un
Türkiye’deki otelleri, 168 farklı ülkeden
misafir ağırlayarak uluslararası
erişimini daha da genişletti. Bu
durumu, nicelikten ziyade nitelikli
ve sürdürülebilir pazar derinliğine
odaklanan bir stratejinin yansıması
olarak değerlendiriyoruz.” dedi.
Grubun Türkiye’de gelecek yıllara
ilişkin planlarını aktaran Hasan
Ekmen, turizmin Oscar’ı olarak kabul
edilen World Travel Awards tarafından
Barceló Hotel Group’un 2019, 2021,
2023 ve 2024’ün ardından 2025 yılında
da beşinci kez “World’s Leading Hotel
Management Company” seçildiğini
hatırlattı. Ekmen, grubun Türkiye’de
27 yıldır kesintisiz faaliyet gösterdiğini
ve yeni yatırımlarla büyümesini
sürdüreceğini belirtti.
Sürdürülebilirlik vizyonunu
gösterdi
Barceló Hotel Group, yeni yıl davetinde
sürdürülebilirlik vizyonu ‘Barceló
ReGen’ kapsamında partnerlerine
anlamlı bir hediye seti sundu.
Lale tohumu, su matarası ve uyku
maskesinden oluşan bu özel set; doğaya
saygı, su kaynaklarının korunması ve
bireysel iyilik halinin sürdürülebilirliğin
ayrılmaz bir parçası olduğuna dikkat
çekiyor.
Haber: Hatice Ünal Bilen
24
hotel restaurant
& hi-tech
gündem
AZERBAYCAN, İSTANBUL
TEMSILCILIĞIYLE TÜRKIYE’DEN
GELEN ZIYARETÇIYI ARTIRACAK
Azerbaycan Turizm Bürosu İstanbul Temsilciliği 9 Aralık’ta Karaköy’de faaliyetlerini başlattı.
Yeni ofis, Azerbaycan’ı en çok ziyaret eden ikinci ülke olan Türkiye’den gelen turist sayısını
artırmayı ve iki ülke arasındaki turizmi daha da güçlendirmeyi hedefliyor.
Azerbaycan Turizm Bürosu (ATB),
9 Aralık’ta İstanbul’daki Türkiye
Temsilcilik Ofisi’nin resmi açılışını
Karaköy’de gerçekleştirdi. Azerbaycan
Cumhuriyeti Devlet Turizm Ajansı’na bağlı
olarak faaliyet gösteren Azerbaycan Turizm
Bürosu’nun açılış törenine; Azerbaycan
Cumhuriyeti Devlet Turizm Ajansı Başkanı
Fuad Nağıyev, Türkiye Cumhuriyeti Kültür
ve Turizm Bakan Yardımcısı Serdar
Çam, Azerbaycan Cumhuriyeti İstanbul
Başkonsolosu Nermin Mustafayeva,
Azerbaycan Turizm Bürosu Başkan
Yardımcısı Reşat Aliyev, İstanbul Temsilciliği
Direktörü Ruslan Alizade, CEO Florian
Sengstschmid ile Türkiye ve Azerbaycan’dan
sektör temsilcileri ve basın mensupları
katıldı.
İstanbul’daki temsilcilik ofisinin açılması
Türk turizm sektörü ile iş birliğini
güçlendirmeyi, Azerbaycan’ın zengin turizm
potansiyelini daha geniş kitlelere tanıtmayı
ve tanıtım faaliyetlerini artırmayı hedefliyor.
Ofis, Türkiye pazarında pazarlama ve
medya kampanyaları yürütecek, etkinlikler
düzenleyecek; seyahat acentaları ve medya
kuruluşlarıyla doğrudan iletişim içinde
olacak. Türk vatandaşlarının yalnızca kimlik
kartlarıyla Azerbaycan’a seyahat edebilmesi
ve AZAL ile Türk hava yolu şirketleri
tarafından gerçekleştirilen düzenli uçuşlar,
2020–2024 yılları arasında Türk ziyaretçi
sayısının 3 kat artmasına önemli ölçüde
katkı sağlıyor.
Nağıyev: “Türk ziyaretçiler
Azerbaycan’da ikinci sırada”
Azerbaycan Cumhuriyeti Devlet Turizm
Ajansı Başkanı Fuad Nağıyev, açılışta
yaptığı konuşmada, “Azerbaycan ile
Türkiye arasındaki kardeşlik ve dostluk
birçokları için örnektir. Azerbaycan
turizminde Türkiye’den gelen ziyaretçiler
ikinci sıradadır” dedi. Temsilcilik ofisinin
faaliyete geçmesinin iki ülke arasındaki
iş birliğinin gelişiminde yeni bir dönüm
noktası olduğunu belirten Nağıyev, bu
ofisin ikili ilişkilerin daha yapılandırılmış
ve etkin şekilde ilerlemesine katkı
sağlayacağını, aynı zamanda Azerbaycan’ın
turizm markasının Türkiye’deki bilinirliğini
artırmada önemli bir rol üstleneceğini
vurguladı. Nağıyev ayrıca, Türk ziyaretçilerin
Azerbaycan’a olan ilgisinin istikrarlı
bir şekilde arttığını, son 5 yılda Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşlarının ülkeye gelen
yabancı ziyaretçiler arasında ikinci sırada
yer aldığını ifade etti.
Çam: “Bakanlığımızın bütün ofisleri
emrinizde”
Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakan
Yardımcısı Serdar Çam, Azerbaycan’ın
turizm potansiyeline dikkat çekerek iki
ülke arasındaki tanıtım ve iş birliğinin
güçlendirileceğini söyledi. Çam, Türkiye’nin
tüm imkânlarıyla bu süreçte Azerbaycan’ın
yanında olduğunu belirtti. Çam, “Bu ofisin
haricinde Kültür ve Turizm Bakanlığımızın
bütün ofisleri, bütün binaları emrinizde.
Onlar da sizin hizmetinizde inşallah”
diyerek kurumlar arası iş birliğini vurguladı.
Türkiye’nin turist sıralamasında ikinci
durumda olduğuna dikkat çeken Çam, “Bu
sayıların artmasını bu vesileyle temenni
ediyoruz. Bütün Türk vatandaşlarının o güzel
yerleri ziyaret etmesini temenni ediyoruz”
ifadelerini kullandı.
Azerbaycan’ın turizmde hızla yükseldiğini
belirten Çam, “Dağlarıyla, ovalarıyla,
güzel gastronomisiyle, festivalleriyle,
etkinlikleriyle, spor faaliyetleriyle,
kongreleriyle Azerbaycan gerçekten turizm
alanında göz kamaştırıcı bir şekilde günden
güne başarılarını artırarak devam ediyor”
dedi.
Çam, iki ülke halklarının birbirini daha
yakından tanımasının önemine değinerek
şunları söyledi: “İnşallah bütün topluluklar
bu vesileyle ana yurdumuzu, ata yurdumuzu
daha iyi bir şekilde tanıma imkanı
bulacaklar. Avrupa’nın Alpleri varsa, bizim
de Kafkaslarımız var, Azerbaycanımız var.”
Bölgesel turizm hareketliliğine dikkat
çeken Çam, “Etrafınızdaki bütün ülkeler
turizm sezonu başladığında yoğun
tanıtım yapıyorlar. İnşallah bu vesileyle
biraz da Hazar’ın etrafında, Karadeniz’in
etrafında Kafkasları da güzel bir şekilde
vatandaşlarımız başta olmak üzere bizim
ülkemizi ziyaret eden diğer tüm turistlerin
bu vesileyle ziyaret etmelerini arzu ederiz”
dedi.
İstanbul Havalimanı’nın stratejik önemine
değinen Çam, “İlk adım bilindiği üzere
İstanbul Havalimanımız. Dünyanın en önemli
havalimanlarından bir tanesi ve yüzde 60
kadar yolcusu diğer ülkelerle bağlantı
kuruyor. Buraya gelenler aynı zamanda
iki saatlik uçuşla yakın komşumuzu, ata
yurdumuzu da ziyaret etmesi noktasında
bu vesilelerle etkinliklerin artırılarak
tanıtılması sağlanmış olacaktır” ifadelerini
kullandı.
Mustafayeva: “Yalnızca bir
kurum açmıyoruz, yeni bir dönem
başlatıyoruz”
Azerbaycan Cumhuriyeti İstanbul
Başkonsolosu Nermin Mustafayeva,
Azerbaycan Turizm Bürosu İstanbul
Temsilciliğinin açılışının yalnızca kurumsal
bir adım olmadığını belirterek iki ülke
halkları arasındaki bağları güçlendirecek
yeni bir sürecin başladığını söyledi.
Mustafayeva, “Yalnızca bir kurumun
kapılarını açmıyoruz, aynı zamanda
insanlarımız arasında daha derin bağların
kurulmasına vesile olacak yeni bir dönemin
başlangıcıdır” dedi. Ülkeler arasındaki
ilişkilerin yalnızca stratejik adımlarla değil,
“insanların birbirini tanıması, anlaması ve
sevmesiyle güçlendiğini” vurguladı.
Türkiye’den Azerbaycan’a yapılan
ziyaretlerin kardeşliğin gerçekliğini
gösterdiğini belirten Mustafayeva, “Aynı
dili konuşmak, aynı kültürel ve manevi
değerleri paylaşmak; aynı sofra etrafında
toplanmamızı, sevinçlerimizi ve acılarımızı
paylaşmamızı sağlıyor” ifadelerini
kullandı. Azerbaycan’dan Türkiye’ye gelen
misafirlerin sıcak bir misafirperverlikle
karşılandığını dile getiren Mustafayeva,
“Aramızdaki sevgi sadece siyasi bir kavram
değil, gerçek bir halk iradesidir” dedi.
Turizmin bu bağları güçlendiren doğal bir
köprü olduğunu söyleyen Mustafayeva,
“Halklarımız arasında güçlenen bağlara,
büyüyen sevgiye ve ortak geleceğimize
katkı sağlayacak bu adımın hayırlı olmasını
diliyorum” sözleriyle konuşmasını
tamamladı.
Aliyev: Temsilciliğimiz, Azerbaycan
ve Türkiye arasındaki turizmi
güçlendirecek”
Azerbaycan Turizm Bürosu Başkan
Yardımcısı Reşat Aliyev, İstanbul’daki
temsilcilik ofisinin açılışına ilişkin
değerlendirmesinde, bu adımın yalnızca yeni
bir çalışma alanı oluşturmakla kalmayıp,
Azerbaycan ve Türkiye arasındaki köklü
dostluğu, stratejik iş birliğini ve karşılıklı
güveni somut şekilde ortaya koyduğunu
söyledi. Aliyev, “Bildiğiniz gibi Türkiye, tarih
boyunca Azerbaycan için özel bir konuma
sahip olmuştur. Ortak kültürümüz ve
değerlerimiz, iki ülke arasındaki turizm
ilişkilerinin güçlenmesine önemli bir zemin
sağlıyor. Son yıllarda karşılıklı ziyaretlerdeki
artış ve gerçekleştirilen ortak projeler bunu
açıkça gösteriyor” dedi.
Aliyev, Azerbaycan’ın turizm potansiyelini
tanıtmak amacıyla yapılan yurtiçi ve yurtdışı
çalışmaların, medya kuruluşları ve dijital
platformlarla yürütülen kampanyaların
temsilcilik ofisinin faaliyete geçmesiyle
çok daha kurumsal ve sürdürülebilir hâle
geleceğini vurguladı. Aliyev, “Temsilcilik,
turizm profesyonelleri, medya kuruluşları
ve kamu kurumlarıyla doğrudan iş birliği
kurarak iki ülke arasındaki turizmi daha
da geliştirecek yeni projelere imkan
sağlayacak” ifadelerini kullandı.
Açılış etkinliğinde konuklara özel bir hediye
de takdim eden Aliyev, hediyenin Bakü’nün
en nadide miraslarından Şirvanşah Kapı
Türbesi’nin giriş kapısından ilham alınarak
tasarlandığını belirtti. Aliyev, “İstanbul’daki
temsilcilik ofisimizi, tıpkı bu kapı gibi
Azerbaycan’ın turizm alanında açılan yeni
bir kapısı olarak görüyoruz. Umarız bu
küçük hediye, misafirlerimizi ülkemizin
tarihine ve kültürüne keyifli bir yolculuğa
çıkarır” dedi. Aliyev, konuşmasını, “Hiçbir
başarı tek başına mümkün değildir. Bu
yeni dönemi mümkün kılan en önemli
güç, hiç şüphesiz ki ekibimizdir” sözleriyle
tamamladı.
Alizade: “Temsilciliğimiz,
Azerbaycan’a açılan yeni ve güçlü
bir kapı olsun”
Azerbaycan Turizm Bürosu İstanbul
Temsilciliği Direktörü Ruslan Alizade ise,
“Azerbaycan ile Türkiye arasındaki turizm
ilişkilerinin gelişmesinde önemli bir adım
attık. Bu süreçte sizlerle çalışmak bizim
için büyük bir heyecan ve gurur kaynağı
olacaktır. Temsilciliğimiz, Azerbaycan’a
açılan yeni ve güçlü bir kapı olmasını,
burada hayata geçireceğimiz projelerin ise
iki ülke arasındaki turizm ilişkilerini daha
da gelişgirmesini temenni ediyorum” diye
konuştu.
Açılışın ardından etkinlik, The Peninsula
İstanbul’da düzenlenen özel gala yemeği
ve konuşmalarla sürdü. Konuklar,
Azerbaycan’ın ünlü sanatçısının
canlı performansını dinlerken, ünlü
şeflerin hazırladığı otantik Azerbaycan
lezzetlerinin tadını çıkardı.
26
hotel restaurant
& hi-tech
gündem
Pamukkale’nin eşsiz travertenleri
yanında lüks konaklama
COLOSSAE THERMAL & SPA
Pamukkale’nin eşsiz travertenleri ve Hierapolis antik kenti kalıntılarının yanı başında
hizmet veren Colossae Thermal & Spa Hotel; 310 odası ve 620 yatak kapasitesi ile
misafirlerini ağırlıyor.
Pamukkale'nin pamuk yığınını
andıran travertenleri ve ilk
çağ termal kenti Hierapolis'in
kalıntılarının hemen yanı başında
40 dönüm arazi üzerine inşa edilen
Colossae Thermal & Spa Hotel,
adını Frigya'nın en önemli yerleşim
yerlerinden biri olan Colossae antik
şehrinden alıyor.
Hem dinlenme hem iş amaçlı
Huzur ve mutluluğun adresi Colossae
Thermal & Spa Hotel, doğa ile iç
içe özgün mimarisi, konforu en üst
seviyede yaşatan 310 oda 620 yatak
kapasitesi, çağdaş ve şık bir tasarımla
hazırlanmış 2000 m²'lik alanda yer
alan spa & wellness bölümü, açık
& kapalı alanlarda kullanım imkanı
veren şifalı termal havuzları, kongre
turizminin merkezi olmasını sağlayan
farklı kapasitelerde 14 adet salonu ve
eğlence alanları ile konuklarına hem iş
hem dinlenme amaçlı bir konaklama
deneyimi sunuyor.
Benimsediği değerlerden ödün
vermeden sürekli yenilenen çizgisiyle
hizmet sunan otel, doğa ile iç içe tatil
deneyimi yaşamak isteyen ziyaretçilerin
ilk tercihleri arasında yer alıyor.
RADISSON
BLU
BOSPHORUS
HOTEL’DE
BOĞAZ
MANZARALI
YENI YIL
BRUNCH’I
Radisson Otel Grubu,
İstanbul’un ikonik
adreslerinden Radisson
Blu Bosphorus Hotel’de
gelenekselleşen yeni
yıl brunch’ını seçkin
davetlilerin katılımıyla
gerçekleştirdi.
Radisson Otel Grubu, yeni yıla
sayılı günler kala İstanbul’un
ikonik adreslerinden Radisson
Blu Bosphorus Hotel, İstanbul’da
gelenekselleşen yeni yıl brunch
davetini gerçekleştirdi. 23 Aralık Salı
günü Radisson Otel Grubu tarafından
düzenlenen etkinlik, seçkin davetlilere
keyifli ve unutulmaz anlar yaşattı.
Müzikle zenginleşen zarif bir
atmosfer
İstanbul Boğazı’nın büyüleyici
manzarası eşliğinde gerçekleşen
brunch’ta, Alara Noyan ve orkestrası
mini caz performanslarıyla davete zarif
bir müzikal atmosfer kattı. Vokalde
Alara Noyan’a trombonda Burak
Dursun ve klavyede Onat Murat eşlik
etti.
2026’ya çok az bir süre kala düzenlenen
ve her yıl büyük ilgi gören bu özel
buluşma, başta turizm ve lifestyle
yayınları olmak üzere birçok yayıncı ve
influencer’ı bir araya getirdi. Misafirler,
Radisson Blu Bosphorus’un kusursuz
misafirperverliği eşliğinde yeni yıl
ruhunu doyasıya yaşarken, keyifli
sohbetler ve müzikle dolu bir brunch
deneyimi yaşadı.
Boğaz’a bakan eşsiz konaklama
deneyimi
İstanbul’un en ikonik lokasyonlarından
Ortaköy'de yer alan Radisson Blu
Bosphorus Hotel, İstanbul, misafirlerine
Boğaz'a bakan eşsiz bir konaklama
deneyimi sunuyor. Otelin otantik
restoranı Et Cetera’da enfes etler,
mezeler ve ağız sulandıran ev yapımı
gurme burgerler servis edilirken Cruise
Lounge Bar’da ise zengin kokteyl, bira
ve şarap çeşitleri bulunuyor. Birçoğu
Boğaz manzarasına sahip 139 oda
ve süit bulunan otelde, ücretsiz Wi-
Fi, yağmur duş, oda içi kahve ve çay
makinesi gibi olanaklar sunuluyor.
Otel, İstanbul’un tarihi yerleri, etkileyici
kültür/sanat mekanları, restoranlar,
kafeler ve barlarla dolu Ortaköy’deki
ideal konumuyla misafirlerine
unutulmaz bir konaklama vadediyor.
28
hotel restaurant
& hi-tech
gündem
DENTUROD BAŞKANI ŞEN
“HIERAPOLIS AÇILIŞI SONRASI
TGA DESTEĞI ÖNEMLI”
Pamukkale, Türkiye’nin ve
dünyanın en önemli turizm
destinasyonlarından biri olarak
her yıl binlerce ziyaretçiyi ağırlıyor.
Ancak Hierapolis Antik Havuzu’nun
restorasyon nedeniyle uzun süredir
kapalı olması, bölge turizmi açısından
gözle görülür etkiler oluşturmuş
durumda. Bu süreçte yaşanan kayıplar
ve açılış sonrası beklentiler hakkında
DENTUROD Başkanı Gazi Murat Şen
önemli açıklamalarda bulundu.
Pamukkale’nin sembollerinden biri olan
Hierapolis Antik Havuzu’nun 25 Ocak
2025’te başlayan restorasyon süreci
nedeniyle uzun süredir kapalı olduğunu
hatırlatan DENTUROD Başkanı Şen,
“Restorasyonun amacı alanı geleceğe
daha güçlü taşımak olsa da, bu
sürecin uzamasının bölge turizmine
etkileri artık kamuoyunda daha
görünür hale gelmiştir. Pamukkale,
yalnızca Türkiye’nin değil, dünyanın
önde gelen turizm markalarından
biridir. Ancak Antik Havuz’un kapalı
kaldığı bu dönemde; sosyal medya
görünürlüğünde, tur programlarındaki
taleplerde, günlük ziyaretçi akışında
belirgin düşüşler yaşanmıştır.” dedi.
Gazi Murat Şen şöyle devam etti:
“Her yıl 450.000’e yakın ziyaretçinin
ücret ödeyerek giriş yaptığı Antik
Havuz’un kapalı olması, yalnızca
turizm işletmeleri için değil devlet
gelirleri açısından da ciddi bir kayıp
oluşturmuştur. Bu tablo, açılış sonrası
dönemde güçlü bir tanıtım atağının
gerekliliğini açıkça ortaya koymaktadır.
Hierapolis Antik Havuzu yeniden
ziyarete açıldığında, bölgede oluşan
kaybın telafisi ve Pamukkale’nin eski
ivmesine hızla kavuşması için Türkiye
Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı’nın
(TGA) özel bir tanıtım desteği vermesi
kaçınılmaz bir ihtiyaçtır.
Bu tanıtım desteği; Antik Havuz’un
açılışının ulusal ve uluslararası
mecralarda güçlü bir kampanyayla
duyurulmasını, Pamukkale’nin marka
değerinin yeniden yükselmesini, Yerli–
yabancı ziyaretçi ilgisinin kısa sürede
artmasını, Turizm işletmelerinin
yaşadığı kayıpların hızla telafi edilmesini
sağlayacaktır.
Pamukkale gibi dünya mirası bir
destinasyonda yapılan restorasyonun
ardından, açılışın doğru bir iletişim
stratejisiyle desteklenmesi artık bir
beklenti değil, bölgenin sürdürülebilir
turizmi için gerekliliktir. Pamukkale’nin
dünya turizmindeki güçlü konumunu
yeniden hatırlatmak, bölge ekonomisini
canlandırmak ve Antik Havuz’un kapalı
kaldığı dönemde oluşan kayıpları hızla
telafi etmek mümkündür. Bu nedenle
kamuoyunun, meslek örgütlerinin,
turizmcilerin ve bölge paydaşlarının
ortak beklentisi, Antik Havuz açılır
açılmaz TGA’nın bölgeye özel bir tanıtım
seferberliğini hayata geçirmesidir.
Pamukkale yeniden parlamaya hazırdır.
Şimdi ihtiyaç duyulan, bu parlamayı
güçlendirecek tanıtım desteğinin
zamanında verilmesidir.”
Nuova Simonelli Türkiye Distribütörü
SORCAN Teknik Danışmanlık Hizmetleri Ltd. Şti.
Showroom: Sultan Selim Cad. Turan Sok. No: 21/A
Kağıthane-İstanbul Tel: +90 (212) 269 18 00
www.tecnocoffeeshop.com / info@tecnocoffee.com.tr
30
hotel restaurant
& hi-tech
verilerle turizm
TURIZMDE 4,55 MILYAR DOLARLIK
KREDI BÜYÜMESI
Turizmde nakdi krediler 2025’te yüzde 87 arttı. Kredilerin çoğunu oteller kullandı.
Otellerde takipteki kredi oranı ise yüzde 0,62’de kaldı.
Turizm Databank’ın BDDK verilerinden yaptığı analize
göre, Türkiye’de turizm alanında alınan nakdi banka
kredileri 2025 yılı Ocak-Ekim döneminde %87 artarak
4,55 milyar dolar artış gösterdi. 2024 yılındaki artış ise 2,43
milyar dolar dolayındaydı.
Toplam kredilerin %75,1’i otellerin
Turizmde gayri nakdi krediler %5,7 artarak 652 milyon dolar
oldu. Toplam kredilerin %75,1’i oteller tarafından kullanıldı.
Otellerde takipteki kredi oranı bu ayda %0,62 oldu.
İNGILTERE TURISTLERINDE
TÜRKIYE’NIN PAYI %4,6’YA DÜŞTÜ
2025’in ilk 10 ayında İngiltere’den Türkiye’ye gelen turist payı %4,6 ile düştü ve
Türkiye,pazarda 6. sırada yer aldı. İstanbul ve Antalya paylarını artırırken, Muğla’nın
payı geriledi.
Turizm Databank’ın İngiltere Sivil Havacılık Otoritesi
verilerinden yaptığı analize göre, 2025 yılı Ocak-Ekim
döneminde İngiltere’den hava yolu ile yurt dışına yapılan
seyahatler %2,8 artış göstererek 226,2 milyonu geçti.
Türkiye 6. sırada
Türkiye, pazardan aldığı %4,6 pay ile 6. sırada yer alıyor.
Geçen yıl bu oran %4,8 idi. Lider konumundaki İspanya’nın
payı %13,9’a yükselirken, onu ABD, İtalya ve Fransa izliyor.
Yunanistan ise %4,7 civarında pay alıyor.
Türkiye’ye gelen 10,5 milyon İngiliz turistin dağılımında
İstanbul %35,8 ile ilk sırada, Antalya %31,1 ile ikinci sırada
yer alıyor. Muğla %28,1 ve İzmir %4,7 pay alıyor. Muğla’nın
payı azalırken İstanbul, Antalya ve İzmir’in payları arttı.
32
hotel restaurant
& hi-tech
verilerle turizm
351 YENI OTEL, TEDARIKÇILERE
MILYONLUK FIRSAT SUNUYOR
2024-2026 döneminde açılacak 351 yeni 4 ve 5 yıldızlı otel ile yaklaşık 52,6 bin oda ve
113,5 bin yatak faaliyete geçecek.
Turizm Databank’ın Otel Yatırımları 2025 Araştırmasına
göre, 21 Aralık 2025 itibarıyla 2024-2026 döneminde
açılması planlanan 4 ve 5 yıldızlı 351 yeni otel projesi
bulunuyor. Bu otellerde yaklaşık 52,6 bin oda ve 113,5
bin yatak faaliyete geçecek. 2024-2026 dönemindeki
otel yatırımlarına toplam 3,1 milyar Dolar harcanması
öngörülüyor.
Tedarikçilere ne kadar iş doğacak?
Bütçe büyüklüğünde Antalya, İstanbul ve Muğla öne çıkıyor.
Otel tefrişatı (mobilya, mefruşat, elektronik vb.) için tahminen
1,1 milyar dolar harcama yapılacak. 351 otele ürün sunacak
tedarikçiler için en büyük pazar inşaat alanında oluşacak.
İnşaat harcamalarının yaklaşık %10’u kadar miktar makineekipman
alanında, makine-ekipman bütçesinin %75’i kadar
da arsa sahiplerine gidecek.
En çok hangi tedarikçi kazanacak?
Otel yapımında partnerlik yapan firmalar; yatak, baza, yastık
gibi ürünler, mutfak gereçleri, oturma grubu, televizyon,
bilgisayar ve mutfak ekipmanları alanlarında 30-35 milyon
dolar düzeyinde iş kazanacak. Perde, nevresim takımı, halı,
ofis gereçleri, jeneratörler ve saç kurutma makinesi, kettle
gibi ürünlerde ise yaklaşık 50 milyon dolar büyüklüğünde iş
fırsatı oluşacak.(Turizm Databank)
34
hotel restaurant
& hi-tech
verilerle turizm
FRANSA TURIZM GELIRINDE
109 MILYAR AVROYA ULAŞTI
2023’te Fransa turizmi, 109 milyar avro gelir sağladı ve GSYİH’nın %3,8’ini oluşturdu.
Gelirin en büyük payı ziyaretçi konaklamalarından gelirken, yolcu taşımacılığı ve
restoran-kafe harcamaları da önemli katkı sağladı.
100 milyonu aşkın geceleme ile turist ağırlayan Fransa’da,
2023 yılında turizmin doğrudan gayri safi yurt içi
hasılası (GSYİH) 109 milyar avro olarak gerçekleşti ve
GSYİH’nın %3,8’ini oluşturdu. Turizm Databank’ın Fransa
Pazarı Araştırmasına göre, 450 milyondan fazla geceleme
ile ziyaretçi konaklamaları turizm hasılasının %45’ini
oluşturuyor. Yolcu taşımacılığı %17, restoranlar ve kafeler
%10, spor, eğlence ve kültür ise %15 pay alıyor. INSEE
verilerine göre, ziyaretçi konaklamasından 42 milyar, yolcu
taşımacılığından 16 milyar ve restoran-kafelerden 9 milyar
avro gelir elde edildi. Spor, eğlence ve kültürden de 16 milyar
avro gelir sağlandı.
En fazla geceleme ve gelir
Fransa, Türkiye’deki en yüksek harcama seviyelerine sahip
ülkeler arasında yer alıyor. En fazla geceleme ve gelir ABD ve
İngiltere’den gelirken, Almanya, Belçika, İtalya ve İspanya ise
ikinci sıradaki pazarlardan oluşuyor.
2026 RESMI BELGE ÜCRETLERI
BELLI OLDU
2026 yılında kimlik kartı, pasaport, sürücü belgesi ve diğer resmi belgelerde
uygulanacak değerli kâğıt bedelleri, Hazine ve Maliye Bakanlığı Muhasebat Genel
Müdürlüğü tarafından Resmî Gazete’de yayımlanan tebliğ ile duyuruldu.
Tebliğe göre kimlik kartları 220 TL, sürücü belgeleri
1.690 TL, pasaport defteri 1.351 TL oldu. Noter
işlemlerinde kullanılan değerli kâğıtların bedelleri de
güncellendi. Noter kağıdı ve beyanname 149 TL, protesto,
vekaletname ve resen senet 298 TL olarak belirlendi.
Pasaport bedeli 1.351 TL, ikamet izni bedeli ise 964 TL oldu.
Kimlik kartı, sürücü belgesi ve araç tescil ücretleri de tebliğe
göre şöyle belirlendi: Kanuni süre dışında veya değişiklik
nedeniyle düzenlenen kimlik kartı 220 TL, kayıp nedeniyle
düzenlenen kimlik kartı 440 TL, aile cüzdanı 1.202 TL, sürücü
belgesi ve çalışma karnesi 1.690 TL, motorlu araç tescil
belgesi 1.511 TL, iş makinesi tescil belgesi 1.251 TL.
Diğer belge ücretleri ise banka çeki her bir yaprak 95 TL,
mavi kart 220 TL, yabancı çalışma izni ve muafiyet belgesi
964 TL olarak açıklandı. Yeni tebliğ ile belirlenen değerli kâğıt
bedelleri, 1 Ocak 2026 itibarıyla uygulanacak.
36
hotel restaurant
& hi-tech
yeni yatırımlar
Alrayyan’ın
İstanbul’daki
üçüncü oteli
Rayelin
Taksim
kapılarını
açtı
Alrayyan Turizm Otelcilik yatırımıyla hayata geçirilen Rayelin Taksim Hotel, grubun
İstanbul’daki üçüncü oteli olarak 19 Aralık 2025 tarihinde Talimhane’de düzenlenen
resmi açılış töreniyle hizmete girdi. Vezneciler ve Aksaray’daki otellerin ardından
Taksim’de açılan 120 odalı tesis, modern şehir oteli konsepti ve merkezi konumuyla
İstanbul’un konaklama sektörüne yeni bir soluk katmayı hedefliyor.
Aslen Libya menşeli yatırımcı
grup Alrayyan Turizm tarafından
İstanbul’un kalbi Taksim’de
konumlanan Rayelin Taksim Hotel’in
açılış töreni 19 Aralık Cuma günü
gerçekleştirildi. Törene turizm
sektörünün önde gelen temsilcileri, iş
ortakları ve basın mensuplarının yanı
sıra, Alrayyan Turizm bünyesindeki üç
otelin Genel Koordinatörü Hakan Bedir
ile Rayelin Hotel Old City Genel Müdürü
Enis Akcan da katıldı. Açılışta konuşan
Hakan Bedir, İstanbul’un güçlü turizm
potansiyeline duydukları güveni dile
getirerek, Rayelin Taksim Hotel’de
misafir memnuniyetini her zaman en
üst seviyede tutmayı amaçladıklarını
vurguladı.
Modern mimarisi, merkezi konumu ve
üstün hizmet anlayışıyla dikkat çeken
Rayelin Taksim Hotel, hem iş hem de
tatil amaçlı seyahat eden misafirler
için konforlu ve çağdaş bir konaklama
deneyimi sunuyor.
Şehrin dinamizmini yansıtıyor
Rayelin Taksim Hotel, geniş ve ferah
odaları, şehrin dinamizmini yansıtan
modern dekorasyonu ve ileri teknoloji
donanımlarıyla konforu ve şıklığı bir
araya getiriyor. Otel, misafirlerine şehir
hayatının tam merkezinde ayrıcalıklı bir
konaklama deneyimi sunuyor.
Meydana birkaç adım uzaklıkta
Taksim Meydanı’na yürüme
mesafesinde yer alan otel, kültürel
etkinliklere, alışveriş noktalarına ve
tarihi mekânlara kolay erişim imkânı
sağlıyor. Bu konumuyla otel, hem yerli
hem de yabancı turistler için ideal bir
konaklama noktası olmayı hedefliyor.
Misafirlerine yüksek standartlarda
hizmet sunmayı hedefleyen yeni nesil
bir şehir oteli olan Rayelin Taksim
Hotel; modern mimarisi, uluslararası
misafirperverlik anlayışı ve merkezi
konumuyla İstanbul’un öne çıkan
konaklama adreslerinden biri olmayı
amaçlıyor.
38
hotel restaurant
& hi-tech
yeni yatırımlar
Wyndham Grand Udaipur
Fatehsagar Lake açıldı
Wyndham Hotels & Resorts, Hindistan’ın Racastan bölgesinin kalbindeki Wyndham
Grand Udaipur Fatehsagar Lake otelinin açılışını gerçekleştirdi.
Fatehsagar Gölü’nün hemen yanı
başında, heybetli Aravalli Dağları’na
bakan ve 105 dönüm araziye kurulan
Wyndham Grand Udaipur Fatehsagar Lake;
l, İstanbul, İzmir ve Kayseri de dahil olmak
üzere dünyanın gözde şehirlerinde düğünler,
kutlamalar ve lüks konaklamalar için
olanaklar sunan doksan Wyndham Grand
otelinin arasına katıldı.
Manikis: “Markamızın ilkelerini
yansıtıyor”
Wyndham Hotels & Resorts EMEA Başkanı
Dimitris Manikis, “Wyndham Grand Udaipur
Fatehsagar Lake otelimizin açılışını
gerçekleştirerek ve şirketimizin adını taşıyan
markalarımızdan en üst segmenttekini
Hindistan’a getirerek çok önemli bir anı
yaşıyoruz. Yeni otelimizin açılışı, yereldeki
ortaklıklarımızın gücününün yanı sıra
markalarımızın zengin bir kültür, samimi
bir misafirperverlik anlayışı ve ziyaretçileri
içine çeken seyahat deneyimleri sunan
destinasyonlarda ne kadar güçlü bir
karşılık bulduğunu kanıtlıyor. Udaipur’un
saraylarına ve huzur veren göllerine bakan
bu otelimiz, Wyndham Grand markamızın
yerelle bağlantılı, özgün, keyifli ve sofistike
konaklamalar sunma ilkelerini yansıtıyor”
dedi.
Udaipur’un kalbinde bir göl başı
kaçamağı
Işıltılı göller, romantik saraylar ve zengin
bir sanat geleneğini bir araya getiren
Udaipur, dünyada “Doğu’nun Venedik’i”
olarak da biliniyor. Wyndham Grand Udaipur
Fatehsagar Lake, misafirlerine Jagdish
Tapınağı, Shilpgram el sanatları kompleksi
ve Pichola Gölü’nün üzerinde yükselen
heybetli Şehir Sarayı gibi bölgenin önemli
yapılarına kolay erişim olanağı sunuyor.
Otelin içi ise Udaipur’un aristokrat
mirasının modern bir yorumunu yansıtıyor.
Otelin 140 misafir odası ve süitinde saray
mimarisinden esinlenen Gokhda tarzında
oturma alanları, mermer kaplamalı şık
banyolar ve bazı süitlerde bulunan girdap
banyoları gibi olanaklarla çağdaş bir konfor
anlayışı, geleneksel dokunuşlarla bir
arada sunuluyor. Saray Kanadı açıldığında
otelin kapasitesine 60 oda daha eklenecek.
Menüsü tamamen vejetaryen seçeneklerden
oluşan resort tesiste taze ve yerel ürünlerle
hazırlanmış Pyaala, Shakahari ve O Sian gibi
Hint yemekleri ile uluslararası mutfaklardan
lezzetler sunuluyor. Otel, Udaipur’daki en
büyük amfitiyatro, büyük bir balo salonu
ve binlerce ziyaretçiyi ağırlayabilen Bağ
Bahçesi gibi geniş etkinlik mekanlarıyla
düğün, kutlama ve iş toplantıları
düzenleyenlere de ev sahipliği yapıyor.
Wyndham Grand Udaipur Otel Sahibi
Chirag Maroo, “Wyndham Grand Udaipur
Fatehsagar Lake otelimizde Udaipur’un
ruhuyla derin bir bağ kuran; insanların
güne göl kenarında başladığı, öğleden
sonralarını sarayları ve pazarları keşfederek
geçirdiği ve akşamları gerçek Racastan
misafirperverliğinin sıcaklığıyla karşıladığı
bir mekan yaratmayı hedefledik. Büyük
amfitiyatromuzdan saraylardan ilham
alan misafir odalarına ve sakin zaman
geçirilebilecek köşelere kadar her
detayı, keşif ve günlük hayatın stresinden
uzaklaşma hissi oluşturacak şekilde
düşündük” dedi.
40
hotel restaurant
& hi-tech
yeni yatırımlar
Özpınarlar
İnşaat Grubu,
Antalya’ya üçüncü
otelini açtı
Konut projelerindeki uzmanlığını turizm ve otelcilik
sektörüne de taşıyarak Antalya’yı bir cazibe merkezi
haline getiren projelere imza atan Özpınarlar İnşaat
Grubu, Antalya’daki üçüncü oteli olan Marriott Executive
Apartments Antalya’yı hizmete açtı.
Özpınarlar İnşaat Grubu’nun
üçüncü oteli Marriott Executive
Apartments Antalya, konuklarını
ağırlamaya başladı. Turizm
yatırımlarına devam eden grup ile
Marriott arasında Antalya şehir
merkezinin en gözde lokasyonlarında
hayata geçirilecek olan; Residence
Inn by Marriott, Marriott Executive
Apartments ve Le Meridien projeleri
için imzalar 8 Ağustos 2024 tarihinde
atılmıştı. 2025 yılı Ocak ayında faaliyete
giren Residence Inn by Marriott
Antalya’ nın ardından yine bu yıl
eylül ayı başlarında açılan Marriott
Executive Apartments Antalya ile turizm
yatırımları tüm hızıyla sürüyor.
Şehrin kalbinde
Muratpaşa’nın merkezi noktalarına
yakın konumlanan Marriott Executive
Apartments Antalya, kısa ya da uzun
süreli konaklamalar için modern ve
konforlu bir yaşam alanı sunuyor.
İster iş seyahati ister şehir keşfi için
otel yalnızca bir oda değil, huzurlu ve
rahat bir yaşam alanı sunuyor. Marriott
International standartlarına uygun
olarak tasarlanan 60 konforlu residence
dairesi, şehir ziyaretlerini keyifli ve
pratik hale getirmek için hazır.
Ayrıcalıklı konfor ve zarafet
İş ve tatil amaçlı seyahat eden
misafirlerin ihtiyaçları göz önünde
bulundurularak hazırlanan otel; modern
tasarımı ve fonksiyonel çözümleriyle
60 süitinde sade, dengeli ve rahat bir
ortam sunuyor. 42–50 m² arasındaki
1+1 süitler şıklığı ve konforu bir
araya getirirken; geniş yaşam alanı
sunan 2+1 süitler aileler ve uzun
konaklamalar için ideal bir seçenek
oluşturuyor. Tüm süitler, ferah oturma
alanı ve 55 inç Smart TV ile modern
yaşam standartlarını yansıtıyor.
Tam donanımlı mutfaklarda günlük
ihtiyaçları karşılayacak tüm ekipmanlar
bulunurken, geniş banyolar ve çamaşırkurutma
makineleri konaklamayı daha
pratik ve konforlu hale getiriyor.
Sert: “Antalya’ya değer katmaya
devam ediyoruz”
Özpınarlar Yönetim Kurulu Üyesi
Ramazan Sert, Antalya’ya değer
katmaya devam ettiklerini belirterek,
yatırıma dair şunları söyledi:
“Özpınarlar İnşaat Grubu olarak,
yenilikçi yaklaşım, kalite, dürüstlük
ve güven ilkelerinin ışığında her
zaman en iyisini hedefledik. Bugüne
kadar şehrimizin çehresini modern
dünya standartlarına taşımayı görev
edindik. Güvenli, yüksek kaliteli ve
yenilikçi teknolojilerin kullanımında
öncü projelerimizle Antalya’ya
değer katmaya devam ediyoruz.
Bu misyonumuzu, eğitim ve sağlık
alanlarında gerçekleştirdiğimiz
sosyal sorumluluk projelerimiz ile
taçlandırarak şehrimize geniş kapsamlı
değer katmayı sürdürmekteyiz. Bugün,
şehrimize yepyeni değerler kazandırıyor
olmanın mutluluğu içerisindeyiz.
Antalya’nın tarihi birikimi, doğası
ve dünya standartlarının üstünde
turizm faaliyetleri ile hizmet veren
markalarımızın her yıl ürettiği değeri
büyütmek ve geliştirmek için Özpınarlar
İnşaat Grubu olarak dünya çapında
bir değer olan Marriott markasının üç
otelini şehrimize kazandıracak olmanın
gururunu yaşıyoruz.”
Grubun turizm serüvenine 2023 yılında
kendi markaları olan 128 yataklı
Casamax Suites ile başladıklarını
hatırlatan Sert, şöyle devam etti:
“Şimdi ise Antalya’nın birbirinden
değerli konumlarında hizmet vermeyi
planladığımız Marriott otellerimiz
ile ülkemiz ve şehrimiz için hizmet
rafine bir tatil deneyimi sunar.
Mavi bayraklı Konyaaltı sahilinde
konumlanan 160 odalı otel; özenle
planlanmış yaşam alanları, zarif
mimarisi ve benzersiz konumuyla
Le Méridien markasının çağdaş
estetiğini Akdeniz’de özgün bir yorumla
buluşturmaktadır.
Özpınarlar İnşaat Grubu tarafından
hayata geçirilen ve Emre Arolat imzasını
taşıyan proje, daha tamamlanmadan
2025’te Miami’de düzenlenen Dünya
Mimarlık Festivali’nde “Geleceğin
Kültür Yapısı” ödülüne layık görülerek
mimari kalitesini ve kültürel değerini
uluslararası arenada tescillemiştir.
Casamax Suites: Antalya Konyaaltı’nda
yer alan, 64 modern ve şık tasarımlı
1+1 süit odasıyla, konforlu bir
konaklama deneyimi sunmaktadır.
Merkezi konumu sayesinde sahile,
alışveriş merkezlerine ve sosyal
yaşam alanlarına kolay erişim imkânı
sağlarken, üstün hizmet anlayışıyla
misafirlerine unutulmaz bir deneyim
yaşatmaktadır.
sektöründe de değer üretmek,
istihdama katkıda bulunmak ve
misafirperverliğimizin derinliğini tüm
konuklarımızla paylaşmak istiyoruz.
Özpınarlar Grubu olarak 2026 yılı
sonunda toplamda 1.000 yatak
kapasitesine ulaşmayı hedefliyoruz.
İnşaat sektöründe 35 yılı aşan
birikimimiz ile oluşturduğumuz güven,
huzur ve kaliteyi misafirlerimize
hissettirmek, şirketimizin turizm
sektörünün de önde gelen isimleri
arasında anılmasını sağlamak için
hedeflerimiz doğrultusunda var
gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.”
Turizm ve Otelcilik Yatırımları
Özpınarlar İnşaat Grubu’nun turizm
sektöründeki yatırımları turizm grubu
Genel Müdürü Serdar Küçükyıldız
liderliğinde, konfor ve şıklığı bir araya
getiren prestijli projeleri ile dikkat
çekmektedir:
Residence Inn by Marriott: Antalya
Muratpaşa’da konumlanan bu otel,
yüksek beklentilere sahip iş ve
tatil amaçlı konaklamalar için özel
olarak tasarlanmıştır. 43 adet 1+1
süit dairesiyle, özellikle uzun süreli
konaklamalar için şık ve konforlu bir
alternatif sunmaktadır.
Marriott Executive Apartments: 60 adet
1+1 ve 2+1 lüks daireden oluşan bu
proje, yalnızca üst düzey bir konaklama
deneyimi değil, ofisler ve alışveriş
mağazalarıyla tam teşekküllü bir yaşam
merkezi konsepti sunmaktadır.
Le Méridien Antalya: Akdeniz kıyısında
yer alan Le Méridien Antalya, resort
lüksünü yerel dokuyla harmanlayan
çağdaş bir konaklama tesisi olarak
tasarlanmıştır. Proje, geleneksel
unsurları soyutlayarak mimari formlar
aracılığıyla eğlence kavramını yeniden
yorumlamaktadır.
Bu tasarım yaklaşımı, misafirlere
şık ve modern detayların eşlik ettiği,
Akdeniz’in dingin atmosferini yansıtan
42
hotel restaurant
& hi-tech
yatırım
Kayak kültürünün
zamansız adresi
DORUKKAYA SKI &
MOUNTAIN RESORT
Kartalkaya’nın köklü ruhunu ve sporcu enerjisini taşıyan DorukKaya Ski & Mountain
Resort, pistlere yakın konumu, dinamik atmosferi ve yalın dağ oteli anlayışıyla kışı
hareketli ve sahici yaşamak isteyenlerin vazgeçilmez rotası olmaya devam ediyor.
DorukKaya Ski & Mountain Resort,
Kartalkaya’nın köklü ruhunu ve
sporcu enerjisini temsil ediyor. Dağ
evi sıcaklığındaki atmosferi, pistlere yakın
konumu ve dinamik yapısıyla özellikle kışı
hareketli ve sahici yaşamak isteyenlerin
tercihi olmaya devam ediyor. Odalar sade
ve fonksiyonel; günün büyük bölümünü
pistlerde geçiren misafirler için ihtiyaç
duyulan konforu net ve yalın bir şekilde
sunuyor. Akşam saatlerinde ise lobideki
şömine başı sohbetleri ve ortak alanlar,
DorukKaya Ski & Mountain Resort’un sosyal
yüzünü ortaya çıkarıyor.
Sporun merkezinde
Türkiye’nin en bilinen snowpark
alanlarından birine ev sahipliği yapan
DorukKaya Ski & Mountain Resort
Kartalkaya, özellikle snowboard tutkunları
ve genç sporcular için güçlü bir çekim
noktası. Geniş pist ağı ve sportif atmosferi,
oteli hareket ve adrenalin odaklı bir dağ
deneyimine dönüştürüyor. Çocuklar için
sunulan spor temalı aktiviteler de bu
yaklaşımı tamamlıyor.
Ortak buluşma noktası: Palazzo
Lounge
DorukKaya Ski & Mountain Resort
deneyimini tamamlayan Palazzo Lounge,
Kartalkaya’nın etkileyici kar manzarası
eşliğinde gastronomiyi sosyal bir buluşma
ritüeline dönüştürüyor. Gün içinde kayak
molaları için ideal bir durak olan lounge
alanı, akşam saatlerinde ise daha sakin ve
keyifli bir yemek atmosferi sunuyor.
Develi Kebap, Yada Sushi, Serafina ve
Palazzo Steak House imzalı seçkin lezzetler,
dağın temposuna uyum sağlayan rafine bir
menüyle bir araya geliyor. Kaya Palazzo
Kartalkaya ve DorukKaya Ski & Mountain
Resort’un misafirlerini bir araya getiren bu
alan, Kartalkaya’da günün ritmini
paylaşmanın en keyifli yollarından
biri olarak konumlanıyor.
Dağın mutfağı
Otelde lezzet anlayışı, Türk ve
Bolu mutfağının doyurucu ve sıcak
tatları etrafında şekilleniyor. Zengin
açık büfede enerji veren, doğal ve
mevsime uygun seçenekler öne
çıkarken; pist kenarındaki kafeler
kısa molalarda kayak temposunu
bölmeden keyifli duraklar sunuyor.
Ailece hareketli bir dağ tatili
DorukKaya Ski & Mountain
Resort’ta çocuklar için sunulan
aktiviteler, otelin dinamik ve sporla iç
içe atmosferini tamamlayan bir anlayışla
şekilleniyor. Minik misafirler, gün boyunca
kendilerine ayrılmış alanlarda oyunlar, grup
aktiviteleri ve kar temalı etkinliklerle tatilin
enerjisini doyasıya yaşıyor. Dağ oteli ruhunu
yansıtan bu yaklaşım, çocukların keyifli vakit
geçirmesini sağlarken ailelerin de günün
hareketli kayak temposuna rahatça eşlik
edebilmesine olanak tanıyor. DorukKaya Ski
& Mountain Resort, kışı ailece aktif ve doğal
bir akış içinde yaşamak isteyenler için güçlü
bir alternatif sunuyor.
44
hotel restaurant
& hi-tech
yeni yatırımlar
Ceylan
Splend'or
Uludağ
kapılarını açtı
Marriott International’ın Autograph Collection
segmentinin yeni üyesi Ceylan Splend'or Uludağ,
kapılarını açtı. Otel; sürdürülebilir tasarımı, Uludağ’ın
kimliğinden şekillenen hikayesi ve dört mevsimi yaşatan
deneyim platformu ile yılın her anında yaşayan bir dağ
destinasyonu olarak dikkat çekiyor.
Rejeneratif seyahat yaklaşımıyla
açılan Ceylan Splend’or Uludağ,
Autograph Collection; Uludağ’ın ikinci
gelişim bölgesinin girişinde konumlanıyor.
Çevresindeki kentlere yakın lokasyonuyla
otel, şehir hayatının günlük rutininden
uzaklaşmak isteyen misafirlerin seyahat
planlarına girmeye hazırlanıyor. Marriott
International standartlarında güvenlik
sistemleriyle hizmet veren Ceylan Splend’or
Uludağ, Autograph Collection sanat,
gastronomi, doğa sporları ve wellbeing
konularında sunduğu özel deneyimlerle çok
katmanlı bir seyahat seçeneği sunuyor.
Minimalizmden sürdürülebilirliğe
Ceylan Splend’or Uludağ, Autograph
Collection mekânsal kurgu, taş ve ahşabın
doğal dokusunu öne çıkaran yalın çizgiler
ve dengeli ışık kullanımıyla zamansız
bir atmosfer sunuyor. Sıcak minimalizm
yaklaşımı kullanıcı konforunu merkezde
tutuyor. Otelin 35 farklı noktasında yer
alan şömineler ve dış alandaki ateş çukuru
ise bu sıcak iklimi tamamlıyor. 91 odadan
oluşan yapı; Attic Deluxe, Attic Family
Suite, Corner Family Suite, Deluxe King,
Presidential Suite, Spa Suite, Splendid
Suite, Superior Twin ve 2 farklı versiyonda
6 Chalet olmak üzere farklı ihtiyaçlara
hitap eden kategorilerden oluşuyor. Otelin
yapım sürecinde ortaya çıkan granit taşları,
geri dönüştürülmüş içerikle üretilen özel
seramikler, estetik beklenti ile ekolojik
sorumluluğu aynı pratikte buluşturuyor.
Doğa, gastronomi ve sanatın
kesişiminde
Ceylan Splend’or Uludağ, Autograph
Collection, çağdaş sanatı odağına alan bir
kültürel platform olarak Türkiye’de sanat
oteli kavramına yeni bir boyut kazandırıyor.
Dönemsel olarak yenilenen sergileri, sanatçı
konuşmaları, atölyeleri ile otel, Uludağ’a
çağdaş sanat deneyimini taşımayı hedefliyor.
Otelin ilk sergisi ‘İpeğin Hafifliği, Taşın
Ağırlığı’ ise mekâna özgü yerleştirmeler
aracılığıyla sanatseverleri Bursa'nın tarihsel
ve kültürel belleğini yeniden düşünmeye
davet ediyor.
Bölgenin zengin mutfak kültürüyle bağlantı
kuran Ceylan Splend’or Uludağ, Autograph
Collection’ın bünyesinde bulunan farklı
mutfaklar ise yerel üreticilerden temin
edilen malzemelerle güncel sunum
tekniklerini buluşturuyor. Sürdürülebilirlik
ve lezzet odağını birleştiren otelin ana
restoranı a la carte servis anlayışıyla
menüsünü her gün farklı seçeneklerle
yeniliyor. Bölgenin doğasını tabağa taşıyan
Dağbaşı Grill Restaurant’da ise Bursa’nın
meşe odunlarıyla pişen bölgeye özgü
yemekler, Uludağ’ın eşsiz manzarasına
karşı servis ediliyor.
Ceylan Splend’or Uludağ,
Autograph Collection;
uluslararası gezginler,
wellbeing odaklı
konuklar, kış sporları
meraklıları, lüks tatil
severler, maceraperestler,
sanatseverler ve gastronomi
tutkunları olmak üzere
her yaştan her kategoride
misafire hitap ediyor.
Deneyimli kadrosu, sıcak
atmosferi, konfor ve
estetiği buluşturan hizmet
anlayışıyla sıra dışı bir
seyahat ve konaklama
deneyimi vadediyor.
Otelin gastronomi yaklaşımını yansıtan bir
diğer adres L’oven Cafe & Bistro ise, özel
çekirdeklerle hazırlanan kahveleri ve artizan
fırın deneyimi ile hem kahve tutkunlarının
hem de pist keyfini uzatmak isteyenlerin gün
boyu buluşma noktası haline geliyor. Lobi
katında bulunan Sushi Corner ve Whiskey
Bar & Cigar Lounge otelin gastronomi
hikayesinde tamamlayıcı rol oynuyor.
Yeni bir yaşam kültürü
Uludağ’ın en keyifli pistlerinin üzerinde
konumlanan bölgenin en hareketli apres-ski
deneyimini sunacak Basecamp Après-ski;
güneşin tadını çıkarmaya imkan sağlayan
pist manzaralı şezlongları, partileri, canlı
müzik, DJ performansları ve yeni nesil
bistro lezzetleri ile dağın kış komünitesini
bir araya getiriyor. Otelin kayak okulu,
bireysel ve grup eğitimlerinin yanı sıra safari
turlarıyla misafirlere farklı deneyimler
sunuyor. Farklı segmentlerde kiralık
ekipman seçeneklerinin bulunmasının
yanı sıra otelden direkt geçiş imkanı dikkat
çekiyor. Kolay, orta ve ileri seviyelere uygun
toplam 30 km uzunluğundaki pistlere erişim
sağlayan telesiyej sistemi ise sporseverlere
konforlu ve kesintisiz bir kayak deneyimi
vadediyor.
Ceylan Splend’or Uludağ, Autograph
Collection, orman okulu iş birliği ve
danışmanlığıyla çocuklar için de doğayla
iç içe, keşif dolu bir dünya sunuyor. Doğa
aktivitelerinin yanı sıra Kids Room, Kids
Atölye ve Game Room alanlarında gün boyu
sürecek eğlenceli programlar çocukları
bekliyor.
Bir doğa deneyimi platformu
Otel çatısı altında bir doğa deneyimi
platformu olarak kurulan Discover Uludağ,
kış turizmi ile bağdaşan bölgeyi dört
mevsim boyunca aktif bir destinasyon haline
getiriyor. Discover Uludağ’ın her mevsime
yeni bir bakış kazandırma vizyonuyla bölgeye
kazandırılan 5 yürüyüş ve 3 bisiklet rotası,
ilk etapta rehberli yürüyüşler ve elektrikli
bisiklet turlarıyla misafirlere hizmet
verecek.
Platform; hiking, trekking ve hedikli kar
yürüyüşü gibi rehberli yürüyüşler, e-bike,
bitki keşif turları ve foraging, gökyüzü&ay
gözlemleri, meditasyon seansları, ses
ve orman banyosu, hareket atölyeleri,
nefes terapisi ve wild table gibi pek çok
farklı mikro deneyimler ile doğayla bağ
kurarken anlam yaratan keşifler sunmayı
önceliklendiriyor.
46
hotel restaurant
& hi-tech
yatırım
Kışın en rafine hali
KAYA PALAZZO SKI & MOUNTAIN
RESORT KARTALKAYA
Modern mimarisi, yüksek konfor anlayışı ve zengin gastronomi seçenekleriyle Kaya Palazzo
Kartalkaya, kış sporlarını sofistike bir yaşam deneyimiyle buluşturuyor. Dağın temposunu
seven ama konfordan vazgeçmeyenler için öne çıkan bir adres.
Kartalkaya’nın en prestijli tesislerinden
Kaya Palazzo Ski & Mountain Resort,
kış sporlarını yüksek konfor ve rafine
bir yaşam anlayışıyla bir araya getiriyor.
Modern mimarisi, sıcak iç mekânları ve
dağ manzarasına açılan geniş yaşam
alanları, kayak sonrası dingin bir atmosfer
yaşatıyor. Gün boyunca pistlerde geçen
saatlerin ardından otelin spa alanı, ritmi
yavaşlatmak isteyenler için doğal bir durak
haline geliyor. Kapalı havuzlar, terapi
odaları ve dinlenme alanları, kış tatilini
yalnızca aktif değil, aynı zamanda dengeli
bir deneyime dönüştürüyor.
Ortak buluşma noktası: Palazzo
Lounge
Kaya Palazzo Kartalkaya deneyimini
tamamlayan Palazzo Lounge,
Kartalkaya’nın etkileyici kar manzarası
eşliğinde gastronomiyi sosyal bir buluşma
ritüeline dönüştürüyor. Gün içinde kayak
molaları için ideal bir durak olan lounge
alanı, akşam saatlerinde ise daha sakin ve
keyifli bir yemek atmosferi sunuyor. Develi
Kebap, Yada Sushi, Serafina ve Palazzo
Steak House imzalı seçkin lezzetler, dağın
temposuna uyum sağlayan rafine bir
menüyle bir araya geliyor.
Lezzetin kış hali
Kaya Palazzo Kartalkaya’da gastronomi,
kayak temposuna uyum sağlayan zengin
ve çok katmanlı bir mutfak anlayışıyla
sunuluyor. Uluslararası ve Türk
mutfağından seçkiler sunan ana restoranın
yanı sıra, İtalyan ve dünya mutfağına
odaklanan A’la Carte seçenekler akşamları
daha sakin ve keyifli bir ritme taşıyor.
Pistlere yakın kafe ve barlar ise gün içinde
kısa molalar ve sıcak sohbetler için ideal.
Aileler ve çocuklar için
Kaya Palazzo Kartalkaya’da çocuklar,
tatilin enerjisini kendilerine ayrılmış
alanlarda keyifle yaşarken aileler de kış
tatillerini daha dengeli ve rahat bir ritimde
sürdürebiliyor. MA&ME&PA Kids Club,
minik misafirler için gün boyunca farklı yaş
gruplarına uygun aktiviteler sunan sıcak
ve güvenli bir buluşma noktası olarak öne
çıkıyor. Oyun saatleri, yaratıcı etkinlikler ve
kar temasıyla uyumlu aktivitelerle çocuklar
tatilin tadını çıkarırken; profesyonel ekip
eşliğinde geçirilen bu zaman, ailelere de
pistlerde veya otelin sosyal alanlarında
özgürce vakit geçirme imkânı sunuyor.
Kaya Palazzo Kartalkaya, ailelere konforlu
bir tatil, çocuklara ise keyifli ve renkli bir
kış dünyası vadediyor.
48
hotel restaurant
& hi-tech
yatırım
Tarihi eserler
arasında yeniden
doğan bir konfor
mirası
Giritligil Otel
Manisa
Manisa’nın kalbinde, 14. ve 19. yüzyıldan kalan tarihi eserler arasında yükselen Giritligil Otel,
geçmişin izlerini modern konforla buluşturuyor. Bilimsel restorasyonla hayata geçirilen otel,
arkeolojik mirası, özgün mimarisi ve sürdürülebilir yaklaşımıyla Ege Bölgesi’nin en dikkat
çekici konaklama projelerinden biri olarak öne çıkıyor.
Giritligil Otel’in doğuşu, 2015 yılında Manisa’nın
saygın iş insanı Ercüment Giritligil’in
tarihe duyduğu saygı ve vizyoner
yaklaşımıyla başladı. 83 yaşında bu özel yatırımı
Manisa’ya kazandırmak için gerçekleştirdiği
girişim sonucunda, bilimsel restorasyon ilkeleriyle
yürütülen, literatüre örnek gösterilecek
nitelikteki bu proje, geçmişin izlerini geleceğin
konforuyla buluşturarak benzersiz bir eser ortaya
çıkardı.
Manisa’nın kalbinde yükselen otel; yalnızca bir
konaklama alanı değil, Anadolu’nun derin tarihinden
süzülerek gelen eşsiz bir kültür mirasının
zamana karşı kazandığı bir zafer. Anıtlar Kurulu
ile yürütülen uzun ve özenli çalışmalar sonucu
hayata geçirilen otel, 14. yüzyıldan kalan Saray-ı
Amire hamamı ve 1800’lü yılların Yaralı Han
kalıntılarıyla misafirlerine canlı bir arkeolojik
deneyim sunuyor.
Giritligil’in altında bulunan tarihi hamam
kompleksinin, araştırmalara göre Fatih Sultan
Mehmet’in Manisa’daki şehzadelik dönemlerine
uzandığı biliniyor. Taş duvarların sıcak dokusuna
sinmiş zaman, genç Mehmet’in devlet idaresi
ve fetih stratejileri üzerine ilk düşüncelerini bu
kubbelerin altında olgunlaştırdığı rivayetini adeta
bugün hâlâ fısıldıyor. Bu eşsiz miras, otelin modern
yaşamla kurduğu zarif dengede ziyaretçilere
tarih boyunca süzülmüş bir deneyim sunuyor.
Kervan yollarının kalbi: Yaralı Han
Otelin altında korunan 19. yüzyıl Yaralı Han
kalıntıları ise bir dönem Ege ticaret yollarının
uğrak noktası. Bugün cam yüzeylerin altında
sergilenen bu tarihi dokular, misafirleri kervanların
ayak izlerine, tüccarların hikâyelerine ve
uzun yolculukların ritmine doğru götürüyor.
Cam zemin uygulamasıyla üzerinden yürüyerek
dönemin dokusunu hissedebiliyorsunuz.
Saray-ı Amire’de kahvaltı deneyimi
Yüzyıla uzanan Sübyan Hamamı, modern
konservasyon çalışmalarının ardından otel
misafirleri için büyüleyici bir kahvaltı alanına
dönüştürüldü. Osmanlı şehzadelerinin güne
başladığı bir mekânda kahvaltı etmek, Giritligil’de
her sabahı tarih dolu bir ritüele çeviriyor.
Tarihi dokunun içinde gurme bir yolculuk
Otelin gastronomi merkezi olan Taşfabrika
Restoranı, 18. yüzyılda Rum ustalar tarafından
inşa edilen taş yapı içinde hizmet veriyor. Dünya
mutfaklarından seçkin lezzetleri, geçmişin mimarisiyle
iç içe sunarak misafirlere hem damak
hem mekân açısından çok katmanlı bir deneyim
yaşatıyor. Şehrin tarihini taşıyan restoranımız da
aynı zamanda yöresel yemekler de sunuluyor.
Şehrin kimliğini taşıyan bir misyonu var.
Her odada konforu hissedeceğiniz özel bir
tasarım
Giritligil Otel’in her odasında, konforu üst seviyeye
taşıyan ince ayrıntılar özenle düşünüldü.
USB şarj girişleri, özellikle yabancı misafirler için
pratik bir kullanım sağlarken, her odada bulunan
dikey jakuzi sistemleri ayrıcalıklı bir konaklama
deneyimi sunuyor. Dokunmatik ekranlı
talep butonları sayesinde teknolojinin sunduğu
imkânlar konforla buluşturuldu. Her odada yer
alan Access Point’ler sayesinde, başka bir oda
ile internet paylaşımına ihtiyaç duymadan sınırsız
ve yüksek hızlı internet bağlantısı sağlanıyor.
Modern teknolojinin tüm olanakları kullanılarak
tasarlanan odalarda, misafirlerin konforu en ince
detayına kadar düşünüldü; memnuniyet odaklı
bir hizmet anlayışı benimsendi.
Giritligil Otel, yalnızca tarihi koruyan değil;
geleceğe karşı da sorumluluğunu titizlikle yerine
getiren bir tesis olarak 3. Aşama Sürdürülebilir
Turizm Belgesi ile tescillenmiş durumda. Bu
belge, otelin çevresel, kültürel ve sosyoekonomik
sürdürülebilirliği bütünsel bir sistemle ele
aldığını gösteren en yüksek standartlardan biri.
Geri dönüşen kâğıtlardan üretilen sanat
objeleri
Giritligil, sürdürülebilirliğe yalnızca işletme
mantığıyla değil, yaratıcılık ile yaklaşan bir tesis.
Personelin geri dönüştürdüğü kağıt atıklardan
vazolar, dekoratif ürünler ve objeler üretiliyor.
Bu hem atık miktarını azaltıyor hem de otelin
kendi iç estetiğini sürdürülebilir bir dokunuşla
zenginleştiriyor.
En büyük sözü: Tarihi korumak
Otel, ev sahipliği yaptığı hamam ve han
kalıntılarını
yalnızca
sergilemekle
kalmıyor; aynı
zamanda onların
korunması için
disiplinli ve
sürekli bir çalışma
yürütüyor.
Mimari dokunun
bozulmaması
için yapılan konservasyon
uygulamaları,
bilimsel
ve uzman onaylı yöntemlerle sürdürülüyor.
Tarihi yaşatan, geleceği koruyan bir ege
mirası
Giritligil Otel'in tam da bunu başardığının altını
çizen Otel Müdürü Gizem Tarım, "2018 yılında
ebediyete uğurladığımız, bu benzersiz yapıyı
ülkemize kazandıran kurucumuz Ercüment Giritligil’i,
derin bir saygı ve rahmetle anıyoruz. Bugün
Giritligil Otel’in her köşesinde onun vizyonunun
ve emeğinin izleri yaşamaya devam ediyor" diyor.
Giritligil Otel’de müdür olmak
Giritligil Otel’de müdür olmanın, yalnızca bir
işletmeyi yönetmekten çok daha fazlası olduğunu
dile getiren Tarım, “Bu otelde bir olmak,
yalnızca bir işletmeyi yönetmek değil; tarihin
kalbinde yaşayan bir mirasa rehberlik etmektir.
Bir kadın olarak, 14. yüzyıl hamamı, 19. yüzyıl
han kalıntıları ve Rum ustaların izleri arasında
her gün geçmişi korurken, modern konforu en
ince detayına kadar yönetmek benim için ayrı bir
gurur kaynağı. Bu görevde kadın dokunuşunun
zarafetini, disiplinini ve detaylara verdiği değeri
hissettirmek, misafir deneyimimizin ayrılmaz
bir parçası. Her kararımda sürdürülebilirliği,
kültürel mirasa duyulan saygıyı ve kusursuz hizmet
anlayışını ön planda tutarken, aynı zamanda
Manisa’nın köklü tarihine kendi kadın vizyonumu
katmanın mutluluğunu taşıyorum. Kısacası,
burada müdür olmak bir meslek değil; güçlü bir
kadın olarak geçmişi geleceğe taşıma onurudur”
diye anlatıyor.
Şehirde Çok Yönlü Konaklama Deneyimi
RAMADA PLAZA BY WYNDHAM
ISTANBUL TEKSTILKENT
İstanbul’un iş, alışveriş ve yaşam merkezlerinden biri olan Tekstilkent’te konumlanan
Ramada Plaza by Wyndham Istanbul Tekstilkent, hem iş hem de tatil amaçlı seyahat eden
misafirlerine şehir oteli konforunu modern bir anlayışla sunuyor.
Panoramik şehir manzarasına
sahip ferah odaları, gün ışığı
alan toplantı salonları ve dünya
standartlarındaki Spa alanlarıyla farklı
beklentilere aynı anda hitap eden otel;
kısa süreli iş seyahatlerinden hafta
sonu konaklamalarına, uzun süreli
konaklamalardan aile ziyaretlerine kadar
geniş bir kullanım alanı sunuyor. Fitness
salonu ve yarı olimpik yüzme havuzu
ise misafirlerin konaklama süresince
kendilerine zaman ayırmalarını sağlıyor.
322 odalı
Toplam 322 oda kapasitesiyle (276
deluxe oda, 30 executive suite ve 16
corner suite) hizmet veren otel; kapalı
otopark, kuru temizleme ve 24 saat oda
servisi gibi ayrıcalıklarıyla konforu ön
planda tutuyor.
Merkezi konum
Ramada Plaza Istanbul Tekstilkent;
Tekstilkent Metro Durağı’na yürüme
mesafesindeki konumuyla şehir
merkezine, ana ulaşım akslarına ve
İstanbul’un farklı bölgelerine kolay
erişim imkânı sunuyor. Otel, Mall of
İstanbul ve Venezia Mega Outlet gibi
önemli alışveriş ve yaşam merkezlerine
yakın konumuyla misafirlerine alışveriş
ve sosyal yaşam açısından da avantaj
sağlıyor.
Yılın Oteli ödülünün sahibi
Wyndham EMEA bölgesinin en önemli
ödüllerinden biri olan “Hotel of the Year
2023 (Yılın Oteli)” ödülüne layık görülen
Ramada Plaza by Wyndham Istanbul
Tekstilkent; uluslararası mutfağı,
profesyonel hizmet anlayışı ve detaylara
verilen özenle misafirlerine yalnızca bir
konaklama değil, iş, şehir ve yaşamı bir
arada sunan çok yönlü bir konaklama
deneyimi vadediyor.
Kültür, Sanat ve Lezzetin
Zeytinburnu’ndaki Buluşma Noktası
Mozaik Kafe & Restoran
Zeytinburnu sahilinde, Mozaik Müzesi’nin hemen yanında konumlanan Mozaik
Kafe & Restoran; deniz manzarası, güncel mutfağı ve ödüllü ekibiyle İstanbul’un
gastronomi rotasında kendine özgü bir yer ediniyor.
İstanbul’un kalbi sayılan Zeytinburnu
sahilinde, 2023 yılında kapılarını açan
Zeytinburnu Belediyesi Mozaik Kafe &
Restoran, bulunduğu konumun kültürel
dokusundan beslenen özgün kimliğiyle kısa
sürede dikkat çekmeyi başardı. Hemen yanı
başındaki Mozaik Müzesi’nin tarihi atmosferi
ve Kazlıçeşme Sanat aksının enerjisi,
mekâna yalnızca bir restoran olmanın
ötesinde, bütüncül bir deneyim alanı kimliği
kazandırıyor.
Muhteşem deniz manzarası eşliğinde hizmet
veren Mozaik Kafe & Restoran, Zeytinburnu
Belediyesi işletmesi olarak sürekli
güncellenen menüsüyle hem yerli hem de
yabancı misafirlerini ağırlamayı sürdürüyor.
Türkiye’nin farklı bölgelerinden ve dünyanın
çeşitli mutfaklarından esinlenen lezzetler,
mekânın mutfak vizyonunu her geçen gün
daha da zenginleştiriyor.
Sanatsal sunumları, dengeli tat profilleri
ve özenli servis anlayışıyla Mozaik Kafe &
Restoran; hem Mozaik Müze ziyaretçilerine
hem de lezzet tutkunlarına nitelikli bir
gastronomi deneyimi sunuyor.
Mekânın başarısı, aldığı ödüllerle
de tescillenmiş
2025 yılında TAŞFED (Türkiye Aşçılar ve
Şefler Federasyonu) tarafından Başarılı
Kurumlar Sertifikası’na layık görülen Mozaik
Kafe & Restoran; hizmet kalitesi, hijyen
standartları ve mutfak başarısı alanlarında
sektör içindeki güçlü konumunu bir kez
daha ortaya koydu.
Zeytinburnu Belediyesi Sosyal Tesisler
ekibinin uluslararası arenadaki başarıları da
bu istikrarlı çizginin önemli bir göstergesi.
Ekip, 2021 yılında katıldığı 18. Uluslarararası
Gastronomi yarışmasında 4 altın, 1
bronz madalya kazanırken; 2025 yılında
düzenlenen 22. Uluslararası Geleneksel
Gastronomi Yarışması’na özel davetli olarak
katılarak 3 aşçı ile 4 dalda 4 altın madalya 1
bronz kupa ile dönmeyi başardı.
Soğuk ve sıcak mezelerden mevsimsel
sebzelerle hazırlanan ana yemeklere, finali
zarif dokunuşlarla tamamlanan tatlılara
uzanan menüsüyle Mozaik Kafe & Restoran;
samimi bir ruhu profesyonel bir işletme
disipliniyle buluşturuyor.
Mozaik Kafe & Restoran’ın
menüsü, tanıdık lezzetleri özenli
dokunuşlarla yeniden keşfetme
hissi uyandırıyor
Mozaik Kafe & Restoran, menüsünde tanıdık
lezzetleri yalnızca sunmakla yetinmeyip,
onları şef dokunuşlarıyla yeniden inşa
eden bir mutfak anlayışı ortaya koyuyor.
Mevsimsellik, ürün kalitesi ve teknik
denge; mutfağın temel referans noktalarını
oluşturuyor.
Izgara somon, levrek ve çupra, ürünün
doğal lezzetini ön plana çıkaran sade
pişirme teknikleriyle hazırlanırken; hünkar
beğendi, fırında kuzu incik ve çökertme
kebabı gibi klasikler, geleneksel mutfağa
duyulan saygıyı yansıtıyor. Menüdeki özel
soslu bonfile ve dana antrikot ise Avrupa
mutfağından izler taşıyan modern yaklaşımı
tamamlıyor. Kayseri mantısı ve taze
makarna çeşitleri, mutfağın el emeğine
verdiği önemin altını çizerken, hamur
işlerinde teknik ustalık dikkat çekiyor.
Menünün dikkat çeken başlangıçlarından
biri de çorbalar. Uzun saatler kaynatılarak
lezzet kazanan kemik sulu mercimek
çorbası, yoğun aromasıyla klasik çorba
algısını bir üst seviyeye taşırken; özel
reçetesiyle benzersiz olan brokoli çorbası,
seçkin çorba seçenekleri arasında kendine
özgü bir yer ediniyor.
Sofralar, zeytinyağlı enginar, yaprak sarma
ve mütebbel gibi dengeli soğuk mezelerle
açılıyor; pastırmalı humus ve fellah
köftesi gibi sıcak başlangıçlarla katman
kazanıyor. Günün her saatine eşlik eden
özenle kurgulanmış kahvaltılar ve mevsim
ürünleriyle hazırlanan ferah salatalar,
menünün bütüncül yapısını destekliyor.
Tatlılarda ise fıstıklı ve cevizli kadayıf, fırın
sütlaç, Hayrabolu tatlısı ve krem brüle,
klasik ve modern arasında rafine bir final
sunuyor.
Kültür, sanat ve gastronomiyi aynı masada
buluşturan Mozaik Kafe & Restoran,
Zeytinburnu sahilinde şef vizyonuyla
şekillenen, tekrar gelme isteği uyandıran
nitelikli bir lezzet durağı olarak öne çıkıyor.
Kahvesi güzel pastası
lezzetli bir kafe
Zeytinburnu Kazlıçeşme’de, Mozaik
Restoran’ın hemen altında konumlanan
ve önündeki çocuk parkıyla ferah bir
şehir molası vadeden bu kafe; gösterişten
uzak ama rafine bir lezzet anlayışını
benimseyenler için dikkat çekici bir durak.
Mekânın menüsü, tatlı ve tuzlu pasta
çeşitleri etrafında şekilleniyor. Günlük
olarak hazırlanan, dengeli dokulara ve temiz
tatlara sahip bu ürünler; nitelikli kahve
çekirdekleriyle hazırlanan kahveler, özenle
demlenen çaylar ve seçkin soğuk içecek
alternatifleriyle tamamlanıyor. Sunumlar
sade, lezzet iddiası net.
Kafenin en ayırt edici özelliklerinden biri
ise, çocuklu misafirleri merkeze alan konfor
anlayışı. Önündeki park sayesinde mekân,
aileler için nadir bulunan bir rahatlık
sunarken; aynı zamanda sakin atmosferiyle
uzun sohbetlere ve yavaş içilen kahvelere
alan açıyor.
Ulaşılabilir fiyat politikası, samimi ama
özenli hizmet yaklaşımı ve Kazlıçeşme’nin
açık havasıyla bütünleşen konumuyla
bu kafe; mahalle kültürünü modern bir
gurme bakış açısıyla buluşturan, şehrin
temposundan kısa ama nitelikli bir kaçış
noktası olarak öne çıkıyor.
52
hotel restaurant
& hi-tech
marka röportaj
EDT'nin Güvenilir Çözüm Ortağı
Yıldız Holding’in üretim ve Ar-Ge gücünü
arkasına alan g2m, Ev Dışı Tüketim
sektöründe otel, restoran, kafe ve zincir
işletmelere 15 kategoride 2 binin üzerinde
ürünle hizmet veriyor. Üç ısı rejiminde çalışan
lojistik altyapısı, güçlü öz markaları ve “tek
adres – tek fatura” modeliyle geliştirilen
TEDAFIX sistemiyle g2m, profesyonel
mutfakların operasyonlarını kolaylaştıran
entegre çözümler sunuyor.
g2m Genel Müdürü Deniz Alkaç ile şirketin
sektördeki konumunu, ürün stratejilerini ve
gelecek dönem hedeflerini konuştuk.
g2m olarak Türkiye genelinde otel, restoran
ve kafe gibi profesyonel işletmelere
sunduğunuz ürün ve hizmet gamından
bahseder misiniz? 2.000’in üzerinde ürünü
içeren portföyünüzle pazardaki konumunuzu
nasıl tanımlıyorsunuz?
g2m olarak 40 yılı aşkın sektör tecrübemizle
ve bünyesinde bulunduğumuz Yıldız Holding’in
üretim ve Ar-Ge gücünün desteğiyle
profesyonel mutfakların çeşitli ürün
ihtiyaçlarını tek çatı altında karşılıyoruz. Ev Dışı
Tüketim (EDT) sektöründe, bağlı olduğumuz
grup şirketlerimizle birlikte üretimden satış
ve dağıtıma uzanan entegre bir yapıyla faaliyet
gösteren, sektörün önde gelen oyuncularından
biriyiz. Türkiye genelinde otel, restoran, kafe,
zincir işletmeler, catering firmaları, pastaneler
ve fast food markaları gibi çok geniş bir müşteri
portföyüne hizmet veriyoruz. Portföyümüzde
donuk ürünler, donuk unlu mamuller,
pastacılık ürünleri, yağ, süt ve süt ürünleri,
içecek, kuru gıda, gıda dışı ürünler gibi 15 farklı
kategoride 2 binin üzerinde ürün bulunuyor.
Yıldız Holding’e bağlı şirketlerin pastacılık
sektöründe pazara sunduğu kuvertür, çikolata
grubu pastacılık ürünleri, donuk ürünler ve
atıştırmalıkları öz marka olarak bünyemizde
bulunduruyoruz. Portföyümüzde güçlü öz
markalarımızın yanı sıra, alanında uzman
lider iş ortaklarımızın distribütörlüğünü
üstlendiğimiz ürünleri de yer alıyor. Bu çeşitlilik
sayesinde müşterilerimize tek kanal üzerinden
binlerce ürün alternatifi sağlıyoruz.
12 bölgesel dağıtım merkezimizle Türkiye
genelindeki yaygın dağıtım ağımız ve üç
ısı rejiminde (donuk, soğuk, kuru) çalışan
filomuzla ürünlerimizi hem yerel işletmeler
hem de büyük zincir markalar olmak üzere
müşterilerimize oldukça verimli şekilde
ulaştırıyoruz. Tedarikçi kimliğimizin yanı sıra
üretici ve danışman kimliğini aynı çatı altında
buluşturan ender şirket gruplarından biri
olarak hizmet modelimizle sektörde fark
yaratıyoruz.
g2m'nin 2026 Hedefleri
Bugün ülkemizde yaklaşık 200 bin işletmenin
faaliyet gösterdiği, 10 milyar Euro ürün satın
alımının gerçekleştiği dinamik EDT sektörü
her geçen yıl büyüyor ve tedarikçiler için
stratejik fırsatlar sunuyor. Bu işletmelerin
yaklaşık yüzde 60’ı ile farklı temas kanalları
üzerinden iş ilişkisi ve ticari etkileşimler
yürütülmektedir. Bu durum pazarı kapsamlı
şekilde tanıyan, veriye dayalı analiz yapabilen
ve sektörün gelişimine yön veren bir konumda
olduğumuzu açıkça ortaya koyuyor. Hizmet
kalitesi, sürdürülebilirlik ve dijitalleşme odaklı
stratejileri odağımıza alarak büyümeye ve
işletmeler için güvenilir bir çözüm ortağı
olmaya devam ediyoruz.
Pastacılık kategorisinde donuk ürünler son
yıllarda büyük ilgi görüyor. Bu alanda siz
nasıl konumlandınız? Yeni ürün geliştirme
süreçleriniz nasıl işliyor? Donuk gıda,
pastacılık, unlu mamuller ve ithal ürünler
gibi ürün gruplarınız; profesyonel şeflerin
işini nasıl kolaylaştırıyor? Operasyonel
verimlilik, standartlaşma ve zaman yönetimi
gibi alanlarda bu ürünlerin sağladığı
avantajları paylaşır mısınız?
Donuk ürünler, son yıllarda profesyonel
mutfaklarda en hızlı büyüyen alanlardan
biri. Operasyonel kolaylık ve kalitede
standardizasyon sağlamaları, zaman
yönetiminde verimlilik yaratmaları sayesinde
donuk ürünler endüstriyel mutfaklarda büyük
talep görüyor. Dondurulma işlemi ile ürünün
lezzetinin korunması ve uzun süre bozulmadan
saklanabilmeleri sayesinde işletmelere toplu
satın alma avantajı sunuyorlar. İhtiyaç kadar
kullanılıp kalan kısmın muhafaza edilebilmesi
ise israfın azaltılmasına katkı sağlıyor. Özellikle
yoğun sezonlarda sunduğu pratiklik sayesinde
atığı minimize ederken, hijyen kurallarına
uyumu sayesinde de güvenilir gıda üretimini
destekliyor.
Biz de g2m olarak donuk gıda ve donuk unlu
mamullerde pazarda etkin bir konumda
faaliyet gösteriyoruz. En büyük kategorilerimiz
arasında pastacılık, çikolata, donuk ürünler
ve atıştırmalık kategorileri yer alıyor. Hem
kendi markalarımızla hem de güçlü ulusal
ve uluslararası markalarla iş birliği yaparak
profesyonel mutfakların beklentilerine karşılık
veren çözümler sunuyoruz. Lovells, Ülker
Marifet, Frimer, McVitie’s ve Bizim Pastacılık
Yağı gibi markalarımızla pastacılık ürünleri,
kremalar, donuk unlu ürünleri, tatlı ve
tuzlu atıştırmalıklar gibi pek çok kategoride
ürünlerimizi müşterilerimizle buluşturuyoruz.
Özellikle donuk fırıncılık portföyündeki güçlü
markamız Ülker Marifet ile işletmelere zaman
kazandırıyor ve onların nihai tüketiciye daima
taze ürünleri sunmasını mümkün kılıyoruz.
Soğuk zincir süreçlerine büyük önem veriyoruz;
bu da ürünlerimizin kalitesini ve lezzetini ilk
günkü gibi koruyor. Ayrıca sektörde bilinen,
büyük markalarla uzun soluklu iş birliklerimiz
bulunuyor ve bu markaların distribütörlüğünü
üstleniyoruz. Ürün portföyümüzü oluştururken
müşteri beklentileri, pazar trendleri ve gıda
güvenliğini önceliklendiriyoruz.
Saha tecrübemiz, pazara olan hakimiyetimiz
ve şeflerimizin müşteri geri bildirimleri bize
sektördeki trendleri ve müşteri beklentilerini
doğru anlayıp yönetme konusunda önemli bir
avantaj sağlıyor. Yıldız Holding şirketleri ve
markalarının geniş Ar-Ge gücünü arkamıza
alarak şeflerimizle birlikte EDT sektörünün
ihtiyaç duyabileceği yeni ürünler geliştiriyor,
sahadan gelen geri bildirimleri doğrudan
ürün reçetelerine ve ambalajlara yansıtıyoruz.
Amacımız; profesyonel mutfaklara kaliteli,
pratik ve verimli çözümleri sunmak.
TEDAFIX sistemiyle sadece bir dağıtıcı değil,
zincir işletmeler için stratejik bir çözüm
ortağı haline geldiniz. “Tek adres – tek
fatura” modeli profesyonel mutfaklara
ne tür kolaylıklar sunuyor? Özellikle
zincirleşme yolundaki markalara ne tür
destekler sağlıyorsunuz?
TEDAFIX, g2m olarak EDT sektörüne
kazandırdığımız yenilikçi bir iş modeli.
Bu sistemi geliştirirken amacımız, zincir
işletmelerin karmaşık tedarik süreçlerini
sadeleştirmek ve operasyonlarını tek elden
yönetilebilir hale getirmekti. “Tek adres – tek
fatura” modeli sayesinde markalar, farklı
şehirlerdeki onlarca şubesinin tedariğini
ürün sevkiyatından faturalamaya kadar
tek elden yönetebiliyor. Bu model özellikle
zincirleşme sürecindeki markalar için
büyük avantaj sağlıyor. g2m olarak bu
markalara standart ürün tedariği sunarak her
şubede aynı kalitede malzeme standardını
sağlamalarına destek oluyoruz. Ayrıca
lojistik planlama ve ürün yönetimi gibi
alanlarda da çözümler geliştiriyoruz. Böylece
işletmeler operasyonlarını sadeleştirip
işlerini daha verimli yönetirken büyümeye
daha rahat odaklanabiliyor. TEDAFIX sistemi
sayesinde dağıtıcı rolünün ötesine geçerek
müşterilerimizin stratejik çözüm ortağı olarak
konumlanıyoruz.
Öz markalı ürünlerinizle ev dışı tüketim
sektörüne nasıl bir farklılık katıyorsunuz?
Bu ürünlerin geliştirilme sürecinde
profesyonel şeflerden gelen geri bildirimleri
nasıl değerlendiriyorsunuz? Eğitim, demo,
saha desteği gibi hizmetlerinizden de
bahseder misiniz?
Öz markalı ürünlerimiz, g2m’nin sektöre
kattığı en önemli değerlerden biri. Bugün
Lovells, Bizim Pastacılık Yağı, Frimer gibi öz
markalarımızla sektöre pastacılık ürünlerinden
kremalara, dondurulmuş gıdadan soslara
kadar geniş bir ürün yelpazesi sunuyoruz.
Şeflerin, işletme sahiplerinin ve satın alma
yöneticilerinin ihtiyaçlarını dikkate alarak
geliştirdiğimiz bu ürünlerle; kalite ve fiyat
dengesi gözetilirken, tedarik süreçlerinde
süreklilik ve güvenilirlik hedeflenmektedir.
Sahadan gelen geri bildirimler bizim için çok
kıymetli. Şeflerimizle birlikte müşterilerimize
ürünlerle ilgili demo çalışmaları, menü
mühendisliği, israf azaltma gibi konularda da
destek veriyoruz. Ürün tedariğini sektörel bilgi
ve tecrübemizle birleştiriyor, müşterilerimiz
için güvenilir bir çözüm ekosistemi
oluşturuyoruz.
2025 yılı g2m için nasıl geçti?
Performansınızı nasıl değerlendirirsiniz?
2026 yılı için büyüme planlarınız, yeni ürün
lansmanlarınız ya da girmeyi hedeflediğiniz
pazarlar var mı?
2025 yılı, g2m açısından sürdürülebilir
büyümenin devam ettiği bir dönem oldu.
Hem operasyonel olarak hem de finansal
göstergeler bakımından iyi bir performans
gösterdik. EDT sektörü zorlu piyasa
koşullarına rağmen dinamizmini korudu.
Biz de buna paralel olarak ürün gamımızı
genişlettik, hizmet ağımızı ve insan kaynağımızı
güçlendirdik. Dağıtım ağımızı, yeni depo
yatırımlarıyla büyüttük. Dijitalleşme, akıllı
tedarik zinciri ve depo yönetimi gibi alanlara
odaklandık. Üç ısı rejiminde çalışan lojistik
sistemimiz sayesinde araç ve sevkiyat
maliyetlerinde iyileşme sağladık. Bu da hem
müşteri memnuniyetini hem de operasyonel
verimliliği artırdı.
2026 yılı planlarımızın odağında; inovatif ürün
lansmanları, yeni pazar girişleri ve hizmet
kalitesinde sürdürülebilirlik yer alıyor. Temel
hedeflerimiz; satış organizasyonumuzun
uzun süredir üzerinde çalıştığımız kategori
ve müşteri odaklı bir yapıya dönüşümünü
tamamlamak, verimliliği artırmak ve dağıtım
ağımızı daha da güçlendirmek. Dijitalleşmeyi
de büyüme stratejimizin önemli odak
alanlarından biri olarak görüyoruz. Online
satış platformumuz “g2m.com.tr”yi her geçen
gün geliştiriyor, güvenli sipariş altyapımızla
hızlı tedarik ve kolay sipariş takibi sunuyoruz.
Ayrıca veri analitiğiyle müşteri davranışlarını
takip ediyor, CRM altyapısıyla kişiye özel
teklifler oluşturuyoruz. Pazardaki gelişmeleri
ve müşteri ihtiyaçlarını yakından izliyor,
yatırımlarla hem operasyonel verimliliğimizi
artırmayı hem de müşterilerimize daha hızlı ve
etkin hizmet sunmayı hedefliyoruz.
Ev Dışı Tüketim sektöründe değişen
trendler, özellikle hızlı tüketime uygun,
sağlıklı, sürdürülebilir ve ekonomik
ürünlere artan talep—sizin ürün stratejinizi
nasıl şekillendiriyor? Yeni ürün geliştirmede
hangi başlıklar öne çıkıyor?
Gastronomi turizminin gelişmesi ve şehir
yaşamının hızlı temposu EDT sektöründeki
büyümeyi destekliyor. Dışarıda yemek yemeye
olan talep ve deneyim odaklı tüketim artıyor.
Tüketiciler özellikle hızlı hazırlanabilen kaliteli
ürünlere, hem ekonomik hem lezzetli olan
menülere ve sürdürülebilir kaynaklardan
elde edilen ürünlere eğilim gösteriyor. Aynı
zamanda son yıllarda glütensiz ya da vegan gibi
farklı beslenme tercihleri ve bu yöndeki ürün ve
işletmelere talep arttı. Biz de ürün stratejimizi
yeni tüketici eğilimlerini temel alarak
şekillendiriyor; bu kapsamda önceliğimizi,
işletmelere zaman ve maliyet avantajı sunarken
aynı zamanda değişen tüketici beklentilerini de
karşılayan ürünler geliştirmeye veriyoruz.
Şefler için operasyonel kolaylık sağlayan hazır
kullanıma uygun ürünler, donuk ürünler ve
sürdürülebilir ambalaj ve kaynak kullanımı
odaklandığımız konular arasında yer alıyor. Bu
yaklaşımımızdaki ortak payda ise; profesyonel
mutfakların ihtiyaç duyduğu kalite, hız,
sürdürülebilirlik ve güven dengesini yakalama
ve sektördeki öncü konumumuzu güçlendirme
hedefimiz.
Tedarik zinciri yönetiminden lojistiğe,
ürün güvenliğinden sürdürülebilirliğe
kadar mutfak profesyonellerinin en çok
önem verdiği başlıklarda nasıl bir sistem
yürütüyorsunuz? Özellikle gıda güvenliği
ve sürdürülebilirlik konusunda attığınız
adımlar neler?
Bizim için tedarik zinciri, sadece bir operasyon
süreci değil markamıza olan güvenin temeli.
Bu anlayışla tedarik zinciri yönetiminde
güvenilirlik, izlenebilirlik ve sürdürülebilirliği
ön planda tutuyoruz. Tüm operasyonel
adımlarımızda kalite standartlarına titizlikle
uyuyoruz. ISO 9001 Kalite Yönetim Sistemi
ve ISO 22000 Gıda Güvenliği Yönetim
Sertifikalarının yanı sıra Güvenilir Tedarikçi
Sertifikasına sahibiz.
Ana işi gıda tedariği olan bir firma olarak gıda
güvenliğinin sağlanması, gıdanın uygun ısı
rejiminde taşınması, soğuk zincir yönetimi gibi
konularda standartları tavizsiz uyguluyoruz.
Üç ısı rejimiyle (donuk, soğuk, kuru) çalışan
dağıtım ağımız ile ürünlerin besin değerini ve
kalitesini koruyarak mutfaklara ulaştırıyoruz.
Sürdürülebilirlik alanında Yıldız Holding’in
“Bu Dünya Bizim” yaklaşımıyla “İsrafsız
Şirket” iş modelini benimsiyoruz. Ürün
tedariğinde çevreye duyarlı kaynakları tercih
ediyor, lojistikte rota optimizasyonuyla karbon
ayak izimizi azaltıyor, ambalaj atıklarını
minimize ediyor ve geri dönüştürülebilir
ambalaj uygulamalarını hayata geçiriyoruz.
Hızlı geri dönüşüm süreçleriyle atıklarımızı
değerlendiriyor ve yeniden kullanımı teşvik
ediyoruz. g2m olarak, gıda israfını minimuma
indirmek ve oluşan gıda atıklarını geri
dönüştürerek döngüsel ekonomiye katkı
sağlamak amacıyla çalışmalar yürütüyoruz.
Sürdürülebilirlik alanındaki çalışmalarımız
ve projelerimize, Yıldız Holding web sitesinde
yayınlanan sürdürülebilirlik raporlarından
ulaşabilirsiniz.
Otel mutfakları, zincir restoranlar ve
pastacılık alanı sizin için özel bir segment
oluşturuyor. Bu alanlara yönelik ürün
geliştirme ve servis stratejileriniz nelerdir?
2026’da bu alanlarda hangi yenilikler veya
fırsatlar öne çıkacak? g2m’nin profesyonel
şefler için 2026 vizyonu nedir? Eğitim, reçete
desteği veya inovatif ürün gruplarında yeni
neler planlanıyor?
Otel mutfakları, restoranlar ve pastacılık
alanları bizim için stratejik önem taşıyor. Bu
segmentlerde standart kalite, hızlı servis
ve operasyonel verimlilik kritik olduğu için
ürün ve hizmet stratejilerimizi bu öncelikler
doğrultusunda şekillendiriyoruz. Şeflerle
birlikte çalışarak otel ve zincir restoranların
operasyonel süreçlerine uygun ürünler
geliştiriyoruz. Pastacılıkta geniş ürün
portföyümüzle kalite ve lezzet sunarken
mutfaktaki iş yükünü azaltıyoruz.
Sürdürülebilirlik odaklı çalışmalar; sıfır atık
hedefi, hem işletmelerde hem mutfakta ve
tabakta israfın önlenmesi artık tüm sektör
paydaşları için büyük öneme sahip. Glütensiz
ya da vegan beslenme gibi farklı beslenme
trendlerine talep de son yıllarda arttı. Biz de
g2m olarak sürdürülebilirlik ve beslenme
alışkanlıkları üzerine çalışıyoruz. Şeflerimizle
beraber ürünlerimizi bu doğrultuda geliştirerek
yeni içerik taleplerini ürünlerimize adapte
ediyoruz.
2026 yılında inovatif ürün gruplarımızı
genişletmeyi, demo ve eğitim programlarımızı
artırmayı, müşterilerimize verdiğimiz menü ve
reçete desteğinin yanı sıra uygulamalı eğitimler
gibi çalışmalarla mutfak profesyonellerine
sağladığımız katkıyı daha da yukarı çıkarmayı
hedefliyoruz. 2026 vizyonumuzun merkezinde
gastronomi ve turizmin çok önemli bir paydaşı
olarak yalnızca bir ürün tedarikçisi olmak değil;
bilgi paylaşan, teknoloji sağlayan ve ilham
sunan bir çözüm ortağı olmak yer alıyor.
54
hotel restaurant
& hi-tech
marka
Türkiye’nin iş dünyasında B2B
marka mükemmelliğini ölçen
en kapsamlı programlardan biri
olarak kabul edilen B2B Excellence
Awards, bu yıl da Marketing Türkiye,
Kuantum Araştırma ve Deloitte
Türkiye iş birliğiyle düzenlendi.
Ödül programı, işletmelerin satın
alma karar süreçlerinde tedarikçi
markalara duydukları güveni bilimsel
bir metodolojiyle değerlendiriyor ve
“Türkiye’nin En İtibarlı İş Ortakları”nı
belirliyor. Araştırma sürecinde Türkiye
genelinde yaklaşık 3 850 satın alma
ve tedarik yönetiminden sorumlu
profesyonelle görüşüldü; bu sayede
farklı sektörlerdeki B2B marka
performansları geniş bir örneklem
üzerinden ölçüldü.
KALE ALARM’A
B2B EXCELLENCE ÖDÜLÜ
Marketing Türkiye, Kuantum Araştırma ve Deloitte Türkiye iş birliğiyle düzenlenen B2B
Excellence Awards’ta Kale Alarm, “Güvenlik Sistemleri” kategorisinde Türkiye’nin
En İtibarlı İş Ortağı seçildi.
“Güvenlik Sistemleri”
kategorisinin lideri
Bu kapsamlı çalışmanın sonucunda
Kale Alarm, güvenlik çözümleri
kategorisinde “B2B Excellence –
Türkiye’nin En İtibarlı İş Ortağı”
ödülüne layık görüldü. Satın alma
profesyonellerinin gözünde, güvenlik
alanında sunduğu ürün ve hizmet
kalitesi, iş birliği memnuniyeti ve marka
güvenilirliği kriterlerinde öne çıktığı için
bu önemli takdir alındı.
Araştırmada kullanılan “Mükemmel
Marka Modeli” dört ana başlık
üzerinden markaları değerlendiriyor:
bilinirlik, müşteriye verilen önem,
tanıma ve beğeni ile marka tercih
durumu. Bu başlıkların altında müşteri
memnuniyeti, güven düzeyi ve gelecekte
tercih edilme gibi dokuz alt kriter yer
alıyor. Böylece B2B tedarikçi markalar,
satın alma karar vericilerinin gerçek
deneyimlerine dayalı olarak bilimsel bir
çerçevede değerlendiriliyor.
Özkan: “Bu ödül, B2B stratejimizin
bir sonucudur”
Kale Alarm Grup Müdürü Kerem
Özkan, ödül ile ilgili düşüncelerini şöyle
paylaştı: “B2B Excellence Ödülü bizim
için sadece bir başarı nişanesi değil;
aynı zamanda satın alma profesyonelleri
ve iş ortaklarımız tarafından güvenilir
bir çözüm ortağı olarak tanındığımızın
güçlü bir göstergesidir. Bu ödül, her
gün müşterilerimizle kurduğumuz iş
ilişkilerini nasıl derinleştirdiğimizin
somut bir yansıması. Güvenlik
alanında sunduğumuz teknoloji ve
servis kalitesini, iş ortaklarımızın
beklentileriyle buluşturarak güçlü
bir referans oluşturduk. Aldığımız bu
ödül, Kale Alarm’ın B2B pazarındaki
stratejik yaklaşımının ve sürdürülebilir
iş ortaklığı modelinin bir sonucu.”
Kerem Özkan’ın vurguladığı gibi,
B2B Excellence ödülü yalnızca bir
performans göstergesi değil; aynı
zamanda satın alma dünyasındaki
profesyonellerin objektif
değerlendirmesi sonucu ortaya
çıkan bir başarı ölçütü olarak önem
taşıyor. Kale Alarm’ın bir kez daha
bu önemli ödülü kazanması, güvenlik
teknolojilerinde sektörün beklentilerine
uygun çözümler geliştirdiğinin ve
marka güvenilirliğinde üst sıralarda
yer aldığının bir göstergesi oldu.
B2B Excellence Awards’un bilimsel
yaklaşımı sayesinde bu tür ödüller,
tedarik zincirindeki satın alma ve iş
ortaklığı kararlarında değer oluşturan
markaları görünür kılıyor.
56
hotel restaurant
& hi-tech
marka röportaj
G. Hakan Külahçı
“HoReCa projelerinde tasarım ve
üretimi tek sistemde yönetiyoruz”
1988’den bu yana tasarım, mühendislik
ve üretimi tek çatı altında buluşturan
Artmim Mimarlık; otel, rezidans ve
HoReCa projelerinde bütünleşik yapısıyla
öne çıkıyor. 20 bin m²’lik üretim tesisi,
uluslararası sertifikasyonlara sahip
üretim altyapısı ve modüler, sürdürülebilir
çözümleriyle firma, 2026 hedefleri
doğrultusunda uluslararası HoReCa
projelerinde ölçeğini büyütmeyi ve teknoloji
odaklı yatırımlarını artırmayı amaçlıyor.
Artmim Mimarlık’ın Kurucu Ortağı Yüksek İç
Mimar G. Hakan Külahçı ile firmanın büyüme
stratejilerini, yeni yatırım alanlarını ve
gelecek dönem vizyonunu konuştuk.
Artmim Mimarlık olarak otel ve rezidans
projelerinde tasarım, mühendislik
ve üretimi aynı organizasyon içinde
kurgulamanızın temel motivasyonu nedir?
Bu bütünleşik yapının tasarım sürecine ve
yatırımcıya sağladığı avantajlar nelerdir?
Artmim, 1988 yılında mimari tasarım,
mühendislik ve üretimi tek çatı altında
toplayan öncü firmalardan biri olarak
kurulmuştur. Bu bütünleşik yapıyı
kurgulamadaki temel motivasyonumuz,
tasarımın üretimden kopuk ilerlediği
geleneksel modeli dönüştürmek ve
yatırımcıya tek merkezden yönetilen, hızlı,
kontrollü ve sürdürülebilir bir proje süreci
sunmaktır.
Bugün tasarım stüdyomuz, mühendislik
ekibimiz ve 20 bin m² kapalı alana sahip
üretim tesisimiz aynı yapı içinde entegre
biçimde çalışmaktadır. Bu organizasyon
modeli, tasarım kararlarının gerçek üretim
bilgisiyle eş zamanlı alınmasını ve tüm
sürecin teknik olarak doğrulanmasını
mümkün kılar. Bu bütünleşik yapı yatırımcıya
önemli avantajlar sağlar. Tasarım kararları,
üretim gerçekleriyle paralel şekilde
şekillenir; prototipler hızlıca test edilir ve
olası revizyonlar erken aşamada yönetilir.
Bu sayede revizyon maliyetleri ciddi oranda
düşerken, proje süreleri %30’a varan
oranlarda kısalır.
Ayrıca kalite kontrol ve maliyet takibinin tek
merkezden yürütülmesi, yatırımcı açısından
riskleri minimize eder. Özellikle beş yıldızlı
otel projelerinde gerekli olan yüksek
hassasiyetli sabit mobilya, metal, mermer
ve döşemeli üretimler, aynı standardizasyon
ve kalite sürekliliği ile hayata geçirilir.
Bu bütünleşik yaklaşım, projelerin hem
tasarım hem de operasyonel performansını
güçlendirerek uzun vadeli bir yatırım değeri
oluşturur.
Sabit mobilya, döşemeli mobilya, metal
ve mermer üretimini aynı çatı altında
toplamanın avantajları nelerdir? Ölçek
büyüdüğünde kaliteyi nasıl koruyorsunuz?
Artmim’in üretim gücü, sabit mobilya,
döşemeli mobilya, metal ve mermer
üretimini aynı organizasyon ve aynı üretim
akışı içinde yönetebilmesinden gelir. Tüm
disiplinlerin tek çatı altında çalışması, ölçek
büyüdüğünde dahi kontrol ve sürekliliğin
korunmasını sağlar. Ahşap, metal, mermer
ve döşemeli üretim birimleri tek bir BIM
modeli üzerinden üretim alır. Bu sayede
tüm detaylar, toleranslar ve birleşim
noktaları baştan tanımlanır; disiplinler arası
uyum üretim aşamasında değil, tasarım
aşamasında güvence altına alınır.
Üretim süreçlerinde EN ve UL standartlarına
uygun üretim ve denetim protokolleri
uygulanır. Yangın dayanımlı kapılarda ise
25 yıllık deneyimimize dayanan EI60–EI90
çözümleri, özellikle otel projelerinde güvenlik
açısından önemli bir avantaj sağlar. Yüksek
hacimli üretimlerde dahi ölçü hassasiyeti
korunur; üretim standardı ve performans
tutarlılığı sürdürülebilir şekilde tekrar
edilebilir. Bu yapı, seri üretim ile yüksek
detay beklentisi arasındaki dengeyi mümkün
kılar. Bu entegrasyon modeli, yatırımcıya
zamansal, operasyonel ve finansal açıdan
önemli bir üstünlük sağlar.
HoReCa projelerinde artan güvenlik,
hijyen, akustik ve sertifikasyon
gerekliliklerine Artmim nasıl uyum
sağlıyor?
HoReCa sektöründe güvenlik, hijyen,
akustik ve sertifikasyon gereklilikleri her yıl
daha kapsamlı hâle gelmektedir. Artmim,
bu gereksinimlere entegre bir sistem
yaklaşımıyla yanıt vermektedir. Ürün ve
uygulamalarımızda antibakteriyel yüzeyler
ile düşük VOC değerlerine sahip boya
ve vernikler tercih edilmektedir. Yangın
dayanımlı kapılarımızda uluslararası test ve
sertifikasyon süreçleri standartlaştırılmış
olup, tüm üretim bu çerçevede
yürütülmektedir.
Akustik konforun kritik olduğu oda–koridor
geçişlerinde, hedeflenen dB performansını
sağlamak amacıyla özel akustik panel ve
fitil sistemleri uygulanmaktadır. Ayrıca BOH
alanlarında, hijyen standartlarına uygun,
kolay temizlenebilir ve dayanıklı yüzey
çözümleri geliştirilmektedir. Mühendislik
departmanımız, yeni regülasyonlara hızlı
adaptasyon sağlayabilecek teknik altyapıya
ve süreç yönetimi yetkinliğine sahiptir. Bu
bütüncül yaklaşım, özellikle uluslararası otel
zincirlerinin talep ettiği teknik beklentilere
tam uyum sağlamaktadır.
Modüler mobilya, esnek mekân çözümleri
ve akıllı altyapılar otellerde hızla
yaygınlaşıyor. Artmim bu trendlere nasıl
cevap veriyor?
Artmim ’in tasarım yaklaşımı, modern
otellerin ihtiyaç duyduğu esnekliği,
dayanıklılığı ve akıllı altyapıyı estetikle
bütünleştirmeye odaklanır. Sabit
mobilyalarda modüler sistemler kullanarak
bakım ve yenileme süreçlerini kolaylaştırır,
işletme maliyetlerini düşürürüz.
Yoğun kullanım alanlarında, metal destekli
konstrüksiyonlarla 15–20 yıl aralığında
uzun ömürlü kullanım hedeflenirken;
çizilmeye, darbeye ve kimyasal temizlik
ürünlerine dayanıklı özel yüzey çözümleri
tercih edilmektedir. Bu sayede hem
estetik süreklilik hem de operasyonel
dayanıklılık sağlanır. Elektrik ve data
altyapılarının mobilya sistemlerine entegre
edilmesiyle, akıllı oda teknolojilerine tam
uyumlu çözümler sunulmakta; mekânlar
gelecekteki teknolojik dönüşümlere hazır
hâle getirilmektedir. Bu bütüncül yaklaşım,
modern kullanıcı deneyimini desteklerken
yatırımcının uzun vadeli işletme maliyetlerini
optimize etmeyi amaçlar.
Sürdürülebilirlik artık zorunlu hale geldi.
Artmim enerji verimliliği, malzeme seçimi
ve karbon ayak izi optimizasyonunda nasıl
bir strateji izliyor?
Artmim’de sürdürülebilirlik, yalnızca estetik
bir tercih değil; şirket kültürünün ve üretim
yaklaşımının ayrılmaz bir parçasıdır. Enerji
verimliliği, malzeme seçimi ve karbon ayak
izi optimizasyonu, tüm projelerde bütüncül
bir strateji çerçevesinde ele alınmaktadır.
Üretim süreçlerimizde geri dönüştürülebilir
metaller, düşük VOC değerlerine sahip
yüzeyler ve çevre dostu tekstil çözümleri
tercih edilmektedir. Mermer üretiminde
uygulanan CNC optimizasyonları sayesinde,
malzeme kullanımı verimli hâle getirilerek
%27’ye varan tasarruf sağlanmaktadır.
Aydınlatma projelerinde düşük enerji
tüketimli çözümler standart olarak
uygulanmakta; hem merkez ofisimizde
hem de 20.000 m²’lik üretim tesisimizde
aktif olarak kullanılan GES (Güneş Enerjisi
Sistemi) ile enerji ihtiyacımızın önemli
bir bölümü yenilenebilir kaynaklardan
karşılanmaktadır. Bu yaklaşım, karbon
ayak izimizin ciddi oranda azaltılmasına
katkı sağlamaktadır. Artmim,
sürdürülebilirlik konusunda yalnızca yerel
ve uluslararası beklentileri karşılamayı
değil, bu beklentilerin ötesine geçmeyi
hedeflemektedir.
2025 otel yatırımlarında öne çıkan
değişimler neler oldu?
2025 yılında otel ve rezidans yatırımlarında
üç temel kırılma noktası öne çıkmaktadır.
Öncelikle, oda başına yatırım bütçelerinde
belirgin bir artış gözlemlenmekte; özellikle
premium segmentte malzeme, işçilik ve
detay beklentisi yükselmektedir. İkinci önemli
değişim, malzeme tercihlerinde doğallığa
yönelimdir. Doğal taş, masif ahşap, pirinç
ve gerçek yüzeyler, zamansız estetikleri ve
uzun ömürlü kullanım avantajları nedeniyle
yeniden ön plana çıkmaktadır. Üçüncü
olarak, çok fonksiyonlu oda tasarımlarına
olan talep artmaktadır. Tatil ve iş kullanımını
bir araya getiren “bleisure” kullanıcı profiline
uygun, fonksiyonel, kompakt ve esnek
mekân çözümleri yatırımcılar tarafından
önceliklendirilmektedir.
Bu dönüşüm, tasarım ve üretim süreçlerinin
yalnızca estetik değil; aynı zamanda daha
mühendislik odaklı, verimli ve uzun vadeli
performansı hedefleyen bir yaklaşımla ele
alınmasını zorunlu kılmaktadır.
2025 yılı Artmim için nasıl geçti? Öne
çıkan proje kategorileri hangileriydi?
2025 yılı, Artmim için büyüme, ölçeklenme
ve uluslararası projelerde görünürlüğün
belirgin biçimde arttığı bir yıl oldu.
Farklı coğrafyalarda ve farklı yatırım
segmentlerinde yürütülen projeler, şirketin
teknik kapasitesini ve marka gücünü daha
geniş bir ölçekte ortaya koydu. Bu dönemde
öne çıkan proje kategorileri arasında;
beş yıldızlı resort, casino ve SPA projeleri
önemli bir yer tutarken, büyük ölçekli
residence ve branded residence yatırımları
da portföyümüzde güçlü bir ağırlık kazandı.
Bunun yanı sıra Mısır, Montenegro ve Körfez
bölgesinde gerçekleştirilen otel projeleri,
Artmim’in uluslararası pazardaki etkinliğini
artırdı.
25 yıllık tecrübemize dayanan yangın
dayanımlı kapı üretiminde artan talep,
uzmanlık alanlarımızdan birinin stratejik
önemini daha da pekiştirdi. Aynı zamanda
üretim süreçlerinin tamamen dijitalleştiği
yeni bir döneme girilmesi, hem verimlilik
hem de kalite sürekliliği açısından önemli
bir dönüşüm oluşturdu. Tüm bu gelişmeler,
2025 yılını Artmim’in global pazardaki
marka gücünü pekiştiren önemli kilometre
taşlarından biri hâline getirdi.
2026’da HoReCa sektöründe hangi
tasarım ve yatırım dinamiklerinin öne
çıkacağını öngörüyorsunuz? Firma olarak
bu öngörüler ışığında yeni projelerinizi,
planlanan yatırımları, tasarım ve üretim
hedeflerinizi nasıl şekillendiriyorsunuz?
2026 yılında HoReCa sektöründe tasarım
ve yatırım kararlarını belirleyecek
dinamiklerin, teknoloji, sürdürülebilirlik
ve kullanıcı deneyimi ekseninde daha da
keskinleşeceğini öngörüyoruz. Dijitalleşme,
oda tasarımlarında tam otomasyonlu
sistemlerin standart hâle gelmesine doğru
ilerlerken; akıllı oda çözümleri, enerji
yönetimi ve kullanıcıya göre uyarlanabilir
senaryolar yatırımcılar için temel bir
beklentiye dönüşecektir. Aynı zamanda
doğal ve sürdürülebilir yüzeylere olan
talep artmaya devam edecek; malzemenin
kaynağı, çevresel etkisi ve yaşam döngüsü
tasarımın ayrılmaz bir parçası olacaktır.
Karbon ayak izi raporlamasının, özellikle
uluslararası otel zincirlerinde zorunlu hâle
gelmesiyle birlikte, şeffaf ve ölçülebilir
sürdürülebilirlik kriterleri yatırım
kararlarında belirleyici rol oynayacaktır.
Mekânsal ölçekte ise daha kompakt ancak
yüksek malzeme kalitesine sahip, iyi
kurgulanmış oda tasarımları öne çıkacaktır.
Premium segmentte ise kişiselleştirilebilir
iç mekân çözümleri, kullanıcı deneyimini
farklılaştıran önemli bir değer unsuru
olarak konumlanacaktır. Artmim olarak
tasarım ve üretim vizyonumuzu, bu değişen
dinamikleri öngörerek sürekli güncelliyor;
esnek, teknolojik ve uzun vadeli değer
üreten çözümler geliştirmeye odaklanıyoruz.
Artmim, projelerini ve üretim hedeflerini üç
temel ilke doğrultusunda şekillendirir.
İlk olarak, tüm projelerde bütünleşik
tasarım–mühendislik–üretim modeli
benimsenir. Bu yaklaşım, tasarım
aşamasından üretime kadar tüm sürecin
tek bir sistem üzerinden yönetilmesini
sağlayarak kalite sürekliliği ve teknik
uyum oluşturur. İkinci olarak, geliştirilen
çözümler yatırımcının operasyonel ve
finansal hedeflerini merkeze alır. Uzun
vadeli işletme maliyetlerini gözeten, bakım
ve yenileme süreçlerini optimize eden
çözümlerle sürdürülebilir bir yatırım değeri
oluşturulur. Üçüncü ilke ise uzun ömürlü,
sürdürülebilir ve gerçek malzemeye dayalı
üretim anlayışıdır. Malzeme seçiminden
detay çözümlerine kadar tüm kararlar,
kullanım ömrü, dayanıklılık ve estetik
süreklilik kriterleri doğrultusunda alınır.
1988’den bu yana Artmim, HoReCa sektörüne
yalnızca ürün sunan bir üretici değil; yüksek
mühendislik yetkinliği ile güçlü tasarım
vizyonunu bir araya getiren, bütüncül bir
marka değeri sunmaktadır.
58
hotel restaurant
& hi-tech
marka
Bir Başka Antalya 3 Sanat Çalıştayı
Nirvana Cosmopolitan’da başladı
Antalya Kültür Sanat (AKS) tarafından bu yıl üçüncü kez düzenlenen Bir Başka Antalya
Sanat Çalıştayı, Nirvana Cosmopolitan’da gerçekleşen basın toplantısıyla başladı. Çalıştayda
üretilen eserler, 6 Aralık’tan itibaren AKS’de sergilenecek.
Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO)
Eğitim Araştırma ve Kültür Vakfı’nın
Antalya’ya yeni bir cazibe merkezi
kazandırma hedefiyle hayata geçirdiği Antalya
Kültür Sanat tarafından bu yıl üçüncü kez
düzenlenen Bir Başka Antalya Sanat Çalıştayı;
şehrin kültürel, tarihsel ve geleneksel
değerlerini çağdaş sanatın diliyle geleceğe
aktarmayı amaçlıyor.
Geçmiş yıllarda olduğu gibi bu yıl da Kilit Grup
ana sponsorluğunda Nirvana Cosmopolitan’da
gerçekleşen çalıştayın küratörlüğünü Prof.
Mustafa Ağatekin yapıyor. Bir Başka Antalya
Sanat Çalıştayı’na farklı sanat disiplinlerinden
çok değerli isimler katılıyor. Bu isimler
arasında Barkın Coşkun, Furkan Depeli,
Gürbüz Doğan Ekşioğlu, Gülten İmamoğlu,
Hayri Esmer, Hasan Pekmezci, Mahir Güven,
Rahmi Atalay, Şükran Pekmezci ve Yalçın
Gökçebağ yer alıyor. Çalıştay süresince
Nirvana Cosmopolitan’da üretilen eserler,
‘Bir Başka Antalya 3’ sergisi kapsamında 6
Aralık’tan itibaren AKS’de sergilenecek.
Hacısüleyman: "İş insanlarından
destek bekliyoruz"
Çalıştayın basın toplantısı 28 Kasım’da
Nirvana Cosmopolitan’da yapıldı. Toplantıya
Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Yusuf
Hacısüleyman, çalıştay ve sergi küratörü Prof.
Mustafa Ağatekin, Kilit Grup Yönetim Kurulu
Üyesi Pelin Kilit ve çalıştay sanatçıları katıldı.
ATSO eski Başkanı Ali Bahar’ı anarak
konuşmasına başlayan Antalya Ticaret ve
Sanayi Odası ve ATSO Eğitim Araştırma ve
Kültür Vakfı Başkanı Yusuf Hacısüleyman,
“Şehrin dinamiklerinde çok önemli bir
konumda olan ve şehrimizde farkındalık
oluşturacak tüm projelere kucak açan Kilit
Ailesi’ne teşekkür ediyorum.” dedi. Her
yolculuğun küçük bir adımla başladığına
dikkat çeken Hacısüleyman, Antalyalı
iş insanlarına şu çağrıyı yaptı: “Üç yıldır
devam eden Bir Başka Antalya Sanat
Çalıştayı’yla Antalya Çağdaş Sanat Müzesi
için ilk adımları atmış olduk. Müzeyi hayata
geçirme sorumluluğunu üzerimize aldık
ve çalışmalarımıza başladık. Bu yolda iş
insanlarından destek bekliyoruz.”
Kilit: “Antalya’nın sanat yaşamına
katkı sunmaya hazırız”
Kilit Grup Yönetim Kurulu Üyesi Pelin Kilit,
ATSO eski Başkanı Ali Bahar’ı anarak ve ekip
arkadaşlarına teşekkür ederek başladığı
konuşmasını şöyle devam ettirdi: “Bir Başka
Antalya Sanat Çalıştayı benim için uzak
akrabalarımızın memleketlerinden bizi
ziyaret etmeleri gibi; oldukça heyecan verici.
Ayrıca Kilit Grup olarak kolektif bir yatırım
düşünüldüğünde destek vereceğimizin
sözünü bugünden veriyoruz. Antalya’daki
diğer yatırımcıları da buna teşvik etmek için
elimizden geleni yapmaya hazırız.”
Sanatın insanların iletişim perspektifini
kuvvetlendirmek için doğduğuna inandığını
söyleyen Kilit, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Dilin kapasitesi, ülkelerin medeniyet ve
kültür seviyelerini belirliyor. Bir ülkenin dil
zenginliği, o ülkenin kültürel zenginliği için
çok önemli. Dilimize sahip çıkarak bile sanatta
büyük bir perspektif açabiliriz. Anadilimizi
zenginleştirmek, iç sesimizi de zenginleştirir;
o da hayal gücümüzü besler. Kilit Grup Ailesi
olarak, Bir Başka Antalya’yı sahiplenmekten
büyük bir onur duyuyoruz.”
Antalya için kalıcı bir sanat
koleksiyonu hedefi
Bir Başka Antalya Sanat Çalıştayı küratörü
Prof. Mustafa Ağatekin, ATSO eski Başkanı
Ali Bahar’ı anarak başladığı konuşmasına,
“Bir Başka Antalya’nın amaçlarından biri
Antalya’yı bu eserler ve yorumlar aracılığıyla
ulusal ve uluslararası mecralara taşımak.
Bir Başka Antalya, gelecekte açılacak çağdaş
bir müzenin temel koleksiyonunu bugünden
oluşturdu.” cümleleriyle devam etti ve ekledi:
“Nirvana Cosmopolitan’ın sıcak ev sahipliğinde
sanatçılarımız bir hafta çalışacaklar. Üç heykel
ve yedi resim sanatçımızın gözünden Antalya’yı
izlemek için sabırsızlanıyoruz. Ayrıca tüm
sanatseverler, sanatçıların üretim anlarına
şahitlik edebilecek. Çalıştayı kıymetli yapan da
bu.”
Sanatçılar adına konuşan Hasan Pekmezci,
geçmişle günümüz ve günümüzle gelecek
arasında bağ kuran en önemli bilinç
kaynağının sanat olduğunu vurguladı. Sanatın
Anadolu’ya ulaşmasında Atatürk’ün etkisine
dikkat çeken Pekmezci, “Antalya’ya bir çağdaş
sanat müzesi çok gerekli. Sanatçılar olarak
buna katkı sağlamaktan büyük mutluluk
duyuyoruz ve bu müzeye destek verecek
herkese minnettarız.” cümleleriyle sözlerini
noktaladı.
Geçen yıl da çalıştay sanatçıları arasında yer
alan Yalçın Gökçebağ ise, “Sanat bir vitrindir
ve kuruluşların kendi faaliyetlerini göstermek
için oldukça gereklidir. Ama unutmayalım ki
sanat insanın ruhunu besler, onu dertlerinden
uzaklaştırır.” diyerek herkesi gülümsetti.
Çeşitli sanat disiplinlerine kucak açan Bir
Başka Antalya Sanat Çalıştayı, bir kez daha
sanatçıların gözünden Antalya’yı merceğine
alıyor. Şehrin sahip olduğu kültürel, tarihsel,
geleneksel ve bölgesel değerleri, çağdaş Türk
sanatının önde gelen isimlerinin eserleriyle
gelecek nesillere aktarmayı amaçlayan
projede, sürdürülebilir bir kültürel gelecek
olgusuna dikkat çekiliyor.
60
hotel restaurant
& hi-tech
marka röportaj
DERIVER
MARKASININ YARATICISI NEŞE EDEN
“Lüks HoReCa Aksesuarında Özel Tasarım
ve Sürdürülebilirlik Önceliğimiz”
Deriver, 2012 yılında İzmir’de
başlayan yolculuğunda otel ve
lüks yaşam alanları için özel
üretim aksesuarlarla adını duyurdu.
Lüks HoReCa aksesuarında özel
tasarım ve sürdürülebilirliği odağın alan
yerli marka; otel tekstili, villa setleri,
restoran ve spa ürünleriyle hem yurt
içinde hem de Dubai, Suudi Arabistan ve
Kıbrıs gibi pazarlarda büyüyor. Firma,
hedefleri arasında yeni koleksiyonlar,
üretim kapasitesinin artırılması ve
özellikle Dubai ile Suudi Arabistan
pazarında derinleşmek yer alıyor.
Deriver’in üretim, tasarım stratejilerini
ve 2026 yılı hedeflerini firma sahibi
Neşe Eden ile konuştuk.
2012’de İzmir’de başlayan Deriver
yolculuğu bugün hangi noktaya
ulaştı? Kuruluş hikâyenizi ve üretim
kültürünüzü anlatır mısınız?
Deriver’in temelleri 2012 yılında
İzmir’de, tasarıma ve üretime
duyduğum tutkunun profesyonel bir
markaya dönüşmesiyle atıldı. Bugün
Deriver; lüks oteller, restoranlar,
villalar ve seçkin yaşam alanları için
yüksek kaliteli, özel üretim aksesuarlar
tasarlayan ve üreten bir marka haline
geldi. Üretim kültürümüz detaylara
gösterilen özen, yüksek işçilik kalitesi
ve müşteri odaklı özel tasarım yaklaşımı
üzerine kuruludur.
Firmanız bugün hangi üretim
alanlarında hizmet veriyor? Üretim
hacminiz ve kullandığınız özel
teknolojiler neler?
Deriver; otel tekstili, masaüstü
aksesuarları, spa ürünleri, villa
konsept setleri ve restoran ürünleriyle
geniş bir üretim yelpazesine sahiptir.
Tüm ürünlerde kullandığımız özel
ürettirdiğimiz ileri teknoloji deri; leke
tutmayan, kolay temizlenen, suya
dayanıklı ve uzun ömürlüdür. Yüksek
hassasiyetli lazer kesim ve dayanıklı
dikiş teknikleri ile estetik ve dayanımı
bir arada sunuyoruz.
Hangi müşteri profili ve pazarlara
hitap ediyorsunuz? Yurt içi ve yurt
dışı satış ağınız nasıl?
Firmamız; üst segment oteller,
resort’lar, restoranlar, beach clublar,
spa merkezleri ve özel villalarla
çalışmaktadır. Yurt içinde özellikle
Antalya, Bodrum, Marmaris, Alanya,
Fethiye, İzmir, İstanbul, Trabzon
ve Türkiye’nin birçok bölgesinde
ürünlerimiz kullanılmaktadır. Yurt
dışında is; Kıbrıs, Dubai, Suudi
Arabistan ve Yunanistan’da aktif olarak
yer almaktayız.
Ürün gamınız nasıl şekilleniyor?
Öne çıkan modelleriniz ve kişiye
özel üretim seçenekleriniz
nelerdir?
Ürün gamımız; Restaurant & F&B
aksesuarları, otel odası & villa
aksesuarları, spa & wellness ürünleri
olmak üzere üç ana kategori üzerinden
ilerliyor. Her müşteriye özel olarak
renk, ölçü, doku ve logo uygulamasıyla
tamamen butik üretim yapıyoruz. Bu
esneklik Deriver’i sektörde farklı bir
konuma taşıyor.
Ar-Ge, teknoloji ve inovasyon
yaklaşımınız nedir?
Deriver’in üretim felsefesinde
inovasyon önemli bir yer tutuyor. Özel
ürettirdiğimiz deri; otel operasyonlarına
uygun dayanıklılığa sahip olup, güneş
ışığına dayanıklıdır. Lazer kesim,
dayanıklı dikiş ve modern yüzey
teknolojilerimizle estetik ve işlevselliği
bir araya getiriyoruz.
2025 yılı firmanız için nasıl geçti?
2025, Deriver’in büyüme hızının arttığı
bir yıl oldu. Dış mekân dayanımlı
ürünler ve tam konsept oda setleri
yoğun ilgi gördü. Kıbrıs, Dubai ve Suudi
Arabistan pazarlarında ihracat güçlü bir
artış gösterdi. Yeni müşterilerin önemli
kısmı tavsiye yoluyla geldi.
2026 yılı hedefleriniz neler?
HoReCa sektörü için öngörülerinizi
de paylaşabilir misiniz?
2026, Deriver’in büyüme yılı olacak.
Yeni koleksiyonumuz olan Deriver
Luxury Hospitality Accessories 2026ı
lanse etmeyi, üretim alanını büyütmeyi
ve özellikle Dubai ile Suudi Arabistan
pazarında daha derin bir yapı kurmayı
planlıyoruz. HoReCa sektöründe
sürdürülebilir, uzun ömürlü ve özel
tasarım ürünlere talebin artacağını
öngörüyoruz.
62
hotel restaurant
& hi-tech
marka
Tecnocoffee,
Nuova Simonelli’nin yeni nesil
espresso makinesi Appia Viva’yı
Türkiye pazarına hazırlıyor
Profesyonel kahve ekipmanları alanında Türkiye’nin önde gelen ithalatçı ve distribütör
firmalarından Tecnocoffee, dünya çapında prestije sahip İtalyan espresso makinesi üreticisi
Nuova Simonelli markasıyla iş birliğini güçlendirerek, markanın yeni modeli Appia Vivayı
Türkiye pazarına sunmaya hazırlanıyor.
Nuova Simonelli’nin
ikonik Appia
serisinin yeni nesil
temsilcisi olan Appia Viva,
enerji verimliliği, kullanım
kolaylığı ve modern
tasarımıyla öne çıkıyor.
Günlük yoğun kullanıma
uygun yapısı sayesinde
özellikle otel, restoran,
kafe ve zincir işletmeler
için geliştirilen modelin,
2026 yılı ortalarına kadar
Türkiye’de satışa sunulması
planlanıyor. Tecnocoffee, Nuova
Simonelli’nin Türkiye distribütörü
olarak Appia Viva’nın pazara giriş
sürecini; doğru konumlandırma,
proje bazlı satış yaklaşımı ve güçlü
teknik servis altyapısıyla desteklemeyi
hedefliyor.
Savun: “Türkiye’de uzun vadeli yer
almasını istiyoruz”
Tecnocoffee Genel Müdürü Zeynep
Orcan Savun, yeni modelle ilgili şu
değerlendirmede
bulundu: “Nuova Simonelli,
her yeni modelinde barista ihtiyaçlarını
ve işletme verimliliğini merkeze
alan çözümler sunuyor. Appia Viva
da bu yaklaşımın güçlü bir örneği.
Tecnocoffee olarak, bu yeni nesil
makinenin Türkiye pazarında doğru
projelerde ve uzun vadeli bir bakış
açısıyla konumlanmasını amaçlıyoruz.”
Distribütörlük kapsamında Nuova
Simonelli’nin
profesyonel espresso
makineleri ve
öğütücü çözümleri,
Tecnocoffee’nin
Türkiye geneline
yayılmış satış ve
teknik servis ağıyla
desteklenirken;
Appia Viva’nın da bu
yapı içinde, özellikle
yeni açılan işletmeler
ve yenileme projeleri için
önemli bir alternatif olması bekleniyor.
Tecnocoffee, önümüzdeki dönemde
Nuova Simonelli ile birlikte sektörel
fuarlar, barista eğitimleri ve özel
projeler aracılığıyla Türkiye’deki nitelikli
kahve kültürünün gelişimine katkı
sağlamaya devam edecek.
IIFF’nin bu yılki teması
“Sürdürülebilirlik"
Mobilya Dernekleri Federasyonu (MOSFED) her yıl organize ettiği Uluslararası İstanbul
Mobilya Fuarı'nın (IIFF) bu yılki temasını "sürdürülebilirlik" olarak belirledi. MOSFED bu
kapsamda sürdürülebilir dönüşümü hızlandırmak ve sektörün geleceğine ışık tutmak
amacıyla hazırlanan ‘Mobilya Sektöründeki Firmalar Üzerine Yeşil Ekonomi Endeksi
Oluşturulması ve Ölçülmesi Raporu’nu da açıkladı.
Mobilya Dernekleri Federasyonu
(MOSFED) mobilya sektöründe
yer alan tüm ürün gruplarını bir
araya toplayan, Türk Mobilyasını dünya ile
buluşturan ve 2 fuar alanında aynı anda
organize edilip, katılımcılarına 150’den
fazla ülkeden gelen profesyonellerle iş
bağlantısı kurma fırsatı sunan dünyanın
en prestijli mobilya fuarı etkinliklerinden
olan İstanbul Uluslararası Mobilya
Fuarı’nın (IIFF) temasını ‘sürdürülebilirlik’
olarak belirledi. Sürdürülebilirlik
çalışmaları kapsamında mobilya
sektöründe sürdürülebilir dönüşümü
hızlandırmak ve sektörün geleceğine ışık
tutmak amacıyla İktisadi Araştırmalar
Vakfı (İAV) ile birlikte gerçekleştirilen
“Mobilya Sektöründeki Firmalar Üzerine
Yeşil Ekonomi Endeksi Oluşturulması ve
Ölçülmesi” projesi de tamamladı.
Mobilya Dernekleri Federasyonu’nun
(MOSFED), İktisadi Araştırmalar Vakfı
(İAV) ile yürüttüğü “Mobilya Sektöründeki
Firmalar Üzerine Yeşil Ekonomi Endeksi
Oluşturulması ve Ölçülmesi” projesi
boyunca sektördeki firmalardan yeşil
dönüşüm uygulamalarına ilişkin kapsamlı
veriler toplandı, bilimsel analizler yapıldı
ve mobilya endüstrisinin sürdürülebilirlik
kapasitesini ölçen ilk Yeşil Ekonomi
Endeksi oluşturuldu. Bir yıl süren çalışma
kapsamında sektörde faaliyet gösteren
firmalardan; enerji verimliliği, atık ve
su yönetimi, karbon ayak izi azaltma
uygulamaları, sürdürülebilir hammadde
kullanımı, geri dönüşüm politikaları,
yeşil tedarik zinciri uygulamaları,
kurumsal sürdürülebilirlik stratejileri
gibi alanlarda detaylı veriler toplandı.
Anket; “Kurumsal Çevresel Yönetim
ve Sürdürülebilirlik Kapasitesi”, “Yeşil
Ürünlerin Ekonomik Performansı”, “Yeşil
Üretim ve Tedarik Uyum Kapasitesi”,
“Uluslararası Standartlara Uyum” ve
“Döngüsel Ekonomi Uygulamaları ve Atık
Yönetimi” olmak üzere beş boyut altında
yapılandırıldı.
Güleç: “Yeşil ekonomi endeksi
çalışması mobilya sektöründe bir
ilk”
Sürdürülebilirliğin önemine değinen
MOSFED Başkanı Ahmet Güleç,
“Uluslararası İstanbul Mobilya Fuarı’nı
(IIFF) Türkiye mobilya sektöründeki
yeşil dönüşümün küresel vitrini haline
getirme hedefiyle çalışıyoruz. Bu
kapsamda İktisadi Araştırmalar Vakfı’nın
desteğiyle hazırladığımız MOSFED Yeşil
Ekonomi Endeksi, sektörümüz için bir
ilk. Sektörümüzün sürdürülebilirlik
performansını ilk kez bilimsel ve
sistematik şekilde ölçen bu rapor aynı
zamanda AB Yeşil Mutabakatı sürecine
uyumda da kritik bir rehber niteliği
taşıyor. Mobilya sektörü ağaçla, ormanla,
doğayla iç içe bir sektör; bu nedenle
üretimden başlayarak tüm süreçlerin
çevreye duyarlı şekilde yönetilmesini hem
ahlaki hem ticari bir zorunluluk olarak
görüyoruz. Geldiğimiz nokta itibariyle
de sektörler için yeşil dönüşüm, sadece
çevresel bir tercih değil; ticari varlığını
sürdürebilmesinin tek yoludur” dedi.
Rehber niteliğinde bir çalışma
Yeşil Ekonomi Endeksi, firmaların yeşil
dönüşüme yönelik kapasitesini tek
bir çatı altında toplayan, gelecekteki
gelişmeleri karşılaştırmaya imkân veren
bir referans niteliği taşıyor. Çalışma,
sektörde sürdürülebilirlik alanındaki ilk
kapsamlı harita olma özelliğini taşırken
yapılan analizler sektörün yeşil dönüşüm
yolunda “gelişmekte olan–erken aşama”
bir olgunluk seviyesinde olduğunu ortaya
koyuyor. Özellikle Avrupa Yeşil Mutabakatı
ve küresel sürdürülebilirlik standartları
göz önünde bulundurulduğunda, endeksin
önümüzdeki yıllarda sektörün rekabet
gücünü artırması, ihracat performansına
doğrudan katkı sağlaması ve markaların
çevresel uyum süreçlerini hızlandırması
bekleniyor.
64
hotel restaurant
& hi-tech
marka
İNOKSAN, 45. Yılında Yeni Nesil
Liderlik Dönemini Başlattı
Endüstriyel mutfak sektörünün öncü markası İNOKSAN, 45. yılında yeni CEO Görkem Varlık
liderliğinde ‘Geleceği Üreten Dönüşüm’ vizyonuyla yeni nesil liderlik dönemini başlattı.
45 yıllık köklü birikimini “Geleceği
Üreten Dönüşüm” vizyonuyla yarınlara
taşıyan İNOKSAN, 19 Aralık Cuma günü
düzenlediği “2026 Vizyon Buluşması ve 45.
Yıl Kutlaması” ile çalışma arkadaşlarıyla bir
araya geldi. Etkinlikte, yeni dönem vizyonu,
dönüşüm yol haritası ve 2026 hedefleri
paylaşıldı.
Yeni CEO Görkem Varlık’tan
dönüşüm vizyonu
Yeni organizasyon yapılanması ile birlikte
İcra Kurulu Başkanı - CEO olarak görevi
devralan Görkem Varlık, İNOKSAN’ın
stratejik önceliklerini ve yeni organizasyonel
yapılanmasını aktarırken; bu dönüşümün
sahadan yönetime kadar tüm süreçleri
kapsayan bütüncül bir değişim yolculuğu
olduğunun altını çizdi. Varlık, çalışanlarla
paylaştığı sunumunda; “Geleceği Üreten
Dönüşüm” vizyonunun çıkış noktası ve
stratejik çerçevesini, yeni organizasyon
yapısı, yönetim yaklaşımı ve 2026 hedeflerini,
bu dönüşümün iş süreçlerine ve kurum
kültürüne yansımalarını aktardı.
“45. yılımızı geleceği üreten
dönüşümle birlikte üretiyoruz”
Yeni organizasyon yapılanması ve stratejik
dönüşüm sürecini anlatan Görkem Varlık,
konuşmasını şöyle sürdürdü: “Şeffaf ve
katılımcı bir yaklaşımla paylaşılan bu yol
haritası; Yönetim Kurulu Başkanımız Vehbi
Varlık, Yönetim Kurulu Üyemiz Emre Varlık,
Satış Pazarlama Başkan Yardımcımız Esra
Batkın ve Operasyon Başkan Yardımcımız
Onur Altay’ın katılım ve mesajlarıyla daha
da güçlendi. Tüm liderlik ekibimiz, ortak
hedefler doğrultusunda "tek ekip" olarak
hareket etmenin ve bu süreci birlikte
sahiplenmenin önemini vurguladı. 45. yıl
gururunu paylaştığımız bu özel buluşma,
birlik duygumuzu, motivasyonumuzu
ve ortak gelecek bilincimizi daha da
pekiştirdi. ‘Geleceği Üreten Dönüşüm’
yaklaşımıyla yolumuza devam ediyor. 45
yıllık deneyimimizi, yenilikçi bakış açımızla
birleştirerek geleceği birlikte üretmeyi
sürdürüyoruz.”
66
hotel restaurant
& hi-tech
gastro güncel röportaj
Terra Pizza CFO’su
Devran Kocaoğlu
“Franchise’ımızı Güçlendirirken
Kârlılığı Önemseyerek Büyüyoruz”
Şubelerinden menü
inovasyonlarına, franchise
sisteminden dijitalleşme ve
operasyonel verimlilik yatırımlarına
kadar pek çok alanda stratejik adımlar
atan Terra Pizza, kontrollü büyüme ve
kârlılığı önceliklendiren yaklaşımıyla
dikkat çekiyor. Önümüzdeki 3–5 yılda
franchise ağını güçlendirmek, yeni
lokasyonlarla yayılımı artırmak ve
dijital süreçleri operasyonel kararların
merkezine taşımak temel hedefleri
arasında yer alıyor.
Terra Pizza’nın finansal yönetimini
ve büyüme stratejilerini Terra Pizza
CFO’su Devran Kocaoğlu ile konuştuk.
1988 doğumlu, genç bir CFO
olarak Terra Pizza’daki kariyer
yolculuğunuz nasıl başladı? Bu
noktaya gelmenizde hangi kararlar
ve deneyimler belirleyici oldu?
Benim için bu yolculuk, rakamları
yönetmekten çok işi anlamayı, sahayı
okumayı ve karar üretmeyi öğrenme
süreci oldu. QSR’de CFO olmak sahayı
bilen, tüketici davranışını okuyan ve
operasyonla aynı dili konuşan bir
rolde olmayı gerektiriyor. Bu nedenle,
büyümeyi hızlandırırken kârlılığı ve
diğer fonksiyonları da mühendislik gibi
tasarlamayı gerektiriyor.
Terra Pizza’nın bağlı olduğu
restoran grubu yapısı içinde CFO
olmak, finansal yönetim ve stratejik
karar alma süreçlerinizi nasıl
şekillendiriyor?
QSR pazarında CFO olmak, klasik
anlamda finans yönetmekten çok daha
fazlası. Çünkü burada iş; hız, hacim,
marj, yüksek rekabet ve yüksek müşteri
beklentisiyle aynı anda ilerliyor. Bizim
gibi çok şubeli yapılarda; kârlılık,
ürün, kampanya performansları ve
operasyonel verimlilik önemli. Bu
süreçte şunu çok net gördüm: Finans
yalnızca raporlayan değil, doğru
kullanıldığında büyümeyi tasarlayan bir
fonksiyon.
Biz Terra Pizza’da finansı; mağaza
açılışından, kampanya tasarımından ve
tedarik zinciri optimizasyonuna kadar
her kararın merkezine koyuyoruz. Her
yeni karar ve her yatırım; önce simüle
ediliyor, sonra hayata geçiyor. Terra
Pizza’da bu sistemleri doğru ve işlevsel
kurarak finansı kararın merkezine
taşımayı önemsiyoruz. Bugün
geldiğimiz noktada, finans pazarlama,
operasyon ve satın alma ekipleriyle
birlikte büyüme motorunu yöneten bir
yapı.
Terra Pizza’nın hikayesi nasıl
başladı? Markanın kuruluş vizyonu
ile bugün geldiği nokta arasında
nasıl bir dönüşüm yaşandı?
Terra Pizza’nın hikayesi dilim pizza
konsepti ile 1995 yılında İzmir
Alsancak’ta Pizza Pizza adıyla başladı.
Kuruluş vizyonumuz, iyi ürünü geniş
kitlelerle erişilebilir bir formatta
sunmaktı. 2018 yılında Mediterra
Capital’ın yatırımıyla birlikte marka,
büyüme yolculuğunda önemli bir
dönüşüm sürecine girdi ve Terra
Pizza ismi ile yolculuğumuz devam
etti. Yıllar içinde üretim, operasyon ve
müşteri deneyimine yapılan yatırımlarla
markamızı güçlendirdik. Bugün Terra
Pizza; 50’den fazla ilde, 230’u aşkın
restoranıyla Türkiye’nin önde gelen yerli
pizza markalarından biri konumunda.
Hizmet ağınızdan bahseder misiniz?
Türkiye genelindeki yayılım
stratejiniz ve lokasyon seçim
kriterleriniz neler?
Türkiye genelindeki hizmet ağımızı
planlarken dengeli ve kontrollü bir
büyüme stratejisi izliyoruz. Lokasyon
seçiminde yüksek yaya trafiği,
çevresel nüfus yoğunluğu, ticari
potansiyel ve lojistik erişilebilirlik
temel kriterlerimizi oluşturuyor.
Büyük şehirlerde yatırımlarımıza
devam ederken Anadolu’nun gelişim
potansiyeli yüksek bölgelerinde de
sürdürülebilir bir yayılım hedefliyoruz.
Tüm yeni lokasyonları, uzun vadeli
kârlılık ve marka gücünü destekleme
perspektifiyle değerlendiriyoruz.
Ürün gamınızı oluştururken
hangi tüketici beklentilerini
merkeze alıyorsunuz? Menü
inovasyonlarında hangi trendler
belirleyici oluyor?
Ürün gamımızı oluştururken
tüketicilerin lezzet, kalite, erişilebilirlik
ve tutarlılık yönündeki temel
beklentilerini merkeze alıyoruz.
Mevsiminde toplanan domateslerden
hazırlanan pizza sosumuz, özel
reçeteyle geliştirilen hamurumuz
ve %100 mozzarella kullanımımızla
ürünlerimizde kaliteyi ve lezzeti
standart hâline getiriyoruz. Tüketici
araştırmaları ve trend analizleri
doğrultusunda ise her dönem
güncelliğini koruyan, geniş bir kitleye
hitap eden ve marka değerlerimizle
örtüşen menü inovasyonlarını hayata
geçiriyoruz.
Cadde şubeleri ile AVM şubeleri
arasında nasıl bir konsept farkı
var? Bu iki formatın operasyonel
ve müşteri deneyimi açısından
avantajları neler? AVM şubeleri
özelinde, hızlı servis, paket servis
ve oturma alanı dengesi nasıl
kurgulanıyor?
Terra Pizza olarak cadde ve
AVM şubelerimizi, farklı tüketim
alışkanlıklarına göre ayrı konseptlerde
kurguluyoruz. Cadde şubelerimiz, sıcak
ve samimi ambiyans, geniş oturma
alanları ve büyük gruplara uygun rahat
ve geniş yapısıyla öne çıkıyor.
AVM şubelerimiz ise yalın ve sade bir
konseptle, hızlı servis odaklı hizmet
veriyor. Zaman hassasiyeti yüksek
AVM ziyaretçileri için hızlı sipariş ve
servis süreçleri dijital kiosk sipariş
ekranlarıyla da önceliklendiriliyor.
Oturma alanı bazı AVM şubelerimizde
bulunmakla birlikte, büyük çoğunluğu
food court olarak konumlanıyor.
Operasyonel açıdan bakıldığında; cadde
şubeleri deneyim ve misafir ağırlama
tarafında avantaj sağlarken, AVM
şubeleri yüksek sirkülasyonlu, hızlı ve
verimli bir operasyon modeli sunuyor.
Bu iki farklı konsept sayesinde Terra
Pizza olarak, farklı lokasyonlarda ve
farklı tüketim ihtiyaçlarına uygun,
tutarlı bir marka deneyimi sunmayı
hedefliyoruz.
Neden Terra Pizza franchise
sistemiyle büyümeyi tercih etti?
Franchise yatırımcısına sunduğunuz
temel değer önerisi nedir?
Franchise sisteminizde operasyonel
sürdürülebilirliği ve marka
standartlarını nasıl güvence altına
alıyorsunuz?
Franchise modeli, Terra Pizza’nın hızlı
ve sağlıklı büyüme stratejisinin temelini
oluşturuyor. Yerel pazarlara hakim,
markayı sahiplenen yatırımcılarla
birlikte büyümeyi tercih ediyoruz.
Franchise yatırımcılarımıza güçlü
bir marka, oturmuş operasyonel
sistemler ve merkezi satın alma
avantajı sunuyoruz. Operasyonel
sürdürülebilirliği ve marka
standartlarını ise düzenli denetimler,
eğitim programları ve dijital takip
sistemleriyle güvence altına alıyoruz.
Tüm mağazalarda aynı kalite
ve deneyimi sunmak en önemli
önceliklerimizden biri.
Artan maliyetler, değişen
tüketici alışkanlıkları ve
dijitalleşme ekseninde, bugünün
restoran sektörünü nasıl
değerlendiriyorsunuz? Terra Pizza
bu dönüşüme finansal olarak nasıl
hazırlanıyor? Hem Terra Pizza
özelinde hem de grup genelinde
baktığınızda, önümüzdeki 3–5 yıl
için büyüme, franchise ve yatırım
öncelikleriniz neler olacak?
Restoran sektörü, artan maliyetler,
değişen tüketici beklentileri ve
dijitalleşmenin etkisiyle hızlı bir
dönüşümden geçiyor. Terra Pizza
olarak bu süreci yakından takip ediyor,
finansal planlamamızı verimlilik,
maliyet kontrolü ve dijital yatırımlar
üzerine kurguluyoruz. Operasyonel
süreçlerin dijitalleşmesi ve merkezi
yönetim yapısı, bu dönüşüme daha
esnek yanıt vermemizi sağlıyor.
Önümüzdeki 3–5 yıllık dönemde
kontrollü büyüme yaklaşımımızı
sürdürmeyi, franchise ağımızı
güçlendirmeyi ve kârlılığı destekleyen
yatırımlara odaklanmayı hedefliyoruz.
68
hotel restaurant
& hi-tech
gastro güncel
Culinary Forum'un Dördüncüsü
‘Xchange’ Temasıyla Antalya’da
Gerçekleşecek
Culinary Forum 2026, 17–18 Şubat 2026 tarihlerinde, bu yıl da Antalya Nirvana Cosmopolitan
Hotel ev sahipliğinde gastronomi dünyasını bir araya getirmeye hazırlanıyor. Etkinliğin bu
yılki teması, Xchange.
Culinary Forum,
gastronomiyi
yalnızca mutfakla
sınırlamayan; eğitimi,
akademiyi ve sektörü aynı
zeminde buluşturan güçlü
bir platform olarak yoluna
devam ediyor. Kurucu
ortaklar Murat Aslan,
Selcan Karaburun ve
Adem Arman için Culinary
Forum, bir etkinlikten öte;
gastronomi dünyasında
kalıcı etkileşimler
oluşturuyor. Kısa sürede
ulaşılan geniş katılımcı
profili ve artan akademik katkı, Culinary
Forum’un sektördeki karşılığını net
biçimde ortaya koyuyor. Öğrencilerden
akademisyenlere, şeflerden sektör
profesyonellerine uzanan bu yapı; bilgi
paylaşımını merkeze alan, çok sesli ve
nitelikli bir buluşma alanı sunuyor.
Bu yılki tema: Xchange
Culinary Forum 2026’nın teması olan
“Xchange”, forumun temel yaklaşımını
güçlü biçimde yansıtıyor. Bilginin,
deneyimin ve ilhamın karşılıklı olarak
paylaşıldığı bu tema; akademi ile
sektör, teori ile pratik arasında kurulan
dinamik bağı temsil ediyor. Bu yıl
forum, Xchange çatısı altında şekillenen
güçlü konu başlıkları,
nitelikli oturumlar ve
alanında iddialı isimlerle
gastronomi dünyasının
gündemini belirleyen
bir sahneye dönüşüyor.
Ulusal ve uluslararası
ölçekte öne çıkan
konuşmacılar, Culinary
Forum sahnesinde
sektörle doğrudan temas
kurmaya hazırlanıyor.
Akademik katkılarla
2026 daha güçlü
Forumun akademik ayağı ise bu yıl daha
da güçleniyor. Akademisyenlere yönelik
eğitim ve paylaşım programları, forum
öncesinde daha yoğun ve kapsamlı bir
takvimle hayata geçiriliyor. Böylece
Culinary Forum, yalnızca etkinlik
günlerinde değil, yıl geneline yayılan bir
öğrenme ve etkileşim süreci sunuyor.
#EDUCATION #CONNECTION #XPERIENCE
Xchange
#SAVETHEDATE
17-18 Şubat’ta
Antalya Nirvana Cosmopolitan Hotel,
Cosmos Center’da sizlerleyiz!
Gastronomi dünyasını her yönüyle ele alıyor;
başta gastronomi bölümü öğrencileri olmak üzere, şefler,
akademisyenler, yatırımcılar, profesyoneller ve araştırmacıları
birbirlerine bağlayan bir köprü oluşturuyoruz.
4. yılımızda bu kez Xchange temasıyla; sektörün tüm paydaşları
arasındaki organik bağın bir parçası olmaya devam edeceğiz.
Nirvana Cosmopolitan Hotel
Antalya
17-18
FEB
70
hotel restaurant
& hi-tech
gastro güncel
TURYİD - Özyeğin güç birliği
gastronomi eğitiminde yeni bir dönem
başlatıyor
Akademi ve iş dünyasını buluşturan TURYİD–Özyeğin Üniversitesi iş birliği, gastronomi
alanında araştırma, eğitim, proje ve staj fırsatlarını genişleterek sektörün geleceğine
yön vermeyi hedefliyor.
Turizm Restoran Yatırımcıları ve
Gastronomi İşletmeleri Derneği
(TURYİD) ile Özyeğin Üniversitesi
Uygulamalı Bilimler Fakültesi,
Türkiye gastronomi sektörüne nitelikli
profesyoneller ve girişimciler kazandırmak,
onların sektörde devamlılığını teşvik edecek
sürdürülebilir faaliyetler geliştirmek ve
sektörün itibarını güçlendirmek amacıyla
bir iş birliğine imza attığını duyurdu.
Özyeğin Üniversitesi akademik kadrosunun
katkılarıyla hazırlanan iş birliği kapsamında,
sektör sorunlarının çözümüne ve sektörün
gelişimine yönelik akademik araştırma,
proje, eğitim, ulusal ve uluslararası
çalıştay, konferans, toplantı gibi akademik
çalışmaların yanı sıra iş yerinde yönetici
geliştirme eğitim programları ve kariyer
planlama stajlarının oluşturulması ve
yürütülmesi hedefleniyor.
Öncelik TURYİD üye işletmelerinde
Özyeğin Üniversitesi Uygulamalı Bilimler
Fakültesi’nin ders programında bulunan
“Uygulamalı Yönetsel Gelişim” seçmeli
dersi uygulamalarının TURYİD üye
işletmelerinde uygulanmasına öncelik
verilecek. Ders kapsamındaki faaliyetlerin
detaylı iş planlarına dönüştürülmesi ve ilgili
komisyonlar tarafından yürütülmesi için
taraflar koordineli şekilde çalışacak.
Demirer: “YÖK onayıyla ders kredisi
kabul edilecek”
TURYİD Yönetim Kurulu Başkanı Kaya
Demirer; “Türkiye gastronomi sektörünün
sürdürülebilir büyümesi için nitelikli insan
kaynağı en kritik alan. Bu iş birliği, sektörün
ihtiyaç duyduğu kalifiye profesyonelleri
yetiştirmek adına çok değerli bir adım.
Akademik kariyer dönemi içinde Yüksek
Öğretim Kurumu’ndan (YÖK) onaylı şekilde
ders kredisi olarak kabul edilecek bu
iş birliği; akademi ile sektör arasında
kurulan bir köprü niteliğinde. Gastronomi
ekosisteminin geleceğini güçlendirecek
bu iş birliği için Özyeğin Üniversitesi’ne
teşekkür ederiz” dedi.
Özertan: “Köprü görevi görmekten
mutluyuz”
Özyeğin Üniversitesi Uygulamalı Bilimler
Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gökhan Özertan,
“Gastronomi ve otel yöneticiliği, oluşturduğu
istihdam, yerel kalkınmayı desteklemesi,
kültürel etkileşime katkısı ve ekonomik
çarpan olma gücüyle ülkelerin hareketliliğini
artıran en önemli sektörler arasında.
Dolayısıyla gastronomi ve otel yöneticiliği
sektörüne yapılan yatırımlar geleceğimizi
şekillendiren önemli bir güce sahip. Biz
de Türkiye’nin girişimci ve araştırmacı
üniversitesi olarak bu alandaki girişimci
bakış açımızı her zaman canlı tutuyoruz. Bu
sebeple Özyeğin Üniversitesi Uygulamalı
Bilimler Fakültesi olarak TURYİD ile
yaptığımız iş birliğinin sektör için öncü
olmasını, sektöre örnek teşkil etmesini ve
katma değer ortaya koymasını hedefliyoruz.
Fakülte misyonumuzun temel taşı olan
nitelikli, sorun çözme odaklı, sektörel bilgi
ve becerilerle donanmış profesyonelleri
ve geleceğin liderlerini yetiştirecek bu iş
birliğiyle akademi ve iş dünyası arasında
köprü görevini üstlenmekten mutluluk
duyuyoruz ” dedi.
Tahincioğlu: “Sektöre önemli
katkılar sağlayacak”
TURYİD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı
ve İK & Eğitim Komitesi Başkanı Onur
Tahincioğlu ise şunları dile getirdi: “Eğitim,
sektörümüzün gelişiminde belirleyici bir
rol oynuyor. Bu açıdan Özyeğin Üniversitesi
gibi bu konuyu her zaman önceliklendiren,
güçlü bir akademik kurumla iş birliği
yapmaktan büyük memnuniyet duyuyoruz.
Gençlerin uygulamalı eğitim deneyimini
zenginleştirecek bu modelin sektöre önemli
katkılar sağlayacağına inanıyoruz.”
DrṀurat
İstanbul Gelişim Üniversitesi
Güzel Sanatlar Fakültesi Dekan Yardımcısı
Dogan
Doç.
)
Lezzetin ve kültürün son kalesi: Gıda
egemenliği (Bölüm 2)
Gıda egemenliği, yalnızca ekonomik
bağımsızlık talebi değil; aynı zamanda
damak tadımızın, hafızamızın ve
kimliğimizin kurtuluşudur. Çünkü
gastronomi, bir toplumun yaşam tarzını,
tarihini ve değerlerini yansıtan bir
aynadır. Bu ayna çatladıkça, bize bakan
yüzümüz de bulanıklaşır.
Endüstriyel gıda sistemiyle birlikte, yerel
mutfak kültürlerimiz hızla yok oluyor.
Köylerde artık yayık ayranı değil, gazlı
içecekler ikram ediliyor. Köy ekmeği
yerini tek tip fırın ekmeğine bırakıyor.
Misafirperverliğimizin simgesi olan ev
yapımı reçeller, turşular, pekmezler,
“hijyen” veya “kolaylık” bahanesiyle
sofralardan siliniyor.
Son perde: Yerel lezzetin manifestosu
Peki, tüm bunların gastronomiyle,
yani damak tadımızla ne ilgisi var? Her
şeyiyle! Gastronomi, Brillat-Savarin’in
dediği gibi, “insanın mümkün olan en
iyi şekilde beslenmesi” bilimidir. Bu “en
iyi” ifadesi, sadece besin değerlerini
değil; lezzeti, kültürel uygunluğu,
ritüelleri ve hafızayı da kapsar.
Gıda egemenliği olmadan, sürdürülebilir
bir gastronomiden söz edemeyiz.
Çünkü:
Yerel mutfak kültürleri yok oluyor:
Köylerde artık köy tavuğu yerine
paketlenmiş piliç; köy ekmeği yerine
standart fırın ekmeği; yayık ayranı yerine
gazlı içecekler tüketiliyor. Misafire
ikram kültürümüz bile endüstriyel
ürünlere dönüştü.
Biyoçeşitlilik eriyor: Market raflarında
sadece uzun dayanıklı, nakliyeye uygun,
tek tip elma ve domates çeşitlerini
görüyoruz. Bir zamanların yüzlerce
meyve çeşidi ve aylarca saklanabilen
türleri yok oldu. Türkiye’de de Bozdoğan
armudu gibi yüzlerce meyve çeşidi,
standartlara uymadığı için kaybolmak
üzere.
Lezzet ve koku kayboldu: Endüstriyel
sistem, önceliği raf ömrüne ve görünüşe
verdi. Mikrobiyolojik güvenlik adına,
yiyeceklerin ruhu olan lezzet ve rayiha
feda edildi. Artık her mevsim her şeyi
bulabiliyoruz ama hiçbir şeyin tadı yok.
Sonuç: Geleceğin sofrası için bir çağrı
Gıda egemenliği; bir lüks değil,
bir varoluş meselesidir. Savaşlar,
pandemiler, iklim krizi bize gösterdi
ki, gıdada dışa bağımlı olmak, ulusal
güvenlik sorunudur. Ancak bu
mesele, sadece karnımızı doyurmakla
sınırlı değil. Bu, kültürel kimliğimizi,
binlerce yıllık yemek hafızamızı, yani
gastronomik mirasımızı koruma
savaşıdır. Gençler artık hangi mevsimde
hangi balığın yenmesi gerektiğini,
hangi sebzenin hangi ayda en lezzetli
olduğunu bilmiyor. Çünkü her mevsim,
her şey aynı, yapay bir tazelikle
önlerinde duruyor. Bu, bir kopuştur.
Tarihimizle, coğrafyamızla, toprağımızla
olan bağlarımızdan bir kopuş.
Peki, ne yapmalı?
Üreticiyi, yani çiftçimizi mutlu etmeliyiz.
Emeğinin karşılığını alan çiftçi,
toprağına sahip çıkar. Genç nesli tarıma
özendirmeliyiz. Atalık tohumlarımızı
bir milli servet olarak korumalıyız.
Tohum takas şenlikleri, kooperatifler bu
anlamda umut verici. Devlet, bu konuda
daha etkin politikalar geliştirmeli. Yerel
gıda sistemlerini güçlendirmeliyiz.
Kısa tedarik zincirleri, kent bostanları,
üretici pazarlarını desteklemeliyiz.
Gastronomiyi, bir “iyi yeme sanatı”
olmanın ötesinde, bir “etik ve ekolojik
sorumluluk” alanı olarak görmeliyiz.
Unutmayalım; farklı coğrafyalarda
yetişen bitkiler ve hayvanlar, ekolojinin
olduğu kadar gastronomi kültürünün de
taşıyıcısıdır. Biyoçeşitliliğin korunduğu,
kadim yiyeceklerimizin gelecek nesillere
aktarıldığı bir gıda sistemi kurmak,
sadece karnımızı değil, ruhumuzu da
doyuracaktır. Damak tadımızın son
sığınağı, toprağa ve tohumumuza
yeniden sahip çıkmaktan geçiyor.
72
hotel restaurant
& hi-tech
gastro etkinlik
MICHELIN Rehberi
Türkiye 2026 seçkisini açıkladı
MICHELIN Rehberi Türkiye 2026 seçkisini açıkladı. Rehbere 54 yeni restoran eklenirken,
Kapadokya ilk kez listeye girdi. Rehber, önümüzdeki yıl tüm Türkiye’yi kapsayacak
ulusal seçkiye dönüşecek.
MICHELIN Rehberi Türkiye, 2026
restoran seçkisini dün akşam
Four Seasons Hotel Istanbul at
the Bosphorus’da düzenlediği görkemli
törenle açıkladı. Kültür ve Turizm Bakanı
Nuri Ersoy’un katılımıyla düzenlenen
törende Kapadokya’dan ilk kez listeye giren
restoranlar dahil olmak üzere toplam 54
yeni restoran rehbere eklendi. Önümüzdeki
yıldan itibaren MICHELIN Rehberi’nin ilk kez
tüm Türkiye’yi kapsayan bir seçki sunacağı
ve ülkenin ilk ulusal seçkisini oluşturacağı
duyuruldu. Daha fazla bilgi Ocak 2026’da
paylaşılacak.
Poullennec: “Müfettişlerimizi
en çok Kapadokya’nın sahiciliği
etkiledi”
Törenin açılışında yayımlanan video mesajıyla
görüşlerini aktaran MICHELIN Rehberi
Uluslararası Direktörü Gwendal Poullennec,
“Bu yeni seçki, Türkiye’nin gastronomi
kimliğinin gücünü ve olgunluğunu ortaya
koyuyor. İstanbul, İzmir, Muğla ve artık
Kapadokya’da müfettişlerimiz; geleneğe bağlı
kalırken yaratıcılığı cesurca benimseyen,
teruar çalışmalarının merkezine yerleştiren
ve daha sorumlu pişirme yöntemlerine
kendini adayan şefleri belirledi. Ülke
genelinde karşılaştığımız çeşitlilik, yetenek
ve samimiyet; derinliği ve özgüveni giderek
artan bir gastronomi sahnesinin varlığını
doğruluyor” dedi.
Poullennec, “Bu yeni genişleme
ile müfettişlerimiz, 2026 seçkisine
Kapadokya’dan 18 yeni restoranı dahil ettiler.
Müfettişleri en çok etkileyen ise bölgenin
ruhu oldu. Efsanevi Türk misafirperverliğinin
ve büyüleyici manzaraların ötesinde,
Kapadokya; hayatın yalın zevklerini acele
etmeden tatmaya davet eden rahat ve sıcak
bir atmosfere sahip. Bu anlayış, yemeklere
de yansıyor. Gelenek, saygı ve teruar burada
derin bir anlam taşıyor. Pek çok şef, nesiller
boyunca aktarılan tariflere ve tekniklere
sadık kalarak, yüzyıllardır varlığını sürdüren
ve bugün hâlâ misafirleri büyüleyen lezzetler
sunuyor.” şeklinde sözlerini sürdürdü.
Türkiye’nin ikinci 2 MICHELIN
yıldızlı restoranı
İzmir’in 2024’teki ilk seçkisinde bir MICHELIN
Yıldızı kazanan Vino Locale, bu yıl iki yıldıza
yükseliyor. Şef Ozan Kumbasar, Türk
teruarını Tayland, Japonya ve ötesinden
gelen ince dokunuşlarla harmanlayan bir
mutfak sunuyor. İzmir’in hemen dışında,
yeşillikler içinde konumlanan Vino Locale,
bulunduğu yere gerçekten ait bir hissiyat
yaratıyor. Kumbasar çifti, yerel ve mevsimsel
malzemeleri öne çıkarmaya odaklanırken;
menü, toprak, deniz ve yeşillikler arasında
zarif bir geçiş yapıyor ve her zaman karakter
ile kimliği harmanlıyor. Seray Kumbasar’ın
servis anlayışı ve şarap eşleştirmeleri
ise deneyimi daha da yüceltiyor; derin bir
profesyonellik ve sıcaklık yansıtıyor. Vino
Locale İzmir’de İki MICHELIN Yıldızı alan ilk
restoran oldu. Ayrıca, Türkiye’de bu dereceye
ulaşan ikinci restoran olarak TURK FATİH
TUTAK ile aynı sahneyi paylaşacak.
Üç yeni restoran İlk MICHELIN
yıldızlarını kazandı
Bu yıl üç restoran, Bir MICHELIN Yıldızlı
restoran ailesine katılıyor; her biri ürün,
mekan ve kişisel kimliğe dayalı özgün bir
vizyon ortaya koyuyor. Revithia, neredeyse
unutulmuş tariflerden ilham alan ve
modern dokular ile derin lezzetlerle yeniden
hayat bulan mutfağıyla Kapadokya’ya ilk
MICHELIN Yıldızını kazandırıyor. UNESCO
tarafından tanınan Kayakapı bölgesinde
yer alan restoran; sütte pişirilen kuzu,
fermente tahıllar ve sütle hazırlanan tarhana
çorbası gibi bölgesel gelenekleri, Şef Duran
Özdemir’in canlı ve ifade dolu menüsünde
onurlandırıyor. Yerel soslar ve tatlar da bu
özgün mutfağın karakterini şekillendiriyor.
İstanbul’da, Şefler Kenan Çetinkaya ve
Pınar Korgan Çetinkaya’nın liderliğindeki
Araf, açık ateş etrafında tasarlanmış küçük
ve karakter dolu tezgah restoranıyla ilk
MICHELIN Yıldızını alıyor. Restoran; lezzeti,
ürün bütünlüğünü ve tekniği önceliklendiren
bir mutfak sunuyor. Samimi ve cesur
yaklaşımıyla, Türk lezzetlerinin derinliğini en
saf haliyle ortaya koyuyor.
Muğla’da ise, Yalıkavak’ın hemen dışında
yer alan Mezra Yalıkavak, Şef Serhat
Doğramacı’nın liderliğinde öne çıkıyor. Şef,
menüsünü koruma altındaki Türk ürünleri
ve ata mirası pişirme teknikleri üzerine inşa
ediyor. Bahçeleri ve çiftlik hayvanları ile aktif
bir çiftlik ortamında konumlanan restoran;
odun ateşi, fermantasyon, ızgara ve marine
tekniklerini özenli ve zarif kompozisyonlarla
harmanlıyor. Tatlılar ise şefin eşi tarafından
hazırlanıyor ve bu etkileyici deneyime
unutulmaz bir kapanış ekliyor.
Bu yeni eklemelerle birlikte, Türkiye’deki
Bir MICHELIN Yıldızlı restoranlarının toplam
sayısı 15 seçkin mekâna ulaşıyor.
16 Yeni Bib Gourmand
MICHELIN Rehberi tarafından 1997’de
tanıtılan Bib Gourmand derecesi, uygun
fiyatlarla mükemmel yemek sunan seçili
restoranları onurlandırıyor. Bu işletmeler,
geniş bir mutfak yelpazesini kapsıyor ve
her bütçeye hitap eden, farklı mutfaklardan
kaliteli lezzetler sunarak misafirlerini
ağırlıyor.
Bu yeni eklemelerle birlikte, Türkiye’deki
Bib Gourmand restoranlarının toplam
sayısı 39’a ulaşıyor. İstanbul, İzmir, Muğla
ve Kapadokya’da yer alan 16 yeni restoran,
ulusal seçkinin güçlenmesine katkı sağlıyor.
Bunlar arasında Kemal’in Yeri Mülkiyeliler
Birliği ve Partal Kardeşler Balık Restoran,
İzmir’in yerel geleneklerini ve ürünlerini
en iyi şekilde yansıtıyor. Muğla, hayal
kırıklığına uğratmayan taze ve uygun fiyatlı
mutfaklarıyla Mandalya ve Mezegi’yi bölgenin
iki yeni Bib Gourmand restoranı olarak
ağırlıyor.
Kapadokya ise MICHELIN Rehberi’ne beş
yeni Bib Gourmand ile giriş yapıyor; bunlar
arasında Babayan Evi, cömert geleneksel
tabakları ve Kapadokya’nın toprağına ve
ürünlerine duyduğu derin saygı sayesinde
aynı zamanda Yeşil Yıldız derecesine de
layık görülüyor. Bu yeni eklemeler; lezzet,
cömertlik ve yerel ürünlerin buluştuğu canlı
bir gastronomi manzarasını yansıtıyor.
Dört restoran yeşil yıldız
derecesine layık görüldü
Yeşil Yıldız, ilham verici uygulamalara kendini
adamış işletmeleri öne çıkarıyor. 2026 yılı
seçkisinde bu dereceye dört restoran layık
görüldü: TURK FATİH TUTAK (İstanbul),
Orfoz (Muğla), Teruar Urla (İzmir), Babayan
Evi (Kapadokya). Bu mekanlar, dinamik,
özgün ve ileri görüşlü bir gastronomi
yaklaşımını temsil ediyor.
Üç MICHELIN Özel Ödülü
2026 seçkisi kapsamında MICHELIN Rehberi
Türkiye, yemek deneyimini zenginleştiren
ustalık, adanmışlık ve vizyonlarıyla öne çıkan
isimleri onurlandıran üç Özel Ödüle de ışık
tutuyor. Bu dereceler, ülkenin gastronomi
kimliğini şekillendiren ve tutkuları ile
uzmanlıkları sayesinde onu daha da yücelten
olağanüstü yetenekleri vurguluyor.
MICHELIN Genç Şef Ödülü 2026, Jumbo
iş birliğiyle, Muğla’daki Yakamengen III
restoranının yetenekli genç şefi Duru Akgül’e
verildi. Henüz 29 yaşında olmasına rağmen,
mutfağında teknik ustalığı ve bölgesine
duyduğu derin bağlılığı etkileyici bir şekilde
harmanlıyor; yurtdışında edindiği uluslararası
deneyim bu yaklaşımı daha da güçlendiriyor.
Yaka köyünde, özenle restore edilmiş eski
bir zeytinyağı fabrikasında konumlanan
restoranında, menüsü yerel çiftçilerden
ve balıkçılardan temin edilen mevsimsel
ürünleri öne çıkarıyor. Özellikle mavi
yengeç ve aslan balığı gibi göz ardı edilen
türlere tutkuyla yaklaşıyor; bu malzemeleri
hem düşünceli hem de lezzetli tabaklara
dönüştürüyor. İmza yemeği olan mavi yengeç
salatası, üzerine çıtır kabak mücverleri ve
aromatik baharatlar eklenerek sunuluyor; bu
tabak onun yaklaşımını mükemmel şekilde
yansıtıyor: cömert, titiz ve lezzet dolu.
MICHELIN Sommelier Ödülü 2026,
İstanbul’daki Neolokal restoranının (Bir Yıldız
ve Yeşil Yıldız sahibi) başarılı Sommelier’i
Ersin Topkara’ya verildi. Türk şarapları
konusundaki derin bilgisiyle öne çıkan
Topkara’nın şarap listesi, Türkiye’nin bağcılık
bölgelerinin sunduğu zenginliği etkileyici bir
şekilde sergiliyor. Neolokal’e dönüşünden
bu yana, müfettişler onun yalnızca yemekleri
tamamlayan değil, aynı zamanda restoranın
hikâyesini anlatan şaraplar seçme
konusundaki yetkinliğinden bir kez daha
etkilendi. Hazırladığı eşleşmeler; titiz bir
araştırmanın, hassas bir damak zevkinin ve
Türk şarap kültürünü yayma konusundaki
güçlü bağlılığının kanıtı niteliğinde.
MICHELIN Servis Ödülü 2026, Olivana iş
birliğiyle, İzmir’deki Teruar Urla restoranında
görev yapan Ezgi Serdaroğlu’na verildi.
Serdaroğlu, salon yönetimini profesyonellik,
sezgi ve içten bir sıcaklığı etkileyici bir
şekilde bir araya getirerek yürütüyor. Kendini
sık sık “Teruar deneyiminin orkestra şefi”
olarak tanımlıyor ve bu tanım ona fazlasıyla
yakışıyor. Şef Osman Serdaroğlu’nun
vizyonunu desteklerken, mutfak ile salon
arasındaki akışı kusursuz şekilde sağlıyor
ve ekibini hem titizlik hem de samimiyetle
yönlendiriyor. Onun dikkatli gözleri,
mükemmel zamanlaması ve misafirperverlik
anlayışı sayesinde, her konuk yemek
deneyiminin başından sonuna kadar özenle
ağırlanıyor.
38 yeni restoran tavsiye edildi
Türkiye’nin gastronomi sahnesi büyümeye
ve etkilemeye devam ediyor. Bu yılki
genişletilmiş seçki, 38 yeni eklemeyle birlikte
toplamda 115 restoranı kapsıyor. Öne çıkan
en önemli unsur ise Türk misafirperverliğini
tanımlayan sıcaklık ve samimiyet.
Müfettişler, yalnızca yemeklerden değil;
misafirperverlikten, atmosferden ve herkesi
bir araya getiren içten cömertlik ruhundan
etkilenerek, her ziyaretten sonra “Ne zaman
geri dönebiliriz?” sorusuyla ayrıldı.
İstanbul’un kozmopolit enerjisinden İzmir’in
teruarına olan güçlü bağlılığına, Bodrum’un
değişen kıyılarından Kapadokya’nın zamansız
geleneklerine uzanan bu seçki, zengin ve
çeşitlilik dolu bir gastronomi kimliğine
sahip bir ülkeyi yansıtıyor. 25’ten fazla farklı
mutfak türü temsil ediliyor; ancak gelenek
ve saygı, bu tabloyu bir arada tutan ortak
değerler olarak öne çıkıyor. İster yerini
sağlamlaştıran genç şefler, ister atalarından
gelen tarifleri onurlandıran deneyimli
ustalar tarafından yönetilsin, bu restoranlar
güçlü bir felsefeyi ve topraklarının sunduğu
olağanüstü ürünlere olan bağlılığı paylaşıyor.
Türkiye, uluslararası gastronomi haritasında
kendine sağlam bir yer edindi ve müfettişler,
ülkenin yemek kültürünü bu kadar özel
kılan unsurları keşfetmekten ve yeniden
deneyimlemekten büyük keyif aldı.
MICHELIN Rehberi Türkiye 2026
Seçkisine genel bakış:
İki MICHELIN Yıldızı: 2 restoran (1 yeni)
Bir MICHELIN Yıldızı: 15 restoran (3 yeni)
Bib Gourmand: 39 restoran (16 yeni)
Tavsiye Edilen: 115 restoran (38 yeni)
Yeşil Yıldız: 13 restoran (4 yeni)
Restoran seçkisinin yanı sıra MICHELIN
Rehberi, Türkiye ve dünyanın dört bir
yanındaki tüm bölgelerden otellerin yer
aldığı, benzersiz konaklama seçeneklerinden
oluşan bir liste de sunuyor. 2024 yılında
tanıtılan MICHELIN Anahtarları, rehberdeki
en seçkin otellere veriliyor ve ünlü Yıldızlarla
ödüllendirilen dünyanın en iyi restoranları
gibi kutlanıyor. Tüm oteller; tasarım, mimari,
hizmet ve karakterleriyle tanımlanıyor.
MICHELIN Anahtarı, seçkimizde yer
alan gerçekten olağanüstü deneyimleri
simgeliyor. Seçkide yer alan tüm otellere,
MICHELIN Rehberi internet sitesi ve mobil
uygulaması üzerinden doğrudan rezervasyon
yapılabiliyor.
74
hotel restaurant
& hi-tech
gastro etkinlik
Bakan Ersoy
“MICHELIN Rehberi 2027 seçkisi
tüm Türkiye’yi kapsayacak”
MICHELIN Rehberi 2026 İstanbul-İzmir-Muğla-Kapadokya seçkisi ödül töreninde
konuşan Bakan Ersoy, "Binlerce yıllık yerel lezzetlerimizin dünya çapında takdir görmesi
gurur verici" dedi ve bir sonraki seçkinin tüm Türkiye’yi kapsayacağını müjdeledi.
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet
Nuri Ersoy, Kapadokya’nın
doğal güzellikleri kadar tarihî
ve kültürel mirası, yer altı şehirleri,
çömlekçilik geleneği, sıcak hava
balonu turları ve mağara otelleriyle
gastronomi alanında da değerli bir
destinasyon olduğunu vurguladı.
Bölgenin killi toprağı ve özel bağcılık
kültürü, Kapadokya’ya özgün bir
gastronomi kimliği kazandırıyor.
MICHELIN seçkisiyle bu miras,
yetenekli şeflerimiz tarafından dünya
standartlarındaki restoranlarda
yorumlanarak ziyaretçilere eşsiz bir
lezzet yolculuğu sunuyor.
Ersoy, rehberin Türkiye’nin tamamını
kapsamasının Türk mutfağının
tarihsel köklerini ve bölgesel
çeşitliliğini görünür kılacağını
belirterek, “Türk mutfağı, ülkemizin
7 bölgesinde farklı ve eşsiz lezzetler
sunuyor. Bu sadece yemek değil,
kuşaktan kuşağa aktarılan bir yaşam
felsefesi” dedi. Ayrıca geleneksel
tariflerin modern sunumlarla
buluşturulması, yerel ürünlerin ön
plana çıkarılması ve sürdürülebilir
bir anlayışla hareket edilmesiyle
gastronomi turizminin güçleneceğini
vurguladı.
“Türkiye’den 26 otel MICHELIN Key
seçkisinde”
Bakan Ersoy, İstanbul’un Mastercard
Ekonomi Enstitüsü raporuna göre
dünyanın en iyi gastronomi şehri
seçildiğini hatırlattı. Türkiye’nin
sürdürülebilir turizmde attığı öncü
adımlara dikkat çeken Bakan, GSTC
sertifikalı konaklama tesislerinin
sayısının üç yılda 2 bini geçtiğini ve
MICHELIN Key seçkisinde Türkiye’den
26 otelin yer aldığını belirtti.
Bora Bozankaya
“Sonuçta sadece lastik,
kasmayalım”
Ödül törenlerinin aralıksız devam ettiği gastronomi dünyasında, Türkiye’deki tabloya
dair “her şey yolunda” algısını sorgulatan bir çıkış da Banko Burger’in Kurucu Şefi Bora
Bozankaya’dan geldi.
Haber: Hatice Ünal Bilen
Bozankaya, Michelin Guide
etrafında günlerdir süren
tartışmalara sosyal medya
hesabından yaptığı paylaşımla dikkat
çekti. Gastronomi camiasının içten
içe çürüdüğünü ancak kimsenin
çıkar ilişkileri nedeniyle bunu
dile getirmediğini belirten şef,
rehberlerden etkinliklere uzanan yapıyı
“pohpohlamayla yürüyen bir saadet
zinciri” olarak tanımladı. “Sonuçta
sadece lastik, kasmayalım” sözleriyle
Michelin’e göndermede bulunan
Bozankaya, sektörde hep aynı isimlerin
ön planda olmasına da tepki göstererek,
“Bu koca ülkede başka genç yetenek mi
yok?” dedi.
Bozankaya’nın paylaşımı gastronomi
çevrelerinde yankı uyandırırken, sözleri
sektörde uzun süredir dile getirilmeyen
rahatsızlıkları yeniden gündeme taşıdı.
Bozankaya paylaşımında şu ifadelere
yer verdi:
Birbirini pohpohlayanların saadet
zinciri gibi
“Son iki gündür birtakım
derecelendirme kuruluşları ile ilgili
çok tartışma var. Eleştiren bir takım
insanları yerden yere vurup suçlamaya
kadar ileri gitti konu. Tabii ki ülkemiz
adına tanıtım faydaları tartışılmaz
bence. Çok faydalı ama arka planında
kendimize uydurduk bu işleri. Birbirini
pohpohlayanların saadet zinciri gibi.
Ülkemizde gastronomi kokuşmuş
durumda. Ama kimse kokuşmuş
demiyor, çıkarları gereği diyemiyor.
Bu ve benzeri rehberlerin ve hatta
sponsor olan firmaların birçok kriter
yerine sadece eş dost ahbap ilişkisi
üstüne yürüdüğünü hepimiz ve
dostlarımız tamamı çok ama çok iyi
biliyor ve bu aksak sistemin yürümesini
sağlamaktalar (sağlamaktayız). İşin
içinde olan insanlar olarak.
Umarım sektörün eskileri bu
gidişata bir dur diyecek
Neden hep aynı insanlar etkinliklerde
boy gösterir? Neden hep aynı şefler
etrafına döner bu sektör? Hiç mi başka
insan yok, hiç mi genç şef yok, hiç mi
şu şarabı, viskiyi anlatacak insan yok şu
koskoca yurdumuzda? Var pek tabii ki.
Umuyorum bizler gibi sektörün eskileri
bu gidişata bir dur diyecek. Gençlerin ve
farklı insanların önüne açacaktır.”
76
hotel restaurant
& hi-tech
gastro etkinlik
Türkiye’nin en iyi restoran ve otelleri
Gault&Millau ödülleriyle buluştu
Gault&Millau Türkiye 2026 Gastronomi Rehberi Ödül Töreni, 8 Aralık 2025’te Çırağan
Palace Kempinski’de gastronomi dünyasının önde gelen isimlerini bir araya getirerek
unutulmaz bir gece yaşatırken, Türkiye’nin en seçkin restoran ve otelleri ödüllerini
kazandı.
Gastronomi kültürünü geliştirmek,
yenilikçi, özgün ve sürdürülebilir
bir yaklaşımı desteklemek
amacıyla hazırlanan Gault&Millau
Türkiye 2026 Rehberi Ödülleri, 8 Aralık
2025 Pazartesi akşamı Çırağan Palace
Kempinski’de düzenlenen törenle
sahiplerini buldu. Sözen Group’un
Türkiye’ye kazandırdığı organizasyon
kapsamında Türk mutfağının önde
gelen restoranları, şefleri, gastronomi
profesyonelleri ödüllendirildi.
Bağımsız değerlendirme süreci
sonucunda seçilen restoranlar;
ürün kalitesi, teknik yeterlilik,
yaratıcılık ve sürdürülebilirlik
kriterleri doğrultusunda listeye girdi.
Türkiye’nin farklı şehirlerinden çok
sayıda işletmenin ödül alması, ülke
gastronomisinin çeşitliliğini ortaya
koydu. Törende dağıtılan özel ödüller
ve toque dereceleri, yılın öne çıkan
performanslarını görünür kılarken;
Türk mutfağının uluslararası alandaki
yükselişinin de somut bir göstergesi
oldu. Ayrıca Gault&Millau Türkiye
Gastronomi Rehberi Ödülleri’nde bu yıl,
hospitality sektörü de değerlendirmeye
dâhil edildi ve "HÔTEL Sélectionné”
listesiyle rehber genişletildi.
Sözen: “Türkiye’nin dört bir yanını
mercek altına aldık”
Tören Sözen Group CEO’su ve
Gault&Millau Türkiye Temsilcisi
Gökmen Sözen’in açılış konuşmasıyla
başladı. Bu yıl üçüncü edisyonu
düzenlemenin gururundan bahseden
Sözen, “Bugün burada sadece bir ödül
töreni için değil; Türk gastronomisinin
güçlenen sesini, gelişen özgüvenini
ve dünyaya açılan yeni hikâyesini
kutlamak için bir aradayız. Gault&Millau
Türkiye Gastronomi Rehberi Ödül
Töreni’nin üçüncü edisyonunu
düzenliyoruz. 2026 edisyonu, aslında
bize sadece iyi restoranları değil; bu
ülkenin potansiyelini, yaratıcılığını
ve misafirperverlik kültürünü
hatırlatan bir yol haritası sunuyor.
Geçtiğimiz yıl boyunca denetçilerimizle
Trakya’nın bağlarından Ege’nin
otlarına, Gaziantep’in sumağından
Bodrum’un mandalinasına, Balıkesir’in
ahtapotundan İzmir’in enginarına,
Aydın’ın incirinden Van’ın otlu peynirine
ve İstanbul’un köklü restoranlarına
kadar Türkiye’nin dört bir yanını mercek
altına aldık.” dedi.
“Bu yıl hospitality sektörünü de
dahil ettik”
Bu yıl itibariyle gastronomi
Kokteyl ile başlayan gala gecesinde çok özel markaların
ikramları misafirlere eşlik etti; bu keyifli kokteylin ardından
ise tüm konuklar ödül törenine geçti. Gecenin müzisyen
konuğu ise ödül töreni için Italya’dan gelen ünlü keman
virtüözü Pierpaolo Foti oldu. Foti’nin performansı,
Çırağan Palace Kempinski’nin zarif atmosferiyle
bütünleşerek davetlilere keyifli anlar yaşattı.
ekosisteminin ayrılmaz bir parçası olan
hospitality sektörünü de değerlendirme
kapsamına dahil ettiklerini dile getiren
Gökmen Sözen, “Bu adımımıla çok
daha bütüncül bir perspektif sunmanın
mutluluğunu yaşıyoruz. Bugün
açıklanacak ödüller, elbette büyük
bir başarı. Ancak bu geceyi asıl özel
yapan şey, kolektif bir ekosistemin
varlığı. Çünkü biliyoruz ki bir ülkenin
gastronomisi; sadece mutfakların değil,
şehirlerin, üreticilerin, otellerin ve
soyadını markalaştıran şeflerin ortak
emeğiyle yükselir.” diye konuştu.
Hayoun: “Güveniniz için teşekkür
ederim”
Ödül gecesine katılan Gault&Millau
CEO’su Patrick Hayoun ise yaptığı
konuşmada, “Bu akşam İstanbul’da,
Gault&Millau Türkiye Gala Gecesi’nin
üçüncü yılını kutlamak üzere burada
sizlerle birlikte olmaktan büyük bir
mutluluk duyuyorum. Yalnızca üç yılda,
bu etkinlik olağanüstü bir ivme kazandı;
bunun temelinde sizin yeteneğiniz,
adanmışlığınız ve Türkiye’nin canlı
gastronomi sahnesi yer alıyor. Bu
genişleyen uluslararası haritada
Türkiye çok özel bir konuma sahiptir.
Mutfağınız dünyanın en zengin ve ilham
verici mutfaklarından biri; gelenek
ile modernliği benzersiz bir şekilde
harmanlamaktadır. Gault&Millau sizler
için ve sizlerle birlikte çalışır; şefleri,
ekipleri, üreticileri ve gastronomiye
gönül veren tüm emekçileri görünür
kılmak için. Güveniniz için teşekkür
ederim” ifadelerine yer verdi.
Heyecanlı anlar yaşandı
Ödüller “Original Tables” Önerilen
Mekânlar olarak adlandırılan; şapka
almamış fakat dikkat çekici ve
değerlendirilmeye değer yerlerin
açıklanmasıyla başladı. Ardından bu yıl
ilk kez sunulan "HÔTEL Sélectionné”
seçkisi açıklandı; bu seçkide
Türkiye’deki ağırlama sektörünün
üst düzey otelleri yer aldı. Gecenin
devamında ise 1 Toque kazanan
“Gourmate Tables” kategorileri, Özel
Ödüller, 2 Toque “Chefs’ Tables”, 3
Toques “Outstanding Tables” ve 4
Toque “Prestigious Tables” ödülleri
açıklandı.
Sözen Group’un 2023’ten bu yana
yürüttüğü Gault&Millau Türkiye
temsilciliği, ülkenin gastronomi
potansiyelini uluslararası ölçekte
görünür kılmaya devam ediyor. Tam da
bu amaç doğrultusunda Gault&Millau
Türkiye, 2026 edisyonunda odağını daha
geniş bir coğrafyaya çevirdi. Bu seçkide
Antalya, Aydın, Balıkesir, Çanakkale,
Gaziantep, İstanbul, İzmir, Muğla,
Nevşehir, Ankara ve Van olarak 11
ilimizdeki restoranları kapsayan rehber,
ülkenin farklı bölgelerindeki mutfak
kültürlerini bir kez daha dünya sahnesi
taşımış oldu.
Gece MykOrini’de son buldu
Gala Gecesinin ardından misafirler, bu
özel akşamın coşkusunu sürdürmek
üzere MykOrini’de düzenlenen after
party’e katıldı. MykOrini’nin eşsiz
atmosferiyle taçlanan gece, günün
sonunda konuklara unutulmaz bir
kapanış deneyimi yaşattı.
Gault&Millau 2026 Gastronomi Rehberi
Ödülleri’nin tam listesine www.
hotelrestaurantmagazine.com’daki
ilgili haberden ulaşabilirsiniz.
78
hotel restaurant
& hi-tech
gastro etkinlik röportaj
Şef Mehmet Gök
“Bu bir başlangıç değil,
emeğimizin görünür hâli”
8 yıllık emeğin sonunda gelen Michelin başarısını bir varış değil, geç kalmış bir
görünürlük olarak nitelendiren Reserved Cappadocia’nın kurucu ortağı Şef Mehmet
Gök, “Tavsiye etiketi yeterli değil, Kapadokya’nın lezzet hafızasını dünyaya doğru bir dille
anlatmaya yeni başlıyoruz” dedi.
Röportaj: Hatice Ünal Bilen
Kapadokya’nın 2026 Michelin
Rehberi’ne ilk kez giriş yapması, bölge
gastronomisi için önemli bir hamleydi.
Bu seçkide tavsiye edilen restoranlar
arasında yer alan Reserved Cappadocia’nın
kurucu ortaklarından Şef Mehmet Gök, 8
yıllık emeğin sonunda gelen bu tanımayı
“bir varış değil, geç kalmış bir görünürlük”
olarak nitelendirdi. Gök, “Tavsiye etiketi
yeterli değil, Kapadokya’nın lezzet hafızasını
dünyaya doğru bir dille anlatmaya yeni
başlıyoruz” diyerek hem hedef büyüttü
hem de bölgenin Michelin sahnesindeki
yükselişine dikkat çekti.
4 Aralık Perşembe akşamı Four Seasons
Hotel Istanbul at the Bosphorus’ta
düzenlenen MICHELIN Rehberi Türkiye 2026
seçkisi töreninin hemen sonrasında Şef
Mehmet Gök ile bir araya gelerek sürece
dair görüşlerini aldık.
Kapadokya ilk kez 2026 seçkisiyle
Michelin Rehberi’ne girdi ve
Reserved Cappadocia tavsiye
listesine dahil oldu. Sizce “tavsiye”
etiketi bu bölge için yeterli bir
başarı mıydı, yoksa hedefiniz
daha üst seviyede bir Michelin
değerlendirmesi miydi?
Kapadokya’nın ilk kez Michelin Rehberi’ne
girmesi hepimiz için tarihi bir andı. Reserved
Cappadocia olarak 8 yıldır bu bölgede emek
veren bir restoranız. Bu nedenle “tavsiye”
etiketi bizim için bir başlangıç değil,
emeğimizin görünür hâle gelmesidir. Elbette
her şef gibi daha üst rozetleri hedefliyoruz,
ancak bizim için asıl başarı Kapadokya’nın
dünyada doğru bir gastronomi diliyle temsil
edilmesi. Tavsiye etiketi, doğru yolda
olduğumuzu gösteren değerli bir adım oldu.
Dediğim gibi biz 8 yıldır aynı çizgide
ilerleyen, araştıran ve üreten bir ekibiz.
Bu nedenle Michelin tavsiyesi restoranın
potansiyelinin tamamını göstermiyor. Çünkü
hâlâ büyüyen bir hikâyemiz var.
Kapadokya’nın ilk kez seçkiye
girdiği bu yıl, bölgenin gastronomik
potansiyelini dünyaya duyurmak
adına Reserved Cappadocia’nın
nasıl bir rol üstlendiğini
düşünüyorsunuz? Bundan sonraki
yıl için yol haritanız nedir?
Bizim rolümüz, Kapadokya’yı yalnızca
bir turizm destinasyonu değil, güçlü bir
gastronomi bölgesi olarak konumlandırmak.
Bunu da kadim üretim kültürünü modern
mutfak teknikleriyle buluşturan, ürüne
ve üreticiye sadakati ön planda tutan bir
anlayışla yapıyoruz.
Gelecek yıl için hedefimiz daha çok üreticiyle
iş birliği yapmak, bölgenin kaybolmaya
yüz tutmuş malzemelerini araştırmak ve
menüde bunlara daha fazla alan açmak.
Ayrıca uluslararası misafir trafiğini
artırmak ve Kapadokya’nın gastronomi
markalaşmasına katkı sağlamak da yol
haritamızın bir parçası.
Menüde kullanılan yerel ürünleri
rehberin “sürdürülebilirlik”
yaklaşımına nasıl entegre
ediyorsunuz? Bu başarıdan sonra
menüde yeni dokunuşlar olacak mı?
Menümüzde bulunan bütün ürünler, yerli ve
bölgesel ürünler dahil, taze ve mevsiminde,
Kapadokya’nın ve çevre şehirlerin
geçmişten gelen kadim kültürlerini ve
üretim tekniklerini günümüze taşıyoruz. Bu
mirası kendi mühürümüzle işleyip değer
katarak misafire sunuyoruz. Bu zaten
sürdürülebilirliğin özüdür. Ürüne, onu
üreten insana ve doğaya olan saygıdan hiçbir
zaman ödün vermedik.
Bu ödül olmasa da bizim için en önemli
unsur, her zaman lezzet ve doğal ürünlerle
hazırladığımız tabaklarımızdı. 8 yıldır
bizi tercih eden, defalarca gelen repeat
misafirlerimize ayrıca teşekkür etmek
istiyorum. Çünkü bugün geldiğimiz
noktayı onlarla birlikte inşa ettik. Elbette
menümüzde yeni dokunuşlar olacak. Ancak
bunlar yine bu coğrafyanın hafızasından,
üretim tekniklerinden ve bölgesel
karakterinden beslenecek.
Kapadokya’nın gastronomi sahnesi
için bu yıl bir milat oldu diyebiliriz.
Sizce Michelin listesine giriş,
bölgede yeni restoran yatırımlarını
ve şef hareketliliğini nasıl
etkileyecek?
Kesinlikle bir milat. Michelin’in bölgemize
gelmesi, gastronominin burada ne kadar
ciddi bir potansiyel taşıdığını göstermiş
oldu. Yeni restoran yatırımlarının artacağını,
genç şeflerin Kapadokya’yı daha fazla tercih
edeceğini düşünüyorum. Bu hareketlilik
kaliteyi yükseltecek, rekabeti artıracak ve
bölgenin gastronomi kimliğini daha güçlü
bir noktaya taşıyacak.
80
hotel restaurant
& hi-tech
gastro güncel
ZEYNEP KAKINÇ
“Michelin’de Ulusal Seçkiye
Hazır Mıyız?”
Michelin Türkiye’de 2026 seçkisini açıkladı. Görünen o ki parıltı yüksek ama Zeynep
Kakınç sosyal medya hesabından soruyor: Bu liste gerçekten tüm ülkeyi mi kapsıyor,
yoksa hep bildiğimiz adresler mi öne çıkıyor? Yıldızlar ve ödüller dikkat çekiyor ama
Anadolu’nun sessiz mutfakları hâlâ görünmez. Kakınç, rehberin oluşturduğu heyecana
rağmen sektördeki eşitsizlikleri ve eksik kapsayıcılığı gündeme taşıyor.
Gastronomi ve İletişim Stratejisti
ve Milliyet Gazetesi Köşe Yazarı
Kakınç’ın paylaşımındaki dikkat
çeken noktalar şöyle:
Gözümüzü sadece yıldız sayısına
dikmeyelim
“Bu yazı, ne ölçüsüz övgü ne de kolaycı
bir eleştiri için. Esas mesele, Michelin
Rehberi’nin yarattığı etkileri soğukkanlı
bir bakışla değerlendirmek ve doğru
soruları sormak.
Türkiye’de Michelin’in varlığı, gastronomi
sahnesine tartışılmaz bir hareket
ve enerji kattı. Sektöre amaç verdi,
ivme yarattı ve görünür bir standart
tartışmasını başlattı. Yani, şefler için
hedef, yatırımcı için referans, gençler
için motivasyondan bahsediyoruz.
Tam da bu yüzden şimdi, rehber 2026
seçkisiyle büyürken ve önümüzdeki yıl
“tüm Türkiye’yi kapsama” iddiasını ortaya
koymuşken, gözümüzü sadece yıldız
sayısına dikmeyelim istiyorum. Gelin
biraz derin sorular soralım. Sistemin
adaletini, kapsayıcılığını, sahadaki
karşılığını hep beraber irdeleyelim. Çünkü
asıl kritik olan, bu rüzgârın nasıl bir
mutfak kültürüne doğru estiği. Türkiye
gastronomisi uzun yıllar boyunca parça
parça görünür oldu.
Şehirler, şefler, restoranlar… Evet, parlak
noktalar vardı ama bütün resim hiçbir
zaman tam açılmadı. Michelin Rehberi’nin
2026 Türkiye seçkisi, işte o mozaiği ilk kez
daha büyük bir fotoğrafa dönüştürüyor.
Rakamlar etkileyici
İzmir’de Vino Locale artık iki yıldızlı.
Kapadokya ilk yıldızını aldı. Üç yeni
restoran Bir Yıldız ailesine katıldı. 16 yeni
Bib Gourmand, 4 yeni Yeşil Yıldız eklendi
Toplamda 54 yeni restoran rehbere
girdi. Ve en önemlisi: Önümüzdeki yıldan
itibaren tüm Türkiye’yi kapsayan ulusal
bir seçki vaadi var.
Kâğıt üzerinde tablo parlak. Ama asıl
mesele rakamlar değil. Asıl mesele şu
sorular: Rehber gerçekten “rehberlik”
yapıyor mu? Türkiye’nin gastronomi
hafızasını ne kadar hakkıyla okuyor? “Tüm
Türkiye’yi kapsama” iddiasının arkasında
nasıl bir sistem, nasıl bir saha derinliği
var? Bu heyecan, kalıcı bir standarda mı
dönüşecek, yoksa bir vitrin parıltısında mı
kalacak?
Yıldızların ışığını biraz kısalım. Sahneyi
daha net görelim.
Sistemler yalnızca ölçmez,
değiştirir
Michelin gibi derecelendirme sistemleri,
bir ülkenin gastronomisine sadece
etiket yapıştırmaz; oyunun kurallarını
değiştirir. Ürünün nereden alındığını,
üreticiyle kurulan ilişkiyi, fiyat politikasını,
servis dilini, genç şefin kariyer planını,
yatırımcının risk iştahını etkiler.
Bugün Türkiye’de Michelin
Restoranlar için yatırımcıya karşı güçlü
bir cümle, yabancı misafir için güvenilir
referans, genç şefler için “gideyim
mi, kalıp burada bir şey kurayım mı?”
sorusunda önemli parametre. Kısaca,
rehber, sadece sektörü tarif etmiyor;
onu biçimlendiren bir aktöre dönüşmüş
durumda.
Ama ince bir çizgi var
Mutfak, “sisteme uyum sağlamak için”
mi değişiyor, yoksa zaten içten içe
değişen mutfağa bu sistem mi eşlik
ediyor? Bence, Türkiye’de şu an ikisi
aynı anda oluyor. Bu yüzden eleştirirken
de, överken de dikkatli olmak gerekiyor.
Michelin’i yok saymak da mümkün değil,
tek belirleyiciye dönüştürmek de sağlıklı
değil.
Kapadokya: Teruarın rehbere
girmesi
Bu yılın duygusal merkezi Kapadokya.
İlk kez rehbere girdi. Revithia, bölgenin
ilk Michelin yıldızını aldı. Babayan Evi
hem Bib Gourmand hem Yeşil Yıldız ile
onurlandırıldı. Toplamda 18 yeni restoran
listeye dahil oldu. Kapadokya, Michelin
metninde gelenek, misafirperverlik ve
teruar konusundaki derin kökleriyle tarif
ediliyor.
Aslında bu cümlenin arkasında çok daha
derin bir şey var: Tarhana, sütte pişen
kuzu, fermente tahıllar, tandır, taş evlerin
gölgesinde pişen yemekler, göçebe
kültürün bugüne sızan izleri… Yıllardır o
coğrafyada sessizce var olan bir mutfak
hafızası nihayet uluslararası dilde adı
konmuş bir “değer”e dönüşüyor.
Bu, sevindirici. Ama hemen arkasından şu
sorular geliyor: Kapadokya bu kadar hızlı
oyuna dahil olurken; Gaziantep, Antakya,
Mardin, Urfa, Kayseri, Malatya, Kars,
Rize, Trabzon gibi mutfak başkentleri
için nasıl bir takvim öngörülüyor? “Ulusal
seçki” dendiğinde bu coğrafyalar ne kadar
derin, ne kadar adil, ne kadar tarafsız bir
okumayla rehbere girecek? Kapadokya
önemli bir başlangıç. Ama Anadolu’nun
bütünü oyuna girecekse, bu işin adalet
terazisi ince ayar istiyor.
Vino Locale: İstanbul merkezli
dengenin kırılması
Vino Locale’in iki yıldıza yükselmesi,
yalnızca bir restoranın zaferi değil; güç
dengesinin değişmesi. Türkiye’de artık, İki
yıldızlı iki restoran var: TURK Fatih Tutak
(İstanbul), Vino Locale (İzmir)
Bu ikiliyi yan yana koyduğumuzda ilginç
bir tablo çıkıyor: Biri; metropolün ritmiyle,
çağdaş mutfak diliyle, global tekniği
Anadolu hafızasıyla buluşturuyor. Diğeri;
şehrin gürültüsünden biraz uzakta,
bağların, doğanın, teruarın sakinliğini
tabağa taşıyor.
Ortak payda ise net: Teruara saygı,
mevsimsellik, karakter, yer duygusunun
peşinden gitmek. Bu açıdan Vino Locale’in
iki yıldıza çıkması, İstanbul merkezli
algıyı kıran doğru bir mesaj. Burada
da sorular var: Bu başarı, İzmir–Urla
hattının bağcılık, üretici, üzüm, zeytin,
deniz ürünleri hikâyesine ne kadar alan
açacak? Yoksa belirli bir gelir düzeyine,
belirli bir turizm profilinin tükettiği, seçkin
bir deneyim katmanında mı kalacak?
Yıldızlar, sadece mutfağın niteliğini değil,
kimin masaya oturabildiğini de belirliyor.
Bu tarafını da unutmamak gerekir.
Bib Gourmand
Türkiye’de Bib Gourmand sayısı 39’a
çıktı. Bu kategori, belki de ülke için en
kritik alan: Daha ulaşılabilir fiyatlar,
yerel mutfaklar, seyahat eden herkes için
“iyi yemek” fikrini demokratikleştirme
potansiyeli. Çok değerli. Ama aynı anda
bir risk de taşıyor: Hızlı turistikleşme, kira
baskısı, mahallenin dönüşmesi, “Bizim
yer” hissinin zamanla kaybolması.
Kime rehberlik?
Belki biraz köşeli ama gerekli bir
soruyla devam edelim: Michelin,
Türkiye’de kime rehberlik ediyor?
Yabancı gurme turiste mi? Yatırımcıya
mı? Sektör içi prestij dengelerine mi?
Yoksa gerçekten yerli misafire de mi?
Bugün Türkiye’de: Mahalle bakkalının,
sadece müdavimlerinin bildiği bir esnaf
lokantasının, yıllardır aynı tandırı yakan
bir fırının Michelin haritasıyla ilişkisi hâlâ
çok zayıf.
Bir diğer kritik başlık ise, şeffaflık.
Müfettiş kim, ne sıklıkla geliyor? Fiyat/
performans dengesi nasıl tartılıyor?
Şehirler arası dağılımda hangi
parametreler esas alınıyor? “Tüm
Türkiye’yi kapsama” iddiasının arkasında
nasıl bir veri, nasıl bir saha çalışması var?
Bunlar çok az bilinen ya da hiç açılmayan
alanlar. Bu da rehberin inandırıcılığını
zaman zaman tartışmalı hale getiriyor.
Öte yandan, fotoğrafın pozitif tarafını
da es geçmemek gerek: Türkiye’de
birçok şef, bu rehber sayesinde kendini
dünyayla kıyaslayabiliyor. Genç yetenekler
için bu sistem, “burada kalıp iyi bir şey
yapabilirim” duygusunu güçlendiriyor.
Yerel üretici, ürününün niteliği görünür
olduğu ölçüde masadaki rolünü
büyütebiliyor. Yani Michelin, aynı anda
hem tartışılmayı hak eden hem de gerçek
bir ivme yaratan bir mekanizma.
“Ulusal seçki”
Önümüzdeki yıl, Michelin Rehberi
“tüm Türkiye’yi kapsayan ulusal seçki”
açıklayacağını söylüyor. Bu, ülke için
büyük bir cümle ve büyük cümleler büyük
ödevler ister: Gerçekten tüm coğrafyaya
bakabilecek sayıda ve donanımda
müfettiş var mı? Karadeniz’in iç
köylerinden İç Anadolu’nun kasabalarına,
Güneydoğu’nun taşra lokantalarına, Doğu
Anadolu’nun mandıralarına kadar sahaya
ne kadar inilecek? Sadece halihazırda
bilinen markalar, oteller, resort’lar mı
öne çıkacak yoksa vitrini olmayan ama
yıllardır iyi iş yapan mütevazı işletmeler
de bu hikâyeye dahil olabilecek mi?
Ulusal seçki, hakkıyla yapılırsa; yerel
yönetimleri,kalkınma ajanslarını,
gastronomi okullarını, tarım politikalarını,
üretici kooperatiflerini doğrudan
etkileyebilecek güçte.
Yüzeyde kalırsa: Birkaç şehir, birkaç otel,
birkaç “zaten bilinen” restoran arasında
dönen, parıltılı ama sığ bir listeye
dönüşme riski taşıyor. Türkiye’nin mutfak
hafızası çok derin. Bu hafızayı rehbere
taşımak isteyen sistemlerin de aynı
derinliğe niyetli ve hazırlıklı olması şart.
Güç kimde, söz kimde?
Geldik son soruya; Michelin yıldızı kimin
üzerine doğuyor? Sadece restoranın
kapısına mı asılıyor? Şefin kariyerine mi
yazılıyor? Yoksa o tabağın içindeki buğday,
zeytin, üzüm, balık, süt, peynir…Yani
üreticinin alın teri de bu ışığın içine dahil
ediliyor mu?
Eğer bu rehber: Üreticinin adını daha
çok görünür kılıyorsa, yerel mutfak
mirasını koruyanlara alan açıyorsa, esnaf
lokantasını sadece “romantik dekor”
değil, “gerçek aktör” olarak sahneye
çıkarıyorsa, o zaman gerçekten rehberlik
yapıyor demektir.
Ama sadece: Belirli bir gelir düzeyine,
belirli bir estetik dile ve birkaç merkeze
sesleniyorsa; o zaman Michelin,
Türkiye’de de dünyanın pek çok yerinde
olduğu gibi, hayranlıkla bakılan ama
mesafeli durulan bir liste olarak kalır.
Yıldız yemekten çok, zihni değiştirir
Türkiye’nin gastronomi hikâyesi
Michelin’den büyük. Ama artık şu da
gerçek: Bu hikâyenin dünyaya anlatılan
kısmında, elinde güçlü bir kalem olarak
Michelin de var.
Mesele şu: Biz bu kalemi yalnızca “yıldız
sayısı” üzerinden mi okuyacağız? Yoksa
onun açtığı erişilebilirlik, adalet, teruar,
sürdürülebilirlik, yerel üretici, Anadolu
mutfak mirası gibi tartışmaları –– masaya
yatırıp kendi zihinsel rehberimizi de
yeniden mi yazacağız?
Evet, Michelin Türkiye’de bir heyecan
yarattı. Sektöre bir amaç, bir ivme, bir
standart hissi verdi. Şimdi ikinci perde
başlıyor: Yıldızlar tek başına bir ülkenin
mutfağını değiştirmez. Ama düşünceyi
değiştirir. Eğer bu düşünceyi doğru okur,
doğru yönlendirirsek; Türkiye, Michelin
rehberine sığmayacak kadar zengin bir
gastronomi ülkesi olduğunu dünyaya çok
daha net gösterebilir.”
82
hotel restaurant
& hi-tech
gastro etkinlik
Beta Yeni
Han’da
5 Aralık
Dünya Türk
Kahvesi Günü
kutlandı
16.yüzyılda İstanbul’da kahvenin
ilk kez kavrulduğu tarihi fırına ev
sahipliği yapan Beta Yeni Han, 5
Aralık Dünya Türk Kahvesi ve Kültürü
Günü’nü özel bir etkinlikle kutladı.
Beta Gıda tarafından bu yıl dördüncü
kez gerçekleştirilen organizasyon,
“Kahvenin Sıfır Noktasından
Kültürlerarası Bir Yolculuk” temasıyla
düzenlendi.
Her yıl dünyanın farklı bölgelerinde
çeşitli etkinliklerle kutlanan 5
Aralık Dünya Türk Kahvesi Günü,
kahvenin İstanbul’da kavrulduğu ilk yer
olarak bilinen Beta Yeni Han’da keyifli
bir programla kutlandı. Beta Gıda’nın
ev sahipliğinde gerçekleştirilen etkinlik,
köklü kahve geleneğimizi görünür
kılarken Türk kahvesinin küresel
ölçekte sahip olduğu kültürel değeri de
yeniden hatırlatmayı amaçladı.
Kahvenin sıfır noktasından
kültürlerarası bir yolculuk
“Kahvenin Sıfır Noktasından
Kültürlerarası Bir Yolculuk” teması,
kahvenin tarihsel serüvenini yalnızca bir
içecekten ibaret olmayan medeniyetler
arasında iletişim, paylaşım ve ritüel
unsuru hâline gelen çok katmanlı
yolculuğuyla ele aldı. Kahvenin
zengin tarihini, üretim süreçlerini ve
kültürel önemini ziyaretçilere aktarılan
etkinlik, Türk kahvesinin UNESCO
tarafından “Somut Olmayan Kültürel
Miras” olarak kabul edilen değerinin
öne çıkarılmasına katkı sağlamayı
amaçlıyor.
Köklerinden gelen kültürel mirası ve
manevi değerleri konuklarına aktarmayı
misyon edinen, tarihi yarımadanın
simge yapılarından Beta Yeni Han,
Dünya Türk Kahvesi Günü’nde seçkin
bir davetli topluluğunu ağırladı.
Etkinliğin konukları arasında Kültür
ve Turizm Bakanlığı Yaşayan Miras
ve Kültürel Etkinlikler Genel Müdürü
Selim Terzi, İstanbul Vali Yardımcısı Elif
Canan Tuncer, Fatih Belediye Başkanı
Mehmet Ergün Turan, Arzum A.Ş.
Yönetim Kurulu Başkanı Murat Kolbaşı,
Beta Gıda yönetim kurulu başkanı
Beşir Uğur, Türk Kahvesi Kültürü ve
Araştırmaları Derneği Yönetim Kurulu
Başkan Yardımcısı Osman Serim ve
dernek üyelerinin yanı sıra çok sayıda
kahvesever yer aldı.
Türk Kahvesi seremonisi
sahnelendi
Resepsiyon, Beta Gıda Perakende
Grup Müdürü Hatice Uğur’un açılış
konuşması ile başladı. Ardından
Fatih Belediye Başkanı Mehmet
Ergün Turan, günün anlam ve
önemine ilişkin değerlendirmelerde
bulundu. Programa Kültür ve Turizm
Bakanlığı Yaşayan Miras ve Kültürel
Etkinlikler Genel Müdürü Selim Terzi
de “Türk Kahvesinin Önemi” başlıklı
konuşmasıyla katkı sundu. Terzi, tarihte
bilinen ilk kahvehanenin Beta Yeni
Han’da, Türk kahvesinin ilk kavrulduğu
fırının ise Beta Yeni Han 1554 Kahve
Müzesi'nde ziyaretçilere sunulmasının
kültürel etkileşimi güçlendirdiğini
belirterek Beta Yeni Han’ın “kahvenin
sıfır noktası” olarak konumlandığını
vurguladı.
Etkinlik kapsamında, Türk Kahvesi ve
Kültürü Araştırmaları Derneği Yönetim
Kurulu Başkan Yardımcısı Osman
Serim eşliğinde Osmanlı dönemine ait
Türk kahvesi seremonisi sahnelendi ve
“Geçmişten Günümüze Türk Kahvesi
ve Kahveli Türküler” başlıklı sunum
gerçekleştirildi. Konuklara, geleneksel
ritüellere uygun olarak hazırlanan
A’la Türk kahvesi, özel tasarım kaftan
fincanlarda, yanında ise reyhan şerbeti
ve gül reçeli eşlikçileriyle birlikte ikram
edildi.
84
hotel restaurant
& hi-tech
gastro etkinlik
Metro Türkiye,
bağcılık kültürünü gastronomiyle
birleştirdi
Türkiye’de bağcılığın binlerce yıllık mirasını çağdaş bir bakış açısıyla ele alan Metro
Türkiye, düzenlediği ‘Vedat Milor ile Wise Wine Buluşması’ etkinliğinde ülkenin önde
gelen sommelier’lerini ağırladı.
Metro Türkiye’nin dünyadan ve
Türkiye’den seçkin üreticileri
bir araya getirdiği kapsamlı kav
seçkisi Wise Wine, her yıl olduğu gibi bu
yıl da özel isimleri bir araya getirdi. Bu
yılki buluşmada, bağcılığın geçmişiyle
geleceğini buluşturan endemik çeşitler,
farklı coğrafyaların karakteristik
stilleri ve nadir üretimler sektör
profesyonelleriyle paylaşıldı.
Antunes: “Büyük potansiyelini
görünür kılmak için çalışıyoruz”
Metro Türkiye CEO’su David Antunes
etkinlikte yaptığı konuşmada bağcılık
mirasının gastronomiye olan katkısına
vurgu yaparak şunları söyledi: “Türkiye
binlerce yıldır üzümün ve bağcılığın
önemli merkezlerinden biri. Metro
Türkiye olarak 600’ü aşkın üründen
oluşan geniş kav portföyümüzle,
hem sahip olunan potansiyeli
güçlendirmek hem de yeme içme
sektörünü dünyanın seçkin bağlarının
örnekleriyle buluşturabilmek için
uzun süredir istikrarlı yatırımlar
gerçekleştiriyoruz. 2016 yılından beri
Vedat Milor ile yaptığımız iş birliği bu
konuya ne kadar önem verdiğimizin
bir göstergesi. Wise Wine Selection’da
8 ülkeden, 19 bölgeden 50 farklı
ürün; Wise Wine Local’de ise butik
üreticilerden endemik çeşitleri içeren
84 farklı ürün bulunuyor. Bu seçki,
global ölçekte farklılaştığımız ürünlerle
gücümüzü ortaya koyarken, yerel
tarafta Türkiye’nin bağcılık mirasını
görünür kılarak şefler ve gastronomi
profesyonelleri için güvenilir bir
referans noktası oluşturuyor.”
Milor: “Kav kültürü, çeşitlilik
ve dürüstlük üzerine kurulu bir
bütünlüktür”
Etkinlikte konuşan Vedat Milor,
Türkiye’nin kav kültürüne dikkat
çekerek şu değerlendirmelerde
bulundu: “Kav demek, çeşitlilik demek.
Farklı toprakların, iklimlerin ve
üretim anlayışlarının aynı çatı altında
buluştuğu bir kültürden söz ediyoruz.
Bu kültürün özü ise ‘özgünlük’.
Ürünün kendi karakterini koruduğu,
maskelenmediği, doğallığın ön planda
olduğu bir yaklaşım. Wise Wine, hem
Türkiye’den hem dünyadan bu özgün
yaklaşımı benimseyen üreticileri bir
araya getiriyor. Bu da gastronomi
açısından kıymetli bir adım. Kadim
bağcılık kültürünü zengin Türk mutfağı
ile daha fazla buluşturduğumuzda
ise, hem gastronomik deneyimin
zenginleşeceğine hem de turizmde
ülkemizin çekiciliğinin artacağına
inanıyorum.”
Matbah
Restaurant’ta
Mevlevi
Sofrası 12.
kez kuruldu
Yüzyıllar boyu Osmanlı İmparatorluğu’na ev sahipliği yapan Tarihi Yarımada’da yer
alan Matbah Restaurant, 7 - 17 Aralık tarihleri arasında, 752’ncisi düzenlenen Şeb-i
Arûs sebebiyle “Mevlevi Sofrası” kurdu. Michelin 2023 ve 2024 Seçkisinde Önerilen
Restoranlar Kategorisine giren Matbah Osmanlı Saray Mutfağı, Mevlevi sofrasının en
seçkin örneklerini sundu.
İstanbul Sultanahmet’te bulunan Ottoman
Hotel Imperial’in bünyesinde hizmet veren
Matbah Restaurant, Hazreti Mevlana’nın
752’nci Şeb-i Aruz münasebetiyle 7 - 17
Aralık 2025 tarihleri arasında 12’ncisini
düzenlediği Mevlevi Somadı etkinliğini
müşterilerine sundu. Büyük İslam alimi
Mevlana’nın eserlerinde verdiği reçeteler,
bugün Konya mutfağının hala önemli bir
parçasıydı. Mevlana, hayat felsefesini
açıklarken sembollerinin çoğunu doğadan
seçmişti. Gıdalar da bu semboller arasında
yer aldı. Mevlana’nın, ilahi aşk şiirlerini
toplayan Divan-ı Kebir adlı eserinde geçen
“Hamdım, piştim, yandım” sözü buna bir
örnek olarak aktarıldı.
Bu sofra başka sofra
Osmanlı Saray mutfak sanatını yaşatan
Matbah Restaurant, özenle seçilmiş ve
aslına uygun olarak hazırlanmış Mevlevi
Mutfağı’nın eşsiz ve zengin lezzetlerini
içeren Mevlevi Somadı menüsü ile
misafirlerini ağırladı. Matbah Restaurant
şefi Kadir Yılmaz’ın hünerli ellerinden çıkan
Mevlevi Mutfağı’nın özel lezzetleri arasında
Sirkencübin Şerbeti, Tarhana Çorbası,
Balık Çorbası, Kavurmalı Yumurta, Çam
Fıstığı Hoşafı, Gül Yapraklı Marul Salatası,
Pekmezli Elma Dolması, Tavuk Külbastı
gibi seçenekler yer aldı. Mevlevi Mutfağı’nın
sofrasının vazgeçilmez tatları olan Badem
Helvası ve Kadayıf da menüde sunuldu.
Aşçıya saygı gösterildi
Uzun araştırmalarla birlikte gastronomi
turizmine katkı sunmak için çalıştıklarını
ifade eden Ottoman Hotel Imperial Genel
Müdürü Serdar Balta, ‘Mevlevi Somadı’
etkinliğinin 12’ncisini gerçekleştirdiklerini
belirtti. Balta, etkinlik hakkında şunları
söyledi: “Sufizm, yani tasavvuf öğretisinde
mutfak çok önemli bir yer tutar. Dervişlerin
eğitimlerine başladıkları yer burasıdır.
Amaç, sadece yemek pişirmeyi değil,
insanlığa sunulmuş yiyeceklere karşı saygı
duymayı öğrenmektir. Mevleviler, yüce
yaratıcının sunduğu nimetleri büyük hünerle
pişirdikleri ve kulların beslenmesine aracılık
ettikleri için aşçılara büyük saygı gösterirdi.”
Somat (sofra) adabına uygun yapıldı
Bu hürmetin en büyük ispatı, Mevlana’nın
çok sevdiği aşçısı Ateş-baz Veli’nin
öldüğünde onun adına türbe yapılmasıydı.
“Somat” (sofra) adabına büyük önem veren
sufiler, günde öğle ve akşam olmak üzere iki
kez yemek yediler. Sofrayı can’lar (müridler)
hazırladı. Tuz, yemeklerde törensel ifade
taşıdı. Yemek onunla başladı ve onunla
bitti. Hazırlıklar tamamlandıktan sonra
yemeğin yenmesine geçildi. Kazancı Dede,
kazanın kapağını açınca can’lar kazanı
ocaktan aldılar. Kazancı Dede’nin duası
ile ‘Huuu Somata Salaaa’ diyerek yemek
daveti duyuruldu. Elleri önde bağlı duran
sufiler, kapıya gelince başlarını eğerek
selamlaştılar ve sofraya geçtiler. Şeyhin
katılımı ve duası ile yemeğe başlandı.
Yemek esnasında kesinlikle konuşulmadı.
Mevlevilerde yemek faaliyeti adeta ibadet
gibi yapıldı; yemek yerken kendilerine nasip
olan lokmalar için devamlı şükredildi.
Menüde kullanılan tüm kaynaklar Türk
mutfak kültürü ve yemekleri araştırmacısı
Nevin Halıcı’dan alındı. Misafirler öğle ve
akşam yemeklerinde bu farklı lezzetleri
tatma ve deneyimleme fırsatı buldular.
86
hotel restaurant
& hi-tech
gastro etkinlik
Samixir III. İçecek Zirvesi
Sektörü Bir Araya Getirdi
Endüstriyel içecek ekipmanları alanında yerli üretim gücü ve teknoloji odaklı
yaklaşımıyla öne çıkan Samixir, III. İçecek Zirvesi Buluşmasını 16 Aralık 2025 tarihinde
Gastronometro’da gerçekleştirdi. İçecek sektörü profesyonelleri tarafından yoğun
katılım gören etkinlikte, sektörün bugünü ve yakın geleceğine dair önemli
başlıklar ele alındı.
Samixir III. İçecek Zirvesi’nde içecek
ürünlerine yönelik değişen beklentiler,
ihtiyaçlar, teknoloji odaklı gelişim
alanları, işletme dinamikleri, servis kalitesi
ve yiyecek-içecek sektörünün güncel yapısı
çok yönlü bir bakış açısıyla değerlendirildi.
Samixir’in ev sahipliğinde gerçekleşen
buluşma, sektör paydaşları arasında bilgi ve
deneyim paylaşımını destekleyen güçlü bir
etkileşim ortamı sundu.
Sahadan gelen deneyimler masaya
yatırıldı
III. İçecek Zirvesi, içecek sektöründe faaliyet
gösteren üreticileri, işletme yöneticilerini
ve sektör temsilcilerini aynı platformda bir
araya getirerek, üretimden servise uzanan
süreçlerde sahada karşılaşılan ihtiyaçların
ve zorlukların doğrudan paylaşıldığı açık
bir diyalog ortamı oluşturdu. Günlük
operasyonlarda öne çıkan beklentiler,
uygulama deneyimleri ve çözüm arayışları,
içecek üreticilerinin sahadaki gerçek
kullanım pratikleri üzerinden ele alındı.
Etkinlik kapsamında, farklı üretim ve
servis noktalarında aktif olarak kullanılan
endüstriyel içecek ekipmanları; dayanıklılık,
performans ve servis süreçlerindeki
verimlilik başlıkları altında değerlendirildi.
Üretici deneyimlerine dayanan bu
paylaşımlar, ürün ve teknolojilerin sektörün
güncel ihtiyaçlarına göre şekillenmesinde
sahadan gelen geri bildirimlerin belirleyici
rolünü ortaya koydu.
Verimlilik ve sürdürülebilirlik
öne çıktı
Zirvede; kullanım kolaylığı, hijyen
standartları, enerji verimliliği,
sürdürülebilirlik ve yüksek performans gibi
kriterler, içecek ekipmanlarının işletmeler
açısından taşıdığı önem çerçevesinde
ele alındı. Servis hızını ve kaliteyi artıran
teknolojik çözümlerin, operasyonel
verimlilik ve rekabet gücü üzerindeki etkisi
katılımcılar tarafından özellikle vurgulandı.
İşletme dinamikleri ve misafir
deneyimi gündemdeydi
Etkinlikte yalnızca ürün ve teknoloji değil;
işletme dinamikleri, servis ekiplerinin
ihtiyaçları ve değişen misafir beklentileri
de kapsamlı biçimde değerlendirildi. Artan
maliyetler, operasyonel sürdürülebilirlik
ve servis kalitesini koruma yolları, sektör
profesyonellerinin sahadaki uygulamaları
üzerinden ele alındı.
Bu yaklaşım, Samixir III. İçecek Zirvesi’ni
klasik bir ürün tanıtım organizasyonunun
ötesine taşıyarak, sektöre değer katan bir
bilgi paylaşım platformu haline getirdi.
Prototip ürün ilk kez tanıtıldı
Zirve kapsamında Samixir’in prototip
aşamasındaki yeni ürünü ilk kez sektör
profesyonelleriyle paylaşıldı. İşletme
ihtiyaçları ve kullanıcı deneyimi odağında
değerlendirilen ürün için katılımcılardan
doğrudan geri bildirim alındı. Bu süreç,
markanın Ar-Ge çalışmalarında sektörle
birlikte gelişmeyi hedefleyen yaklaşımının
somut bir örneği olarak öne çıktı.
Sektörle birlikte gelişen bir
yaklaşım
Samixir’in düzenli olarak gerçekleştirdiği
İçecek Zirvesi Buluşmaları, markanın
sektörü dinleyen ve paydaşlarıyla birlikte
gelişmeyi hedefleyen vizyonunu yansıtıyor.
Üçüncü edisyonuyla bu yaklaşımı daha
da güçlendiren Samixir, içecek ve horeca
sektörünün değişen ihtiyaçlarını sahadan
gelen gerçek geri bildirimlerle ele alarak;
bilgi paylaşımını ve iş birliğini destekleyen
platformlar oluşturmaya devam ediyor.
SOFRA/COMPASS GROUP TÜRKIYE
ŞEFLERI SINIR TANIMADI
Sofra/Compass Group Türkiye, geleneksel Culinary Cup yarışmasının 10'uncu yılında
benzersiz bir etkinliğe imza attı. “Sınırlarını Zorla” temasıyla düzenlenen bu yılki yarışma,
Türkiye'nin dört bir yanından gelen yetenekli şeflerin üretkenliğine ve tutkusuna sahne oldu.
Türkiye'nin lider toplu yemek hizmetleri
devi Sofra/Compass Group, geleneksel
Culinary Cup yarışmasının 10'uncu
yılında mutfak sanatlarının sınırlarını
zorladı. Gastronomi ve mutfak sanatlarının
değerlerine ve Sofra Compass'ın hedeflerine
sağladığı katkıyı ön plana çıkarmak amacıyla
"Sınırlarını Zorla" temasıyla gastronomi
dünyasına benzersiz şekilde meydan okuyan
yarışmada, Türkiye'nin en yetenekli şefleri
kıyasıya bir rekabete girdi. Sofra/Compass
Ege Bölge'den Şef Uğur Beko’nun zaferiyle
sonuçlanan etkinlik, şeflerin üretkenliğini ve
becerilerini ortaya koydu.
7 Aralık'ta İstanbul Gastronometro'da
gerçekleşen büyük finalde, ülke çapından
seçilen şefler benzersiz bir mücadeleye
tanık oldu. Zorlu bölgesel elemelerin
ardından, 5 şef arasından seçilen finalistler,
mutfak sanatlarının sınırlarını zorlayan
performanslarıyla jüriyi büyüledi. Sözen
Group CEO'su Gökmen Sözen, Le Cordon
Bleu Türkiye Direktörü Defne Ertan
Tüysüzoğlu, Atıksız Mutfak Şefi Özge Şahin,
İçerik Üreticisi ve Gıda Mühendisi Özgül
Coşar ve Gastronometro Eğitmen Yönetici
Şefi Murat Özipek’ten oluşan alanında uzman
seçkin bir jüri, şeflerin üretkenliğini, teknik
becerilerini ve hikaye anlatım yeteneklerini
titizlikle inceledi.
Her tabak bir manifesto
Bu yılki Culinary Cup, geleneksel yarışma
formatının ötesine geçerek şeflere gerçek
anlamda kendilerini gösterme fırsatı
sundu. Önceden belirlenmiş menüleri kendi
yorumlarıyla harmanlayan yarışmacılar,
sadece lezzet değil, aynı zamanda derin bir
lezzet hikayesi sunma mücadelesi verdi.
Aşçıların profesyonel becerileri ve özgün
anlatım yetenekleri, Sofra/Compass Group
Türkiye'nin kurumsal vizyonuna nasıl bir
zenginlik kattığını göstermeyi amaçladı.
Şefler her reçeteden 4 porsiyonu titizlikle
hazırlandı. Değerlendirme kriterleri arasında,
yarışmacıların hazırlık süreci ve malzeme
kullanımı, HSE (Sağlık, Güvenlik ve Çevre)
kurallarına uyum, tabak tasarımı, lezzet ve
hikaye anlatımı gibi detaylar yer aldı.
Zafer, Uğur Beko’nun oldu
Ege Bölge'den Şef Uğur Beko'nun büyük
zaferiyle sonuçlanan Culinary Cup 2024,
Türkiye'nin mutfak sahnesinde yeni bir
çığır açtı. Ödülü kazanan Uğur Şef, “10
yıl sonra ilk kez birinciliği bölgemize
getirmenin mutluluğunu yaşıyorum. Bu
süreçte şeflerimin ve yöneticilerimin
desteği bana büyük güç verdi. Yoğun bir
tempoda, bir yandan müşterilerimize
hizmet ederken bir yandan mesai sonrası
bu yarışmaya hazırlanmak kolay olmadı.
Ancak bugün de Ege Bölge'den gelen destek
hep arkamdaydı, bu aynı zamanda bana
büyük bir sorumluluk yükledi. Ortaya güzel
bir sonuç çıkarmak zorunda olduğumu
biliyordum. Zorlu, yorucu ama bir o kadar
da keyifli bir süreçti ve sonunda mutlulukla
taçlandı. 28 yaşında 1,90 boyunda bir
adamım; ağlayacağımı düşünmüyordum ama
gözyaşlarımı tutamadım. O kadar emeğin
karşılık bulması, ailemin, sevdiklerimin ve
şirketimin beklentilerini karşılamak, aynı
zamanda kendi hayat hedeflerime bir adım
daha yaklaşmak beni derinden etkiledi. Bu
birincilik, tüm bu çabaların bir ödülüydü
ve hayatımın en unutulmaz anlarından biri
oldu.” diyerek duygularını dile getirdi.
Şef, “Bu yarışmaya katılmayı herkes mutlaka
denemeli. Bu süreçte büyük bir deneyim
kazanıyorsunuz. Elbette zorlu bir süreç gibi
görünebilir. 'Bir yandan çalışırken bir yandan
nasıl hazırlanırım?' diye düşünmek doğal,
ama biraz zamanınızdan fedakarlık ederek
bu deneyimi yaşamak kesinlikle değer.
Cesur olun, sınırlarınızı zorlayın, farklılık
yaratmaktan korkmayın.” sözleriyle gelecek
yılın adaylarına tavsiye verdi.
Sofra/Compass Group Türkiye Yönetim
Kurulu Başkanı ve CEO'su Nihat Kartal ise,
yarışmanın önemini şu sözlerle vurguladı: "10
yıldır sürdürdüğümüz bu proje, gastronomi
kültürünün geleceğini şekillendiriyor.
'Sınırlarını Zorla' temasıyla, şeflerimizin
mutfak sanatlarında yaratıcılığını ve
potansiyelini ortaya koymasını hedefledik. Bu
yarışma, sadece bir rekabetten ibaret değil.
Sofra/Compass Group Türkiye'nin vizyonunu
yansıtan bu etkinlik, gastronomi dünyasının
geleceğine yapılan dev bir yatırım niteliğinde.
Her şef, kendi sınırlarını zorlayarak, mutfak
sanatlarının sonsuz potansiyelini bir kez daha
gözler önüne serdi.”
Kartal, “Yarışmanın sonucu ne olursa
olsun şirketimizin hedeflerine büyüyerek
ulaşması ve geleceğini yapılandırmamız
için tüm yeteneklerimizle el ele yürüyoruz.
Her birinin yeteneği, üretkenliği ve çalışma
disiplini, bizi daha iyi bir geleceğe taşıyor
ve şirketimizin geleceğini şekillendirmede
büyük rol oynuyor. Bizler de değerli
yeteneklerimizin potansiyellerini tam olarak
ortaya çıkarabilecekleri ortamı adil, şeffaf ve
gelişime açık bir kültür ve iklim oluşturmak
için elimizden geleni yapıyoruz. İnsan odaklı
bir şirket olmanın getirdiği sorumluluk,
sadece iş sonuçları değil, aynı zamanda
çalışanlarımızın mutluluğu ve gelişimidir. Bu
yüzden, her birinin fikirlerini, hayallerini ve
ihtiyaçlarını önemsiyoruz.” diyerek sözlerini
tamamladı.
88
hotel restaurant
& hi-tech
gastro aktüel
Orkide’ye Gıdanın
Yıldızı Ödülü
Bora Sürmeli: “Önümüzdeki
10 yılda gıda talebi %30
artacak”
Bu yıl 11’incisi düzenlenen
ve “Gıdanın Geleceği İçin
Dönüşüm” temasını ele alan
Sürdürülebilir Gıda Zirvesi
İstanbul’da gerçekleştirildi.
Yıldız Teknik Üniversitesi Gıda ve Sağlıklı Beslenme
Kulübü tarafından bu yıl 4. kez düzenlenen ve Yıldız
Teknik Üniversitesi öğrencilerinin oylarıyla 40 farklı
kategoride belirlenen “Gıdanın Yıldızları” ödüllerinde yağ
kategorisinde ‘Gıdanın Yıldızı’ Orkide oldu.
Orkide’ye ödülü Yıldız Teknik Üniversitesi Kongre ve Kültür
Merkezi'nde düzenlenen törende Yıldız Teknik Üniversitesi Rektörü
Prof. Dr. Eyüp Debik tarafından verildi. Bitkisel yağ sektöründe
1979’dan günümüze sürdürülebilir büyüme kaydeden Orkide; sıfır atık
belgeli iki üretim tesisinde ürettiği ayçiçek yağı, mısır yağı, zeytinyağı,
margarin, bitkisel susuz yağ, ev dışı tüketim ve pastacılık yağları
ile endüstriyel yağ kategorilerinde sektöründe geniş ürün çeşitliliği
ile öne çıkıyor. “İyi yaşam” odaklı beslenme trendini ürünleri için
yorumlayan ve tüketicileri yepyeni ürünlerle tanıştıran Orkide, bu
ürünlerin yanı sıra geliştirdiği özel ürünler ile sektörde birçok hazır
gıda üreticisinin de endüstriyel yağ tedarikçisi olarak gıda sektöründe
faaliyet gösteriyor.
Daha adil, sürdürülebilir,
erişilebilir ve sağlıklı bir
gıda sistemi için fikirlerin, iş
birliklerinin ve inovasyonun
gündeme taşındığı Zirve;
akademi, finans, sanayi, iş
dünyası, medya, KOBİ’ler ve sivil
toplum kuruluşları da dahil olmak
üzere sektörün tüm paydaşlarını
bir araya getirdi. Sürdürülebilir üretim, rekabetçilik, gıda arz
güvenliği ve tüketiciyi doğru bilinçlendirme odağında sektörün
dönüşümüne katkı sunan Türkiye gıda sanayisinin öncü
kuruluşlarından Türkiye Gıda Sanayii İşverenleri Sendikası
(TÜGİS); gıdanın geleceğine çevresel, ekonomik ve toplumsal
boyutlarıyla yaklaşan zirvenin düzenleyici ortaklarından biri
olarak sektörün en önemli organizasyonlarından birisine daha
imza attı. Zirvede konuşan Dünya Bankası Tarım Ekonomisti
Bora Sürmeli, “Dünyada yaklaşık 500 milyon küçük ölçekli
işletme küresel gıda ihtiyacının yaklaşık %80’ini karşılıyor.
Önümüzdeki 10 yılda talebin %30 artacağı öngörülürken,
bu işletmelerin üretime sağlıklı biçimde devam etmesini
sağlayamazsak güvenli ve sürdürülebilir gıda arzını garanti
altına alamayız” dedi.
Zeynel Akyol Sampi CEO’su oldu
Aralık 2025 itibarıyla Sampi’nin
CEO’luk görevine Zeynel Akyol
atandı. Franchise, perakende ve
marka yönetimi alanlarındaki
deneyimiyle şirketin büyüme
sürecine liderlik edecek.
Kariyeri boyunca uluslararası şirketlerde
üst düzey yöneticilik görevlerinde bulunan
Akyol, bu süreçte stratejik büyüme,
operasyonel yeniden yapılanma ve
kârlılık odaklı yönetim modelleri üzerine
uzmanlaştı. Global ölçekte edindiği
yönetsel tecrübeyi, Türkiye pazarının
dinamikleriyle birleştirerek özellikle yerel
markaların kurumsallaşma, ölçeklenme ve
sürdürülebilir büyüme süreçlerinde önemli
başarılara imza attı. 2001 yılında kurduğu
Franchise Uzmanları ile bugüne kadar çok
sayıda yerli ve yabancı markanın franchise
sisteminin kurulmasına, mevcut yapıların
yeniden organize edilmesine ve markaların
ulusal ve uluslararası pazarlarda
büyümesine liderlik etti. Geliştirdiği
franchise modelleri; yatırımcı güveni,
operasyonel verimlilik ve marka değeri artışı
odağında sektöre örnek teşkil etti. Akyol,
Sampi’deki görevinde markanın yeniden
yapılanma sürecini yönetmeyi, büyüme
stratejilerini güçlendirmeyi ve Sampi’yi hem
Türkiye’de hem de uluslararası pazarlarda
rekabetçi bir konuma taşımayı hedefliyor.
90
hotel restaurant
& hi-tech
fuar
Host Arabia İlk Edisyonunu
Başarıyla Tamamladı
İlk edisyonunu 15-17 Aralık tarihleri arasında Riyad’da düzenleyen Host Arabia,
bölgedeki küresel ağırlama sektörü için yeni bir referans noktası oldu. Fiera Milano
tarafından Semark Group iş birliğiyle düzenlenen fuarın bir sonraki edisyonu, 7–9 Aralık
2026 tarihleri arasında Riyadh Front Exhibition & Conference Center’da gerçekleşecek.
Host Arabia’nın ilk edisyonu, Riyadh Front
Exhibition & Conference Center’da
resmen sona erdi. Etkinlik, dünyanın
önde gelen ağırlama fuarı Host Milano’nun ilk
uluslararası projesinin hayata geçirilmesiyle
Fiera Milano için önemli bir dönüm noktası
olurken, Suudi Arabistan’ın küresel ölçekte
ağırlama, turizm ve inovasyon merkezi olma
yolculuğunda da kritik bir adımı temsil etti.
Profesyonelleri tek çatıda
buluşturdu
Fiera Milano tarafından Semark Group iş
birliğiyle düzenlenen ve HORECA Riyadh
ile Salon du Chocolat et de la Pâtisserie
Riyadh ile eş zamanlı olarak gerçekleştirilen
Host Arabia, ilk edisyonunda dünyanın önde
gelen ağırlama markalarını, karar vericileri
ve küresel profesyonelleri tek çatı altında
buluşturdu. Üç gün boyunca fuar, binlerce
profesyonel ziyaretçiyi ağırlayarak onları
Krallık’ın hızla büyüyen ağırlama ve yiyecekiçecek
hizmetleri pazarlarıyla buluşturdu; iş
geliştirme, ürün keşfi ve stratejik iş birlikleri
için dünya standartlarında bir ortam sundu.
Suudi Arabistan Vizyon 2030 ile uyumlu şekilde
inovasyon, teknoloji ve sürdürülebilirliği teşvik
etmek üzere tasarlanan Host Arabia, HORECA
Riyadh ile birlikte 500’ün üzerinde katılımcı ve
51.000 profesyonel ziyaretçiyi bir araya getiren
birleşik bir “ağırlama haftası” yaratarak Orta
Doğu’daki büyük ölçekli ticaret fuarları için
yeni bir referans noktası oluşturdu.
Uluslararası mükemmeliyeti
yerel vizyonla buluşturmaya katkı
sağlıyor
Fiera Milano Başkanı Carlo Bonomi şunları
söyledi: “Fiera Milano’nun uzmanlığının Host
Arabia aracılığıyla uluslararası mükemmeliyeti
yerel vizyonla buluşturmaya katkı
sağlamasından gurur duyuyoruz. Bu platform,
Suudi Arabistan’ın geleceğe yönelik etkileyici
vizyonuyla birlikte büyüyecek. Host Arabia’nın
başarısı, Suudi Arabistan’ın küresel ağırlama
sahnesinde kilit bir oyuncu olarak yükselişini
teyit ediyor.”
Fiera Milano Genel Müdür Yardımcısı Roberto
Foresti ise şöyle ekledi: “Riyad’daki ilk
edisyonumuz her açıdan beklentilerimizi aştı.
HORECA Riyadh ve Semark Group ile kurulan
ortaklık, uluslararası ve bölgesel liderler
arasındaki iş birliğinin gücünü ortaya koydu.
Birlikte uzun vadeli bir başarı hikâyesinin
temellerini attık.”
7–9 Aralık 2026 tarihleri arasında
düzenlenecek
Host Arabia’da, ITA – İtalyan Ticaret Ajansı
ile İtalya Dışişleri ve Uluslararası İş Birliği
Bakanlığı’nın da desteğiyle çok sayıda
İtalyan şirketi yer aldı; bu firmalar “Made
in Italy”yi tanımlayan zanaatkârlık, tasarım
ve teknolojiyi sergiledi. İlk edisyonunun
başarıyla tamamlanmasıyla birlikte Host
Arabia, uluslararası pazarlar ile Suudi
Arabistan ağırlama ekosistemi arasında
stratejik bir köprü olarak kendini güçlü
biçimde konumlandırdı ve önümüzdeki yıllarda
sürecek iş birlikleri ile büyümenin zeminini
hazırladı. Host Arabia’nın bir sonraki edisyonu,
7–9 Aralık 2026 tarihleri arasında Riyadh
Front Exhibition & Conference Center’da
düzenlenecek.
92
hotel restaurant
& hi-tech
mekan keşif
Bildik
Ocakbaşı
Değil,
Japon
Usulü
Mori Yaki
Yazı: Hatice Ünal Bilen
Mori Yaki’ye girerken aklınızdaki
Japon restoranı fikrini biraz
gevşetin. Çünkü mekanda olay;
alışılagelmiş şekliyle sushi, edamame
veya nigiri yemekten ibaret değil. Çok
daha fazlası. Ateş var. Uzun masalar
var. Paylaşmak var. Metalik kaplamalı
masa özellikle ilgimi çekti ve tabak
fotoğrafları için gerçekten çok havalı.
Türkiye’nin ilk ve tek Japon ocakbaşı
durağı burası. Ateşin etrafında
toplanılan sofralar. Japon robata
geleneği ile Türk ocakbaşı ruhu yan
yana. Japon disiplinli, Türk samimi.
Harika bir karışım.
Bu mekanda ateş sadece yemek
için değil. Sohbetin, paylaşmanın,
uzun uzun oturmanın tam ortasında.
Kapıdan girer girmez hissediyorsunuz.
Kömür ateşinde pişen şişler, sushi’nin
narinliğiyle yan yana. Nigirinin zarafeti
bir yanda, ocakbaşı şişinin samimiyeti
diğer yanda. Tanıdık tatlar, Japon
teknikleriyle yeniden yorumlanmış.
Rahat ama şaşırtıcı. Masaya gelen
tabaklar açıkça gösteriyor. Burası tam
bir deneyim alanı.
Ortaya söyleyip paylaş!
Mori Yaki’de mutfak üç ana bölümden
oluşuyor: robata ızgarası, sushi
bar ve ana mutfak. Tabaklar ortaya
geliyor, yemek aceleye gelmiyor.
Sohbet uzuyor, zaman biraz daha
ağır akıyor. Başlangıçlar sade ama
karakterli. Edamame, ikura somon dip…
Tanıdık tatlar, Japon dokunuşlarıyla
farklılaşıyor. Ara sıcaklar ise mutfağın
güçlü tarafı. Trüflü mısır tempura,
ördek gyoza… Ve sürpriz! Türk
usulü yorumlanan içli köfte gyoza.
Uzaklaştırmadan dönüştürmek, tam
olarak bu.
Robata ızgarasında deniz ürünleri, et,
tavuk ve sebzeler özel kömürle pişiyor.
Miso soslu patlıcan kebabı, gochujang
tereyağlı mantar şişi ve Japon barbekü
soslu tavuk kanadı menünün imza
lezzetleri. Şişler ikişer adet geliyor.
Ortaya söyleyip paylaşmak en doğru
yol. Konseptin ruhu tam olarak buna
dayanıyor.
Sushi bar tarafında ise klasik anlayış
bilinçli olarak kırılmış. Nigirilerin
yanında etli seçenekler var. Roll’ler
daha soslu, daha cömert. Sushi
sevmeyene sushi sevdirmek fikri
burada gerçekten karşılık buluyor.
Tabii, sushiseverler için de alışılmışın
dışında tatlar mevcut.
İşin kontrolü Selin Duek’te
Mori Yaki’nin arkasında genç ve enerjik
bir isim var: Selin Duek. Her anıyla işin
başında. İşletme eğitimini yurt dışında
tamamlamış, İstanbul’a dönmüş. Mori
markasını kendi bakış açısıyla yeniden
ele almış. Mekanda dolaşırken bunu
fark ediyorsunuz. Detaylara hakim.
Ekibiyle iç içe. Mutfağın dilini biliyor.
Anlattığı her şeyde heyecan var. “Burası
herkesin rahat hissedebileceği bir yer
olsun.” Bu cümle mekanın ruhunu
özetliyor.
Teknik Japon, ekip Türk
Genç işletmecinin altındaki ekip de
çok güçlü. Toplam 12 kişi bulunuyor ve
mutfağın başında uzun yıllardır birlikte
çalışan Aziz Şef görev yapıyor. Izgaranın
başında Duran Usta duruyor. Ateşle
arası çok iyi. Robata ızgarası, Duran
Usta’nın liderliğinde mutfağın dilinin
ve ruhunun önemli bir parçası haline
gelmiş durumda.
Sushi bardan ise Simge Şef sorumlu.
Baktığınızda mekan üç ayrı alan,
tek bir mutfak anlayışıyla birleşmiş
durumda. Ekibin tamamı Türk. Bu
yaklaşımı daha anlamlı kılıyor. Japon
teknikleri ve pişirme disiplinleri, yerel
damak zevkiyle dengeleniyor. Menü de
bunun bir sonucu. Uzak değil, tanıdık.
Deneysel ama gündelik.
Her zaman çağırır
Armutlu’nun hem merkezi hem
de sakin bir köşesinde. Şehirden
kopmadan nefes alabileceğiniz bir alan.
Lokasyon biraz zahmetli gelebilir. Ama
müdavimler için haftada bir, iki haftada
bir uğramak hiç problem değil. Bölgeyi
de önemseyin. Gastronomi ve yemeiçme
mekanlarının kalbi gibi bir yer.
Yeni tatlar, markalar, gelişime açık bir
ortam.
Gündüzleri öğle buluşmaları için ideal.
Hafif, keyifli, sohbeti uzun. Akşamları
iş çıkışı için tam yerinde. Kokteyller,
atıştırmalıklar, samimi bir atmosfer.
Hafta sonları dost sofralarının enerjisi.
Hafta içi ise kısa bir lezzet molası için.
Benim Mori Yaki’den anladığım şu.
Yemekle sınırlı bir yer değil. Paylaşmak
için. Sohbet etmek için. Yeni tatlar
keşfetmek için. Müdavimiyseniz, burası
sizi her zaman çağırır. Tekrar gelmek
istemeniz kaçınılmaz.
94
hotel restaurant
& hi-tech
yeni mekan
İstanbul’a “Rüya”
gibi mekan
Anadolu mutfağını modern bir bakışla yorumlayan Rüya, Dubai, Cannes ve Riyad’dan
sonra global sahnedeki birikimini Boğaz kıyısına, Çırağan Palace Kempinski’nin zarif
atmosferine taşıdı.
17. yüzyıla dayanan köklü geçmişi ve
Boğaz kıyısındaki eşsiz konumuyla
Çırağan Palace Kempinski’nin otel
bölümünde konumlanan Rüya İstanbul,
Anadolu mutfağının klasiklerini modern
ve taze dokunuşlarla sofistike bir şekilde
yorumlayan bir gastronomi yolculuğu
sunuyor. Her lezzet, Anadolu’nun zengin
lezzet mirasını tutku ve ustalıkla kutlarken,
paylaşmanın sıcaklığını ve samimiyetini
lezzetlerine taşıyor. Rüya İstanbul’un
içerisinde yer alan Boğaz manzaralı
bar ise lezzetli atıştırmalıklar ve uzman
miksolojistlerin hazırladığı kokteyllerle
akşama devam etmek isteyenlerin keyifle
vakit geçireceği bir mekana dönüşüyor.
Radtke ve Özkanca’nın titiz
çalışmalarıyla hayata geçti
Çırağan Palace Kempinski İstanbul Genel
Müdürü ve Kempinski Residences Türkiye
Bölge Direktörü Ralph Radtke ile Rüya
markasının yaratıcısı ve Doğuş Yeme-İçme,
Turizm ve Perakende Grubu Yönetim Kurulu
Başkan Yardımcısı Umut Özkanca’nın
bir yılı aşkın süredir titizlikle yürüttüğü
çalışmaların sonucunda otelin yatırımıyla
açılan mekan Boğaz hattına yepyeni bir
soluk getiriyor.
Ralph Radtke; “Uzun zamandır Çırağan
Palace Kempinski İstanbul’un zengin
gastronomi seçkisine ekleyeceğimiz
doğru iş ortağı arayışındaydık. Rüya
İstanbul’un otel bölümünde yaratacağı
güçlü konumlandırmaya duyduğumuz
güvenle bu projeye tüm finansal yatırımı
gerçekleştirdik. Türk misafirperverliğinin
dünyadaki elçilerinden biri olarak,
Anadolu’nun farklı bölgelerinin özgün lezzet
çeşitliliğini modern yorumlarla Boğaz’daki
eşsiz lokasyonumuza taşımanın; farklı
destinasyonlardan gelen misafirler ve çeşitli
jenerasyonlar için yeni bir gastronomi
deneyimi adresi yaratacağına inanıyoruz.’’
dedi.
Uluslararası başarılarıyla dikkat çeken
Rüya, şimdi köklerine, ait olduğu yere
geliyor. Umut Özkanca markanın İstanbul’a
gelişi ile ilgili olarak; “Bazı oteller bazı
şehirlerle özdeşleşir. İstanbul’da ise
bu özdeşliğin en güçlü karşılığı Çırağan
Sarayı’dır. Hikâyenin çıkış noktası da
tam olarak bu. Rüya’nın başladığı yer
Anadolu’nun toprağıydı. Şimdi bu toprağa
şehrin en ikonik adreslerinden birinde yer
alarak bağlanıyoruz.” dedi.
Geçmişin izleri, günümüzün
yorumları
Rüya İstanbul’un restoran menüsü,
geleneksel tariflerden ilham alarak
Anadolu lezzetlerini sezonsal ürünlerle ve
çağdaş tekniklerle yeniden yorumluyor.
Menü, paylaşım kültürünü odağına alan
tabaklarıyla kalabalık masaların sıcaklığını
ve birlikte yeme deneyiminin zenginliğini
öne çıkarıyor.
24 saat kısık ateşte pişmiş dana kaburga ve
mantarlı keşkek gibi imza tabaklar, kültürel
mirasa saygılı duruşu rafine sunumlarla
birleştirirken, Anadolu’nun köklü
hikâyelerini modern bir üslupla yeniden
anlatıyor. Rüya’nın ikonik lezzetlerinden
“Simit Havyar”, güçlü aromasıyla konukların
favorileri arasında yer alıyor. Üç gün süren
fermentasyonla hazırlanan, odun fırınında
pişen iki peynirli Karadeniz pidesi ise kısık
ateşte “sous vide” yöntemiyle pişirilen
yumurta ile servis edilerek alışılmışın
ötesinde bir lezzet dengesi sunuyor. Deniz
ürünlerinde ise özgün teknikler menünün
karakterini belirliyor. İnce doğranmış
levrek dilimleriyle hazırlanan levrek marin,
“crudo”dan ilham alan özel bir pişirme
metoduyla hazırlanıyor ve elmalı hardal
sosla buluşarak katmanlı bir tat profili
sunuyor.
Tatlı ve bar menüleriyle de cazibeli
Tatlı menüsünde yer alan eşsiz lezzetler
Rüya İstanbul, yalnızca bir
restoran değil; iyi yemeğin
etrafında şekillenen bir yaşam
biçimini, şehrin en ikonik
lokasyonlarından birinde
yaşatacak. Restorana ek
olarak, imza kokteyller, canlı
ritimler, DJ performansları
ve çağdaş dokunuşlarla
zenginleşen bar alanı ise
akşamları şehrin yeni buluşma
noktası olmaya hazırlanıyor.
arasındaki “Çikolata ve Türk Kahvesi”
tatlısı, tuzlu karamelli bitter çikolata topu
ile kakule ve Türk kahveli dondurmanın bir
araya geldiği sofistike sunumuyla klasik
tatlara çağdaş bir yorum katarak öne
çıkıyor.
Bar menüsü de yemekler gibi Türkiye’nin
yedi bölgesinden ilham alınarak hazırlandı.
Kakule, gül, nar, bal, baharatlar, narenciye
ve nane gibi ikonik Türk tatları imza
kokteyllerde ön plana çıkarken hem
görsel hem de damaklar için bir deneyim
sunuyor. “Nazar Sour” ve “Anatolian
Fizz” gibi ait olduğu bölgenin aromatik
ruhunu hissettiren bu kokteyller, Rüya’nın
yalnızca mutfakta değil, barda da anlatacak
hikâyeleri olduğunu gösteriyor.
96
hotel restaurant
& hi-tech
mekan
Şehir Hayatının Tadını Yakalayan
YENİ EXPRESS MENÜ
Chinese & Sushi Express menüsü, şehir hayatının temposuna uyum sağlayan, güçlü
tatlar ve modern dokunuşlarla yenilendi.
Asya mutfağının özgün tatlarını
Türkiye'deki lezzet tutkunlarıyla
buluşturan Chinese & Sushi
Express, menü yenileme sürecinde
değişen yeme-içme alışkanlıklarını,
sosyal medya etkisini ve şehirli
tüketicinin pratiklik beklentisini
merkeze alıyor. Kore ve Japon
mutfağından ilham alan yeni lezzetler;
hem görsel olarak dikkat çekiyor hem
de paylaşmaya ve keşfetmeye açık
tat profilleriyle Express deneyimini
güçlendiriyor.
Sokak lezzetleri, modern yorumlar
ve express ruhu
Yenilenen menüde, paylaşmaya uygun
tabaklardan “grab & go” formatındaki
pratik seçeneklere kadar farklı
beklentilere hitap eden lezzetler
yer alıyor. Asya mutfağının sokak
lezzetlerinden sevilen klasiklerine
uzanan bu seçki, Express tatlarını daha
da zenginleştiriyor.
Şehir ritmine eşlik eden lezzetler
Cooked Selection, şefler tarafından
hazırlanan pişmiş sushi seçkisiyle
sos uyumu, çıtır dokular ve taptaze
ürünlerin dengeli buluşmasını sunuyor.
Trio 3, üç farklı lezzeti tek tabakta bir
araya getirerek paylaşmayı ve aynı anda
farklı tatları denemeyi sevenler için
ideal bir seçenek oluşturuyor. Katsu
Köri Udon, Japon usulü yoğun köri
sosu, çıtır katsu ve udon’un yumuşak
dokusuyla doyurucu bir lezzet deneyimi
sunuyor.
Kore sokak mutfağından ilham alan
Gimbap Klasik, sade ve dengeli
aromasıyla menüde yer alırken; Korean
Fried Chicken & Gochujang Mayo,
çıtır tavuk ve hafif tatlı- acı gochujang
mayonez dokunuşuyla modern bir Kore
klasiği olarak öne çıkıyor. Dinamite
Chicken, baharatlı ve güçlü lezzet
profiliyle paylaşmalık ya da başlangıç
olarak tercih edilebilecek iddialı bir
alternatif sunuyor.
Chicken Katsu Finger, altın renginde
çıtır kaplaması, yumuşak tavuk eti ve
aromatik Japon köri sosuyla pratik ve
keyifli bir deneyim sağlıyor. Tantanmen
Ramen, kremamsı tahin sosu, baharatlı
et ve sıcak noodle ile yoğun ve derin bir
kase lezzet sunarken; Buharda pişmiş
yumuşak bun ekmeği ve çıtır tavukla
hazırlanan Bun Burger Tavuklu, “grab
& go” deneyimini menüde güçlendiriyor.
Naruto Roll ise aromatik, taptaze ve
dinamik yapısıyla sushi severler için
ferah bir alternatif oluşturuyor.
98
hotel restaurant
& hi-tech
mekan
Antep Mutfağı’ndan
Modern Gastronomiye
SOOTE MEZE BISTRO
Antep mutfağının zengin mirasını modern dokunuşlarla yorumlayan Soote Meze Bistro,
Beşiktaş’ın kalbinde göze ve damağa hitap eden lezzetleri, samimi atmosferi ve çevreye
duyarlı yaklaşımıyla gastronomi tutkunlarına unutulmaz bir deneyim sunuyor.
Kalabalığın içinde saklı, sessiz
ama sıcak bir ortam sunan Soote
Meze Bistro, Beşiktaş’ın tarihi
dokusunu ve enerjisini yansıtan iki katlı
şık mekanıyla misafirlerini ağırlıyor.
Menüde yer alan her tabak ayrı bir
hikaye anlatırken, Antep’in geleneksel
lezzetleri modern dokunuşlarla
buluşuyor. Mekan tasarımında
geçmişin izleri korunurken, modern
bir atmosfer ve samimiyet ön planda
tutuluyor. Misafirler, her detayın özenle
düşünüldüğü bu ortamda unutulmaz bir
lezzet serüveni yaşıyor.
Adını, mutfağın temel taşından
alıyor
Mutfak felsefesi basit ama güçlü
olan Soote Meze Bistro, adını Türk
mutfağının temel taşlarından biri olan
‘sote’lemekten alıyor. Klasik Türk
tatlarını bozmadan, küçük dokunuşlar
ve yaratıcı sunumlarla fark yaratan
mekan, etinden mezelerine her tarifi
özenle hazırlarken geçmiş ile geleceği
birbirine bağlıyor. Antep mutfağının
yıllara dayanan tecrübesi burada modern
gastronomi anlayışıyla buluşuyor.
Tüm yemekler, Gaziantep’ten gelen,
el emeğiyle hazırlanmış malzemelerle
hazırlanıyor. Baharatlardan kuru dolma
ve salçaya kadar, tüm malzemeler
Gaziantep’ten özel olarak temin ediliyor.
Her özel gününüzde yanınızda
Özel günlere de ev sahipliği yapan Soote
Meze Bistro, fasıl eşliğinde düzenlenen
etkinlikler, iş yemekleri veya after
partilerle her anı daha özel kılıyor.
Misafirleriyle kurduğu sıcak ve samimi
ilişki, mekanın ruhunu da ortaya koyuyor.
Geleceğe dair vizyonuyla Soote Meze
Bistro, farklı kültürlerden lezzetlerle
deneyimler kazanmayı, gastronomi
alanında iş birlikleri geliştirmeyi ve Türk
mutfağını modern bir bakış açısıyla daha
geniş kitlelere taşımayı ve sunduğu
deneyimle fark yaratmayı amaçlıyor.
Tamirane 16. Yılını Kutluyor
İstanbul’un temposuna hem nefes hem ilham veren Tamirane, bu yıl 16. yaşına
girdi. Şehrin iki yakasındaki Akasya AVM ve UNIQ Maslak lokasyonlarıyla, günün
her saati başka bir hikâye yazan Tamirane; gastronomiden canlı müziğe uzanan
deneyimiyle yine “kendini iyi hissetme” anlarını çoğaltıyor.
Tamirane’nin 16 yılda yaşattığı şey
yalnızca bir restoran kültürü değil;
yemek, ritim, sohbet ve sahnenin doğal
bir akış içinde buluştuğu, İstanbul’a özgü bir
yaşam biçimi.
Yeni lezzetler, yeni bir masa hikayesi
Tamirane mutfağı bu sezon menüsüne yeni
bir enerji getiriyor. Taze malzemenin ön
planda olduğu, sade ama karakterli tabaklar;
uzun sofraların, toplantı aralarının veya
spontane bir akşam buluşmasının ortak dili
gibi… Yeni eklenen lezzetler, Tamirane’nin
rafine mutfak çizgisini modern şehirli damak
tadıyla buluşturuyor. Daha paylaşılabilir,
daha zamansız ve daha ‘Tamirane’ bir tarzla
hazırlanan menü; hem günün her saatine
uyum sağlayan hafif tabakları hem şef
dokunuşuyla güncellenmiş klasik lezzetleri
hem de sohbeti uzatan bar lezzetleri
ve kokteylleriyle bu yıl daha çok hikâye,
daha çok buluşma ve daha çok “yeniden
gelmeliyim” hissi veriyor.
Şehrin ritmi
Tamirane 16. yılında yalnızca iyi yemek
değil, iyi hissettiren bir sahne de sunuyor.
Akasya AVM şubesinde yer alan sahnede;
akustik performanslardan canlı müziğe,
karaoke gecelerinden özel temalı partilere
kadar geniş bir takvim yer alıyor. Mekan;
markaların lansmanlarından benzersiz
buluşmalara, özel kutlamalardan kurumsal
etkinliklere kadar birçok organizasyon için
şehrin en konforlu sahnelerinden birine
dönüşmüş durumda. Işık, ses, sahne düzeni
ve atmosfer. Tamirane’nin etkinlik ruhu, her
geceyi yeniden tasarlayan bir enerji taşıyor.
Tamirane, 16 yıllık yolculuğunu
“İstanbul’da iyi hissetmenin
mekânı” olarak yeniden
tanımlıyor. Bu yıldönümü,
menünün yenilendiği, sahne
takviminin güçlendiği ve
Tamirane’nin şehirle olan bağını
daha da derinleştirdiği bir
döneme işaret ediyor. Lezzetin
ritimle, kültürün günlük yaşamla
kesiştiği; herkesin kendi anını
bulduğu bir şehir durağı.
MekaSn, 16. yılında yine aynı
cümleyi hatırlatıyor: “Ruhunu
tamir et. Tadını çıkar.”
100
hotel restaurant
& hi-tech
HoReCa teknolojileri
ÖNDER AKYAZICI
“HIZMET SEKTÖRÜNDE ROBOTIK
ILE USTALIĞI ÖLÇEKLIYORUZ”
Hizmet sektöründe teknolojinin
yükselişi, otelcilikten restoran
ve kafe işletmelerine kadar
misafir deneyimini yeniden tanımlıyor.
Thud e-Robotics, geliştirdiği robotik
çözümlerle yalnızca barista deneyimini
otomatikleştirmenin ötesine geçiyor;
yiyecek, içecek ve servis operasyonlarını
teknolojiyle ölçekleyerek hizmette kalite
ve tutarlılığı garanti ediyor.
Thud e-Robotics kurucusu Önder
Akyazıcı ile robotik sistemlerin farklı
hizmet alanlarında sunduğu yenilikleri
ve geleceğe dair vizyonlarını konuştuk.
Sizi ve Thud e-Robotics’i kısaca
tanıyabilir miyiz?
Uzun yıllardır kahve, hizmet ve teknoloji
kesişiminde; konsept tasarımı, kullanıcı
deneyimi ve markalaşma üzerine
çalışan bir iç mimarım. Kariyerim
boyunca otel, restoran ve kafe
projelerinde yalnızca mekânı değil,
misafirin servisle ve ürünle kurduğu
ilişkiyi de uçtan uca tasarladım. Bu
çalışmalarım sonucunda A’ Design
Award & Competition’da Türkiye’nin
kahve sektöründe ödül alan ilk iç
mimarı oldum.
Bu süreç bana çok net bir şey gösterdi:
Hizmet deneyimi yalnızca tasarımla
değil, operasyon ve teknolojiyle birlikte
anlam kazanıyor. Kahve sektöründe
edindiğim girişimcilik deneyimi ve
sonrasında gerçekleştirdiğimiz exit,
kalite ve deneyim sürdürülebilir hâle
gelmediğinde ölçeklenmenin mümkün
olmadığını açıkça ortaya koydu.
Bu farkındalıkla 2024 yılında Thud
e-Robotics’i kurdum.
Thud e- Robotics’in temel odağı
nedir?
Thud e-Robotics’in odağında, insan
ustalığını teknolojiyle ölçekleyebilen
fiziksel yapay zekâ çözümleri yer alıyor.
İnsan hareketlerini, reflekslerini ve ince
motor becerilerini sensörler aracılığıyla
öğrenen; bu verileri yapay zekâ ile
işleyerek robotik sistemlere aktaran
teknolojiler geliştiriyoruz.
Kısacası, insanın yıllar içinde kazandığı
ustalığı robota öğretiyoruz. Hizmet
sektöründe faaliyet gösteriyoruz ve
tamamen yerli AR-GE ile geliştirilen bu
teknolojinin ilk somut ürünü X Barista
oldu. Bizim için robot, insanın yerine
geçen bir makine değil; insan ustalığını
çoğaltan bir teknoloji.
X Barista’yı klasik kahve
makinelerinden ayıran temel
farklar neler?
X Barista, bir içeceği otomatik olarak
hazırlayan bir makine değil. Usta
baristaların yıllar içinde geliştirdiği
refleksleri, karar alma süreçlerini
ve el hareketlerini öğrenebilen bir
sistem. Latte art gibi yüksek ustalık
gerektiren detayları insansı biçimde
gerçekleştirebiliyor.
Tamamen insansız çalışıyor ve nitelikli
kahveyi her lokasyonda, her zaman aynı
standartta sunabiliyor. Buradaki asıl
değer, kaliteyi otomatikleştirmekten
ziyade, ustalığı sürdürülebilir ve
ölçeklenebilir hâle getirmek. X
Barista bu anlamda, kahve deneyimini
endüstriyel bir otomasyon değil, zanaat
temelli bir teknoloji olarak ele alıyor.
Kahve neden bu yolculuğun
başlangıç noktası oldu?
Kahve, bilinçli olarak seçilmiş bir
başlangıç noktası. Çünkü hız, kalite
tutarlılığı, sunum hassasiyeti ve
yüksek el becerisi gerektiren en zorlu
hizmet alanlarından biri. Eğer bir
robot, usta bir baristanın reflekslerini
öğrenip her seferinde aynı kalitede
kahve üretebiliyorsa, bu yaklaşımın
diğer yiyecek ve içecek alanlarına
da başarıyla uygulanabileceğine
inanıyoruz. Kahve bizim için bir ürün
değil; fiziksel yapay zekâ vizyonumuzu
kanıtladığımız bir test alanı. Burada
edindiğimiz bilgi birikimi, gelecekteki
tüm çözümlerimizin temelini
oluşturuyor.
Otelcilik sektörü bu teknolojiden
nasıl fayda sağlıyor?
Otelcilik sektörü, robotik teknolojilerin
en yüksek katma değer oluşturduğu
alanlardan biri. Çünkü misafir deneyimi;
kesintisiz hizmet, hız ve tutarlı
kalite üzerine kurulu. X Barista; otel
restoranları, lobby bar’lar, executive
lounge’lar ve self-service alanlar için
günün her saatinde aynı kalitede servis
sunabiliyor. Özellikle yoğun kahvaltı
saatlerinde servis hızını artırırken, gece
ve düşük yoğunluklu saatlerde personel
ihtiyacını dengeliyor. Bu sayede oteller,
servis kalitesinden ödün vermeden
operasyonlarını daha sürdürülebilir
hâle getirebiliyor.
Misafir deneyimi açısından X
Barista nasıl bir fark yaratıyor?
X Barista, klasik bir kahve makinesinin
ötesinde, misafirle etkileşim kurabilen
bütüncül bir deneyim sunuyor. Bu
deneyimin merkezinde ise X Barista’nın
yapay zekâ destekli dijital karakteri
Barri yer alıyor. Barri, yalnızca bir
arayüz değil; misafiri karşılayan, sürece
eşlik eden ve deneyimi kişiselleştiren
dijital bir ev sahibi gibi çalışıyor.
Misafir, kahvesini sipariş ederken
Barri’nin yönlendirmeleriyle
karşılaşıyor; selamlaşma, küçük
jestler ve akışa eşlik eden görsel geri
bildirimler sayesinde robotla daha
“insani” bir ilişki kuruyor. Kahve hazırlık
sürecinin şeffaf biçimde izlenebilmesi,
latte art gibi ustalık gerektiren
detayların Barri’nin rehberliğinde
sunulması, deneyimi yalnızca işlevsel
değil, akılda kalıcı hâle getiriyor.
Özellikle otel ortamlarında bu etkileşim,
misafirin teknolojiyle kurduğu bağı
güçlendiriyor. Barri sayesinde X
Barista, soğuk bir otomasyon sistemi
gibi algılanmıyor; aksine misafiri
karşılayan, süreci anlatan ve deneyime
karakter katan bir unsur hâline geliyor.
Bu da özellikle premium ve uluslararası
misafir segmentinde, otelin yenilikçi ve
geleceğe yatırım yapan marka algısını
güçlendiriyor.
Özetle Barri, X Barista’yı yalnızca kahve
üreten bir robot olmaktan çıkarıp,
misafir deneyiminin aktif bir parçası
hâline getiriyor. Teknoloji burada
deneyimin ruhunu azaltan değil, doğru
kurgulandığında onu zenginleştiren bir
role bürünüyor.
X Barista otel markalarına özel
olarak uyarlanabiliyor mu?
Evet. X Barista; otel markasına özel
reçeteler, bardak tasarımları ve dijital
arayüzlerle özelleştirilebiliyor. Böylece
robot, standart bir ekipman olmaktan
çıkıp, otelin konseptine ve marka
kimliğine entegre edilen bir deneyim
unsuruna dönüşüyor. Bu esneklik,
X Barista’nın farklı segmentlerde
ve farklı marka dillerinde rahatlıkla
konumlanabilmesini sağlıyor.
Thud e Robotics’in yol haritasında
başka hangi çözümler var?
Kendimizi yalnızca kahveyle
sınırlamıyoruz. Yol haritamızda;
robotik dondurma sistemleri ve
miksoloji bilgisini bartender ustalığıyla
buluşturan kokteyl çözümleri yer
alıyor. Bu alanlar da tıpkı kahve
gibi yüksek zanaat, zamanlama ve
deneyim hassasiyeti gerektiriyor.
Bu yaklaşım, Thud e-Robotics’i
tekil ürünler geliştiren bir şirketten
ziyade, insan ustalığı gerektiren
hizmet operasyonlarını teknolojiyle
ölçekleyen bir robotik platform şirketi
hâline getiriyor. Kahveyle başlayan
bu yolculuğu, hizmet sektöründe
daha geniş bir dönüşüme taşımayı
hedefliyoruz.
“X Barista, tamamen insansız
çalışıyor ve nitelikli kahveyi
her lokasyonda, her zaman
aynı standartta sunabiliyor.
Buradaki asıl değer, kaliteyi
otomatikleştirmekten ziyade,
ustalığı sürdürülebilir ve
ölçeklenebilir hâle getirmek.”
102
hotel restaurant
& hi-tech
HoReCa teknolojileri
Türkiye’deki işletmelerin yüzde
99,7’sini oluşturan KOBİ’ler,
üretimden istihdama kadar
ekonominin tüm dinamiklerini taşıyor.
Ancak sahadaki tablo, dijitalleşmenin
hala teknoloji satın almakla eş
tutulduğunu gösteriyor. Birçok
işletme yeni nesil araçlara sahip olsa
da, bu araçları verimlilik ve kârlılığa
dönüştürecek yönetim kabiliyetinden ve
finansman esnekliğinden yoksun.
KOBİ’ler dijitalleşmek istiyor ancak
bütçe ve yetkinlik yok
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB)
Akıllı KOBİ Platformu’nun “KOBİ’lerin
Dijital Dönüşümü Raporu”, bu kırılgan
yapıyı net biçimde ortaya koyuyor.
Rapora göre KOBİ’lerin yüzde 65’i
dijitalleşme hedeflerini kâğıt üzerinde
belirlemiş durumda; ancak uygulamada
tablo tersine dönüyor: İşletmelerin
yüzde 37’sinde bu dönüşümü yönetecek,
teknolojiyi iş modeline entegre edecek
bir yönetici bulunmuyor.
Bu yetkinlik eksikliği finansal kararlara
da yansıyor. KOBİ’lerin yüzde 34’ü
dijitalleşmeyi bir yatırım değil,
kaçınılması gereken bir masraf olarak
gördüğü için bu alanda bütçe ayırmıyor.
Böylece dijital dönüşüm süreci daha
başlamadan tıkanıyor.
Veri okuryazarlığı tarafında da tablo
benzer. Rapora göre her üç KOBİ
yöneticisinden biri, önüne gelen dijital
veriyi yorumlamakta zorlanıyor. Bu
yetkinlik açığı, yapay zeka ve ileri
raporlama araçlarının kullanımını da
sınırlıyor; KOBİ’lerin yüzde 41’i yapay
zeka teknolojilerini hiç kullanmadığını
belirtiyor. Sonuç olarak, dijitalleşme
çoğu işletmede hala fiş kesen cihazlar
KOBİ’LERIN DIJITAL
DÖNÜŞÜM ÇIKMAZI
NIYET VAR, BÜTÇE YOK!
Türkiye ekonomisinin belkemiğini oluşturan KOBİ’lerin önemli bir bölümü dijitalleşme
konusunda arafta kalmış durumda: Teknolojiye ihtiyaçları var ancak dönüşüme
ayıracak bütçeden ve onu yönetecek yetkinlikten yoksunlar. NarPOS, Türkiye’nin
köklü bankalarıyla geliştirdiği modelle KOBİ’lerin dijital dönüşümünün önündeki bu
bariyerlerin aşılmasını sağlıyor.
seviyesinde kalıyor ve stratejik karar
alma süreçlerinde ciddi körlükler
oluşuyor.
Geleneksel iş yapma pratikleri büyüme
fırsatlarını da zayıflatıyor. Türkiye’deki
işletmelerin yüzde 99,7’si KOBİ olmasına
rağmen ihracattaki paylarının yalnızca
yüzde 35’te kalması, teknolojiyi veriye
dayalı büyüme için kullanamamanın en
somut göstergelerinden biri.
KOBİ’lere engelleri aştıran model
NarPOS, Türkiye’nin köklü bankaları
Halkbank ve Şekerbank ile yaptığı
stratejik iş birlikleri sayesinde KOBİ’lerin
dijital dönüşümünün önündeki en
büyük engel olan donanım ve yazılım
maliyetlerini ortadan kaldırıyor.
Sadece üç ayda esnafa 35 milyon TL’lik
maliyet avantajı sağlayan bu model
sayesinde işletmeler, uzun süredir
bütçe ayıramadıkları için erteledikleri
teknolojiye ek bir yatırım yapmadan
erişebiliyor.
NarPOS’un ödeme teknolojilerinin yanı
sıra sunduğu gelişmiş veri analitiği ve
kullanıcı dostu raporlama kabiliyetleri,
liderlik ve uzmanlık eksiği olan
işletmelere dijital rehberlik sunuyor;
veriyi anlamalarını, yorumlamalarını ve
işlerini büyütecek stratejik içgörülere
ulaşmalarını kolaylaştırıyor.
Konuyla ilgili değerlendirmelerde
bulunan NarPOS Kurucu Ortağı ve
CEO’su İlyas Akça, şunları söyledi:
“Türkiye’de KOBİ’lerin teknolojiyi
benimsemekte en büyük engeli bütçe
kısıtları ve bu süreçleri yönetecek insan
kaynağı eksikliği oluşturuyor. Esnafımız
çoğu zaman yüksek maliyetler ile
karmaşık sistemler arasında seçim
yapmak zorunda kalıyor. Biz NarPOS
olarak bu tabloyu tersine çeviriyoruz.
Türkiye’nin köklü bankalarıyla
kurduğumuz iş birlikleri sayesinde
işletmeler, ek bir yatırım yapmadan en
yeni teknolojilere erişebiliyor; kullanıcı
dostu çözümlerimiz ile bu teknolojiyi
yönetmek için özel bir uzmanlığa ihtiyaç
duymuyorlar. Böylece teknoloji bir
maliyet unsuru olmaktan çıkıp, doğrudan
işletmelerin büyümesini destekleyen bir
güce dönüşüyor.”
OTELLERIN SESSIZ HAFIZASI VE
GELECEĞIN YEŞIL RÜYASI: SOPEX
Bir otele girdiğinizde, sizi ilk
karşılayan şeyin resepsiyondaki
gülümseme olduğunu sanırsınız.
Oysa asıl karşılama, o binanın
görünmez ruhundadır. Koridorların
sessizliği, odanızdaki çarşafın serinliği,
musluktan akan suyun berraklığı...
Hepsi, arka planda işleyen devasa bir
makinenin dişlileri gibidir. Eskiden bu
makine insan teri ve kağıt yığınlarıyla
dönerdi. Şimdi ise Sopex adında, dijital
bir zihin, otellerin o karmaşık hafızasını
devralıyor.
Turizm, artık sadece bir yatak satma
işi değil; bir deneyim, bir hatıra ve en
önemlisi doğaya karşı bir sorumluluk
meselesine dönüştü. Sopex, otelcilik
tecrübesiyle yazılımın o soğuk ama
kusursuz mantığını birleştirerek, bu
yeni dünyanın kapılarını aralıyor.
"Eşyaların da bir hafızası vardır; ama
onları hatırlayan biri olmadığında, o
hafıza kaybolup gider. Sopex, otelin
unuttuğu her şeyi hatırlayan o sessiz
kâtiptir."
Muslukların gözyaşı ve
sürdürülebilirliğin vicdanı
Eskiden otel odalarında açık unutulan
bir lamba ya da damlatan bir musluk,
sadece ay sonunda faturaya yansıyan bir
rakamdı. Kimse o suyun nereye gittiğini,
o enerjinin doğadan neler kopardığını
düşünmezdi. Bu, otelciliğin sessiz
günahıydı. Ancak şimdi, Sürdürülebilir
Turizm kavramı, bir moda değil, bir
zorunluluk olarak karşımızda duruyor.
Sopex, işte tam bu noktada, otelin
vicdanı olarak devreye giriyor. Enerji
ve su verimliliği modülleriyle, binanın
damarlarında dolaşan kaynakları bir
doktor titizliğiyle izliyor. Boşa harcanan
her damla su, sistemde bir "hata"
olarak değil, doğaya verilmiş bir zarar
olarak algılanıyor.
"Bir odada gereksiz yere yanan ışık,
sadece elektriği tüketmez; geleceğin
güneşli günlerinden de çalar. Sopex, bu
hırsızlığa dur diyen dijital bir bekçidir."
Sopex sayesinde oteller, "Çevreciyiz"
demekle yetinmiyor; bunu kanıtlıyor.
Günlük tüketimler, departman
bazlı analizler ve anlık uyarılarla,
sürdürülebilirlik soyut bir kavram
olmaktan çıkıp, somut, ölçülebilir bir
gerçeğe dönüşüyor. Otel yöneticisi artık
önündeki ekrana baktığında sadece
maliyetleri değil, tesisinin karbon
ayak izini, doğayla kurduğu ilişkiyi de
görüyor.
Dijital bir kâhya: "Silent Butler"ın
nezaketi
Eski zamanların o büyük, görkemli
otellerinde, misafirin gözünün içine
bakan, o daha ağzını açmadan ne
istediğini anlayan "baş uşaklar", yani
kâhyalar olurdu. Onlar konuşmaz,
sadece yaparlardı. Varlıkları
hissedilmez ama yoklukları büyük bir
boşluk yaratırdı. Modern zamanların
hızı o kâhyaları tarihe gömdü belki ama
Sopex CRM, bu ruhu dijital dünyada
yeniden diriltiyor.
Adı "Silent Butler" (Sessiz Kâhya).
O, ne bir uygulama indirtiyor size ne
de karmaşık menülerle uğraştırıyor.
Misafirin en aşina olduğu yerden,
WhatsApp üzerinden çalışıyor.
Bir misafir odasında dinlenirken,
"Fazladan bir yastık istiyorum" diye
yazdığında, bu mesaj resepsiyonda
çalan gürültülü bir telefon olmuyor.
Sessizce, bir gölge gibi ilgili kat
görevlisinin ekranına düşüyor. Arada
insan hatasına, unutkanlığa yer
yok. İletişim, bir nehir gibi sessiz ve
pürüzsüz akıyor.
"Gerçek hizmet, bağıra çağıra yapılmaz.
En iyi hizmet, varlığıyla sizi yormayan,
yokluğunda ise hayatı durduran o
görünmez eldir."
Unutulmayan sırlar: KVKK ve
dijital güven
Bir otel, sadece insanların değil, sırların
da konakladığı yerdir. İsimler, kimlikler,
tercihler... Eskiden tozlu raflardaki
klasörlerde sararan bu bilgiler, şimdi
dijital dünyanın tehditlerine açık. Ancak
Sopex, sadece oteller için değil, sağlık
kurumlarından fabrikalara kadar her
sektör için geliştirdiği KVKK Bilgi
Yönetim Sistemi ile bu sırların üzerine
bir kalkan örtüyor.
Kanunların o karmaşık, anlaşılmaz dili;
Sopex’in içinde düzenli bir kütüphaneye
dönüşüyor. Hangi bilginin neden
saklandığı, ne zaman silineceği, kiminle
paylaşıldığı... Hepsi kayıt altında.
Kurumlar, veri güvenliğini bir korku
tüneli olarak değil, yönetilebilir bir
süreç olarak yaşıyor. Bilgi, artık bir yük
değil, güvenle saklanan bir emanet.
Sonuç: Gürültüsüz bir devrim
Turizm sektörü ve işletmeler, büyük
gürültülerle, devasa inşaatlarla değil;
artık bu sessiz devrimle değişiyor.
Sopex, bir yazılım olmanın ötesine
geçip, binaların hafızası ve ruhu oluyor.
Sürdürülebilir bir gelecek için suyu
koruyan, misafirin huzuru için sessizce
çalışan ve insanların mahremiyetini bir
onur meselesi gibi saklayan bu yapı;
otelcilikte yeni bir çağın habercisi.
İnsanın sıcaklığı ile teknolojinin
kusursuzluğu, Sopex’in dijital
koridorlarında el sıkışıyor. Ve misafir
otelden ayrılırken, geriye sadece o
huzurlu, "her şeyin yolunda gittiği" hissi
kalıyor.
104
hotel restaurant
& hi-tech
HoReCa teknolojileri
RIXOS, YANDEX ADS ILE MISIR
REZERVASYONLARINI 6 KAT
ARTIRDI
Türkiye merkezli lüks otel zinciri Rixos Hotels, Yandex Ads ile yürüttüğü çok kanallı
kampanya sayesinde Mısır'daki otelleri için Yandex Travel üzerinden BDT ve Rusya’dan
aldığı rezervasyonları altı kat artırdı.
Türkiye’nin lüks otel markası Rixos
Hotels, Yandex Ads ile yaptığı
stratejik iş birliği sayesinde,
Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT)
ve Rusya pazarlarının önde gelen
rezervasyon platformlarından biri
olan Yandex Travel üzerinden yapılan
rezervasyonlarını altı kat artırdı.
Marka, birden fazla dijital kanalı
aynı anda kullanarak yalnızca marka
bilinirliğini artırmakla kalmadı aynı
zamanda, doğrudan gelirini artırdı
ve misafirleriyle etkileşimini de
güçlendirdi.
Mısır’a BDT ve Rusya’dan turist çekmek
büyük bir rekabet gerektiriyor. Rixos
Hotels, yerel reklam formatlarına
hakim, hedef kitlenin dinamiklerini
anlayan ve ruble ile ödeme kolaylığı
sunabilen bir iş ortağı arıyordu. İstanbul
ve Londra merkezli dijital ajans Digital
House bu ihtiyacı karşılamak amacıyla
Yandex Ads’in kullanımını önerdi.
“Çok kanallı kampanya ile her
aşamada hedef kitleye ulaşıldı”
2025 yılın mart ayından eylül ayına
kadar geçen yedi aylık süre boyunca
Rixos, Yandex’in çözümleri ve iş
ortaklarının platformlarını bir arada
kullandığı çok kanallı bir kampanya
yürüterek seyahat planlamasının
her aşamasında insanlara ulaşmayı
hedefledi. Seyahatle ilgili aramalarda
çıkan arama reklamları rezervasyon
yapmaya yatkın kullanıcılara ulaşmayı
sağlarken görsel açıdan zengin
kreatiflerden oluşan görüntülü
reklamlar ise ilgi alanları ve önceki
seyahat davranışlarına dayalı olarak
BDT ve Rusya’daki hedef kitleye
ulaşmayı sağladı. Telegram’daki
tanıtım paylaşımları ise kampanyanın
bölgenin en popüler mesajlaşma
uygulamalarından birinde daha geniş
kitlelere ulaşmasını mümkün kıldı.
Bunların yanı sıra Yandex Travel;
premium konumlandırmalar ve ruble
ile kolay ödeme imkânları sunarken,
Yandex Metrica da ekibe gerçek
zamanlı veriler sağlayarak kampanya
performansının sürekli iyileştirilmesine
olanak tanıdı.
Sonuçlar, kampanyanın tüm ana
metriklerinde güçlü bir büyüme ortaya
koydu. BDT ve Rusya pazarlarından
Rixos’un web sitesine gelen ziyaretçi
sayısı %28,9 artarken, Arama ve
Görüntülü Reklamlar aracılığıyla açılan
yerel oturumlar %175 yükseldi, toplam
dönüşüm oranı ise %35 arttı. Yandex
Travel platformunda, Rixos Sharm
El Sheikh ve Rixos Premium Seagate
otellerinde yapılan rezervasyonlar altı
kat artarken, Rixos Radamis Sharm El
Sheikh oteli ise platformdaki kârlılık
sıralamasında 90’ıncı basamaktan 6’ncı
sıraya yükseldi. Bu sonuçlar, Yandex
Ads’i Rixos Hotels’e Rusya pazarında
müşteri çeken, en hızlı büyüyen iş
ortağı haline getirdi.
Atila: “Güvenilir ve pratik
rezervasyon sunuyoruz”
Yandex Ads Türkiye Ajans Ortaklıkları
Lideri Nejla Bilge Atila yaptığı
açıklamada şunları söyledi: “Turizm
şirketleri, yalnızca kendi ülkelerindeki
rakipleriyle değil, aynı zamanda seyahat
edenlerin ilgi gösterdiği yurt dışındaki
destinasyonlarla da yarışıyor. Yandex
Ads ise Rusya’daki büyük platformlar
başta olmak üzere Batı Avrupa ve
Orta Asya’daki geniş bir kitleye
ve güçlü bir iş ortağı ağına erişim
olanağı sağlıyor. Arama ve Telegram
gibi platformlar ile Yandex Travel
gibi turizm sektörüne özel araçların
birlikte kullanıldığı bütüncül ve etkili
bir strateji sayesinde Rixos, satışlarını
artırırken müşterilerine güvenilir, pratik
rezervasyon seçenekleri sunma imkânı
da buldu.”
www.hisar.com.tr
CONTOUR