sektörmaden 2026 Mart Sayısı
Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı 40.ncı kuruluş yılı, madencilik , Madenciler için yeni teknolojik gelişmeler, Madencilik sektöründe atık barajlarına ilişkin bir değerlendirme: Önlenebilir riskler ve güvenlik yaklaşımı Prof. Dr. Remzi Karagüzel 18 Eski madenler nasıl değerlendirilir: Cornwall ve Batı Devon madencilik bölgesi, İngiltere | Dr. Ali Vedat Oygür 42 Ağır metallerle kirlenmiş alanların bitki yetiştirilerek temizlenmesine yönelik bazı çalışmalar | Prof. Dr. Hatice Dağhan 52 Madencilik ve cevher zenginleştirme tesislerinde su kullanımı, yönetimi ve sürdürülebilirlik yaklaşımları Araştırma Görevlisi Gülşah Güven, Prof. Dr. Gülay Bulut
Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı 40.ncı kuruluş yılı, madencilik , Madenciler için yeni teknolojik gelişmeler,
Madencilik sektöründe atık barajlarına ilişkin bir
değerlendirme: Önlenebilir riskler ve güvenlik yaklaşımı
Prof. Dr. Remzi Karagüzel 18
Eski madenler nasıl değerlendirilir: Cornwall ve Batı Devon
madencilik bölgesi, İngiltere | Dr. Ali Vedat Oygür 42
Ağır metallerle kirlenmiş alanların bitki yetiştirilerek
temizlenmesine yönelik bazı çalışmalar | Prof. Dr. Hatice Dağhan 52
Madencilik ve cevher zenginleştirme tesislerinde su kullanımı,
yönetimi ve sürdürülebilirlik yaklaşımları
Araştırma Görevlisi Gülşah Güven, Prof. Dr. Gülay Bulut
PDF'lerinizi Online dergiye dönüştürün ve gelirlerinizi artırın!
SEO uyumlu Online dergiler, güçlü geri bağlantılar ve multimedya içerikleri ile görünürlüğünüzü ve gelirlerinizi artırın.
YURT MADENCİLİĞİNİ GELİŞTİRME VAKFI
ISSN 2980-3667
SAYI 98 | OCAK, ŞUBAT, MART 2026
“ 40 YILDIR MADENCiNiN HiZMETiNDE”
40 Yaşında
Türk madenciliğinin hizmetinde
1986-2026
Mad. ve İnş. Müh. Hayrettin Elmas
Öğr. Gör. Av. M. Yavuz Fındıkgil
Mad. Yük. Müh. Namık Esmer
Mad. Yük. Müh. Attila Yalçın
Prof. Dr. Mad. Yük. Müh. Cemal Birön
Prof. Dr. Jeo. Yük. Müh. Erdoğan Yüzer
Prof. Dr. Mad. Yük. Müh. Güven Önal
Mad. Yük. Müh. İsmet Kasapoğlu
Tüccar Madenci İzzet Cahit Özden
Dr. Mad. Yük. Müh. H. Nijat Gürsoy
Mad. Yük. Müh. Nizamettin Çoban
Mad. Yük. Müh. Özer Altay
Prof. Dr. Yük. Müh. T. Cengiz Bayraktar
Prof. Dr. Mad. Yük. Müh. Yavuz Aytekin
Mad. Yük. Müh. A. Yüceer Göver
Prof. Dr. Mad. Yük. Müh. M. Zeki Doğan
Vakfın kurucuları
ÖNSÖZ
Değerli okurlar,
Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı olarak 40. yılımızı geride bırakmanın gururunu yaşıyoruz. Kuruluşumuzdan
bu yana temel amacımız ülkemizin maden potansiyelini bilimsel, ekonomik ve toplumsal boyutlarıyla ele alan bir
anlayışı güçlendirmek, sektörün tüm paydaşlarını ortak bir zeminde buluşturmak olmuştur. Bugün geriye dönüp
baktığımızda, vakfımızın yalnızca bir sivil toplum kuruluşu olmanın ötesine geçerek, madencilik alanında ortak
aklın oluşmasına katkı sunan kalıcı bir platform haline geldiğini görmek en büyük kazanımımızdır.
Bu anlamlı yılda, sektörümüz açısından son derece önemli iki etkinliğe de ev sahipliği yapmanın heyecanını taşıyoruz.
Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı ve Tüyap iş birliğiyle iki yılda bir düzenlenen Maden Türkiye Fuarı, her
organizasyonda bir öncekinin üzerine koyarak büyümekte; bu yıl da madencilik sektörünün tüm bileşenlerini bir
araya getirerek teknoloji, yatırım ve iş birliği olanaklarını aynı çatı altında buluşturuyor. Fuar ile eş zamanlı olarak
gerçekleştirilen 20. Balkan Cevher Hazırlama Kongresi (BMPC) ise akademi ile sektör arasında güçlü bir köprü
kurarak, bilimsel bilgi ile uygulamayı aynı zeminde buluşturuyor. Bu iki önemli etkinliğin birlikte yarattığı sinerji,
madenciliğin yalnızca üretim değil, aynı zamanda bilgi ve teknolojiyle şekillenen bir alan olduğunu bir kez daha
ortaya koyuyor.
Dergimizin bu sayısında da geniş yer verdiğimiz üzere, günümüz dünyasında artan jeopolitik gerilimler ve özellikle
İran’da yaşanan savaşın küresel enerji piyasalarında yarattığı dalgalanmalar, enerji arz güvenliğini yeniden en kritik
başlıklardan biri haline getirmiştir. Küresel petrol ve doğal gaz arzının önemli bir bölümünün kesintiye uğraması,
enerji fiyatlarında sert artışlara ve tedarik zincirlerinde kırılmalara yol açarken, ülkelerin yerli ve güvenilir kaynaklara
yönelmesini zorunlu kılmaktadır. Bu çerçevede, yerli maden ve enerji kaynaklarının, özellikle kömürün,
ulusal güvenlik ve ekonomik sürdürülebilirlik açısından taşıdığı stratejik önem yeniden gündemin merkezine yerleşmektedir.
Bununla birlikte, enerji dönüşümünün temel girdileri olan kritik mineraller de ülkelerin rekabet gücünü
belirleyen unsurlar arasında öne çıkmaktadır.
Vakfımızın 40. yılında, geçmişten aldığımız güç ve birikimle geleceğe daha sağlam adımlarla ilerlerken; bu yolda
emeği geçen tüm kurucularımızı, üyelerimizi ve sektör paydaşlarımızı saygı ve minnetle anıyor, katkı sunan herkese
teşekkür ediyorum.
Nice yıllarda, birlikte üretmeye ve geliştirmeye devam etmek dileğiyle.
DOĞRU VE KARŞI AKIMLI DÖNER KURUTUCU
MF-T1 Tek Yönlü / MF-T2 İki Yönlü / MF-T3 Üç Yönlü
DÖNER SOĞUTUCU
MF-IKT Direkt / MF-KKT Endirekt
MADEN VE MİNERAL İŞLEME ÇÖZÜMLERİ
info@metalformltd.com
www.metalformltd.com
Saygılarımla,
M. Ali Türkoğlu
Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı
Yönetim Kurulu Başkanı Nisan 2026
İÇİNDEKİLER
“40 YILDIR MADENCiNiN HiZMETiNDE”
OCAK, ŞUBAT, MART 2026 | SAYI 98 | YAYIN TÜRÜ: YAYGIN SÜRELİ | ISSN 2980-3667
█ Vakıf’tan haberler
YMGV Adına İmtiyaz Sahibi
Ali Emiroğlu
YMGV Yönetim Kurulu
· Mehmet Ali Türkoğlu
Yönetim Kurulu Başkanı
· Ali Emiroğlu
Başkan Yardımcısı
· İbrahim Halil Kırşan
Başkan Yardımcısı
· Prof. Dr. Remzi Karagüzel
Muhasip Üye
· Güldal Şeyda Çağlayan
Genel Sekreter
· Prof. Dr. Fatma Arslan Üye
· Mehmet Yılmaz Üye
· Hasan Yücel Üye
· A. Emre Kayışoğlu Üye
Yedek Yönetim Kurulu
· Prof. Dr. Gündüz Ökten
· Nursun Şirvancı
· Mustafa Aksoy
Danışma Kurulu Başkanı
Prof. Dr. Erdoğan Yüzer
Denetim Kurulu
· Mustafa Sönmez
· Antony Caouki
· M.Oğuz Güner
Kurucular
· Özer Altay (Vefat)
· Yavuz Aytekin (Vefat)
· Turgut Bayraktar (Vefat)
· Cemal Birön (Vefat)
· Nizamettin Çoban
· Zeki Doğan (Vefat)
· Hayrettin Elmas
· Namık Esmer (Vefat)
· Yavuz Fındıkgil (Vefat)
· Yüceer Göver
· H. Nijat Gürsoy (Vefat)
· İsmet Kasapoğlu
· Güven Önal (Vefat)
· Cahit Özden (Vefat)
· Attila Yalçın (Vefat)
· Prof. Dr. Erdoğan Yüzer
Tüzel Kişi Mütevelliler
· Alser Madencilik A.Ş.
· Altın Madencileri Derneği
· Ant Group A.Ş.
· Bilfer Madencilik A.Ş.
· Ciner Grubu
· Dedeman Madencilik A.Ş.
· Ersel Ağır Makine A.Ş.
· Eti Bakır A.Ş.
· Eti Maden
· İbrice Madencilik A.Ş.
Gerçek Kişi Mütevelliler
· A. Ekrem Yüce
· A. Emre Kayışoğlu
· Ali Emiroğlu
· Ali Erguvanlı
· Alp Gürkan
· Antony Caouki
· Atılgan Sökmen
· Bülent Tüfekçioğlu
· Caner Zanbak
· Cemil Ökten
· Dündar Ergunalp
· Erdoğan Yüzer
· Esin Şişman
· Faruk Çalapkulu
· Fatma Arslan
· Gülay Bulut
· Güldal Şeyda Çağlayan
· Günaydın Yirmibeşoğlu
Onur Üyeleri
· Prof. Dr. Gülhan Özbayoğlu
· İlhami Tezcan
Yazi İşleri Müdürü
Lütfi Çallı
Yayın Kurulu Başkanı
Yük. Müh. Nursun Şirvancı
Yayın Kurulu Üyeleri
· Prof. Dr. Fatma Arslan
· Prof. Dr. Gündüz Ökten
· Prof. Dr. Remzi Karagüzel
· Prof. Dr. Yüksel Örgün Tutay
· Dr. Ali Vedat Oygür
· İmbat Madencilik A.Ş.
· İstanbul Maden İhr. Birliği
· İTÜ Maden Fakültesi
· Jeofizik Mühendisleri Odası
· Krom Üreticileri Derneği
· Maden Mühendisleri Odası
· Maden Sanayii İşverenleri
Sendikası
· Maden ve Petrol İşleri Genel
Müdürlüğü
· Gündüz Ökten
· H. Semih Demircan
· Hasan Yücel
· Hayrettin Elmas
· İbrahim Halil Kırşan
· İlgin Kurşun Ünver
· İsmet Kasapoğlu
· İsmet Sivrioğlu
· Lütfi Çallı
· M.Oğuz Güner
· Mehmet Ali Türkoğlu
· Mehmet Tombul
· Mehmet Yılmaz
· Metin Balıbey
· Mevlüt Kaya
· Murat Turan
· Mustafa Aksoy
· Mustafa Aktaş
· Hayrettin Çaycı
· Rıfat Kont
Ümit Dertli
Sektörmaden dergisi Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı tarafından 5187 sayılı Basın Kanunu gereğince İstanbul Valiliğine beyanname verilerek ulusal gayri siyasi ve
yaygın süreli türünde 3 ayda bir yayınlanmaktadır.
Sektörmaden dergisi abonelere, Madencilik Sektörü ile ilgili firmalara, Bakanlıklara, ilgili kamu kuruluşlarına, dernek ve vakıflara dağıtılmaktadır.
Dergiye gönderilen yazılar ve fotoğraflar geri iade edilmez.Yayınlanması ise yayımcının kararına bağlıdır. Yayınlanan yazı ve fotoğrafların sorumluluğu yazarına aittir.
Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir. ymgv.org.tr
Editör
Reklam ve Halkla İlişkiler
Sorumlusu
Gülseren Koçer
gulseren@ymgv.org.tr
k.gulseren@gmail.com
Tel: 0 530 227 66 35
Grafik Tasarım
Zeyneb Öztürk
zeyneb.ozturk@hotmail.com
· Maden Tetkik ve Arama
Genel Müdürlüğü
· Türkiye Kömür İşletmeleri
Kurumu
· Türkiye Kömür Üreticileri
Derneği
· Türkiye Madenciler Derneği
· Tüm Mermer Doğaltaş ve
Makine Üreticileri Birliği
· Türkiye Taş Kömürü Kurumu
· YMGV Trakya Komitesi
· Mustafa Sever
· Mustafa Sönmez
· Mustafa Topaloğlu
· Mustafa Uysal
· Nizamettin Çoban
· Nursun Şirvancı
· Oktar Kızılsencer
· Onur Köktürk
· Remzi Karagüzel
· Sabri Karahan
· Selahaddin Anaç
· Selahattin Çimen
· Suat Sarısoy
· Sümeyra Eşgün
· Tolga Yalçın
· Umut Rallas
· Yusuf Suha Nizamoğlu
· Yüceer Göver
· Erdemir Karakaş
Yönetim Yeri
Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı
Cumhuriyet Cad. No.179/5,
Daire: 9 Harbiye -İstanbul
Tel: 0 212.246 20 81
Fax: 0 212.247 51 11
e-posta: ymgv@ymgv.org.tr
web: www.ymgv.org.tr
Baskı-Cilt
Everest Basım Matbaa San.ve Tic.
Ltd. Şti.
Maltepe Mah. Litros Yolu Sokak
2. Matbaacılar Sitesi 5.Kat F Blok
No:3 NF7 Zeytinburnu/İstanbul
info@everestbasim.com
Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı Televizyon Programları 6
Vakfın 40. yılında 41 kere maşallah 8
İTÜ’ye ve Madenciliğe adanmış bir ömür:
Prof. Dr. Güven Önal 14
20. Balkan Cevher Hazırlama Kongresi İstanbul’da yapılıyor 16
█ Türkiye’den haberler
PDAC 2026’ya Türk çıkarması 26
Taşa değer katan bir vizyon: Erdoğan Akbulak 30
Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumunun rehabilitasyon ve
sürdürülebilirlik uygulamaları 34
Kritik ve Stratejik Madenler Çalıştayının sonucu: Bütüncül bir
madencilik politikası şart 38
█ Makale
Madencilik sektöründe atık barajlarına ilişkin bir
değerlendirme: Önlenebilir riskler ve güvenlik yaklaşımı
Prof. Dr. Remzi Karagüzel 18
Eski madenler nasıl değerlendirilir: Cornwall ve Batı Devon
madencilik bölgesi, İngiltere | Dr. Ali Vedat Oygür 42
Ağır metallerle kirlenmiş alanların bitki yetiştirilerek
temizlenmesine yönelik bazı çalışmalar | Prof. Dr. Hatice Dağhan 52
Madencilik ve cevher zenginleştirme tesislerinde su kullanımı,
yönetimi ve sürdürülebilirlik yaklaşımları
Araştırma Görevlisi Gülşah Güven, Prof. Dr. Gülay Bulut 66
█ Kadın madenciler 48
█ Dünyadan haberler 58
█ Teknolojinin nimetleri 72
█ Maden borsası 76
█ Etkinlik takvimi 80
Reklam Index
Acacia Maden İşletmeleri A.Ş.
Etı̇ Bakır A.Ş.
Turbo Makine Ltd. Şti.
Ersel Ağır Makine San. ve Tic. A.Ş. 1
Metal Form Endüstri ve Tic. Ltd. Şti. 2
Argetest Cevher Zenginleştirme 17
Zenit Madencilik San. ve Tic. A.Ş. 25
HES Su Yapıları Denetim Hiz. Ltd. Şti. 33
Ön Kapak İçi
Arka Kapak İçi
Arka Kapak
8
26
42
48
Esan Eczacıbaşı A.Ş. 41
Remas Redüktör ve Makina San. A.Ş. 47
FKK Güney Oto San. Tic. A.Ş. 57
Anagold Madencilik 65
Turbo Makine Ltd. Şti. 70-71
Tüprag Metal Maden San. Tic. A.Ş. 79
Tümad Mad. San. ve Tic. A.Ş. 80
Atay Mühendislik 82
Dama Müh Proje ve Mad. San.Tic. A.Ş. 83
İstanbul Maden İhracatçılar Birliği 84
VAKIF’TAN HABERLER
Televizyon Programları 2026 Yılında da devam
Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı’nın madenciliği tanıtım faaliyetleri kapsamında çeşitli televizyon kanallarında
düzenli olarak yaptığı programlar 2026 yılında da devam etti. Bloomberg HT’de yayınlanan Maden Dünyası programı
her hafta salı günü öğlen kuşağında izleyici ile buluşmaya devam etti. Programlarda, Vakıftan ve sektörden uzman
konuklar ile madenciliğin önemi, sorunları ve çözüm önerileri ele alındı.
QR kodları okutarak programları YouTube’da izleyebilirsiniz.
ş 6 Ocak 2026 Salı, 12:00-12:20
Hasan Yücel
Altın Madencileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı
Altın 2026 yılında da yükselişini sürdürecek mi?
Türkiye, güçlü rezervleriyle bu süreci stratejik bir
avantaja çevirebilecek mi?
ş 13 Ocak 2026 Salı, 12:00-12:20
İbrahim Halil Kırşan
TOBB Türkiye Maden Meclisi Başkanı
Petrol Savaşından, Maden Savaşlarına! Küresel
Ekonominin Yeni Jeopolitiği Kıymetli Metaller
Üzerinden mi Şekillenecek
ş 20 Ocak 2026 Salı, 12:00-12:20
Temel Yaz
Agrega Üreticileri Birliği Yönetim Kurulu Başkanı
Deprem Gerçeğinde Agrega Madenciliğinin Önemi
ş 27 Ocak 2026 Salı, 12:00-12:20
Sümeyra Eşgün
Meyra Madencilik A.Ş. Yönetim Kurulu Başkan
Yardımcısı
Baz Metaller ve Gümüş Birlikteliğinin Küresel
Ölçekte Değerlendirilmesi
ş 03 Şubat 2026 Salı, 12:00-12:20
Dr. Jale Şakıyan Ateş
TÜPRAG Çevre ve Sürdürülebilirlik Direktörü
2026 Sürdürülebilirlik Gündemi: Sözden Eyleme
Geçiş Yılı
ş 10 Şubat 2026 Salı, 12:00-12:20
Mehmet Yılmaz
Türkiye Madenciler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı
Maden Çağının Eşiğinde: 2025’in Bilançosu, 2026’nın
Yol Haritası
ş 17 Şubat 2026 Salı, 12:00-12:20
Prof. Dr. Hakan Benzer
Hacettepe Üniversitesi, Maden
Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi
Madenciliğin Geleceğe Uzanan Perspektifi:
Teknoloji, Ar-Ge ve Ekonomik Güç
ş 24 Şubat 2026 Salı, 12:00-12:20
Ali Emiroğlu
Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı Yönetim
Kurulu Başkan Vekili
Mermer – Doğaltaş Madenciliğinin Ülkemiz
Ekonomisindeki Yeri ve Gelişme Perspektifleri
ş 03 Mart 2026 Salı, 12:00-12:20
Hanifi Şimşek
Tüm Mermer Doğaltaş ve Makinaları Üreticileri Birliği,
Yönetim Kurulu Başkanı
Mermer Sektörünün 2025 Yılı
Değerlendirmesi ve 2026 Beklentileri
ş 10 Mart 2026 Salı, 12:00-12:20
Hasan Yücel
Altın Madencileri Derneği Yönetim Kurulu
Başkanı
Savaşın Gölgesinde Altın ve Stratejik
Metallerin Geleceği Ne Olacak
ş 24 Mart 2026 Salı, 12:00-12.20
Hayrettin Çaycı
Sarkuysan Elektrolitik Bakır San. A.Ş., Yönetim Kurulu
Başkanı
Dünya ve Türkiye’de Bakırın Önemi
ş 31 Mart 2026 Salı, 12:00-12:00
Nursun Şirvancı
ZENİT Madencilik A.Ş., Proses ve Metalurji
Danışmanı
Aramadan Uç Ürüne Giden Cevherin Zorlu
Yolculuğu
Ali Emiroğlu kimdir?
1958 yılında İstanbul’da doğan Ali
Emiroğlu, 1975 yılında girdiği İTÜ Maden
Fakültesi’nden maden mühendisi
olarak mezun oldu.1985 yılında mermerin
Maden Kanunu kapsamına alınmasıyla
birlikte çalışmalarını ağırlıklı
olarak mermer sektörüne yönlendirdi.
Türkiye’deki ilk büyük mermer ocakçılığı
üretimlerinin gerçekleştirilmesinin
öncülerinden oldu. Sektörde 40. yılını
dolduran Emiroğlu, halen Türkiye’nin
farklı bölgelerinde aile şirketinin sahibi
olduğu mermer ocaklarında üretim ve
ihracat yapmaktadır.
Emiroğlu, mermer sektörünün en
önemli STK’larından TÜMMER, Yurt
Madenciliğini Geliştirme Vakfı (YMGV),
Türkiye Madenciler Derneği (TMD),
İTÜ Maden Fakültesi Vakfı gibi pek
çok sivil toplum kuruluşunda da halen
aktif olarak görevler almaktadır.
Ali Emiroğlu
İMİB Başkanlığına aday
Mermer – doğaltaş ve madencilik sektöründe 40 yılı aşan deneyimiyle
tanınan Ali Emiroğlu, İstanbul Maden İhracatçıları Birliği
(İMİB) Başkanlığına aday olduğunu açıkladı. Yıllar içinde sektörün
çeşitli kurumlarında üstlendiği görevlerle öne çıkan Emiroğlu, aday
olma kararını ihracatın gücünü artırmak ve sektörel sorunlara kalıcı
çözümler geliştirmek amacıyla aldığını ifade etti.
Halen Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı Başkan Vekilliği ve İTÜ
Maden Fakültesi Vakfı mütevelli heyeti üyeliği görevlerini yürüten
Emiroğlu, daha önce Türkiye Madenciler Derneğinde Yönetim Kurulu
Üyeliği, İkinci Başkanlık ve üç dönem Yönetim Kurulu Başkanlığı
gibi önemli görevlerde bulundu. Bunun yanı sıra Tüm Mermer
Doğaltaş ve Makinaları Üreticileri Birliği’nde (TÜMMER)
halen Yönetim Kurulu Üyeliği görevini devam ettirmektedir.
Ali Emiroğlu adaylık açıklamasında, İMİB’in mermer ve maden ihracatının
temel taşı olduğuna dikkat çekerek, bu bayrak yarışında
İMİB’in bayrağını devralmaya ekibiyle birlikte hazır olduğunu ifade
etti. “İMİB’in, üyelerinin sesini duyan, onların sorunlarına yaratıcı
çözümler üretebilen, vizyon sahibi bir yapıya dönüşmesi gerekiyor.
Bu ihtiyaç doğrultusunda aday oldum. İMİB değişirse, ihracatçının
önü açılır; madencilik güçlenirse, ülke kazanır,” diye konuştu.
Şeffaf, kapsayıcı, birleştirici yönetim anlayışı
Yeni bir yönetim anlayışı inşa edeceklerini vurgulayan Emiroğlu,
yalnızca karar alan değil, karar süreçlerine üyelerini de katan, fikir
üreten, uygulamaları birlikte hayata geçiren katılımcı bir yapının
önemini vurgulayarak “Şeffaf, kapsayıcı ve birleştirici bir yönetim
anlayışını hep birlikte kuracağız,” dedi.
Mermerciliğin ve madenciliğin sadece yer altından hammadde çıkarmakla
sınırlı olmadığını vurgulayan Emiroğlu, sektörün sanayi,
ticaret, akademi ve kamu politikalarıyla iç içe olduğunu belirtti. Bu
nedenle daha güçlü iş birliklerine ihtiyaç duyulduğunu ifade ederek,
“Sanayi ve Ticaret Odaları, mermeri ve madeni hammadde olarak kullanan
sektörler, üniversiteler ve kamu kurumlarıyla daha yakın ilişkiler
kurmalıyız. Yapısal sorunlarımızı ortak akılla ve kamu iş birliğiyle
çözebiliriz. Artık çözüme yönelik adımlar atma zamanı geldi,” dedi.
Mermer ve Doğaltaş madenciliği alanında 40 yılı aşkın birikiminin
ve 20 seneyi aşkın mermer ve maden STK deneyiminin bu göreve hazır
olduğunun göstergesi olduğunu belirten Emiroğlu, “Sektörün hem
üretim hem de sivil toplum tarafında yıllarca görev yaptım. Sorunları
da çözümleri de çok iyi biliyorum. Üyelerimiz ve tüm paydaşlarla el
ele vererek İMİB’i yeniden güçlü bir yapıya kavuşturacağımıza inanıyorum.
Umut veren, çözüm üreten, ortak aklı esas alan bir dönem
için tüm üyelerimizin desteğine talibim,” ifadelerini kullandı.
6 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART
VAKIF’TAN HABERLER
VAKIF’TAN HABERLER
Vakfın 40. yılında 41 kere maşallah
Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı, 40. kuruluş yılını
geride bırakırken, bu anlamlı dönüm noktası yalnızca bir
zaman dilimini değil, aynı zamanda ortak emekle inşa
edilmiş köklü bir birikimi de temsil ediyor. Kırk yıla yayılan
bu yolculuk, madencilik sektörüne katkı sunma iradesinin
sürekliliğini ve kurumsallaşmasını ortaya koyuyor.
Vakfın hayatta olan kurucularının kaleme aldıkları
aşağıda okuyacağınız üç farklı tanıklık, aslında tek bir
ortak zeminde birleşiyor: dayanışma, ortak akıl ve sektöre
karşı duyulan sorumluluk. 1980’li yılların başında
akademi, kamu ve sektör temsilcileri arasında kurulan
bu temaslar, madenciliğin yalnızca teknik değil, aynı
zamanda kurumsal bir gelişim ihtiyacı içinde olduğunu
açık biçimde ortaya koyuyordu .
Belgrad Ormanlarında bir piknikte filizlenen fikir, kısa
sürede sistemli toplantılarla olgunlaştı, Maçka’daki fakülte
binasında yürütülen yoğun çalışmalar sonucunda
bir vakıf çatısı altında kalıcı hale getirildi. Bu süreçte
yalnızca bir kurum kurulmadı, farklı kesimleri bir araya
getiren, tartışan, üreten ve çözüm arayan bir zemin inşa
edildi. Kurucuların ifadesiyle, amaç “çorbada bir tutam
tuz” olmak değil, sektörün geleceğine yön verecek bir
ortak irade oluşturmaktı.
Aradan geçen 40 yıl, bu iradenin somut sonuçlarını ortaya
koydu. Madencilik Şuralarından mesleki eğitim
faaliyetlerine, ülkenin ve dünyanın dört bir yanına düzenlenen
teknik inceleme gezilerinden, halkla ilişkiler
çalışmalarına, uluslararası kongrelere, fuarlara ve bilimsel
toplantılara kadar geniş bir alanda etkisini hissettiren
Vakıf, Türk madenciliğinin ortak akıl platformlarından
biri haline geldi.
Bugün gelinen noktada, kuruluş dönemindeki o samimi
birliktelik ve üretken tartışma kültürü, yalnızca bir hatıra
değil aynı zamanda geleceğe dair güçlü bir referanstır.
Vakfın ilk yıllarında ortaya konan bu dayanışma modeli,
önümüzdeki dönemde de madencilik sektörünün gelişimi
için en değerli yol gösterici olmaya devam edecektir.
Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfının doğum yeri:
Belgrad Ormanları Kirazlı Bent Piknik Alanı (1984)
Prof. Dr. Erdoğan Yüzer
Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı Kurucu Başkanı
İTÜ Maden Fakültesi, Jeoloji Mühendisliği Emekli Öğretim Üyesi
Bu başlık sizleri şaşırtabilir; ancak aşağıda anlatacaklarım,
kişiliğimle de örtüşen bir sürecin doğal sonucudur.
Osmanlı İmparatorluğunun ilk başkenti olan Bursa’da
doğdum. İlk öğrenimimi, Muradiye Külliyesinin hemen
bitişiğindeki Muradiye Cumhuriyet İlkokulunda tamamladım.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan bu iki yapının
iç içeliği, farkında olmadan kişiliğimin oluşumunda etkili
oldu. Bu birlikteliğin getirdiği paylaşma ve dayanışma
kültürünün, yaşam anlayışımı şekillendirdiğini yıllar
sonra daha iyi kavradım.
Çocukluk yıllarımdan itibaren insanları bir araya getirmeyi,
paylaşmayı ve dayanışmayı önemseyen bir yaklaşımı
benimsedim. Bu anlayış, gençlik yıllarımda da
sürdü; ilerleyen dönemlerde sivil toplum faaliyetleriyle
daha da pekişti. 1950’li yılların sonunda İstanbul Teknik
Üniversitesinde asistanlığa başlamamdan bu yana,
sağlığım elverdiği ölçüde bu yaklaşımı sürdürdüm. Derneklerde
ve bilimsel kuruluşlarda üstlendiğim görevleri
yaşamımın doğal bir parçası olarak gördüm.
İTÜ Maden Fakültesinde yürüttüğüm yöneticilik görevleri
sırasında, yasal bir zorunluluk olmamasına rağmen
çalışanlarla birlikte sosyal birliktelikler oluşturduk.
Amaç, yalnızca bir araya gelmekti. Fakülte içinde kurulan
bu ortam, zamanla güçlü bir dayanışma kültürüne
dönüştü ve farklı fakültelerden katılımlarla daha geniş
bir etki yarattı.
1980’li yılların başında, özellikle üniversitelerde zor bir
dönemin yaşandığı koşullarda, bu birliktelikler önemli
bir dayanışma zemini oluşturdu. Bu sürecin en somut örneklerinden
biri, her yıl düzenlenen fakülte piknikleriydi.
Belgrad Ormanlarında gerçekleştirilen bu etkinlikler,
zamanla yüzlerce kişinin katıldığı şenliklere dönüştü.
1984 yılı mayıs ayı sonunda Kirazlı Bent’te düzenlenen
piknikte, başta rahmetli Güven Önal, Işık Özpeker, Attila
Yalçın, İsmet Kasapoğlu ve H. Nijat Gürsoy olmak
üzere oluşturduğumuz grup içinde, bu birlikteliğin kalıcı
hale getirilmesi fikri ortaya çıktı. Önce dernek, ardından
vakıf düşüncesi gündeme geldi. Mevcut yapı dikkate
alındığında vakıf kurma fikri benimsendi.
Bu fikir, önce fakülte yönetimi içinde paylaşıldı, ardından
daha geniş bir grupla tartışıldı. 1984–1986 yılları
arasında yürütülen yoğun çalışmalar sonucunda vakfın
yönetmeliği hazırlandı ve 14 Şubat 1986 tarihinde resmi
senedi onaylanarak Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı
kuruldu. Yönetmelik, sonraki yıllarda yapılan düzenlemelerle
geliştirilerek günümüze ulaştı.
1986 yılında 16 kurucu üye ile kurulan vakfın bugün hayatta
olan beş üyesinden biriyim. Kuruluşun ilk üç döneminde
Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürüttüm.
Daha sonra bu görevi, yakın çalışma arkadaşım Güven
Önal ile devralıp devrettik. Bu birliktelik, onun vefatına
kadar sürdü.
Aşağıdaki satırları merhum dostum Güven Önal’ın meslekte 50. yılı vesilesi ile kaleme almıştım. Onun en büyük
eseri olan Vakfın 40 yılı vesilesiyle burada da aynen yayınlanmayı hak ediyor.
YMGV 2. Yönetim Kurulu Üyeleri (1988-1991)
İzzet Cahit Özden, Attila Yalçın, Erdoğan Yüzer (Başkan), Güven Önal, H. Nijat Gürsoy
Her işin başı…
Bu yarım bırakılmış cümlenin ardından, eğer insan yaşamı söz konusu ise ilk akla gelen kuşkusuz sağlıktır. Ama insan
ilişkileri söz konusuysa, her işin başının GÜVEN duymak olduğuna inananlardanım. İnsanın tüm yönleriyle güven
duyabileceği dostlar biriktirmesi, Tanrı’nın en değerli armağanıdır kanımca. Hele bu birlikteliğin sağlandığı kişi bir
de GÜVEN ismi ile anılıyorsa, yaşamımızdaki mutluluğu yakalamada bir adım öndesiniz demektir.
SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 9
VAKIF’TAN HABERLER
VAKIF’TAN HABERLER
Güven’e güven duymak
Sevgili Güven Önal’ın çevresindekiler kendilerini bu yönüyle hep şanslı saymışlardır. Bilirler ki karşılarında, ellerini
uzattıklarında daima onu avuçlayacak sıcak bir el; kapısını çaldıklarında ardına kadar açılacak cömert bir kalp
bulunacaktır. Ben de siz dostlar gibi o şanslı kişilerden biriyim.
Özverili birlikteliğimizin yoğun olduğu dönem 1980’li yılların başlarına rastlar. Ülkenin YÖK zulmü (!) altında
inlediği yıllarda, Maden Fakültesi’nin yönetimini sevgili Güven Önal ve Mahir Vardar kardeşlerim ile birlikte, gece
gündüz demeden omuzlamıştık. İçe hiç sinmeyen o yıllardaki yapılanmışlığı, 1986 yılında kurduğumuz Yurt Madenciliğini
Geliştirme Vakfının (YMGV) çatısı altında toparlayarak gidermeye çalıştık.
Özellikle bu süreci, vakfın kuruluşu sırasında Maden Fakültesinin Maçka’daki tarihi binasının oval masası etrafında,
kılı kırk yararcasına yapılan hararetli yönetmelik hazırlığı çalışmalarıyla geçirdik. Anılan toplantılarda
rahmetli Attila Yalçın’ın müzip kışkırtmaları (!) ile başlayan, rahmetli Cahit Özden ile Güven Önal arasındaki “kapışmalar”
tüm canlılığıyla gözlerimin önündedir. Yıllar süren titiz çalışmalarla hazırlanan bu yönetmelik çizgisinde
yürüyen YMGV, bugün ulaştığı varlığını ve yaygınlığını o günlere borçludur.
Başımız sıkıştığında çoğu kez başvurduğumuz sevgili Güven Önal’a duyduğum güvenin ve hayranlığın temelinde;
sorunların çözümündeki profesyonel yaklaşımı, güçlü analiz yeteneği, çalışkanlığı, girişkenliği, takipçiliği ve engin
hayal gücü yatmaktadır. Özellikle Türkiye’nin maden zenginliği ve bundan sağlanacak gelir söz konusu olduğunda,
tüm cari açıklarımızı kapatacak (!) sınırları zorlayan rakamlarıyla ünlüdür. Aksini düşünenlerin ufkunun kendisininki
kadar geniş ve zengin olmadığından, hatta beceriksizliklerinden yakındığını sıkça dile getirirdi.
Sevgili Önal’ın önde gelen özelliklerinden biri de vefa duygusuna gösterdiği emsalsiz duyarlılık ve özendir. Aile
fertlerinden başlayarak tüm dostlarına gösterdiği bu örnek alınası yaklaşım, her türlü takdirin üzerindedir. Kıvanç
ve üzüntü paylaşımında her zaman yanımızda olan ender dostlardan biri olmuştur.
Özenilecek bu meziyetlerinin yanında tek “kusuru” (!) bir Galatasaray fanatiği oluşudur. Tüm aile fertlerine de bu
yönde bir “ambargo” koymuştur. Sevgili evlatları, zarif gelinleri ve torunları bu tahakküm (!) altındadır. Tek umudumuz,
hiç olmazsa torunlarının çocuklarından birinin ileride bu ambargodan kurtulup siyah-beyaz renklere gönül
vererek doğru yolu bulmasıdır. (!)
YMGV başkanlığında halef-selef olduğumuz birlikteliğimiz, aynı çatı altında, ilk günkü heyecanından bir şey kaybetmeden
sürmektedir.
Son olarak, 40 yılın içinde aklımda kalanlar ve yakın geleceğe ilişkin düşüncelerimi özetlemek isterim.
Vakfın öncülüğünde gerçekleştirilen;
• Madencilik Şuralarının üçüncüsünün çok gecikmiş de olsa, öncelikle yönetmeliklerinin
tamamlanarak yeniden düzenlenmesini;
• “Madenciliğe Ömür Verenler” kitap dizisine devam edilmesini, bu dizinin
baş yapıtı olarak gördüğüm merhum Sadrettin Alpan’ın “İnsanı
Maden Yaşatır” kitabının tükenmiş olması nedeniyle yeni baskılarının
yapılmasını;
• Merhum Selçuk Buyurgan’ın vasiyeti niteliğinde olan ve Vakfın en
önemli gelir kaynağını oluşturan Maden Türkiye Fuarının geliştirilerek
sürdürülmesini içtenlikle dilerim.
Nice 40 yıllara, selam ve sevgilerimle.
Vakfın Kurucuları
Özer Altay
Yavuz Aytekin
Turgut Bayraktar
Cemal Birön
Nizamettin Çoban
Zeki Doğan
Hayrettin Elmas
Namık Esmer
Yavuz Fındıkgil
Yüceer Göver
H. Nijat Gürsoy
İsmet Kasapoğlu
Güven Önal
Cahit Özden
Attila Yalçın
Prof. Dr. Erdoğan Yüzer
Vakfımızın çorbada çok tuzu olmuştur
Hayrettin Elmas
Maden ve İnşaat Mühendisi
Gerçek Kişiler
Önder Bilginer
Serbülent Bingöl
Antony Caouki
Kemal Dedeman
Halim Demirel
Ali Erguvanlı
Tuğrul Erkin
Şinasi Eskikaya
Yalçın Günal
Cemil Ökten
Gülhan Özbayoğlu
Işık Özpeker
Senai Saltoğlu
Ali Türkoğlu
Mahir Vardar
Zeki Yavuztürk
Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfının kuruluşunun 40.
yılı dolayısıyla hazırlanan bu dosyada biz kuruculara yer
verilmesi bizler için ayrı bir anlam taşıyor. Bu vesileyle,
Vakıf başkanımız Ali Türkoğlu’na, Yönetim Kuruluna
ve Sektörmaden dergisinde emeği geçen değerli arkadaşlara
teşekkür ediyorum.
Bugünden geriye baktığımda, vakfın kuruluş sürecine
dair hafızamda en canlı kalan anılardan biri yaklaşık kırk
yıl önce Ankara’da yaşadığım bir ziyarettir. O günlerde
TBMM Halkla İlişkiler binasında, ziyarete gelenlerle
görüşmeler yaptığım bir sırada sekreterim, İTÜ’den
hocamız Prof. Dr. Erdoğan Yüzer’in beni görmek üzere
geldiğini söyledi. Öğrencilik yıllarımızda asistan hocamız
olan Sayın Erdoğan Yüzer’e ve aynı dönemde
tanıdığımız Güven Önal’a duyduğumuz saygı ve sevgi
nedeniyle hemen bankoya giderek hocamı karşıladım.
Erdoğan Hocam büyük bir heyecanla konuşmaya başladı.
Ben de sözünü keserek kendisine çay veya kahve
Mütevelli Heyet
Ömer Yenel
Kadri Yersel
Günaydın Yirmibeşoğlu
Tüzel Kişiler
ÇİNKUR Genel Müdürlüğü
ERDEMİR Yönetim Kurulu Başkanlığı
ETİBANK Genel Müdürlüğü
İTÜ Maden Fakültesi Dekanlığı
KBİ Genel Müdürlüğü
Maden Dairesi Başkanlığı
Maden Mühendisleri Odası
TDÇİ Genel Müdürlüğü
TKİ Genel Müdürlüğü
Türkiye Maden İşçileri Sendikası
Türkiye Maden İşverenleri Sendikası
TTK Genel Müdürlüğü
ikram etmek istedim. Ardından Türkiye’de madenciliğin
içinde bulunduğu durumu, sektörde yaşanan sorunları
ve nelerin düzeltilmesi gerektiğini kısa ama son derece
heyecanlı bir şekilde anlatmaya başladı. Madenciliğin
toplumda daha çok sevilmesi, geliştirilmesi ve yatırımcı
için daha cazip hale getirilmesi gerektiğini vurguladı.
“Düşüncelerimizi dile getirebilmek ve yurt madenciliğinin
gelişmesine katkıda bulunmak için bir vakıf kurmak
istiyoruz. Çorbada bizim de tuzumuz olsun istiyoruz,”
Müdürlüğü’nde onay beklediğini, bu nedenle konuyla
ilgilenmem için beni ziyarete geldiğini ifade etti.
Aslında madencilik sektörü benim için yabancı bir alan
değildi. Maden mühendisi olarak bir süre Zonguldak’ta
TTK Kozlu bölgesinde çalışmıştım. Daha sonra askerlik
için görevimden ayrıldım ve ardından İnşaat Mühendisliği
okudum. Meslek hayatımı ise İstanbul’da statik büro
çalışmaları ve yap-sat inşaat faaliyetleriyle sürdürdüm.
Bu yıllarda Türkiye’de siyasi hayat da yeni bir döneme
10 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART
SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 11
VAKIF’TAN HABERLER
VAKIF’TAN HABERLER
giriyordu. Turgut Özal’ın Anavatan Partisi’ni kurmasıyla
birlikte siyasete ilgi duydum. Partide İstanbul İl
Başkan Yardımcılığı ve Teşkilat Başkanlığı görevlerini
üstlendim; ardından İstanbul Milletvekili olarak görev
yaptım. O dönemde ilk Bakanlar Kurulunda, bugünkü
bakan yardımcılıklarına benzer görevler bulunuyordu.
Ben de Devlet Bakanı Sayın Kazım Oskay’a yardımcı
olarak görev yapıyordum ve Vakıflar Genel Müdürlüğü
ile ilgili konularla ilgileniyordum.
Erdoğan Hocamın anlattıklarını dinledikten sonra böylesine
faydalı ve iyi niyetli bir girişime destek olmanın
bizim için bir görev olduğunu düşündüm. Bunun üzerine
Hukuk İşleri Genel Müdürü Hüseyin Bey’i arayarak konuyu
kendisine aktardım ve hocamın yanımda olduğunu
söyledim. Hüseyin Bey, “Siz zahmet etmeyin, hocam
teşrif ederlerse hemen hallederiz,” dedi. Bu sözler Erdoğan
Hocamı oldukça memnun etti.
Hocam ayrıca vakfın kurucuları arasında benim adımın
da yer almasını istedi. Ben de böyle hayırlı bir çalışmada
yer almaktan büyük memnuniyet duyarak bu görevi kabul
ettim. Böylece Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfının
kuruluş sürecinde yer alma fırsatını buldum.
O günden sonra vakfın toplantılarına kurucu, danışma
kurulu üyesi ve mütevelli olarak mümkün olduğunca
katılmaya çalıştım. Yüreği madenciliğin gelişmesi için
çarpan meslektaşlarımla bir arada olmak her zaman benim
için ayrı bir mutluluk ve gurur kaynağı oldu.
Hilmi Güler, İsmet Kasapoğlu, Nizamettin Çoban, Güven Önal,
Dündar Renda, Yener Cander, Nijat Gürsoy , Işık Özpeker
Bu vesileyle, aramızdan ayrılan Güven Önal Hocamızı
saygı ve rahmetle anıyor; Erdoğan Yüzer Hocamıza da
sağlıklı ve uzun ömürler diliyorum. Ayrıca vakfımızın
çalışmalarına katkı sunan herkese ve sevgili arkadaşım
Lütfi Çallı’ya emeklerinden dolayı teşekkür etmek istiyorum.
Yıllar içinde vakfımız büyüdü ve güçlendi. Zamanla ilgili
bürokratlar ve kamu kurumları da vakfın mütevelli
yapısına dâhil edildi. Madencilikle ilgili hazırlanan
kanun ve yönetmelikler vakfın toplantılarında ayrıntılı
şekilde tartışıldı; sektörün sorunları ve talepleri bürokratlar
aracılığıyla ilgili mercilere iletildi.
Bana sorulacak olursa, vakfımızın bu süreçte “çorbada
çok tuzu” olmuştur.
Madencilik kolay bir alan değildir. Hatta iş dünyasının
en zor alanlarından biridir. Daha iyi bir madencilik için
daha çok emek vermek ve daha fazla çaba göstermek gerekir.
Yurttaşlarımızın daha iyi şartlarda yaşayabilmesi
için de bu alandaki mücadeleyi sürdürmek zorundayız.
Madencilikte o gün yaşanan zorlukların bir kısmının bugün
de devam ettiğini görüyoruz. Vakfın toplantılarında
bu sorunların dile getirildiğine ve çözüm arayışlarının
sürdürüldüğüne yakından tanık olduk.
Vakfımız, daha iyi bir madencilik geleceği için maddi
imkânlardan çok bilgi, deneyim ve birikimiyle madencilerin
yanında ve önünde olmaya çalışmıştır.
Saygı ve rahmetle andığım Prof. Dr. Güven Önal Hocamızla
birlikte Sibirya ve Güney Afrika gezilerine katıldım.
Bu geziler sırasında madenciliğin daha ileri teknolojilere
ulaşması için gösterdiği çabayı yakından görme
fırsatım oldu. Aynı zamanda vakfı nasıl büyük bir titizlik
ve özveriyle yönettiğine de bizzat tanık oldum. Ne olursa
olsun mücadele etmekten vazgeçmeyen genç madencilere
örnek bir insandı. Nurlar içinde yatsın.
Bugün vakfı yöneten ve yarın yönetecek genç arkadaşlara
da bir tavsiyem var: İnancınız sizi yanlışlardan korur.
Bilginiz doğru yola sevk eder. Kararlılığınız o yolda
ilerlemenizi sağlar. Ancak size daha iyi bir madenciliğin
kapısını açacak olan şey, mücadele azminizdir.
Ne olursa olsun mücadele etmekten vazgeçmeyiniz.
Vakıf sektöre büyük katkılar sağladı
İsmet Kasapoğlu
Vakfın kuruluşundan önceki yıllarda Türkiye’de madencilik
aslında ciddiye alınan bir alan olmakla birlikte,
kamuoyunda çoğu zaman söylentilere ve yanlış değerlendirmelere
açık bir sektör olarak görülürdü. Bu durum
özellikle akademi çevrelerinde de sıkça konuşulurdu.
Ekrem Göksu gibi yurt dışında görev yapmış bazı hocalarımız,
madencilik alanında çalışan genç mühendislerin
yalnızca kendi çevreleriyle sınırlı kalmaması gerektiğini,
başka üniversiteleri ziyaret etmelerini, yeni ilişkiler
kurmalarını ve farklı çevrelerle temas içinde olmalarını
önerirlerdi. Böylece hem akademik çevreler arasında
bağlar güçlenecek hem de madencilik alanında ortak bir
düşünce zemini oluşacaktı.
Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı’nın kuruluş fikri de
bu düşünce ortamı içinde ortaya çıktı.
O yıllarda Erdoğan Yüzer üniversitede genç sayılabilecek
bir akademisyendi. Kendisiyle temas kuruldu ve
bu fikre destek verdi. Onun da sürece dahil olmasıyla
birlikte bir grup olarak bu işi ciddi biçimde ele almaya
başladık. Üniversitelerde görev yapan arkadaşlarla toplantılar
yapılmaya başlandı. “Ne yapılabilir?” sorusuna
cevap aranırken bir vakıf kurma fikri ortaya çıktı.
İlk tartışmalardan biri vakfın adı üzerineydi. Başlangıçta
“Türk Madencilik Vakfı” gibi bir isim düşünülmüştü.
Ancak “Türk” adının kullanılabilmesi için Bakanlar Kurulu
kararı gerekiyordu. Bunun üzerine ben “Yurt Madenciliğini
Geliştirme Vakfı” adını önerdim ve bu öneri
kabul edildi. Vakfın logosu ise Güven Önal ile Erdoğan
Yüzer Hoca’nın birlikte yaptığı çalışmalar sonucunda
belirlendi.
Bir vakıf kurulacaksa, adı üzerinde, önce bir şeylerin
vakfedilmesi gerekiyordu. Bu nedenle başlangıçta vakfa
maddi katkı sağlayabilecek ve madenciliğe ilgi duyan
kişileri araştırmaya başladık. Vakfın güçlü bir başlangıç
yapabilmesi için bağışların önemli olduğunu düşünüyorduk.
Bu nedenle katkı sağlayabilecek herkese kapımızı
açık tuttuk.
İlk önemli bağışlardan biri Cahit Özden’den geldi. Kendisi
vakfa 100 altın bağışladı. Bu tür katkılar vakfın ilk
mali temellerinin oluşmasına yardımcı oldu. Vakfa gelir
sağlayabilecek ve madenciliğe ilgi duyan kişilere her zaman
açık davranmaya çalıştık.
Bugün geriye dönüp bakıldığında, vakfın kurulduğu dönemde
Türkiye’de madenciliğin içinde bulunduğu koşullar
dikkate alındığında, vakfın sektöre birçok konuda
katkı sağladığı açıkça görülür. Bu nedenle vakfın kuruluşunda
emeği geçen herkese teşekkür etmek gerekir.
Kurucular yönetim kurulunda görev alırken Güven Önal
da vakfın çalışmalarının başından itibaren aktif olarak
sürecin içindeydi ve genel sekreterlik görevini yürütüyordu.
Erdoğan Yüzer’in Amerika’ya gitmesiyle başkanlık
görevi boşalınca vakfın başkanlığına Güven Önal
geçti ve uzun yıllar boyunca bu görevi sürdürdü.
Yıllar içinde vakfın çalışmaları genişledi. Madencilikle
ilgili konular vakfın toplantılarında düzenli olarak ele
alındı. Sektörün karşı karşıya olduğu sorunlar, hazırlanmakta
olan kanun ve yönetmelikler, yatırım ortamı ve
madenciliğin geliştirilmesine yönelik öneriler bu toplantılarda
tartışıldı. Toplantılarda dile getirilen görüşler ve
sektörün talepleri bürokratlar aracılığıyla ilgili kurumlara
iletildi.
Bu açıdan bakıldığında vakfın Türkiye’de madencilik
politikalarının tartışıldığı önemli platformlardan biri haline
geldiğini söylemek mümkündür.
Bugün geriye dönüp bakıldığında Yurt Madenciliğini
Geliştirme Vakfı’nın ortaya çıkışındaki temel motivasyonun,
Türkiye’de madenciliğin gelişmesine katkı sağlamak
ve sektörün ortak meselelerini tartışabileceği bir
zemin oluşturmak olduğu açıkça görülmektedir. Kuruluş
sürecinde ortaya çıkan bu dayanışma ve ortak düşünce
ortamı, vakfın sonraki yıllardaki çalışmalarına da yön
vermiştir.
12 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART
SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 13
VAKIF’TAN HABERLER
VAKIF’TAN HABERLER
İTÜ’ye ve madenciliğe adanmış bir ömür:
Prof. Dr. Güven Önal
Ülkemizin gerçek
kalkınması, cari açığın
ortadan kaldırılması
ve refahın tüm ülke
düzeyine yayılması
ülke madenlerinin
işletilmesi ve metal
üretim endüstrisinin
kurulmasına bağlıdır.
Prof. Dr. Güven Önal
Prof. Dr. Fatma Arslan ve Prof. Dr. Gülay Bulut tarafından
hazırlanan bu kitap, Prof. Dr. Güven Önal’ın yaşamını
tek bir anlatının sınırları içinde aktaran klasik bir
biyografi çalışması değildir. Bu eser, onu farklı dönemlerde
ve farklı rollerde tanımış öğrencilerinin, meslektaşlarının,
dostlarının ve uluslararası bilim çevrelerinden
arkadaşlarının kaleme aldığı yazılardan oluşan çok sesli
bir tanıklık derlemesidir. Bu yönüyle kitap, kronolojik
bir yaşam öyküsü sunmaktan çok, bireysel hafızalar aracılığıyla
hocamızın hayatından kesitler sunar.
Bu eser yalnızca bir anma çalışması değil, bir yaşamdan
süzülen deneyimler aracılığıyla bir dönemi, bir mesleği
ve bir bilimsel anlayışı kayıt altına alan bir vefa ve
tanıklık kitabıdır. Bu sayfalarda bir araya gelen yazılar,
hocamızı yalnızca hatırlamak için değil, temsil ettiği değerleri,
bilimsel yaklaşımını ve ardında bıraktığı mirası
gelecek kuşaklara aktarmayı amaçlar.
Prof. Dr. Güven Önal, Türk madenciliğinin gelişiminde
öncü rol üstlenmiş, yaşamı boyunca bu alana bilgisini,
emeğini ve idealizmini adamış seçkin bir bilim insanıdır.
Madencilik ve cevher hazırlama alanlarında Türkiye’yi
uluslararası düzeyde başarıyla temsil etmiş; birçok önemli
kongre, konferans ve sempozyumun ülkemizde düzenlenmesine
öncülük ederek Türkiye’nin bilimsel görünürlüğünün
güçlenmesine önemli katkılarda bulunmuştur.
Kurucularından olduğu Yurt Madenciliğini Geliştirme
Vakfı’nın başkanlığını 1993 yılından vefatına kadar sürdüren
Prof. Dr. Önal, bu süre boyunca vakfın amaçları
doğrultusunda sayısız bilimsel, kurumsal ve toplumsal
çalışmaya imza atmıştır. Bunun yanı sıra, 1995 yılından
itibaren Balkan Cevher Hazırlama Bilim Komitesi Başkanlığını,
2001 yılında ise kurucuları arasında yer aldığı
Balkan Cevher Hazırlama Bilim Akademisi Başkanlığını
yürütmüştür. Bu görevleri aracılığıyla Balkan ülkelerini
madencilik ve cevher hazırlama alanında ortak bir
bilimsel platformda buluşturan güçlü bir iş birliği ağının
oluşmasına önemli katkılar sağlamıştır.
9–11 Nisan 2026 tarihlerinde düzenlenecek olan
20. Balkan Cevher Hazırlama Kongresi hocamızın aziz
hatırasına ithaf edilmiştir. Aynı yıl Yurt Madenciliğini
Geliştirme Vakfı’nın 40. kuruluş yıl dönümüne ulaşmış
olması da bu çalışmaya ayrı bir anlam katmaktadır. İşte
bu iki anlamlı vesile, hocamızın yaşamını ve katkılarını
farklı tanıklıklar aracılığıyla bir araya getiren bu kitabın
hazırlanmasına ilham vermiştir.
Kitap üç ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde hocamızın
yaşamından kesitler sunulurken, Yurt Madenciliğini
Geliştirme Vakfı, Cevher Hazırlama Mühendisliği
Bölümü ve Türkiye madenciliğine yaptığı önemli katkılar
da bu anlatının içine yerleştirilmiştir. Anlatının bütünlüğünü
korumak amacıyla kronolojik bir sıralamaya
bağlı kalınmamış, zaman zaman ileri ve geri tarihlere
uzanan anlatılarla hocamızın yaşamına farklı açılardan
ışık tutulmuştur.
Devam eden bölümlerde ise Türkiye’den ve yurt dışından
dostlarının, meslektaşlarının ve çalışma arkadaşlarının
kaleme aldığı anılar ve değerlendirmeler yer almaktadır.
Bu metinlerde yazarların özgün dili korunmuş;
yalnızca anlatım bütünlüğünü sağlamak ve tekrarları
azaltmak amacıyla sınırlı ölçüde dil ve imla düzenlemeleri
yapılmıştır.
Kitapta yer alan metinler, hocamızın akademik çalışmalarından
kurumsal girişimlerine, bilimsel organizasyonlardaki
öncü rolünden öğrencileri ve meslektaşlarıyla
kurduğu insani ilişkilere kadar uzanan geniş bir yelpazede
anılar ve değerlendirmeler sunmaktadır. Bu anlatılar
yalnızca üretken bir bilim insanının portresini çizmekle
kalmaz; aynı zamanda sorumluluk bilinci, çalışma
disiplini ve insan ilişkilerindeki inceliğiyle iz bırakan
bir hocayı ve önderi de gözler önüne serer. Uluslararası
bilim insanlarının katkıları ise, hocamızın etkisinin ulusal
sınırların ötesine geçtiğini ve geniş bir bilimsel çevre
içinde saygı gören, birleştirici bir figür olarak kabul
edildiğini açıkça göstermektedir.
Prof. Dr. Fatma Arslan - Prof. Dr. Gülay Bulut
İTÜ Maden Fakültesi Cevher Hazırlama Mühendisliği Bölümü
14 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART
SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 15
VAKIF’TAN HABERLER
20. Balkan Cevher Hazırlama
Kongresi İstanbul’da yapılıyor
Prof. Dr. Fatma Arslan | Balkan Cevher Hazırlama Bilim Komitesi Başkanı
İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi Cevher Hazırlama
Mühendisliği Bölümü ile Yurt Madenciliğini Geliştirme
Vakfı’nın ortaklaşa düzenlediği 20. Balkan Cevher
Hazırlama Kongresi (XX. Balkan Mineral Processing
Congress, BMPC2026), 9-11 Nisan 2026 tarihleri
arasında Maden Türkiye Fuarı ile eş zamanlı olarak İstanbul’da
Tüyap Palas Hotel’de yapılacak. Cevher hazırlama
alanındaki en güncel akademik ve endüstriyel gelişmeleri
bir araya getirmeyi amaçlayan bu uluslararası etkinlikte,
Balkan ülkeleri başta olmak üzere Avrupa, Asya ve diğer
bölgelerden uzmanların katılımıyla sürdürülebilir madencilik,
yeni ayırma teknolojileri, atık yönetimi, dijitalleşme
ve enerji verimliliği gibi konular ele alınacak.
Balkan Cevher Hazırlama Bilim Komitesinin geçmişi
1973 yılına uzanıyor. Prof. Dr. Güven Önal ise 1995 yılından
vefatına kadar komitenin başkanlığını yürüttü ve
kongrenin kurumsal gelişiminde belirleyici bir rol oynadı.
Komite tarafından koordine edilen Balkan Cevher
Hazırlama Kongresi ilk kez 12-15 Ekim 1973 tarihlerinde
Bulgaristan’ın Varna kentinde düzenlendi. O tarihten
bu yana kongre, her üç yılda bir farklı bir Balkan ülkesinin
ev sahipliğinde gerçekleştiriliyor.
Kongre bugüne kadar Türkiye’de üç kez düzenlendi:
4. BMPC (11-13 Eylül 1984, İstanbul), 9. BMPC (11-
13 Eylül 2001, İstanbul) ve 17. BMPC (1-3 Ekim 2017,
Antalya). Dördüncü kez Türkiye’de yapılacak olan bu
yılki kongre ise ayrı bir anlam taşıyor. Prof. Dr. Güven
Önal’ın vefatının ardından gerçekleştirilen ilk kongre olması
nedeniyle BMPC2026 onun anısına ithaf edildi. Bu
kapsamda, Prof. Dr. Güven Önal’ın yaşamını ve anılarını
içeren kitap da kongre sırasında katılımcılara sunulacak.
Kongreye çağrılı konuşmacılar da dâhil olmak üzere toplam
168 özet gönderildi. Almanya, Arnavutluk, Avustralya,
Avusturya, Birleşik Krallık, Bolivya, Bosna-Hersek,
Brezilya, Bulgaristan, Cezayir, Finlandiya, Fransa, Gana,
Güney Afrika, Hindistan, İran, İsveç, Japonya, Kanada,
Kuzey Makedonya, Kosova, Macaristan, Meksika,
Norveç, Romanya, Sırbistan, Slovenya, Şili ve Türkiye
olmak üzere 29 ülkeden katılımcı BMPC2026 için İstanbul’da
buluşacak. Kongrenin çağrılı konuşmacıları arasında
Güney Afrika’dan Prof. Dr. Cyril O’Connor, Fransa’dan
Prof. Dr. Lev O. Filippov, Bulgaristan’dan Prof.
Dr. Marinela Panayotova, Brezilya’dan Prof. Dr. André
Carlos Silva, İsveç’ten Prof. Dr. Saeed Chehreh Chelgani,
Türkiye’den Prof. Dr. Şafak Gökhan Özkan, ve Prof.
Dr. Ayhan Ali Sirkeci, Norveç’ten Prof. Dr. Przemyslaw
B. Kowalczuk, Kosova’dan Prof. Dr. Nurten Deva, Avusturya’dan
Prof. Dr. Helmut Flachberger, Japonya’dan
Doç. Dr. Gjergj Dodbiba, Slovenya’dan Doç. Dr. Jože
Kortnik ve Finlandiya’dan Doç. Dr. Maria Sinche Gonzalez
yer alıyor. Kongrede tüm bildiriler sözlü ve poster
olarak sunulacak, ayrıca e-kitap formatında hazırlanarak
kongre kayıtları sırasında katılımcılara takdim edilecek.
Kongre programı cevher hazırlama alanının geniş bir
konu yelpazesini kapsıyor. Mineraloji, kırma-eleme,
öğütme ve sınıflandırma, fiziksel zenginleştirme (gravite,
manyetik ve elektrostatik ayırma), yüzey kimyası (flotasyon
temelleri, flotasyon kimyasalları ve flotasyon teknolojileri),
kömür hazırlama, aglomerasyon, peletleme ve
sinterleme, susuzlandırma ve su yönetimi, proses ve tesis
tasarımı, proses modelleme, simülasyon ve denetimi, cevher
hazırlamada otomasyon, hidrometalurji ve biyometalurji,
ince ve ultra ince tanelerin kazanımı, nadir toprak
elementlerinin kazanımı, altın üretim prosesleri, bor ve
trona kazanımı, cevher hazırlama ile ilişkili madencilik
operasyonları (açık ocak, yeraltı ve yerinde madencilik),
atık yönetimi, çevre, geri kazanım ve sosyal sorumluluk
kongrede ele alınacak başlıklar arasında yer alıyor.
Madencilik ve cevher hazırlama alınındaki bilim insanları,
öğrenciler, mezunlar, sektör profesyonelleri ve yatırımcıları
bir araya getiren kongre, bilgi alışverişi ve yeni
iş birlikleri için önemli bir zemin oluşturacak. Etkinliğin
Maden Türkiye Fuarı ile eş zamanlı düzenlenmesi ise
kongrenin daha geniş bir profesyonel kitleye ulaşmasına
katkı sağlayacak.
ARGETEST
Taşkent
Laboratuvarı
kapasitesini
artırdı
ARGETEST, Taşkent’te faaliyet gösteren
maden analiz laboratuvarında gerçekleştirdiği
yeni yatırımlarla analiz kapasitesini
ve hizmet kapsamını genişletti.
Daha önce Fire Assay ve AAS altyapısıyla altın,
kıymetli metal grubu ve tekli element analizleri
gerçekleştiren laboratuvar, yapılan yeni yatırımlarla
LECO (karbon, kükürt ve türevleri) ve
tam kapsamlı ICP-OES analizlerini de bünyesine
kattı.
Bu yatırımla birlikte laboratuvarın analiz kapsamı
önemli ölçüde genişlerken, daha fazla numuneye
daha hızlı ve verimli şekilde yanıt verebilecek
bir yapıya ulaşıldı. Özellikle maden,
cevher ve proses numunelerinde daha kapsamlı
analiz imkânı sunulması, bölgedeki müşteriler
için önemli bir avantaj sağlıyor.
Güçlenen teknik altyapısıyla ARGETEST Taşkent
Laboratuvarı, müşterilerine daha kapsamlı,
hızlı, güvenilir ve yüksek kalite standartlarında
analiz hizmeti sunmaya devam ediyor.
16 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART
MAKALE
MAKALE
Madencilik sektöründe atık barajlarına ilişkin
bir değerlendirme:
Önlenebilir riskler ve
güvenlik yaklaşımı
1. Giriş
Prof. Dr. Remzi Karagüzel
İTÜ Maden Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü
Yerküreyi şekillendiren jeodinamik süreçler, doğal kaynakların
oluşumunu sağlarken çeşitli doğal tehlikeleri
de üretmektedir. Bu kaynakların işletilmesi sürecinde
ortaya çıkan önemli unsurlardan biri, madencilik faaliyetlerine
bağlı atık barajlarıdır. Cevher zenginleştirme
sonrasında oluşan ince taneli atıkların depolandığı atık
barajları deprem, aşırı yağış, zemin zayıflığı ve tasarım
hataları gibi etkenlere karşı hassas mühendislik yapılarıdır.
Olası bir göçme; ani çamur akıntıları, ağır metal ve
kimyasal yayılımı, yüzey ve yeraltı sularının kirlenmesi,
tarım alanlarının tahribi ve can kaybı gibi ciddi çevresel
ve toplumsal sonuçlara yol açabilir (Şekil 1a). Bu nedenle
atık barajları yalnızca bir toplama havuzu değil, jeoteknik,
hidrolik, hidrojeolojik ve afet riski boyutlarıyla
2. Atık barajları ve sınıflandırılması
Madencilik sektöründe cevher zenginleştirme atıkları
vadilerde, yamaçlarda ve düz alanlarda inşa edilen sedde
arkasında veya kazı çukurlarında depolanmaktadır
(Şekil 1a-b). Atık barajları farklı ölçütlere göre sınıflandırılabilir.
En yaygın sınıflandırmalar inşa yöntemi, depolama
tipi, tehlike (risk) sınıfı, yapı malzemesi, işletme
ve su yönetimine göre yapılmaktadır.
bütüncül ele alınması gereken mühendislik yapılarıdır.
Bu çalışmada, dünya genelinde yıkılmış atık barajları
ve benzeri bertaraf tesislerinin coğrafi dağılımı, yıkılma
nedenleri ve çevresel etkileri incelenmiş, elde edilen
bulgular doğrultusunda yeni planlanacak tesislerin projelendirilmesinde
dikkate alınması gereken yer bilimleri
temelli mühendislik çalışmalarının kapsamı ortaya konulmuştur.
Bu çerçevede yer seçimi, ayrıntılı jeolojik–
jeoteknik etütler, hidrojeolojik değerlendirmeler, sismik
tehlike analizleri ve uzun dönemli stabilite yaklaşımları
gibi tasarım aşamalarına esas çalışmalar ele alınmaktadır.
Çalışma, yeni tesislerin bilimsel veriler ışığında güvenli
ve çevresel etkileri kontrol altında tutacak biçimde
planlanmasına katkı sağlamayı amaçlamaktadır.
İnşa yöntemine göre atık barajlarında, seçilen yerde
başlangıçta bir su tutma yapısı oluşturulur. Bu yapının
ihtiyaca göre yükseltilmesi; memba yönünde, mansap
yönünde veya merkezde gerçekleştirilir (Şekil 2). Bu
yöntemler arasında en güvenli olanı mansap yönünde
yükseltilen tip olup, maliyeti de en yüksek olanıdır.
Memba yönünde yükseltilen barajlar, tam sıkışmamış
Şekil 1 Tipik bir a) 2019 Brezilya-Brumadinho vadi tipi atık
barajı kazası (URL-1)
atık malzeme üzerine oturtulduğundan diğer baraj tiplerine
göre daha düşük dirençlidir. Özellikle deprem
tehlikesi yüksek bölgelerde sıvılaşma ve yıkılma riski
yüksektir. Başlangıç seti merkez hattı boyunca yükseltilen
barajlar ise hem güvenlik hem de maliyet açısından
orta seviyededir. Heitfeld (1991), atık barajlarını birer
sedimantasyon havuzu olarak değerlendirmektedir. Heitfeld’in
çalışmasının ayırt edici yönü, atık barajlarının
arıtma çamuru yerine uygun dış dolgu malzemesi kullanılarak
inşa edilmesini önermesidir. Bu vurgu, özellikle
merkez ekseninde ve mansap yönünde yükseltilen atık
barajı tipleri açısından geçerlilik taşımaktadır.
Sedde malzemesi olarak, dünyada genellikle, cevheri
alınmış atık ve pasa malzemesi kullanılır. Bu durumda,
malzemenin gözenekliliği, sıkışabilmesi ve gerilimlere
karşı dayanımı uygun olmalı, aynı zamanda kimyasal
olarak kararlı durmalı ve asit kaya drenajı üretecek bileşenler
içermemelidir. Ülkemizde, çevre mevzuatı gereğince
kaya dolgu sedde inşa edilir.
Bu tür barajlarda madencilik atıkları genellikle sulu (bulamaç)
halde depolanmaktadır. Tablo 1’de, inşa yöntemine
göre sınıflandırılan farklı atık barajlarının çeşitli
ölçütlere göre karşılaştırılması verilmiştir.
Tablo 1’de verilen ölçütlere göre, atık barajları güvenlik
açısından; mansapta yükseltilen (yüksek), merkezde
yükseltilen (orta) ve membada yükseltilen (düşük) olarak
sıralanmaktadır. Maliyet açısından ise sıralama tersidir.
Düz ova üzerinde, sedde arkasında ya da kazılarak oluşturulan
atık depolama alanlarında; cevherin korunması,
suyun geri kazanımı ve çevrenin korunarak toplumsal
hassasiyetlerin gözetilmesi amacıyla dayanıklı yapılar
ve sızdırmazlık (kil, membran vb.) sistemleri uygulanmaktadır.
Özellikle yamaç tipi ve çukur tipi atık barajlarında,
yüzey sularından korunmak ve işletme ömrünü
uzatmak amacıyla çevre kuşaklama hendekleri inşa edilmelidir.
Şekil 1 b) çok gözlü yamaç konumlu atık depolama
tesisi (URL-2).
Şekil 2 Atık barajı tipleri; a) membada, b) merkezde ve
c) mansapta yükseltilen (Vick, 1990).depolama tesisi (URL-2).
Tüm atık barajı tesislerinde inşaat, işletme ve işletme
sonrası dönemlerde memba ve mansap bölgelerinde izleme
ağları kurulmakta, elde edilen veriler ve gözlemler
doğrultusunda performans ve çevresel değerlendirmeler
yapılmaktadır.
18 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART
SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 19
MAKALE
MAKALE
Dolgu Tipi Atık özelliği Deşarj
Gereksinimleri
Su Tutma
Barajı
Membada
Yükseltilen
Mansapta
Yükseltilen
Merkezde
Yükseltilen
Her tür atık için
uygun
Atığın en az %60’ı
kum boyutunda
ve bulamaç
yoğunluğu düşük
olmalı
Her tür atık için
uygun
Kum veya düşük
plastisiteli ince
malzeme
Su
Depolamaya
Uygunluğu
Daha düşük su içeriğine sahip ve daha stabil olan atıklar
ile filtrelenmiş kuru atıklar, yığınlar halinde de depolanabilmektedir.
Günümüzde madencilik sektörü, sorumlu
Tablo 1. Atık barajı dolgu tiplerinin karşılaştırılması (Vick, 1990).
Her türlü deşarj
yöntemi uygun
Çevresel deşarj,
iyi kontrol edilen
sahil oluşumu
(kıyıda çökelme)
gerekli
Tasarım detayına
göre değişir
En azından
minimal sahil
oluşumu sağlayan
çevresel deşarj
gerekli
Sismik
Dayanım
Yükseltme
Hızı
Kısıtlamaları
İyi İyi Tüm dolgu
başlangıçta inşa
edilir
Önemli su
depolaması
için uygun
değil
Yüksek
sismik
bölgelerde
zayıf
Yıllık 5–10 m’den
az önerilir. 15 m/
yıl üzeri tehlikeli
olabilir
Dolgu
Malzemesi
Gereksinimleri
Doğal zemin
malzemesi
Doğal zemin,
kumlu atık,
pasa kaya
İyi İyi Yok Kumlu atık,
pasa kaya,
doğal zemin
Kalıcı su
depolaması
için önerilmez.
Geçici taşkın
depolaması
tasarlanabilir
Kabul
edilebilir
Bireysel
yükseltmeler
için yükseklik
kısıtlamaları
uygulanabilir
Kumlu atık,
pasa kaya,
doğal zemin
Göreli
Dolgu
Maliyeti
Yüksek
Düşük
Yüksek
Orta
Düşük
Geçirimli
Çekirdek
Kullanımı
Mümkün
Mümkün
değil
Mümkün
(eğimli koni)
Mümkün
(merkezi koni)
madencilik kapsamında, atıkların tehlike sınıflarına göre
daha güvenli ve ekonomik bertaraf yöntemlerini geliştirmeye
yoğun şekilde odaklanmaktadır.
Hasarlı Atık Barajı Sayıları
Şekil 3 a) 1960-2026 arasında dünya ülkelerinde
yıkılan veya ciddi hasar gören atık barajı sayıları;
Şekil 4’de sunulan dağılım, atık barajlarında meydana gelen hasarların
nedenlerini göstermektedir. En yüksek hasar oranı (%42) tasarım
hatalarından kaynaklanmaktadır. Tasarım hataları; yetersiz zemin
etüdü, hatalı şev geometrisi, eksik drenaj sistemleri ve hidrolik
kapasite hesaplarındaki belirsizliklerle ilişkilidir. İkinci sırada yer
alan yağış (%18), iklimsel faktörlerin etkisini göstermektedir. Heyelan
(%8) ve deprem (%8) gibi orta düzey etkiler ile sızıntı (%7)
ve taşma (%7) kaynaklı hasarlar, geçirimsizlik sistemleri ve filtre-drenaj
tasarımındaki eksiklikleri işaret etmektedir. Daha düşük
oranlarla tahliye borusu arızaları (%2), iç erozyon (%1) ve obruk
oluşumu (%1) sınırlı paya sahip olsa da ani yıkım potansiyeli taşır.
Atık yığını çökmesi (%6) ise mekanik davranış açısından kritik bir
hasar türüdür.
Sonuç olarak, veriler atık barajı hasarlarının büyük bölümünün
doğrudan veya dolaylı olarak önlenebilir mühendislik ve yönetim
eksikliklerinden kaynaklandığını göstermektedir. Bu durum, doğal
tehlikelerin kaçınılmaz etkilerinden ziyade, bütüncül mühendislik
tasarımı, kapsamlı jeolojik–hidrojeolojik etütler, iklim değişikliği
senaryolarını içeren hidrolik analizler ve etkin izleme–bakım sistemlerinin
önemini ortaya koymaktadır.
Geçmişten günümüze madencilik atık barajı kazalarına ilişkin incelemeler,
şirketlerin meydana gelen olay ve kazaları şeffaf biçimde
raporlamalarının ve işletmelerini iç ve dış denetime açık tutmalarının
sektörün sürdürülebilirliği açısından vazgeçilmez bir gereklilik
olduğunu ortaya koymaktadır.
3. Dünyada yıkılan atık barajları
1960–2025 döneminde dünya genelinde yıkılmış veya
ciddi hasar görmüş atık barajlarının ülkelere göre dağılımı
ve yıkılma nedenleri incelenmiştir (Şekil 3). Bu tür
tarihsel vaka analizleri, güncel atık barajı projelerinde
risklerin azaltılmasına ve daha güvenli tasarım–işletme
yaklaşımlarının geliştirilmesine katkı sağlar.
Bu çalışmada kullanılan toplam 218 hasarlı atık barajı
verisi, resmî kayıtlar, teknik raporlar ve erişilebilir
medya kaynaklarına dayanmaktadır (USCOLD, 1994;
UNEP, 1996; ICOLD, 2001; URL-1). Bildirilen hasar sayıları,
ülkelerin teknik kapasitesi, kayıt sistemlerinin gelişmişliği
ve kurumsal şeffaflık düzeyi ile doğrudan ilişkilidir.
Raporlama kültürü gelişmiş ülkelerde (ör. ABD,
Kanada, Avustralya, AB ülkeleri) daha yüksek olabilir.
Gelişmekte olan veya düşük gelirli ülkelerde ise yalnızca
büyük ölçekli kazalar kayıtlara geçmiş olabilir. Türkiye’den
de yalnızca 2021 yılında Giresun–Şebinkarahisar
kurşun-çinko-bakır madenine ait atık barajı çökmesi kayıtlara
geçmiştir. Bu olayda 4.500 tonun üzerinde atık,
yaklaşık 5 km akarak Kılıçkaya Barajı’na ulaşmıştır.
1960–2000 yılları arasında dünya genelinde atık barajı
yıkılmalarında 1.116 kişi, 2000 sonrası dönemde ise 945
kişi yaşamını yitirmiştir. Yakın örnekler arasında Çin-2008
(277 kişi) ve Brezilya-2019 (267 kişi) olayları yer almaktadır.
2000 öncesinde ise Stava-İtalya 1985 (268 kişi) ve
Bulgaristan-1966 (488 kişi) felaketleri kayıtlara geçmiştir.
Stava-İtalya ve Brumadinho-Brezilya atık barajları,
güvenlik açısından en riskli membada yükseltilen baraj
tipine örnek teşkil etmektedir. Can kaybı 100’ün üzerinde
olan tüm tesisler bu kategoriye dahil edilebilir (URL-1).
Şekil 3 b) Stava-Prealpi Mineraria florit atık
depolama tesisinin yıkılma öncesi ve
c) sonrası (Vick, 1990).
Şekil 4. Madencilik sektöründe 1960-2025 arasında
dünya ülkelerinde atık barajlarının yıkılma
nedenlerinin oransal dağılımı.
20 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART
SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 21
MAKALE
MAKALE
4. Atık barajı projelendirme aşamaları
Atık barajlarının projelendirilmesine ilişkin temel ilkeler,
US EPA (1994), ANCOLD (2019) ve benzeri uluslararası
teknik rehberlerde ayrıntılı biçimde açıklanmaktadır.
Ülkemizde ise maden atık barajları 15 Temmuz 2015 tarih
ve 29417 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Maden
Atıkları Yönetmeliği ile 25 Kasım 2014 tarih ve 29186
sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi
(ÇED) Yönetmeliği kapsamında ele alınmaktadır.
Bu bölümde sunulan proje aşamaları, risk temelli
ve yaşam döngüsü odaklı bir yaklaşımla özetlenmiştir.
4.1. Yer seçimi
Atık barajı yer seçimi, baraj güvenliğini belirleyen en
kritik aşamalardan biridir. Bu aşamada, barajın uzun
vadeli performansını etkileyebilecek jeolojik, hidrojeolojik,
hidrolojik ve topoğrafik koşullar bütüncül bir
yaklaşımla değerlendirilmelidir. Yer seçimi sürecinde
bölgesel jeoloji ve tektonik yapı, zemin ve kaya birimlerinin
mühendislik özellikleri, yeraltı suyu akım yönleri,
yüzeysel drenaj özellikleri, taşkın potansiyeli ve heyelan
tehlikesi dikkate alınmalıdır. Ayrıca mansap bölgesinde
yer alan yerleşimler, altyapı unsurları, su kaynakları
ve ekosistemler değerlendirilerek olası yıkılma senaryolarının
çevresel ve toplumsal etkileri önceden analiz
edilmelidir. Bu aşamada yapılacak risk temelli değerlendirmeler,
alternatif alanların karşılaştırılmasına ve en
uygun yerin seçilmesine olanak sağlar.
4.2. Atık barajı aks yerinin jeoteknik ve
hidrojeolojik araştırmaları
Baraj gövdesi ve temelinin jeoteknik ve hidrojeolojik
özellikleri, yapısal bütünlük, işletme güvenliği ve
çevresel risklerin kontrolü açısından belirleyicidir. Bu
nedenle saha araştırmaları, deneysel çalışmalar ve mühendislik
analizleri ile desteklenmelidir. Temel zemin ve
kaya birimlerinin taşıma gücü, deformasyon özellikleri
ve süreksizlik yapıları ayrıntılı olarak belirlenmeli; oturma,
farklı oturma ve kesme dayanımı parametreleri uzun
vadeli duraylılığı etkileyecek şekilde analiz edilmelidir.
Zayıf zonlar, ayrışmış kayaçlar ve dolgu birimleri uygun
iyileştirme yöntemleri ile ele alınmalıdır.
Sızma mekanizmaları; geçirgenlik dağılımı, tabaka sürekliliği
ve çatlak sistemleri dikkate alınarak değerlendirilmelidir.
Sızmanın kontrolü için kil çekirdek, membran
kaplama, drenaj zonları, filtreler, saplama hendekleri ve
enjeksiyon perdeleri gibi yapısal önlemler tasarlanmalıdır.
Baraj şevleri, inşaat, işletme ve kapatma aşamalarında
statik ve dinamik (deprem) koşullar altında analiz
edilmelidir. Baraj gövdesi ve temeli ile çevredeki yeraltı
suyu arasındaki etkileşim ortaya konulmalı, yeraltı suyu
seviyelerindeki değişimlerin stabilite ve sızma üzerindeki
etkileri değerlendirilmelidir.
Piezometreler, inklinometreler, yüzey deformasyon ölçüm
sistemleri ve sızma gözlem yapıları kurulmalıdır.
İzleme sonuçları, tasarım varsayımlarının doğrulanması
ve gerektiğinde işletme ve tasarım önlemlerinin güncellenmesi
amacıyla kullanılmalıdır.
4.3. Göl alanında jeoteknik ve hidrojeolojik
araştırmalar
Baraj göl alanı, işletme güvenliği ve çevresel etkiler
açısından kritik bir bileşendir. Göl tabanının geçirgenliği,
yamaçların duraylılığı (stabilitesi) ve mevcut arazi
kullanımı ayrıntılı biçimde değerlendirilmelidir. Yamaç
stabilitesi büyük ölçüde bölgenin litolojik ve yapısal
özelliklerine bağlıdır.
Sanat yapıları (giriş yapısı, geri dönüş hattı ve dolusavak
sistemi), tasarım kriterleri ve işletme koşulları dikkate
alınarak projelendirilmelidir. Baraj gövdesi için gerekli
dolgu malzemesinin uygun olması hâlinde doğrudan göl
alanından temin edilmesi mümkündür. Bu yaklaşım depolama
kapasitesini artırmakta, taşıma mesafesini azaltmakta
ve ekonomik açıdan avantaj sağlamaktadır.
Vadi tipi atık barajlarında drenaj havzasından kaynaklanacak
yüzeysel akış hacmi, taşkın debileri ve sediment
yükünün baraj performansı üzerindeki etkisi kritik öneme
sahiptir. Ayrıca öngörülemeyen taşkın debilerinin
gövde üzerinden aşarak risk oluşturmaması için yeterli
güvenli depolama hacmi (emniyet payı/freeboard) bırakılmalıdır.
4.4. Atık barajı mansabı ve olası etki alanları
Mansap tarafında gelişebilecek sızma, iç erozyon, oturma,
şev duraysızlığı ve olası yıkılma senaryolarının
etkilerini azaltacak önlemler yer seçimi ve ön tasarım
aşamasında ele alınmalıdır. Mansap risklerinin erken tanımlanması
ve yönetilmesi, baraj güvenliği için temel
unsurdur. Olası yıkılmalarda etkilenecek arazi kullanım
türleri detaylı biçimde belirlenmelidir. Yerleşim alanları,
sanayi tesisleri, ulaşım ve iletim hatları, kritik altyapı
5. Veri yönetimi ve adaptif risk yönetimi
Periyodik veri toplama, değerlendirme ve yorumlama
süreçleri barajın inşaat ve işletme süresi boyunca ve kapatma
sonrası kritik öneme sahiptir. İzleme sonuçları,
risk analizlerinin güncellenmesi, işletme, bakım ve acil
durum planlarının yenilenmesinde kullanılmaktadır. Bu
yaklaşım, kriz durumlarında zamanında müdahale kapasitesini
artırır.
Baraj gölüne atık malzemenin sürekli aynı noktadan verilmesi
dengeyi bozabilir. Bunu önlemek amacıyla atık
malzeme borusunun yeri atıktaki katı malzeme ile atık
6. Sonuç ve gelecek perspektifleri
unsurları, su kaynakları, tarım alanları ve doğal alanlar
tehlike ve risk çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Hidrolik modellemeler ile etki alanları nicel olarak tanımlanmalı
ve mansapta çok bileşenli bir izleme ağı kurulmalıdır.
Bu ağ; sızma ölçümleri, yeraltı suyu seviyeleri,
yüzey deformasyonları ve su kalite parametrelerini
kapsamalıdır. Eşik değerler tanımlanarak erken uyarı
sistemleri oluşturulmalıdır.
suyun depolanması gözlenerek değiştirilmelidir. Her
türlü olasılığa karşı, baraj gölü yüzeyinde bir sal ve üzerinde
seyyar pompa bulundurulmalıdır.
Mansap önünde, sedde dışında sızıntı kontrol havuzu
açılması önemlidir. Buradan alınacak su örneklerinde
dönemsel kimyasal analiz yapılması yararlı olur.
Baraj gövdesinin bütünlüğünün bozulmasını kontrol
amacıyla sedde ve yan duvarlar üzerine ölçüm istasyonları
kurularak günlük deformasyon ve yer değiştirmeler
on-line izlenmelidir.
Madencilik faaliyetleri sonucunda ortaya çıkan atıkların güvenli biçimde depolanması, çevrenin korunması ve
insan yaşamının güvenliği açısından kritik bir sorumluluktur. 1960–2025 dönemine ait veriler, atık barajı kazalarının
büyük bölümünün tasarım, planlama ve işletme aşamalarındaki eksikliklerle ilişkili olduğunu ortaya
koymaktadır. Bu durum, söz konusu risklerin önemli ölçüde önlenebilir olduğunu göstermektedir.
Deprem, aşırı yağış ve heyelan gibi doğal etkenler yıkılma süreçlerini tetikleyebilse de, hasarın boyutu çoğunlukla
yetersiz zemin etütleri, eksik drenaj sistemleri, hatalı su yönetimi ve zayıf denetim mekanizmalarıyla
bağlantılıdır. Güvenli bir atık barajı; uygun yer seçimi, sağlam mühendislik tasarımı, etkin su yönetimi, sürekli
izleme ve bağımsız teknik denetim süreçlerinin bir bütün olarak uygulanmasıyla mümkündür.
Susuzlaştırma ve kuru istifleme gibi alternatif depolama yöntemleri, özellikle yüksek yağış ve deprem riski
taşıyan bölgelerde daha güvenli seçenekler sunmaktadır. Ancak hangi yöntem tercih edilirse edilsin, risk odaklı
tasarım yaklaşımı ve şeffaf yönetim anlayışı temel gerekliliklerdir.
Türkiye’de atık barajları, Maden Atıkları Yönetmeliği (2015) kapsamında düzenlenmektedir. Ancak güvenliğin
yalnızca mevzuata uyumla değil, sürekli sorgulama, izleme ve bağımsız denetim kültürüyle sağlanabileceği unutulmamalıdır.
Bu bağlamda, International Council on Mining and Metals tarafından yayımlanan Küresel Atık
Depolama Tesisleri Yönetimi Endüstri Standardı (GISTM, 2020) ile uyumlu raporlama ve bağımsız gözden geçirme
uygulamalarının yaygınlaştırılması, atık barajlarını potansiyel bir çevresel risk olmaktan çıkarıp kontrol
edilebilir, izlenebilir ve hesap verebilir mühendislik yapıları hâline getirecek en güçlü araçlardan biridir.
22 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART
SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 23
MAKALE
7. Kaynaklar
• ANCOLD. 2019. Guidelines on tailings dams. Australian
National Committee on Large Dams.
• Bowker, L-N&Chambers, D-M, 2015, The Risk,
Public Liabiliıty, & Economics of Tailings Storage
Facility Failures, ResearchGate,
• GISTM. 2020. Global Industry Standard on Tailings
Management. ICMM, UNEP & PRI.
• Heitfeld, K-H., 1991, Talsperren, Talsperren der
Hydrogeologie, Gebrüder Borntraeger-Berlin-Stuttgart
• Lindsay Newland 1 & David M. Chambers2
• Resmi Gazete, 2014, Çevresel Etki Değerlendirmesi
Yönetmeliği. 25 Kasım 2014, Resmi Gazete, Sayı:
29186
• Resmi Gazete, 2015, Maden Atıkları Yönetmeliği.
15 Temmuz 2015, Sayı . Resmî Gazete, Sayı: 29417
• UNEP, 1996. Mining Journal Research Services.
Environmental and safety incidents concerning tailings
dams at mines: Results of a survey conducted
between 1980 and 1996. Report prepared for the
United Nations Environment Programme, Industry
and Environment. Paris: UNEP.
• UNEP. 2001. United Nations Environment Programme,
Division of Technology, Industry and Economics
(DTIE), & International Commission on
Large Dams (ICOLD). Tailings dams – Risk of dangerous
occurrences: Lessons learnt from practical
experiences (Bulletin 121). Paris: UNEP & ICOLD.
• URL-1. https://www.wise-uranium.org/mdaf.html
• URL-2. https://www.metso.com/mining/solutions/
tailings-solutions/
• USCOLD, 1994. United States Committee on Large
Dams. Tailings dam incidents. Denver, CO: US-
COLD. ISBN 1-884575-03-X.
• US EPA, 1994. Design and evaluation of tailings
dams.
• Vick, S. G. 1990. Planning, design, and analysis of
tailings dams.
‘‘İnsana ve Çevreye
Saygılı Madencilik’’
Çevreci madencilik
Merkez Ofis:
Yukarı Dikmen Mh. 635. Sk. No: 3
Çankaya/Ankara +90 312 490 30 91
Kızıltepe Maden İşletmesi:
Yolcupınar Mh. 9. Sk No:58/2
Sındırgı/Balıkesir +90 266 516 40 40
Tavşanlı Maden İşletmesi:
Avcılar Köyü No:192
Tavşanlı/Kütahya +90 312 490 30 91
24 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART
info@zenitmadencilik.com
www.zenitmadencilik.com
TÜRKİYE’DEN HABERLER
TÜRKİYE’DEN HABERLER
PDAC 2026’ya Türk çıkarması
İbrahim Halil Kırşan | TOBB Türkiye Madencilik Meclisi Başkanı - YMGV Başkan Yardımcısı
Dünya madencilik sektörünün en önemli uluslararası buluşmalarından biri olan PDAC 2026, Kanada’nın
Toronto kentinde gerçekleştirildi. Türkiye, etkinlikte bu yıl ilk kez bakan düzeyinde temsil edilirken,
kamu, sektör kuruluşları ve özel sektör bileşenlerinden oluşan geniş bir heyetle yer aldı.
Prospectors & Developers Association of Canada Kongresi(PDAC),
madencilik sektöründe arama faaliyetleri,
yatırım ve teknoloji başlıklarının ele alındığı en önemli
küresel platformlardan biri olarak kabul ediliyor. Her yıl
Toronto’da düzenlenen etkinlik, sektörün farklı bileşenlerini
bir araya getiriyor. PDAC 2026, bu yıl 130’dan fazla
ülkeden 1.300’ün üzerinde şirketi ve 700’ü aşkın konuşmacıyı
bir araya getirirken, toplamda 32.150 katılımcıya
ev sahipliği yaptı. Maden aramalarında yapay zeka uygulamaları,
uzaktan algılama ve uydu jeolojisi uygulamaları,
dijital madencilik, çevre ve ESG çözümleri, yeni keşif
ve projeler ile yatırım ve finansman olanakları gibi başlıklar
etkinliğin öne çıkan gündemleri arasında yer aldı.
PDAC’ta ilk kez bakan düzeyinde katılım
Türkiye, PDAC 2026’ya Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan
Bayraktar’ın katılımıyla temsil edildi.
Böylece Türkiye, PDAC tarihinde
ilk kez bakan düzeyinde yer almış
oldu. Yaklaşık 200 kişilik bir heyetle
etkinliğe katılan Türkiye, kamu kurumları,
sektör kuruluşları ve özel
sektör temsilcilerinden oluşan bir
yapı ile organizasyonda yer aldı.
Bakan Bayraktar etkinlik süresince
uluslararası yatırımcılar, madencilik
şirketleri ve sektör temsilcileriyle
bir dizi temas ve görüşme gerçekleştirdi.
Türkiye oturumunda yaptığı
konuşmada, madencilik ve mineraller
olmadan enerji dönüşümünün
mümkün olmadığını vurgulayan
Bayraktar, Türkiye’nin sahip olduğu
kaynak potansiyeline ve madencilik
sektöründeki gelişim alanlarına dikkat
çekti. Konuşmada ayrıca, Türkiye’nin
enerji ve madencilik politikalarının
yatırım ortamı ile birlikte değerlendirilmesi
gerektiği ifade edildi.
PDAC 2026 kapsamında, Dış Ekonomik
İlişkiler Kurulu (DEİK)
Türkiye-Kanada İş Konseyi, Altın
Madencileri Derneği ve Ontario
Ticaret Odası iş birliğiyle “Türkiye-Enerji
Yuvarlak Masa Toplantısı”
düzenlendi. Toplantıya Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan
Bayraktar’ın yanı sıra Türkiye’nin
Ottawa Büyükelçisi Can Dizdar,
DEİK/Türkiye-Kanada İş Konseyi
Başkanı Mehmet Yılmaz, Altın Madencileri
Derneği Yönetim Kurulu
Başkanı Hasan Yücel ve Ontario
Ticaret Odası temsilcileri ile Kanada’nın
önde gelen enerji ve madencilik
şirketlerinin temsilcileri katıldı.
26 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART
SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 27
TÜRKİYE’DEN HABERLER
TÜRKİYE’DEN HABERLER
AKÜ’de kömür sektörünün
geleceği tartışıldı
Toplantıda Türkiye’deki yatırım ortamı,
madencilik ve enerji alanındaki
mevcut durum, iki ülke arasındaki iş
birliği olanakları ve potansiyel yatırım
alanları ele alındı. Yuvarlak masa
görüşmeleri kapsamında Türkiye’de
Sektör kuruluşları ve ihracat temsili
Türkiye’nin PDAC 2026’daki katılımında
sektör kuruluşlarının rolü de
öne çıktı. DEİK koordinasyonunda
oluşturulan iş heyeti, Türk madencilik
sektörünün farklı alanlarını temsil
eden kurum ve şirketleri bir araya
getirdi. Altın Madencileri Derneği,
Türkiye Madenciler Derneği ve
faaliyet gösteren ve yeni yatırım
planlayan uluslararası şirketlerle birebir
temaslar gerçekleştirildi.
Etkinlik kapsamında ayrıca gerçekleştirilen
Türkiye oturumunda,
ülkenin madencilik sektörü, enerji
TOBB Türkiye Madencilik Meclisine
üye şirketlerin yanı sıra PDAC
2026’da Türkiye’den özellikle metalik
madencilikte faaliyet gösteren
büyük şirketlerin katılımı büyük
ölçüde delegasyon yapısı üzerinden
gerçekleşti. Türk firmalarının önemli
bir bölümü iş heyeti kapsamında
politikaları ve yatırım fırsatlarına
ilişkin sunumlar yapıldı. Bu oturumda
Türkiye’nin madencilik alanındaki
mevcut üretim yapısı, kaynak
potansiyeli ve sektörel gelişmeler
uluslararası katılımcılarla paylaşıldı.
etkinlikte yer alırken, Eldorado Gold
(Tüprag), Centerra Gold (Öksüt Madencilik),
Tümad, Argetest, Barkom
Grup, Dayk Group, DBC Makina,
Pınar Döküm, Positive Group, Promer
Müşavirlik Mühendislik, Son-
Mak ve MNG (Avesero Madencilik)
firmaları da doğrudan fuar alanında
stant açarak katılım sağladılar. Bakan
Bayraktar da fuar alanında yer
alan şirketlerin stantlarını ziyaret
ederek firma temsilcileriyle görüşmeler
gerçekleştirdi ve Türkiye ile
Kanada arasında enerji ve madencilik
başta olmak üzere stratejik sektörlerde
iş birliğinin derinleştirilmesine,
yeni yatırım fırsatlarının değerlendirilmesine
ve kamu–özel sektör
diyaloğunun güçlendirilmesine dair
açıklamalarda bulundu.
Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Mühendislik Fakültesinde
düzenlenen “Ülkemizde kömür sektörünün
dünü, bugünü ve yarını” başlıklı konferansta, Türkiye’de
kömür madenciliğinin yapısal özellikleri, üretim
koşulları ve sektördeki dönüşüm süreci ele alındı. Türkiye
Kömür Üreticileri Derneği Başkanı Muzaffer Polat’ın
konuşmacı olduğu etkinliğe akademisyenler, sektör
temsilcileri ve öğrenciler katıldı.
Polat, Türkiye’nin fosil yakıt rezervlerinin büyük bölümünü
oluşturan kömürün enerji arz güvenliği açısından
kritik rolüne dikkat çekerek, küresel ölçekte enerji ve
hammadde politikalarında “maden milliyetçiliği” eğiliminin
güçlendiğini ifade etti. Avrupa ülkelerinin ve büyük
ekonomilerin kömürden tamamen vazgeçmek yerine
rezervlerini korumaya ve yeniden devreye almaya
yöneldiğini belirten Polat, Türkiye’nin de sahip olduğu
kömür kaynaklarını enerji arz güvenliği açısından değerlendirmesi
gerektiğini dile getirdi.
Türkiye’de kömür üretiminin jeolojik koşullar nedeniyle
yüksek dekapaj oranları ve zor işletme şartları altında
gerçekleştirildiğini vurgulayan Polat, açık işletmelerde
yaklaşık 1 metre kömür üretimi için ortalama 20–25
metre örtü kazılması gerektiğini ifade etti. Bu durumun
üretim maliyetlerini artırdığını belirten Polat, sektörde
son yıllarda mekanizasyon düzeyinin yükseldiğini, özellikle
yer altı işletmelerinde tam mekanize üretim sistemlerine
geçişin hızlandığını kaydetti.
Polat, kömürün yalnızca enerji üretiminde değil, gazlaştırma
ve kimyasal dönüşüm süreçleri yoluyla gübre
üretimi gibi alanlarda da değerlendirilebileceğini ifade
ederken, çimento sektöründe ithal petrokok ve alternatif
yakıt kullanımının yerli kömür talebini sınırlayan bir
unsur olduğunu dile getirdi. Bu durumun yerli üreticiler
açısından rekabet baskısı yarattığını belirtti.
Konferansta ayrıca Polat, genç mühendis adaylarına
teknik yetkinliklerini geliştirmeleri, yabancı dil öğrenmeleri
ve yeni teknolojileri yakından takip edilmelerini
tavsiye etti.
28 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART
SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 29
TÜRKİYE’DEN HABERLER
TÜRKİYE’DEN HABERLER
Taşa değer katan bir vizyon:
Erdoğan Akbulak
Murat Türkoğlu
Silkar Madencilik Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi
Türk doğal taş sektörü, 12 Ocak 2026’da trajik bir olayda
hayatını kaybeden Erdoğan Akbulak ile yalnızca bir
iş insanını değil, bir vizyonu, bir çalışma disiplinini ve
mermeri dünyaya anlatma biçimimizi değiştiren bir öncüyü
kaybetti. Erdoğan Akbulak’ın ardından yazmak,
sadece bir “anma” metni kaleme almak değildir. Onun
hikâyesi; Türkiye’den çıkan bir girişimcilik iradesinin,
taşın ham maddeden katma değerli ürüne dönüşümünün
ve bu dönüşümün sektör genelinde karşılık bulmasının
hikâyesidir.
Erdoğan Akbulak’ı tek bir sıfatla anlatmak zordur. Onu
tanımlayan şey, yıllar içinde oluşmuş bir yaklaşım bütünüdür.
Taşın geleceğini erken okuyan bir bakış, mevcut
olanla yetinmeyen bir arayış ve kararlarını sezgi kadar
veri ve tecrübeye dayandıran bir çalışma disiplini… Bu
yaklaşım, yalnız kendi işine değil, Türk doğal taş sektörünün
gelişim yönüne de etki eden bir çerçeve sundu.
Özellikle üretim, kalite ve proje yönetimi arasındaki bağın
güçlendirilmesi, sektörde daha bütünlüklü bir çalışma
kültürünün oluşmasına katkı sağladı.
Onun dünyasında taş, hiçbir zaman
yalnızca bir ürün olmadı. Doğru seçim,
doğru üretim standardı, doğru
proje yönetimi ve doğru uygulama
ile anlam kazanan bir bütündü. Bu
nedenle ortaya koyduğu yaklaşım,
doğal taşı ham madde olarak ihraç
eden bir anlayıştan, katma değerli
üretime dayalı bir modele geçişin
önemli örneklerinden biri oldu. Kalitenin
yalnızca üründe değil, sürecin
tamamında üretildiğini savunan
bu bakış, sektörde kurumsal ve teknik
yaklaşımın güçlenmesine doğrudan
katkı sağladı.
Silkar’ın 1990’lı yılların başında
başlayan yolculuğu, bu yaklaşımın
somut karşılıklarını ortaya koyar.
Ocak yatırımlarıyla başlayan süreç,
kısa sürede üretim tesisleri ve
yurt dışı yapılanmalarla genişledi.
1990’ların ortasında Amerika’da kurulan
yapı, o dönem için önemli bir
eşikti. Bu adım, Türk doğal taşının
yalnız üretimle değil, pazara yakınlık,
proje takibi ve müşteri ilişkileriyle
birlikte ele alınması gerektiğini
gösterdi. Sektör açısından bakıldığında
bu yaklaşım, ihracatın yalnız
miktar üzerinden değil, proje ve
çözüm üretme kapasitesi üzerinden
değerlendirilmesine zemin hazırladı.
Bu yaklaşımın en somut göstergelerinden
biri, 1998 yılında alınan ISO
9002 kalite güvence belgesidir. Doğal
taş sektöründe kaliteyi ölçülebilir
ve sürdürülebilir bir yapıya bağlamak,
o yıllarda yaygın bir refleks değildi.
Erdoğan Akbulak’ın bu alandaki
katkısı, kaliteyi ürünün ötesine
taşıyarak üretimden sevkiyata kadar
tüm sürecin temel unsuru haline getirmesiydi.
Bu yaklaşım, Türk doğal
taşının uluslararası pazarlarda güvenilir
ve sürdürülebilir bir tedarikçi
olarak konumlanmasına katkı sağlayan
önemli adımlardan biri oldu.
2000’li yıllarla birlikte doğal taşın
yalnızca üretim değil, tasarım ve
uygulama boyutuyla ele alınması gerektiği
daha belirgin hale geldi. Mozaik
üretimi bu dönüşümün önemli
bir aşamasıdır. Mozaik, zanaat ile
endüstrinin kesiştiği bir alan olarak
hem estetik sezgi hem de üretim disiplini
gerektirir. Akbulak’ın katkısı,
bu iki alanı birlikte ele alabilmesiydi.
Bu yaklaşım, doğal taşın yalnızca
ham ya da yarı mamul olarak değil,
tasarım değeri yüksek bir ürün olarak
değerlendirilmesine katkı sağladı ve
sektörde katma değer üretiminin somut
örneklerinden biri haline geldi.
Zaman içinde geliştirilen yeni taş
kaynakları ve ürün kimlikleri, Türk
doğal taşının uluslararası pazardaki
yerini güçlendirdi. Ancak burada belirleyici
olan yalnızca üretim değil,
bu üretimin doğru projelerle, doğru
teknik kararlarla ve doğru tasarım
anlayışıyla buluşturulmasıydı. Bu
bakış açısı, sektörde proje odaklı çalışma
kültürünün gelişmesine katkı
sağladı ve doğal taşın mimari projelerde
daha etkin bir rol üstlenmesini
mümkün kıldı.
2009’da Turquality programına dahil
olunması, bu yaklaşımın kurumsal
bir çerçeveye taşındığını gösterir.
Akbulak’a göre marka, yalnızca bir
isim değil, bir standardın sürekliliğidir.
Her projede aynı kaliteyi, aynı
disiplini ve aynı güveni yeniden üretebilmek…
Bu anlayış, Türk doğal
taş sektöründe markalaşma kavramının
daha somut ve ölçülebilir bir
zemine oturmasına katkı sağlamıştır.
2010’lu yıllarda öne çıkan bir diğer
başlık ise Ar-Ge ve ürün geliştirme
oldu. Lamine doğal taş paneller gibi
yenilikçi çözümler, taşın kullanım
alanlarını genişletti. Bu tür çalışmalar,
sektörde mühendislik bilgisinin
ve teknik kapasitenin önemini artırdı.
Akbulak’ın yaklaşımında Ar-Ge,
kısa vadeli sonuçlar üretmekten ziyade,
üretim anlayışının ayrılmaz
bir parçası olarak ele alındı. Bu
yaklaşım, sektörde yenilikçi ürün
geliştirme kültürünün güçlenmesine
katkı sağladı.
30 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART
SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 31
TÜRKİYE’DEN HABERLER
Onun katkısının en özgün taraflarından
biri ise doğal taşı tasarım, sanat
ve kültürle kurduğu ilişkidir. Taşı
yalnızca bir yapı malzemesi olarak
değil, bir ifade aracı olarak ele aldı.
Uluslararası sergiler, bienaller ve tasarım
etkinlikleri aracılığıyla Türk
doğal taşının görünürlüğünü artırdı.
Bu girişimler, sektörün “ham madde”
algısından uzaklaşarak katma
değerli üretim ve tasarım ekseninde
konumlanmasına katkı sağladı.
Bu yaklaşımın doğal bir uzantısı
olarak, 2019 yılında üniversitelerde
gerçekleştirilen mozaik atölye çalışmaları
da dikkat çekici bir örnek
oluşturdu. Eğitimle üretim arasında
köprü kurmak, onun zihninde stratejik
bir konuydu. Çünkü kalıcı dönüşüm,
yalnız şirketlerin değil, ekosistemin
dönüşümüdür. Gençlerin
taşla erken temas etmesi, zanaatın,
teknolojinin ve tasarımın aynı masada
nasıl konuştuğunu görmesi sektöre
yeni bir dil kazandırır. Erdoğan
Akbulak, taş sektörünün geleceğini
yalnız bugünün siparişleriyle değil,
yarının kültürüyle kurma fikrine yakındı.
Bu nedenle bilgi paylaşımını
ve öğreticiliği, kişisel bir erdem olduğu
kadar sektörel bir sorumluluk
olarak da taşırdı.
Milano Tasarım Haftası gibi platformlarda
yer almak, bu vizyonun
önemli bir parçasıydı. Bu tür alanlar
yalnızca bir tanıtım zemini değil,
aynı zamanda sektörün kendini
geliştirdiği ve yeniden tanımladığı
bir etkileşim alanı oldu. Tasarım ile
üretim arasındaki bağın güçlenmesi,
sektörde yeni bir düşünme biçiminin
oluşmasına katkı sağladı ve doğal
taşın mimarlık ve tasarım dünyasındaki
yerini güçlendirdi.
Sürdürülebilirlik konusu da onun
yaklaşımında önemli bir yer tutuyordu.
Doğal taşın doğallığı tek başına
yeterli değildi. Üretimden uygulamaya
kadar tüm süreçlerin birlikte
değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyordu.
Özellikle kaynak verimliliği
ve âtıl malzemenin değerlendirilmesine
yönelik yaklaşımı, sektörde
giderek daha fazla önem kazanan bir
perspektifi işaret ediyordu ve doğal
taş üretiminde daha sorumlu bir anlayışın
gelişmesine katkı sağladı.
Erdoğan Akbulak’ın ardından geriye,
Türk doğal taş sektöründe üretimden
tasarıma, kaliteden markalaşmaya
uzanan daha bütünlüklü bir
yaklaşımın izleri kalmıştır. Bu yaklaşım,
yalnızca bir dönemi tanımlamakla
kalmamış; sektörün bugününü
ve yarınını şekillendiren temel
referanslardan biri haline gelmiştir.
32 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART
TÜRKİYE’DEN HABERLER
TÜRKİYE’DEN HABERLER
Türkiye Kömür İşletmeleri
Kurumunun rehabilitasyon ve
sürdürülebilirlik uygulamaları
Serdar Fidancı
TKİ Etüd Proje ve Arama Dairesi Başkanı
1. Madecilik sonrası rehabilitasyon uygulamaları ve sürecin teknik aşamaları
Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu (TKİ) tarafından
madencilik faaliyetleri tamamlanan alanların doğaya
yeniden kazandırılması, sürdürülebilir madencilik anlayışının
temel göstergelerinden biri olarak değerlendirilmektedir.
Bu kapsamda, ülkemizin enerji üretiminde
önemli bir paya sahip olan TKİ, madencilik faaliyetlerini
çevresel sorumlulukla dengeleyen etkili bir çevre
yönetimi yaklaşımı sergilemekte ve bu anlayış doğrultusunda
sadece kömür üretiminde değil, üretim sonrası
rehabilitasyon ve ağaçlandırma çalışmalarında da özel
bir liderlik rolü üstlenmektedir.
TKİ’ye bağlı İşletme Müdürlükleri bünyesindeki
(ELİ-Soma/Manisa, GLİ-Tavşanlı/Kütahya, ÇLİ-Çan/
Çanakkale) rehabilitasyon çalışmaları Etüt, Proje ve Tesis
Şube Müdürlükleri altında tesis edilen Çevre ve Ar-Ge
Başmühendislikleri kontrolünde gerçekleştirilmektedir.
Ağaçlandırma yerleri
Tablo 1-TKİ ağaçlandırma çalışmaları (1991-2025)
Dikilen ağaç
sayısı (adet)
Çalışma
alanı (ha)
1991-2025 yılları arasında TKİ, toplamda 6.380 hektar
alanda yaklaşık 12.333.984 adet fidan dikimi gerçekleştirmiştir
(Tablo 1). Bu rakam madencilik faaliyetlerinden
sonra doğayı yeniden canlandırmaya yönelik ciddi
bir çabayı göstermektedir.
TKİ tarafından yürütülen rehabilitasyon çalışmaları, bilimsel
esaslara dayalı ve çok aşamalı bir süreçtir. Bu süreç
genel olarak şu adımlardan oluşmaktadır:
• Sahanın jeoteknik açıdan güvenli hale getirilmesi
• Şev stabilizasyonu ve drenaj sistemlerinin oluşturulması
• Toprak stabilitesinin sağlanması
• Uygun bitki türlerinin seçilmesi ve dikimi
• Yerel fauna için yaşam alanlarının oluşturulması
• Peyzaj bütünlüğünün yeniden tesis edilmesi
Ağaç türleri
ELİ 2.916.814 1.479 Kızılçam, Akasya, Fıstık Çamı
ÇLİ 2.017.088 1.375 Mavi Selvi, Zeytin
GLİ 3.111.153 1.366 Kızılçam, Akasya, Fıstıkçamı, Sarısalkım, Lavanta
Şekil 1. Güney Kısrakdere Ağaçlandırma Sahası (2000)
Bu uygulamalar sayesinde maden sahalarının uzun vadede
kendi ekolojik dengesini kurabilmesi hedeflenmektedir.
Ağaçlandırma faaliyetleri yalnızca fidan dikimiyle
sınırlı kalmamakta; bakım, sulama ve koruma
süreçleriyle de desteklenmektedir.
Bu çalışmalar bozulan ekosistemlerin yeniden kurulmasına
ve sürdürülebilir yeşil alanların oluşturulmasına
odaklanmaktadır. Üretimi tamamlanmış maden sahalarının
topografyası yeniden düzenlenmekte ve bölgenin
ekolojik yapısına uygun yerli tür fidanlarıyla ağaçlandırma
çalışmaları gerçekleştirilmektedir.
Ayrıca, TKİ tarafından “Milli Ağaçlandırma Günü” gibi
özel gün ve haftalarda da ağaç dikim faaliyetleri gerçekleştirmekte;
bu etkinliklerde vatandaşlar, öğrenciler ve
kurum çalışanlarının katılımıyla toplumsal farkındalığı
artıran dikim programları düzenlenmektedir (Şekil 3)
Ağaçlandırma çalışmalarının ardından görevli personel
tarafından saha gözlemleri yapılmakta, fidanların
Şekil 2. Güney Kısrakdere Ağaçlandırma Sahası (2022)
gelişimi takip edilmektedir. Yapılan değerlendirmeler
doğrultusunda, dikimi gerçekleştirilen fidanların tutma
oranının yaklaşık %80-90 civarında olduğu görülmektedir.
Fidanların dikim sonrası bakım (çapalama ve ot
toplatma) çalışmaları hizmet alımı yöntemiyle gerçekleştirilmektedir.
Yürütülen rehabilitasyon çalışmaları;
• Planlı rehabilitasyon anlayışı,
• Milyonları aşan fidan dikimi,
• Binlerce hektarlık alanın yeniden doğaya kazandırılması,
• Sosyal sorumluluk ile toplumsal katılım odaklı etkinlikler
kapsamında bütüncül bir yaklaşım ortaya koymaktadır.
Bu çalışmalar sayesinde TKİ, yalnızca bir enerji üreticisi
olmanın ötesine geçerek çevresel sürdürülebilirlik ve
ekolojik iyileştirme alanında da etkin bir aktör olduğunu
ortaya koymaktadır.
SLİ, BLİ, GELİ, ILİ, YLİ, Dodurga,
Göynük, Saray, Keles
4.288.929 2.160 Akasya, Karaçam, Sedir, Mahlep, Ceviz, Aylantus,
Badem, Atkestanesi
TOPLAM 12.333.984 6.380 Yalancı Akasya, İğde, Akçaağaç, Aylantus, Zeytin,
Dişbudak, Akçaağaç, Karaselvi, Fıstıkçamı, Ligustrum
Şekil 3. TKİ GLİ/ELİ Milli Ağaçlandırma Günü etkinlikler
34 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART
SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 35
TÜRKİYE’DEN HABERLER
TÜRKİYE’DEN HABERLER
2. TKİ/MTA Maden sahalarının rehabilitasyonuna yönelik işbirliği protokolü
Sürdürülebilir kalkınma ilkeleri çerçevesinde madencilik
faaliyetlerinde doğaya yeniden kazandırma ve rehabilitasyon
kavramının geliştirilmesi amacıyla terk edilmiş
maden sahalarında bilimsel çalışmalar yürüten MTA
Genel Müdürlüğü ile TKİ arasında bir protokol imzalanmış
ve “Terkedilmiş Maden Sahalarında Rehabilitasyon
Uygulama Projesi” dahilinde rehabilitasyon etütlerinin
kurumumuz uhdesinde bulunan ve saha/sahalarda gerçekleştirilebilmesi
amacıyla çalışmalara başlanılmıştır.
(Şekil-4)
Şekil 4. TKİ / MTA İşbirliği Protokolü Rehabilitasyon
Çalışma Alanı (Dodurga/Çorum)
3. İklim değişikliği ile mücadele ve karbon yönetimi
TKİ tarafından gerçekleştirilen ağaçlandırma çalışmaları,
sera gazı emisyonlarının dengelenmesine katkı sunan
önemli uygulamalardır. Rehabilite edilen maden sahalarında
oluşturulan yeşil alanlar, karbon yutak alanı işlevi
görmektedir. Uzun vadede büyüyen/gelişen ağaçlar ve
Söz konusu protokol kapsamında TKİ uhdesinde bulunan
ve Çorum İli Dodurga İlçesi sınırları içerisinde yer
alan S:80272 ruhsat numaralı sahanın çevre ile uyum çalışmaları
kapsamında değerlendirilmesi amacıyla;
• Seçilen sahalarda jeolojik etüt ve gözlemler
• Numune alımı
• Jeokimyasal ve hidrojeokimyasal duraylılık analizleri
• Dron uçuşu ile sahanın üç boyutlu modellemesi
• Şev duraylılığı modifiyesi
• Rehabilitasyon uygulama tekniklerinin belirlenmesi
• Rehabilitasyon sonrası oluşacak ekosistemim ekonomik
değerleme öngörüsü
• Sosyal donatı tasarımı
• MTA ile Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi
(MAKÜ) Peyzaj Mimarlığı Bölümü arasındaki başka
bir protokol kapsamında, danışmanlık faaliyetleri
ile sahanın ağaçlandırma avam projesinin ortaya
konması ve çizimlerinin yapılması
• Karşılıklı bilgi ve belge paylaşımı
• Sahada uygulanabilir sürdürülebilir teknolojilerin
belirlenmesi (güneş paneli, rüzgâr enerji vb.)
çalışmalarının dünyadaki güncel teknolojiler ve rehabilitasyon
tekniklerine göre gerçekleştirilmesi planlanmaktadır
ve yapılan çalışmalar devam etmektedir.
gelişen bitki örtüsü sayesinde atmosferden karbon dioksit
emilimi artmakta; bu durum hem kurumsal karbon
-
ne katkı sağlamaktadır.
4. TKİ ağaçlandırma çalışmaları ile entegre kurumsal sosyal sorumluluk projeleri ve
toplumsal katılım
TKİ tarafından yürütülen ağaçlandırma faaliyetleri, yalnızca
bozulan ekosistemlerin yeniden tesis edilmesiyle
sınırlı kalmamakta, aynı zamanda kırsal kalkınmayı destekleyen
sosyal sorumluluk projeleriyle de bütünleşik
bir yapı arz etmektedir. Bu kapsamda geliştirilen uygulamalar,
rehabilite edilen sahaların hem ekolojik hem de
ekonomik değerini artırarak sürdürülebilir madencilik
anlayışını güçlendirmektedir.
Ağaçlandırma sahalarında ağırlıklı olarak meyve veya
ticari ürün elde etmek amacıyla değil, ekolojik dengeyi
güçlendirmek ve yeşil alanları artırmak amacıyla ağaçlandırma
çalışmaları yapılmaktadır. Bu nedenle sahalarda
çoğunlukla meyve veya ürün vermeyen ağaç türlerinin
fidanları tercih edilmektedir. Zeytin, iğde veya fıstık
çamı gibi türlerin bulunduğu alanlarda ise elde edilebilecek
ürünler sınırlı olup, bu ağaçlar da çoğunlukla doğal
peyzajın korunması ve çevresel fayda sağlanması amacıyla
değerlendirilmektedir.
Bu yaklaşıma örnek olarak, TKİ/ÇLİ Müdürlüğü tarafından
300 dekarlık alanda tesis edilen lavanta sahası
etrafındaki köy yerleşimlerini kapsayan “TKİ Çanakkale/Çan
Yöre Köyleri Arıcılık Faaliyetleri ve Organik
Lavanta Balı Üretimi Destekleme Sosyal Sorumluluk
Projesi” gösterilebilir. Çan ilçesi ve çevre köylerinde
yürütülen proje kapsamında, 300 dekarlık rehabilite
edilmiş alanda kurulan lavanta bahçesi hem ekolojik iyileştirme
sağlamış hem de ekonomik üretim potansiyeli
oluşturmuştur.
Proje ile bir yandan bozulan maden sahasının bitkilendirilmesi
ve toprak yapısının iyileştirilmesi yoluyla çevresel
rehabilitasyon gerçekleştirilmiş, diğer yandan arıcılık
faaliyetleri aracılığıyla istihdam oluşturularak yerel
kalkınma desteklenmiştir.
Bu kapsamda; 2023 yılı içerisinde ÇLİ Müdürlüğü
(Çan/Çanakkale) bünyesinde, 2024 yılı içerisinde ELİ
Müdürlüğü (Soma/Manisa) bünyesinde ve 2025 yılı içerisinde
GLİ Müdürlüğü (Tavşanlı/Kütahya) bünyesinde
ayrı ayrı “Yöre Köyleri Arıcılık Faaliyetleri ve Bal Üretimi
Destekleme Sosyal Sorumluluk Projeleri” hayata
geçirilmiş ve projeler aşağıda özetlenmiştir;
5. Sonuç ve değerlendirme
Şekil 5. Arılı bal kovanı ve arıcılık ekipman seti
• ÇLİ Müdürlüğü civar köylerinde yaşayan yöre
halkına toplam 280 adet arılı bal kovanı ile arıcılık
ekipman seti (maskeli arıcılık kıyafeti, eldiven,
körük vb.)
• ELİ Müdürlüğü civar köylerinde yaşayan yöre halkına
toplam 310 adet arılı bal kovanı ile arıcılık
ekipman seti (maskeli arıcılık kıyafeti, eldiven, körük
vb.) (Şekil 5) dağıtılmıştır.
İlerleyen günlerde, GLİ Müdürlüğü civar köylerinde yaşayan
yöre halkına toplam 200 adet arılı bal kovanı ile
arıcılık ekipman seti (maskeli arıcılık kıyafeti, eldiven,
körük vb.) dağıtılması planlanmaktadır.
Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu, yürüttüğü rehabilitasyon ve ağaçlandırma çalışmalarıyla sürdürülebilir madencilik
anlayışını kurumsal politika haline getirmiştir. Madencilik faaliyetleri geçici bir arazi kullanımı oluştururken,
doğru planlanmış çevre uygulamaları sayesinde bu alanlar yeniden doğal ekosistemlere dönüştürülebilmektedir.
TKİ’nin yürüttüğü ağaçlandırma ve rehabilitasyon çalışmaları; sürdürülebilir madencilik yaklaşımının somut bir
göstergesi olup, üretim faaliyetlerinin çevresel sorumlulukla dengelenebileceğini ortaya koymaktadır.
36 | SEKTÖRMADEN 2026
SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 37
TÜRKİYE’DEN HABERLER
TÜRKİYE’DEN HABERLER
TMMOB Maden Mühendisleri Odası,
İstanbul Şubesi
KRİTİK VE STRATEJİK MADENLER
ÇALIŞTAYI SONUÇ BİLDİRGESİNDEN
ÖZETLENEREK HAZIRLANMIŞTIR
Bütüncül bir
madencilik
politikası şart
Maden Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi tarafından düzenlenen Kritik ve Stratejik Madenler Çalıştayında
kritik hammaddelerin küresel ölçekte artan önemi, Türkiye’nin mevcut konumu ve bu alana
ilişkin politika ihtiyaçları ele alındı.
Kritik ve stratejik madenler, enerji dönüşümü ve yüksek
teknoloji üretiminin temel girdileri olarak küresel rekabetin
merkezine yerleşmiş durumda. Kritik hammaddeler,
ekonomik açıdan önemli ve tedarik riski yüksek olan
kaynaklar olarak tanımlanırken, stratejik hammaddeler
bu riskin ulusal güvenlik boyutuna ulaştığı durumları
ifade ediyor. Bu tanımlar ülkelere ve dönemlere göre
değişebilirken, bir hammaddenin kritik seviyeden stratejik
seviyeye geçişi de esasen tedarik riskinin artmasıyla
ilişkilendiriliyor. Küresel ölçekte yaşanan teknolojik dönüşüm,
bu madenlere olan talebi hızla artırırken, tedarik
zincirleri üzerindeki baskıyı da aynı ölçüde büyütüyor.
Bu durum, madencilik faaliyetlerini klasik anlamının
ötesine taşıyarak, doğrudan sanayi politikaları, enerji
güvenliği ve ulusal egemenlik tartışmalarının merkezine
yerleştiriyor.
Türkiye’de bu alana ilişkin tartışmalar da giderek yoğunlaşırken,
TMMOB Maden Mühendisleri Odası İstanbul
Şubesi tarafından 2 Aralık 2025 tarihinde İTÜ’de
düzenlenen Kritik ve Stratejik Madenler Çalıştayında
kritik hammaddelerin küresel ölçekte artan önemi, Türkiye’nin
mevcut konumu ve bu alana ilişkin politika ihtiyaçları
kapsamlı biçimde ele alındı. Çalıştayın ardından
yayımlanan sonuç raporunda, mevcut tablo ve geleceğe
ilişkin politika ihtiyacı net biçimde ortaya konuluyor.
Aşağıda, bu raporu ana hatları ile özetlemeye çalıştık…
Küresel talep artışı ve tedarik zinciri
riskleri
Ülkede yeterince üretilemeyen, gıda üretimi ve sanayi
açısından vazgeçilmez, ikame imkânı sınırlı olan hammaddeler
“temini öncelikli” olarak tanımlanıyor ve çoğunlukla
ithalat yoluyla karşılanıyor. Ancak küresel pazarlarda
bu kaynaklara erişimin zorlaşması veya ihracat
kısıtlarının artması, bu hammaddeleri tedarik riski açısından
da öne çıkarıyor. Ekonomik önem ile tedarik riskinin
birlikte değerlendirilmesi sonucunda bu kaynakların
bir bölümü “kritik hammadde”, daha ileri düzeyde,
ulusal güvenliğe yönelik risk taşıyanlar ise “stratejik
-
jik” hammadde tanımları ülkelere ve koşullara göre değişiyor.
Bir hammaddenin tedarik riski kabul edilemez
seviyelere ulaştığında bu artık “stratejik” hale geliyor ve
bunun çözümü için diplomatik girişimlerden güvenlik
politikalarına kadar farklı araçlar devreye girebiliyor.
Kritik hammaddelere olan ilginin artmasında, özellikle
yeşil enerji ve dijital dönüşüm süreçleri belirleyici oluyor.
Bu gelişmeler doğrultusunda başta Avrupa Birliği
olmak üzere birçok ülke, kritik hammaddeleri belirlemek
ve geleceğe yönelik stratejiler geliştirmek amacıyla
kapsamlı çalışmalar yürütüyor. Avrupa Komisyonunun
hazırladığı analizlerde, yenilenebilir enerji, e-mobilite
ve dijital teknolojiler gibi alanlarda kullanılan hammaddelere
yönelik talebin önümüzdeki yıllarda önemli ölçüde
artacağı öngörülüyor. Buna karşılık, bu hammaddelerin
üretim ve işleme süreçleri sınırlı sayıda ülke ve
şirket üzerinde yoğunlaşmış durumda. Özellikle Çin’in
nadir toprak elementleri ve batarya değer zincirindeki
hâkimiyeti, Avrupa başta olmak üzere birçok ülke için
önemli bir bağımlılık riski oluşturuyor. Benzer şekilde,
kobalt gibi bazı kritik metallerin üretimi ve mülkiyeti de
belirli coğrafyalarda yoğunlaşıyor.
hammaddelere olan talebin hızla artacağını ortaya koyuyor.
Örneğin Avrupa Birliği’nde 2030 yılına kadar
lityum ve nadir toprak elementlerine olan talebin katlanarak
artması bekleniyor. 2050 perspektifinde ise bu
artışın daha da hızlanacağı ifade ediliyor.
Bu durum, yalnızca hammadde temininde değil, işleme
ve üretim aşamalarında da bağımlılık risklerini gündeme
getiriyor. Tedarik zincirinin farklı aşamalarında oluşan
bu bağımlılıkların, sistem genelinde kırılganlık yaratıyor
ve değer zincirinin bütüncül şekilde ele
alınması gerektiğini hatırlatıyor. Küresel ölçekte aynı
hammaddeler için hem ülkeler arası hem de
sektörler arası rekabet artıyor. Örneğin, nadir toprak
elementlerinin hem enerji teknolojilerinde hem dijital
uygulamalarda hem de askeri teknolojide yoğun şekilde
kullanılması, bu rekabeti daha da keskin hale getiriyor.
Bu gelişmeler doğrultusunda ABD, AB, Japonya ve diğer
birçok ülke, kritik hammadde listeleri hazırlayarak
tedarik risklerini izlemeye ve yönetmeye başladı. Aynı
zamanda kaynak zengini ülkelerle stratejik iş birlikleri
kuruluyor ve hammadde teminini güvence altına almaya
yönelik politikalar geliştiriliyor. 2025 yılı itibarıyla
ABD, AB, Japonya, Kanada ve Güney Kore gibi ülkelerin
yanı sıra Türkiye de kendi kritik hammadde listesini
yayımlayan ülkeler arasında yer aldı.
Türkiye ne yapmalı ?
Türkiye’de kritik ve stratejik madenlere ilişkin en kapsamlı
güncel çalışma, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı
tarafından 2025 yılında yayımlanan “Türkiye Kritik
ve Stratejik Madenler Raporu” oldu. Raporda, tedarik
riski, talep projeksiyonu, fiyat oynaklığı, geri dönüşüm
olanakları ve çevresel etkiler gibi kriterler dikkate alınarak
toplam 37 maden için değerlendirme yapılıyor.
Bu kapsamda 8 maden “yüksek öneme sahip kritik”, 19
maden “önemli kritik” ve 10 maden “potansiyel kritik”
-
goriye dahil edilirken, bu madenlerin 10’unun hem kritik
hem stratejik nitelik taşıdığı belirtiliyor.
Türkiye’nin bor başta olmak üzere krom, demir, bakır,
grafit ve nadir toprak elementleri gibi birçok mineralde
önemli bir jeolojik potansiyele sahip olduğu biliniyor.
Ancak çalıştayda yapılan değerlendirmelerde, bu potansiyelin
ekonomik değere dönüştürülmesinde yapısal
sorunların bulunduğu ifade ediliyor. Mevcut üretim yapısının
büyük ölçüde düşük katma değerli ürünlere dayanması
ve ileri teknoloji gerektiren ürünlerde ithalat
bağımlılığının sürmesi, Türkiye’nin küresel değer zincirinde
alt basamaklarda kaldığını gösteriyor.
Bu durum, dış ticaret dengesi ve tedarik güvenliği açısından
önemli bir kırılganlık yaratıyor. Enerji dönüşümü,
savunma sanayii ve ileri teknoloji üretimi için gerekli
olan kritik metallerde dışa bağımlılık, uzun vadeli
sanayi politikaları açısından risk oluşturuyor.
Bu çerçevede çalıştayda öne çıkan değerlendirmeler ve
öneriler, Türkiye’nin kritik ve stratejik madenler alanında
daha kapsamlı ve çok boyutlu bir politika çerçevesine
ihtiyaç duyduğunu ortaya koyuyor. Çin başta olmak
üzere farklı ülkelerin kritik hammadde listeleri dikkate
alınarak Türkiye için de kapsamlı bir kritiklik analizi
yapılması gerekiyor. Bununla birlikte yurt içi maden
arama faaliyetlerinin ve üretim kapasitesinin artırılması,
atıklardan geri kazanımın geliştirilmesi ve kritik hammaddelere
yönelik ikame seçeneklerinin genişletilmesi
önemli.
Uluslararası boyutta ise hammadde kaynakları zengin
ülkelerle ve küresel üretici aktörlerle iş birliklerinin
geliştirilmesi; bu yolla ithalat kaynaklı tedarik riskleri-
38 | SEKTÖRMADEN 2026
SEKTÖRMADEN 39
TÜRKİYE’DEN HABERLER
1978’den Beri
Daha İyi Bir Gelecek İçin
Çalışıyoruz!
nin azaltılması ve ihracat fırsatlarının değerlendirilmesi
önerisi çalıştay raporunda öne çıkıyor. Kritik hammaddeler
ve olası ikame ürünler için stok politikalarının
oluşturulması da öne çıkan başlıklar arasında.
Kritik maden kavramı Türkiye’de ilk kez 2013 tarihli
Onuncu Kalkınma Planında yer aldı, sonraki planlarda
da bu yaklaşım sürdürülüyor. Ancak 2025 yılında yayımlanan
rapora rağmen, bu alanda bütüncül bir strateji
belgesinin henüz oluşturulmamış olması önemli bir eksiklik
olarak önümüzde duruyor.
Çalıştayda, Türkiye Kritik ve Stratejik Madenler Raporunun
kapsamına ilişkin yapılan değerlendirmelerde ise
aday madenlerin küresel ölçekte önem taşıyan kaynaklar
üzerinden belirlendiği, ancak veri çeşitliliği ve kaynak
kullanımı açısından bazı sınırlılıkların bulunduğu ifade
edildi. Özellikle yerli akademik çalışmaların gerektiği
kadar dikkate alınmaması ve bazı sektör görüşlerinin
kapsam dışında kalması, raporun zayıf yönleri arasında
gösteriliyor.
Bununla birlikte, Türkiye’de kritik ve stratejik maden
kavramının mevzuat düzeyinde bir çerçeveye kavuşmuş
olmasına rağmen, bu yapının veri temelli ve güncellenebilir
bir ulusal yol haritası ile desteklenmesi gerektiği
açık. Kritik madenlerin belirlenmesinde tedarik riski, fiyat
oynaklığı, talep artışı ve geri dönüşüm gibi parametrelerin
birlikte ele alınması gerekiyor. Ayrıca madencilik
politikalarının arama aşamasından nihai ürüne kadar
tüm değer zincirini kapsaması da şart.
40 | SEKTÖRMADEN 2026
Birçok stratejik metalin ana metallerin yan ürünü olarak
üretildiği dikkate alınırsa, bakır, nikel ve kurşun gibi
ana metal üretim kapasitesinin artırılması kritik metallerin
arz güvenliği açısından da son derece önemli.
Nadir toprak elementleri için üretim kararları,
ekonomik, teknolojik ve çevresel faktörler birlikte
ele alınmalı. Ayrıca madencilik atıkları, endüstriyel
yan ürünler ve elektronik atıkların önemli ikincil
kaynaklar sunduğu hesaba katılarak, geri dönüşüm
ve geri kazanım hem risk azaltıcı hem de yeni
bir kaynak alanı olarak değerlendirilmeli.
Çalıştayda, enerji kaynağı olarak kömürün de kritik madenler
kapsamında değerlendirilmesine ilişkin tartışmalarda,
kömürün arz kesintisi veya fiyat artışı durumunda
sanayi üretimini doğrudan etkileyebilecek bir girdi olduğu
vurgulandı. Ayrıca dikkat çekilen bir diğer önemli
başlık da veri eksikliği ve kurumsal dağınıklık oldu.
Sağlıklı politika üretimi için üretimden tüketime tüm verileri
kapsayan ulusal ölçekte entegre bir veri sisteminin
oluşturulmasının zorunlu olduğuna dikkat çekildi.
Sonuç olarak, çalıştayda Türkiye için uzun vadeli ve bütüncül
bir madencilik politikası oluşturulması gerektiği
vurgulandı. Bu çerçevenin yerli kaynakların öncelikli
kullanımı, üretim planlaması ve tüm paydaşların sürece
katılımını içermesi gerektiği belirtildi. Veri temelli bir
ulusal strateji belgesi hazırlanması, entegre değer zinciri
yaklaşımının benimsenmesi, yerli teknolojilerin geliştirilmesi
ve iş birliklerinin güçlendirilmesi öne çıkan temel
başlıklar arasında yer aldı.
www.esan.com.tr
MAKALE
MAKALE
Eski madenler nasıl değerlendirilir:
Cornwall ve Batı Devon
madencilik bölgesi, İngiltere
Ali Vedat Oygür
Dr. Jeoloji Mühendisi
Şekil 1. Botallack Kraliyet Madenleri
Şekil 2. Levant Madeni
(https://www.cornishmining.org.uk sitesinden)
Dünyada, eski madenlerin yeniden değerlendirilmesinde
ilk akla gelen, somut madencilik mirasını oluşturan eski
madenlerin ve hatta yakınındaki madenci yerleşimlerinin
müzeye ve gezi noktasına dönüştürülmesidir. Daha ileri
uygulamalarda eski madenler eğitim, kültür, eğlence,
spor gibi çeşitli amaçlarla kullanılmaktadır. Bizde, “eski
maden” denildiğinde gördüğümüz, genelde, doğaya
kendi haline terk edilmiş maden ocaklarıdır. Ne yazık ki
ülkemizde, çok zengin olduğunu bildiğimiz bu mirasın
hemen hiç birisi korunmadığı gibi, sanki bile isteye yok
edilmiş oldukları hissedilmektedir. Bunun en önemli
nedeni hiç kuşkusuz, Anadolu’nun uygarlık tarihinin
başından beri önemli bir madencilik bölgesi olması ve
bildiğimiz madenlerin neredeyse tamamının çok eski
zamanlardan bu yana işletilmiş olmasıdır. Fakat böyle
olduğu halde, halkımızda niçin derin bir madencilik
kültürünün gelişmemiş olduğu da önemli bir araştırma
konusudur.
Cornwall ve Batı Devon maden bölgesi İngiltere’nin
güneybatı ucundaki çıkıntıyı kaplar. Dört bin yıl kadar
önce Orta-Doğu Avrupa’dan gelen Keltler (Antik
Yunancadaki bu ad Roma döneminde, Latincede
Galyalı/Galli olur) Fransa ve İspanya ile birlikte bu
bölgeye yerleşirler. Bölgenin tamamında, kendine has
bir dile (Kernewek/Kernowek) sahip bütünleşik ve özel
bir kültür dikkat çeker.
Bölge çok uzun ve yoğun bir ekonomik, teknolojik ve
sosyal gelişmeyle yakından bağlantılı önemli madencilik
ve sanayileşme tarihine sahiptir. Bu özellikleri sayesinde
2006 yılında UNESCO Dünya Miras Listesine (DML)
girmiştir. Bölge, 1700’den 1914’e kadar geçen zamanda
sadece İngiltere değil Avrupa’nın sanayileşmesi için de
yaşamsal bir rol oynamıştır.
Cornwall ve Batı Devon madencilik tarihi
Bölgede önemli ve zengin bir madencilik sanayisinin
gelişmesine yol açan kalay, bakır ve wolfram
cevherleşmeleri Alt Permiyen yaşlı (270 milyon yıl önce)
Cornwall granitine bağlıdır 1 . Üst Pliyosen ortasında
da yaklaşık 4 milyon yıl önce, morfolojinin erozyonu
sonucu plaser kalay birikimleri oluşur. Madenciliğin
parlak dönemi olan 18. yüzyıl başı ile 19. yüzyıl ilk
yarısı arasında Cornwall’de üç bin kadar maden ve yanı
sıra, bunların çeşitli gereksinimlerini karşılayan küçüklü
büyüklü çok sayıda yan sanayi vardır 2 .
Cornwall ve Batı Devon bölgesinde madencilik
tarih öncesi dönemde, bronz (tunç) çağında başlar 1 .
İlk başlarda, yarımadanın batı ucundaki St. Johns
yöresinde bulunan kalay plaserlerindeki çakıllar dere
yataklarından 3 toplanır. 16. yüzyılın başlarına kadar batı
Cornwall’daki kalay çakıllarının tükenmemiş olduğu
Şekil 3. East Pool Madeni’nde cevher çıkarılması, 19. yüzyıl sonu
Şekil 4. 1880’de terk edilmiş Chacewater Madeni’nde cevher alınmış oda,
(https://www.cornishmineimages.co.uk/cornish-mines-underground-1
sitesinden)
bilinir. Antik dönemde, Avrupa’nın başlıca kalay kaynağı
Cornwall’dur ve Roma’nın 43’te Britanya’yı işgalinde
de kalay madenciliği sürer. Orta Çağ’da kalay, bronz ve
pewter 4 üretimi için temel hammaddedir. Kral John’un
1201’de çıkardığı, bu bölgenin kalay madencileri ve
sanayicilerine ayrıcalık tanıyan kanun 1838’e dek sürer.
Bu cevherleşmelerin görünen izleri peşinden önce
kuyular ile inilmiş sonra dike yakın eğimli damar ya da
cep (lode, bu terim Cornwall’e aittir) izlenerek galeri
sürülmüştür. Zengin cevher birikimine varılınca da oda
(stope) biçiminde kazılarak maden çıkarılmıştır. Türü ne
olursa olsun, bölgedeki bütün cevherleşmeler için aynı
madencilik yöntemi uygulanmıştır. Cevher, önceleri el
arabası ve sonradan maden vagonuyla kuyu tabanına
taşınır 5 . Yukarıya bir çıkrık benzeri aletle, sonradan da
su dolabı ve buharlı makineyle çalışan asansörle çekilir.
Başlarda, çıkarılan kalay cevheri maden ocağının hemen
yakınında kırılmış ve ayıklamayla zenginleştirilmiştir.
Bu işlem, 18. yüzyılda elle ya da su gücüyle çalışan
kırıcılar yardımıyla sürdürülmüştür. 1800’lerde dahi
çocukları çalışmaktadır 6 . 19. yüzyıla gelindiğinde, daha
büyük arazi gerektiren mekanik zenginleştirme başlar.
Bu arazi aynı zamanda uygun bir eğimde olmalıdır ki
kırılan cevher, günümüzdeki sallantılı masaların ilkel
1 Cornwall Nomination File, 2006, Cornwall and West Devon Mining Landscape, UNESCO World Heritage, File 1215, 2169 sf.
2 Zwegers, B. 2018, Goldmine or Bottomless Pit_Exploiting Cornwall’a Mining Heritage, Journal of Tourism, Heritage & Services
Marketing, 4/1, sf. 15-22.
3 Johns, R.K., 1986, Cornish Mining Heritage, sf. 5.
4 Pewter, eski zamanlarda, 17.yüzyılda Çin’den ithal edilene dek porselenden önce tabak, kupa ve çanak yapımında kullanılan, %40
kadar kurşun katılarak yapılan bir kalay alaşımıdır.
5 https://www.cornishmining.org.uk/about/mining-in-cornwall-and-west-devon/mining-processes/haulage-to-the-surface-and-transportation
6 https://www.cornishmining.org.uk/about/mining-in-cornwall-and-west-devon/mining-characters-and-society/women-in-mining
42 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART
SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 43
MAKALE
MAKALE
durumu tarzında su ve gravite yardımıyla ayrılsın.
Zenginleştirilen cevher, 20. yüzyıla dek maden
yakınındaki tesiste izabe edilmiş ve son madendeki tesis
1931’de kapanmıştır. Cevher, sonra metal 19. yüzyıl
başlarına dek en yakın limana eğer yakınsa insan ya da
katır sırtında, uzaksa katır arabaları katarıyla taşınmıştır.
19. yüzyıldan itibaren yüksek kapasiteli demiryolu katarı,
mineral tramvayı ve su kanalları taşımada kullanılmıştır.
Bölgede maden sanayisinin gelişmesi çalışan nüfusunu
çoğaltınca köylerin ya da çarşılı kasabaların yakınında
özgün görünümlü yeni madenci yerleşimleri ortaya
çıkar. Ellerindeki arazinin maden hakkını yüksek kira
karşılığı madencilere veren büyük malikâne ve arazi
sahipleri servet sahibi olmuşlar, “maden lordu” adını
almışlardır 7 .
Şekil 5. East Pool Madeni kalay madeni tramvayı, 1904
Şekil 6. Luxulyan vadisinde cevher nakil kanalı
1198 tarihli bir belge, bölgede iki adet kalay izabe tesisi
olduğunu belirtir 1 . Kalay, kassiterit cevherinin (SnO2)
genellikle turba veya odun kömürü ile karıştırılması ve
indirgenmesiyle izabe edilirdi. 14. yüzyılın ortalarına
gelindiğinde, bu uygulamanın yerini, plaser cevherden
Bu yüzden 13. ve 14. yüzyıllar boyunca odun kömürü
yapmak için bölgedeki meşe ormanları tüketilmiştir.
Kalay izabehanelerine demirinkilerin de katılması
üzerine odun tükenince 18. yüzyıl başında, kömür
kullanan modern izabe tesisleri geliştirilmiştir 8 .
Biringuccio (1540), Agricola (1555) ve Ercker (1574)
gibi yazarlar tarafından belgelenmiş olan dönemin
madencilik teknolojileri, özellikle kuyuları basan
yeraltı suyunu pompalamak için su gücüyle çalışan
makineleri üretmeye başlayan bir sanayinin geliştiğini
ve mümkün olan her yerde doğal drenaj sağlamak
için kapsamlı galeriler kullanıldığını göstermektedir 1 .
Madenlerin daha derinlere inmesiyle bu teknikler
yetersiz kalınca Devonlu mühendis Thomas Savery
1698’de, madencilerin kullanması için buhar gücüyle
çalışan ilk işe yarayan pompayı yapar. 18. yüzyılın
başında Thomas Newcomen, Savery’nin pompasına
silindir ve piston uygulayarak gerçek bir makine yapar
ve bu pompa, hemen İngiltere’deki kömür madenlerinde
de kullanılmaya başlar. Newcomen pompası 1729’dan
itibaren Macaristan, İsveç, Fransa, Almanya, Belçika
ve İspanya’da da kullanılmaktadır. Cornwall’lu
mühendisler ve mucitler sadece maden teknolojisi
alanında çalışmamışlardır. 18. yüzyıl sonu ve 19. yüzyıl
ilk yarısında, hava basınçlı delici, evlerde gaz kullanımı
ve aydınlatma, buhar gücüyle çalışan araba, buharlı
lokomotif gibi buluşlarla bölge yenilik ve teknolojik
gelişmede önemli bir merkez olmuştur. Böylece, ilk
önce Cornwall madenlerinde başlayan sanayileşme kısa
zamanda Sanayi Devrimi’ne dönüşerek hızla Avrupa’ya
yayılmıştır.
Bölge, bakır ve kalay madenciliğinin hızla büyümesiyle
18 ve 19. yüzyıl başlarında bugünkü biçimini
almıştır. 1580’lerde başlayan bakır madenciliği 19.
yüzyıl başlarında dünya bakır arzının üçte ikisini
karşılamaktadır. Cornwall’lu madencilerin deneyim,
bilgi ve teknolojilerini kendileriyle rekabet edebilecek
yerlere vermeleri sonucunda, özellikle madenlerin
işletilmesinin daha kolay olduğu Avustralya ve
Amerikalar’da maliyet düşük olunca 1866’da kalay
ve kurşun, ardından 1880’de bakır piyasaları çöker 2 .
1874’ten başlayarak Cornwall’da üretim düşmeye
başlayınca 19. yüzyıl sonuna doğru madenciler büyük
gruplar halinde Güney Afrika, Avustralya, Orta ve
Güney Amerika’ya göç ederek oralarda hem çalışmışlar
hem de Cornwall geleneklerinde yaşamışlardır.
Birinci Büyük Savaşın başladığı 1914’ten itibaren
bölgedeki metal madenciliği iyice küçülür. Savaştan
sonra 1920’lere kadar da bölgedeki bazı madenler
yeniden çalışmaya başlar fakat çoğu başarısız olur. İkinci
Büyük Savaşın hemen sonrasında dünyada talep yeniden
yükselince kalay ve wolfram madenciliği yeniden başlar.
1960’larda kalay fiyatları uçunca bazı kalay madenleri
1970’de açılır. 1985’te tonu 10 bin sterlin üzerinde olan
kalay fiyatları yılın sonuna doğru 3 binin altına düşünce
bütün madenler 1988-91 arasında kapanır.
Cornwall’ün eski madenlerinin
değerlendirilmesi
1970’lerde hükümetin desteğiyle, Cornwall’un eski
madencilik potansiyelinin paraya dönüştürülmesi
amacıyla eski maden ocakları ve sanayi tesisleri
onarılarak, müzeler kurularak, eğitim, kültür ve sanat
merkezleri oluşturularak, kamp, doğa yürüyüşü ve
spor yapacak alanlar yaratılarak bölge serbest zaman
geçirecek ve turist çekecek parklara dönüştürülmeye
başlanır. Gezi rotalarındaki sahalar birbirlerine geçmişi
anımsatan Maden Tramvayı ile bağlanır.
Cornwall Madenciliği Dünya Miras Sahası 9 örgütü
tarafından bu alandaki ayakta kalmış ve onarılmış
madenler ile tesisleri, yerleşimleri ve diğer yapıları
madenciliğin sosyokültürel kalıtımını hem yöre
halkına hem de dışarıdan gelecek yerli ya da yabancı
ziyaretçilere göstermek ve tanıtmak amacıyla çok çeşitli
Şekil 7. Sırasıyla, Camborne yerleşimi, Bir maden lordu malikânesi
Camborne Maden Okulu ve metodist şapeli
7 https://www.cornishmining.org.uk/about/mining-in-cornwall-and-west-devon/mining-characters-and-society/mineral-lords
8 Türkcan, E., 1981, Teknolojinin Ekonomi Politiği, sf. 42.
9 https://www.cornishmining.org.uk/areas
44 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART
SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 45
MAKALE
ve alışılandan farklı etkinlikler düzenlenmektedir.
Bu etkinliklerin temelinde Cornwall madenciliğinin
öyküsünü anlatmak ve benimsetmek ile yörelerin
madencilikle bütünleşmiş sosyokültürel yapısını
tanıtmak vardır.
Madenciliğe yönelik toplumsal farkındalığı ve algıyı
artırmak amacıyla yörede bulunan DML kapsamındaki
maden ocakları ve tesislerini tanıtan gezi turları
düzenlenir. Ziyaretçiler maden yakınındaki yerleşimleri,
işçi evlerini, maden lordlarının malikânelerini ve kamu
yapılarını da maden turlarında görme şansını bulurlar.
Geçmişteki madenci patikaları, yürüme rotaları
oluşturularak doğa gezileri yapılır duruma getirilmiştir.
Temel olarak bütün kültürel varlıklar, hemen her kentte
müze ya da turistik ziyaret amacıyla değerlendirilmiştir.
Camborne sahasındaki Kral Edward Madeni Müzesinde,
ziyaretçilere, yöredeki kapanmış madenlerden
toplanmış madencilik aletleri ve makineleri çalışır
durumda gösterilir. Müze, günümüzde bağışlar ve
gönüllüler ile ayakta durmaktadır. Müze, haftanın üç
gününü okul gruplarına, öncelikli olarak ilkokullara
ayırır. Gruba önce, madencilik hakkında sınıfta ders
verilir. Madenin çalışmasına ilişkin işliklerde, on
beşer kişiden oluşan 2 takıma bölünerek mineralleri ve
kayaları tanımaktan maden makinelerini öğrenmeye
dek yaşlarına uygun bir dizi etkinlik düzenlenir.
Şekil 8. Kral Edward Madeni Müzesi
Buradaki DML maden sahalarında, her yaştaki yöre
insanlarına ve ziyaretçilere yönelik çeşitli sosyal
etkinlikler düzenlenir. Özellikle çocuklara yönelik
iletişim kanalları olmadan, en azıyla yetinerek ve
alışılmış öğretim yaklaşımları ile bağlamını değiştirerek
eğitim ve yerinde erişim programı uygulanır. Çocuklara
madenciliği tanıtmak ve öğretmek amacıyla kitaplar
dağıtılır, masa oyunları ve şarkılar öğretilir.
Yöre insanlarına, toplumsal yerinde erişim yoluyla
kültürel miraslarını anımsatma ve onurlandırma
fırsatları yaratılır. Cornwall madenciliği konusunda
toplumsal eğitim ve algının kazandırılması amacıyla
yörede, madenciliği ve madencilerin yaşantısını konu
alan farklı dramalar da sahneye konur.
Şekil 9. Boden, D., Cornish Mining World Heritage
46 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART
KADIN MADENCİLER
KADIN MADENCİLER
Taşlara olan ilgim daha çocukken her gittiğimiz geziden
bir avuç taş toplayarak gelmemle, kendi koleksiyonumu
kurmamla başlamıştı. Her taşın rengi beni heyecanlandırıyor,
nereden geldiklerini öğrenmeye çalışıyordum.
2004 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Mühendisliğini
kazandığımda, ailemdeki ilk mühendis
olma heyecanını taşıyordum.
Yıl 2007. Flotasyon laboratuvarında bakır, kurşun çinko
selektif sülfür flotasyonu yapıyoruz. Hücrenin üzerinde
biriken köpükler, yüzeye taşınan rengârenk mineraller
ve renklerin akışı… Bugün geriye dönüp baktığımda
şunu net görüyorum: Ben o gün sadece bir prosesi izlemiyordum,
farkında olmadan kendi mesleki yolculuğumun
ilk adımını atıyordum. Zamanla metalürjiye olan
ilgim bir merakın ötesine geçerek akademik bir yön kazandı.
Bu doğrultuda, plastiklerin birbirinden ayrılmasında
flotasyon tekniğinin kullanımını konu alan lisans
tez çalışmam 2009 PAGEV Plastik Teknoloji Ödülleri
kapsamında öğrenci kategorisinde ödüle layık görüldü.
Bilim, saha
ve göç: Bir
mühendislik
yolculuğu
Dr. Unzile Yenial Arslan
Maden Mühendisi, Araştırmacı
Julius Kruttschnitt Mineral
Research Centre (JKMRC)
2010 yılında İTÜ’de akademik hayata adım attım.
2012’de İTÜ Maden Fakültesi Cevher Hazırlama Mühendisliği
bölümünde doktora eğitimime başladım. Bu
süre zarfında onlarca konferans ve kongreye katılıp çalışmalarımı
sunma imkânı buldum. Katıldığım onlarca konferans
arasında, 2012 yılında Yurt Madenciliğini Geliştirme
Vakfı ile Hindistan’ın Yeni Delhi şehrine yaptığımız
yolculuk ve orada gerçekleştirdiğim sunum, kariyerimin
en unutulmaz deneyimlerinden biri olarak hafızamda yer
etti. O gün, yaptığımız araştırmaların yalnızca laboratuvarla
sınırlı olmadığını, dünya çapında bir bilimsel tartışmanın
parçası olduğunu daha net fark ettim.
2015 yılında doktora araştırmalarımı sürdürmek üzere
TÜBİTAK’ın yurt dışı doktora araştırma burs programıyla
Roma’ya gittiğimde bunun sıradan bir akademik
adım olmadığını biliyordum. Roma bir şehirden çok bir
eşikti. Yabancı bir dil, farklı bir kültür, yeni bir akademik
çevre… Artık yalnızca İngilizce bilmek yetmiyor,
İtalyanca öğreniyordum. Gündüzleri laboratuvarda çalı-
Akademiden endüstriye
2018 yılında İTÜ’de doktora derecemi tamamladıktan
sonra akademiden endüstriye geçerek Acacia Bakır Madeninde
Kıdemli Metalurji Mühendisi olarak çalışmaya
başladım. Bu madenin inşaat aşamasında projeye dahil
oldum ve tesisin devreye alınma sürecine yakından tanıklık
ettim. İşletmenin üretime geçmesiyle birlikte,
sahadan ilk 100.000 ton konsantrenin sevkiyatına kadar
uzanan operasyonel sürecin bir parçası olma fırsatı elde
ettim. Bu deneyim, bir maden projesinin inşaat aşamasından
üretim ve ürün sevkiyatına kadar olan kritik geçiş
dönemini yakından deneyimlememi sağladı.
Sahada olmak, laboratuvarda öğrendiklerimi gerçek
cevher ve üretim koşullarıyla sınamak demekti. Laboratuvarda
kontrollü ve tekrarlanabilir deney ortamına alışmışken
sahada değişkenlik temel gerçekti. Cevher her
gün aynı davranmıyordu. Tenör değişiyor, mineralojik
yapı farklılaşıyor, ekipman performansı üretimi doğrudan
etkiliyordu. Operasyonel baskılar, üretim hedefleri
ve zaman kısıtı altında doğru ve hızlı karar almak gerekiyordu.
Akademide detay ve mükemmeliyetçilik öğrenmiştim.
Sahada ise hızlı düşünmeyi ve karar almayı
öğrendim. Proses parametrelerini optimize etmek, verimi
artırmak ve kayıpları azaltmak günlük sorumluluklarım
arasındaydı. Ancak iş yalnızca teknik analizle sınırlı
değildi. Sahada mühendislik aynı zamanda koordinasyon
ve iletişim demektir. Bakım ekipleriyle, operatörlerle
ve yönetimle sürekli temas hâlindeydim. Bir kararın
sahadaki yansımasını görmek, teknik bilginin pratiğe
nasıl dönüştüğünü doğrudan deneyimlemek büyük bir
öğrenme alanıydı. Her vardiya bir planlama ve problem
çözme pratiğiydi. Bazen ani arızalar, bazen beklenmedik
performans düşüşleri, bazen de üretim baskısı altında
hızlı aksiyon alma gerekliliği… Bu ortam bana analitik
düşünmenin yanında stres yönetimini de öğretti.
Acacia Bakır İşletmelerindeki deneyimim benim için
son derece değerliydi. Bu süreçte endüstri ölçeğinde
testler gerçekleştirme fırsatı buldum. Ekibimle birlikte
şıyor, akşamları dil kursuna gidiyordum. Roma’da yalnızca
araştırma yapmadım. Orada mühendisliğin beni
şekillendirmeye başladığını fark ettim. Analitik düşünce
disiplinim güçlendi, kültürel adaptasyon kabiliyetim arttı,
farklı ülkelerden araştırmacılarla çalışırken bilginin
gerçekten evrensel olduğunu gördüm. Akademik kariyer
yalnızca uzmanlaşmak değil, dünyanın kapılarını açan
bir anahtar taşımaktır.
işaretli bilya testlerinden kolektör, köpürtücü ve flokülant
denemelerine, EH sensörlerinin yerleştirilmesi ve
performanslarının değerlendirilmesine kadar pek çok
farklı çalışma yürüttük. Bu çalışmalar sayesinde hem
proses optimizasyonu hem de saha uygulamaları konusunda
önemli tecrübeler edindim.
Çoğu kişi sahada kadın olmanın zorluklarından söz eder.
Ben ise Acacia’daki deneyimimde güçlü bir ekip ve benim
gibi birçok kadın mühendisle birlikte çalıştım. Profesyonellik
ve karşılıklı saygı günlük işleyişin temeliydi.
Operatörlerle kurulan açık iletişim ve sahada birlikte
geçirilen uzun saatler güvenin doğal şekilde oluşmasını
sağladı. Sahada kabul görmek yalnızca bilgiyle değil
tutarlılıkla, kararlılıkla ve sorumluluk almaktan kaçınmamayla
mümkündür. Bir problem çıktığında çözümün
parçası olmak, gerektiğinde inisiyatif almak ve alınan
kararın arkasında durmak liderliğin en temel göstergesidir.
Bu süreçte şunu fark ettim: Liderlik her zaman bir
pozisyon değildir; çoğu zaman bir davranış biçimidir.
Ekibin içinde güven veren kişi olmak, kriz anında dengeyi
koruyabilmek ve teknik veriyi doğru yorumlayarak
yön gösterebilmek gerçek liderliktir.
48 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART
SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 49
KADIN MADENCİLER
KADIN MADENCİLER
Kastamonu’dan Avustralya’ya
Avustralya, lise yıllarımdan beri gitmeyi hayal ettiğim
bir ülkeydi ve artık önümde gerçek bir fırsat vardı. Ancak
yıllarca emek verdiğiniz bir kariyeri, kurduğunuz çevreyi
ve alıştığınız düzeni geride bırakmak kolay değildir.
Göç yalnızca fiziksel bir yer değişikliği değil, kimliğin
yeniden inşasıdır. Yeni bir ülkede yeniden başlamak,
kendinizi yeniden anlatmak, yeniden güven kazanmak
ve yeniden üretmek demektir. Bir anlamda, yıllarca inşa
ettiğiniz profesyonel kimliği yeniden kurarsınız.
Bugün hâlâ çalıştığım bu pozisyonda, Sustainable Minerals
Institute çatısı altında yürütülen endüstri destekli
İri Tane Flotasyonu Araştırma Programında (CPR) hem
program başkan yardımcısı hem de proje yürütücüsü
olarak görev alıyorum. Bu program, madencilik sektörünün
ihtiyaç duyduğu ileri flotasyon teknolojilerini geliştirmek,
iri taneli cevherlerin yüzey kimyası ve proses
davranışını derinlemesine anlamak ve bunları pratik çözümlere
dönüştürmek üzere akademi ile endüstriyi bir
Sahada çalışmak bana ayrıca verimlilik perspektifi kazandırdı.
Günlük üretim ve bakım stresinin ötesinde
benim odağım sürecin nasıl daha iyi çalışabileceği sorusuydu.
Kaynak verimliliği, enerji kullanımı ve proses
optimizasyonu üzerine düşünmek kendi sınırlarımı fark
etmemi sağladı. Bu farkındalık, akademik arka planımı
daha ileri taşımak ve doktora sonrası araştırmalara yönelmek
istememin temel nedenlerinden biri oldu. Kendimi
daha da geliştirmek için doktora sonrası yurt dışı
araştırma pozisyonlarına başvurmaya başladım.
Yıl 2020’ydi ve pandemi gerçeğiyle karşı karşıyaydık.
Kabul aldığım birçok yere küresel seyahat ve vize kısıtlamaları
nedeniyle gidemiyordum. Tam bu belirsizlik
içinde, bugün hâlâ çalışmakta olduğum UQ Sustainable
Minerals Institute – Julius Kruttschnitt Mineral Research
Centre’da (JKMRC) çalışmak üzere kabul aldım.
Bu kabul yalnızca akademik bir başarı değildi; küresel
bir pandemi krizinin ortasında açılan nadir fırsatlardan
biriydi. Devlet destekli bir projede görev alacağım için
özel izinle seyahat edebilme imkânım oldu.
Böylece 2021 yılında hayatımın en büyük kararlarından
birini verdim: Göç etmek.
araya getiriyor. Bu rol, akademik merakımı doğrudan
endüstrinin gerçek ihtiyaçlarıyla bağdaştırırken flotasyonun
sınırlarını zorlayan uygulamalı araştırmalar yürütme
fırsatı veriyor. Üniversite–endüstri iş birliklerini
güçlendiren yapısıyla öne çıkan bu araştırma programı,
Queensland Üniversitesinin 2022 Araştırma Ortaklıkları
ve Bilginin Uygulamaya Aktarımı Ödülleri kapsamında
Yenilikçi Ortaklıklar Ödülüne layık görülmüştür. Program
2020 yılında başlatılmış olup 2030 yılına kadar devam
etmesi planlanmaktadır.
Buna ek olarak, sekiz farklı Avustralya üniversitesinin
ortaklığıyla yürütülen minerallerin çevre dostu ve verimli
bir şekilde zenginleştirilmesini hedefleyen ARC
Araştırma Merkezi (ARC Centre of Excellence for
Enabling Eco-Efficient Beneficiation of Minerals) bünyesinde
yürüttüğüm çalışmalar kapsamında, flotasyon
alanında çalışan lisansüstü öğrencilere flotasyon deneylerinin
pratik uygulamalarına yönelik eğitimler verdim
ve deneysel çalışmaların planlanması ile yürütülmesine
aktif katkı sağladım. Bu süreç, araştırma faaliyetlerine
doğrudan katkı sunmamın yanı sıra uluslararası bir akademik
ortamda bilgi ve deneyim paylaşımında bulunma
fırsatı sağlayan değerli bir akademik deneyim oldu.
Ayrıca, sahada uygulanan jeofizik yöntemleri laboratuvara
adapte ederek minerallerin elektriksel iletkenlik
(conductivity) ve yüklenebilirlik (chargeability) özelliklerinin
flotasyon performansı, sülfürlerin kendiliğinden
yanabilmesi ve yüzey kimyası davranışı üzerindeki etkisini
araştırıyorum. Bu kapsamda mineralin elektriksel
özellikleri ile reaktif etkileşimi, yüzey oksidasyonu ve
flotasyon kinetiği arasındaki olası korelasyonları araştırıyor,
jeofizik ölçümlerin proses performansını öngörmede
kullanılabilirliği üzerine çalışmalar yapıyorum.
Akademik araştırmaların sahadaki karşılığını daha yakından
gözlemleyebilmek amacıyla birlikte çalıştığımız
birçok endüstri partnerinin Avustralya’daki operasyonlarını
yerinde ziyaret etme ve tesislerini inceleme fırsatı
buldum. Bu ziyaretler laboratuvar ortamında yürüttüğümüz
çalışmaların endüstriyel ölçekte nasıl uygulandığını
görmem açısından son derece öğretici oldu. Aynı
zamanda bu süreç uzun zamandır görmeyi hayal ettiğim
Mount Isa bakır işletmelerini kapanmadan önce görme
fırsatı sağladı.
Dolayısıyla, bu pozisyon hem saha deneyimimi hem de
akademik bilgi birikimimi bir arada kullanmamı gerektiren
önemli bir çalışma deneyimi sundu. Yıllar önce sahada
aklıma takılan sorulara bu kez bilimsel bir zeminde
yanıt arama imkânı buldum. O dönemlerde üretim baskısı
altında, cevherin neden beklediğimiz gibi davranmadığını
ve yaşanan üretim kayıplarının arkasındaki
nedenleri anlamaya çalışıyordum. Sahada başlayan bu
merak, bugün araştırma laboratuvarlarında daha derin
ve sistematik bir sorgulamaya dönüştü. Benim için bu
süreç, mesleki bir devamlılığı ifade ediyor. Yıllar önce
üretim hattında sorduğum soruların peşini bırakmadım;
bugün ise aynı soruları bilimsel yöntemlerle anlamaya
ve başkalarına da aktarabilmeye çalışıyorum. Belki de
bu yolculuğun en anlamlı tarafı bu: Sorularımın yıllar
sonra bambaşka bir kıtada cevap bulması.
Bugün geriye baktığımda laboratuvardaki flotasyon
deneylerinden başlayan yolculuğun beni yalnızca bir
maden mühendisi yapmadığını görüyorum. Akademik
sabır, sahadaki sorumluluk, uluslararası deneyim, kadın
olarak profesyonel kimliğimi inşa etme kararlılığı ve
göç ederek yeniden başlama cesareti… Hepsi aynı bütünün
parçalarıydı.
Mühendislik benim için yalnızca bir meslek olmadı;
dünyayı anlamanın ve sorgulamanın bir yolu oldu.
Problemlere bakışımı, belirsizlikle ilişkimi ve karar
alma biçimimi şekillendirdi. Bu bakış açısının temeli
İTÜ’de atıldı. Orada yalnızca teknik bilgi değil, düşünme
disiplini kazandım. Bugün anlıyorum ki üniversite
tercihi yalnızca bir eğitim kararı değildir. İnsanın nasıl
düşüneceğini, nasıl sorular soracağını ve hangi yoldan
yürüyeceğini belirleyen ilk adımdır. Ve bazen bir adım,
insanı kıtalar aşan bir yolculuğa çıkarır.
50 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART
SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 51
MAKALE
MAKALE
Ağır metallerle
kirlenmiş
alanların bitki
yetiştirilerek
temizlenmesine
yönelik bazı
çalışmalar
Prof.Dr. Hatice Dağhan
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi,
Ziraat Fakültesi, Toprak Bilimi ve Bitki
Besleme Bölümü
Ağır metaller
Ağır metaller atom kütlesi yüksek olan elementlerdir.
Ağır metal terimi, yoğunluğu 5 g/cm³’ten daha yüksek
olan metaller veya atom kütlesi 50 ve daha büyük olan
elementler için kullanılır (Duffus, 2002). Şekil 1’de periyodik
tabloda yer alan ağır metaller ve yarı metaller
gösterilmektedir (Ali ve Khan 2018). Bu metallerden
demir (Fe), çinko (Zn), bakır (Cu), mangan (Mn) gibi
elementler canlılar için iz miktarda gereklidir ve iz elementler
veya mikrobesin elementleri olarak da bilinirler.
Örneğin, Fe anemiyi önler ve Zn ise 100’ün üzerinde
enzim reaksiyonlarında kofaktör olarak yer alır. Ancak
bu metaller yüksek konsantrasyonlarda canlılarda toksik
etki gösterebilir. Diğer ağır metaller (kadmiyum (Cd),
kurşun (Pb), krom (Cr), kobalt (Co), cıva (Hg) vd.) ise
biyolojik işlevlere sahip değildirler ve çok düşük dozlarda
bile canlı dokularda hasara neden olabilirler (Dağhan,
2011).
Ağır metaller, endüstriyel faaliyetler, madencilik ve tarımsal
uygulamalar gibi antropojenik kaynaklı süreçler
sonucunda hava, su ve toprak kirliliğine neden olmaktadır
(Şekil 2). Bu metaller doğada biyolojik olarak parçalanamadıkları
için en tehlikeli inorganik kirleticiler
arasında yer alırlar ve çevrede birikerek hem ekosistem
hem de insan sağlığı açısından ciddi risk oluştururlar.
Kirlenmiş su tüketiminin yanı sıra, bitkisel ve hayvansal
gıdalarla besin zincirine dâhil olan ağır metallerin insan
vücuduna alınması sonucunda böbrek ve karaciğer yetmezliği,
kanser oluşumu ve nörolojik fonksiyon bozuklukları
gibi ciddi sağlık sorunlarına neden olabilmektedir.
Örneğin, Cd en toksik ağır metallerden biridir. Japonya’nın
Toyama bölgesinde maden atıkları uzun yıllar boyunca
Jinzu Nehri havzasında atılmıştır. Kirlenen nehir
suları ile tarım alanları sulanmıştır. Bölge insanı hasat ettiği
pirinç ve nehir suyunu tüketerek Cd’ye yüksek düzeyde
maruz kalmıştır. Bunun sonucunda, ‘Itai-Itai’ adı verilen
ve şiddetli kemik ağrıları, böbrek ve karaciğer hasarlarına
neden olan hastalık ortaya çıkmıştır. Bu olay, Cd zehirlenmesine
bağlı tanımlanan ilk vakadır (Dağhan, 2011).
Ağır metal Ana kaynak İnsan sağlığına etkisi
Kadmiyum (Cd)
Kurşun (Pb)
Çinko (Zn)
Arsenik (As)
Bakır (Cu)
Kaynak, elektro kaplama, pestisit,
gübreler, Cd ve Ni piller,
İlerleyen yıllarda insanlarda görülen diğer ağır metallerin
kaynakları, bunların insan sağlığına etkileri ve vücutta
izin verilebilir sınır değerleri (Tablo 1) tespit edilerek
tanımlanmıştır (Sarangi, 2025).
Şekil 2: Ağır metallerin besin zincirine katılımı ve
etki ettikleri canlı grupları
Tablo 1. Ağır metaller ve insan vücudunda izin verilebilir sınır değerleri
Boya, pestisit, araç egsoz
emisyonu, maden, kömür
yakılması,
Rafineriler, metal kaplama, su
tesisatı, madencilik
Pestisitler, metal eritme ve cevher
ergitme tesisleri
Madencilik, pestisit üretimi, kimya
endüstrisi vd.
Akciğer kanseri, yüksek tansiyon, böbrek,
hasarı, bronşit, kemik iliği zararı, kanser
Bebek ve çocuklarda fiziksel ve mental gelişim
geriliği, nörolojik bozukluklar. Yetişkinlerde
böbrek problemleri, hipertansiyon vb.
Çinko dumanları cilt üzerinde aşındırıcı etkiye
sahiptir, sinir zarında hasara neden olur
İzin verilebilir
sınır (mg/L)
0,06
0,1
Bronşit, zehirlenme, dermatit 0,02
Anemi, karaciğer ve böbrek hasarı, mide ve
bağırsak tahrişi
Krom (Cr) Madenler, mineral kaynakları Sinir sisteminde hasar, yorgunluk, sinirlilik 0,05
15
0,1
Şekil 1. Periyodik cetvelde
yer alan ağır metaller ve yarı
metaller (Ali ve Khan, 2018).
Ağır metalle kirlenmiş toprakların temizlenme yöntemleri
Toprak ve su gibi doğal ortamlarda toksik seviyelere
ulaşan ağır metallerin uzaklaştırılması ve bu alanların
etkili ve sürdürülebilir yöntemlerle temizlenmesi günümüzde
zorunlu hale gelmiştir. Bu amaçla fiziksel, kimyasal
ve fitoremediasyon yöntemleri kullanılmaktadır
(Dağhan, 2007). Bu yöntemler arasında en ekonomik
ve çevre dostu yaklaşım ise fitoremediasyondur. Fitoremediasyon,
bitki yetiştirilerek kirlenmiş alanların kirleticilerden
(ağır metaller, pestisitler, radyoaktif atıklar,
petrol atıkları vb.) temizlenmesi yöntemidir. Bu yöntem,
fitoekstraksiyon (bitkisel özütleme), fitostabilizasyon
(bitkisel sabitleme) ve rizofiltrasyon (köklerle süzme)
olmak üzere üç ana gruba ayrılır (Şekil 3).
Fitoremediasyon yöntemi düşük maliyetli olmasının
yanı sıra geniş alanlara uygulanabilir, çevre dostu ve
erozyonu azaltma özellikleri ile avantajlıdır. Ayrıca, diğer
fiziksel ve kimyasal yöntemlere göre daha estetik ve
sürdürülebilir bir yaklaşımdır. Diğer yandan yöntemin
zayıf yönleri arasında, sürecin yavaş ilerlemesi ve bazı
52 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART
SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 53
MAKALE
MAKALE
Şekil 3: Fitoremediasyon yöntemleri
toprak (pH, tuzluluk, tekstür, ağır metal konsantrasyonu
vd.) ve iklim özelliklerinin bitki yetiştirilmesini kısıtlaması
yer almaktadır. Bitkilerin metal biriktirme kapasitesinin
düşük olması da önemli bir sınırlayıcı faktördür
(Dağhan, 2007).
Doğada, normal bitkilere göre belirli metalleri 100
kat daha fazla (kuru ağırlık esasına göre >%0,01 Cd,
%0,1’den fazla Pb, Cr, Co ve Ni, %1 Zn ve Mn) biriktirebilen
bitkiler vardır. Bu bitkiler hiperakümülatör bitki
olarak adlandırılır ve yaklaşık 450 türü bulunmaktadır
(Dağhan, 2007; Güneş ve Bozkurt, 2021). Örneğin,
Thlaspi caerulescens (Çobandağarcığı), yeşil aksamında
yüksek konsantrasyonlarda (1800 ppm Cd ve 51600
Fitoremediasyon yöntemi kullanılarak yapılan bazı çalışmalar
Ağır metallerle kirlenmiş toprakların fitoremediasyon
yöntemi uygulanarak temizlenmesi konusunda son yıllarda
yapılan araştırmalar yoğunlaşmıştır. Yapılan çalışmalarda
bitkilerin ağır metal biriktirme potansiyelleri
gen aktarımı, nanopartikül, nanozeolit, organik ve inorganik
şelatların kullanımı ve bazı kimyasal uygulamalarla
artırılmaya çalışılmıştır. Bu çalışmalardan bazılarına
aşağıda yer verilmiştir.
Metallotiyonin (MT) geninin farklı bitkilere aktarılmasıyla
bitkilerin ağır metal toleransı artmıştır. Ancak çalışmalar,
MT geni aktarılan bitkilerde metal alımının her
zaman artmadığını; bazı transgenik bitkilerin ise kontrol
bitkilerine göre %60-70’e kadar daha fazla Cd biriktirdiğini
göstermektedir (Dağhan, 2004).
ppm Zn) ağır metal biriktirebilmektedir. Hiperakümülatör
bitkiler yüksek miktarda ağır metal biriktirme yeteneğine
sahip olsalar da, yavaş büyümeleri, az biyokütle
üretmeleri ve genellikle yalnızca belirli bir elementi
biriktirebilmeleri nedeniyle fitoremediasyon yönteminde
kullanımları sınırlıdır. Fitoremediasyon yönteminde
kullanılacak bitkilerin hızlı büyümesi, fazla biyokütle
üretmesi, derin köklü olması ve hasat edilebilir aksamında
yüksek oranda metal biriktirebilmesi ile kolay
hasat edilebilmesi gerekir (Dağhan, 2007). Gen mühendisliğindeki
gelişmeler sayesinde bu özellikleri taşıyan
transgenik bitkiler geliştirilmiştir.
Thlaspi Caerulescens (Çoban Dağarcığı)
Köleli ve ark. (2017), antropojenik faaliyetler sonucunda
çoklu metalle (Cd, Pb ve Zn) kirlenmiş toprakta yetiştirilen
Silene armenia bitkisinin fitoremediasyon kapasitesi
araştırılmıştır. Temiz toprak örneği, %0, %25,
%50, %75 ve %100 oranlarında çoklu metalle kirlenmiş
toprakla karıştırılmış ve bu karışımlardan her bir saksıya
8 kg doldurularak Silene armenia bitkisi 3 ay boyunca,
kontrollü koşullarda iklim odasında yetiştirilmiştir. Deneme
sonunda hasat edilen Silene armenia bitkisinin Cd,
Pb ve Zn alımının tüm çoklu metal dozlarında çarpıcı bir
şekilde değiştiği, %75 ve %100 çoklu metalle dozlarında
ise; bitki yetişmediği bildirilmiştir. Bitkilerdeki Cd,
Pb ve Zn konsantrasyonlarının, çoklu metal dozlarının
artmasıyla birlikte arttığı ve Silene armenia bitkisinin
sırayla, en fazla Zn > Cd > Pb biriktirdiği saptanmıştır.
Ancak tüm ağır metal konsantrasyonlarının hiperakümülatör
bitkilerin kritik toksisite seviyesinden (Cd:100-
Pb:1000 ve Zn:10000 mg/kg) daha düşük olduğu sonucuna
varılmıştır (Köleli ve ark., 2017). Silene armeria
tek bir ağır metal için hiperakümülatör bitki olmakla birlikte,
çoklu metal (Cd, Pb ve Zn) ile kirlenmiş toprağın
fitoekstraksiyonu için uygun olmadığı rapor edilmiştir.
Bir süs bitkisi olan Tagetes patulanın Ni fitoekstraksiyon
kapasitesi, artan dozlarda (0-5-10-20 ve 40 mg/L) Ni uygulanmış
su kültürü ortamında araştırılmıştır. Bitkilerin
yeşil aksam ve köklerinde en yüksek Ni konsantrasyonu
(sırasıyla 2247 mg/kg ve 7790 mg/kg) 40 mg/L Ni
dozunda belirlenirken, yeşil aksamda solma ve köklerde
zayıf gelişim belirtileri gözlenmiştir. Ayrıca, 20 ve 40
mg/L Ni dozlarında, Tagetes patula’nın yeşil aksamında
hiperakümülatör bitkilerin kritik toksisite seviyesinden
(> 1000 mg Ni/kg) yaklaşık 2,2 kat fazla Ni birikmiş
olduğu saptanmıştır (Dağhan, 2016).
Olumsuz çevre koşullarına dayanıklı ve yüksek biyokütleye
sahip olan aspir (Carthamus tinctorius L.) bitkisi
artan dozlarda (0, 5, 10, 20 mg/L) Cd içeren su kültürü
ortamında 15 gün süreyle yetiştirilmiştir. Kontrol uygulamalarına
kıyasla, Cd maruziyeti ile bitkinin yeşil aksam
ve kök kuru maddesi azalırken Cd konsantrasyonları
artmıştır. Aspir bitkisi, hiperakümülasyon değerinin
(>100 mg/kg Cd) yaklaşık olarak 2,5 katı (252 mg/kg
Cd) biriktirerek fitoremediasyon yöntemi için ideal bir
bitki olabileceği sonucuna ulaşılmıştır (Dağhan, 2018).
Bir başka çalışmada, artan dozlarda nanozeolit uygulanmasının
çoklu metallerle (Cd, Pb ve Zn) kirlenmiş toprakta
yetiştirilen aspir bitkisinin ağır metal alımı üzerine
etkileri araştırılmıştır. Bu amaçla, çoklu metalle kirlenmiş
toprak, kirlenmemiş toprak ile %0, %25, %50, %75
ve %100 oranında karıştırılmış ve bu karışımlara da artan
oranlarda (%0-5-10-20) nanozeolit ilave edilmiştir.
Çoklu metal ve nanozeolit içeren saksılarda bitkiler 3 ay
boyunca yetiştirilmiştir. Nanozeolit uygulanmamış saksılarda
artan oranlarda ağır metal uygulaması ile (%25-
52-75 ve 100) bitkilerin Zn, Cd ve Pb alımında büyük
bir artış gözlenmiştir. Ancak nanozeolit uygulaması ile
hem kontrol hem de artan oranlarda çoklu metal içeren
topraklarda yetişen bitkilerin Zn, Cd ve Pb konsantrasyonları
kontrole göre ciddi oranda bir azalma göstermiştir.
Sonuçlar nano zeolit uygulamasının ağır metallerle
kirlenmiş tarım topraklarında kullanılması ile bitkilerin
ağır metal alımını azaltarak gıda zincirinde oluşabilecek
tehlikelerin önlenebileceğini göstermiştir (Ergün ve
ark., 2016)
Sağlam ve ark. (2021), Artvin Eti Murgul Bakır (Cu) madeni
pasa döküm sahasında yürüttükleri bir çalışmada 4
farklı alanda çok yıllık bitkileri (kavak (Populus tremula
L.) ve huş (Betula pendula)) 1 yıl ve tek yıllık [ayçiçeği
(Helianthus annuus) ve Hint yağı (Ricinus communis)]
bitkileri ise 16 hafta süre ile yetiştirmişlerdir (Şekil 3).
Araştırmacılar dört alanda da ekim-dikim öncesi toprakta
belirlenen ağır metal (Cu, Zn ve Pb) konsantrasyonlarının
hasattan sonra azaldığını saptamışlardır. Birçok
bitki, bünyesinde yalnızca bir ağır metali akümüle ederken,
denemede kullanılan ağaç ve yıllık bitkilerin her üç
(Cu, Zn ve Pb) metalide bünyelerinde biriktirebildiklerini,
ancak bu metal konsantrasyonlarının hiperakümülasyon
değerlerine (Cu ve Pb için 1000 mg/kg ve Zn için 10
000 mg/kg) ulaşamadıkları bildirilmiştir. Bitkilerin ağır
metal birikim sıralamasının kavak > huş > ayçiçeği >
hint yağı şeklinde olduğu belirlenmiştir.
Şekil 4: Maden deneme alanı
54 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART
SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 55
MAKALE
Sonuç ve öneriler
Genetik mühendisliği uygulamaları ve rizosfer mikroorganizmalarının kullanımıyla, bitkilerin metal alım kapasitelerini
artırmaya yönelik güncel çalışmalar yürütülmektedir. Ayrıca, temizleme etkinliğini artırmak amacıyla
şelat ve humik asit gibi kimyasal düzenleyicilerin etkileri de araştırılmaktadır. Bu araştırmalar, fitoremediasyonun
ağır metal kirliliğiyle mücadelede sürdürülebilir ve uygulanabilir bir çözüm sunduğunu göstermektedir. Ancak
yöntemin başarısı, toprak özellikleri, metal türü, bitki seçimi ve çevresel koşullar gibi faktörlere bağlı olarak
değişkenlik göstermektedir. Bu nedenle, sahaya özgü koşulların dikkate alındığı, uzun vadeli ve çok disiplinli
çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Fitoremediasyon yöntemi diğer yöntemlere göre daha ucuz, geniş alanlara uygulanabilen, estetik olarak çevreyi
güzelleştiren, çevre dostu bir yöntemdir. Bu yöntemde yetiştirilen bitkiler su ve rüzgâr erozyonunu azaltarak
kirlenmiş toprakların taşınmasını önlerler. Gelecekte hiperakümülatör türlerin belirlenmesi, genetik çalışmalarla
bitkilerin ağır metal toleransının artırılması ve uygun şelatlar (fitoşelatinler, organik asitler, sentetik EDTA, DTPA,
vb.) kullanılarak artırılmalıdır. Başarılı bir fitoremediasyon için bilim dalları arasında iş birliği sağlanmalıdır.
Kaynaklar
• Ali, H., and Khan, E. (2018). What are heavy metals?
Long-standing controversy over the scientific
use of the term ‘heavy metals’–proposal of a comprehensive
definition. Toxicological & Environmental
Chemistry, 100(1), 6-19.
• Daghan, H. (2004). Phytoextraction of heavy metal
from contaminated soils using genetically modified
plants. RWTH Aachen, Fakultät für Mathematik,
Informatik und Naturwissenschaften, Institut für
Umweltforschung (Biology V), Doktorarbeit, Aachen,
Germany.
• Dağhan, H. (2007). Fitoremediasyon: bitki kullanılarak
kirlenmiş alanların temizlenmesi. GAP V. Tarım
Kongresi Bildiri Kitabı, 362-367.
• Dağhan, H. (2011). Doğal kaynaklarda ağır metal kirliliğinin
insan sağlığı üzerine etkileri. Mustafa Kemal
Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi, 16(2), 15-25.
• Dağhan H. (2016). Nickel Phytoextraction Potential
of Tagetes Patula. 1st International Black Sea
Congress on Environmental Sciences (1st IBCESS),
Giresun, 1 (1), 22-22.
• Dağhan H. (2018). Aspir (Carthamus tinctorius L.)
Bitkisinin Kadmiyum Fitoremediasyon Kapasitesinin
Araştırılması. III. Ulusal Uygulamalı Biyolojik
Bilimler Kongresi, 03-05 Mayıs 2018, Eskişehir.
• Duffus, J. H. 2002. “Heavy Metals” – a Meaningless
Term? (IUPAC Technical Report).” Pure and
Applied Chemistry 74 (5): 793–807. doi:10.1351/
pac200274050793.
• Ergün H. C., Doğaroğlu Z. G., Köleli N., Dağhan H.
(2016). Artan Dozlarda Nanozeolit Uygulamalarının
Multi Metallerle (Zn, Cd ve Pb) Kirlenmiş Topraklarda
Yetiştirilen Aspir Bitkisinin Ağır Metal Alımına Etkileri.
7. Ulusal Bitki Besleme ve Gübre Kongresi, Adana.
• Güneş, F., & Bozkurt, S. (2021). Bazı hiperakümülatör
bitkiler ve özellikleri. Türk Bilimsel Derlemeler
Dergisi, 14(1), 67-90.
• Köleli N., Daghan H., Dogaroglu Z. G., Kurt M.
A., Yıldırım D. (2017). Phytoremediation capacity
of Silene armenia grown on soil contaminated with
Cd, Pb, and Zn. 3rd International Congress on Environmental
Research and Technology (ICERAT),
(Özet Bildiri/Sözlü Sunum) 08-12 November, Belgrad,
Serbia.
• Sağlam B., Dağhan H., Tüfekçioğlu A. (2021). Ağır
Metal İyonlarıyla Kirlenmiş Maden Yatağı ve Yakın
Çevresindeki Toprakların Fitoremediasyon Yöntemiyle
Kirliliklerinin Giderilmesinin Araştırılması.
TÜBİTAK 1505 - Üniversite-Sanayi İşbirliği Destek
Programı.
• Sarangi D. (2025). Heavy metals and living system.
https://www.slideshare.net/slideshow/heavymetals-living-system-ppt/51049284
(Erişim Tarihi: 12 Aralık
2025)
56 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART
DÜNYADAN HABERLER
DÜNYADAN HABERLER
Kritik minerallerde küresel tedarik
zinciri yeniden şekilleniyor
Ümit Dertli
Sektörmaden Dergisi Editörü
Enerji dönüşümü ve dijital teknolojilerdeki büyüme,
kritik minerallere olan talebi hızla artırıyor. Uluslararası
Enerji Ajansı’nın (IEA) 2025 tarihli Critical Minerals
Outlook raporuna göre, elektrikli araçlar ve enerji depolama
sistemleri nedeniyle lityum talebinin 2030’a kadar
yaklaşık 8 kat, nikel talebinin 2–3 kat, nadir toprak
elementleri talebinin ise 3 kat artması bekleniyor. Aynı
raporda, temiz enerji teknolojilerinin toplam mineral talebindeki
payının 2040’a kadar %40’a yaklaşacağı belirtiliyor.
Bu artış, üretimden işleme kapasitesine, stoklamadan
uluslararası iş birliklerine kadar tedarik zincirinin
tüm aşamalarında yeni politika ve yatırım kararlarını
tetikliyor.
Uluslararası iş birlikleri ve tedarik
girişimleri
G7 ülkeleri öncülüğünde derinleşen Mineral Güvenlik
Ortaklığı (MSP), kritik mineraller pazarında tekelleşmeye
karşı stratejik bir “alıcılar kulübü” modelini hayata
geçiriyor. Üretimin belirli coğrafyalarda yoğunlaşmasından
kaynaklanan riskleri yönetmeyi hedefleyen bu
girişim, şeffaf ve dirençli alternatif arz koridorları inşa
etmeye odaklanıyor. MSP, sadece hammadde teminiyle
sınırlı kalmayıp, üye ülkeler arasında ortak finansman
ve yüksek çevresel standartları teşvik ederek küresel
enerji dönüşümünü “güvenilir tedarik ağları” üzerinden
güvence altına almayı amaçlıyor.
Öte yandan, ikili iş birlikleri de hem artıyor, hem derinleşiyor.
Reuters’in aktardığına göre, ABD ile Japonya
arasında imzalanan yeni anlaşma, batarya metallerinde
sadece tedarik değil, ortak proje finansmanı ve teknoloji
paylaşımını da kapsıyor.
Avrupa Komisyonu’nun verilerine göre AB, 2030 yılına
kadar kritik hammaddelerde yıllık tüketiminin en az
%10’unu yerli üretimden, %40’ını ise Avrupa içinde işleme
kapasitesinden karşılamayı hedefliyor. Bu kapsamda
Avustralya ile yapılan anlaşmalar, özellikle lityum
tedarikinde çeşitlendirme amacı taşıyor.
2026’nın ilk çeyreğinde kritik mineraller alanında farklı
coğrafyalarda yeni iş birliği anlaşmaları da yapıldı. Tacikistan
ile Birleşik Krallık arasında, kritik minerallerin çıkarılması
ve işlenmesini kapsayan mutabakat zaptı taslağı
Tacikistan tarafından onaylandı. Söz konusu girişimin,
üretimin sınırlı sayıda ülkede yoğunlaşmasından kaynaklanan
tedarik risklerini azaltmayı hedeflediği belirtiliyor.
Kanada ile Avustralya arasında ise kritik mineraller alanındaki
iş birliği yeni anlaşmalarla genişletildi. İki ülke
birlikte küresel lityum ve uranyum üretiminin yaklaşık
üçte birini, demir cevheri üretiminin ise %40’tan fazlasını
karşılıyor. Reuters’a göre Avustralya’nın 1,2 milyar
Avustralya doları tutarında kritik mineral stok programı
da devreye alındı.
Asya ve Latin Amerika hattında Hindistan ile Brezilya
arasında imzalanan anlaşma, demir cevheri tedarikini
güvence altına almayı hedefliyor. Brezilya’nın rezervleri,
Hindistan’ın artan çelik talebi açısından kritik önemde.
Brezilya aynı dönemde Güney Kore ile de kritik
mineraller ve teknoloji alanlarını kapsayan iş birliğini
genişletme kararı aldı; nadir toprak elementleri ve nikel
yatırımları bu kapsamda öne çıkıyor.
Avrupa Birliği’nin Vietnam ile imzaladığı Kapsamlı
Stratejik Ortaklık Anlaşması ise kritik hammaddeler ve
yarı iletkenler başta olmak üzere tedarik zincirlerinde ticaret
ve yatırımın artırılmasını hedefliyor (S&P Global).
Stoklama politikaları ve kamu
müdahalesi
Kritik minerallerde arz güvenliği endişeleri, devletlerin
doğrudan müdahalesini artırdı. ABD, 2026 yılı başında
Savunma Üretim Yasası kapsamında kritik mineraller
için milyarlarca dolarlık finansman programı başlattı.
Program, özellikle lityum, kobalt ve grafit projelerine
yatırım ve stok oluşturmayı içeriyor.
ABD Jeolojik Araştırmalar Kurumu (USGS) verilerine
göre, küresel kobalt üretiminin yaklaşık %70’inin
Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde, nadir toprak
elementleri üretiminin ise %60’tan fazlasının Çin’de
gerçekleşmesi, Batılı ekonomileri “ortak stoklama mekanizmaları”
geliştirmeye itiyor. Avrupa’da Almanya
ve Fransa’nın öncülüğünde geliştirilen ortak stoklama
mekanizmalarının, özellikle otomotiv ve enerji sektörlerinde
üretim sürekliliğini sağlamayı hedeflediği Reuters
tarafından aktarılıyor.
IEA verileri, lityum, nikel ve nadir toprak elementlerinin
enerji dönüşümünde kritik rolü nedeniyle stoklama politikalarında
öncelikli konumda olduğunu ortaya koyuyor.
İşleme kapasitesi, güvenlik ve yeni
kaynak arayışları
Batı’da rafinasyon atağı
Çin’in işleme kapasitesindeki %60-90 arasındaki dominansını
kırmak için ABD ve AB, 2026 yılı itibarıyla milyarlarca
dolarlık hibe ve teşvik paketlerini devreye aldı.
İşte öne çıkan bazı kritik projeler:
ABD (Nevada & North Carolina): Lithium Americas ve
Albemarle, sadece maden çıkarma değil, çıkarılan cevheri
batarya kalitesinde lityum karbonata dönüştürecek
entegre rafinasyon tesislerini 2026 sonunda tam kapasiteye
ulaştırmayı hedefliyor.
Avrupa (Fransa & Almanya): Eramet ve Suez ortaklığı,
Avrupa’nın en büyük “batarya geri dönüşüm ve siyah
kütle (black mass) işleme” merkezini devreye alarak,
Kritik minerallerde değer zincirinin en kritik halkalarından
biri işleme ve rafinasyon aşaması olmaya devam ediyor.
Engineering & Mining Journal’da yayınlanan verilere
göre, nadir toprak elementlerinde küresel rafinasyon
kapasitesinin %80’den fazlası Çin’de bulunuyor. Lityum
kimyasal işleme kapasitesinde bu oran %60’ın üzerinde.
Bu tabloya karşılık, ABD ve Avrupa’da yeni işleme yatırımları
hız kazandı. Avrupa Birliği Kritik Hammaddeler
Yasası (Critical Raw Materials Act) kapsamında,
2030’a kadar kritik minerallerde işleme kapasitesinin en
az %40’ının AB içinde gerçekleştirilmesi hedefleniyor.
Reuters’in aktardığına göre ABD Savunma Bakanlığı, 13
kritik mineral için yerli üretim kapasitesinin artırılmasını
talep etti. Özellikle Çin’in 2023 ve 2024 yıllarında gallium,
germanium, antimon ve grafit ihracatına getirdiği
kısıtlamalar, bu minerallerin “stratejik silah” olarak kullanımını
ve Batı’daki arz güvenliği arayışını tetikledi.
Öte yandan yeni kaynak arayışları da hız kazandı. Reuters’e
göre ABD yönetimi, Pasifik Okyanusu’nda nikel,
kobalt ve bakır içeren polimetalik nodüller için derin deniz
madenciliği izin süreçlerini hızlandırmaya yönelik
adımlar atıyor. Ancak Uluslararası Deniz Yatağı Otoritesi
(ISA), çevresel kaygılar ve ticari üretimi düzenleyecek
“Madencilik Yasası” (Mining Code) üzerindeki nihai çerçeveyi
henüz tamamlayabilmiş değil.
Dünya Bankası verileri, enerji dönüşümü hedeflerine
ulaşılabilmesi için yalnızca lityum üretiminin 2050’ye
kadar yaklaşık %500 artması gerektiğini ortaya koyuyor.
Bu durum, yeni kaynak arayışlarının ve yatırım ihtiyacının
büyüklüğünü somut biçimde gösteriyor.
rafinasyon ihtiyacının %15’ini döngüsel ekonomiden
karşılamayı planlıyor.
Avustralya (Kwinana): Dünyanın en büyük lityum hidroksit
tesislerinden biri olan Kwinana rafinerisi, kapasite
artırımıyla birlikte Asya dışındaki en büyük işleme
merkezi olma yolunda ilerliyor.
Stratejik Hedef: 2030 yılına gelindiğinde, küresel lityum
ve nadir toprak elementleri işleme kapasitesinde
Batı’nın payının %10’dan %35 seviyelerine çıkarılması
öngörülüyor.
Kaynaklar: Reuters, Bloomberg, mining.com, miningweekly, Engineering
& Mining Journal, AlCircle
58 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART
SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 59
DÜNYADAN HABERLER
DÜNYADAN HABERLER
İran’a yönelik savaş maden sektörünü de vuruyor
ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı ile başlayan savaş enerji
arzı ve lojistik hatlar üzerinden küresel madencilik, metal
ve gübre piyasalarında ölçülebilir etkiler yaratmaya
başladı. Özellikle Hürmüz Boğazı çevresindeki güvenlik
riskleri, hem hammadde sevkiyatlarını hem de enerji
ve kimyasal girdi maliyetlerini doğrudan etkileyen bir
unsur haline geldi. Genel tablo, İran merkezli jeopolitik
gelişmelerin madencilik ve bağlantılı sektörleri üç ana
kanaldan etkilediğini gösteriyor: enerji maliyetlerinde
artış, lojistik ve tedarik zinciri aksaklıkları ile metal ve
gübre piyasalarında arz kaynaklı fiyat hareketleri.
Küresel petrol ticaretinin yaklaşık %20’sinin geçtiği
stratejik bir hat olan Hürmüz Boğazından geçişlerin
aksaması petrol ve LNG fiyatlarında ani sıçramalara
neden olurken, madencilik sektöründe yakıt ve elektrik
maliyetlerini de yukarı çekti. Enerji giderlerinin toplam
operasyonel maliyet içindeki payının %20–30 seviyelerine
ulaştığı dikkate alındığında, özellikle açık ocak işletmeleri
ve uzun mesafeli cevher taşımacılığı üzerinde
doğrudan bir maliyet baskısı oluştuğu belirtiliyor.
Enerji maliyetlerindeki bu artış, metal piyasalarına da
sert yansıdı. Londra Metal Borsası (LME) verilerine
göre alüminyum fiyatları Mart 2026’da ton başına 3.500
doların üzerine çıkarak son dört yılın en yüksek seviyesine
ulaştı. Orta Doğu’nun küresel alüminyum üretimindeki
payı yaklaşık %9 seviyesinde bulunurken, bölgedeki
üretim aksaklıkları ve enerji arzı riskleri nedeniyle
yıllık 500–600 bin tonluk kapasitenin risk altında olduğu
ifade ediliyor.
Lojistik tarafında ise deniz taşımacılığı maliyetlerinde
artış ve savaş riski sigorta primlerindeki (war risk premiums)
sert yükseliş dikkat çekti. Alternatif güzergâhlara
Kaynak: Reuters, Financial Times,
Mining.com, Argus Media
yönelim sevkiyat sürelerini uzatırken, bu durum özellikle
Orta Doğu–Asya hattında hammadde ve metal ticaretinde
lojistik maliyet artışına yol açtı.
Metal fiyatlarında emtia bazında farklı yönlerde hareketler
gözleniyor. Financial Times verilerine göre savunma
ve ileri teknoloji uygulamalarında kullanılan stratejik
metallerde daha keskin artışlar yaşanıyor: tungsten fiyatları
kısa sürede yaklaşık %40, germanyum fiyatları
ise %10 civarında yükseldi.
Gübre piyasasında ise enerji ve doğal gaz fiyatlarındaki
artış belirleyici oldu. Azot bazlı gübrelerin üretiminde
temel girdi olan doğal gaz fiyatlarının yükselmesiyle birlikte,
Avrupa ve Orta Doğu’daki bazı üreticilerin kapasite
kullanım oranlarını düşürdüğü bildirildi. S&P Global
ve Argus verilerine göre, üre ve amonyak fiyatlarında
Mart ayı itibarıyla %10–20 aralığında artış kaydedildi.
Orta Doğu’nun amonyak ve üre ihracatında önemli bir
tedarikçi olması nedeniyle, bölgedeki sevkiyat risklerinin
küresel gübre arzını doğrudan etkileyebileceği ifade
ediliyor.
Madencilik sektöründe dolaylı bir etki de kimyasal girdiler
üzerinden hissediliyor. Sülfür ve amonyak gibi,
özellikle liç (leaching) süreçlerinde kullanılan kimyasalların
fiyatlarındaki artış, bakır ve altın üretim maliyetlerini
(AISC) yukarı yönlü etkileyen temel unsurlar
arasında yer alıyor.
Madencilik şirketlerinin piyasa performansları da bu gelişmelerden
olumsuz etkilendi. Barron’s verilerine göre,
artan enerji ve operasyonel maliyetlerin kâr marjlarını
baskılaması nedeniyle küresel madencilik hisselerini izleyen
endeksler, çatışmanın ilk haftalarında %5–6 oranında
değer kaybetti.
AB, karbonsuzlaştırmayı
hızlandırıyor
Avrupa Birliği, karbon fiyatlandırma
sisteminde büyük değişiklikler
yapmaya hazırlanıyor. Bu kapsamda,
AB’nin Emisyon Ticaret Sistemi (ETS)
revize edilecek ve 30 milyar avroluk yeni
bir temiz teknoloji yatırım fonu başlatılacak.
Küresel enerji fiyatlarındaki artış ve jeopolitik baskılar
Avrupa ekonomisini ve sanayisini etkiliyor. Yeni adımlar
AB’nin karbon fiyatlandırma sistemini iyileştirmeyi
amaçlıyor. Ayrıca, AB genelinde temiz teknolojiye yapılan
yatırımlar da teşvik edilecek. 2013’ten bu yana AB
ETS gelirleri 258 milyar avroyu aştı. Sektöre verilen
ücretsiz ödenekler için kıyaslama ölçütlerinin güncellenmesi
ve fiyatları istikrara kavuşturmak için karbon
emisyon izinlerinin arzını yöneten Piyasa İstikrar Rezervinin
güçlendirilmesi hedefleniyor. Kaynak:Carbon Credits
Alüminyum tel pazarında
işler iyi
Küresel alüminyum tel ihracatı, enerji iletimi, yenilenebilir
enerji, otomotiv ve inşaat sektörlerinde
artan talebin sonucu olarak 2025 yılı Ekim ayı itibariyle
güçlü görünümünü koruyor. Alüminyum tel,
yüksek iletkenliği, hafifliği ve maliyet avantajı nedeniyle
elektrik altyapısında yaygın olarak kullanılmaya
devam ediyor. Söz konusu durum, uluslararası
pazarlara alüminyum tel ile iletken ürünleri sağlayan
birçok önemli ihracatçı ülkenin konumunu güçlendiriyor.
Birleşmiş Milletler verilerine göre, Kanada,
Hindistan, Malezya, Hollanda, Norveç,
İtalya, Endonezya, Polonya, Türkiye
ve Macaristan, alüminyum tel
ihracatında önde gelen ülkeler
olarak öne çıkıyor. Kaynak: alcircle
Ha Long’da mekanize uzun ayak sistemi devreye alınıyor
Vietnam’da Ha Long Kömür Şirketi, Khe Cham II–IV
sahasında orta kapasiteli mekanize uzun ayak sistemi
kurulum çalışmalarını hızlandırdı. Proje, şirketin 2026
yılı için belirlenen yaklaşık 2,1 milyon ton üretim hedefi
açısından kritik bir yatırım olarak değerlendiriliyor.
Kurulum çalışmaları yaklaşık 500 metre derinlikte yer
alan IV-9-46 uzun ayak panosunda yürütülürken, sistemin
planlanandan önce tamamlanması için üç vardiyalı
çalışma düzeni uygulanıyor. Yaklaşık 142 metre pano
uzunluğuna sahip sistemin yıllık 650 bin ton üretim kapasitesine
ulaşması hedefleniyor.
Devreye alınacak mekanize uzun ayak sistemi; hidrolik
tahkimat üniteleri, elektrikli kesici-yükleyici ve entegre
tavan kömürü geri kazanım ekipmanlarını içeren bütünleşik
bir üretim altyapısına dayanıyor. Bu yapı, üretim
sürekliliğini artırırken aynı zamanda tavan kontrolünün
iyileştirilmesine ve üretim sırasında oluşabilecek kayıpların
azaltılmasına olanak sağlıyor.
Sahanın 1,4 ila 7,7 metre arasında değişen damar kalınlığı
ve değişken eğim koşulları, üretim yöntemi seçiminde
belirleyici rol oynuyor. Bu tür jeolojik koşullarda mekanize
uzun ayak sistemleri hem yüksek üretim kapasitesi
hem de iş güvenliği açısından geleneksel yöntemlere
göre önemli avantajlar sunuyor. Sistemle birlikte iş gücü
yoğun üretimden ekipman yoğun üretime geçişin hızlandırılması
hedefleniyor.
Kurulum sürecinde havalandırma, drenaj ve gaz kontrol
sistemlerinin eş zamanlı olarak optimize edilmesi, derin
yer altı işletmelerinde karşılaşılan operasyonel risklerin
yönetimi açısından kritik önem taşıyor. Mekanizasyon
yatırımıyla birlikte işletmede üretkenliğin artırılması,
operasyonel sürekliliğin sağlanması ve çalışma koşullarının
iyileştirilmesi amaçlanıyor.
SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 61
DÜNYADAN HABERLER
DÜNYADAN HABERLER
Batı dünyası Çin’e bağımlılıktan
kurtulmanın yollarını arıyor
G7 ülkeleri ile Avrupa Birliği, Avustralya, Hindistan, Güney Kore ve Meksika’dan
maliye ve kabine düzeyinde temsilciler, nadir toprak elementleri
ve diğer kritik minerallerde Çin’e olan bağımlılığı azaltmak gündemiyle
Ocak ayında Vaşington’da bir araya geldi. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’in
öncülüğünde gerçekleşen toplantıda, Çin dışındaki tedarik kaynaklarını
güçlendirmek amacıyla taban fiyat uygulaması, kamu finansman
desteği, vergi ve mali teşvikler ile yeni uluslararası ortaklıklar gibi politika
araçları ele alındı.
Görüşmelerde, Çin ile ekonomik bağların tamamen koparılmasından ziyade
risklerin kontrollü biçimde azaltılması yaklaşımı öne çıktı. Katılımcılar, savunma
sanayi, yarı iletkenler, yenilenebilir enerji, bataryalar ve ileri teknoloji
üretimi açısından kritik öneme sahip minerallerde Çin’in tedarik zincirindeki
baskın konumunun stratejik bir risk oluşturduğu konusunda mutabık
kaldı. Küresel kritik mineraller talebinin yaklaşık %60’ını temsil eden bu
ülkeler, alternatif tedarik kaynaklarının geliştirilmesi ve tedarik zincirlerinin
güvence altına alınması için koordinasyonu artırma yönünde mesaj verdi.
Bessent, Haziran ayında Kanada’da düzenlenen G7 Liderler Zirvesi’nde
de nadir toprak elementlerine ilişkin bir sunum yapıldığını ve liderlerin bu
alanda bir eylem planı üzerinde uzlaştığını hatırlatarak, söz konusu sürecin
hızlandırılması gerektiğini vurguladı.
Kaynak: Reuters, miningweekly
Zimbabve’nin ihracat kısıtlaması
lityum piyasasını etkiledi
Zimbabve’nin işlenmemiş mineraller ve lityum konsantrelerine yönelik ihracat
kısıtlaması kararı, küresel lityum piyasasında fiyat hareketlerine yol
açtı. Ülke Şubat 2026’da aldığı kararla, topraklarından çıkarılan işlenmemiş
minerallerin ihracatı bir sonraki duyuruya kadar askıya alındı. Kararın
ardından, Çin’de lityum fiyatları 26 Şubat itibarıyla yükselişe geçti. Bu
gelişme, enerji depolama ve batarya talebinin hızla arttığı bir dönemde arz
kesintisi endişelerinin piyasaya yansıması olarak değerlendiriliyor.
Zimbabve, Afrika’nın en büyük lityum üreticisi konumunda
bulunuyor. Ülke, 2025 yılında bir önceki yıla göre %11
artışla yaklaşık 1,128 milyon ton spodümen konsantresi
ihraç etti ve bu ihracatın önemli bir bölümü Çin’e
yöneldi. Bu nedenle alınan kararın, özellikle
Çin’in hammadde tedariki üzerinde doğrudan
etkili olduğu görülüyor. Kaynak: miningweekly
Maden izin
süreçleri
herkesin derdi
2026’nın ilk çeyreğinde farklı ülkelerde
madencilik faaliyetlerine yönelik
izin ve düzenleyici süreçlerde
dikkat çeken değişiklikler yapıldı.
Madagaskar, 2010 yılından bu yana
uyguladığı maden arama izin belgesi
yasağını, altın dışındaki mineraller
için kaldırdığını açıkladı. Energynews’e
göre karar, başta nikel,
kobalt ve grafit olmak üzere ülke
ekonomisinde önemli yer tutan madenlere
yönelik arama faaliyetlerinin
yeniden başlatılmasını amaçlıyor.
Kanada’da ise madencilik projelerinin
onay süreçlerini daha öngörülebilir
hale getirmek amacıyla çevrimiçi
“Madencilik İzin Rehberi”
(Mine Permit Navigator) devreye
alındı. Mining Weekly’de yer alan
bilgilere göre CanmetMINING tarafından
geliştirilen bu dijital platform,
şirketlerin projelerine uygulanacak
federal mevzuatı ve izin
süreçlerini daha net şekilde takip
etmesine olanak sağlıyor.
Latin Amerika’da Ekvador da benzer
bir düzenleme sürecine girdi.
Northern Miner’ın aktardığına göre
Şubat 2026’da yürürlüğe giren yeni
yasa ile çevresel izin sistemi yeniden
yapılandırılırken, maden izin süreçlerinin
hızlandırılması ve küçük ölçekli
madenciliğin kayıt altına alınması
hedefleniyor. Aynı düzenleme
kapsamında enerji sektörünün bazı
alanlarının özel yatırımlara açılması
da öngörülüyor.
Kaynak: energynews, miningweekly, northernminer
Demir cevheri
fiyatları dalgalı
Demir cevheri piyasasında 2026
başında dalgalı bir seyir gözleniyor.
Çin’de inşaat sektöründeki zayıf görünüm
fiyatlar üzerinde baskı yaratırken,
dönemsel teşvik beklentileri fiyatları yukarı yönlü
etkiliyor. Fastmarkets verilerine göre, %62 Fe içerikli
demir cevheri fiyatı Ocak–Mart döneminde ton başına
95–120 dolar bandında hareket etti. Çin’in çelik üretimi
2025’te sınırlı bir şekilde gerilerken, 2026’da talebin
toparlanmasına ilişkin belirsizlik sürüyor. Avustralya ve
Brezilya merkezli büyük üreticilerin arzı yüksek seviyelerde
kalmaya devam ederken, piyasa dengesi büyük ölçüde
Çin’in talep görünümüne bağlı olarak şekilleniyor.
Kaynak: Reuters, miningweekly
Yapay zeka, 2040’a kadar bakır talebini
%50 artıracak
Küresel bakır talebi, yapay zeka, savunma ve robotik sektörlerindeki büyümenin etkisiyle
önümüzdeki yıllarda hızla artacak. S&P tarafından yayımlanan rapora göre, 2025’te yaklaşık
28 milyon metrik ton olan küresel bakır talebinin, 2040 yılına kadar %50 artarak yıllık 42
milyon metrik tona ulaşması bekleniyor. Elektrikli araçların son yıllarda yarattığı talep artışına
ek olarak, veri merkezleri ve yüksek işlem gücü gerektiren teknolojilerin yaygınlaşması bakır
tüketimini daha da hızlandırıyor. Nitekim yalnızca geçtiğimiz yıl, yapay zeka odaklı yaklaşık 61
milyar dolar değerinde 100’den fazla yeni veri merkezi projesi hayata geçirildi.
Ancak mevcut üretim ve geri dönüşüm kapasitesinin bu artışı karşılaması zor görünüyor. Yeni tedarik
kaynaklarının devreye alınmaması halinde, yıllık 10 milyon metrik tonun üzerinde bir arz açığı oluşabileceği,
2040’a kadar toplam talebin yaklaşık dörtte birinin karşılanamayabileceği öngörülüyor.
Öte yandan, arz tarafındaki yapısal sorunlar kısa vadede de etkisini göstermeye devam ediyor.
International Copper Study Group (ICSG) verilerine göre, 2025 yılında küresel bakır üretimi
yaklaşık 22,5 milyon ton seviyesinde gerçekleşirken, 2026 yılı için üretim artışının sınırlı
kalacağı öngörülüyor. Şili ve Peru’daki üretim kesintileri ile bazı büyük ölçekli projelerde
yaşanan gecikmeler, arz büyümesini baskılayan başlıca unsurlar arasında yer alıyor.
Sektörel değerlendirmelere göre, yeni bakır projelerinin geliştirilmesinin ortalama 10–
15 yıl sürmesi, kısa vadede arz açığının kapatılmasını zorlaştırıyor. Küresel üretimde
önemli paya sahip Şili ve Peru başlıca üretici konumunu sürdürürken, Çin en büyük
tüketici olmaya devam ediyor. ABD ise bazı bakır ürünlerine uyguladığı gümrük
vergilerine rağmen, yıllık ihtiyacının yaklaşık yarısını ithalat yoluyla karşılıyor.
Kaynak: Reuters, Bloomberg, Financial Times, Mining.com
Küresel demir üretimi
2025’te %5,3 arttı
Dünya Çelik Birliği tarafından yayınlanan verilere
göre, küresel doğrudan indirgenmiş demir üretimi
2025 yılında bir önceki yıla kıyasla %5,3 oranında
artarak 129,2 milyon metrik tona yükseldi. Bu verilere
göre, 2025 yılının Aralık ayında incelenmiş olan
ülkeler arasında en çok doğrudan indirgenmiş demir
üreten ülke Hindistan oldu. Aralık ayında Hindistan 5,2
milyon metrik ton doğrudan indirgenmiş demir üretimi
gerçekleştirdi. Hindistan’ı sırasıyla 3 milyon ton
metrik ton üretim ile İran, 700.000 metrik
ton üretim ile Rusya ve 645.000 metrik
ton üretim ile Mısır izledi.
Kaynak: steelorbis
SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 63
DÜNYADAN HABERLER
TMS 2026’da metalurji ve
malzeme teknolojileri
ABD’nin San Diego kentinde 15–19 Mart 2026 tarihlerinde
düzenlenen TMS 2026 Annual Meeting &
Exhibition kapsamında, metalurji, malzeme bilimi
ve madencilik teknolojilerine ilişkin güncel gelişmeler
ele alındı. Etkinliğe akademi, sanayi ve kamu
kurumlarından binlerce araştırmacı, mühendis ve
sektör temsilcisi katıldı. Toplantı programında, metal
üretim süreçleri, alaşım geliştirme, ileri malzeme
teknolojileri, geri dönüşüm uygulamaları ve enerji
verimliliği başlıca gündem maddeleri arasında yer
aldı. Özellikle alüminyum, bakır ve çelik üretiminde
proses iyileştirme ve maliyet azaltmaya yönelik teknik
çalışmalar öne çıktı.
Sunumlarda, düşük karbonlu üretim yöntemleri,
elektrikli fırın teknolojileri ve hidrojen kullanımı
gibi konulara ilişkin yürütülen Ar-Ge çalışmaları
paylaşıldı. Bunun yanı sıra, metal geri kazanımı ve
atıkların yeniden değerlendirilmesine yönelik teknolojilerin
üretim zincirinde daha fazla yer bulmaya
başladığı ifade edildi. Etkinlik kapsamında ayrıca,
veri analitiği ve modelleme tekniklerinin metalurjik
süreçlerde kullanımına ilişkin uygulamalar ele alındı.
Gerçek zamanlı veri izleme, proses optimizasyonu
ve kalite kontrol alanlarında dijital çözümlerin yaygınlaştığına
dikkat çekildi. TMS 2026’da paylaşılan
çalışmalar, metal ve malzeme üretiminde verimlilik,
maliyet yönetimi ve çevresel etkilerin azaltılmasına
yönelik teknik yaklaşımların önümüzdeki dönemde
belirleyici olmaya devam edeceğini gösterdi.
Kaynaklar: Engineering & Mining Journal
Çin sodyum-iyon batarya geliştiriyor
Dijitalleşme ve otomasyon
yatırımları artıyor
Madencilik sektöründe dijitalleşme ve otomasyon yatırımları
son dönemde hız kazanıyor. Otonom ekipman kullanımı,
uzaktan operasyon merkezleri ve veri analitiği uygulamaları
sektör genelinde yaygınlaşırken, özellikle büyük
ölçekli üreticilerin sahaya entegre ettiği teknolojiler somut
üretim ve maliyet göstergelerine yansımaya başladı.
Rio Tinto’nun Batı Avustralya’daki Pilbara operasyonlarında
kullanılan AutoHaul sistemi kapsamında 200’ün üzerinde
otonom trenle geçtiğimiz yıl yaklaşık 300 milyon ton
demir cevheri taşındı. Aynı bölgede şirketin otonom kamyon
filosu 130’un üzerine çıkmış durumda. BHP ise yine
Pilbara’daki madenlerinde 2025 sonu itibarıyla 85’ten fazla
otonom kamyon kullanıyor ve bu sayının artırılmasına
yönelik yatırımlarını sürdürüyor. Fortescue’nun verilerine
göre otonom taşıma sistemleri, geleneksel operasyonlara
kıyasla ekipman kullanım oranını DAHA
%15’e kadar artırırken,
yakıt tüketiminde ve bakım maliyetlerinde düşüş sağlıyor.
Dijitalleşmenin bir diğer ayağını oluşturan veri analitiği ve
yapay zekâ uygulamaları da üretim İYİYİZ
planlamasında giderek
daha fazla kullanılıyor. McKinsey analizlerine göre, gerçek
zamanlı veri izleme ve kestirimci bakım uygulamaları
sayesinde plansız duruş sürelerinde %30’a varan azalma,
toplam operasyonel maliyetlerde ise %10–20 aralığında
düşüş sağlanabiliyor.
BİRLİKTE
Öte yandan, Kanada ve Avustralya’da bazı maden işletmelerinde
kurulan entegre operasyon merkezleri sayesinde,
yüzlerce kilometre uzaktaki sahaların tek bir merkezden
yönetildiği belirtiliyor. Bu merkezler, üretimden lojistiğe
kadar tüm süreçleri gerçek zamanlı izleyerek karar alma
süresini kısaltıyor.
Kaynaklar: miningweekly, Engineering & Mining Journal, Mining.com
Dünyanın geri kalanı lityum-iyon pil üretiminde Çin’i yakalamaya çalışırken, Çinli üreticiler rotayı sodyum-iyon
teknolojisine çevirerek yeni bir dönemin kapısını aralıyorlar. Lityumun aksine deniz suyundan dahi elde edilebilen
ve doğada çok daha bol bulunan sodyum, hem ham madde maliyetlerini düşürme hem de tedarik
zincirindeki dışa bağımlılık riskini minimize etme imkanı sağlıyor. Üstelik sodyum-iyon bataryalar,
düşük sıcaklıklardaki yüksek kararlılıkları ve çok daha hızlı şarj olabilme yetenekleriyle
lityum tabanlı rakiplerine karşı teknik bir üstünlük vaat ediyor. Bu durum,
özellikle elektrikli araç üretiminde kritik bir role sahip pil değer zincirinde Çin’in
küresel konumunu güçlendirecek bir gelişme olarak yorumlanıyor. Kaynak: Reuters
Birlikte Daha
Iyiyiz
64 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART
MAKALE
MAKALE
Madencilik ve cevher
zenginleştirme tesislerinde
su kullanımı, yönetimi ve
sürdürülebilirlik yaklaşımları
Gülşah Güven
Araştırma Görevlisi
İTÜ Maden Fakültesi Cevher
Hazırlama Mühendisliği Bölümü
Madencilik sektörü, modern ekonominin temel taşlarından
olan metal ve minerallerin elde edilmesinde kritik
bir rol oynamaktadır. Ancak bu üretim süreci, su kaynaklarıyla
ayrılmaz ve karmaşık bir bağ içerisindedir.
Özellikle cevher zenginleştirme (konsantrasyon) tesisleri,
tuvenan cevherin ekonomik değeri olan son ürüne
dönüştürüldüğü aşama, suyun en yoğun ve en stratejik
biçimde kullanıldığı operasyonel kısımlardır.
Geçmişte su, madencilik faaliyetlerinde yalnızca operasyonel
bir girdi veya bertaraf edilmesi gereken bir atık
durumundayken günümüzde küresel risk algısında ilk
sıralara yerleşmiştir. Dünya Ekonomik Forumu (WEF),
su kıtlığını küresel ölçekte en yüksek endişe kaynağı
olan sistemik risklerden biri olarak tanımlamaktadır
(Hoekstra, 2014). Bu bağlamda su, maden işletmeleri
için sadece çevresel bir sorumluluk değil, operasyonel
sürekliliği belirleyen stratejik bir varlıktır. Su kaynakları
üzerindeki baskı yeraltı su seviyelerinin düşmesi, nehir
akışlarının azalması ve kirlilik gibi fiziksel etkilerin yanı
sıra, artan arıtma maliyetleri ve yerel topluluklarla yaşanan
çatışmalarla kendini göstermektedir (Northey ve
diğ., 2016).
Prof. Dr. Gülay Bulut
İTÜ Maden Fakültesi
Cevher Hazırlama Mühendisliği
Bölümü
Madencilik sektöründe su tüketimi küresel ölçekte toplam
kullanımın nispeten küçük bir bölümünü oluştursa
da (~%1–4), özellikle su stresi altındaki kesimlerde yerel
su kaynakları üzerinde ciddi tüketim baskısı oluşturmaktadır.
Proses bazında değerlendirildiğinde, flotasyon
ve hidrometalurjik işlemler için su tüketimi cevher türüne
bağlı olarak yaklaşık 0,34–6,27 m³/ton aralığında değişmekte
olup, tipik flotasyon tesislerinde bu değer genellikle
0,34–2,07 m³/ton civarında gerçekleşmektedir.
Bir tesiste suyun yeniden kullanımı ve geri dönüşümü
uygulanmıyorsa, işlenen her bir ton cevher için yaklaşık
1,9-3,0 m 3 su gerekmektedir (Gunson ve diğ., 2012). Ayrıca
madencilik sektöründe su tüketimi, cevherin mineralojik
yapısına, proses tipine ve işletmenin bulunduğu
bölgenin iklimsel koşullarına bağlı olarak büyük değişkenlik
göstermektedir (Northey ve diğ., 2019). Özellikle
düşük tenörlü cevherlerin işlenmesi daha fazla su tüketimine
neden olmaktadır (Mudd, 2008).
Literatürde cevher zenginleştirme tesisleri için sabit bir
su kullanım yüzdesi bulunmasa da mevcut çalışmalar
madencilikte su tüketiminin büyük kısmının (%65–80)
öğütme ve flotasyon içeren konsantrasyon devresinde
gerçekleştiğini göstermektedir. Şekil 1’de, literatürde
bildirilen dağılıma dayanarak madencilik faaliyetlerinde
su kullanımının proses bazında yaklaşık yüzdesel dağılımı
şematik olarak sunulmuştur.
Buna karşılık, modern madencilik operasyonlarında
uygulanan su geri kazanım ve arıtma teknolojileri saye-
Şekil 1. Madencilik faaliyetlerinde su kullanımının
proses bazında yaklaşık dağılımı
sinde suyun büyük bir kısmı yeniden kullanılabilmekte
olup, gelişmiş sistemlerde %95’e varan su geri kazanım
oranları rapor edilmiştir (Gunson ve diğ., 2012; Matebese
ve diğ., 2024).
Cevher zenginleştirme süreçlerinde su boyut küçültme-öğütme
devrelerinde pülp taşıyıcı, flotasyonda fizikokimyasal
bir ortam, hidrometalürjide çözücü ve artıkların
taşınma sürecinde ise iletken bir faz olarak görev
yapar. Bu denli geniş bir kullanım yelpazesi, suyun hem
miktar hem de kimyasal kompozisyon açısından titizlikle
yönetilmesini zorunlu kılmaktadır. Suyun yetersiz yönetimi
sadece çevresel riskler doğurmakla kalmaz, aynı
zamanda tesisin durmasına yol açabilecek operasyonel
riskleri ve toplum nezdindeki “sosyal onay” kaybını da
beraberinde getirir.
Literatürdeki kaynaklar, su yönetiminin maden ömrünün
her aşamasında (planlama, toz baskılama süreçlerinde,
enerji üretim etrafındaki soğutma sistemlerinde,
ekipman yıkama işlemlerinde, fiziksel ve kimyasal
zenginleştirme işlemleri sırasında, işletme ve kapatma)
hidroloji ve su kalitesi üzerinde potansiyel riskler barındırdığını
vurgulamaktadır (Northey ve diğ., 2019). Bu
nedenle, döngüsel ekonomi prensipleri çerçevesinde
“sıfır deşarj” hedefleri ve suyun tesis içinde maksimum
oranda yeniden kullanımı, modern tesislerin temel tasarım
parametresi haline gelmiştir (Vargas ve diğ., 2025).
Pülp içindeki katı oranı (yoğunluk), öğütme verimliliğini
ve enerji tüketimini doğrudan etkiler. Suyun yetersiz
olması değirmen içi aşınmaları artırırken, aşırı su kullanımı
pülpün viskozitesini bozarak boyuta göre sınıflandırma
(siklon vb.) verimini düşürür. Flotasyon ise suyun
en hassas kullanıldığı zenginleştirme işlemidir. Burada
su, mineral yüzeylerinin hidrofobik (suyu sevmeyen)
veya hidrofilik (suyu seven) özellik kazanmasını sağlayan
kimyasal reaktiflerin (toplayıcı, bastırıcı, canlandırıcı,
köpürtücü vb.) taşınmasını ve etkileşime girmesini
sağlar. Bu nedenle flotasyon işlemleri sırasında su kritik
bir öneme sahiptir. Literatürdeki kaynaklar, suyun sertliği
(Ca²+ ve Mg²+ iyonları) ile pH değerinin flotasyon verimi
üzerindeki baskın etkisini vurgulamaktadır (Northey
ve diğ., 2019). Örneğin, devridaim edilen sudaki
biriken artık reaktifler veya çözünmüş iyonlar, mineral
yüzeylerine adsorblanarak değerli mineralin yüzmesini
engelleyebilir ve bu durum da ciddi ekonomik kayıplara
yol açar. Tamamen veya kısmen kapalı devre çalışan
tesislerde ise suyun sürekli devridaim etmesi sodyum
(Na+), kalsiyum (Ca²+), magnezyum (Mg²+) ve sülfat
(SO₄²−) gibi iyonların konsantrasyonunu artırmaktadır.
Elektrolitlerin varlığı, kabarcık birleşmesini engelleyerek
daha stabil ve küçük kabarcıklı bir köpük fazı
oluşturur. Bu durum bazı durumlarda verimi artırsa da
aşırı stabilite selektiviteyi (seçiciliği) bozabilir (Rao ve
diğ., 2017). Ayrıca yeniden kullanılan sudaki karbonat
ve sülfat iyonları, pülpün pH değerini stabilize ederek
reaktiflerin optimum çalışması için gereken pH aralığına
ulaşılmasını zorlaştırabilir.
Su kıtlığı veya kalitesiz su kullanımı, tesislerin tam kapasiteyle
çalışmasını engelleyen “darboğazlar” yaratır.
Kaynaklar, su yönetimi stratejilerinin maden ömrü boyunca
değişen cevher türlerine ve iklim şartlarına uyum
sağlayacak kadar esnek olması gerektiğini göstermektedir
(Vargas ve diğ., 2025). Su stresi altındaki bölgelerde
(örneğin Şili’deki bakır madenleri), maden işletmeleri
yeraltı sularına alternatif su kaynakları aramaktadır. Bu
amaçla, deniz suyunun arıtılarak (desalinizasyon) tesise
pompalanması yaygınlaşan bir uygulama haline gelmiştir.
Ancak bu durum, yüksek enerji tüketimi ve artan
maliyetler gibi yeni zorlukları beraberinde getirmektedir
(Lima ve diğ., 2025; Donoso, 2018).
Ayrıca deniz suyu ile bakır-molibden flotasyonu yapılırken,
molibdenit verimini korumak için çok spesifik pH
ayarlamaları ve iyonik baskılama yöntemleri gerekmektedir
(Rao ve diğ., 2017). Bununla beraber, devridaim edilen
sulardaki artan tuzluluk oranı, ekipmanlarda korozyona
ve tıkanıklıklara neden olarak duruş sürelerini artırır.
66 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART
SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 67
MAKALE
MAKALE
Park ve ark. (2018) tarafından gerçekleştirilen çalışmada,
molibden cevher hazırlama tesisine ait atık suların
yeniden kullanıma kazandırılması amacıyla siklon, atık
su tankı, statik karıştırıcı/flokülasyon ünitesi ve çöktürme
tankını içeren pilot ölçekli bir geri kazanım sistemi
geliştirilmiş ve özellikle pülp geri devrinin su geri kazanım
verimi üzerindeki etkisi incelenmiştir. Elde edilen
bulgular, yalnızca flokülant dozunun artırılmasının
sınırlı bir iyileşme sağladığını, buna karşılık pülp geri
devrinin flokülasyon mekanizmasını güçlendirerek daha
berrak su elde edilmesini mümkün kıldığını ve böylece
proses suyunun yeniden kullanım potansiyelini önemli
ölçüde artırdığını göstermiştir. Bu yaklaşım sayesinde,
hem su geri kazanım oranının yükseltildiği hem de taze
su ihtiyacının azaltılarak madencilikte suyun döngüsel
kullanımına katkı sağlandığı ortaya konmuştur. Çalışmanın
akım şeması Şekil 2’de gösterilmiştir.
Şekil 2. Cevher zenginleştirme tesislerinde atık su
arıtma pilot sistemi
Her zenginleştirme aşaması aynı kalitede su gerektirmez.
Kaynaklarda vurgulanan stratejik bir yaklaşım, suyun
“kalite ihtiyacına göre” derecelendirilmesidir: Taze
(temiz) su, kimyasal hazırlama ve son yıkama aşamalarına
ayrılabilir. Devridaimden gelen veya daha düşük
kaliteli sular ise toz bastırma, öğütme ve kaba flotasyon
aşamalarında kullanılabilir (Güney, 2022).
Flotasyon devresinin farklı aşamalarından gelen sular
ise, kalitelerine göre ayrıştırılarak doğrudan değirmenlere
veya kaba flotasyon hücrelerine geri beslenmesi,
taze su ihtiyacını %50’ye varan oranlarda azaltabilmektedir.
Ayrıca geri dönüştürülen suyun içinde kalan artık
köpürtücü gibi reaktifler, işletme maliyetlerini düşüren
gizli bir avantajdır, ancak bu durumun titizlikle izlenmesi
gerekir, aksi takdirde kontrolsüz köpürmelere neden
olabilir (Lin ve diğ., 2020). Madencilikte suyun döngüsel
kullanımı Şekil 3’te şematik olarak gösterilmektedir.
Şekil 3. Madencilik ve cevher zenginleştirme
tesislerinde suyun kullanımı ve geri kazanım süreci
Özellikle altın ve gümüş gibi kıymetli metallerin kazanımında
su, kimyasal çözücüleri (siyanür vb.) cevher kütlesi
içinde taşıyan ana ajandır. Yığın liçi operasyonlarında
buharlaşma (mavi su ayak izi) ve yağış (yeşil su ayak
izi), sistemin su dengesini belirler. Rodriguez ve diğ.
(2023) tarafından sunulan vaka analizlerinde, özellikle
kurak bölgelerdeki yığın liçi sahalarında buharlaşma
kayıplarının su tüketiminin en büyük kalemini oluşturduğu
belirtilmektedir. Bu yaklaşım, pahalı olan arıtma
maliyetlerini düşürürken toplam mavi su ayak izini de
minimize eder.
Madencilikte su yönetimini dönüştürecek bazı yenilikçi
eğilimler öne çıkmaktadır (Lima ve diğ., 2025). Suyun
devridaim süreçlerindeki belirsizlikleri yönetmek için
Monte Carlo simülasyonları gibi ileri matematiksel modeller
kullanılmaktadır. Bu modeller, cevher tipindeki
değişimlerin veya iklimsel dalgalanmaların su devridaim
verimliliğini nasıl etkileyeceğini önceden tahmin etmeyi
sağlar (Vargas ve diğ., 2025). Su şebekesinin dijital
modelleri üzerinden anlık optimizasyon yapılarak, sızıntıların
ve verimsizliklerin önüne geçilmesi sağlanabilir.
Flotasyon verimini artırmak için devridaim suyunun
iyonik içeriğini düzenleyen gelişmiş membran ve elektro-koagülasyon
sistemleri kullanılabilmektedir. Su kul-
lanımını tamamen ortadan kaldırmayı hedefleyen kuru
öğütme ve elektrostatik ayırma teknolojileri üzerindeki
araştırmalar ise halen devam etmektedir.
Cevher zenginleştirme tesislerinde su operasyonel süreçlerin
en hayati bileşeni olmasının yanı sıra, üretimin
sürdürülebilirliği önündeki en kritik kısıtlayıcı faktör
olarak öne çıkmaktadır. Literatürdeki güncel analizler
ve vaka çalışmaları (Güney, 2022; Rodríguez ve diğ.,
2023), suyun stratejik bir yaklaşımla yönetilmesinin
maden işletmeleri için çok boyutlu bir değer yarattığını
kanıtlamaktadır. Bu stratejik yönetim, ilk olarak su kıtlığı
veya mevsimsel iklim dalgalanmalarına karşı direnç
oluşturarak tesisin kesintisiz üretim kapasitesini güvence
altına almaktadır. İkinci olarak, su kalitesinin kontrol
altında tutulmasıyla metal geri kazanım oranlarının optimize
edilmesini sağlamakta, bu da eş zamanlı olarak
su temin ve arıtma maliyetlerini düşürerek ekonomik
Kaynaklar
• Donoso, G. (Ed.). (2018). Water policy in Chile. Springer
International Publishing. https://doi.org/10.1007/978-3-
319-76702-4
• Gunson, A. J., Klein, B., Veiga, M., & Dunbar, S. (2012).
Reducing mine water requirements. Journal of Cleaner
Production, 21(1), 71-82.
• Güney, E. (2022). Water footprint assessment of mining
and processing of gold [Yüksek Lisans Tezi, Orta Doğu
Teknik Üniversitesi].
• Hoekstra, A. Y. (2014). The water footprint of industry.
A. Y. Hoekstra (Ed.), Global issues in water policy içinde
(Cilt 21). Springer.
• Lima, J. P. M., Amaral, M. C. S., & Borges de Lima, S.
C. R. (2025). Sustainable water management in the mining
industry: Paving the way for the future. Journal of
Water Process Engineering, 71, 107239. https://doi.org/10.1016/j.jwpe.2025.107239
• Lin, S., Liu, R., Wu, M., Hu, Y., Sun, W., Shi, Z., Han, H.,
& Li, W. (2020). Minimizing beneficiation wastewater through
internal reuse of process water in flotation circuit.
Journal of Cleaner Production, 245, 118898. https://doi.
org/10.1016/j.jclepro.2019.118898
• Matebese, F., Mosai, A. K., Tutu, H., & Tshentu, Z. R.
(2024). Mining wastewater treatment technologies and
resource recovery techniques: A review. Heliyon, 10(3).
• Mudd, G. M. (2008). Sustainability reporting and water
resources: a preliminary assessment of embodied water
verimliliği artırmaktadır. Son olarak, suyun döngüsel
bir modelle yönetilmesi, doğal kaynakların korunmasına
hizmet ederek yerel topluluklarla olan sosyal uyumu
güçlendirmekte ve katılaşan yasal mevzuatlara tam
uyum sağlanmasına olanak tanımaktadır.
Böylece, madencilik sektörü suyu kullanan bir endüstriden
suyu yöneten ve koruyan bir endüstriye doğru evrilmektedir.
Stratejik su yönetimi işletme maliyetlerini düşürmek,
operasyonel sürekliliği güvence altına almak ve
sosyal işletme ruhsatını korumak için vazgeçilmez bir sütundur.
Geleceğin sürdürülebilir maden tesisleri proses içi
su devridaimini maksimize eden, atık su deşarjını minimuma
indiren ve su kalitesindeki değişimleri üretimin bir
parametresi olarak okuyabilen “su-akıllı” sistemler üzerine
inşa edilecektir. Bu bütünsel yaklaşım, hem çevresel
ekosistemin korunmasını sağlayacak hem de sektörün
küresel su stresi karşısındaki dayanıklılığını artıracaktır.
and sustainable mining. Mine Water and the Environment,
27(3), 136-144.
• Northey, S. A., Mudd, G. M., Saarivuori, E., Wessman-Jääskeläinen,
H., & Haque, N. (2016). Water footprinting
and mining: Where are the limitations and opportunities?
Journal of Cleaner Production, 135, 1098-1116.
https://doi.org/10.1016/j.jclepro.2016.07.024
• Northey, S. A., Mudd, G. M., Werner, T. T., Haque, N.,
& Yellishetty, M. (2019). Sustainable water management
and improved corporate reporting in mining. Water Resources
and Industry, 21, 100104.
• Park, J. H., Han, Y. S., & Ji, S. W. (2018). Investigation
of mineral-processing wastewater recycling processes: a
pilot study. Sustainability, 10(9), 3069.
• Rao, F., Lázaro, I., & Ibarra, L. A. (2017). Solution chemistry
of sulphide mineral flotation in recycled water and
sea water: A review. Mineral Processing and Extractive
Metallurgy, 126(1-2). https://doi.org/10.1080/23248378.
2017.1302492
• Rodríguez, J. E., Razo, I., & Lázaro, I. (2023). Water footprint
for mining process: A proposed method to improve
water management in mining operations. Cleaner and
Responsible Consumption, 8, 100094.
• Vargas, M. A., Cisternas, L. A., & Calisaya-Azpilcueta,
D. (2025). Assessment of technologies and water circularity
in mining processes: an innovative methodological
approach. Cleaner Environmental Systems, 100356.
68 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART
SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 69
THE HIGH EFFICIENCY
SEPARATOR QDK-S
Monobloc Design with
FLEXCORE Technology
DIAPHRAGM
Process Optimized
BALL MILLS
Sustainable
Grinding and
Separation
Türkiye
Distribütörü
Solutions
ADVANCED
MINERAL PROCESSING
SOLUTIONS
www.multotec.com
Türkiye Distribütörü
www.turbomakina.com
www.turbomakina.com
TEKNOLOJİNİN NİMETLERİ
TEKNOLOJİNİN NİMETLERİ
Patlatmada parçalanma
kontrolü
Yeraltı madenciliğinde kaya parçalanmasının yükleme,
taşıma ve cevher hazırlama süreçleriyle uyumlu
hâle getirilmesi, toplam işletme maliyetlerini doğrudan
düşürüyor. Patlatma sonrası hedeflenen parça
boyutu ve dağılımı, ekipman aşınmasını azaltıyor,
kazılabilirliği artırıyor ve ikincil delme ile ölçekleme
ihtiyacını en aza indiriyor. Bu yaklaşım, yeraltı
madenciliğinde maliyetlerin önemli bir bölümünü
oluşturan patlatma kaynaklı giderlerin daha etkin yönetilmesini
sağlıyor.
Bu kapsamda kullanılan çözümler arasında BME tarafından
geliştirilen AXXIS elektronik patlatma sistemi,
Innovex çift tuzlu emülsiyonlar ve mekanize Emülsiyon
Şarj Üniteleri (ECU) yer alıyor. Elektronik ateşleme
sayesinde gecikme süreleri yüksek hassasiyetle
kontrol edilerek daha homojen parçalanma elde ediliyor
ve titreşimler sınırlandırılıyor. Emülsiyon bazlı
patlayıcılar, patlatma sonrası gaz oluşumunu azaltırken
enerji dağılımını kaya kütlesi içinde daha dengeli
hâle getiriyor. Mekanize şarj sistemleri ise operatör
temasını azaltarak iş güvenliğini artırıyor, şarj hızını
ve tekrarlanabilirliği iyileştiriyor. Bu bütüncül yapı,
kazı tabanı stabilitesini güçlendiriyor, yükleme ekipmanları
üzerindeki mekanik zorlanmayı düşürüyor ve
yeraltı üretiminde sürekliliği destekliyor.
Kaynak: Multotec
Rafineriler için kompakt
ve kendi kendini
temizleyen soğutma
Yeni nesil soğutma kulesi tasarımı, özellikle mevcut
tesislerde alan kısıtı yaşayan metal rafinerileri
için geliştiriliyor. Metso’nun üçüncü nesil OKTOP
Cooling Tower çözümü, daha küçük kurulum alanı,
basitleştirilmiş yapı ve düşük emisyon özellikleriyle
öne çıkıyor. Sıcak gazın yeniden dolaşımını azaltan
tasarım, soğutma verimini yükseltiyor. Piyasadaki ilk
kendi kendini temizleyen soğutma kulelerinden biri
olarak tanımlanan sistem, bakım aralıklarını uzatarak,
operasyonel sürekliliği ve güvenilirliği artırıyor.
Kaynak: Metso
Mobil kırma-eleme
kombinasyonuyla esnek
üretim
Mobil kırma ve eleme sistemleri, farklı ürün standartlarının
aynı sahada karşılanmasını mümkün kılıyor. Kleemann
teknolojisiyle kurulan esnek yapı, kaba eleme
tesisleri ile darbeli kırıcıyı birlikte kullanarak değişken
tane boyutlarını verimli şekilde yönetiyor. Mobilite ve
hızlı kurulum, yakıt tüketimini ve taşıma ihtiyacını azaltırken,
merkezi kontrol sistemi operatörlerin süreci daha
kolay yönetmesini sağlıyor. Bu yaklaşım, genç ve büyüyen
ocak işletmelerinde üretim verimliliğini artıran bir
çözüm olarak öne çıkıyor.
Kaynak: Kleemann
Yeraltında gerçek zamanlı
konum takibi yaygınlaşıyor
Yeraltı madenlerinde gerçek zamanlı konum ve iletişim
sistemleri, iş güvenliği ve acil durum yönetiminin temel
bileşenlerinden biri haline geliyor. GeoMoby tarafından
geliştirilen Bluetooth tabanlı ağ yapısı, personel, araç,
ekipman ve sensörleri anlık olarak izlemeye olanak tanıyor.
Sistem, kısa sürede kurulabilen düğüm yapısıyla
karmaşık altyapı gerektirmeden devreye alınabiliyor.
Yeraltı ve yerüstü operasyonlarını aynı ağda birleştiren
yapı, özellikle acil durum senaryolarında hızlı koordinasyon
ve görünürlük sağlayarak riskleri azaltıyor.
Kaynak: GeoMobby
Zorlayıcı çamur için daha
uzun ömürlü pompa
Aşındırıcı ve yüksek katı oranına sahip çamur için pompa
güvenilirliği, tesis performansı açısından kritik önem
taşıyor. Valmet’in Flowrox peristaltik hortum pompası,
düşük sürtünmeli makaralı tasarımı sayesinde ısınmayı
azaltarak sürekli çalışmayı mümkün kılıyor. %80’e varan
katı içerik taşıyabilen yapı, daha küçük boyutta yüksek
debi sağlayarak enerji verimliliğini artırıyor. Uzatılmış
hortum ömrü, daha kısa değiştirme süreleri ve düşük
yağ tüketimi, bakım maliyetlerini aşağı çekerek, toplam
işletme giderlerini azaltıyor.
Kaynak: Valmet
Zemin hareketleri 3 boyutlu olarak izleniyor
Yeni nesil tarayıcı tabanlı izleme platformu, şev stabilitesi ve doğal tehlikelerin
yönetiminde 3 boyutlu analiz imkânı sunuyor. Hexagon Geosystems
bünyesinde geliştirilen GeoMonitoring platformu, radar verilerini,
otomatik uyarı sistemlerini ve çok kullanıcılı proje yapısını tek bir tarayıcı
tabanlı ortamda birleştiriyor. Yer değiştirme eğilimleri ve anormallikler
daha net şekilde görselleştirilirken, teknik ekipler farklı lokasyonlardan
aynı proje üzerinde eş zamanlı çalışabiliyor. Gelişmiş alarm yönetimi ve
veri bütünlüğü, erken müdahale kapasitesini güçlendiriyor.
Kaynak: Hexagon Geosystems
Veri odaklı madencilik için uzun vadeli Ar-Ge programı
Altı yıllık bir teknoloji girişimi kapsamında, veri temelli madencilik çözümleri geliştirmeye yönelik geniş ölçekli
bir Ar-Ge programı olan DataDrive’31, kestirimci ve yönlendirici sistemler üzerinden üretkenlik, güvenlik ve sürdürülebilirliği
aynı anda artırmayı hedefliyor. Sandvik’in girişimi olan program, sensör verilerinin gelişmiş analitiğe
dönüştürülmesi, dijital ürün ve hizmetlerin sahaya entegrasyonu ve akıllı karar destek sistemlerinin yaygınlaştırılmasına
odaklanıyor. Yaklaşım, madencilikte dijitalleşmenin proje bazlı çözümlerden sürekli öğrenen sistemlere
evrildiğini ortaya koyuyor.Kaynak: Sadvik
72 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART
SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 73
TEKNOLOJİNİN NİMETLERİ
TEKNOLOJİNİN NİMETLERİ
Deniz altından elmas
çıkaran makine
De Beers Group, Namibya açıklarında deniz tabanı elmas
üretimi için geliştirdiği yeni nesil denizaltı tarayıcı
(crawler) sistemini devreye aldı. Yaklaşık 20 yıldır deniz
tabanından elmas çıkaran şirketin teknoloji birimince
geliştirilen yeni ekipman, Debmarine Namibia’nın Benguela
Gem gemisinde kullanılmaya başlandı. Sürekliliği
sağlamak amacıyla ikinci bir ünitenin de üretim aşamasında
olduğu belirtiliyor.
Yeni nesil tarayıcı, önceki modellere kıyasla daha büyük
boyutları ve geliştirilmiş kapasitesiyle dikkat çekiyor.
Yaklaşık 370 ton ağırlığındaki ve 28 metre uzunluğundaki
ekipman, 100–135 metre derinlikte çalışarak deniz
tabanındaki kum, çakıl ve elmas içeren malzemeyi 800
mm çapında bir hat üzerinden yüzeye taşıyor. Geniş açılı
kazı kolu sayesinde daha geniş alanların daha kısa sürede
taranabilmesi hedefleniyor.
Sistemde yer alan otomatik palet germe mekanizması,
değişen zemin koşullarına göre kendini ayarlayarak aşınmayı
azaltmayı ve ekipman ömrünü uzatmayı amaçlıyor.
Ayrıca yüksek düzeyde otomasyon, operasyonun daha
öngörülebilir şekilde yürütülmesine ve ekipman üzerindeki
mekanik yüklerin daha kontrollü yönetilmesine imkân
tanıyor. İleri görüş sonar sistemi ise deniz tabanının
görüntülenmesini sağlayarak kazının daha hassas şekilde
yapılmasına katkı sunuyor.
Yeni ekipmanın devreye alınmasıyla birlikte geminin
üretim kapasitesinde yaklaşık %20 artış sağlanması bekleniyor.
Bu artışın, mevcut işleme tesisinin kapasitesinin
daha etkin kullanılmasına imkân tanıyacağı ifade edilirken,
sistemin daha düşük duruş süreleri ve daha stabil
üretim performansı ile çalışması hedefleniyor.
Ocakta tekerine taş
değmesin
Kanadalı lastik hizmetleri şirketi Kal Tire ile Avustralya
merkezli teknoloji firması Decoda arasında kurulan
iş birliği kapsamında, açık ocak işletmelerinde
nakliye yollarındaki lastik hasarına yol açabilecek
risklerin gerçek zamanlı izlenmesine yönelik bir
sistem geliştirildi. Çözüm, kamyonlara yerleştirilen
LiDAR ve kamera sensörleri aracılığıyla yol koşullarını
sürekli takip ederek döküntü, yol bozuklukları
ve yüksek titreşim gibi ekipman ve lastik ömrünü
olumsuz etkileyebilecek unsurları anlık olarak tespit
etmeyi amaçlıyor.
Araç üzerinde işlenen veriler sayesinde saha ekiplerinin
sorunlara hızlı müdahale etmesi ve operasyonel
kesintilerin azaltılması hedefleniyor. Sistem, mevcut
lastik ve operasyon yönetim altyapılarıyla entegre
çalışacak şekilde tasarlanırken, tespit edilen risklere
göre önceliklendirilmiş bakım ve müdahale süreçlerinin
oluşturulmasına da imkân tanıyor.
Uygulamanın, nakliye döngü sürelerinin kısaltılması,
yakıt tüketiminin optimize edilmesi ve lastik ömrünün
uzatılması gibi alanlarda iyileşme sağlaması bekleniyor.
Ayrıca yol koşullarına bağlı üretim kayıplarının
maliyetini analiz ederek, altyapı yatırımlarına yönelik
karar süreçlerini destekleyebilecek veri üretmesi öngörülüyor.
Kaynak: Mining Weekly
Hidrolik yağlar için vakum dehidrasyon
Hidrolik sistemlerde yağın temizliği ve su içeriğinin
kontrolü, ekipman ömrü ve operasyonel verimlilik açısından
kritik bir parametre olarak öne çıkıyor. Bu kapsamda
geliştirilen vakum dehidrasyon sistemleri, yağ
içerisindeki su ve gazların etkin şekilde uzaklaştırılmasına
yönelik çözümler sunuyor.
Hy-Pro Filtration tarafından geliştirilen vakum dehidrasyon
üniteleri, hidrolik yağ içerisindeki serbest, emülsifiye
ve çözünmüş su ile gazları sürekli olarak uzaklaştıracak
şekilde tasarlanıyor. Sistem, yağın ısıtılarak
vakum ortamına alınması ve bu ortamda su ile gazların
buharlaştırılması prensibine dayanıyor. Ardından yağ,
partikül filtresinden geçirilerek katı kirleticilerden arındırılıyor.
Bu süreç, yağın kullanım ömrünü uzatırken,
sistem bileşenleri ve rulmanlar üzerindeki aşınmayı
azaltmayı hedefliyor.
Ünite, önceden programlanabilen ve röle kontrollü bir
panel üzerinden çalıştırılıyor. Sistem; bağıl nem (RH),
ISO temizlik seviyesi, sıcaklık ve basınç gibi parametreleri
izleyerek operatöre sürekli veri sağlıyor. Çift
kondens tankı tasarımı sayesinde vakum koşulları korunarak
sistemin kesintisiz çalışması sağlanırken, olası
arızalarda otomatik duruş mekanizması
devreye giriyor.
Bakım gereksinimi sınırlı
olan sistemde, çevresel koşullara
bağlı olarak solunum
filtresi ve yağ devresindeki
filtre elemanlarının periyodik
değişimi yeterli oluyor.
Kaynak: hyprofiltration
NOx ve N 2
O emisyonlarını azaltan teknoloji
Sanayi tesislerinde üretim sürekliliğini korurken
emisyonları düşürme ihtiyacı, giderek sıkılaşan çevre
mevzuatlarıyla birlikte daha kritik hale geliyor. Azot
oksit (NOx) emisyonlarının sınırlandırılmasına yönelik
düzenlemeler, bu alandaki teknolojik çözümlere
olan talebi artırıyor.
thyssenkrupp uhde tarafından geliştirilen EnviNOx teknolojisi,
özellikle nitrik asit üretim tesislerinde ortaya
çıkan NOx ve sera gazı nitroz oksit (N 2
O) emisyonlarını
eş zamanlı olarak azaltmayı hedefliyor. N 2
O, gübre
üretiminde yaygın olarak kullanılan nitrik asit üretimi
sırasında yan ürün olarak oluşuyor ve yüksek küresel
ısınma potansiyeline sahip gazlar arasında yer alıyor.
Sistem, seçici katalitik indirgeme (SCR) prensibine
dayanıyor ve reaksiyon ortamında düşük miktarda
amonyak ile özel katalizörler kullanılarak NOx ve
N 2
O’nun zararsız azot ve suya dönüştürülmesini sağlıyor.
EnviNOx’in ayırt edici özelliği ise, her iki gazın
tek bir reaktör içerisinde giderilebilmesine olanak tanıyan
özel reaktör ve katalizör tasarımı.
Teknolojinin merkezi bileşeni olan reaktör, genellikle
son baca gazı ısıtıcısı ile türbin arasına yerleştiriliyor.
Farklı proses koşullarına uyum sağlayacak şekilde geliştirilen
iki ayrı sistem konfigürasyonu, 300–550 °C
aralığındaki geniş sıcaklık aralıklarında çalışabiliyor.
Sistem, kademeli yatırım imkânı sunarak önce NOx
azaltımına, daha sonra N 2
O giderimine geçiş yapılmasına
olanak tanıyor.
Kaynak: thyssenkrupp-uhde
74 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART
SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 75
MADEN BORSASI
MADEN BORSASI
ALTIN
GÜMÜŞ
BAKIR
KURŞUN
4495.1 USD/t.oz Mart ‘26
69.588 USD/t.oz Mart ‘26
5.4685 USD/Lbs Mart ‘26
1903.8 USD/T Mart ‘26
ALÜMİNYUM
MOLİBDEN
ÇİNKO
KALAY
3275.2 USD/T Mart ‘26
535.00 USD/kg Mart ‘26
3118.6 USD/T Mart ‘26
44125 USD/T Mart ‘26
NİKEL
DEMİR CEVHERİ %62 FE
KOBALT
MANGANEZ
17215 USD/T Mart ‘26
106.22 USD/T Mart ‘26
56290 USD/T Mart ‘26
36.950 CNY/MTU Mart ‘26
1 CNY = 0,14 USD
76 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART
SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 77
MADEN BORSASI
LİTYUM KARBONAT
158000 CNY/T Mart ‘26
NEODİMYUM
975000 CNY/T Mart ‘26
URANYUM
84.050 USD/Lbs Mart ‘26
SODA KÜLÜ
1212.0 CNY/T Mart ‘26
KÖMÜR
143,85 USD/T Mart ‘26
HAM PETROL
99.640 USD/Bbl Mart ‘26
1 CNY = 0,14 USD
78 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART
ETKİNLİK TAKVİMİ
Türkiye’de
2026
13-17 Nisan Ankara 78. Türkiye Jeoloji Kurultayı www.tjk.jmo.org.tr
14-17 Nisan İzmir MARBLE İZMİR Uluslararası Doğaltaş
ve Teknolojileri Fuarı
www.marble.izfas.com.tr
08-09 Mayıs Kastamonu Jeomorfoloji Perspektifinde Akarsu
Havzası Yönetimi
23-25 Eylül Zonguldak Türkiye 24. Uluslararası Kömür
Kongresi ve Sergisi
www.komurturkiye.org.tr
24-26 Eylül Kütahya 6. Türkiye Tarihi Madenler Konferansı www.ktu.edu.tr/maden/tmk-2026
01-05 Aralık Antalya 19. TÜRKÇİMENTO Uluslararası
Teknik Seminer & Sergisi
www.teknikseminer.com.tr
Dünyada
2026
03-06 Mayıs Vancouver,
Kanada
11-13 Mayıs Perth,
Avustralya
26-28 Mayıs Pretoria,
Güney Afrika
10-11 Haziran Falmouth,
İngiltere
30
Haziran
02
Temmuz
Köln,
Almanya
05-10 Temmuz Jeongseon,
Güney Kore
CIM Connect 2026
ALTA 2026
SAIMM Pyrometallurgy International
Conference 2026
UK Mining Conference in Cornwall
2026
FILTECH 2026
IMWA 2026 - Sustainability &
Efficiency
https://www.cimconnect.ca
www.altamet.com.au
www.saimm.co.za
www.ukminingconference.co.uk
www.filtech.de
www.imwa.info
80 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART
C
M
Y
CM
MY
CY
Görsel: Görsel: Kışladağ Kışladağ Altın Altın Madeni Madeni ADR ADR Tesisi Tesisi
CMY
K
MADENCİLİĞİN HER ALANINDA,
GELECEĞE GÜVENLE
20 yıldır uluslararası standartlarda entegre mühendislik çözümleri sunuyor,
deneyimimiz ve uzman kadromuzla madencilik projelerinizi başarıya taşıyoruz.
Jeoloji - Kaynak Tahmini - Maden ve Tesis Tasarımı - EPC/M
www.dama-muhendislik.com