12.04.2026 Görüntülemeler

sektörmaden 2026 Mart Sayısı

Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı 40.ncı kuruluş yılı, madencilik , Madenciler için yeni teknolojik gelişmeler, Madencilik sektöründe atık barajlarına ilişkin bir değerlendirme: Önlenebilir riskler ve güvenlik yaklaşımı Prof. Dr. Remzi Karagüzel 18 Eski madenler nasıl değerlendirilir: Cornwall ve Batı Devon madencilik bölgesi, İngiltere | Dr. Ali Vedat Oygür 42 Ağır metallerle kirlenmiş alanların bitki yetiştirilerek temizlenmesine yönelik bazı çalışmalar | Prof. Dr. Hatice Dağhan 52 Madencilik ve cevher zenginleştirme tesislerinde su kullanımı, yönetimi ve sürdürülebilirlik yaklaşımları Araştırma Görevlisi Gülşah Güven, Prof. Dr. Gülay Bulut

Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı 40.ncı kuruluş yılı, madencilik , Madenciler için yeni teknolojik gelişmeler,
Madencilik sektöründe atık barajlarına ilişkin bir
değerlendirme: Önlenebilir riskler ve güvenlik yaklaşımı
Prof. Dr. Remzi Karagüzel 18
Eski madenler nasıl değerlendirilir: Cornwall ve Batı Devon
madencilik bölgesi, İngiltere | Dr. Ali Vedat Oygür 42
Ağır metallerle kirlenmiş alanların bitki yetiştirilerek
temizlenmesine yönelik bazı çalışmalar | Prof. Dr. Hatice Dağhan 52
Madencilik ve cevher zenginleştirme tesislerinde su kullanımı,
yönetimi ve sürdürülebilirlik yaklaşımları
Araştırma Görevlisi Gülşah Güven, Prof. Dr. Gülay Bulut

SHOW MORE
SHOW LESS

PDF'lerinizi Online dergiye dönüştürün ve gelirlerinizi artırın!

SEO uyumlu Online dergiler, güçlü geri bağlantılar ve multimedya içerikleri ile görünürlüğünüzü ve gelirlerinizi artırın.

YURT MADENCİLİĞİNİ GELİŞTİRME VAKFI

ISSN 2980-3667

SAYI 98 | OCAK, ŞUBAT, MART 2026

“ 40 YILDIR MADENCiNiN HiZMETiNDE”

40 Yaşında

Türk madenciliğinin hizmetinde

1986-2026

Mad. ve İnş. Müh. Hayrettin Elmas

Öğr. Gör. Av. M. Yavuz Fındıkgil

Mad. Yük. Müh. Namık Esmer

Mad. Yük. Müh. Attila Yalçın

Prof. Dr. Mad. Yük. Müh. Cemal Birön

Prof. Dr. Jeo. Yük. Müh. Erdoğan Yüzer

Prof. Dr. Mad. Yük. Müh. Güven Önal

Mad. Yük. Müh. İsmet Kasapoğlu

Tüccar Madenci İzzet Cahit Özden

Dr. Mad. Yük. Müh. H. Nijat Gürsoy

Mad. Yük. Müh. Nizamettin Çoban

Mad. Yük. Müh. Özer Altay

Prof. Dr. Yük. Müh. T. Cengiz Bayraktar

Prof. Dr. Mad. Yük. Müh. Yavuz Aytekin

Mad. Yük. Müh. A. Yüceer Göver

Prof. Dr. Mad. Yük. Müh. M. Zeki Doğan

Vakfın kurucuları




ÖNSÖZ

Değerli okurlar,

Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı olarak 40. yılımızı geride bırakmanın gururunu yaşıyoruz. Kuruluşumuzdan

bu yana temel amacımız ülkemizin maden potansiyelini bilimsel, ekonomik ve toplumsal boyutlarıyla ele alan bir

anlayışı güçlendirmek, sektörün tüm paydaşlarını ortak bir zeminde buluşturmak olmuştur. Bugün geriye dönüp

baktığımızda, vakfımızın yalnızca bir sivil toplum kuruluşu olmanın ötesine geçerek, madencilik alanında ortak

aklın oluşmasına katkı sunan kalıcı bir platform haline geldiğini görmek en büyük kazanımımızdır.

Bu anlamlı yılda, sektörümüz açısından son derece önemli iki etkinliğe de ev sahipliği yapmanın heyecanını taşıyoruz.

Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı ve Tüyap iş birliğiyle iki yılda bir düzenlenen Maden Türkiye Fuarı, her

organizasyonda bir öncekinin üzerine koyarak büyümekte; bu yıl da madencilik sektörünün tüm bileşenlerini bir

araya getirerek teknoloji, yatırım ve iş birliği olanaklarını aynı çatı altında buluşturuyor. Fuar ile eş zamanlı olarak

gerçekleştirilen 20. Balkan Cevher Hazırlama Kongresi (BMPC) ise akademi ile sektör arasında güçlü bir köprü

kurarak, bilimsel bilgi ile uygulamayı aynı zeminde buluşturuyor. Bu iki önemli etkinliğin birlikte yarattığı sinerji,

madenciliğin yalnızca üretim değil, aynı zamanda bilgi ve teknolojiyle şekillenen bir alan olduğunu bir kez daha

ortaya koyuyor.

Dergimizin bu sayısında da geniş yer verdiğimiz üzere, günümüz dünyasında artan jeopolitik gerilimler ve özellikle

İran’da yaşanan savaşın küresel enerji piyasalarında yarattığı dalgalanmalar, enerji arz güvenliğini yeniden en kritik

başlıklardan biri haline getirmiştir. Küresel petrol ve doğal gaz arzının önemli bir bölümünün kesintiye uğraması,

enerji fiyatlarında sert artışlara ve tedarik zincirlerinde kırılmalara yol açarken, ülkelerin yerli ve güvenilir kaynaklara

yönelmesini zorunlu kılmaktadır. Bu çerçevede, yerli maden ve enerji kaynaklarının, özellikle kömürün,

ulusal güvenlik ve ekonomik sürdürülebilirlik açısından taşıdığı stratejik önem yeniden gündemin merkezine yerleşmektedir.

Bununla birlikte, enerji dönüşümünün temel girdileri olan kritik mineraller de ülkelerin rekabet gücünü

belirleyen unsurlar arasında öne çıkmaktadır.

Vakfımızın 40. yılında, geçmişten aldığımız güç ve birikimle geleceğe daha sağlam adımlarla ilerlerken; bu yolda

emeği geçen tüm kurucularımızı, üyelerimizi ve sektör paydaşlarımızı saygı ve minnetle anıyor, katkı sunan herkese

teşekkür ediyorum.

Nice yıllarda, birlikte üretmeye ve geliştirmeye devam etmek dileğiyle.

DOĞRU VE KARŞI AKIMLI DÖNER KURUTUCU

MF-T1 Tek Yönlü / MF-T2 İki Yönlü / MF-T3 Üç Yönlü

DÖNER SOĞUTUCU

MF-IKT Direkt / MF-KKT Endirekt

MADEN VE MİNERAL İŞLEME ÇÖZÜMLERİ

info@metalformltd.com

www.metalformltd.com

Saygılarımla,

M. Ali Türkoğlu

Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı

Yönetim Kurulu Başkanı Nisan 2026



İÇİNDEKİLER

“40 YILDIR MADENCiNiN HiZMETiNDE”

OCAK, ŞUBAT, MART 2026 | SAYI 98 | YAYIN TÜRÜ: YAYGIN SÜRELİ | ISSN 2980-3667

█ Vakıf’tan haberler

YMGV Adına İmtiyaz Sahibi

Ali Emiroğlu

YMGV Yönetim Kurulu

· Mehmet Ali Türkoğlu

Yönetim Kurulu Başkanı

· Ali Emiroğlu

Başkan Yardımcısı

· İbrahim Halil Kırşan

Başkan Yardımcısı

· Prof. Dr. Remzi Karagüzel

Muhasip Üye

· Güldal Şeyda Çağlayan

Genel Sekreter

· Prof. Dr. Fatma Arslan Üye

· Mehmet Yılmaz Üye

· Hasan Yücel Üye

· A. Emre Kayışoğlu Üye

Yedek Yönetim Kurulu

· Prof. Dr. Gündüz Ökten

· Nursun Şirvancı

· Mustafa Aksoy

Danışma Kurulu Başkanı

Prof. Dr. Erdoğan Yüzer

Denetim Kurulu

· Mustafa Sönmez

· Antony Caouki

· M.Oğuz Güner

Kurucular

· Özer Altay (Vefat)

· Yavuz Aytekin (Vefat)

· Turgut Bayraktar (Vefat)

· Cemal Birön (Vefat)

· Nizamettin Çoban

· Zeki Doğan (Vefat)

· Hayrettin Elmas

· Namık Esmer (Vefat)

· Yavuz Fındıkgil (Vefat)

· Yüceer Göver

· H. Nijat Gürsoy (Vefat)

· İsmet Kasapoğlu

· Güven Önal (Vefat)

· Cahit Özden (Vefat)

· Attila Yalçın (Vefat)

· Prof. Dr. Erdoğan Yüzer

Tüzel Kişi Mütevelliler

· Alser Madencilik A.Ş.

· Altın Madencileri Derneği

· Ant Group A.Ş.

· Bilfer Madencilik A.Ş.

· Ciner Grubu

· Dedeman Madencilik A.Ş.

· Ersel Ağır Makine A.Ş.

· Eti Bakır A.Ş.

· Eti Maden

· İbrice Madencilik A.Ş.

Gerçek Kişi Mütevelliler

· A. Ekrem Yüce

· A. Emre Kayışoğlu

· Ali Emiroğlu

· Ali Erguvanlı

· Alp Gürkan

· Antony Caouki

· Atılgan Sökmen

· Bülent Tüfekçioğlu

· Caner Zanbak

· Cemil Ökten

· Dündar Ergunalp

· Erdoğan Yüzer

· Esin Şişman

· Faruk Çalapkulu

· Fatma Arslan

· Gülay Bulut

· Güldal Şeyda Çağlayan

· Günaydın Yirmibeşoğlu

Onur Üyeleri

· Prof. Dr. Gülhan Özbayoğlu

· İlhami Tezcan

Yazi İşleri Müdürü

Lütfi Çallı

Yayın Kurulu Başkanı

Yük. Müh. Nursun Şirvancı

Yayın Kurulu Üyeleri

· Prof. Dr. Fatma Arslan

· Prof. Dr. Gündüz Ökten

· Prof. Dr. Remzi Karagüzel

· Prof. Dr. Yüksel Örgün Tutay

· Dr. Ali Vedat Oygür

· İmbat Madencilik A.Ş.

· İstanbul Maden İhr. Birliği

· İTÜ Maden Fakültesi

· Jeofizik Mühendisleri Odası

· Krom Üreticileri Derneği

· Maden Mühendisleri Odası

· Maden Sanayii İşverenleri

Sendikası

· Maden ve Petrol İşleri Genel

Müdürlüğü

· Gündüz Ökten

· H. Semih Demircan

· Hasan Yücel

· Hayrettin Elmas

· İbrahim Halil Kırşan

· İlgin Kurşun Ünver

· İsmet Kasapoğlu

· İsmet Sivrioğlu

· Lütfi Çallı

· M.Oğuz Güner

· Mehmet Ali Türkoğlu

· Mehmet Tombul

· Mehmet Yılmaz

· Metin Balıbey

· Mevlüt Kaya

· Murat Turan

· Mustafa Aksoy

· Mustafa Aktaş

· Hayrettin Çaycı

· Rıfat Kont

Ümit Dertli

Sektörmaden dergisi Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı tarafından 5187 sayılı Basın Kanunu gereğince İstanbul Valiliğine beyanname verilerek ulusal gayri siyasi ve

yaygın süreli türünde 3 ayda bir yayınlanmaktadır.

Sektörmaden dergisi abonelere, Madencilik Sektörü ile ilgili firmalara, Bakanlıklara, ilgili kamu kuruluşlarına, dernek ve vakıflara dağıtılmaktadır.

Dergiye gönderilen yazılar ve fotoğraflar geri iade edilmez.Yayınlanması ise yayımcının kararına bağlıdır. Yayınlanan yazı ve fotoğrafların sorumluluğu yazarına aittir.

Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir. ymgv.org.tr

Editör

Reklam ve Halkla İlişkiler

Sorumlusu

Gülseren Koçer

gulseren@ymgv.org.tr

k.gulseren@gmail.com

Tel: 0 530 227 66 35

Grafik Tasarım

Zeyneb Öztürk

zeyneb.ozturk@hotmail.com

· Maden Tetkik ve Arama

Genel Müdürlüğü

· Türkiye Kömür İşletmeleri

Kurumu

· Türkiye Kömür Üreticileri

Derneği

· Türkiye Madenciler Derneği

· Tüm Mermer Doğaltaş ve

Makine Üreticileri Birliği

· Türkiye Taş Kömürü Kurumu

· YMGV Trakya Komitesi

· Mustafa Sever

· Mustafa Sönmez

· Mustafa Topaloğlu

· Mustafa Uysal

· Nizamettin Çoban

· Nursun Şirvancı

· Oktar Kızılsencer

· Onur Köktürk

· Remzi Karagüzel

· Sabri Karahan

· Selahaddin Anaç

· Selahattin Çimen

· Suat Sarısoy

· Sümeyra Eşgün

· Tolga Yalçın

· Umut Rallas

· Yusuf Suha Nizamoğlu

· Yüceer Göver

· Erdemir Karakaş

Yönetim Yeri

Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı

Cumhuriyet Cad. No.179/5,

Daire: 9 Harbiye -İstanbul

Tel: 0 212.246 20 81

Fax: 0 212.247 51 11

e-posta: ymgv@ymgv.org.tr

web: www.ymgv.org.tr

Baskı-Cilt

Everest Basım Matbaa San.ve Tic.

Ltd. Şti.

Maltepe Mah. Litros Yolu Sokak

2. Matbaacılar Sitesi 5.Kat F Blok

No:3 NF7 Zeytinburnu/İstanbul

info@everestbasim.com

Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı Televizyon Programları 6

Vakfın 40. yılında 41 kere maşallah 8

İTÜ’ye ve Madenciliğe adanmış bir ömür:

Prof. Dr. Güven Önal 14

20. Balkan Cevher Hazırlama Kongresi İstanbul’da yapılıyor 16

█ Türkiye’den haberler

PDAC 2026’ya Türk çıkarması 26

Taşa değer katan bir vizyon: Erdoğan Akbulak 30

Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumunun rehabilitasyon ve

sürdürülebilirlik uygulamaları 34

Kritik ve Stratejik Madenler Çalıştayının sonucu: Bütüncül bir

madencilik politikası şart 38

█ Makale

Madencilik sektöründe atık barajlarına ilişkin bir

değerlendirme: Önlenebilir riskler ve güvenlik yaklaşımı

Prof. Dr. Remzi Karagüzel 18

Eski madenler nasıl değerlendirilir: Cornwall ve Batı Devon

madencilik bölgesi, İngiltere | Dr. Ali Vedat Oygür 42

Ağır metallerle kirlenmiş alanların bitki yetiştirilerek

temizlenmesine yönelik bazı çalışmalar | Prof. Dr. Hatice Dağhan 52

Madencilik ve cevher zenginleştirme tesislerinde su kullanımı,

yönetimi ve sürdürülebilirlik yaklaşımları

Araştırma Görevlisi Gülşah Güven, Prof. Dr. Gülay Bulut 66

█ Kadın madenciler 48

█ Dünyadan haberler 58

█ Teknolojinin nimetleri 72

█ Maden borsası 76

█ Etkinlik takvimi 80

Reklam Index

Acacia Maden İşletmeleri A.Ş.

Etı̇ Bakır A.Ş.

Turbo Makine Ltd. Şti.

Ersel Ağır Makine San. ve Tic. A.Ş. 1

Metal Form Endüstri ve Tic. Ltd. Şti. 2

Argetest Cevher Zenginleştirme 17

Zenit Madencilik San. ve Tic. A.Ş. 25

HES Su Yapıları Denetim Hiz. Ltd. Şti. 33

Ön Kapak İçi

Arka Kapak İçi

Arka Kapak

8

26

42

48

Esan Eczacıbaşı A.Ş. 41

Remas Redüktör ve Makina San. A.Ş. 47

FKK Güney Oto San. Tic. A.Ş. 57

Anagold Madencilik 65

Turbo Makine Ltd. Şti. 70-71

Tüprag Metal Maden San. Tic. A.Ş. 79

Tümad Mad. San. ve Tic. A.Ş. 80

Atay Mühendislik 82

Dama Müh Proje ve Mad. San.Tic. A.Ş. 83

İstanbul Maden İhracatçılar Birliği 84



VAKIF’TAN HABERLER

Televizyon Programları 2026 Yılında da devam

Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı’nın madenciliği tanıtım faaliyetleri kapsamında çeşitli televizyon kanallarında

düzenli olarak yaptığı programlar 2026 yılında da devam etti. Bloomberg HT’de yayınlanan Maden Dünyası programı

her hafta salı günü öğlen kuşağında izleyici ile buluşmaya devam etti. Programlarda, Vakıftan ve sektörden uzman

konuklar ile madenciliğin önemi, sorunları ve çözüm önerileri ele alındı.

QR kodları okutarak programları YouTube’da izleyebilirsiniz.

ş 6 Ocak 2026 Salı, 12:00-12:20

Hasan Yücel

Altın Madencileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı

Altın 2026 yılında da yükselişini sürdürecek mi?

Türkiye, güçlü rezervleriyle bu süreci stratejik bir

avantaja çevirebilecek mi?

ş 13 Ocak 2026 Salı, 12:00-12:20

İbrahim Halil Kırşan

TOBB Türkiye Maden Meclisi Başkanı

Petrol Savaşından, Maden Savaşlarına! Küresel

Ekonominin Yeni Jeopolitiği Kıymetli Metaller

Üzerinden mi Şekillenecek

ş 20 Ocak 2026 Salı, 12:00-12:20

Temel Yaz

Agrega Üreticileri Birliği Yönetim Kurulu Başkanı

Deprem Gerçeğinde Agrega Madenciliğinin Önemi

ş 27 Ocak 2026 Salı, 12:00-12:20

Sümeyra Eşgün

Meyra Madencilik A.Ş. Yönetim Kurulu Başkan

Yardımcısı

Baz Metaller ve Gümüş Birlikteliğinin Küresel

Ölçekte Değerlendirilmesi

ş 03 Şubat 2026 Salı, 12:00-12:20

Dr. Jale Şakıyan Ateş

TÜPRAG Çevre ve Sürdürülebilirlik Direktörü

2026 Sürdürülebilirlik Gündemi: Sözden Eyleme

Geçiş Yılı

ş 10 Şubat 2026 Salı, 12:00-12:20

Mehmet Yılmaz

Türkiye Madenciler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı

Maden Çağının Eşiğinde: 2025’in Bilançosu, 2026’nın

Yol Haritası

ş 17 Şubat 2026 Salı, 12:00-12:20

Prof. Dr. Hakan Benzer

Hacettepe Üniversitesi, Maden

Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi

Madenciliğin Geleceğe Uzanan Perspektifi:

Teknoloji, Ar-Ge ve Ekonomik Güç

ş 24 Şubat 2026 Salı, 12:00-12:20

Ali Emiroğlu

Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı Yönetim

Kurulu Başkan Vekili

Mermer – Doğaltaş Madenciliğinin Ülkemiz

Ekonomisindeki Yeri ve Gelişme Perspektifleri

ş 03 Mart 2026 Salı, 12:00-12:20

Hanifi Şimşek

Tüm Mermer Doğaltaş ve Makinaları Üreticileri Birliği,

Yönetim Kurulu Başkanı

Mermer Sektörünün 2025 Yılı

Değerlendirmesi ve 2026 Beklentileri

ş 10 Mart 2026 Salı, 12:00-12:20

Hasan Yücel

Altın Madencileri Derneği Yönetim Kurulu

Başkanı

Savaşın Gölgesinde Altın ve Stratejik

Metallerin Geleceği Ne Olacak

ş 24 Mart 2026 Salı, 12:00-12.20

Hayrettin Çaycı

Sarkuysan Elektrolitik Bakır San. A.Ş., Yönetim Kurulu

Başkanı

Dünya ve Türkiye’de Bakırın Önemi

ş 31 Mart 2026 Salı, 12:00-12:00

Nursun Şirvancı

ZENİT Madencilik A.Ş., Proses ve Metalurji

Danışmanı

Aramadan Uç Ürüne Giden Cevherin Zorlu

Yolculuğu

Ali Emiroğlu kimdir?

1958 yılında İstanbul’da doğan Ali

Emiroğlu, 1975 yılında girdiği İTÜ Maden

Fakültesi’nden maden mühendisi

olarak mezun oldu.1985 yılında mermerin

Maden Kanunu kapsamına alınmasıyla

birlikte çalışmalarını ağırlıklı

olarak mermer sektörüne yönlendirdi.

Türkiye’deki ilk büyük mermer ocakçılığı

üretimlerinin gerçekleştirilmesinin

öncülerinden oldu. Sektörde 40. yılını

dolduran Emiroğlu, halen Türkiye’nin

farklı bölgelerinde aile şirketinin sahibi

olduğu mermer ocaklarında üretim ve

ihracat yapmaktadır.

Emiroğlu, mermer sektörünün en

önemli STK’larından TÜMMER, Yurt

Madenciliğini Geliştirme Vakfı (YMGV),

Türkiye Madenciler Derneği (TMD),

İTÜ Maden Fakültesi Vakfı gibi pek

çok sivil toplum kuruluşunda da halen

aktif olarak görevler almaktadır.

Ali Emiroğlu

İMİB Başkanlığına aday

Mermer – doğaltaş ve madencilik sektöründe 40 yılı aşan deneyimiyle

tanınan Ali Emiroğlu, İstanbul Maden İhracatçıları Birliği

(İMİB) Başkanlığına aday olduğunu açıkladı. Yıllar içinde sektörün

çeşitli kurumlarında üstlendiği görevlerle öne çıkan Emiroğlu, aday

olma kararını ihracatın gücünü artırmak ve sektörel sorunlara kalıcı

çözümler geliştirmek amacıyla aldığını ifade etti.

Halen Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı Başkan Vekilliği ve İTÜ

Maden Fakültesi Vakfı mütevelli heyeti üyeliği görevlerini yürüten

Emiroğlu, daha önce Türkiye Madenciler Derneğinde Yönetim Kurulu

Üyeliği, İkinci Başkanlık ve üç dönem Yönetim Kurulu Başkanlığı

gibi önemli görevlerde bulundu. Bunun yanı sıra Tüm Mermer

Doğaltaş ve Makinaları Üreticileri Birliği’nde (TÜMMER)

halen Yönetim Kurulu Üyeliği görevini devam ettirmektedir.

Ali Emiroğlu adaylık açıklamasında, İMİB’in mermer ve maden ihracatının

temel taşı olduğuna dikkat çekerek, bu bayrak yarışında

İMİB’in bayrağını devralmaya ekibiyle birlikte hazır olduğunu ifade

etti. “İMİB’in, üyelerinin sesini duyan, onların sorunlarına yaratıcı

çözümler üretebilen, vizyon sahibi bir yapıya dönüşmesi gerekiyor.

Bu ihtiyaç doğrultusunda aday oldum. İMİB değişirse, ihracatçının

önü açılır; madencilik güçlenirse, ülke kazanır,” diye konuştu.

Şeffaf, kapsayıcı, birleştirici yönetim anlayışı

Yeni bir yönetim anlayışı inşa edeceklerini vurgulayan Emiroğlu,

yalnızca karar alan değil, karar süreçlerine üyelerini de katan, fikir

üreten, uygulamaları birlikte hayata geçiren katılımcı bir yapının

önemini vurgulayarak “Şeffaf, kapsayıcı ve birleştirici bir yönetim

anlayışını hep birlikte kuracağız,” dedi.

Mermerciliğin ve madenciliğin sadece yer altından hammadde çıkarmakla

sınırlı olmadığını vurgulayan Emiroğlu, sektörün sanayi,

ticaret, akademi ve kamu politikalarıyla iç içe olduğunu belirtti. Bu

nedenle daha güçlü iş birliklerine ihtiyaç duyulduğunu ifade ederek,

“Sanayi ve Ticaret Odaları, mermeri ve madeni hammadde olarak kullanan

sektörler, üniversiteler ve kamu kurumlarıyla daha yakın ilişkiler

kurmalıyız. Yapısal sorunlarımızı ortak akılla ve kamu iş birliğiyle

çözebiliriz. Artık çözüme yönelik adımlar atma zamanı geldi,” dedi.

Mermer ve Doğaltaş madenciliği alanında 40 yılı aşkın birikiminin

ve 20 seneyi aşkın mermer ve maden STK deneyiminin bu göreve hazır

olduğunun göstergesi olduğunu belirten Emiroğlu, “Sektörün hem

üretim hem de sivil toplum tarafında yıllarca görev yaptım. Sorunları

da çözümleri de çok iyi biliyorum. Üyelerimiz ve tüm paydaşlarla el

ele vererek İMİB’i yeniden güçlü bir yapıya kavuşturacağımıza inanıyorum.

Umut veren, çözüm üreten, ortak aklı esas alan bir dönem

için tüm üyelerimizin desteğine talibim,” ifadelerini kullandı.

6 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART



VAKIF’TAN HABERLER

VAKIF’TAN HABERLER

Vakfın 40. yılında 41 kere maşallah

Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı, 40. kuruluş yılını

geride bırakırken, bu anlamlı dönüm noktası yalnızca bir

zaman dilimini değil, aynı zamanda ortak emekle inşa

edilmiş köklü bir birikimi de temsil ediyor. Kırk yıla yayılan

bu yolculuk, madencilik sektörüne katkı sunma iradesinin

sürekliliğini ve kurumsallaşmasını ortaya koyuyor.

Vakfın hayatta olan kurucularının kaleme aldıkları

aşağıda okuyacağınız üç farklı tanıklık, aslında tek bir

ortak zeminde birleşiyor: dayanışma, ortak akıl ve sektöre

karşı duyulan sorumluluk. 1980’li yılların başında

akademi, kamu ve sektör temsilcileri arasında kurulan

bu temaslar, madenciliğin yalnızca teknik değil, aynı

zamanda kurumsal bir gelişim ihtiyacı içinde olduğunu

açık biçimde ortaya koyuyordu .

Belgrad Ormanlarında bir piknikte filizlenen fikir, kısa

sürede sistemli toplantılarla olgunlaştı, Maçka’daki fakülte

binasında yürütülen yoğun çalışmalar sonucunda

bir vakıf çatısı altında kalıcı hale getirildi. Bu süreçte

yalnızca bir kurum kurulmadı, farklı kesimleri bir araya

getiren, tartışan, üreten ve çözüm arayan bir zemin inşa

edildi. Kurucuların ifadesiyle, amaç “çorbada bir tutam

tuz” olmak değil, sektörün geleceğine yön verecek bir

ortak irade oluşturmaktı.

Aradan geçen 40 yıl, bu iradenin somut sonuçlarını ortaya

koydu. Madencilik Şuralarından mesleki eğitim

faaliyetlerine, ülkenin ve dünyanın dört bir yanına düzenlenen

teknik inceleme gezilerinden, halkla ilişkiler

çalışmalarına, uluslararası kongrelere, fuarlara ve bilimsel

toplantılara kadar geniş bir alanda etkisini hissettiren

Vakıf, Türk madenciliğinin ortak akıl platformlarından

biri haline geldi.

Bugün gelinen noktada, kuruluş dönemindeki o samimi

birliktelik ve üretken tartışma kültürü, yalnızca bir hatıra

değil aynı zamanda geleceğe dair güçlü bir referanstır.

Vakfın ilk yıllarında ortaya konan bu dayanışma modeli,

önümüzdeki dönemde de madencilik sektörünün gelişimi

için en değerli yol gösterici olmaya devam edecektir.

Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfının doğum yeri:

Belgrad Ormanları Kirazlı Bent Piknik Alanı (1984)

Prof. Dr. Erdoğan Yüzer

Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı Kurucu Başkanı

İTÜ Maden Fakültesi, Jeoloji Mühendisliği Emekli Öğretim Üyesi

Bu başlık sizleri şaşırtabilir; ancak aşağıda anlatacaklarım,

kişiliğimle de örtüşen bir sürecin doğal sonucudur.

Osmanlı İmparatorluğunun ilk başkenti olan Bursa’da

doğdum. İlk öğrenimimi, Muradiye Külliyesinin hemen

bitişiğindeki Muradiye Cumhuriyet İlkokulunda tamamladım.

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan bu iki yapının

iç içeliği, farkında olmadan kişiliğimin oluşumunda etkili

oldu. Bu birlikteliğin getirdiği paylaşma ve dayanışma

kültürünün, yaşam anlayışımı şekillendirdiğini yıllar

sonra daha iyi kavradım.

Çocukluk yıllarımdan itibaren insanları bir araya getirmeyi,

paylaşmayı ve dayanışmayı önemseyen bir yaklaşımı

benimsedim. Bu anlayış, gençlik yıllarımda da

sürdü; ilerleyen dönemlerde sivil toplum faaliyetleriyle

daha da pekişti. 1950’li yılların sonunda İstanbul Teknik

Üniversitesinde asistanlığa başlamamdan bu yana,

sağlığım elverdiği ölçüde bu yaklaşımı sürdürdüm. Derneklerde

ve bilimsel kuruluşlarda üstlendiğim görevleri

yaşamımın doğal bir parçası olarak gördüm.

İTÜ Maden Fakültesinde yürüttüğüm yöneticilik görevleri

sırasında, yasal bir zorunluluk olmamasına rağmen

çalışanlarla birlikte sosyal birliktelikler oluşturduk.

Amaç, yalnızca bir araya gelmekti. Fakülte içinde kurulan

bu ortam, zamanla güçlü bir dayanışma kültürüne

dönüştü ve farklı fakültelerden katılımlarla daha geniş

bir etki yarattı.

1980’li yılların başında, özellikle üniversitelerde zor bir

dönemin yaşandığı koşullarda, bu birliktelikler önemli

bir dayanışma zemini oluşturdu. Bu sürecin en somut örneklerinden

biri, her yıl düzenlenen fakülte piknikleriydi.

Belgrad Ormanlarında gerçekleştirilen bu etkinlikler,

zamanla yüzlerce kişinin katıldığı şenliklere dönüştü.

1984 yılı mayıs ayı sonunda Kirazlı Bent’te düzenlenen

piknikte, başta rahmetli Güven Önal, Işık Özpeker, Attila

Yalçın, İsmet Kasapoğlu ve H. Nijat Gürsoy olmak

üzere oluşturduğumuz grup içinde, bu birlikteliğin kalıcı

hale getirilmesi fikri ortaya çıktı. Önce dernek, ardından

vakıf düşüncesi gündeme geldi. Mevcut yapı dikkate

alındığında vakıf kurma fikri benimsendi.

Bu fikir, önce fakülte yönetimi içinde paylaşıldı, ardından

daha geniş bir grupla tartışıldı. 1984–1986 yılları

arasında yürütülen yoğun çalışmalar sonucunda vakfın

yönetmeliği hazırlandı ve 14 Şubat 1986 tarihinde resmi

senedi onaylanarak Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı

kuruldu. Yönetmelik, sonraki yıllarda yapılan düzenlemelerle

geliştirilerek günümüze ulaştı.

1986 yılında 16 kurucu üye ile kurulan vakfın bugün hayatta

olan beş üyesinden biriyim. Kuruluşun ilk üç döneminde

Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürüttüm.

Daha sonra bu görevi, yakın çalışma arkadaşım Güven

Önal ile devralıp devrettik. Bu birliktelik, onun vefatına

kadar sürdü.

Aşağıdaki satırları merhum dostum Güven Önal’ın meslekte 50. yılı vesilesi ile kaleme almıştım. Onun en büyük

eseri olan Vakfın 40 yılı vesilesiyle burada da aynen yayınlanmayı hak ediyor.

YMGV 2. Yönetim Kurulu Üyeleri (1988-1991)

İzzet Cahit Özden, Attila Yalçın, Erdoğan Yüzer (Başkan), Güven Önal, H. Nijat Gürsoy

Her işin başı…

Bu yarım bırakılmış cümlenin ardından, eğer insan yaşamı söz konusu ise ilk akla gelen kuşkusuz sağlıktır. Ama insan

ilişkileri söz konusuysa, her işin başının GÜVEN duymak olduğuna inananlardanım. İnsanın tüm yönleriyle güven

duyabileceği dostlar biriktirmesi, Tanrı’nın en değerli armağanıdır kanımca. Hele bu birlikteliğin sağlandığı kişi bir

de GÜVEN ismi ile anılıyorsa, yaşamımızdaki mutluluğu yakalamada bir adım öndesiniz demektir.

SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 9



VAKIF’TAN HABERLER

VAKIF’TAN HABERLER

Güven’e güven duymak

Sevgili Güven Önal’ın çevresindekiler kendilerini bu yönüyle hep şanslı saymışlardır. Bilirler ki karşılarında, ellerini

uzattıklarında daima onu avuçlayacak sıcak bir el; kapısını çaldıklarında ardına kadar açılacak cömert bir kalp

bulunacaktır. Ben de siz dostlar gibi o şanslı kişilerden biriyim.

Özverili birlikteliğimizin yoğun olduğu dönem 1980’li yılların başlarına rastlar. Ülkenin YÖK zulmü (!) altında

inlediği yıllarda, Maden Fakültesi’nin yönetimini sevgili Güven Önal ve Mahir Vardar kardeşlerim ile birlikte, gece

gündüz demeden omuzlamıştık. İçe hiç sinmeyen o yıllardaki yapılanmışlığı, 1986 yılında kurduğumuz Yurt Madenciliğini

Geliştirme Vakfının (YMGV) çatısı altında toparlayarak gidermeye çalıştık.

Özellikle bu süreci, vakfın kuruluşu sırasında Maden Fakültesinin Maçka’daki tarihi binasının oval masası etrafında,

kılı kırk yararcasına yapılan hararetli yönetmelik hazırlığı çalışmalarıyla geçirdik. Anılan toplantılarda

rahmetli Attila Yalçın’ın müzip kışkırtmaları (!) ile başlayan, rahmetli Cahit Özden ile Güven Önal arasındaki “kapışmalar”

tüm canlılığıyla gözlerimin önündedir. Yıllar süren titiz çalışmalarla hazırlanan bu yönetmelik çizgisinde

yürüyen YMGV, bugün ulaştığı varlığını ve yaygınlığını o günlere borçludur.

Başımız sıkıştığında çoğu kez başvurduğumuz sevgili Güven Önal’a duyduğum güvenin ve hayranlığın temelinde;

sorunların çözümündeki profesyonel yaklaşımı, güçlü analiz yeteneği, çalışkanlığı, girişkenliği, takipçiliği ve engin

hayal gücü yatmaktadır. Özellikle Türkiye’nin maden zenginliği ve bundan sağlanacak gelir söz konusu olduğunda,

tüm cari açıklarımızı kapatacak (!) sınırları zorlayan rakamlarıyla ünlüdür. Aksini düşünenlerin ufkunun kendisininki

kadar geniş ve zengin olmadığından, hatta beceriksizliklerinden yakındığını sıkça dile getirirdi.

Sevgili Önal’ın önde gelen özelliklerinden biri de vefa duygusuna gösterdiği emsalsiz duyarlılık ve özendir. Aile

fertlerinden başlayarak tüm dostlarına gösterdiği bu örnek alınası yaklaşım, her türlü takdirin üzerindedir. Kıvanç

ve üzüntü paylaşımında her zaman yanımızda olan ender dostlardan biri olmuştur.

Özenilecek bu meziyetlerinin yanında tek “kusuru” (!) bir Galatasaray fanatiği oluşudur. Tüm aile fertlerine de bu

yönde bir “ambargo” koymuştur. Sevgili evlatları, zarif gelinleri ve torunları bu tahakküm (!) altındadır. Tek umudumuz,

hiç olmazsa torunlarının çocuklarından birinin ileride bu ambargodan kurtulup siyah-beyaz renklere gönül

vererek doğru yolu bulmasıdır. (!)

YMGV başkanlığında halef-selef olduğumuz birlikteliğimiz, aynı çatı altında, ilk günkü heyecanından bir şey kaybetmeden

sürmektedir.

Son olarak, 40 yılın içinde aklımda kalanlar ve yakın geleceğe ilişkin düşüncelerimi özetlemek isterim.

Vakfın öncülüğünde gerçekleştirilen;

• Madencilik Şuralarının üçüncüsünün çok gecikmiş de olsa, öncelikle yönetmeliklerinin

tamamlanarak yeniden düzenlenmesini;

• “Madenciliğe Ömür Verenler” kitap dizisine devam edilmesini, bu dizinin

baş yapıtı olarak gördüğüm merhum Sadrettin Alpan’ın “İnsanı

Maden Yaşatır” kitabının tükenmiş olması nedeniyle yeni baskılarının

yapılmasını;

• Merhum Selçuk Buyurgan’ın vasiyeti niteliğinde olan ve Vakfın en

önemli gelir kaynağını oluşturan Maden Türkiye Fuarının geliştirilerek

sürdürülmesini içtenlikle dilerim.

Nice 40 yıllara, selam ve sevgilerimle.

Vakfın Kurucuları

Özer Altay

Yavuz Aytekin

Turgut Bayraktar

Cemal Birön

Nizamettin Çoban

Zeki Doğan

Hayrettin Elmas

Namık Esmer

Yavuz Fındıkgil

Yüceer Göver

H. Nijat Gürsoy

İsmet Kasapoğlu

Güven Önal

Cahit Özden

Attila Yalçın

Prof. Dr. Erdoğan Yüzer

Vakfımızın çorbada çok tuzu olmuştur

Hayrettin Elmas

Maden ve İnşaat Mühendisi

Gerçek Kişiler

Önder Bilginer

Serbülent Bingöl

Antony Caouki

Kemal Dedeman

Halim Demirel

Ali Erguvanlı

Tuğrul Erkin

Şinasi Eskikaya

Yalçın Günal

Cemil Ökten

Gülhan Özbayoğlu

Işık Özpeker

Senai Saltoğlu

Ali Türkoğlu

Mahir Vardar

Zeki Yavuztürk

Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfının kuruluşunun 40.

yılı dolayısıyla hazırlanan bu dosyada biz kuruculara yer

verilmesi bizler için ayrı bir anlam taşıyor. Bu vesileyle,

Vakıf başkanımız Ali Türkoğlu’na, Yönetim Kuruluna

ve Sektörmaden dergisinde emeği geçen değerli arkadaşlara

teşekkür ediyorum.

Bugünden geriye baktığımda, vakfın kuruluş sürecine

dair hafızamda en canlı kalan anılardan biri yaklaşık kırk

yıl önce Ankara’da yaşadığım bir ziyarettir. O günlerde

TBMM Halkla İlişkiler binasında, ziyarete gelenlerle

görüşmeler yaptığım bir sırada sekreterim, İTÜ’den

hocamız Prof. Dr. Erdoğan Yüzer’in beni görmek üzere

geldiğini söyledi. Öğrencilik yıllarımızda asistan hocamız

olan Sayın Erdoğan Yüzer’e ve aynı dönemde

tanıdığımız Güven Önal’a duyduğumuz saygı ve sevgi

nedeniyle hemen bankoya giderek hocamı karşıladım.

Erdoğan Hocam büyük bir heyecanla konuşmaya başladı.

Ben de sözünü keserek kendisine çay veya kahve

Mütevelli Heyet

Ömer Yenel

Kadri Yersel

Günaydın Yirmibeşoğlu

Tüzel Kişiler

ÇİNKUR Genel Müdürlüğü

ERDEMİR Yönetim Kurulu Başkanlığı

ETİBANK Genel Müdürlüğü

İTÜ Maden Fakültesi Dekanlığı

KBİ Genel Müdürlüğü

Maden Dairesi Başkanlığı

Maden Mühendisleri Odası

TDÇİ Genel Müdürlüğü

TKİ Genel Müdürlüğü

Türkiye Maden İşçileri Sendikası

Türkiye Maden İşverenleri Sendikası

TTK Genel Müdürlüğü

ikram etmek istedim. Ardından Türkiye’de madenciliğin

içinde bulunduğu durumu, sektörde yaşanan sorunları

ve nelerin düzeltilmesi gerektiğini kısa ama son derece

heyecanlı bir şekilde anlatmaya başladı. Madenciliğin

toplumda daha çok sevilmesi, geliştirilmesi ve yatırımcı

için daha cazip hale getirilmesi gerektiğini vurguladı.

“Düşüncelerimizi dile getirebilmek ve yurt madenciliğinin

gelişmesine katkıda bulunmak için bir vakıf kurmak

istiyoruz. Çorbada bizim de tuzumuz olsun istiyoruz,”

Müdürlüğü’nde onay beklediğini, bu nedenle konuyla

ilgilenmem için beni ziyarete geldiğini ifade etti.

Aslında madencilik sektörü benim için yabancı bir alan

değildi. Maden mühendisi olarak bir süre Zonguldak’ta

TTK Kozlu bölgesinde çalışmıştım. Daha sonra askerlik

için görevimden ayrıldım ve ardından İnşaat Mühendisliği

okudum. Meslek hayatımı ise İstanbul’da statik büro

çalışmaları ve yap-sat inşaat faaliyetleriyle sürdürdüm.

Bu yıllarda Türkiye’de siyasi hayat da yeni bir döneme

10 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART

SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 11



VAKIF’TAN HABERLER

VAKIF’TAN HABERLER

giriyordu. Turgut Özal’ın Anavatan Partisi’ni kurmasıyla

birlikte siyasete ilgi duydum. Partide İstanbul İl

Başkan Yardımcılığı ve Teşkilat Başkanlığı görevlerini

üstlendim; ardından İstanbul Milletvekili olarak görev

yaptım. O dönemde ilk Bakanlar Kurulunda, bugünkü

bakan yardımcılıklarına benzer görevler bulunuyordu.

Ben de Devlet Bakanı Sayın Kazım Oskay’a yardımcı

olarak görev yapıyordum ve Vakıflar Genel Müdürlüğü

ile ilgili konularla ilgileniyordum.

Erdoğan Hocamın anlattıklarını dinledikten sonra böylesine

faydalı ve iyi niyetli bir girişime destek olmanın

bizim için bir görev olduğunu düşündüm. Bunun üzerine

Hukuk İşleri Genel Müdürü Hüseyin Bey’i arayarak konuyu

kendisine aktardım ve hocamın yanımda olduğunu

söyledim. Hüseyin Bey, “Siz zahmet etmeyin, hocam

teşrif ederlerse hemen hallederiz,” dedi. Bu sözler Erdoğan

Hocamı oldukça memnun etti.

Hocam ayrıca vakfın kurucuları arasında benim adımın

da yer almasını istedi. Ben de böyle hayırlı bir çalışmada

yer almaktan büyük memnuniyet duyarak bu görevi kabul

ettim. Böylece Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfının

kuruluş sürecinde yer alma fırsatını buldum.

O günden sonra vakfın toplantılarına kurucu, danışma

kurulu üyesi ve mütevelli olarak mümkün olduğunca

katılmaya çalıştım. Yüreği madenciliğin gelişmesi için

çarpan meslektaşlarımla bir arada olmak her zaman benim

için ayrı bir mutluluk ve gurur kaynağı oldu.

Hilmi Güler, İsmet Kasapoğlu, Nizamettin Çoban, Güven Önal,

Dündar Renda, Yener Cander, Nijat Gürsoy , Işık Özpeker

Bu vesileyle, aramızdan ayrılan Güven Önal Hocamızı

saygı ve rahmetle anıyor; Erdoğan Yüzer Hocamıza da

sağlıklı ve uzun ömürler diliyorum. Ayrıca vakfımızın

çalışmalarına katkı sunan herkese ve sevgili arkadaşım

Lütfi Çallı’ya emeklerinden dolayı teşekkür etmek istiyorum.

Yıllar içinde vakfımız büyüdü ve güçlendi. Zamanla ilgili

bürokratlar ve kamu kurumları da vakfın mütevelli

yapısına dâhil edildi. Madencilikle ilgili hazırlanan

kanun ve yönetmelikler vakfın toplantılarında ayrıntılı

şekilde tartışıldı; sektörün sorunları ve talepleri bürokratlar

aracılığıyla ilgili mercilere iletildi.

Bana sorulacak olursa, vakfımızın bu süreçte “çorbada

çok tuzu” olmuştur.

Madencilik kolay bir alan değildir. Hatta iş dünyasının

en zor alanlarından biridir. Daha iyi bir madencilik için

daha çok emek vermek ve daha fazla çaba göstermek gerekir.

Yurttaşlarımızın daha iyi şartlarda yaşayabilmesi

için de bu alandaki mücadeleyi sürdürmek zorundayız.

Madencilikte o gün yaşanan zorlukların bir kısmının bugün

de devam ettiğini görüyoruz. Vakfın toplantılarında

bu sorunların dile getirildiğine ve çözüm arayışlarının

sürdürüldüğüne yakından tanık olduk.

Vakfımız, daha iyi bir madencilik geleceği için maddi

imkânlardan çok bilgi, deneyim ve birikimiyle madencilerin

yanında ve önünde olmaya çalışmıştır.

Saygı ve rahmetle andığım Prof. Dr. Güven Önal Hocamızla

birlikte Sibirya ve Güney Afrika gezilerine katıldım.

Bu geziler sırasında madenciliğin daha ileri teknolojilere

ulaşması için gösterdiği çabayı yakından görme

fırsatım oldu. Aynı zamanda vakfı nasıl büyük bir titizlik

ve özveriyle yönettiğine de bizzat tanık oldum. Ne olursa

olsun mücadele etmekten vazgeçmeyen genç madencilere

örnek bir insandı. Nurlar içinde yatsın.

Bugün vakfı yöneten ve yarın yönetecek genç arkadaşlara

da bir tavsiyem var: İnancınız sizi yanlışlardan korur.

Bilginiz doğru yola sevk eder. Kararlılığınız o yolda

ilerlemenizi sağlar. Ancak size daha iyi bir madenciliğin

kapısını açacak olan şey, mücadele azminizdir.

Ne olursa olsun mücadele etmekten vazgeçmeyiniz.

Vakıf sektöre büyük katkılar sağladı

İsmet Kasapoğlu

Vakfın kuruluşundan önceki yıllarda Türkiye’de madencilik

aslında ciddiye alınan bir alan olmakla birlikte,

kamuoyunda çoğu zaman söylentilere ve yanlış değerlendirmelere

açık bir sektör olarak görülürdü. Bu durum

özellikle akademi çevrelerinde de sıkça konuşulurdu.

Ekrem Göksu gibi yurt dışında görev yapmış bazı hocalarımız,

madencilik alanında çalışan genç mühendislerin

yalnızca kendi çevreleriyle sınırlı kalmaması gerektiğini,

başka üniversiteleri ziyaret etmelerini, yeni ilişkiler

kurmalarını ve farklı çevrelerle temas içinde olmalarını

önerirlerdi. Böylece hem akademik çevreler arasında

bağlar güçlenecek hem de madencilik alanında ortak bir

düşünce zemini oluşacaktı.

Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı’nın kuruluş fikri de

bu düşünce ortamı içinde ortaya çıktı.

O yıllarda Erdoğan Yüzer üniversitede genç sayılabilecek

bir akademisyendi. Kendisiyle temas kuruldu ve

bu fikre destek verdi. Onun da sürece dahil olmasıyla

birlikte bir grup olarak bu işi ciddi biçimde ele almaya

başladık. Üniversitelerde görev yapan arkadaşlarla toplantılar

yapılmaya başlandı. “Ne yapılabilir?” sorusuna

cevap aranırken bir vakıf kurma fikri ortaya çıktı.

İlk tartışmalardan biri vakfın adı üzerineydi. Başlangıçta

“Türk Madencilik Vakfı” gibi bir isim düşünülmüştü.

Ancak “Türk” adının kullanılabilmesi için Bakanlar Kurulu

kararı gerekiyordu. Bunun üzerine ben “Yurt Madenciliğini

Geliştirme Vakfı” adını önerdim ve bu öneri

kabul edildi. Vakfın logosu ise Güven Önal ile Erdoğan

Yüzer Hoca’nın birlikte yaptığı çalışmalar sonucunda

belirlendi.

Bir vakıf kurulacaksa, adı üzerinde, önce bir şeylerin

vakfedilmesi gerekiyordu. Bu nedenle başlangıçta vakfa

maddi katkı sağlayabilecek ve madenciliğe ilgi duyan

kişileri araştırmaya başladık. Vakfın güçlü bir başlangıç

yapabilmesi için bağışların önemli olduğunu düşünüyorduk.

Bu nedenle katkı sağlayabilecek herkese kapımızı

açık tuttuk.

İlk önemli bağışlardan biri Cahit Özden’den geldi. Kendisi

vakfa 100 altın bağışladı. Bu tür katkılar vakfın ilk

mali temellerinin oluşmasına yardımcı oldu. Vakfa gelir

sağlayabilecek ve madenciliğe ilgi duyan kişilere her zaman

açık davranmaya çalıştık.

Bugün geriye dönüp bakıldığında, vakfın kurulduğu dönemde

Türkiye’de madenciliğin içinde bulunduğu koşullar

dikkate alındığında, vakfın sektöre birçok konuda

katkı sağladığı açıkça görülür. Bu nedenle vakfın kuruluşunda

emeği geçen herkese teşekkür etmek gerekir.

Kurucular yönetim kurulunda görev alırken Güven Önal

da vakfın çalışmalarının başından itibaren aktif olarak

sürecin içindeydi ve genel sekreterlik görevini yürütüyordu.

Erdoğan Yüzer’in Amerika’ya gitmesiyle başkanlık

görevi boşalınca vakfın başkanlığına Güven Önal

geçti ve uzun yıllar boyunca bu görevi sürdürdü.

Yıllar içinde vakfın çalışmaları genişledi. Madencilikle

ilgili konular vakfın toplantılarında düzenli olarak ele

alındı. Sektörün karşı karşıya olduğu sorunlar, hazırlanmakta

olan kanun ve yönetmelikler, yatırım ortamı ve

madenciliğin geliştirilmesine yönelik öneriler bu toplantılarda

tartışıldı. Toplantılarda dile getirilen görüşler ve

sektörün talepleri bürokratlar aracılığıyla ilgili kurumlara

iletildi.

Bu açıdan bakıldığında vakfın Türkiye’de madencilik

politikalarının tartışıldığı önemli platformlardan biri haline

geldiğini söylemek mümkündür.

Bugün geriye dönüp bakıldığında Yurt Madenciliğini

Geliştirme Vakfı’nın ortaya çıkışındaki temel motivasyonun,

Türkiye’de madenciliğin gelişmesine katkı sağlamak

ve sektörün ortak meselelerini tartışabileceği bir

zemin oluşturmak olduğu açıkça görülmektedir. Kuruluş

sürecinde ortaya çıkan bu dayanışma ve ortak düşünce

ortamı, vakfın sonraki yıllardaki çalışmalarına da yön

vermiştir.

12 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART

SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 13



VAKIF’TAN HABERLER

VAKIF’TAN HABERLER

İTÜ’ye ve madenciliğe adanmış bir ömür:

Prof. Dr. Güven Önal

Ülkemizin gerçek

kalkınması, cari açığın

ortadan kaldırılması

ve refahın tüm ülke

düzeyine yayılması

ülke madenlerinin

işletilmesi ve metal

üretim endüstrisinin

kurulmasına bağlıdır.

Prof. Dr. Güven Önal

Prof. Dr. Fatma Arslan ve Prof. Dr. Gülay Bulut tarafından

hazırlanan bu kitap, Prof. Dr. Güven Önal’ın yaşamını

tek bir anlatının sınırları içinde aktaran klasik bir

biyografi çalışması değildir. Bu eser, onu farklı dönemlerde

ve farklı rollerde tanımış öğrencilerinin, meslektaşlarının,

dostlarının ve uluslararası bilim çevrelerinden

arkadaşlarının kaleme aldığı yazılardan oluşan çok sesli

bir tanıklık derlemesidir. Bu yönüyle kitap, kronolojik

bir yaşam öyküsü sunmaktan çok, bireysel hafızalar aracılığıyla

hocamızın hayatından kesitler sunar.

Bu eser yalnızca bir anma çalışması değil, bir yaşamdan

süzülen deneyimler aracılığıyla bir dönemi, bir mesleği

ve bir bilimsel anlayışı kayıt altına alan bir vefa ve

tanıklık kitabıdır. Bu sayfalarda bir araya gelen yazılar,

hocamızı yalnızca hatırlamak için değil, temsil ettiği değerleri,

bilimsel yaklaşımını ve ardında bıraktığı mirası

gelecek kuşaklara aktarmayı amaçlar.

Prof. Dr. Güven Önal, Türk madenciliğinin gelişiminde

öncü rol üstlenmiş, yaşamı boyunca bu alana bilgisini,

emeğini ve idealizmini adamış seçkin bir bilim insanıdır.

Madencilik ve cevher hazırlama alanlarında Türkiye’yi

uluslararası düzeyde başarıyla temsil etmiş; birçok önemli

kongre, konferans ve sempozyumun ülkemizde düzenlenmesine

öncülük ederek Türkiye’nin bilimsel görünürlüğünün

güçlenmesine önemli katkılarda bulunmuştur.

Kurucularından olduğu Yurt Madenciliğini Geliştirme

Vakfı’nın başkanlığını 1993 yılından vefatına kadar sürdüren

Prof. Dr. Önal, bu süre boyunca vakfın amaçları

doğrultusunda sayısız bilimsel, kurumsal ve toplumsal

çalışmaya imza atmıştır. Bunun yanı sıra, 1995 yılından

itibaren Balkan Cevher Hazırlama Bilim Komitesi Başkanlığını,

2001 yılında ise kurucuları arasında yer aldığı

Balkan Cevher Hazırlama Bilim Akademisi Başkanlığını

yürütmüştür. Bu görevleri aracılığıyla Balkan ülkelerini

madencilik ve cevher hazırlama alanında ortak bir

bilimsel platformda buluşturan güçlü bir iş birliği ağının

oluşmasına önemli katkılar sağlamıştır.

9–11 Nisan 2026 tarihlerinde düzenlenecek olan

20. Balkan Cevher Hazırlama Kongresi hocamızın aziz

hatırasına ithaf edilmiştir. Aynı yıl Yurt Madenciliğini

Geliştirme Vakfı’nın 40. kuruluş yıl dönümüne ulaşmış

olması da bu çalışmaya ayrı bir anlam katmaktadır. İşte

bu iki anlamlı vesile, hocamızın yaşamını ve katkılarını

farklı tanıklıklar aracılığıyla bir araya getiren bu kitabın

hazırlanmasına ilham vermiştir.

Kitap üç ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde hocamızın

yaşamından kesitler sunulurken, Yurt Madenciliğini

Geliştirme Vakfı, Cevher Hazırlama Mühendisliği

Bölümü ve Türkiye madenciliğine yaptığı önemli katkılar

da bu anlatının içine yerleştirilmiştir. Anlatının bütünlüğünü

korumak amacıyla kronolojik bir sıralamaya

bağlı kalınmamış, zaman zaman ileri ve geri tarihlere

uzanan anlatılarla hocamızın yaşamına farklı açılardan

ışık tutulmuştur.

Devam eden bölümlerde ise Türkiye’den ve yurt dışından

dostlarının, meslektaşlarının ve çalışma arkadaşlarının

kaleme aldığı anılar ve değerlendirmeler yer almaktadır.

Bu metinlerde yazarların özgün dili korunmuş;

yalnızca anlatım bütünlüğünü sağlamak ve tekrarları

azaltmak amacıyla sınırlı ölçüde dil ve imla düzenlemeleri

yapılmıştır.

Kitapta yer alan metinler, hocamızın akademik çalışmalarından

kurumsal girişimlerine, bilimsel organizasyonlardaki

öncü rolünden öğrencileri ve meslektaşlarıyla

kurduğu insani ilişkilere kadar uzanan geniş bir yelpazede

anılar ve değerlendirmeler sunmaktadır. Bu anlatılar

yalnızca üretken bir bilim insanının portresini çizmekle

kalmaz; aynı zamanda sorumluluk bilinci, çalışma

disiplini ve insan ilişkilerindeki inceliğiyle iz bırakan

bir hocayı ve önderi de gözler önüne serer. Uluslararası

bilim insanlarının katkıları ise, hocamızın etkisinin ulusal

sınırların ötesine geçtiğini ve geniş bir bilimsel çevre

içinde saygı gören, birleştirici bir figür olarak kabul

edildiğini açıkça göstermektedir.

Prof. Dr. Fatma Arslan - Prof. Dr. Gülay Bulut

İTÜ Maden Fakültesi Cevher Hazırlama Mühendisliği Bölümü

14 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART

SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 15



VAKIF’TAN HABERLER

20. Balkan Cevher Hazırlama

Kongresi İstanbul’da yapılıyor

Prof. Dr. Fatma Arslan | Balkan Cevher Hazırlama Bilim Komitesi Başkanı

İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi Cevher Hazırlama

Mühendisliği Bölümü ile Yurt Madenciliğini Geliştirme

Vakfı’nın ortaklaşa düzenlediği 20. Balkan Cevher

Hazırlama Kongresi (XX. Balkan Mineral Processing

Congress, BMPC2026), 9-11 Nisan 2026 tarihleri

arasında Maden Türkiye Fuarı ile eş zamanlı olarak İstanbul’da

Tüyap Palas Hotel’de yapılacak. Cevher hazırlama

alanındaki en güncel akademik ve endüstriyel gelişmeleri

bir araya getirmeyi amaçlayan bu uluslararası etkinlikte,

Balkan ülkeleri başta olmak üzere Avrupa, Asya ve diğer

bölgelerden uzmanların katılımıyla sürdürülebilir madencilik,

yeni ayırma teknolojileri, atık yönetimi, dijitalleşme

ve enerji verimliliği gibi konular ele alınacak.

Balkan Cevher Hazırlama Bilim Komitesinin geçmişi

1973 yılına uzanıyor. Prof. Dr. Güven Önal ise 1995 yılından

vefatına kadar komitenin başkanlığını yürüttü ve

kongrenin kurumsal gelişiminde belirleyici bir rol oynadı.

Komite tarafından koordine edilen Balkan Cevher

Hazırlama Kongresi ilk kez 12-15 Ekim 1973 tarihlerinde

Bulgaristan’ın Varna kentinde düzenlendi. O tarihten

bu yana kongre, her üç yılda bir farklı bir Balkan ülkesinin

ev sahipliğinde gerçekleştiriliyor.

Kongre bugüne kadar Türkiye’de üç kez düzenlendi:

4. BMPC (11-13 Eylül 1984, İstanbul), 9. BMPC (11-

13 Eylül 2001, İstanbul) ve 17. BMPC (1-3 Ekim 2017,

Antalya). Dördüncü kez Türkiye’de yapılacak olan bu

yılki kongre ise ayrı bir anlam taşıyor. Prof. Dr. Güven

Önal’ın vefatının ardından gerçekleştirilen ilk kongre olması

nedeniyle BMPC2026 onun anısına ithaf edildi. Bu

kapsamda, Prof. Dr. Güven Önal’ın yaşamını ve anılarını

içeren kitap da kongre sırasında katılımcılara sunulacak.

Kongreye çağrılı konuşmacılar da dâhil olmak üzere toplam

168 özet gönderildi. Almanya, Arnavutluk, Avustralya,

Avusturya, Birleşik Krallık, Bolivya, Bosna-Hersek,

Brezilya, Bulgaristan, Cezayir, Finlandiya, Fransa, Gana,

Güney Afrika, Hindistan, İran, İsveç, Japonya, Kanada,

Kuzey Makedonya, Kosova, Macaristan, Meksika,

Norveç, Romanya, Sırbistan, Slovenya, Şili ve Türkiye

olmak üzere 29 ülkeden katılımcı BMPC2026 için İstanbul’da

buluşacak. Kongrenin çağrılı konuşmacıları arasında

Güney Afrika’dan Prof. Dr. Cyril O’Connor, Fransa’dan

Prof. Dr. Lev O. Filippov, Bulgaristan’dan Prof.

Dr. Marinela Panayotova, Brezilya’dan Prof. Dr. André

Carlos Silva, İsveç’ten Prof. Dr. Saeed Chehreh Chelgani,

Türkiye’den Prof. Dr. Şafak Gökhan Özkan, ve Prof.

Dr. Ayhan Ali Sirkeci, Norveç’ten Prof. Dr. Przemyslaw

B. Kowalczuk, Kosova’dan Prof. Dr. Nurten Deva, Avusturya’dan

Prof. Dr. Helmut Flachberger, Japonya’dan

Doç. Dr. Gjergj Dodbiba, Slovenya’dan Doç. Dr. Jože

Kortnik ve Finlandiya’dan Doç. Dr. Maria Sinche Gonzalez

yer alıyor. Kongrede tüm bildiriler sözlü ve poster

olarak sunulacak, ayrıca e-kitap formatında hazırlanarak

kongre kayıtları sırasında katılımcılara takdim edilecek.

Kongre programı cevher hazırlama alanının geniş bir

konu yelpazesini kapsıyor. Mineraloji, kırma-eleme,

öğütme ve sınıflandırma, fiziksel zenginleştirme (gravite,

manyetik ve elektrostatik ayırma), yüzey kimyası (flotasyon

temelleri, flotasyon kimyasalları ve flotasyon teknolojileri),

kömür hazırlama, aglomerasyon, peletleme ve

sinterleme, susuzlandırma ve su yönetimi, proses ve tesis

tasarımı, proses modelleme, simülasyon ve denetimi, cevher

hazırlamada otomasyon, hidrometalurji ve biyometalurji,

ince ve ultra ince tanelerin kazanımı, nadir toprak

elementlerinin kazanımı, altın üretim prosesleri, bor ve

trona kazanımı, cevher hazırlama ile ilişkili madencilik

operasyonları (açık ocak, yeraltı ve yerinde madencilik),

atık yönetimi, çevre, geri kazanım ve sosyal sorumluluk

kongrede ele alınacak başlıklar arasında yer alıyor.

Madencilik ve cevher hazırlama alınındaki bilim insanları,

öğrenciler, mezunlar, sektör profesyonelleri ve yatırımcıları

bir araya getiren kongre, bilgi alışverişi ve yeni

iş birlikleri için önemli bir zemin oluşturacak. Etkinliğin

Maden Türkiye Fuarı ile eş zamanlı düzenlenmesi ise

kongrenin daha geniş bir profesyonel kitleye ulaşmasına

katkı sağlayacak.

ARGETEST

Taşkent

Laboratuvarı

kapasitesini

artırdı

ARGETEST, Taşkent’te faaliyet gösteren

maden analiz laboratuvarında gerçekleştirdiği

yeni yatırımlarla analiz kapasitesini

ve hizmet kapsamını genişletti.

Daha önce Fire Assay ve AAS altyapısıyla altın,

kıymetli metal grubu ve tekli element analizleri

gerçekleştiren laboratuvar, yapılan yeni yatırımlarla

LECO (karbon, kükürt ve türevleri) ve

tam kapsamlı ICP-OES analizlerini de bünyesine

kattı.

Bu yatırımla birlikte laboratuvarın analiz kapsamı

önemli ölçüde genişlerken, daha fazla numuneye

daha hızlı ve verimli şekilde yanıt verebilecek

bir yapıya ulaşıldı. Özellikle maden,

cevher ve proses numunelerinde daha kapsamlı

analiz imkânı sunulması, bölgedeki müşteriler

için önemli bir avantaj sağlıyor.

Güçlenen teknik altyapısıyla ARGETEST Taşkent

Laboratuvarı, müşterilerine daha kapsamlı,

hızlı, güvenilir ve yüksek kalite standartlarında

analiz hizmeti sunmaya devam ediyor.

16 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART



MAKALE

MAKALE

Madencilik sektöründe atık barajlarına ilişkin

bir değerlendirme:

Önlenebilir riskler ve

güvenlik yaklaşımı

1. Giriş

Prof. Dr. Remzi Karagüzel

İTÜ Maden Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü

Yerküreyi şekillendiren jeodinamik süreçler, doğal kaynakların

oluşumunu sağlarken çeşitli doğal tehlikeleri

de üretmektedir. Bu kaynakların işletilmesi sürecinde

ortaya çıkan önemli unsurlardan biri, madencilik faaliyetlerine

bağlı atık barajlarıdır. Cevher zenginleştirme

sonrasında oluşan ince taneli atıkların depolandığı atık

barajları deprem, aşırı yağış, zemin zayıflığı ve tasarım

hataları gibi etkenlere karşı hassas mühendislik yapılarıdır.

Olası bir göçme; ani çamur akıntıları, ağır metal ve

kimyasal yayılımı, yüzey ve yeraltı sularının kirlenmesi,

tarım alanlarının tahribi ve can kaybı gibi ciddi çevresel

ve toplumsal sonuçlara yol açabilir (Şekil 1a). Bu nedenle

atık barajları yalnızca bir toplama havuzu değil, jeoteknik,

hidrolik, hidrojeolojik ve afet riski boyutlarıyla

2. Atık barajları ve sınıflandırılması

Madencilik sektöründe cevher zenginleştirme atıkları

vadilerde, yamaçlarda ve düz alanlarda inşa edilen sedde

arkasında veya kazı çukurlarında depolanmaktadır

(Şekil 1a-b). Atık barajları farklı ölçütlere göre sınıflandırılabilir.

En yaygın sınıflandırmalar inşa yöntemi, depolama

tipi, tehlike (risk) sınıfı, yapı malzemesi, işletme

ve su yönetimine göre yapılmaktadır.

bütüncül ele alınması gereken mühendislik yapılarıdır.

Bu çalışmada, dünya genelinde yıkılmış atık barajları

ve benzeri bertaraf tesislerinin coğrafi dağılımı, yıkılma

nedenleri ve çevresel etkileri incelenmiş, elde edilen

bulgular doğrultusunda yeni planlanacak tesislerin projelendirilmesinde

dikkate alınması gereken yer bilimleri

temelli mühendislik çalışmalarının kapsamı ortaya konulmuştur.

Bu çerçevede yer seçimi, ayrıntılı jeolojik–

jeoteknik etütler, hidrojeolojik değerlendirmeler, sismik

tehlike analizleri ve uzun dönemli stabilite yaklaşımları

gibi tasarım aşamalarına esas çalışmalar ele alınmaktadır.

Çalışma, yeni tesislerin bilimsel veriler ışığında güvenli

ve çevresel etkileri kontrol altında tutacak biçimde

planlanmasına katkı sağlamayı amaçlamaktadır.

İnşa yöntemine göre atık barajlarında, seçilen yerde

başlangıçta bir su tutma yapısı oluşturulur. Bu yapının

ihtiyaca göre yükseltilmesi; memba yönünde, mansap

yönünde veya merkezde gerçekleştirilir (Şekil 2). Bu

yöntemler arasında en güvenli olanı mansap yönünde

yükseltilen tip olup, maliyeti de en yüksek olanıdır.

Memba yönünde yükseltilen barajlar, tam sıkışmamış

Şekil 1 Tipik bir a) 2019 Brezilya-Brumadinho vadi tipi atık

barajı kazası (URL-1)

atık malzeme üzerine oturtulduğundan diğer baraj tiplerine

göre daha düşük dirençlidir. Özellikle deprem

tehlikesi yüksek bölgelerde sıvılaşma ve yıkılma riski

yüksektir. Başlangıç seti merkez hattı boyunca yükseltilen

barajlar ise hem güvenlik hem de maliyet açısından

orta seviyededir. Heitfeld (1991), atık barajlarını birer

sedimantasyon havuzu olarak değerlendirmektedir. Heitfeld’in

çalışmasının ayırt edici yönü, atık barajlarının

arıtma çamuru yerine uygun dış dolgu malzemesi kullanılarak

inşa edilmesini önermesidir. Bu vurgu, özellikle

merkez ekseninde ve mansap yönünde yükseltilen atık

barajı tipleri açısından geçerlilik taşımaktadır.

Sedde malzemesi olarak, dünyada genellikle, cevheri

alınmış atık ve pasa malzemesi kullanılır. Bu durumda,

malzemenin gözenekliliği, sıkışabilmesi ve gerilimlere

karşı dayanımı uygun olmalı, aynı zamanda kimyasal

olarak kararlı durmalı ve asit kaya drenajı üretecek bileşenler

içermemelidir. Ülkemizde, çevre mevzuatı gereğince

kaya dolgu sedde inşa edilir.

Bu tür barajlarda madencilik atıkları genellikle sulu (bulamaç)

halde depolanmaktadır. Tablo 1’de, inşa yöntemine

göre sınıflandırılan farklı atık barajlarının çeşitli

ölçütlere göre karşılaştırılması verilmiştir.

Tablo 1’de verilen ölçütlere göre, atık barajları güvenlik

açısından; mansapta yükseltilen (yüksek), merkezde

yükseltilen (orta) ve membada yükseltilen (düşük) olarak

sıralanmaktadır. Maliyet açısından ise sıralama tersidir.

Düz ova üzerinde, sedde arkasında ya da kazılarak oluşturulan

atık depolama alanlarında; cevherin korunması,

suyun geri kazanımı ve çevrenin korunarak toplumsal

hassasiyetlerin gözetilmesi amacıyla dayanıklı yapılar

ve sızdırmazlık (kil, membran vb.) sistemleri uygulanmaktadır.

Özellikle yamaç tipi ve çukur tipi atık barajlarında,

yüzey sularından korunmak ve işletme ömrünü

uzatmak amacıyla çevre kuşaklama hendekleri inşa edilmelidir.

Şekil 1 b) çok gözlü yamaç konumlu atık depolama

tesisi (URL-2).

Şekil 2 Atık barajı tipleri; a) membada, b) merkezde ve

c) mansapta yükseltilen (Vick, 1990).depolama tesisi (URL-2).

Tüm atık barajı tesislerinde inşaat, işletme ve işletme

sonrası dönemlerde memba ve mansap bölgelerinde izleme

ağları kurulmakta, elde edilen veriler ve gözlemler

doğrultusunda performans ve çevresel değerlendirmeler

yapılmaktadır.

18 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART

SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 19



MAKALE

MAKALE

Dolgu Tipi Atık özelliği Deşarj

Gereksinimleri

Su Tutma

Barajı

Membada

Yükseltilen

Mansapta

Yükseltilen

Merkezde

Yükseltilen

Her tür atık için

uygun

Atığın en az %60’ı

kum boyutunda

ve bulamaç

yoğunluğu düşük

olmalı

Her tür atık için

uygun

Kum veya düşük

plastisiteli ince

malzeme

Su

Depolamaya

Uygunluğu

Daha düşük su içeriğine sahip ve daha stabil olan atıklar

ile filtrelenmiş kuru atıklar, yığınlar halinde de depolanabilmektedir.

Günümüzde madencilik sektörü, sorumlu

Tablo 1. Atık barajı dolgu tiplerinin karşılaştırılması (Vick, 1990).

Her türlü deşarj

yöntemi uygun

Çevresel deşarj,

iyi kontrol edilen

sahil oluşumu

(kıyıda çökelme)

gerekli

Tasarım detayına

göre değişir

En azından

minimal sahil

oluşumu sağlayan

çevresel deşarj

gerekli

Sismik

Dayanım

Yükseltme

Hızı

Kısıtlamaları

İyi İyi Tüm dolgu

başlangıçta inşa

edilir

Önemli su

depolaması

için uygun

değil

Yüksek

sismik

bölgelerde

zayıf

Yıllık 5–10 m’den

az önerilir. 15 m/

yıl üzeri tehlikeli

olabilir

Dolgu

Malzemesi

Gereksinimleri

Doğal zemin

malzemesi

Doğal zemin,

kumlu atık,

pasa kaya

İyi İyi Yok Kumlu atık,

pasa kaya,

doğal zemin

Kalıcı su

depolaması

için önerilmez.

Geçici taşkın

depolaması

tasarlanabilir

Kabul

edilebilir

Bireysel

yükseltmeler

için yükseklik

kısıtlamaları

uygulanabilir

Kumlu atık,

pasa kaya,

doğal zemin

Göreli

Dolgu

Maliyeti

Yüksek

Düşük

Yüksek

Orta

Düşük

Geçirimli

Çekirdek

Kullanımı

Mümkün

Mümkün

değil

Mümkün

(eğimli koni)

Mümkün

(merkezi koni)

madencilik kapsamında, atıkların tehlike sınıflarına göre

daha güvenli ve ekonomik bertaraf yöntemlerini geliştirmeye

yoğun şekilde odaklanmaktadır.

Hasarlı Atık Barajı Sayıları

Şekil 3 a) 1960-2026 arasında dünya ülkelerinde

yıkılan veya ciddi hasar gören atık barajı sayıları;

Şekil 4’de sunulan dağılım, atık barajlarında meydana gelen hasarların

nedenlerini göstermektedir. En yüksek hasar oranı (%42) tasarım

hatalarından kaynaklanmaktadır. Tasarım hataları; yetersiz zemin

etüdü, hatalı şev geometrisi, eksik drenaj sistemleri ve hidrolik

kapasite hesaplarındaki belirsizliklerle ilişkilidir. İkinci sırada yer

alan yağış (%18), iklimsel faktörlerin etkisini göstermektedir. Heyelan

(%8) ve deprem (%8) gibi orta düzey etkiler ile sızıntı (%7)

ve taşma (%7) kaynaklı hasarlar, geçirimsizlik sistemleri ve filtre-drenaj

tasarımındaki eksiklikleri işaret etmektedir. Daha düşük

oranlarla tahliye borusu arızaları (%2), iç erozyon (%1) ve obruk

oluşumu (%1) sınırlı paya sahip olsa da ani yıkım potansiyeli taşır.

Atık yığını çökmesi (%6) ise mekanik davranış açısından kritik bir

hasar türüdür.

Sonuç olarak, veriler atık barajı hasarlarının büyük bölümünün

doğrudan veya dolaylı olarak önlenebilir mühendislik ve yönetim

eksikliklerinden kaynaklandığını göstermektedir. Bu durum, doğal

tehlikelerin kaçınılmaz etkilerinden ziyade, bütüncül mühendislik

tasarımı, kapsamlı jeolojik–hidrojeolojik etütler, iklim değişikliği

senaryolarını içeren hidrolik analizler ve etkin izleme–bakım sistemlerinin

önemini ortaya koymaktadır.

Geçmişten günümüze madencilik atık barajı kazalarına ilişkin incelemeler,

şirketlerin meydana gelen olay ve kazaları şeffaf biçimde

raporlamalarının ve işletmelerini iç ve dış denetime açık tutmalarının

sektörün sürdürülebilirliği açısından vazgeçilmez bir gereklilik

olduğunu ortaya koymaktadır.

3. Dünyada yıkılan atık barajları

1960–2025 döneminde dünya genelinde yıkılmış veya

ciddi hasar görmüş atık barajlarının ülkelere göre dağılımı

ve yıkılma nedenleri incelenmiştir (Şekil 3). Bu tür

tarihsel vaka analizleri, güncel atık barajı projelerinde

risklerin azaltılmasına ve daha güvenli tasarım–işletme

yaklaşımlarının geliştirilmesine katkı sağlar.

Bu çalışmada kullanılan toplam 218 hasarlı atık barajı

verisi, resmî kayıtlar, teknik raporlar ve erişilebilir

medya kaynaklarına dayanmaktadır (USCOLD, 1994;

UNEP, 1996; ICOLD, 2001; URL-1). Bildirilen hasar sayıları,

ülkelerin teknik kapasitesi, kayıt sistemlerinin gelişmişliği

ve kurumsal şeffaflık düzeyi ile doğrudan ilişkilidir.

Raporlama kültürü gelişmiş ülkelerde (ör. ABD,

Kanada, Avustralya, AB ülkeleri) daha yüksek olabilir.

Gelişmekte olan veya düşük gelirli ülkelerde ise yalnızca

büyük ölçekli kazalar kayıtlara geçmiş olabilir. Türkiye’den

de yalnızca 2021 yılında Giresun–Şebinkarahisar

kurşun-çinko-bakır madenine ait atık barajı çökmesi kayıtlara

geçmiştir. Bu olayda 4.500 tonun üzerinde atık,

yaklaşık 5 km akarak Kılıçkaya Barajı’na ulaşmıştır.

1960–2000 yılları arasında dünya genelinde atık barajı

yıkılmalarında 1.116 kişi, 2000 sonrası dönemde ise 945

kişi yaşamını yitirmiştir. Yakın örnekler arasında Çin-2008

(277 kişi) ve Brezilya-2019 (267 kişi) olayları yer almaktadır.

2000 öncesinde ise Stava-İtalya 1985 (268 kişi) ve

Bulgaristan-1966 (488 kişi) felaketleri kayıtlara geçmiştir.

Stava-İtalya ve Brumadinho-Brezilya atık barajları,

güvenlik açısından en riskli membada yükseltilen baraj

tipine örnek teşkil etmektedir. Can kaybı 100’ün üzerinde

olan tüm tesisler bu kategoriye dahil edilebilir (URL-1).

Şekil 3 b) Stava-Prealpi Mineraria florit atık

depolama tesisinin yıkılma öncesi ve

c) sonrası (Vick, 1990).

Şekil 4. Madencilik sektöründe 1960-2025 arasında

dünya ülkelerinde atık barajlarının yıkılma

nedenlerinin oransal dağılımı.

20 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART

SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 21



MAKALE

MAKALE

4. Atık barajı projelendirme aşamaları

Atık barajlarının projelendirilmesine ilişkin temel ilkeler,

US EPA (1994), ANCOLD (2019) ve benzeri uluslararası

teknik rehberlerde ayrıntılı biçimde açıklanmaktadır.

Ülkemizde ise maden atık barajları 15 Temmuz 2015 tarih

ve 29417 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Maden

Atıkları Yönetmeliği ile 25 Kasım 2014 tarih ve 29186

sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi

(ÇED) Yönetmeliği kapsamında ele alınmaktadır.

Bu bölümde sunulan proje aşamaları, risk temelli

ve yaşam döngüsü odaklı bir yaklaşımla özetlenmiştir.

4.1. Yer seçimi

Atık barajı yer seçimi, baraj güvenliğini belirleyen en

kritik aşamalardan biridir. Bu aşamada, barajın uzun

vadeli performansını etkileyebilecek jeolojik, hidrojeolojik,

hidrolojik ve topoğrafik koşullar bütüncül bir

yaklaşımla değerlendirilmelidir. Yer seçimi sürecinde

bölgesel jeoloji ve tektonik yapı, zemin ve kaya birimlerinin

mühendislik özellikleri, yeraltı suyu akım yönleri,

yüzeysel drenaj özellikleri, taşkın potansiyeli ve heyelan

tehlikesi dikkate alınmalıdır. Ayrıca mansap bölgesinde

yer alan yerleşimler, altyapı unsurları, su kaynakları

ve ekosistemler değerlendirilerek olası yıkılma senaryolarının

çevresel ve toplumsal etkileri önceden analiz

edilmelidir. Bu aşamada yapılacak risk temelli değerlendirmeler,

alternatif alanların karşılaştırılmasına ve en

uygun yerin seçilmesine olanak sağlar.

4.2. Atık barajı aks yerinin jeoteknik ve

hidrojeolojik araştırmaları

Baraj gövdesi ve temelinin jeoteknik ve hidrojeolojik

özellikleri, yapısal bütünlük, işletme güvenliği ve

çevresel risklerin kontrolü açısından belirleyicidir. Bu

nedenle saha araştırmaları, deneysel çalışmalar ve mühendislik

analizleri ile desteklenmelidir. Temel zemin ve

kaya birimlerinin taşıma gücü, deformasyon özellikleri

ve süreksizlik yapıları ayrıntılı olarak belirlenmeli; oturma,

farklı oturma ve kesme dayanımı parametreleri uzun

vadeli duraylılığı etkileyecek şekilde analiz edilmelidir.

Zayıf zonlar, ayrışmış kayaçlar ve dolgu birimleri uygun

iyileştirme yöntemleri ile ele alınmalıdır.

Sızma mekanizmaları; geçirgenlik dağılımı, tabaka sürekliliği

ve çatlak sistemleri dikkate alınarak değerlendirilmelidir.

Sızmanın kontrolü için kil çekirdek, membran

kaplama, drenaj zonları, filtreler, saplama hendekleri ve

enjeksiyon perdeleri gibi yapısal önlemler tasarlanmalıdır.

Baraj şevleri, inşaat, işletme ve kapatma aşamalarında

statik ve dinamik (deprem) koşullar altında analiz

edilmelidir. Baraj gövdesi ve temeli ile çevredeki yeraltı

suyu arasındaki etkileşim ortaya konulmalı, yeraltı suyu

seviyelerindeki değişimlerin stabilite ve sızma üzerindeki

etkileri değerlendirilmelidir.

Piezometreler, inklinometreler, yüzey deformasyon ölçüm

sistemleri ve sızma gözlem yapıları kurulmalıdır.

İzleme sonuçları, tasarım varsayımlarının doğrulanması

ve gerektiğinde işletme ve tasarım önlemlerinin güncellenmesi

amacıyla kullanılmalıdır.

4.3. Göl alanında jeoteknik ve hidrojeolojik

araştırmalar

Baraj göl alanı, işletme güvenliği ve çevresel etkiler

açısından kritik bir bileşendir. Göl tabanının geçirgenliği,

yamaçların duraylılığı (stabilitesi) ve mevcut arazi

kullanımı ayrıntılı biçimde değerlendirilmelidir. Yamaç

stabilitesi büyük ölçüde bölgenin litolojik ve yapısal

özelliklerine bağlıdır.

Sanat yapıları (giriş yapısı, geri dönüş hattı ve dolusavak

sistemi), tasarım kriterleri ve işletme koşulları dikkate

alınarak projelendirilmelidir. Baraj gövdesi için gerekli

dolgu malzemesinin uygun olması hâlinde doğrudan göl

alanından temin edilmesi mümkündür. Bu yaklaşım depolama

kapasitesini artırmakta, taşıma mesafesini azaltmakta

ve ekonomik açıdan avantaj sağlamaktadır.

Vadi tipi atık barajlarında drenaj havzasından kaynaklanacak

yüzeysel akış hacmi, taşkın debileri ve sediment

yükünün baraj performansı üzerindeki etkisi kritik öneme

sahiptir. Ayrıca öngörülemeyen taşkın debilerinin

gövde üzerinden aşarak risk oluşturmaması için yeterli

güvenli depolama hacmi (emniyet payı/freeboard) bırakılmalıdır.

4.4. Atık barajı mansabı ve olası etki alanları

Mansap tarafında gelişebilecek sızma, iç erozyon, oturma,

şev duraysızlığı ve olası yıkılma senaryolarının

etkilerini azaltacak önlemler yer seçimi ve ön tasarım

aşamasında ele alınmalıdır. Mansap risklerinin erken tanımlanması

ve yönetilmesi, baraj güvenliği için temel

unsurdur. Olası yıkılmalarda etkilenecek arazi kullanım

türleri detaylı biçimde belirlenmelidir. Yerleşim alanları,

sanayi tesisleri, ulaşım ve iletim hatları, kritik altyapı

5. Veri yönetimi ve adaptif risk yönetimi

Periyodik veri toplama, değerlendirme ve yorumlama

süreçleri barajın inşaat ve işletme süresi boyunca ve kapatma

sonrası kritik öneme sahiptir. İzleme sonuçları,

risk analizlerinin güncellenmesi, işletme, bakım ve acil

durum planlarının yenilenmesinde kullanılmaktadır. Bu

yaklaşım, kriz durumlarında zamanında müdahale kapasitesini

artırır.

Baraj gölüne atık malzemenin sürekli aynı noktadan verilmesi

dengeyi bozabilir. Bunu önlemek amacıyla atık

malzeme borusunun yeri atıktaki katı malzeme ile atık

6. Sonuç ve gelecek perspektifleri

unsurları, su kaynakları, tarım alanları ve doğal alanlar

tehlike ve risk çerçevesinde değerlendirilmelidir.

Hidrolik modellemeler ile etki alanları nicel olarak tanımlanmalı

ve mansapta çok bileşenli bir izleme ağı kurulmalıdır.

Bu ağ; sızma ölçümleri, yeraltı suyu seviyeleri,

yüzey deformasyonları ve su kalite parametrelerini

kapsamalıdır. Eşik değerler tanımlanarak erken uyarı

sistemleri oluşturulmalıdır.

suyun depolanması gözlenerek değiştirilmelidir. Her

türlü olasılığa karşı, baraj gölü yüzeyinde bir sal ve üzerinde

seyyar pompa bulundurulmalıdır.

Mansap önünde, sedde dışında sızıntı kontrol havuzu

açılması önemlidir. Buradan alınacak su örneklerinde

dönemsel kimyasal analiz yapılması yararlı olur.

Baraj gövdesinin bütünlüğünün bozulmasını kontrol

amacıyla sedde ve yan duvarlar üzerine ölçüm istasyonları

kurularak günlük deformasyon ve yer değiştirmeler

on-line izlenmelidir.

Madencilik faaliyetleri sonucunda ortaya çıkan atıkların güvenli biçimde depolanması, çevrenin korunması ve

insan yaşamının güvenliği açısından kritik bir sorumluluktur. 1960–2025 dönemine ait veriler, atık barajı kazalarının

büyük bölümünün tasarım, planlama ve işletme aşamalarındaki eksikliklerle ilişkili olduğunu ortaya

koymaktadır. Bu durum, söz konusu risklerin önemli ölçüde önlenebilir olduğunu göstermektedir.

Deprem, aşırı yağış ve heyelan gibi doğal etkenler yıkılma süreçlerini tetikleyebilse de, hasarın boyutu çoğunlukla

yetersiz zemin etütleri, eksik drenaj sistemleri, hatalı su yönetimi ve zayıf denetim mekanizmalarıyla

bağlantılıdır. Güvenli bir atık barajı; uygun yer seçimi, sağlam mühendislik tasarımı, etkin su yönetimi, sürekli

izleme ve bağımsız teknik denetim süreçlerinin bir bütün olarak uygulanmasıyla mümkündür.

Susuzlaştırma ve kuru istifleme gibi alternatif depolama yöntemleri, özellikle yüksek yağış ve deprem riski

taşıyan bölgelerde daha güvenli seçenekler sunmaktadır. Ancak hangi yöntem tercih edilirse edilsin, risk odaklı

tasarım yaklaşımı ve şeffaf yönetim anlayışı temel gerekliliklerdir.

Türkiye’de atık barajları, Maden Atıkları Yönetmeliği (2015) kapsamında düzenlenmektedir. Ancak güvenliğin

yalnızca mevzuata uyumla değil, sürekli sorgulama, izleme ve bağımsız denetim kültürüyle sağlanabileceği unutulmamalıdır.

Bu bağlamda, International Council on Mining and Metals tarafından yayımlanan Küresel Atık

Depolama Tesisleri Yönetimi Endüstri Standardı (GISTM, 2020) ile uyumlu raporlama ve bağımsız gözden geçirme

uygulamalarının yaygınlaştırılması, atık barajlarını potansiyel bir çevresel risk olmaktan çıkarıp kontrol

edilebilir, izlenebilir ve hesap verebilir mühendislik yapıları hâline getirecek en güçlü araçlardan biridir.

22 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART

SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 23



MAKALE

7. Kaynaklar

• ANCOLD. 2019. Guidelines on tailings dams. Australian

National Committee on Large Dams.

• Bowker, L-N&Chambers, D-M, 2015, The Risk,

Public Liabiliıty, & Economics of Tailings Storage

Facility Failures, ResearchGate,

• GISTM. 2020. Global Industry Standard on Tailings

Management. ICMM, UNEP & PRI.

• Heitfeld, K-H., 1991, Talsperren, Talsperren der

Hydrogeologie, Gebrüder Borntraeger-Berlin-Stuttgart

• Lindsay Newland 1 & David M. Chambers2

• Resmi Gazete, 2014, Çevresel Etki Değerlendirmesi

Yönetmeliği. 25 Kasım 2014, Resmi Gazete, Sayı:

29186

• Resmi Gazete, 2015, Maden Atıkları Yönetmeliği.

15 Temmuz 2015, Sayı . Resmî Gazete, Sayı: 29417

• UNEP, 1996. Mining Journal Research Services.

Environmental and safety incidents concerning tailings

dams at mines: Results of a survey conducted

between 1980 and 1996. Report prepared for the

United Nations Environment Programme, Industry

and Environment. Paris: UNEP.

• UNEP. 2001. United Nations Environment Programme,

Division of Technology, Industry and Economics

(DTIE), & International Commission on

Large Dams (ICOLD). Tailings dams – Risk of dangerous

occurrences: Lessons learnt from practical

experiences (Bulletin 121). Paris: UNEP & ICOLD.

• URL-1. https://www.wise-uranium.org/mdaf.html

• URL-2. https://www.metso.com/mining/solutions/

tailings-solutions/

• USCOLD, 1994. United States Committee on Large

Dams. Tailings dam incidents. Denver, CO: US-

COLD. ISBN 1-884575-03-X.

• US EPA, 1994. Design and evaluation of tailings

dams.

• Vick, S. G. 1990. Planning, design, and analysis of

tailings dams.

‘‘İnsana ve Çevreye

Saygılı Madencilik’’

Çevreci madencilik

Merkez Ofis:

Yukarı Dikmen Mh. 635. Sk. No: 3

Çankaya/Ankara +90 312 490 30 91

Kızıltepe Maden İşletmesi:

Yolcupınar Mh. 9. Sk No:58/2

Sındırgı/Balıkesir +90 266 516 40 40

Tavşanlı Maden İşletmesi:

Avcılar Köyü No:192

Tavşanlı/Kütahya +90 312 490 30 91

24 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART

info@zenitmadencilik.com

www.zenitmadencilik.com



TÜRKİYE’DEN HABERLER

TÜRKİYE’DEN HABERLER

PDAC 2026’ya Türk çıkarması

İbrahim Halil Kırşan | TOBB Türkiye Madencilik Meclisi Başkanı - YMGV Başkan Yardımcısı

Dünya madencilik sektörünün en önemli uluslararası buluşmalarından biri olan PDAC 2026, Kanada’nın

Toronto kentinde gerçekleştirildi. Türkiye, etkinlikte bu yıl ilk kez bakan düzeyinde temsil edilirken,

kamu, sektör kuruluşları ve özel sektör bileşenlerinden oluşan geniş bir heyetle yer aldı.

Prospectors & Developers Association of Canada Kongresi(PDAC),

madencilik sektöründe arama faaliyetleri,

yatırım ve teknoloji başlıklarının ele alındığı en önemli

küresel platformlardan biri olarak kabul ediliyor. Her yıl

Toronto’da düzenlenen etkinlik, sektörün farklı bileşenlerini

bir araya getiriyor. PDAC 2026, bu yıl 130’dan fazla

ülkeden 1.300’ün üzerinde şirketi ve 700’ü aşkın konuşmacıyı

bir araya getirirken, toplamda 32.150 katılımcıya

ev sahipliği yaptı. Maden aramalarında yapay zeka uygulamaları,

uzaktan algılama ve uydu jeolojisi uygulamaları,

dijital madencilik, çevre ve ESG çözümleri, yeni keşif

ve projeler ile yatırım ve finansman olanakları gibi başlıklar

etkinliğin öne çıkan gündemleri arasında yer aldı.

PDAC’ta ilk kez bakan düzeyinde katılım

Türkiye, PDAC 2026’ya Enerji ve

Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan

Bayraktar’ın katılımıyla temsil edildi.

Böylece Türkiye, PDAC tarihinde

ilk kez bakan düzeyinde yer almış

oldu. Yaklaşık 200 kişilik bir heyetle

etkinliğe katılan Türkiye, kamu kurumları,

sektör kuruluşları ve özel

sektör temsilcilerinden oluşan bir

yapı ile organizasyonda yer aldı.

Bakan Bayraktar etkinlik süresince

uluslararası yatırımcılar, madencilik

şirketleri ve sektör temsilcileriyle

bir dizi temas ve görüşme gerçekleştirdi.

Türkiye oturumunda yaptığı

konuşmada, madencilik ve mineraller

olmadan enerji dönüşümünün

mümkün olmadığını vurgulayan

Bayraktar, Türkiye’nin sahip olduğu

kaynak potansiyeline ve madencilik

sektöründeki gelişim alanlarına dikkat

çekti. Konuşmada ayrıca, Türkiye’nin

enerji ve madencilik politikalarının

yatırım ortamı ile birlikte değerlendirilmesi

gerektiği ifade edildi.

PDAC 2026 kapsamında, Dış Ekonomik

İlişkiler Kurulu (DEİK)

Türkiye-Kanada İş Konseyi, Altın

Madencileri Derneği ve Ontario

Ticaret Odası iş birliğiyle “Türkiye-Enerji

Yuvarlak Masa Toplantısı”

düzenlendi. Toplantıya Enerji ve

Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan

Bayraktar’ın yanı sıra Türkiye’nin

Ottawa Büyükelçisi Can Dizdar,

DEİK/Türkiye-Kanada İş Konseyi

Başkanı Mehmet Yılmaz, Altın Madencileri

Derneği Yönetim Kurulu

Başkanı Hasan Yücel ve Ontario

Ticaret Odası temsilcileri ile Kanada’nın

önde gelen enerji ve madencilik

şirketlerinin temsilcileri katıldı.

26 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART

SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 27



TÜRKİYE’DEN HABERLER

TÜRKİYE’DEN HABERLER

AKÜ’de kömür sektörünün

geleceği tartışıldı

Toplantıda Türkiye’deki yatırım ortamı,

madencilik ve enerji alanındaki

mevcut durum, iki ülke arasındaki iş

birliği olanakları ve potansiyel yatırım

alanları ele alındı. Yuvarlak masa

görüşmeleri kapsamında Türkiye’de

Sektör kuruluşları ve ihracat temsili

Türkiye’nin PDAC 2026’daki katılımında

sektör kuruluşlarının rolü de

öne çıktı. DEİK koordinasyonunda

oluşturulan iş heyeti, Türk madencilik

sektörünün farklı alanlarını temsil

eden kurum ve şirketleri bir araya

getirdi. Altın Madencileri Derneği,

Türkiye Madenciler Derneği ve

faaliyet gösteren ve yeni yatırım

planlayan uluslararası şirketlerle birebir

temaslar gerçekleştirildi.

Etkinlik kapsamında ayrıca gerçekleştirilen

Türkiye oturumunda,

ülkenin madencilik sektörü, enerji

TOBB Türkiye Madencilik Meclisine

üye şirketlerin yanı sıra PDAC

2026’da Türkiye’den özellikle metalik

madencilikte faaliyet gösteren

büyük şirketlerin katılımı büyük

ölçüde delegasyon yapısı üzerinden

gerçekleşti. Türk firmalarının önemli

bir bölümü iş heyeti kapsamında

politikaları ve yatırım fırsatlarına

ilişkin sunumlar yapıldı. Bu oturumda

Türkiye’nin madencilik alanındaki

mevcut üretim yapısı, kaynak

potansiyeli ve sektörel gelişmeler

uluslararası katılımcılarla paylaşıldı.

etkinlikte yer alırken, Eldorado Gold

(Tüprag), Centerra Gold (Öksüt Madencilik),

Tümad, Argetest, Barkom

Grup, Dayk Group, DBC Makina,

Pınar Döküm, Positive Group, Promer

Müşavirlik Mühendislik, Son-

Mak ve MNG (Avesero Madencilik)

firmaları da doğrudan fuar alanında

stant açarak katılım sağladılar. Bakan

Bayraktar da fuar alanında yer

alan şirketlerin stantlarını ziyaret

ederek firma temsilcileriyle görüşmeler

gerçekleştirdi ve Türkiye ile

Kanada arasında enerji ve madencilik

başta olmak üzere stratejik sektörlerde

iş birliğinin derinleştirilmesine,

yeni yatırım fırsatlarının değerlendirilmesine

ve kamu–özel sektör

diyaloğunun güçlendirilmesine dair

açıklamalarda bulundu.

Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Mühendislik Fakültesinde

düzenlenen “Ülkemizde kömür sektörünün

dünü, bugünü ve yarını” başlıklı konferansta, Türkiye’de

kömür madenciliğinin yapısal özellikleri, üretim

koşulları ve sektördeki dönüşüm süreci ele alındı. Türkiye

Kömür Üreticileri Derneği Başkanı Muzaffer Polat’ın

konuşmacı olduğu etkinliğe akademisyenler, sektör

temsilcileri ve öğrenciler katıldı.

Polat, Türkiye’nin fosil yakıt rezervlerinin büyük bölümünü

oluşturan kömürün enerji arz güvenliği açısından

kritik rolüne dikkat çekerek, küresel ölçekte enerji ve

hammadde politikalarında “maden milliyetçiliği” eğiliminin

güçlendiğini ifade etti. Avrupa ülkelerinin ve büyük

ekonomilerin kömürden tamamen vazgeçmek yerine

rezervlerini korumaya ve yeniden devreye almaya

yöneldiğini belirten Polat, Türkiye’nin de sahip olduğu

kömür kaynaklarını enerji arz güvenliği açısından değerlendirmesi

gerektiğini dile getirdi.

Türkiye’de kömür üretiminin jeolojik koşullar nedeniyle

yüksek dekapaj oranları ve zor işletme şartları altında

gerçekleştirildiğini vurgulayan Polat, açık işletmelerde

yaklaşık 1 metre kömür üretimi için ortalama 20–25

metre örtü kazılması gerektiğini ifade etti. Bu durumun

üretim maliyetlerini artırdığını belirten Polat, sektörde

son yıllarda mekanizasyon düzeyinin yükseldiğini, özellikle

yer altı işletmelerinde tam mekanize üretim sistemlerine

geçişin hızlandığını kaydetti.

Polat, kömürün yalnızca enerji üretiminde değil, gazlaştırma

ve kimyasal dönüşüm süreçleri yoluyla gübre

üretimi gibi alanlarda da değerlendirilebileceğini ifade

ederken, çimento sektöründe ithal petrokok ve alternatif

yakıt kullanımının yerli kömür talebini sınırlayan bir

unsur olduğunu dile getirdi. Bu durumun yerli üreticiler

açısından rekabet baskısı yarattığını belirtti.

Konferansta ayrıca Polat, genç mühendis adaylarına

teknik yetkinliklerini geliştirmeleri, yabancı dil öğrenmeleri

ve yeni teknolojileri yakından takip edilmelerini

tavsiye etti.

28 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART

SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 29



TÜRKİYE’DEN HABERLER

TÜRKİYE’DEN HABERLER

Taşa değer katan bir vizyon:

Erdoğan Akbulak

Murat Türkoğlu

Silkar Madencilik Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi

Türk doğal taş sektörü, 12 Ocak 2026’da trajik bir olayda

hayatını kaybeden Erdoğan Akbulak ile yalnızca bir

iş insanını değil, bir vizyonu, bir çalışma disiplinini ve

mermeri dünyaya anlatma biçimimizi değiştiren bir öncüyü

kaybetti. Erdoğan Akbulak’ın ardından yazmak,

sadece bir “anma” metni kaleme almak değildir. Onun

hikâyesi; Türkiye’den çıkan bir girişimcilik iradesinin,

taşın ham maddeden katma değerli ürüne dönüşümünün

ve bu dönüşümün sektör genelinde karşılık bulmasının

hikâyesidir.

Erdoğan Akbulak’ı tek bir sıfatla anlatmak zordur. Onu

tanımlayan şey, yıllar içinde oluşmuş bir yaklaşım bütünüdür.

Taşın geleceğini erken okuyan bir bakış, mevcut

olanla yetinmeyen bir arayış ve kararlarını sezgi kadar

veri ve tecrübeye dayandıran bir çalışma disiplini… Bu

yaklaşım, yalnız kendi işine değil, Türk doğal taş sektörünün

gelişim yönüne de etki eden bir çerçeve sundu.

Özellikle üretim, kalite ve proje yönetimi arasındaki bağın

güçlendirilmesi, sektörde daha bütünlüklü bir çalışma

kültürünün oluşmasına katkı sağladı.

Onun dünyasında taş, hiçbir zaman

yalnızca bir ürün olmadı. Doğru seçim,

doğru üretim standardı, doğru

proje yönetimi ve doğru uygulama

ile anlam kazanan bir bütündü. Bu

nedenle ortaya koyduğu yaklaşım,

doğal taşı ham madde olarak ihraç

eden bir anlayıştan, katma değerli

üretime dayalı bir modele geçişin

önemli örneklerinden biri oldu. Kalitenin

yalnızca üründe değil, sürecin

tamamında üretildiğini savunan

bu bakış, sektörde kurumsal ve teknik

yaklaşımın güçlenmesine doğrudan

katkı sağladı.

Silkar’ın 1990’lı yılların başında

başlayan yolculuğu, bu yaklaşımın

somut karşılıklarını ortaya koyar.

Ocak yatırımlarıyla başlayan süreç,

kısa sürede üretim tesisleri ve

yurt dışı yapılanmalarla genişledi.

1990’ların ortasında Amerika’da kurulan

yapı, o dönem için önemli bir

eşikti. Bu adım, Türk doğal taşının

yalnız üretimle değil, pazara yakınlık,

proje takibi ve müşteri ilişkileriyle

birlikte ele alınması gerektiğini

gösterdi. Sektör açısından bakıldığında

bu yaklaşım, ihracatın yalnız

miktar üzerinden değil, proje ve

çözüm üretme kapasitesi üzerinden

değerlendirilmesine zemin hazırladı.

Bu yaklaşımın en somut göstergelerinden

biri, 1998 yılında alınan ISO

9002 kalite güvence belgesidir. Doğal

taş sektöründe kaliteyi ölçülebilir

ve sürdürülebilir bir yapıya bağlamak,

o yıllarda yaygın bir refleks değildi.

Erdoğan Akbulak’ın bu alandaki

katkısı, kaliteyi ürünün ötesine

taşıyarak üretimden sevkiyata kadar

tüm sürecin temel unsuru haline getirmesiydi.

Bu yaklaşım, Türk doğal

taşının uluslararası pazarlarda güvenilir

ve sürdürülebilir bir tedarikçi

olarak konumlanmasına katkı sağlayan

önemli adımlardan biri oldu.

2000’li yıllarla birlikte doğal taşın

yalnızca üretim değil, tasarım ve

uygulama boyutuyla ele alınması gerektiği

daha belirgin hale geldi. Mozaik

üretimi bu dönüşümün önemli

bir aşamasıdır. Mozaik, zanaat ile

endüstrinin kesiştiği bir alan olarak

hem estetik sezgi hem de üretim disiplini

gerektirir. Akbulak’ın katkısı,

bu iki alanı birlikte ele alabilmesiydi.

Bu yaklaşım, doğal taşın yalnızca

ham ya da yarı mamul olarak değil,

tasarım değeri yüksek bir ürün olarak

değerlendirilmesine katkı sağladı ve

sektörde katma değer üretiminin somut

örneklerinden biri haline geldi.

Zaman içinde geliştirilen yeni taş

kaynakları ve ürün kimlikleri, Türk

doğal taşının uluslararası pazardaki

yerini güçlendirdi. Ancak burada belirleyici

olan yalnızca üretim değil,

bu üretimin doğru projelerle, doğru

teknik kararlarla ve doğru tasarım

anlayışıyla buluşturulmasıydı. Bu

bakış açısı, sektörde proje odaklı çalışma

kültürünün gelişmesine katkı

sağladı ve doğal taşın mimari projelerde

daha etkin bir rol üstlenmesini

mümkün kıldı.

2009’da Turquality programına dahil

olunması, bu yaklaşımın kurumsal

bir çerçeveye taşındığını gösterir.

Akbulak’a göre marka, yalnızca bir

isim değil, bir standardın sürekliliğidir.

Her projede aynı kaliteyi, aynı

disiplini ve aynı güveni yeniden üretebilmek…

Bu anlayış, Türk doğal

taş sektöründe markalaşma kavramının

daha somut ve ölçülebilir bir

zemine oturmasına katkı sağlamıştır.

2010’lu yıllarda öne çıkan bir diğer

başlık ise Ar-Ge ve ürün geliştirme

oldu. Lamine doğal taş paneller gibi

yenilikçi çözümler, taşın kullanım

alanlarını genişletti. Bu tür çalışmalar,

sektörde mühendislik bilgisinin

ve teknik kapasitenin önemini artırdı.

Akbulak’ın yaklaşımında Ar-Ge,

kısa vadeli sonuçlar üretmekten ziyade,

üretim anlayışının ayrılmaz

bir parçası olarak ele alındı. Bu

yaklaşım, sektörde yenilikçi ürün

geliştirme kültürünün güçlenmesine

katkı sağladı.

30 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART

SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 31



TÜRKİYE’DEN HABERLER

Onun katkısının en özgün taraflarından

biri ise doğal taşı tasarım, sanat

ve kültürle kurduğu ilişkidir. Taşı

yalnızca bir yapı malzemesi olarak

değil, bir ifade aracı olarak ele aldı.

Uluslararası sergiler, bienaller ve tasarım

etkinlikleri aracılığıyla Türk

doğal taşının görünürlüğünü artırdı.

Bu girişimler, sektörün “ham madde”

algısından uzaklaşarak katma

değerli üretim ve tasarım ekseninde

konumlanmasına katkı sağladı.

Bu yaklaşımın doğal bir uzantısı

olarak, 2019 yılında üniversitelerde

gerçekleştirilen mozaik atölye çalışmaları

da dikkat çekici bir örnek

oluşturdu. Eğitimle üretim arasında

köprü kurmak, onun zihninde stratejik

bir konuydu. Çünkü kalıcı dönüşüm,

yalnız şirketlerin değil, ekosistemin

dönüşümüdür. Gençlerin

taşla erken temas etmesi, zanaatın,

teknolojinin ve tasarımın aynı masada

nasıl konuştuğunu görmesi sektöre

yeni bir dil kazandırır. Erdoğan

Akbulak, taş sektörünün geleceğini

yalnız bugünün siparişleriyle değil,

yarının kültürüyle kurma fikrine yakındı.

Bu nedenle bilgi paylaşımını

ve öğreticiliği, kişisel bir erdem olduğu

kadar sektörel bir sorumluluk

olarak da taşırdı.

Milano Tasarım Haftası gibi platformlarda

yer almak, bu vizyonun

önemli bir parçasıydı. Bu tür alanlar

yalnızca bir tanıtım zemini değil,

aynı zamanda sektörün kendini

geliştirdiği ve yeniden tanımladığı

bir etkileşim alanı oldu. Tasarım ile

üretim arasındaki bağın güçlenmesi,

sektörde yeni bir düşünme biçiminin

oluşmasına katkı sağladı ve doğal

taşın mimarlık ve tasarım dünyasındaki

yerini güçlendirdi.

Sürdürülebilirlik konusu da onun

yaklaşımında önemli bir yer tutuyordu.

Doğal taşın doğallığı tek başına

yeterli değildi. Üretimden uygulamaya

kadar tüm süreçlerin birlikte

değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyordu.

Özellikle kaynak verimliliği

ve âtıl malzemenin değerlendirilmesine

yönelik yaklaşımı, sektörde

giderek daha fazla önem kazanan bir

perspektifi işaret ediyordu ve doğal

taş üretiminde daha sorumlu bir anlayışın

gelişmesine katkı sağladı.

Erdoğan Akbulak’ın ardından geriye,

Türk doğal taş sektöründe üretimden

tasarıma, kaliteden markalaşmaya

uzanan daha bütünlüklü bir

yaklaşımın izleri kalmıştır. Bu yaklaşım,

yalnızca bir dönemi tanımlamakla

kalmamış; sektörün bugününü

ve yarınını şekillendiren temel

referanslardan biri haline gelmiştir.

32 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART



TÜRKİYE’DEN HABERLER

TÜRKİYE’DEN HABERLER

Türkiye Kömür İşletmeleri

Kurumunun rehabilitasyon ve

sürdürülebilirlik uygulamaları

Serdar Fidancı

TKİ Etüd Proje ve Arama Dairesi Başkanı

1. Madecilik sonrası rehabilitasyon uygulamaları ve sürecin teknik aşamaları

Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu (TKİ) tarafından

madencilik faaliyetleri tamamlanan alanların doğaya

yeniden kazandırılması, sürdürülebilir madencilik anlayışının

temel göstergelerinden biri olarak değerlendirilmektedir.

Bu kapsamda, ülkemizin enerji üretiminde

önemli bir paya sahip olan TKİ, madencilik faaliyetlerini

çevresel sorumlulukla dengeleyen etkili bir çevre

yönetimi yaklaşımı sergilemekte ve bu anlayış doğrultusunda

sadece kömür üretiminde değil, üretim sonrası

rehabilitasyon ve ağaçlandırma çalışmalarında da özel

bir liderlik rolü üstlenmektedir.

TKİ’ye bağlı İşletme Müdürlükleri bünyesindeki

(ELİ-Soma/Manisa, GLİ-Tavşanlı/Kütahya, ÇLİ-Çan/

Çanakkale) rehabilitasyon çalışmaları Etüt, Proje ve Tesis

Şube Müdürlükleri altında tesis edilen Çevre ve Ar-Ge

Başmühendislikleri kontrolünde gerçekleştirilmektedir.

Ağaçlandırma yerleri

Tablo 1-TKİ ağaçlandırma çalışmaları (1991-2025)

Dikilen ağaç

sayısı (adet)

Çalışma

alanı (ha)

1991-2025 yılları arasında TKİ, toplamda 6.380 hektar

alanda yaklaşık 12.333.984 adet fidan dikimi gerçekleştirmiştir

(Tablo 1). Bu rakam madencilik faaliyetlerinden

sonra doğayı yeniden canlandırmaya yönelik ciddi

bir çabayı göstermektedir.

TKİ tarafından yürütülen rehabilitasyon çalışmaları, bilimsel

esaslara dayalı ve çok aşamalı bir süreçtir. Bu süreç

genel olarak şu adımlardan oluşmaktadır:

• Sahanın jeoteknik açıdan güvenli hale getirilmesi

• Şev stabilizasyonu ve drenaj sistemlerinin oluşturulması

• Toprak stabilitesinin sağlanması

• Uygun bitki türlerinin seçilmesi ve dikimi

• Yerel fauna için yaşam alanlarının oluşturulması

• Peyzaj bütünlüğünün yeniden tesis edilmesi

Ağaç türleri

ELİ 2.916.814 1.479 Kızılçam, Akasya, Fıstık Çamı

ÇLİ 2.017.088 1.375 Mavi Selvi, Zeytin

GLİ 3.111.153 1.366 Kızılçam, Akasya, Fıstıkçamı, Sarısalkım, Lavanta

Şekil 1. Güney Kısrakdere Ağaçlandırma Sahası (2000)

Bu uygulamalar sayesinde maden sahalarının uzun vadede

kendi ekolojik dengesini kurabilmesi hedeflenmektedir.

Ağaçlandırma faaliyetleri yalnızca fidan dikimiyle

sınırlı kalmamakta; bakım, sulama ve koruma

süreçleriyle de desteklenmektedir.

Bu çalışmalar bozulan ekosistemlerin yeniden kurulmasına

ve sürdürülebilir yeşil alanların oluşturulmasına

odaklanmaktadır. Üretimi tamamlanmış maden sahalarının

topografyası yeniden düzenlenmekte ve bölgenin

ekolojik yapısına uygun yerli tür fidanlarıyla ağaçlandırma

çalışmaları gerçekleştirilmektedir.

Ayrıca, TKİ tarafından “Milli Ağaçlandırma Günü” gibi

özel gün ve haftalarda da ağaç dikim faaliyetleri gerçekleştirmekte;

bu etkinliklerde vatandaşlar, öğrenciler ve

kurum çalışanlarının katılımıyla toplumsal farkındalığı

artıran dikim programları düzenlenmektedir (Şekil 3)

Ağaçlandırma çalışmalarının ardından görevli personel

tarafından saha gözlemleri yapılmakta, fidanların

Şekil 2. Güney Kısrakdere Ağaçlandırma Sahası (2022)

gelişimi takip edilmektedir. Yapılan değerlendirmeler

doğrultusunda, dikimi gerçekleştirilen fidanların tutma

oranının yaklaşık %80-90 civarında olduğu görülmektedir.

Fidanların dikim sonrası bakım (çapalama ve ot

toplatma) çalışmaları hizmet alımı yöntemiyle gerçekleştirilmektedir.

Yürütülen rehabilitasyon çalışmaları;

• Planlı rehabilitasyon anlayışı,

• Milyonları aşan fidan dikimi,

• Binlerce hektarlık alanın yeniden doğaya kazandırılması,

• Sosyal sorumluluk ile toplumsal katılım odaklı etkinlikler

kapsamında bütüncül bir yaklaşım ortaya koymaktadır.

Bu çalışmalar sayesinde TKİ, yalnızca bir enerji üreticisi

olmanın ötesine geçerek çevresel sürdürülebilirlik ve

ekolojik iyileştirme alanında da etkin bir aktör olduğunu

ortaya koymaktadır.

SLİ, BLİ, GELİ, ILİ, YLİ, Dodurga,

Göynük, Saray, Keles

4.288.929 2.160 Akasya, Karaçam, Sedir, Mahlep, Ceviz, Aylantus,

Badem, Atkestanesi

TOPLAM 12.333.984 6.380 Yalancı Akasya, İğde, Akçaağaç, Aylantus, Zeytin,

Dişbudak, Akçaağaç, Karaselvi, Fıstıkçamı, Ligustrum

Şekil 3. TKİ GLİ/ELİ Milli Ağaçlandırma Günü etkinlikler

34 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART

SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 35



TÜRKİYE’DEN HABERLER

TÜRKİYE’DEN HABERLER

2. TKİ/MTA Maden sahalarının rehabilitasyonuna yönelik işbirliği protokolü

Sürdürülebilir kalkınma ilkeleri çerçevesinde madencilik

faaliyetlerinde doğaya yeniden kazandırma ve rehabilitasyon

kavramının geliştirilmesi amacıyla terk edilmiş

maden sahalarında bilimsel çalışmalar yürüten MTA

Genel Müdürlüğü ile TKİ arasında bir protokol imzalanmış

ve “Terkedilmiş Maden Sahalarında Rehabilitasyon

Uygulama Projesi” dahilinde rehabilitasyon etütlerinin

kurumumuz uhdesinde bulunan ve saha/sahalarda gerçekleştirilebilmesi

amacıyla çalışmalara başlanılmıştır.

(Şekil-4)

Şekil 4. TKİ / MTA İşbirliği Protokolü Rehabilitasyon

Çalışma Alanı (Dodurga/Çorum)

3. İklim değişikliği ile mücadele ve karbon yönetimi

TKİ tarafından gerçekleştirilen ağaçlandırma çalışmaları,

sera gazı emisyonlarının dengelenmesine katkı sunan

önemli uygulamalardır. Rehabilite edilen maden sahalarında

oluşturulan yeşil alanlar, karbon yutak alanı işlevi

görmektedir. Uzun vadede büyüyen/gelişen ağaçlar ve

Söz konusu protokol kapsamında TKİ uhdesinde bulunan

ve Çorum İli Dodurga İlçesi sınırları içerisinde yer

alan S:80272 ruhsat numaralı sahanın çevre ile uyum çalışmaları

kapsamında değerlendirilmesi amacıyla;

• Seçilen sahalarda jeolojik etüt ve gözlemler

• Numune alımı

• Jeokimyasal ve hidrojeokimyasal duraylılık analizleri

• Dron uçuşu ile sahanın üç boyutlu modellemesi

• Şev duraylılığı modifiyesi

• Rehabilitasyon uygulama tekniklerinin belirlenmesi

• Rehabilitasyon sonrası oluşacak ekosistemim ekonomik

değerleme öngörüsü

• Sosyal donatı tasarımı

• MTA ile Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi

(MAKÜ) Peyzaj Mimarlığı Bölümü arasındaki başka

bir protokol kapsamında, danışmanlık faaliyetleri

ile sahanın ağaçlandırma avam projesinin ortaya

konması ve çizimlerinin yapılması

• Karşılıklı bilgi ve belge paylaşımı

• Sahada uygulanabilir sürdürülebilir teknolojilerin

belirlenmesi (güneş paneli, rüzgâr enerji vb.)

çalışmalarının dünyadaki güncel teknolojiler ve rehabilitasyon

tekniklerine göre gerçekleştirilmesi planlanmaktadır

ve yapılan çalışmalar devam etmektedir.

gelişen bitki örtüsü sayesinde atmosferden karbon dioksit

emilimi artmakta; bu durum hem kurumsal karbon

-

ne katkı sağlamaktadır.

4. TKİ ağaçlandırma çalışmaları ile entegre kurumsal sosyal sorumluluk projeleri ve

toplumsal katılım

TKİ tarafından yürütülen ağaçlandırma faaliyetleri, yalnızca

bozulan ekosistemlerin yeniden tesis edilmesiyle

sınırlı kalmamakta, aynı zamanda kırsal kalkınmayı destekleyen

sosyal sorumluluk projeleriyle de bütünleşik

bir yapı arz etmektedir. Bu kapsamda geliştirilen uygulamalar,

rehabilite edilen sahaların hem ekolojik hem de

ekonomik değerini artırarak sürdürülebilir madencilik

anlayışını güçlendirmektedir.

Ağaçlandırma sahalarında ağırlıklı olarak meyve veya

ticari ürün elde etmek amacıyla değil, ekolojik dengeyi

güçlendirmek ve yeşil alanları artırmak amacıyla ağaçlandırma

çalışmaları yapılmaktadır. Bu nedenle sahalarda

çoğunlukla meyve veya ürün vermeyen ağaç türlerinin

fidanları tercih edilmektedir. Zeytin, iğde veya fıstık

çamı gibi türlerin bulunduğu alanlarda ise elde edilebilecek

ürünler sınırlı olup, bu ağaçlar da çoğunlukla doğal

peyzajın korunması ve çevresel fayda sağlanması amacıyla

değerlendirilmektedir.

Bu yaklaşıma örnek olarak, TKİ/ÇLİ Müdürlüğü tarafından

300 dekarlık alanda tesis edilen lavanta sahası

etrafındaki köy yerleşimlerini kapsayan “TKİ Çanakkale/Çan

Yöre Köyleri Arıcılık Faaliyetleri ve Organik

Lavanta Balı Üretimi Destekleme Sosyal Sorumluluk

Projesi” gösterilebilir. Çan ilçesi ve çevre köylerinde

yürütülen proje kapsamında, 300 dekarlık rehabilite

edilmiş alanda kurulan lavanta bahçesi hem ekolojik iyileştirme

sağlamış hem de ekonomik üretim potansiyeli

oluşturmuştur.

Proje ile bir yandan bozulan maden sahasının bitkilendirilmesi

ve toprak yapısının iyileştirilmesi yoluyla çevresel

rehabilitasyon gerçekleştirilmiş, diğer yandan arıcılık

faaliyetleri aracılığıyla istihdam oluşturularak yerel

kalkınma desteklenmiştir.

Bu kapsamda; 2023 yılı içerisinde ÇLİ Müdürlüğü

(Çan/Çanakkale) bünyesinde, 2024 yılı içerisinde ELİ

Müdürlüğü (Soma/Manisa) bünyesinde ve 2025 yılı içerisinde

GLİ Müdürlüğü (Tavşanlı/Kütahya) bünyesinde

ayrı ayrı “Yöre Köyleri Arıcılık Faaliyetleri ve Bal Üretimi

Destekleme Sosyal Sorumluluk Projeleri” hayata

geçirilmiş ve projeler aşağıda özetlenmiştir;

5. Sonuç ve değerlendirme

Şekil 5. Arılı bal kovanı ve arıcılık ekipman seti

• ÇLİ Müdürlüğü civar köylerinde yaşayan yöre

halkına toplam 280 adet arılı bal kovanı ile arıcılık

ekipman seti (maskeli arıcılık kıyafeti, eldiven,

körük vb.)

• ELİ Müdürlüğü civar köylerinde yaşayan yöre halkına

toplam 310 adet arılı bal kovanı ile arıcılık

ekipman seti (maskeli arıcılık kıyafeti, eldiven, körük

vb.) (Şekil 5) dağıtılmıştır.

İlerleyen günlerde, GLİ Müdürlüğü civar köylerinde yaşayan

yöre halkına toplam 200 adet arılı bal kovanı ile

arıcılık ekipman seti (maskeli arıcılık kıyafeti, eldiven,

körük vb.) dağıtılması planlanmaktadır.

Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu, yürüttüğü rehabilitasyon ve ağaçlandırma çalışmalarıyla sürdürülebilir madencilik

anlayışını kurumsal politika haline getirmiştir. Madencilik faaliyetleri geçici bir arazi kullanımı oluştururken,

doğru planlanmış çevre uygulamaları sayesinde bu alanlar yeniden doğal ekosistemlere dönüştürülebilmektedir.

TKİ’nin yürüttüğü ağaçlandırma ve rehabilitasyon çalışmaları; sürdürülebilir madencilik yaklaşımının somut bir

göstergesi olup, üretim faaliyetlerinin çevresel sorumlulukla dengelenebileceğini ortaya koymaktadır.

36 | SEKTÖRMADEN 2026

SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 37



TÜRKİYE’DEN HABERLER

TÜRKİYE’DEN HABERLER

TMMOB Maden Mühendisleri Odası,

İstanbul Şubesi

KRİTİK VE STRATEJİK MADENLER

ÇALIŞTAYI SONUÇ BİLDİRGESİNDEN

ÖZETLENEREK HAZIRLANMIŞTIR

Bütüncül bir

madencilik

politikası şart

Maden Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi tarafından düzenlenen Kritik ve Stratejik Madenler Çalıştayında

kritik hammaddelerin küresel ölçekte artan önemi, Türkiye’nin mevcut konumu ve bu alana

ilişkin politika ihtiyaçları ele alındı.

Kritik ve stratejik madenler, enerji dönüşümü ve yüksek

teknoloji üretiminin temel girdileri olarak küresel rekabetin

merkezine yerleşmiş durumda. Kritik hammaddeler,

ekonomik açıdan önemli ve tedarik riski yüksek olan

kaynaklar olarak tanımlanırken, stratejik hammaddeler

bu riskin ulusal güvenlik boyutuna ulaştığı durumları

ifade ediyor. Bu tanımlar ülkelere ve dönemlere göre

değişebilirken, bir hammaddenin kritik seviyeden stratejik

seviyeye geçişi de esasen tedarik riskinin artmasıyla

ilişkilendiriliyor. Küresel ölçekte yaşanan teknolojik dönüşüm,

bu madenlere olan talebi hızla artırırken, tedarik

zincirleri üzerindeki baskıyı da aynı ölçüde büyütüyor.

Bu durum, madencilik faaliyetlerini klasik anlamının

ötesine taşıyarak, doğrudan sanayi politikaları, enerji

güvenliği ve ulusal egemenlik tartışmalarının merkezine

yerleştiriyor.

Türkiye’de bu alana ilişkin tartışmalar da giderek yoğunlaşırken,

TMMOB Maden Mühendisleri Odası İstanbul

Şubesi tarafından 2 Aralık 2025 tarihinde İTÜ’de

düzenlenen Kritik ve Stratejik Madenler Çalıştayında

kritik hammaddelerin küresel ölçekte artan önemi, Türkiye’nin

mevcut konumu ve bu alana ilişkin politika ihtiyaçları

kapsamlı biçimde ele alındı. Çalıştayın ardından

yayımlanan sonuç raporunda, mevcut tablo ve geleceğe

ilişkin politika ihtiyacı net biçimde ortaya konuluyor.

Aşağıda, bu raporu ana hatları ile özetlemeye çalıştık…

Küresel talep artışı ve tedarik zinciri

riskleri

Ülkede yeterince üretilemeyen, gıda üretimi ve sanayi

açısından vazgeçilmez, ikame imkânı sınırlı olan hammaddeler

“temini öncelikli” olarak tanımlanıyor ve çoğunlukla

ithalat yoluyla karşılanıyor. Ancak küresel pazarlarda

bu kaynaklara erişimin zorlaşması veya ihracat

kısıtlarının artması, bu hammaddeleri tedarik riski açısından

da öne çıkarıyor. Ekonomik önem ile tedarik riskinin

birlikte değerlendirilmesi sonucunda bu kaynakların

bir bölümü “kritik hammadde”, daha ileri düzeyde,

ulusal güvenliğe yönelik risk taşıyanlar ise “stratejik

-

jik” hammadde tanımları ülkelere ve koşullara göre değişiyor.

Bir hammaddenin tedarik riski kabul edilemez

seviyelere ulaştığında bu artık “stratejik” hale geliyor ve

bunun çözümü için diplomatik girişimlerden güvenlik

politikalarına kadar farklı araçlar devreye girebiliyor.

Kritik hammaddelere olan ilginin artmasında, özellikle

yeşil enerji ve dijital dönüşüm süreçleri belirleyici oluyor.

Bu gelişmeler doğrultusunda başta Avrupa Birliği

olmak üzere birçok ülke, kritik hammaddeleri belirlemek

ve geleceğe yönelik stratejiler geliştirmek amacıyla

kapsamlı çalışmalar yürütüyor. Avrupa Komisyonunun

hazırladığı analizlerde, yenilenebilir enerji, e-mobilite

ve dijital teknolojiler gibi alanlarda kullanılan hammaddelere

yönelik talebin önümüzdeki yıllarda önemli ölçüde

artacağı öngörülüyor. Buna karşılık, bu hammaddelerin

üretim ve işleme süreçleri sınırlı sayıda ülke ve

şirket üzerinde yoğunlaşmış durumda. Özellikle Çin’in

nadir toprak elementleri ve batarya değer zincirindeki

hâkimiyeti, Avrupa başta olmak üzere birçok ülke için

önemli bir bağımlılık riski oluşturuyor. Benzer şekilde,

kobalt gibi bazı kritik metallerin üretimi ve mülkiyeti de

belirli coğrafyalarda yoğunlaşıyor.

hammaddelere olan talebin hızla artacağını ortaya koyuyor.

Örneğin Avrupa Birliği’nde 2030 yılına kadar

lityum ve nadir toprak elementlerine olan talebin katlanarak

artması bekleniyor. 2050 perspektifinde ise bu

artışın daha da hızlanacağı ifade ediliyor.

Bu durum, yalnızca hammadde temininde değil, işleme

ve üretim aşamalarında da bağımlılık risklerini gündeme

getiriyor. Tedarik zincirinin farklı aşamalarında oluşan

bu bağımlılıkların, sistem genelinde kırılganlık yaratıyor

ve değer zincirinin bütüncül şekilde ele

alınması gerektiğini hatırlatıyor. Küresel ölçekte aynı

hammaddeler için hem ülkeler arası hem de

sektörler arası rekabet artıyor. Örneğin, nadir toprak

elementlerinin hem enerji teknolojilerinde hem dijital

uygulamalarda hem de askeri teknolojide yoğun şekilde

kullanılması, bu rekabeti daha da keskin hale getiriyor.

Bu gelişmeler doğrultusunda ABD, AB, Japonya ve diğer

birçok ülke, kritik hammadde listeleri hazırlayarak

tedarik risklerini izlemeye ve yönetmeye başladı. Aynı

zamanda kaynak zengini ülkelerle stratejik iş birlikleri

kuruluyor ve hammadde teminini güvence altına almaya

yönelik politikalar geliştiriliyor. 2025 yılı itibarıyla

ABD, AB, Japonya, Kanada ve Güney Kore gibi ülkelerin

yanı sıra Türkiye de kendi kritik hammadde listesini

yayımlayan ülkeler arasında yer aldı.

Türkiye ne yapmalı ?

Türkiye’de kritik ve stratejik madenlere ilişkin en kapsamlı

güncel çalışma, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı

tarafından 2025 yılında yayımlanan “Türkiye Kritik

ve Stratejik Madenler Raporu” oldu. Raporda, tedarik

riski, talep projeksiyonu, fiyat oynaklığı, geri dönüşüm

olanakları ve çevresel etkiler gibi kriterler dikkate alınarak

toplam 37 maden için değerlendirme yapılıyor.

Bu kapsamda 8 maden “yüksek öneme sahip kritik”, 19

maden “önemli kritik” ve 10 maden “potansiyel kritik”

-

goriye dahil edilirken, bu madenlerin 10’unun hem kritik

hem stratejik nitelik taşıdığı belirtiliyor.

Türkiye’nin bor başta olmak üzere krom, demir, bakır,

grafit ve nadir toprak elementleri gibi birçok mineralde

önemli bir jeolojik potansiyele sahip olduğu biliniyor.

Ancak çalıştayda yapılan değerlendirmelerde, bu potansiyelin

ekonomik değere dönüştürülmesinde yapısal

sorunların bulunduğu ifade ediliyor. Mevcut üretim yapısının

büyük ölçüde düşük katma değerli ürünlere dayanması

ve ileri teknoloji gerektiren ürünlerde ithalat

bağımlılığının sürmesi, Türkiye’nin küresel değer zincirinde

alt basamaklarda kaldığını gösteriyor.

Bu durum, dış ticaret dengesi ve tedarik güvenliği açısından

önemli bir kırılganlık yaratıyor. Enerji dönüşümü,

savunma sanayii ve ileri teknoloji üretimi için gerekli

olan kritik metallerde dışa bağımlılık, uzun vadeli

sanayi politikaları açısından risk oluşturuyor.

Bu çerçevede çalıştayda öne çıkan değerlendirmeler ve

öneriler, Türkiye’nin kritik ve stratejik madenler alanında

daha kapsamlı ve çok boyutlu bir politika çerçevesine

ihtiyaç duyduğunu ortaya koyuyor. Çin başta olmak

üzere farklı ülkelerin kritik hammadde listeleri dikkate

alınarak Türkiye için de kapsamlı bir kritiklik analizi

yapılması gerekiyor. Bununla birlikte yurt içi maden

arama faaliyetlerinin ve üretim kapasitesinin artırılması,

atıklardan geri kazanımın geliştirilmesi ve kritik hammaddelere

yönelik ikame seçeneklerinin genişletilmesi

önemli.

Uluslararası boyutta ise hammadde kaynakları zengin

ülkelerle ve küresel üretici aktörlerle iş birliklerinin

geliştirilmesi; bu yolla ithalat kaynaklı tedarik riskleri-

38 | SEKTÖRMADEN 2026

SEKTÖRMADEN 39



TÜRKİYE’DEN HABERLER

1978’den Beri

Daha İyi Bir Gelecek İçin

Çalışıyoruz!

nin azaltılması ve ihracat fırsatlarının değerlendirilmesi

önerisi çalıştay raporunda öne çıkıyor. Kritik hammaddeler

ve olası ikame ürünler için stok politikalarının

oluşturulması da öne çıkan başlıklar arasında.

Kritik maden kavramı Türkiye’de ilk kez 2013 tarihli

Onuncu Kalkınma Planında yer aldı, sonraki planlarda

da bu yaklaşım sürdürülüyor. Ancak 2025 yılında yayımlanan

rapora rağmen, bu alanda bütüncül bir strateji

belgesinin henüz oluşturulmamış olması önemli bir eksiklik

olarak önümüzde duruyor.

Çalıştayda, Türkiye Kritik ve Stratejik Madenler Raporunun

kapsamına ilişkin yapılan değerlendirmelerde ise

aday madenlerin küresel ölçekte önem taşıyan kaynaklar

üzerinden belirlendiği, ancak veri çeşitliliği ve kaynak

kullanımı açısından bazı sınırlılıkların bulunduğu ifade

edildi. Özellikle yerli akademik çalışmaların gerektiği

kadar dikkate alınmaması ve bazı sektör görüşlerinin

kapsam dışında kalması, raporun zayıf yönleri arasında

gösteriliyor.

Bununla birlikte, Türkiye’de kritik ve stratejik maden

kavramının mevzuat düzeyinde bir çerçeveye kavuşmuş

olmasına rağmen, bu yapının veri temelli ve güncellenebilir

bir ulusal yol haritası ile desteklenmesi gerektiği

açık. Kritik madenlerin belirlenmesinde tedarik riski, fiyat

oynaklığı, talep artışı ve geri dönüşüm gibi parametrelerin

birlikte ele alınması gerekiyor. Ayrıca madencilik

politikalarının arama aşamasından nihai ürüne kadar

tüm değer zincirini kapsaması da şart.

40 | SEKTÖRMADEN 2026

Birçok stratejik metalin ana metallerin yan ürünü olarak

üretildiği dikkate alınırsa, bakır, nikel ve kurşun gibi

ana metal üretim kapasitesinin artırılması kritik metallerin

arz güvenliği açısından da son derece önemli.

Nadir toprak elementleri için üretim kararları,

ekonomik, teknolojik ve çevresel faktörler birlikte

ele alınmalı. Ayrıca madencilik atıkları, endüstriyel

yan ürünler ve elektronik atıkların önemli ikincil

kaynaklar sunduğu hesaba katılarak, geri dönüşüm

ve geri kazanım hem risk azaltıcı hem de yeni

bir kaynak alanı olarak değerlendirilmeli.

Çalıştayda, enerji kaynağı olarak kömürün de kritik madenler

kapsamında değerlendirilmesine ilişkin tartışmalarda,

kömürün arz kesintisi veya fiyat artışı durumunda

sanayi üretimini doğrudan etkileyebilecek bir girdi olduğu

vurgulandı. Ayrıca dikkat çekilen bir diğer önemli

başlık da veri eksikliği ve kurumsal dağınıklık oldu.

Sağlıklı politika üretimi için üretimden tüketime tüm verileri

kapsayan ulusal ölçekte entegre bir veri sisteminin

oluşturulmasının zorunlu olduğuna dikkat çekildi.

Sonuç olarak, çalıştayda Türkiye için uzun vadeli ve bütüncül

bir madencilik politikası oluşturulması gerektiği

vurgulandı. Bu çerçevenin yerli kaynakların öncelikli

kullanımı, üretim planlaması ve tüm paydaşların sürece

katılımını içermesi gerektiği belirtildi. Veri temelli bir

ulusal strateji belgesi hazırlanması, entegre değer zinciri

yaklaşımının benimsenmesi, yerli teknolojilerin geliştirilmesi

ve iş birliklerinin güçlendirilmesi öne çıkan temel

başlıklar arasında yer aldı.

www.esan.com.tr



MAKALE

MAKALE

Eski madenler nasıl değerlendirilir:

Cornwall ve Batı Devon

madencilik bölgesi, İngiltere

Ali Vedat Oygür

Dr. Jeoloji Mühendisi

Şekil 1. Botallack Kraliyet Madenleri

Şekil 2. Levant Madeni

(https://www.cornishmining.org.uk sitesinden)

Dünyada, eski madenlerin yeniden değerlendirilmesinde

ilk akla gelen, somut madencilik mirasını oluşturan eski

madenlerin ve hatta yakınındaki madenci yerleşimlerinin

müzeye ve gezi noktasına dönüştürülmesidir. Daha ileri

uygulamalarda eski madenler eğitim, kültür, eğlence,

spor gibi çeşitli amaçlarla kullanılmaktadır. Bizde, “eski

maden” denildiğinde gördüğümüz, genelde, doğaya

kendi haline terk edilmiş maden ocaklarıdır. Ne yazık ki

ülkemizde, çok zengin olduğunu bildiğimiz bu mirasın

hemen hiç birisi korunmadığı gibi, sanki bile isteye yok

edilmiş oldukları hissedilmektedir. Bunun en önemli

nedeni hiç kuşkusuz, Anadolu’nun uygarlık tarihinin

başından beri önemli bir madencilik bölgesi olması ve

bildiğimiz madenlerin neredeyse tamamının çok eski

zamanlardan bu yana işletilmiş olmasıdır. Fakat böyle

olduğu halde, halkımızda niçin derin bir madencilik

kültürünün gelişmemiş olduğu da önemli bir araştırma

konusudur.

Cornwall ve Batı Devon maden bölgesi İngiltere’nin

güneybatı ucundaki çıkıntıyı kaplar. Dört bin yıl kadar

önce Orta-Doğu Avrupa’dan gelen Keltler (Antik

Yunancadaki bu ad Roma döneminde, Latincede

Galyalı/Galli olur) Fransa ve İspanya ile birlikte bu

bölgeye yerleşirler. Bölgenin tamamında, kendine has

bir dile (Kernewek/Kernowek) sahip bütünleşik ve özel

bir kültür dikkat çeker.

Bölge çok uzun ve yoğun bir ekonomik, teknolojik ve

sosyal gelişmeyle yakından bağlantılı önemli madencilik

ve sanayileşme tarihine sahiptir. Bu özellikleri sayesinde

2006 yılında UNESCO Dünya Miras Listesine (DML)

girmiştir. Bölge, 1700’den 1914’e kadar geçen zamanda

sadece İngiltere değil Avrupa’nın sanayileşmesi için de

yaşamsal bir rol oynamıştır.

Cornwall ve Batı Devon madencilik tarihi

Bölgede önemli ve zengin bir madencilik sanayisinin

gelişmesine yol açan kalay, bakır ve wolfram

cevherleşmeleri Alt Permiyen yaşlı (270 milyon yıl önce)

Cornwall granitine bağlıdır 1 . Üst Pliyosen ortasında

da yaklaşık 4 milyon yıl önce, morfolojinin erozyonu

sonucu plaser kalay birikimleri oluşur. Madenciliğin

parlak dönemi olan 18. yüzyıl başı ile 19. yüzyıl ilk

yarısı arasında Cornwall’de üç bin kadar maden ve yanı

sıra, bunların çeşitli gereksinimlerini karşılayan küçüklü

büyüklü çok sayıda yan sanayi vardır 2 .

Cornwall ve Batı Devon bölgesinde madencilik

tarih öncesi dönemde, bronz (tunç) çağında başlar 1 .

İlk başlarda, yarımadanın batı ucundaki St. Johns

yöresinde bulunan kalay plaserlerindeki çakıllar dere

yataklarından 3 toplanır. 16. yüzyılın başlarına kadar batı

Cornwall’daki kalay çakıllarının tükenmemiş olduğu

Şekil 3. East Pool Madeni’nde cevher çıkarılması, 19. yüzyıl sonu

Şekil 4. 1880’de terk edilmiş Chacewater Madeni’nde cevher alınmış oda,

(https://www.cornishmineimages.co.uk/cornish-mines-underground-1

sitesinden)

bilinir. Antik dönemde, Avrupa’nın başlıca kalay kaynağı

Cornwall’dur ve Roma’nın 43’te Britanya’yı işgalinde

de kalay madenciliği sürer. Orta Çağ’da kalay, bronz ve

pewter 4 üretimi için temel hammaddedir. Kral John’un

1201’de çıkardığı, bu bölgenin kalay madencileri ve

sanayicilerine ayrıcalık tanıyan kanun 1838’e dek sürer.

Bu cevherleşmelerin görünen izleri peşinden önce

kuyular ile inilmiş sonra dike yakın eğimli damar ya da

cep (lode, bu terim Cornwall’e aittir) izlenerek galeri

sürülmüştür. Zengin cevher birikimine varılınca da oda

(stope) biçiminde kazılarak maden çıkarılmıştır. Türü ne

olursa olsun, bölgedeki bütün cevherleşmeler için aynı

madencilik yöntemi uygulanmıştır. Cevher, önceleri el

arabası ve sonradan maden vagonuyla kuyu tabanına

taşınır 5 . Yukarıya bir çıkrık benzeri aletle, sonradan da

su dolabı ve buharlı makineyle çalışan asansörle çekilir.

Başlarda, çıkarılan kalay cevheri maden ocağının hemen

yakınında kırılmış ve ayıklamayla zenginleştirilmiştir.

Bu işlem, 18. yüzyılda elle ya da su gücüyle çalışan

kırıcılar yardımıyla sürdürülmüştür. 1800’lerde dahi

çocukları çalışmaktadır 6 . 19. yüzyıla gelindiğinde, daha

büyük arazi gerektiren mekanik zenginleştirme başlar.

Bu arazi aynı zamanda uygun bir eğimde olmalıdır ki

kırılan cevher, günümüzdeki sallantılı masaların ilkel

1 Cornwall Nomination File, 2006, Cornwall and West Devon Mining Landscape, UNESCO World Heritage, File 1215, 2169 sf.

2 Zwegers, B. 2018, Goldmine or Bottomless Pit_Exploiting Cornwall’a Mining Heritage, Journal of Tourism, Heritage & Services

Marketing, 4/1, sf. 15-22.

3 Johns, R.K., 1986, Cornish Mining Heritage, sf. 5.

4 Pewter, eski zamanlarda, 17.yüzyılda Çin’den ithal edilene dek porselenden önce tabak, kupa ve çanak yapımında kullanılan, %40

kadar kurşun katılarak yapılan bir kalay alaşımıdır.

5 https://www.cornishmining.org.uk/about/mining-in-cornwall-and-west-devon/mining-processes/haulage-to-the-surface-and-transportation

6 https://www.cornishmining.org.uk/about/mining-in-cornwall-and-west-devon/mining-characters-and-society/women-in-mining

42 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART

SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 43



MAKALE

MAKALE

durumu tarzında su ve gravite yardımıyla ayrılsın.

Zenginleştirilen cevher, 20. yüzyıla dek maden

yakınındaki tesiste izabe edilmiş ve son madendeki tesis

1931’de kapanmıştır. Cevher, sonra metal 19. yüzyıl

başlarına dek en yakın limana eğer yakınsa insan ya da

katır sırtında, uzaksa katır arabaları katarıyla taşınmıştır.

19. yüzyıldan itibaren yüksek kapasiteli demiryolu katarı,

mineral tramvayı ve su kanalları taşımada kullanılmıştır.

Bölgede maden sanayisinin gelişmesi çalışan nüfusunu

çoğaltınca köylerin ya da çarşılı kasabaların yakınında

özgün görünümlü yeni madenci yerleşimleri ortaya

çıkar. Ellerindeki arazinin maden hakkını yüksek kira

karşılığı madencilere veren büyük malikâne ve arazi

sahipleri servet sahibi olmuşlar, “maden lordu” adını

almışlardır 7 .

Şekil 5. East Pool Madeni kalay madeni tramvayı, 1904

Şekil 6. Luxulyan vadisinde cevher nakil kanalı

1198 tarihli bir belge, bölgede iki adet kalay izabe tesisi

olduğunu belirtir 1 . Kalay, kassiterit cevherinin (SnO2)

genellikle turba veya odun kömürü ile karıştırılması ve

indirgenmesiyle izabe edilirdi. 14. yüzyılın ortalarına

gelindiğinde, bu uygulamanın yerini, plaser cevherden

Bu yüzden 13. ve 14. yüzyıllar boyunca odun kömürü

yapmak için bölgedeki meşe ormanları tüketilmiştir.

Kalay izabehanelerine demirinkilerin de katılması

üzerine odun tükenince 18. yüzyıl başında, kömür

kullanan modern izabe tesisleri geliştirilmiştir 8 .

Biringuccio (1540), Agricola (1555) ve Ercker (1574)

gibi yazarlar tarafından belgelenmiş olan dönemin

madencilik teknolojileri, özellikle kuyuları basan

yeraltı suyunu pompalamak için su gücüyle çalışan

makineleri üretmeye başlayan bir sanayinin geliştiğini

ve mümkün olan her yerde doğal drenaj sağlamak

için kapsamlı galeriler kullanıldığını göstermektedir 1 .

Madenlerin daha derinlere inmesiyle bu teknikler

yetersiz kalınca Devonlu mühendis Thomas Savery

1698’de, madencilerin kullanması için buhar gücüyle

çalışan ilk işe yarayan pompayı yapar. 18. yüzyılın

başında Thomas Newcomen, Savery’nin pompasına

silindir ve piston uygulayarak gerçek bir makine yapar

ve bu pompa, hemen İngiltere’deki kömür madenlerinde

de kullanılmaya başlar. Newcomen pompası 1729’dan

itibaren Macaristan, İsveç, Fransa, Almanya, Belçika

ve İspanya’da da kullanılmaktadır. Cornwall’lu

mühendisler ve mucitler sadece maden teknolojisi

alanında çalışmamışlardır. 18. yüzyıl sonu ve 19. yüzyıl

ilk yarısında, hava basınçlı delici, evlerde gaz kullanımı

ve aydınlatma, buhar gücüyle çalışan araba, buharlı

lokomotif gibi buluşlarla bölge yenilik ve teknolojik

gelişmede önemli bir merkez olmuştur. Böylece, ilk

önce Cornwall madenlerinde başlayan sanayileşme kısa

zamanda Sanayi Devrimi’ne dönüşerek hızla Avrupa’ya

yayılmıştır.

Bölge, bakır ve kalay madenciliğinin hızla büyümesiyle

18 ve 19. yüzyıl başlarında bugünkü biçimini

almıştır. 1580’lerde başlayan bakır madenciliği 19.

yüzyıl başlarında dünya bakır arzının üçte ikisini

karşılamaktadır. Cornwall’lu madencilerin deneyim,

bilgi ve teknolojilerini kendileriyle rekabet edebilecek

yerlere vermeleri sonucunda, özellikle madenlerin

işletilmesinin daha kolay olduğu Avustralya ve

Amerikalar’da maliyet düşük olunca 1866’da kalay

ve kurşun, ardından 1880’de bakır piyasaları çöker 2 .

1874’ten başlayarak Cornwall’da üretim düşmeye

başlayınca 19. yüzyıl sonuna doğru madenciler büyük

gruplar halinde Güney Afrika, Avustralya, Orta ve

Güney Amerika’ya göç ederek oralarda hem çalışmışlar

hem de Cornwall geleneklerinde yaşamışlardır.

Birinci Büyük Savaşın başladığı 1914’ten itibaren

bölgedeki metal madenciliği iyice küçülür. Savaştan

sonra 1920’lere kadar da bölgedeki bazı madenler

yeniden çalışmaya başlar fakat çoğu başarısız olur. İkinci

Büyük Savaşın hemen sonrasında dünyada talep yeniden

yükselince kalay ve wolfram madenciliği yeniden başlar.

1960’larda kalay fiyatları uçunca bazı kalay madenleri

1970’de açılır. 1985’te tonu 10 bin sterlin üzerinde olan

kalay fiyatları yılın sonuna doğru 3 binin altına düşünce

bütün madenler 1988-91 arasında kapanır.

Cornwall’ün eski madenlerinin

değerlendirilmesi

1970’lerde hükümetin desteğiyle, Cornwall’un eski

madencilik potansiyelinin paraya dönüştürülmesi

amacıyla eski maden ocakları ve sanayi tesisleri

onarılarak, müzeler kurularak, eğitim, kültür ve sanat

merkezleri oluşturularak, kamp, doğa yürüyüşü ve

spor yapacak alanlar yaratılarak bölge serbest zaman

geçirecek ve turist çekecek parklara dönüştürülmeye

başlanır. Gezi rotalarındaki sahalar birbirlerine geçmişi

anımsatan Maden Tramvayı ile bağlanır.

Cornwall Madenciliği Dünya Miras Sahası 9 örgütü

tarafından bu alandaki ayakta kalmış ve onarılmış

madenler ile tesisleri, yerleşimleri ve diğer yapıları

madenciliğin sosyokültürel kalıtımını hem yöre

halkına hem de dışarıdan gelecek yerli ya da yabancı

ziyaretçilere göstermek ve tanıtmak amacıyla çok çeşitli

Şekil 7. Sırasıyla, Camborne yerleşimi, Bir maden lordu malikânesi

Camborne Maden Okulu ve metodist şapeli

7 https://www.cornishmining.org.uk/about/mining-in-cornwall-and-west-devon/mining-characters-and-society/mineral-lords

8 Türkcan, E., 1981, Teknolojinin Ekonomi Politiği, sf. 42.

9 https://www.cornishmining.org.uk/areas

44 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART

SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 45



MAKALE

ve alışılandan farklı etkinlikler düzenlenmektedir.

Bu etkinliklerin temelinde Cornwall madenciliğinin

öyküsünü anlatmak ve benimsetmek ile yörelerin

madencilikle bütünleşmiş sosyokültürel yapısını

tanıtmak vardır.

Madenciliğe yönelik toplumsal farkındalığı ve algıyı

artırmak amacıyla yörede bulunan DML kapsamındaki

maden ocakları ve tesislerini tanıtan gezi turları

düzenlenir. Ziyaretçiler maden yakınındaki yerleşimleri,

işçi evlerini, maden lordlarının malikânelerini ve kamu

yapılarını da maden turlarında görme şansını bulurlar.

Geçmişteki madenci patikaları, yürüme rotaları

oluşturularak doğa gezileri yapılır duruma getirilmiştir.

Temel olarak bütün kültürel varlıklar, hemen her kentte

müze ya da turistik ziyaret amacıyla değerlendirilmiştir.

Camborne sahasındaki Kral Edward Madeni Müzesinde,

ziyaretçilere, yöredeki kapanmış madenlerden

toplanmış madencilik aletleri ve makineleri çalışır

durumda gösterilir. Müze, günümüzde bağışlar ve

gönüllüler ile ayakta durmaktadır. Müze, haftanın üç

gününü okul gruplarına, öncelikli olarak ilkokullara

ayırır. Gruba önce, madencilik hakkında sınıfta ders

verilir. Madenin çalışmasına ilişkin işliklerde, on

beşer kişiden oluşan 2 takıma bölünerek mineralleri ve

kayaları tanımaktan maden makinelerini öğrenmeye

dek yaşlarına uygun bir dizi etkinlik düzenlenir.

Şekil 8. Kral Edward Madeni Müzesi

Buradaki DML maden sahalarında, her yaştaki yöre

insanlarına ve ziyaretçilere yönelik çeşitli sosyal

etkinlikler düzenlenir. Özellikle çocuklara yönelik

iletişim kanalları olmadan, en azıyla yetinerek ve

alışılmış öğretim yaklaşımları ile bağlamını değiştirerek

eğitim ve yerinde erişim programı uygulanır. Çocuklara

madenciliği tanıtmak ve öğretmek amacıyla kitaplar

dağıtılır, masa oyunları ve şarkılar öğretilir.

Yöre insanlarına, toplumsal yerinde erişim yoluyla

kültürel miraslarını anımsatma ve onurlandırma

fırsatları yaratılır. Cornwall madenciliği konusunda

toplumsal eğitim ve algının kazandırılması amacıyla

yörede, madenciliği ve madencilerin yaşantısını konu

alan farklı dramalar da sahneye konur.

Şekil 9. Boden, D., Cornish Mining World Heritage

46 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART



KADIN MADENCİLER

KADIN MADENCİLER

Taşlara olan ilgim daha çocukken her gittiğimiz geziden

bir avuç taş toplayarak gelmemle, kendi koleksiyonumu

kurmamla başlamıştı. Her taşın rengi beni heyecanlandırıyor,

nereden geldiklerini öğrenmeye çalışıyordum.

2004 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Mühendisliğini

kazandığımda, ailemdeki ilk mühendis

olma heyecanını taşıyordum.

Yıl 2007. Flotasyon laboratuvarında bakır, kurşun çinko

selektif sülfür flotasyonu yapıyoruz. Hücrenin üzerinde

biriken köpükler, yüzeye taşınan rengârenk mineraller

ve renklerin akışı… Bugün geriye dönüp baktığımda

şunu net görüyorum: Ben o gün sadece bir prosesi izlemiyordum,

farkında olmadan kendi mesleki yolculuğumun

ilk adımını atıyordum. Zamanla metalürjiye olan

ilgim bir merakın ötesine geçerek akademik bir yön kazandı.

Bu doğrultuda, plastiklerin birbirinden ayrılmasında

flotasyon tekniğinin kullanımını konu alan lisans

tez çalışmam 2009 PAGEV Plastik Teknoloji Ödülleri

kapsamında öğrenci kategorisinde ödüle layık görüldü.

Bilim, saha

ve göç: Bir

mühendislik

yolculuğu

Dr. Unzile Yenial Arslan

Maden Mühendisi, Araştırmacı

Julius Kruttschnitt Mineral

Research Centre (JKMRC)

2010 yılında İTÜ’de akademik hayata adım attım.

2012’de İTÜ Maden Fakültesi Cevher Hazırlama Mühendisliği

bölümünde doktora eğitimime başladım. Bu

süre zarfında onlarca konferans ve kongreye katılıp çalışmalarımı

sunma imkânı buldum. Katıldığım onlarca konferans

arasında, 2012 yılında Yurt Madenciliğini Geliştirme

Vakfı ile Hindistan’ın Yeni Delhi şehrine yaptığımız

yolculuk ve orada gerçekleştirdiğim sunum, kariyerimin

en unutulmaz deneyimlerinden biri olarak hafızamda yer

etti. O gün, yaptığımız araştırmaların yalnızca laboratuvarla

sınırlı olmadığını, dünya çapında bir bilimsel tartışmanın

parçası olduğunu daha net fark ettim.

2015 yılında doktora araştırmalarımı sürdürmek üzere

TÜBİTAK’ın yurt dışı doktora araştırma burs programıyla

Roma’ya gittiğimde bunun sıradan bir akademik

adım olmadığını biliyordum. Roma bir şehirden çok bir

eşikti. Yabancı bir dil, farklı bir kültür, yeni bir akademik

çevre… Artık yalnızca İngilizce bilmek yetmiyor,

İtalyanca öğreniyordum. Gündüzleri laboratuvarda çalı-

Akademiden endüstriye

2018 yılında İTÜ’de doktora derecemi tamamladıktan

sonra akademiden endüstriye geçerek Acacia Bakır Madeninde

Kıdemli Metalurji Mühendisi olarak çalışmaya

başladım. Bu madenin inşaat aşamasında projeye dahil

oldum ve tesisin devreye alınma sürecine yakından tanıklık

ettim. İşletmenin üretime geçmesiyle birlikte,

sahadan ilk 100.000 ton konsantrenin sevkiyatına kadar

uzanan operasyonel sürecin bir parçası olma fırsatı elde

ettim. Bu deneyim, bir maden projesinin inşaat aşamasından

üretim ve ürün sevkiyatına kadar olan kritik geçiş

dönemini yakından deneyimlememi sağladı.

Sahada olmak, laboratuvarda öğrendiklerimi gerçek

cevher ve üretim koşullarıyla sınamak demekti. Laboratuvarda

kontrollü ve tekrarlanabilir deney ortamına alışmışken

sahada değişkenlik temel gerçekti. Cevher her

gün aynı davranmıyordu. Tenör değişiyor, mineralojik

yapı farklılaşıyor, ekipman performansı üretimi doğrudan

etkiliyordu. Operasyonel baskılar, üretim hedefleri

ve zaman kısıtı altında doğru ve hızlı karar almak gerekiyordu.

Akademide detay ve mükemmeliyetçilik öğrenmiştim.

Sahada ise hızlı düşünmeyi ve karar almayı

öğrendim. Proses parametrelerini optimize etmek, verimi

artırmak ve kayıpları azaltmak günlük sorumluluklarım

arasındaydı. Ancak iş yalnızca teknik analizle sınırlı

değildi. Sahada mühendislik aynı zamanda koordinasyon

ve iletişim demektir. Bakım ekipleriyle, operatörlerle

ve yönetimle sürekli temas hâlindeydim. Bir kararın

sahadaki yansımasını görmek, teknik bilginin pratiğe

nasıl dönüştüğünü doğrudan deneyimlemek büyük bir

öğrenme alanıydı. Her vardiya bir planlama ve problem

çözme pratiğiydi. Bazen ani arızalar, bazen beklenmedik

performans düşüşleri, bazen de üretim baskısı altında

hızlı aksiyon alma gerekliliği… Bu ortam bana analitik

düşünmenin yanında stres yönetimini de öğretti.

Acacia Bakır İşletmelerindeki deneyimim benim için

son derece değerliydi. Bu süreçte endüstri ölçeğinde

testler gerçekleştirme fırsatı buldum. Ekibimle birlikte

şıyor, akşamları dil kursuna gidiyordum. Roma’da yalnızca

araştırma yapmadım. Orada mühendisliğin beni

şekillendirmeye başladığını fark ettim. Analitik düşünce

disiplinim güçlendi, kültürel adaptasyon kabiliyetim arttı,

farklı ülkelerden araştırmacılarla çalışırken bilginin

gerçekten evrensel olduğunu gördüm. Akademik kariyer

yalnızca uzmanlaşmak değil, dünyanın kapılarını açan

bir anahtar taşımaktır.

işaretli bilya testlerinden kolektör, köpürtücü ve flokülant

denemelerine, EH sensörlerinin yerleştirilmesi ve

performanslarının değerlendirilmesine kadar pek çok

farklı çalışma yürüttük. Bu çalışmalar sayesinde hem

proses optimizasyonu hem de saha uygulamaları konusunda

önemli tecrübeler edindim.

Çoğu kişi sahada kadın olmanın zorluklarından söz eder.

Ben ise Acacia’daki deneyimimde güçlü bir ekip ve benim

gibi birçok kadın mühendisle birlikte çalıştım. Profesyonellik

ve karşılıklı saygı günlük işleyişin temeliydi.

Operatörlerle kurulan açık iletişim ve sahada birlikte

geçirilen uzun saatler güvenin doğal şekilde oluşmasını

sağladı. Sahada kabul görmek yalnızca bilgiyle değil

tutarlılıkla, kararlılıkla ve sorumluluk almaktan kaçınmamayla

mümkündür. Bir problem çıktığında çözümün

parçası olmak, gerektiğinde inisiyatif almak ve alınan

kararın arkasında durmak liderliğin en temel göstergesidir.

Bu süreçte şunu fark ettim: Liderlik her zaman bir

pozisyon değildir; çoğu zaman bir davranış biçimidir.

Ekibin içinde güven veren kişi olmak, kriz anında dengeyi

koruyabilmek ve teknik veriyi doğru yorumlayarak

yön gösterebilmek gerçek liderliktir.

48 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART

SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 49



KADIN MADENCİLER

KADIN MADENCİLER

Kastamonu’dan Avustralya’ya

Avustralya, lise yıllarımdan beri gitmeyi hayal ettiğim

bir ülkeydi ve artık önümde gerçek bir fırsat vardı. Ancak

yıllarca emek verdiğiniz bir kariyeri, kurduğunuz çevreyi

ve alıştığınız düzeni geride bırakmak kolay değildir.

Göç yalnızca fiziksel bir yer değişikliği değil, kimliğin

yeniden inşasıdır. Yeni bir ülkede yeniden başlamak,

kendinizi yeniden anlatmak, yeniden güven kazanmak

ve yeniden üretmek demektir. Bir anlamda, yıllarca inşa

ettiğiniz profesyonel kimliği yeniden kurarsınız.

Bugün hâlâ çalıştığım bu pozisyonda, Sustainable Minerals

Institute çatısı altında yürütülen endüstri destekli

İri Tane Flotasyonu Araştırma Programında (CPR) hem

program başkan yardımcısı hem de proje yürütücüsü

olarak görev alıyorum. Bu program, madencilik sektörünün

ihtiyaç duyduğu ileri flotasyon teknolojilerini geliştirmek,

iri taneli cevherlerin yüzey kimyası ve proses

davranışını derinlemesine anlamak ve bunları pratik çözümlere

dönüştürmek üzere akademi ile endüstriyi bir

Sahada çalışmak bana ayrıca verimlilik perspektifi kazandırdı.

Günlük üretim ve bakım stresinin ötesinde

benim odağım sürecin nasıl daha iyi çalışabileceği sorusuydu.

Kaynak verimliliği, enerji kullanımı ve proses

optimizasyonu üzerine düşünmek kendi sınırlarımı fark

etmemi sağladı. Bu farkındalık, akademik arka planımı

daha ileri taşımak ve doktora sonrası araştırmalara yönelmek

istememin temel nedenlerinden biri oldu. Kendimi

daha da geliştirmek için doktora sonrası yurt dışı

araştırma pozisyonlarına başvurmaya başladım.

Yıl 2020’ydi ve pandemi gerçeğiyle karşı karşıyaydık.

Kabul aldığım birçok yere küresel seyahat ve vize kısıtlamaları

nedeniyle gidemiyordum. Tam bu belirsizlik

içinde, bugün hâlâ çalışmakta olduğum UQ Sustainable

Minerals Institute – Julius Kruttschnitt Mineral Research

Centre’da (JKMRC) çalışmak üzere kabul aldım.

Bu kabul yalnızca akademik bir başarı değildi; küresel

bir pandemi krizinin ortasında açılan nadir fırsatlardan

biriydi. Devlet destekli bir projede görev alacağım için

özel izinle seyahat edebilme imkânım oldu.

Böylece 2021 yılında hayatımın en büyük kararlarından

birini verdim: Göç etmek.

araya getiriyor. Bu rol, akademik merakımı doğrudan

endüstrinin gerçek ihtiyaçlarıyla bağdaştırırken flotasyonun

sınırlarını zorlayan uygulamalı araştırmalar yürütme

fırsatı veriyor. Üniversite–endüstri iş birliklerini

güçlendiren yapısıyla öne çıkan bu araştırma programı,

Queensland Üniversitesinin 2022 Araştırma Ortaklıkları

ve Bilginin Uygulamaya Aktarımı Ödülleri kapsamında

Yenilikçi Ortaklıklar Ödülüne layık görülmüştür. Program

2020 yılında başlatılmış olup 2030 yılına kadar devam

etmesi planlanmaktadır.

Buna ek olarak, sekiz farklı Avustralya üniversitesinin

ortaklığıyla yürütülen minerallerin çevre dostu ve verimli

bir şekilde zenginleştirilmesini hedefleyen ARC

Araştırma Merkezi (ARC Centre of Excellence for

Enabling Eco-Efficient Beneficiation of Minerals) bünyesinde

yürüttüğüm çalışmalar kapsamında, flotasyon

alanında çalışan lisansüstü öğrencilere flotasyon deneylerinin

pratik uygulamalarına yönelik eğitimler verdim

ve deneysel çalışmaların planlanması ile yürütülmesine

aktif katkı sağladım. Bu süreç, araştırma faaliyetlerine

doğrudan katkı sunmamın yanı sıra uluslararası bir akademik

ortamda bilgi ve deneyim paylaşımında bulunma

fırsatı sağlayan değerli bir akademik deneyim oldu.

Ayrıca, sahada uygulanan jeofizik yöntemleri laboratuvara

adapte ederek minerallerin elektriksel iletkenlik

(conductivity) ve yüklenebilirlik (chargeability) özelliklerinin

flotasyon performansı, sülfürlerin kendiliğinden

yanabilmesi ve yüzey kimyası davranışı üzerindeki etkisini

araştırıyorum. Bu kapsamda mineralin elektriksel

özellikleri ile reaktif etkileşimi, yüzey oksidasyonu ve

flotasyon kinetiği arasındaki olası korelasyonları araştırıyor,

jeofizik ölçümlerin proses performansını öngörmede

kullanılabilirliği üzerine çalışmalar yapıyorum.

Akademik araştırmaların sahadaki karşılığını daha yakından

gözlemleyebilmek amacıyla birlikte çalıştığımız

birçok endüstri partnerinin Avustralya’daki operasyonlarını

yerinde ziyaret etme ve tesislerini inceleme fırsatı

buldum. Bu ziyaretler laboratuvar ortamında yürüttüğümüz

çalışmaların endüstriyel ölçekte nasıl uygulandığını

görmem açısından son derece öğretici oldu. Aynı

zamanda bu süreç uzun zamandır görmeyi hayal ettiğim

Mount Isa bakır işletmelerini kapanmadan önce görme

fırsatı sağladı.

Dolayısıyla, bu pozisyon hem saha deneyimimi hem de

akademik bilgi birikimimi bir arada kullanmamı gerektiren

önemli bir çalışma deneyimi sundu. Yıllar önce sahada

aklıma takılan sorulara bu kez bilimsel bir zeminde

yanıt arama imkânı buldum. O dönemlerde üretim baskısı

altında, cevherin neden beklediğimiz gibi davranmadığını

ve yaşanan üretim kayıplarının arkasındaki

nedenleri anlamaya çalışıyordum. Sahada başlayan bu

merak, bugün araştırma laboratuvarlarında daha derin

ve sistematik bir sorgulamaya dönüştü. Benim için bu

süreç, mesleki bir devamlılığı ifade ediyor. Yıllar önce

üretim hattında sorduğum soruların peşini bırakmadım;

bugün ise aynı soruları bilimsel yöntemlerle anlamaya

ve başkalarına da aktarabilmeye çalışıyorum. Belki de

bu yolculuğun en anlamlı tarafı bu: Sorularımın yıllar

sonra bambaşka bir kıtada cevap bulması.

Bugün geriye baktığımda laboratuvardaki flotasyon

deneylerinden başlayan yolculuğun beni yalnızca bir

maden mühendisi yapmadığını görüyorum. Akademik

sabır, sahadaki sorumluluk, uluslararası deneyim, kadın

olarak profesyonel kimliğimi inşa etme kararlılığı ve

göç ederek yeniden başlama cesareti… Hepsi aynı bütünün

parçalarıydı.

Mühendislik benim için yalnızca bir meslek olmadı;

dünyayı anlamanın ve sorgulamanın bir yolu oldu.

Problemlere bakışımı, belirsizlikle ilişkimi ve karar

alma biçimimi şekillendirdi. Bu bakış açısının temeli

İTÜ’de atıldı. Orada yalnızca teknik bilgi değil, düşünme

disiplini kazandım. Bugün anlıyorum ki üniversite

tercihi yalnızca bir eğitim kararı değildir. İnsanın nasıl

düşüneceğini, nasıl sorular soracağını ve hangi yoldan

yürüyeceğini belirleyen ilk adımdır. Ve bazen bir adım,

insanı kıtalar aşan bir yolculuğa çıkarır.

50 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART

SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 51



MAKALE

MAKALE

Ağır metallerle

kirlenmiş

alanların bitki

yetiştirilerek

temizlenmesine

yönelik bazı

çalışmalar

Prof.Dr. Hatice Dağhan

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi,

Ziraat Fakültesi, Toprak Bilimi ve Bitki

Besleme Bölümü

Ağır metaller

Ağır metaller atom kütlesi yüksek olan elementlerdir.

Ağır metal terimi, yoğunluğu 5 g/cm³’ten daha yüksek

olan metaller veya atom kütlesi 50 ve daha büyük olan

elementler için kullanılır (Duffus, 2002). Şekil 1’de periyodik

tabloda yer alan ağır metaller ve yarı metaller

gösterilmektedir (Ali ve Khan 2018). Bu metallerden

demir (Fe), çinko (Zn), bakır (Cu), mangan (Mn) gibi

elementler canlılar için iz miktarda gereklidir ve iz elementler

veya mikrobesin elementleri olarak da bilinirler.

Örneğin, Fe anemiyi önler ve Zn ise 100’ün üzerinde

enzim reaksiyonlarında kofaktör olarak yer alır. Ancak

bu metaller yüksek konsantrasyonlarda canlılarda toksik

etki gösterebilir. Diğer ağır metaller (kadmiyum (Cd),

kurşun (Pb), krom (Cr), kobalt (Co), cıva (Hg) vd.) ise

biyolojik işlevlere sahip değildirler ve çok düşük dozlarda

bile canlı dokularda hasara neden olabilirler (Dağhan,

2011).

Ağır metaller, endüstriyel faaliyetler, madencilik ve tarımsal

uygulamalar gibi antropojenik kaynaklı süreçler

sonucunda hava, su ve toprak kirliliğine neden olmaktadır

(Şekil 2). Bu metaller doğada biyolojik olarak parçalanamadıkları

için en tehlikeli inorganik kirleticiler

arasında yer alırlar ve çevrede birikerek hem ekosistem

hem de insan sağlığı açısından ciddi risk oluştururlar.

Kirlenmiş su tüketiminin yanı sıra, bitkisel ve hayvansal

gıdalarla besin zincirine dâhil olan ağır metallerin insan

vücuduna alınması sonucunda böbrek ve karaciğer yetmezliği,

kanser oluşumu ve nörolojik fonksiyon bozuklukları

gibi ciddi sağlık sorunlarına neden olabilmektedir.

Örneğin, Cd en toksik ağır metallerden biridir. Japonya’nın

Toyama bölgesinde maden atıkları uzun yıllar boyunca

Jinzu Nehri havzasında atılmıştır. Kirlenen nehir

suları ile tarım alanları sulanmıştır. Bölge insanı hasat ettiği

pirinç ve nehir suyunu tüketerek Cd’ye yüksek düzeyde

maruz kalmıştır. Bunun sonucunda, ‘Itai-Itai’ adı verilen

ve şiddetli kemik ağrıları, böbrek ve karaciğer hasarlarına

neden olan hastalık ortaya çıkmıştır. Bu olay, Cd zehirlenmesine

bağlı tanımlanan ilk vakadır (Dağhan, 2011).

Ağır metal Ana kaynak İnsan sağlığına etkisi

Kadmiyum (Cd)

Kurşun (Pb)

Çinko (Zn)

Arsenik (As)

Bakır (Cu)

Kaynak, elektro kaplama, pestisit,

gübreler, Cd ve Ni piller,

İlerleyen yıllarda insanlarda görülen diğer ağır metallerin

kaynakları, bunların insan sağlığına etkileri ve vücutta

izin verilebilir sınır değerleri (Tablo 1) tespit edilerek

tanımlanmıştır (Sarangi, 2025).

Şekil 2: Ağır metallerin besin zincirine katılımı ve

etki ettikleri canlı grupları

Tablo 1. Ağır metaller ve insan vücudunda izin verilebilir sınır değerleri

Boya, pestisit, araç egsoz

emisyonu, maden, kömür

yakılması,

Rafineriler, metal kaplama, su

tesisatı, madencilik

Pestisitler, metal eritme ve cevher

ergitme tesisleri

Madencilik, pestisit üretimi, kimya

endüstrisi vd.

Akciğer kanseri, yüksek tansiyon, böbrek,

hasarı, bronşit, kemik iliği zararı, kanser

Bebek ve çocuklarda fiziksel ve mental gelişim

geriliği, nörolojik bozukluklar. Yetişkinlerde

böbrek problemleri, hipertansiyon vb.

Çinko dumanları cilt üzerinde aşındırıcı etkiye

sahiptir, sinir zarında hasara neden olur

İzin verilebilir

sınır (mg/L)

0,06

0,1

Bronşit, zehirlenme, dermatit 0,02

Anemi, karaciğer ve böbrek hasarı, mide ve

bağırsak tahrişi

Krom (Cr) Madenler, mineral kaynakları Sinir sisteminde hasar, yorgunluk, sinirlilik 0,05

15

0,1

Şekil 1. Periyodik cetvelde

yer alan ağır metaller ve yarı

metaller (Ali ve Khan, 2018).

Ağır metalle kirlenmiş toprakların temizlenme yöntemleri

Toprak ve su gibi doğal ortamlarda toksik seviyelere

ulaşan ağır metallerin uzaklaştırılması ve bu alanların

etkili ve sürdürülebilir yöntemlerle temizlenmesi günümüzde

zorunlu hale gelmiştir. Bu amaçla fiziksel, kimyasal

ve fitoremediasyon yöntemleri kullanılmaktadır

(Dağhan, 2007). Bu yöntemler arasında en ekonomik

ve çevre dostu yaklaşım ise fitoremediasyondur. Fitoremediasyon,

bitki yetiştirilerek kirlenmiş alanların kirleticilerden

(ağır metaller, pestisitler, radyoaktif atıklar,

petrol atıkları vb.) temizlenmesi yöntemidir. Bu yöntem,

fitoekstraksiyon (bitkisel özütleme), fitostabilizasyon

(bitkisel sabitleme) ve rizofiltrasyon (köklerle süzme)

olmak üzere üç ana gruba ayrılır (Şekil 3).

Fitoremediasyon yöntemi düşük maliyetli olmasının

yanı sıra geniş alanlara uygulanabilir, çevre dostu ve

erozyonu azaltma özellikleri ile avantajlıdır. Ayrıca, diğer

fiziksel ve kimyasal yöntemlere göre daha estetik ve

sürdürülebilir bir yaklaşımdır. Diğer yandan yöntemin

zayıf yönleri arasında, sürecin yavaş ilerlemesi ve bazı

52 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART

SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 53



MAKALE

MAKALE

Şekil 3: Fitoremediasyon yöntemleri

toprak (pH, tuzluluk, tekstür, ağır metal konsantrasyonu

vd.) ve iklim özelliklerinin bitki yetiştirilmesini kısıtlaması

yer almaktadır. Bitkilerin metal biriktirme kapasitesinin

düşük olması da önemli bir sınırlayıcı faktördür

(Dağhan, 2007).

Doğada, normal bitkilere göre belirli metalleri 100

kat daha fazla (kuru ağırlık esasına göre >%0,01 Cd,

%0,1’den fazla Pb, Cr, Co ve Ni, %1 Zn ve Mn) biriktirebilen

bitkiler vardır. Bu bitkiler hiperakümülatör bitki

olarak adlandırılır ve yaklaşık 450 türü bulunmaktadır

(Dağhan, 2007; Güneş ve Bozkurt, 2021). Örneğin,

Thlaspi caerulescens (Çobandağarcığı), yeşil aksamında

yüksek konsantrasyonlarda (1800 ppm Cd ve 51600

Fitoremediasyon yöntemi kullanılarak yapılan bazı çalışmalar

Ağır metallerle kirlenmiş toprakların fitoremediasyon

yöntemi uygulanarak temizlenmesi konusunda son yıllarda

yapılan araştırmalar yoğunlaşmıştır. Yapılan çalışmalarda

bitkilerin ağır metal biriktirme potansiyelleri

gen aktarımı, nanopartikül, nanozeolit, organik ve inorganik

şelatların kullanımı ve bazı kimyasal uygulamalarla

artırılmaya çalışılmıştır. Bu çalışmalardan bazılarına

aşağıda yer verilmiştir.

Metallotiyonin (MT) geninin farklı bitkilere aktarılmasıyla

bitkilerin ağır metal toleransı artmıştır. Ancak çalışmalar,

MT geni aktarılan bitkilerde metal alımının her

zaman artmadığını; bazı transgenik bitkilerin ise kontrol

bitkilerine göre %60-70’e kadar daha fazla Cd biriktirdiğini

göstermektedir (Dağhan, 2004).

ppm Zn) ağır metal biriktirebilmektedir. Hiperakümülatör

bitkiler yüksek miktarda ağır metal biriktirme yeteneğine

sahip olsalar da, yavaş büyümeleri, az biyokütle

üretmeleri ve genellikle yalnızca belirli bir elementi

biriktirebilmeleri nedeniyle fitoremediasyon yönteminde

kullanımları sınırlıdır. Fitoremediasyon yönteminde

kullanılacak bitkilerin hızlı büyümesi, fazla biyokütle

üretmesi, derin köklü olması ve hasat edilebilir aksamında

yüksek oranda metal biriktirebilmesi ile kolay

hasat edilebilmesi gerekir (Dağhan, 2007). Gen mühendisliğindeki

gelişmeler sayesinde bu özellikleri taşıyan

transgenik bitkiler geliştirilmiştir.

Thlaspi Caerulescens (Çoban Dağarcığı)

Köleli ve ark. (2017), antropojenik faaliyetler sonucunda

çoklu metalle (Cd, Pb ve Zn) kirlenmiş toprakta yetiştirilen

Silene armenia bitkisinin fitoremediasyon kapasitesi

araştırılmıştır. Temiz toprak örneği, %0, %25,

%50, %75 ve %100 oranlarında çoklu metalle kirlenmiş

toprakla karıştırılmış ve bu karışımlardan her bir saksıya

8 kg doldurularak Silene armenia bitkisi 3 ay boyunca,

kontrollü koşullarda iklim odasında yetiştirilmiştir. Deneme

sonunda hasat edilen Silene armenia bitkisinin Cd,

Pb ve Zn alımının tüm çoklu metal dozlarında çarpıcı bir

şekilde değiştiği, %75 ve %100 çoklu metalle dozlarında

ise; bitki yetişmediği bildirilmiştir. Bitkilerdeki Cd,

Pb ve Zn konsantrasyonlarının, çoklu metal dozlarının

artmasıyla birlikte arttığı ve Silene armenia bitkisinin

sırayla, en fazla Zn > Cd > Pb biriktirdiği saptanmıştır.

Ancak tüm ağır metal konsantrasyonlarının hiperakümülatör

bitkilerin kritik toksisite seviyesinden (Cd:100-

Pb:1000 ve Zn:10000 mg/kg) daha düşük olduğu sonucuna

varılmıştır (Köleli ve ark., 2017). Silene armeria

tek bir ağır metal için hiperakümülatör bitki olmakla birlikte,

çoklu metal (Cd, Pb ve Zn) ile kirlenmiş toprağın

fitoekstraksiyonu için uygun olmadığı rapor edilmiştir.

Bir süs bitkisi olan Tagetes patulanın Ni fitoekstraksiyon

kapasitesi, artan dozlarda (0-5-10-20 ve 40 mg/L) Ni uygulanmış

su kültürü ortamında araştırılmıştır. Bitkilerin

yeşil aksam ve köklerinde en yüksek Ni konsantrasyonu

(sırasıyla 2247 mg/kg ve 7790 mg/kg) 40 mg/L Ni

dozunda belirlenirken, yeşil aksamda solma ve köklerde

zayıf gelişim belirtileri gözlenmiştir. Ayrıca, 20 ve 40

mg/L Ni dozlarında, Tagetes patula’nın yeşil aksamında

hiperakümülatör bitkilerin kritik toksisite seviyesinden

(> 1000 mg Ni/kg) yaklaşık 2,2 kat fazla Ni birikmiş

olduğu saptanmıştır (Dağhan, 2016).

Olumsuz çevre koşullarına dayanıklı ve yüksek biyokütleye

sahip olan aspir (Carthamus tinctorius L.) bitkisi

artan dozlarda (0, 5, 10, 20 mg/L) Cd içeren su kültürü

ortamında 15 gün süreyle yetiştirilmiştir. Kontrol uygulamalarına

kıyasla, Cd maruziyeti ile bitkinin yeşil aksam

ve kök kuru maddesi azalırken Cd konsantrasyonları

artmıştır. Aspir bitkisi, hiperakümülasyon değerinin

(>100 mg/kg Cd) yaklaşık olarak 2,5 katı (252 mg/kg

Cd) biriktirerek fitoremediasyon yöntemi için ideal bir

bitki olabileceği sonucuna ulaşılmıştır (Dağhan, 2018).

Bir başka çalışmada, artan dozlarda nanozeolit uygulanmasının

çoklu metallerle (Cd, Pb ve Zn) kirlenmiş toprakta

yetiştirilen aspir bitkisinin ağır metal alımı üzerine

etkileri araştırılmıştır. Bu amaçla, çoklu metalle kirlenmiş

toprak, kirlenmemiş toprak ile %0, %25, %50, %75

ve %100 oranında karıştırılmış ve bu karışımlara da artan

oranlarda (%0-5-10-20) nanozeolit ilave edilmiştir.

Çoklu metal ve nanozeolit içeren saksılarda bitkiler 3 ay

boyunca yetiştirilmiştir. Nanozeolit uygulanmamış saksılarda

artan oranlarda ağır metal uygulaması ile (%25-

52-75 ve 100) bitkilerin Zn, Cd ve Pb alımında büyük

bir artış gözlenmiştir. Ancak nanozeolit uygulaması ile

hem kontrol hem de artan oranlarda çoklu metal içeren

topraklarda yetişen bitkilerin Zn, Cd ve Pb konsantrasyonları

kontrole göre ciddi oranda bir azalma göstermiştir.

Sonuçlar nano zeolit uygulamasının ağır metallerle

kirlenmiş tarım topraklarında kullanılması ile bitkilerin

ağır metal alımını azaltarak gıda zincirinde oluşabilecek

tehlikelerin önlenebileceğini göstermiştir (Ergün ve

ark., 2016)

Sağlam ve ark. (2021), Artvin Eti Murgul Bakır (Cu) madeni

pasa döküm sahasında yürüttükleri bir çalışmada 4

farklı alanda çok yıllık bitkileri (kavak (Populus tremula

L.) ve huş (Betula pendula)) 1 yıl ve tek yıllık [ayçiçeği

(Helianthus annuus) ve Hint yağı (Ricinus communis)]

bitkileri ise 16 hafta süre ile yetiştirmişlerdir (Şekil 3).

Araştırmacılar dört alanda da ekim-dikim öncesi toprakta

belirlenen ağır metal (Cu, Zn ve Pb) konsantrasyonlarının

hasattan sonra azaldığını saptamışlardır. Birçok

bitki, bünyesinde yalnızca bir ağır metali akümüle ederken,

denemede kullanılan ağaç ve yıllık bitkilerin her üç

(Cu, Zn ve Pb) metalide bünyelerinde biriktirebildiklerini,

ancak bu metal konsantrasyonlarının hiperakümülasyon

değerlerine (Cu ve Pb için 1000 mg/kg ve Zn için 10

000 mg/kg) ulaşamadıkları bildirilmiştir. Bitkilerin ağır

metal birikim sıralamasının kavak > huş > ayçiçeği >

hint yağı şeklinde olduğu belirlenmiştir.

Şekil 4: Maden deneme alanı

54 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART

SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 55



MAKALE

Sonuç ve öneriler

Genetik mühendisliği uygulamaları ve rizosfer mikroorganizmalarının kullanımıyla, bitkilerin metal alım kapasitelerini

artırmaya yönelik güncel çalışmalar yürütülmektedir. Ayrıca, temizleme etkinliğini artırmak amacıyla

şelat ve humik asit gibi kimyasal düzenleyicilerin etkileri de araştırılmaktadır. Bu araştırmalar, fitoremediasyonun

ağır metal kirliliğiyle mücadelede sürdürülebilir ve uygulanabilir bir çözüm sunduğunu göstermektedir. Ancak

yöntemin başarısı, toprak özellikleri, metal türü, bitki seçimi ve çevresel koşullar gibi faktörlere bağlı olarak

değişkenlik göstermektedir. Bu nedenle, sahaya özgü koşulların dikkate alındığı, uzun vadeli ve çok disiplinli

çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Fitoremediasyon yöntemi diğer yöntemlere göre daha ucuz, geniş alanlara uygulanabilen, estetik olarak çevreyi

güzelleştiren, çevre dostu bir yöntemdir. Bu yöntemde yetiştirilen bitkiler su ve rüzgâr erozyonunu azaltarak

kirlenmiş toprakların taşınmasını önlerler. Gelecekte hiperakümülatör türlerin belirlenmesi, genetik çalışmalarla

bitkilerin ağır metal toleransının artırılması ve uygun şelatlar (fitoşelatinler, organik asitler, sentetik EDTA, DTPA,

vb.) kullanılarak artırılmalıdır. Başarılı bir fitoremediasyon için bilim dalları arasında iş birliği sağlanmalıdır.

Kaynaklar

• Ali, H., and Khan, E. (2018). What are heavy metals?

Long-standing controversy over the scientific

use of the term ‘heavy metals’–proposal of a comprehensive

definition. Toxicological & Environmental

Chemistry, 100(1), 6-19.

• Daghan, H. (2004). Phytoextraction of heavy metal

from contaminated soils using genetically modified

plants. RWTH Aachen, Fakultät für Mathematik,

Informatik und Naturwissenschaften, Institut für

Umweltforschung (Biology V), Doktorarbeit, Aachen,

Germany.

• Dağhan, H. (2007). Fitoremediasyon: bitki kullanılarak

kirlenmiş alanların temizlenmesi. GAP V. Tarım

Kongresi Bildiri Kitabı, 362-367.

• Dağhan, H. (2011). Doğal kaynaklarda ağır metal kirliliğinin

insan sağlığı üzerine etkileri. Mustafa Kemal

Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi, 16(2), 15-25.

• Dağhan H. (2016). Nickel Phytoextraction Potential

of Tagetes Patula. 1st International Black Sea

Congress on Environmental Sciences (1st IBCESS),

Giresun, 1 (1), 22-22.

• Dağhan H. (2018). Aspir (Carthamus tinctorius L.)

Bitkisinin Kadmiyum Fitoremediasyon Kapasitesinin

Araştırılması. III. Ulusal Uygulamalı Biyolojik

Bilimler Kongresi, 03-05 Mayıs 2018, Eskişehir.

• Duffus, J. H. 2002. “Heavy Metals” – a Meaningless

Term? (IUPAC Technical Report).” Pure and

Applied Chemistry 74 (5): 793–807. doi:10.1351/

pac200274050793.

• Ergün H. C., Doğaroğlu Z. G., Köleli N., Dağhan H.

(2016). Artan Dozlarda Nanozeolit Uygulamalarının

Multi Metallerle (Zn, Cd ve Pb) Kirlenmiş Topraklarda

Yetiştirilen Aspir Bitkisinin Ağır Metal Alımına Etkileri.

7. Ulusal Bitki Besleme ve Gübre Kongresi, Adana.

• Güneş, F., & Bozkurt, S. (2021). Bazı hiperakümülatör

bitkiler ve özellikleri. Türk Bilimsel Derlemeler

Dergisi, 14(1), 67-90.

• Köleli N., Daghan H., Dogaroglu Z. G., Kurt M.

A., Yıldırım D. (2017). Phytoremediation capacity

of Silene armenia grown on soil contaminated with

Cd, Pb, and Zn. 3rd International Congress on Environmental

Research and Technology (ICERAT),

(Özet Bildiri/Sözlü Sunum) 08-12 November, Belgrad,

Serbia.

• Sağlam B., Dağhan H., Tüfekçioğlu A. (2021). Ağır

Metal İyonlarıyla Kirlenmiş Maden Yatağı ve Yakın

Çevresindeki Toprakların Fitoremediasyon Yöntemiyle

Kirliliklerinin Giderilmesinin Araştırılması.

TÜBİTAK 1505 - Üniversite-Sanayi İşbirliği Destek

Programı.

• Sarangi D. (2025). Heavy metals and living system.

https://www.slideshare.net/slideshow/heavymetals-living-system-ppt/51049284

(Erişim Tarihi: 12 Aralık

2025)

56 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART



DÜNYADAN HABERLER

DÜNYADAN HABERLER

Kritik minerallerde küresel tedarik

zinciri yeniden şekilleniyor

Ümit Dertli

Sektörmaden Dergisi Editörü

Enerji dönüşümü ve dijital teknolojilerdeki büyüme,

kritik minerallere olan talebi hızla artırıyor. Uluslararası

Enerji Ajansı’nın (IEA) 2025 tarihli Critical Minerals

Outlook raporuna göre, elektrikli araçlar ve enerji depolama

sistemleri nedeniyle lityum talebinin 2030’a kadar

yaklaşık 8 kat, nikel talebinin 2–3 kat, nadir toprak

elementleri talebinin ise 3 kat artması bekleniyor. Aynı

raporda, temiz enerji teknolojilerinin toplam mineral talebindeki

payının 2040’a kadar %40’a yaklaşacağı belirtiliyor.

Bu artış, üretimden işleme kapasitesine, stoklamadan

uluslararası iş birliklerine kadar tedarik zincirinin

tüm aşamalarında yeni politika ve yatırım kararlarını

tetikliyor.

Uluslararası iş birlikleri ve tedarik

girişimleri

G7 ülkeleri öncülüğünde derinleşen Mineral Güvenlik

Ortaklığı (MSP), kritik mineraller pazarında tekelleşmeye

karşı stratejik bir “alıcılar kulübü” modelini hayata

geçiriyor. Üretimin belirli coğrafyalarda yoğunlaşmasından

kaynaklanan riskleri yönetmeyi hedefleyen bu

girişim, şeffaf ve dirençli alternatif arz koridorları inşa

etmeye odaklanıyor. MSP, sadece hammadde teminiyle

sınırlı kalmayıp, üye ülkeler arasında ortak finansman

ve yüksek çevresel standartları teşvik ederek küresel

enerji dönüşümünü “güvenilir tedarik ağları” üzerinden

güvence altına almayı amaçlıyor.

Öte yandan, ikili iş birlikleri de hem artıyor, hem derinleşiyor.

Reuters’in aktardığına göre, ABD ile Japonya

arasında imzalanan yeni anlaşma, batarya metallerinde

sadece tedarik değil, ortak proje finansmanı ve teknoloji

paylaşımını da kapsıyor.

Avrupa Komisyonu’nun verilerine göre AB, 2030 yılına

kadar kritik hammaddelerde yıllık tüketiminin en az

%10’unu yerli üretimden, %40’ını ise Avrupa içinde işleme

kapasitesinden karşılamayı hedefliyor. Bu kapsamda

Avustralya ile yapılan anlaşmalar, özellikle lityum

tedarikinde çeşitlendirme amacı taşıyor.

2026’nın ilk çeyreğinde kritik mineraller alanında farklı

coğrafyalarda yeni iş birliği anlaşmaları da yapıldı. Tacikistan

ile Birleşik Krallık arasında, kritik minerallerin çıkarılması

ve işlenmesini kapsayan mutabakat zaptı taslağı

Tacikistan tarafından onaylandı. Söz konusu girişimin,

üretimin sınırlı sayıda ülkede yoğunlaşmasından kaynaklanan

tedarik risklerini azaltmayı hedeflediği belirtiliyor.

Kanada ile Avustralya arasında ise kritik mineraller alanındaki

iş birliği yeni anlaşmalarla genişletildi. İki ülke

birlikte küresel lityum ve uranyum üretiminin yaklaşık

üçte birini, demir cevheri üretiminin ise %40’tan fazlasını

karşılıyor. Reuters’a göre Avustralya’nın 1,2 milyar

Avustralya doları tutarında kritik mineral stok programı

da devreye alındı.

Asya ve Latin Amerika hattında Hindistan ile Brezilya

arasında imzalanan anlaşma, demir cevheri tedarikini

güvence altına almayı hedefliyor. Brezilya’nın rezervleri,

Hindistan’ın artan çelik talebi açısından kritik önemde.

Brezilya aynı dönemde Güney Kore ile de kritik

mineraller ve teknoloji alanlarını kapsayan iş birliğini

genişletme kararı aldı; nadir toprak elementleri ve nikel

yatırımları bu kapsamda öne çıkıyor.

Avrupa Birliği’nin Vietnam ile imzaladığı Kapsamlı

Stratejik Ortaklık Anlaşması ise kritik hammaddeler ve

yarı iletkenler başta olmak üzere tedarik zincirlerinde ticaret

ve yatırımın artırılmasını hedefliyor (S&P Global).

Stoklama politikaları ve kamu

müdahalesi

Kritik minerallerde arz güvenliği endişeleri, devletlerin

doğrudan müdahalesini artırdı. ABD, 2026 yılı başında

Savunma Üretim Yasası kapsamında kritik mineraller

için milyarlarca dolarlık finansman programı başlattı.

Program, özellikle lityum, kobalt ve grafit projelerine

yatırım ve stok oluşturmayı içeriyor.

ABD Jeolojik Araştırmalar Kurumu (USGS) verilerine

göre, küresel kobalt üretiminin yaklaşık %70’inin

Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde, nadir toprak

elementleri üretiminin ise %60’tan fazlasının Çin’de

gerçekleşmesi, Batılı ekonomileri “ortak stoklama mekanizmaları”

geliştirmeye itiyor. Avrupa’da Almanya

ve Fransa’nın öncülüğünde geliştirilen ortak stoklama

mekanizmalarının, özellikle otomotiv ve enerji sektörlerinde

üretim sürekliliğini sağlamayı hedeflediği Reuters

tarafından aktarılıyor.

IEA verileri, lityum, nikel ve nadir toprak elementlerinin

enerji dönüşümünde kritik rolü nedeniyle stoklama politikalarında

öncelikli konumda olduğunu ortaya koyuyor.

İşleme kapasitesi, güvenlik ve yeni

kaynak arayışları

Batı’da rafinasyon atağı

Çin’in işleme kapasitesindeki %60-90 arasındaki dominansını

kırmak için ABD ve AB, 2026 yılı itibarıyla milyarlarca

dolarlık hibe ve teşvik paketlerini devreye aldı.

İşte öne çıkan bazı kritik projeler:

ABD (Nevada & North Carolina): Lithium Americas ve

Albemarle, sadece maden çıkarma değil, çıkarılan cevheri

batarya kalitesinde lityum karbonata dönüştürecek

entegre rafinasyon tesislerini 2026 sonunda tam kapasiteye

ulaştırmayı hedefliyor.

Avrupa (Fransa & Almanya): Eramet ve Suez ortaklığı,

Avrupa’nın en büyük “batarya geri dönüşüm ve siyah

kütle (black mass) işleme” merkezini devreye alarak,

Kritik minerallerde değer zincirinin en kritik halkalarından

biri işleme ve rafinasyon aşaması olmaya devam ediyor.

Engineering & Mining Journal’da yayınlanan verilere

göre, nadir toprak elementlerinde küresel rafinasyon

kapasitesinin %80’den fazlası Çin’de bulunuyor. Lityum

kimyasal işleme kapasitesinde bu oran %60’ın üzerinde.

Bu tabloya karşılık, ABD ve Avrupa’da yeni işleme yatırımları

hız kazandı. Avrupa Birliği Kritik Hammaddeler

Yasası (Critical Raw Materials Act) kapsamında,

2030’a kadar kritik minerallerde işleme kapasitesinin en

az %40’ının AB içinde gerçekleştirilmesi hedefleniyor.

Reuters’in aktardığına göre ABD Savunma Bakanlığı, 13

kritik mineral için yerli üretim kapasitesinin artırılmasını

talep etti. Özellikle Çin’in 2023 ve 2024 yıllarında gallium,

germanium, antimon ve grafit ihracatına getirdiği

kısıtlamalar, bu minerallerin “stratejik silah” olarak kullanımını

ve Batı’daki arz güvenliği arayışını tetikledi.

Öte yandan yeni kaynak arayışları da hız kazandı. Reuters’e

göre ABD yönetimi, Pasifik Okyanusu’nda nikel,

kobalt ve bakır içeren polimetalik nodüller için derin deniz

madenciliği izin süreçlerini hızlandırmaya yönelik

adımlar atıyor. Ancak Uluslararası Deniz Yatağı Otoritesi

(ISA), çevresel kaygılar ve ticari üretimi düzenleyecek

“Madencilik Yasası” (Mining Code) üzerindeki nihai çerçeveyi

henüz tamamlayabilmiş değil.

Dünya Bankası verileri, enerji dönüşümü hedeflerine

ulaşılabilmesi için yalnızca lityum üretiminin 2050’ye

kadar yaklaşık %500 artması gerektiğini ortaya koyuyor.

Bu durum, yeni kaynak arayışlarının ve yatırım ihtiyacının

büyüklüğünü somut biçimde gösteriyor.

rafinasyon ihtiyacının %15’ini döngüsel ekonomiden

karşılamayı planlıyor.

Avustralya (Kwinana): Dünyanın en büyük lityum hidroksit

tesislerinden biri olan Kwinana rafinerisi, kapasite

artırımıyla birlikte Asya dışındaki en büyük işleme

merkezi olma yolunda ilerliyor.

Stratejik Hedef: 2030 yılına gelindiğinde, küresel lityum

ve nadir toprak elementleri işleme kapasitesinde

Batı’nın payının %10’dan %35 seviyelerine çıkarılması

öngörülüyor.

Kaynaklar: Reuters, Bloomberg, mining.com, miningweekly, Engineering

& Mining Journal, AlCircle

58 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART

SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 59



DÜNYADAN HABERLER

DÜNYADAN HABERLER

İran’a yönelik savaş maden sektörünü de vuruyor

ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı ile başlayan savaş enerji

arzı ve lojistik hatlar üzerinden küresel madencilik, metal

ve gübre piyasalarında ölçülebilir etkiler yaratmaya

başladı. Özellikle Hürmüz Boğazı çevresindeki güvenlik

riskleri, hem hammadde sevkiyatlarını hem de enerji

ve kimyasal girdi maliyetlerini doğrudan etkileyen bir

unsur haline geldi. Genel tablo, İran merkezli jeopolitik

gelişmelerin madencilik ve bağlantılı sektörleri üç ana

kanaldan etkilediğini gösteriyor: enerji maliyetlerinde

artış, lojistik ve tedarik zinciri aksaklıkları ile metal ve

gübre piyasalarında arz kaynaklı fiyat hareketleri.

Küresel petrol ticaretinin yaklaşık %20’sinin geçtiği

stratejik bir hat olan Hürmüz Boğazından geçişlerin

aksaması petrol ve LNG fiyatlarında ani sıçramalara

neden olurken, madencilik sektöründe yakıt ve elektrik

maliyetlerini de yukarı çekti. Enerji giderlerinin toplam

operasyonel maliyet içindeki payının %20–30 seviyelerine

ulaştığı dikkate alındığında, özellikle açık ocak işletmeleri

ve uzun mesafeli cevher taşımacılığı üzerinde

doğrudan bir maliyet baskısı oluştuğu belirtiliyor.

Enerji maliyetlerindeki bu artış, metal piyasalarına da

sert yansıdı. Londra Metal Borsası (LME) verilerine

göre alüminyum fiyatları Mart 2026’da ton başına 3.500

doların üzerine çıkarak son dört yılın en yüksek seviyesine

ulaştı. Orta Doğu’nun küresel alüminyum üretimindeki

payı yaklaşık %9 seviyesinde bulunurken, bölgedeki

üretim aksaklıkları ve enerji arzı riskleri nedeniyle

yıllık 500–600 bin tonluk kapasitenin risk altında olduğu

ifade ediliyor.

Lojistik tarafında ise deniz taşımacılığı maliyetlerinde

artış ve savaş riski sigorta primlerindeki (war risk premiums)

sert yükseliş dikkat çekti. Alternatif güzergâhlara

Kaynak: Reuters, Financial Times,

Mining.com, Argus Media

yönelim sevkiyat sürelerini uzatırken, bu durum özellikle

Orta Doğu–Asya hattında hammadde ve metal ticaretinde

lojistik maliyet artışına yol açtı.

Metal fiyatlarında emtia bazında farklı yönlerde hareketler

gözleniyor. Financial Times verilerine göre savunma

ve ileri teknoloji uygulamalarında kullanılan stratejik

metallerde daha keskin artışlar yaşanıyor: tungsten fiyatları

kısa sürede yaklaşık %40, germanyum fiyatları

ise %10 civarında yükseldi.

Gübre piyasasında ise enerji ve doğal gaz fiyatlarındaki

artış belirleyici oldu. Azot bazlı gübrelerin üretiminde

temel girdi olan doğal gaz fiyatlarının yükselmesiyle birlikte,

Avrupa ve Orta Doğu’daki bazı üreticilerin kapasite

kullanım oranlarını düşürdüğü bildirildi. S&P Global

ve Argus verilerine göre, üre ve amonyak fiyatlarında

Mart ayı itibarıyla %10–20 aralığında artış kaydedildi.

Orta Doğu’nun amonyak ve üre ihracatında önemli bir

tedarikçi olması nedeniyle, bölgedeki sevkiyat risklerinin

küresel gübre arzını doğrudan etkileyebileceği ifade

ediliyor.

Madencilik sektöründe dolaylı bir etki de kimyasal girdiler

üzerinden hissediliyor. Sülfür ve amonyak gibi,

özellikle liç (leaching) süreçlerinde kullanılan kimyasalların

fiyatlarındaki artış, bakır ve altın üretim maliyetlerini

(AISC) yukarı yönlü etkileyen temel unsurlar

arasında yer alıyor.

Madencilik şirketlerinin piyasa performansları da bu gelişmelerden

olumsuz etkilendi. Barron’s verilerine göre,

artan enerji ve operasyonel maliyetlerin kâr marjlarını

baskılaması nedeniyle küresel madencilik hisselerini izleyen

endeksler, çatışmanın ilk haftalarında %5–6 oranında

değer kaybetti.

AB, karbonsuzlaştırmayı

hızlandırıyor

Avrupa Birliği, karbon fiyatlandırma

sisteminde büyük değişiklikler

yapmaya hazırlanıyor. Bu kapsamda,

AB’nin Emisyon Ticaret Sistemi (ETS)

revize edilecek ve 30 milyar avroluk yeni

bir temiz teknoloji yatırım fonu başlatılacak.

Küresel enerji fiyatlarındaki artış ve jeopolitik baskılar

Avrupa ekonomisini ve sanayisini etkiliyor. Yeni adımlar

AB’nin karbon fiyatlandırma sistemini iyileştirmeyi

amaçlıyor. Ayrıca, AB genelinde temiz teknolojiye yapılan

yatırımlar da teşvik edilecek. 2013’ten bu yana AB

ETS gelirleri 258 milyar avroyu aştı. Sektöre verilen

ücretsiz ödenekler için kıyaslama ölçütlerinin güncellenmesi

ve fiyatları istikrara kavuşturmak için karbon

emisyon izinlerinin arzını yöneten Piyasa İstikrar Rezervinin

güçlendirilmesi hedefleniyor. Kaynak:Carbon Credits

Alüminyum tel pazarında

işler iyi

Küresel alüminyum tel ihracatı, enerji iletimi, yenilenebilir

enerji, otomotiv ve inşaat sektörlerinde

artan talebin sonucu olarak 2025 yılı Ekim ayı itibariyle

güçlü görünümünü koruyor. Alüminyum tel,

yüksek iletkenliği, hafifliği ve maliyet avantajı nedeniyle

elektrik altyapısında yaygın olarak kullanılmaya

devam ediyor. Söz konusu durum, uluslararası

pazarlara alüminyum tel ile iletken ürünleri sağlayan

birçok önemli ihracatçı ülkenin konumunu güçlendiriyor.

Birleşmiş Milletler verilerine göre, Kanada,

Hindistan, Malezya, Hollanda, Norveç,

İtalya, Endonezya, Polonya, Türkiye

ve Macaristan, alüminyum tel

ihracatında önde gelen ülkeler

olarak öne çıkıyor. Kaynak: alcircle

Ha Long’da mekanize uzun ayak sistemi devreye alınıyor

Vietnam’da Ha Long Kömür Şirketi, Khe Cham II–IV

sahasında orta kapasiteli mekanize uzun ayak sistemi

kurulum çalışmalarını hızlandırdı. Proje, şirketin 2026

yılı için belirlenen yaklaşık 2,1 milyon ton üretim hedefi

açısından kritik bir yatırım olarak değerlendiriliyor.

Kurulum çalışmaları yaklaşık 500 metre derinlikte yer

alan IV-9-46 uzun ayak panosunda yürütülürken, sistemin

planlanandan önce tamamlanması için üç vardiyalı

çalışma düzeni uygulanıyor. Yaklaşık 142 metre pano

uzunluğuna sahip sistemin yıllık 650 bin ton üretim kapasitesine

ulaşması hedefleniyor.

Devreye alınacak mekanize uzun ayak sistemi; hidrolik

tahkimat üniteleri, elektrikli kesici-yükleyici ve entegre

tavan kömürü geri kazanım ekipmanlarını içeren bütünleşik

bir üretim altyapısına dayanıyor. Bu yapı, üretim

sürekliliğini artırırken aynı zamanda tavan kontrolünün

iyileştirilmesine ve üretim sırasında oluşabilecek kayıpların

azaltılmasına olanak sağlıyor.

Sahanın 1,4 ila 7,7 metre arasında değişen damar kalınlığı

ve değişken eğim koşulları, üretim yöntemi seçiminde

belirleyici rol oynuyor. Bu tür jeolojik koşullarda mekanize

uzun ayak sistemleri hem yüksek üretim kapasitesi

hem de iş güvenliği açısından geleneksel yöntemlere

göre önemli avantajlar sunuyor. Sistemle birlikte iş gücü

yoğun üretimden ekipman yoğun üretime geçişin hızlandırılması

hedefleniyor.

Kurulum sürecinde havalandırma, drenaj ve gaz kontrol

sistemlerinin eş zamanlı olarak optimize edilmesi, derin

yer altı işletmelerinde karşılaşılan operasyonel risklerin

yönetimi açısından kritik önem taşıyor. Mekanizasyon

yatırımıyla birlikte işletmede üretkenliğin artırılması,

operasyonel sürekliliğin sağlanması ve çalışma koşullarının

iyileştirilmesi amaçlanıyor.

SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 61



DÜNYADAN HABERLER

DÜNYADAN HABERLER

Batı dünyası Çin’e bağımlılıktan

kurtulmanın yollarını arıyor

G7 ülkeleri ile Avrupa Birliği, Avustralya, Hindistan, Güney Kore ve Meksika’dan

maliye ve kabine düzeyinde temsilciler, nadir toprak elementleri

ve diğer kritik minerallerde Çin’e olan bağımlılığı azaltmak gündemiyle

Ocak ayında Vaşington’da bir araya geldi. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’in

öncülüğünde gerçekleşen toplantıda, Çin dışındaki tedarik kaynaklarını

güçlendirmek amacıyla taban fiyat uygulaması, kamu finansman

desteği, vergi ve mali teşvikler ile yeni uluslararası ortaklıklar gibi politika

araçları ele alındı.

Görüşmelerde, Çin ile ekonomik bağların tamamen koparılmasından ziyade

risklerin kontrollü biçimde azaltılması yaklaşımı öne çıktı. Katılımcılar, savunma

sanayi, yarı iletkenler, yenilenebilir enerji, bataryalar ve ileri teknoloji

üretimi açısından kritik öneme sahip minerallerde Çin’in tedarik zincirindeki

baskın konumunun stratejik bir risk oluşturduğu konusunda mutabık

kaldı. Küresel kritik mineraller talebinin yaklaşık %60’ını temsil eden bu

ülkeler, alternatif tedarik kaynaklarının geliştirilmesi ve tedarik zincirlerinin

güvence altına alınması için koordinasyonu artırma yönünde mesaj verdi.

Bessent, Haziran ayında Kanada’da düzenlenen G7 Liderler Zirvesi’nde

de nadir toprak elementlerine ilişkin bir sunum yapıldığını ve liderlerin bu

alanda bir eylem planı üzerinde uzlaştığını hatırlatarak, söz konusu sürecin

hızlandırılması gerektiğini vurguladı.

Kaynak: Reuters, miningweekly

Zimbabve’nin ihracat kısıtlaması

lityum piyasasını etkiledi

Zimbabve’nin işlenmemiş mineraller ve lityum konsantrelerine yönelik ihracat

kısıtlaması kararı, küresel lityum piyasasında fiyat hareketlerine yol

açtı. Ülke Şubat 2026’da aldığı kararla, topraklarından çıkarılan işlenmemiş

minerallerin ihracatı bir sonraki duyuruya kadar askıya alındı. Kararın

ardından, Çin’de lityum fiyatları 26 Şubat itibarıyla yükselişe geçti. Bu

gelişme, enerji depolama ve batarya talebinin hızla arttığı bir dönemde arz

kesintisi endişelerinin piyasaya yansıması olarak değerlendiriliyor.

Zimbabve, Afrika’nın en büyük lityum üreticisi konumunda

bulunuyor. Ülke, 2025 yılında bir önceki yıla göre %11

artışla yaklaşık 1,128 milyon ton spodümen konsantresi

ihraç etti ve bu ihracatın önemli bir bölümü Çin’e

yöneldi. Bu nedenle alınan kararın, özellikle

Çin’in hammadde tedariki üzerinde doğrudan

etkili olduğu görülüyor. Kaynak: miningweekly

Maden izin

süreçleri

herkesin derdi

2026’nın ilk çeyreğinde farklı ülkelerde

madencilik faaliyetlerine yönelik

izin ve düzenleyici süreçlerde

dikkat çeken değişiklikler yapıldı.

Madagaskar, 2010 yılından bu yana

uyguladığı maden arama izin belgesi

yasağını, altın dışındaki mineraller

için kaldırdığını açıkladı. Energynews’e

göre karar, başta nikel,

kobalt ve grafit olmak üzere ülke

ekonomisinde önemli yer tutan madenlere

yönelik arama faaliyetlerinin

yeniden başlatılmasını amaçlıyor.

Kanada’da ise madencilik projelerinin

onay süreçlerini daha öngörülebilir

hale getirmek amacıyla çevrimiçi

“Madencilik İzin Rehberi”

(Mine Permit Navigator) devreye

alındı. Mining Weekly’de yer alan

bilgilere göre CanmetMINING tarafından

geliştirilen bu dijital platform,

şirketlerin projelerine uygulanacak

federal mevzuatı ve izin

süreçlerini daha net şekilde takip

etmesine olanak sağlıyor.

Latin Amerika’da Ekvador da benzer

bir düzenleme sürecine girdi.

Northern Miner’ın aktardığına göre

Şubat 2026’da yürürlüğe giren yeni

yasa ile çevresel izin sistemi yeniden

yapılandırılırken, maden izin süreçlerinin

hızlandırılması ve küçük ölçekli

madenciliğin kayıt altına alınması

hedefleniyor. Aynı düzenleme

kapsamında enerji sektörünün bazı

alanlarının özel yatırımlara açılması

da öngörülüyor.

Kaynak: energynews, miningweekly, northernminer

Demir cevheri

fiyatları dalgalı

Demir cevheri piyasasında 2026

başında dalgalı bir seyir gözleniyor.

Çin’de inşaat sektöründeki zayıf görünüm

fiyatlar üzerinde baskı yaratırken,

dönemsel teşvik beklentileri fiyatları yukarı yönlü

etkiliyor. Fastmarkets verilerine göre, %62 Fe içerikli

demir cevheri fiyatı Ocak–Mart döneminde ton başına

95–120 dolar bandında hareket etti. Çin’in çelik üretimi

2025’te sınırlı bir şekilde gerilerken, 2026’da talebin

toparlanmasına ilişkin belirsizlik sürüyor. Avustralya ve

Brezilya merkezli büyük üreticilerin arzı yüksek seviyelerde

kalmaya devam ederken, piyasa dengesi büyük ölçüde

Çin’in talep görünümüne bağlı olarak şekilleniyor.

Kaynak: Reuters, miningweekly

Yapay zeka, 2040’a kadar bakır talebini

%50 artıracak

Küresel bakır talebi, yapay zeka, savunma ve robotik sektörlerindeki büyümenin etkisiyle

önümüzdeki yıllarda hızla artacak. S&P tarafından yayımlanan rapora göre, 2025’te yaklaşık

28 milyon metrik ton olan küresel bakır talebinin, 2040 yılına kadar %50 artarak yıllık 42

milyon metrik tona ulaşması bekleniyor. Elektrikli araçların son yıllarda yarattığı talep artışına

ek olarak, veri merkezleri ve yüksek işlem gücü gerektiren teknolojilerin yaygınlaşması bakır

tüketimini daha da hızlandırıyor. Nitekim yalnızca geçtiğimiz yıl, yapay zeka odaklı yaklaşık 61

milyar dolar değerinde 100’den fazla yeni veri merkezi projesi hayata geçirildi.

Ancak mevcut üretim ve geri dönüşüm kapasitesinin bu artışı karşılaması zor görünüyor. Yeni tedarik

kaynaklarının devreye alınmaması halinde, yıllık 10 milyon metrik tonun üzerinde bir arz açığı oluşabileceği,

2040’a kadar toplam talebin yaklaşık dörtte birinin karşılanamayabileceği öngörülüyor.

Öte yandan, arz tarafındaki yapısal sorunlar kısa vadede de etkisini göstermeye devam ediyor.

International Copper Study Group (ICSG) verilerine göre, 2025 yılında küresel bakır üretimi

yaklaşık 22,5 milyon ton seviyesinde gerçekleşirken, 2026 yılı için üretim artışının sınırlı

kalacağı öngörülüyor. Şili ve Peru’daki üretim kesintileri ile bazı büyük ölçekli projelerde

yaşanan gecikmeler, arz büyümesini baskılayan başlıca unsurlar arasında yer alıyor.

Sektörel değerlendirmelere göre, yeni bakır projelerinin geliştirilmesinin ortalama 10–

15 yıl sürmesi, kısa vadede arz açığının kapatılmasını zorlaştırıyor. Küresel üretimde

önemli paya sahip Şili ve Peru başlıca üretici konumunu sürdürürken, Çin en büyük

tüketici olmaya devam ediyor. ABD ise bazı bakır ürünlerine uyguladığı gümrük

vergilerine rağmen, yıllık ihtiyacının yaklaşık yarısını ithalat yoluyla karşılıyor.

Kaynak: Reuters, Bloomberg, Financial Times, Mining.com

Küresel demir üretimi

2025’te %5,3 arttı

Dünya Çelik Birliği tarafından yayınlanan verilere

göre, küresel doğrudan indirgenmiş demir üretimi

2025 yılında bir önceki yıla kıyasla %5,3 oranında

artarak 129,2 milyon metrik tona yükseldi. Bu verilere

göre, 2025 yılının Aralık ayında incelenmiş olan

ülkeler arasında en çok doğrudan indirgenmiş demir

üreten ülke Hindistan oldu. Aralık ayında Hindistan 5,2

milyon metrik ton doğrudan indirgenmiş demir üretimi

gerçekleştirdi. Hindistan’ı sırasıyla 3 milyon ton

metrik ton üretim ile İran, 700.000 metrik

ton üretim ile Rusya ve 645.000 metrik

ton üretim ile Mısır izledi.

Kaynak: steelorbis

SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 63



DÜNYADAN HABERLER

TMS 2026’da metalurji ve

malzeme teknolojileri

ABD’nin San Diego kentinde 15–19 Mart 2026 tarihlerinde

düzenlenen TMS 2026 Annual Meeting &

Exhibition kapsamında, metalurji, malzeme bilimi

ve madencilik teknolojilerine ilişkin güncel gelişmeler

ele alındı. Etkinliğe akademi, sanayi ve kamu

kurumlarından binlerce araştırmacı, mühendis ve

sektör temsilcisi katıldı. Toplantı programında, metal

üretim süreçleri, alaşım geliştirme, ileri malzeme

teknolojileri, geri dönüşüm uygulamaları ve enerji

verimliliği başlıca gündem maddeleri arasında yer

aldı. Özellikle alüminyum, bakır ve çelik üretiminde

proses iyileştirme ve maliyet azaltmaya yönelik teknik

çalışmalar öne çıktı.

Sunumlarda, düşük karbonlu üretim yöntemleri,

elektrikli fırın teknolojileri ve hidrojen kullanımı

gibi konulara ilişkin yürütülen Ar-Ge çalışmaları

paylaşıldı. Bunun yanı sıra, metal geri kazanımı ve

atıkların yeniden değerlendirilmesine yönelik teknolojilerin

üretim zincirinde daha fazla yer bulmaya

başladığı ifade edildi. Etkinlik kapsamında ayrıca,

veri analitiği ve modelleme tekniklerinin metalurjik

süreçlerde kullanımına ilişkin uygulamalar ele alındı.

Gerçek zamanlı veri izleme, proses optimizasyonu

ve kalite kontrol alanlarında dijital çözümlerin yaygınlaştığına

dikkat çekildi. TMS 2026’da paylaşılan

çalışmalar, metal ve malzeme üretiminde verimlilik,

maliyet yönetimi ve çevresel etkilerin azaltılmasına

yönelik teknik yaklaşımların önümüzdeki dönemde

belirleyici olmaya devam edeceğini gösterdi.

Kaynaklar: Engineering & Mining Journal

Çin sodyum-iyon batarya geliştiriyor

Dijitalleşme ve otomasyon

yatırımları artıyor

Madencilik sektöründe dijitalleşme ve otomasyon yatırımları

son dönemde hız kazanıyor. Otonom ekipman kullanımı,

uzaktan operasyon merkezleri ve veri analitiği uygulamaları

sektör genelinde yaygınlaşırken, özellikle büyük

ölçekli üreticilerin sahaya entegre ettiği teknolojiler somut

üretim ve maliyet göstergelerine yansımaya başladı.

Rio Tinto’nun Batı Avustralya’daki Pilbara operasyonlarında

kullanılan AutoHaul sistemi kapsamında 200’ün üzerinde

otonom trenle geçtiğimiz yıl yaklaşık 300 milyon ton

demir cevheri taşındı. Aynı bölgede şirketin otonom kamyon

filosu 130’un üzerine çıkmış durumda. BHP ise yine

Pilbara’daki madenlerinde 2025 sonu itibarıyla 85’ten fazla

otonom kamyon kullanıyor ve bu sayının artırılmasına

yönelik yatırımlarını sürdürüyor. Fortescue’nun verilerine

göre otonom taşıma sistemleri, geleneksel operasyonlara

kıyasla ekipman kullanım oranını DAHA

%15’e kadar artırırken,

yakıt tüketiminde ve bakım maliyetlerinde düşüş sağlıyor.

Dijitalleşmenin bir diğer ayağını oluşturan veri analitiği ve

yapay zekâ uygulamaları da üretim İYİYİZ

planlamasında giderek

daha fazla kullanılıyor. McKinsey analizlerine göre, gerçek

zamanlı veri izleme ve kestirimci bakım uygulamaları

sayesinde plansız duruş sürelerinde %30’a varan azalma,

toplam operasyonel maliyetlerde ise %10–20 aralığında

düşüş sağlanabiliyor.

BİRLİKTE

Öte yandan, Kanada ve Avustralya’da bazı maden işletmelerinde

kurulan entegre operasyon merkezleri sayesinde,

yüzlerce kilometre uzaktaki sahaların tek bir merkezden

yönetildiği belirtiliyor. Bu merkezler, üretimden lojistiğe

kadar tüm süreçleri gerçek zamanlı izleyerek karar alma

süresini kısaltıyor.

Kaynaklar: miningweekly, Engineering & Mining Journal, Mining.com

Dünyanın geri kalanı lityum-iyon pil üretiminde Çin’i yakalamaya çalışırken, Çinli üreticiler rotayı sodyum-iyon

teknolojisine çevirerek yeni bir dönemin kapısını aralıyorlar. Lityumun aksine deniz suyundan dahi elde edilebilen

ve doğada çok daha bol bulunan sodyum, hem ham madde maliyetlerini düşürme hem de tedarik

zincirindeki dışa bağımlılık riskini minimize etme imkanı sağlıyor. Üstelik sodyum-iyon bataryalar,

düşük sıcaklıklardaki yüksek kararlılıkları ve çok daha hızlı şarj olabilme yetenekleriyle

lityum tabanlı rakiplerine karşı teknik bir üstünlük vaat ediyor. Bu durum,

özellikle elektrikli araç üretiminde kritik bir role sahip pil değer zincirinde Çin’in

küresel konumunu güçlendirecek bir gelişme olarak yorumlanıyor. Kaynak: Reuters

Birlikte Daha

Iyiyiz

64 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART



MAKALE

MAKALE

Madencilik ve cevher

zenginleştirme tesislerinde

su kullanımı, yönetimi ve

sürdürülebilirlik yaklaşımları

Gülşah Güven

Araştırma Görevlisi

İTÜ Maden Fakültesi Cevher

Hazırlama Mühendisliği Bölümü

Madencilik sektörü, modern ekonominin temel taşlarından

olan metal ve minerallerin elde edilmesinde kritik

bir rol oynamaktadır. Ancak bu üretim süreci, su kaynaklarıyla

ayrılmaz ve karmaşık bir bağ içerisindedir.

Özellikle cevher zenginleştirme (konsantrasyon) tesisleri,

tuvenan cevherin ekonomik değeri olan son ürüne

dönüştürüldüğü aşama, suyun en yoğun ve en stratejik

biçimde kullanıldığı operasyonel kısımlardır.

Geçmişte su, madencilik faaliyetlerinde yalnızca operasyonel

bir girdi veya bertaraf edilmesi gereken bir atık

durumundayken günümüzde küresel risk algısında ilk

sıralara yerleşmiştir. Dünya Ekonomik Forumu (WEF),

su kıtlığını küresel ölçekte en yüksek endişe kaynağı

olan sistemik risklerden biri olarak tanımlamaktadır

(Hoekstra, 2014). Bu bağlamda su, maden işletmeleri

için sadece çevresel bir sorumluluk değil, operasyonel

sürekliliği belirleyen stratejik bir varlıktır. Su kaynakları

üzerindeki baskı yeraltı su seviyelerinin düşmesi, nehir

akışlarının azalması ve kirlilik gibi fiziksel etkilerin yanı

sıra, artan arıtma maliyetleri ve yerel topluluklarla yaşanan

çatışmalarla kendini göstermektedir (Northey ve

diğ., 2016).

Prof. Dr. Gülay Bulut

İTÜ Maden Fakültesi

Cevher Hazırlama Mühendisliği

Bölümü

Madencilik sektöründe su tüketimi küresel ölçekte toplam

kullanımın nispeten küçük bir bölümünü oluştursa

da (~%1–4), özellikle su stresi altındaki kesimlerde yerel

su kaynakları üzerinde ciddi tüketim baskısı oluşturmaktadır.

Proses bazında değerlendirildiğinde, flotasyon

ve hidrometalurjik işlemler için su tüketimi cevher türüne

bağlı olarak yaklaşık 0,34–6,27 m³/ton aralığında değişmekte

olup, tipik flotasyon tesislerinde bu değer genellikle

0,34–2,07 m³/ton civarında gerçekleşmektedir.

Bir tesiste suyun yeniden kullanımı ve geri dönüşümü

uygulanmıyorsa, işlenen her bir ton cevher için yaklaşık

1,9-3,0 m 3 su gerekmektedir (Gunson ve diğ., 2012). Ayrıca

madencilik sektöründe su tüketimi, cevherin mineralojik

yapısına, proses tipine ve işletmenin bulunduğu

bölgenin iklimsel koşullarına bağlı olarak büyük değişkenlik

göstermektedir (Northey ve diğ., 2019). Özellikle

düşük tenörlü cevherlerin işlenmesi daha fazla su tüketimine

neden olmaktadır (Mudd, 2008).

Literatürde cevher zenginleştirme tesisleri için sabit bir

su kullanım yüzdesi bulunmasa da mevcut çalışmalar

madencilikte su tüketiminin büyük kısmının (%65–80)

öğütme ve flotasyon içeren konsantrasyon devresinde

gerçekleştiğini göstermektedir. Şekil 1’de, literatürde

bildirilen dağılıma dayanarak madencilik faaliyetlerinde

su kullanımının proses bazında yaklaşık yüzdesel dağılımı

şematik olarak sunulmuştur.

Buna karşılık, modern madencilik operasyonlarında

uygulanan su geri kazanım ve arıtma teknolojileri saye-

Şekil 1. Madencilik faaliyetlerinde su kullanımının

proses bazında yaklaşık dağılımı

sinde suyun büyük bir kısmı yeniden kullanılabilmekte

olup, gelişmiş sistemlerde %95’e varan su geri kazanım

oranları rapor edilmiştir (Gunson ve diğ., 2012; Matebese

ve diğ., 2024).

Cevher zenginleştirme süreçlerinde su boyut küçültme-öğütme

devrelerinde pülp taşıyıcı, flotasyonda fizikokimyasal

bir ortam, hidrometalürjide çözücü ve artıkların

taşınma sürecinde ise iletken bir faz olarak görev

yapar. Bu denli geniş bir kullanım yelpazesi, suyun hem

miktar hem de kimyasal kompozisyon açısından titizlikle

yönetilmesini zorunlu kılmaktadır. Suyun yetersiz yönetimi

sadece çevresel riskler doğurmakla kalmaz, aynı

zamanda tesisin durmasına yol açabilecek operasyonel

riskleri ve toplum nezdindeki “sosyal onay” kaybını da

beraberinde getirir.

Literatürdeki kaynaklar, su yönetiminin maden ömrünün

her aşamasında (planlama, toz baskılama süreçlerinde,

enerji üretim etrafındaki soğutma sistemlerinde,

ekipman yıkama işlemlerinde, fiziksel ve kimyasal

zenginleştirme işlemleri sırasında, işletme ve kapatma)

hidroloji ve su kalitesi üzerinde potansiyel riskler barındırdığını

vurgulamaktadır (Northey ve diğ., 2019). Bu

nedenle, döngüsel ekonomi prensipleri çerçevesinde

“sıfır deşarj” hedefleri ve suyun tesis içinde maksimum

oranda yeniden kullanımı, modern tesislerin temel tasarım

parametresi haline gelmiştir (Vargas ve diğ., 2025).

Pülp içindeki katı oranı (yoğunluk), öğütme verimliliğini

ve enerji tüketimini doğrudan etkiler. Suyun yetersiz

olması değirmen içi aşınmaları artırırken, aşırı su kullanımı

pülpün viskozitesini bozarak boyuta göre sınıflandırma

(siklon vb.) verimini düşürür. Flotasyon ise suyun

en hassas kullanıldığı zenginleştirme işlemidir. Burada

su, mineral yüzeylerinin hidrofobik (suyu sevmeyen)

veya hidrofilik (suyu seven) özellik kazanmasını sağlayan

kimyasal reaktiflerin (toplayıcı, bastırıcı, canlandırıcı,

köpürtücü vb.) taşınmasını ve etkileşime girmesini

sağlar. Bu nedenle flotasyon işlemleri sırasında su kritik

bir öneme sahiptir. Literatürdeki kaynaklar, suyun sertliği

(Ca²+ ve Mg²+ iyonları) ile pH değerinin flotasyon verimi

üzerindeki baskın etkisini vurgulamaktadır (Northey

ve diğ., 2019). Örneğin, devridaim edilen sudaki

biriken artık reaktifler veya çözünmüş iyonlar, mineral

yüzeylerine adsorblanarak değerli mineralin yüzmesini

engelleyebilir ve bu durum da ciddi ekonomik kayıplara

yol açar. Tamamen veya kısmen kapalı devre çalışan

tesislerde ise suyun sürekli devridaim etmesi sodyum

(Na+), kalsiyum (Ca²+), magnezyum (Mg²+) ve sülfat

(SO₄²−) gibi iyonların konsantrasyonunu artırmaktadır.

Elektrolitlerin varlığı, kabarcık birleşmesini engelleyerek

daha stabil ve küçük kabarcıklı bir köpük fazı

oluşturur. Bu durum bazı durumlarda verimi artırsa da

aşırı stabilite selektiviteyi (seçiciliği) bozabilir (Rao ve

diğ., 2017). Ayrıca yeniden kullanılan sudaki karbonat

ve sülfat iyonları, pülpün pH değerini stabilize ederek

reaktiflerin optimum çalışması için gereken pH aralığına

ulaşılmasını zorlaştırabilir.

Su kıtlığı veya kalitesiz su kullanımı, tesislerin tam kapasiteyle

çalışmasını engelleyen “darboğazlar” yaratır.

Kaynaklar, su yönetimi stratejilerinin maden ömrü boyunca

değişen cevher türlerine ve iklim şartlarına uyum

sağlayacak kadar esnek olması gerektiğini göstermektedir

(Vargas ve diğ., 2025). Su stresi altındaki bölgelerde

(örneğin Şili’deki bakır madenleri), maden işletmeleri

yeraltı sularına alternatif su kaynakları aramaktadır. Bu

amaçla, deniz suyunun arıtılarak (desalinizasyon) tesise

pompalanması yaygınlaşan bir uygulama haline gelmiştir.

Ancak bu durum, yüksek enerji tüketimi ve artan

maliyetler gibi yeni zorlukları beraberinde getirmektedir

(Lima ve diğ., 2025; Donoso, 2018).

Ayrıca deniz suyu ile bakır-molibden flotasyonu yapılırken,

molibdenit verimini korumak için çok spesifik pH

ayarlamaları ve iyonik baskılama yöntemleri gerekmektedir

(Rao ve diğ., 2017). Bununla beraber, devridaim edilen

sulardaki artan tuzluluk oranı, ekipmanlarda korozyona

ve tıkanıklıklara neden olarak duruş sürelerini artırır.

66 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART

SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 67



MAKALE

MAKALE

Park ve ark. (2018) tarafından gerçekleştirilen çalışmada,

molibden cevher hazırlama tesisine ait atık suların

yeniden kullanıma kazandırılması amacıyla siklon, atık

su tankı, statik karıştırıcı/flokülasyon ünitesi ve çöktürme

tankını içeren pilot ölçekli bir geri kazanım sistemi

geliştirilmiş ve özellikle pülp geri devrinin su geri kazanım

verimi üzerindeki etkisi incelenmiştir. Elde edilen

bulgular, yalnızca flokülant dozunun artırılmasının

sınırlı bir iyileşme sağladığını, buna karşılık pülp geri

devrinin flokülasyon mekanizmasını güçlendirerek daha

berrak su elde edilmesini mümkün kıldığını ve böylece

proses suyunun yeniden kullanım potansiyelini önemli

ölçüde artırdığını göstermiştir. Bu yaklaşım sayesinde,

hem su geri kazanım oranının yükseltildiği hem de taze

su ihtiyacının azaltılarak madencilikte suyun döngüsel

kullanımına katkı sağlandığı ortaya konmuştur. Çalışmanın

akım şeması Şekil 2’de gösterilmiştir.

Şekil 2. Cevher zenginleştirme tesislerinde atık su

arıtma pilot sistemi

Her zenginleştirme aşaması aynı kalitede su gerektirmez.

Kaynaklarda vurgulanan stratejik bir yaklaşım, suyun

“kalite ihtiyacına göre” derecelendirilmesidir: Taze

(temiz) su, kimyasal hazırlama ve son yıkama aşamalarına

ayrılabilir. Devridaimden gelen veya daha düşük

kaliteli sular ise toz bastırma, öğütme ve kaba flotasyon

aşamalarında kullanılabilir (Güney, 2022).

Flotasyon devresinin farklı aşamalarından gelen sular

ise, kalitelerine göre ayrıştırılarak doğrudan değirmenlere

veya kaba flotasyon hücrelerine geri beslenmesi,

taze su ihtiyacını %50’ye varan oranlarda azaltabilmektedir.

Ayrıca geri dönüştürülen suyun içinde kalan artık

köpürtücü gibi reaktifler, işletme maliyetlerini düşüren

gizli bir avantajdır, ancak bu durumun titizlikle izlenmesi

gerekir, aksi takdirde kontrolsüz köpürmelere neden

olabilir (Lin ve diğ., 2020). Madencilikte suyun döngüsel

kullanımı Şekil 3’te şematik olarak gösterilmektedir.

Şekil 3. Madencilik ve cevher zenginleştirme

tesislerinde suyun kullanımı ve geri kazanım süreci

Özellikle altın ve gümüş gibi kıymetli metallerin kazanımında

su, kimyasal çözücüleri (siyanür vb.) cevher kütlesi

içinde taşıyan ana ajandır. Yığın liçi operasyonlarında

buharlaşma (mavi su ayak izi) ve yağış (yeşil su ayak

izi), sistemin su dengesini belirler. Rodriguez ve diğ.

(2023) tarafından sunulan vaka analizlerinde, özellikle

kurak bölgelerdeki yığın liçi sahalarında buharlaşma

kayıplarının su tüketiminin en büyük kalemini oluşturduğu

belirtilmektedir. Bu yaklaşım, pahalı olan arıtma

maliyetlerini düşürürken toplam mavi su ayak izini de

minimize eder.

Madencilikte su yönetimini dönüştürecek bazı yenilikçi

eğilimler öne çıkmaktadır (Lima ve diğ., 2025). Suyun

devridaim süreçlerindeki belirsizlikleri yönetmek için

Monte Carlo simülasyonları gibi ileri matematiksel modeller

kullanılmaktadır. Bu modeller, cevher tipindeki

değişimlerin veya iklimsel dalgalanmaların su devridaim

verimliliğini nasıl etkileyeceğini önceden tahmin etmeyi

sağlar (Vargas ve diğ., 2025). Su şebekesinin dijital

modelleri üzerinden anlık optimizasyon yapılarak, sızıntıların

ve verimsizliklerin önüne geçilmesi sağlanabilir.

Flotasyon verimini artırmak için devridaim suyunun

iyonik içeriğini düzenleyen gelişmiş membran ve elektro-koagülasyon

sistemleri kullanılabilmektedir. Su kul-

lanımını tamamen ortadan kaldırmayı hedefleyen kuru

öğütme ve elektrostatik ayırma teknolojileri üzerindeki

araştırmalar ise halen devam etmektedir.

Cevher zenginleştirme tesislerinde su operasyonel süreçlerin

en hayati bileşeni olmasının yanı sıra, üretimin

sürdürülebilirliği önündeki en kritik kısıtlayıcı faktör

olarak öne çıkmaktadır. Literatürdeki güncel analizler

ve vaka çalışmaları (Güney, 2022; Rodríguez ve diğ.,

2023), suyun stratejik bir yaklaşımla yönetilmesinin

maden işletmeleri için çok boyutlu bir değer yarattığını

kanıtlamaktadır. Bu stratejik yönetim, ilk olarak su kıtlığı

veya mevsimsel iklim dalgalanmalarına karşı direnç

oluşturarak tesisin kesintisiz üretim kapasitesini güvence

altına almaktadır. İkinci olarak, su kalitesinin kontrol

altında tutulmasıyla metal geri kazanım oranlarının optimize

edilmesini sağlamakta, bu da eş zamanlı olarak

su temin ve arıtma maliyetlerini düşürerek ekonomik

Kaynaklar

• Donoso, G. (Ed.). (2018). Water policy in Chile. Springer

International Publishing. https://doi.org/10.1007/978-3-

319-76702-4

• Gunson, A. J., Klein, B., Veiga, M., & Dunbar, S. (2012).

Reducing mine water requirements. Journal of Cleaner

Production, 21(1), 71-82.

• Güney, E. (2022). Water footprint assessment of mining

and processing of gold [Yüksek Lisans Tezi, Orta Doğu

Teknik Üniversitesi].

• Hoekstra, A. Y. (2014). The water footprint of industry.

A. Y. Hoekstra (Ed.), Global issues in water policy içinde

(Cilt 21). Springer.

• Lima, J. P. M., Amaral, M. C. S., & Borges de Lima, S.

C. R. (2025). Sustainable water management in the mining

industry: Paving the way for the future. Journal of

Water Process Engineering, 71, 107239. https://doi.org/10.1016/j.jwpe.2025.107239

• Lin, S., Liu, R., Wu, M., Hu, Y., Sun, W., Shi, Z., Han, H.,

& Li, W. (2020). Minimizing beneficiation wastewater through

internal reuse of process water in flotation circuit.

Journal of Cleaner Production, 245, 118898. https://doi.

org/10.1016/j.jclepro.2019.118898

• Matebese, F., Mosai, A. K., Tutu, H., & Tshentu, Z. R.

(2024). Mining wastewater treatment technologies and

resource recovery techniques: A review. Heliyon, 10(3).

• Mudd, G. M. (2008). Sustainability reporting and water

resources: a preliminary assessment of embodied water

verimliliği artırmaktadır. Son olarak, suyun döngüsel

bir modelle yönetilmesi, doğal kaynakların korunmasına

hizmet ederek yerel topluluklarla olan sosyal uyumu

güçlendirmekte ve katılaşan yasal mevzuatlara tam

uyum sağlanmasına olanak tanımaktadır.

Böylece, madencilik sektörü suyu kullanan bir endüstriden

suyu yöneten ve koruyan bir endüstriye doğru evrilmektedir.

Stratejik su yönetimi işletme maliyetlerini düşürmek,

operasyonel sürekliliği güvence altına almak ve

sosyal işletme ruhsatını korumak için vazgeçilmez bir sütundur.

Geleceğin sürdürülebilir maden tesisleri proses içi

su devridaimini maksimize eden, atık su deşarjını minimuma

indiren ve su kalitesindeki değişimleri üretimin bir

parametresi olarak okuyabilen “su-akıllı” sistemler üzerine

inşa edilecektir. Bu bütünsel yaklaşım, hem çevresel

ekosistemin korunmasını sağlayacak hem de sektörün

küresel su stresi karşısındaki dayanıklılığını artıracaktır.

and sustainable mining. Mine Water and the Environment,

27(3), 136-144.

• Northey, S. A., Mudd, G. M., Saarivuori, E., Wessman-Jääskeläinen,

H., & Haque, N. (2016). Water footprinting

and mining: Where are the limitations and opportunities?

Journal of Cleaner Production, 135, 1098-1116.

https://doi.org/10.1016/j.jclepro.2016.07.024

• Northey, S. A., Mudd, G. M., Werner, T. T., Haque, N.,

& Yellishetty, M. (2019). Sustainable water management

and improved corporate reporting in mining. Water Resources

and Industry, 21, 100104.

• Park, J. H., Han, Y. S., & Ji, S. W. (2018). Investigation

of mineral-processing wastewater recycling processes: a

pilot study. Sustainability, 10(9), 3069.

• Rao, F., Lázaro, I., & Ibarra, L. A. (2017). Solution chemistry

of sulphide mineral flotation in recycled water and

sea water: A review. Mineral Processing and Extractive

Metallurgy, 126(1-2). https://doi.org/10.1080/23248378.

2017.1302492

• Rodríguez, J. E., Razo, I., & Lázaro, I. (2023). Water footprint

for mining process: A proposed method to improve

water management in mining operations. Cleaner and

Responsible Consumption, 8, 100094.

• Vargas, M. A., Cisternas, L. A., & Calisaya-Azpilcueta,

D. (2025). Assessment of technologies and water circularity

in mining processes: an innovative methodological

approach. Cleaner Environmental Systems, 100356.

68 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART

SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 69



THE HIGH EFFICIENCY

SEPARATOR QDK-S

Monobloc Design with

FLEXCORE Technology

DIAPHRAGM

Process Optimized

BALL MILLS

Sustainable

Grinding and

Separation

Türkiye

Distribütörü

Solutions

ADVANCED

MINERAL PROCESSING

SOLUTIONS

www.multotec.com

Türkiye Distribütörü

www.turbomakina.com

www.turbomakina.com



TEKNOLOJİNİN NİMETLERİ

TEKNOLOJİNİN NİMETLERİ

Patlatmada parçalanma

kontrolü

Yeraltı madenciliğinde kaya parçalanmasının yükleme,

taşıma ve cevher hazırlama süreçleriyle uyumlu

hâle getirilmesi, toplam işletme maliyetlerini doğrudan

düşürüyor. Patlatma sonrası hedeflenen parça

boyutu ve dağılımı, ekipman aşınmasını azaltıyor,

kazılabilirliği artırıyor ve ikincil delme ile ölçekleme

ihtiyacını en aza indiriyor. Bu yaklaşım, yeraltı

madenciliğinde maliyetlerin önemli bir bölümünü

oluşturan patlatma kaynaklı giderlerin daha etkin yönetilmesini

sağlıyor.

Bu kapsamda kullanılan çözümler arasında BME tarafından

geliştirilen AXXIS elektronik patlatma sistemi,

Innovex çift tuzlu emülsiyonlar ve mekanize Emülsiyon

Şarj Üniteleri (ECU) yer alıyor. Elektronik ateşleme

sayesinde gecikme süreleri yüksek hassasiyetle

kontrol edilerek daha homojen parçalanma elde ediliyor

ve titreşimler sınırlandırılıyor. Emülsiyon bazlı

patlayıcılar, patlatma sonrası gaz oluşumunu azaltırken

enerji dağılımını kaya kütlesi içinde daha dengeli

hâle getiriyor. Mekanize şarj sistemleri ise operatör

temasını azaltarak iş güvenliğini artırıyor, şarj hızını

ve tekrarlanabilirliği iyileştiriyor. Bu bütüncül yapı,

kazı tabanı stabilitesini güçlendiriyor, yükleme ekipmanları

üzerindeki mekanik zorlanmayı düşürüyor ve

yeraltı üretiminde sürekliliği destekliyor.

Kaynak: Multotec

Rafineriler için kompakt

ve kendi kendini

temizleyen soğutma

Yeni nesil soğutma kulesi tasarımı, özellikle mevcut

tesislerde alan kısıtı yaşayan metal rafinerileri

için geliştiriliyor. Metso’nun üçüncü nesil OKTOP

Cooling Tower çözümü, daha küçük kurulum alanı,

basitleştirilmiş yapı ve düşük emisyon özellikleriyle

öne çıkıyor. Sıcak gazın yeniden dolaşımını azaltan

tasarım, soğutma verimini yükseltiyor. Piyasadaki ilk

kendi kendini temizleyen soğutma kulelerinden biri

olarak tanımlanan sistem, bakım aralıklarını uzatarak,

operasyonel sürekliliği ve güvenilirliği artırıyor.

Kaynak: Metso

Mobil kırma-eleme

kombinasyonuyla esnek

üretim

Mobil kırma ve eleme sistemleri, farklı ürün standartlarının

aynı sahada karşılanmasını mümkün kılıyor. Kleemann

teknolojisiyle kurulan esnek yapı, kaba eleme

tesisleri ile darbeli kırıcıyı birlikte kullanarak değişken

tane boyutlarını verimli şekilde yönetiyor. Mobilite ve

hızlı kurulum, yakıt tüketimini ve taşıma ihtiyacını azaltırken,

merkezi kontrol sistemi operatörlerin süreci daha

kolay yönetmesini sağlıyor. Bu yaklaşım, genç ve büyüyen

ocak işletmelerinde üretim verimliliğini artıran bir

çözüm olarak öne çıkıyor.

Kaynak: Kleemann

Yeraltında gerçek zamanlı

konum takibi yaygınlaşıyor

Yeraltı madenlerinde gerçek zamanlı konum ve iletişim

sistemleri, iş güvenliği ve acil durum yönetiminin temel

bileşenlerinden biri haline geliyor. GeoMoby tarafından

geliştirilen Bluetooth tabanlı ağ yapısı, personel, araç,

ekipman ve sensörleri anlık olarak izlemeye olanak tanıyor.

Sistem, kısa sürede kurulabilen düğüm yapısıyla

karmaşık altyapı gerektirmeden devreye alınabiliyor.

Yeraltı ve yerüstü operasyonlarını aynı ağda birleştiren

yapı, özellikle acil durum senaryolarında hızlı koordinasyon

ve görünürlük sağlayarak riskleri azaltıyor.

Kaynak: GeoMobby

Zorlayıcı çamur için daha

uzun ömürlü pompa

Aşındırıcı ve yüksek katı oranına sahip çamur için pompa

güvenilirliği, tesis performansı açısından kritik önem

taşıyor. Valmet’in Flowrox peristaltik hortum pompası,

düşük sürtünmeli makaralı tasarımı sayesinde ısınmayı

azaltarak sürekli çalışmayı mümkün kılıyor. %80’e varan

katı içerik taşıyabilen yapı, daha küçük boyutta yüksek

debi sağlayarak enerji verimliliğini artırıyor. Uzatılmış

hortum ömrü, daha kısa değiştirme süreleri ve düşük

yağ tüketimi, bakım maliyetlerini aşağı çekerek, toplam

işletme giderlerini azaltıyor.

Kaynak: Valmet

Zemin hareketleri 3 boyutlu olarak izleniyor

Yeni nesil tarayıcı tabanlı izleme platformu, şev stabilitesi ve doğal tehlikelerin

yönetiminde 3 boyutlu analiz imkânı sunuyor. Hexagon Geosystems

bünyesinde geliştirilen GeoMonitoring platformu, radar verilerini,

otomatik uyarı sistemlerini ve çok kullanıcılı proje yapısını tek bir tarayıcı

tabanlı ortamda birleştiriyor. Yer değiştirme eğilimleri ve anormallikler

daha net şekilde görselleştirilirken, teknik ekipler farklı lokasyonlardan

aynı proje üzerinde eş zamanlı çalışabiliyor. Gelişmiş alarm yönetimi ve

veri bütünlüğü, erken müdahale kapasitesini güçlendiriyor.

Kaynak: Hexagon Geosystems

Veri odaklı madencilik için uzun vadeli Ar-Ge programı

Altı yıllık bir teknoloji girişimi kapsamında, veri temelli madencilik çözümleri geliştirmeye yönelik geniş ölçekli

bir Ar-Ge programı olan DataDrive’31, kestirimci ve yönlendirici sistemler üzerinden üretkenlik, güvenlik ve sürdürülebilirliği

aynı anda artırmayı hedefliyor. Sandvik’in girişimi olan program, sensör verilerinin gelişmiş analitiğe

dönüştürülmesi, dijital ürün ve hizmetlerin sahaya entegrasyonu ve akıllı karar destek sistemlerinin yaygınlaştırılmasına

odaklanıyor. Yaklaşım, madencilikte dijitalleşmenin proje bazlı çözümlerden sürekli öğrenen sistemlere

evrildiğini ortaya koyuyor.Kaynak: Sadvik

72 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART

SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 73



TEKNOLOJİNİN NİMETLERİ

TEKNOLOJİNİN NİMETLERİ

Deniz altından elmas

çıkaran makine

De Beers Group, Namibya açıklarında deniz tabanı elmas

üretimi için geliştirdiği yeni nesil denizaltı tarayıcı

(crawler) sistemini devreye aldı. Yaklaşık 20 yıldır deniz

tabanından elmas çıkaran şirketin teknoloji birimince

geliştirilen yeni ekipman, Debmarine Namibia’nın Benguela

Gem gemisinde kullanılmaya başlandı. Sürekliliği

sağlamak amacıyla ikinci bir ünitenin de üretim aşamasında

olduğu belirtiliyor.

Yeni nesil tarayıcı, önceki modellere kıyasla daha büyük

boyutları ve geliştirilmiş kapasitesiyle dikkat çekiyor.

Yaklaşık 370 ton ağırlığındaki ve 28 metre uzunluğundaki

ekipman, 100–135 metre derinlikte çalışarak deniz

tabanındaki kum, çakıl ve elmas içeren malzemeyi 800

mm çapında bir hat üzerinden yüzeye taşıyor. Geniş açılı

kazı kolu sayesinde daha geniş alanların daha kısa sürede

taranabilmesi hedefleniyor.

Sistemde yer alan otomatik palet germe mekanizması,

değişen zemin koşullarına göre kendini ayarlayarak aşınmayı

azaltmayı ve ekipman ömrünü uzatmayı amaçlıyor.

Ayrıca yüksek düzeyde otomasyon, operasyonun daha

öngörülebilir şekilde yürütülmesine ve ekipman üzerindeki

mekanik yüklerin daha kontrollü yönetilmesine imkân

tanıyor. İleri görüş sonar sistemi ise deniz tabanının

görüntülenmesini sağlayarak kazının daha hassas şekilde

yapılmasına katkı sunuyor.

Yeni ekipmanın devreye alınmasıyla birlikte geminin

üretim kapasitesinde yaklaşık %20 artış sağlanması bekleniyor.

Bu artışın, mevcut işleme tesisinin kapasitesinin

daha etkin kullanılmasına imkân tanıyacağı ifade edilirken,

sistemin daha düşük duruş süreleri ve daha stabil

üretim performansı ile çalışması hedefleniyor.

Ocakta tekerine taş

değmesin

Kanadalı lastik hizmetleri şirketi Kal Tire ile Avustralya

merkezli teknoloji firması Decoda arasında kurulan

iş birliği kapsamında, açık ocak işletmelerinde

nakliye yollarındaki lastik hasarına yol açabilecek

risklerin gerçek zamanlı izlenmesine yönelik bir

sistem geliştirildi. Çözüm, kamyonlara yerleştirilen

LiDAR ve kamera sensörleri aracılığıyla yol koşullarını

sürekli takip ederek döküntü, yol bozuklukları

ve yüksek titreşim gibi ekipman ve lastik ömrünü

olumsuz etkileyebilecek unsurları anlık olarak tespit

etmeyi amaçlıyor.

Araç üzerinde işlenen veriler sayesinde saha ekiplerinin

sorunlara hızlı müdahale etmesi ve operasyonel

kesintilerin azaltılması hedefleniyor. Sistem, mevcut

lastik ve operasyon yönetim altyapılarıyla entegre

çalışacak şekilde tasarlanırken, tespit edilen risklere

göre önceliklendirilmiş bakım ve müdahale süreçlerinin

oluşturulmasına da imkân tanıyor.

Uygulamanın, nakliye döngü sürelerinin kısaltılması,

yakıt tüketiminin optimize edilmesi ve lastik ömrünün

uzatılması gibi alanlarda iyileşme sağlaması bekleniyor.

Ayrıca yol koşullarına bağlı üretim kayıplarının

maliyetini analiz ederek, altyapı yatırımlarına yönelik

karar süreçlerini destekleyebilecek veri üretmesi öngörülüyor.

Kaynak: Mining Weekly

Hidrolik yağlar için vakum dehidrasyon

Hidrolik sistemlerde yağın temizliği ve su içeriğinin

kontrolü, ekipman ömrü ve operasyonel verimlilik açısından

kritik bir parametre olarak öne çıkıyor. Bu kapsamda

geliştirilen vakum dehidrasyon sistemleri, yağ

içerisindeki su ve gazların etkin şekilde uzaklaştırılmasına

yönelik çözümler sunuyor.

Hy-Pro Filtration tarafından geliştirilen vakum dehidrasyon

üniteleri, hidrolik yağ içerisindeki serbest, emülsifiye

ve çözünmüş su ile gazları sürekli olarak uzaklaştıracak

şekilde tasarlanıyor. Sistem, yağın ısıtılarak

vakum ortamına alınması ve bu ortamda su ile gazların

buharlaştırılması prensibine dayanıyor. Ardından yağ,

partikül filtresinden geçirilerek katı kirleticilerden arındırılıyor.

Bu süreç, yağın kullanım ömrünü uzatırken,

sistem bileşenleri ve rulmanlar üzerindeki aşınmayı

azaltmayı hedefliyor.

Ünite, önceden programlanabilen ve röle kontrollü bir

panel üzerinden çalıştırılıyor. Sistem; bağıl nem (RH),

ISO temizlik seviyesi, sıcaklık ve basınç gibi parametreleri

izleyerek operatöre sürekli veri sağlıyor. Çift

kondens tankı tasarımı sayesinde vakum koşulları korunarak

sistemin kesintisiz çalışması sağlanırken, olası

arızalarda otomatik duruş mekanizması

devreye giriyor.

Bakım gereksinimi sınırlı

olan sistemde, çevresel koşullara

bağlı olarak solunum

filtresi ve yağ devresindeki

filtre elemanlarının periyodik

değişimi yeterli oluyor.

Kaynak: hyprofiltration

NOx ve N 2

O emisyonlarını azaltan teknoloji

Sanayi tesislerinde üretim sürekliliğini korurken

emisyonları düşürme ihtiyacı, giderek sıkılaşan çevre

mevzuatlarıyla birlikte daha kritik hale geliyor. Azot

oksit (NOx) emisyonlarının sınırlandırılmasına yönelik

düzenlemeler, bu alandaki teknolojik çözümlere

olan talebi artırıyor.

thyssenkrupp uhde tarafından geliştirilen EnviNOx teknolojisi,

özellikle nitrik asit üretim tesislerinde ortaya

çıkan NOx ve sera gazı nitroz oksit (N 2

O) emisyonlarını

eş zamanlı olarak azaltmayı hedefliyor. N 2

O, gübre

üretiminde yaygın olarak kullanılan nitrik asit üretimi

sırasında yan ürün olarak oluşuyor ve yüksek küresel

ısınma potansiyeline sahip gazlar arasında yer alıyor.

Sistem, seçici katalitik indirgeme (SCR) prensibine

dayanıyor ve reaksiyon ortamında düşük miktarda

amonyak ile özel katalizörler kullanılarak NOx ve

N 2

O’nun zararsız azot ve suya dönüştürülmesini sağlıyor.

EnviNOx’in ayırt edici özelliği ise, her iki gazın

tek bir reaktör içerisinde giderilebilmesine olanak tanıyan

özel reaktör ve katalizör tasarımı.

Teknolojinin merkezi bileşeni olan reaktör, genellikle

son baca gazı ısıtıcısı ile türbin arasına yerleştiriliyor.

Farklı proses koşullarına uyum sağlayacak şekilde geliştirilen

iki ayrı sistem konfigürasyonu, 300–550 °C

aralığındaki geniş sıcaklık aralıklarında çalışabiliyor.

Sistem, kademeli yatırım imkânı sunarak önce NOx

azaltımına, daha sonra N 2

O giderimine geçiş yapılmasına

olanak tanıyor.

Kaynak: thyssenkrupp-uhde

74 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART

SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 75



MADEN BORSASI

MADEN BORSASI

ALTIN

GÜMÜŞ

BAKIR

KURŞUN

4495.1 USD/t.oz Mart ‘26

69.588 USD/t.oz Mart ‘26

5.4685 USD/Lbs Mart ‘26

1903.8 USD/T Mart ‘26

ALÜMİNYUM

MOLİBDEN

ÇİNKO

KALAY

3275.2 USD/T Mart ‘26

535.00 USD/kg Mart ‘26

3118.6 USD/T Mart ‘26

44125 USD/T Mart ‘26

NİKEL

DEMİR CEVHERİ %62 FE

KOBALT

MANGANEZ

17215 USD/T Mart ‘26

106.22 USD/T Mart ‘26

56290 USD/T Mart ‘26

36.950 CNY/MTU Mart ‘26

1 CNY = 0,14 USD

76 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART

SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART | 77



MADEN BORSASI

LİTYUM KARBONAT

158000 CNY/T Mart ‘26

NEODİMYUM

975000 CNY/T Mart ‘26

URANYUM

84.050 USD/Lbs Mart ‘26

SODA KÜLÜ

1212.0 CNY/T Mart ‘26

KÖMÜR

143,85 USD/T Mart ‘26

HAM PETROL

99.640 USD/Bbl Mart ‘26

1 CNY = 0,14 USD

78 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART



ETKİNLİK TAKVİMİ

Türkiye’de

2026

13-17 Nisan Ankara 78. Türkiye Jeoloji Kurultayı www.tjk.jmo.org.tr

14-17 Nisan İzmir MARBLE İZMİR Uluslararası Doğaltaş

ve Teknolojileri Fuarı

www.marble.izfas.com.tr

08-09 Mayıs Kastamonu Jeomorfoloji Perspektifinde Akarsu

Havzası Yönetimi

23-25 Eylül Zonguldak Türkiye 24. Uluslararası Kömür

Kongresi ve Sergisi

www.komurturkiye.org.tr

24-26 Eylül Kütahya 6. Türkiye Tarihi Madenler Konferansı www.ktu.edu.tr/maden/tmk-2026

01-05 Aralık Antalya 19. TÜRKÇİMENTO Uluslararası

Teknik Seminer & Sergisi

www.teknikseminer.com.tr

Dünyada

2026

03-06 Mayıs Vancouver,

Kanada

11-13 Mayıs Perth,

Avustralya

26-28 Mayıs Pretoria,

Güney Afrika

10-11 Haziran Falmouth,

İngiltere

30

Haziran

02

Temmuz

Köln,

Almanya

05-10 Temmuz Jeongseon,

Güney Kore

CIM Connect 2026

ALTA 2026

SAIMM Pyrometallurgy International

Conference 2026

UK Mining Conference in Cornwall

2026

FILTECH 2026

IMWA 2026 - Sustainability &

Efficiency

https://www.cimconnect.ca

www.altamet.com.au

www.saimm.co.za

www.ukminingconference.co.uk

www.filtech.de

www.imwa.info

80 | SEKTÖRMADEN 2026 OCAK, ŞUBAT, MART



C

M

Y

CM

MY

CY

Görsel: Görsel: Kışladağ Kışladağ Altın Altın Madeni Madeni ADR ADR Tesisi Tesisi

CMY

K

MADENCİLİĞİN HER ALANINDA,

GELECEĞE GÜVENLE

20 yıldır uluslararası standartlarda entegre mühendislik çözümleri sunuyor,

deneyimimiz ve uzman kadromuzla madencilik projelerinizi başarıya taşıyoruz.

Jeoloji - Kaynak Tahmini - Maden ve Tesis Tasarımı - EPC/M

www.dama-muhendislik.com





Hooray! Your file is uploaded and ready to be published.

Saved successfully!

Ooh no, something went wrong!