Hotel Restaurant & hi-tech Mayıs 2026
Hotel Restaurant & hi-tech May 2026
Hotel Restaurant & hi-tech May 2026
- TAGS
- hotel
- restaurant
- hitech
PDF'lerinizi Online dergiye dönüştürün ve gelirlerinizi artırın!
SEO uyumlu Online dergiler, güçlü geri bağlantılar ve multimedya içerikleri ile görünürlüğünüzü ve gelirlerinizi artırın.
Belek, Antalya | 0242 710 06 06 | book@gloria.com.tr | gloria.com.tr
King Villa & Queen Villa
Serenity Villa
Yüksek Kalitede
Endüstriyel Mutfak Ekipmanları
Türkiye’deki showroom ve satış merkezimiz İstanbul’da yer almakta olup,
3.000’den fazla ürün seçeneğiyle profesyonel gastronomiye hizmet vermektedir.
İş Türlerimiz;
Pişirme Grupları
Pastane & Fırın
Otel & Restorant
Süpermarket
Diğer ürünlerimiz için www.ggmgastro.tr adresini ziyaret edin!
Adres:
Gürsel Mh. Yalın Sk. No: 15
Kağıthane-İstanbul
0 212 321 20 30
sales@ggmgastro.tr
www.ggmgastro.tr
En Çok Tercih Edilen Ürünlerimiz;
Buzdolabı Paslanmaz Çelik
Ürün Kodu: KSF1400T2-EF
Çikolata Saklama Dolabı
Ürün Kodu: SKSF700
Elektrikli Piliç Izgarası
Ürün Kodu: EHGE530
Şarap Dispenseri - 2 İklim Bölgesi
Ürün Kodu: WS4F
Elektrikli Pizza Fırını - Taş Tabanlı
Ürün Kodu: POE6630VSN
Kızartma Yağı Filtresi - Taşınabilir
Ürün Kodu: GFR80E
Büyüme var ama nasıl?
Otel Yönetim ve Yatırım Danışmanı Aykut Bakay soruyor: “Türkiye’de turizm gerçekten büyüyor mu yoksa sadece inşaatı mı büyütüyoruz?” Son
yıllarda “arsa var, otel yapalım” refleksi veriden çok sezgiyle ilerlerken, 2025–2026 döneminde planlanan 300’ü aşkın yeni otel, 30 bin oda ve
70 bin yatak kapasitesi özellikle İstanbul, Antalya ve Ege’de ciddi bir arz baskısı doğuruyor. Bu tablo dolulukları artırmaktan çok fiyat rekabetini
sertleştirirken, sektörde eş zamanlı olarak hem yeni açılışların hem de satışa çıkan otellerin artması dikkat çekiyor. Bakay’a göre temel kırılma
noktası, otelciliğin hala bir inşaat yatırımı gibi görülmesi. Oysa asıl farkı oluşturan operasyon gücü, insan kaynağı ve sürdürülebilir işletme
modeli. 64 milyon turiste ulaşan Türkiye’de asıl soru ise artık “kaç turist geliyor?” değil, bu talebin ne kadar değer ürettiği.
Öte yandan yatırım cephesinde hareketlilik hız kesmiyor. Radisson RED İzmir Point Bornova’dan Gül Palas Vista’ya ve Altunizade Suites
İstanbul’a uzanan yeni açılışlar, sektörün yalnızca kapasite değil, deneyim ve konsept üretme yarışına girdiğini gösteriyor. Artık mesele daha
çok otel yapmak değil, şehre ne kattığı.
2030 mutfaklarında ise yeni bir kırılma tartışılıyor. Yapay zeka mı, şef mi? Chef’s Table Mutfak Akademisi Kurucusu Serkan Bozkurt, mutfağın
özünde hala insan, duygu ve kültür olduğunu vurgularken, teknolojiyle insan arasındaki dengeyi yeniden tanımlıyor.
Gastronomi dünyasında ise tasarım, kültür ve dayanışma aynı anda sahnede. Chef’s Table’dan Şanlıurfa’nın gastronomi vizyonuna, ID Fine’dan
hotelrestaurantmagazine
@Hitechdergisi
hotelrestaurantmagazine
TURYİD iş birliklerine uzanan güçlü akış bunun en güncel örnekleri. Diğer yandan The Grand Tarabya Managed by Accor’un Executive Chef’i Nilay
Lale, mutfağı bir “hikaye anlatımı” olarak yeniden kuruyor, her tabağı bir hissin izine dönüştürüyor.
Gastronomi sahnesi, köklü hikayeler ile yeni vizyonları bir araya getiren güçlü bir seçki sunuyor. Mest Balık “denizden sofraya” yaklaşımıyla
rafine bir deneyim yaşatırken, Art Cafe 30 yıllık yolculuğunu butik üretim anlayışıyla sürdürüyor. Coffy büyüme hedefleriyle kahve pazarında
ölçeklenirken, Shake Shack Kore esintili yeni serisiyle global tatları yerelleştiriyor. 12:45 by 5masa ise tek menü konseptiyle şehir temposuna şık
bir mola ekliyor. Tüm bu lezzet duraklarının her biri geçmişi, büyümeyi ve yeni deneyim kültürünü aynı sayfada buluşturuyor.
Bu sayımızda turizm, mutfak ve şehirler tek bir soruda birleşiyor. Büyüme mi önemli, yoksa nasıl büyüdüğümüz mü?
Keyifli okumalar dilerim.
K
GENEL MÜDÜR
(Sorumlu)
REKLAM SATIŞ PAZARLAMA
TEKNIK MÜDÜR
REKLAM KOORDİNATÖRÜ
EMİR ÖMER ÖCAL
emir.ocal@img.com.tr
BILGI İŞLEM
SENA ERGİN
sena.ergin@img.com.tr
TAYFUN AYDIN
tayfun.aydin@img.com.tr
İMG WEB TEAM MAIL
web@img.com.tr
Prof. Dr. HÜSNÜ GÜNDÜZ
Doç. Dr. MURAT DOĞDUBAY
HÜSEYİN KURT
GlobeMeets Yönetim Kurulu Başkanı
TEZER ÖNER
Agon Danışmanlık / Gayrimenkul ve
İşletme Yatırım Danışmanı
GÜRKAN BOZTEPE
Gastronomi Turizmi Derneği Başkanı
AYDIN DEMIR
Yeditepe Üniversitesi Gastronmi Mutfak
Sanatları Chef Ögretim Görevlisi/
Altunizade Suites Istanbul, Curio Collection
by Hilton Executive Chef
website
www.hotelrestaurantmagazine.com
info@img.com.tr
CTP - BASKI
İRTİBAT BÜROLARIMIZ
ADRES
İHLAS GAZETECİLİK A.Ş.
Merkez Mahallesi 29 Ekim Caddesi İhlas Plaza
No:11 A/41 Yenibosna–Bahçelievler/ İSTANBUL
Tel: +90 212 454 30 00 Fax: +90 212 454 34 94
www.ihlasmatbaacilik.com
BURSA +90.224 211 44 50-51
KONYA +90.332 238 10 71
İSTMAG
Magazin Gazetecilik Yayıncılık
İç ve Dış Tic. Ltd. Şti.
İHLAS MEDIA CENTER
Merkez Mahallesi 29 Ekim Caddesi
No: 11 Medya Blok Kat: 1
34197 Yenibosna / İstanbul / Turkey
Tel: 0212 454 22 22
Faks: 0212 454 22 93
hotel & restaurant hi-tech dergisinde yer alan makalelerdeki fikirler yazarlarına aittir. Yayınlanan ilanların sorumluluğu reklam verene aittir. hotel & restaurant hi-tech dergisinin bütün yayın hakları
İSTMAG Magazin Gazetecilik Yayıncılık İç ve Dış Tic. Ltd. Şti.’ne aittir. Yazılar kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Yaygın süreli bir yayın olan hotel & restaurant hi-tech dergisi ayda bir yayınlanır. ISSN:1305-1792
Bu sayımızda
antre
12 Sektörden kısa haberler
gündem
26 Yılmaz: Old Town Point Hotel’i
Antalya’da deneyim markası haline
getirmek istiyoruz
28 Ersoy Avrupa tur operatörleriyle
sezonu değerlendirdi
30 Artıç: Dijital dönüşüm artık kaçınılmaz
16
43
31 Öner: Turizmde ortalık arapsaçı
32 Muğla’da ziyaretçi sayısı %25 yükseldi
34 Celestyal Hürmüz geçişiyle kruvaziyerde
güvenli dönemi başlattı
35 Eresin: Formula 1’in dönüşü turizmde
moral etkisi oluşturacak
36 The Grand Tarabya’dan takdir toplayan
vizyon
38 Turizme 60 milyar TL finansman
sağlanacak
38
48 Toprak: Dubai’de turizm çöktü,
işte yeni rota!
54
40 BUSFORUS'un yeni hattı tanıtıldı
42 Koçak: Türkiye yatırım haritasında
yerini sağlamlaştırdı
43 Direkt Karadeniz–Dalaman uçuşu
çağrısı yaptı
44 Bakay: İnşaat aşkı otelciliği bitiriyor
46 İTF küresel satın alma ağıyla büyüyor
47 Azerbaycan’ın Türkiye Roadshow’u 4
şehirde gerçekleşti
50 Uzakrota’dan yeni vizyon yeni
marka
51 Şen: Pamukkale için kontrollü
gelecek
53 Trabzon’dan Çin’e güçlü turizm
tanıtım mesajı
yatırım
54 Başer: Marisstone’u farklı
coğrafyalarda zincirleştirmeyi
hedefliyoruz
62
96
gastro etkinlik
86 ID Fine ve Dieci Moda’dan Chef’s
Table buluşması
88 Şanlıurfa, Dünya Gastronomi
Bölgesi adaylığını ilan etti
yeni yatırımlar
56 Gürok Grup Gül Palas Vista’yı
hizmete açtı
58 Altunizade Suites İstanbul Curio
Collection by Hilton açıldı
60 Radisson RED Izmir Point
Bornova kapılarını açtı
62 Waterfly Mayıs’ta faaliyete
geçiyor
marka
76
64 Gözkaman: HoReCa’nın tüm
ihtiyaçlarını karşılayan bir yapı
kuruyoruz
66 VARTA Türkiye’den
sürdürülebilirliğe somut katkı
68 Konuttan restorana güçlü
mekansal dönüşüm
70 Cargill, Türkiye’de premium
segmenti büyütüyor
71 Porland, HoReCa odağında
büyümesini sürdürüyor
72 XPZONE hizmete girdi
74 Milano 2026’da tasarım gücünü
küresel sahneye taşıdı
şefin gözünden
76 Lezzet ve duygunun dengesinde
anlam bulan hikaye: Nilay Lale
gastro güncel
80 2030 mutfaklarında şef mi yapay
zeka mı kazanacak?
82 Gazze için sofra dayanışması
kurdular
83 Doğan: İstanbul’un tadı
92
84 Türkiye’nin gastronomi gücünü
artırıyor
90 Damaklarda iz bırakan yolculuk:
Constance Festival Culinaire
91 Monreve Group’tan yıl boyu
kültür ve deneyim programı
gastro aktüel
92 Gastronomi sektöründen
haberler
yeni mekan
96 Adem Şahin misafirlerini nasıl
“mest ettiklerini” anlattı
98 Hızlı şehir hayatına şık mola:
12:45 by 5masa
99 Kore mutfağına özel lezzet serisi
100 Art Cafe 30. yılını özel bir
davetle kutladı
101 Coffy, 2028’e kadar 500
mağazaya ulaşacak
horeca teknolojileri
102 Garson-müşteri iletişimini
yapay zeka analiz edecek
www.hotelrestaurantmagazine.com
12
hotel restaurant
& hi-tech
antre
Gürok Turizm Grubu’nda
Duygu Tatar’a vekâlet
görevi
Ultra lüks segmentte hizmet veren JOALI’de
Pazarlama İletişimi Direktörü olarak görev yapan
Duygu Tatar, Gürok Turizm Grubu Marka ve
Pazarlama İletişimi Direktörlüğü görevine vekâleten
atandı.
Mevcut görevine ek olarak yeni görevinde
Tatar; JOALI markasının yanı sıra, turizm
sektöründe yaklaşık 35 yıllık köklü geçmişe
sahip Ali Bey Hotels & Resorts ile Akdeniz’in
ilk villa oteli olarak konumlanan BIJAL
markalarının marka ve pazarlama iletişimi
süreçlerinden sorumlu olacak. Pazarlama
ve iletişim alanında 15 yılı aşkın deneyime
sahip olan Duygu Tatar, kariyerine Gürok
Grup bünyesindeki LAV markasında başladı.
Uzun yıllar boyunca JOALI Maldives ve
JOALI BEING markalarının pazarlama ve
iletişim süreçlerinde aktif rol alan Tatar,
JOALI markasının
global ölçekte
güçlü bir konuma
ulaşmasına katkı
sağladı. Görev süresi
boyunca JOALI’nin
uluslararası arenada
önemli başarılara
imza atmasında rol
oynayan Tatar; markanın Asya’nın en iyi tatil
köyleri arasında gösterilmesi ve dünyanın
en lüks otelleri listelerinde yer alması
süreçlerinde aktif sorumluluk üstlendi. Ayrıca
otel bünyesinde yer alan ve uluslararası
prestijli ödüllerle öne çıkan restoran
markalarının konsept geliştirme ve marka
tasarımı çalışmalarına da katkıda bulundu.
Gloria Hotels &
Resorts 3 oteliyle
tavsiye listesinde
Gloria Serenity Resort ve Gloria
Verde Resort 5.6, Gloria Golf
Resort ise 5.3 puan alarak dünya
genelinde öne çıkan tesisler
arasında yer aldı.
Gloria Hotels & Resorts, uluslararası
seyahat platformu HolidayCheck’in 2026
değerlendirmelerinde üç oteliyle birden
“Recommended Hotel” (Tavsiye Edilen Otel)
unvanına layık görülerek önemli bir başarıya
imza attı. Belek’te konumlanan Gloria
Serenity Resort ve Gloria Verde Resort 5.6,
Gloria Golf Resort ise 5.3 puan alarak dünya
genelinde öne çıkan tesisler arasında yer aldı.
Doğrudan misafir deneyimlerine dayanan
bu değerlendirme sonuçları, Gloria Hotels &
Resorts’un hizmet kalitesindeki istikrarını ve
misafir memnuniyetine verdiği önemi bir kez
daha ortaya koyuyor. Her biri üst segment
hizmet kalitesine sahip üç otel; doğayla iç
içe atmosferi, geniş yaşam alanları ve zengin
deneyim seçenekleriyle konuklarına nitelikli
bir tatil sunuyor. HolidayCheck tarafından
verilen “Tavsiye Edilen Otel” unvanı, yalnızca
yüksek puanlara değil, aynı zamanda
misafirlerin tesisi başkalarına önerme oranına
da dayanıyor. Gloria Hotels & Resorts’un üç
oteliyle bu unvanı aynı anda alması, markanın
uluslararası ölçekteki güçlü konumunu
pekiştirirken, Türkiye’nin turizmdeki kalite
algısına da katkı sağlıyor.
14
hotel restaurant
& hi-tech
antre
Air Astana Group’a yeni CEO
Air Astana’nın deneyimli ismi İbrahim Canliel, bugün
itibarıyla Air Astana Group’un yeni İcra Kurulu
Başkanı (CEO) olarak göreve başladı.
İbrahim Canliel, 2017 yılından bu yana
havayolunun Mali İşler Direktörü
(CFO) olarak görev yapmış; önceki
14 yıl boyunca da taşıyıcının stratejik
ve finansal gelişimine yön veren
liderlik ekibinde yer aldı. Bu süreç,
2024 yılında havayolunun Birleşik
Krallık ve Kazakistan’da halka açık bir
şirket haline gelmesiyle sonuçlandı.
İbrahim Canliel, yeni görevinde
operasyonel dayanıklılığı güçlendirmeye,
sürdürülebilir büyümeyi desteklemeye
ve Grubun Air Astana ile FlyArystan
arasındaki çift marka stratejisini
ilerletmeye odaklanacak. Yeni ataması
hakkında değerlendirmelerde bulunan
Canliel şunları söyledi: “Bu benim
için önemli bir kişisel dönüm noktası
olmakla birlikte, aynı zamanda 7.000
çalışanımızın ve paydaşlarımızın
tamamı için sürekliliği de
sağlamaktadır. Air Astana
Group, yalnızca filo ve
yolcu sayısı açısından değil,
operasyonel standartlar,
hizmet seviyeleri ve
uluslararası erişim açısından
da Orta Asya ve Kafkasya’nın
açık ara lideridir. Kuruluş
ilkelerimizi korumak
ve geliştirmek benim
taahhüdümdür: En yüksek
küresel operasyonel, emniyet
ve hizmet standartlarını
sağlamak; en üst düzeyde kurumsal
yönetimi muhafaza etmek; ticari ve
finansal bağımsızlığı sürdürmek.
Konumumuz, dünya nüfusunun
neredeyse yarısının yakın çevremizde
yaşıyor olması, bize değerlendirmeye
kararlı olduğumuz eşsiz bir stratejik
avantaj sağlıyor. Bu başarı hikâyesinin
bir sonraki bölümünü yazma ve
bölgemizde seyahat için tercih edilen
havayolu olma konumumuzu daha da
güçlendirme fırsatına sahip olmaktan
heyecan duyuyorum.”
Gökhan Erdoğan
2026 zirve rotasını
açıkladı
Uzakrota Zirvesi’nin 2026 rotasını açıklayan
organizasyon kurucusu Gökhan Erdoğan,
18 Eylül’de Dubai ile başlayacak olan turizm
konferanslarının 7 Ekim’de Bakü’de, 27
Kasım’da İstanbul’da gerçekleşeceğini
duyurdu.
İstanbul’da kurulup dünyaya açılan
Uzakrota, 16 yılda 5 kıtada 10 ülkede
yaklaşık 40 turizm konferansı düzenleyerek
küresel seyahat endüstrisini bir araya
getirmeye devam ediyor. Marka, geleneksel
“business breakfast” buluşmalarını yeniden
İstanbul’dan başlattı. Cities Big Chefs’te
gerçekleştirilen etkinlikte havayollarından
konaklamaya, OTA’lardan turizm teknoloji
firmalarına kadar geniş bir sektör temsilci
kitlesi bir araya geldi. Uzakrota Kurucusu
Gökhan Erdoğan, bu buluşmaların
dünya seyahat sektörünün nabzını tutan
önemli bir ağ oluşturduğunu belirterek,
organizasyonların
yıl boyunca farklı
ülkelerde devam
edeceğini ifade
etti. İstanbul’un
ardından Sarajevo,
Belgrad ve Üsküp’te
kahvaltı buluşmaları
yapılacağı, ayrıca St.
Petersburg’a fam
trip düzenleneceği açıklandı. Erdoğan ayrıca
2026 zirve maratonunun 18 Eylül Dubai,
7 Ekim Bakü ve 27 Kasım İstanbul olmak
üzere üç büyük etkinlikle devam edeceğini
duyurdu. Uzakrota’nın, turizm sektörünü
ulusal ve uluslararası ölçekte bir araya
getiren güçlü bir platform olmaya devam
ettiği vurgulandı.
16
hotel restaurant
& hi-tech
antre
Accor’a “En İyi Uluslararası
Otel Zinciri” ödülü
Dünyanın önde gelen konaklama gruplarından Accor, Türk turizminin
en prestijli ve en kapsamlı ödül platformlarından biri olan QM Awards’ta
ödüle layık görüldü. Turizm profesyonellerinin oylarıyla 11 ana dal ve
54 alt kategoride gerçekleştirilen değerlendirme sonucunda Accor, QM
Otel Markaları ve Yönetimi kategorisinde “En İyi Uluslararası Otel Zinciri”
ödülünün sahibi oldu.
Accor Orta Doğu, Afrika ve Türkiye Premium,
Orta Ölçekli ve Ekonomi Segmenti Bölge
Başkanı Raki Phillips; “Bu ödül, Türkiye’deki
çeşitlendirilmiş portföyümüzün gücünü, iş
ortaklarımız ve misafirlerimizle kurmaya
devam ettiğimiz güveni yansıtıyor. Pazar
gelişmeye devam ederken, odağımız
ülke genelinde sürdürülebilir büyümeyi
desteklemek, tutarlı ve yüksek kaliteli
deneyimler sunmaya devam etmek” dedi.
Accor’un Türkiye genelindeki 15 marka ve
80’i aşkın otelden oluşan portföyünde yer
alan Swissôtel Büyük Efes İzmir de QM
Bölgesel Şehir Otelleri kategorisinde “Ege
Bölgesi En İyi Şehir Oteli” ödülüne layık
görüldü. “The Power of Quality”
mottosuyla düzenlenen QM
Awards’ın 15. edisyonu, iki aşamalı
ve SMS doğrulamalı oylama
süreciyle bu yıl da şeffaflığını
korurken, yaklaşık 16.500 turizm
profesyonelinin katılımıyla rekor
seviyeye ulaştı. 100 bini aşkın
oyun kullanıldığı ödüllerde; ürün
mükemmeliyetinden misafir
memnuniyetine, marka gücünden
operasyonel performansa kadar uzanan
geniş bir yelpazede sektörün en iyileri
belirlendi. Ödüller, Antalya NEST Kongre
Merkezi’nde gerçekleştirilen QM Awards
15. Yıl Gala Töreni’nde takdim edildi. Accor
Türkiye adına ödül, Accor Sahra Altı Afrika &
Türkiye Sadakat Operasyonları ile Pazarlama
ve İletişim Direktörü Simge Güzel ve Accor
Sahra Altı Afrika & Türkiye Dijital Direktörü
Tuğba Çakar tarafından alındı.
23 Nisan
coşkusu efsane
anlara sahne
oldu
The Land of Legends, 23 Nisan
Ulusal Egemenlik ve Çocuk
Bayramı’nı her yıl olduğu gibi bu
yıl da gün boyu süren etkinlikler,
sahne performansları ve özel
gösterilerle kutladı.
Gün boyunca Tema Park’ta gerçekleşen
Masha & The Bear ve PAW Patrol
buluşmaları, Sünger Bob Kare Pantolon ve
arkadaşlarıyla gerçekleşen buluşmalar ve
Fairytale Festival gibi etkinlikler, çocuklara
eğlence dolu anlar yaşatırken ailelere de
keyifli bir bayram deneyimi sundu. Mall’da
ise günün erken saatlerinden itibaren
başlayan 23 Nisan’a özel etkinlikler
ve atölyeler alana renk kattı. Akşam
saatlerinde tempo daha da yükseldi. Önce
DrumArt performanslarıyla başlayan
kutlamalar, ardından Nickelodeon
karakterlerinin sahne aldığı özel gösterilerle
devam etti. Devamında Nickelodeon
Blimp’te Sünger Bob Kare Pantolon’un
misafirleri selamladığı anlar geceye
eğlenceli bir dokunuş kattı. Günün en dikkat
çekici anlarından biri olan drone light show,
1000 drone’un eş zamanlı koreografisiyle
gökyüzünü 23 Nisan temasıyla buluşturdu.
Gece, Wonder of Legends imzasını
taşıyan ikonik Chateau’nun görkemli final
gösterisiyle sona ererken, The Land of
Legends bayram coşkusunu günün son
anına kadar hissettirmeye devam etti. The
Land of Legends, her yıl olduğu gibi bu
yıl da 23 Nisan’da sunduğu zengin içerikli
programıyla, çocukların ve ailelerin birlikte
keyifli anılar biriktirdiği, enerjisi yüksek ve
unutulmaz bir kutlamaya imza attı.
hotel restaurant
18 & hi-tech
antre
Kadın
turizmcilere
güçlü buluşma
Bentour Reisen, MACHERINNEN
#Touristik organizasyonunun ana
sponsoru ve düzenleyicisi olarak
Almanya ve Türkiye'den turizm
profesyoneli kadınları Antalya'da bir
araya getirdi.
"We rise by lifting others" (Başkalarını
yükselterek yükseliriz) mottosuyla 9–13
Nisan 2026 tarihleri arasında düzenlenen
etkinlik, turizm sektöründe kadınlar
arasında diyalog, karşılıklı destek ve
uluslararası ağ kurmanın önemine güçlü
bir vurgu yaptı. Reiseland'dan Anna
Schwingenschlögl tarafından başlatılan
Macherinnen inisiyatifi, kısa sürede
sektör içinde etkili bir ağ platformuna
dönüşmüştür. Bu seyahat de söz konusu
yapının uluslararası ölçekte güçlenmesine
katkı sağladı. Almanya'dan 17 katılımcının
yer aldığı organizasyon, klasik bir info
gezisinin çok ötesine geçerek kişisel
diyalog ve kalıcı iş bağlantılarını merkeze
alan bir yapıya dönüştü. Katılımcılar,
otel ve destinasyon deneyiminin yanı
sıra ürün kalitesi, misafirperverlik ve iş
birliklerinin turizmdeki belirleyici rolünü
sahada gözlemleme fırsatı buldu. Bentour
Reisen Almanya CEO'su Songül Göktas-
Rosati, organizasyonun temel yaklaşımını
şöyle özetledi: "Kadınların yalnızca
destinasyonları tanımak için değil, gerçek
bağlar kurmak ve yeni fırsatlar sunmak için
bir araya gelmesi bizim için büyük önem
taşıyor."
Deniz manzaralı lüks
düğün deneyimi
JW Marriott Hotel Istanbul Marmara Sea,
Marmara Denizi manzarası eşliğinde lüks ve
zarafeti bir araya getirerek düğün gününün
hayal edilenin ötesine geçmesini sağlıyor.
600 metrekarelik şık balo salonu ve 750
metrekarelik deniz kenarı terasıyla JW
Marriott Hotel Istanbul Marmara Sea,
dört mevsim farklı konseptlerde düğün ve
özel davetlere ev sahipliği yapıyor. Doğal
ışıkla birleşen zarif mimari ve Marmara
Denizi manzarası, her organizasyona güçlü
ve etkileyici bir atmosfer kazandırıyor.
Otel yalnızca düğün törenleriyle sınırlı
kalmayarak kına gecesi, nişan, after party
ve bekarlığa veda gibi tüm özel kutlamalara
da ev sahipliği yapıyor. Her etkinlik, kişiye
özel planlama ve detaylara verilen önemle
kusursuz bir deneyime dönüştürülüyor.
Düğün sürecini baştan sona ayrıcalıklı hale
getiren hizmetler arasında hoş geldiniz
kokteyli, menü tadımı, balayı süitinde
konaklama ve özel kahvaltı hizmeti yer
alıyor. Çiftlere
sunulan kişiye
özel butler
desteği, aileler
için hazırlık
odaları ve
misafirler
için avantajlı
konaklama
seçenekleri
organizasyonu
daha da
konforlu hale
getiriyor. Ayrıca
Sabit Akkaya Kuaför iş birliğiyle sunulan
özel indirimler, büyüleyici showcake
sunumu ve SPA deneyimi gibi detaylar
düğün gününe lüks bir dokunuş katıyor.
Çiftlere sunulan yıl dönümü konaklaması,
özel akşam yemeği ve SPA masajı gibi
ayrıcalıklar ise bu özel deneyimi uzun vadeli
bir hatıraya dönüştürüyor.
hotel restaurant
20 & hi-tech
antre
Miami’de İstanbul’un
ana liman potansiyeli
vurgulandı
Türk Hava Yolları ile Galataport İstanbul’un
kruvaziyer turizminin en prestijli buluşmalarından
biri olan Seatrade Cruise Global’e ikinci kez birlikte
katılımı, uluslararası sektör temsilcileri arasında
yoğun ilgi gördü.
13–16 Nisan 2026 tarihleri arasında
Miami’de düzenlenen fuar boyunca
Galataport İstanbul ve Türk Hava Yolları,
İstanbul’un kruvaziyer turizmindeki
yükselen konumunu ve “İstanbul Modeli”
olarak tanımlanan entegre yaklaşımı global
paydaşlara aktardı. Dört gün süren fuar
boyunca gerçekleştirilen görüşmelerde
İstanbul’un ana liman potansiyeli, güçlü
hava yolu bağlantıları ve gelişmiş liman
altyapısının sunduğu sinerji ön plana çıktı.
THY’nin geniş uçuş ağı ile Galataport
İstanbul’un operasyonel kabiliyetlerinin
birleşimi, uluslararası kruvaziyer şirketleri
ve tur operatörleri
tarafından dikkatle
değerlendirildi.
Fuar kapsamında,
başta Kuzey Amerika pazarı olmak üzere
farklı coğrafyalardan çok sayıda kruvaziyer
şirketiyle birebir temaslar gerçekleştirildi.
İstanbul’un rota planlamalarında daha
güçlü bir şekilde konumlanmasına yönelik
iş birlikleri ve yeni fırsatlar masaya yatırıldı.
Katılımcılardan Galataport İstanbul Liman
İşletme Direktörü Tolga Tuncay fuar sonrası
yaptığı değerlendirmesinde, “Seatrade
Cruise Global 2026’da bir kez daha gördük
ki İstanbul, kruvaziyer turizminde yalnızca
bir destinasyon değil, güçlü bir ana liman
olarak konumlanıyor. THY ile kurduğumuz
bu stratejik iş birliği sayesinde, hava yolu
ve liman entegrasyonunun tasarladığı
‘İstanbul Modeli’, uluslararası paydaşlar
nezdinde somut karşılık buluyor. Fuarda
gerçekleştirdiğimiz temasların, önümüzdeki
dönemde yeni iş birliklerine ve daha
fazla gemi operasyonuna dönüşeceğine
inanıyoruz” ifadelerini kullandı.
Yandex Go,
Antalya'da yeni
“Transfer” hizmetini
kullanıma sundu
Yandex Go, Antalya'da kullanıma sunduğu yeni
“Transfer” özelliğiyle kullanıcıların havalimanı,
otel ve turistik noktalar arasındaki yolculuklarını
önceden planlamasını sağlıyor.
Yandex Türkiye'nin taksi çağırma platformu
Yandex Go, yolculara kesintisiz bir seyahat
deneyimi sunmak amacıyla yeni "Transfer"
özelliğini Antalya'da kullanıma sundu.
Özellikle havalimanı, otel, turistik merkezler
ve şehir içindeki farklı noktaları arasındaki
ulaşım ihtiyacına odaklanan bu yeni hizmet,
iki nokta arasındaki yolculukları birbirine
bağlayarak önemli bir kolaylık sağlıyor.
Transfer özelliği ile yolcular, seyahatlerini
önceden planlayabiliyor; güzergâh, süre ve
ücret bilgilerine yolculuk başlamadan önce
uygulama üzerinden erişebiliyor. Turistik
hareketliliğin
oldukça
yoğun olduğu
Antalya'da
sunulan bu
hizmet, özellikle
şehir merkezi,
Belek, Kemer, Manavgat, Alanya ve Antalya
Havalimanı gibi sık tercih edilen noktalar
arasındaki ulaşımı daha da kolaylaştırıyor.
Yeni özellik sayesinde kullanıcılar,
seyahatlerini yedi gün öncesine kadar ve en
geç iki saat kala biniş ve varış noktalarını,
yolculuk zamanını ve yolcu isimlerini girerek
kolayca planlayabiliyor. Transfer özelliği
sayesinde kullanıcılar, güzergâhlar için
sabit ücretleri önceden görebiliyor; böylece
sonradan ortaya çıkabilecek ek ulaşım
maliyetleri ya da beklenmedik harcamalar
ortadan kalkıyor.
Otellerde
Misafir
Deneyimini
Bozmadan
Maksimum
Koruma
Turizm sektöründe rekabet yalnızca
hizmet kalitesiyle değil, misafirlerin
kendilerini ne kadar güvende
hissettikleriyle de şekilleniyor.
Securitas, turizm tesislerine özel
geliştirdiği güvenlik ve yangın
güvenliği çözümleriyle, misafir
deneyimini kesintiye uğratmadan
yüksek koruma sağlamayı
hedefliyor.
Securitas Türkiye Güvenlik Süreçleri
ve Kalite Koordinatörü Hüseyin Erim,
turizm sektöründe güvenliğin temel
prensibini net bir şekilde ortaya koyuyor:
“En önemli kriter, misafirleri rahatsız
etmeden kendilerini güvende hissetmelerini
sağlamak. Güvenlik görünmez olmalı ancak
her an hissedilmelidir.”
Güvenlik, misafir deneyiminin ayrılmaz bir
parçası
Küresel ölçekte artan jeopolitik riskler,
sağlık tehditleri ve dijital güvenlik konuları,
misafirlerin tesis seçiminde güvenliği
belirleyici bir faktör haline getiriyor. Artık
ziyaretçiler; konfor, lokasyon ve fiyat
kadar, tesisin güvenlik yaklaşımını da
değerlendiriyor. Bu noktada güvenliğin
doğru kurgulanması kritik önem taşıyor.
Securitas Türkiye Güvenlik Süreçleri ve Kalite Koordinatörü
Hüseyin Erim
Tesis girişindeki kontrollü erişim sistemleri,
profesyonel karşılama, kartlı geçiş
altyapıları ve acil durum yönlendirmeleri;
misafire fark ettirmeden güven veren bir
yapı oluşturuyor.
Securitas Güvenlik Metodolojisi ile
dinamik ve optimize yapı
Securitas, turizm tesislerinde güvenlik
kurgusunu Securitas Güvenlik Metodolojisi
ile ele alıyor. Yıllar içinde sahada gelişen
bu metodoloji; risk analizi, süreç tasarımı,
insan kaynağı ve teknoloji entegrasyonunu
tek bir sistemde buluşturuyor. Bu yaklaşım
sayesinde güvenlik statik değil, dinamik bir
yapıya dönüşüyor. Sezon yoğunluğu, misafir
profili, etkinlik takvimi ve operasyonel
değişkenlere göre güvenlik yapısı sürekli
optimize ediliyor. Böylece hem riskler
minimize ediliyor hem de gereksiz
maliyetlerin önüne geçiliyor.
Erim bu dengeyi şu sözlerle açıklıyor: “Artan
beklentiler ve maliyet baskısı, işletmeleri
daha akıllı çözümlere yönlendiriyor. İnsan,
bilgi ve teknolojiyi entegre ederek hem
yüksek güvenlik seviyesi hem de etkin
maliyet yönetimi sağlıyoruz.”
Yangın güvenliği: Görünmeyen ama hayati
katman
Turizm tesislerinde güvenliğin en kritik
başlıklarından biri de yangın güvenliği.
Securitas, bu alanda yalnızca müdahale
değil, önleme odaklı bir yaklaşım
benimsiyor. Securitas İtfaiye Hizmetleri
yapılanması ile; riskli alanların düzenli
denetimi, erken tespit sistemleri, doğru
alarm yönetimi ve hızlı ilk müdahale
süreçleri entegre şekilde yönetiliyor.
Özellikle otel ve tatil köylerinde, misafirlerin
panik yaşamadan güvenli alanlara
yönlendirilmesi büyük önem taşıyor.
Bu kapsamda güvenlik ekipleri yalnızca
fiziki güvenlik değil, aynı zamanda yangın
anında ilk müdahale, tahliye yönetimi
ve koordinasyon konularında da özel
eğitimlerden geçiyor. Multi rol yaklaşımı
sayesinde ekipler, kriz anlarında hızlı ve
doğru aksiyon alabiliyor.
Eğitim, imaj ve kriz yönetimi bir arada
Turizm sektöründe güvenlik personelinin
rolü, klasik güvenlik anlayışının ötesine
geçiyor. Misafirle ilk temas noktasında
yer alan güvenlik ekipleri, aynı zamanda
marka imajının da bir parçası haline geliyor.
Bu nedenle Securitas, güvenlik ekiplerini
yalnızca operasyonel değil; iletişim, misafir
deneyimi ve kriz yönetimi konularında da
eğitiyor. Doğru karşılama, etkili iletişim
ve yönlendirme becerileri, özellikle acil
durumlarda kritik fark oluşturuyor.
Tek noktadan entegre güvenlik
Securitas, “tek çözüm, tek sözleşme, tek
muhatap” yaklaşımıyla; güvenlik hizmetleri,
itfaiye çözümleri, risk danışmanlığı,
uzaktan izleme ve alarm sistemlerini
entegre biçimde sunuyor. Bu yapı, turizm
işletmelerinin operasyonel yükünü
azaltırken, güvenlik süreçlerinde bütünlük
ve kontrol sağlıyor. Global deneyimini yerel
uzmanlıkla birleştiren Securitas Türkiye,
turizm sektöründe güvenliği görünmeyen
ama her an hissedilen bir standart
haline getirirken; misafir memnuniyeti
ile operasyonel güvenliği aynı noktada
buluşturuyor.
hotel restaurant
22 & hi-tech
antre
Liberty
Hospitality
Group’tan
çocuklara
anlamlı
23 Nisan
etkinliği
Liberty Hospitality Group’un
“23 Nisan’da Sinemaya
Gitmeyen Çocuk Kalmasın”
projesi kapsamında
öğrenciler için sinema
etkinliği düzenlendi.
Liberty Hospitality Group, 23 Nisan Ulusal
Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında
hayata geçirdiği “23 Nisan’da Sinemaya
Gitmeyen Çocuk Kalmasın” projesiyle
çocukların bayram coşkusuna ortak oldu.
Proje kapsamında öğrenciler için özel
olarak düzenlenen sinema etkinliğinde
çocuklar, öğretmenleri eşliğinde “Şampiyon
Keçi” filmini izlerken gün boyunca sunulan
ikramlar ve çeşitli hediyelerle keyifli
ve unutulmaz bir 23 Nisan deneyimi
yaşadı. Etkinlik boyunca salonda oluşan
kahkahalar, heyecan ve yüzlerdeki mutluluk,
bayramın birlik ve paylaşma ruhunu yansıttı.
Programın en dikkat çeken anlarından biri
ise çocuklara yöneltilen “Senin için özgürlük
nedir?” sorusu oldu; verilen içten yanıtlar 23
Nisan’ın anlamını onların dünyasından bir
kez daha ortaya koydu. Sinema gösteriminin
ardından devam eden etkinlikte çocuklara
boyama kitabı ve boya kalemi hediye
edilerek hem eğlenceli hem de yaratıcı
yönlerini destekleyen kalıcı bir hatıra
bırakıldı. Otel grubu ise çocuklara dokunan,
fırsat eşitliğini destekleyen ve toplumsal
dayanışmayı güçlendiren projeleri kurumsal
sosyal sorumluluk anlayışının önemli bir
parçası olarak sürdürmeye devam edeceğini
vurguladı.
İstanbul Lütfi Kırdar
Kongre ve Sergi
Sarayı Sıfır Atık
Belgesi ile çevre
standartlarını
yükseltti
Türkiye’nin en köklü kongre ve etkinlik
merkezlerinden biri olan İstanbul Lütfi Kırdar
Kongre ve Sergi Sarayı, sürdürülebilirlik
vizyonu doğrultusunda önemli bir adım atarak
Sıfır Atık Belgesi almaya hak kazandı.
Gerçekleştirilen kapsamlı uyum çalışmaları
sonucunda elde edilen bu belge ile
birlikte, merkezdeki tüm atık yönetimi
süreçleri; çevreye duyarlı, sürdürülebilir
ve ulusal standartlara uygun bir yapıya
kavuşturuldu. Bu gelişme, İstanbul Lütfi
Kırdar’ın yalnızca etkinlik ve kongre turizmi
alanında değil, aynı zamanda çevresel
sorumluluk konusunda da öncü bir rol
üstlendiğini ortaya koyuyor. İstanbul Lütfi
Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı Genel
Müdürü Deniz Dikkaya, konuya ilişkin yaptığı
değerlendirmede şu ifadeleri kullandı:
“Sürdürülebilirlik artık bir tercih değil, bir
zorunluluk. İstanbul Lütfi Kırdar Kongre
ve Sergi Sarayı olarak bu bilinçle hareket
ediyor, doğaya karşı sorumluluğumuzu
somut adımlarla destekliyoruz. Sıfır Atık
Belgesi, bu kararlılığımızın önemli bir
göstergesidir. Tüm paydaşlarımızla birlikte
daha temiz ve yaşanabilir bir gelecek
için çalışmaya devam edeceğiz.” Merkez
yönetimi, bu süreçte tüm misafirlerin ve iş
ortaklarının geri dönüşüm ve atık ayrıştırma
uygulamalarına aynı hassasiyetle katkı
sağlamasının önemine dikkat çekiyor.
Salam Booking
Türk Gezginleri İçin Malezya Kapısını Açıyor
Seyahat alışkanlıklarımız evriliyor;
artık sadece "görmek" yetmiyor,
"deneyimlemek" ve o coğrafyanın ritmine
dahil olmak istiyoruz. 2002 yılında yalnızca 5
bin kişinin rotasındayken, 2026’da 55 bin Türk
vatandaşını ağırlamaya hazırlanan Malezya,
bu "turizm rönesansını" büyük ölçüde güven
ve konfor odaklı yeni nesil keşiflere borçlu.
Asya’nın kalbindeki bu serüvende Salam
Booking, gezginleri sadece birer turist değil;
aynı değerleri paylaşan bir topluluğun parçası
olarak konumlandırarak egzotik rüyayı vizesiz
ve zahmetsiz bir gerçeğe dönüştürüyor.
Salam Booking, Türk gezginlerini Malezya’da kültür, sanat ve
gastronomiyi bir araya getiren rotalarla buluşturuyor. Vizesiz
seyahat kolaylığı ve özenle planlanan programlar sayesinde
gezginler, Asya’nın kalbinde konforlu ve güvenli bir keşif
deneyimi yaşıyor.
dünyayı keşfetmek isteyen kadın gezginler
için bu rotalar; benzer hassasiyetlere sahip
seyahatseverlerin oluşturduğu güvenli bir
komünite içerisinde, gönül rahatlığıyla kâşif
olma imkânı sunuyor.
Borneo’nun kadim ormanlarında endemik
türlerin izini sürmek, size bir kâşif gibi
hissettirirken; tüm bu süreçte yanınızda olan
güvenilir bir organizasyon, odak noktanızın
sadece "anda kalmak" olmasını sağlıyor.
Pasaporttaki özgürlük: Vizesiz ve yalın bir
kaçış
Malezya, Türk pasaportu sahipleri için
dünyanın en misafirperver kapılarından biri.
90 güne kadar sunulan vize muafiyeti, seyahati
bürokratik bir yük olmaktan çıkarıp özgür bir
kaçışa dönüştürüyor. Türkiye ile arasındaki
5 saatlik zaman farkı, varış noktanızda sizi
tropikal bir ritme hızla adapte ediyor. Ülkenin
para birimi Ringgiti ise (Nisan 2026 itibarıyla
yaklaşık 11,20 TL), yüksek standartlı bir tatil
deneyimini Türk gezginler için çok daha
ulaşılabilir kılıyor.
Yeni nesil muhafazakar seyahat
Günümüzde muhafazakar seyahat, sadece
"helal yemek" bulmanın ötesine geçerek
rafine bir yaşam tarzı hizmetine dönüştü.
Salam Booking rehberliğindeki turlar,
namaz saatlerine göre titizlikle tasarlanmış
programları ve gastronomi dünyasında
"helal sertifika" arama stresini ortadan
kaldıran mutfak seçkileriyle seyahatin
çehresini değiştiriyor. Özellikle tek başına
Mutfakta kültürel simya: Tatların ortak
hafızası
Malezya’da takvimi mevsimler değil,
adaların mikro iklimleri belirliyor. Ancak
asıl yolculuk tabakta başlıyor. Malay, Çin ve
Hint geleneklerinin bir potada eridiği "Baba-
Nyonya" mutfağı, dünyanın en zengin helal
seçkilerini sunuyor. Burada yemek yemek
sadece bir öğün değil; üç farklı kültürün tek
bir aromada birleşmesine şahitlik etmektir.
Helal yiyecek konforunun bir standart olduğu
bu coğrafyada, gastronomi bir endişe kaynağı
değil, bir keşif alanına dönüşüyor.
Kuala Lumpur’dan Borneo’ya: Bir turistten
fazlası olmak
Veriler, Türk gezginlerin %82’sinin Malezya
serüvenine Kuala Lumpur üzerinden
başladığını gösteriyor. Ancak Malezya,
metropolün ışıltısından çok daha fazlasını
vadediyor. Uluslararası markaların lüks
vitrinlerinden sıyrılıp Langkawi’nin "99
büyülü adasına" ulaştığınızda, zamanın
neden yavaşladığını daha iyi anlıyorsunuz.
Doğru zaman, doğru rehber
Malezya’nın mistik atmosferi ve sunduğu
derinlik, muhafazakar hassasiyetlerinize
uygun profesyonel bir kürasyonla birleştiğinde
ömürlük bir deneyime dönüşüyor. Siz de bu
egzotik rüyayı benzer değerleri paylaştığınız
bir grupla, huzurlu ve konforlu bir rotada
yaşamak isterseniz; vizesiz seyahat
özgürlüğüyle Salam Booking sizi Asya’nın
kalbine davet ediyor.
İçecek Dünyasında Stratejik Devrim
“Yerli Üretim, Global Vizyon” Mottosuyla
Bobajoy by Döhler Dönemi Başlıyor
Türkiye bubble tea pazar
lideri Bobajoy, küresel
içerik ve teknoloji
şirketi Döhler ile
gerçekleştirdiği stratejik
ortaklıkla “Bobajoy by
Döhler” kimliği altında
yeni bir döneme girdi.
Türkiye’nin bubble tea pazar lideri ve
Avrupa ile Orta Doğu’nun en büyük
popping boba üreticisi Bobajoy, küresel
içerik ve teknoloji devi Döhler ile güçlerini
birleştirdi. Bu stratejik birliktelikle marka,
küresel pazarlardaki varlığını ve teknolojik
altyapısını simgeleyen yeni kimliği “Bobajoy by
Döhler” ile yoluna devam edeceğini duyurdu.
Küresel teknoloji, yerel üretim gücüyle
buluşuyor
“Yerli üretim, global vizyon” mottosuyla
hareket eden bu yeni yapılanma, Bobajoy’un
2016 yılından bu yana İstanbul’da inşa ettiği
üretim başarısını dünya sahnesine taşıyor.
İş birliğinin merkezinde, Bobajoy’un popping
boba kategorisindeki uzmanlığı ile Döhler’in
130’dan fazla ülkeye yayılan operasyonel
gücü, inovasyon kabiliyeti ve devasa Ar-Ge ağı
yer alıyor. Bu güç birliği, sadece bir marka
birleşmesi değil; aynı zamanda Türkiye’deki
yerli üretim gücünün, Döhler’in global
ekosistemiyle birleşerek bir "içecek teknolojisi
platformuna" dönüşmesini temsil ediyor.
İnovasyon ve sürdürülebilir büyüme odaklı
yeni dönem
Yeni dönemde Bobajoy by Döhler, Türkiye’deki
pazar liderliğini pekiştirirken, uluslararası
arenalarda "yeni nesil içecek çözümleri"
alanında oyun kurucu bir rol üstlenmeyi
hedefliyor. Döhler’in global bilgi birikimi
sayesinde; yenilikçi ürün geliştirme,
yüksek kalite standartları ve sürdürülebilir
üretim modelleri bültenin odak noktasını
oluşturuyor. Bobajoy by Döhler, bu yeni
yapılanmayla birlikte başta Horeca kanalı
olmak üzere tüm iş ortaklarına ve tüketicilere,
dünya standartlarında bir hizmet modeli
ve genişletilmiş bir ürün portföyü sunmayı
amaçlıyor.
"Türkiye'den doğan global bir hikaye"
Bobajoy by Döhler’in vizyonu, Türkiye’den
doğan bu başarılı üretim hikayesini, Döhler’in
küresel vizyonuyla harmanlayarak dünya
çapında bir etki alanına dönüştürmektir. Bu iş
birliği, yerli üretimin gücünü korurken, global
pazarların ihtiyaç duyduğu inovatif hızı ve
standartları sağlamayı taahhüt ediyor.
Döhler Hakkında
Döhler, küresel gıda, içecek, yaşam bilimleri
ve beslenme sektörleri için teknoloji odaklı
doğal içerikler, içerik sistemleri ve entegre
çözümler üreten, pazarlayan ve tedarik eden
küresel bir şirkettir. Döhler, duyusal deneyim
ve beslenme performansı konusunda
uzmanlaşmıştır. Doğasında sürdürülebilirlik
olan Döhler dünyanın daha iyi beslenmesine
yardımcı olmaktadır. Good for people – Good
for planet.®
Bobajoy Hakkında
2016 yılında İstanbul’da kurulan Bobajoy,
Türkiye bubble tea pazar lideri ve Avrupa
ile Orta Doğu’nun en büyük popping boba
üreticisidir. Güçlü üretim altyapısı ve yaygın
dağıtım ağıyla sektörde belirleyici bir rol
oynamaktadır.
İŞLETMELER İÇİN
BUBBLE TEA ÇÖZÜMLERİ
hotel restaurant
26 & hi-tech
gündem röportaj
Alihan Yılmaz: “Old Town Point Hotel’i
Antalya’da Deneyim Markası Haline
Getirmek İstiyoruz”
Old Town Point Hotel Kurucu Ortağı Alihan Yılmaz
Antalya şehir merkezinde faaliyet gösteren
Old Town Point Hotel, değişen turizm
dinamiklerine paralel olarak konaklama
anlayışını deneyim odaklı bir modele
dönüştürüyor. Otel Kurucu Ortağı Alihan
Yılmaz, 2025 yılında misafir beklentilerindeki
dönüşümün sektör için yeni fırsatlar
sunduğunu belirterek, 2026 vizyonlarını “şehri
en doğru şekilde deneyimleten marka” olmak
şeklinde tanımladı.
Turizm sektöründe misafir beklentilerinin
önemli ölçüde değiştiğini belirten Old Town
Point Hotel Kurucu Ortağı Alihan Yılmaz,
şunları söyledi: “Antalya şehir merkezinde
faaliyet gösteren bir işletmeci olarak son
birkaç yılda turizmin çok net bir dönüşüm
geçirdiğini birebir sahada gözlemliyorum.
Özellikle 2025 yılı, bizim için sadece doluluk ve
gelir anlamında değil, misafir beklentilerinin
değişimini anlamak açısından da oldukça
kritik bir yıl oldu. Artık misafirler sadece
bir otelde konaklamak istemiyor. Geldikleri
destinasyonu hissetmek, yaşamak ve
kendilerine özel bir deneyimle ayrılmak
istiyorlar. Bu değişim, şehir otelleri için
aslında büyük bir fırsat sundu.”
"Turizm artık kitle değil, deneyim odaklı
ilerliyor"
2025 performansına ilişkin
değerlendirmelerde bulunan Yılmaz, doğru
hedef kitleye ulaşmanın büyümede belirleyici
olduğunu ifade ederek şöyle konuştu: “Old
Town Point Hotel olarak 2025 yılında %80’in
üzerinde bir doluluk oranını dengeli bir şekilde
yönetirken, bizi asıl ileri taşıyan şeyin doğru
segmenti yakalamak olduğunu gördük. Avrupa
pazarı hâlâ güçlü olmakla birlikte, Balkanlar
ve Orta Doğu’dan gelen genç ve deneyim
odaklı misafir kitlesinde ciddi bir artış yaşandı.
Bu da bize şunu net şekilde gösterdi: turizm
artık kitle değil, deneyim odaklı ilerliyor.”
‘Otelcilik sadece oda satışı değil’
Konaklama sektöründeki dönüşümün iş
modellerini de değiştirdiğini vurgulayan
Yılmaz, şu ifadeleri kullandı: “Bu dönüşümün
en önemli sonucu ise şu oldu: otelcilik artık
sadece oda satışı değil. Biz de bu noktada
klasik otel modelinin dışına çıkarak, misafirin
şehirle kurduğu bağı yönetmeye odaklandık.”
Best Booking Travel Agency hamlesi
Yeni yapılanmalarının arkasındaki stratejik
motivasyonu paylaşan Yılmaz, şöyle
devam etti: “Best Booking Travel Agency’yi
kurmamızın arkasındaki temel motivasyon
da tam olarak buydu. Amacımız, misafirin
otelden çıktığı anda yaşadığı deneyimi de
kontrol etmek ve marka kalitemizi o noktaya
kadar taşımaktı. Çünkü bugün bir misafir
için otelin kalitesi sadece odada değil; yaptığı
turda, gezdiği rotada, hatta içtiği kahvede bile
hissediliyor.”
"2026 stratejimizi net bir şekilde belirledik"
2026 dönemine ilişkin yol haritalarını açıklayan
Yılmaz, hedeflerini şu sözlerle anlattı: “Bu
nedenle 2026 stratejimizi çok net bir şekilde
belirledik. Odaya değil, deneyime yatırım
yapmak. Hedefimiz; Direkt rezervasyon oranını
artırmak, Misafir kalış süresini uzatmak, Ve
oteli sadece konaklama noktası değil, bir şehir
deneyimi merkezi haline getirmek.”
"Misafir oda değil, hikaye satın alıyor"
Dijital pazarlama stratejilerinde deneyim
anlatısına odaklandıklarını belirten Yılmaz,
şunları kaydetti: “Özellikle dijital pazarlama
tarafında yaptığımız yatırımlarla artık sadece
oda tanıtmıyoruz; Kaleiçi’ni, sokaklarını,
rotalarını ve yaşam tarzını satıyoruz. Çünkü
misafir bir oda değil, bir hikaye satın alıyor.”
"Gelir modelimizi çeşitlendiriyoruz"
Otelin yeni gelir kalemlerine ilişkin bilgi
veren Yılmaz, şu değerlendirmede bulundu:
“Bununla birlikte, gelir modelimizi de
çeşitlendiriyoruz. Turlar, deneyimler,
transfer hizmetleri ve kişiselleştirilmiş
aktiviteler artık toplam gelirin önemli bir
parçası haline geliyor. Bu yaklaşım, bizi
sezon bağımlılığından da kademeli olarak
uzaklaştırıyor.”
2026 vizyonlarını özetleyen Yılmaz, sözlerini
şöyle tamamladı: “2026 vizyonumuz ise çok
net: Old Town Point Hotel’i, Antalya’da sadece
konaklanan bir yer değil, ‘şehri en doğru
şekilde deneyimleten marka’ haline getirmek.
Çünkü turizmin geleceği artık şu soruda saklı:
Misafir burada kaldı mı değil, burayı gerçekten
yaşadı mı?”
hotel restaurant
28 & hi-tech
gündem
Bakan Ersoy Avrupa
Tur Operatörleriyle
2026 Sezonunu
Değerlendirdi
Bakan Ersoy, Jet2 ve Dertour yöneticileriyle bir
araya gelerek 2026 sezonuna ilişkin rezervasyon
eğilimlerini ve pazar görünümünü değerlendirdi.
Almanya ve İngiltere başta olmak üzere ana
pazarlardaki talep ve kampanyalar masaya
yatırılırken Türkiye’nin güçlü konumunun
korunması hedeflendi.
T ürkiye’nin turizmde güçlü konumunu
koruduğu ana pazarlarda yürütülen
çalışmalar, yeni sezon öncesinde daha
da yoğunlaştı. Kültür ve Turizm Bakanı
Mehmet Nuri Ersoy Avrupa’nın önde gelen
tur operatörlerinden Jet2 CEO’su Steve
Heapy ve Dertour Grubu Almanya Global
Sözleşme Direktörü Joachim Seip ile bir
araya geldi. Ersoy’un Antalya ve İstanbul’da
gerçekleştirdiği temaslar hem mevcut
performansın değerlendirilmesi hem de
önümüzdeki döneme ilişkin yol haritasının
netleştirilmesi açısından dikkat çekti.
Dev operatörlerle buluşmanın ayrıntılarını
paylaştı
Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy, görüşmeye
ilişkin ayrıntıları sosyal medya hesapları
üzerinden yaptığı paylaşımla duyurdu.
Türkiye’nin bu iki güçlü operatörün
portföyündeki konumunu daha da ileriye
taşıyacak iş birliklerini kararlılıkla
sürdürdüğünü vurgulayan Ersoy, paylaşımında
şu ifadeleri kullandı: “Avrupa’nın ve Birleşik
Krallık’ın önde gelen tur operatörlerinden
Jet2 CEO’su Steve Heapy ve Dertour Grubu
Almanya Global Sözleşme Direktörü
Joachim Seip ile bir araya geldik. Almanya
ve İngiltere pazarlarında yürüttüğümüz iş
birliklerini, 2026 yılı hedeflerimizi ve sezonun
genel görünümünü kapsamlı şekilde
değerlendirdik. Yılın ilk dönemine ilişkin
rezervasyon eğilimleri, erken rezervasyon
sürecindeki dalgalanmalar ve Paskalya
döneminin etkileriyle birlikte sezonun geri
kalanına yönelik talep görünümünü ele
aldık. Jet2 ile yürüttüğümüz kampanyalar
ve ilave aksiyonlar ile Dertour tarafında
Almanya başta olmak üzere farklı pazarlarda
hayata geçirilen çalışmaların etkilerini
değerlendirdik. Türkiye’nin bu iki güçlü
operatörün portföyündeki konumunu daha
da ileri taşıyacak iş birliklerimizi kararlılıkla
sürdürüyoruz.”
Talep, rezervasyon ve kampanyalar masaya
yatırıldı
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri
Ersoy’un görüşmelerinde hem Almanya
hem de İngiltere pazarında erken sezon
verileri, rezervasyon dinamikleri ve talep
eğilimleri ayrıntılı şekilde ele alındı. Mevcut
kampanyaların etkisi, yeni dönem bütçe
planlamaları ve pazara özel aksiyonlar
kapsamlı biçimde değerlendirildi. Türkiye’nin
her iki operatörün portföyündeki güçlü
konumunu koruduğu vurgulanırken yeni iş
birlikleri ve stratejik adımlarla bu konumun
daha da ileri taşınması hedefleniyor.
Almanya’nın rakip destinasyonlar için uyarısı
Avrupa’nın en büyük turizm gruplarından
biri olan Dertour Group ile yürütülen iş
birlikleri, Almanya başta olmak üzere Orta ve
Doğu Avrupa pazarlarını kapsayan geniş bir
coğrafyada devam ediyor. Grup, Almanya’nın
yanı sıra Avusturya, Çekya, Macaristan,
Romanya ve Slovakya gibi pazarlarda
Türkiye’ye önemli bir ziyaretçi akışı sağlıyor.
Yapılan çalışmalar kapsamında Almanya
pazarı ağırlıklı olmak üzere yürütülen reklam
kampanyaları ve arz güvenliği destekleri,
Türkiye’nin bu pazardaki güçlü konumunu
pekiştiriyor. 2026 yılı için planlanan hedeflerde
Almanya pazarı yine belirleyici rol oynarken
yılın ilk döneminde satışlarda toparlanma
eğilimi dikkat çekiyor. Mart ayı itibarıyla
rezervasyonlarda yeniden artış gözlenirken
yaz sezonuna ilişkin genel görünümün pozitif
olduğu değerlendiriliyor. Ayrıca Almanya’nın,
ülkemize rakip bazı destinasyonlara yönelik
seyahat uyarılarının Türkiye talebine olumlu
yansıması bekleniyor. Bu kapsamda, Almanya
pazarı için ilave birlikte reklam kampanyaları
devreye alınırken Antalya’da planlanan geniş
katılımlı etkinlikler de iş birliğinin önemli
ayaklarından biri olarak öne çıkıyor.
JET2 ile sezona yayılan kampanya süreci
Jet2holidays markasıyla paket tur pazarının
en güçlü oyuncularından biri olan Jet2
ile yürütülen çalışmalar, Birleşik Krallık
pazarında Türkiye’nin güçlü konumunu
destekleyen en önemli unsurlar arasında
yer alıyor. Jet2’nin uçuş ve konaklamayı
entegre eden yapısı, Türkiye’ye yönelik talebin
sürdürülebilirliğinde kritik rol oynuyor. Jet2
tarafından sezonu desteklemek amacıyla ilave
kampanya talepleri gündeme gelirken Türkiye
Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA)
tarafından da satış odaklı yeni kampanyalar
devreye alındı. Kampanyaların medya
dağılımı ve içerik yapısı yeniden düzenlenerek
dönüşüm kanallarının güçlendirilmesi
hedeflendi. Kampanya ve tekliflerin sezon
geneline yayılması yönünde çalışmalar
sürdürülüyor.
hotel restaurant
30 & hi-tech
gündem
Buğra Artıç: “Dijital Dönüşüm Artık Kaçınılmaz,
Oteller Veriyle Rekabet Etmeli”
GÜMTOB-Güney Marmara Turistik Otelciler ve
İşletmeciler Birliği Başkanı Buğra Artıç, dernek
üyeleriyle bir araya geldiği toplantıda sektörün
mevcut durumunu değerlendirirken, turizmde
rekabet dinamiklerinin değiştiğine dikkat çekti.
Artıç, küresel gelişmelerin ortaya
koyduğu belirsizlik ortamına rağmen,
otelcilikte başarının artık fiyat
rekabetinden çok teknoloji kullanımı ve veri
temelli stratejilerle şekillendiğini vurguladı.
“Rezervasyon iptalleri artıyor”
Toplantının açılışında sektörün içinde
bulunduğu zorlu sürece değinen Artıç, son
dönemde yaşanan gelişmelerin turizmi
doğrudan etkilediğini belirtti. Artıç, “Ne yazık
ki son dönemlere baktığımızda her toplantı
başlangıcında hep bir olumsuz tabloyla
toplantıya başlıyoruz. Bunların daha önceki
örnekleri olarak, vahim 11 Şubat depremi
olsun, Kartalkaya yangını olsun, hiçbir zaman
şöyle bir dönemimde pozitif bir şekilde
başlayamadık. Ama dediğim gibi özellikle şu
anki Orta Doğu'daki savaş ortamı yalnızca
bölgesel değil, küresel anlamda da çok ciddi
anlamda bölgemizi ekonomik ve turizm
hareketleri konusunda etkiledi. Herkesin
bir aşikar bir görüntü zaten ortaya koyuyor.”
ifadelerini kullandı.
Sahadan gelen verilerin de bu tabloyu
desteklediğini belirten Artıç, “Son dönemlerde
otellerimizden ve bölgeden yaptığımız
değerlendirmelerle
rezervasyon iptallerinin
arttığını ve misafirlerinin
seyahat kararlarını
ertelediğine de şahit
oluyoruz.” dedi.
“Krizi fırsata çevirme
ihtimali şu an için zayıf”
Alternatif pazar
beklentilerine de
değinen Artıç, mevcut
verilerin bu beklentileri
karşılamadığını ifade
etti. Artıç, “Tabii ki
bazı düşüncelerimiz vardı. Özellikle Dubai
lokasyonunun biraz daha Türkiye'ye kayması
gibi konularda Türkiye'nin buradan krizi fırsata
çevirme ortamı olur mu diye bakıldığında ama
şu anki rakamlar ve şu anki rezervasyonlarla
bunun da pek mümkün olmadığı gözüküyor.”
şeklinde konuştu. Sözlerini umut vurgusuyla
sürdüren Artıç, “Ama turizm demek
umut demek. Hiçbir zaman umudumuzu
kaybetmiyoruz ve illa en kısa sürede de bu
savaş ortamının barış ve huzur ortamına geri
dönmesini temenni ediyoruz.” dedi.
“Rekabet artık sadece fiyatla değil”
Turizmde değişen rekabet koşullarına dikkat
çeken Artıç, yeni dönemde odak noktalarının
dijitalleşme olduğunu belirtti. Artıç, “Öte
yandan yeni dönemimizde biliyorsunuz biz
toplantılarımızı başladığımızda ve o zamanki
misyonumuzda üyelerimizi yapay zeka ve
teknoloji odaklı gelişmelerle buluşturmak
ve bu konusunda bölgemizdeki otellerin
dijitalleşme sürecine katkı sağlamak için
çalışmalar yapacağımızı sizlere anlatmıştık,
beyan etmiştik.” dedi.
Rekabetin yön değiştirdiğini vurgulayan
Artıç,“Çünkü günümüze baktığımızda artık
rekabet sadece fiyatla değil. Aynı zamanda
teknolojiyle ve verilerin doğru stratejileriyle,
değerlendirmeleriyle oluyor.” ifadelerini
kullandı. Toplantının bu vizyon doğrultusunda
gerçekleştirildiğini belirten Artıç, “Bu
yüzden bugünkü toplantımızın bu vizyon
doğrultusunda gerçekleştiriyoruz ve bugünkü
toplantımızı öncelikle Exely firmasının
sponsorluğunda bizlere sağlıklı desteklerle
teşekkür ettiğimizi ifade etmek istiyorum.”
dedi.
“Dijital dönüşüm artık kaçınılmaz”
Exely firmasının sektöre sunduğu çözümlere
kısaca değinen Artıç, dijitalleşmenin önemine
dikkat çekti. Artıç, “Exely firması aslında
dediğim gibi bizim bu özellikle dijitalleşme
ve yapay zeka ile ortaya koyduğumuz
misyonumuzda çok paralel giden bir firma.
Ben biraz da firmanın hizmetlerinden
bahsetmek istiyorum. Oteller için doğrudan
rezervasyon arttırma stratejileri sunuyorlar.
Channel Manager ve rezervasyon
sistemleriyle satış optimizasyonlarını
sağlamada destek veriyorlar. Özellikle
otellerin OTA’lardan bağımsız bir şekilde web
siteler üzerinden satış yapabilme imkanları
konusunda fırsatlar sunuyorlar. Ve dediğimiz
gibi dijital dönüşümün artırımı yöntemleri
konusunda destek sağlıyorlar ki bunlar son
derece önemli hususlar.” şeklinde konuştu.
“Turizm umut demek”
Konuşmasının sonunda barış ve istikrar
vurgusu yapan Artıç, “Ben tabii ki bu
toplantıda benim çok konuşmama çok
anlatmama gerek yok. Dediğim gibi en kısa
sürede şu savaş ortamının bir an önce kalkıp
bölgemizin biraz daha ülkemizin bulunduğu
küresel anlamda huzur ortamının geri
gelmesini temenni ediyoruz.” diyerek sözlerini
tamamladı.
gündem makale
AGON Danışmanlık ve Mümessillik Hizmetleri CEO’su
Tezer Öner
“Turizmde Ortalık Arapsaçı”
Sezon geldi. Siz de biliyorsunuz turizm
sezonu denince akla gelen yaz turizmi, deniz,
güneş, gezi ve eğlence… Kış turizmi, kültür
turizmi ve benzeri kollar hep geriden gelir.
Sezon geldi, hoş geldi… Ama nasıl geldi?
Ortadoğu’da savaş var. İlk ayında Avrupalı
turist %35-40’a varan rezervasyon iptallerine
gitti. Birçoğu “eyvahlar olsun” diyerek sezon
açılışlarını bazı yerlerde 1 Nisan’dan 30
Nisan’a kaydırdı. Küçülmeye gidenler veya
alternatif paket program yapmaya çalışanlar
oldu.
Hop bir baktık gene öncü sayılan İngiliz
turistler bazı hava yolu şirketleri ve Antalya
otellerinin katkılarıyla bir hafta uçak
dahil 12.000 TL’den rezervasyon yapmaya
başladılar. Gene takipçi kabul edilebilecek
Rus turistler de Türkiye rezervasyon ağlarını
genişletmeye başladı. Ama bu rakamlara
tabii ki her zaman olduğu gibi iç turizm
acenteleri ve yerli turistlerden tepkiler
gelmekte gecikmedi.
Tam bunları tartışırken bir de baktık ki
Yunanlılar adaların hem sayısını artırdı hem
de vize kolaylığında bulunmak için yollar
aradıklarını duyurdu. Eh fiyatlardan dolayı
yerli turist olamayıp komşuya kapağı atmayı
planlayanlar hemen araştırmalara girişti.
Sosyal medya, Ege Adaları için boy boy
feribot ve vize tarifleri vermeye başladı. Ha
bu arada Türkiye’yi desteklemek için bugüne
kadar bir İstanbul – İzmir veya Bandırma
– İstanbul hızlı feribotu koymayanlar ya da
sefer sayısını artırmayanlar Yunan Adaları’na
ciddi miktarda feribot veya deniz otobüsü
falan koydu.
Tam bizim gibi memleket derdinde
olanlar biz turizmimizi nasıl artırırız diye
düşüncelere gark olmuşken bir de baktık
ki savaşın etkisi midir yoksa başka sebeple
midir bilinmez yağmurlar ve soğuklarımız
geri geldi. İlkbahara gerçekten hasret
kalmışız ama bu gezileri ve mart-nisan
etkinliklerini azıcık zedeledi tabii. Diğer
yandan da dağ turizmimizin sezonu uzadı.
Uzun yıllardır kar mart ayı başında biterken
nisan ayında hala çalışan tesisler vardı.
Bu da çok enteresan, diyorduk ki, savaş ve
ekonomik durumlarla alakalı bambaşka bir
kaosun içinde olduğumuzu fark ettik. Orta
sınıf bir restoranda bir tabak et yemeği ile
bir kot pantolon aynı fiyat, başka yerde iki
kot pantolon fiyatına döner yerken bir diğer
yerde bir tabak salata coşmuş durumda.
Biberler kendi aralarında rekor denemesi
yapıyor. Zaten et, domates, biber çeşitleri ve
baharatların artık sadece isimlerini bilen bir
kitle oluştu. Tadını bilmiyorlar. E düşünün ki,
bir de iş restoran boyutuna gelince kartopu
bir çığa dönüşmeye başlıyor. Kaça alacak,
kaça satacak? Bunun şefi, garsonu, elektriği,
doğalgazı, nakliyesi, reklamı, pazarlaması
derken kapanan mekan sayısında ciddi artış
var. Daha sezon açılmadı, elimde satılık otel
listesi var. Eskiden Bodrum veya Marmaris’te
otel sahiplerini araya araya helak olurduk
da satılık köşe büfe bile bulamazdık. Şimdi
alacak müşteri bulamıyoruz. Restoran
ve otellerdeki servis kalitesi ve yemek
çeşitliliğindeki azalma veya porsiyon
sıkıntılarıyla ürün kalitelerindeki düşüşleri
saymıyorum bile… Müşteri olsa o kısım hızlı
toparlayacak eminim de… Neyse…
Son olarak da Araplar bile İspanya, İtalya,
Yunanistan veya Kuzey Afrika’ya kaçarken
bizim artık turizmde radikal değişiklikler
yapma ve toplam strateji oluşturma
zamanımız geldi de geçti.
Çok severek takip ettiğim, varlığından onur
duyduğumuz Yılmaz Bey’in son yayınlarından
birinde anlattığı bir Ege-Aydın fıkrasından
alıntı yaparak içinde bulunduğumuz ruh
halini özetleyerek bitireyim. Bu yazı aynen
böyle bekliyorum çünkü…
“E du bakali n’olcek?”
hotel restaurant
32 & hi-tech
gündem
Muğla’da Ziyaretçi Sayısı %25 Yükseldi
Muğla İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün paylaştığı güncel verilere göre, geçen yıl mart ayında
35 bin 342 olan turist sayısı bu yıl aynı dönemde yüzde 25,42’lik artışla 44 bin 326’ya yükseldi.
Mart ayında Muğla’ya gelen turistlerin
çoğunluğu yabancı turistlerden oluştu.
Toplam 44 bin 326 ziyaretçinin 32 bin
126’sını yabancı turistler oluştururken, yerli
turist sayısı ise 12 bin 200 olarak kayıtlara
geçti.
Muğla turizminin geleneksel lideri İngiltere,
mart ayında da yerini korudu. Toplam 18 bin
254 kişiyle ilk sırada yer alan İngiliz turistleri, 3
bin 750 kişiyle Almanya ve 1.775 kişiyle İrlanda
takip etti. Fransa ise 1.267 turist ile listenin
üst sıralarında yer alan bir diğer önemli pazar
oldu.
Ziyaretçi profili geniş bir coğrafyaya yayılıyor
Muğla'nın mart ayı istatistiklerine
bakıldığında, ziyaretçi yelpazesinin oldukça
geniş olduğu görülüyor. Kuzey Avrupa'dan
İsveç 956 turist ile dikkat çekerken, onu 708
turist ile Avusturya ve 585 turist ile Danimarka
takip etti. Komşu ülkelerden Yunanistan'dan
590 turist gelirken, Belçika’dan 565,
Polonya’dan 485, Rusya’dan ise 400 turist
kenti ziyaret etti.
Listenin devamında yer alan diğer ülkeler ise
çeşitliliği gözler önüne seriyor. Ukrayna’dan
323, Bulgaristan’dan 181, Amerika Birleşik
Devletleri’nden 171, Hollanda’dan 157 ve
Hindistan’dan 144 kişi Muğla’nın tadını
çıkardı. Romanya ve İtalya’dan 126’şar turist
gelirken, Litvanya’dan 127, İspanya’dan 111,
Slovakya’dan 92, Letonya’dan 78, Kanada’dan
72, Portekiz ve Çek Cumhuriyeti’nden ise 69’ar
turist kente giriş yaptı.
Uzak coğrafyalardan da ilginin olduğu mart
ayında; Çin’den 64, Avustralya’dan 48, Güney
Afrika Cumhuriyeti’nden 36, İsviçre’den 35,
Macaristan’dan 38, İran’dan 26, Finlandiya’dan
18, Japonya ve Norveç’ten 16’şar, İsrail ve
Kazakistan’dan 14’er, Yeni Zelanda’dan 13,
Azerbaycan’dan 11 ve Belarus’tan 5 turist
Muğla’ya geldi.
hotel restaurant
34 & hi-tech
gündem
Celestyal Discovery ve Journey Hürmüz
Geçişiyle Kruvaziyerde Güvenli Dönemi Başlattı
Celestyal Discovery ve Celestyal Journey’in Hürmüz Boğazı’nı
art arda başarıyla geçmesi, kruvaziyer sektöründe dengeleri
değiştiren kritik bir adım oldu. Yüksek güvenlik ve kusursuz
koordinasyonla gerçekleştirilen bu operasyon, bölgeden güvenli
geçiş için yeni bir rotanın önünü açtı.
Celestyal, gemileri Celestyal Discovery
ve Celestyal Journey’in Hürmüz
Boğazı’ndan başarılı ve güvenli bir
şekilde geçiş yaptığını doğruladı. Celestyal’den
yapılan açıklamada bu gelişmenin, bölgesel
hassasiyetin arttığı bir dönemde kruvaziyer
sektörü açısından önemli bir operasyonel
dönüm noktası oluşturduğu belirtildi. 17
Nisan Cuma günü, Kaptan Nikolaos Vasileiou
komutasındaki Celestyal Discovery, bölgesel
yetkililer ve deniz güvenlik ekipleriyle yakın iş
birliği içinde geliştirilen ve titizlikle koordine
edilen bir seyir planını uygulayarak, Arap
Körfezi'nden ayrılan ilk kruvaziyer gemisi
oldu. Bu öncü adım, Boğaz'dan geçilen
güvenilir bir rota oluşturarak diğer kruvaziyer
işletmecilerinin de bu rotayı izlemesine olanak
sağladı.
Bunun üzerine, 18 Nisan Cumartesi günü,
Kaptan Angelos Vasilakos komutasındaki
Celestyal Journey gemisi, aynı geçidi
başarıyla geçti, belirlenen koridoru kullanarak
bölgeden ayrılan daha geniş bir kruvaziyer
konvoyuna öncülük etti. Seyir planları, kilit
yetkililer ve güvenlik paydaşlarıyla yapılan
kapsamlı koordinasyon sonucunda hazırlandı.
Böylece tüm hareketlerin en üst düzeyde
güvenlik, hassasiyet ve durum farkındalığıyla
gerçekleştirilmesi sağlandı.
Kaptanlardan olağanüstü liderlik, sakin
komuta
Operasyon boyunca güvenlik mutlak öncelik
olarak kaldı; Kaptan Vasileiou ve Kaptan
Vasilakos, gemideki ve karadaki ekiplerle
birlikte olağanüstü liderlik, uzmanlık
ve sakin komuta sergiledi. Kaptanların
karmaşık ve hassas
koşullarda seyir yapma
konusundaki çabaları,
tüm mürettebatın
güvenliğini ve her
iki geminin de
başarılı bir şekilde
geçişini sağlamada
hayati rol oynadı.
Celestyal, yaptığı
açıklamada ayrıca,
kruvaziyer sektöründe
koordineli ve sorumlu
bir yaklaşımın
sağlanmasına katkıda
bulunan tüm bölgesel
otoritelere ve iş ortaklarına kurulan güçlü iş
birliği için teşekkür ve takdirlerini de iletti.
Alnıtemiz: “Sınırlı sayıda sefer iptaliyle
süreci atlattık”
Celestyal Türkiye Direktörü Özgü Alnıtemiz;
başarılı bir şekilde geçişlerini tamamlayan
Celestyal Discovery ve Celestyal Journey
gemilerinin şu anda Akdeniz’e doğru yeniden
konumlandığını belirterek; gemilerin
planlanan yaz sezonuna başlayacaklarını şu
sözleriyle aktardı: ’’Akdeniz programımızda
sadece sınırlı sayıda sefer iptaliyle bu
önemli süreci atlattık. Gemilerimiz nihayet
dönüyor, sabırsızlıkla ve heyecanla yeniden
yaz sezonuna odaklandık. Misafirlerimize
ve tüm iş ortaklarımıza şu anda satışta
olan tüm gelecek seferlerin planlandığı gibi
gerçekleştirileceğini teyit ediyoruz. Seyahatin
iş birlikleri üzerine kurulu bir sektör olduğunu
hep birlikte görmüş olduk. Hızlı iş birliği ve
kesintisiz destek, sürecin güvenli ve sorunsuz
şekilde yönetilmesinde kritik rol oynamıştır.
Başta mürettebatımız olmak üzere seyahat
acenteleri, tahliye sürecine destek veren hava
yolları, yerel otoriteler ve turizm kuruluşları
olmak üzere tüm partner ve çözüm
ortaklarımıza teşekkür ederiz.’’
TÜROB Başkanı Eresin:
“Formula 1’in İstanbul’a
Dönüşü Turizmde
Yüksek Moral Etkisi
Oluşturacak”
Formula 1 Türkiye Grand Prix’sinin yeniden İstanbul’da
düzenlenecek olması turizm sektöründe olumlu
yankı uyandırdı. TÜROB Başkanı Müberra Eresin,
organizasyonun Türkiye’nin tanıtımına ve marka değerine
önemli katkı sağlayacağını belirtti.
Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB) Başkanı
Müberra Eresin’in, Formula 1 Türkiye
Grand Prix’siyle ilgili değerlendirmede
bulundu. Eresin’in konuya ilişkin ifadeleri
şöyle:
“Formula 1 Türkiye Grand Prix’sinin İstanbul’a
dönecek olması son derece memnuniyet
verici bir gelişmedir. İlk etapta sektörümüz
üzerindeki moral etkisinin çok yüksek
olacağını değerlendiriyoruz. Bu önemli
gelişmenin, ülkemizin uluslararası tanıtımına
güçlü katkılar sağlayacağına ve Türkiye’nin
küresel ölçekteki marka değerini daha da
artıracağına inanıyoruz.
Turizm sektörü açısından son derece değerli
bir adım olan bu organizasyonun en başarılı
şekilde hayata geçirilmesi için TÜROB olarak,
sektör olarak tüm paydaşlarımızla birlikte var
gücümüzle çalışacağız.
Spor turizmini, Türkiye’de turizmin geleceği
açısından en önemli enstrümanlardan
biri olarak görüyoruz. Türkiye’nin spor
turizminde kaydettiği her ilerleme, anlık ticari
faydalarının yanı sıra orta ve uzun vadede ülke
imajına ve uluslararası tanıtıma ciddi katkı
sağlamaktadır. Bu etkilerin olumlu ve kalıcı
olacağına inanıyoruz.
Turizmde 100 milyar dolar gelir hedefine
ulaşabilmek için stratejik
önceliklere odaklanılması büyük
önem taşımaktadır. Kişiye
özel hizmet ve deneyimlerin
geliştirilmesi, MICE turizminin
güçlendirilmesi, sağlık ve wellness
turizmi ile gastronomi ve alışveriş
turizmi gibi yüksek katma değerli
alanlara yapılacak yatırımlar
bu hedefe ulaşmada kritik rol
oynayacaktır.
Bunun yanı sıra; Olimpiyat
Oyunları, Dünya ve Avrupa
Futbol Şampiyonaları, Formula
1 ve MotoGP gibi motor sporları,
uluslararası festivaller, kültürsanat
etkinlikleri ve dünya çapında
ses getiren konserlerin ülkemizde
düzenlenmesi, Türkiye’nin marka
değerini daha da yukarı taşıyacaktır.
Bu tür organizasyonlar aynı
zamanda sezon dışı dönemlerde
de turizm hareketliliğinin
sürdürülebilirliğine önemli katkılar
sunacaktır.
Formula 1 Türkiye Grand Prix’sinin yeniden
ülkemize kazandırılmasına öncülük eden
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip
Erdoğan’a, Kültür ve Turizm Bakanımız
Sayın Mehmet Nuri Ersoy’a ve Gençlik ve
Spor Bakanımız Sayın Osman Aşkın Bak’a
sektörümüz adına çok teşekkür ederiz.”
hotel restaurant
36 & hi-tech
gündem
The Grand Tarabya
Managed by Accor
Takdir Toplayan
Sürdürülebilirlik
Vizyonu
İstanbul’un ikonik otellerinden The Grand Tarabya Managed by Accor, farklı konularda sürdürülebilirlik ile ilgili yaptığı
çalışmalar ve sürdürülebilirlik yaklaşımıyla büyük takdir topluyor.
Sürdürülebilirlik, işletmeler için yalnızca
çevreyi korumaya yönelik bir yaklaşım
değil; aynı zamanda kaynakların daha
verimli kullanılması, operasyonel maliyetlerin
azaltılması ve uzun vadeli ekonomik dengenin
sağlanması açısından da önemli bir gereklilik
olarak öne çıkmaktadır. Turizm sektöründe
faaliyet gösteren işletmeler için bu anlayış,
hem doğal kaynaklara saygılı bir işletme
modeli oluşturmanın hem de geleceğe daha
güçlü bir şekilde hazırlanmanın temelini
oluşturmaktadır. The Grand Tarabya Managed
by Accor da bu bilinçle, sürdürülebilirlik
yaklaşımını operasyonel süreçlerinin
merkezine yerleştirerek çevresel ve ekonomik
fayda yaratan uygulamalarını kararlılıkla
sürdürüyor.
Su verimliliği ve sürdürülebilirlik odaklı
çevre uygulamaları
Otelin su verimliliği alanındaki çalışmaları ise
bu yaklaşımın en dikkat çekici örneklerinden
birini oluşturuyor. Beş yıldızlı otel, açık hava
yetişkin ve çocuk yüzme havuzlarında deniz
suyu kullanarak şehir şebeke suyuna olan
bağımlılığı azaltıyor. Toplam 360 m³ kapasiteli
açık havuzların su ihtiyacının doğal yollarla
temin edilen deniz suyu ile karşılanması
sayesinde tatlı su kaynaklarının korunmasına
katkı sağlanırken, aynı zamanda su temininde
enerji ve maliyet tasarrufu da elde ediliyor.
Otel bünyesinde gerçekleştirilen Su Haftası
kapsamında ise su yönetimi ve su verimliliği
konularında eğitimler düzenlenirken,
Boğaz’da deniz temizliği etkinliği de
gerçekleştirilip; farklı departmanlar tarafından
su tasarrufuna yönelik farkındalık çalışmaları
da hayata geçiriliyor.
Sürdürülebilirlikte kapsamlı atık yönetimi ve
çevre yaklaşımı
The Grand Tarabya Managed by Accor,
sürdürülebilirlik çalışmaları kapsamında
tek kullanımlık plastiklerin kaldırılmasından
atıkların ayrıştırılarak kayıt altına alınmasına,
organik atıkların biyometanizasyon tesisine
gönderilmesinden karbon ayak izini azaltmaya
yönelik mutfak uygulamalarına kadar birçok
farklı alanda çalışmalar yürütüyor. Tüm bu
uygulamalar ve sürdürülebilirlik odaklı bakış
açısıyla otel, mutfağında sürdürülebilirliği
temel önceliklerinden biri olarak
konumlandırıyor.
Çevre, enerji ve toplumsal fayda odaklı
vizyon
The Grand Tarabya Managed by Accor Sıfır
Atık Belgesi, Enerji Yönetim Sistemi sertifikası
ve sürdürülebilir turizm sertifikasyon süreciyle
bu yaklaşımını belgelendirirken; sosyal
sorumluluk tarafında hayvan barınaklarına
destek, mavi kapak bağışı, toplum yararına
çalışan Bir Dilek Tut, ÇABA ve Tohum
Otizm Vakfı gibi derneklere mekan ve
konaklama sponsorluğu, eğitim ve çevre
odaklı iş birlikleriyle de toplumsal fayda
üretmeyi sürdürüyor. Her yıl Mart ayının son
cumartesi günü gerçekleştirilen dünya saati
uygulamalarıyla çevre dostu enerji tüketimine
dikkat çekilirken otelde ışıkların kısık şekilde
kullanılarak enerji tasarrufu ve elektrik
tüketimi konularında farkındalık yaratılıyor.
The Grand Tarabya Managed by Accor,
sürdürülebilirlik konusundaki çalışmalarıyla
sürdürülebilirlik yaklaşımının yalnızca
belirli uygulamalarla değil, günlük işletme
kültürüyle de desteklendiği de ortaya koyuyor.
SSerra Serres
@rinartporcelain
info@rinart.com.tr
38
hotel restaurant
& hi-tech
verilerle turizm
Turizme 60 Milyar TL Finansman
Sağlanacak
Antalya trafiğine nefes aldıracak yeni bir adım olarak hayata geçirilen Altınkale Farklı
Seviyeli Kavşağı’nın açılış töreninde açıklamalarda bulunan Mehmet Nuri Ersoy, turizm
sektörüne 60 milyar liralık finansman desteği sağlanacağını duyurdu.
Antalya’nın Döşemealtı ilçesinde
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığınca
yapımı tamamlanan Altınkale Farklı
Seviyeli Kavşağı hizmete sunuldu. Turizmde
sürdürülebilir büyümeyi destekleyecek
60 milyar liralık finansman imkanını
açılışta gündeme getiren Ersoy, ulaşım
yatırımlarının turizme doğrudan katkı
sağladığını belirterek son 8 yılda turizm
gelirlerinde yüzde 109 artış sağlandığını,
Antalya’nın ise rekor üstüne rekor kırdığını
açıkladı.
Sektörün nakit akışını güçlü tutmayı
hedefliyoruz
Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme
Ajansı (TGA) ile tanıtım faaliyetlerinde
dünya liderliği hedefi doğrultusunda
hareket edildiğini dile getiren Ersoy, kriz
yönetiminde ise hızlı ve doğrudan çözümler
üretildiğini söyledi. Cumhurbaşkanı
Recep Tayyip Erdoğan'ın açıkladığı turizm
finansman desteğini anlatan Bakan
Ersoy konuşmasında şunları kaydetti:
“Hazine ve Maliye Bakanlığımızın kefalet
desteğiyle KGF, İGE ve KFK üzerinden
kullanılması planlanan 60 milyar lira
kredi imkânı içeren bir Turizm Destek
Paketi oluşturulmuştur. Bu destekle,
turizm işletmelerinin finansmana erişimini
Turizm hizmet kapasitesine
yönelik yatırımlar kapsamında
Antalya’da 2020 yılından itibaren
12 adet ücretsiz halk plajının
hizmete açıldığını belirten
Ersoy, Türkiye genelinde 5 yıldız
konseptiyle hayata geçirilen halk
plajı sayısının 19’a ulaştığını,
2026 yılı sonunda bu sayının
23’e çıkarmayı hedeflediklerini
kaydetti.
kolaylaştırmayı, sektörümüzün nakit akışını
güçlü tutmayı ve operasyonel verimliliği
korumayı hedefliyoruz. Bu paket, turizmde
sürdürülebilir büyümeyi desteklemeye
yönelik atılmış stratejik bir adımdır."
8 yılda turizm gelirlerimizi yüzde 109
artırdık
Ersoy, turizmde elde edilen büyümeye
dikkat çekerek şunları söyledi: “Türkiye
olarak turizmde her yıl bir önceki yılın
başarılarını aşmaya, rekorlarla yeni başarı
hikâyeleri yazmaya devam ediyoruz.
Bakanlık görevini yürüttüğümüz yaklaşık 8
yıllık süreçte turizm gelirlerimizi yüzde 109
oranında artırmayı başardık." Turizmde çok
yönlü bir strateji izlediklerini belirten Ersoy;
pazar ve ürün çeşitliliği, turizm hareketinin
ülke geneline yayılması, sezonun uzatılması,
sağlık ve sürdürülebilirlik beklentilerinin
karşılanması, tesis ve personel kalitesinin
artırılması, altyapı yatırımları ile ulusal
ve uluslararası paydaşlarla iş birliği
başlıklarında çalışmalar yürütüldüğünü
ifade etti.
Antalya 2025’te 17 milyonu aştı
Antalya’nın turizm performansına ilişkin
verileri de paylaşan Ersoy, 2025 yılında
17 milyon 123 bin turist ağırlanarak bir
önceki yılın rekorunun aşıldığını belirtti.
Ersoy, Antalya’da doğa, sağlık, gastronomi,
spor ve MICE turizmi başta olmak
üzere farklı turizm alanlarının aktif hale
getirildiğini, Kültür Yolu Festivali ile şehrin
kültür-sanatının ulusal ve uluslararası
vitrine taşındığını ifade etti. Döşemealtı
ilçesindeki arkeolojik çalışmalara da
değinen Ersoy, Karain ve Kızılin mağaraları
ile Termessos’taki kazıların bilimsel
hassasiyetle sürdürüldüğünü söyledi. Bu
alanların insanlık tarihine ışık tutan çok
katmanlı yapısıyla büyük önem taşıdığını
vurgulayan Ersoy, “Geleceğe Miras” vizyonu
doğrultusunda bu değerlerin korunarak gün
yüzüne çıkarıldığını ve uluslararası bilim
dünyasına kazandırılmasının hedeflendiğini
ifade etti. Turizm hareketliliğinin Antalya’nın
kıyı bölgelerinden iç kesimlere yayılması için
çalışmalar yürütüldüğünü belirten Ersoy,
arkeolojik alanların ziyaretçi deneyimini
artıracak şekilde geliştirileceğini, alternatif
turizm rotaları oluşturularak bölgenin
cazibesinin artırılacağını söyledi. Bu
sayede turizmin 12 aya yayılmasının ve
yerel kalkınmanın desteklenmesinin
hedeflendiğini ifade etti.
yol yatırımlarının turizmi doğrudan
güçlendirdiğini belirten Ersoy, açılışı
yapılan Altınkale Farklı Seviyeli Kavşağı’nın
Antalya Organize Sanayi Bölgesi ile şehir
merkezi arasındaki trafiği ve Antalya-
Burdur hattındaki yoğunluğu rahatlattığını
söyledi. Geçtiğimiz ekim ayında Kepezüstü
ve Sanayi farklı seviyeli kavşaklarının da
hizmete açıldığını hatırlatan Ersoy, ulaşım
yatırımlarının kesintisiz sürdüğünü sözlerine
ekledi.
hotel restaurant
40 & hi-tech
gündem etkinlik
BUSFORUS'un Sultanahmet–Haliç Hattı Turizm
Haftasıyla Tanıtıldı
İstanbul Turizm Haftası etkinlikleri başlarken, açılış kapsamında BUSFORUS’un Sultanahmet–Haliç hattı
Artİstanbul Feshane’de tanıtıldı. Yeni hat, kentin tarihî ve kültürel dokusunu farklı bir rota deneyimiyle
buluşturarak şehir içi hareketlilik ile İstanbul’un hikâyesini aynı yolculukta bir araya getiriyor.
İstanbul Turizm Haftası’nın açılış töreni
ile BUSFORUS’un Sultanahmet–Haliç
hattına ilişkin tanıtım lansmanı 14 Nisan
2026 tarihinde Artİstanbul Feshane’de
gerçekleştirildi. İBB Başkan Vekili Nuri
Aslan, İBB Genel Sekreteri Prof. Dr. Volkan
Demir ve Eyüpsultan Belediye Başkanı Dr.
Mithat Bülent Özmen’in katıldığı etkinlikte
kentin farklı noktalarında gerçekleştirilecek
programlara dair detaylı sunumlar yapıldı.
Şehre bütüncül yaklaşacak
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Turizm
Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen
etkinlikler, 15–22 Nisan 2026 tarihleri
arasında kentin farklı noktalarında
gerçekleştirilecek programlarla İstanbul’un
tarihî, kültürel ve yaşayan değerlerini
bir araya getirecek. Meydanlardan tarihî
yapılara, açık alanlardan kent rotalarına
uzanan bu kapsamlı içerik, kentin turizm
potansiyelini yalnızca tanıtım boyutuyla
değil; kültürel etkileşim, kamusal deneyim
ve kent hafızası çerçevesinde değerlendiren
bütüncül bir yaklaşım ortaya koyuyor.
Program kapsamında Turşucuzade Konağı
Parkı, Beyazıt Meydanı, Sultanahmet
Meydanı, Üsküdar Meydanı, Yerebatan
Sarnıcı, Anadolu Hisarı, Çubuklu Silolar
ve Cumhuriyet Müzesi gibi kentin simge
mekânlarında düzenlenecek etkinlikler;
performans sanatlarından halk oyunlarına,
gastronomi panellerinden kent turlarına,
müzik buluşmalarından öğrenci gezilerine
uzanan çok yönlü bir içerik sunacak.
Böylece İstanbul, yalnızca ziyaret edilen bir
destinasyon olarak değil; meydanlarında,
kamusal alanlarında ve tarihî yapılarında
doğrudan deneyimlenen canlı bir şehir
kimliğiyle öne çıkacak.
İstanbul’un turizm bilincine katkı sunacak
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin kamusal
alanı kültür, hafıza ve deneyim ekseninde
yeniden değerlendiren yaklaşımıyla
şekillenen etkinlikler dizisi, şehrin sahip
olduğu birikimi farklı içerikler ve katılım
biçimleri aracılığıyla görünür kılarak
İstanbul’u yalnızca gezilen değil; yaşayan,
deneyimlenen ve paylaşılan bir şehir
olarak yeniden tarif ediyor. Bu yönüyle
programın, İstanbul’un turizm bilincine katkı
sunması ve kentin ulusal ile uluslararası
görünürlüğünü daha da güçlendirmesi
hedefleniyor.
Turizm Haftası programının
öne çıkan başlıkları arasında
yer alan BUSFORUS’un yeni
açılan Sultanahmet–Haliç
hattı, İstanbul’un tarihî ve
kültürel dokusunu farklı bir
rota deneyimiyle buluşturarak
kentsel hareketlilik ile şehir
anlatısını aynı zeminde bir
araya getiren önemli bir adım
niteliği taşıyor.
Nuova Simonelli Türkiye Distribütörü
SORCAN Teknik Danışmanlık Hizmetleri Ltd. Şti.
Showroom: Sultan Selim Cad. Turan Sok. No: 21/A
Kağıthane-İstanbul Tel: +90 (212) 269 18 00
www.tecnocoffeeshop.com / info@tecnocoffee.com.tr
hotel restaurant
42 & hi-tech
gündem
Deniz Dorbek Koçak:
“Türkiye Küresel Zincirlerin Yatırım Haritasında
Yerini Sağlamlaştırdı”
Regulus Collective Kurucusu Deniz Dorbek Koçak, “Uluslararası otel markalarının Türkiye’deki varlığını
istikrarlı şekilde artırması, pazarın yapısal olgunluğa ulaştığının göstergesi. Bu konjonktürel bir popülerlik
değil; tüm temel göstergeler Türkiye’nin yatırım için elverişli olduğuna dikkat çekiyor” dedi.
Türkiye, turizmde yaptığı ataklarla küresel
seyahat pazarından aldığı payı artırırken;
güçlü turizm dinamikleriyle uluslararası
yatırımların da merkezi oluyor. Turizm
sektöründe yedi ülkede, üç kıtada üst düzey
görevler üstlenen Regulus
Collective Kurucusu Deniz
Dorbek Koçak, bu ivmenin
sistemli bir sektörel iradenin
sonucu olduğunu vurguladı.
Dünyadaki çatışma
ortamlarının neden olduğu
tedirginlikler karşısında
Türkiye'nin coğrafi ve yapısal
konumu itibarıyla bölgede en
dirençli pazarlardan biri olmayı
sürdürdüğüne dikkat çeken
Koçak, uluslararası seçkin
yatırımcıların sürdürülebilir
pazar arayışında Türkiye’nin
merkezi konumunun altini
çizdi. Türkiye’nin çok segmentli
turizm mimarisinin bu açıdan
önemini ele alan Koçak,
“Uluslararası otel markalarının
Türkiye’deki varlığını istikrarlı
şekilde artırması, pazarın
yapısal olgunluğa ulaştığının
göstergesi. Bu konjonktürel
bir popülerlik değil; tüm temel
göstergeler ülkemizin yatırım
için elverişli olduğuna işaret
ediyor.
“Kalıcı değer oluşturarak
büyüyor”
Türkiye pazarının global
görünümünü değerlendiren
Deniz Dorbek Koçak, şöyle
devam etti: “Birleşmiş Milletler
Dünya Turizm Örgütü (UNWTO)
verilerine göre Türkiye, 2025
itibarıyla 64 milyonu aşan
uluslararası ziyaretçi ve
65,2 milyar dolarlık tarihinin
en yüksek turizm geliriyle
dünyada dördüncü sıraya
yerleşti. Gelir sıralamasında
ise 2017'de 15. sırada yer alırken 7. sıraya
çıktı. Türkiye burada kendini adeta yeniden
var ediyor. Geçmişte sadece "güneş-denizkum"
odağında algılanan bir yapıdan, bugün
dört mevsime yayılan çok katmanlı ve
segmentli bir turizm mimarisi kuruluyor.
Bu dönüşüm tesadüfi değil; uzun vadeli
ve sistemli bir sektörel iradenin sonucu.
Önümüzdeki dönemde bu yapının kalıcı değer
yaratan bir büyümeye evrildiğini göreceğiz.
Bölgede yaşanan politik gerilimler elbette
turizm psikolojisini etkiliyor ama turizm,
tarihsel olarak en hızlı toparlanma kaydeden
sektörlerin başında geliyor. Türkiye ise her
kriz döneminde bu dayanıklılığını veri ile
kanıtlamış bir pazar."
“3 büyük temel unsur öne çıkıyor”
Koçak, uzun yıllardır deneyim sahibi
olduğu ABD pazarındaki yatırımcıların
Türkiye’ye artan ilgisine vurgu yaparak,
“Dönüşümü sağlayan birkaç unsur var.
Birincisi, kur arbitrajı. Dolar
bazlı yatırımcı için maliyet
yapısı, oluşan dalgalanmalara
rağmen elverişli. İkincisi,
coğrafi yeniden çerçeveleme.
Amerikalı fon yöneticileri
Türkiye'yi artık Doğu Avrupa ile
değil, Körfez ve Güney Akdeniz
ile yan yana değerlendirme
eğiliminde. Üçüncüsü ve en az
konuşulan; Türkiye'nin küresel
anlatı içerisinde giderek
daha belirgin hale gelmesi.
Uluslararası yapımlar,
gastronomik zenginlik ve
büyük etkinliklerin ev sahibi
olarak konumlanması” diye
konuştu.
“Butik segmentte derin arza
sahip”
Turizm sektöründe büyük
potansiyel barındıran ancak
yeterince değerlendirilmemiş
bir alanın da butik otelcilik
olduğunu vurgulayan
Koçak, şu değerlendirmede
bulundu: “Türkiye, butik
otelcilik açısından dünyada
sayılı destinasyonlardan biri
ve bu henüz tam anlamıyla
keşfedilmedi. Kapadokya,
Ege’nin asırlık taş konakları,
Güneydoğu'nun tarihi mimari
dokusu; bunlar global
zincirlerin franchise bayrakları
ile değil, yerel sahiplik ve
kimlikle anlam kazanan
mekanlar. Sofistike gezginler
‘her yerde aynı’ deneyimi değil,
‘sadece burada’ yaşanabilecek
deneyimi arıyor. Türkiye bu
talebe karşılık verebilecek son
derece derin bir arza sahip. Zincir oteller
ve büyük markalar standardı belirler; ama
duyguyu, kültürü ve özgünlüğü yaratamaz.
O alanı dolduracak olanlar, yer ve kimlikle
derin bir bağ kuran ve yerelden evrilen
butik markalar olacak” dedi.
Ortaca Belediye Meclis Üyesinden Direkt
Karadeniz–Dalaman Uçuşu Çağrısı
Turizmci ve Ortaca Belediye
Meclis Üyesi Ali Mürşit
Yağmur, Ortadoğu’daki uçuş
iptalleri nedeniyle Türk Hava
Yolları filosunda oluşabilecek
kapasitenin iç turizm
hatlarında değerlendirilmesi
gerektiğini belirterek Karadeniz
şehirlerinden Dalaman
Havalimanı’na direkt uçuşların
başlatılması çağrısında bulundu.
Turizmci ve Ortaca Belediye Meclis
Üyesi Ali Mürşit Yağmur, son dönemde
Ortadoğu bölgesinde yaşanan gelişmeler
nedeniyle bazı uçuşların iptal edilmesinin
Türk Hava Yolları filosunda belirli bir kapasite
oluşturabileceğini belirterek bu kapasitenin iç
turizm hatlarında değerlendirilmesinin önemli
bir fırsat oluşturabileceğini söyledi. Yağmur,
özellikle Karadeniz bölgesindeki büyük
şehirlerden Dalaman Havalimanı’na direkt
uçuşların başlatılmasının hem turizm sektörü
hem de bölgesel ekonomi açısından önemli
katkılar sağlayacağını ifade etti.
“Dalaman’a direkt uçuşlarla ulaşım
kolaylaşacak”
Karadeniz bölgesinin Türkiye’de seyahat
hareketliliğinin en yüksek olduğu bölgelerden
biri olduğunu belirten Yağmur; Trabzon,
Samsun, Ordu-Giresun ve Rize-Artvin gibi
şehirlerden Dalaman’a yapılacak direkt
uçuşların Güney Ege turizmine yeni bir
potansiyel kazandıracağını dile getirdi.
Ulaşımın turizm sektörünün en önemli
unsurlarından biri olduğunu vurgulayan
Yağmur, “Karadeniz bölgesi hem nüfus
hem de seyahat hareketliliği açısından çok
güçlü bir potansiyele sahip. Bu şehirlerden
Dalaman’a yapılacak direkt uçuşlar sayesinde
Güney Ege’ye ulaşım çok daha
kolay hale gelecektir” dedi.
“Turizm hareketliliğini ciddi
şekilde artıracak”
Dalaman Havalimanı’nın Güney
Ege’nin en önemli turizm giriş
kapılarından biri olduğunu ifade
eden Yağmur, bu havalimanının
geniş bir turizm coğrafyasına
hizmet verdiğini söyledi.
“Dalaman Havalimanı; Dalyan,
Ortaca, Köyceğiz, Fethiye,
Göcek, Marmaris ve Gökova gibi
Türkiye’nin en önemli turizm
merkezlerinin tam ortasında yer
alıyor. Karadeniz bölgesinden
gelecek turistler için bu
destinasyonlara ulaşımın kolaylaşması turizm
hareketliliğini ciddi şekilde artıracaktır” diye
konuştu.
“Bu potansiyel mutlaka değerlendirilmeli”
İç turizmde ulaşım ağlarının genişletilmesinin
hem turizm sektörüne hem de bölge
ekonomisine önemli katkılar sağlayacağını
ifade eden Yağmur, havayolu şirketleri ve
ilgili kurumların bu konuda değerlendirme
yapmasının faydalı olacağını belirtti. Yağmur
açıklamasını şu sözlerle tamamladı:
“Karadeniz ile Güney Ege arasında
kurulacak yeni hava köprüleri hem iki
bölge arasındaki turizm hareketliliğini
artıracak hem de Türkiye’de iç turizmin daha
dengeli gelişmesine katkı sağlayacaktır. Bu
potansiyelin değerlendirilmesi gerektiğine
inanıyoruz.”
44
hotel restaurant
& hi-tech
gündem makale
"İnşaat Aşkı
Otelciliği Bitiriyor"
Aykut Bakay
Otel Yönetim ve Yatırım Danışmanı
Türkiye’de turizm “Arsa var, hemen otel
yapalım.” zihniyetinde tam hızla devam ediyor.
Garip olan şu… Bu karar çoğu zaman veriye
bakılarak değil, hisle alınıyor. “Turizm
büyüyor, biz de girelim” mantığıyla. İlk bakışta
mantıklı geliyor ama işin içine girince öyle
olmuyor.
Son birkaç yılda otel yatırımlarında inanılmaz
ciddi bir artış var. Resmi verilere bakınca
durum daha net: 2025–2026 döneminde
Türkiye’de 300’ün üzerinde yeni otel açılması
planlanıyor. Bu da yaklaşık 30 binin üzerinde
yeni oda, 70 bin civarı yatak demek. Yani
aslında mesele “ zaten yüzlerce otel yok
muydu ?” sorusunu sorarken birden karşımıza
“ fazla değil mi bu kadar otel ?” sorusuna
dönüyoruz.
İşin ilginç tarafı, bu yatırımların büyük kısmı
aynı bölgelerde yoğunlaşıyor. Ağırlıklı İstanbul,
Antalya ve Ege… Herkes aynı pastaya çatal
atıyor. Sonra ne oluyor? Doluluk artmıyor,
fiyatlar düşüyor. Çünkü yeni gelen her otel
pazara “ben daha ucuzum” diye giriyor. Ya
da ben daha kaliteliyim… Kimse açık açık
söylemiyor ama sektörün içinde ciddi bir fiyat
baskısı var.
Yeni girenler heyecanlı, çıkanlar keyifsiz!
Son dönemde şunu görmeye başladım. Bir
yanda yeni açılan oteller, diğer yanda sessizce
satışa çıkanlar. Aynı bölgede, bazen yan yana.
Biri heyecanla giriyor, diğeri yorgun şekilde
çıkmaya çalışıyor. İnanılmaz bir devir daim
var. Herkes kazanıyor gibi görünse de, herkes
aynı ölçüde kazanamıyor.
Otel yapmakla otel işletmek hâlâ karıştırılıyor.
Beton dökmek kolay, markayı yaşatmak zor.
Bugün satışa çıkan birçok otelin hikâyesi
benzer. Yatırım yapılmış, açılış güzel, ilk
sezon idare eder… Sonra işler yavaş yavaş
zorlaşmaya başlıyor. Çünkü operasyon başka
bir disiplin. İnsan kaynağı, maliyet yönetimi,
satış kanalları… Bunlar inşaatla öğrenilmiyor.
Turizm gerçekten büyüyor. Türkiye 2025
yılında yaklaşık 64 milyon turist ağırladı.
Rakam güçlü… Turist sayısı artıyor diye otel
sayısı aynı hızda artmak zorunda değil. Çünkü
önemli olan sadece gelen kişi sayısı değil, o
kişinin nerede kaldığı, ne kadar harcadığı ve
kaç gece konakladığı.
İnşaat tarafı hâlâ cazip görünüyor, çünkü
somut. Elle tutulur bir şey yapıyorsun. Direkt
satıyorsun. Ama otelcilik dediğin şey, en çok
görünmeyen tarafıyla zor. Ve genelde o kısım
en az planlanan kısım oluyor. Otel inşaatını
yapmakla her şey bitmiyor.
Bugün turizmde kazananlar en çok otel
yapanlar değil. Doğru ürünü, doğru yerde,
doğru şekilde işletenler.
Geri kalan hikâyeler ise genelde aynı yerde
bitiyor… “Satılık otel” ilanlarında.
hotel restaurant
46 & hi-tech
gündem fuar
İstanbul
Turizm Fuarı
Küresel Satın
Alma Ağıyla
Büyüyor
Türkiye turizm sektörünün en önemli
buluşmalarından biri olan İstanbul Turizm Fuarı
(İTF), dördüncü yılında uluslararası ölçekte etkisini
daha da artırarak 24-25 Eylül 2026 tarihlerinde
Yenikapı Avrasya Gösteri ve Sanat Merkezi’nde
kapılarını açmaya hazırlanıyor.
Türkiye’nin turizmde küresel rekabet gücünü
artırma hedefiyle konumlanan İTF; ana
sponsorluğunu Türkiye İş Bankası’nın
üstlendiği, resmi hava yolu sponsorluğunu Türk
Hava Yolları’nın yürüttüğü güçlü bir iş birliği
yapısıyla hayata geçiriliyor. Organizasyon, Türkiye
Seyahat Acentaları Birliği’nin stratejik partnerliğinde,
Türkiye Otelciler Birliği ve Türkiye Turizm
Yatırımcıları Derneği’nin resmi iş ortaklığında;
İstanbul Büyükşehir Belediyesi, T.C. Ticaret
Bakanlığı ve İstanbul Kongre ve Ziyaretçi Bürosu’nun
destekleriyle daha da güçleniyor.
Ataman: “Satın alıcıları titizlikle belirledik”
Dream Project Yönetim Kurulu Üyesi ve CEO’su
Volkan Ataman, organizasyona ilişkin değerlendirmesinde;
150 ülkeden tur operatörleri,
outgoing acenteler, online platformlar, DMC,
MICE ve seyahat acentelerinden toplam 10 bin
turizm profesyoneli ile gerçekleştirilen kapsamlı
anket çalışması sonucunda, fuara katılacak satın
alıcıların titizlikle belirlendiğini ifade etti.
Amerika, Kanada, Avustralya, Güney Afrika,
Kenya, Nijerya ve Rusya Federasyonu’na bağlı
Dağıstan, Çeçenistan, Tataristan, Avrupa pazarında
İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya, Belarus,
İspanya, Hollanda, Belçika, Danimarka, Litvanya,
Polonya, Çekya, Macaristan, Bulgaristan, Arnavutluk
ve Kuzey Makedonya; Doğu pazarında
BAE, Suudi Arabistan, Umman, Irak, Mısır ve
Katar, Asya pazarında Singapur, Hindistan, Pakistan,
Kazakistan, Gürcistan, Tayland ve Bangladeş’te
Türkiye’ye odaklanan güçlü acente ve
tur operatörlerinin fuara dahil edildiği belirtildi.
Ataman ayrıca, katılımcı profilinin özellikle karar
verici pozisyonlardaki profesyonellerden oluşmasına
büyük önem verdiklerini vurgulayarak, fuara
katılan temsilcilerin direktör, CEO, firma sahibi
ve kontrat yöneticisi gibi karar alma yetkinliğine
sahip kişiler olacağını ifade etti.
Turizmin devleri B2B görüşmelerde buluşuyor
Hosted buyer (satın alıcı) programı kapsamında,
24-25 Eylül tarihlerinde stant sahibi katılımcılar
ile satın alım heyeti arasında B2B görüşmeler
gerçekleştirilecek. Profesyonel randevu sistemi
sayesinde önceden planlanan toplantılar; ülke
ve kategori bazlı eşleştirmelerle katılımcılar ile
doğru satın alıcıları bir araya getirecek ve yeni iş
birliklerinin temelini oluşturacak.
Türkiye turizm sektörünün
tüm kilit paydaşlarını
küresel liderlik hedefi
etrafında buluşturan
İTF, dördüncü yılında
uluslararası satın alma
programı ile Türkiye’de
turizm harcaması yapan
ve yeni iş birliği geliştirmek
isteyen acente ve tur
operatörlerini İstanbul’da
ağırlayacak.
Azerbaycan’ın Türkiye Roadshow’u 4 Şehirde
Gerçekleşti
GlobeMeets koordinasyonuyla ve Azerbaycan Turizm Bürosu Türkiye Temsilciliği tarafından, AZAL ve 10 turizm
ortağının katılımıyla İzmir, Ankara, Mersin ve İstanbul’da (Radisson Collection Vadistanbul Hotel dahil) roadshow
düzenlendi.
Azerbaycan Turizm Bürosu’nun (ATB)
Türkiye Temsilciliği, Azerbaycan Hava
Yolları (AZAL) başta olmak üzere
turizm sektöründen 10 iş ortağıyla birlikte,
13–17 Nisan tarihleri arasında Türkiye’de
gerçekleştirdiği roadshow organizasyonu
kapsamında Azerbaycan’ı dört mevsim ziyaret
edilebilen cazip bir destinasyon olarak tanıttı.
500 katılımcıyı bir araya getirdi
İzmir, Ankara, Mersin ve İstanbul’da
düzenlenen etkinlikler; Türk turizm sektörü
temsilcileri ve basın mensuplarından
oluşan yaklaşık 500 katılımcıyı bir araya
getirdi. Gerçekleştirilen organizasyonlarda
Azerbaycan’ın şehir turizmi, alışveriş odaklı
seyahat seçenekleri, zengin kültürel mirası
ve macera turizmi olanaklarının yanı sıra; iş,
toplantı ve etkinlik turizmi (MICE) alanındaki
güçlü altyapısı ön plana çıkarıldı. Özellikle
ülkenin kuzey ve kuzeybatı turistik rotalarında
sunulan deneyimlere dikkat çekilerek, bu
bölgelerin gelişmiş turizm altyapısı, tesis
olanakları ve kış turizmi ile rekreasyon
potansiyeli vurgulandı.
Azerbaycan Türk pazarındaki etkinliğini
güçlendiriyor
Her şehirde gerçekleştirilen etkinliklerde,
destinasyon sunumlarının yanı sıra hedef
odaklı B2B görüşmeler organize edilerek,
katılımcılara yeni iş birlikleri geliştirme ve
mevcut ilişkileri güçlendirme fırsatı sunuldu.
Ankara’da düzenlenen etkinlik ise, Azerbaycan
Cumhuriyeti’nin Türkiye Cumhuriyeti
nezdindeki Büyükelçiliği temsilcilerinin
teşrifleriyle ayrı bir önem kazandı. Azerbaycan
Turizm Bürosu Türkiye Temsilciliği, bu tür
organizasyonlar aracılığıyla Türk pazarındaki
etkinliğini güçlendirmeye devam ederken,
Azerbaycan’ı Türk seyahat severler için cazip
bir destinasyon olarak konumlandırmayı
sürdürüyor.
Türkiye-Azerbaycan turizm trafiğinde %13,5
artış
2026 yılının Ocak-Mart döneminde Türkiye’den
Azerbaycan’a seyahat eden ziyaretçi sayısı,
2025 yılının aynı dönemine kıyasla %13,5
oranında artış göstererek 105.265 kişiye ulaştı.
hotel restaurant
48 & hi-tech
gündem
Cihat Toprak: “Dubai’de Turizm Çöktü;
Yeni Rota Asya”
Orta Doğu’da artan jeopolitik gerilimin turizme etkisini değerlendiren Toprak Turizm Yurtdışı Turları
Direktörü Cihat Toprak, Körfez’in en güçlü destinasyonlarından Dubai’de turizmin ciddi darbe
aldığını söyledi. Toprak, “Savaşın gölgesinde Dubai’de oteller boşaldı, turizm hareketliliği durma
noktasına geldi” ifadelerini kullandı.
Orta Doğu’da ABD, İsrail ve İran arasındaki
savaş, bölgenin en güçlü turizm
merkezlerinden biri olan Dubai’de hayatı
durdurdu. Geçtiğimiz yıl yaklaşık 20 milyon
ziyaretçiyi ağırlayarak tarihi bir rekor kıran
Dubai, bölgedeki savaşın sürmesi durumunda
bu yılki turizm gelirlerinde %90'a varan bir
kayıpla karşı karşıya kalabilir.
Dubai turizminin her ayağında kriz büyüyor
Toprak Turizm Yurtdışı Turları Direktörü
Cihat Toprak, konuyla ilgili yaptığı açıklamada
bölgedeki gerilimin turizmi nasıl etkilediğini
şu şekilde aktardı: “Savaşın oluşturduğu
güvenlik endişesi ve hava sahasında yaşanan
aksaklıklar, turist hareketliliğini kısa sürede
ciddi şekilde yavaşlattı. Özellikle uluslararası
ziyaretçilere ağırlayan işletmelerinde gelir
kayıpları dramatik seviyelerde. Sektör
temsilcileri, bazı işletmelerde müşteri
trafiğinin ciddi oranda düştüğünü söylüyor.”
Turistlerin yeni rotası Asya
Dubai merkezli turizmde yaşanan daralmanın
ardından global turizm hareketlerinde önemli
bir yön değişimi yaşandığını açıklayan Toprak,
rotanın Körfez’den Asya’ya döndüğünü ifade
ederek şunları söyledi: “Dubai’de yaşanan
gelişmeler sonrası kendilerine yeni rota
arayan turistler, özellikle Asya bölgesine
akın etmeye başladı. Japonya, Güney Kore,
Malezya, Singapur ve Bali hattında turlarımıza
olan talep belirgin şekilde arttı. Özellikle
Malezya–Singapur–Bali kombinasyonları ve
Japonya–Güney Kore programları, şu an en
çok tercih edilen destinasyonlar arasında ilk
sırada yer alıyor.”
Rusya’ya şaşırtıcı talep artışı
Rusya-Ukrayna krizi nedeniyle bir dönem
talep düşüşü yaşanan Rusya turlarında
ise son dönemde artış yaşandığını belirten
Toprak, hem Rusya hem de Avrupa talepleri
hakkında şöyle konuştu: “Rusya’da yeniden
hareketlenme görüyoruz. Gerilimin azalması
sonrası oluşan normalleşme algısıyla birlikte
Rusya turlarına olan talepte yaklaşık %10
seviyesinde bir artış söz konusu. Avrupa
turlarında ise uzun süredir vize süreçlerinden
kaynaklı bir yavaşlama vardı. Ancak
Dubai’de yaşanan gelişmeler sonrası Avrupa
destinasyonlarına da talep yeniden artmaya
başladı. Vize zorluklarına rağmen bu artış
dikkat çekici.”
Turist güvende olmak istiyor
Son dönemde müşterilerinden aldıkları
geri bildirimlere dikkat çeken Toprak son
olarak şunları ekledi: “Turistler fiyat değil;
güvenlik, erişilebilirlik ve seyahat sürekliliğini
ön planda tutuyor. Bu nedenle biz de Toprak
Turizm olarak tüm planlamalarımızı bu yeni
turizm gerçekliğine göre şekillendiriyoruz.
En doğru destinasyonları, en doğru zamanda
misafirlerimizle buluşturmaya devam
edeceğiz.”
hotel restaurant
50 & hi-tech
gündem
Uzakrota’dan Yeni Vizyon Yeni Marka:
The Meet
Uzakrota, küresel genişleme planları kapsamında kurduğu yeni markası ‘The Meet’ adı altındaki ilk
büyük zirve etkinliğini 2027 yılının Kasım ayında Belgrad’da gerçekleştirmeyi planladı. Avrupa’nın
en büyük etkinliklerinden biri olmaya aday Belgrad zirvesi için bölgenin köklü operatörü Balkan
Holidays arasında stratejik ortaklık için imzalar atıldı.
Global turizm ekosisteminin öncü
platformu Uzakrota, geleneksel
fuarcılık anlayışını değiştirecek yeni
zirve markasını hayata geçiriyor. ‘’The Meet’’
zirve serisi, dünyadaki benzer etkinliklerin
aksine iş geliştirme süreçlerini tersine çeviren
yepyeni bir modelle gerçekleştirilecek.
Bu yeni konsept, Uzakrota’nın global
ağını genişletirken, butik ve sonuç
odaklı networking etkinlikleriyle turizm
profesyonellerini buluşturmaya devam
edecek.
Uzakrota ‘’The Meet’’in yol haritasını da
şekillendiriyor. Yeni marka adı altındaki
ilk büyük zirve planlandı ve ilk stratejik
anlaşma imzalandı. 2027 yılı Kasım ayında
Sırbistan’ın başkenti Belgrad’da düzenlenecek
olan dev organizasyon için bölgenin köklü
operatörlerinden Balkan Holidays ile stratejik
ortaklık için imzalar atıldı. Uzakrota ve Balkan
Holidays, turizm dünyasını 2027’de Belgrad’da
bir araya getiriyor, geleneksel fuarcılık
anlayışı değişiyor! Avrupa’nın en büyük
etkinliklerinden biri olmaya aday bu zirve,
alışılmışın dışındaki kurgusuyla sektörde yeni
bir dönem başlatıyor.
Uzakrota, The Meet ile etkinlik takvimini
de hızlandırıyor. Sektöre taze bir soluk
getirecek olan "The Meet" serisinin ilk
buluşma durakları da şimdiden belli oldu:
St. Petersburg, Rusya (16-19 Nisan 2026) ve
Kahire, Mısır (12-16 Mayıs 2026).
Satın almacılar merkezde: "Masaları
ziyaretçi firmalar gezecek"
‘The Meet’ dünyadaki benzer etkinliklerin
aksine, iş geliştirme süreçlerini tersine
çeviren bir modelle hayata geçecek. Bu özel
kurguda; DMC’ler, oteller, havayolu şirketleri
ve teknoloji firmaları, kendileri için ayrılan
alanlarda beklemek yerine, etkinlikte yer
alan 400 Hosted Buyer (satın almacı) şirketi
masalarında ziyaret edecek. Bu etkileşim
modeline katılım sağlamak isteyen tedarikçi
firmalar, biletleme sistemiyle organizasyona
dahil olarak doğrudan karar vericilerle
buluşma fırsatı yakalayacak.
Güçlü partner desteği ve büyük potansiyel
‘’The Meet’in ilk büyük zirvesi Belgrad’da, 2027
Kasım ayında, bölgenin en güçlü kurumlarının
desteğiyle gerçekleştirilecek. Geleneksel
fuarcılık anlayışı değiştirecek zirve ile;
Uzakrota ve Balkan Holidays, turizm dünyasını
Belgrad’da bir araya getirecek. Air Serbia,
Visit Serbia ve GoBelgrade gibi stratejik
partnerlerin katılımı ile binlerce sektör
profesyoneli için dev bir ticari potansiyel ve
network imkanı yaratılacak. Balkan Holidays
Kurucusu Bojan Petković stratejik ortaklığa
dair görüşünü şöyle belirtti: "Uzakrota ile
gerçekleştirdiğimiz bu iş birliği, Balkan
coğrafyasının turizmdeki gerçek potansiyelini
dünyaya kanıtlayacak bir dönüm noktasıdır.
Özellikle tedarikçilerin satın almacıları
masalarında ziyaret ettiği bu dinamik model,
ticari verimliliği en üst seviyeye çıkaracaktır.
Partnerlerimizin de gücüyle Belgrad’ı dünya
turizminin kalbi haline getirmeye kararlıyız."
Gazi Murat Sen
DENTUROD Başkanı
,
“Pamukkale İçin Kontrollü Gelecek:
Koruyarak Kazanmalıyız”
Çocuklarımıza miras değil, ‘Eskiden
Beyazdı’ hikâyesi mi bırakacağız?
Bazen bir değeri yok etmek için balyoz
gerekmez. Fazla sevmek, kapasitesini
zorlamak ve “turist sayısı” istatistiklerine
teslim etmek yeter. Pamukkale
Travertenleri, bugün tam da bu uçurumun
kenarında. 2025 yılında 2,3 milyon ziyaretçi
ağırladı. Denizli nüfusunun iki katından
fazla. Yıllarca “ne kadar çok turist, o kadar
başarı” dedik; bugün doğa faturayı kesiyor:
Pamukkale nefes alamıyor.
450 litreden 150 litreye: Sessizce
kuruyoruz
DSİ verilerine göre, Pamukkale’yi besleyen
termal su debisi son 30 yılda üçte iki
oranında azaldı. 1993’te saniyede 450 litre
olan can suyu, bugün 150 litreye geriledi. Bu
sadece teknik bir rakam değil; travertenlerin
kararması, kristal dokunun bozulması ve
beyaz mucizenin griye dönüşmesi demek.
Aynı anda binlerce kişinin üzerinde yürüdüğü
travertenler, doğal yenilenme hızını aşarak
aşınıyor ve rengini kaybediyor. Ayakkabısız
yürümek yetmiyor; artık attığımız adımların
sayısını da sınırlamak zorundayız.
Dünya bu gerçeği çoktan kabul etti. Machu
Picchu’da rastgele dolaşamaz, Galapagos’a
serbest giremezsiniz. Bu yerler halktan
koparıldığı için değil, geleceğe kalsın diye
korunuyor.
Pamukkale’yi geçiş güzergâhı
olmaktan çıkarıp, deneyim merkezine
dönüştürmeliyiz”
Travertenlere erişimi bilet, kota ve zaman
dilimiyle kontrollü hale getirmek bir yasak
değil, savunma refleksidir. Bu model bize
şunlar kazandırır:
Fiziksel aşınmayı ve kararmayı minimalize
eder. Kalabalık içinde fotoğraf telaşı yerine,
suyun sesini duyabileceğiniz gerçek bir
deneyim sunar. Turizmi daraltmaz, genişletir.
Kontenjan dolunca ziyaretçiler Hierapolis
Antik Kenti’ne, Kleopatra Havuzu’na,
Karahayıt termal bölgesine, Laodikya, Tripolis,
Buldan, Çal ve Çivril’e yönlendirilir. Böylece
Denizli turizmi gelirini zamana ve mekâna
yayar, ziyaretçiler daha uzun konaklar.
Müze Kart sahipleri ve yerel halk için özel
kotalar ile öncelikli saatler ayrılarak adalet
sağlanabilir. Travertenlerden elde edilen
gelirin önemli bir bölümü doğrudan UNESCO
mirasının restorasyonu, bilimsel izleme ve
su kaynaklarının korunmasına aktarılmalıdır.
DÖSİMM ihalelerinde bu şartnameye açıkça
yazılmalı, harcamalarda yerel dinamikler
dikkate alınmalıdır.
Pamukkale’de kontrollü erişim turizmi
kısıtlamak değildir
Pamukkale’de kontrollü erişim, turizmi
kısıtlamak değil; onu geleceğe taşımaktır.
Doğayla rekabet edilmez, onunla uyum içinde
yaşanır. Bugün alacağımız kararlar, yarın
çocuklarımızın hâlâ parlayan bir mirası mı
yoksa “eskiden beyazdı” diye başlayan hüzünlü
hikâyeleri mi anlatacağını belirleyecek.
hotel restaurant
52 & hi-tech
gündem
Trabzon’dan Çin’e Güçlü Turizm Tanıtım
Mesajı
Trabzon, Çin’in Xi’an kentinde düzenlenen Uluslararası İpek Yolu Turizm Fuarı’nda “İpekyolu Damgası” ile öne çıkarak
kültürel ve turizm potansiyelini uluslararası platformda tanıttı. Fuarda konuşan Trabzon İl Kültür ve Turizm Müdürü
Tamer Erdoğan, şehrin İpek Yolu üzerindeki stratejik konumu ve Çinli turistlere yönelik turizm vizyonunu anlattı.
“Karadeniz ve Çin mutfakları ortak
karakteristiklere sahip”
Gastronomi turizminin de önemli bir başlık
olduğuna değinen Erdoğan, çay kültürü
başta olmak üzere, Karadeniz mutfağından
hamsi, turşu ve kuymak başta olmak üzere
bölgemizde yetişen sebzelerden yapılan
yöresel yemeklerin Çin mutfağı ile ortak
karakterisik özellikler taşıdığını, diğer
yandan doğa ve macera turizmine yönelik
dantrekking, doğa yürüyüşleri, zipline ve
rafting gibi outdoor aktivitelerin bölgemizde
yoğun bir biçinmde bulunduğunu sözlerine
ekledi.
Çin’in Xi’an kentinde düzenlenen
Uluslararası İpek Yolu Turizm Fuarı’nda
Trabzon, “İpekyolu Damgası” ile öne
çıktı. Fuarda gerçekleştirilen panelde Kültür
ve Turizm Bakanlığını temsilen katılan
Trabzon İl Kültür ve Turizm Müdürü Tamer
Erdoğan yaptığı konuşmada Trabzon’un
tarihsel ve stratejik konumuna dikkat çekti.
Erdoğan: “Uzungöl ve Sümela merkezli
tematik turlarla deneyim hedefliyoruz”
Erdoğan, İpek Yolu’nun başlangıç
noktalarından biri olan Xi’an ile Trabzon
arasında güçlü bir bağ bulunduğunu
vurgulayarak, “Xi’an tarihi İpek Yolu’nun
başlangıç noktasıdır. Şehrimiz Trabzon
ise bu yolun doğuda denizle buluştuğu
en önemli limanlardan biridir. Bu özellik,
köklü dostluğumuzun yanı sıra kültürel ve
ticari iş birliklerimizin en önemli dayanağını
oluşturmaktadır” dedi. Trabzon’un turizm
vizyonuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan
Erdoğan, şehrin özellikle doğa ve yayla
turizmi odağında
özgün deneyimler
sunan bir
destinasyon olarak
konumlandırılması
gerektiğini ifade
etti. Bu kapsamda
Uzungöl ve
Sümela Manastırı
merkezli tematik
tur programlarının
Çinli turistlerin
deneyimlenmesini
arzu ettiğini belirtti.
“Türk Hava Yolları Çin’i çok önemsiyor”
Çin pazarına yönelik turizm stratejilerine de
değinen Erdoğan, fotoğraf, doğa deneyimi
ve “slow travel” temalı tur paketlerinin Çinli
turist profiline uygun şekilde kurgulandığını,
Trabzon’un, İstanbul bağlantılı uçuşlarla
yaklaşık 1,5 saatlik mesafede ulaşılabilir bir
destinasyon olduğuna işaret etti. Havayolu
iş birliklerinin önemine de değinen Erdoğan,
Türk Hava Yolları’nın Çin’i çok önemsediğini
ayrıca Air China ile yapılacak iş birliklerine de
hazır olduklarını söyledi.
“Vize muafiyeti büyük avantaj”
Çinli turistlere yönelik uygulanan “vize
muafiyeti” avantajının Çinli turistler için çok
büyük bir kolaylık olduğunu dile getiren
Erdoğan; bu avantajın Çinli turistler tarafından
değerlendirilerek ülkemize daha çok Çinli
turist gelmesini temenni ediyoruz” diye
konuştu.
“Türkiye’yi turizmde stratejik bir alan olarak
görüyoruz”
Moderatörün “Türkiye’nin turizme bakış açısı
nedir? Devlet yönetiminin turizmi destekleyici
çalışmaları var mı sorusu üzerine Erdoğan,
“Türkiye, turizmi yalnızca ekonomik bir faaliyet
olarak değil, aynı zamanda kültürel diplomasi,
ülke markalaşması ve uluslararası etkileşim
aracı olarak gören stratejik bir yaklaşım
benimsemektedir. Bu vizyonun en üst
düzeydeki yönlendiricisi, Cumhurbaşkanımız
Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır. Sayın
Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye,
turizmde güvenli destinasyon, güçlü altyapı
ve küresel marka ülkesi olma hedefiyle
hareket etmektedir. Bu kapsamda Kültür ve
Turizm Bakanlığı ve Türkiye Turizm Tanıtım
ve Geliştirme Ajansı, turizmin hem tanıtım
hem de stratejik büyüme boyutunu birlikte
yönetmektedir. Kültür ve Turizm Bakanımız
Sayın Mehmet Nuri Ersoy, Türkiye turizmini
son yıllarda sürdürülebilir, yüksek gelir odaklı
ve deneyim temelli bir yapıya dönüştürmeyi
hedefleyen reformları hayata geçirmiştir.”
ifadelerini kullandı.
Xie Bin: “Trabzon’un İpekyolu üzerinde
oluşu sempatimizi artırıyor”
Aynı zamanda Shaanxi Radyo ve Televizyon
Kurumu Sunucusu olan Moderatör Xie Bin,
“Trabzon’un Xi’an da düzenlen fuara ikinci
kez katılımından duydukları memnuniyeti
dile getirerek; İpekyolu biz için çok değerlidir.
Trabzon’un İpekyolu üzerinde oluşu bizim
Trabzon’a olan sempatimiz artırıyor. Fuara
ikinci kez gelişinizde bizi çok mutlu etti.
Geçen yılki katılımınız gerek sosyal medyada
gerek basında çok ilgi gördü. Tekrardan hoş
geldiniz” diyerek sözlerine son verdi.
hotel restaurant
54 & hi-tech
yatırım röportaj
Murat Başer:
“Marisstone’u Farklı Coğrafyalarda Zincirleştirmeyi
Hedefliyoruz”
Saros Körfezi’nin doğal dokusu
içinde konumlanan Marisstone
Hotel, sürdürülebilir turizm
yaklaşımı ve deneyim odaklı konseptiyle
bölgenin yükselen değerleri arasında
yer alıyor. Kartur Grup Turizm
İşletmeleri Genel Müdürü Murat Başer,
Marisstone’un doğa, teknoloji ve prestiji
bir araya getiren yapısını ve 2026 sezonu
hedeflerini anlattı.
Marisstone Hotel, Saros Körfezi
ve Gökçetepe Tabiat Parkı içinde
konumlanan, doğa ile iç içe özel
bir konsept sunuyor. Oteli klasik
otellerden ayıran en güçlü deneyim ve
hizmet unsurları nelerdir?
Marisstone Hotel’i klasik otellerden
ayıran en temel unsur, yalnızca bir
konaklama değil, çok katmanlı ve
bütüncül bir deneyim sunmasıdır. Biz
kendimizi doğanın ve denizin bir parçası
olarak konumlandırırken, aynı zamanda
günümüz misafir beklentilerine
tam anlamıyla cevap veren modern
ve prestijli bir konsept sunuyoruz.
Estetik, doğallık ve prestiji bir araya
getiren yapımız; sosyal medyada
paylaşılabilirliği yüksek, görsel gücü
olan ve misafire ayrıcalık hissi yaşatan
bir deneyim ortaya koyuyor. Bu da
Marisstone’u yalnızca bir tatil noktası
değil, aynı zamanda bir yaşam ve
deneyim markası haline getiriyor.
Bununla birlikte bizi farklılaştıran
en önemli unsurlardan biri de,
teknolojiye yaptığımız yatırım. Webee
markasıyla birlikte geliştirdiğimiz mobil
uygulamamız, iki yıl üst üste dünyada
en çok kullanılan ve en fazla talep gören
otel uygulamalarından biri olarak öne
çıkıyor. Bu uygulama aslında bir dijital
asistan görevi görüyor. Misafirlerimiz,
tatilleri boyunca ihtiyaç duydukları
her şeye bu uygulama üzerinden
anında ulaşabiliyor; taleplerini
iletebiliyor, hizmetleri planlayabiliyor
ve konaklama deneyimlerini tamamen
kişiselleştirebiliyor. Bu sayede
misafirlerimize her an yanlarında olan,
hızlı, güvenli ve kesintisiz bir hizmet
deneyimi sunuyoruz.
Deneyim tarafında ise Marisstone,
doğayı aktif şekilde yaşatan güçlü bir
altyapıya sahip. Macera parkurumuz,
yürüyüş rotalarımız ve bisiklet
parkurlarımız misafirlerimize keşif
imkânı sunarken; zipline gibi adrenalin
odaklı aktiviteler farklı bir heyecan
katıyor. Deniz tarafında ise dalış turizmi
öne çıkıyor; özellikle bölgede bulunan
tank batığı, su altı deneyimini çok
daha özel ve keşif odaklı hale getiriyor.
Bunun yanında su üstü sporlarıyla da
misafirlerimize denizle daha dinamik
bir bağ kurma fırsatı sunuyoruz.
Misafir profiliniz ve hedef pazarınız
hakkında bilgi alabilir miyiz? Özellikle
yerli ve yabancı turist ilgisi, segment
bazında hedef kitleniz ve son yıllarda
doluluk oranlarında gözlemlediğiniz
değişimler nasıl şekilleniyor?
Marisstone Hotel olarak ağırlıklı
olarak iç pazar odaklı bir misafir
profiline sahibiz. Ancak bununla birlikte
Avrupa pazarında, özellikle Balkanlar
başta olmak üzere dikkat çeken ve
ilgi uyandıran bir destinasyon haline
geliyoruz. Benzer şekilde Rusya ve
Ukrayna ekseninden de misafirler
ağırlıyoruz.
Misafirlerimizin ortak beklentisi; deniz,
kum ve güneş üçlüsünü klasik bir tatilin
ötesine taşıyan, deneyim ve keşif odaklı
bir konaklama yaşamak. Marisstone
bu noktada, doğayı, macerayı, deniz
üstü ve deniz altı aktivitelerini bir araya
getiren yapısıyla farklılaşıyor. Bu da bizi
daha seçici, deneyim odaklı ve nitelikli
bir kitleyle buluşturuyor.
Pazar hareketliliği açısından
baktığımızda ise özellikle İstanbul
çıkışlı kuzey rotasında konumlanan,
yol üzerinde mutlaka durulması
ve deneyimlenmesi gereken bir
destinasyon olduğumuzu görüyoruz. Bu
konum avantajı, hem kısa kaçamaklar
hem de planlı tatiller için Marisstone’u
cazip bir durak haline getiriyor.
Saros Körfezi ve Keşan-Gökçetepe
bölgesi son yıllarda doğa ve alternatif
turizm açısından öne çıkıyor.
Bölgedeki turizm hareketliliğini,
destinasyonun gelişimini ve
Marisstone Hotel’in bu ekosistem
içindeki konumlanmasını ve rekabet
gücünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Saros Körfezi ve Keşan-Gökçetepe hattı
son yıllarda özellikle dalış turizmiyle
birlikte çok daha güçlü bir şekilde
ön plana çıkmaya başladı. Bölgenin
su altı zenginliği, berraklığı ve keşif
potansiyeli, hem profesyonel dalgıçlar
hem de deneyim arayan misafirler için
önemli bir çekim unsuru oluşturuyor.
Bu anlamda Saros, yalnızca klasik
deniz turizmiyle değil, deniz altı
deneyimleriyle de farklılaşan bir
destinasyon haline geliyor.
Marisstone Hotel olarak Gökçetepe
Tabiat Parkı’nın içinde konumlanmamız,
bizi bu ekosistemin çok özel bir parçası
haline getiriyor. Gökçetepe Tabiat Parkı
yılda yaklaşık 300.000’e yakın geceleme
kapasitesine ulaşan önemli bir turizm
merkezi. Bunun yanında Türkiye’de
sürdürülebilir turizm sertifikasına
sahip, üçüncü aşama belgeyi almış
tek tabiat parkı olması da bölgenin
ne kadar özel ve koruma odaklı
yönetildiğini gösteriyor.
Bölgesel ölçekte baktığımızda
ise Gökçetepe ile birlikte Erikli ve
Mecidiye hattının son yıllarda özellikle
İstanbul’dan yoğun şekilde misafir
çektiğini görüyoruz. Bu hareketlilik,
bölgenin artık alternatif değil, güçlü bir
ana destinasyon haline geldiğini ortaya
koyuyor.
Tüm bu gelişmelerin temelinde
ise bölgenin en önemli iki değeri
yatıyor: bakir doğa ve tertemiz deniz.
Marisstone Hotel olarak biz de bu güçlü
doğal mirasın içinde, onu koruyarak
ve nitelikli turizmle destekleyerek
konumlanıyor; bölgenin değerini artıran
bir yapı olmayı hedefliyoruz.
1 Mayıs itibarıyla yeni sezonu açtınız.
2026 sezonuna dair yenilikler, sürpriz
yatırımlar veya konsept geliştirmeleri
var mı? Misafir deneyimini
farklılaştırmak adına ne gibi adımlar
attınız?
Yeni sezona başlarken, misafir
deneyimini daha da zenginleştiren ve
çeşitlendiren önemli adımlar attık. Bu
sezonla birlikte özellikle yoga, pilates ve
wellness aktivitelerini de konseptimize
dahil ettik. Amacımız, misafirlerimizin
günün her anında kendilerine uygun
bir aktivite bulabilmelerini sağlamak.
Gökçetepe Tabiat Parkı’nın doğal
atmosferiyle birleşen bu aktiviteler
sayesinde, misafirlerimize 24 saat
yaşayan, dinamik ve dengeli bir tatil
deneyimi sunuyoruz.
Bununla birlikte gastronomi tarafında
da daha interaktif ve deneyim odaklı bir
yaklaşım benimsiyoruz. Restoranımızda
düzenleyeceğimiz workshoplar ve özel
deneyim seansları ile misafirlerimizi
sadece lezzetle değil, aynı zamanda
sürecin bir parçası olmaya davet
ediyoruz. Yerel ürünlerin ön planda
olduğu, daha rafine ve katılımcı bir
gastronomi anlayışıyla 2026 sezonunda
çok daha aktif bir hizmet sunmayı
hedefliyoruz.
2026 sezonu için doluluk hedefleriniz
nelerdir? Bölgedeki rekabet, talep
dengesi ve pazar koşullarını da göz
önünde bulundurarak yılı hangi
doluluk oranı ve büyüme hedefleriyle
kapatmayı planlıyorsunuz?
Marisstone aslında Gökçetepe Tabiat
Parkı’nda başlayan bir hikaye. Ancak
bu hikaye başladığı yerde sona ermiyor.
Saros Körfezi’nde kurduğumuz bu yapı
ile misafirler tarafından beğenilen,
talep gören ve tercih edilen güçlü bir
deneyim ekosistemi oluşturduk.
Bugün hedefimiz, bu ekosistemi farklı
coğrafyalara taşıyarak Marisstone
markasını bir zincir haline getirmek.
Bu doğrultuda Ege aksında, özellikle
Akyaka bölgesinde planladığımız
yatırımlar bulunuyor. Aynı şekilde
Karadeniz’de, Rize Handüzü Yaylası’nda
konumlanacak bir kayak oteli projesi
üzerinde de çalışıyoruz. Bu projelerde
de temel yaklaşımımız değişmiyor:
bulunduğu coğrafyanın ruhuna uygun,
doğayla entegre, deneyim odaklı
ve yüksek standartlı bir konaklama
anlayışı sunmak.
Marisstone kalitesini Türkiye’nin farklı
turizm destinasyonlarına taşımak
en önemli hedeflerimizden biri. Biz
Marisstone’u tek bir otel olarak
değil; misafirlerine her lokasyonda
eşsiz ve karakteristik deneyimler
sunan güçlü bir marka zinciri olarak
konumlandırıyoruz.
hotel restaurant
56 & hi-tech
yeni yatırımlar
Gürok Grup Kütahya’daki Yeni Oteli
Gül Palas Vista’yı Açtı
Turizm sektöründe Kütahya, Antalya ve Maldivler'deki tesisleriyle önemli markaları bünyesinde barındıran
Gürok Grup, Gül Palas Vista oteli ile köklerinin bulunduğu Kütahya'ya yaptığı yatırımlara bir yenisini daha ekledi.
Şehir merkezinde konumlanan ve modern
şehir oteli anlayışıyla tasarlanan 40 oda, 72
yatak kapasiteli Gül Palas Vista, gastronomi
odaklı yeni buluşma noktaları ve yerel ekosisteme
katkı sunan işletme modeliyle Kütahya'nın
artan turizm potansiyeline yanıt vermeyi
amaçlıyor.
Gürok Grup'un Kütahya'daki turizm serüveni,
1966 yılında Gül Palas'ın açılışıyla başladı.
Grubun kente ikinci otel yatırımı olan Gül Palas
Vista, Kütahya’nın şehir turizminde önemli bir
ihtiyacı karşılamak üzere faaliyete geçiyor. Gürok
Grup Yönetim Kurulu Başkan Vekili Esin Güral
Argat, açılış vesilesiyle şunları söyledi: “Bugün
60 yıllık geçmişe sahip Gül Palas markamızı,
Gül Palas Vista ile bir adım ileri taşıyoruz. Bu
yeni tesisimizin, Kütahya’nın ekonomik ve sosyal
canlılığına yeni bir dinamizm kazandıracağına
ve kentin turizm hareketliliğini destekleyeceğine
inanıyorum.”
Argat: ‘Turizm, Kütahya’nın en büyük fırsatı”
Kütahya’nın termal zenginlikleri, tarihi kültürel
mirası ve coğrafi konumuyla turizm alanında
önemli bir potansiyel taşıdığını vurgulayan Esin
Güral Argat şöyle devam etti: “Turizm, Kütahya'nın
önündeki en büyük fırsatlardan biri. Kütahya’yı
bir marka şehir yapacaksak en başta turizm
yatırımlarımızı güçlendirmemiz kritik önem
taşıyor. Gül Palas Vista'nın, kent merkezindeki
konumuyla hem iş hem kültür turizmi alanında
gerçek bir ihtiyacı karşılayacağına inanıyoruz.
Antalya'dan Maldivler'e uzanan küresel turizm
deneyimimizi ve hizmet anlayışımızı Kütahya’ya
yaptığımız yeni yatırıma aktarmaktan mutluluk
duyuyoruz."
Şehir ve iş oteli konseptinde yeni bir standart
Şehir ve iş oteli segmentinde konumlanan Gül
Palas Vista, fonksiyonel lüks ile ev konforunu bir
arada sunan anlayışıyla öne çıkıyor. Giriş katındaki
pastane ve kafe konsepti Kütahya'nın yeni
buluşma noktalarından biri olurken, panoramik
restoran katı Kütahya’nın yerel lezzetleriyle
birlikte gastronomi ve estetiğin buluştuğu öncü
bir deneyim sunuyor. Gürok Grup'un sürdürülebilirlik
vizyonu doğrultusunda yerel üreticilerle
kurulan iş birlikleri de Kütahya ekonomisine doğrudan
katkı sunuyor. Tesisin, "yerel ruh, modern
dokunuş" felsefesiyle şekillenen iç mimarisi,
Kütahya’ya özgü zanaatkarlık kültürünü ve dokuları
modern çizgilerle birleştirerek, minimalist ve
“zamansız” bir atmosfer sunuyor.
Küresel turizm birikimi yeni yatırımla kütahya'ya
taşınıyor
Gürok Grup’un yaklaşık 35 yıl önce Antalya'da
hayata geçirdiği Ali Bey Hotels & Resorts, dünyada
spor odaklı turizmin öncü markaları arasında
yer alıyor. 100'ü aşkın tenis kortuyla dünyanın en
büyük tenis oteli unvanını taşıyan Ali Bey Hotels
& Resorts, her yıl binlerce misafiri ağırlamaya
devam ediyor. 2018'de ultra lüks sürdürülebilir
turizm vizyonunu JOALI Maldives ve JOALI
BEING markalarıyla Maldivler’e taşıyarak dünya
sahnesinde konumlandıran Gürok, Akdeniz'in
ilk villa oteli BIJAL ile ultra lüks segmentteki
yatırımlarını Antalya’da genişletti. Gürok Grup,
sanayi ve turizm sektörlerinde sürdürdüğü
yatırımlarla hem küresel ölçekte büyümeyi hem
de köklerinin bulunduğu Kütahya’da ekonomik ve
sosyal kalkınmaya katkı sunmayı sürdürüyor. Gül
Palas Vista’nın da bu vizyonun bir parçası olması
hedefleniyor.
hotel restaurant
58 & hi-tech
yeni yatırımlar
Altunizade Suites İstanbul
Curio Collection
by Hilton Açıldı
Altunizade Suites İstanbul, Curio
Collection by Hilton, kapılarını
açarak İstanbul’da hizmet vermeye
başladı. Zeynep Fadıllıoğlu imzalı
tasarımıyla dikkat çeken otel,
sanat, konfor ve gastronomiyi
Anadolu Yakası’nda buluşturan
yeni bir merkez olmayı hedefliyor.
Hilton’un benzersiz deneyimler sunan,
özenle seçilmiş yaklaşık 180 otelden
oluşan küresel portföyü Curio Collection
by Hilton’un en yeni üyesi olan Altunizade Suites
Istanbul Curio Collection by Hilton; kendine özgü
hikâyesiyle misafirlerini ağırlamaya başladı. Tam
donanımlı mutfaklara sahip 237 suiti, geleneksel
ve yerel mutfaktan ilham alan yenilikçi gastronomi
konsepti ve 2.200 metrekarelik spa alanıyla
otel, konforla tarzı harmanlayarak benzersiz bir
konaklama sunuyor. CCN Holding tarafından
hayata geçirilen binanın zarif iç mekân tasarımı,
ünlü tasarımcı ve iç mimar Zeynep Fadıllıoğlu
imzası taşıyor.
Kelly: “Türkiye portföyümüze değerli bir halka
ekledik”
Hilton Avrupa Kıtası Kıdemli Başkan Yardımcısı
David Kelly açılışla ilgili şunları söyledi: “İstanbul,
eşi benzeri olmayan bir destinasyon ve dünyanın
dört bir yanından gelen gezginler için önemli bir
turizm merkezi. Bu benzersiz oteli, şehrin canlı
semtlerinden Altunizade’de açarak Türkiye’deki
portföyümüze değerli bir halka eklemekten
büyük mutluluk duyuyoruz. Avrupa genelinde
lifestyle markalarımıza olan talebin hızla arttığını
görmeye devam ederken, Hilton’un büyüyen
Curio Collection by Hilton markası altında İstanbul’daki
ikinci otelimizi açmaktan son derece
memnuniyet duyuyoruz.”
Arslan: “Altunizade, sanat ve gastronominin
yeni merkezi olacak”
Altunizade Suites İstanbul, Curio Collection by
Hilton Genel Müdürü Ahmet Arslan ise, “Hilton’un
dünyaca ünlü hizmet kalitesi, konforu ve
misafirperverlik anlayışı ile Anadolu Yakası’nın
kültürel zenginliğini zarafetle buluşturduğumuz
otelimizin, İstanbul’da konforlu ve seçkin
konaklamaların yeni adresi olacağına inanıyoruz.
Ev konforunu aratmayan mutfaklı suit odalarımız
hem kısa hem uzun süreli konaklamalara
uygun bir ortam sağlıyor. Misafirlerimizin kendini
evinde hissetmeleri için her ayrıntıyı titizlikle
düşündüğümüz Altunizade Suites İstanbul Curio
Collection by Hilton’un çok yakında sanat, konfor
ve gastronominin Anadolu Yakası’ndaki merkezi
olacağına inanıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Artizan lezzetlerle zenginleşen deneyim
Otelde yer alan tüm yeme-içme alanları, yerel ve
geleneksel Türk mutfağını modern sunumlarla
bir araya getirerek zengin bir gastronomik deneyim
sunuyor. Lokanta Yoğurt, özenle seçilmiş
malzemelerle hazırlanan yerel ve özgün esnaf
lokantası lezzetlerini hem otel müşterileri
hem de İstanbullularla buluşturuyor. Sanat
ve tasarım dünyasının yeni buluşma noktası
olmaya aday olan FAMI ise misafirlerine, sanat
eserlerinin yer aldığı eşsiz atmosferinde artizan
lezzetlerle zenginleşen bir deneyim sunacak.
Otel, sanatsal dokunuşlarını sadece iç mekanla
sınırlamayarak bir dijital sanat platformu olan
The Cube’e de ev sahipliği yapıyor. Etkileyici bir
bahçeyle çevrelenen, dijital sanat etkinlikleri,
özel lansman ve buluşmalara uygun olarak
tasarlanan, iç alanı son teknoloji LED ekranlarla
donatılmış olan The Cube, İstanbul’da dijital
sanata yön verecek.
En büyük spa tesislerinden birine ev sahipliği
yapacak
Altunizade Suites Istanbul, bu yılın ilerleyen dönemlerinde
açıldığında İstanbul’un en büyük spa
tesislerinden birine ev sahipliği yapacak ve şehrin
temposundan uzaklaşıp yenilenmek isteyenlere
adeta bir kaçış noktası olacak. Misafirler, her biri
sakin ve huzurlu bir ortamda rahatlama sunmak
üzere tasarlanan geleneksel Türk hamamı, özel
terapi odaları, fitness merkezi, sauna, kapalı
yüzme havuzu ve masaj hizmetleri gibi kişiye özel
iyi yaşam alanlarının keyfini çıkarabilecek.
Altunizade Suites Istanbul, Curio Collection by
Hilton’da konaklayan misafirler, Hilton’un 139
ülke ve bölgede 8.600’ü aşkın tesisi kapsayan
dünya çapındaki markalarına yönelik, ödüllü
sadakat programı Hilton Honors’ın ayrıcalıklarından
faydalanabiliyor. Hilton’un tercih edilen
kanalları üzerinden doğrudan rezervasyon yapan
Hilton Honors üyeleri; konaklamalarını Puan ve
nakit kullanarak esnek bir şekilde ödeme imkânı
sunan özel ödeme aracı, üyelere özel indirimler
ve ücretsiz standart Wi-Fi gibi anında geçerli
avantajlara erişebiliyor.
Beylerbeyi Sarayı’na ve Boğaziçi Köprüsü’ne
sadece beş dakika mesafede yer alan Altunizade
Suites Istanbul, Curio Collection by Hilton;
Altunizade Mahallesi, Kısıklı Caddesi, Oymacı
Sokak No:20, Üsküdar, İstanbul, 34662, Türkiye
adresinde konumlanıyor.
hotel restaurant
60 & hi-tech
yeni yatırımlar
Radisson RED
Izmir Point Bornova Kapılarını Açtı
Radisson RED Izmir Point Bornova, Radisson RED markasının Türkiye pazarındaki ilk oteli olarak kapılarını açtı.
İzmir’in hareketli Bornova semtinde konumlanan otel, Radisson RED’in cesur, tasarım odaklı ve sosyal etkileşimi
merkeze alan konaklama anlayışını merkeze alıyor.
Radisson RED İzmir Point Bornova, modern
olanaklarla donatılmış 204 çağdaş misafir
odasına sahip, şehrin en dinamik yaşam ve
alışveriş merkezlerinden biri olan Point Bornova
AVM ile doğrudan bağlantılı bir yapıda tasarlandı.
Otelde; şehir manzaralı bir rooftop restoran ve
bar, esnek toplantı alanları, açık yüzme havuzu,
wellness olanakları, evcil hayvan dostu hizmetler,
ücretsiz Wi-Fi ve elektrikli araç şarj istasyonları
bulunuyor. Otel, markanın enerjik karakterini
yansıtacak şekilde tasarlanmış hareketli bir lobi
barı da dahil olmak üzere, canlı sosyal alanlar
sunuyor.
Konaklama, buluşma ve kutlama için yeni bir
adres
Radisson RED İzmir Point Bornova'da, etkileyici
iç mekanlar ve çağdaş alanlar güçlü bir atmosfer
yaratırken, açık sosyal alanlar konukları bir araya
gelmeye, çalışmaya ve dinlenmeye davet ediyor.
Panoramik şehir manzarasına sahip rooftop restoran,
enerjik atmosferiyle yaratıcılığın buluşma
noktası sunarken; havuz başındaki rahat yemek
alanı da geceye pürüzsüz bir geçiş sağlıyor. Müziğin
ön planda olduğu ambiyans, özenle hazırlanan
içecekler ve esnek etkinlik alanları, otelin
canlı sosyal hayatını şekillendiriyor. Bu dinamik
ortam; sosyal buluşmalardan özel kutlamalara,
davetlerden düğünlere kadar pek çok farklı
etkinlik için ilham verici mekânlar sunuyor.
Tasarımda çağdaş ve eğlenceli estetik anlayışı
Radisson RED İzmir Point Bornova’nın tasarımı,
markanın çağdaş ve eğlenceli estetik anlayışını
yansıtırken, İzmir’in kentsel enerjisinden ilham
alıyor. Etkileyici iç mekanlar, modern malzemeler
ve canlı dokunuşlar, otel genelinde sosyal ve
sezgisel bir atmosfer yaratıyor. Ortak alanlar ve
misafir odaları, işlevsellik ile karakteri dengeli bir
şekilde bir araya getirerek etkileşimi ve yaratıcılığı
teşvik ediyor. Yerel yaşam tarzına ve şehrin
kültürel ritmine yapılan incelikli göndermeler,
İzmir Adnan Menderes
Havalimanı’ndan kolaylıkla
ulaşılabilen Radisson
RED İzmir Point Bornova,
araçla yaklaşık 20 dakikada
erişilebiliyor. Aynı zamanda
toplu taşıma bağlantıları
sayesinde şehir merkezi ve
çevre bölgelere de rahat ulaşım
imkânı sunuyor.
tasarım yaklaşımının doğal bir parçası olarak
öne çıkıyor. Bu sayede otel, bulunduğu çevreyle
otantik bir bağ kurarken; aynı zamanda yeni, tasarım
odaklı ve kendine özgü RED kimliğini güçlü
bir şekilde yansıtan bir deneyim sunuyor.
Radisson RED İzmir Point Bornova Genel Müdürü
Serdar Karlıdağ, “Radisson RED İzmir Point
Bornova, şehre yeni bir enerji katarken misafirlerine
yalnızca bir konaklama alanı sunmanın
ötesine geçiyor. Cesur tasarımı, canlı sosyal
alanları ve esnek yeme-içme ile etkinlik deneyimleriyle,
kentsel yaşamın ritmini yansıtan; aynı
zamanda bağ kurmayı ve yaratıcılığı teşvik eden
bir atmosfer yaratıyor. Türkiye’deki ilk Radisson
RED oteli olarak, hem seyahatseverlere hem
de yerel topluluğa hitap eden yaşam tarzı odaklı
bir deneyimi sunmaktan gurur duyuyoruz” diye
belirtiyor.
Doğal buluşma noktası
Radisson RED İzmir Point Bornova'nın sosyal
alanları, bağ kurmayı teşvik eden, canlı ve topluluk
odaklı bir atmosfer yaratmak için tasarlandı.
Açık düzen ve esnek oturma alanlarıyla
tasarlanan yeme-içme alanları, misafirleri
odalarının ötesine taşıyarak bir araya gelmeye,
sosyalleşmeye ve birlikte vakit geçirmeye teşvik
ediyor. Miksoloji ve gastronomi ise otelin sosyal
enerjisinin merkezinde konumlanarak gün boyu
canlı bir atmosfer sunuyor.
Otelin çatı katında konumlanan restoran ve
bar alanı RED Bites, aynı zamanda RED Roof’a
dönüşerek panoramik şehir manzarası eşliğinde
yeme içme deneyimleri sunuyor. Otelin öne çıkan
sosyal merkezlerinden biri olan bu alan; rahat
ama enerjik atmosferiyle gündelik buluşmalardan
akşam sohbetlerine kadar farklı anlara ev
sahipliği yaparken, markanın yaratıcı ve yaşam
tarzı odaklı ruhunu yansıtıyor. Otelin kalbinde
yer alan Lobby Bar ise dinlenmek ya da samimi
buluşmalar için davetkâr bir ortam sunuyor.
Çağdaş kokteyl anlayışı ve rahat, sosyal atmosferiyle,
gündüzleri rahat bir kahve molasından
akşam kokteyllerine kadar gün boyu spontan
etkileşimi teşvik ediyor.
Yeniden dengede hissettiren RED deneyimi
Radisson RED İzmir Point Bornova, hem dinlenmeye
hem de aktif bir konaklamaya olanak
tanıyan wellness ve yaşam tarzı odaklı olanaklar
sunuyor. Otelin spa alanı; sauna ve masaj odalarıyla
sakinleştirici bir kaçış noktası yaratırken,
profesyonel terapistler tarafından uygulanan bakımlar
sayesinde bedensel rahatlama ve dengeyi
yeniden kazanma imkânı sağlıyor.
Spor rutinini sürdürmek isteyen misafirler için
tasarlanan GYM REDZONE, günün 24 saati
hizmet veren, tam donanımlı bir spor salonu
sunuyor. Esneklik ve kolaylık odaklı bu alan; toplantılar
arasında kısa bir antrenman yapmak ya
da standart saatlerin dışında, kendi temposunda
spor yapmak isteyenler için ideal bir ortam
yaratıyor. Açık havada vakit geçirmek isteyen
misafirler için geniş bir açık yüzme havuzu ve
otel bünyesinde yer alan padel kortu bulunuyor.
Bu alanlar, hem rahatlatıcı hem de sosyal bir
şekilde aktif kalmak isteyenlere farklı alternatifler
sunuyor.
Evcil hayvan dostu bir otel olan Radisson RED
İzmir Point Bornova, evcil hayvanlarıyla seyahat
eden misafirlerini de ağırlayarak esnek ve yaşam
tarzı odaklı yaklaşımını pekiştiriyor. Konsiyerj
hizmetleri ise yerel öneriler, organizasyonlar ve
kişiye özel talepler konusunda destek sunarak,
konaklama deneyiminin sorunsuz ve konforlu
geçmesini sağlıyor.
Radisson Otel Grup Avrupa COO’su Yılmaz Yıldırımlar,
“Radisson RED İzmir Point Bornova’nın
açılışı, Türkiye’deki büyüme stratejimiz açısından
önemli bir kilometre taşı niteliği taşıyor. Türkiye
pazarındaki ilk Radisson RED oteli olarak,
yaşam tarzı odaklı portföyümüzü güçlendirirken
önümüzdeki beş yıl içinde Türkiye’de 100 otele
ulaşma hedefimizi de yansıtıyor. Radisson RED
deneyimini; enerjisi, yaratıcılığı ve sosyal ruhuyla
markamızla doğal bir uyum içinde olan İzmir’e
taşımaktan büyük mutluluk duyuyoruz” diyor.
hotel restaurant
62 & hi-tech
yeni yatırımlar
Yepyeni Efsaneler
Çok Yakında Uçmaya
Başlıyor: Waterfly
Mayıs 2026’da Açılıyor!
The Land of Legends Tema Park, yenilenmeye ve büyümeye devam ediyor. Parkın en yeni dünyası Waterfly, suyun
enerjisini gökyüzünün özgürlüğüyle buluşturarak eğlenceye yepyeni bir boyut kazandırıyor.
Alanının merkezinde yer alan ve Avrupa’nın
en yüksek ve en uzun kaydırak kulelerinden
biri olma özelliğini taşıyan 50 metre
yüksekliğindeki ikonik
yapı, adrenalin dolu
anların başlangıç
noktası olarak öne
çıkıyor. Kule ve kaydıraklar,
özel renkli
konseptiyle hem
görsel olarak dikkat
çekiyor hem de ziyaretçilere
enerjik ve
eğlenceli bir deneyim
sunuyor. Rengarenk
ve farklı tasarımlara
sahip kaydıraklar, hız
ve cesaretin sınırlarını
zorlayarak unutulmaz
anlar yaşatıyor.
Waterfly, geniş plaj
alanları ve ferahlatıcı
havuzlarıyla gün boyu
keyifli molalar sunuyor. Alanın tamamı renkli ve
özel tasarımıyla, hareket, aksiyon ve eğlencenin
her adımda hissedildiği bir deneyim vadediyor.
The Land of Legends Tema Park’ta keşfedilmeyi
bekleyen bu yeni dünya, eğlenceyi tamamen yeni
bir boyuta taşıyor.
hotel restaurant
64 & hi-tech
marka röportaj
MURAT GÖZKAMAN:
‘‘HoReCa’nın Tüm İhtiyaçlarını Karşılayan Bir Yapı
Kuruyoruz’’
Avrupa’nın en büyük endüstriyel
mutfak ekipmanları
tedarikçilerinden biri olan GGM
Gastro’nun Türkiye operasyonları, kısa
sürede HoReCa sektöründe dikkat
çeken bir büyüme ivmesi yakaladı. 2025
yılı itibarıyla başlayan yerel faaliyetler,
2026’nın ilk çeyreğiyle birlikte satış
ve marka konumlandırma açısından
önemli bir noktaya taşındı.
Türkiye’deki yapılanmanın satış
stratejilerinden sektör dinamiklerine,
müşteri beklentilerindeki dönüşümden
2027 hedeflerine kadar birçok başlıkta
nasıl bir yol izlendiğini ve önümüzdeki
dönemde nasıl bir büyüme planlandığını
GGM Gastro Türkiye Satış Müdürü
Murat Gözkaman ile konuştuk.
2026 yılının ilk çeyreği itibarıyla
satış faaliyetleriniz ve hedef
gerçekleşmeleriniz nasıl bir seyir
izliyor? HoReCa kanalındaki talepler
planlamanızı nasıl etkiliyor?
Avrupa'nın en büyük endüstriyel mutfak
ekipmanları tedarikçisi olan GGM
Gastro’nun Türkiye’de faaliyet gösteren
bir kolu olarak, yurt içi çalışmalarımıza
Ocak 2025 itibariyle başladık. 2026
yılının ilk çeyreğinde satışlarımızın
ivmelendiği ve hedeflerimize ulaşmakta
önemli gelişmeleri yaşadığımızı
söyleyebilirim. Ev dışı tüketim kanalı
(EDT) sektörümüzün en önemli
lokomotifidir ve satış taleplerimizin
seyrini %90 oranında etkilemektedir.
Biz de bu kanalın öneminin
farkındayız. Ürün portföyümüzü ve
satış stratejilerimizi bu doğrultuda
oluşturmaya özen gösteriyoruz.
Otel, restoran ve kafe segmentlerinde
ev dışı tüketim tarafında talep
yapısında hangi değişimler öne
çıkıyor? Müşteri beklentilerinde nasıl
bir dönüşüm görüyorsunuz?
Bu yıl HoReCa sektöründe, dijitalleşme
ve sürdürülebilirlik temel taşlar haline
gelmiştir. Müşteri deneyimini artırmak
için sipariş ve servis süreçlerinde yapay
zeka destekli otomasyon ve dijital
entegrasyonlar standartlaşmaktadır.
Müşteri beklentilerinde; sağlıklı,
fonksiyonel, protein değeri yüksek
ve bitkisel bazlı yiyecek talepleri
artmaktadır. Ayrıca müşteriler,
harcadıkları paranın karşılığını net
biçimde almak istemekte, servis ve
kuver ücretleri gibi ek maliyetlere karşı
direnç göstermektedir.
Profesyonel şefler açısından
baktığınızda mutfak ekipmanlarında
hangi kriterler daha belirleyici
hale geldi? Hız, verimlilik, hijyen
ve sürdürülebilirlik açısından yeni
eğilimler neler?
Profesyonel şefler, mutfak yönetiminde
kârlılığı ve operasyonel hızı artırmak
için çok fonksiyonlu ve akıllı
ekipmanlara yönelmektedir. Yüksek
sirkülasyonu karşılayabilecek, seri
üretimi destekleyen ve paslanmaz
çelikten üretilen ekipmanlar öne
çıkmaktadır. Zamandan tasarruf
sağlayan kombi fırınlar, blenderler
ve mutfak robotları vazgeçilmez
olmaktadır. Isı ve zaman kontrolünü
optimize eden sensörlü pişirme
ekipmanları, hata payını düşürüp
standart lezzet sunmayı sağlamaktadır.
Ayrıca, düşük enerji tüketimi yapan
cihazlar, hem maliyetleri düşürmek
hem de karbon ayak izini azaltmak için
tercih edilmektedir.
Mutfaklarda hijyen en üst düzeyde
önemini korurken; kolay temizlenebilir,
modüler ve uzun ömürlü paslanmaz
ekipmanlar standart haline gelmiştir.
Şefler, dar alanlarda maksimum verim
sağlayan, birden fazla işlemi yapabilen
kompakt ekipmanları ön planda
tutmaktadır.
Bu yılın ilk dönem performansını
nasıl değerlendiriyorsunuz? Yılın geri
kalanı için öngürünüz nelerdir?
Türkiye genelinde, piyasalarda
durgunluğun hakim olduğu ve tüm
üretim sektörünün ihracatla beslendiği
bir yıl yaşıyoruz. Ancak bizim açımızdan
2026 yılının ilk döneminin, 2025 yılına
kıyasla olumlu geçtiğini ve yılın geri
kalanı içinde bu trendin artarak
devam edeceğini öngördüğümüzü
söyleyebilirim.
2027 hedefleriniz doğrultusunda ne
gibi değişiklikleri planlıyorsunuz ve
2027 yılındaki büyüme öngörünüz
nedir?
2027 yılında ürün portföyümüzü
en az %50 oranında artırmayı
hedefliyoruz. HoReCa işletmelerinin
A’dan Z’ye ihtiyaç duyduğu tüm
ürünleri, alternatif seçeneklerle; en
yüksek kaliteyi, en uygun fiyatı ve en
hızlı teslimat imkânlarını sunarak
B2B müşterilerimize ulaştırmayı
amaçlıyoruz. Ayrıca satışlarımızı 2027
yılında, %100’ün üzerine çıkarmayı
hedeflediğimizi de eklemek isterim.
Satış sonrası hizmet tarafında nasıl
bir yol haritası izliyorsunuz? HoReCa
müşterisine sunduğunuz değer
önerisini nasıl farklılaştırıyorsunuz?
Ürünlerimiz için maksimum süreleri
kapsayan ürün garantisi ve Türkiye
genelinde yaygın servis anlaşmalarımız
bulunmaktadır. Satış sonrası süreçte,
ürünlerimizde oluşabilecek arızalar,
işletmelerin zaman ve maddi kayıp
yaşamaması bilinciyle en kısa sürede
giderilmekte ve müşteri memnuniyeti
ön planda tutulmaktadır. Ayrıca garanti
süresi sona ermiş olsa dahi, yedek
parça tedariki konusunda gerekli
hassasiyet gösterilmeye devam
edilmektedir.
HoReCa müşterilerine sunduğumuz
değer önerisi yalnızca ekipman satışı
ile sınırlı değildir; aynı zamanda
operasyonel verimlilik ve stratejik
ortaklık konularını da kapsayacak
çözümlerle farklılaştırılmaktadır. Bu
yaklaşım, teknik özelliklerin ötesine
geçerek işletmelerin maliyetlerini
düşürmeyi, operasyon hızını
artırmayı ve sürdürülebilirlik
hedeflerine katkı sağlamaya odaklılıktır.
Yıl sonuna doğru cirosal anlamda
büyüme, buna bağlı olarak
istihdamın arttırılması ve marka
konumlandırma açısından nasıl bir
tablo hedefliyorsunuz?
Ürün fiyatlarımız genel olarak euro’ya
endeksli olduğu için, satış büyümemize
paralel bir artış oranı hedeflemekteyiz.
Bu kapsamda, hem satış rakamlarımızı
hem de ciromuzu 2025 yılına kıyasla
%70 oranında artırmayı hedefliyoruz.
Şu anda satış, satın alma ve lojistik
operasyonlarımızı 14 kişilik bir ekiple
yürütmekteyiz. Hedeflediğimiz satış
rakamlarına ulaştığımız takdirde,
bu sayının 20 kişiye çıkacağını
öngörmekteyiz.
Marka bilinirliğimizi, Avrupa’da olduğu
gibi çeşitli ve güçlü sponsorluklarla
pekiştirmeyi planlıyoruz. Türkiye’de
Endüstriyel Mutfak Malzemeleri
ve Ekipmanları denildiğinde, GGM
Gastro’nun ve ürünlerinin bilinmesini
hedefliyoruz. Elbette bunun için
belirlenmiş bir zaman ve öncelik
planımız bulunmakta; tüm adımları bu
plan doğrultusunda sırasıyla hayata
geçireceğiz.
Web sitemizi
ziyaret etmek
için QR kodu
okutabilirsiniz.
hotel restaurant
66 & hi-tech
marka
Otellerde Atık Piller Fidana Dönüşüyor:
VARTA Türkiye’den Sürdürülebilirliğe
Somut Katkı
Uzaktan kumandadan oda kasasına, termostattan tartıya, oda kapılarından yangın alarmlarına kadar birçok ekipmanda
kullanılan piller, oteller için görünmez ama sürekli bir atık kaynağı. VARTA Pilleri Türkiye, Mol-e iş birliğiyle atık pillerin
geri dönüşüme kazandırılmasını teşvik ederken her 30 atık pil karşılığında 1 fidanı doğayla buluşturuyor.
Otel işletmelerinde misafir
odaları, toplantı salonları, spa
ve fitness alanları, teknik servis
ve back-of-house operasyonları; pil
kullanan ekipmanların en yoğun olduğu
noktalar arasında yer alıyor. Bu
nedenle atık pillerin ayrı toplanması
hem çevresel risklerin azaltılması
hem de sürdürülebilirlik hedeflerinin
ölçülebilir bir çıktıya dönüşmesi
açısından kritik önem taşıyor. VARTA
Pilleri Türkiye, 140 yılı aşkın deneyimiyle
geliştirdiği ürün ve projelerle
bu dönüşümü destekliyor; atık pil
toplama ve geri dönüşüm süreçlerinde
farkındalık yaratmayı amaçlıyor.
VARTA Pilleri Türkiye Genel Müdürü
Kerem Acar, sürdürülebilirliğin şirket
stratejisinin merkezinde yer aldığını
vurgulayarak, bu yaklaşımın yalnızca
üretim süreçlerinde değil, toplumsal
farkındalık çalışmalarında da kendini
gösterdiğini ifade ediyor. Avrupa’daki
üretim tesislerinde kullanılan elektriğin
%92’sinin yenilenebilir enerji kaynaklarından
elde edilmesi ve karbon
nötr hedeflerinin benimsenmesi, bu
anlayışın küresel düzeydeki etkisini
yansıtıyor. Türkiye’de gerçekleştirilen
projeler ise yereldeki etkileri daha da
pekiştiriyor. Özellikle otelcilik sektörü
gibi yüksek operasyonel yoğunluğa
sahip alanlarda bu tür projeler, sürdürülebilirlik
taahhütlerinin günlük
uygulamaya entegre edilmesini daha ulaşılabilir
hale getiriyor.
Bu kapsamda öne çıkan en önemli çalışmalardan
biri “Atık Piller Fidana Dönüşüyor” kampanyası.
Proje, tüketicileri ve kurumları atık pilleri
geri dönüşüme kazandırmaya teşvik ederken
çevresel faydayı somut çıktılarla görünür kılıyor.
Oteller için bu yaklaşım, misafir odalarından
teknik servise kadar farklı noktalarda oluşan atık
pilleri düzenli bir sistemle toplama ve raporlanabilir
bir sürdürülebilirlik kazanımına dönüştürme
fırsatı sunuyor.
Otel işletmeleri için hızlı uygulama: Atık pili
kaynağında ayırın
Pil kullanılan ekipmanları haritalayın: Oda
kumandaları, oda kasaları, termostatlar, tartılar,
sensörler, acil aydınlatma ve bazı teknik ekipmanlar.
Toplama noktaları oluşturun: Kat ofisleri/housekeeping,
teknik servis, personel alanları ve
uygun görülürse lobi gibi görünürlüğü fazla olan
alanlar.
VARTA Pilleri Türkiye Genel Müdürü Kerem Acar
Sorumluluk atayın: Housekeeping ve teknik
ekibin rutinlerine “atık pil ayrıştırma” adımını
ekleyin; aylık toplama/teslim takvimi belirleyin.
İletişimi görünür kılın: Personel bilgilendirmesi
ve basit yönlendirmelerle davranış değişikliğini
hızlandırın; misafir katılımı için kısa bir bilgilendirme
metni hazırlayın.
Etkiyi raporlayın:Toplanan atık pil adedini ve
kampanya çıktısını sürdürülebilirlik raporunuza/
ESG göstergelerinize dahil edin.
30 atık pil, geleceğe 1 fidan
VARTA, Mol-e sistemi üzerinden atık pilleri
yalnızca geri dönüştürmekle kalmıyor; her birini
yeşil bir geleceğe nefes olacak fidanlara dönüştürüyor.
Kampanya kapsamında bugüne kadar
62.220 adet atık pil toplanarak geri dönüşüme
kazandırıldı. Ayrıca 6.222 fidan uygun alanlara
dikilerek doğayla buluşturuldu. Tüm bu çalışmalar
sayesinde yaklaşık 2,7 ton karbon salınımının
önüne geçildi.
Bu başarıda dijital iş birliklerinin de önemli payı
bulunuyor. Özellikle Mol-e uygulaması üzerinden
yürütülen iş birliği, kampanyaya erişimi ve
katılımı artıran kritik bir unsur olarak öne çıkıyor.
Bu modelde, toplanan her 30 atık pil karşılığında
bir fidan bağışı yapılıyor. Böylece kullanıcılar yalnızca
geri dönüşüme katkı sağlamakla kalmıyor,
aynı zamanda doğrudan ağaçlandırma çalışmalarına
destek oluyor. Bu sistem, geri dönüşümü
soyut bir kavram olmaktan çıkarıp bireylerin
somut katkı sunduğu bir sürece dönüştürüyor.
VARTA Pilleri Türkiye Pazarlama Müdürü Bengü
Toker’e göre otel sektöründe gerçekleştirilen
geri dönüşüm uygulamalarının en önemli çıktılarından
biri, çalışanlarda ve misafirlerde davranış
değişikliğinin sağlanmasıdır. Geri dönüşüm
alışkanlığının otel genelinde yaygınlaşması için
teşvik mekanizmalarının güçlü olması gerektiğini
vurgulayan Toker, fidan bağışı ve sertifika
gibi ödüllendirme modellerinin otel yönetimi ve
çalışanları harekete geçirdiğini belirtiyor. VARTA
Pilleri Türkiye, bu sürecin sürdürülebilir bir
şekilde yönetilmesi ve özel raporlama imkânı
sağlanması için vartaatikpil.com micrositesini
hayata geçirmiştir. Otel işletmeleri, bu platform
üzerinden kampanya detaylarına ulaşabilir,
topladıkları atık pilleri raporlayabilir ve sürdürülebilirlik
göstergelerini takip edebilirler. Böylece
geri dönüşüm süreci hem daha şeffaf hem de
katılımcı bir hale geliyor.
VARTA’nın yaklaşımı, yalnızca atık toplamakla
sınırlı kalmayıp döngüsel ekonomiyi destekleyen
VARTA Pilleri Türkiye Pazarlama Müdürü Bengü Toker
bir sistem kurmaya dayanıyor. Toplanan pillerin
ayrıştırılması ve içerdikleri değerli metallerin yeniden
üretime kazandırılması, kaynak verimliliğini
artırırken çevresel riskleri de minimize ediyor.
Sonuç olarak VARTA Pilleri Türkiye, sürdürülebilirlik
vizyonunu hem rakamlarla hem de
toplumsal etkiyle destekleyen bütüncül bir model
ortaya koyuyor. Otel sektörü açısından bu model;
günlük operasyonda oluşan atık pillerin geri
dönüşüme kazandırılmasını kolaylaştırırken, aynı
zamanda ölçülebilir bir çevresel faydayı (fidan
bağışı gibi) görünür kılmayı hedefliyor. Özellikle
Mol-e iş birliği gibi yenilikçi uygulamalar sayesinde
geri dönüşüm süreçleri daha erişilebilir,
ölçülebilir ve katılımcı hale gelirken, oteller de
misafir deneyimini destekleyen sürdürülebilirlik
hikâyesini somut verilerle güçlendirebiliyor.
Otel yöneticilerine çağrı
Atık pil yönetimini “küçük” bir operasyon detayı
olarak görmeyin; doğru kurgulandığında hem
çevresel etkiyi azaltan hem de misafir ve çalışan
katılımını artıran güçlü bir sürdürülebilirlik
adımıdır. Siz de tesisinizde görünür toplama
noktaları oluşturarak, housekeeping ve teknik
ekiplerin rutinlerine ayrı toplama sürecini dahil
ederek ve sonuçları düzenli raporlayarak bu
dönüşüme liderlik edebilirsiniz. Toplanan her 30
atık pilin 1 fidana dönüştüğü bu modelle, otelinizin
sürdürülebilirlik hikâyesini somut verilerle
güçlendirmek mümkün.
VARTA’nın sürdürülebilirlik vizyonu ve geri
dönüşüm projeleri hakkında daha fazla bilgi için
vartaatikpil.com’u ziyaret edebilirsiniz.
hotel restaurant
68 & hi-tech
marka proje
ARTMIM
İmzasıyla Konuttan
Restorana Güçlü Mekansal
Dönüşüm
Zaytoun Restaurant
ARTMIM imzalı Zaytoun
Restaurant projesi, Budva’da
Lübnan’ın kültürel izlerini
çağdaş bir iç mekan
kurgusuyla yeniden
yorumluyor. Mevcut yapı,
tasarım müdahaleleriyle
deneyim odaklı bir restorana
dönüştürüldü.
Budva’nın Adriyatik kıyısındaki en canlı
sahil bandında yer alan Zaytoun Restaurant,
Lübnan mutfağının zenginliğini
ve Akdeniz’in sıcak ruhunu bir araya getiren
özgün bir mekansal deneyim sunuyor. Proje,
ARTMIM kurucu ortağı G. Hakan Külahçı’nın
Lübnan’ın misafirperverliğini çağdaş bir dil
ile yorumlama yaklaşımıyla şekillendi. Amaç;
yalnızca estetik bir restoran oluşturmak değil,
güçlü bir kimliğe sahip, uluslararası misafirler
için çekici bir buluşma noktası oluşturmaktı.
İç mekan kurgusu, Beyrut’un canlı sokaklarından
ilham alıyor. Mavi ve sarı tonlarının
dengesi Adriyatik’in serinliği ile Akdeniz’in
sıcaklığını bir araya getirirken, turuncu tonlardaki
geometrik paneller mekana modern
bir katman ekliyor. Duvarlarda yer alan stilize
sedir ağacı motifleri, Lübnan bayrağındaki
sembole gönderme yaparak mekana kültürel
bir derinlik kazandırıyor. Farklı yüksekliklerde
konumlanan renkli aydınlatmalar, gün
boyunca değişen bir atmosfer oluşturuyor ve
mekanın ritmini belirleyen önemli bir unsur
haline geliyor.
Güçlü kimlikli
dönüşüm
Proje kapsamında,
başlangıçta
konut olarak
inşa edilmiş
yığma yapı
restoran kullanımına
uygun
hale getirildi. Bu
doğrultuda bazı
duvarlar kaldırılırken,
yapı brüt
beton ve çelik
konstrüksiyon
ile güçlendirildi.
Yapılan bu müdahaleler gizlenmemiş, aksine
mekanın karakterinin bir parçası olarak değerlendirilmiştir.
Doğal taş, kireç bazlı sıvalar ve ahşap yüzeyler
mekanın ana yapısını oluştururken; Lübnan’ın
farklı bölgelerinden esinlenen zemin, mobilya
ve aydınlatma detayları renklerle birlikte dengeli
bir bütünlük oluşturuyor. Bu yaklaşım, mekanda
hem zamansız hem de canlı bir atmosfer sunuyor.
Oturma düzeni, paylaşım kültürünü destekleyecek
şekilde kurgulanırken; büyük masalar
sosyal etkileşimi teşvik ediyor, daha sakin alanlar
ise bireysel deneyime imkân tanıyor.
Zaytoun Restaurant, misafirlerine yalnızca yemek
değil, bütüncül bir deneyim sunuyor. Mekanı
deneyimleyen misafirler, Lübnan müzikleri ve
mutfağı eşliğinde duyusal bir yolculuğa çıkarak
ülkenin sıcak ve samimi atmosferiyle buluşuyor.
ARTMIM Kurucu Ortağı G. Hakan Külahçı
LAV
HORECA’dan
3 ülkede 9 etkinlik
Profesyonel ikram sektörüne yönelik dayanıklı ve
tasarım odaklı cam koleksiyonlarıyla öne çıkan
LAV HORECA, Mart ayında Kuzey Amerika ve
Avrupa’da düzenlenen toplam dokuz farklı fuar ve
sektörel organizasyonda sektör profesyonelleriyle
bir araya geldi.
Gürok Grup’un cam üretimindeki uzmanlığıyla
geliştirilen LAV HORECA ürünleri, yüksek üretim
kapasitesi ve global dağıtım ağı sayesinde birçok
ülkede profesyonel işletmeler tarafından tercih ediliyor. Marka, uluslararası fuar ve organizasyonlarla farklı pazarlarda profesyonellerle
buluşmayı sürdürüyor. ABD, Kanada ve Almanya’da düzenlenen etkinliklerde restoran, bar, otel ve catering sektörünün karar vericileriyle
bir araya gelen marka, global portföyünü tanıttı. Mart ayında Amerika’daki ARA Show, Catersource, NY Restaurant Show ve Bar &
Restaurant Expo ile birlikte çeşitli satış konferanslarına katılan marka, sektör profesyonelleriyle doğrudan temas kurdu. Kanada’da
Toronto’daki RC Show’da yeni distribütörü Rabco ile yer alarak iş birliklerini güçlendirdi. Avrupa’da ise Berlin’de düzenlenen To The Table
Europe organizasyonunda otel ve restoran satın alma ekipleriyle buluştu. Etkinliklerde Archie, Sardinia, Mallorca, Budapest ve Colmar
koleksiyonları tanıtıldı. Dayanıklılık ve tasarımı bir araya getiren bu seriler, profesyonel servis ihtiyaçlarına uygun yapılarıyla öne çıktı.
Porland’dan ihracatta
çifte ödül
Porland, “En Yüksek İhraç Birim Fiyatına Sahip Firma” kategorisinde
birincilik ödülünün yanı sıra “En Fazla İhracat Gerçekleştiren Firma”
kategorisinde ise dördüncü oldu.
Yenilikçi koleksiyonlarıyla sofra sanatını estetik ve zarafetle buluşturan
Porland, Çimento, Cam, Seramik ve Toprak Ürünleri İhracatçıları Birliği
(ÇCSİB) tarafından bu yıl 8’incisi düzenlenen İhracatın Şampiyonları Ödül
Töreni’nde iki önemli başarı elde etti. T.C. Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın
katılımıyla Ankara Ticaret Bakanlığı’nda gerçekleştirilen törende Porland,
“En Yüksek İhraç Birim Fiyatına Sahip Firma” kategorisinde birinci olurken,
“En Fazla İhracat Gerçekleştiren Firma” kategorisinde ise dördüncü oldu.
Kazanılan ödüle dair açıklamalarda bulunan Porland Yönetim Kurulu Üyesi
İmge Pamukçu, “Yüksek üretim standartlarına sahip ürünlerimizi yurt içinin
yanı sıra yurt dışındaki müşterilerimizle de buluşturmak, firmamızın global
stratejik hedefleri adına kritik öneme sahip. İhracattaki istikrarlı başarımızı
2025’te de sürdürerek iki ödüle birden layık görüldüğümüz için çok mutluyuz.
Porland olarak global pazarlarda güçlü bir varlık sergiliyor, üretimimizin
yaklaşık yüzde 65’ini ihraç ediyoruz. Bu oran, hem markamızın uluslararası
pazarlarda gördüğü güvenin bir göstergesi hem de Türk porselen sektörünün
küresel ölçekteki gücünü yansıtan önemli bir veri. Bugün dört kıtada, 80’den fazla ülkede ürünlerimiz yer alıyorsa, sahip olduğumuz vizyon
ve kararlılık sayesinde. İhracattaki potansiyel pazarlara da giriş yaparak üretim gücümüzü daha çok ülkeyle buluşturmayı sürdüreceğiz.”
dedi.
hotel restaurant
70 & hi-tech
marka
Cargill, VANOVA ile
Türkiye’de Premium Segmenti
Büyütüyor
Cargill’in küresel uzmanlığını ve Türkiye’de uzun yıllara
dayanan tecrübesini birleştirerek ürettiği birinci sınıf
profesyonel çikolata markası VANOVA, her uygulamada
istikrarlı performans, üstün kalite ve çok yönlü kullanım
sunuyor.
profesyonel mutfak kullanımı için uygun;
stabil kalite sunan; fiyat/performans açısından
başarılı bir ürün olduğunu belirten Yıldız,
markayı mutfaklarında farklı reçetelerde
değerlendirmeyte devam edeceklerini ve iş
birliklerini sürdüreceklerini söyledi.
Cargill, profesyonel şefler, pastacılar
ve HoReCa sektörü için özel olarak
geliştirdiği premium çikolata markası
VANOVA’yı Türkiye pazarına sundu. Cargill’in
inovasyon, kalite ve şef odaklı ürün geliştirme
anlayışının bir yansıması olan çikolata
markası, şirketin küresel kakao ve çikolata
uzmanlığını Türkiye’deki profesyonellerin
ihtiyaçlarıyla buluşturuyor.
Kökleri 1880’lerin Antwerp Belçika’sına
dayanan bir markanın mirasını taşıyan
çikolata markası, bugün Cargill’in global
kakao tedarik zinciri güvencesi ve çikolata
uzmanlığıyla Türkiye’de üretiliyor. Profesyonel
mutfakların en büyük zorluklarından biri olan
partiden partiye değişen kalite sorununa
çözüm getiren marka, her kullanımda aynı
tat profili, aynı akışkanlık ve aynı üstün
performansı garanti ediyor. Markanın Black
Diamond 55 (bitter), Coral 35 (sütlü) ve Pearl
29 (beyaz) kuvertür çeşitleri, ganajdan praline,
kaplamadan dondurmaya kadar tüm pastacılık
uygulamalarında kusursuz sonuçlar vermek
üzere tasarlandı.
Yüzde 100 kakao yağı içeriyor
VANOVA’nın reçeteleri, Cargill’in profesyonel
çikolata ve kakao uzmanlığını buluşturduğu
Belçika’daki küresel konsept merkezi “House
of Chocolate”’ın usta şefleri ve Cargill’in Ar-Ge
uzmanları tarafından geliştirildi. Yüzde 100
kakao yağı içeren temiz formülüyle öne çıkan
çikolata markası, ideal akışkanlık seviyesi ve
kusursuz temperlenme özellikleriyle, en ince
ve hassas dekorlardan en yoğun ganajlara
kadar her uygulamada şeflere yaratıcılık
özgürlüğü sunuyor. VANOVA, bağımsız
araştırma şirketi Akademetre Research
tarafından 200 şef ile gerçekleştirilen
çalışmada şeflerin beğenisini kazanarak Türk
damak tadına uygunluğunu kanıtladı.
Yıldız: “Beklentimizin üzerinde performans
sergiledi”
Ürünü mutfağında test eden şef İbrahim
Yıldız, çikolata markası hakkında şunları
söyledi: “Ürün genel olarak beklentimizin
üzerinde bir performans sergiledi. Farklı
tariflerde rahatlıkla kullanılabilecek dengeli
bir profile sahip.
Temperleme süreci
bizim için oldukça
önemliydi ve bu
noktada ürünün
işlenebilirliği dikkat
çekici derecede
iyiydi. Kıvam alma,
parlaklık ve kırılma
(snap) açısından
stabil ve güvenilir
sonuç verdi.
Ayrıca erime ve
akışkanlık yapısı,
ganaj ve kaplama
uygulamalarında
homojen ve
pürüzsüz bir sonuç
elde etmemizi
sağladı.”
VANOVA’nın
Beysel: “Profesyonellerin en güvenilir
yardımcısı”
Cargill Gıda META (Orta Doğu, Türkiye ve
Afrika) Fonksiyonel Sistemler ve Strateji
Kıdemli Direktörü Cem Beysel, lansmanla
ilgili olarak, "Türkiye'deki profesyonel şefler
ve artizan çikolata üreticileri, yaratıcılıklarını
sergilerken güvenebilecekleri, teknik olarak
üstün ve her şeyden önce istikrarlı ürünler
talep ediyor. VANOVA, bu ihtiyacı doğrudan
karşılamak üzere tasarlandı. Cargill’in küresel
kakao uzmanlığını üretimdeki titizliğimizle
birleştirerek, profesyonellerin elindeki
en güvenilir yardımcılardan biri olmayı
hedefliyoruz" dedi. "VANOVA bir çikolatadan
daha fazlası; şefler için tasarlanmış yaratıcı
bir çözüm ortağıdır." diyen Beysel, sözlerini
şöyle tamamladı: "Güvenilir performansı, her
uygulamaya uyum sağlayan çok yönlülüğü ile
marka, Türk şeflerin ilham kaynağı olurken,
onlara işlerini bir adım öteye taşıma gücü
verecek."
Porland, HoReCa
Odağında Büyümesini
Sürdürüyor
Türkiye’nin öncü porselen markası
Porland, 15-22 Nisan 2026 tarihleri
arasında düzenlenen 50. Turizm
Haftası kapsamında turizm ve
gastronomi sektörüne sunduğu katma
değeri vurguluyor. Yılda yaklaşık 70
milyon adet üretim gerçekleştiren
ve üretiminin yüzde 65’ini ihraç eden
marka, dört kıtada 80’den fazla ülkeye
ulaşarak Türkiye’nin gastronomik
deneyimini dünya sahnesine taşıyor.
Türkiye’nin öncü porselen markası
Porland, bu yıl 15-22 Nisan 2026
tarihleri arasında kutlanan 50. Turizm
Haftası kapsamında turizm ve gastronomi
sektörüne sunduğu katma değeri ön plana
çıkarıyor. Turizm sektörünün en önemli
bileşenlerinden biri olan HoReCa (otel,
restoran ve kafe)
kanalına özel
geliştirdiği ürün
ve çözümlerle
Porland,
Türkiye’nin
gastronomi
alanındaki
uluslararası
görünürlüğünü
artırıyor ve turizm
işletmelerinin
kalite
standartlarını
yükseltiyor.
Porland, HoReCa
markası Pioli ile
otellerin konsept
ve kurumsal
kimliklerine
uygun logo baskılı, desenli ve
kişiselleştirilmiş koleksiyonlar geliştirirken;
Alumilite gibi özel reçetelerle dayanıklılık ve
estetiği bir araya getiriyor. Pioli, Avrupa’nın
önde gelen gastronomi merkezlerinde de
güçlü bir varlık gösteriyor. İspanya, İtalya
ve Yunanistan başta olmak üzere birçok
prestijli restoran ve otelde aktif olarak
kullanılan koleksiyonlar; dayanıklılık,
işlevsellik ve estetiği bir arada sunuyor. Beş
yıl kenar kırılma garantisi ile desteklenen
ürünler; mikrodalga uyumu, bulaşık
makinesinde yıkanabilirlik ve termal şok
direnci gibi performans kriterleriyle titizlikle
test ediliyor. Markanın otuzun üzerinde
koleksiyondan oluşan geniş ürün gamı,
profesyonel mutfakların ihtiyaçlarına yüksek
standartlarda yanıt veriyor.
Turizm, büyüme stratejimizin lokomotifi
Turizm Haftası
kapsamında yaptığı
değerlendirmede
turizm sektörünün
Porland’ın büyüme
yolculuğundaki kritik
rolüne dikkat çeken
Porland Yönetim
Kurulu Üyesi İmge
Pamukçu, “Turizm
sektörü kapsamında
HoReCa kanalı, hem
ihracat pazarları hem
de yurt içi pazardaki
güçlü payımızın
büyük bölümünü
oluşturuyor. Sert
porselen masaüstü
ürünlerinden cam
ve çatal-bıçak-kaşık
gruplarına, sunum ve servis ekipmanlarına
geniş bir ürün gamı sunuyoruz. Tasarım
ve mühendislik ekiplerimizle, uzun vadeli
ihtiyaçlara yanıt verecek ürün ve çözümler
geliştiriyoruz” dedi. Pamukçu, “Markamızın
temelini profesyonel kullanıcılarla
kurduğumuz güçlü temas ve sahadan
gelen içgörüler oluşturuyor. Gastronomi
sektöründeki deneyimimizi Pioli markamız
ile daha da ileri taşıdık. Pioli, ihracatımızın
önemli itici güçlerinden biri haline geldi.
Amerika, Orta Doğu ve Asya gibi stratejik
pazarlarda büyümeyi sürdüreceğiz.
Yenilikçi ürünlerimiz, tasarım gücümüz ve
sürdürülebilir üretim anlayışımız ile turizm
ve gastronomi sektörü için katma değer
yaratmaya devam edeceğiz” ifadelerini
kullandı.
Sürdürülebilir üretim ve dijitalleşme
odaklı yeni dönem
Porland, Turizm Haftası vesilesiyle
sürdürülebilirlik ve inovasyon odaklı
hedeflerini de öne çıkarıyor. Üretim
süreçlerinde ortaya çıkan porselen
kırıklarının geri dönüştürülmesiyle
geliştirilen Re-Gen koleksiyonu,
döngüsel ekonomiye katkı sağlayan
yenilikçi bir yaklaşım sunuyor. Marka,
gelecek vizyonunda karbon nötr üretim
süreçlerini güçlendirmeyi ve yüzde 100 geri
dönüştürülebilir ürünlerin payını artırmayı
hedeflerken, profesyonel mutfaklar için
dijital katalog çözümleri üzerinde de
çalışmalarını sürdürüyor.
hotel restaurant
72 & hi-tech
marka
Türkiye’nin İlk
“Sürükleyici
Deneyim ve
Fijital Eğlence
Merkezi”
XPZONE Açıldı
Türkiye’nin ilk “Sürükleyici
Deneyim ve Fijital Eğlence Merkezi”
XPZONE, 10 Nisan Cuma günü
Emaar Square Mall’da açıldı.
INFINIA’nın mühendislik gücü ve teknoloji
geliştirme kabiliyetinden doğan INFUN,
teknolojiyi gündelik hayatla, sosyal
etkileşimle ve yeni nesil deneyim tasarımıyla
buluşturan bir eğlence markasını temsil
ediyor. XPZONE ise bu vizyonun güçlü bir
yansıması olarak; hareketi, oyunu, ışığı, sesi
ve yüksek etkileşimi interaktif ve çok duyulu
bir kurgu içinde bir araya getiriyor. Deneyim
alanlarında yer alan oyunların önemli bir
bölümü kendi mühendislik ve içerik geliştirme
gücümüzle tasarlanırken, bu yapı aynı
zamanda sürekli yenilenebilen ve ihtiyaçlara
göre güncellenebilen dinamik bir deneyim
evreni sunuyor. Bu da XPZONE’u yalnızca
bugünün değil, kendini sürekli tazeleyen ve
geliştiren yeni nesil bir eğlence merkezi haline
getiriyor.
Kişiselleştirilebilir ve kurumsallaştırılabilir
deneyimler
Strateji, tempo, dikkat ve zihin-beden
koordinasyonunu öne çıkaran bu yapı;
çocuklar için keşif ve yaratıcılığa alan açıyor,
gençler için rekabet ve hareket sunuyor,
aileler için birlikte geçirilen kaliteli zamanı
zenginleştiriyor. XPZONE, kurumlar için de
ekip ruhunu, etkileşimi ve ortak deneyimi
güçlendiren yeni nesil bir merkez olarak
öne çıkıyor. Doğum günü kutlamalarından
okul gruplarına, aile buluşmalarından
kurumsal etkinliklere kadar farklı senaryolara
uyarlanabilen yapısıyla kişiselleştirilebilir ve
kurumsallaştırılabilir deneyimler sunuyor.
Her ziyaretinde yenilik hissi taşıyan bu dünya,
ziyaretçilerine yalnızca vakit geçirilen değil;
birlikte yaşanan, paylaşılan ve unutulmaz
anlar vadediyor.
Mühendislik vizyonunu eğlenceyle buluşturan
INFUN by INFINIA imzası taşıyan XPZONE,
dijital deneyim ile fiziksel hareketi bir araya
getiriyor. Sporu oyunla, eğlenceyi öğrenmeyle,
sosyalleşmeyi rekabetle buluşturan bu yeni
nesil merkez; ziyaretçilerine daha canlı, daha
dinamik ve daha sürükleyici bir deneyim
dünyası sunuyor.
hotel restaurant
74 & hi-tech
marka
Tilia,
Milano 2026’da
Tasarım Gücünü
Küresel Sahneye Taşıdı
Tasarım ve üretim gücünü demokratik tasarım anlayışıyla birleştiren
Tilia, dünya tasarım endüstrisinin en prestijli buluşmalarından biri
olan Salone del Mobile Milano (iSaloni) kapsamında 21–26 Nisan 2026
tarihleri arasında Milano’da yerini aldı.
Küresel tasarım takviminin en önemli
etkinliklerinden biri olarak kabul edilen
Salone del Mobile Milano’da Tilia, güçlü
malzeme dili, yalın ve zamansız tasarım
yaklaşımı ile üretim kabiliyetini uluslararası
tasarım topluluğuyla buluşturdu.
“House of Tilia”: Bir marka evreni deneyimi
Tilia’nın fuar katılımı yalnızca bir ürün sergisi
olarak değil; markanın tasarım dünyasını
bütüncül bir anlatı olarak deneyim odaklı
bir kurguya dönüştüren bir proje olarak
kurgulandı. “House of Tilia” adı verilen
stand konsepti, ziyaretçileri Tilia’nın tasarım
yaklaşımının içine davet eden mimari bir
deneyim alanı olarak tasarlandı.
House of Tilia, çağdaş ve deneyim odaklı
projeleriyle bilinen Piknik Works tarafından
tasarlandı. Piknik Works, bir önceki yıl
Host Milano’da Tilia için oluşturduğu
mekânsal kimliği, Salone del Mobile 2026
kapsamında deneysel bir yaklaşımla yeniden
yorumladı. “House of Tilia” projesi, fuarın
en uzun koridorlarından birinin sonunda
konumlandırılarak ziyaretçiler için çekici bir
varış noktası haline getirildi.
Proje, bir tanıtım standı olmanın ötesine
geçen bir deneyim olarak kurgulandı. Yoğun
ve hareketli fuar akışı içinde ilerleyen ziyaretçi,
bu yapıya ulaştığında bir eşikten geçer gibi
farklı bir atmosfere dahil oldu; dış dünyanın
temposundan uzaklaşıp daha sakin ve
dengeli bir ortama geçti. Tilia’nın dış mekân
odaklı yaklaşımı; açıklık, katmanlaşma ve
ışık üzerinden yeniden ele alınarak mekâna
taşındı. Yarı geçirgen yüzeylerden oluşan
strüktür ve gün batımını anımsatan sıcak
ışık kurgusu, mekâna zamansız bir derinlik
kazandırdı ve yapıyı hem içe dönük hem de
geçirgen bir bütün olarak tanımladı.
Yer ve gök ilişkisi üzerinden kurgulandı
Projenin kurgusu “yer” ve “gök” ilişkisi
üzerinden ele alındı. Zemin, güçlü bir
oturumla tüm mekânı taşıyacak şekilde
tasarlandı; oturma, sergileme ve dolaşım
kararları bu katmanda tek bir süreklilik içinde
çözüldü. Bu zemine hafifçe oturan ızgara
strüktür ise yalın ve yarı geçirgen yapısıyla
mekânın atmosferini tanımlayan ikinci katman
olarak kurgulandı. Gün batımını referans alan
ışıkla birlikte bu üst katman mekânın havadar
tonunu belirledi. House of Tilia, ziyaretçiyi
içine alan ve kısa süreli de olsa bulunduğu
bağlamdan koparan, Tilia’nın mekânsal
karakterini doğrudan deneyimlemeye açan bir
öneri olarak hayata geçirildi.
Atıl Aggündüz, Oğul Can Öztunç, Burçe Gökhun ve
Duygu Nardereli’den oluşan, 60 m² büyüklüğündeki
projenin aydınlatma danışmanlığını Seçil Karabekiroğlu
ve Faruk Tokuşlu (SOLD) üstlendi.
Tilia, Salone del Mobile Milano 2026 katılımıyla
birlikte uluslararası pazardaki varlığını
güçlendirdi ve tasarım odaklı üretim anlayışını
global ölçekte daha görünür hale getirdi.
Marka, dış mekân mobilyasındaki uzmanlığını
farklı kültürlerle etkileşim kurabilen evrensel
bir tasarım diliyle bir kez daha ortaya koydu.
Tilia’nın nerede durduğunu bilenler için bu bir
sürpriz değil. Sadece bir sonra ki adım.
hotel restaurant
76 & hi-tech
şefin gözünden
Lezzet ve
Duygunun
Dengesinde
Anlam
Bulan
Hikaye
Nilay
Lale
RÖPORTAJ | Hatice Ünal Bilen
The Grand Tarabya Managed by Accor’un
mutfağında sessiz bir disiplin, ölçülü bir zarafet
ve derin bir öğrenme hali var. Executive
Chef Nilay Lale için mutfak, bir üretim alanı
olmanın ötesinde insanlara dokunan, gelişen ve
dönüşen bir yolculuğa açılan kapı.
Bu yolculuğun kökleri ise çocukluk yıllarına
uzanıyor. Mutfakla kurduğu ilk bağın aslında bir
merakla başladığını ve zamanla çok daha derin
bir anlam kazandığını belirten Lale şöyle anlatıyor:
“Mutfakla ilişkim çok erken yaşlarda başladı.
Başta sadece bir meraktı, zamanla bunun beni
yaratıcı olarak beslediğini ve aynı zamanda
insanlara dokunabildiğim bir alan olduğunu fark
ettim. En önemlisi de, ortaya çıkan sonuçtan
büyük bir keyif aldığımı gördüm. Sonrasında
bu işi daha ciddiye alarak hem teorik anlamda
kendime yatırım yaptım hem de pratikte farklı
mutfaklarda görev alarak kendimi geliştirdim.
Bugün de aslında aynı noktadayım. Hâlâ öğren-
meye devam ediyorum ve bunun bu mesleğin en
güzel taraflarından biri olduğunu düşünüyorum.”
“Yemeğin duygu uyandırdığını görmek kırılma
noktamdı”
Aslen Ankara doğumlu bir şef olan Lale’nin mutfakla
kurduğu bağ, bireysel bir meraktan değil;
evin içinde yıllar boyunca tekrar eden o tanıdık
anlardan, sofranın etrafında kurulan ilişkilerden
besleniyor. Onun için mutfak, daha en başından
itibaren bir üretim alanı olmanın ötesinde, duygunun
ve paylaşımın merkezinde konumlanıyor.
Bu yaklaşımın kökenini ise “Ailemde profesyonel
anlamda aşçılık yapan biri yoktu. Ancak evde
yemek her zaman önemliydi ve mutfak, paylaşımın
merkezindeydi. Bu da farkında olmadan bu
alana yakınlaşmamı sağladı. Beni en çok etkileyen
şey ise belirli bir kişi ya da an değil, zaman
içinde yaşadığım küçük ama güçlü deneyimler
oldu. Özellikle yaptığım bir yemeğin karşı tarafta
gerçek bir duygu yaşattığını görmek, bu mesleğe
olan bağlılığımı netleştiren en önemli kırılma
noktalarından biriydi.” sözleriyle paylaşıyor.
Üretmenin verdiği ilk tatmin
Onun hikayesinde mutfakla kurulan bağ, zamanla
daha somut deneyimlerle derinleşiyor.
Paylaşımın merkezinde duran o ilk temas, yerini
üretmenin verdiği kişisel tatmine bırakıyor. Ve
tam da bu noktada, yaptığı her şeyin karşı tarafta
bir karşılık bulduğunu görmek, bu yolculuğu
daha da anlamlı hale getiriyor. İlk deneyimlerini
ise şu samimi ifadeleriyle aktarıyor: “İlk
yaptığım yemeği çok net hatırlamıyorum ancak o
dönemde hissettiğim duygu çok net! Üretmenin
verdiği tatmin. Ortaya bir şey koymak ve bunun
başkaları tarafından beğenilmesi, bende güçlü
bir motivasyon oluşturdu. Bu his zamanla daha
bilinçli bir hal aldı. Sadece yemek yapmak değil,
doğru ürünü doğru teknikle işlemek ve bunu bir
bütünlük içinde sunmak benim için önemli hale
geldi. Bu da mesleğe olan yaklaşımımı daha
disiplinli ve odaklı bir noktaya taşıdı.”
Tek bir isimden çok farklı
şeflerin yaklaşımlarından
ilham aldığını dile getiren The
Grand Tarabya Managed by
Accor’un Executive Chef’i
Nilay Lale, özellikle ürüne
saygı duyan, sade ama güçlü
tabaklar kuran mutfak
anlayışlarının kendisi için
belirleyici olduğunu söylüyor.
Yerel mutfakların hikayeleri,
geleneksel tariflerin kuşaktan
kuşağa aktarımı ve bu kültürel
süreklilik de onun beslenme
kaynakları arasında yer alıyor.
Gastronomiye tek başına
teknik bir alan olarak değil,
aynı zamanda kültürel bir
anlatım biçimi olarak bakıyor.
Disiplinle şekillenen yolculuk
Üretmenin verdiği o ilk tatmin, zamanla yerini
daha bilinçli bir gelişim sürecine bırakıyor.
Merakla başlayan ilişki, bu noktadan sonra
eğitimle, deneyimle ve farklı mutfak disiplinleriyle
beslenerek daha sağlam bir zemine
oturuyor. Deneyimli şefin kariyer yolculuğu da
tam olarak bu süreklilik ve derinleşme üzerine
kurulu: “Muğla Üniversitesi Tarım Teknolojileri
bölümü mezunuyum. Yaklaşık 20 yıldır
mutfağın içindeyim. Bu süre boyunca hem otel
mutfaklarında hem de farklı gastronomi projelerinde
yer alarak çeşitli disiplinleri deneyimleme
fırsatı buldum. Şu an The Grand Tarabya
Managed by Accor’da ‘Executive Chef’ olarak
görev yapıyorum ve mutfağın genel kurgusundan
sorumluyum.”
Bu noktadan sonra Lale’nin kariyeri, farklı mutfak
deneyimlerinin katman katman biriktiği güçlü
bir yapıya dönüşüyor. Yıllar içinde birçok otelde
üstlendiği sorumluluklar, ona operasyonun
ötesinde mutfak yönetimi ve konsept geliştirme
tarafında da derin bir perspektif kazandırıyor.
Mutfağa bakışında ise bu teknik birikimin yanında
“Ailemde profesyonel anlamda
aşçılık yapan biri yoktu. Ancak
evde yemek her zaman önemliydi
ve mutfak, paylaşımın merkezindeydi.
Bu da farkında olmadan
bu alana yakınlaşmamı sağladı.
Beni en çok etkileyen şey ise
belirli bir kişi ya da an değil,
zaman içinde yaşadığım küçük
ama güçlü deneyimler oldu.
Özellikle yaptığım bir yemeğin
karşı tarafta gerçek bir duygu
yaşattığını görmek, bu mesleğe
olan bağlılığımı netleştiren en
önemli kırılma noktalarından
biriydi.”
hotel restaurant
78 & hi-tech
şefin gözünden
”Türkiye’de gastronomi
gerçekten çok hızlı gelişiyor.
Artık misafirlerimiz sadece
yemek yemekle yetinmiyor, ne
yediğini, nereden geldiğini ve
neden o şekilde sunulduğunu
da merak ediyor. Bu bilincin,
hem misafir tarafında hem
de mutfakta çok değerli
bir dönüşüm yarattığına
inanıyorum. Sonuç olarak
bu durum bizi daha dikkatli,
daha özenli ve daha yaratıcı
olmaya yönlendiriyor. Bence
bu gelişim süreci gastronomi
adına oldukça kıymetli.”
daha kişisel bir alan açılıyor. Yemek, onun için
bir meslek tanımının sınırlarını aşıyor. Düşünmenin,
üretmenin ve kendini ifade etmenin bir
biçimine dönüşüyor. Bu yaklaşım da zamanla
gastronomi dünyasında karşılık buluyor. Gault &
Millau Türkiye tarafından 2024 ve 2025 yıllarında
1 şapka, 2026 yılında ise 2 şapka ile ödüllendirilmesi,
bu yolculuğun güçlü bir yansıması olarak
öne çıkıyor.
Geçmişle kurulan güçlü bağ
Nilay Lale’nin mutfağa yaklaşımı, zamanla
teknik bilginin ötesine geçerek anlam ve anlatı
katmanlarıyla derinleşiyor. Bu yüzden kariyerinde
geldiği nokta, onu yeni bir pozisyonun da
ilerisinde duygusal karşılığı olan bir yapının içine
taşıyor. The Grand Tarabya ile kurduğu ilişki de
bu güçlü bağın doğal bir devamı olarak şekilleniyor:
“Burası benim için sadece bir otel değil,
aynı zamanda bir hafıza. Küçükken adını çok sık
duyduğum, İstanbul’un hafızasında yeri olan,
ikonik bir yer. Neredeyse herkesin bu otelle ilgili
bir anısı, bir bağı var. Bu hikayeleri dinlemek ve
yenilerinin inşasına tanıklık etmek benim için büyük
bir keyif. Benim mutfağa bakışım da aslında
hikaye anlatmak üzerine kurulu. Bu yüzden The
Grand Tarabya’nın taşıdığı bu güçlü geçmiş ve
duyguyla kendi yaklaşımımın doğal bir şekilde
örtüştüğünü düşünüyorum. Bugün bu hikayenin
bir parçası olmak ve bu mirası mutfak aracılığıyla
sürdürmek benim için gerçekten çok değerli ve
heyecan verici.”
”Net bir imza tabak yerine her restoranın kendi
hikayesi olmalı”
Mutfağa bakışı hikaye anlatımı üzerinden şekillenen
Lale için bu yaklaşım, tabaklara da doğrudan
yansıyor. Bir yandan farklı restoranların kendi
karakterini koruması, diğer yandan ortak bir
mutfak dili oluşturulması gerektiğini özellikle
vurguluyor. Bu dengeyi ise şu sözlerle tarif ediyor:
“Otel bünyesinde birden fazla restoran var
ve neredeyse hepsinde yeni dokunuşlar üzerine
çalışıyoruz. Tek bir mutfak yaklaşımına bağlı
kalmak yerine, farklı mutfaklardan ilham alarak
daha dengeli ve güncel bir yapı kurmaya odaklanıyorum.
Anadolu ürünleri bizim için önemli bir
referans noktası ancak bunu tek başına bir sınır
olarak görmüyorum. Uluslararası teknikler ve
farklı mutfak kültürlerinden aldığımız ilhamla
daha zengin ve katmanlı bir deneyim sunmayı
hedefliyoruz. Bu nedenle net bir ‘imza tabak’tan
ziyade her restoranın kendi kimliğini yansıtan ve
misafire bütünlüklü bir deneyim sunan tabaklar
oluşturmayı tercih ediyorum. Her birinin kendi
hikayesi ve yaklaşımı olması benim için daha
değerli.”
Bu yaklaşım, tabakların salt lezzet üzerinden
değil, kimlik ve deneyim üzerinden kurgulandığını
açıkça ortaya koyuyor. Menüdeki her bir detay,
aslında tek bir mutfak imzasından çok, farklı hikayelerin
bir araya geldiği bir bütün gibi ilerliyor.
Bu da otelin mutfak yapısında daha katmanlı ve
yaşayan bir sistem oluşturuyor.
Üründen doğan yalın bir mutfak dili
Tabakların kimliğini belirleyen bu anlayış, şefin
tarif geliştirme sürecinde de aynı şekilde karşılık
buluyor. Onun mutfağında başlangıç noktası her
zaman ürün oluyor; geri kalan tüm detaylar ise
bu temel üzerinden şekilleniyor. Bunu ise şu
sözleriyle paylaşıyor: “Yeni bir tarif oluştururken
çıkış noktam her zaman ürün oluyor. Mevsiminde
ve doğru kaynaktan gelen bir ürün, zaten
kendi karakterini taşıyor. Benim yaklaşımım,
bu karakteri doğru tekniklerle desteklemek ve
dengeli bir kompozisyona dönüştürmek üzerine
kurulu. 2026 mutfak trendlerinde ise sürdürülebilirlik,
yalınlık ve ürün odaklılık ön plana çıkıyor.
Biz de menülerimizde daha az müdahale edilmiş,
daha temiz ve net tatlar sunmaya odaklanıyoruz.
Aynı zamanda hikayesi olan tabaklar oluşturmak
ve misafire sadece lezzet değil, bir deneyim
sunmak da önemli bir parçamız.”
Bu yaklaşım, menülerin teknik bir planlama
çerçevesinde ele alınmasının ötesine geçerek,
ürünün doğasını koruyan ve onu öne çıkaran
dengeli bir kurguya dayanıyor. Böylece ortaya
çıkan tabaklar hem güncel eğilimlerle uyum
yakalıyor hem de kendi karakterini güçlü biçimde
yansıtıyor.
Kaynağına inen yaklaşım
Nilay Lale’nin tarif geliştirme sürecinde ürün,
tüm sürecin başlangıç noktası olarak öne çıkıyor.
Yerel ve mevsimsel ürünlerle kurulan bağ ise
menülerin temel yönünü belirliyor. Bu yaklaşımı
şöyle ifade ediyor: “Şu anda en çok odaklandığımız
konu sürdürülebilirlik ve mutfakta güçlü
bir sistem kurmak. Yerel üreticilerle daha yakın
çalışmak, ürünün kaynağını daha iyi anlamak ve
bunu menüye doğru şekilde yansıtmak bizim için
öncelikli. Bu yaklaşımın hem mutfağın kalitesini
hem de anlatmak istediğimiz hikayeyi güçlendirdiğini
düşünüyorum. Bununla birlikte, misafir
deneyimini güçlendirecek küçük ama etkisi
yüksek projeler üzerinde de çalışıyoruz.”
Bu bakış açısı, tarif üretmekten ziyade ürünün
geldiği noktayı anlamaya ve bunu bütün sürece
doğru şekilde aktarmaya dayanıyor. Böylece sürdürülebilirlik,
planlamanın içinde yer alan somut
bir yaklaşım haline geliyor.
“Başarı, güçlü bir ekip ve doğru iletişimle
mümkün”
Zaman içinde biriken tecrübeler, Lale’nin bir tek
üretim tarafına değil, ekip yönetimine bakışına
da doğrudan yön veriyor. Onun için işin başarısı
bireysel değil, birlikte kurulan düzenin sonucu.
Bu çerçeveyi ise şöyle anlatıyor: “Bu meslekte
öğrendiğim en önemli şeylerden biri süreklilik ve
disiplinin başarının temelini oluşturduğu. Mutfak,
dışarıdan göründüğü kadar romantik değil;
aksine yoğun tempo, stres ve yüksek beklenti
gerektiren bir alan. Karşılaştığım en büyük zorluklar
genellikle bu yoğun tempoyu sürdürülebilir
kılmak ve ekip içinde doğru dengeyi kurmak
üzerine oldu. Zamanla şunu fark ettim: güçlü
bir ekip kurmadan ve o ekiple doğru iletişim
kurmadan başarılı olmak mümkün değil. Bu süreçler
liderlik yaklaşımımı da şekillendirdi. Daha
kapsayıcı, dinleyen ve ekibiyle birlikte gelişen
bir yapı kurmaya çalışıyorum. Çünkü mutfakta
başarı hiçbir zaman tek kişinin değil, güçlü bir
ekibin sonucu.”
“İçimde hiç bitmeyen bir öğrenme hali var”
The Grand Tarabya Managed by Accor’un Executive
Chef’i Nilay Lale’nin mutfağa bakışı, bir
hedefe varma hikayesinden çok, sürekli devam
eden bir yolculuk hissi taşıyor. Bu yolculuğun
merkezinde ise onun sık sık vurguladığı iki temel
kavram var: sürdürülebilirlik ve sistemli bir yapı
kurma isteği.
Gelecek planlarını anlatırken de odağı değişmiyor.
“Daha önce de belirttiğim gibi odağımda
sürdürülebilirlik ve mutfakta güçlü bir sistem
kurmak var” diyerek başladığı cümle, aslında
onun mesleğe bakışının özünü de özetliyor. Çünkü
onun için mutfak, tek seferlik bir üretim alanı
değil; her gün yeniden kurulan, geliştirilen ve
beslenen bir düzen. Bu düzenin içinde kendini en
çok motive eden şey ise öğrenme hali. “Mutfak
benim için hala ilk günkü heyecanını koruyor”
derken aslında bir meslekten çok bir yaşam
biçiminden söz ediyor. Hata yapmak, yeniden
denemek ve gelişmek onun için bu sürecin doğal
bir parçası.
Tüm bu yolculuğun sonunda vardığı nokta ise
oldukça net: “Tabağa sadece lezzet koymak değil,
bir şey hissettirebilmek benim için en önemli
faktör. Eğer o duygu karşı tarafa geçiyorsa,
benim için her şey anlamını buluyor.”
hotel restaurant
80 & hi-tech
gastro güncel röportaj
2030
Mutfaklarında
Şef mi Yapay
Zeka mı
Kazanacak?
Serkan
Bozkurt’tan
Kritik Çıkış
Haber: Hatice Ünal Bilen
2030 vizyonu şimdiden tartışma
konusu olurken, yapay zekâ
ve otomasyonun mutfağı nasıl
dönüştüreceğine dair değerlendirmeler
giderek yoğunlaşıyor. Chef’s Table
Mutfak Akademisi Kurucusu Serkan
Bozkurt’tan ise dikkat çeken
açıklamalar geldi. Bozkurt, mutfağın
“his, duygu, kültür ve insan sıcaklığı” ile
var olduğunu vurgulayarak, “mutfakta
ya varsınızdır ya yoksunuzdur”
sözleriyle şefliğin geleceğine net bir
çerçeve çizdi.
Yapay zekânın menü ve konsept
geliştirmede güçlü bir destek olduğunu
ancak nihai kararın her zaman insanda
kaldığını belirten Bozkurt, mutfakta
teknoloji ve insan dengesi üzerine
önemli mesajlar verdi.
2030’a giderken yapay zekâ ve
otomasyon mutfakta yardımcı
olmaktan çıkıp şefin yerini alabilir mi?
Yapay zekâ bugün hayatımızın her
alanında olduğu gibi mutfakta da yoğun
şekilde konuşuluyor. Ancak mutfak;
his, duygu, kültür, geçmiş ve insan
sıcaklığı gibi unsurların güçlü şekilde
yer aldığı bir alan. Yapay zekâ; doğru
menü içerikleri oluşturmak, konsept
geliştirmek gibi konularda önemli bir
destek sağlayabilir. Fakat işin insani
dokunuş gerektiren kısmında tamamen
yerini alması zor görünüyor.
Otomasyon ise standart reçetelerin
korunması ve sürdürülebilirlik
açısından büyük avantaj sağlar. Ancak
o standardın üzerine çıkmak, yeni bir
değer oluşturmak her zaman insan
zekâsı ve üretkenliği ile mümkün olur.
“Teknoloji, deneyimi
zenginleştiren, farklılık
oluşturan ve trendleri
yakalamayı kolaylaştıran
önemli bir araç olacak.
Yeni pişirme teknikleri,
sunumlar ve konseptler
gelişmeye devam edecek.
Ancak tüm bunların
temelinde hâlâ doğru
fikirler, iyi kombinasyonlar
ve güçlü reçeteler yer alacak.
Bu kararları veren ve
yönlendiren ise her zaman
insan olacak. Yani teknoloji
deneyimi güçlendirir ama
başarının temelinde yine
lezzet ve insan dokunuşu
vardır.”
Mutfak akademinizde öğrencileri
yetiştirirken, teknolojiyi bir tehdit mi
yoksa yeni bir üretkenlik alanı olarak
mı konumlandırıyorsunuz?
Teknolojiye bakış açısı tamamen kişinin
kendini nasıl konumlandırdığıyla ilgili.
Gelişime açık, katma değer üretmeye
odaklı biri için teknoloji güçlü bir
yardımcıdır. Ancak teknolojiye bağımlı
hale gelip onu yeterli görmek, zamanla
kişiyi geri bırakır.
Biz akademide öğrencilerimize sadece
yemek yapmayı değil, yaptıkları işin
arkasındaki sebep-sonuç ilişkisini
öğretiyoruz. Reçetelerin nasıl
oluştuğunu, teknikleri ve süreçleri
anlamalarını sağlıyoruz. Amacımız;
teknolojiyi kullanan ama karar verici
olan bireyler yetiştirmek. Bu doğrultuda
dünya mutfaklarındaki en güncel
ekipman ve teknolojilerle eğitim
veriyoruz.
3D gıda baskı ve veri odaklı menü
sistemleri yaygınlaşırsa, “usta-çırak”
mutfak geleneği nasıl ayakta kalacak?
Yemek sadece bir ürün değil, aynı
zamanda bir deneyim ve öğrenme
sürecidir. Bu süreçte bilgi kadar
tecrübe de büyük önem taşır ve bu
tecrübe insandan insana aktarılır.
Tezgâhta, birebir gözlemle ve pratikle
öğrenme bu mesleğin temelidir. Çünkü
bir yemeği yaparken anlık refleksler,
kararlar ve dokunuşlar sonucu belirler.
Bu da insan faktörünü vazgeçilmez
kılar. Bu yüzden usta-çırak ilişkisi her
zaman değerini koruyacaktır.
Geleceğin şefi artık sadece yemek
yapan değil, aynı zamanda teknoloji
okuryazarı bir “dijital tasarımcı”
olmak zorunda mı?
İyi bir şef olmak sadece iyi yemek
yapmak değildir. Beslenmeden
anlayan, kendini doğru ifade edebilen,
pazarlama bilgisi olan, sosyoloji ve
ekonomiyi yorumlayabilen bir bakış
açısı gerektirir. Teknoloji bu noktada
önemli bir destek sağlar. Dijital tasarım
ilk algıyı oluşturur. Ancak sürdürülebilir
başarı, işin gerçekliğinde ve sahada
ortaya çıkar. Sonuçta mutfak bir
sahnedir: ya varsınızdır ya yoksunuzdur.
Sizce 2030’da bir restoranın başarısını
belirleyen şey lezzet mi olacak, yoksa
teknolojiyle ortaya konan deneyim mi?
Teknoloji, deneyimi zenginleştiren,
farklılık oluşturan ve trendleri
yakalamayı kolaylaştıran önemli bir
araç olacak. Yeni pişirme teknikleri,
sunumlar ve konseptler gelişmeye
devam edecek. Ancak tüm bunların
temelinde hâlâ doğru fikirler, iyi
kombinasyonlar ve güçlü reçeteler
yer alacak. Bu kararları veren ve
yönlendiren ise her zaman insan
olacak. Yani teknoloji deneyimi
güçlendirir ama başarının temelinde
yine lezzet ve insan dokunuşu vardır.
hotel restaurant
82 & hi-tech
gastro güncel
TURYİD ve World Central Kitchen’dan Gazze
İçin Sofra Dayanışması
Turizm, Restoran Yatırımcıları ve Gastronomi İşletmeleri Derneği (TURYİD), World Central Kitchen
birlikteliğiyle hayata geçireceği “Gazze İçin Sofradayız” dayanışmasını 1 Mayıs’ta başlatıyor. TURYİD
öncülüğünde yürütülen dayanışma, isteyen tüm işletmelerin katılımına açık olacak.
Turizm, Restoran Yatırımcıları ve Gastronomi
İşletmeleri Derneği (TURYİD), turizm ve
yeme-içme sektörünün toplumsal sorumluluk
gücünü ortaya koyan yeni bir dayanışma
projesini hayata geçiriyor. “Gazze İçin Sofradayız”
adıyla 1 Mayıs’ta başlayacak kampanya, savaş
nedeniyle temel gıdaya erişimi kısıtlanan Gazze
halkına destek olmayı amaçlıyor.
Dayanışma kampanyası, 2010 yılında İspanyol
Şef José Andrés tarafından kurulan uluslararası
yardım kuruluşu World Central Kitchen (WCK)
iş birliğiyle yürütülüyor. WCK bugüne kadar 600
milyonun üzerinde taze ve besleyici öğünü ihtiyaç
sahiplerine hızlı ve etkili bir şekilde ulaştırarak
insani yardım alanında önemli bir rol üstleniyor.
Dünya genelinde afet ve kriz bölgelerinde faaliyet
gösteren WCK, Gazze’de günde 1 milyon öğün
dağıtımı yapıyor.
“Gazze İçin Sofradayız”
dayanışma kampanyası
restoran sektörünü Gazze’deki
insani krize destek olmak
amacıyla aynı sofrada
buluşturuyor. Dayanışma
kampanyasında şeffaf ve
doğrudan yardım için, tercih
edilebilecek farklı modeller
bulunuyor. Türkiye operasyonu
ile TURYİD üyelerinin,
üye olmayan işletmelerin
ve misafirlerin katkılarıyla
WCK’nin küresel çapta
yürüttüğü Gazze çalışmalarına
destek sağlanması
hedefleniyor. Sadece TURYİD
üyelerinin değil, sektördeki
tüm işletmelerin katılımına ve
misafirlerin bireysel katkısına
da açık olarak yürütülecek
kampanyanın Türkiye’deki
genel hedefi 100 marka, 250
restoran ve 100.000 öğün
bağışı olarak belirlendi.
Hedef: 100 marka, 250 restoran, 100 bin öğün
bağışı
Restorandan bağış modeli kapsamında gerçekleşecek
Türkiye operasyonu ile TURYİD üyelerinin,
üye olmayan işletmelerin ve misafirlerin
katkılarıyla WCK’nin küresel çapta yürüttüğü
Gazze çalışmalarına destek sağlanması hedefleniyor.
TURYİD üyesi işletmeler, sektörün temsilci
üye olmayan işletmeler ve misafirlerin bireysel
katkılarıyla WCK’nin küresel gücüne yerel çapta
bir destek sağlamayı hedefleyen TURYİD, kampanyanın
hedefini 100 marka, 250 restoran ve
100.000 öğün bağışı olarak belirledi.
Türkiye’de 1 Mayıs’ta başlayacak “Gazze İçin
Sofradayız” kampanyası, sektörün geniş temsil
gücünü yalnızca ekonomik katkılarla değil, aynı
zamanda toplumsal sorumluluk bilinciyle de
ortaya koymayı amaçlıyor. Restoranlar ve misafirler
aynı dayanışma zincirinde buluşarak Gazze
için ortak bir destek mekanizması oluşturuyor.
Sektör açısından güçlü bir dayanışma mesajı
“Gazze İçin Sofradayız” kampanyası kapsamında
yapılan bağışlar doğrudan WCK’a aktarılırken,
restoran işletmeleri tahsilat sürecinin herhangi
bir aşamasına dahil olmadan dayanışmanın
parçası oluyor. Bu sayede misafirler bağışlarını
şeffaf bir şekilde gerçekleştirebiliyor.
Kampanyayı değerlendiren TURYİD Yönetim Kurulu
Başkanı Kaya Demirer: “Gazze’de yaşananlar
artık bir kriz değil, bir açlık felaketidir. Birleşmiş
Milletler’in de ifade ettiği gibi bu durum artık
kıtlık eşiğine gelmiş bir tabloyu gösteriyor” diyor
ve ekliyor: “Gazze İçin Sofradayız” uzun süredir
üzerinde çalıştığımız ve tüm detaylarını WCK ile
titizlikle planladığımız bir kampanyadır. TURYİD
öncülüğünde yürütülen bu çalışma, sadece üyelerimize
değil katılmak isteyen tüm işletmelere
açıktır. Restoran sektörünün yalnızca gastronomi
alanındaki katkılarıyla değil, toplumsal sorumluluk
bilinciyle de nasıl güçlü bir rol üstlenebileceğinin
kanıtıdır. Dayanışmanın artmasıyla
birlikte hem Gazze’ye ulaştırılan destek hacminin
büyümesini hem de sektörün birlik ve beraberlik
mesajının daha geniş kitlelere ulaşmasını amaçlıyoruz”
diye konuştu.
Şeffaf ve doğrudan yardım için farklı modeller
bulunuyor
Rezervasyon Modeli: Misafirler, turyiddayanisma.org
üzerinden kampanyaya katılan tüm
restoranları görüntüleyebilecek, bu restoranlarda
rezervasyon yaparak kampanyaya
katılabilecekler. Misafirler, bağış tutarı kadar
yemeği seçtikleri restoranda bedelsiz tüketmiş
olacaklar. Böylece her harcama, Gazze’de ihtiyaç
sahiplerine ulaştırılan bir öğüne dönüşecek.
Gazze Destek Öğünleri: Müşteri eğer al-götür
veya rezervasyonsuz servis veren bir restoranı
tercih ediyorsa, bu restoranlar iki alternatif metot
arasından tercih ettikleri yöntemi müşterilerine
sunacak. Menülerinde yer alan “Gazze Destek
Öğünleri”nin gelirinin belirli bir yüzdesi, restoranlar
tarafından doğrudan WCK’a bağışlanacak.
Veya yerleştirilen QR kodlar aracılığıyla müşteriler
seçtikleri yemeklerin bedelini direkt olarak
WCK’ye aktarabilecekler.
Online Bağış: Misafirler turyiddayanisma.org
üzerinden, restorana gitmeden WCK’a doğrudan
destek vererek Gazze’de yürütülen gıda yardım
operasyonlarına katkıda bulunabilecekler.
DrṀurat
İstanbul Gelişim Üniversitesi
Dogan
Güzel Sanatlar Fakültesi Dekan Yardımcısı
Doç.
)
İstanbul’un Tadı: Çokkültürlü Bir Bellek Sofrası (II)
Kıtaları Aşan Tabaklar, Ortaklaşan Hikâyeler
Şehrin bu zengin ve çok sesli
sofrasında her bir durak,
ziyaretçisinin kulağına kendine has
bir hikâye fısıldar. Bir pasaporta
ihtiyaç duymadan çıkılan bu dünya
turunda, Aksaray’daki Asuman ya
da Tepebaşı’ndaki Pars’ın safranlı
pilavında İran’ın zarafetini, Fatih’in
dar sokaklarındaki Köklem Uygur
Restaurant’ın el yapımı eriştelerinde
Orta Asya’nın o bozulmamış
samimiyetini duyumsarız. Doğu’nun
uzak uçlarına doğru yolculuk,
Beşiktaş’ta Nhà Ginza Ginza’nın
phở çorbasındaki o hassas asidik
dengeyle devam ederken; Pera
Thai ve Çok Çok Thai gibi işletmeler
Tayland mutfağının özgün tat
profillerini şehre taşır. Şişli’deki
Seorabeol ile Kore mutfağının,
Sıraselviler’deki Delhi Darbar ile
Hindistan ve Pakistan’ın baharatlı
derinliklerini soluruz. Beşiktaş’taki
Michelin yıldızlı Sankai by Nagaya
ise üst düzey Japon mutfağıyla kentin
küresel sahnedeki prestijini mühürleyen
bir imza gibidir.
Batı’nın ve kuzeyin rüzgârları da bu
devasa sofrada kendine geniş bir yer
bulur. Beyoğlu’nun o vakur ve tarihi
1924 İstanbul (Rejans)’ı, Rus-Osmanlı
mirasını retro bir ambiyansta yaşatırken;
Bostancı’daki Schnitzel Landman
ve Teşvikiye’deki Cafe Wien, Viyana
mutfağını şinitzel ve strudel estetiğiyle
temsil eder. İtalyan mutfağının sıcaklığı
ve samimiyeti ise Ataşehir’deki Fauna
ve Kadıköy’deki Aida Vino e Cucina
aracılığıyla kentin modern haritasına
dahil olur. Latin Amerika’nın ateşli
lezzetleri Ranchero ile Suadiye’den
Nişantaşı’na uzanan bir hat üzerinde
kalıcı izler bırakırken; Fatih’teki
Abyssinia’nın Etiyopya kahve seremonisi
ve Kadıköy’deki Kem Kum’un Mısır
vegan mutfağı, kentin ne denli kapsayıcı
ve kucaklayıcı olduğunun birer kanıtıdır.
Bayrampaşa’daki Mirza Köftecisi’nde
sunulan bir cevapi ise Balkanlar’ın
otantikliğini tabağımıza kadar getirir.
Sonuç olarak İstanbul’un etnik
restoranları, sadece karın doyurulan
ticari işletmeler değil; kültürel
sürdürülebilirliğin, gastronomik belleğin
ve en nihayetinde toplumsal barışın inşa
edildiği kıymetli sığınaklardır. Yenilik
ve otantik deneyim arayışındaki yeni
nesil için bu mekânlar, birer lezzet
durağı olmanın ötesine geçerek farklı
dünyalar arasında köprü kuran “kültürel
aracılar” konumuna yerleşmektedir.
Bu sofrada alınan her lokma, farklı
bir coğrafyanın değerlerini, ritüellerini
ve yaşanmışlıklarını kentsel belleğe
nakşederek İstanbul’un küresel
gastronomi sahnesindeki yerini her gün
biraz daha sağlamlaştırıyor. Her tabak,
aslında birlikte kurulan bir geleceğin ve
paylaşılan ortak bir insanlık hafızasının
sessiz ama derin birer şahididir. Bu
sofrada herkese yer var; çünkü İstanbul,
paylaştıkça çoğalan bir lezzetin adıdır.
hotel restaurant
84 & hi-tech
gastro güncel
c•paces Group Türkiye’nin Gastronomi
Gücünü Artırıyor
2025 yılında yüzde 30 oranında turist misafir ağırlayan c•paces Group, 2026’da bu oranı yüzde 35-38’lere
taşımayı hedefliyor.
2025 yılında 64 milyon yabancı ziyaretçi
ağırlayan ve 65.2 milyar dolar turizm gelirine
ulaşan Türkiye, 2026’da 68 milyar dolar hedefiyle
global turizmde konumunu güçlendiriyor.
Turistlerin yüzde 88.2’sinin destinasyon seçiminde
yemeği belirleyici faktör olarak gördüğü günümüzde,
c•paces Group geliştirdiği gastronomi
ve deneyim odaklı yaklaşımıyla bu dönüşümün
merkezinde yer alıyor. 2025 yılında yüzde 30
oranında turist misafir ağırlayan marka, 2026’da
bu oranı yüzde 35-38’lere taşımayı hedefliyor.
c•paces Group çatısı altında yer alan markaların
uluslararası gastronomi sahnesinde elde ettiği
başarılar, Türkiye’nin turizmdeki rekabet gücüne
doğrudan katkı sağlıyor.
Küresel ölçekte en güçlü seyahat motivasyonlarından
biri olan gastronomi, destinasyon
seçiminde belirleyici rol oynuyor. Turistlerin
yüzde 88.2’sinin seyahat edecekleri ülkeyi
belirlerken gastronomiyi kritik bir unsur olarak
değerlendiriyor. Bu eğilim yeme-içme deneyimini
turizmin en stratejik bileşenlerinden biri haline
getiriyor. Birleşmiş Milletler (BM) Dünya Seyahat
Örgütü’nün verilerine göre, dünya turizm gelirleri
içerisinde yeme-içme harcamalarının payı yüzde
30 seviyesine ulaşıyor. Türkiye’de ise bu oran
yüzde 20-25 arasında değişerek, sektörde en
yüksek paylardan birini oluşturuyor.
2025 yılında yüzde 30 turisti misafir etti
Türkiye’nin, sahip olduğu mutfak kültürünün,
coğrafi zenginliklerinin ve tarihsel birikiminin
dünya gastronomi sahnesinde benzersiz bir yere
sahip olduğuna dikkat çeken c•paces Group
Kurucu Ortağı Göktuğ Özdemir, bu potansiyeli
uluslararası ölçekte daha görünür hale getirmeyi
hedeflediklerini ifade etti. c•paces Group çatısı
altında yer alan markaların gastronomik başarıları
ve deneyim odaklı yaklaşımları Türkiye’nin
turizm anlatısına güçlü bir katman eklediğini
belirten Özdemir, “Geliştirdiğimiz konseptlerle
‘iyi gastronomi deneyimi’nin yanı sıra, iyi yemek,
iyi manzara, iyi ambiyans ve iyi hizmeti bir araya
getirerek misafirlerimize bütüncül bir deneyim
sunuyoruz. Üç restoranımız Michelin Guide ve
Gault&Millau rehberlerinde; Lokanta Feriye ise,
The Times’ın ‘İstanbul’daki En İyi 11 Restoran’
listesinde yer alıyorç Bu da bütüncül deneyim
yaklaşmımızı sergiliyor. Gastronomi turizmi bugün
destinasyonların rekabet gücünü belirleyen
temel unsurlardan biri haline geldi. Bu doğrultuda
2025 yılında yüzde
30 oranında turist
misafir ağırladık, 2026
yılında ise, bu oranı
yüzde 35-38’lere kadar
artırmayı hedefliyoruz.
Markalarımızın
sunduğu gastronomi
deneyimi, turistlerin
Türkiye tercihlerini
doğrudan etkileyen
en önemli unsurlar
arasında yer alıyor. Misafirlerimiz, destinasyon
seçimlerinde lokasyonun yanı sıra, o destinasyonun
sunduğu mutfak kültürü ve deneyimi de
değerlendiriyor. Bu noktada biz de misafirlerimize
Türkiye’nin zengin mutfak mirasını çağdaş bir
anlatımla deneyimleme fırsatı sunuyoruz” dedi.
“Turistler, Türk mezeleri ve yerel lezzetleri
tercih ediyor”
c•paces Group’un verilerine göre, yabancı
misafirlerin en çok tercih ettiği ürünlerin başında
Türk mezeleri geliyor. Yerel ve coğrafi işaretli
ürünlerin modern sunum teknikleriyle buluşması,
bu tercihte belirleyici olurken; paylaşım
kültürüne dayalı yemek deneyimi de misafirlerin
ilgisini artırıyor. Özdemir, “Paylaşıma
dayalı mutfak kültürünü öne çıkararak, misafir
deneyimini daha sosyal ve etkileşimli bir hale
getiriyoruz. Önümüzdeki dönemde bu deneyim
modelini daha geniş bir ölçekte yaygınlaştırarak
Türkiye’nin gastronomi turizmindeki konumunu
daha da güçlendirmeyi hedefliyoruz. Bu doğrultuda
hem yatırım stratejilerimizi hem de marka
yapılanmamızı uzun vadeli ve sürdürülebilir bir
bakış açısıyla şekillendirmeye devam edeceğiz”
diye konuştu.
hotel restaurant
86 & hi-tech
gastro etkinlik
ID Fine ve Dieci Moda’dan
Şef Martinez İmzasıyla Chef’s Table Buluşması
ID Fine ve Dieci Moda iş birliğiyle
gerçekleşen Chef’s Table,
Michelin yıldızlı Şef Sebastien
Martinez’in imza sunumlarıyla fine
dining deneyimini Dieci Moda’da
gastronomi dünyasının odağına
taşıdı.
ID Fine ve Dieci Moda iş birliğiyle hayata geçirilen
Chef’s Table, 21 Nisan’da Dieci Moda’da
gastronomi dünyasının önde gelen şeflerini bir
araya getirdi. Fine dining deneyimini merkeze
alan etkinlik, sektörden yoğun katılımla gerçekleşti.
Etkinliğin odağında, Michelin yıldızlı Şef
Sebastien Martinez’in gerçekleştirdiği sunumlar
yer aldı. Martinez, her bir tabağı bir anlatı alanına
dönüştürdüğü yaklaşımıyla katılımcılara ilham
veren bir deneyim sundu.
Chef’s Table, aynı zamanda ID Fine’ın yeni koleksiyonu
Relic’in lansmanına da ev sahipliği yaptı.
Şef sunumlarında aktif olarak kullanılan Relic,
yumuşak hatları ve karakteristik kenar formuyla
geçmişten tanıdık bir dili bugüne taşıyor. Yeşil ve
maroon tonlarıyla farklı masa kurgularına uyum
sağlayan koleksiyon, sunumun önüne geçmeden
onu tamamlayan dengeli bir zemin sunuyor. ID
Fine, şeflerin üretkenliğini destekleyen yaklaşımıyla,
profesyonel mutfaklarda her tabağı bir
ifade alanına dönüştürmeyi hedefliyor.
Tavil: “Sofra bizim için bir birliktelik ve ilham
alanı”
Chef’s Table etkinliğinde konukları selamlayan
ID Fine Porcelain Satış ve Pazarlamadan Sorumlu
Başkan Yardımcısı ve Genel Müdür Yardımcısı
Reha Tavil, konuşmasında sofrayı bir bağ ve
üretim alanı olarak gördüklerini belirterek, farklı
disiplinlerden gelen isimlerle aynı ortamda buluşmanın
kendileri için büyük bir değer taşıdığını
dile getirdi.
Tavil, konuşmasında şu ifadeleri kullandı: “Bildiğiniz
üzere biz marka olarak sofranın güçlü bir
bağ olduğuna, birlikte ürettiğimize ve ilham verici
bir platform olduğuna inanıyoruz. Yemekten
daha fazla bir birlikteliğe inanıyoruz. Bu akşam
aramızda çok değerli isimler var. Bu kadar değerli
bir kitleyle bir araya gelmek bizim için çok
mutluluk verici. Bu akşamın güzel de bir özelliği
aslında Sebastien Şef ile bir aradayız. Biz farklı
bir kültürden bu sofraya bakıyoruz. Buradaki
birçok insan farklı kültürden, farklı disiplinden
bu sofraya bakıyor. Ama birlikte ilham alıyoruz.
Aslında birlikte aynı dili konuşmaya çalışıyoruz.
İyi yemek ve iyi sunum dilini konuşmaya çalışıyo-
ruz. Bu akşam da Sebastien Şef’in elinden güzel
bir deneyim akşamı yaşayacağımıza inanıyoruz.
Umarım güzel fikirler, güzel tatlarla güzel bir
deneyim akşamı olur. Hepinize katılımınızdan
dolayı teşekkür ederim.”
Martinez: “Farklı mutfaklar aynı sofrada aynı
hissi oluşturuyor”
Gastronomi dünyasının en seçkin ekollerinden
George V çatısı altında yetişen ve 6 Michelin
yıldızlı mutfaklarda edindiği deneyimle öne çıkan
Fransız şef Sebastien Martinez, gecede farklı
kültürlerin aynı sofrada bir araya gelmesinin
kendisi için özel bir anlam taşıdığını ifade etti.
Martinez konuşmasında, “Bu akşam Türk mutfağının
ruhunu yakından hissetme fırsatı buldum.
Farklı disiplinlerin ve mutfak geleneklerinin bir
araya geldiği, Fransız dokunuşlarının Türk ve
İtalyan mutfağıyla birleştiği oldukça zengin bir
tablo var. Aynı sofrada farklı bakış açılarını görmek
ve bunu tabaklara yansıyan bir uyum içinde
deneyimlemek benim için çok değerli” sözlerine
yer verdi.
Uzun yıllar Pavillon Ledoyen ve Le Cinq gibi
dünya gastronomisinin referans noktalarında
görev alan Martinez ustası Christian Le Squer’in
yanında edindiği yüksek mutfak disipliniyle kendi
imza yaklaşımını geliştiriyor. Mevsimsel ürünleri
teknik ustalık ve yaratıcı yorumla bir araya
getiriyor ve bu yaklaşımını bu özel gecede Dieci
Moda’ya taşıyor.
hotel restaurant
88 & hi-tech
gündem etkinlik
Şanlıurfa, Dünya Gastronomi Bölgesi
Adaylığını İstanbul’dan Dünyaya
İlan Etti
Şanlıurfa, Uluslararası Gastronomi, Kültür, Sanat ve Turizm Enstitüsü (IGCAT) tarafından verilen “2029 Dünya
Gastronomi Bölgesi” adaylığını İstanbul’dan dünyaya ilan ederek küresel gastronomi sahnesine iddialı bir giriş yaptı.
Prestijli adaylığını 19 Nisan Pazar akşamı
Tersane İstanbul’da gerçekleştirilen özel bir
lansmanla duyuran Şanlıurfa, Büyükşehir
Belediye Başkanı Mehmet Kasım Gülpınar’ın ev
sahipliğinde gerçekleşen gecede; İstanbul Valisi
Davut Gül, Bayrampaşa Kaymakamı Abdullah
Çiftçi, Beyoğlu Kaymakamı Abdullah Atakan
Atasoy, Cumhurbaşkanlığı Tarım Gıda Politikaları
Kurulu Üyesi İş İnsanı Ramazan Bingöl,
gastronomi dünyasının önde gelen isimleri, iş
dünyasından temsilciler, kanaat önderleri, ünlü
şefler ve basın mensupları ağırladı.
Gaastronomi şehrinin adaylığı, bir şehir tanıtımının
ötesinde insanlık tarihinin en erken yerleşimlerinden
biri olan coğrafyanın, sofra kültürü
üzerinden yeniden anlatılması anlamını taşıyor.
IGCAT (International Institute of Gastronomy,
Culture, ArtsandTourism) tarafından yürütülen
süreçte şehirler mutfak zenginliğiyle birlikte
kültürel mirasın korunması, yerel üretimin
sürdürülebilirliği ve gastronominin bir kalkınma
modeli olarak ele alınması gibi çok katmanlı
kriterler üzerinden inceleniyor.
Adaylık süreci ve paydaşlar
Unutulmaya yüz tutmuş Urfa yemeklerini yeniden
gün yüzüne çıkarmak, geleneksel tarifleri
kayıt altına almak ve ata tohumlarını koruyarak
yerel üreticiyi güçlendirmek adına başlatılan
bu sürecin ilk etabında, Şanlıurfa Büyükşehir
Belediyesi ile IGCAT arasında ön görüşmeler
gerçekleştirildi. Ardından, Şanlıurfa Büyükşehir
Belediyesi tarafından Şanlıurfa'yı temsil etmek
üzere, Harran Üniversitesi, Haliliye Belediyesi,
Eyyübiye Belediyesi, Karaköprü Belediyesi, GAP
İdaresi, Şanlıurfa Ticaret ve Sanayi Odası, Slow-
Food Türkiye Network ve Bureau Gastronomica’nın
dahil olduğu güçlü bir paydaşlık komisyonu
oluşturuldu. Hazırlanan başvuru dosyası,
Barcelona'da düzenlenen IGCAT Danışma Kurulu
Toplantısı'nda değerlendirildi ve Şanlıurfa,
Türkiye'den bu unvan için resmî aday ilan edilen
ilk şehir oldu.
Gülpınar: “Sadece bir adaylık değil”
Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet
Kasım Gülpınar, Şanlıurfa’daki lansmanın yalnızca
bir tanıtım değil, insanlık tarihinin en eski sofra
kültürlerinden birine yapılan anlamlı bir vurgu
olduğunu söyledi. Şehrin arkeolojik açıdan çok
Lansman gecesi,
Şanlıurfa’nın UNESCO
Müzik Şehri kimliğini
yansıtan Vox Humanis
konseriyle başladı.
Şanlıurfa’dan yükselen
çağdaş bir çok sesli koro
olan Vox Humanis;
Anadolu’nun çok kültürlü
müzik hafızasını Batı koro
geleneğiyle buluşturan
repertuvarıyla, bölgesel
mirası evrensel bir sahne
diliyle yorumlayan güçlü bir
sanat odağı olarak geceye
damga vurdu.
katmanlı bir geçmişe sahip olduğunu belirterek,
yeni bulguların bu tarihi sürekli daha da geriye
taşıdığını ifade etti. Gastronominin Şanlıurfa’da
bir lezzet değil, aynı zamanda bir hafıza meselesi
olduğunu vurgulayan Gülpınar; Göbeklitepe ve
Karahantepe gibi alanların bu kültürel hafızanın
temelini oluşturduğunu, “Halil İbrahim Sofrası”
geleneğinin ise paylaşım kültürünü yaşattığını
belirtti.
Kentin gastronomiyi bir kalkınma modeli olarak
ele aldığını ifade eden Gülpınar, ata tohumlarının
korunması, yerel üretimin desteklenmesi ve
kültürel mirasın geleceğe taşınmasının sürecin
temelini oluşturduğunu söyledi. Türkiye’nin
güçlü gastronomi potansiyeline dikkat çekerek,
bu birikimin doğru bir vizyonla dünyaya aktarılması
gerektiğini ve 2029 hedefi için çalışmaların
sürdüğünü dile getirdi.
Dodd: “12 bin yıllık yaşayan bir anlatım”
Özel davette video ile mesajını ileten IGCAT
Başkanı Diane Dodd yaptığı konuşmada,
Şanlıurfa’nın enerjisi, lezzetleri ve hikâyelerini
yerinde deneyimlemek istediğini ancak etkinliğe
katılamadığını belirtti. Şanlıurfa’nın adaylık
sürecini “bir kutlamadan öte vizyonun takdiri”
olarak değerlendiren Dodd, Mehmet Kasım
Gülpınar liderliğinde yürütülen çalışmaların
kenti uluslararası ölçekte öne çıkardığını söyledi.
Şehrin gastronomiyi 12 bin yıllık bir yaşam anlatısı
olarak taşıdığını vurgulayan Dodd, Göbeklitepe
ve Taş Tepeler’in bu kültürel sürekliliğin temelini
oluşturduğunu ifade etti. UNESCO Müzik Şehri
kimliğine de dikkat çekerek, müzik ve gastronominin
Şanlıurfa’da birbirini tamamlayan iki güçlü
kültürel unsur olduğunu dile getirdi.
Dodd, Dünya Gastronomi Bölgesi adaylığının
sadece bir unvan değil; yerel ekonomiyi güçlendiren,
üreticiyi destekleyen ve kültürel kimliği
görünür kılan uzun soluklu bir süreç olduğunu
belirtti. Şanlıurfa’nın Türkiye’den bu unvana aday
gösterilen ilk bölge olmasının önemli bir eşik
olduğunu söyleyerek, kenti tebrik etti ve süreci
yerinde deneyimlemek için ziyarette bulunmayı
planladığını ifade etti.
Taş Tepeler’den sofraya uzanan menü
Şanlıurfa’nın “2029 Dünya Gastronomi Bölgesi”
adaylığı lansmanında, kentin kadim mutfak
kültürünü yansıtan özel bir menü davetlilerle
buluştu. Şef Gökhan Çilak tarafından kurgulanan
menü; doğanın döngüleriyle uyumlu üretim
ve paylaşım kültürünü merkeze alarak, Taş
Tepeler’den günümüze uzanan gastronomi hafızasını
güçlü bir anlatıyla aktardı. Rixos Tersane
Hotel İstanbul Executive Chef’i Efe Anıl Çetin
ve ekibinin de katkı sağladığı menü, gecenin en
dikkat çeken unsurlarından biri oldu. “Toplamak,
öğütmek, közlemek, paylaşmak ve hatırlamak”
başlıkları etrafında şekillenen menüde; nohut,
mercimek, siyez, firik, çağla, yabani otlar ve menengiç
gibi bölgeye özgü ürünler öne çıktı. Lakto
fermente ayran ve menengiçli içecekler gibi
eşleşmelerle zenginleşen tabaklar, Şanlıurfa’nın
binlerce yıllık üretim ve tüketim alışkanlıklarını
modern mutfak diliyle yorumladı. Taş tepeler
ekmekleri, keme mantarı, nar ekşisi, isot ve
karadut gibi yerel tatlarla derinleşen menü; toplu
yemek kültüründen fermantasyonun doğuşuna
uzanan çok katmanlı bir hikâye sundu.
hotel restaurant
90 & hi-tech
gündem etkinlik
Damaklarda İz Bırakan Yolculuk:
Constance Festival Culinaire
Seyahat artık yalnızca bir noktadan diğerine ulaşmak değil; ilham veren hikâyelerin içine adım atmak, tüm
duyularla keşfetmek ve kalıcı deneyimler biriktirmek anlamına geliyor. Modern gezginler artık yalnızca
destinasyonları değil, o destinasyonların ruhunu yansıtan lezzetleri, kültürü ve mutfak hikâyelerini de keşfetmek
istiyor. Hal böyleyken gastronomi de bu deneyimin merkezinde yer alarak turizmin en güçlü çekim unsurlarından
biri haline geliyor.
Yükselen Gastro-turizm trendi, destinasyonların
marka değerini her geçen gün artırırken;
ziyaretçilere çok katmanlı, duygusal
bağ kurabilecekleri deneyimler sunuyor. Bu
dönüşüm, otelcilik anlayışını da büyük anlamda
değiştiriyor. Artık lüks; yalnızca konforla değil, il-
ilham veren lezzetli yolculuklarla, özgün konsept-
konseptlerle
ve unutulmaz ve deneyimlerle tanımlanı tanımlanı-
yor. Şef iş birlikleri, yaratıcı mutfak sahneleri ve
uluslararası etkinlikler sayesinde oteller, birer
konaklama alanından çok daha fazlasına adeta
birer -deneyim sahnesine- dönüşüyor.
Bu farkı ortaya koyanlardan biri de, Hint Okyanusu’nun
büyüleyici atmosferinde konumlanan
Constance Belle Mare Plage. Her yıl mart ayında
gastronomi dünyasının en prestijli buluşmalarından
biri olan ve bu sene 13-21 Mart tarihleri
arasında 19.’su düzenlenen Constance Festival
Culinaire’e ev sahipliği yaparak Mauritius’un
egzotik doğasıyla iç içe geçen festival, lüks
turizm ile “Haute Cuisine” anlayışını kusursuz
bir uyumla bir araya getiriyor. Constance Belle
Mare Plage’ın zarif detaylarla şekillenen konaklama
anlayışı ve kusursuz hizmet kalitesi ise
festivali bir etkinlikten öteye taşıyarak bütünsel
bir deneyime dönüştürüyor. Gündüzleri ilham
veren workshop’lar, akşamları ise yıldız şeflerin
imzasını taşıyan menülerle misafirler; tat, koku
ve görselliğin mükemmel uyumunda benzersiz
bir yolculuğa çıkıyor.
Festival boyunca Michelin yıldızlı şefler ile yükselen
yetenekler aynı sahneyi paylaşarak üretkenliğin
sınırlarını zorluyor. Ancak bu etkinlik yalnızca
bir yarışma değil; aynı zamanda yeteneklerin
keşfedildiği, geliştirildiği ve geleceğin gastronomi
vizyonunun şekillendiği güçlü bir platform.
Ustalık sınıfları, özel tadım deneyimleri ve göz
alıcı gala geceleri, katılımcılara gastronominin
en rafine ve ayrıcalıklı halini sunuyor.
Bu benzersiz deneyim, sadece bir otelde değil,
aynı zamanda grubun diğer ikonik tesislerinde
de yankı buluyor. Özellikle Constance Hotels
Constance Hotels & Resorts Türkiye Bölge Satış ve Pazarlama Yöneticisi
Gamze Eren
Prince Maurice Mauritius, sofistike ambiyansı,
su üzerindeki villaları ve üst düzey gastronomi
anlayışıyla bu vizyonun en zarif temsilcilerinden
biri olarak öne çıkıyor. Burada geçirilen her an,
gastronominin bir yaşam tarzına dönüştüğü
seçkin bir dünyaya davet niteliği taşıyor.
Bu zengin deneyim ve birikimin katkısıyla festival,
gastronominin turizm üzerindeki dönüştürücü
gücünü en etkileyici şekilde ortaya koyan örneklerden
biri olmaya devam ediyor. Bu prestijli
etkinlik, yalnızca katılımcılara unutulmaz anlar
sunmakla kalmıyor; aynı zamanda destinasyon
pazarlamasında fark yaratmak isteyen markalar
için de ilham veren güçlü bir model oluşturuyor.
Monreve Group’tan TEV Bursiyerlerine Yıl
Boyu Kültür Ve Deneyim Programı
Monreve Group, Türk Eğitim Vakfı (TEV) bursiyerlerine yönelik yıl boyunca sürecek kültür, sanat ve
gastronomi odaklı deneyim programını başlattı. Yıl boyu devam etmesi planlanan programın ilk etabı
İzmir’de gerçekleştirildi.
Şirketin sosyal sorumluluk
yaklaşımıyla hayata geçirdiği proje
kapsamında, İzmir’de eğitim gören
3. ve 4. sınıf üniversite öğrencilerinden
oluşan toplam 200 bursiyerin programa
katılması planlanıyor. Dört ayrı turdan
oluşacak organizasyonlar 50’şer
kişilik gruplar halinde düzenlenecek.
Programın ilk iki etabı 11 Nisan ve 9
Mayıs tarihlerinde yapılacak, diğer
turların ise yılın ilerleyen dönemlerinde
gerçekleştirilmesi öngörülüyor.
Gün boyu çok disiplinli deneyim
Monreve Group’un kültür, sanat ve
seyahat markası Art Monreve Travel
tarafından hazırlanan programda
öğrenciler, gün boyu süren etkinliklerle
tarih, sanat ve gastronomiyi bir
arada deneyimledi. İzmir’de başlayan
program kapsamında ilk durak İzmir’in
Torbalı ilçesinde
bulunan Metropolis
Antik Kenti oldu.
Öğrenciler, uzman
rehberler eşliğinde
antik kentin tarihsel
geçmişi ve arkeolojik
mirası hakkında
bilgi aldı. Program
daha sonra Key
Museum ziyaretiyle
devam etti.
Katılımcılar burada
otomotiv tarihi ve
koleksiyonculuk
kültürüne ilişkin
farklı bir bakış
açısı edinme fırsatı
buldu. Günün devamında Torbalı’daki
Montiano’da öğle yemeği verildi.
Öğleden sonraki programda Lucien
Arkas Bağları ziyaret edildi. Bağcılık
kültürü ve üzüm çeşitlerine ilişkin
bilgilerin paylaşıldığı etkinlikte, bağ
ve mahzen gezisiyle şarap üretim
süreçleri yerinde incelendi. Programın
son durağı ise Arkas Sanat Urla oldu.
Öğrenciler, rehberli tur eşliğinde Arkas
Koleksiyonu’ndan seçkileri inceleyerek
çağdaş sanatla doğrudan temas kurdu.
Arkas: “200’den fazla bursiyere
ulaşmayı hedefliyoruz”
Etkinlik, gençlerin kültür, sanat ve
gastronomi alanlarında farkındalık
kazanmasını hedefliyor. Monreve Group
Yönetim Kurulu Başkanı Merve Arkas,
projeye ilişkin değerlendirmesinde,
“Bu programla yıl boyunca 200’den
fazla bursiyerimizin farklı disiplinlerle
doğrudan temas kurmasını sağlamayı
hedefliyoruz. Gençlerin kültürel ve
sosyal gelişimlerine katkı sunacak
projeleri önceliklendiriyoruz” ifadelerini
kullandı. Projenin yıl boyunca farklı
öğrenci gruplarının katılımıyla devam
etmesi planlanıyor.
92
hotel restaurant
& hi-tech
gastro aktüel
Gastronometro’nun
operasyonu artık
Murat İlke Özipek’te
2014’ten bu yana Gastronometro’nun
büyüme ve gelişiminde önemli bir rol
oynayan Maximilian J. Thomae’nin
ayrılığı ile operasyonel süreçler artık
Gastronometro Müdürü ve Yönetici
Eğitmen Şefi Murat İlke Özipek
tarafından yürütülecek.
Yerel değerleri ve Türk mutfağının zenginliğini
geleceğe taşıma vizyonuyla yola çıkan
Gastronometro, kuruluşundan bu yana
misyonunu genişleterek eğitimi, Ar-Ge, Ür-Ge
ve uygulama çalışmalarını tek çatı altında
birleştiren stratejik bir platforma dönüştü.
Murat İlke Özipek, bu dönüşüm sürecinde
200’den fazla uluslararası etkinlik, 1.000’i
aşkın profesyonelin eğitimi ve yaklaşık
3.000’i aşkın yeni ürün geliştirme çalışmasında sorumluluk
üstlenerek, platformun bugünkü konumuna ulaşmasında
katkıda bulundu. Özipek, Gastronometro’da Milli Eğitim
Bakanlığı (MEB) ile yürütülen projelerden "Gençlik
Akademisi"ne kadar pek çok sürdürülebilir modelin
mimarları arasında yer aldı. Türk mutfağının köklü mirasını
modern tekniklerle harmanlayan yaklaşımıyla, Michelin yıldızlı
uluslararası şeflerin yerel malzemelerle tanışmasından genç
şef adaylarına disiplin kazandırılmasına kadar geniş bir alanda
platforma rehberlik etti. Yeni dönemde Özipek, Gastronometro
platformunun Türkiye’nin gastronomi ve ağırlama sektörünü bir
araya getiren en güçlü çözüm ortağı olma vizyonununu devam
ettirecek.
Efsanevi pazar brunch
geleneği geri döndü
Boğaz’ın ikonik adresi Çırağan Palace
Kempinski, yeni açılan restoranı Rüya
İstanbul’da özlenen Pazar brunch’larını
yeniden misafirleriyle buluşturuyor.
Rüya İstanbul’da her pazar, özenle hazırlanan açık büfe
lezzetler ve gurme tatlarla zenginleşen seçkiler sunuluyor.
Eşsiz Boğaz manzarası, tarihi saray bahçeleri ve geniş
teras ayrıcalığıyla Rüya’da sunulan brunch, bir ziyafete
dönüşüyor. Açık büfede yer alan gurme lezzetler, Türkiye’nin
farklı bölgelerinden özenle seçilmiş peynir ve zeytin
çeşitlerinden, saray pastanesinden çıkan sıcak lezzetlere,
artizan ekmeklerden ev yapımı reçellere uzanan
zengin bir seçki sunuyor. Mevsimsel salatalar,
özenle hazırlanan zeytinyağlılar ve klasik tatların
rafine yorumları, bu buluşmaya katmanlı bir
derinlik kazandırıyor. Deniz ürünlerinden et ve
balık seçeneklerine uzanan geniş yelpaze, şeflerin
ustalığıyla misafirlerin önünde hazırlanırken,
tüm bu çeşitlilikle birlikte özenle kurgulanmış
bir brunch deneyimine dönüşüyor. Brunch deneyiminin en
dikkat çekici unsurlarından biri olan göz alıcı tatlı odası, adeta
bir sanat galerisi estetiğinde kurgulanarak misafirleri ilk
bakışta büyülüyor. Gurme açık büfe seçkisi ve mekanın imza
tabaklarıyla şekillenen pazar ritüeli, Boğaz manzarası eşliğinde
canlı müziğin eşlik ettiği zarif atmosferde, gastronomik
deneyimi daha da keyifli hale getiriyor.
Pastacılığa yönelik
geniş ürün çeşitliliği
2026 trendleri profesyonel mutfakları
dönüştürürken, yeme içme sektörünün en
yakın iş ortaklarından Metro Türkiye kruvasan
unundan matcha’ya, bitki bazlı krema
alternatiflerinden mascarpone’ye uzanan geniş
ürün yelpazesi ve yeni pastacılık kataloğuyla
şeflere ilham veriyor.
Pastacılık, unlu mamuller ve ilgili mutfak ekipmanları
grubunda 500’den fazla çeşitte ürünü raflarında bulunduran
Metro Türkiye, kendi markaları Metro Chef, Metro Premium,
Aro, Rioba ve Metro Professional altında da güvenilir çözümler
sunmaya devam ediyor. Ürün çeşitliliğini yeni pastacılık
kataloğunda bir arada getiren Metro Türkiye, profesyonellere
ve kendi evinin şefi olanlara ilham vermeyi amaçlıyor.
Pastacılık profesyonelleri için 2026, klasik tekniklerin modern
beklentilerle buluştuğu bir yıl olarak öne çıkıyor. Bu dönemde
tek boyutlu tatlar yerini; kontrast dokuların ve sunumuyla
deneyim sunan katmanlı lezzetlere bırakıyor. "Daha az şeker
– daha dengeli lezzet" yaklaşımının bir sonucu olarak hurma
suyu gibi ürünler, wellness ve fonksiyonellik kavramları
reçeteleri şekillendirirken; matcha, badem unu gibi
içerikler menülerde daha fazla yer buluyor. Sektörün bir
diğer odak noktası olan sürdürülebilirlik ve atıksız mutfak
disiplini ise üretim planlamasında verimliliği beraberinde
getiriyor. Metro Türkiye, kendi markaları altında pastacılık
ve unlu mamuller kategorilerinde gıda ve gıda dışı olmak
üzere geniş bir ürün gamı sunuyor.
Pirinç tüketin, diyet
kalitesini artırın
Araştırmalar, pirinç tüketen bireylerin
daha yüksek diyet kalitesine sahip
olduğunu ve daha fazla lif, vitamin ve
mineral aldığını ortaya koyuyor. Ayrıca
pirincin, tokluk hissini artırarak kilo
kontrolüne destek olabileceği belirtiliyor.
Mart 2014’te Food & Nutrition Sciences dergisinde yayımlanan
bir çalışmada, NHANES (2002–2010) verileriyle 14.386
yetişkinin beslenme alışkanlıkları incelendi. Pirinç tüketen ve
tüketmeyen bireyler karşılaştırıldığında, pirinç tüketicilerinin
diyet kalitesinin daha yüksek olduğu görülüyor. Ayrıca bu
kişilerde lif, folat, magnezyum ve demir alımı daha fazla;
meyve, sebze, tahıl, et ve baklagil tüketimi de daha yüksek
olduğu belirtiliyor. Buna karşılık, katı yağ ve ilave şeker
tüketimi pirinç tüketimiyle ters ilişkili bulunduğu bilgisi
paylaşılırken, 2009 ve 2010 yıllarındaki iki çalışma da
benzer sonuçları destekliyor. Bu araştırmalara göre
pirinç tüketen bireyler daha az doymuş yağ ve ilave şeker,
daha fazla lif, vitamin ve mineral tüketiyor. Bununla beraber
pirinç tüketimi; daha düşük obezite, yüksek tansiyon, bel
çevresi artışı ve metabolik sendrom riskleriyle ilişkilendiriliyor.
Genel olarak bu çalışmalar, pirinç tüketiminin daha kaliteli ve
dengeli bir beslenme modeliyle bağlantılı olduğunu gösteriyor.
Ayrıca pirincin, tokluk hissini artırarak kilo kontrolüne destek
olabileceği bilgisi de ekleniyor.
94
hotel restaurant
& hi-tech
gastro aktüel
Perran yaz
sezonuna
hazır!
Klasik Türk mutfağının sevilen
tatlarını modern dokunuşlarla yeniden
yorumlayan Perran Ocakbaşı; taze ve
yerel ürünlerle hazırlanan mezeleri,
ustalıkla pişirilen kebapları ve kendine
özgü tarifleriyle Yalıkavak akşamlarına
bu sezon da imzasını atmaya
hazırlanıyor. Menüde ara sıcaklarda
Süryani usulü haşlanmış içli köfte,
Antibiyotik ve perde pilavı öne çıkarken; mekânın spesiyalleri
arasında Perran Çökertme, Kurabiye, kıymalı tava ve pirzola
sini tava dikkat çekiyor. Et konusundaki iddiasını haşhaş
kebabı, fıstıklı kebap, çıtır beyti, yağlı kara ve Tike kebabı gibi
özgün lezzetlerle ortaya koyan restoranda; Urfa ve Adana’nın
klasik kebapları ile lahmacun çeşitleri de müdavimlerin
İstanbul’un en merkezi konumlarından biri olan Bomonti’nin
kalbinde yer alan Hilton İstanbul Bomonti Hotel &
Conference Center, mutfak operasyonlarının liderliğini
deneyimli şef Selim Ay’a emanet etti. Uluslararası
mutfak deneyimi ve yenilikçi yaklaşımıyla öne çıkan Ay,
yeni dönemde kendi imzasını taşıyan lezzetlerle otelin
gastronomi deneyimini bir üst seviyeye taşımayı hedefliyor.
1999 yılında aile restoranında çalışmaya başlayarak yemek
vazgeçilmezleri arasında yer alıyor. Şehrin Meksikalısı
Ranchero, Bar by Ranchero konseptiyle Perran Ocakbaşı’nın
dost sofralarına bu yaz da enerjik ve özgün bir dokunuş katıyor.
Bar by Ranchero’nun zengin içecek menüsünde; Meksika’nın
vazgeçilmez margaritaları, tekila ve mezcal bazlı özel reçeteler,
taze mevsim meyveleriyle hazırlanan imza kokteyller ve keşif
duygusunu tetikleyen sürpriz tatlar öne çıkıyor.
Hilton İstanbul
Bomonti’ye yeni
Executive Chef
Hilton İstanbul Bomonti’nin yeni Executive
Chef’i, profesyonel mutfak yönetimi
konusundaki deneyimiyle öne çıkan Selim Ay
oldu.
yapma tutkusunu keşfeden Ay, aldığı eğitimle birlikte Hilton
Grubu’nda otelcilik kariyerine adım attı. Mesleki gelişim
sürecinde fine dining restoranlarda çeşitli görevler üstlenen
Ay, 2007 yılında Hilton İzmir’de Mutfak Bölüm Şefi olarak üç yıl
görev yaptı. Otelin ön açılış ekibinde yardımcı şef olarak görev
alan Ay, ardından Conrad Dubai’ye Executive Sous Chef olarak
transfer oldu ve burada üç yıl boyunca çalıştı. 2022 yılında Hilton
Grubu’nun markalarından Waldorf Astoria Dubai International
Financial Centre’da Head Chef olarak göreve başlayan Ay, bu
dönemde sektörde adından söz ettiren çalışmalara imza attı.
Üretkenlik ve sürdürülebilirliği destekleyen bir atık kontrol
sistemini başarıyla hayata geçirdi. Bu başarılarıyla Hotelier
Middle East Chef Power List’te yer alan Ay’ın yönetimindeki
Bull & Bear restoranı, iki yıl üst üste Gault & Millau tarafından
tavsiye edilen restoranlar arasında gösterildi.
hotel restaurant
96 & hi-tech
mekan keşif
Adem Şahin,
Mest Balık’ta
Misafirlerini Nasıl
“Mest Ettiklerini”
Anlattı
Mest Balık kurucu ortakları; Murat Karatay, Adem Şahin
(soldan sağa)
Röportaj: Hatice Ünal Bilen
Adalar manzarasında mest eden bir deneyim,
İstanbul Maltepe’de denize karşı
konumlanan Mest Balık’ta misafirlerini
karşılıyor. Adalar silüetine uzanan manzarası,
özenle tasarlanmış ferah salonları ve doğallığı
merkeze alan mutfak anlayışıyla dikkat çeken
mekan, balık ve meze kültürünü modern dokunuşlarla
birleştirerek güçlü bir gastronomi deneyimi
sunuyor. Tazeliğe verilen önem, mevsimsel
ürün seçimi ve detaylara gösterilen titiz yaklaşım
ise restoranı benzerlerinden ayıran en önemli
özellikler arasında yer alıyor.
Mest Balık’ın işletme ortaklarından Adem Şahin,
Adalar manzarası eşliğinde misafirlerini nasıl
“mest ettiklerini” anlattı…
Mest Balık ne zaman açıldı, kuruluş hikayeniz
nedir?
Mest Balık, İstanbul Maltepe’de, Adalar’ın büyüleyici
manzarasına karşı geçtiğimiz yıl ağustos
ayında kapılarını açtı. Kurucularımız Adem
Şahin, Murat Karatay, Şef Salih Akpolat ve Ümit
Küçük’ün sektördeki yıllara dayanan tecrübeleri,
ortak bir vizyonda buluşarak bu markayı ortaya
çıkardı. Çıkış noktamız çok netti: Misafirlerimizin
sadece yemek yiyip ayrıldığı değil, kendini iyi
hissettiği ve gerçekten “mest olmuş” bir deneyim
yaşadığı bir mekan yaratmak. “Mest” ismi de tam
olarak bu duyguyu ifade ediyor.
Masalarınıza baktığınızda nasıl bir misafir
profili görüyorsunuz?
Mest Balık’ta iş dünyasından misafirleri, aile
yemeklerini ve hem yerli hem de yabancı konukları
ağırlıyoruz. Kısa sürede güçlü bir müdavim
kitlesi oluşturduk. Misafirlerimizin ortak beklentisi;
sıradanlaşmış lezzetlerin ötesinde, farklı
dokunuşlarla hazırlanmış özel tatlar deneyimlemek.
Sofralarda paylaşım kültürü, zengin meze
çeşitliliği ve özenli sunum ön planda.
Menünüzde öne çıkan imza lezzetler nelerdir?
Mest Balık mutfağında klasik lezzetleri modern
dokunuşlarla yeniden yorumluyoruz. Mezelerimiz
bu yaklaşımın en güçlü yansıması. Menümüzde
geniş bir meze seçkisi bulunuyor ve her biri mutfaktan
adeta küçük bir sanat eseri gibi çıkıyor.
Öne çıkan lezzetlerimiz arasında, istridye mantarlı,
karamelize soğanlı Mest enginar, Mevsimine
göre hazırlanan yoğurtlu çağla mezesi, Sıcak
kabak çiçeği dolması, Ege otlarından hazırlanan
sıcak logos sarması, Logostan yapılan balık
köftesi, özellikle yapımı yaklaşık 8 saat süren
Pendik Pilakisi, sabrın lezzete dönüştüğü en özel
tabaklarımızdan biri. Ara sıcaklarda kadayıflı
çıtır karides, kalamar tava ve ahtapot ızgara. ana
ürünlerde ise, kalkan tandır, deniz levreği tandır,
kırlangıç buğlama, fener kavurma, dülger menüyer
öne çıkan lezzetlerimizdir. Finalde ise, Mest
tatlısı, hafif ama akılda kalıcı bir imza olarak
sofrayı tamamlıyor. Kalkan tandır ve levrek tandır
ise misafirlerimizin favorileri arasında yer alıyor.
Balık ve ürün seçiminde nelere dikkat ediyorsunuz?
En büyük önceliğimiz tazelik. Tüm ürün alımlarımızı
günlük olarak, tüketebileceğimiz kadar yapıyoruz.
Seçim kriterlerimiz; tazelik, lezzet, fiyat
dengesi, sürdürülebilirlik. Ürünlerimizi mümkün
olduğunca doğrudan üreticisinden temin ediyoruz.
Örneğin menümüzde kullandığımız enginar,
Urla’da bizim için özel olarak yetiştiriliyor. Bu
yaklaşım, “denizden sofraya” anlayışını bir adım
ileri taşıyarak “topraktan sofraya” felsefesine
dönüşüyor. Mevsimsellik bizim için çok önemli;
bu sayede her ürünü en doğru zamanında, en
iyi haliyle sunabiliyoruz. Mevsimine göre kalkan,
tekir, barbun, kırlangıç ve deniz levreği gibi ürünleri
menümüzde bulunduruyoruz.
Pişirme tekniklerinizde nasıl bir lezzet hedefliyorsunuz?
Mutfağımızda temel yaklaşım; ürünün doğal
yapısını koruyarak lezzeti ön plana çıkarmak.
Örneğin; kalkan tandır, yaklaşık 1 saat boyunca
kendi buharında, Meste özel sosuyla natürel
şekilde pişirilir. Kırlangıç buğlama, sebzelerin
ayrı ayrı pişirilip ardından doğal balık suyu ile
birleştirilmesiyle hazırlanır. Bu tekniklerle ağır
ve baskın tatlar yerine, dengeli ve doğal aromalar
sunuyoruz. Hedefimiz; sade ama etkileyici bir
lezzet deneyimi.
Meze kültürünüz ve hazırlık süreciniz nasıl
ilerliyor?
Mest Balık’ta meze, deneyimin en önemli parçalarından
biri. Menümüzde mevsime göre değişmekle
birlikte yaklaşık 60 çeşit sıcak ve soğuk
meze bulunuyor. Her ürün öncelikle aşçıbaşı ve
ekibi tarafından geliştiriliyor. Menüye girmeden
önce ekip içinde ve damak zevkine güvenilen
tadım ekip onayından geçiyor. Sonrasında misafir
geri dönüşleriyle şekilleniyor. Hazırlık sürecinde
ise, hijyen, sürdürülebilirlik ve maliyet dengesi
titizlikle gözetilyor. Tüm bu unsurlar bir araya
geldiğinde, ortaya hem dengeli hem de güçlü bir
lezzet çıkıyor.
Restoranınızın konumu ve atmosferi deneyimi
nasıl tamamlıyor?
Mest Balık, Adalar manzarası eşliğinde konumlanmış,
ulaşımı kolay ve özel bir lokasyonda
yer alıyor. Restoranımızda her masadan denizi
görebileceğiniz şekilde tasarlanmış iki farklı
salon bulunuyor. Bizi farklı kılan detaylardan biri
de ön tarafta yer alan organik bahçemiz. Kendi
sebzelerimizin bir kısmını burada yetiştiriyor,
doğallığı doğrudan sofraya taşıyoruz.
Mimari yapımız, şık ve zarif detaylarla tasarlanırken;
sunduğumuz atmosfer misafirlerimize hem
huzurlu hem de keyifl i bir deneyim sunuyor. En
arka masada bile manzarayı hissedebileceğiniz
bir bütünlük oluşturduk.
Mest Balık’ta önceliğimiz çok net: Misafirlerimizin
buradan mutlu, keyifl i ve gerçekten “mest
olmuş” bir şekilde ayrılması. Lezzet, sunum ve
atmosferi bir araya getirerek, her ziyareti unutulmaz
bir deneyime dönüştürmeyi hedefliyoruz.
Mest Balık’ta meze,
deneyimin en önemli
parçalarından biri.
Menümüzde mevsime
göre değişmekle birlikte
yaklaşık 60 çeşit
sıcak ve soğuk meze
bulunuyor.
hotel restaurant
98 & hi-tech
yeni mekan
Hızlı Şehir
Hayatına
Şık Bir Mola
12:45 by
5masa
Maslak 42’de konumlanan 12:45 by
5masa, yoğun şehir temposuna kısa
ama şık bir öğle molası sunuyor. Tek
menü konseptiyle hazırlanan bu özel
deneyim, iş gününün ortasında lezzetli
ve keyifli bir kaçış vadediyor.
Şehir hayatının en dinamik anlarından
biri olan öğle saatleri, artık bambaşka
bir deneyime dönüşüyor. Maslak
42’de hayata geçen 12:45 by 5masa, çağdaş
mutfak dokunuşlarını zarif bir atmosferle
buluşturarak şehirli profesyonellere kısa
ama etkisi uzun süren bir ritüel sunmayı
hedefliyor. Hafta içi 12:00 – 16:00 saatleri
arasında hizmet veren mekân, öğle molasını
sadece bir yemek arası olmaktan çıkarıyor.
Konseptin temelinde; yoğun şehir temposu
içinde kısa süreli ama yüksek kaliteli bir
kaçış sunma fikri yer alıyor. Mekânın zarif
ve modern tasarımı, misafirlerine enerjisi
yüksek ama dengeli bir atmosfer sunuyor.
Tek menü, net lezzet
12:45 by 5masa’da öğle molası, özenle
seçilmiş tek menü ile sunuluyor. Şehrin
temposuna kısa ama unutulmaz bir ara
vermek isteyenler için hazırlanan bu menü;
cevizli hardal soslu marul salatası, ardından
Cafe de Paris soslu bonfile ve patates
kızartması, finalde ise klasikleşmiş bir tatlı
olan tiramisu ile tamamlanıyor.
Gastronomi
ve deneyimi
odağına
alan bu özel
konsept, öğle
saatlerine
ilham veren,
rafine ve
akılda kalıcı
bir mola
vadediyor.
Shake Shack’ten Kore Mutfağına
Özel Lezzet Serisi
lezzet profiline uyum sağlarken, fermente
sebzelerle hazırlanan kimchi slaw, hafif ekşi
ve diri dokusuyla tazelik hissi sunuyor. İkili,
birlikte malzemeler arasında dengeli ve
bütünlüklü bir tat geçişi oluşturuyor.
Atıştırmalık sevenlere
Seride yer alan Gochujang Chicken Bites,
çıtır tavuk parçalarını Kore dokunuşuyla
sunuyor. Kızartılmış tavuk parçaları,
içindeki sulu dokuyu korurken dışındaki çıtır
kaplamayla keyifli bir kontrast oluşturuyor.
Üzerine eklenen gochujang glaze sos, parlak
ve hafif yoğun yapısıyla tavuk parçalarını
kaplayarak tatlı ve baharatlı notaları öne
çıkarıyor. Sosun akışkan kıvamı, her lokmada
tavukla uyumlu ve bütünlüklü bir lezzet
deneyimi sunuyor.
Shake Shack, Kore mutfağının
güçlü tatlarından ilham
aldığı yeni menüsünü tanıttı.
Gochujang sosu, susam
ve kimchi dokunuşlarıyla
hazırlanan seride burgerden
tavuk atıştırmalıklarına uzanan
cesur ve dengeli lezzetler yer
alıyor.
Shake Shack, dünya mutfaklarından
ilham alan yaklaşımını bu kez Kore’nin
güçlü tatlarıyla bir araya getiriyor. Tatlı
ve hafif acı notaların dengesiyle şekillenen
yeni lezzet seçkisi; burgerden tavuk
atıştırmalıklarına, eşlikçilerden soslara
uzanan bütünlüklü bir deneyim sunuyor.
Gochujang’ın kendine özgü yoğunluğu,
kavrulmuş susamın sıcaklığı ve taze yeşil
soğanın canlı etkisiyle hazırlanan seri, Shake
Shack’in imza lezzetlerine farklı bir yorum
katıyor.
Dengeyi sevenlere güçlü bir burger yorumu
Serinin öne çıkan lezzetlerinden Korean
BBQ Burger, Shake Shack’in sulu ve özenle
pişirilen dana köftesini Kore mutfağından
ilham alan tatlarla buluşturuyor. Hafif
kızarmış, yumuşak dokulu ekmek ve
erimiş cheddar peyniri burgerin temelini
oluştururken, tatlı ve keskin notaları bir
araya getiren Korean BBQ sos lezzetin
merkezinde yer alıyor. Kavrulmuş susamın
hafif dokunuşu, çıtır arpacık soğanı ve yeşil
soğanla birleşerek her lokmada dengeli
ve zengin bir tat sunuyor. Dışı hafif çıtır, içi
sulu köfte ise sosun yoğunluğuyla uyum
yakalayarak farklı bir burger deneyimi ortaya
çıkarıyor.
Kore esintili bir favori
Kore mutfağının ikonik tatlarından gochujang
ile hazırlanan Gochujang Chicken Burger,
serinin dikkat çeken seçeneklerinden biri.
Altın renginde kızartılmış tavuk göğsü, dışı
çıtır içi sulu yapısıyla öne çıkıyor. Üzerine
eklenen gochujang glaze sos, tavuğun
lezzetini daha da belirgin hale getiriyor.
Gochujang mayonez ve gevrek dokulu kimchi
slaw salatası ise burgerin yapısına taze
ve hafif ekşi bir denge katıyor. Gochujang
mayonez, dengeli baharatlı notalarıyla genel
İkonik patatesine Kore yorumu
Serinin eşlikçi lezzetlerinden Gochujang
Patates, Shake Shack’in ikonik kıvrımlı
patates kızartmasını Kore esintisiyle sunuyor.
Dışı altın sarısı ve çıtır, içi ise yumuşak
dokulu patatesler, kremamsı gochujang
mayonez ile buluşuyor. Üzerine eklenen
çıtır füme et parçaları ve pul biberle birlikte
lezzetin etkisi daha da belirgin hale geliyor.
Her lokmada çıtır ve kremamsı dokunuşlar
bir arada hissediliyor.
Tatlı ve acının dengesi
Shake Shack’in yeni menüsü; burgerden
tavuğa, paylaşmalık atıştırmalıklardan güçlü
soslara uzanan zengin bir lezzet dünyası
sunuyor. Gochujang’ın baharatlı karakteri,
susamın sıcak aroması ve yeşil soğanın
canlı etkisi bir araya gelerek markanın
imza tatlarını yeni bir mutfak kültürüyle
buluşturuyor. Cesur tatların dengeli
yorumuyla hazırlanan seri, Shake Shack
menüsüne keşif duygusunu güçlendiren yeni
bir durak ekliyor.
hotel restaurant
100 & hi-tech
mekan
Art Cafe
30. Yılını Özel Bir
Davetle Kutladı
Butik bir aile işletmesi olarak yolculuğuna başlayan Art Cafe, 30’uncu yaşını özel bir etkinlikle
kutladı. Mimar Şeyda Tomruk’un liderliğinde Art Cafe, unsuz ve yağsız Pinoli gibi imza
lezzetleriyle üç ayrı şubesinde yolculuğuna devam ediyor.
1995 yılında butik bir aile işletmesi olarak
başlayan Art Cafe’nin hikayesi, bugün
Mimar Şeyda Tomruk’un liderliğinde
büyüyerek Levent, Çiftehavuzlar ve sezonluk
olarak Yalıkavak’taki şubeleriyle yoluna güçlü
bir şekilde devam ediyor.
Lezzeti sanata dönüştüren yaklaşım
Kurulduğu günden bu yana doğal içeriklerle,
katkısız üretim anlayışını benimseyen Art
Cafe; lezzeti sadece tatta değil, görselde
de bir deneyime dönüştürerek her ürünü
adeta yenebilir bir sanat eserine çeviriyor.
Bu yaklaşımın en ikonik örneklerinden biri
olan, unsuz ve yağsız Pinoli ise yıllar içinde
markayla özdeşleşen vazgeçilmez bir klasiğe
dönüşmüş durumda.
Zaman içinde mekan, yalnızca bir kafe
olmanın ötesine geçerek; gündelik
buluşmalardan özel kutlamalara,
düğünlerden doğum günlerine uzanan sayısız
anının parçası haline geldi.
Butik pastane anlayışından ödün vermeyen
marka
30 yılı geride bırakmanın gururunu yaşayan
mekan, butik pastane anlayışından
sapmadan; lezzetini, kalitesini ve sektördeki
saygınlığını koruyarak kendi çıtasını daha da
yukarı taşımayı hedefliyor. Kişiye özel üretim
yaklaşımını aynı özenle sürdürürken, her
zaman olduğu gibi müşteri memnuniyetini
odağında tutmaya devam ediyor.
Coffy,
2028 Yılına
Kadar 500
Mağazaya
Ulaşacak
birleştiren Coffy, Gebze, İzmir, Ankara ve
Gaziantep’teki dört üretim tesisi sayesinde
Türkiye’nin her noktasına sekiz saatte tedarik
sağlayabiliyor. Çekirdekten fincana tüm
tedarik zincirini kontrol altında tutan marka,
bu sayede hem kalite standardını koruyor
hem de yatırımcıları için düşük maliyet
avantajı sunuyor.
2025 yılını, bir önceki döneme göre %86,7’lik bir ciro artışı ile
kapatan DP Eurasia Group markası Coffy, 2026'da yaklaşık %70
oranında bir büyüme daha eklemeyi öngörüyor. Markanın 2028
Yılına Kadar 500 Mağazaya Ulaşma hedefi var.
Küresel kahve sektörü 2030 yılına kadar
370 milyar dolarlık dev bir hacme
doğru ilerlerken, Türkiye kahve pazarı
bu yarışta önemli bir oyuncu haline geliyor.
2030 yılında 155 milyar TL’lik bir hacme
ulaşması beklenen pazarda, bu potansiyeli
“kaliteli kahveyi erişilebilir kılma” vizyonuyla
karşılayan DP Eurasia Group markası
Coffy, grubun teknolojik, operasyonel ve
lojistik gücünü arkasına alarak yükselişini
sürdürüyor. 2025 yılını, bir önceki döneme
göre %86,7’lik bir ciro artışı ile kapatan
marka, ulaştığı bu yüksek hacmin üzerine
2026'da yaklaşık %70 oranında bir büyüme
daha eklemeyi öngörüyor.
Sektördeki bu ivmeyi değerlendiren
Domino’s Pizza Eurasia Group CEO’su Aslan
Saranga, Coffy’nin temelinde yatan "bu
ülkenin vatandaşı kaliteli kahveye çok fazla
para ödememeli" ilkesinin altını çiziyor. Bu
yaklaşımın sadece bir ticari motto değil,
markanın sektördeki net duruşu olduğunu
vurgulayan Saranga; Türkiye’de dinamik bir
yapıyla yola çıktıklarını ve bu girişimi küresel
bir operasyonel güçle birleştirdiklerini
ifade ediyor. 2025 yılında gerçekleşen rekor
büyümenin bir tesadüf olmadığını, ölçek
ekonomisinin ve teknoloji tabanlı doğru
iş modelinin somut bir sonucu olduğunu
belirten Saranga, rüştünü ispatlamış bu kârlı
modeli yakın gelecekte Türkiye sınırlarının
ötesine, Doğu Avrupa, Balkanlar, Orta Doğu
ve Asya'daki dünya başkentlerine taşımayı
amaçlıyor.
250 kişilik teknoloji ekibi ve kesintisiz
tedarik zinciri
Coffy’yi sıradan bir kahve zincirinden
ayıran en büyük güç olan “Food-Tech”
vizyonu, markayı teknolojiyi odağına alan
bir perakende mühendisliği şirketine
dönüştürüyor. Merkez ofisinde görev
yapan 200-250 kişilik dev bir teknoloji
ekibiyle kendi yazılım ve dijital altyapısını
yöneten marka, bugün satışlarının %30’dan
fazlasını doğrudan dijital kanallar üzerinden
gerçekleştiriyor. 1,14 milyon kayıtlı kullanıcı
sayısına ulaşan Coffy App, %39’luk aktiflik
oranıyla sektör standartlarının üzerinde bir
sadakat tabanı oluştururken, “Beklemeden
Gel Al” özelliği ve ziyaret sıklığını
mükafatlandıran sadakat uygulamalarıyla
müşteri deneyimini uçtan uca özelleştiriyor.
Bu dijital kasları operasyonel mükemmellikle
Yerel güç global deneyim
DP Eurasia’nın 1000 mağazalık operasyon
tecrübesinin ve ekosistemiyle oluşturduğu
ölçek ekonomisinin Coffy modeline entegre
edildiğini belirten Coffy CBO’su Feliks
Boynuinceoğlu, "müşteri bizi nerede istiyorsa
oradayız" prensibiyle hareket ettiklerini
vurguluyor. Değişen pazar koşullarında
artık tek tip bir müşteri olmadığını ifade
eden Boynuinceoğlu, “Her harcamasını
rasyonel bir yatırım kararı gibi veren bütçe
odaklı kitle ile kafeleri bir sosyalleşme
alanı ya da ev ve iş arasındaki durak olarak
tercih eden kitleyi aynı potada eriterek
günlük rutinlerinin bir parçası olmaya
gayret ediyoruz” diyor. Türkiye'nin en saygın
tedarikçileri ile çalışarak Coffy için ithal
edilen %100 Arabica kahve çekirdeklerini
yine Coffy’ye özel geliştirilen kavurma profili
ile yerel tesislerinde hazırladıklarını ifade
eden Boynuinceoğlu, yerel üretimi küresel
standartlarla buluşturduklarının altını çiziyor.
Güçlü Franchise Ekosistemi Ve Yatırımcı
Odaklı Büyüme
Bugün Türkiye’nin 44 ilinde ve KKTC’de
yer alan 200 aktif mağazasıyla hizmet
veren Coffy, 2028’de 500 mağazaya
ulaştığında Türkiye’nin en büyük ilk iki kahve
zincirinden biri olma hedefine odaklanıyor.
Boynuinceoğlu, Coffy mağazalarının
%74’ünün franchise ortakları tarafından
yönetilmesinin bu sisteme duyulan güvenin
kanıtı olduğunu vurguluyor. 36 ay gibi sektör
lideri bir geri dönüş süresi ve esnek mağaza
konseptleriyle girişimciler için benzersiz bir
fırsat sunduklarını hatırlatan Boynuinceoğlu,
yeni ürün ve uygulamaları önce kendi merkez
mağazalarında test ederek yatırımcı riskini
minimize eden, güvenli ve ölçeklenebilir bir
iş modeli sunduklarını söylüyor.
hotel restaurant
102 & hi-tech
HoReCa teknolojileri
RESTORANLARDA GARSON-MÜŞTERI İLETIŞIMINI
YAPAY ZEKA ANALIZ EDECEK
Yeme-içme sektöründe bugüne kadar sezgilerle yönetilen garson–müşteri etkileşimi,
NarPOS’un geliştirdiği yeni yapay zeka modülüyle analiz edilebilir hale geliyor. Yakında devreye
alınacak sistem, masa başındaki iletişimin satış ve hizmet performansına nasıl yansıdığına ışık
tutacak, işletmecilere operasyonel içgörüler sunacak.
Restoran işletmeciliğinde satış
verileri, stok hareketleri ve masa
doluluk oranları yıllardır dijital
sistemler üzerinden takip edilebiliyor.
Ancak müşteri ile garson arasında
gerçekleşen iletişim bugüne kadar
ölçülemeyen bir alan olarak kaldı. Oysa
birçok işletme için satışın kaderi çoğu
zaman bu birkaç dakikalık etkileşimde
şekilleniyor. Restoran otomasyonu ve
finans teknolojileri alanında uçtan uca
çözümler sunan NarPOS, sektörün
kara kutularından bu süreci analiz
eden yapay zeka modülünü duyurdu.
Yakında seçili restoranlarda pilot
olarak devreye alınacak sistem, servis
sırasında gerçekleşen müşteri–garson
iletişiminden elde edilen anonim verileri
analiz ederek işletmecilere operasyonel
içgörüler sunmayı hedefliyor.
Sektörde birçok işletmeci için müşteri
davranışını anlamanın yolu hâlâ personel
gözlemleri veya günlük raporlara
dayanıyor. “Müşteriler bu ürünü soruyor
mu?” ya da “Hangi öneriler satışa
dönüşüyor?” gibi sorular çoğu zaman
kesin veriler yerine kişisel yorumlarla
yanıtlanıyor. Bu durum özellikle yoğun
servis saatlerinde işletmelerin önemli
içgörüleri kaçırmasına neden olabiliyor.
NarPOS mühendisleri tarafından
geliştirilen yapay zeka algoritmaları,
servis sırasında gerçekleşen konuşmaları
anlam düzeyinde analiz ederek belirli
iletişim kalıplarını tespit edebiliyor.
Böylece restoranlar masa başındaki
iletişimin satış performansı üzerindeki
etkisini de ölçebilir hale geliyor. Sistem;
hangi önerilerin satışa dönüştüğünü,
hangi taleplerin karşılanamadığını ve
müşterilerin menü dışı hangi ürünleri
sorduğunu anonim veriler üzerinden
raporlayabiliyor.
Veri gizliliği ve anonim analiz
NarPOS tarafından geliştirilen sistem,
konuşmaları anonim biçimde analiz
ederek yalnızca anlam düzeyinde veriler
üretiyor. Kişisel Verileri Koruma Kanunu
uyarınca, toplanan ve işlenen ses verileri
kalıcı olarak saklanmıyor ve analiz
süreci işletmelere yalnızca operasyonel
istatistik içgörüleri sunuyor. NarPOS
Kurucu Ortağı ve CEO’su İlyas Akça yeni
modülün restoran işletmeciliğinde önemli
bir görünmez alanı veriye dönüştürmeyi
hedeflediğini belirterek şunları söyledi:
“Restoranlarda birçok karar hâlâ gözlem
ve sezgilere dayanıyor. Oysa masa
başındaki iletişim satış performansını
ve müşteri deneyimini doğrudan
etkileyebiliyor. Geliştirdiğimiz yapay zeka
modülü, işletmecilerin bu süreci daha
iyi anlamasını sağlayacak veri temelli
içgörüler üreterek hizmet kalitesinin ve
satışların artırılmasına yardımcı olacak.”
NarPOS, bu teknolojiyle restoran
işletmeciliğinde bugüne kadar
ölçülemeyen masa başı iletişimini yeni bir
veri katmanına dönüştürmeyi hedefliyor.
Hisar Milano,
şehrin zarafetini sofraya taşır.
www.hisar.com.tr