04.05.2026 Görüntülemeler

Hotel Restaurant & hi-tech Mayıs 2026

Hotel Restaurant & hi-tech May 2026

Hotel Restaurant & hi-tech May 2026

SHOW MORE
SHOW LESS

PDF'lerinizi Online dergiye dönüştürün ve gelirlerinizi artırın!

SEO uyumlu Online dergiler, güçlü geri bağlantılar ve multimedya içerikleri ile görünürlüğünüzü ve gelirlerinizi artırın.




Belek, Antalya | 0242 710 06 06 | book@gloria.com.tr | gloria.com.tr


King Villa & Queen Villa

Serenity Villa




Yüksek Kalitede

Endüstriyel Mutfak Ekipmanları

Türkiye’deki showroom ve satış merkezimiz İstanbul’da yer almakta olup,

3.000’den fazla ürün seçeneğiyle profesyonel gastronomiye hizmet vermektedir.

İş Türlerimiz;

Pişirme Grupları

Pastane & Fırın

Otel & Restorant

Süpermarket

Diğer ürünlerimiz için www.ggmgastro.tr adresini ziyaret edin!


Adres:

Gürsel Mh. Yalın Sk. No: 15

Kağıthane-İstanbul

0 212 321 20 30

sales@ggmgastro.tr

www.ggmgastro.tr

En Çok Tercih Edilen Ürünlerimiz;

Buzdolabı Paslanmaz Çelik

Ürün Kodu: KSF1400T2-EF

Çikolata Saklama Dolabı

Ürün Kodu: SKSF700

Elektrikli Piliç Izgarası

Ürün Kodu: EHGE530

Şarap Dispenseri - 2 İklim Bölgesi

Ürün Kodu: WS4F

Elektrikli Pizza Fırını - Taş Tabanlı

Ürün Kodu: POE6630VSN

Kızartma Yağı Filtresi - Taşınabilir

Ürün Kodu: GFR80E


Büyüme var ama nasıl?

Otel Yönetim ve Yatırım Danışmanı Aykut Bakay soruyor: “Türkiye’de turizm gerçekten büyüyor mu yoksa sadece inşaatı mı büyütüyoruz?” Son

yıllarda “arsa var, otel yapalım” refleksi veriden çok sezgiyle ilerlerken, 2025–2026 döneminde planlanan 300’ü aşkın yeni otel, 30 bin oda ve

70 bin yatak kapasitesi özellikle İstanbul, Antalya ve Ege’de ciddi bir arz baskısı doğuruyor. Bu tablo dolulukları artırmaktan çok fiyat rekabetini

sertleştirirken, sektörde eş zamanlı olarak hem yeni açılışların hem de satışa çıkan otellerin artması dikkat çekiyor. Bakay’a göre temel kırılma

noktası, otelciliğin hala bir inşaat yatırımı gibi görülmesi. Oysa asıl farkı oluşturan operasyon gücü, insan kaynağı ve sürdürülebilir işletme

modeli. 64 milyon turiste ulaşan Türkiye’de asıl soru ise artık “kaç turist geliyor?” değil, bu talebin ne kadar değer ürettiği.

Öte yandan yatırım cephesinde hareketlilik hız kesmiyor. Radisson RED İzmir Point Bornova’dan Gül Palas Vista’ya ve Altunizade Suites

İstanbul’a uzanan yeni açılışlar, sektörün yalnızca kapasite değil, deneyim ve konsept üretme yarışına girdiğini gösteriyor. Artık mesele daha

çok otel yapmak değil, şehre ne kattığı.

2030 mutfaklarında ise yeni bir kırılma tartışılıyor. Yapay zeka mı, şef mi? Chef’s Table Mutfak Akademisi Kurucusu Serkan Bozkurt, mutfağın

özünde hala insan, duygu ve kültür olduğunu vurgularken, teknolojiyle insan arasındaki dengeyi yeniden tanımlıyor.

Gastronomi dünyasında ise tasarım, kültür ve dayanışma aynı anda sahnede. Chef’s Table’dan Şanlıurfa’nın gastronomi vizyonuna, ID Fine’dan

hotelrestaurantmagazine

@Hitechdergisi

hotelrestaurantmagazine

TURYİD iş birliklerine uzanan güçlü akış bunun en güncel örnekleri. Diğer yandan The Grand Tarabya Managed by Accor’un Executive Chef’i Nilay

Lale, mutfağı bir “hikaye anlatımı” olarak yeniden kuruyor, her tabağı bir hissin izine dönüştürüyor.

Gastronomi sahnesi, köklü hikayeler ile yeni vizyonları bir araya getiren güçlü bir seçki sunuyor. Mest Balık “denizden sofraya” yaklaşımıyla

rafine bir deneyim yaşatırken, Art Cafe 30 yıllık yolculuğunu butik üretim anlayışıyla sürdürüyor. Coffy büyüme hedefleriyle kahve pazarında

ölçeklenirken, Shake Shack Kore esintili yeni serisiyle global tatları yerelleştiriyor. 12:45 by 5masa ise tek menü konseptiyle şehir temposuna şık

bir mola ekliyor. Tüm bu lezzet duraklarının her biri geçmişi, büyümeyi ve yeni deneyim kültürünü aynı sayfada buluşturuyor.

Bu sayımızda turizm, mutfak ve şehirler tek bir soruda birleşiyor. Büyüme mi önemli, yoksa nasıl büyüdüğümüz mü?

Keyifli okumalar dilerim.

K

GENEL MÜDÜR

(Sorumlu)

REKLAM SATIŞ PAZARLAMA

TEKNIK MÜDÜR

REKLAM KOORDİNATÖRÜ

EMİR ÖMER ÖCAL

emir.ocal@img.com.tr

BILGI İŞLEM

SENA ERGİN

sena.ergin@img.com.tr

TAYFUN AYDIN

tayfun.aydin@img.com.tr

İMG WEB TEAM MAIL

web@img.com.tr

Prof. Dr. HÜSNÜ GÜNDÜZ

Doç. Dr. MURAT DOĞDUBAY

HÜSEYİN KURT

GlobeMeets Yönetim Kurulu Başkanı

TEZER ÖNER

Agon Danışmanlık / Gayrimenkul ve

İşletme Yatırım Danışmanı

GÜRKAN BOZTEPE

Gastronomi Turizmi Derneği Başkanı

AYDIN DEMIR

Yeditepe Üniversitesi Gastronmi Mutfak

Sanatları Chef Ögretim Görevlisi/

Altunizade Suites Istanbul, Curio Collection

by Hilton Executive Chef

website

www.hotelrestaurantmagazine.com

e-mail

info@img.com.tr

CTP - BASKI

İRTİBAT BÜROLARIMIZ

ADRES

İHLAS GAZETECİLİK A.Ş.

Merkez Mahallesi 29 Ekim Caddesi İhlas Plaza

No:11 A/41 Yenibosna–Bahçelievler/ İSTANBUL

Tel: +90 212 454 30 00 Fax: +90 212 454 34 94

www.ihlasmatbaacilik.com

BURSA +90.224 211 44 50-51

KONYA +90.332 238 10 71

İSTMAG

Magazin Gazetecilik Yayıncılık

İç ve Dış Tic. Ltd. Şti.

İHLAS MEDIA CENTER

Merkez Mahallesi 29 Ekim Caddesi

No: 11 Medya Blok Kat: 1

34197 Yenibosna / İstanbul / Turkey

Tel: 0212 454 22 22

Faks: 0212 454 22 93

hotel & restaurant hi-tech dergisinde yer alan makalelerdeki fikirler yazarlarına aittir. Yayınlanan ilanların sorumluluğu reklam verene aittir. hotel & restaurant hi-tech dergisinin bütün yayın hakları

İSTMAG Magazin Gazetecilik Yayıncılık İç ve Dış Tic. Ltd. Şti.’ne aittir. Yazılar kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Yaygın süreli bir yayın olan hotel & restaurant hi-tech dergisi ayda bir yayınlanır. ISSN:1305-1792



Bu sayımızda

antre

12 Sektörden kısa haberler

gündem

26 Yılmaz: Old Town Point Hotel’i

Antalya’da deneyim markası haline

getirmek istiyoruz

28 Ersoy Avrupa tur operatörleriyle

sezonu değerlendirdi

30 Artıç: Dijital dönüşüm artık kaçınılmaz

16

43

31 Öner: Turizmde ortalık arapsaçı

32 Muğla’da ziyaretçi sayısı %25 yükseldi

34 Celestyal Hürmüz geçişiyle kruvaziyerde

güvenli dönemi başlattı

35 Eresin: Formula 1’in dönüşü turizmde

moral etkisi oluşturacak

36 The Grand Tarabya’dan takdir toplayan

vizyon

38 Turizme 60 milyar TL finansman

sağlanacak

38

48 Toprak: Dubai’de turizm çöktü,

işte yeni rota!

54

40 BUSFORUS'un yeni hattı tanıtıldı

42 Koçak: Türkiye yatırım haritasında

yerini sağlamlaştırdı

43 Direkt Karadeniz–Dalaman uçuşu

çağrısı yaptı

44 Bakay: İnşaat aşkı otelciliği bitiriyor

46 İTF küresel satın alma ağıyla büyüyor

47 Azerbaycan’ın Türkiye Roadshow’u 4

şehirde gerçekleşti

50 Uzakrota’dan yeni vizyon yeni

marka

51 Şen: Pamukkale için kontrollü

gelecek

53 Trabzon’dan Çin’e güçlü turizm

tanıtım mesajı

yatırım

54 Başer: Marisstone’u farklı

coğrafyalarda zincirleştirmeyi

hedefliyoruz

62


96

gastro etkinlik

86 ID Fine ve Dieci Moda’dan Chef’s

Table buluşması

88 Şanlıurfa, Dünya Gastronomi

Bölgesi adaylığını ilan etti

yeni yatırımlar

56 Gürok Grup Gül Palas Vista’yı

hizmete açtı

58 Altunizade Suites İstanbul Curio

Collection by Hilton açıldı

60 Radisson RED Izmir Point

Bornova kapılarını açtı

62 Waterfly Mayıs’ta faaliyete

geçiyor

marka

76

64 Gözkaman: HoReCa’nın tüm

ihtiyaçlarını karşılayan bir yapı

kuruyoruz

66 VARTA Türkiye’den

sürdürülebilirliğe somut katkı

68 Konuttan restorana güçlü

mekansal dönüşüm

70 Cargill, Türkiye’de premium

segmenti büyütüyor

71 Porland, HoReCa odağında

büyümesini sürdürüyor

72 XPZONE hizmete girdi

74 Milano 2026’da tasarım gücünü

küresel sahneye taşıdı

şefin gözünden

76 Lezzet ve duygunun dengesinde

anlam bulan hikaye: Nilay Lale

gastro güncel

80 2030 mutfaklarında şef mi yapay

zeka mı kazanacak?

82 Gazze için sofra dayanışması

kurdular

83 Doğan: İstanbul’un tadı

92

84 Türkiye’nin gastronomi gücünü

artırıyor

90 Damaklarda iz bırakan yolculuk:

Constance Festival Culinaire

91 Monreve Group’tan yıl boyu

kültür ve deneyim programı

gastro aktüel

92 Gastronomi sektöründen

haberler

yeni mekan

96 Adem Şahin misafirlerini nasıl

“mest ettiklerini” anlattı

98 Hızlı şehir hayatına şık mola:

12:45 by 5masa

99 Kore mutfağına özel lezzet serisi

100 Art Cafe 30. yılını özel bir

davetle kutladı

101 Coffy, 2028’e kadar 500

mağazaya ulaşacak

horeca teknolojileri

102 Garson-müşteri iletişimini

yapay zeka analiz edecek

www.hotelrestaurantmagazine.com


12

hotel restaurant

& hi-tech

antre

Gürok Turizm Grubu’nda

Duygu Tatar’a vekâlet

görevi

Ultra lüks segmentte hizmet veren JOALI’de

Pazarlama İletişimi Direktörü olarak görev yapan

Duygu Tatar, Gürok Turizm Grubu Marka ve

Pazarlama İletişimi Direktörlüğü görevine vekâleten

atandı.

Mevcut görevine ek olarak yeni görevinde

Tatar; JOALI markasının yanı sıra, turizm

sektöründe yaklaşık 35 yıllık köklü geçmişe

sahip Ali Bey Hotels & Resorts ile Akdeniz’in

ilk villa oteli olarak konumlanan BIJAL

markalarının marka ve pazarlama iletişimi

süreçlerinden sorumlu olacak. Pazarlama

ve iletişim alanında 15 yılı aşkın deneyime

sahip olan Duygu Tatar, kariyerine Gürok

Grup bünyesindeki LAV markasında başladı.

Uzun yıllar boyunca JOALI Maldives ve

JOALI BEING markalarının pazarlama ve

iletişim süreçlerinde aktif rol alan Tatar,

JOALI markasının

global ölçekte

güçlü bir konuma

ulaşmasına katkı

sağladı. Görev süresi

boyunca JOALI’nin

uluslararası arenada

önemli başarılara

imza atmasında rol

oynayan Tatar; markanın Asya’nın en iyi tatil

köyleri arasında gösterilmesi ve dünyanın

en lüks otelleri listelerinde yer alması

süreçlerinde aktif sorumluluk üstlendi. Ayrıca

otel bünyesinde yer alan ve uluslararası

prestijli ödüllerle öne çıkan restoran

markalarının konsept geliştirme ve marka

tasarımı çalışmalarına da katkıda bulundu.

Gloria Hotels &

Resorts 3 oteliyle

tavsiye listesinde

Gloria Serenity Resort ve Gloria

Verde Resort 5.6, Gloria Golf

Resort ise 5.3 puan alarak dünya

genelinde öne çıkan tesisler

arasında yer aldı.

Gloria Hotels & Resorts, uluslararası

seyahat platformu HolidayCheck’in 2026

değerlendirmelerinde üç oteliyle birden

“Recommended Hotel” (Tavsiye Edilen Otel)

unvanına layık görülerek önemli bir başarıya

imza attı. Belek’te konumlanan Gloria

Serenity Resort ve Gloria Verde Resort 5.6,

Gloria Golf Resort ise 5.3 puan alarak dünya

genelinde öne çıkan tesisler arasında yer aldı.

Doğrudan misafir deneyimlerine dayanan

bu değerlendirme sonuçları, Gloria Hotels &

Resorts’un hizmet kalitesindeki istikrarını ve

misafir memnuniyetine verdiği önemi bir kez

daha ortaya koyuyor. Her biri üst segment

hizmet kalitesine sahip üç otel; doğayla iç

içe atmosferi, geniş yaşam alanları ve zengin

deneyim seçenekleriyle konuklarına nitelikli

bir tatil sunuyor. HolidayCheck tarafından

verilen “Tavsiye Edilen Otel” unvanı, yalnızca

yüksek puanlara değil, aynı zamanda

misafirlerin tesisi başkalarına önerme oranına

da dayanıyor. Gloria Hotels & Resorts’un üç

oteliyle bu unvanı aynı anda alması, markanın

uluslararası ölçekteki güçlü konumunu

pekiştirirken, Türkiye’nin turizmdeki kalite

algısına da katkı sağlıyor.



14

hotel restaurant

& hi-tech

antre

Air Astana Group’a yeni CEO

Air Astana’nın deneyimli ismi İbrahim Canliel, bugün

itibarıyla Air Astana Group’un yeni İcra Kurulu

Başkanı (CEO) olarak göreve başladı.

İbrahim Canliel, 2017 yılından bu yana

havayolunun Mali İşler Direktörü

(CFO) olarak görev yapmış; önceki

14 yıl boyunca da taşıyıcının stratejik

ve finansal gelişimine yön veren

liderlik ekibinde yer aldı. Bu süreç,

2024 yılında havayolunun Birleşik

Krallık ve Kazakistan’da halka açık bir

şirket haline gelmesiyle sonuçlandı.

İbrahim Canliel, yeni görevinde

operasyonel dayanıklılığı güçlendirmeye,

sürdürülebilir büyümeyi desteklemeye

ve Grubun Air Astana ile FlyArystan

arasındaki çift marka stratejisini

ilerletmeye odaklanacak. Yeni ataması

hakkında değerlendirmelerde bulunan

Canliel şunları söyledi: “Bu benim

için önemli bir kişisel dönüm noktası

olmakla birlikte, aynı zamanda 7.000

çalışanımızın ve paydaşlarımızın

tamamı için sürekliliği de

sağlamaktadır. Air Astana

Group, yalnızca filo ve

yolcu sayısı açısından değil,

operasyonel standartlar,

hizmet seviyeleri ve

uluslararası erişim açısından

da Orta Asya ve Kafkasya’nın

açık ara lideridir. Kuruluş

ilkelerimizi korumak

ve geliştirmek benim

taahhüdümdür: En yüksek

küresel operasyonel, emniyet

ve hizmet standartlarını

sağlamak; en üst düzeyde kurumsal

yönetimi muhafaza etmek; ticari ve

finansal bağımsızlığı sürdürmek.

Konumumuz, dünya nüfusunun

neredeyse yarısının yakın çevremizde

yaşıyor olması, bize değerlendirmeye

kararlı olduğumuz eşsiz bir stratejik

avantaj sağlıyor. Bu başarı hikâyesinin

bir sonraki bölümünü yazma ve

bölgemizde seyahat için tercih edilen

havayolu olma konumumuzu daha da

güçlendirme fırsatına sahip olmaktan

heyecan duyuyorum.”

Gökhan Erdoğan

2026 zirve rotasını

açıkladı

Uzakrota Zirvesi’nin 2026 rotasını açıklayan

organizasyon kurucusu Gökhan Erdoğan,

18 Eylül’de Dubai ile başlayacak olan turizm

konferanslarının 7 Ekim’de Bakü’de, 27

Kasım’da İstanbul’da gerçekleşeceğini

duyurdu.

İstanbul’da kurulup dünyaya açılan

Uzakrota, 16 yılda 5 kıtada 10 ülkede

yaklaşık 40 turizm konferansı düzenleyerek

küresel seyahat endüstrisini bir araya

getirmeye devam ediyor. Marka, geleneksel

“business breakfast” buluşmalarını yeniden

İstanbul’dan başlattı. Cities Big Chefs’te

gerçekleştirilen etkinlikte havayollarından

konaklamaya, OTA’lardan turizm teknoloji

firmalarına kadar geniş bir sektör temsilci

kitlesi bir araya geldi. Uzakrota Kurucusu

Gökhan Erdoğan, bu buluşmaların

dünya seyahat sektörünün nabzını tutan

önemli bir ağ oluşturduğunu belirterek,

organizasyonların

yıl boyunca farklı

ülkelerde devam

edeceğini ifade

etti. İstanbul’un

ardından Sarajevo,

Belgrad ve Üsküp’te

kahvaltı buluşmaları

yapılacağı, ayrıca St.

Petersburg’a fam

trip düzenleneceği açıklandı. Erdoğan ayrıca

2026 zirve maratonunun 18 Eylül Dubai,

7 Ekim Bakü ve 27 Kasım İstanbul olmak

üzere üç büyük etkinlikle devam edeceğini

duyurdu. Uzakrota’nın, turizm sektörünü

ulusal ve uluslararası ölçekte bir araya

getiren güçlü bir platform olmaya devam

ettiği vurgulandı.



16

hotel restaurant

& hi-tech

antre

Accor’a “En İyi Uluslararası

Otel Zinciri” ödülü

Dünyanın önde gelen konaklama gruplarından Accor, Türk turizminin

en prestijli ve en kapsamlı ödül platformlarından biri olan QM Awards’ta

ödüle layık görüldü. Turizm profesyonellerinin oylarıyla 11 ana dal ve

54 alt kategoride gerçekleştirilen değerlendirme sonucunda Accor, QM

Otel Markaları ve Yönetimi kategorisinde “En İyi Uluslararası Otel Zinciri”

ödülünün sahibi oldu.

Accor Orta Doğu, Afrika ve Türkiye Premium,

Orta Ölçekli ve Ekonomi Segmenti Bölge

Başkanı Raki Phillips; “Bu ödül, Türkiye’deki

çeşitlendirilmiş portföyümüzün gücünü, iş

ortaklarımız ve misafirlerimizle kurmaya

devam ettiğimiz güveni yansıtıyor. Pazar

gelişmeye devam ederken, odağımız

ülke genelinde sürdürülebilir büyümeyi

desteklemek, tutarlı ve yüksek kaliteli

deneyimler sunmaya devam etmek” dedi.

Accor’un Türkiye genelindeki 15 marka ve

80’i aşkın otelden oluşan portföyünde yer

alan Swissôtel Büyük Efes İzmir de QM

Bölgesel Şehir Otelleri kategorisinde “Ege

Bölgesi En İyi Şehir Oteli” ödülüne layık

görüldü. “The Power of Quality”

mottosuyla düzenlenen QM

Awards’ın 15. edisyonu, iki aşamalı

ve SMS doğrulamalı oylama

süreciyle bu yıl da şeffaflığını

korurken, yaklaşık 16.500 turizm

profesyonelinin katılımıyla rekor

seviyeye ulaştı. 100 bini aşkın

oyun kullanıldığı ödüllerde; ürün

mükemmeliyetinden misafir

memnuniyetine, marka gücünden

operasyonel performansa kadar uzanan

geniş bir yelpazede sektörün en iyileri

belirlendi. Ödüller, Antalya NEST Kongre

Merkezi’nde gerçekleştirilen QM Awards

15. Yıl Gala Töreni’nde takdim edildi. Accor

Türkiye adına ödül, Accor Sahra Altı Afrika &

Türkiye Sadakat Operasyonları ile Pazarlama

ve İletişim Direktörü Simge Güzel ve Accor

Sahra Altı Afrika & Türkiye Dijital Direktörü

Tuğba Çakar tarafından alındı.

23 Nisan

coşkusu efsane

anlara sahne

oldu

The Land of Legends, 23 Nisan

Ulusal Egemenlik ve Çocuk

Bayramı’nı her yıl olduğu gibi bu

yıl da gün boyu süren etkinlikler,

sahne performansları ve özel

gösterilerle kutladı.

Gün boyunca Tema Park’ta gerçekleşen

Masha & The Bear ve PAW Patrol

buluşmaları, Sünger Bob Kare Pantolon ve

arkadaşlarıyla gerçekleşen buluşmalar ve

Fairytale Festival gibi etkinlikler, çocuklara

eğlence dolu anlar yaşatırken ailelere de

keyifli bir bayram deneyimi sundu. Mall’da

ise günün erken saatlerinden itibaren

başlayan 23 Nisan’a özel etkinlikler

ve atölyeler alana renk kattı. Akşam

saatlerinde tempo daha da yükseldi. Önce

DrumArt performanslarıyla başlayan

kutlamalar, ardından Nickelodeon

karakterlerinin sahne aldığı özel gösterilerle

devam etti. Devamında Nickelodeon

Blimp’te Sünger Bob Kare Pantolon’un

misafirleri selamladığı anlar geceye

eğlenceli bir dokunuş kattı. Günün en dikkat

çekici anlarından biri olan drone light show,

1000 drone’un eş zamanlı koreografisiyle

gökyüzünü 23 Nisan temasıyla buluşturdu.

Gece, Wonder of Legends imzasını

taşıyan ikonik Chateau’nun görkemli final

gösterisiyle sona ererken, The Land of

Legends bayram coşkusunu günün son

anına kadar hissettirmeye devam etti. The

Land of Legends, her yıl olduğu gibi bu

yıl da 23 Nisan’da sunduğu zengin içerikli

programıyla, çocukların ve ailelerin birlikte

keyifli anılar biriktirdiği, enerjisi yüksek ve

unutulmaz bir kutlamaya imza attı.



hotel restaurant

18 & hi-tech

antre

Kadın

turizmcilere

güçlü buluşma

Bentour Reisen, MACHERINNEN

#Touristik organizasyonunun ana

sponsoru ve düzenleyicisi olarak

Almanya ve Türkiye'den turizm

profesyoneli kadınları Antalya'da bir

araya getirdi.

"We rise by lifting others" (Başkalarını

yükselterek yükseliriz) mottosuyla 9–13

Nisan 2026 tarihleri arasında düzenlenen

etkinlik, turizm sektöründe kadınlar

arasında diyalog, karşılıklı destek ve

uluslararası ağ kurmanın önemine güçlü

bir vurgu yaptı. Reiseland'dan Anna

Schwingenschlögl tarafından başlatılan

Macherinnen inisiyatifi, kısa sürede

sektör içinde etkili bir ağ platformuna

dönüşmüştür. Bu seyahat de söz konusu

yapının uluslararası ölçekte güçlenmesine

katkı sağladı. Almanya'dan 17 katılımcının

yer aldığı organizasyon, klasik bir info

gezisinin çok ötesine geçerek kişisel

diyalog ve kalıcı iş bağlantılarını merkeze

alan bir yapıya dönüştü. Katılımcılar,

otel ve destinasyon deneyiminin yanı

sıra ürün kalitesi, misafirperverlik ve iş

birliklerinin turizmdeki belirleyici rolünü

sahada gözlemleme fırsatı buldu. Bentour

Reisen Almanya CEO'su Songül Göktas-

Rosati, organizasyonun temel yaklaşımını

şöyle özetledi: "Kadınların yalnızca

destinasyonları tanımak için değil, gerçek

bağlar kurmak ve yeni fırsatlar sunmak için

bir araya gelmesi bizim için büyük önem

taşıyor."

Deniz manzaralı lüks

düğün deneyimi

JW Marriott Hotel Istanbul Marmara Sea,

Marmara Denizi manzarası eşliğinde lüks ve

zarafeti bir araya getirerek düğün gününün

hayal edilenin ötesine geçmesini sağlıyor.

600 metrekarelik şık balo salonu ve 750

metrekarelik deniz kenarı terasıyla JW

Marriott Hotel Istanbul Marmara Sea,

dört mevsim farklı konseptlerde düğün ve

özel davetlere ev sahipliği yapıyor. Doğal

ışıkla birleşen zarif mimari ve Marmara

Denizi manzarası, her organizasyona güçlü

ve etkileyici bir atmosfer kazandırıyor.

Otel yalnızca düğün törenleriyle sınırlı

kalmayarak kına gecesi, nişan, after party

ve bekarlığa veda gibi tüm özel kutlamalara

da ev sahipliği yapıyor. Her etkinlik, kişiye

özel planlama ve detaylara verilen önemle

kusursuz bir deneyime dönüştürülüyor.

Düğün sürecini baştan sona ayrıcalıklı hale

getiren hizmetler arasında hoş geldiniz

kokteyli, menü tadımı, balayı süitinde

konaklama ve özel kahvaltı hizmeti yer

alıyor. Çiftlere

sunulan kişiye

özel butler

desteği, aileler

için hazırlık

odaları ve

misafirler

için avantajlı

konaklama

seçenekleri

organizasyonu

daha da

konforlu hale

getiriyor. Ayrıca

Sabit Akkaya Kuaför iş birliğiyle sunulan

özel indirimler, büyüleyici showcake

sunumu ve SPA deneyimi gibi detaylar

düğün gününe lüks bir dokunuş katıyor.

Çiftlere sunulan yıl dönümü konaklaması,

özel akşam yemeği ve SPA masajı gibi

ayrıcalıklar ise bu özel deneyimi uzun vadeli

bir hatıraya dönüştürüyor.



hotel restaurant

20 & hi-tech

antre

Miami’de İstanbul’un

ana liman potansiyeli

vurgulandı

Türk Hava Yolları ile Galataport İstanbul’un

kruvaziyer turizminin en prestijli buluşmalarından

biri olan Seatrade Cruise Global’e ikinci kez birlikte

katılımı, uluslararası sektör temsilcileri arasında

yoğun ilgi gördü.

13–16 Nisan 2026 tarihleri arasında

Miami’de düzenlenen fuar boyunca

Galataport İstanbul ve Türk Hava Yolları,

İstanbul’un kruvaziyer turizmindeki

yükselen konumunu ve “İstanbul Modeli”

olarak tanımlanan entegre yaklaşımı global

paydaşlara aktardı. Dört gün süren fuar

boyunca gerçekleştirilen görüşmelerde

İstanbul’un ana liman potansiyeli, güçlü

hava yolu bağlantıları ve gelişmiş liman

altyapısının sunduğu sinerji ön plana çıktı.

THY’nin geniş uçuş ağı ile Galataport

İstanbul’un operasyonel kabiliyetlerinin

birleşimi, uluslararası kruvaziyer şirketleri

ve tur operatörleri

tarafından dikkatle

değerlendirildi.

Fuar kapsamında,

başta Kuzey Amerika pazarı olmak üzere

farklı coğrafyalardan çok sayıda kruvaziyer

şirketiyle birebir temaslar gerçekleştirildi.

İstanbul’un rota planlamalarında daha

güçlü bir şekilde konumlanmasına yönelik

iş birlikleri ve yeni fırsatlar masaya yatırıldı.

Katılımcılardan Galataport İstanbul Liman

İşletme Direktörü Tolga Tuncay fuar sonrası

yaptığı değerlendirmesinde, “Seatrade

Cruise Global 2026’da bir kez daha gördük

ki İstanbul, kruvaziyer turizminde yalnızca

bir destinasyon değil, güçlü bir ana liman

olarak konumlanıyor. THY ile kurduğumuz

bu stratejik iş birliği sayesinde, hava yolu

ve liman entegrasyonunun tasarladığı

‘İstanbul Modeli’, uluslararası paydaşlar

nezdinde somut karşılık buluyor. Fuarda

gerçekleştirdiğimiz temasların, önümüzdeki

dönemde yeni iş birliklerine ve daha

fazla gemi operasyonuna dönüşeceğine

inanıyoruz” ifadelerini kullandı.

Yandex Go,

Antalya'da yeni

“Transfer” hizmetini

kullanıma sundu

Yandex Go, Antalya'da kullanıma sunduğu yeni

“Transfer” özelliğiyle kullanıcıların havalimanı,

otel ve turistik noktalar arasındaki yolculuklarını

önceden planlamasını sağlıyor.

Yandex Türkiye'nin taksi çağırma platformu

Yandex Go, yolculara kesintisiz bir seyahat

deneyimi sunmak amacıyla yeni "Transfer"

özelliğini Antalya'da kullanıma sundu.

Özellikle havalimanı, otel, turistik merkezler

ve şehir içindeki farklı noktaları arasındaki

ulaşım ihtiyacına odaklanan bu yeni hizmet,

iki nokta arasındaki yolculukları birbirine

bağlayarak önemli bir kolaylık sağlıyor.

Transfer özelliği ile yolcular, seyahatlerini

önceden planlayabiliyor; güzergâh, süre ve

ücret bilgilerine yolculuk başlamadan önce

uygulama üzerinden erişebiliyor. Turistik

hareketliliğin

oldukça

yoğun olduğu

Antalya'da

sunulan bu

hizmet, özellikle

şehir merkezi,

Belek, Kemer, Manavgat, Alanya ve Antalya

Havalimanı gibi sık tercih edilen noktalar

arasındaki ulaşımı daha da kolaylaştırıyor.

Yeni özellik sayesinde kullanıcılar,

seyahatlerini yedi gün öncesine kadar ve en

geç iki saat kala biniş ve varış noktalarını,

yolculuk zamanını ve yolcu isimlerini girerek

kolayca planlayabiliyor. Transfer özelliği

sayesinde kullanıcılar, güzergâhlar için

sabit ücretleri önceden görebiliyor; böylece

sonradan ortaya çıkabilecek ek ulaşım

maliyetleri ya da beklenmedik harcamalar

ortadan kalkıyor.


Otellerde

Misafir

Deneyimini

Bozmadan

Maksimum

Koruma

Turizm sektöründe rekabet yalnızca

hizmet kalitesiyle değil, misafirlerin

kendilerini ne kadar güvende

hissettikleriyle de şekilleniyor.

Securitas, turizm tesislerine özel

geliştirdiği güvenlik ve yangın

güvenliği çözümleriyle, misafir

deneyimini kesintiye uğratmadan

yüksek koruma sağlamayı

hedefliyor.

Securitas Türkiye Güvenlik Süreçleri

ve Kalite Koordinatörü Hüseyin Erim,

turizm sektöründe güvenliğin temel

prensibini net bir şekilde ortaya koyuyor:

“En önemli kriter, misafirleri rahatsız

etmeden kendilerini güvende hissetmelerini

sağlamak. Güvenlik görünmez olmalı ancak

her an hissedilmelidir.”

Güvenlik, misafir deneyiminin ayrılmaz bir

parçası

Küresel ölçekte artan jeopolitik riskler,

sağlık tehditleri ve dijital güvenlik konuları,

misafirlerin tesis seçiminde güvenliği

belirleyici bir faktör haline getiriyor. Artık

ziyaretçiler; konfor, lokasyon ve fiyat

kadar, tesisin güvenlik yaklaşımını da

değerlendiriyor. Bu noktada güvenliğin

doğru kurgulanması kritik önem taşıyor.

Securitas Türkiye Güvenlik Süreçleri ve Kalite Koordinatörü

Hüseyin Erim

Tesis girişindeki kontrollü erişim sistemleri,

profesyonel karşılama, kartlı geçiş

altyapıları ve acil durum yönlendirmeleri;

misafire fark ettirmeden güven veren bir

yapı oluşturuyor.

Securitas Güvenlik Metodolojisi ile

dinamik ve optimize yapı

Securitas, turizm tesislerinde güvenlik

kurgusunu Securitas Güvenlik Metodolojisi

ile ele alıyor. Yıllar içinde sahada gelişen

bu metodoloji; risk analizi, süreç tasarımı,

insan kaynağı ve teknoloji entegrasyonunu

tek bir sistemde buluşturuyor. Bu yaklaşım

sayesinde güvenlik statik değil, dinamik bir

yapıya dönüşüyor. Sezon yoğunluğu, misafir

profili, etkinlik takvimi ve operasyonel

değişkenlere göre güvenlik yapısı sürekli

optimize ediliyor. Böylece hem riskler

minimize ediliyor hem de gereksiz

maliyetlerin önüne geçiliyor.

Erim bu dengeyi şu sözlerle açıklıyor: “Artan

beklentiler ve maliyet baskısı, işletmeleri

daha akıllı çözümlere yönlendiriyor. İnsan,

bilgi ve teknolojiyi entegre ederek hem

yüksek güvenlik seviyesi hem de etkin

maliyet yönetimi sağlıyoruz.”

Yangın güvenliği: Görünmeyen ama hayati

katman

Turizm tesislerinde güvenliğin en kritik

başlıklarından biri de yangın güvenliği.

Securitas, bu alanda yalnızca müdahale

değil, önleme odaklı bir yaklaşım

benimsiyor. Securitas İtfaiye Hizmetleri

yapılanması ile; riskli alanların düzenli

denetimi, erken tespit sistemleri, doğru

alarm yönetimi ve hızlı ilk müdahale

süreçleri entegre şekilde yönetiliyor.

Özellikle otel ve tatil köylerinde, misafirlerin

panik yaşamadan güvenli alanlara

yönlendirilmesi büyük önem taşıyor.

Bu kapsamda güvenlik ekipleri yalnızca

fiziki güvenlik değil, aynı zamanda yangın

anında ilk müdahale, tahliye yönetimi

ve koordinasyon konularında da özel

eğitimlerden geçiyor. Multi rol yaklaşımı

sayesinde ekipler, kriz anlarında hızlı ve

doğru aksiyon alabiliyor.

Eğitim, imaj ve kriz yönetimi bir arada

Turizm sektöründe güvenlik personelinin

rolü, klasik güvenlik anlayışının ötesine

geçiyor. Misafirle ilk temas noktasında

yer alan güvenlik ekipleri, aynı zamanda

marka imajının da bir parçası haline geliyor.

Bu nedenle Securitas, güvenlik ekiplerini

yalnızca operasyonel değil; iletişim, misafir

deneyimi ve kriz yönetimi konularında da

eğitiyor. Doğru karşılama, etkili iletişim

ve yönlendirme becerileri, özellikle acil

durumlarda kritik fark oluşturuyor.

Tek noktadan entegre güvenlik

Securitas, “tek çözüm, tek sözleşme, tek

muhatap” yaklaşımıyla; güvenlik hizmetleri,

itfaiye çözümleri, risk danışmanlığı,

uzaktan izleme ve alarm sistemlerini

entegre biçimde sunuyor. Bu yapı, turizm

işletmelerinin operasyonel yükünü

azaltırken, güvenlik süreçlerinde bütünlük

ve kontrol sağlıyor. Global deneyimini yerel

uzmanlıkla birleştiren Securitas Türkiye,

turizm sektöründe güvenliği görünmeyen

ama her an hissedilen bir standart

haline getirirken; misafir memnuniyeti

ile operasyonel güvenliği aynı noktada

buluşturuyor.


hotel restaurant

22 & hi-tech

antre

Liberty

Hospitality

Group’tan

çocuklara

anlamlı

23 Nisan

etkinliği

Liberty Hospitality Group’un

“23 Nisan’da Sinemaya

Gitmeyen Çocuk Kalmasın”

projesi kapsamında

öğrenciler için sinema

etkinliği düzenlendi.

Liberty Hospitality Group, 23 Nisan Ulusal

Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında

hayata geçirdiği “23 Nisan’da Sinemaya

Gitmeyen Çocuk Kalmasın” projesiyle

çocukların bayram coşkusuna ortak oldu.

Proje kapsamında öğrenciler için özel

olarak düzenlenen sinema etkinliğinde

çocuklar, öğretmenleri eşliğinde “Şampiyon

Keçi” filmini izlerken gün boyunca sunulan

ikramlar ve çeşitli hediyelerle keyifli

ve unutulmaz bir 23 Nisan deneyimi

yaşadı. Etkinlik boyunca salonda oluşan

kahkahalar, heyecan ve yüzlerdeki mutluluk,

bayramın birlik ve paylaşma ruhunu yansıttı.

Programın en dikkat çeken anlarından biri

ise çocuklara yöneltilen “Senin için özgürlük

nedir?” sorusu oldu; verilen içten yanıtlar 23

Nisan’ın anlamını onların dünyasından bir

kez daha ortaya koydu. Sinema gösteriminin

ardından devam eden etkinlikte çocuklara

boyama kitabı ve boya kalemi hediye

edilerek hem eğlenceli hem de yaratıcı

yönlerini destekleyen kalıcı bir hatıra

bırakıldı. Otel grubu ise çocuklara dokunan,

fırsat eşitliğini destekleyen ve toplumsal

dayanışmayı güçlendiren projeleri kurumsal

sosyal sorumluluk anlayışının önemli bir

parçası olarak sürdürmeye devam edeceğini

vurguladı.

İstanbul Lütfi Kırdar

Kongre ve Sergi

Sarayı Sıfır Atık

Belgesi ile çevre

standartlarını

yükseltti

Türkiye’nin en köklü kongre ve etkinlik

merkezlerinden biri olan İstanbul Lütfi Kırdar

Kongre ve Sergi Sarayı, sürdürülebilirlik

vizyonu doğrultusunda önemli bir adım atarak

Sıfır Atık Belgesi almaya hak kazandı.

Gerçekleştirilen kapsamlı uyum çalışmaları

sonucunda elde edilen bu belge ile

birlikte, merkezdeki tüm atık yönetimi

süreçleri; çevreye duyarlı, sürdürülebilir

ve ulusal standartlara uygun bir yapıya

kavuşturuldu. Bu gelişme, İstanbul Lütfi

Kırdar’ın yalnızca etkinlik ve kongre turizmi

alanında değil, aynı zamanda çevresel

sorumluluk konusunda da öncü bir rol

üstlendiğini ortaya koyuyor. İstanbul Lütfi

Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı Genel

Müdürü Deniz Dikkaya, konuya ilişkin yaptığı

değerlendirmede şu ifadeleri kullandı:

“Sürdürülebilirlik artık bir tercih değil, bir

zorunluluk. İstanbul Lütfi Kırdar Kongre

ve Sergi Sarayı olarak bu bilinçle hareket

ediyor, doğaya karşı sorumluluğumuzu

somut adımlarla destekliyoruz. Sıfır Atık

Belgesi, bu kararlılığımızın önemli bir

göstergesidir. Tüm paydaşlarımızla birlikte

daha temiz ve yaşanabilir bir gelecek

için çalışmaya devam edeceğiz.” Merkez

yönetimi, bu süreçte tüm misafirlerin ve iş

ortaklarının geri dönüşüm ve atık ayrıştırma

uygulamalarına aynı hassasiyetle katkı

sağlamasının önemine dikkat çekiyor.


Salam Booking

Türk Gezginleri İçin Malezya Kapısını Açıyor

Seyahat alışkanlıklarımız evriliyor;

artık sadece "görmek" yetmiyor,

"deneyimlemek" ve o coğrafyanın ritmine

dahil olmak istiyoruz. 2002 yılında yalnızca 5

bin kişinin rotasındayken, 2026’da 55 bin Türk

vatandaşını ağırlamaya hazırlanan Malezya,

bu "turizm rönesansını" büyük ölçüde güven

ve konfor odaklı yeni nesil keşiflere borçlu.

Asya’nın kalbindeki bu serüvende Salam

Booking, gezginleri sadece birer turist değil;

aynı değerleri paylaşan bir topluluğun parçası

olarak konumlandırarak egzotik rüyayı vizesiz

ve zahmetsiz bir gerçeğe dönüştürüyor.

Salam Booking, Türk gezginlerini Malezya’da kültür, sanat ve

gastronomiyi bir araya getiren rotalarla buluşturuyor. Vizesiz

seyahat kolaylığı ve özenle planlanan programlar sayesinde

gezginler, Asya’nın kalbinde konforlu ve güvenli bir keşif

deneyimi yaşıyor.

dünyayı keşfetmek isteyen kadın gezginler

için bu rotalar; benzer hassasiyetlere sahip

seyahatseverlerin oluşturduğu güvenli bir

komünite içerisinde, gönül rahatlığıyla kâşif

olma imkânı sunuyor.

Borneo’nun kadim ormanlarında endemik

türlerin izini sürmek, size bir kâşif gibi

hissettirirken; tüm bu süreçte yanınızda olan

güvenilir bir organizasyon, odak noktanızın

sadece "anda kalmak" olmasını sağlıyor.

Pasaporttaki özgürlük: Vizesiz ve yalın bir

kaçış

Malezya, Türk pasaportu sahipleri için

dünyanın en misafirperver kapılarından biri.

90 güne kadar sunulan vize muafiyeti, seyahati

bürokratik bir yük olmaktan çıkarıp özgür bir

kaçışa dönüştürüyor. Türkiye ile arasındaki

5 saatlik zaman farkı, varış noktanızda sizi

tropikal bir ritme hızla adapte ediyor. Ülkenin

para birimi Ringgiti ise (Nisan 2026 itibarıyla

yaklaşık 11,20 TL), yüksek standartlı bir tatil

deneyimini Türk gezginler için çok daha

ulaşılabilir kılıyor.

Yeni nesil muhafazakar seyahat

Günümüzde muhafazakar seyahat, sadece

"helal yemek" bulmanın ötesine geçerek

rafine bir yaşam tarzı hizmetine dönüştü.

Salam Booking rehberliğindeki turlar,

namaz saatlerine göre titizlikle tasarlanmış

programları ve gastronomi dünyasında

"helal sertifika" arama stresini ortadan

kaldıran mutfak seçkileriyle seyahatin

çehresini değiştiriyor. Özellikle tek başına

Mutfakta kültürel simya: Tatların ortak

hafızası

Malezya’da takvimi mevsimler değil,

adaların mikro iklimleri belirliyor. Ancak

asıl yolculuk tabakta başlıyor. Malay, Çin ve

Hint geleneklerinin bir potada eridiği "Baba-

Nyonya" mutfağı, dünyanın en zengin helal

seçkilerini sunuyor. Burada yemek yemek

sadece bir öğün değil; üç farklı kültürün tek

bir aromada birleşmesine şahitlik etmektir.

Helal yiyecek konforunun bir standart olduğu

bu coğrafyada, gastronomi bir endişe kaynağı

değil, bir keşif alanına dönüşüyor.

Kuala Lumpur’dan Borneo’ya: Bir turistten

fazlası olmak

Veriler, Türk gezginlerin %82’sinin Malezya

serüvenine Kuala Lumpur üzerinden

başladığını gösteriyor. Ancak Malezya,

metropolün ışıltısından çok daha fazlasını

vadediyor. Uluslararası markaların lüks

vitrinlerinden sıyrılıp Langkawi’nin "99

büyülü adasına" ulaştığınızda, zamanın

neden yavaşladığını daha iyi anlıyorsunuz.

Doğru zaman, doğru rehber

Malezya’nın mistik atmosferi ve sunduğu

derinlik, muhafazakar hassasiyetlerinize

uygun profesyonel bir kürasyonla birleştiğinde

ömürlük bir deneyime dönüşüyor. Siz de bu

egzotik rüyayı benzer değerleri paylaştığınız

bir grupla, huzurlu ve konforlu bir rotada

yaşamak isterseniz; vizesiz seyahat

özgürlüğüyle Salam Booking sizi Asya’nın

kalbine davet ediyor.


İçecek Dünyasında Stratejik Devrim

“Yerli Üretim, Global Vizyon” Mottosuyla

Bobajoy by Döhler Dönemi Başlıyor

Türkiye bubble tea pazar

lideri Bobajoy, küresel

içerik ve teknoloji

şirketi Döhler ile

gerçekleştirdiği stratejik

ortaklıkla “Bobajoy by

Döhler” kimliği altında

yeni bir döneme girdi.

Türkiye’nin bubble tea pazar lideri ve

Avrupa ile Orta Doğu’nun en büyük

popping boba üreticisi Bobajoy, küresel

içerik ve teknoloji devi Döhler ile güçlerini

birleştirdi. Bu stratejik birliktelikle marka,

küresel pazarlardaki varlığını ve teknolojik

altyapısını simgeleyen yeni kimliği “Bobajoy by

Döhler” ile yoluna devam edeceğini duyurdu.

Küresel teknoloji, yerel üretim gücüyle

buluşuyor

“Yerli üretim, global vizyon” mottosuyla

hareket eden bu yeni yapılanma, Bobajoy’un

2016 yılından bu yana İstanbul’da inşa ettiği

üretim başarısını dünya sahnesine taşıyor.

İş birliğinin merkezinde, Bobajoy’un popping

boba kategorisindeki uzmanlığı ile Döhler’in

130’dan fazla ülkeye yayılan operasyonel

gücü, inovasyon kabiliyeti ve devasa Ar-Ge ağı

yer alıyor. Bu güç birliği, sadece bir marka

birleşmesi değil; aynı zamanda Türkiye’deki

yerli üretim gücünün, Döhler’in global

ekosistemiyle birleşerek bir "içecek teknolojisi

platformuna" dönüşmesini temsil ediyor.

İnovasyon ve sürdürülebilir büyüme odaklı

yeni dönem

Yeni dönemde Bobajoy by Döhler, Türkiye’deki

pazar liderliğini pekiştirirken, uluslararası

arenalarda "yeni nesil içecek çözümleri"

alanında oyun kurucu bir rol üstlenmeyi

hedefliyor. Döhler’in global bilgi birikimi

sayesinde; yenilikçi ürün geliştirme,

yüksek kalite standartları ve sürdürülebilir

üretim modelleri bültenin odak noktasını

oluşturuyor. Bobajoy by Döhler, bu yeni

yapılanmayla birlikte başta Horeca kanalı

olmak üzere tüm iş ortaklarına ve tüketicilere,

dünya standartlarında bir hizmet modeli

ve genişletilmiş bir ürün portföyü sunmayı

amaçlıyor.

"Türkiye'den doğan global bir hikaye"

Bobajoy by Döhler’in vizyonu, Türkiye’den

doğan bu başarılı üretim hikayesini, Döhler’in

küresel vizyonuyla harmanlayarak dünya

çapında bir etki alanına dönüştürmektir. Bu iş

birliği, yerli üretimin gücünü korurken, global

pazarların ihtiyaç duyduğu inovatif hızı ve

standartları sağlamayı taahhüt ediyor.

Döhler Hakkında

Döhler, küresel gıda, içecek, yaşam bilimleri

ve beslenme sektörleri için teknoloji odaklı

doğal içerikler, içerik sistemleri ve entegre

çözümler üreten, pazarlayan ve tedarik eden

küresel bir şirkettir. Döhler, duyusal deneyim

ve beslenme performansı konusunda

uzmanlaşmıştır. Doğasında sürdürülebilirlik

olan Döhler dünyanın daha iyi beslenmesine

yardımcı olmaktadır. Good for people – Good

for planet.®

Bobajoy Hakkında

2016 yılında İstanbul’da kurulan Bobajoy,

Türkiye bubble tea pazar lideri ve Avrupa

ile Orta Doğu’nun en büyük popping boba

üreticisidir. Güçlü üretim altyapısı ve yaygın

dağıtım ağıyla sektörde belirleyici bir rol

oynamaktadır.


İŞLETMELER İÇİN

BUBBLE TEA ÇÖZÜMLERİ


hotel restaurant

26 & hi-tech

gündem röportaj

Alihan Yılmaz: “Old Town Point Hotel’i

Antalya’da Deneyim Markası Haline

Getirmek İstiyoruz”

Old Town Point Hotel Kurucu Ortağı Alihan Yılmaz

Antalya şehir merkezinde faaliyet gösteren

Old Town Point Hotel, değişen turizm

dinamiklerine paralel olarak konaklama

anlayışını deneyim odaklı bir modele

dönüştürüyor. Otel Kurucu Ortağı Alihan

Yılmaz, 2025 yılında misafir beklentilerindeki

dönüşümün sektör için yeni fırsatlar

sunduğunu belirterek, 2026 vizyonlarını “şehri

en doğru şekilde deneyimleten marka” olmak

şeklinde tanımladı.

Turizm sektöründe misafir beklentilerinin

önemli ölçüde değiştiğini belirten Old Town

Point Hotel Kurucu Ortağı Alihan Yılmaz,

şunları söyledi: “Antalya şehir merkezinde

faaliyet gösteren bir işletmeci olarak son

birkaç yılda turizmin çok net bir dönüşüm

geçirdiğini birebir sahada gözlemliyorum.

Özellikle 2025 yılı, bizim için sadece doluluk ve

gelir anlamında değil, misafir beklentilerinin

değişimini anlamak açısından da oldukça

kritik bir yıl oldu. Artık misafirler sadece

bir otelde konaklamak istemiyor. Geldikleri

destinasyonu hissetmek, yaşamak ve

kendilerine özel bir deneyimle ayrılmak

istiyorlar. Bu değişim, şehir otelleri için

aslında büyük bir fırsat sundu.”

"Turizm artık kitle değil, deneyim odaklı

ilerliyor"

2025 performansına ilişkin

değerlendirmelerde bulunan Yılmaz, doğru

hedef kitleye ulaşmanın büyümede belirleyici

olduğunu ifade ederek şöyle konuştu: “Old

Town Point Hotel olarak 2025 yılında %80’in

üzerinde bir doluluk oranını dengeli bir şekilde

yönetirken, bizi asıl ileri taşıyan şeyin doğru

segmenti yakalamak olduğunu gördük. Avrupa

pazarı hâlâ güçlü olmakla birlikte, Balkanlar

ve Orta Doğu’dan gelen genç ve deneyim

odaklı misafir kitlesinde ciddi bir artış yaşandı.

Bu da bize şunu net şekilde gösterdi: turizm

artık kitle değil, deneyim odaklı ilerliyor.”

‘Otelcilik sadece oda satışı değil’

Konaklama sektöründeki dönüşümün iş

modellerini de değiştirdiğini vurgulayan


Yılmaz, şu ifadeleri kullandı: “Bu dönüşümün

en önemli sonucu ise şu oldu: otelcilik artık

sadece oda satışı değil. Biz de bu noktada

klasik otel modelinin dışına çıkarak, misafirin

şehirle kurduğu bağı yönetmeye odaklandık.”

Best Booking Travel Agency hamlesi

Yeni yapılanmalarının arkasındaki stratejik

motivasyonu paylaşan Yılmaz, şöyle

devam etti: “Best Booking Travel Agency’yi

kurmamızın arkasındaki temel motivasyon

da tam olarak buydu. Amacımız, misafirin

otelden çıktığı anda yaşadığı deneyimi de

kontrol etmek ve marka kalitemizi o noktaya

kadar taşımaktı. Çünkü bugün bir misafir

için otelin kalitesi sadece odada değil; yaptığı

turda, gezdiği rotada, hatta içtiği kahvede bile

hissediliyor.”

"2026 stratejimizi net bir şekilde belirledik"

2026 dönemine ilişkin yol haritalarını açıklayan

Yılmaz, hedeflerini şu sözlerle anlattı: “Bu

nedenle 2026 stratejimizi çok net bir şekilde

belirledik. Odaya değil, deneyime yatırım

yapmak. Hedefimiz; Direkt rezervasyon oranını

artırmak, Misafir kalış süresini uzatmak, Ve

oteli sadece konaklama noktası değil, bir şehir

deneyimi merkezi haline getirmek.”

"Misafir oda değil, hikaye satın alıyor"

Dijital pazarlama stratejilerinde deneyim

anlatısına odaklandıklarını belirten Yılmaz,

şunları kaydetti: “Özellikle dijital pazarlama

tarafında yaptığımız yatırımlarla artık sadece

oda tanıtmıyoruz; Kaleiçi’ni, sokaklarını,

rotalarını ve yaşam tarzını satıyoruz. Çünkü

misafir bir oda değil, bir hikaye satın alıyor.”

"Gelir modelimizi çeşitlendiriyoruz"

Otelin yeni gelir kalemlerine ilişkin bilgi

veren Yılmaz, şu değerlendirmede bulundu:

“Bununla birlikte, gelir modelimizi de

çeşitlendiriyoruz. Turlar, deneyimler,

transfer hizmetleri ve kişiselleştirilmiş

aktiviteler artık toplam gelirin önemli bir

parçası haline geliyor. Bu yaklaşım, bizi

sezon bağımlılığından da kademeli olarak

uzaklaştırıyor.”

2026 vizyonlarını özetleyen Yılmaz, sözlerini

şöyle tamamladı: “2026 vizyonumuz ise çok

net: Old Town Point Hotel’i, Antalya’da sadece

konaklanan bir yer değil, ‘şehri en doğru

şekilde deneyimleten marka’ haline getirmek.

Çünkü turizmin geleceği artık şu soruda saklı:

Misafir burada kaldı mı değil, burayı gerçekten

yaşadı mı?”


hotel restaurant

28 & hi-tech

gündem

Bakan Ersoy Avrupa

Tur Operatörleriyle

2026 Sezonunu

Değerlendirdi

Bakan Ersoy, Jet2 ve Dertour yöneticileriyle bir

araya gelerek 2026 sezonuna ilişkin rezervasyon

eğilimlerini ve pazar görünümünü değerlendirdi.

Almanya ve İngiltere başta olmak üzere ana

pazarlardaki talep ve kampanyalar masaya

yatırılırken Türkiye’nin güçlü konumunun

korunması hedeflendi.

T ürkiye’nin turizmde güçlü konumunu

koruduğu ana pazarlarda yürütülen

çalışmalar, yeni sezon öncesinde daha

da yoğunlaştı. Kültür ve Turizm Bakanı

Mehmet Nuri Ersoy Avrupa’nın önde gelen

tur operatörlerinden Jet2 CEO’su Steve

Heapy ve Dertour Grubu Almanya Global

Sözleşme Direktörü Joachim Seip ile bir

araya geldi. Ersoy’un Antalya ve İstanbul’da

gerçekleştirdiği temaslar hem mevcut

performansın değerlendirilmesi hem de

önümüzdeki döneme ilişkin yol haritasının

netleştirilmesi açısından dikkat çekti.

Dev operatörlerle buluşmanın ayrıntılarını

paylaştı

Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy, görüşmeye

ilişkin ayrıntıları sosyal medya hesapları

üzerinden yaptığı paylaşımla duyurdu.

Türkiye’nin bu iki güçlü operatörün

portföyündeki konumunu daha da ileriye

taşıyacak iş birliklerini kararlılıkla

sürdürdüğünü vurgulayan Ersoy, paylaşımında

şu ifadeleri kullandı: “Avrupa’nın ve Birleşik

Krallık’ın önde gelen tur operatörlerinden

Jet2 CEO’su Steve Heapy ve Dertour Grubu

Almanya Global Sözleşme Direktörü

Joachim Seip ile bir araya geldik. Almanya

ve İngiltere pazarlarında yürüttüğümüz iş

birliklerini, 2026 yılı hedeflerimizi ve sezonun

genel görünümünü kapsamlı şekilde

değerlendirdik. Yılın ilk dönemine ilişkin

rezervasyon eğilimleri, erken rezervasyon

sürecindeki dalgalanmalar ve Paskalya

döneminin etkileriyle birlikte sezonun geri

kalanına yönelik talep görünümünü ele

aldık. Jet2 ile yürüttüğümüz kampanyalar

ve ilave aksiyonlar ile Dertour tarafında

Almanya başta olmak üzere farklı pazarlarda

hayata geçirilen çalışmaların etkilerini

değerlendirdik. Türkiye’nin bu iki güçlü

operatörün portföyündeki konumunu daha

da ileri taşıyacak iş birliklerimizi kararlılıkla

sürdürüyoruz.”

Talep, rezervasyon ve kampanyalar masaya

yatırıldı

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri

Ersoy’un görüşmelerinde hem Almanya

hem de İngiltere pazarında erken sezon

verileri, rezervasyon dinamikleri ve talep

eğilimleri ayrıntılı şekilde ele alındı. Mevcut

kampanyaların etkisi, yeni dönem bütçe

planlamaları ve pazara özel aksiyonlar

kapsamlı biçimde değerlendirildi. Türkiye’nin

her iki operatörün portföyündeki güçlü

konumunu koruduğu vurgulanırken yeni iş

birlikleri ve stratejik adımlarla bu konumun

daha da ileri taşınması hedefleniyor.

Almanya’nın rakip destinasyonlar için uyarısı

Avrupa’nın en büyük turizm gruplarından

biri olan Dertour Group ile yürütülen iş

birlikleri, Almanya başta olmak üzere Orta ve

Doğu Avrupa pazarlarını kapsayan geniş bir

coğrafyada devam ediyor. Grup, Almanya’nın

yanı sıra Avusturya, Çekya, Macaristan,

Romanya ve Slovakya gibi pazarlarda

Türkiye’ye önemli bir ziyaretçi akışı sağlıyor.

Yapılan çalışmalar kapsamında Almanya

pazarı ağırlıklı olmak üzere yürütülen reklam

kampanyaları ve arz güvenliği destekleri,

Türkiye’nin bu pazardaki güçlü konumunu

pekiştiriyor. 2026 yılı için planlanan hedeflerde

Almanya pazarı yine belirleyici rol oynarken

yılın ilk döneminde satışlarda toparlanma

eğilimi dikkat çekiyor. Mart ayı itibarıyla

rezervasyonlarda yeniden artış gözlenirken

yaz sezonuna ilişkin genel görünümün pozitif

olduğu değerlendiriliyor. Ayrıca Almanya’nın,

ülkemize rakip bazı destinasyonlara yönelik

seyahat uyarılarının Türkiye talebine olumlu

yansıması bekleniyor. Bu kapsamda, Almanya

pazarı için ilave birlikte reklam kampanyaları

devreye alınırken Antalya’da planlanan geniş

katılımlı etkinlikler de iş birliğinin önemli

ayaklarından biri olarak öne çıkıyor.

JET2 ile sezona yayılan kampanya süreci

Jet2holidays markasıyla paket tur pazarının

en güçlü oyuncularından biri olan Jet2

ile yürütülen çalışmalar, Birleşik Krallık

pazarında Türkiye’nin güçlü konumunu

destekleyen en önemli unsurlar arasında

yer alıyor. Jet2’nin uçuş ve konaklamayı

entegre eden yapısı, Türkiye’ye yönelik talebin

sürdürülebilirliğinde kritik rol oynuyor. Jet2

tarafından sezonu desteklemek amacıyla ilave

kampanya talepleri gündeme gelirken Türkiye

Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA)

tarafından da satış odaklı yeni kampanyalar

devreye alındı. Kampanyaların medya

dağılımı ve içerik yapısı yeniden düzenlenerek

dönüşüm kanallarının güçlendirilmesi

hedeflendi. Kampanya ve tekliflerin sezon

geneline yayılması yönünde çalışmalar

sürdürülüyor.



hotel restaurant

30 & hi-tech

gündem

Buğra Artıç: “Dijital Dönüşüm Artık Kaçınılmaz,

Oteller Veriyle Rekabet Etmeli”

GÜMTOB-Güney Marmara Turistik Otelciler ve

İşletmeciler Birliği Başkanı Buğra Artıç, dernek

üyeleriyle bir araya geldiği toplantıda sektörün

mevcut durumunu değerlendirirken, turizmde

rekabet dinamiklerinin değiştiğine dikkat çekti.

Artıç, küresel gelişmelerin ortaya

koyduğu belirsizlik ortamına rağmen,

otelcilikte başarının artık fiyat

rekabetinden çok teknoloji kullanımı ve veri

temelli stratejilerle şekillendiğini vurguladı.

“Rezervasyon iptalleri artıyor”

Toplantının açılışında sektörün içinde

bulunduğu zorlu sürece değinen Artıç, son

dönemde yaşanan gelişmelerin turizmi

doğrudan etkilediğini belirtti. Artıç, “Ne yazık

ki son dönemlere baktığımızda her toplantı

başlangıcında hep bir olumsuz tabloyla

toplantıya başlıyoruz. Bunların daha önceki

örnekleri olarak, vahim 11 Şubat depremi

olsun, Kartalkaya yangını olsun, hiçbir zaman

şöyle bir dönemimde pozitif bir şekilde

başlayamadık. Ama dediğim gibi özellikle şu

anki Orta Doğu'daki savaş ortamı yalnızca

bölgesel değil, küresel anlamda da çok ciddi

anlamda bölgemizi ekonomik ve turizm

hareketleri konusunda etkiledi. Herkesin

bir aşikar bir görüntü zaten ortaya koyuyor.”

ifadelerini kullandı.

Sahadan gelen verilerin de bu tabloyu

desteklediğini belirten Artıç, “Son dönemlerde

otellerimizden ve bölgeden yaptığımız

değerlendirmelerle

rezervasyon iptallerinin

arttığını ve misafirlerinin

seyahat kararlarını

ertelediğine de şahit

oluyoruz.” dedi.

“Krizi fırsata çevirme

ihtimali şu an için zayıf”

Alternatif pazar

beklentilerine de

değinen Artıç, mevcut

verilerin bu beklentileri

karşılamadığını ifade

etti. Artıç, “Tabii ki

bazı düşüncelerimiz vardı. Özellikle Dubai

lokasyonunun biraz daha Türkiye'ye kayması

gibi konularda Türkiye'nin buradan krizi fırsata

çevirme ortamı olur mu diye bakıldığında ama

şu anki rakamlar ve şu anki rezervasyonlarla

bunun da pek mümkün olmadığı gözüküyor.”

şeklinde konuştu. Sözlerini umut vurgusuyla

sürdüren Artıç, “Ama turizm demek

umut demek. Hiçbir zaman umudumuzu

kaybetmiyoruz ve illa en kısa sürede de bu

savaş ortamının barış ve huzur ortamına geri

dönmesini temenni ediyoruz.” dedi.

“Rekabet artık sadece fiyatla değil”

Turizmde değişen rekabet koşullarına dikkat

çeken Artıç, yeni dönemde odak noktalarının

dijitalleşme olduğunu belirtti. Artıç, “Öte

yandan yeni dönemimizde biliyorsunuz biz

toplantılarımızı başladığımızda ve o zamanki

misyonumuzda üyelerimizi yapay zeka ve

teknoloji odaklı gelişmelerle buluşturmak

ve bu konusunda bölgemizdeki otellerin

dijitalleşme sürecine katkı sağlamak için

çalışmalar yapacağımızı sizlere anlatmıştık,

beyan etmiştik.” dedi.

Rekabetin yön değiştirdiğini vurgulayan

Artıç,“Çünkü günümüze baktığımızda artık

rekabet sadece fiyatla değil. Aynı zamanda

teknolojiyle ve verilerin doğru stratejileriyle,

değerlendirmeleriyle oluyor.” ifadelerini

kullandı. Toplantının bu vizyon doğrultusunda

gerçekleştirildiğini belirten Artıç, “Bu

yüzden bugünkü toplantımızın bu vizyon

doğrultusunda gerçekleştiriyoruz ve bugünkü

toplantımızı öncelikle Exely firmasının

sponsorluğunda bizlere sağlıklı desteklerle

teşekkür ettiğimizi ifade etmek istiyorum.”

dedi.

“Dijital dönüşüm artık kaçınılmaz”

Exely firmasının sektöre sunduğu çözümlere

kısaca değinen Artıç, dijitalleşmenin önemine

dikkat çekti. Artıç, “Exely firması aslında

dediğim gibi bizim bu özellikle dijitalleşme

ve yapay zeka ile ortaya koyduğumuz

misyonumuzda çok paralel giden bir firma.

Ben biraz da firmanın hizmetlerinden

bahsetmek istiyorum. Oteller için doğrudan

rezervasyon arttırma stratejileri sunuyorlar.

Channel Manager ve rezervasyon

sistemleriyle satış optimizasyonlarını

sağlamada destek veriyorlar. Özellikle

otellerin OTA’lardan bağımsız bir şekilde web

siteler üzerinden satış yapabilme imkanları

konusunda fırsatlar sunuyorlar. Ve dediğimiz

gibi dijital dönüşümün artırımı yöntemleri

konusunda destek sağlıyorlar ki bunlar son

derece önemli hususlar.” şeklinde konuştu.

“Turizm umut demek”

Konuşmasının sonunda barış ve istikrar

vurgusu yapan Artıç, “Ben tabii ki bu

toplantıda benim çok konuşmama çok

anlatmama gerek yok. Dediğim gibi en kısa

sürede şu savaş ortamının bir an önce kalkıp

bölgemizin biraz daha ülkemizin bulunduğu

küresel anlamda huzur ortamının geri

gelmesini temenni ediyoruz.” diyerek sözlerini

tamamladı.


gündem makale

AGON Danışmanlık ve Mümessillik Hizmetleri CEO’su

Tezer Öner

“Turizmde Ortalık Arapsaçı”

Sezon geldi. Siz de biliyorsunuz turizm

sezonu denince akla gelen yaz turizmi, deniz,

güneş, gezi ve eğlence… Kış turizmi, kültür

turizmi ve benzeri kollar hep geriden gelir.

Sezon geldi, hoş geldi… Ama nasıl geldi?

Ortadoğu’da savaş var. İlk ayında Avrupalı

turist %35-40’a varan rezervasyon iptallerine

gitti. Birçoğu “eyvahlar olsun” diyerek sezon

açılışlarını bazı yerlerde 1 Nisan’dan 30

Nisan’a kaydırdı. Küçülmeye gidenler veya

alternatif paket program yapmaya çalışanlar

oldu.

Hop bir baktık gene öncü sayılan İngiliz

turistler bazı hava yolu şirketleri ve Antalya

otellerinin katkılarıyla bir hafta uçak

dahil 12.000 TL’den rezervasyon yapmaya

başladılar. Gene takipçi kabul edilebilecek

Rus turistler de Türkiye rezervasyon ağlarını

genişletmeye başladı. Ama bu rakamlara

tabii ki her zaman olduğu gibi iç turizm

acenteleri ve yerli turistlerden tepkiler

gelmekte gecikmedi.

Tam bunları tartışırken bir de baktık ki

Yunanlılar adaların hem sayısını artırdı hem

de vize kolaylığında bulunmak için yollar

aradıklarını duyurdu. Eh fiyatlardan dolayı

yerli turist olamayıp komşuya kapağı atmayı

planlayanlar hemen araştırmalara girişti.

Sosyal medya, Ege Adaları için boy boy

feribot ve vize tarifleri vermeye başladı. Ha

bu arada Türkiye’yi desteklemek için bugüne

kadar bir İstanbul – İzmir veya Bandırma

– İstanbul hızlı feribotu koymayanlar ya da

sefer sayısını artırmayanlar Yunan Adaları’na

ciddi miktarda feribot veya deniz otobüsü

falan koydu.

Tam bizim gibi memleket derdinde

olanlar biz turizmimizi nasıl artırırız diye

düşüncelere gark olmuşken bir de baktık

ki savaşın etkisi midir yoksa başka sebeple

midir bilinmez yağmurlar ve soğuklarımız

geri geldi. İlkbahara gerçekten hasret

kalmışız ama bu gezileri ve mart-nisan

etkinliklerini azıcık zedeledi tabii. Diğer

yandan da dağ turizmimizin sezonu uzadı.

Uzun yıllardır kar mart ayı başında biterken

nisan ayında hala çalışan tesisler vardı.

Bu da çok enteresan, diyorduk ki, savaş ve

ekonomik durumlarla alakalı bambaşka bir

kaosun içinde olduğumuzu fark ettik. Orta

sınıf bir restoranda bir tabak et yemeği ile

bir kot pantolon aynı fiyat, başka yerde iki

kot pantolon fiyatına döner yerken bir diğer

yerde bir tabak salata coşmuş durumda.

Biberler kendi aralarında rekor denemesi

yapıyor. Zaten et, domates, biber çeşitleri ve

baharatların artık sadece isimlerini bilen bir

kitle oluştu. Tadını bilmiyorlar. E düşünün ki,

bir de iş restoran boyutuna gelince kartopu

bir çığa dönüşmeye başlıyor. Kaça alacak,

kaça satacak? Bunun şefi, garsonu, elektriği,

doğalgazı, nakliyesi, reklamı, pazarlaması

derken kapanan mekan sayısında ciddi artış

var. Daha sezon açılmadı, elimde satılık otel

listesi var. Eskiden Bodrum veya Marmaris’te

otel sahiplerini araya araya helak olurduk

da satılık köşe büfe bile bulamazdık. Şimdi

alacak müşteri bulamıyoruz. Restoran

ve otellerdeki servis kalitesi ve yemek

çeşitliliğindeki azalma veya porsiyon

sıkıntılarıyla ürün kalitelerindeki düşüşleri

saymıyorum bile… Müşteri olsa o kısım hızlı

toparlayacak eminim de… Neyse…

Son olarak da Araplar bile İspanya, İtalya,

Yunanistan veya Kuzey Afrika’ya kaçarken

bizim artık turizmde radikal değişiklikler

yapma ve toplam strateji oluşturma

zamanımız geldi de geçti.

Çok severek takip ettiğim, varlığından onur

duyduğumuz Yılmaz Bey’in son yayınlarından

birinde anlattığı bir Ege-Aydın fıkrasından

alıntı yaparak içinde bulunduğumuz ruh

halini özetleyerek bitireyim. Bu yazı aynen

böyle bekliyorum çünkü…

“E du bakali n’olcek?”


hotel restaurant

32 & hi-tech

gündem

Muğla’da Ziyaretçi Sayısı %25 Yükseldi

Muğla İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün paylaştığı güncel verilere göre, geçen yıl mart ayında

35 bin 342 olan turist sayısı bu yıl aynı dönemde yüzde 25,42’lik artışla 44 bin 326’ya yükseldi.

Mart ayında Muğla’ya gelen turistlerin

çoğunluğu yabancı turistlerden oluştu.

Toplam 44 bin 326 ziyaretçinin 32 bin

126’sını yabancı turistler oluştururken, yerli

turist sayısı ise 12 bin 200 olarak kayıtlara

geçti.

Muğla turizminin geleneksel lideri İngiltere,

mart ayında da yerini korudu. Toplam 18 bin

254 kişiyle ilk sırada yer alan İngiliz turistleri, 3

bin 750 kişiyle Almanya ve 1.775 kişiyle İrlanda

takip etti. Fransa ise 1.267 turist ile listenin

üst sıralarında yer alan bir diğer önemli pazar

oldu.

Ziyaretçi profili geniş bir coğrafyaya yayılıyor

Muğla'nın mart ayı istatistiklerine

bakıldığında, ziyaretçi yelpazesinin oldukça

geniş olduğu görülüyor. Kuzey Avrupa'dan

İsveç 956 turist ile dikkat çekerken, onu 708

turist ile Avusturya ve 585 turist ile Danimarka

takip etti. Komşu ülkelerden Yunanistan'dan

590 turist gelirken, Belçika’dan 565,

Polonya’dan 485, Rusya’dan ise 400 turist

kenti ziyaret etti.

Listenin devamında yer alan diğer ülkeler ise

çeşitliliği gözler önüne seriyor. Ukrayna’dan

323, Bulgaristan’dan 181, Amerika Birleşik

Devletleri’nden 171, Hollanda’dan 157 ve

Hindistan’dan 144 kişi Muğla’nın tadını

çıkardı. Romanya ve İtalya’dan 126’şar turist

gelirken, Litvanya’dan 127, İspanya’dan 111,

Slovakya’dan 92, Letonya’dan 78, Kanada’dan

72, Portekiz ve Çek Cumhuriyeti’nden ise 69’ar

turist kente giriş yaptı.

Uzak coğrafyalardan da ilginin olduğu mart

ayında; Çin’den 64, Avustralya’dan 48, Güney

Afrika Cumhuriyeti’nden 36, İsviçre’den 35,

Macaristan’dan 38, İran’dan 26, Finlandiya’dan

18, Japonya ve Norveç’ten 16’şar, İsrail ve

Kazakistan’dan 14’er, Yeni Zelanda’dan 13,

Azerbaycan’dan 11 ve Belarus’tan 5 turist

Muğla’ya geldi.



hotel restaurant

34 & hi-tech

gündem

Celestyal Discovery ve Journey Hürmüz

Geçişiyle Kruvaziyerde Güvenli Dönemi Başlattı

Celestyal Discovery ve Celestyal Journey’in Hürmüz Boğazı’nı

art arda başarıyla geçmesi, kruvaziyer sektöründe dengeleri

değiştiren kritik bir adım oldu. Yüksek güvenlik ve kusursuz

koordinasyonla gerçekleştirilen bu operasyon, bölgeden güvenli

geçiş için yeni bir rotanın önünü açtı.

Celestyal, gemileri Celestyal Discovery

ve Celestyal Journey’in Hürmüz

Boğazı’ndan başarılı ve güvenli bir

şekilde geçiş yaptığını doğruladı. Celestyal’den

yapılan açıklamada bu gelişmenin, bölgesel

hassasiyetin arttığı bir dönemde kruvaziyer

sektörü açısından önemli bir operasyonel

dönüm noktası oluşturduğu belirtildi. 17

Nisan Cuma günü, Kaptan Nikolaos Vasileiou

komutasındaki Celestyal Discovery, bölgesel

yetkililer ve deniz güvenlik ekipleriyle yakın iş

birliği içinde geliştirilen ve titizlikle koordine

edilen bir seyir planını uygulayarak, Arap

Körfezi'nden ayrılan ilk kruvaziyer gemisi

oldu. Bu öncü adım, Boğaz'dan geçilen

güvenilir bir rota oluşturarak diğer kruvaziyer

işletmecilerinin de bu rotayı izlemesine olanak

sağladı.

Bunun üzerine, 18 Nisan Cumartesi günü,

Kaptan Angelos Vasilakos komutasındaki

Celestyal Journey gemisi, aynı geçidi

başarıyla geçti, belirlenen koridoru kullanarak

bölgeden ayrılan daha geniş bir kruvaziyer

konvoyuna öncülük etti. Seyir planları, kilit

yetkililer ve güvenlik paydaşlarıyla yapılan

kapsamlı koordinasyon sonucunda hazırlandı.

Böylece tüm hareketlerin en üst düzeyde

güvenlik, hassasiyet ve durum farkındalığıyla

gerçekleştirilmesi sağlandı.

Kaptanlardan olağanüstü liderlik, sakin

komuta

Operasyon boyunca güvenlik mutlak öncelik

olarak kaldı; Kaptan Vasileiou ve Kaptan

Vasilakos, gemideki ve karadaki ekiplerle

birlikte olağanüstü liderlik, uzmanlık

ve sakin komuta sergiledi. Kaptanların

karmaşık ve hassas

koşullarda seyir yapma

konusundaki çabaları,

tüm mürettebatın

güvenliğini ve her

iki geminin de

başarılı bir şekilde

geçişini sağlamada

hayati rol oynadı.

Celestyal, yaptığı

açıklamada ayrıca,

kruvaziyer sektöründe

koordineli ve sorumlu

bir yaklaşımın

sağlanmasına katkıda

bulunan tüm bölgesel

otoritelere ve iş ortaklarına kurulan güçlü iş

birliği için teşekkür ve takdirlerini de iletti.

Alnıtemiz: “Sınırlı sayıda sefer iptaliyle

süreci atlattık”

Celestyal Türkiye Direktörü Özgü Alnıtemiz;

başarılı bir şekilde geçişlerini tamamlayan

Celestyal Discovery ve Celestyal Journey

gemilerinin şu anda Akdeniz’e doğru yeniden

konumlandığını belirterek; gemilerin

planlanan yaz sezonuna başlayacaklarını şu

sözleriyle aktardı: ’’Akdeniz programımızda

sadece sınırlı sayıda sefer iptaliyle bu

önemli süreci atlattık. Gemilerimiz nihayet

dönüyor, sabırsızlıkla ve heyecanla yeniden

yaz sezonuna odaklandık. Misafirlerimize

ve tüm iş ortaklarımıza şu anda satışta

olan tüm gelecek seferlerin planlandığı gibi

gerçekleştirileceğini teyit ediyoruz. Seyahatin

iş birlikleri üzerine kurulu bir sektör olduğunu

hep birlikte görmüş olduk. Hızlı iş birliği ve

kesintisiz destek, sürecin güvenli ve sorunsuz

şekilde yönetilmesinde kritik rol oynamıştır.

Başta mürettebatımız olmak üzere seyahat

acenteleri, tahliye sürecine destek veren hava

yolları, yerel otoriteler ve turizm kuruluşları

olmak üzere tüm partner ve çözüm

ortaklarımıza teşekkür ederiz.’’


TÜROB Başkanı Eresin:

“Formula 1’in İstanbul’a

Dönüşü Turizmde

Yüksek Moral Etkisi

Oluşturacak”

Formula 1 Türkiye Grand Prix’sinin yeniden İstanbul’da

düzenlenecek olması turizm sektöründe olumlu

yankı uyandırdı. TÜROB Başkanı Müberra Eresin,

organizasyonun Türkiye’nin tanıtımına ve marka değerine

önemli katkı sağlayacağını belirtti.

Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB) Başkanı

Müberra Eresin’in, Formula 1 Türkiye

Grand Prix’siyle ilgili değerlendirmede

bulundu. Eresin’in konuya ilişkin ifadeleri

şöyle:

“Formula 1 Türkiye Grand Prix’sinin İstanbul’a

dönecek olması son derece memnuniyet

verici bir gelişmedir. İlk etapta sektörümüz

üzerindeki moral etkisinin çok yüksek

olacağını değerlendiriyoruz. Bu önemli

gelişmenin, ülkemizin uluslararası tanıtımına

güçlü katkılar sağlayacağına ve Türkiye’nin

küresel ölçekteki marka değerini daha da

artıracağına inanıyoruz.

Turizm sektörü açısından son derece değerli

bir adım olan bu organizasyonun en başarılı

şekilde hayata geçirilmesi için TÜROB olarak,

sektör olarak tüm paydaşlarımızla birlikte var

gücümüzle çalışacağız.

Spor turizmini, Türkiye’de turizmin geleceği

açısından en önemli enstrümanlardan

biri olarak görüyoruz. Türkiye’nin spor

turizminde kaydettiği her ilerleme, anlık ticari

faydalarının yanı sıra orta ve uzun vadede ülke

imajına ve uluslararası tanıtıma ciddi katkı

sağlamaktadır. Bu etkilerin olumlu ve kalıcı

olacağına inanıyoruz.

Turizmde 100 milyar dolar gelir hedefine

ulaşabilmek için stratejik

önceliklere odaklanılması büyük

önem taşımaktadır. Kişiye

özel hizmet ve deneyimlerin

geliştirilmesi, MICE turizminin

güçlendirilmesi, sağlık ve wellness

turizmi ile gastronomi ve alışveriş

turizmi gibi yüksek katma değerli

alanlara yapılacak yatırımlar

bu hedefe ulaşmada kritik rol

oynayacaktır.

Bunun yanı sıra; Olimpiyat

Oyunları, Dünya ve Avrupa

Futbol Şampiyonaları, Formula

1 ve MotoGP gibi motor sporları,

uluslararası festivaller, kültürsanat

etkinlikleri ve dünya çapında

ses getiren konserlerin ülkemizde

düzenlenmesi, Türkiye’nin marka

değerini daha da yukarı taşıyacaktır.

Bu tür organizasyonlar aynı

zamanda sezon dışı dönemlerde

de turizm hareketliliğinin

sürdürülebilirliğine önemli katkılar

sunacaktır.

Formula 1 Türkiye Grand Prix’sinin yeniden

ülkemize kazandırılmasına öncülük eden

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip

Erdoğan’a, Kültür ve Turizm Bakanımız

Sayın Mehmet Nuri Ersoy’a ve Gençlik ve

Spor Bakanımız Sayın Osman Aşkın Bak’a

sektörümüz adına çok teşekkür ederiz.”


hotel restaurant

36 & hi-tech

gündem

The Grand Tarabya

Managed by Accor

Takdir Toplayan

Sürdürülebilirlik

Vizyonu

İstanbul’un ikonik otellerinden The Grand Tarabya Managed by Accor, farklı konularda sürdürülebilirlik ile ilgili yaptığı

çalışmalar ve sürdürülebilirlik yaklaşımıyla büyük takdir topluyor.

Sürdürülebilirlik, işletmeler için yalnızca

çevreyi korumaya yönelik bir yaklaşım

değil; aynı zamanda kaynakların daha

verimli kullanılması, operasyonel maliyetlerin

azaltılması ve uzun vadeli ekonomik dengenin

sağlanması açısından da önemli bir gereklilik

olarak öne çıkmaktadır. Turizm sektöründe

faaliyet gösteren işletmeler için bu anlayış,

hem doğal kaynaklara saygılı bir işletme

modeli oluşturmanın hem de geleceğe daha

güçlü bir şekilde hazırlanmanın temelini

oluşturmaktadır. The Grand Tarabya Managed

by Accor da bu bilinçle, sürdürülebilirlik

yaklaşımını operasyonel süreçlerinin

merkezine yerleştirerek çevresel ve ekonomik

fayda yaratan uygulamalarını kararlılıkla

sürdürüyor.

Su verimliliği ve sürdürülebilirlik odaklı

çevre uygulamaları

Otelin su verimliliği alanındaki çalışmaları ise

bu yaklaşımın en dikkat çekici örneklerinden

birini oluşturuyor. Beş yıldızlı otel, açık hava

yetişkin ve çocuk yüzme havuzlarında deniz

suyu kullanarak şehir şebeke suyuna olan

bağımlılığı azaltıyor. Toplam 360 m³ kapasiteli

açık havuzların su ihtiyacının doğal yollarla

temin edilen deniz suyu ile karşılanması

sayesinde tatlı su kaynaklarının korunmasına

katkı sağlanırken, aynı zamanda su temininde

enerji ve maliyet tasarrufu da elde ediliyor.

Otel bünyesinde gerçekleştirilen Su Haftası

kapsamında ise su yönetimi ve su verimliliği

konularında eğitimler düzenlenirken,

Boğaz’da deniz temizliği etkinliği de

gerçekleştirilip; farklı departmanlar tarafından

su tasarrufuna yönelik farkındalık çalışmaları

da hayata geçiriliyor.

Sürdürülebilirlikte kapsamlı atık yönetimi ve

çevre yaklaşımı

The Grand Tarabya Managed by Accor,

sürdürülebilirlik çalışmaları kapsamında

tek kullanımlık plastiklerin kaldırılmasından

atıkların ayrıştırılarak kayıt altına alınmasına,

organik atıkların biyometanizasyon tesisine

gönderilmesinden karbon ayak izini azaltmaya

yönelik mutfak uygulamalarına kadar birçok

farklı alanda çalışmalar yürütüyor. Tüm bu

uygulamalar ve sürdürülebilirlik odaklı bakış

açısıyla otel, mutfağında sürdürülebilirliği

temel önceliklerinden biri olarak

konumlandırıyor.

Çevre, enerji ve toplumsal fayda odaklı

vizyon

The Grand Tarabya Managed by Accor Sıfır

Atık Belgesi, Enerji Yönetim Sistemi sertifikası

ve sürdürülebilir turizm sertifikasyon süreciyle

bu yaklaşımını belgelendirirken; sosyal

sorumluluk tarafında hayvan barınaklarına

destek, mavi kapak bağışı, toplum yararına

çalışan Bir Dilek Tut, ÇABA ve Tohum

Otizm Vakfı gibi derneklere mekan ve

konaklama sponsorluğu, eğitim ve çevre

odaklı iş birlikleriyle de toplumsal fayda

üretmeyi sürdürüyor. Her yıl Mart ayının son

cumartesi günü gerçekleştirilen dünya saati

uygulamalarıyla çevre dostu enerji tüketimine

dikkat çekilirken otelde ışıkların kısık şekilde

kullanılarak enerji tasarrufu ve elektrik

tüketimi konularında farkındalık yaratılıyor.

The Grand Tarabya Managed by Accor,

sürdürülebilirlik konusundaki çalışmalarıyla

sürdürülebilirlik yaklaşımının yalnızca

belirli uygulamalarla değil, günlük işletme

kültürüyle de desteklendiği de ortaya koyuyor.


SSerra Serres

@rinartporcelain

info@rinart.com.tr


38

hotel restaurant

& hi-tech

verilerle turizm

Turizme 60 Milyar TL Finansman

Sağlanacak

Antalya trafiğine nefes aldıracak yeni bir adım olarak hayata geçirilen Altınkale Farklı

Seviyeli Kavşağı’nın açılış töreninde açıklamalarda bulunan Mehmet Nuri Ersoy, turizm

sektörüne 60 milyar liralık finansman desteği sağlanacağını duyurdu.

Antalya’nın Döşemealtı ilçesinde

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığınca

yapımı tamamlanan Altınkale Farklı

Seviyeli Kavşağı hizmete sunuldu. Turizmde

sürdürülebilir büyümeyi destekleyecek

60 milyar liralık finansman imkanını

açılışta gündeme getiren Ersoy, ulaşım

yatırımlarının turizme doğrudan katkı

sağladığını belirterek son 8 yılda turizm

gelirlerinde yüzde 109 artış sağlandığını,

Antalya’nın ise rekor üstüne rekor kırdığını

açıkladı.

Sektörün nakit akışını güçlü tutmayı

hedefliyoruz

Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme

Ajansı (TGA) ile tanıtım faaliyetlerinde

dünya liderliği hedefi doğrultusunda

hareket edildiğini dile getiren Ersoy, kriz

yönetiminde ise hızlı ve doğrudan çözümler

üretildiğini söyledi. Cumhurbaşkanı

Recep Tayyip Erdoğan'ın açıkladığı turizm

finansman desteğini anlatan Bakan

Ersoy konuşmasında şunları kaydetti:

“Hazine ve Maliye Bakanlığımızın kefalet

desteğiyle KGF, İGE ve KFK üzerinden

kullanılması planlanan 60 milyar lira

kredi imkânı içeren bir Turizm Destek

Paketi oluşturulmuştur. Bu destekle,

turizm işletmelerinin finansmana erişimini


Turizm hizmet kapasitesine

yönelik yatırımlar kapsamında

Antalya’da 2020 yılından itibaren

12 adet ücretsiz halk plajının

hizmete açıldığını belirten

Ersoy, Türkiye genelinde 5 yıldız

konseptiyle hayata geçirilen halk

plajı sayısının 19’a ulaştığını,

2026 yılı sonunda bu sayının

23’e çıkarmayı hedeflediklerini

kaydetti.

kolaylaştırmayı, sektörümüzün nakit akışını

güçlü tutmayı ve operasyonel verimliliği

korumayı hedefliyoruz. Bu paket, turizmde

sürdürülebilir büyümeyi desteklemeye

yönelik atılmış stratejik bir adımdır."

8 yılda turizm gelirlerimizi yüzde 109

artırdık

Ersoy, turizmde elde edilen büyümeye

dikkat çekerek şunları söyledi: “Türkiye

olarak turizmde her yıl bir önceki yılın

başarılarını aşmaya, rekorlarla yeni başarı

hikâyeleri yazmaya devam ediyoruz.

Bakanlık görevini yürüttüğümüz yaklaşık 8

yıllık süreçte turizm gelirlerimizi yüzde 109

oranında artırmayı başardık." Turizmde çok

yönlü bir strateji izlediklerini belirten Ersoy;

pazar ve ürün çeşitliliği, turizm hareketinin

ülke geneline yayılması, sezonun uzatılması,

sağlık ve sürdürülebilirlik beklentilerinin

karşılanması, tesis ve personel kalitesinin

artırılması, altyapı yatırımları ile ulusal

ve uluslararası paydaşlarla iş birliği

başlıklarında çalışmalar yürütüldüğünü

ifade etti.

Antalya 2025’te 17 milyonu aştı

Antalya’nın turizm performansına ilişkin

verileri de paylaşan Ersoy, 2025 yılında

17 milyon 123 bin turist ağırlanarak bir

önceki yılın rekorunun aşıldığını belirtti.

Ersoy, Antalya’da doğa, sağlık, gastronomi,

spor ve MICE turizmi başta olmak

üzere farklı turizm alanlarının aktif hale

getirildiğini, Kültür Yolu Festivali ile şehrin

kültür-sanatının ulusal ve uluslararası

vitrine taşındığını ifade etti. Döşemealtı

ilçesindeki arkeolojik çalışmalara da

değinen Ersoy, Karain ve Kızılin mağaraları

ile Termessos’taki kazıların bilimsel

hassasiyetle sürdürüldüğünü söyledi. Bu

alanların insanlık tarihine ışık tutan çok

katmanlı yapısıyla büyük önem taşıdığını

vurgulayan Ersoy, “Geleceğe Miras” vizyonu

doğrultusunda bu değerlerin korunarak gün

yüzüne çıkarıldığını ve uluslararası bilim

dünyasına kazandırılmasının hedeflendiğini

ifade etti. Turizm hareketliliğinin Antalya’nın

kıyı bölgelerinden iç kesimlere yayılması için

çalışmalar yürütüldüğünü belirten Ersoy,

arkeolojik alanların ziyaretçi deneyimini

artıracak şekilde geliştirileceğini, alternatif

turizm rotaları oluşturularak bölgenin

cazibesinin artırılacağını söyledi. Bu

sayede turizmin 12 aya yayılmasının ve

yerel kalkınmanın desteklenmesinin

hedeflendiğini ifade etti.

yol yatırımlarının turizmi doğrudan

güçlendirdiğini belirten Ersoy, açılışı

yapılan Altınkale Farklı Seviyeli Kavşağı’nın

Antalya Organize Sanayi Bölgesi ile şehir

merkezi arasındaki trafiği ve Antalya-

Burdur hattındaki yoğunluğu rahatlattığını

söyledi. Geçtiğimiz ekim ayında Kepezüstü

ve Sanayi farklı seviyeli kavşaklarının da

hizmete açıldığını hatırlatan Ersoy, ulaşım

yatırımlarının kesintisiz sürdüğünü sözlerine

ekledi.


hotel restaurant

40 & hi-tech

gündem etkinlik

BUSFORUS'un Sultanahmet–Haliç Hattı Turizm

Haftasıyla Tanıtıldı

İstanbul Turizm Haftası etkinlikleri başlarken, açılış kapsamında BUSFORUS’un Sultanahmet–Haliç hattı

Artİstanbul Feshane’de tanıtıldı. Yeni hat, kentin tarihî ve kültürel dokusunu farklı bir rota deneyimiyle

buluşturarak şehir içi hareketlilik ile İstanbul’un hikâyesini aynı yolculukta bir araya getiriyor.

İstanbul Turizm Haftası’nın açılış töreni

ile BUSFORUS’un Sultanahmet–Haliç

hattına ilişkin tanıtım lansmanı 14 Nisan

2026 tarihinde Artİstanbul Feshane’de

gerçekleştirildi. İBB Başkan Vekili Nuri

Aslan, İBB Genel Sekreteri Prof. Dr. Volkan

Demir ve Eyüpsultan Belediye Başkanı Dr.

Mithat Bülent Özmen’in katıldığı etkinlikte

kentin farklı noktalarında gerçekleştirilecek

programlara dair detaylı sunumlar yapıldı.

Şehre bütüncül yaklaşacak

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Turizm

Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen

etkinlikler, 15–22 Nisan 2026 tarihleri

arasında kentin farklı noktalarında

gerçekleştirilecek programlarla İstanbul’un

tarihî, kültürel ve yaşayan değerlerini

bir araya getirecek. Meydanlardan tarihî

yapılara, açık alanlardan kent rotalarına

uzanan bu kapsamlı içerik, kentin turizm

potansiyelini yalnızca tanıtım boyutuyla

değil; kültürel etkileşim, kamusal deneyim

ve kent hafızası çerçevesinde değerlendiren

bütüncül bir yaklaşım ortaya koyuyor.

Program kapsamında Turşucuzade Konağı

Parkı, Beyazıt Meydanı, Sultanahmet

Meydanı, Üsküdar Meydanı, Yerebatan

Sarnıcı, Anadolu Hisarı, Çubuklu Silolar

ve Cumhuriyet Müzesi gibi kentin simge

mekânlarında düzenlenecek etkinlikler;

performans sanatlarından halk oyunlarına,

gastronomi panellerinden kent turlarına,

müzik buluşmalarından öğrenci gezilerine

uzanan çok yönlü bir içerik sunacak.

Böylece İstanbul, yalnızca ziyaret edilen bir

destinasyon olarak değil; meydanlarında,

kamusal alanlarında ve tarihî yapılarında

doğrudan deneyimlenen canlı bir şehir

kimliğiyle öne çıkacak.

İstanbul’un turizm bilincine katkı sunacak

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin kamusal

alanı kültür, hafıza ve deneyim ekseninde

yeniden değerlendiren yaklaşımıyla

şekillenen etkinlikler dizisi, şehrin sahip

olduğu birikimi farklı içerikler ve katılım

biçimleri aracılığıyla görünür kılarak

İstanbul’u yalnızca gezilen değil; yaşayan,

deneyimlenen ve paylaşılan bir şehir

olarak yeniden tarif ediyor. Bu yönüyle

programın, İstanbul’un turizm bilincine katkı

sunması ve kentin ulusal ile uluslararası

görünürlüğünü daha da güçlendirmesi

hedefleniyor.

Turizm Haftası programının

öne çıkan başlıkları arasında

yer alan BUSFORUS’un yeni

açılan Sultanahmet–Haliç

hattı, İstanbul’un tarihî ve

kültürel dokusunu farklı bir

rota deneyimiyle buluşturarak

kentsel hareketlilik ile şehir

anlatısını aynı zeminde bir

araya getiren önemli bir adım

niteliği taşıyor.


Nuova Simonelli Türkiye Distribütörü

SORCAN Teknik Danışmanlık Hizmetleri Ltd. Şti.

Showroom: Sultan Selim Cad. Turan Sok. No: 21/A

Kağıthane-İstanbul Tel: +90 (212) 269 18 00

www.tecnocoffeeshop.com / info@tecnocoffee.com.tr


hotel restaurant

42 & hi-tech

gündem

Deniz Dorbek Koçak:

“Türkiye Küresel Zincirlerin Yatırım Haritasında

Yerini Sağlamlaştırdı”

Regulus Collective Kurucusu Deniz Dorbek Koçak, “Uluslararası otel markalarının Türkiye’deki varlığını

istikrarlı şekilde artırması, pazarın yapısal olgunluğa ulaştığının göstergesi. Bu konjonktürel bir popülerlik

değil; tüm temel göstergeler Türkiye’nin yatırım için elverişli olduğuna dikkat çekiyor” dedi.

Türkiye, turizmde yaptığı ataklarla küresel

seyahat pazarından aldığı payı artırırken;

güçlü turizm dinamikleriyle uluslararası

yatırımların da merkezi oluyor. Turizm

sektöründe yedi ülkede, üç kıtada üst düzey

görevler üstlenen Regulus

Collective Kurucusu Deniz

Dorbek Koçak, bu ivmenin

sistemli bir sektörel iradenin

sonucu olduğunu vurguladı.

Dünyadaki çatışma

ortamlarının neden olduğu

tedirginlikler karşısında

Türkiye'nin coğrafi ve yapısal

konumu itibarıyla bölgede en

dirençli pazarlardan biri olmayı

sürdürdüğüne dikkat çeken

Koçak, uluslararası seçkin

yatırımcıların sürdürülebilir

pazar arayışında Türkiye’nin

merkezi konumunun altini

çizdi. Türkiye’nin çok segmentli

turizm mimarisinin bu açıdan

önemini ele alan Koçak,

“Uluslararası otel markalarının

Türkiye’deki varlığını istikrarlı

şekilde artırması, pazarın

yapısal olgunluğa ulaştığının

göstergesi. Bu konjonktürel

bir popülerlik değil; tüm temel

göstergeler ülkemizin yatırım

için elverişli olduğuna işaret

ediyor.

“Kalıcı değer oluşturarak

büyüyor”

Türkiye pazarının global

görünümünü değerlendiren

Deniz Dorbek Koçak, şöyle

devam etti: “Birleşmiş Milletler

Dünya Turizm Örgütü (UNWTO)

verilerine göre Türkiye, 2025

itibarıyla 64 milyonu aşan

uluslararası ziyaretçi ve

65,2 milyar dolarlık tarihinin

en yüksek turizm geliriyle

dünyada dördüncü sıraya

yerleşti. Gelir sıralamasında

ise 2017'de 15. sırada yer alırken 7. sıraya

çıktı. Türkiye burada kendini adeta yeniden

var ediyor. Geçmişte sadece "güneş-denizkum"

odağında algılanan bir yapıdan, bugün

dört mevsime yayılan çok katmanlı ve

segmentli bir turizm mimarisi kuruluyor.

Bu dönüşüm tesadüfi değil; uzun vadeli

ve sistemli bir sektörel iradenin sonucu.

Önümüzdeki dönemde bu yapının kalıcı değer

yaratan bir büyümeye evrildiğini göreceğiz.

Bölgede yaşanan politik gerilimler elbette

turizm psikolojisini etkiliyor ama turizm,

tarihsel olarak en hızlı toparlanma kaydeden

sektörlerin başında geliyor. Türkiye ise her

kriz döneminde bu dayanıklılığını veri ile

kanıtlamış bir pazar."

“3 büyük temel unsur öne çıkıyor”

Koçak, uzun yıllardır deneyim sahibi

olduğu ABD pazarındaki yatırımcıların

Türkiye’ye artan ilgisine vurgu yaparak,

“Dönüşümü sağlayan birkaç unsur var.

Birincisi, kur arbitrajı. Dolar

bazlı yatırımcı için maliyet

yapısı, oluşan dalgalanmalara

rağmen elverişli. İkincisi,

coğrafi yeniden çerçeveleme.

Amerikalı fon yöneticileri

Türkiye'yi artık Doğu Avrupa ile

değil, Körfez ve Güney Akdeniz

ile yan yana değerlendirme

eğiliminde. Üçüncüsü ve en az

konuşulan; Türkiye'nin küresel

anlatı içerisinde giderek

daha belirgin hale gelmesi.

Uluslararası yapımlar,

gastronomik zenginlik ve

büyük etkinliklerin ev sahibi

olarak konumlanması” diye

konuştu.

“Butik segmentte derin arza

sahip”

Turizm sektöründe büyük

potansiyel barındıran ancak

yeterince değerlendirilmemiş

bir alanın da butik otelcilik

olduğunu vurgulayan

Koçak, şu değerlendirmede

bulundu: “Türkiye, butik

otelcilik açısından dünyada

sayılı destinasyonlardan biri

ve bu henüz tam anlamıyla

keşfedilmedi. Kapadokya,

Ege’nin asırlık taş konakları,

Güneydoğu'nun tarihi mimari

dokusu; bunlar global

zincirlerin franchise bayrakları

ile değil, yerel sahiplik ve

kimlikle anlam kazanan

mekanlar. Sofistike gezginler

‘her yerde aynı’ deneyimi değil,

‘sadece burada’ yaşanabilecek

deneyimi arıyor. Türkiye bu

talebe karşılık verebilecek son

derece derin bir arza sahip. Zincir oteller

ve büyük markalar standardı belirler; ama

duyguyu, kültürü ve özgünlüğü yaratamaz.

O alanı dolduracak olanlar, yer ve kimlikle

derin bir bağ kuran ve yerelden evrilen

butik markalar olacak” dedi.


Ortaca Belediye Meclis Üyesinden Direkt

Karadeniz–Dalaman Uçuşu Çağrısı

Turizmci ve Ortaca Belediye

Meclis Üyesi Ali Mürşit

Yağmur, Ortadoğu’daki uçuş

iptalleri nedeniyle Türk Hava

Yolları filosunda oluşabilecek

kapasitenin iç turizm

hatlarında değerlendirilmesi

gerektiğini belirterek Karadeniz

şehirlerinden Dalaman

Havalimanı’na direkt uçuşların

başlatılması çağrısında bulundu.

Turizmci ve Ortaca Belediye Meclis

Üyesi Ali Mürşit Yağmur, son dönemde

Ortadoğu bölgesinde yaşanan gelişmeler

nedeniyle bazı uçuşların iptal edilmesinin

Türk Hava Yolları filosunda belirli bir kapasite

oluşturabileceğini belirterek bu kapasitenin iç

turizm hatlarında değerlendirilmesinin önemli

bir fırsat oluşturabileceğini söyledi. Yağmur,

özellikle Karadeniz bölgesindeki büyük

şehirlerden Dalaman Havalimanı’na direkt

uçuşların başlatılmasının hem turizm sektörü

hem de bölgesel ekonomi açısından önemli

katkılar sağlayacağını ifade etti.

“Dalaman’a direkt uçuşlarla ulaşım

kolaylaşacak”

Karadeniz bölgesinin Türkiye’de seyahat

hareketliliğinin en yüksek olduğu bölgelerden

biri olduğunu belirten Yağmur; Trabzon,

Samsun, Ordu-Giresun ve Rize-Artvin gibi

şehirlerden Dalaman’a yapılacak direkt

uçuşların Güney Ege turizmine yeni bir

potansiyel kazandıracağını dile getirdi.

Ulaşımın turizm sektörünün en önemli

unsurlarından biri olduğunu vurgulayan

Yağmur, “Karadeniz bölgesi hem nüfus

hem de seyahat hareketliliği açısından çok

güçlü bir potansiyele sahip. Bu şehirlerden

Dalaman’a yapılacak direkt uçuşlar sayesinde

Güney Ege’ye ulaşım çok daha

kolay hale gelecektir” dedi.

“Turizm hareketliliğini ciddi

şekilde artıracak”

Dalaman Havalimanı’nın Güney

Ege’nin en önemli turizm giriş

kapılarından biri olduğunu ifade

eden Yağmur, bu havalimanının

geniş bir turizm coğrafyasına

hizmet verdiğini söyledi.

“Dalaman Havalimanı; Dalyan,

Ortaca, Köyceğiz, Fethiye,

Göcek, Marmaris ve Gökova gibi

Türkiye’nin en önemli turizm

merkezlerinin tam ortasında yer

alıyor. Karadeniz bölgesinden

gelecek turistler için bu

destinasyonlara ulaşımın kolaylaşması turizm

hareketliliğini ciddi şekilde artıracaktır” diye

konuştu.

“Bu potansiyel mutlaka değerlendirilmeli”

İç turizmde ulaşım ağlarının genişletilmesinin

hem turizm sektörüne hem de bölge

ekonomisine önemli katkılar sağlayacağını

ifade eden Yağmur, havayolu şirketleri ve

ilgili kurumların bu konuda değerlendirme

yapmasının faydalı olacağını belirtti. Yağmur

açıklamasını şu sözlerle tamamladı:

“Karadeniz ile Güney Ege arasında

kurulacak yeni hava köprüleri hem iki

bölge arasındaki turizm hareketliliğini

artıracak hem de Türkiye’de iç turizmin daha

dengeli gelişmesine katkı sağlayacaktır. Bu

potansiyelin değerlendirilmesi gerektiğine

inanıyoruz.”


44

hotel restaurant

& hi-tech

gündem makale

"İnşaat Aşkı

Otelciliği Bitiriyor"

Aykut Bakay

Otel Yönetim ve Yatırım Danışmanı

Türkiye’de turizm “Arsa var, hemen otel

yapalım.” zihniyetinde tam hızla devam ediyor.

Garip olan şu… Bu karar çoğu zaman veriye

bakılarak değil, hisle alınıyor. “Turizm

büyüyor, biz de girelim” mantığıyla. İlk bakışta

mantıklı geliyor ama işin içine girince öyle

olmuyor.

Son birkaç yılda otel yatırımlarında inanılmaz

ciddi bir artış var. Resmi verilere bakınca

durum daha net: 2025–2026 döneminde

Türkiye’de 300’ün üzerinde yeni otel açılması

planlanıyor. Bu da yaklaşık 30 binin üzerinde

yeni oda, 70 bin civarı yatak demek. Yani

aslında mesele “ zaten yüzlerce otel yok

muydu ?” sorusunu sorarken birden karşımıza

“ fazla değil mi bu kadar otel ?” sorusuna

dönüyoruz.

İşin ilginç tarafı, bu yatırımların büyük kısmı

aynı bölgelerde yoğunlaşıyor. Ağırlıklı İstanbul,

Antalya ve Ege… Herkes aynı pastaya çatal

atıyor. Sonra ne oluyor? Doluluk artmıyor,

fiyatlar düşüyor. Çünkü yeni gelen her otel

pazara “ben daha ucuzum” diye giriyor. Ya

da ben daha kaliteliyim… Kimse açık açık

söylemiyor ama sektörün içinde ciddi bir fiyat

baskısı var.

Yeni girenler heyecanlı, çıkanlar keyifsiz!

Son dönemde şunu görmeye başladım. Bir

yanda yeni açılan oteller, diğer yanda sessizce

satışa çıkanlar. Aynı bölgede, bazen yan yana.

Biri heyecanla giriyor, diğeri yorgun şekilde

çıkmaya çalışıyor. İnanılmaz bir devir daim

var. Herkes kazanıyor gibi görünse de, herkes

aynı ölçüde kazanamıyor.

Otel yapmakla otel işletmek hâlâ karıştırılıyor.

Beton dökmek kolay, markayı yaşatmak zor.

Bugün satışa çıkan birçok otelin hikâyesi

benzer. Yatırım yapılmış, açılış güzel, ilk

sezon idare eder… Sonra işler yavaş yavaş

zorlaşmaya başlıyor. Çünkü operasyon başka

bir disiplin. İnsan kaynağı, maliyet yönetimi,

satış kanalları… Bunlar inşaatla öğrenilmiyor.

Turizm gerçekten büyüyor. Türkiye 2025

yılında yaklaşık 64 milyon turist ağırladı.

Rakam güçlü… Turist sayısı artıyor diye otel

sayısı aynı hızda artmak zorunda değil. Çünkü

önemli olan sadece gelen kişi sayısı değil, o

kişinin nerede kaldığı, ne kadar harcadığı ve

kaç gece konakladığı.

İnşaat tarafı hâlâ cazip görünüyor, çünkü

somut. Elle tutulur bir şey yapıyorsun. Direkt

satıyorsun. Ama otelcilik dediğin şey, en çok

görünmeyen tarafıyla zor. Ve genelde o kısım

en az planlanan kısım oluyor. Otel inşaatını

yapmakla her şey bitmiyor.

Bugün turizmde kazananlar en çok otel

yapanlar değil. Doğru ürünü, doğru yerde,

doğru şekilde işletenler.

Geri kalan hikâyeler ise genelde aynı yerde

bitiyor… “Satılık otel” ilanlarında.



hotel restaurant

46 & hi-tech

gündem fuar

İstanbul

Turizm Fuarı

Küresel Satın

Alma Ağıyla

Büyüyor

Türkiye turizm sektörünün en önemli

buluşmalarından biri olan İstanbul Turizm Fuarı

(İTF), dördüncü yılında uluslararası ölçekte etkisini

daha da artırarak 24-25 Eylül 2026 tarihlerinde

Yenikapı Avrasya Gösteri ve Sanat Merkezi’nde

kapılarını açmaya hazırlanıyor.

Türkiye’nin turizmde küresel rekabet gücünü

artırma hedefiyle konumlanan İTF; ana

sponsorluğunu Türkiye İş Bankası’nın

üstlendiği, resmi hava yolu sponsorluğunu Türk

Hava Yolları’nın yürüttüğü güçlü bir iş birliği

yapısıyla hayata geçiriliyor. Organizasyon, Türkiye

Seyahat Acentaları Birliği’nin stratejik partnerliğinde,

Türkiye Otelciler Birliği ve Türkiye Turizm

Yatırımcıları Derneği’nin resmi iş ortaklığında;

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, T.C. Ticaret

Bakanlığı ve İstanbul Kongre ve Ziyaretçi Bürosu’nun

destekleriyle daha da güçleniyor.

Ataman: “Satın alıcıları titizlikle belirledik”

Dream Project Yönetim Kurulu Üyesi ve CEO’su

Volkan Ataman, organizasyona ilişkin değerlendirmesinde;

150 ülkeden tur operatörleri,

outgoing acenteler, online platformlar, DMC,

MICE ve seyahat acentelerinden toplam 10 bin

turizm profesyoneli ile gerçekleştirilen kapsamlı

anket çalışması sonucunda, fuara katılacak satın

alıcıların titizlikle belirlendiğini ifade etti.

Amerika, Kanada, Avustralya, Güney Afrika,

Kenya, Nijerya ve Rusya Federasyonu’na bağlı

Dağıstan, Çeçenistan, Tataristan, Avrupa pazarında

İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya, Belarus,

İspanya, Hollanda, Belçika, Danimarka, Litvanya,

Polonya, Çekya, Macaristan, Bulgaristan, Arnavutluk

ve Kuzey Makedonya; Doğu pazarında

BAE, Suudi Arabistan, Umman, Irak, Mısır ve

Katar, Asya pazarında Singapur, Hindistan, Pakistan,

Kazakistan, Gürcistan, Tayland ve Bangladeş’te

Türkiye’ye odaklanan güçlü acente ve

tur operatörlerinin fuara dahil edildiği belirtildi.

Ataman ayrıca, katılımcı profilinin özellikle karar

verici pozisyonlardaki profesyonellerden oluşmasına

büyük önem verdiklerini vurgulayarak, fuara

katılan temsilcilerin direktör, CEO, firma sahibi

ve kontrat yöneticisi gibi karar alma yetkinliğine

sahip kişiler olacağını ifade etti.

Turizmin devleri B2B görüşmelerde buluşuyor

Hosted buyer (satın alıcı) programı kapsamında,

24-25 Eylül tarihlerinde stant sahibi katılımcılar

ile satın alım heyeti arasında B2B görüşmeler

gerçekleştirilecek. Profesyonel randevu sistemi

sayesinde önceden planlanan toplantılar; ülke

ve kategori bazlı eşleştirmelerle katılımcılar ile

doğru satın alıcıları bir araya getirecek ve yeni iş

birliklerinin temelini oluşturacak.

Türkiye turizm sektörünün

tüm kilit paydaşlarını

küresel liderlik hedefi

etrafında buluşturan

İTF, dördüncü yılında

uluslararası satın alma

programı ile Türkiye’de

turizm harcaması yapan

ve yeni iş birliği geliştirmek

isteyen acente ve tur

operatörlerini İstanbul’da

ağırlayacak.


Azerbaycan’ın Türkiye Roadshow’u 4 Şehirde

Gerçekleşti

GlobeMeets koordinasyonuyla ve Azerbaycan Turizm Bürosu Türkiye Temsilciliği tarafından, AZAL ve 10 turizm

ortağının katılımıyla İzmir, Ankara, Mersin ve İstanbul’da (Radisson Collection Vadistanbul Hotel dahil) roadshow

düzenlendi.

Azerbaycan Turizm Bürosu’nun (ATB)

Türkiye Temsilciliği, Azerbaycan Hava

Yolları (AZAL) başta olmak üzere

turizm sektöründen 10 iş ortağıyla birlikte,

13–17 Nisan tarihleri arasında Türkiye’de

gerçekleştirdiği roadshow organizasyonu

kapsamında Azerbaycan’ı dört mevsim ziyaret

edilebilen cazip bir destinasyon olarak tanıttı.

500 katılımcıyı bir araya getirdi

İzmir, Ankara, Mersin ve İstanbul’da

düzenlenen etkinlikler; Türk turizm sektörü

temsilcileri ve basın mensuplarından

oluşan yaklaşık 500 katılımcıyı bir araya

getirdi. Gerçekleştirilen organizasyonlarda

Azerbaycan’ın şehir turizmi, alışveriş odaklı

seyahat seçenekleri, zengin kültürel mirası

ve macera turizmi olanaklarının yanı sıra; iş,

toplantı ve etkinlik turizmi (MICE) alanındaki

güçlü altyapısı ön plana çıkarıldı. Özellikle

ülkenin kuzey ve kuzeybatı turistik rotalarında

sunulan deneyimlere dikkat çekilerek, bu

bölgelerin gelişmiş turizm altyapısı, tesis

olanakları ve kış turizmi ile rekreasyon

potansiyeli vurgulandı.

Azerbaycan Türk pazarındaki etkinliğini

güçlendiriyor

Her şehirde gerçekleştirilen etkinliklerde,

destinasyon sunumlarının yanı sıra hedef

odaklı B2B görüşmeler organize edilerek,

katılımcılara yeni iş birlikleri geliştirme ve

mevcut ilişkileri güçlendirme fırsatı sunuldu.

Ankara’da düzenlenen etkinlik ise, Azerbaycan

Cumhuriyeti’nin Türkiye Cumhuriyeti

nezdindeki Büyükelçiliği temsilcilerinin

teşrifleriyle ayrı bir önem kazandı. Azerbaycan

Turizm Bürosu Türkiye Temsilciliği, bu tür

organizasyonlar aracılığıyla Türk pazarındaki

etkinliğini güçlendirmeye devam ederken,

Azerbaycan’ı Türk seyahat severler için cazip

bir destinasyon olarak konumlandırmayı

sürdürüyor.

Türkiye-Azerbaycan turizm trafiğinde %13,5

artış

2026 yılının Ocak-Mart döneminde Türkiye’den

Azerbaycan’a seyahat eden ziyaretçi sayısı,

2025 yılının aynı dönemine kıyasla %13,5

oranında artış göstererek 105.265 kişiye ulaştı.


hotel restaurant

48 & hi-tech

gündem

Cihat Toprak: “Dubai’de Turizm Çöktü;

Yeni Rota Asya”

Orta Doğu’da artan jeopolitik gerilimin turizme etkisini değerlendiren Toprak Turizm Yurtdışı Turları

Direktörü Cihat Toprak, Körfez’in en güçlü destinasyonlarından Dubai’de turizmin ciddi darbe

aldığını söyledi. Toprak, “Savaşın gölgesinde Dubai’de oteller boşaldı, turizm hareketliliği durma

noktasına geldi” ifadelerini kullandı.

Orta Doğu’da ABD, İsrail ve İran arasındaki

savaş, bölgenin en güçlü turizm

merkezlerinden biri olan Dubai’de hayatı

durdurdu. Geçtiğimiz yıl yaklaşık 20 milyon

ziyaretçiyi ağırlayarak tarihi bir rekor kıran

Dubai, bölgedeki savaşın sürmesi durumunda

bu yılki turizm gelirlerinde %90'a varan bir

kayıpla karşı karşıya kalabilir.

Dubai turizminin her ayağında kriz büyüyor

Toprak Turizm Yurtdışı Turları Direktörü

Cihat Toprak, konuyla ilgili yaptığı açıklamada

bölgedeki gerilimin turizmi nasıl etkilediğini

şu şekilde aktardı: “Savaşın oluşturduğu

güvenlik endişesi ve hava sahasında yaşanan

aksaklıklar, turist hareketliliğini kısa sürede

ciddi şekilde yavaşlattı. Özellikle uluslararası

ziyaretçilere ağırlayan işletmelerinde gelir

kayıpları dramatik seviyelerde. Sektör

temsilcileri, bazı işletmelerde müşteri

trafiğinin ciddi oranda düştüğünü söylüyor.”

Turistlerin yeni rotası Asya

Dubai merkezli turizmde yaşanan daralmanın

ardından global turizm hareketlerinde önemli

bir yön değişimi yaşandığını açıklayan Toprak,

rotanın Körfez’den Asya’ya döndüğünü ifade

ederek şunları söyledi: “Dubai’de yaşanan

gelişmeler sonrası kendilerine yeni rota

arayan turistler, özellikle Asya bölgesine

akın etmeye başladı. Japonya, Güney Kore,

Malezya, Singapur ve Bali hattında turlarımıza

olan talep belirgin şekilde arttı. Özellikle

Malezya–Singapur–Bali kombinasyonları ve

Japonya–Güney Kore programları, şu an en

çok tercih edilen destinasyonlar arasında ilk

sırada yer alıyor.”

Rusya’ya şaşırtıcı talep artışı

Rusya-Ukrayna krizi nedeniyle bir dönem

talep düşüşü yaşanan Rusya turlarında

ise son dönemde artış yaşandığını belirten

Toprak, hem Rusya hem de Avrupa talepleri

hakkında şöyle konuştu: “Rusya’da yeniden

hareketlenme görüyoruz. Gerilimin azalması

sonrası oluşan normalleşme algısıyla birlikte

Rusya turlarına olan talepte yaklaşık %10

seviyesinde bir artış söz konusu. Avrupa

turlarında ise uzun süredir vize süreçlerinden

kaynaklı bir yavaşlama vardı. Ancak

Dubai’de yaşanan gelişmeler sonrası Avrupa

destinasyonlarına da talep yeniden artmaya

başladı. Vize zorluklarına rağmen bu artış

dikkat çekici.”

Turist güvende olmak istiyor

Son dönemde müşterilerinden aldıkları

geri bildirimlere dikkat çeken Toprak son

olarak şunları ekledi: “Turistler fiyat değil;

güvenlik, erişilebilirlik ve seyahat sürekliliğini

ön planda tutuyor. Bu nedenle biz de Toprak

Turizm olarak tüm planlamalarımızı bu yeni

turizm gerçekliğine göre şekillendiriyoruz.

En doğru destinasyonları, en doğru zamanda

misafirlerimizle buluşturmaya devam

edeceğiz.”



hotel restaurant

50 & hi-tech

gündem

Uzakrota’dan Yeni Vizyon Yeni Marka:

The Meet

Uzakrota, küresel genişleme planları kapsamında kurduğu yeni markası ‘The Meet’ adı altındaki ilk

büyük zirve etkinliğini 2027 yılının Kasım ayında Belgrad’da gerçekleştirmeyi planladı. Avrupa’nın

en büyük etkinliklerinden biri olmaya aday Belgrad zirvesi için bölgenin köklü operatörü Balkan

Holidays arasında stratejik ortaklık için imzalar atıldı.

Global turizm ekosisteminin öncü

platformu Uzakrota, geleneksel

fuarcılık anlayışını değiştirecek yeni

zirve markasını hayata geçiriyor. ‘’The Meet’’

zirve serisi, dünyadaki benzer etkinliklerin

aksine iş geliştirme süreçlerini tersine çeviren

yepyeni bir modelle gerçekleştirilecek.

Bu yeni konsept, Uzakrota’nın global

ağını genişletirken, butik ve sonuç

odaklı networking etkinlikleriyle turizm

profesyonellerini buluşturmaya devam

edecek.

Uzakrota ‘’The Meet’’in yol haritasını da

şekillendiriyor. Yeni marka adı altındaki

ilk büyük zirve planlandı ve ilk stratejik

anlaşma imzalandı. 2027 yılı Kasım ayında

Sırbistan’ın başkenti Belgrad’da düzenlenecek

olan dev organizasyon için bölgenin köklü

operatörlerinden Balkan Holidays ile stratejik

ortaklık için imzalar atıldı. Uzakrota ve Balkan

Holidays, turizm dünyasını 2027’de Belgrad’da

bir araya getiriyor, geleneksel fuarcılık

anlayışı değişiyor! Avrupa’nın en büyük

etkinliklerinden biri olmaya aday bu zirve,

alışılmışın dışındaki kurgusuyla sektörde yeni

bir dönem başlatıyor.

Uzakrota, The Meet ile etkinlik takvimini

de hızlandırıyor. Sektöre taze bir soluk

getirecek olan "The Meet" serisinin ilk

buluşma durakları da şimdiden belli oldu:

St. Petersburg, Rusya (16-19 Nisan 2026) ve

Kahire, Mısır (12-16 Mayıs 2026).

Satın almacılar merkezde: "Masaları

ziyaretçi firmalar gezecek"

‘The Meet’ dünyadaki benzer etkinliklerin

aksine, iş geliştirme süreçlerini tersine

çeviren bir modelle hayata geçecek. Bu özel

kurguda; DMC’ler, oteller, havayolu şirketleri

ve teknoloji firmaları, kendileri için ayrılan

alanlarda beklemek yerine, etkinlikte yer

alan 400 Hosted Buyer (satın almacı) şirketi

masalarında ziyaret edecek. Bu etkileşim

modeline katılım sağlamak isteyen tedarikçi

firmalar, biletleme sistemiyle organizasyona

dahil olarak doğrudan karar vericilerle

buluşma fırsatı yakalayacak.

Güçlü partner desteği ve büyük potansiyel

‘’The Meet’in ilk büyük zirvesi Belgrad’da, 2027

Kasım ayında, bölgenin en güçlü kurumlarının

desteğiyle gerçekleştirilecek. Geleneksel

fuarcılık anlayışı değiştirecek zirve ile;

Uzakrota ve Balkan Holidays, turizm dünyasını

Belgrad’da bir araya getirecek. Air Serbia,

Visit Serbia ve GoBelgrade gibi stratejik

partnerlerin katılımı ile binlerce sektör

profesyoneli için dev bir ticari potansiyel ve

network imkanı yaratılacak. Balkan Holidays

Kurucusu Bojan Petković stratejik ortaklığa

dair görüşünü şöyle belirtti: "Uzakrota ile

gerçekleştirdiğimiz bu iş birliği, Balkan

coğrafyasının turizmdeki gerçek potansiyelini

dünyaya kanıtlayacak bir dönüm noktasıdır.

Özellikle tedarikçilerin satın almacıları

masalarında ziyaret ettiği bu dinamik model,

ticari verimliliği en üst seviyeye çıkaracaktır.

Partnerlerimizin de gücüyle Belgrad’ı dünya

turizminin kalbi haline getirmeye kararlıyız."


Gazi Murat Sen

DENTUROD Başkanı

,

“Pamukkale İçin Kontrollü Gelecek:

Koruyarak Kazanmalıyız”

Çocuklarımıza miras değil, ‘Eskiden

Beyazdı’ hikâyesi mi bırakacağız?

Bazen bir değeri yok etmek için balyoz

gerekmez. Fazla sevmek, kapasitesini

zorlamak ve “turist sayısı” istatistiklerine

teslim etmek yeter. Pamukkale

Travertenleri, bugün tam da bu uçurumun

kenarında. 2025 yılında 2,3 milyon ziyaretçi

ağırladı. Denizli nüfusunun iki katından

fazla. Yıllarca “ne kadar çok turist, o kadar

başarı” dedik; bugün doğa faturayı kesiyor:

Pamukkale nefes alamıyor.

450 litreden 150 litreye: Sessizce

kuruyoruz

DSİ verilerine göre, Pamukkale’yi besleyen

termal su debisi son 30 yılda üçte iki

oranında azaldı. 1993’te saniyede 450 litre

olan can suyu, bugün 150 litreye geriledi. Bu

sadece teknik bir rakam değil; travertenlerin

kararması, kristal dokunun bozulması ve

beyaz mucizenin griye dönüşmesi demek.

Aynı anda binlerce kişinin üzerinde yürüdüğü

travertenler, doğal yenilenme hızını aşarak

aşınıyor ve rengini kaybediyor. Ayakkabısız

yürümek yetmiyor; artık attığımız adımların

sayısını da sınırlamak zorundayız.

Dünya bu gerçeği çoktan kabul etti. Machu

Picchu’da rastgele dolaşamaz, Galapagos’a

serbest giremezsiniz. Bu yerler halktan

koparıldığı için değil, geleceğe kalsın diye

korunuyor.

Pamukkale’yi geçiş güzergâhı

olmaktan çıkarıp, deneyim merkezine

dönüştürmeliyiz”

Travertenlere erişimi bilet, kota ve zaman

dilimiyle kontrollü hale getirmek bir yasak

değil, savunma refleksidir. Bu model bize

şunlar kazandırır:

Fiziksel aşınmayı ve kararmayı minimalize

eder. Kalabalık içinde fotoğraf telaşı yerine,

suyun sesini duyabileceğiniz gerçek bir

deneyim sunar. Turizmi daraltmaz, genişletir.

Kontenjan dolunca ziyaretçiler Hierapolis

Antik Kenti’ne, Kleopatra Havuzu’na,

Karahayıt termal bölgesine, Laodikya, Tripolis,

Buldan, Çal ve Çivril’e yönlendirilir. Böylece

Denizli turizmi gelirini zamana ve mekâna

yayar, ziyaretçiler daha uzun konaklar.

Müze Kart sahipleri ve yerel halk için özel

kotalar ile öncelikli saatler ayrılarak adalet

sağlanabilir. Travertenlerden elde edilen

gelirin önemli bir bölümü doğrudan UNESCO

mirasının restorasyonu, bilimsel izleme ve

su kaynaklarının korunmasına aktarılmalıdır.

DÖSİMM ihalelerinde bu şartnameye açıkça

yazılmalı, harcamalarda yerel dinamikler

dikkate alınmalıdır.

Pamukkale’de kontrollü erişim turizmi

kısıtlamak değildir

Pamukkale’de kontrollü erişim, turizmi

kısıtlamak değil; onu geleceğe taşımaktır.

Doğayla rekabet edilmez, onunla uyum içinde

yaşanır. Bugün alacağımız kararlar, yarın

çocuklarımızın hâlâ parlayan bir mirası mı

yoksa “eskiden beyazdı” diye başlayan hüzünlü

hikâyeleri mi anlatacağını belirleyecek.


hotel restaurant

52 & hi-tech

gündem

Trabzon’dan Çin’e Güçlü Turizm Tanıtım

Mesajı

Trabzon, Çin’in Xi’an kentinde düzenlenen Uluslararası İpek Yolu Turizm Fuarı’nda “İpekyolu Damgası” ile öne çıkarak

kültürel ve turizm potansiyelini uluslararası platformda tanıttı. Fuarda konuşan Trabzon İl Kültür ve Turizm Müdürü

Tamer Erdoğan, şehrin İpek Yolu üzerindeki stratejik konumu ve Çinli turistlere yönelik turizm vizyonunu anlattı.

“Karadeniz ve Çin mutfakları ortak

karakteristiklere sahip”

Gastronomi turizminin de önemli bir başlık

olduğuna değinen Erdoğan, çay kültürü

başta olmak üzere, Karadeniz mutfağından

hamsi, turşu ve kuymak başta olmak üzere

bölgemizde yetişen sebzelerden yapılan

yöresel yemeklerin Çin mutfağı ile ortak

karakterisik özellikler taşıdığını, diğer

yandan doğa ve macera turizmine yönelik

dantrekking, doğa yürüyüşleri, zipline ve

rafting gibi outdoor aktivitelerin bölgemizde

yoğun bir biçinmde bulunduğunu sözlerine

ekledi.

Çin’in Xi’an kentinde düzenlenen

Uluslararası İpek Yolu Turizm Fuarı’nda

Trabzon, “İpekyolu Damgası” ile öne

çıktı. Fuarda gerçekleştirilen panelde Kültür

ve Turizm Bakanlığını temsilen katılan

Trabzon İl Kültür ve Turizm Müdürü Tamer

Erdoğan yaptığı konuşmada Trabzon’un

tarihsel ve stratejik konumuna dikkat çekti.

Erdoğan: “Uzungöl ve Sümela merkezli

tematik turlarla deneyim hedefliyoruz”

Erdoğan, İpek Yolu’nun başlangıç

noktalarından biri olan Xi’an ile Trabzon

arasında güçlü bir bağ bulunduğunu

vurgulayarak, “Xi’an tarihi İpek Yolu’nun

başlangıç noktasıdır. Şehrimiz Trabzon

ise bu yolun doğuda denizle buluştuğu

en önemli limanlardan biridir. Bu özellik,

köklü dostluğumuzun yanı sıra kültürel ve

ticari iş birliklerimizin en önemli dayanağını

oluşturmaktadır” dedi. Trabzon’un turizm

vizyonuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan

Erdoğan, şehrin özellikle doğa ve yayla

turizmi odağında

özgün deneyimler

sunan bir

destinasyon olarak

konumlandırılması

gerektiğini ifade

etti. Bu kapsamda

Uzungöl ve

Sümela Manastırı

merkezli tematik

tur programlarının

Çinli turistlerin

deneyimlenmesini

arzu ettiğini belirtti.

“Türk Hava Yolları Çin’i çok önemsiyor”

Çin pazarına yönelik turizm stratejilerine de

değinen Erdoğan, fotoğraf, doğa deneyimi

ve “slow travel” temalı tur paketlerinin Çinli

turist profiline uygun şekilde kurgulandığını,

Trabzon’un, İstanbul bağlantılı uçuşlarla

yaklaşık 1,5 saatlik mesafede ulaşılabilir bir

destinasyon olduğuna işaret etti. Havayolu

iş birliklerinin önemine de değinen Erdoğan,

Türk Hava Yolları’nın Çin’i çok önemsediğini

ayrıca Air China ile yapılacak iş birliklerine de

hazır olduklarını söyledi.

“Vize muafiyeti büyük avantaj”

Çinli turistlere yönelik uygulanan “vize

muafiyeti” avantajının Çinli turistler için çok

büyük bir kolaylık olduğunu dile getiren

Erdoğan; bu avantajın Çinli turistler tarafından

değerlendirilerek ülkemize daha çok Çinli

turist gelmesini temenni ediyoruz” diye

konuştu.

“Türkiye’yi turizmde stratejik bir alan olarak

görüyoruz”

Moderatörün “Türkiye’nin turizme bakış açısı

nedir? Devlet yönetiminin turizmi destekleyici

çalışmaları var mı sorusu üzerine Erdoğan,

“Türkiye, turizmi yalnızca ekonomik bir faaliyet

olarak değil, aynı zamanda kültürel diplomasi,

ülke markalaşması ve uluslararası etkileşim

aracı olarak gören stratejik bir yaklaşım

benimsemektedir. Bu vizyonun en üst

düzeydeki yönlendiricisi, Cumhurbaşkanımız

Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır. Sayın

Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye,

turizmde güvenli destinasyon, güçlü altyapı

ve küresel marka ülkesi olma hedefiyle

hareket etmektedir. Bu kapsamda Kültür ve

Turizm Bakanlığı ve Türkiye Turizm Tanıtım

ve Geliştirme Ajansı, turizmin hem tanıtım

hem de stratejik büyüme boyutunu birlikte

yönetmektedir. Kültür ve Turizm Bakanımız

Sayın Mehmet Nuri Ersoy, Türkiye turizmini

son yıllarda sürdürülebilir, yüksek gelir odaklı

ve deneyim temelli bir yapıya dönüştürmeyi

hedefleyen reformları hayata geçirmiştir.”

ifadelerini kullandı.

Xie Bin: “Trabzon’un İpekyolu üzerinde

oluşu sempatimizi artırıyor”

Aynı zamanda Shaanxi Radyo ve Televizyon

Kurumu Sunucusu olan Moderatör Xie Bin,

“Trabzon’un Xi’an da düzenlen fuara ikinci

kez katılımından duydukları memnuniyeti

dile getirerek; İpekyolu biz için çok değerlidir.

Trabzon’un İpekyolu üzerinde oluşu bizim

Trabzon’a olan sempatimiz artırıyor. Fuara

ikinci kez gelişinizde bizi çok mutlu etti.

Geçen yılki katılımınız gerek sosyal medyada

gerek basında çok ilgi gördü. Tekrardan hoş

geldiniz” diyerek sözlerine son verdi.



hotel restaurant

54 & hi-tech

yatırım röportaj

Murat Başer:

“Marisstone’u Farklı Coğrafyalarda Zincirleştirmeyi

Hedefliyoruz”

Saros Körfezi’nin doğal dokusu

içinde konumlanan Marisstone

Hotel, sürdürülebilir turizm

yaklaşımı ve deneyim odaklı konseptiyle

bölgenin yükselen değerleri arasında

yer alıyor. Kartur Grup Turizm

İşletmeleri Genel Müdürü Murat Başer,

Marisstone’un doğa, teknoloji ve prestiji

bir araya getiren yapısını ve 2026 sezonu

hedeflerini anlattı.

Marisstone Hotel, Saros Körfezi

ve Gökçetepe Tabiat Parkı içinde

konumlanan, doğa ile iç içe özel

bir konsept sunuyor. Oteli klasik

otellerden ayıran en güçlü deneyim ve

hizmet unsurları nelerdir?

Marisstone Hotel’i klasik otellerden

ayıran en temel unsur, yalnızca bir

konaklama değil, çok katmanlı ve

bütüncül bir deneyim sunmasıdır. Biz

kendimizi doğanın ve denizin bir parçası

olarak konumlandırırken, aynı zamanda

günümüz misafir beklentilerine

tam anlamıyla cevap veren modern

ve prestijli bir konsept sunuyoruz.

Estetik, doğallık ve prestiji bir araya

getiren yapımız; sosyal medyada

paylaşılabilirliği yüksek, görsel gücü

olan ve misafire ayrıcalık hissi yaşatan

bir deneyim ortaya koyuyor. Bu da

Marisstone’u yalnızca bir tatil noktası

değil, aynı zamanda bir yaşam ve

deneyim markası haline getiriyor.

Bununla birlikte bizi farklılaştıran

en önemli unsurlardan biri de,

teknolojiye yaptığımız yatırım. Webee

markasıyla birlikte geliştirdiğimiz mobil

uygulamamız, iki yıl üst üste dünyada

en çok kullanılan ve en fazla talep gören

otel uygulamalarından biri olarak öne

çıkıyor. Bu uygulama aslında bir dijital

asistan görevi görüyor. Misafirlerimiz,

tatilleri boyunca ihtiyaç duydukları

her şeye bu uygulama üzerinden

anında ulaşabiliyor; taleplerini

iletebiliyor, hizmetleri planlayabiliyor

ve konaklama deneyimlerini tamamen

kişiselleştirebiliyor. Bu sayede

misafirlerimize her an yanlarında olan,

hızlı, güvenli ve kesintisiz bir hizmet

deneyimi sunuyoruz.

Deneyim tarafında ise Marisstone,

doğayı aktif şekilde yaşatan güçlü bir

altyapıya sahip. Macera parkurumuz,

yürüyüş rotalarımız ve bisiklet

parkurlarımız misafirlerimize keşif

imkânı sunarken; zipline gibi adrenalin

odaklı aktiviteler farklı bir heyecan

katıyor. Deniz tarafında ise dalış turizmi

öne çıkıyor; özellikle bölgede bulunan

tank batığı, su altı deneyimini çok

daha özel ve keşif odaklı hale getiriyor.

Bunun yanında su üstü sporlarıyla da

misafirlerimize denizle daha dinamik

bir bağ kurma fırsatı sunuyoruz.

Misafir profiliniz ve hedef pazarınız

hakkında bilgi alabilir miyiz? Özellikle

yerli ve yabancı turist ilgisi, segment

bazında hedef kitleniz ve son yıllarda

doluluk oranlarında gözlemlediğiniz

değişimler nasıl şekilleniyor?

Marisstone Hotel olarak ağırlıklı

olarak iç pazar odaklı bir misafir

profiline sahibiz. Ancak bununla birlikte

Avrupa pazarında, özellikle Balkanlar

başta olmak üzere dikkat çeken ve

ilgi uyandıran bir destinasyon haline

geliyoruz. Benzer şekilde Rusya ve

Ukrayna ekseninden de misafirler

ağırlıyoruz.

Misafirlerimizin ortak beklentisi; deniz,


kum ve güneş üçlüsünü klasik bir tatilin

ötesine taşıyan, deneyim ve keşif odaklı

bir konaklama yaşamak. Marisstone

bu noktada, doğayı, macerayı, deniz

üstü ve deniz altı aktivitelerini bir araya

getiren yapısıyla farklılaşıyor. Bu da bizi

daha seçici, deneyim odaklı ve nitelikli

bir kitleyle buluşturuyor.

Pazar hareketliliği açısından

baktığımızda ise özellikle İstanbul

çıkışlı kuzey rotasında konumlanan,

yol üzerinde mutlaka durulması

ve deneyimlenmesi gereken bir

destinasyon olduğumuzu görüyoruz. Bu

konum avantajı, hem kısa kaçamaklar

hem de planlı tatiller için Marisstone’u

cazip bir durak haline getiriyor.

Saros Körfezi ve Keşan-Gökçetepe

bölgesi son yıllarda doğa ve alternatif

turizm açısından öne çıkıyor.

Bölgedeki turizm hareketliliğini,

destinasyonun gelişimini ve

Marisstone Hotel’in bu ekosistem

içindeki konumlanmasını ve rekabet

gücünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Saros Körfezi ve Keşan-Gökçetepe hattı

son yıllarda özellikle dalış turizmiyle

birlikte çok daha güçlü bir şekilde

ön plana çıkmaya başladı. Bölgenin

su altı zenginliği, berraklığı ve keşif

potansiyeli, hem profesyonel dalgıçlar

hem de deneyim arayan misafirler için

önemli bir çekim unsuru oluşturuyor.

Bu anlamda Saros, yalnızca klasik

deniz turizmiyle değil, deniz altı

deneyimleriyle de farklılaşan bir

destinasyon haline geliyor.

Marisstone Hotel olarak Gökçetepe

Tabiat Parkı’nın içinde konumlanmamız,

bizi bu ekosistemin çok özel bir parçası

haline getiriyor. Gökçetepe Tabiat Parkı

yılda yaklaşık 300.000’e yakın geceleme

kapasitesine ulaşan önemli bir turizm

merkezi. Bunun yanında Türkiye’de

sürdürülebilir turizm sertifikasına

sahip, üçüncü aşama belgeyi almış

tek tabiat parkı olması da bölgenin

ne kadar özel ve koruma odaklı

yönetildiğini gösteriyor.

Bölgesel ölçekte baktığımızda

ise Gökçetepe ile birlikte Erikli ve

Mecidiye hattının son yıllarda özellikle

İstanbul’dan yoğun şekilde misafir

çektiğini görüyoruz. Bu hareketlilik,

bölgenin artık alternatif değil, güçlü bir

ana destinasyon haline geldiğini ortaya

koyuyor.

Tüm bu gelişmelerin temelinde

ise bölgenin en önemli iki değeri

yatıyor: bakir doğa ve tertemiz deniz.

Marisstone Hotel olarak biz de bu güçlü

doğal mirasın içinde, onu koruyarak

ve nitelikli turizmle destekleyerek

konumlanıyor; bölgenin değerini artıran

bir yapı olmayı hedefliyoruz.

1 Mayıs itibarıyla yeni sezonu açtınız.

2026 sezonuna dair yenilikler, sürpriz

yatırımlar veya konsept geliştirmeleri

var mı? Misafir deneyimini

farklılaştırmak adına ne gibi adımlar

attınız?

Yeni sezona başlarken, misafir

deneyimini daha da zenginleştiren ve

çeşitlendiren önemli adımlar attık. Bu

sezonla birlikte özellikle yoga, pilates ve

wellness aktivitelerini de konseptimize

dahil ettik. Amacımız, misafirlerimizin

günün her anında kendilerine uygun

bir aktivite bulabilmelerini sağlamak.

Gökçetepe Tabiat Parkı’nın doğal

atmosferiyle birleşen bu aktiviteler

sayesinde, misafirlerimize 24 saat

yaşayan, dinamik ve dengeli bir tatil

deneyimi sunuyoruz.

Bununla birlikte gastronomi tarafında

da daha interaktif ve deneyim odaklı bir

yaklaşım benimsiyoruz. Restoranımızda

düzenleyeceğimiz workshoplar ve özel

deneyim seansları ile misafirlerimizi

sadece lezzetle değil, aynı zamanda

sürecin bir parçası olmaya davet

ediyoruz. Yerel ürünlerin ön planda

olduğu, daha rafine ve katılımcı bir

gastronomi anlayışıyla 2026 sezonunda

çok daha aktif bir hizmet sunmayı

hedefliyoruz.

2026 sezonu için doluluk hedefleriniz

nelerdir? Bölgedeki rekabet, talep

dengesi ve pazar koşullarını da göz

önünde bulundurarak yılı hangi

doluluk oranı ve büyüme hedefleriyle

kapatmayı planlıyorsunuz?

Marisstone aslında Gökçetepe Tabiat

Parkı’nda başlayan bir hikaye. Ancak

bu hikaye başladığı yerde sona ermiyor.

Saros Körfezi’nde kurduğumuz bu yapı

ile misafirler tarafından beğenilen,

talep gören ve tercih edilen güçlü bir

deneyim ekosistemi oluşturduk.

Bugün hedefimiz, bu ekosistemi farklı

coğrafyalara taşıyarak Marisstone

markasını bir zincir haline getirmek.

Bu doğrultuda Ege aksında, özellikle

Akyaka bölgesinde planladığımız

yatırımlar bulunuyor. Aynı şekilde

Karadeniz’de, Rize Handüzü Yaylası’nda

konumlanacak bir kayak oteli projesi

üzerinde de çalışıyoruz. Bu projelerde

de temel yaklaşımımız değişmiyor:

bulunduğu coğrafyanın ruhuna uygun,

doğayla entegre, deneyim odaklı

ve yüksek standartlı bir konaklama

anlayışı sunmak.

Marisstone kalitesini Türkiye’nin farklı

turizm destinasyonlarına taşımak

en önemli hedeflerimizden biri. Biz

Marisstone’u tek bir otel olarak

değil; misafirlerine her lokasyonda

eşsiz ve karakteristik deneyimler

sunan güçlü bir marka zinciri olarak

konumlandırıyoruz.


hotel restaurant

56 & hi-tech

yeni yatırımlar

Gürok Grup Kütahya’daki Yeni Oteli

Gül Palas Vista’yı Açtı

Turizm sektöründe Kütahya, Antalya ve Maldivler'deki tesisleriyle önemli markaları bünyesinde barındıran

Gürok Grup, Gül Palas Vista oteli ile köklerinin bulunduğu Kütahya'ya yaptığı yatırımlara bir yenisini daha ekledi.

Şehir merkezinde konumlanan ve modern

şehir oteli anlayışıyla tasarlanan 40 oda, 72

yatak kapasiteli Gül Palas Vista, gastronomi

odaklı yeni buluşma noktaları ve yerel ekosisteme

katkı sunan işletme modeliyle Kütahya'nın

artan turizm potansiyeline yanıt vermeyi

amaçlıyor.

Gürok Grup'un Kütahya'daki turizm serüveni,

1966 yılında Gül Palas'ın açılışıyla başladı.

Grubun kente ikinci otel yatırımı olan Gül Palas

Vista, Kütahya’nın şehir turizminde önemli bir

ihtiyacı karşılamak üzere faaliyete geçiyor. Gürok

Grup Yönetim Kurulu Başkan Vekili Esin Güral

Argat, açılış vesilesiyle şunları söyledi: “Bugün

60 yıllık geçmişe sahip Gül Palas markamızı,

Gül Palas Vista ile bir adım ileri taşıyoruz. Bu

yeni tesisimizin, Kütahya’nın ekonomik ve sosyal

canlılığına yeni bir dinamizm kazandıracağına

ve kentin turizm hareketliliğini destekleyeceğine

inanıyorum.”

Argat: ‘Turizm, Kütahya’nın en büyük fırsatı”

Kütahya’nın termal zenginlikleri, tarihi kültürel

mirası ve coğrafi konumuyla turizm alanında

önemli bir potansiyel taşıdığını vurgulayan Esin

Güral Argat şöyle devam etti: “Turizm, Kütahya'nın

önündeki en büyük fırsatlardan biri. Kütahya’yı

bir marka şehir yapacaksak en başta turizm

yatırımlarımızı güçlendirmemiz kritik önem

taşıyor. Gül Palas Vista'nın, kent merkezindeki

konumuyla hem iş hem kültür turizmi alanında

gerçek bir ihtiyacı karşılayacağına inanıyoruz.

Antalya'dan Maldivler'e uzanan küresel turizm

deneyimimizi ve hizmet anlayışımızı Kütahya’ya

yaptığımız yeni yatırıma aktarmaktan mutluluk

duyuyoruz."

Şehir ve iş oteli konseptinde yeni bir standart

Şehir ve iş oteli segmentinde konumlanan Gül

Palas Vista, fonksiyonel lüks ile ev konforunu bir

arada sunan anlayışıyla öne çıkıyor. Giriş katındaki

pastane ve kafe konsepti Kütahya'nın yeni

buluşma noktalarından biri olurken, panoramik

restoran katı Kütahya’nın yerel lezzetleriyle

birlikte gastronomi ve estetiğin buluştuğu öncü

bir deneyim sunuyor. Gürok Grup'un sürdürülebilirlik

vizyonu doğrultusunda yerel üreticilerle

kurulan iş birlikleri de Kütahya ekonomisine doğrudan

katkı sunuyor. Tesisin, "yerel ruh, modern

dokunuş" felsefesiyle şekillenen iç mimarisi,

Kütahya’ya özgü zanaatkarlık kültürünü ve dokuları

modern çizgilerle birleştirerek, minimalist ve

“zamansız” bir atmosfer sunuyor.

Küresel turizm birikimi yeni yatırımla kütahya'ya

taşınıyor

Gürok Grup’un yaklaşık 35 yıl önce Antalya'da

hayata geçirdiği Ali Bey Hotels & Resorts, dünyada

spor odaklı turizmin öncü markaları arasında

yer alıyor. 100'ü aşkın tenis kortuyla dünyanın en

büyük tenis oteli unvanını taşıyan Ali Bey Hotels

& Resorts, her yıl binlerce misafiri ağırlamaya

devam ediyor. 2018'de ultra lüks sürdürülebilir

turizm vizyonunu JOALI Maldives ve JOALI

BEING markalarıyla Maldivler’e taşıyarak dünya

sahnesinde konumlandıran Gürok, Akdeniz'in

ilk villa oteli BIJAL ile ultra lüks segmentteki

yatırımlarını Antalya’da genişletti. Gürok Grup,

sanayi ve turizm sektörlerinde sürdürdüğü

yatırımlarla hem küresel ölçekte büyümeyi hem

de köklerinin bulunduğu Kütahya’da ekonomik ve

sosyal kalkınmaya katkı sunmayı sürdürüyor. Gül

Palas Vista’nın da bu vizyonun bir parçası olması

hedefleniyor.



hotel restaurant

58 & hi-tech

yeni yatırımlar

Altunizade Suites İstanbul

Curio Collection

by Hilton Açıldı

Altunizade Suites İstanbul, Curio

Collection by Hilton, kapılarını

açarak İstanbul’da hizmet vermeye

başladı. Zeynep Fadıllıoğlu imzalı

tasarımıyla dikkat çeken otel,

sanat, konfor ve gastronomiyi

Anadolu Yakası’nda buluşturan

yeni bir merkez olmayı hedefliyor.

Hilton’un benzersiz deneyimler sunan,

özenle seçilmiş yaklaşık 180 otelden

oluşan küresel portföyü Curio Collection

by Hilton’un en yeni üyesi olan Altunizade Suites

Istanbul Curio Collection by Hilton; kendine özgü

hikâyesiyle misafirlerini ağırlamaya başladı. Tam

donanımlı mutfaklara sahip 237 suiti, geleneksel

ve yerel mutfaktan ilham alan yenilikçi gastronomi

konsepti ve 2.200 metrekarelik spa alanıyla

otel, konforla tarzı harmanlayarak benzersiz bir

konaklama sunuyor. CCN Holding tarafından

hayata geçirilen binanın zarif iç mekân tasarımı,

ünlü tasarımcı ve iç mimar Zeynep Fadıllıoğlu

imzası taşıyor.

Kelly: “Türkiye portföyümüze değerli bir halka

ekledik”

Hilton Avrupa Kıtası Kıdemli Başkan Yardımcısı

David Kelly açılışla ilgili şunları söyledi: “İstanbul,

eşi benzeri olmayan bir destinasyon ve dünyanın

dört bir yanından gelen gezginler için önemli bir

turizm merkezi. Bu benzersiz oteli, şehrin canlı

semtlerinden Altunizade’de açarak Türkiye’deki

portföyümüze değerli bir halka eklemekten

büyük mutluluk duyuyoruz. Avrupa genelinde

lifestyle markalarımıza olan talebin hızla arttığını

görmeye devam ederken, Hilton’un büyüyen

Curio Collection by Hilton markası altında İstanbul’daki

ikinci otelimizi açmaktan son derece

memnuniyet duyuyoruz.”

Arslan: “Altunizade, sanat ve gastronominin

yeni merkezi olacak”

Altunizade Suites İstanbul, Curio Collection by

Hilton Genel Müdürü Ahmet Arslan ise, “Hilton’un

dünyaca ünlü hizmet kalitesi, konforu ve


misafirperverlik anlayışı ile Anadolu Yakası’nın

kültürel zenginliğini zarafetle buluşturduğumuz

otelimizin, İstanbul’da konforlu ve seçkin

konaklamaların yeni adresi olacağına inanıyoruz.

Ev konforunu aratmayan mutfaklı suit odalarımız

hem kısa hem uzun süreli konaklamalara

uygun bir ortam sağlıyor. Misafirlerimizin kendini

evinde hissetmeleri için her ayrıntıyı titizlikle

düşündüğümüz Altunizade Suites İstanbul Curio

Collection by Hilton’un çok yakında sanat, konfor

ve gastronominin Anadolu Yakası’ndaki merkezi

olacağına inanıyoruz.” ifadelerini kullandı.

Artizan lezzetlerle zenginleşen deneyim

Otelde yer alan tüm yeme-içme alanları, yerel ve

geleneksel Türk mutfağını modern sunumlarla

bir araya getirerek zengin bir gastronomik deneyim

sunuyor. Lokanta Yoğurt, özenle seçilmiş

malzemelerle hazırlanan yerel ve özgün esnaf

lokantası lezzetlerini hem otel müşterileri

hem de İstanbullularla buluşturuyor. Sanat

ve tasarım dünyasının yeni buluşma noktası

olmaya aday olan FAMI ise misafirlerine, sanat

eserlerinin yer aldığı eşsiz atmosferinde artizan

lezzetlerle zenginleşen bir deneyim sunacak.

Otel, sanatsal dokunuşlarını sadece iç mekanla

sınırlamayarak bir dijital sanat platformu olan

The Cube’e de ev sahipliği yapıyor. Etkileyici bir

bahçeyle çevrelenen, dijital sanat etkinlikleri,

özel lansman ve buluşmalara uygun olarak

tasarlanan, iç alanı son teknoloji LED ekranlarla

donatılmış olan The Cube, İstanbul’da dijital

sanata yön verecek.

En büyük spa tesislerinden birine ev sahipliği

yapacak

Altunizade Suites Istanbul, bu yılın ilerleyen dönemlerinde

açıldığında İstanbul’un en büyük spa

tesislerinden birine ev sahipliği yapacak ve şehrin

temposundan uzaklaşıp yenilenmek isteyenlere

adeta bir kaçış noktası olacak. Misafirler, her biri

sakin ve huzurlu bir ortamda rahatlama sunmak

üzere tasarlanan geleneksel Türk hamamı, özel

terapi odaları, fitness merkezi, sauna, kapalı

yüzme havuzu ve masaj hizmetleri gibi kişiye özel

iyi yaşam alanlarının keyfini çıkarabilecek.

Altunizade Suites Istanbul, Curio Collection by

Hilton’da konaklayan misafirler, Hilton’un 139

ülke ve bölgede 8.600’ü aşkın tesisi kapsayan

dünya çapındaki markalarına yönelik, ödüllü

sadakat programı Hilton Honors’ın ayrıcalıklarından

faydalanabiliyor. Hilton’un tercih edilen

kanalları üzerinden doğrudan rezervasyon yapan

Hilton Honors üyeleri; konaklamalarını Puan ve

nakit kullanarak esnek bir şekilde ödeme imkânı

sunan özel ödeme aracı, üyelere özel indirimler

ve ücretsiz standart Wi-Fi gibi anında geçerli

avantajlara erişebiliyor.

Beylerbeyi Sarayı’na ve Boğaziçi Köprüsü’ne

sadece beş dakika mesafede yer alan Altunizade

Suites Istanbul, Curio Collection by Hilton;

Altunizade Mahallesi, Kısıklı Caddesi, Oymacı

Sokak No:20, Üsküdar, İstanbul, 34662, Türkiye

adresinde konumlanıyor.


hotel restaurant

60 & hi-tech

yeni yatırımlar

Radisson RED

Izmir Point Bornova Kapılarını Açtı

Radisson RED Izmir Point Bornova, Radisson RED markasının Türkiye pazarındaki ilk oteli olarak kapılarını açtı.

İzmir’in hareketli Bornova semtinde konumlanan otel, Radisson RED’in cesur, tasarım odaklı ve sosyal etkileşimi

merkeze alan konaklama anlayışını merkeze alıyor.

Radisson RED İzmir Point Bornova, modern

olanaklarla donatılmış 204 çağdaş misafir

odasına sahip, şehrin en dinamik yaşam ve

alışveriş merkezlerinden biri olan Point Bornova

AVM ile doğrudan bağlantılı bir yapıda tasarlandı.

Otelde; şehir manzaralı bir rooftop restoran ve

bar, esnek toplantı alanları, açık yüzme havuzu,

wellness olanakları, evcil hayvan dostu hizmetler,

ücretsiz Wi-Fi ve elektrikli araç şarj istasyonları

bulunuyor. Otel, markanın enerjik karakterini

yansıtacak şekilde tasarlanmış hareketli bir lobi

barı da dahil olmak üzere, canlı sosyal alanlar

sunuyor.

Konaklama, buluşma ve kutlama için yeni bir

adres

Radisson RED İzmir Point Bornova'da, etkileyici

iç mekanlar ve çağdaş alanlar güçlü bir atmosfer

yaratırken, açık sosyal alanlar konukları bir araya

gelmeye, çalışmaya ve dinlenmeye davet ediyor.

Panoramik şehir manzarasına sahip rooftop restoran,

enerjik atmosferiyle yaratıcılığın buluşma

noktası sunarken; havuz başındaki rahat yemek

alanı da geceye pürüzsüz bir geçiş sağlıyor. Müziğin

ön planda olduğu ambiyans, özenle hazırlanan

içecekler ve esnek etkinlik alanları, otelin

canlı sosyal hayatını şekillendiriyor. Bu dinamik

ortam; sosyal buluşmalardan özel kutlamalara,

davetlerden düğünlere kadar pek çok farklı

etkinlik için ilham verici mekânlar sunuyor.

Tasarımda çağdaş ve eğlenceli estetik anlayışı

Radisson RED İzmir Point Bornova’nın tasarımı,

markanın çağdaş ve eğlenceli estetik anlayışını

yansıtırken, İzmir’in kentsel enerjisinden ilham

alıyor. Etkileyici iç mekanlar, modern malzemeler

ve canlı dokunuşlar, otel genelinde sosyal ve

sezgisel bir atmosfer yaratıyor. Ortak alanlar ve

misafir odaları, işlevsellik ile karakteri dengeli bir

şekilde bir araya getirerek etkileşimi ve yaratıcılığı

teşvik ediyor. Yerel yaşam tarzına ve şehrin

kültürel ritmine yapılan incelikli göndermeler,

İzmir Adnan Menderes

Havalimanı’ndan kolaylıkla

ulaşılabilen Radisson

RED İzmir Point Bornova,

araçla yaklaşık 20 dakikada

erişilebiliyor. Aynı zamanda

toplu taşıma bağlantıları

sayesinde şehir merkezi ve

çevre bölgelere de rahat ulaşım

imkânı sunuyor.


tasarım yaklaşımının doğal bir parçası olarak

öne çıkıyor. Bu sayede otel, bulunduğu çevreyle

otantik bir bağ kurarken; aynı zamanda yeni, tasarım

odaklı ve kendine özgü RED kimliğini güçlü

bir şekilde yansıtan bir deneyim sunuyor.

Radisson RED İzmir Point Bornova Genel Müdürü

Serdar Karlıdağ, “Radisson RED İzmir Point

Bornova, şehre yeni bir enerji katarken misafirlerine

yalnızca bir konaklama alanı sunmanın

ötesine geçiyor. Cesur tasarımı, canlı sosyal

alanları ve esnek yeme-içme ile etkinlik deneyimleriyle,

kentsel yaşamın ritmini yansıtan; aynı

zamanda bağ kurmayı ve yaratıcılığı teşvik eden

bir atmosfer yaratıyor. Türkiye’deki ilk Radisson

RED oteli olarak, hem seyahatseverlere hem

de yerel topluluğa hitap eden yaşam tarzı odaklı

bir deneyimi sunmaktan gurur duyuyoruz” diye

belirtiyor.

Doğal buluşma noktası

Radisson RED İzmir Point Bornova'nın sosyal

alanları, bağ kurmayı teşvik eden, canlı ve topluluk

odaklı bir atmosfer yaratmak için tasarlandı.

Açık düzen ve esnek oturma alanlarıyla

tasarlanan yeme-içme alanları, misafirleri

odalarının ötesine taşıyarak bir araya gelmeye,

sosyalleşmeye ve birlikte vakit geçirmeye teşvik

ediyor. Miksoloji ve gastronomi ise otelin sosyal

enerjisinin merkezinde konumlanarak gün boyu

canlı bir atmosfer sunuyor.

Otelin çatı katında konumlanan restoran ve

bar alanı RED Bites, aynı zamanda RED Roof’a

dönüşerek panoramik şehir manzarası eşliğinde

yeme içme deneyimleri sunuyor. Otelin öne çıkan

sosyal merkezlerinden biri olan bu alan; rahat

ama enerjik atmosferiyle gündelik buluşmalardan

akşam sohbetlerine kadar farklı anlara ev

sahipliği yaparken, markanın yaratıcı ve yaşam

tarzı odaklı ruhunu yansıtıyor. Otelin kalbinde

yer alan Lobby Bar ise dinlenmek ya da samimi

buluşmalar için davetkâr bir ortam sunuyor.

Çağdaş kokteyl anlayışı ve rahat, sosyal atmosferiyle,

gündüzleri rahat bir kahve molasından

akşam kokteyllerine kadar gün boyu spontan

etkileşimi teşvik ediyor.

Yeniden dengede hissettiren RED deneyimi

Radisson RED İzmir Point Bornova, hem dinlenmeye

hem de aktif bir konaklamaya olanak

tanıyan wellness ve yaşam tarzı odaklı olanaklar

sunuyor. Otelin spa alanı; sauna ve masaj odalarıyla

sakinleştirici bir kaçış noktası yaratırken,

profesyonel terapistler tarafından uygulanan bakımlar

sayesinde bedensel rahatlama ve dengeyi

yeniden kazanma imkânı sağlıyor.

Spor rutinini sürdürmek isteyen misafirler için

tasarlanan GYM REDZONE, günün 24 saati

hizmet veren, tam donanımlı bir spor salonu

sunuyor. Esneklik ve kolaylık odaklı bu alan; toplantılar

arasında kısa bir antrenman yapmak ya

da standart saatlerin dışında, kendi temposunda

spor yapmak isteyenler için ideal bir ortam

yaratıyor. Açık havada vakit geçirmek isteyen

misafirler için geniş bir açık yüzme havuzu ve

otel bünyesinde yer alan padel kortu bulunuyor.

Bu alanlar, hem rahatlatıcı hem de sosyal bir

şekilde aktif kalmak isteyenlere farklı alternatifler

sunuyor.

Evcil hayvan dostu bir otel olan Radisson RED

İzmir Point Bornova, evcil hayvanlarıyla seyahat

eden misafirlerini de ağırlayarak esnek ve yaşam

tarzı odaklı yaklaşımını pekiştiriyor. Konsiyerj

hizmetleri ise yerel öneriler, organizasyonlar ve

kişiye özel talepler konusunda destek sunarak,

konaklama deneyiminin sorunsuz ve konforlu

geçmesini sağlıyor.

Radisson Otel Grup Avrupa COO’su Yılmaz Yıldırımlar,

“Radisson RED İzmir Point Bornova’nın

açılışı, Türkiye’deki büyüme stratejimiz açısından

önemli bir kilometre taşı niteliği taşıyor. Türkiye

pazarındaki ilk Radisson RED oteli olarak,

yaşam tarzı odaklı portföyümüzü güçlendirirken

önümüzdeki beş yıl içinde Türkiye’de 100 otele

ulaşma hedefimizi de yansıtıyor. Radisson RED

deneyimini; enerjisi, yaratıcılığı ve sosyal ruhuyla

markamızla doğal bir uyum içinde olan İzmir’e

taşımaktan büyük mutluluk duyuyoruz” diyor.


hotel restaurant

62 & hi-tech

yeni yatırımlar

Yepyeni Efsaneler

Çok Yakında Uçmaya

Başlıyor: Waterfly

Mayıs 2026’da Açılıyor!

The Land of Legends Tema Park, yenilenmeye ve büyümeye devam ediyor. Parkın en yeni dünyası Waterfly, suyun

enerjisini gökyüzünün özgürlüğüyle buluşturarak eğlenceye yepyeni bir boyut kazandırıyor.

Alanının merkezinde yer alan ve Avrupa’nın

en yüksek ve en uzun kaydırak kulelerinden

biri olma özelliğini taşıyan 50 metre

yüksekliğindeki ikonik

yapı, adrenalin dolu

anların başlangıç

noktası olarak öne

çıkıyor. Kule ve kaydıraklar,

özel renkli

konseptiyle hem

görsel olarak dikkat

çekiyor hem de ziyaretçilere

enerjik ve

eğlenceli bir deneyim

sunuyor. Rengarenk

ve farklı tasarımlara

sahip kaydıraklar, hız

ve cesaretin sınırlarını

zorlayarak unutulmaz

anlar yaşatıyor.

Waterfly, geniş plaj

alanları ve ferahlatıcı

havuzlarıyla gün boyu

keyifli molalar sunuyor. Alanın tamamı renkli ve

özel tasarımıyla, hareket, aksiyon ve eğlencenin

her adımda hissedildiği bir deneyim vadediyor.

The Land of Legends Tema Park’ta keşfedilmeyi

bekleyen bu yeni dünya, eğlenceyi tamamen yeni

bir boyuta taşıyor.



hotel restaurant

64 & hi-tech

marka röportaj

MURAT GÖZKAMAN:

‘‘HoReCa’nın Tüm İhtiyaçlarını Karşılayan Bir Yapı

Kuruyoruz’’

Avrupa’nın en büyük endüstriyel

mutfak ekipmanları

tedarikçilerinden biri olan GGM

Gastro’nun Türkiye operasyonları, kısa

sürede HoReCa sektöründe dikkat

çeken bir büyüme ivmesi yakaladı. 2025

yılı itibarıyla başlayan yerel faaliyetler,

2026’nın ilk çeyreğiyle birlikte satış

ve marka konumlandırma açısından

önemli bir noktaya taşındı.

Türkiye’deki yapılanmanın satış

stratejilerinden sektör dinamiklerine,

müşteri beklentilerindeki dönüşümden

2027 hedeflerine kadar birçok başlıkta

nasıl bir yol izlendiğini ve önümüzdeki

dönemde nasıl bir büyüme planlandığını

GGM Gastro Türkiye Satış Müdürü

Murat Gözkaman ile konuştuk.

2026 yılının ilk çeyreği itibarıyla

satış faaliyetleriniz ve hedef

gerçekleşmeleriniz nasıl bir seyir

izliyor? HoReCa kanalındaki talepler

planlamanızı nasıl etkiliyor?

Avrupa'nın en büyük endüstriyel mutfak

ekipmanları tedarikçisi olan GGM

Gastro’nun Türkiye’de faaliyet gösteren

bir kolu olarak, yurt içi çalışmalarımıza

Ocak 2025 itibariyle başladık. 2026

yılının ilk çeyreğinde satışlarımızın

ivmelendiği ve hedeflerimize ulaşmakta

önemli gelişmeleri yaşadığımızı

söyleyebilirim. Ev dışı tüketim kanalı

(EDT) sektörümüzün en önemli

lokomotifidir ve satış taleplerimizin

seyrini %90 oranında etkilemektedir.

Biz de bu kanalın öneminin

farkındayız. Ürün portföyümüzü ve

satış stratejilerimizi bu doğrultuda

oluşturmaya özen gösteriyoruz.

Otel, restoran ve kafe segmentlerinde

ev dışı tüketim tarafında talep

yapısında hangi değişimler öne

çıkıyor? Müşteri beklentilerinde nasıl

bir dönüşüm görüyorsunuz?

Bu yıl HoReCa sektöründe, dijitalleşme

ve sürdürülebilirlik temel taşlar haline

gelmiştir. Müşteri deneyimini artırmak

için sipariş ve servis süreçlerinde yapay

zeka destekli otomasyon ve dijital


entegrasyonlar standartlaşmaktadır.

Müşteri beklentilerinde; sağlıklı,

fonksiyonel, protein değeri yüksek

ve bitkisel bazlı yiyecek talepleri

artmaktadır. Ayrıca müşteriler,

harcadıkları paranın karşılığını net

biçimde almak istemekte, servis ve

kuver ücretleri gibi ek maliyetlere karşı

direnç göstermektedir.

Profesyonel şefler açısından

baktığınızda mutfak ekipmanlarında

hangi kriterler daha belirleyici

hale geldi? Hız, verimlilik, hijyen

ve sürdürülebilirlik açısından yeni

eğilimler neler?

Profesyonel şefler, mutfak yönetiminde

kârlılığı ve operasyonel hızı artırmak

için çok fonksiyonlu ve akıllı

ekipmanlara yönelmektedir. Yüksek

sirkülasyonu karşılayabilecek, seri

üretimi destekleyen ve paslanmaz

çelikten üretilen ekipmanlar öne

çıkmaktadır. Zamandan tasarruf

sağlayan kombi fırınlar, blenderler

ve mutfak robotları vazgeçilmez

olmaktadır. Isı ve zaman kontrolünü

optimize eden sensörlü pişirme

ekipmanları, hata payını düşürüp

standart lezzet sunmayı sağlamaktadır.

Ayrıca, düşük enerji tüketimi yapan

cihazlar, hem maliyetleri düşürmek

hem de karbon ayak izini azaltmak için

tercih edilmektedir.

Mutfaklarda hijyen en üst düzeyde

önemini korurken; kolay temizlenebilir,

modüler ve uzun ömürlü paslanmaz

ekipmanlar standart haline gelmiştir.

Şefler, dar alanlarda maksimum verim

sağlayan, birden fazla işlemi yapabilen

kompakt ekipmanları ön planda

tutmaktadır.

Bu yılın ilk dönem performansını

nasıl değerlendiriyorsunuz? Yılın geri

kalanı için öngürünüz nelerdir?

Türkiye genelinde, piyasalarda

durgunluğun hakim olduğu ve tüm

üretim sektörünün ihracatla beslendiği

bir yıl yaşıyoruz. Ancak bizim açımızdan

2026 yılının ilk döneminin, 2025 yılına

kıyasla olumlu geçtiğini ve yılın geri

kalanı içinde bu trendin artarak

devam edeceğini öngördüğümüzü

söyleyebilirim.

2027 hedefleriniz doğrultusunda ne

gibi değişiklikleri planlıyorsunuz ve

2027 yılındaki büyüme öngörünüz

nedir?

2027 yılında ürün portföyümüzü

en az %50 oranında artırmayı

hedefliyoruz. HoReCa işletmelerinin

A’dan Z’ye ihtiyaç duyduğu tüm

ürünleri, alternatif seçeneklerle; en

yüksek kaliteyi, en uygun fiyatı ve en

hızlı teslimat imkânlarını sunarak

B2B müşterilerimize ulaştırmayı

amaçlıyoruz. Ayrıca satışlarımızı 2027

yılında, %100’ün üzerine çıkarmayı

hedeflediğimizi de eklemek isterim.

Satış sonrası hizmet tarafında nasıl

bir yol haritası izliyorsunuz? HoReCa

müşterisine sunduğunuz değer

önerisini nasıl farklılaştırıyorsunuz?

Ürünlerimiz için maksimum süreleri

kapsayan ürün garantisi ve Türkiye

genelinde yaygın servis anlaşmalarımız

bulunmaktadır. Satış sonrası süreçte,

ürünlerimizde oluşabilecek arızalar,

işletmelerin zaman ve maddi kayıp

yaşamaması bilinciyle en kısa sürede

giderilmekte ve müşteri memnuniyeti

ön planda tutulmaktadır. Ayrıca garanti

süresi sona ermiş olsa dahi, yedek

parça tedariki konusunda gerekli

hassasiyet gösterilmeye devam

edilmektedir.

HoReCa müşterilerine sunduğumuz

değer önerisi yalnızca ekipman satışı

ile sınırlı değildir; aynı zamanda

operasyonel verimlilik ve stratejik

ortaklık konularını da kapsayacak

çözümlerle farklılaştırılmaktadır. Bu

yaklaşım, teknik özelliklerin ötesine

geçerek işletmelerin maliyetlerini

düşürmeyi, operasyon hızını

artırmayı ve sürdürülebilirlik

hedeflerine katkı sağlamaya odaklılıktır.

Yıl sonuna doğru cirosal anlamda

büyüme, buna bağlı olarak

istihdamın arttırılması ve marka

konumlandırma açısından nasıl bir

tablo hedefliyorsunuz?

Ürün fiyatlarımız genel olarak euro’ya

endeksli olduğu için, satış büyümemize

paralel bir artış oranı hedeflemekteyiz.

Bu kapsamda, hem satış rakamlarımızı

hem de ciromuzu 2025 yılına kıyasla

%70 oranında artırmayı hedefliyoruz.

Şu anda satış, satın alma ve lojistik

operasyonlarımızı 14 kişilik bir ekiple

yürütmekteyiz. Hedeflediğimiz satış

rakamlarına ulaştığımız takdirde,

bu sayının 20 kişiye çıkacağını

öngörmekteyiz.

Marka bilinirliğimizi, Avrupa’da olduğu

gibi çeşitli ve güçlü sponsorluklarla

pekiştirmeyi planlıyoruz. Türkiye’de

Endüstriyel Mutfak Malzemeleri

ve Ekipmanları denildiğinde, GGM

Gastro’nun ve ürünlerinin bilinmesini

hedefliyoruz. Elbette bunun için

belirlenmiş bir zaman ve öncelik

planımız bulunmakta; tüm adımları bu

plan doğrultusunda sırasıyla hayata

geçireceğiz.

Web sitemizi

ziyaret etmek

için QR kodu

okutabilirsiniz.


hotel restaurant

66 & hi-tech

marka

Otellerde Atık Piller Fidana Dönüşüyor:

VARTA Türkiye’den Sürdürülebilirliğe

Somut Katkı

Uzaktan kumandadan oda kasasına, termostattan tartıya, oda kapılarından yangın alarmlarına kadar birçok ekipmanda

kullanılan piller, oteller için görünmez ama sürekli bir atık kaynağı. VARTA Pilleri Türkiye, Mol-e iş birliğiyle atık pillerin

geri dönüşüme kazandırılmasını teşvik ederken her 30 atık pil karşılığında 1 fidanı doğayla buluşturuyor.

Otel işletmelerinde misafir

odaları, toplantı salonları, spa

ve fitness alanları, teknik servis

ve back-of-house operasyonları; pil

kullanan ekipmanların en yoğun olduğu

noktalar arasında yer alıyor. Bu

nedenle atık pillerin ayrı toplanması

hem çevresel risklerin azaltılması

hem de sürdürülebilirlik hedeflerinin

ölçülebilir bir çıktıya dönüşmesi

açısından kritik önem taşıyor. VARTA

Pilleri Türkiye, 140 yılı aşkın deneyimiyle

geliştirdiği ürün ve projelerle

bu dönüşümü destekliyor; atık pil

toplama ve geri dönüşüm süreçlerinde

farkındalık yaratmayı amaçlıyor.

VARTA Pilleri Türkiye Genel Müdürü

Kerem Acar, sürdürülebilirliğin şirket

stratejisinin merkezinde yer aldığını

vurgulayarak, bu yaklaşımın yalnızca

üretim süreçlerinde değil, toplumsal

farkındalık çalışmalarında da kendini

gösterdiğini ifade ediyor. Avrupa’daki

üretim tesislerinde kullanılan elektriğin

%92’sinin yenilenebilir enerji kaynaklarından

elde edilmesi ve karbon

nötr hedeflerinin benimsenmesi, bu

anlayışın küresel düzeydeki etkisini

yansıtıyor. Türkiye’de gerçekleştirilen

projeler ise yereldeki etkileri daha da

pekiştiriyor. Özellikle otelcilik sektörü

gibi yüksek operasyonel yoğunluğa

sahip alanlarda bu tür projeler, sürdürülebilirlik

taahhütlerinin günlük

uygulamaya entegre edilmesini daha ulaşılabilir

hale getiriyor.

Bu kapsamda öne çıkan en önemli çalışmalardan

biri “Atık Piller Fidana Dönüşüyor” kampanyası.

Proje, tüketicileri ve kurumları atık pilleri

geri dönüşüme kazandırmaya teşvik ederken

çevresel faydayı somut çıktılarla görünür kılıyor.

Oteller için bu yaklaşım, misafir odalarından

teknik servise kadar farklı noktalarda oluşan atık

pilleri düzenli bir sistemle toplama ve raporlanabilir

bir sürdürülebilirlik kazanımına dönüştürme

fırsatı sunuyor.

Otel işletmeleri için hızlı uygulama: Atık pili

kaynağında ayırın

Pil kullanılan ekipmanları haritalayın: Oda

kumandaları, oda kasaları, termostatlar, tartılar,

sensörler, acil aydınlatma ve bazı teknik ekipmanlar.

Toplama noktaları oluşturun: Kat ofisleri/housekeeping,

teknik servis, personel alanları ve

uygun görülürse lobi gibi görünürlüğü fazla olan

alanlar.

VARTA Pilleri Türkiye Genel Müdürü Kerem Acar

Sorumluluk atayın: Housekeeping ve teknik

ekibin rutinlerine “atık pil ayrıştırma” adımını

ekleyin; aylık toplama/teslim takvimi belirleyin.

İletişimi görünür kılın: Personel bilgilendirmesi

ve basit yönlendirmelerle davranış değişikliğini

hızlandırın; misafir katılımı için kısa bir bilgilendirme

metni hazırlayın.

Etkiyi raporlayın:Toplanan atık pil adedini ve

kampanya çıktısını sürdürülebilirlik raporunuza/

ESG göstergelerinize dahil edin.


30 atık pil, geleceğe 1 fidan

VARTA, Mol-e sistemi üzerinden atık pilleri

yalnızca geri dönüştürmekle kalmıyor; her birini

yeşil bir geleceğe nefes olacak fidanlara dönüştürüyor.

Kampanya kapsamında bugüne kadar

62.220 adet atık pil toplanarak geri dönüşüme

kazandırıldı. Ayrıca 6.222 fidan uygun alanlara

dikilerek doğayla buluşturuldu. Tüm bu çalışmalar

sayesinde yaklaşık 2,7 ton karbon salınımının

önüne geçildi.

Bu başarıda dijital iş birliklerinin de önemli payı

bulunuyor. Özellikle Mol-e uygulaması üzerinden

yürütülen iş birliği, kampanyaya erişimi ve

katılımı artıran kritik bir unsur olarak öne çıkıyor.

Bu modelde, toplanan her 30 atık pil karşılığında

bir fidan bağışı yapılıyor. Böylece kullanıcılar yalnızca

geri dönüşüme katkı sağlamakla kalmıyor,

aynı zamanda doğrudan ağaçlandırma çalışmalarına

destek oluyor. Bu sistem, geri dönüşümü

soyut bir kavram olmaktan çıkarıp bireylerin

somut katkı sunduğu bir sürece dönüştürüyor.

VARTA Pilleri Türkiye Pazarlama Müdürü Bengü

Toker’e göre otel sektöründe gerçekleştirilen

geri dönüşüm uygulamalarının en önemli çıktılarından

biri, çalışanlarda ve misafirlerde davranış

değişikliğinin sağlanmasıdır. Geri dönüşüm

alışkanlığının otel genelinde yaygınlaşması için

teşvik mekanizmalarının güçlü olması gerektiğini

vurgulayan Toker, fidan bağışı ve sertifika

gibi ödüllendirme modellerinin otel yönetimi ve

çalışanları harekete geçirdiğini belirtiyor. VARTA

Pilleri Türkiye, bu sürecin sürdürülebilir bir

şekilde yönetilmesi ve özel raporlama imkânı

sağlanması için vartaatikpil.com micrositesini

hayata geçirmiştir. Otel işletmeleri, bu platform

üzerinden kampanya detaylarına ulaşabilir,

topladıkları atık pilleri raporlayabilir ve sürdürülebilirlik

göstergelerini takip edebilirler. Böylece

geri dönüşüm süreci hem daha şeffaf hem de

katılımcı bir hale geliyor.

VARTA’nın yaklaşımı, yalnızca atık toplamakla

sınırlı kalmayıp döngüsel ekonomiyi destekleyen

VARTA Pilleri Türkiye Pazarlama Müdürü Bengü Toker

bir sistem kurmaya dayanıyor. Toplanan pillerin

ayrıştırılması ve içerdikleri değerli metallerin yeniden

üretime kazandırılması, kaynak verimliliğini

artırırken çevresel riskleri de minimize ediyor.

Sonuç olarak VARTA Pilleri Türkiye, sürdürülebilirlik

vizyonunu hem rakamlarla hem de

toplumsal etkiyle destekleyen bütüncül bir model

ortaya koyuyor. Otel sektörü açısından bu model;

günlük operasyonda oluşan atık pillerin geri

dönüşüme kazandırılmasını kolaylaştırırken, aynı

zamanda ölçülebilir bir çevresel faydayı (fidan

bağışı gibi) görünür kılmayı hedefliyor. Özellikle

Mol-e iş birliği gibi yenilikçi uygulamalar sayesinde

geri dönüşüm süreçleri daha erişilebilir,

ölçülebilir ve katılımcı hale gelirken, oteller de

misafir deneyimini destekleyen sürdürülebilirlik

hikâyesini somut verilerle güçlendirebiliyor.

Otel yöneticilerine çağrı

Atık pil yönetimini “küçük” bir operasyon detayı

olarak görmeyin; doğru kurgulandığında hem

çevresel etkiyi azaltan hem de misafir ve çalışan

katılımını artıran güçlü bir sürdürülebilirlik

adımıdır. Siz de tesisinizde görünür toplama

noktaları oluşturarak, housekeeping ve teknik

ekiplerin rutinlerine ayrı toplama sürecini dahil

ederek ve sonuçları düzenli raporlayarak bu

dönüşüme liderlik edebilirsiniz. Toplanan her 30

atık pilin 1 fidana dönüştüğü bu modelle, otelinizin

sürdürülebilirlik hikâyesini somut verilerle

güçlendirmek mümkün.

VARTA’nın sürdürülebilirlik vizyonu ve geri

dönüşüm projeleri hakkında daha fazla bilgi için

vartaatikpil.com’u ziyaret edebilirsiniz.


hotel restaurant

68 & hi-tech

marka proje

ARTMIM

İmzasıyla Konuttan

Restorana Güçlü Mekansal

Dönüşüm

Zaytoun Restaurant

ARTMIM imzalı Zaytoun

Restaurant projesi, Budva’da

Lübnan’ın kültürel izlerini

çağdaş bir iç mekan

kurgusuyla yeniden

yorumluyor. Mevcut yapı,

tasarım müdahaleleriyle

deneyim odaklı bir restorana

dönüştürüldü.

Budva’nın Adriyatik kıyısındaki en canlı

sahil bandında yer alan Zaytoun Restaurant,

Lübnan mutfağının zenginliğini

ve Akdeniz’in sıcak ruhunu bir araya getiren

özgün bir mekansal deneyim sunuyor. Proje,

ARTMIM kurucu ortağı G. Hakan Külahçı’nın

Lübnan’ın misafirperverliğini çağdaş bir dil

ile yorumlama yaklaşımıyla şekillendi. Amaç;

yalnızca estetik bir restoran oluşturmak değil,

güçlü bir kimliğe sahip, uluslararası misafirler

için çekici bir buluşma noktası oluşturmaktı.

İç mekan kurgusu, Beyrut’un canlı sokaklarından

ilham alıyor. Mavi ve sarı tonlarının

dengesi Adriyatik’in serinliği ile Akdeniz’in

sıcaklığını bir araya getirirken, turuncu tonlardaki

geometrik paneller mekana modern

bir katman ekliyor. Duvarlarda yer alan stilize

sedir ağacı motifleri, Lübnan bayrağındaki

sembole gönderme yaparak mekana kültürel

bir derinlik kazandırıyor. Farklı yüksekliklerde

konumlanan renkli aydınlatmalar, gün

boyunca değişen bir atmosfer oluşturuyor ve

mekanın ritmini belirleyen önemli bir unsur

haline geliyor.

Güçlü kimlikli

dönüşüm

Proje kapsamında,

başlangıçta

konut olarak

inşa edilmiş

yığma yapı

restoran kullanımına

uygun

hale getirildi. Bu

doğrultuda bazı

duvarlar kaldırılırken,

yapı brüt

beton ve çelik

konstrüksiyon

ile güçlendirildi.

Yapılan bu müdahaleler gizlenmemiş, aksine

mekanın karakterinin bir parçası olarak değerlendirilmiştir.

Doğal taş, kireç bazlı sıvalar ve ahşap yüzeyler

mekanın ana yapısını oluştururken; Lübnan’ın

farklı bölgelerinden esinlenen zemin, mobilya

ve aydınlatma detayları renklerle birlikte dengeli

bir bütünlük oluşturuyor. Bu yaklaşım, mekanda

hem zamansız hem de canlı bir atmosfer sunuyor.

Oturma düzeni, paylaşım kültürünü destekleyecek

şekilde kurgulanırken; büyük masalar

sosyal etkileşimi teşvik ediyor, daha sakin alanlar

ise bireysel deneyime imkân tanıyor.

Zaytoun Restaurant, misafirlerine yalnızca yemek

değil, bütüncül bir deneyim sunuyor. Mekanı

deneyimleyen misafirler, Lübnan müzikleri ve

mutfağı eşliğinde duyusal bir yolculuğa çıkarak

ülkenin sıcak ve samimi atmosferiyle buluşuyor.

ARTMIM Kurucu Ortağı G. Hakan Külahçı


LAV

HORECA’dan

3 ülkede 9 etkinlik

Profesyonel ikram sektörüne yönelik dayanıklı ve

tasarım odaklı cam koleksiyonlarıyla öne çıkan

LAV HORECA, Mart ayında Kuzey Amerika ve

Avrupa’da düzenlenen toplam dokuz farklı fuar ve

sektörel organizasyonda sektör profesyonelleriyle

bir araya geldi.

Gürok Grup’un cam üretimindeki uzmanlığıyla

geliştirilen LAV HORECA ürünleri, yüksek üretim

kapasitesi ve global dağıtım ağı sayesinde birçok

ülkede profesyonel işletmeler tarafından tercih ediliyor. Marka, uluslararası fuar ve organizasyonlarla farklı pazarlarda profesyonellerle

buluşmayı sürdürüyor. ABD, Kanada ve Almanya’da düzenlenen etkinliklerde restoran, bar, otel ve catering sektörünün karar vericileriyle

bir araya gelen marka, global portföyünü tanıttı. Mart ayında Amerika’daki ARA Show, Catersource, NY Restaurant Show ve Bar &

Restaurant Expo ile birlikte çeşitli satış konferanslarına katılan marka, sektör profesyonelleriyle doğrudan temas kurdu. Kanada’da

Toronto’daki RC Show’da yeni distribütörü Rabco ile yer alarak iş birliklerini güçlendirdi. Avrupa’da ise Berlin’de düzenlenen To The Table

Europe organizasyonunda otel ve restoran satın alma ekipleriyle buluştu. Etkinliklerde Archie, Sardinia, Mallorca, Budapest ve Colmar

koleksiyonları tanıtıldı. Dayanıklılık ve tasarımı bir araya getiren bu seriler, profesyonel servis ihtiyaçlarına uygun yapılarıyla öne çıktı.

Porland’dan ihracatta

çifte ödül

Porland, “En Yüksek İhraç Birim Fiyatına Sahip Firma” kategorisinde

birincilik ödülünün yanı sıra “En Fazla İhracat Gerçekleştiren Firma”

kategorisinde ise dördüncü oldu.

Yenilikçi koleksiyonlarıyla sofra sanatını estetik ve zarafetle buluşturan

Porland, Çimento, Cam, Seramik ve Toprak Ürünleri İhracatçıları Birliği

(ÇCSİB) tarafından bu yıl 8’incisi düzenlenen İhracatın Şampiyonları Ödül

Töreni’nde iki önemli başarı elde etti. T.C. Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın

katılımıyla Ankara Ticaret Bakanlığı’nda gerçekleştirilen törende Porland,

“En Yüksek İhraç Birim Fiyatına Sahip Firma” kategorisinde birinci olurken,

“En Fazla İhracat Gerçekleştiren Firma” kategorisinde ise dördüncü oldu.

Kazanılan ödüle dair açıklamalarda bulunan Porland Yönetim Kurulu Üyesi

İmge Pamukçu, “Yüksek üretim standartlarına sahip ürünlerimizi yurt içinin

yanı sıra yurt dışındaki müşterilerimizle de buluşturmak, firmamızın global

stratejik hedefleri adına kritik öneme sahip. İhracattaki istikrarlı başarımızı

2025’te de sürdürerek iki ödüle birden layık görüldüğümüz için çok mutluyuz.

Porland olarak global pazarlarda güçlü bir varlık sergiliyor, üretimimizin

yaklaşık yüzde 65’ini ihraç ediyoruz. Bu oran, hem markamızın uluslararası

pazarlarda gördüğü güvenin bir göstergesi hem de Türk porselen sektörünün

küresel ölçekteki gücünü yansıtan önemli bir veri. Bugün dört kıtada, 80’den fazla ülkede ürünlerimiz yer alıyorsa, sahip olduğumuz vizyon

ve kararlılık sayesinde. İhracattaki potansiyel pazarlara da giriş yaparak üretim gücümüzü daha çok ülkeyle buluşturmayı sürdüreceğiz.”

dedi.


hotel restaurant

70 & hi-tech

marka

Cargill, VANOVA ile

Türkiye’de Premium Segmenti

Büyütüyor

Cargill’in küresel uzmanlığını ve Türkiye’de uzun yıllara

dayanan tecrübesini birleştirerek ürettiği birinci sınıf

profesyonel çikolata markası VANOVA, her uygulamada

istikrarlı performans, üstün kalite ve çok yönlü kullanım

sunuyor.

profesyonel mutfak kullanımı için uygun;

stabil kalite sunan; fiyat/performans açısından

başarılı bir ürün olduğunu belirten Yıldız,

markayı mutfaklarında farklı reçetelerde

değerlendirmeyte devam edeceklerini ve iş

birliklerini sürdüreceklerini söyledi.

Cargill, profesyonel şefler, pastacılar

ve HoReCa sektörü için özel olarak

geliştirdiği premium çikolata markası

VANOVA’yı Türkiye pazarına sundu. Cargill’in

inovasyon, kalite ve şef odaklı ürün geliştirme

anlayışının bir yansıması olan çikolata

markası, şirketin küresel kakao ve çikolata

uzmanlığını Türkiye’deki profesyonellerin

ihtiyaçlarıyla buluşturuyor.

Kökleri 1880’lerin Antwerp Belçika’sına

dayanan bir markanın mirasını taşıyan

çikolata markası, bugün Cargill’in global

kakao tedarik zinciri güvencesi ve çikolata

uzmanlığıyla Türkiye’de üretiliyor. Profesyonel

mutfakların en büyük zorluklarından biri olan

partiden partiye değişen kalite sorununa

çözüm getiren marka, her kullanımda aynı

tat profili, aynı akışkanlık ve aynı üstün

performansı garanti ediyor. Markanın Black

Diamond 55 (bitter), Coral 35 (sütlü) ve Pearl

29 (beyaz) kuvertür çeşitleri, ganajdan praline,

kaplamadan dondurmaya kadar tüm pastacılık

uygulamalarında kusursuz sonuçlar vermek

üzere tasarlandı.

Yüzde 100 kakao yağı içeriyor

VANOVA’nın reçeteleri, Cargill’in profesyonel

çikolata ve kakao uzmanlığını buluşturduğu

Belçika’daki küresel konsept merkezi “House

of Chocolate”’ın usta şefleri ve Cargill’in Ar-Ge

uzmanları tarafından geliştirildi. Yüzde 100

kakao yağı içeren temiz formülüyle öne çıkan

çikolata markası, ideal akışkanlık seviyesi ve

kusursuz temperlenme özellikleriyle, en ince

ve hassas dekorlardan en yoğun ganajlara

kadar her uygulamada şeflere yaratıcılık

özgürlüğü sunuyor. VANOVA, bağımsız

araştırma şirketi Akademetre Research

tarafından 200 şef ile gerçekleştirilen

çalışmada şeflerin beğenisini kazanarak Türk

damak tadına uygunluğunu kanıtladı.

Yıldız: “Beklentimizin üzerinde performans

sergiledi”

Ürünü mutfağında test eden şef İbrahim

Yıldız, çikolata markası hakkında şunları

söyledi: “Ürün genel olarak beklentimizin

üzerinde bir performans sergiledi. Farklı

tariflerde rahatlıkla kullanılabilecek dengeli

bir profile sahip.

Temperleme süreci

bizim için oldukça

önemliydi ve bu

noktada ürünün

işlenebilirliği dikkat

çekici derecede

iyiydi. Kıvam alma,

parlaklık ve kırılma

(snap) açısından

stabil ve güvenilir

sonuç verdi.

Ayrıca erime ve

akışkanlık yapısı,

ganaj ve kaplama

uygulamalarında

homojen ve

pürüzsüz bir sonuç

elde etmemizi

sağladı.”

VANOVA’nın

Beysel: “Profesyonellerin en güvenilir

yardımcısı”

Cargill Gıda META (Orta Doğu, Türkiye ve

Afrika) Fonksiyonel Sistemler ve Strateji

Kıdemli Direktörü Cem Beysel, lansmanla

ilgili olarak, "Türkiye'deki profesyonel şefler

ve artizan çikolata üreticileri, yaratıcılıklarını

sergilerken güvenebilecekleri, teknik olarak

üstün ve her şeyden önce istikrarlı ürünler

talep ediyor. VANOVA, bu ihtiyacı doğrudan

karşılamak üzere tasarlandı. Cargill’in küresel

kakao uzmanlığını üretimdeki titizliğimizle

birleştirerek, profesyonellerin elindeki

en güvenilir yardımcılardan biri olmayı

hedefliyoruz" dedi. "VANOVA bir çikolatadan

daha fazlası; şefler için tasarlanmış yaratıcı

bir çözüm ortağıdır." diyen Beysel, sözlerini

şöyle tamamladı: "Güvenilir performansı, her

uygulamaya uyum sağlayan çok yönlülüğü ile

marka, Türk şeflerin ilham kaynağı olurken,

onlara işlerini bir adım öteye taşıma gücü

verecek."


Porland, HoReCa

Odağında Büyümesini

Sürdürüyor

Türkiye’nin öncü porselen markası

Porland, 15-22 Nisan 2026 tarihleri

arasında düzenlenen 50. Turizm

Haftası kapsamında turizm ve

gastronomi sektörüne sunduğu katma

değeri vurguluyor. Yılda yaklaşık 70

milyon adet üretim gerçekleştiren

ve üretiminin yüzde 65’ini ihraç eden

marka, dört kıtada 80’den fazla ülkeye

ulaşarak Türkiye’nin gastronomik

deneyimini dünya sahnesine taşıyor.

Türkiye’nin öncü porselen markası

Porland, bu yıl 15-22 Nisan 2026

tarihleri arasında kutlanan 50. Turizm

Haftası kapsamında turizm ve gastronomi

sektörüne sunduğu katma değeri ön plana

çıkarıyor. Turizm sektörünün en önemli

bileşenlerinden biri olan HoReCa (otel,

restoran ve kafe)

kanalına özel

geliştirdiği ürün

ve çözümlerle

Porland,

Türkiye’nin

gastronomi

alanındaki

uluslararası

görünürlüğünü

artırıyor ve turizm

işletmelerinin

kalite

standartlarını

yükseltiyor.

Porland, HoReCa

markası Pioli ile

otellerin konsept

ve kurumsal

kimliklerine

uygun logo baskılı, desenli ve

kişiselleştirilmiş koleksiyonlar geliştirirken;

Alumilite gibi özel reçetelerle dayanıklılık ve

estetiği bir araya getiriyor. Pioli, Avrupa’nın

önde gelen gastronomi merkezlerinde de

güçlü bir varlık gösteriyor. İspanya, İtalya

ve Yunanistan başta olmak üzere birçok

prestijli restoran ve otelde aktif olarak

kullanılan koleksiyonlar; dayanıklılık,

işlevsellik ve estetiği bir arada sunuyor. Beş

yıl kenar kırılma garantisi ile desteklenen

ürünler; mikrodalga uyumu, bulaşık

makinesinde yıkanabilirlik ve termal şok

direnci gibi performans kriterleriyle titizlikle

test ediliyor. Markanın otuzun üzerinde

koleksiyondan oluşan geniş ürün gamı,

profesyonel mutfakların ihtiyaçlarına yüksek

standartlarda yanıt veriyor.

Turizm, büyüme stratejimizin lokomotifi

Turizm Haftası

kapsamında yaptığı

değerlendirmede

turizm sektörünün

Porland’ın büyüme

yolculuğundaki kritik

rolüne dikkat çeken

Porland Yönetim

Kurulu Üyesi İmge

Pamukçu, “Turizm

sektörü kapsamında

HoReCa kanalı, hem

ihracat pazarları hem

de yurt içi pazardaki

güçlü payımızın

büyük bölümünü

oluşturuyor. Sert

porselen masaüstü

ürünlerinden cam

ve çatal-bıçak-kaşık

gruplarına, sunum ve servis ekipmanlarına

geniş bir ürün gamı sunuyoruz. Tasarım

ve mühendislik ekiplerimizle, uzun vadeli

ihtiyaçlara yanıt verecek ürün ve çözümler

geliştiriyoruz” dedi. Pamukçu, “Markamızın

temelini profesyonel kullanıcılarla

kurduğumuz güçlü temas ve sahadan

gelen içgörüler oluşturuyor. Gastronomi

sektöründeki deneyimimizi Pioli markamız

ile daha da ileri taşıdık. Pioli, ihracatımızın

önemli itici güçlerinden biri haline geldi.

Amerika, Orta Doğu ve Asya gibi stratejik

pazarlarda büyümeyi sürdüreceğiz.

Yenilikçi ürünlerimiz, tasarım gücümüz ve

sürdürülebilir üretim anlayışımız ile turizm

ve gastronomi sektörü için katma değer

yaratmaya devam edeceğiz” ifadelerini

kullandı.

Sürdürülebilir üretim ve dijitalleşme

odaklı yeni dönem

Porland, Turizm Haftası vesilesiyle

sürdürülebilirlik ve inovasyon odaklı

hedeflerini de öne çıkarıyor. Üretim

süreçlerinde ortaya çıkan porselen

kırıklarının geri dönüştürülmesiyle

geliştirilen Re-Gen koleksiyonu,

döngüsel ekonomiye katkı sağlayan

yenilikçi bir yaklaşım sunuyor. Marka,

gelecek vizyonunda karbon nötr üretim

süreçlerini güçlendirmeyi ve yüzde 100 geri

dönüştürülebilir ürünlerin payını artırmayı

hedeflerken, profesyonel mutfaklar için

dijital katalog çözümleri üzerinde de

çalışmalarını sürdürüyor.


hotel restaurant

72 & hi-tech

marka

Türkiye’nin İlk

“Sürükleyici

Deneyim ve

Fijital Eğlence

Merkezi”

XPZONE Açıldı

Türkiye’nin ilk “Sürükleyici

Deneyim ve Fijital Eğlence Merkezi”

XPZONE, 10 Nisan Cuma günü

Emaar Square Mall’da açıldı.

INFINIA’nın mühendislik gücü ve teknoloji

geliştirme kabiliyetinden doğan INFUN,

teknolojiyi gündelik hayatla, sosyal

etkileşimle ve yeni nesil deneyim tasarımıyla

buluşturan bir eğlence markasını temsil

ediyor. XPZONE ise bu vizyonun güçlü bir

yansıması olarak; hareketi, oyunu, ışığı, sesi

ve yüksek etkileşimi interaktif ve çok duyulu

bir kurgu içinde bir araya getiriyor. Deneyim

alanlarında yer alan oyunların önemli bir

bölümü kendi mühendislik ve içerik geliştirme

gücümüzle tasarlanırken, bu yapı aynı

zamanda sürekli yenilenebilen ve ihtiyaçlara

göre güncellenebilen dinamik bir deneyim

evreni sunuyor. Bu da XPZONE’u yalnızca

bugünün değil, kendini sürekli tazeleyen ve

geliştiren yeni nesil bir eğlence merkezi haline

getiriyor.

Kişiselleştirilebilir ve kurumsallaştırılabilir

deneyimler

Strateji, tempo, dikkat ve zihin-beden

koordinasyonunu öne çıkaran bu yapı;

çocuklar için keşif ve yaratıcılığa alan açıyor,

gençler için rekabet ve hareket sunuyor,

aileler için birlikte geçirilen kaliteli zamanı

zenginleştiriyor. XPZONE, kurumlar için de

ekip ruhunu, etkileşimi ve ortak deneyimi

güçlendiren yeni nesil bir merkez olarak

öne çıkıyor. Doğum günü kutlamalarından

okul gruplarına, aile buluşmalarından

kurumsal etkinliklere kadar farklı senaryolara

uyarlanabilen yapısıyla kişiselleştirilebilir ve

kurumsallaştırılabilir deneyimler sunuyor.

Her ziyaretinde yenilik hissi taşıyan bu dünya,

ziyaretçilerine yalnızca vakit geçirilen değil;

birlikte yaşanan, paylaşılan ve unutulmaz

anlar vadediyor.

Mühendislik vizyonunu eğlenceyle buluşturan

INFUN by INFINIA imzası taşıyan XPZONE,

dijital deneyim ile fiziksel hareketi bir araya

getiriyor. Sporu oyunla, eğlenceyi öğrenmeyle,

sosyalleşmeyi rekabetle buluşturan bu yeni

nesil merkez; ziyaretçilerine daha canlı, daha

dinamik ve daha sürükleyici bir deneyim

dünyası sunuyor.



hotel restaurant

74 & hi-tech

marka

Tilia,

Milano 2026’da

Tasarım Gücünü

Küresel Sahneye Taşıdı

Tasarım ve üretim gücünü demokratik tasarım anlayışıyla birleştiren

Tilia, dünya tasarım endüstrisinin en prestijli buluşmalarından biri

olan Salone del Mobile Milano (iSaloni) kapsamında 21–26 Nisan 2026

tarihleri arasında Milano’da yerini aldı.

Küresel tasarım takviminin en önemli

etkinliklerinden biri olarak kabul edilen

Salone del Mobile Milano’da Tilia, güçlü

malzeme dili, yalın ve zamansız tasarım

yaklaşımı ile üretim kabiliyetini uluslararası

tasarım topluluğuyla buluşturdu.

“House of Tilia”: Bir marka evreni deneyimi

Tilia’nın fuar katılımı yalnızca bir ürün sergisi

olarak değil; markanın tasarım dünyasını

bütüncül bir anlatı olarak deneyim odaklı

bir kurguya dönüştüren bir proje olarak

kurgulandı. “House of Tilia” adı verilen

stand konsepti, ziyaretçileri Tilia’nın tasarım

yaklaşımının içine davet eden mimari bir

deneyim alanı olarak tasarlandı.

House of Tilia, çağdaş ve deneyim odaklı

projeleriyle bilinen Piknik Works tarafından

tasarlandı. Piknik Works, bir önceki yıl

Host Milano’da Tilia için oluşturduğu

mekânsal kimliği, Salone del Mobile 2026

kapsamında deneysel bir yaklaşımla yeniden

yorumladı. “House of Tilia” projesi, fuarın

en uzun koridorlarından birinin sonunda


konumlandırılarak ziyaretçiler için çekici bir

varış noktası haline getirildi.

Proje, bir tanıtım standı olmanın ötesine

geçen bir deneyim olarak kurgulandı. Yoğun

ve hareketli fuar akışı içinde ilerleyen ziyaretçi,

bu yapıya ulaştığında bir eşikten geçer gibi

farklı bir atmosfere dahil oldu; dış dünyanın

temposundan uzaklaşıp daha sakin ve

dengeli bir ortama geçti. Tilia’nın dış mekân

odaklı yaklaşımı; açıklık, katmanlaşma ve

ışık üzerinden yeniden ele alınarak mekâna

taşındı. Yarı geçirgen yüzeylerden oluşan

strüktür ve gün batımını anımsatan sıcak

ışık kurgusu, mekâna zamansız bir derinlik

kazandırdı ve yapıyı hem içe dönük hem de

geçirgen bir bütün olarak tanımladı.

Yer ve gök ilişkisi üzerinden kurgulandı

Projenin kurgusu “yer” ve “gök” ilişkisi

üzerinden ele alındı. Zemin, güçlü bir

oturumla tüm mekânı taşıyacak şekilde

tasarlandı; oturma, sergileme ve dolaşım

kararları bu katmanda tek bir süreklilik içinde

çözüldü. Bu zemine hafifçe oturan ızgara

strüktür ise yalın ve yarı geçirgen yapısıyla

mekânın atmosferini tanımlayan ikinci katman

olarak kurgulandı. Gün batımını referans alan

ışıkla birlikte bu üst katman mekânın havadar

tonunu belirledi. House of Tilia, ziyaretçiyi

içine alan ve kısa süreli de olsa bulunduğu

bağlamdan koparan, Tilia’nın mekânsal

karakterini doğrudan deneyimlemeye açan bir

öneri olarak hayata geçirildi.

Atıl Aggündüz, Oğul Can Öztunç, Burçe Gökhun ve

Duygu Nardereli’den oluşan, 60 m² büyüklüğündeki

projenin aydınlatma danışmanlığını Seçil Karabekiroğlu

ve Faruk Tokuşlu (SOLD) üstlendi.

Tilia, Salone del Mobile Milano 2026 katılımıyla

birlikte uluslararası pazardaki varlığını

güçlendirdi ve tasarım odaklı üretim anlayışını

global ölçekte daha görünür hale getirdi.

Marka, dış mekân mobilyasındaki uzmanlığını

farklı kültürlerle etkileşim kurabilen evrensel

bir tasarım diliyle bir kez daha ortaya koydu.

Tilia’nın nerede durduğunu bilenler için bu bir

sürpriz değil. Sadece bir sonra ki adım.


hotel restaurant

76 & hi-tech

şefin gözünden

Lezzet ve

Duygunun

Dengesinde

Anlam

Bulan

Hikaye

Nilay

Lale

RÖPORTAJ | Hatice Ünal Bilen

The Grand Tarabya Managed by Accor’un

mutfağında sessiz bir disiplin, ölçülü bir zarafet

ve derin bir öğrenme hali var. Executive

Chef Nilay Lale için mutfak, bir üretim alanı

olmanın ötesinde insanlara dokunan, gelişen ve

dönüşen bir yolculuğa açılan kapı.

Bu yolculuğun kökleri ise çocukluk yıllarına

uzanıyor. Mutfakla kurduğu ilk bağın aslında bir

merakla başladığını ve zamanla çok daha derin

bir anlam kazandığını belirten Lale şöyle anlatıyor:

“Mutfakla ilişkim çok erken yaşlarda başladı.

Başta sadece bir meraktı, zamanla bunun beni

yaratıcı olarak beslediğini ve aynı zamanda

insanlara dokunabildiğim bir alan olduğunu fark

ettim. En önemlisi de, ortaya çıkan sonuçtan

büyük bir keyif aldığımı gördüm. Sonrasında

bu işi daha ciddiye alarak hem teorik anlamda

kendime yatırım yaptım hem de pratikte farklı

mutfaklarda görev alarak kendimi geliştirdim.

Bugün de aslında aynı noktadayım. Hâlâ öğren-

meye devam ediyorum ve bunun bu mesleğin en

güzel taraflarından biri olduğunu düşünüyorum.”

“Yemeğin duygu uyandırdığını görmek kırılma

noktamdı”

Aslen Ankara doğumlu bir şef olan Lale’nin mutfakla

kurduğu bağ, bireysel bir meraktan değil;

evin içinde yıllar boyunca tekrar eden o tanıdık

anlardan, sofranın etrafında kurulan ilişkilerden

besleniyor. Onun için mutfak, daha en başından

itibaren bir üretim alanı olmanın ötesinde, duygunun

ve paylaşımın merkezinde konumlanıyor.

Bu yaklaşımın kökenini ise “Ailemde profesyonel

anlamda aşçılık yapan biri yoktu. Ancak evde

yemek her zaman önemliydi ve mutfak, paylaşımın

merkezindeydi. Bu da farkında olmadan bu

alana yakınlaşmamı sağladı. Beni en çok etkileyen

şey ise belirli bir kişi ya da an değil, zaman

içinde yaşadığım küçük ama güçlü deneyimler

oldu. Özellikle yaptığım bir yemeğin karşı tarafta

gerçek bir duygu yaşattığını görmek, bu mesleğe

olan bağlılığımı netleştiren en önemli kırılma

noktalarından biriydi.” sözleriyle paylaşıyor.

Üretmenin verdiği ilk tatmin

Onun hikayesinde mutfakla kurulan bağ, zamanla

daha somut deneyimlerle derinleşiyor.

Paylaşımın merkezinde duran o ilk temas, yerini

üretmenin verdiği kişisel tatmine bırakıyor. Ve

tam da bu noktada, yaptığı her şeyin karşı tarafta

bir karşılık bulduğunu görmek, bu yolculuğu

daha da anlamlı hale getiriyor. İlk deneyimlerini

ise şu samimi ifadeleriyle aktarıyor: “İlk

yaptığım yemeği çok net hatırlamıyorum ancak o

dönemde hissettiğim duygu çok net! Üretmenin

verdiği tatmin. Ortaya bir şey koymak ve bunun

başkaları tarafından beğenilmesi, bende güçlü

bir motivasyon oluşturdu. Bu his zamanla daha

bilinçli bir hal aldı. Sadece yemek yapmak değil,

doğru ürünü doğru teknikle işlemek ve bunu bir

bütünlük içinde sunmak benim için önemli hale

geldi. Bu da mesleğe olan yaklaşımımı daha

disiplinli ve odaklı bir noktaya taşıdı.”


Tek bir isimden çok farklı

şeflerin yaklaşımlarından

ilham aldığını dile getiren The

Grand Tarabya Managed by

Accor’un Executive Chef’i

Nilay Lale, özellikle ürüne

saygı duyan, sade ama güçlü

tabaklar kuran mutfak

anlayışlarının kendisi için

belirleyici olduğunu söylüyor.

Yerel mutfakların hikayeleri,

geleneksel tariflerin kuşaktan

kuşağa aktarımı ve bu kültürel

süreklilik de onun beslenme

kaynakları arasında yer alıyor.

Gastronomiye tek başına

teknik bir alan olarak değil,

aynı zamanda kültürel bir

anlatım biçimi olarak bakıyor.

Disiplinle şekillenen yolculuk

Üretmenin verdiği o ilk tatmin, zamanla yerini

daha bilinçli bir gelişim sürecine bırakıyor.

Merakla başlayan ilişki, bu noktadan sonra

eğitimle, deneyimle ve farklı mutfak disiplinleriyle

beslenerek daha sağlam bir zemine

oturuyor. Deneyimli şefin kariyer yolculuğu da

tam olarak bu süreklilik ve derinleşme üzerine

kurulu: “Muğla Üniversitesi Tarım Teknolojileri

bölümü mezunuyum. Yaklaşık 20 yıldır

mutfağın içindeyim. Bu süre boyunca hem otel

mutfaklarında hem de farklı gastronomi projelerinde

yer alarak çeşitli disiplinleri deneyimleme

fırsatı buldum. Şu an The Grand Tarabya

Managed by Accor’da ‘Executive Chef’ olarak

görev yapıyorum ve mutfağın genel kurgusundan

sorumluyum.”

Bu noktadan sonra Lale’nin kariyeri, farklı mutfak

deneyimlerinin katman katman biriktiği güçlü

bir yapıya dönüşüyor. Yıllar içinde birçok otelde

üstlendiği sorumluluklar, ona operasyonun

ötesinde mutfak yönetimi ve konsept geliştirme

tarafında da derin bir perspektif kazandırıyor.

Mutfağa bakışında ise bu teknik birikimin yanında

“Ailemde profesyonel anlamda

aşçılık yapan biri yoktu. Ancak

evde yemek her zaman önemliydi

ve mutfak, paylaşımın merkezindeydi.

Bu da farkında olmadan

bu alana yakınlaşmamı sağladı.

Beni en çok etkileyen şey ise

belirli bir kişi ya da an değil,

zaman içinde yaşadığım küçük

ama güçlü deneyimler oldu.

Özellikle yaptığım bir yemeğin

karşı tarafta gerçek bir duygu

yaşattığını görmek, bu mesleğe

olan bağlılığımı netleştiren en

önemli kırılma noktalarından

biriydi.”


hotel restaurant

78 & hi-tech

şefin gözünden

”Türkiye’de gastronomi

gerçekten çok hızlı gelişiyor.

Artık misafirlerimiz sadece

yemek yemekle yetinmiyor, ne

yediğini, nereden geldiğini ve

neden o şekilde sunulduğunu

da merak ediyor. Bu bilincin,

hem misafir tarafında hem

de mutfakta çok değerli

bir dönüşüm yarattığına

inanıyorum. Sonuç olarak

bu durum bizi daha dikkatli,

daha özenli ve daha yaratıcı

olmaya yönlendiriyor. Bence

bu gelişim süreci gastronomi

adına oldukça kıymetli.”

daha kişisel bir alan açılıyor. Yemek, onun için

bir meslek tanımının sınırlarını aşıyor. Düşünmenin,

üretmenin ve kendini ifade etmenin bir

biçimine dönüşüyor. Bu yaklaşım da zamanla

gastronomi dünyasında karşılık buluyor. Gault &

Millau Türkiye tarafından 2024 ve 2025 yıllarında

1 şapka, 2026 yılında ise 2 şapka ile ödüllendirilmesi,

bu yolculuğun güçlü bir yansıması olarak

öne çıkıyor.

Geçmişle kurulan güçlü bağ

Nilay Lale’nin mutfağa yaklaşımı, zamanla

teknik bilginin ötesine geçerek anlam ve anlatı

katmanlarıyla derinleşiyor. Bu yüzden kariyerinde

geldiği nokta, onu yeni bir pozisyonun da

ilerisinde duygusal karşılığı olan bir yapının içine

taşıyor. The Grand Tarabya ile kurduğu ilişki de

bu güçlü bağın doğal bir devamı olarak şekilleniyor:

“Burası benim için sadece bir otel değil,

aynı zamanda bir hafıza. Küçükken adını çok sık

duyduğum, İstanbul’un hafızasında yeri olan,

ikonik bir yer. Neredeyse herkesin bu otelle ilgili

bir anısı, bir bağı var. Bu hikayeleri dinlemek ve

yenilerinin inşasına tanıklık etmek benim için büyük

bir keyif. Benim mutfağa bakışım da aslında

hikaye anlatmak üzerine kurulu. Bu yüzden The

Grand Tarabya’nın taşıdığı bu güçlü geçmiş ve

duyguyla kendi yaklaşımımın doğal bir şekilde

örtüştüğünü düşünüyorum. Bugün bu hikayenin

bir parçası olmak ve bu mirası mutfak aracılığıyla

sürdürmek benim için gerçekten çok değerli ve

heyecan verici.”

”Net bir imza tabak yerine her restoranın kendi

hikayesi olmalı”

Mutfağa bakışı hikaye anlatımı üzerinden şekillenen

Lale için bu yaklaşım, tabaklara da doğrudan

yansıyor. Bir yandan farklı restoranların kendi

karakterini koruması, diğer yandan ortak bir

mutfak dili oluşturulması gerektiğini özellikle

vurguluyor. Bu dengeyi ise şu sözlerle tarif ediyor:

“Otel bünyesinde birden fazla restoran var

ve neredeyse hepsinde yeni dokunuşlar üzerine

çalışıyoruz. Tek bir mutfak yaklaşımına bağlı

kalmak yerine, farklı mutfaklardan ilham alarak

daha dengeli ve güncel bir yapı kurmaya odaklanıyorum.

Anadolu ürünleri bizim için önemli bir

referans noktası ancak bunu tek başına bir sınır

olarak görmüyorum. Uluslararası teknikler ve

farklı mutfak kültürlerinden aldığımız ilhamla

daha zengin ve katmanlı bir deneyim sunmayı

hedefliyoruz. Bu nedenle net bir ‘imza tabak’tan

ziyade her restoranın kendi kimliğini yansıtan ve

misafire bütünlüklü bir deneyim sunan tabaklar

oluşturmayı tercih ediyorum. Her birinin kendi

hikayesi ve yaklaşımı olması benim için daha

değerli.”

Bu yaklaşım, tabakların salt lezzet üzerinden

değil, kimlik ve deneyim üzerinden kurgulandığını

açıkça ortaya koyuyor. Menüdeki her bir detay,


aslında tek bir mutfak imzasından çok, farklı hikayelerin

bir araya geldiği bir bütün gibi ilerliyor.

Bu da otelin mutfak yapısında daha katmanlı ve

yaşayan bir sistem oluşturuyor.

Üründen doğan yalın bir mutfak dili

Tabakların kimliğini belirleyen bu anlayış, şefin

tarif geliştirme sürecinde de aynı şekilde karşılık

buluyor. Onun mutfağında başlangıç noktası her

zaman ürün oluyor; geri kalan tüm detaylar ise

bu temel üzerinden şekilleniyor. Bunu ise şu

sözleriyle paylaşıyor: “Yeni bir tarif oluştururken

çıkış noktam her zaman ürün oluyor. Mevsiminde

ve doğru kaynaktan gelen bir ürün, zaten

kendi karakterini taşıyor. Benim yaklaşımım,

bu karakteri doğru tekniklerle desteklemek ve

dengeli bir kompozisyona dönüştürmek üzerine

kurulu. 2026 mutfak trendlerinde ise sürdürülebilirlik,

yalınlık ve ürün odaklılık ön plana çıkıyor.

Biz de menülerimizde daha az müdahale edilmiş,

daha temiz ve net tatlar sunmaya odaklanıyoruz.

Aynı zamanda hikayesi olan tabaklar oluşturmak

ve misafire sadece lezzet değil, bir deneyim

sunmak da önemli bir parçamız.”

Bu yaklaşım, menülerin teknik bir planlama

çerçevesinde ele alınmasının ötesine geçerek,

ürünün doğasını koruyan ve onu öne çıkaran

dengeli bir kurguya dayanıyor. Böylece ortaya

çıkan tabaklar hem güncel eğilimlerle uyum

yakalıyor hem de kendi karakterini güçlü biçimde

yansıtıyor.

Kaynağına inen yaklaşım

Nilay Lale’nin tarif geliştirme sürecinde ürün,

tüm sürecin başlangıç noktası olarak öne çıkıyor.

Yerel ve mevsimsel ürünlerle kurulan bağ ise

menülerin temel yönünü belirliyor. Bu yaklaşımı

şöyle ifade ediyor: “Şu anda en çok odaklandığımız

konu sürdürülebilirlik ve mutfakta güçlü

bir sistem kurmak. Yerel üreticilerle daha yakın

çalışmak, ürünün kaynağını daha iyi anlamak ve

bunu menüye doğru şekilde yansıtmak bizim için

öncelikli. Bu yaklaşımın hem mutfağın kalitesini

hem de anlatmak istediğimiz hikayeyi güçlendirdiğini

düşünüyorum. Bununla birlikte, misafir

deneyimini güçlendirecek küçük ama etkisi

yüksek projeler üzerinde de çalışıyoruz.”

Bu bakış açısı, tarif üretmekten ziyade ürünün

geldiği noktayı anlamaya ve bunu bütün sürece

doğru şekilde aktarmaya dayanıyor. Böylece sürdürülebilirlik,

planlamanın içinde yer alan somut

bir yaklaşım haline geliyor.

“Başarı, güçlü bir ekip ve doğru iletişimle

mümkün”

Zaman içinde biriken tecrübeler, Lale’nin bir tek

üretim tarafına değil, ekip yönetimine bakışına

da doğrudan yön veriyor. Onun için işin başarısı

bireysel değil, birlikte kurulan düzenin sonucu.

Bu çerçeveyi ise şöyle anlatıyor: “Bu meslekte

öğrendiğim en önemli şeylerden biri süreklilik ve

disiplinin başarının temelini oluşturduğu. Mutfak,

dışarıdan göründüğü kadar romantik değil;

aksine yoğun tempo, stres ve yüksek beklenti

gerektiren bir alan. Karşılaştığım en büyük zorluklar

genellikle bu yoğun tempoyu sürdürülebilir

kılmak ve ekip içinde doğru dengeyi kurmak

üzerine oldu. Zamanla şunu fark ettim: güçlü

bir ekip kurmadan ve o ekiple doğru iletişim

kurmadan başarılı olmak mümkün değil. Bu süreçler

liderlik yaklaşımımı da şekillendirdi. Daha

kapsayıcı, dinleyen ve ekibiyle birlikte gelişen

bir yapı kurmaya çalışıyorum. Çünkü mutfakta

başarı hiçbir zaman tek kişinin değil, güçlü bir

ekibin sonucu.”

“İçimde hiç bitmeyen bir öğrenme hali var”

The Grand Tarabya Managed by Accor’un Executive

Chef’i Nilay Lale’nin mutfağa bakışı, bir

hedefe varma hikayesinden çok, sürekli devam

eden bir yolculuk hissi taşıyor. Bu yolculuğun

merkezinde ise onun sık sık vurguladığı iki temel

kavram var: sürdürülebilirlik ve sistemli bir yapı

kurma isteği.

Gelecek planlarını anlatırken de odağı değişmiyor.

“Daha önce de belirttiğim gibi odağımda

sürdürülebilirlik ve mutfakta güçlü bir sistem

kurmak var” diyerek başladığı cümle, aslında

onun mesleğe bakışının özünü de özetliyor. Çünkü

onun için mutfak, tek seferlik bir üretim alanı

değil; her gün yeniden kurulan, geliştirilen ve

beslenen bir düzen. Bu düzenin içinde kendini en

çok motive eden şey ise öğrenme hali. “Mutfak

benim için hala ilk günkü heyecanını koruyor”

derken aslında bir meslekten çok bir yaşam

biçiminden söz ediyor. Hata yapmak, yeniden

denemek ve gelişmek onun için bu sürecin doğal

bir parçası.

Tüm bu yolculuğun sonunda vardığı nokta ise

oldukça net: “Tabağa sadece lezzet koymak değil,

bir şey hissettirebilmek benim için en önemli

faktör. Eğer o duygu karşı tarafa geçiyorsa,

benim için her şey anlamını buluyor.”


hotel restaurant

80 & hi-tech

gastro güncel röportaj

2030

Mutfaklarında

Şef mi Yapay

Zeka mı

Kazanacak?

Serkan

Bozkurt’tan

Kritik Çıkış

Haber: Hatice Ünal Bilen

2030 vizyonu şimdiden tartışma

konusu olurken, yapay zekâ

ve otomasyonun mutfağı nasıl

dönüştüreceğine dair değerlendirmeler

giderek yoğunlaşıyor. Chef’s Table

Mutfak Akademisi Kurucusu Serkan

Bozkurt’tan ise dikkat çeken

açıklamalar geldi. Bozkurt, mutfağın

“his, duygu, kültür ve insan sıcaklığı” ile

var olduğunu vurgulayarak, “mutfakta

ya varsınızdır ya yoksunuzdur”

sözleriyle şefliğin geleceğine net bir

çerçeve çizdi.

Yapay zekânın menü ve konsept

geliştirmede güçlü bir destek olduğunu

ancak nihai kararın her zaman insanda

kaldığını belirten Bozkurt, mutfakta

teknoloji ve insan dengesi üzerine

önemli mesajlar verdi.

2030’a giderken yapay zekâ ve

otomasyon mutfakta yardımcı

olmaktan çıkıp şefin yerini alabilir mi?

Yapay zekâ bugün hayatımızın her

alanında olduğu gibi mutfakta da yoğun

şekilde konuşuluyor. Ancak mutfak;

his, duygu, kültür, geçmiş ve insan

sıcaklığı gibi unsurların güçlü şekilde

yer aldığı bir alan. Yapay zekâ; doğru

menü içerikleri oluşturmak, konsept

geliştirmek gibi konularda önemli bir

destek sağlayabilir. Fakat işin insani

dokunuş gerektiren kısmında tamamen

yerini alması zor görünüyor.

Otomasyon ise standart reçetelerin

korunması ve sürdürülebilirlik

açısından büyük avantaj sağlar. Ancak

o standardın üzerine çıkmak, yeni bir

değer oluşturmak her zaman insan

zekâsı ve üretkenliği ile mümkün olur.


“Teknoloji, deneyimi

zenginleştiren, farklılık

oluşturan ve trendleri

yakalamayı kolaylaştıran

önemli bir araç olacak.

Yeni pişirme teknikleri,

sunumlar ve konseptler

gelişmeye devam edecek.

Ancak tüm bunların

temelinde hâlâ doğru

fikirler, iyi kombinasyonlar

ve güçlü reçeteler yer alacak.

Bu kararları veren ve

yönlendiren ise her zaman

insan olacak. Yani teknoloji

deneyimi güçlendirir ama

başarının temelinde yine

lezzet ve insan dokunuşu

vardır.”

Mutfak akademinizde öğrencileri

yetiştirirken, teknolojiyi bir tehdit mi

yoksa yeni bir üretkenlik alanı olarak

mı konumlandırıyorsunuz?

Teknolojiye bakış açısı tamamen kişinin

kendini nasıl konumlandırdığıyla ilgili.

Gelişime açık, katma değer üretmeye

odaklı biri için teknoloji güçlü bir

yardımcıdır. Ancak teknolojiye bağımlı

hale gelip onu yeterli görmek, zamanla

kişiyi geri bırakır.

Biz akademide öğrencilerimize sadece

yemek yapmayı değil, yaptıkları işin

arkasındaki sebep-sonuç ilişkisini

öğretiyoruz. Reçetelerin nasıl

oluştuğunu, teknikleri ve süreçleri

anlamalarını sağlıyoruz. Amacımız;

teknolojiyi kullanan ama karar verici

olan bireyler yetiştirmek. Bu doğrultuda

dünya mutfaklarındaki en güncel

ekipman ve teknolojilerle eğitim

veriyoruz.

3D gıda baskı ve veri odaklı menü

sistemleri yaygınlaşırsa, “usta-çırak”

mutfak geleneği nasıl ayakta kalacak?

Yemek sadece bir ürün değil, aynı

zamanda bir deneyim ve öğrenme

sürecidir. Bu süreçte bilgi kadar

tecrübe de büyük önem taşır ve bu

tecrübe insandan insana aktarılır.

Tezgâhta, birebir gözlemle ve pratikle

öğrenme bu mesleğin temelidir. Çünkü

bir yemeği yaparken anlık refleksler,

kararlar ve dokunuşlar sonucu belirler.

Bu da insan faktörünü vazgeçilmez

kılar. Bu yüzden usta-çırak ilişkisi her

zaman değerini koruyacaktır.

Geleceğin şefi artık sadece yemek

yapan değil, aynı zamanda teknoloji

okuryazarı bir “dijital tasarımcı”

olmak zorunda mı?

İyi bir şef olmak sadece iyi yemek

yapmak değildir. Beslenmeden

anlayan, kendini doğru ifade edebilen,

pazarlama bilgisi olan, sosyoloji ve

ekonomiyi yorumlayabilen bir bakış

açısı gerektirir. Teknoloji bu noktada

önemli bir destek sağlar. Dijital tasarım

ilk algıyı oluşturur. Ancak sürdürülebilir

başarı, işin gerçekliğinde ve sahada

ortaya çıkar. Sonuçta mutfak bir

sahnedir: ya varsınızdır ya yoksunuzdur.

Sizce 2030’da bir restoranın başarısını

belirleyen şey lezzet mi olacak, yoksa

teknolojiyle ortaya konan deneyim mi?

Teknoloji, deneyimi zenginleştiren,

farklılık oluşturan ve trendleri

yakalamayı kolaylaştıran önemli bir

araç olacak. Yeni pişirme teknikleri,

sunumlar ve konseptler gelişmeye

devam edecek. Ancak tüm bunların

temelinde hâlâ doğru fikirler, iyi

kombinasyonlar ve güçlü reçeteler

yer alacak. Bu kararları veren ve

yönlendiren ise her zaman insan

olacak. Yani teknoloji deneyimi

güçlendirir ama başarının temelinde

yine lezzet ve insan dokunuşu vardır.


hotel restaurant

82 & hi-tech

gastro güncel

TURYİD ve World Central Kitchen’dan Gazze

İçin Sofra Dayanışması

Turizm, Restoran Yatırımcıları ve Gastronomi İşletmeleri Derneği (TURYİD), World Central Kitchen

birlikteliğiyle hayata geçireceği “Gazze İçin Sofradayız” dayanışmasını 1 Mayıs’ta başlatıyor. TURYİD

öncülüğünde yürütülen dayanışma, isteyen tüm işletmelerin katılımına açık olacak.

Turizm, Restoran Yatırımcıları ve Gastronomi

İşletmeleri Derneği (TURYİD), turizm ve

yeme-içme sektörünün toplumsal sorumluluk

gücünü ortaya koyan yeni bir dayanışma

projesini hayata geçiriyor. “Gazze İçin Sofradayız”

adıyla 1 Mayıs’ta başlayacak kampanya, savaş

nedeniyle temel gıdaya erişimi kısıtlanan Gazze

halkına destek olmayı amaçlıyor.

Dayanışma kampanyası, 2010 yılında İspanyol

Şef José Andrés tarafından kurulan uluslararası

yardım kuruluşu World Central Kitchen (WCK)

iş birliğiyle yürütülüyor. WCK bugüne kadar 600

milyonun üzerinde taze ve besleyici öğünü ihtiyaç

sahiplerine hızlı ve etkili bir şekilde ulaştırarak

insani yardım alanında önemli bir rol üstleniyor.

Dünya genelinde afet ve kriz bölgelerinde faaliyet

gösteren WCK, Gazze’de günde 1 milyon öğün

dağıtımı yapıyor.

“Gazze İçin Sofradayız”

dayanışma kampanyası

restoran sektörünü Gazze’deki

insani krize destek olmak

amacıyla aynı sofrada

buluşturuyor. Dayanışma

kampanyasında şeffaf ve

doğrudan yardım için, tercih

edilebilecek farklı modeller

bulunuyor. Türkiye operasyonu

ile TURYİD üyelerinin,

üye olmayan işletmelerin

ve misafirlerin katkılarıyla

WCK’nin küresel çapta

yürüttüğü Gazze çalışmalarına

destek sağlanması

hedefleniyor. Sadece TURYİD

üyelerinin değil, sektördeki

tüm işletmelerin katılımına ve

misafirlerin bireysel katkısına

da açık olarak yürütülecek

kampanyanın Türkiye’deki

genel hedefi 100 marka, 250

restoran ve 100.000 öğün

bağışı olarak belirlendi.

Hedef: 100 marka, 250 restoran, 100 bin öğün

bağışı

Restorandan bağış modeli kapsamında gerçekleşecek

Türkiye operasyonu ile TURYİD üyelerinin,

üye olmayan işletmelerin ve misafirlerin

katkılarıyla WCK’nin küresel çapta yürüttüğü

Gazze çalışmalarına destek sağlanması hedefleniyor.

TURYİD üyesi işletmeler, sektörün temsilci

üye olmayan işletmeler ve misafirlerin bireysel

katkılarıyla WCK’nin küresel gücüne yerel çapta

bir destek sağlamayı hedefleyen TURYİD, kampanyanın

hedefini 100 marka, 250 restoran ve

100.000 öğün bağışı olarak belirledi.

Türkiye’de 1 Mayıs’ta başlayacak “Gazze İçin

Sofradayız” kampanyası, sektörün geniş temsil

gücünü yalnızca ekonomik katkılarla değil, aynı

zamanda toplumsal sorumluluk bilinciyle de

ortaya koymayı amaçlıyor. Restoranlar ve misafirler

aynı dayanışma zincirinde buluşarak Gazze

için ortak bir destek mekanizması oluşturuyor.

Sektör açısından güçlü bir dayanışma mesajı

“Gazze İçin Sofradayız” kampanyası kapsamında

yapılan bağışlar doğrudan WCK’a aktarılırken,

restoran işletmeleri tahsilat sürecinin herhangi

bir aşamasına dahil olmadan dayanışmanın

parçası oluyor. Bu sayede misafirler bağışlarını

şeffaf bir şekilde gerçekleştirebiliyor.

Kampanyayı değerlendiren TURYİD Yönetim Kurulu

Başkanı Kaya Demirer: “Gazze’de yaşananlar

artık bir kriz değil, bir açlık felaketidir. Birleşmiş

Milletler’in de ifade ettiği gibi bu durum artık

kıtlık eşiğine gelmiş bir tabloyu gösteriyor” diyor

ve ekliyor: “Gazze İçin Sofradayız” uzun süredir

üzerinde çalıştığımız ve tüm detaylarını WCK ile

titizlikle planladığımız bir kampanyadır. TURYİD

öncülüğünde yürütülen bu çalışma, sadece üyelerimize

değil katılmak isteyen tüm işletmelere

açıktır. Restoran sektörünün yalnızca gastronomi

alanındaki katkılarıyla değil, toplumsal sorumluluk

bilinciyle de nasıl güçlü bir rol üstlenebileceğinin

kanıtıdır. Dayanışmanın artmasıyla

birlikte hem Gazze’ye ulaştırılan destek hacminin

büyümesini hem de sektörün birlik ve beraberlik

mesajının daha geniş kitlelere ulaşmasını amaçlıyoruz”

diye konuştu.

Şeffaf ve doğrudan yardım için farklı modeller

bulunuyor

Rezervasyon Modeli: Misafirler, turyiddayanisma.org

üzerinden kampanyaya katılan tüm

restoranları görüntüleyebilecek, bu restoranlarda

rezervasyon yaparak kampanyaya

katılabilecekler. Misafirler, bağış tutarı kadar

yemeği seçtikleri restoranda bedelsiz tüketmiş

olacaklar. Böylece her harcama, Gazze’de ihtiyaç

sahiplerine ulaştırılan bir öğüne dönüşecek.

Gazze Destek Öğünleri: Müşteri eğer al-götür

veya rezervasyonsuz servis veren bir restoranı

tercih ediyorsa, bu restoranlar iki alternatif metot

arasından tercih ettikleri yöntemi müşterilerine

sunacak. Menülerinde yer alan “Gazze Destek

Öğünleri”nin gelirinin belirli bir yüzdesi, restoranlar

tarafından doğrudan WCK’a bağışlanacak.

Veya yerleştirilen QR kodlar aracılığıyla müşteriler

seçtikleri yemeklerin bedelini direkt olarak

WCK’ye aktarabilecekler.

Online Bağış: Misafirler turyiddayanisma.org

üzerinden, restorana gitmeden WCK’a doğrudan

destek vererek Gazze’de yürütülen gıda yardım

operasyonlarına katkıda bulunabilecekler.


DrṀurat

İstanbul Gelişim Üniversitesi

Dogan

Güzel Sanatlar Fakültesi Dekan Yardımcısı

Doç.

)

İstanbul’un Tadı: Çokkültürlü Bir Bellek Sofrası (II)

Kıtaları Aşan Tabaklar, Ortaklaşan Hikâyeler

Şehrin bu zengin ve çok sesli

sofrasında her bir durak,

ziyaretçisinin kulağına kendine has

bir hikâye fısıldar. Bir pasaporta

ihtiyaç duymadan çıkılan bu dünya

turunda, Aksaray’daki Asuman ya

da Tepebaşı’ndaki Pars’ın safranlı

pilavında İran’ın zarafetini, Fatih’in

dar sokaklarındaki Köklem Uygur

Restaurant’ın el yapımı eriştelerinde

Orta Asya’nın o bozulmamış

samimiyetini duyumsarız. Doğu’nun

uzak uçlarına doğru yolculuk,

Beşiktaş’ta Nhà Ginza Ginza’nın

phở çorbasındaki o hassas asidik

dengeyle devam ederken; Pera

Thai ve Çok Çok Thai gibi işletmeler

Tayland mutfağının özgün tat

profillerini şehre taşır. Şişli’deki

Seorabeol ile Kore mutfağının,

Sıraselviler’deki Delhi Darbar ile

Hindistan ve Pakistan’ın baharatlı

derinliklerini soluruz. Beşiktaş’taki

Michelin yıldızlı Sankai by Nagaya

ise üst düzey Japon mutfağıyla kentin

küresel sahnedeki prestijini mühürleyen

bir imza gibidir.

Batı’nın ve kuzeyin rüzgârları da bu

devasa sofrada kendine geniş bir yer

bulur. Beyoğlu’nun o vakur ve tarihi

1924 İstanbul (Rejans)’ı, Rus-Osmanlı

mirasını retro bir ambiyansta yaşatırken;

Bostancı’daki Schnitzel Landman

ve Teşvikiye’deki Cafe Wien, Viyana

mutfağını şinitzel ve strudel estetiğiyle

temsil eder. İtalyan mutfağının sıcaklığı

ve samimiyeti ise Ataşehir’deki Fauna

ve Kadıköy’deki Aida Vino e Cucina

aracılığıyla kentin modern haritasına

dahil olur. Latin Amerika’nın ateşli

lezzetleri Ranchero ile Suadiye’den

Nişantaşı’na uzanan bir hat üzerinde

kalıcı izler bırakırken; Fatih’teki

Abyssinia’nın Etiyopya kahve seremonisi

ve Kadıköy’deki Kem Kum’un Mısır

vegan mutfağı, kentin ne denli kapsayıcı

ve kucaklayıcı olduğunun birer kanıtıdır.

Bayrampaşa’daki Mirza Köftecisi’nde

sunulan bir cevapi ise Balkanlar’ın

otantikliğini tabağımıza kadar getirir.

Sonuç olarak İstanbul’un etnik

restoranları, sadece karın doyurulan

ticari işletmeler değil; kültürel

sürdürülebilirliğin, gastronomik belleğin

ve en nihayetinde toplumsal barışın inşa

edildiği kıymetli sığınaklardır. Yenilik

ve otantik deneyim arayışındaki yeni

nesil için bu mekânlar, birer lezzet

durağı olmanın ötesine geçerek farklı

dünyalar arasında köprü kuran “kültürel

aracılar” konumuna yerleşmektedir.

Bu sofrada alınan her lokma, farklı

bir coğrafyanın değerlerini, ritüellerini

ve yaşanmışlıklarını kentsel belleğe

nakşederek İstanbul’un küresel

gastronomi sahnesindeki yerini her gün

biraz daha sağlamlaştırıyor. Her tabak,

aslında birlikte kurulan bir geleceğin ve

paylaşılan ortak bir insanlık hafızasının

sessiz ama derin birer şahididir. Bu

sofrada herkese yer var; çünkü İstanbul,

paylaştıkça çoğalan bir lezzetin adıdır.


hotel restaurant

84 & hi-tech

gastro güncel

c•paces Group Türkiye’nin Gastronomi

Gücünü Artırıyor

2025 yılında yüzde 30 oranında turist misafir ağırlayan c•paces Group, 2026’da bu oranı yüzde 35-38’lere

taşımayı hedefliyor.

2025 yılında 64 milyon yabancı ziyaretçi

ağırlayan ve 65.2 milyar dolar turizm gelirine

ulaşan Türkiye, 2026’da 68 milyar dolar hedefiyle

global turizmde konumunu güçlendiriyor.

Turistlerin yüzde 88.2’sinin destinasyon seçiminde

yemeği belirleyici faktör olarak gördüğü günümüzde,

c•paces Group geliştirdiği gastronomi

ve deneyim odaklı yaklaşımıyla bu dönüşümün

merkezinde yer alıyor. 2025 yılında yüzde 30

oranında turist misafir ağırlayan marka, 2026’da

bu oranı yüzde 35-38’lere taşımayı hedefliyor.

c•paces Group çatısı altında yer alan markaların

uluslararası gastronomi sahnesinde elde ettiği

başarılar, Türkiye’nin turizmdeki rekabet gücüne

doğrudan katkı sağlıyor.

Küresel ölçekte en güçlü seyahat motivasyonlarından

biri olan gastronomi, destinasyon

seçiminde belirleyici rol oynuyor. Turistlerin

yüzde 88.2’sinin seyahat edecekleri ülkeyi

belirlerken gastronomiyi kritik bir unsur olarak

değerlendiriyor. Bu eğilim yeme-içme deneyimini

turizmin en stratejik bileşenlerinden biri haline

getiriyor. Birleşmiş Milletler (BM) Dünya Seyahat

Örgütü’nün verilerine göre, dünya turizm gelirleri

içerisinde yeme-içme harcamalarının payı yüzde

30 seviyesine ulaşıyor. Türkiye’de ise bu oran

yüzde 20-25 arasında değişerek, sektörde en

yüksek paylardan birini oluşturuyor.


2025 yılında yüzde 30 turisti misafir etti

Türkiye’nin, sahip olduğu mutfak kültürünün,

coğrafi zenginliklerinin ve tarihsel birikiminin

dünya gastronomi sahnesinde benzersiz bir yere

sahip olduğuna dikkat çeken c•paces Group

Kurucu Ortağı Göktuğ Özdemir, bu potansiyeli

uluslararası ölçekte daha görünür hale getirmeyi

hedeflediklerini ifade etti. c•paces Group çatısı

altında yer alan markaların gastronomik başarıları

ve deneyim odaklı yaklaşımları Türkiye’nin

turizm anlatısına güçlü bir katman eklediğini

belirten Özdemir, “Geliştirdiğimiz konseptlerle

‘iyi gastronomi deneyimi’nin yanı sıra, iyi yemek,

iyi manzara, iyi ambiyans ve iyi hizmeti bir araya

getirerek misafirlerimize bütüncül bir deneyim

sunuyoruz. Üç restoranımız Michelin Guide ve

Gault&Millau rehberlerinde; Lokanta Feriye ise,

The Times’ın ‘İstanbul’daki En İyi 11 Restoran’

listesinde yer alıyorç Bu da bütüncül deneyim

yaklaşmımızı sergiliyor. Gastronomi turizmi bugün

destinasyonların rekabet gücünü belirleyen

temel unsurlardan biri haline geldi. Bu doğrultuda

2025 yılında yüzde

30 oranında turist

misafir ağırladık, 2026

yılında ise, bu oranı

yüzde 35-38’lere kadar

artırmayı hedefliyoruz.

Markalarımızın

sunduğu gastronomi

deneyimi, turistlerin

Türkiye tercihlerini

doğrudan etkileyen

en önemli unsurlar

arasında yer alıyor. Misafirlerimiz, destinasyon

seçimlerinde lokasyonun yanı sıra, o destinasyonun

sunduğu mutfak kültürü ve deneyimi de

değerlendiriyor. Bu noktada biz de misafirlerimize

Türkiye’nin zengin mutfak mirasını çağdaş bir

anlatımla deneyimleme fırsatı sunuyoruz” dedi.

“Turistler, Türk mezeleri ve yerel lezzetleri

tercih ediyor”

c•paces Group’un verilerine göre, yabancı

misafirlerin en çok tercih ettiği ürünlerin başında

Türk mezeleri geliyor. Yerel ve coğrafi işaretli

ürünlerin modern sunum teknikleriyle buluşması,

bu tercihte belirleyici olurken; paylaşım

kültürüne dayalı yemek deneyimi de misafirlerin

ilgisini artırıyor. Özdemir, “Paylaşıma

dayalı mutfak kültürünü öne çıkararak, misafir

deneyimini daha sosyal ve etkileşimli bir hale

getiriyoruz. Önümüzdeki dönemde bu deneyim

modelini daha geniş bir ölçekte yaygınlaştırarak

Türkiye’nin gastronomi turizmindeki konumunu

daha da güçlendirmeyi hedefliyoruz. Bu doğrultuda

hem yatırım stratejilerimizi hem de marka

yapılanmamızı uzun vadeli ve sürdürülebilir bir

bakış açısıyla şekillendirmeye devam edeceğiz”

diye konuştu.


hotel restaurant

86 & hi-tech

gastro etkinlik

ID Fine ve Dieci Moda’dan

Şef Martinez İmzasıyla Chef’s Table Buluşması

ID Fine ve Dieci Moda iş birliğiyle

gerçekleşen Chef’s Table,

Michelin yıldızlı Şef Sebastien

Martinez’in imza sunumlarıyla fine

dining deneyimini Dieci Moda’da

gastronomi dünyasının odağına

taşıdı.

ID Fine ve Dieci Moda iş birliğiyle hayata geçirilen

Chef’s Table, 21 Nisan’da Dieci Moda’da

gastronomi dünyasının önde gelen şeflerini bir

araya getirdi. Fine dining deneyimini merkeze

alan etkinlik, sektörden yoğun katılımla gerçekleşti.

Etkinliğin odağında, Michelin yıldızlı Şef

Sebastien Martinez’in gerçekleştirdiği sunumlar

yer aldı. Martinez, her bir tabağı bir anlatı alanına

dönüştürdüğü yaklaşımıyla katılımcılara ilham

veren bir deneyim sundu.

Chef’s Table, aynı zamanda ID Fine’ın yeni koleksiyonu

Relic’in lansmanına da ev sahipliği yaptı.

Şef sunumlarında aktif olarak kullanılan Relic,

yumuşak hatları ve karakteristik kenar formuyla

geçmişten tanıdık bir dili bugüne taşıyor. Yeşil ve

maroon tonlarıyla farklı masa kurgularına uyum

sağlayan koleksiyon, sunumun önüne geçmeden

onu tamamlayan dengeli bir zemin sunuyor. ID

Fine, şeflerin üretkenliğini destekleyen yaklaşımıyla,

profesyonel mutfaklarda her tabağı bir

ifade alanına dönüştürmeyi hedefliyor.

Tavil: “Sofra bizim için bir birliktelik ve ilham

alanı”

Chef’s Table etkinliğinde konukları selamlayan

ID Fine Porcelain Satış ve Pazarlamadan Sorumlu

Başkan Yardımcısı ve Genel Müdür Yardımcısı

Reha Tavil, konuşmasında sofrayı bir bağ ve

üretim alanı olarak gördüklerini belirterek, farklı

disiplinlerden gelen isimlerle aynı ortamda buluşmanın

kendileri için büyük bir değer taşıdığını

dile getirdi.

Tavil, konuşmasında şu ifadeleri kullandı: “Bildiğiniz

üzere biz marka olarak sofranın güçlü bir

bağ olduğuna, birlikte ürettiğimize ve ilham verici

bir platform olduğuna inanıyoruz. Yemekten

daha fazla bir birlikteliğe inanıyoruz. Bu akşam

aramızda çok değerli isimler var. Bu kadar değerli

bir kitleyle bir araya gelmek bizim için çok

mutluluk verici. Bu akşamın güzel de bir özelliği

aslında Sebastien Şef ile bir aradayız. Biz farklı

bir kültürden bu sofraya bakıyoruz. Buradaki

birçok insan farklı kültürden, farklı disiplinden

bu sofraya bakıyor. Ama birlikte ilham alıyoruz.

Aslında birlikte aynı dili konuşmaya çalışıyoruz.

İyi yemek ve iyi sunum dilini konuşmaya çalışıyo-


ruz. Bu akşam da Sebastien Şef’in elinden güzel

bir deneyim akşamı yaşayacağımıza inanıyoruz.

Umarım güzel fikirler, güzel tatlarla güzel bir

deneyim akşamı olur. Hepinize katılımınızdan

dolayı teşekkür ederim.”

Martinez: “Farklı mutfaklar aynı sofrada aynı

hissi oluşturuyor”

Gastronomi dünyasının en seçkin ekollerinden

George V çatısı altında yetişen ve 6 Michelin

yıldızlı mutfaklarda edindiği deneyimle öne çıkan

Fransız şef Sebastien Martinez, gecede farklı

kültürlerin aynı sofrada bir araya gelmesinin

kendisi için özel bir anlam taşıdığını ifade etti.

Martinez konuşmasında, “Bu akşam Türk mutfağının

ruhunu yakından hissetme fırsatı buldum.

Farklı disiplinlerin ve mutfak geleneklerinin bir

araya geldiği, Fransız dokunuşlarının Türk ve

İtalyan mutfağıyla birleştiği oldukça zengin bir

tablo var. Aynı sofrada farklı bakış açılarını görmek

ve bunu tabaklara yansıyan bir uyum içinde

deneyimlemek benim için çok değerli” sözlerine

yer verdi.

Uzun yıllar Pavillon Ledoyen ve Le Cinq gibi

dünya gastronomisinin referans noktalarında

görev alan Martinez ustası Christian Le Squer’in

yanında edindiği yüksek mutfak disipliniyle kendi

imza yaklaşımını geliştiriyor. Mevsimsel ürünleri

teknik ustalık ve yaratıcı yorumla bir araya

getiriyor ve bu yaklaşımını bu özel gecede Dieci

Moda’ya taşıyor.


hotel restaurant

88 & hi-tech

gündem etkinlik

Şanlıurfa, Dünya Gastronomi Bölgesi

Adaylığını İstanbul’dan Dünyaya

İlan Etti

Şanlıurfa, Uluslararası Gastronomi, Kültür, Sanat ve Turizm Enstitüsü (IGCAT) tarafından verilen “2029 Dünya

Gastronomi Bölgesi” adaylığını İstanbul’dan dünyaya ilan ederek küresel gastronomi sahnesine iddialı bir giriş yaptı.

Prestijli adaylığını 19 Nisan Pazar akşamı

Tersane İstanbul’da gerçekleştirilen özel bir

lansmanla duyuran Şanlıurfa, Büyükşehir

Belediye Başkanı Mehmet Kasım Gülpınar’ın ev

sahipliğinde gerçekleşen gecede; İstanbul Valisi

Davut Gül, Bayrampaşa Kaymakamı Abdullah

Çiftçi, Beyoğlu Kaymakamı Abdullah Atakan

Atasoy, Cumhurbaşkanlığı Tarım Gıda Politikaları

Kurulu Üyesi İş İnsanı Ramazan Bingöl,

gastronomi dünyasının önde gelen isimleri, iş

dünyasından temsilciler, kanaat önderleri, ünlü

şefler ve basın mensupları ağırladı.

Gaastronomi şehrinin adaylığı, bir şehir tanıtımının

ötesinde insanlık tarihinin en erken yerleşimlerinden

biri olan coğrafyanın, sofra kültürü

üzerinden yeniden anlatılması anlamını taşıyor.

IGCAT (International Institute of Gastronomy,

Culture, ArtsandTourism) tarafından yürütülen

süreçte şehirler mutfak zenginliğiyle birlikte

kültürel mirasın korunması, yerel üretimin

sürdürülebilirliği ve gastronominin bir kalkınma

modeli olarak ele alınması gibi çok katmanlı

kriterler üzerinden inceleniyor.

Adaylık süreci ve paydaşlar

Unutulmaya yüz tutmuş Urfa yemeklerini yeniden

gün yüzüne çıkarmak, geleneksel tarifleri

kayıt altına almak ve ata tohumlarını koruyarak

yerel üreticiyi güçlendirmek adına başlatılan

bu sürecin ilk etabında, Şanlıurfa Büyükşehir

Belediyesi ile IGCAT arasında ön görüşmeler

gerçekleştirildi. Ardından, Şanlıurfa Büyükşehir

Belediyesi tarafından Şanlıurfa'yı temsil etmek

üzere, Harran Üniversitesi, Haliliye Belediyesi,

Eyyübiye Belediyesi, Karaköprü Belediyesi, GAP

İdaresi, Şanlıurfa Ticaret ve Sanayi Odası, Slow-

Food Türkiye Network ve Bureau Gastronomica’nın

dahil olduğu güçlü bir paydaşlık komisyonu

oluşturuldu. Hazırlanan başvuru dosyası,

Barcelona'da düzenlenen IGCAT Danışma Kurulu

Toplantısı'nda değerlendirildi ve Şanlıurfa,

Türkiye'den bu unvan için resmî aday ilan edilen

ilk şehir oldu.

Gülpınar: “Sadece bir adaylık değil”

Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet

Kasım Gülpınar, Şanlıurfa’daki lansmanın yalnızca

bir tanıtım değil, insanlık tarihinin en eski sofra

kültürlerinden birine yapılan anlamlı bir vurgu

olduğunu söyledi. Şehrin arkeolojik açıdan çok

Lansman gecesi,

Şanlıurfa’nın UNESCO

Müzik Şehri kimliğini

yansıtan Vox Humanis

konseriyle başladı.

Şanlıurfa’dan yükselen

çağdaş bir çok sesli koro

olan Vox Humanis;

Anadolu’nun çok kültürlü

müzik hafızasını Batı koro

geleneğiyle buluşturan

repertuvarıyla, bölgesel

mirası evrensel bir sahne

diliyle yorumlayan güçlü bir

sanat odağı olarak geceye

damga vurdu.


katmanlı bir geçmişe sahip olduğunu belirterek,

yeni bulguların bu tarihi sürekli daha da geriye

taşıdığını ifade etti. Gastronominin Şanlıurfa’da

bir lezzet değil, aynı zamanda bir hafıza meselesi

olduğunu vurgulayan Gülpınar; Göbeklitepe ve

Karahantepe gibi alanların bu kültürel hafızanın

temelini oluşturduğunu, “Halil İbrahim Sofrası”

geleneğinin ise paylaşım kültürünü yaşattığını

belirtti.

Kentin gastronomiyi bir kalkınma modeli olarak

ele aldığını ifade eden Gülpınar, ata tohumlarının

korunması, yerel üretimin desteklenmesi ve

kültürel mirasın geleceğe taşınmasının sürecin

temelini oluşturduğunu söyledi. Türkiye’nin

güçlü gastronomi potansiyeline dikkat çekerek,

bu birikimin doğru bir vizyonla dünyaya aktarılması

gerektiğini ve 2029 hedefi için çalışmaların

sürdüğünü dile getirdi.

Dodd: “12 bin yıllık yaşayan bir anlatım”

Özel davette video ile mesajını ileten IGCAT

Başkanı Diane Dodd yaptığı konuşmada,

Şanlıurfa’nın enerjisi, lezzetleri ve hikâyelerini

yerinde deneyimlemek istediğini ancak etkinliğe

katılamadığını belirtti. Şanlıurfa’nın adaylık

sürecini “bir kutlamadan öte vizyonun takdiri”

olarak değerlendiren Dodd, Mehmet Kasım

Gülpınar liderliğinde yürütülen çalışmaların

kenti uluslararası ölçekte öne çıkardığını söyledi.

Şehrin gastronomiyi 12 bin yıllık bir yaşam anlatısı

olarak taşıdığını vurgulayan Dodd, Göbeklitepe

ve Taş Tepeler’in bu kültürel sürekliliğin temelini

oluşturduğunu ifade etti. UNESCO Müzik Şehri

kimliğine de dikkat çekerek, müzik ve gastronominin

Şanlıurfa’da birbirini tamamlayan iki güçlü

kültürel unsur olduğunu dile getirdi.

Dodd, Dünya Gastronomi Bölgesi adaylığının

sadece bir unvan değil; yerel ekonomiyi güçlendiren,

üreticiyi destekleyen ve kültürel kimliği

görünür kılan uzun soluklu bir süreç olduğunu

belirtti. Şanlıurfa’nın Türkiye’den bu unvana aday

gösterilen ilk bölge olmasının önemli bir eşik

olduğunu söyleyerek, kenti tebrik etti ve süreci

yerinde deneyimlemek için ziyarette bulunmayı

planladığını ifade etti.

Taş Tepeler’den sofraya uzanan menü

Şanlıurfa’nın “2029 Dünya Gastronomi Bölgesi”

adaylığı lansmanında, kentin kadim mutfak

kültürünü yansıtan özel bir menü davetlilerle

buluştu. Şef Gökhan Çilak tarafından kurgulanan

menü; doğanın döngüleriyle uyumlu üretim

ve paylaşım kültürünü merkeze alarak, Taş

Tepeler’den günümüze uzanan gastronomi hafızasını

güçlü bir anlatıyla aktardı. Rixos Tersane

Hotel İstanbul Executive Chef’i Efe Anıl Çetin

ve ekibinin de katkı sağladığı menü, gecenin en

dikkat çeken unsurlarından biri oldu. “Toplamak,

öğütmek, közlemek, paylaşmak ve hatırlamak”

başlıkları etrafında şekillenen menüde; nohut,

mercimek, siyez, firik, çağla, yabani otlar ve menengiç

gibi bölgeye özgü ürünler öne çıktı. Lakto

fermente ayran ve menengiçli içecekler gibi

eşleşmelerle zenginleşen tabaklar, Şanlıurfa’nın

binlerce yıllık üretim ve tüketim alışkanlıklarını

modern mutfak diliyle yorumladı. Taş tepeler

ekmekleri, keme mantarı, nar ekşisi, isot ve

karadut gibi yerel tatlarla derinleşen menü; toplu

yemek kültüründen fermantasyonun doğuşuna

uzanan çok katmanlı bir hikâye sundu.


hotel restaurant

90 & hi-tech

gündem etkinlik

Damaklarda İz Bırakan Yolculuk:

Constance Festival Culinaire

Seyahat artık yalnızca bir noktadan diğerine ulaşmak değil; ilham veren hikâyelerin içine adım atmak, tüm

duyularla keşfetmek ve kalıcı deneyimler biriktirmek anlamına geliyor. Modern gezginler artık yalnızca

destinasyonları değil, o destinasyonların ruhunu yansıtan lezzetleri, kültürü ve mutfak hikâyelerini de keşfetmek

istiyor. Hal böyleyken gastronomi de bu deneyimin merkezinde yer alarak turizmin en güçlü çekim unsurlarından

biri haline geliyor.

Yükselen Gastro-turizm trendi, destinasyonların

marka değerini her geçen gün artırırken;

ziyaretçilere çok katmanlı, duygusal

bağ kurabilecekleri deneyimler sunuyor. Bu

dönüşüm, otelcilik anlayışını da büyük anlamda

değiştiriyor. Artık lüks; yalnızca konforla değil, il-

ilham veren lezzetli yolculuklarla, özgün konsept-

konseptlerle

ve unutulmaz ve deneyimlerle tanımlanı tanımlanı-

yor. Şef iş birlikleri, yaratıcı mutfak sahneleri ve

uluslararası etkinlikler sayesinde oteller, birer

konaklama alanından çok daha fazlasına adeta

birer -deneyim sahnesine- dönüşüyor.

Bu farkı ortaya koyanlardan biri de, Hint Okyanusu’nun

büyüleyici atmosferinde konumlanan

Constance Belle Mare Plage. Her yıl mart ayında

gastronomi dünyasının en prestijli buluşmalarından

biri olan ve bu sene 13-21 Mart tarihleri

arasında 19.’su düzenlenen Constance Festival

Culinaire’e ev sahipliği yaparak Mauritius’un

egzotik doğasıyla iç içe geçen festival, lüks

turizm ile “Haute Cuisine” anlayışını kusursuz

bir uyumla bir araya getiriyor. Constance Belle

Mare Plage’ın zarif detaylarla şekillenen konaklama

anlayışı ve kusursuz hizmet kalitesi ise

festivali bir etkinlikten öteye taşıyarak bütünsel

bir deneyime dönüştürüyor. Gündüzleri ilham

veren workshop’lar, akşamları ise yıldız şeflerin

imzasını taşıyan menülerle misafirler; tat, koku

ve görselliğin mükemmel uyumunda benzersiz

bir yolculuğa çıkıyor.

Festival boyunca Michelin yıldızlı şefler ile yükselen

yetenekler aynı sahneyi paylaşarak üretkenliğin

sınırlarını zorluyor. Ancak bu etkinlik yalnızca

bir yarışma değil; aynı zamanda yeteneklerin

keşfedildiği, geliştirildiği ve geleceğin gastronomi

vizyonunun şekillendiği güçlü bir platform.

Ustalık sınıfları, özel tadım deneyimleri ve göz

alıcı gala geceleri, katılımcılara gastronominin

en rafine ve ayrıcalıklı halini sunuyor.

Bu benzersiz deneyim, sadece bir otelde değil,

aynı zamanda grubun diğer ikonik tesislerinde

de yankı buluyor. Özellikle Constance Hotels

Constance Hotels & Resorts Türkiye Bölge Satış ve Pazarlama Yöneticisi

Gamze Eren

Prince Maurice Mauritius, sofistike ambiyansı,

su üzerindeki villaları ve üst düzey gastronomi

anlayışıyla bu vizyonun en zarif temsilcilerinden

biri olarak öne çıkıyor. Burada geçirilen her an,

gastronominin bir yaşam tarzına dönüştüğü

seçkin bir dünyaya davet niteliği taşıyor.

Bu zengin deneyim ve birikimin katkısıyla festival,

gastronominin turizm üzerindeki dönüştürücü

gücünü en etkileyici şekilde ortaya koyan örneklerden

biri olmaya devam ediyor. Bu prestijli

etkinlik, yalnızca katılımcılara unutulmaz anlar

sunmakla kalmıyor; aynı zamanda destinasyon

pazarlamasında fark yaratmak isteyen markalar

için de ilham veren güçlü bir model oluşturuyor.


Monreve Group’tan TEV Bursiyerlerine Yıl

Boyu Kültür Ve Deneyim Programı

Monreve Group, Türk Eğitim Vakfı (TEV) bursiyerlerine yönelik yıl boyunca sürecek kültür, sanat ve

gastronomi odaklı deneyim programını başlattı. Yıl boyu devam etmesi planlanan programın ilk etabı

İzmir’de gerçekleştirildi.

Şirketin sosyal sorumluluk

yaklaşımıyla hayata geçirdiği proje

kapsamında, İzmir’de eğitim gören

3. ve 4. sınıf üniversite öğrencilerinden

oluşan toplam 200 bursiyerin programa

katılması planlanıyor. Dört ayrı turdan

oluşacak organizasyonlar 50’şer

kişilik gruplar halinde düzenlenecek.

Programın ilk iki etabı 11 Nisan ve 9

Mayıs tarihlerinde yapılacak, diğer

turların ise yılın ilerleyen dönemlerinde

gerçekleştirilmesi öngörülüyor.

Gün boyu çok disiplinli deneyim

Monreve Group’un kültür, sanat ve

seyahat markası Art Monreve Travel

tarafından hazırlanan programda

öğrenciler, gün boyu süren etkinliklerle

tarih, sanat ve gastronomiyi bir

arada deneyimledi. İzmir’de başlayan

program kapsamında ilk durak İzmir’in

Torbalı ilçesinde

bulunan Metropolis

Antik Kenti oldu.

Öğrenciler, uzman

rehberler eşliğinde

antik kentin tarihsel

geçmişi ve arkeolojik

mirası hakkında

bilgi aldı. Program

daha sonra Key

Museum ziyaretiyle

devam etti.

Katılımcılar burada

otomotiv tarihi ve

koleksiyonculuk

kültürüne ilişkin

farklı bir bakış

açısı edinme fırsatı

buldu. Günün devamında Torbalı’daki

Montiano’da öğle yemeği verildi.

Öğleden sonraki programda Lucien

Arkas Bağları ziyaret edildi. Bağcılık

kültürü ve üzüm çeşitlerine ilişkin

bilgilerin paylaşıldığı etkinlikte, bağ

ve mahzen gezisiyle şarap üretim

süreçleri yerinde incelendi. Programın

son durağı ise Arkas Sanat Urla oldu.

Öğrenciler, rehberli tur eşliğinde Arkas

Koleksiyonu’ndan seçkileri inceleyerek

çağdaş sanatla doğrudan temas kurdu.

Arkas: “200’den fazla bursiyere

ulaşmayı hedefliyoruz”

Etkinlik, gençlerin kültür, sanat ve

gastronomi alanlarında farkındalık

kazanmasını hedefliyor. Monreve Group

Yönetim Kurulu Başkanı Merve Arkas,

projeye ilişkin değerlendirmesinde,

“Bu programla yıl boyunca 200’den

fazla bursiyerimizin farklı disiplinlerle

doğrudan temas kurmasını sağlamayı

hedefliyoruz. Gençlerin kültürel ve

sosyal gelişimlerine katkı sunacak

projeleri önceliklendiriyoruz” ifadelerini

kullandı. Projenin yıl boyunca farklı

öğrenci gruplarının katılımıyla devam

etmesi planlanıyor.


92

hotel restaurant

& hi-tech

gastro aktüel

Gastronometro’nun

operasyonu artık

Murat İlke Özipek’te

2014’ten bu yana Gastronometro’nun

büyüme ve gelişiminde önemli bir rol

oynayan Maximilian J. Thomae’nin

ayrılığı ile operasyonel süreçler artık

Gastronometro Müdürü ve Yönetici

Eğitmen Şefi Murat İlke Özipek

tarafından yürütülecek.

Yerel değerleri ve Türk mutfağının zenginliğini

geleceğe taşıma vizyonuyla yola çıkan

Gastronometro, kuruluşundan bu yana

misyonunu genişleterek eğitimi, Ar-Ge, Ür-Ge

ve uygulama çalışmalarını tek çatı altında

birleştiren stratejik bir platforma dönüştü.

Murat İlke Özipek, bu dönüşüm sürecinde

200’den fazla uluslararası etkinlik, 1.000’i

aşkın profesyonelin eğitimi ve yaklaşık

3.000’i aşkın yeni ürün geliştirme çalışmasında sorumluluk

üstlenerek, platformun bugünkü konumuna ulaşmasında

katkıda bulundu. Özipek, Gastronometro’da Milli Eğitim

Bakanlığı (MEB) ile yürütülen projelerden "Gençlik

Akademisi"ne kadar pek çok sürdürülebilir modelin

mimarları arasında yer aldı. Türk mutfağının köklü mirasını

modern tekniklerle harmanlayan yaklaşımıyla, Michelin yıldızlı

uluslararası şeflerin yerel malzemelerle tanışmasından genç

şef adaylarına disiplin kazandırılmasına kadar geniş bir alanda

platforma rehberlik etti. Yeni dönemde Özipek, Gastronometro

platformunun Türkiye’nin gastronomi ve ağırlama sektörünü bir

araya getiren en güçlü çözüm ortağı olma vizyonununu devam

ettirecek.

Efsanevi pazar brunch

geleneği geri döndü

Boğaz’ın ikonik adresi Çırağan Palace

Kempinski, yeni açılan restoranı Rüya

İstanbul’da özlenen Pazar brunch’larını

yeniden misafirleriyle buluşturuyor.

Rüya İstanbul’da her pazar, özenle hazırlanan açık büfe

lezzetler ve gurme tatlarla zenginleşen seçkiler sunuluyor.

Eşsiz Boğaz manzarası, tarihi saray bahçeleri ve geniş

teras ayrıcalığıyla Rüya’da sunulan brunch, bir ziyafete

dönüşüyor. Açık büfede yer alan gurme lezzetler, Türkiye’nin

farklı bölgelerinden özenle seçilmiş peynir ve zeytin

çeşitlerinden, saray pastanesinden çıkan sıcak lezzetlere,

artizan ekmeklerden ev yapımı reçellere uzanan

zengin bir seçki sunuyor. Mevsimsel salatalar,

özenle hazırlanan zeytinyağlılar ve klasik tatların

rafine yorumları, bu buluşmaya katmanlı bir

derinlik kazandırıyor. Deniz ürünlerinden et ve

balık seçeneklerine uzanan geniş yelpaze, şeflerin

ustalığıyla misafirlerin önünde hazırlanırken,

tüm bu çeşitlilikle birlikte özenle kurgulanmış

bir brunch deneyimine dönüşüyor. Brunch deneyiminin en

dikkat çekici unsurlarından biri olan göz alıcı tatlı odası, adeta

bir sanat galerisi estetiğinde kurgulanarak misafirleri ilk

bakışta büyülüyor. Gurme açık büfe seçkisi ve mekanın imza

tabaklarıyla şekillenen pazar ritüeli, Boğaz manzarası eşliğinde

canlı müziğin eşlik ettiği zarif atmosferde, gastronomik

deneyimi daha da keyifli hale getiriyor.


Pastacılığa yönelik

geniş ürün çeşitliliği

2026 trendleri profesyonel mutfakları

dönüştürürken, yeme içme sektörünün en

yakın iş ortaklarından Metro Türkiye kruvasan

unundan matcha’ya, bitki bazlı krema

alternatiflerinden mascarpone’ye uzanan geniş

ürün yelpazesi ve yeni pastacılık kataloğuyla

şeflere ilham veriyor.

Pastacılık, unlu mamuller ve ilgili mutfak ekipmanları

grubunda 500’den fazla çeşitte ürünü raflarında bulunduran

Metro Türkiye, kendi markaları Metro Chef, Metro Premium,

Aro, Rioba ve Metro Professional altında da güvenilir çözümler

sunmaya devam ediyor. Ürün çeşitliliğini yeni pastacılık

kataloğunda bir arada getiren Metro Türkiye, profesyonellere

ve kendi evinin şefi olanlara ilham vermeyi amaçlıyor.

Pastacılık profesyonelleri için 2026, klasik tekniklerin modern

beklentilerle buluştuğu bir yıl olarak öne çıkıyor. Bu dönemde

tek boyutlu tatlar yerini; kontrast dokuların ve sunumuyla

deneyim sunan katmanlı lezzetlere bırakıyor. "Daha az şeker

– daha dengeli lezzet" yaklaşımının bir sonucu olarak hurma

suyu gibi ürünler, wellness ve fonksiyonellik kavramları

reçeteleri şekillendirirken; matcha, badem unu gibi

içerikler menülerde daha fazla yer buluyor. Sektörün bir

diğer odak noktası olan sürdürülebilirlik ve atıksız mutfak

disiplini ise üretim planlamasında verimliliği beraberinde

getiriyor. Metro Türkiye, kendi markaları altında pastacılık

ve unlu mamuller kategorilerinde gıda ve gıda dışı olmak

üzere geniş bir ürün gamı sunuyor.

Pirinç tüketin, diyet

kalitesini artırın

Araştırmalar, pirinç tüketen bireylerin

daha yüksek diyet kalitesine sahip

olduğunu ve daha fazla lif, vitamin ve

mineral aldığını ortaya koyuyor. Ayrıca

pirincin, tokluk hissini artırarak kilo

kontrolüne destek olabileceği belirtiliyor.

Mart 2014’te Food & Nutrition Sciences dergisinde yayımlanan

bir çalışmada, NHANES (2002–2010) verileriyle 14.386

yetişkinin beslenme alışkanlıkları incelendi. Pirinç tüketen ve

tüketmeyen bireyler karşılaştırıldığında, pirinç tüketicilerinin

diyet kalitesinin daha yüksek olduğu görülüyor. Ayrıca bu

kişilerde lif, folat, magnezyum ve demir alımı daha fazla;

meyve, sebze, tahıl, et ve baklagil tüketimi de daha yüksek

olduğu belirtiliyor. Buna karşılık, katı yağ ve ilave şeker

tüketimi pirinç tüketimiyle ters ilişkili bulunduğu bilgisi

paylaşılırken, 2009 ve 2010 yıllarındaki iki çalışma da

benzer sonuçları destekliyor. Bu araştırmalara göre

pirinç tüketen bireyler daha az doymuş yağ ve ilave şeker,

daha fazla lif, vitamin ve mineral tüketiyor. Bununla beraber

pirinç tüketimi; daha düşük obezite, yüksek tansiyon, bel

çevresi artışı ve metabolik sendrom riskleriyle ilişkilendiriliyor.

Genel olarak bu çalışmalar, pirinç tüketiminin daha kaliteli ve

dengeli bir beslenme modeliyle bağlantılı olduğunu gösteriyor.

Ayrıca pirincin, tokluk hissini artırarak kilo kontrolüne destek

olabileceği bilgisi de ekleniyor.


94

hotel restaurant

& hi-tech

gastro aktüel

Perran yaz

sezonuna

hazır!

Klasik Türk mutfağının sevilen

tatlarını modern dokunuşlarla yeniden

yorumlayan Perran Ocakbaşı; taze ve

yerel ürünlerle hazırlanan mezeleri,

ustalıkla pişirilen kebapları ve kendine

özgü tarifleriyle Yalıkavak akşamlarına

bu sezon da imzasını atmaya

hazırlanıyor. Menüde ara sıcaklarda

Süryani usulü haşlanmış içli köfte,

Antibiyotik ve perde pilavı öne çıkarken; mekânın spesiyalleri

arasında Perran Çökertme, Kurabiye, kıymalı tava ve pirzola

sini tava dikkat çekiyor. Et konusundaki iddiasını haşhaş

kebabı, fıstıklı kebap, çıtır beyti, yağlı kara ve Tike kebabı gibi

özgün lezzetlerle ortaya koyan restoranda; Urfa ve Adana’nın

klasik kebapları ile lahmacun çeşitleri de müdavimlerin

İstanbul’un en merkezi konumlarından biri olan Bomonti’nin

kalbinde yer alan Hilton İstanbul Bomonti Hotel &

Conference Center, mutfak operasyonlarının liderliğini

deneyimli şef Selim Ay’a emanet etti. Uluslararası

mutfak deneyimi ve yenilikçi yaklaşımıyla öne çıkan Ay,

yeni dönemde kendi imzasını taşıyan lezzetlerle otelin

gastronomi deneyimini bir üst seviyeye taşımayı hedefliyor.

1999 yılında aile restoranında çalışmaya başlayarak yemek

vazgeçilmezleri arasında yer alıyor. Şehrin Meksikalısı

Ranchero, Bar by Ranchero konseptiyle Perran Ocakbaşı’nın

dost sofralarına bu yaz da enerjik ve özgün bir dokunuş katıyor.

Bar by Ranchero’nun zengin içecek menüsünde; Meksika’nın

vazgeçilmez margaritaları, tekila ve mezcal bazlı özel reçeteler,

taze mevsim meyveleriyle hazırlanan imza kokteyller ve keşif

duygusunu tetikleyen sürpriz tatlar öne çıkıyor.

Hilton İstanbul

Bomonti’ye yeni

Executive Chef

Hilton İstanbul Bomonti’nin yeni Executive

Chef’i, profesyonel mutfak yönetimi

konusundaki deneyimiyle öne çıkan Selim Ay

oldu.

yapma tutkusunu keşfeden Ay, aldığı eğitimle birlikte Hilton

Grubu’nda otelcilik kariyerine adım attı. Mesleki gelişim

sürecinde fine dining restoranlarda çeşitli görevler üstlenen

Ay, 2007 yılında Hilton İzmir’de Mutfak Bölüm Şefi olarak üç yıl

görev yaptı. Otelin ön açılış ekibinde yardımcı şef olarak görev

alan Ay, ardından Conrad Dubai’ye Executive Sous Chef olarak

transfer oldu ve burada üç yıl boyunca çalıştı. 2022 yılında Hilton

Grubu’nun markalarından Waldorf Astoria Dubai International

Financial Centre’da Head Chef olarak göreve başlayan Ay, bu

dönemde sektörde adından söz ettiren çalışmalara imza attı.

Üretkenlik ve sürdürülebilirliği destekleyen bir atık kontrol

sistemini başarıyla hayata geçirdi. Bu başarılarıyla Hotelier

Middle East Chef Power List’te yer alan Ay’ın yönetimindeki

Bull & Bear restoranı, iki yıl üst üste Gault & Millau tarafından

tavsiye edilen restoranlar arasında gösterildi.



hotel restaurant

96 & hi-tech

mekan keşif

Adem Şahin,

Mest Balık’ta

Misafirlerini Nasıl

“Mest Ettiklerini”

Anlattı

Mest Balık kurucu ortakları; Murat Karatay, Adem Şahin

(soldan sağa)

Röportaj: Hatice Ünal Bilen

Adalar manzarasında mest eden bir deneyim,

İstanbul Maltepe’de denize karşı

konumlanan Mest Balık’ta misafirlerini

karşılıyor. Adalar silüetine uzanan manzarası,

özenle tasarlanmış ferah salonları ve doğallığı

merkeze alan mutfak anlayışıyla dikkat çeken

mekan, balık ve meze kültürünü modern dokunuşlarla

birleştirerek güçlü bir gastronomi deneyimi

sunuyor. Tazeliğe verilen önem, mevsimsel

ürün seçimi ve detaylara gösterilen titiz yaklaşım

ise restoranı benzerlerinden ayıran en önemli

özellikler arasında yer alıyor.

Mest Balık’ın işletme ortaklarından Adem Şahin,

Adalar manzarası eşliğinde misafirlerini nasıl

“mest ettiklerini” anlattı…

Mest Balık ne zaman açıldı, kuruluş hikayeniz

nedir?

Mest Balık, İstanbul Maltepe’de, Adalar’ın büyüleyici

manzarasına karşı geçtiğimiz yıl ağustos

ayında kapılarını açtı. Kurucularımız Adem

Şahin, Murat Karatay, Şef Salih Akpolat ve Ümit

Küçük’ün sektördeki yıllara dayanan tecrübeleri,

ortak bir vizyonda buluşarak bu markayı ortaya

çıkardı. Çıkış noktamız çok netti: Misafirlerimizin

sadece yemek yiyip ayrıldığı değil, kendini iyi

hissettiği ve gerçekten “mest olmuş” bir deneyim

yaşadığı bir mekan yaratmak. “Mest” ismi de tam

olarak bu duyguyu ifade ediyor.

Masalarınıza baktığınızda nasıl bir misafir

profili görüyorsunuz?

Mest Balık’ta iş dünyasından misafirleri, aile

yemeklerini ve hem yerli hem de yabancı konukları

ağırlıyoruz. Kısa sürede güçlü bir müdavim

kitlesi oluşturduk. Misafirlerimizin ortak beklentisi;

sıradanlaşmış lezzetlerin ötesinde, farklı

dokunuşlarla hazırlanmış özel tatlar deneyimlemek.

Sofralarda paylaşım kültürü, zengin meze

çeşitliliği ve özenli sunum ön planda.

Menünüzde öne çıkan imza lezzetler nelerdir?

Mest Balık mutfağında klasik lezzetleri modern

dokunuşlarla yeniden yorumluyoruz. Mezelerimiz

bu yaklaşımın en güçlü yansıması. Menümüzde

geniş bir meze seçkisi bulunuyor ve her biri mutfaktan

adeta küçük bir sanat eseri gibi çıkıyor.

Öne çıkan lezzetlerimiz arasında, istridye mantarlı,

karamelize soğanlı Mest enginar, Mevsimine

göre hazırlanan yoğurtlu çağla mezesi, Sıcak

kabak çiçeği dolması, Ege otlarından hazırlanan

sıcak logos sarması, Logostan yapılan balık

köftesi, özellikle yapımı yaklaşık 8 saat süren

Pendik Pilakisi, sabrın lezzete dönüştüğü en özel

tabaklarımızdan biri. Ara sıcaklarda kadayıflı

çıtır karides, kalamar tava ve ahtapot ızgara. ana

ürünlerde ise, kalkan tandır, deniz levreği tandır,

kırlangıç buğlama, fener kavurma, dülger menüyer

öne çıkan lezzetlerimizdir. Finalde ise, Mest

tatlısı, hafif ama akılda kalıcı bir imza olarak

sofrayı tamamlıyor. Kalkan tandır ve levrek tandır

ise misafirlerimizin favorileri arasında yer alıyor.

Balık ve ürün seçiminde nelere dikkat ediyorsunuz?

En büyük önceliğimiz tazelik. Tüm ürün alımlarımızı

günlük olarak, tüketebileceğimiz kadar yapıyoruz.

Seçim kriterlerimiz; tazelik, lezzet, fiyat

dengesi, sürdürülebilirlik. Ürünlerimizi mümkün

olduğunca doğrudan üreticisinden temin ediyoruz.

Örneğin menümüzde kullandığımız enginar,

Urla’da bizim için özel olarak yetiştiriliyor. Bu

yaklaşım, “denizden sofraya” anlayışını bir adım

ileri taşıyarak “topraktan sofraya” felsefesine

dönüşüyor. Mevsimsellik bizim için çok önemli;

bu sayede her ürünü en doğru zamanında, en

iyi haliyle sunabiliyoruz. Mevsimine göre kalkan,

tekir, barbun, kırlangıç ve deniz levreği gibi ürünleri

menümüzde bulunduruyoruz.


Pişirme tekniklerinizde nasıl bir lezzet hedefliyorsunuz?

Mutfağımızda temel yaklaşım; ürünün doğal

yapısını koruyarak lezzeti ön plana çıkarmak.

Örneğin; kalkan tandır, yaklaşık 1 saat boyunca

kendi buharında, Meste özel sosuyla natürel

şekilde pişirilir. Kırlangıç buğlama, sebzelerin

ayrı ayrı pişirilip ardından doğal balık suyu ile

birleştirilmesiyle hazırlanır. Bu tekniklerle ağır

ve baskın tatlar yerine, dengeli ve doğal aromalar

sunuyoruz. Hedefimiz; sade ama etkileyici bir

lezzet deneyimi.

Meze kültürünüz ve hazırlık süreciniz nasıl

ilerliyor?

Mest Balık’ta meze, deneyimin en önemli parçalarından

biri. Menümüzde mevsime göre değişmekle

birlikte yaklaşık 60 çeşit sıcak ve soğuk

meze bulunuyor. Her ürün öncelikle aşçıbaşı ve

ekibi tarafından geliştiriliyor. Menüye girmeden

önce ekip içinde ve damak zevkine güvenilen

tadım ekip onayından geçiyor. Sonrasında misafir

geri dönüşleriyle şekilleniyor. Hazırlık sürecinde

ise, hijyen, sürdürülebilirlik ve maliyet dengesi

titizlikle gözetilyor. Tüm bu unsurlar bir araya

geldiğinde, ortaya hem dengeli hem de güçlü bir

lezzet çıkıyor.

Restoranınızın konumu ve atmosferi deneyimi

nasıl tamamlıyor?

Mest Balık, Adalar manzarası eşliğinde konumlanmış,

ulaşımı kolay ve özel bir lokasyonda

yer alıyor. Restoranımızda her masadan denizi

görebileceğiniz şekilde tasarlanmış iki farklı

salon bulunuyor. Bizi farklı kılan detaylardan biri

de ön tarafta yer alan organik bahçemiz. Kendi

sebzelerimizin bir kısmını burada yetiştiriyor,

doğallığı doğrudan sofraya taşıyoruz.

Mimari yapımız, şık ve zarif detaylarla tasarlanırken;

sunduğumuz atmosfer misafirlerimize hem

huzurlu hem de keyifl i bir deneyim sunuyor. En

arka masada bile manzarayı hissedebileceğiniz

bir bütünlük oluşturduk.

Mest Balık’ta önceliğimiz çok net: Misafirlerimizin

buradan mutlu, keyifl i ve gerçekten “mest

olmuş” bir şekilde ayrılması. Lezzet, sunum ve

atmosferi bir araya getirerek, her ziyareti unutulmaz

bir deneyime dönüştürmeyi hedefliyoruz.

Mest Balık’ta meze,

deneyimin en önemli

parçalarından biri.

Menümüzde mevsime

göre değişmekle birlikte

yaklaşık 60 çeşit

sıcak ve soğuk meze

bulunuyor.


hotel restaurant

98 & hi-tech

yeni mekan

Hızlı Şehir

Hayatına

Şık Bir Mola

12:45 by

5masa

Maslak 42’de konumlanan 12:45 by

5masa, yoğun şehir temposuna kısa

ama şık bir öğle molası sunuyor. Tek

menü konseptiyle hazırlanan bu özel

deneyim, iş gününün ortasında lezzetli

ve keyifli bir kaçış vadediyor.

Şehir hayatının en dinamik anlarından

biri olan öğle saatleri, artık bambaşka

bir deneyime dönüşüyor. Maslak

42’de hayata geçen 12:45 by 5masa, çağdaş

mutfak dokunuşlarını zarif bir atmosferle

buluşturarak şehirli profesyonellere kısa

ama etkisi uzun süren bir ritüel sunmayı

hedefliyor. Hafta içi 12:00 – 16:00 saatleri

arasında hizmet veren mekân, öğle molasını

sadece bir yemek arası olmaktan çıkarıyor.

Konseptin temelinde; yoğun şehir temposu

içinde kısa süreli ama yüksek kaliteli bir

kaçış sunma fikri yer alıyor. Mekânın zarif

ve modern tasarımı, misafirlerine enerjisi

yüksek ama dengeli bir atmosfer sunuyor.

Tek menü, net lezzet

12:45 by 5masa’da öğle molası, özenle

seçilmiş tek menü ile sunuluyor. Şehrin

temposuna kısa ama unutulmaz bir ara

vermek isteyenler için hazırlanan bu menü;

cevizli hardal soslu marul salatası, ardından

Cafe de Paris soslu bonfile ve patates

kızartması, finalde ise klasikleşmiş bir tatlı

olan tiramisu ile tamamlanıyor.

Gastronomi

ve deneyimi

odağına

alan bu özel

konsept, öğle

saatlerine

ilham veren,

rafine ve

akılda kalıcı

bir mola

vadediyor.


Shake Shack’ten Kore Mutfağına

Özel Lezzet Serisi

lezzet profiline uyum sağlarken, fermente

sebzelerle hazırlanan kimchi slaw, hafif ekşi

ve diri dokusuyla tazelik hissi sunuyor. İkili,

birlikte malzemeler arasında dengeli ve

bütünlüklü bir tat geçişi oluşturuyor.

Atıştırmalık sevenlere

Seride yer alan Gochujang Chicken Bites,

çıtır tavuk parçalarını Kore dokunuşuyla

sunuyor. Kızartılmış tavuk parçaları,

içindeki sulu dokuyu korurken dışındaki çıtır

kaplamayla keyifli bir kontrast oluşturuyor.

Üzerine eklenen gochujang glaze sos, parlak

ve hafif yoğun yapısıyla tavuk parçalarını

kaplayarak tatlı ve baharatlı notaları öne

çıkarıyor. Sosun akışkan kıvamı, her lokmada

tavukla uyumlu ve bütünlüklü bir lezzet

deneyimi sunuyor.

Shake Shack, Kore mutfağının

güçlü tatlarından ilham

aldığı yeni menüsünü tanıttı.

Gochujang sosu, susam

ve kimchi dokunuşlarıyla

hazırlanan seride burgerden

tavuk atıştırmalıklarına uzanan

cesur ve dengeli lezzetler yer

alıyor.

Shake Shack, dünya mutfaklarından

ilham alan yaklaşımını bu kez Kore’nin

güçlü tatlarıyla bir araya getiriyor. Tatlı

ve hafif acı notaların dengesiyle şekillenen

yeni lezzet seçkisi; burgerden tavuk

atıştırmalıklarına, eşlikçilerden soslara

uzanan bütünlüklü bir deneyim sunuyor.

Gochujang’ın kendine özgü yoğunluğu,

kavrulmuş susamın sıcaklığı ve taze yeşil

soğanın canlı etkisiyle hazırlanan seri, Shake

Shack’in imza lezzetlerine farklı bir yorum

katıyor.

Dengeyi sevenlere güçlü bir burger yorumu

Serinin öne çıkan lezzetlerinden Korean

BBQ Burger, Shake Shack’in sulu ve özenle

pişirilen dana köftesini Kore mutfağından

ilham alan tatlarla buluşturuyor. Hafif

kızarmış, yumuşak dokulu ekmek ve

erimiş cheddar peyniri burgerin temelini

oluştururken, tatlı ve keskin notaları bir

araya getiren Korean BBQ sos lezzetin

merkezinde yer alıyor. Kavrulmuş susamın

hafif dokunuşu, çıtır arpacık soğanı ve yeşil

soğanla birleşerek her lokmada dengeli

ve zengin bir tat sunuyor. Dışı hafif çıtır, içi

sulu köfte ise sosun yoğunluğuyla uyum

yakalayarak farklı bir burger deneyimi ortaya

çıkarıyor.

Kore esintili bir favori

Kore mutfağının ikonik tatlarından gochujang

ile hazırlanan Gochujang Chicken Burger,

serinin dikkat çeken seçeneklerinden biri.

Altın renginde kızartılmış tavuk göğsü, dışı

çıtır içi sulu yapısıyla öne çıkıyor. Üzerine

eklenen gochujang glaze sos, tavuğun

lezzetini daha da belirgin hale getiriyor.

Gochujang mayonez ve gevrek dokulu kimchi

slaw salatası ise burgerin yapısına taze

ve hafif ekşi bir denge katıyor. Gochujang

mayonez, dengeli baharatlı notalarıyla genel

İkonik patatesine Kore yorumu

Serinin eşlikçi lezzetlerinden Gochujang

Patates, Shake Shack’in ikonik kıvrımlı

patates kızartmasını Kore esintisiyle sunuyor.

Dışı altın sarısı ve çıtır, içi ise yumuşak

dokulu patatesler, kremamsı gochujang

mayonez ile buluşuyor. Üzerine eklenen

çıtır füme et parçaları ve pul biberle birlikte

lezzetin etkisi daha da belirgin hale geliyor.

Her lokmada çıtır ve kremamsı dokunuşlar

bir arada hissediliyor.

Tatlı ve acının dengesi

Shake Shack’in yeni menüsü; burgerden

tavuğa, paylaşmalık atıştırmalıklardan güçlü

soslara uzanan zengin bir lezzet dünyası

sunuyor. Gochujang’ın baharatlı karakteri,

susamın sıcak aroması ve yeşil soğanın

canlı etkisi bir araya gelerek markanın

imza tatlarını yeni bir mutfak kültürüyle

buluşturuyor. Cesur tatların dengeli

yorumuyla hazırlanan seri, Shake Shack

menüsüne keşif duygusunu güçlendiren yeni

bir durak ekliyor.


hotel restaurant

100 & hi-tech

mekan

Art Cafe

30. Yılını Özel Bir

Davetle Kutladı

Butik bir aile işletmesi olarak yolculuğuna başlayan Art Cafe, 30’uncu yaşını özel bir etkinlikle

kutladı. Mimar Şeyda Tomruk’un liderliğinde Art Cafe, unsuz ve yağsız Pinoli gibi imza

lezzetleriyle üç ayrı şubesinde yolculuğuna devam ediyor.

1995 yılında butik bir aile işletmesi olarak

başlayan Art Cafe’nin hikayesi, bugün

Mimar Şeyda Tomruk’un liderliğinde

büyüyerek Levent, Çiftehavuzlar ve sezonluk

olarak Yalıkavak’taki şubeleriyle yoluna güçlü

bir şekilde devam ediyor.

Lezzeti sanata dönüştüren yaklaşım

Kurulduğu günden bu yana doğal içeriklerle,

katkısız üretim anlayışını benimseyen Art

Cafe; lezzeti sadece tatta değil, görselde

de bir deneyime dönüştürerek her ürünü

adeta yenebilir bir sanat eserine çeviriyor.

Bu yaklaşımın en ikonik örneklerinden biri

olan, unsuz ve yağsız Pinoli ise yıllar içinde

markayla özdeşleşen vazgeçilmez bir klasiğe

dönüşmüş durumda.

Zaman içinde mekan, yalnızca bir kafe

olmanın ötesine geçerek; gündelik

buluşmalardan özel kutlamalara,

düğünlerden doğum günlerine uzanan sayısız

anının parçası haline geldi.

Butik pastane anlayışından ödün vermeyen

marka

30 yılı geride bırakmanın gururunu yaşayan

mekan, butik pastane anlayışından

sapmadan; lezzetini, kalitesini ve sektördeki

saygınlığını koruyarak kendi çıtasını daha da

yukarı taşımayı hedefliyor. Kişiye özel üretim

yaklaşımını aynı özenle sürdürürken, her

zaman olduğu gibi müşteri memnuniyetini

odağında tutmaya devam ediyor.


Coffy,

2028 Yılına

Kadar 500

Mağazaya

Ulaşacak

birleştiren Coffy, Gebze, İzmir, Ankara ve

Gaziantep’teki dört üretim tesisi sayesinde

Türkiye’nin her noktasına sekiz saatte tedarik

sağlayabiliyor. Çekirdekten fincana tüm

tedarik zincirini kontrol altında tutan marka,

bu sayede hem kalite standardını koruyor

hem de yatırımcıları için düşük maliyet

avantajı sunuyor.

2025 yılını, bir önceki döneme göre %86,7’lik bir ciro artışı ile

kapatan DP Eurasia Group markası Coffy, 2026'da yaklaşık %70

oranında bir büyüme daha eklemeyi öngörüyor. Markanın 2028

Yılına Kadar 500 Mağazaya Ulaşma hedefi var.

Küresel kahve sektörü 2030 yılına kadar

370 milyar dolarlık dev bir hacme

doğru ilerlerken, Türkiye kahve pazarı

bu yarışta önemli bir oyuncu haline geliyor.

2030 yılında 155 milyar TL’lik bir hacme

ulaşması beklenen pazarda, bu potansiyeli

“kaliteli kahveyi erişilebilir kılma” vizyonuyla

karşılayan DP Eurasia Group markası

Coffy, grubun teknolojik, operasyonel ve

lojistik gücünü arkasına alarak yükselişini

sürdürüyor. 2025 yılını, bir önceki döneme

göre %86,7’lik bir ciro artışı ile kapatan

marka, ulaştığı bu yüksek hacmin üzerine

2026'da yaklaşık %70 oranında bir büyüme

daha eklemeyi öngörüyor.

Sektördeki bu ivmeyi değerlendiren

Domino’s Pizza Eurasia Group CEO’su Aslan

Saranga, Coffy’nin temelinde yatan "bu

ülkenin vatandaşı kaliteli kahveye çok fazla

para ödememeli" ilkesinin altını çiziyor. Bu

yaklaşımın sadece bir ticari motto değil,

markanın sektördeki net duruşu olduğunu

vurgulayan Saranga; Türkiye’de dinamik bir

yapıyla yola çıktıklarını ve bu girişimi küresel

bir operasyonel güçle birleştirdiklerini

ifade ediyor. 2025 yılında gerçekleşen rekor

büyümenin bir tesadüf olmadığını, ölçek

ekonomisinin ve teknoloji tabanlı doğru

iş modelinin somut bir sonucu olduğunu

belirten Saranga, rüştünü ispatlamış bu kârlı

modeli yakın gelecekte Türkiye sınırlarının

ötesine, Doğu Avrupa, Balkanlar, Orta Doğu

ve Asya'daki dünya başkentlerine taşımayı

amaçlıyor.

250 kişilik teknoloji ekibi ve kesintisiz

tedarik zinciri

Coffy’yi sıradan bir kahve zincirinden

ayıran en büyük güç olan “Food-Tech”

vizyonu, markayı teknolojiyi odağına alan

bir perakende mühendisliği şirketine

dönüştürüyor. Merkez ofisinde görev

yapan 200-250 kişilik dev bir teknoloji

ekibiyle kendi yazılım ve dijital altyapısını

yöneten marka, bugün satışlarının %30’dan

fazlasını doğrudan dijital kanallar üzerinden

gerçekleştiriyor. 1,14 milyon kayıtlı kullanıcı

sayısına ulaşan Coffy App, %39’luk aktiflik

oranıyla sektör standartlarının üzerinde bir

sadakat tabanı oluştururken, “Beklemeden

Gel Al” özelliği ve ziyaret sıklığını

mükafatlandıran sadakat uygulamalarıyla

müşteri deneyimini uçtan uca özelleştiriyor.

Bu dijital kasları operasyonel mükemmellikle

Yerel güç global deneyim

DP Eurasia’nın 1000 mağazalık operasyon

tecrübesinin ve ekosistemiyle oluşturduğu

ölçek ekonomisinin Coffy modeline entegre

edildiğini belirten Coffy CBO’su Feliks

Boynuinceoğlu, "müşteri bizi nerede istiyorsa

oradayız" prensibiyle hareket ettiklerini

vurguluyor. Değişen pazar koşullarında

artık tek tip bir müşteri olmadığını ifade

eden Boynuinceoğlu, “Her harcamasını

rasyonel bir yatırım kararı gibi veren bütçe

odaklı kitle ile kafeleri bir sosyalleşme

alanı ya da ev ve iş arasındaki durak olarak

tercih eden kitleyi aynı potada eriterek

günlük rutinlerinin bir parçası olmaya

gayret ediyoruz” diyor. Türkiye'nin en saygın

tedarikçileri ile çalışarak Coffy için ithal

edilen %100 Arabica kahve çekirdeklerini

yine Coffy’ye özel geliştirilen kavurma profili

ile yerel tesislerinde hazırladıklarını ifade

eden Boynuinceoğlu, yerel üretimi küresel

standartlarla buluşturduklarının altını çiziyor.

Güçlü Franchise Ekosistemi Ve Yatırımcı

Odaklı Büyüme

Bugün Türkiye’nin 44 ilinde ve KKTC’de

yer alan 200 aktif mağazasıyla hizmet

veren Coffy, 2028’de 500 mağazaya

ulaştığında Türkiye’nin en büyük ilk iki kahve

zincirinden biri olma hedefine odaklanıyor.

Boynuinceoğlu, Coffy mağazalarının

%74’ünün franchise ortakları tarafından

yönetilmesinin bu sisteme duyulan güvenin

kanıtı olduğunu vurguluyor. 36 ay gibi sektör

lideri bir geri dönüş süresi ve esnek mağaza

konseptleriyle girişimciler için benzersiz bir

fırsat sunduklarını hatırlatan Boynuinceoğlu,

yeni ürün ve uygulamaları önce kendi merkez

mağazalarında test ederek yatırımcı riskini

minimize eden, güvenli ve ölçeklenebilir bir

iş modeli sunduklarını söylüyor.


hotel restaurant

102 & hi-tech

HoReCa teknolojileri

RESTORANLARDA GARSON-MÜŞTERI İLETIŞIMINI

YAPAY ZEKA ANALIZ EDECEK

Yeme-içme sektöründe bugüne kadar sezgilerle yönetilen garson–müşteri etkileşimi,

NarPOS’un geliştirdiği yeni yapay zeka modülüyle analiz edilebilir hale geliyor. Yakında devreye

alınacak sistem, masa başındaki iletişimin satış ve hizmet performansına nasıl yansıdığına ışık

tutacak, işletmecilere operasyonel içgörüler sunacak.

Restoran işletmeciliğinde satış

verileri, stok hareketleri ve masa

doluluk oranları yıllardır dijital

sistemler üzerinden takip edilebiliyor.

Ancak müşteri ile garson arasında

gerçekleşen iletişim bugüne kadar

ölçülemeyen bir alan olarak kaldı. Oysa

birçok işletme için satışın kaderi çoğu

zaman bu birkaç dakikalık etkileşimde

şekilleniyor. Restoran otomasyonu ve

finans teknolojileri alanında uçtan uca

çözümler sunan NarPOS, sektörün

kara kutularından bu süreci analiz

eden yapay zeka modülünü duyurdu.

Yakında seçili restoranlarda pilot

olarak devreye alınacak sistem, servis

sırasında gerçekleşen müşteri–garson

iletişiminden elde edilen anonim verileri

analiz ederek işletmecilere operasyonel

içgörüler sunmayı hedefliyor.

Sektörde birçok işletmeci için müşteri

davranışını anlamanın yolu hâlâ personel

gözlemleri veya günlük raporlara

dayanıyor. “Müşteriler bu ürünü soruyor

mu?” ya da “Hangi öneriler satışa

dönüşüyor?” gibi sorular çoğu zaman

kesin veriler yerine kişisel yorumlarla

yanıtlanıyor. Bu durum özellikle yoğun

servis saatlerinde işletmelerin önemli

içgörüleri kaçırmasına neden olabiliyor.

NarPOS mühendisleri tarafından

geliştirilen yapay zeka algoritmaları,

servis sırasında gerçekleşen konuşmaları

anlam düzeyinde analiz ederek belirli

iletişim kalıplarını tespit edebiliyor.

Böylece restoranlar masa başındaki

iletişimin satış performansı üzerindeki

etkisini de ölçebilir hale geliyor. Sistem;

hangi önerilerin satışa dönüştüğünü,

hangi taleplerin karşılanamadığını ve

müşterilerin menü dışı hangi ürünleri

sorduğunu anonim veriler üzerinden

raporlayabiliyor.

Veri gizliliği ve anonim analiz

NarPOS tarafından geliştirilen sistem,

konuşmaları anonim biçimde analiz

ederek yalnızca anlam düzeyinde veriler

üretiyor. Kişisel Verileri Koruma Kanunu

uyarınca, toplanan ve işlenen ses verileri

kalıcı olarak saklanmıyor ve analiz

süreci işletmelere yalnızca operasyonel

istatistik içgörüleri sunuyor. NarPOS

Kurucu Ortağı ve CEO’su İlyas Akça yeni

modülün restoran işletmeciliğinde önemli

bir görünmez alanı veriye dönüştürmeyi

hedeflediğini belirterek şunları söyledi:

“Restoranlarda birçok karar hâlâ gözlem

ve sezgilere dayanıyor. Oysa masa

başındaki iletişim satış performansını

ve müşteri deneyimini doğrudan

etkileyebiliyor. Geliştirdiğimiz yapay zeka

modülü, işletmecilerin bu süreci daha

iyi anlamasını sağlayacak veri temelli

içgörüler üreterek hizmet kalitesinin ve

satışların artırılmasına yardımcı olacak.”

NarPOS, bu teknolojiyle restoran

işletmeciliğinde bugüne kadar

ölçülemeyen masa başı iletişimini yeni bir

veri katmanına dönüştürmeyi hedefliyor.




Hisar Milano,

şehrin zarafetini sofraya taşır.

www.hisar.com.tr


Hooray! Your file is uploaded and ready to be published.

Saved successfully!

Ooh no, something went wrong!