08.06.2026 Görüntülemeler

Hotel Restaurant & hi-tech Haziran 2026

Hotel Restaurant & hi-tech Haziran 2026

Hotel Restaurant & hi-tech Haziran 2026

SHOW MORE
SHOW LESS

PDF'lerinizi Online dergiye dönüştürün ve gelirlerinizi artırın!

SEO uyumlu Online dergiler, güçlü geri bağlantılar ve multimedya içerikleri ile görünürlüğünüzü ve gelirlerinizi artırın.








Büyüme Devam Ederken Oyun da Değişiyor

Yaz sezonunun hareketlendiği bu dönemde turizm sektörünün 2026’ya dair ilk verileri dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor.

İlk çeyrekte turizm gelirleri ve ziyaretçi sayılarındaki artış olumlu bir görünüm sunarken, yılın ilk dört ayında yaşanan sınırlı

ziyaretçi kaybı küresel belirsizliklerin etkisinin sürdüğünü gösteriyor. İstanbul ise hem en çok turist ağırlayan şehir olarak hem

de kongre turizmindeki yükselişiyle öne çıkmayı sürdürüyor. Öte yandan otellerde reel gelir baskısı devam ederken, ücretsiz

halk plajı yatırımları ve Mavi Bayraklı plaj sayısındaki artış Türkiye’nin sürdürülebilir ve erişilebilir turizm vizyonunu güçlendiriyor.

Tüm veriler, sektörün büyümesini koruduğunu ancak artık yalnızca ziyaretçi sayısına değil, gelir kalitesi ve dengeli büyümeye de

odaklanması gerektiğini ortaya koyuyor.

Türkiye kruvaziyer turizminde 2026, yalnızca bir büyüme yılı değil; adeta ölçeğin yeniden tanımlandığı bir dönem olarak öne

çıkıyor. 1.500’ün üzerinde gemi, 2.3 milyon yolcu ve yalnızca liman harcamalarından beklenen 2.5 milyar dolarlık gelir… Peki

bu rakamlar ne anlatıyor? Artık Türkiye’nin kruvaziyerde “uğranılan bir durak” olmaktan çıkıp rotanın merkezine yerleştiğini mi?

Kuşadası’nın 1 milyonu aşma hedefi, İstanbul ve Bodrum’un artan sefer trafiğiyle birleşirken Galataport’ta haftada 17 gemiye

kadar çıkan yoğunluk aslında tabloyu netleştiriyor: Limanlar doluyor, şehirler canlanıyor, kruvaziyer ekonomisi büyüyor. Royal

Caribbean’dan Costa’ya, Cunard’dan global cruise devlerine kadar markaların Türkiye’ye artan ilgisi ise bu yükselişi sadece

sayısal değil, stratejik bir seviyeye taşıyor.

Ama asıl soru burada başlıyor: Türkiye artık sadece Akdeniz rotalarının içinde mi, yoksa bu rotaların yönünü belirleyen ülkelerden

biri mi oluyor? İstanbul çıkışlı Yunan Adaları turları, premium segmentte yükselen Türk yolcu sayısı ve haftalık sefer yoğunluğu

düşünüldüğünde cevap giderek daha netleşiyor. Türkiye, kruvaziyer turizminde sadece büyümüyor; oyunun şeklini de değiştiriyor.

hotelrestaurantmagazine

@Hitechdergisi

hotelrestaurantmagazine

Bu sayımızda gastronominin farklı yüzlerini aynı masada buluşturan üç dikkat çekici hikâye yer alıyor. Çorum Belediye Başkanı

Dr. Halil İbrahim Aşgın’ın UNESCO hedefiyle “Herkesin yapamadığını Çorum gastronomisi yapacak” çıkışı, Anadolu şehirlerinin

artık yalnızca yerel mutfaklarıyla değil, uluslararası gastronomi vizyonlarıyla da öne çıkmak istediğini gösteriyor. Benzer şekilde

Edremit Ticaret Odası Başkanı Ahmet Çetin de “Zeytinyağında emek bizden, marka Avrupa’dan” diyerek üretim gücüne rağmen

markalaşma sorunu yaşayan Türk gastronomisinin en kritik meselelerinden birine dikkat çekiyor. Bir yanda coğrafi işaretler,

hasat turizmi ve yerel değerlerle büyüyen destinasyonlar; diğer yanda dünya sahnesinde daha güçlü yer alma arayışı… Tam da

bu noktada Le Cordon Bleu İstanbul Pastacılık Bölüm Başkanı Mark Pauquet’nin “İstanbul’da fine dining bir restoran olduğunu

düşünmüyorum” sözleri gastronomi dünyasında yeni bir tartışmanın kapısını aralıyor. Peki gastronomide gerçekten dünya ligine

çıkmak için ne gerekiyor; iyi yemek mi, kusursuz deneyim mi, güçlü hikaye mi?

Turizm ve gastronomideki bu dinamik yapı, sektörün yalnızca bugününü değil geleceğini de yeniden şekillendiriyor. Otel ve

restoran yatırımlarından HoReCa kanalındaki yeni trendlere, değişen tüketici beklentilerinden yükselen eğilimlere kadar

kapsamlı bir dönüşüm dikkat çekiyor. Tüm gelişmeler ve daha fazlası dergimizin ilerleyen sayfalarında sizleri bekliyor.

Keyifli okumalar dilerim.

K

GENEL MÜDÜR

(Sorumlu)

REKLAM SATIŞ PAZARLAMA

TEKNIK MÜDÜR

REKLAM KOORDİNATÖRÜ

EMİR ÖMER ÖCAL

emir.ocal@img.com.tr

BILGI İŞLEM

SENA ERGİN

sena.ergin@img.com.tr

TAYFUN AYDIN

tayfun.aydin@img.com.tr

İMG WEB TEAM MAIL

web@img.com.tr

Prof. Dr. HÜSNÜ GÜNDÜZ

Doç. Dr. MURAT DOĞDUBAY

HÜSEYİN KURT

GlobeMeets Yönetim Kurulu Başkanı

TEZER ÖNER

Agon Danışmanlık / Gayrimenkul ve

İşletme Yatırım Danışmanı

GÜRKAN BOZTEPE

Gastronomi Turizmi Derneği Başkanı

AYDIN DEMIR

Yeditepe Üniversitesi Gastronmi Mutfak

Sanatları Chef Ögretim Görevlisi/

Altunizade Suites Istanbul, Curio Collection

by Hilton Executive Chef

website

www.hotelrestaurantmagazine.com

e-mail

info@img.com.tr

CTP - BASKI

İRTİBAT BÜROLARIMIZ

ADRES

İHLAS GAZETECİLİK A.Ş.

Merkez Mahallesi 29 Ekim Caddesi İhlas Plaza

No:11 A/41 Yenibosna–Bahçelievler/ İSTANBUL

Tel: +90 212 454 30 00 Fax: +90 212 454 34 94

www.ihlasmatbaacilik.com

BURSA +90.224 211 44 50-51

KONYA +90.332 238 10 71

İSTMAG

Magazin Gazetecilik Yayıncılık

İç ve Dış Tic. Ltd. Şti.

İHLAS MEDIA CENTER

Merkez Mahallesi 29 Ekim Caddesi

No: 11 Medya Blok Kat: 1

34197 Yenibosna / İstanbul / Turkey

Tel: 0212 454 22 22

Faks: 0212 454 22 93

hotel & restaurant hi-tech dergisinde yer alan makalelerdeki fikirler yazarlarına aittir. Yayınlanan ilanların sorumluluğu reklam verene aittir. hotel & restaurant hi-tech dergisinin bütün yayın hakları

İSTMAG Magazin Gazetecilik Yayıncılık İç ve Dış Tic. Ltd. Şti.’ne aittir. Yazılar kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Yaygın süreli bir yayın olan hotel & restaurant hi-tech dergisi ayda bir yayınlanır. ISSN:1305-1792



Bu sayımızda

antre

10 Sektörden kısa haberler

gündem

24 Erbaşar: Otelimizi yeni nesil

business lifestyle kategorisinde

konumlandırıyoruz

26 Wyndham ilk çeyrekte güçlü sonuçlar

açıkladı

28 Konaklama vergisi indirimi için

memnuniyet mesajı

29 Yurt dışına çıkacaklar dikkat, artık vize

de yetmiyor

30 Prontotour bu yıl 1600 Türk misafir

hedefliyor

32 Costa İstanbul çıkışlı Yunan Adaları

sezonunu açtı

verilerle turizm

34 Turizmde dengeli büyüme mi, kırılgan

bir ilerleyiş mi?

36 Ersoy ilk çeyrek rakamlarını açıkladı

37 Turizmde ilk 4 ay zayıflarken İstanbul

istikrarını sürdürdü

38 Türkiye kruvaziyer turizminde güçlü

bir sezon geçirecek

40 Mavi bayraklı plaj sayısı 580’e yükseldi

42 Bakanlık’tan 3 yeni ücretsiz halk plajı

yeni yatırımlar

44 Gloria Hotels’ten Akdeniz kıyısında

yeni bir deneyim

18

45

45 Opia Alaçatı’da açıldı

46 The Dalaman Golf Club hizmete

giriyor

47 The Land of Legends Tema Park

yeni alanını ziyarete açtı

marka

48 Kavramış: Turizmde güvenlik algısı

marka değerinin bir parçasına

dönüşüyor

49 CULLINAN Belek’in lobisi

zamansız tasarım anlayışıyla

dikkat çekiyor

32

40

46


84

50 Eksun yatırım ve büyüme planını

Konya’da açıkladı

52 Tecnocoffee, Wendougee

markasının Türkiye Distribütörü

oldu

53 Daikin Türkiye’den rekor

performans

54 LAV’ın dijital gücü uluslararası

ödülle tescillendi

55 Günsoy: HoReCa’da gücümüz,

ürün sunmaktan öte çözüm

tasarlamamız

56 Outdoor Store ilk komünite

mağazasını açtı

gastro güncel

74

58 Öztiryakiler desteğiyle 83

üniversite aynı mutfakta buluştu

62

60 Coffee Factory, 5 yılda 5 ülke

hedefiyle büyüyor

61 Doğan: Tabak üzerinde bir

diyalog

gastro etkinlik

62 Gault&Millau Türkiye "Signature

Dining Experience" turu Ruins

Luxury Resort'te başladı

64 Şehir Sohbetleri’nde

gastronomide dönüşümü

konuştular

66 Pauquet: İstanbul’da fine

dining restoran olduğunu

düşünmüyorum

67 Liberty Lykia Adults Only

şeflerinden gastronomi şovu

68 Ayvalık GastroFest’e katılım 60

bini buldu

70 Evran: Kuzey Ege'de kurumsal

görünürlükten sürdürülebilir

turizm modeline evriliyoruz

71 Çetin: Zeytinyağında emek

bizden, marka Avrupa’dan

72 DaVinci Gourmet Barista Craft

Şampiyonası’nın birincisi

Türkiye'den

73 Longevity ve İyi Yaşamın Şifreleri

GastroTalks’ta paylaşıldı

74 Antalya Coffee Festival 17 bin

ziyaretçi ağırladı

76 İncili 8. Edisyon için hazırlıklarını

başlattı

77 Osmanlı Saray Mutfağını Türk

Mutfağı Haftası ile Buluşturdu

78 Aşgın: Herkesin yapamadığını

Çorum gastronomisi yapacak

gastro aktüel

80 Gastronomi sektöründen

haberler

mekan keşif

84 Cafe Marmara’da oturunca insan

acele etmek istemiyor

86 Ayaküstü meyhane kültürüne

modern bir yorum: Kayıntı 1866

yeni mekan

88 Şef Yalçınkaya Denizden’i

Gündoğan’a taşıdı

90 Caddebostan’da yeni lezzet

noktası: Ginger İstanbul

92 İstanbul’un yeni nesil gastronomi

ve lifestyle deneyimi: Dandy

94 Gastro pub, müzik ve sosyal

deneyim bir arada

96 Konya’ya yeni İtalyan lezzet

durağı: Pizza Italiante

www.hotelrestaurantmagazine.com


hotel restaurant

10 & hi-tech

antre

Air Astana

24. yılını

kutluyor

Air Astana, ilk ticari uçuşunun 24.

yıl dönümünü kutlarken Orta Asya

ve Kafkasya’nın en büyük havayolu

grubu konumuna ulaştığını

açıkladı. Şirket, 63 uçaklık filosu

ve genişleyen uçuş ağıyla 94

milyondan fazla yolcu taşıdı.

Air Astana, ilk ticari uçuşunun 24. yıl

dönümünü kutluyor. Bu süre zarfında

havayolu şirketi, üç uçakla faaliyet gösteren

küçük bir havayolu şirketinden, filo büyüklüğü

açısından Orta Asya ve Kafkasya’nın en

büyük havayolu grubuna dönüştü. Air Astana

Grubu şu anda 63 uçakla hizmet vermekte

olup, Asya, Avrupa ve Kazakistan’da 44

uluslararası ve 14 iç hat destinasyonuna

sefer düzenliyor. Mayıs 2002'den bu yana 94

milyondan fazla yolcu taşıyan ve Kazakistan'ın

en tanınmış şirketlerinden biri haline gelen

havayolu şirketi, hizmet kalitesi ve uçuş

güvenliği alanlarında sayısız uluslararası

ödüle sahip. Air Astana CEO’su İbrahim

Canlıel, “Son 24 yılda Air Astana, genişleyen

uçuş ağı ve modern uçak filosuyla önemli

ölçüde büyüme kaydetti ve aynı zamanda

profesyonel havacılardan oluşan geniş bir

kadro oluşturdu. Bu yıllar boyunca bize

güvenen ve sadakat gösteren yolcularımıza ve

profesyonellikleri, özverileri ve havayolunun

başarısına yaptıkları olağanüstü katkılarından

dolayı ekibimize içtenlikle teşekkür ediyoruz”

açıklamasında bulundu.

650 Kişi Aynı

Anda Meditasyon

Yaptı

Toplumsal farkındalığı yükseltmeyi

amaçlayan “Wellbeing ve Bütünsel

Sağlık Derneği” tarafından düzenlenen

Türkiye’nin ilk ve tek "Wellbeing

Konferansı", dördüncü yılında 650

kişilik rekor katılımla adeta bir "iyilik

hali şölenine" dönüştü.

Bireysel, kurumsal ve toplumsal halk

sağlığını iyileştirmeyi hedefleyen Wellbeing ve

Bütünsel Sağlık Derneği, 2 Mayıs Cumartesi

günü The Grand Tarabya managed by

Accor Oteli’nde dev bir organizasyona imza

attı. Sabahın erken saatlerinden itibaren

Balo Salonu’nu hızla dolduran yüzlerce

kişi, toplumda "daha iyi hissetme hali"ne

duyulan yoğun arayışın en güçlü kanıtı oldu.

Wellbeing Uzmanı Hale Caneroğlu’nun

canlı enerjisiyle sunulan konferans; Kariyer,

Finans, İş Dünyası, Longevity, Sağlık Sektörü,

Cilt Sağlığı, İş-Yaşam Dengesi, Egzersiz

ve Müzik başlıkları altında 9 ayrı panelle

gerçekleşti. Dernek Başkanı Ebru Şinik, bu

büyük ilginin toplumdaki bilinç yükselmesini

temsil ettiğini belirterek; "Sağlıklı ve dengeli

bir yaşam için bilimsel kaynaklara erişimi

kolaylaştırmak ana misyonumuzdur. Kendine

ve topluma değer katan herkesi bu ailenin

bir parçası olmaya davet ediyoruz" dedi.

Konferansın en unutulmaz anları, teorik

bilgilerin deneyime dönüştüğü anlar oldu.

AFAA-Grup Fitness Eğitmeni Elçisi Noyan

Dülek ile tüm salonun enerjisi kahkahalar

eşliğinde "Yaşamına Hareket Kat" bölümüyle

zirveye taşındı. Ardından zihinleri tazelemek

için Şinik önderliğinde 650 kişinin aynı anda

gerçekleştirdiği "Kalp-Beyin Korelasyonu

Meditasyonu" salonda eşsiz bir sükunet alanı

oluşturdu.



hotel restaurant

12 & hi-tech

antre

Radisson Academy Live,

eğitim ve ilhamı bir araya

getirdi

Radisson Otel Grubu, Türkiye’de ilk kez

düzenlediği “Radisson Academy Live –

Supervisors” eğitim programını Radisson

Blu Resort & Spa Çeşme’de başarıyla

gerçekleştirdi.

Türkiye’nin farklı şehirlerinden

40’ın üzerinde katılımcıyı bir araya

getiren program, otelcilik sektöründe

yetenek gelişimine yönelik önemli bir

adım olarak öne çıktı. Ege’nin dingin

atmosferi, doğal güzellikleri ve ilham

veren ortamında gerçekleşen program,

katılımcılarına yalnızca bir eğitim değil;

aynı zamanda yenilenme, ilham alma

ve güçlü bağlar kurma imkânı sundu.

Üç gün boyunca devam eden yoğun

programda katılımcılar, ilham verici ve

uygulama odaklı bir öğrenme deneyimi

yaşadı. Program kapsamında tüm

eğitimler,

her biri kendi

alanında

uzman

yöneticiler

tarafından ilk

kez tamamen

Türkçe olarak

sunuldu. Liderlik, finansal farkındalık,

gelir yönetimi ile pazarlama ve satış

mükemmeliyeti gibi kritik alanlara

odaklanıldı. Radisson Otel Grubu Türkiye

Bölge İnsan Kaynakları Müdürü Nergis

Yönet konuyla ilgili olarak, “Radisson

Academy Live – Supervisors programı

ile ekiplerimizin potansiyelini ortaya

çıkarmayı ve onları geleceğin liderleri

olarak geliştirmeyi hedefliyoruz. Bu

program yalnızca bir eğitim değil; aynı

zamanda birlikte öğrenme, deneyim

paylaşımı ve güçlü bir ekip kültürü

oluşturma yolculuğunun önemli bir

parçası.” dedi.

Edirne’den Kars’a

Arkeoloji Yolculuğu

Devam Ediyor

SICPA Türkiye’nin desteğiyle hayata

geçirilen ve arkeoloji öğrencilerinin sahadaki

eğitimine katkı sağlamayı amaçlayan Keşif

Destek Programı başladı.

Geçen yıl başlatılan ve bu yıl da devam

eden Arkeoloji Keşif Destek Programı; T.C.

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Milli Saraylar ve

Çanakkale Alan Başkanlığı’na bağlı müze

ve örenyerlerinde, toplam 83 noktada, müze

biletleme sistemlerinin geliştirilmesi, satış

kanallarının güçlendirilmesi ve ziyaretçi

deneyiminin iyileştirilmesine yönelik

çalışmalar yürüten SICPA Türkiye tarafından

gerçekleştiriliyor. Bu seneki programa

Akdeniz Üniversitesi, Mersin Üniversitesi,

Aksaray Üniversitesi, Uludağ Üniversitesi,

Hacettepe Üniversitesi, Hitit Üniversitesi

ve Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi’nden

12 arkeoloji öğrencisi seçildi. Öğrenciler,

Şanlıurfa,

Göbeklitepe,

Karahantepe, Didim,

Milet Afrodisias,

Bergama Asklepion,

Akrapol, Kızılavlu,

Denizli Hierapolis ve

Laodikia gibi önemli

durakları içeren

kendi rotalarını

oluşturarak,

Anadolu’nun binlerce yıllık kadim tarihine

yakından tanıklık etti. Program, her yıl

yeni öğrencilerin katılımı ve farklı rotalarla

büyüyerek devam edecek. Program

kapsamında keşif öğrencilerinin kaleme

aldığı deneyim yazılarından oluşan

akademik bir arşiv oluşturulması da

planlanıyor.



hotel restaurant

14 & hi-tech

antre

Grand Hyatt İzmir

İstinyePark’a

prestijli

uluslararası

adaylık

Türkiye’deki ikinci Grand Hyatt oteli olan

Grand Hyatt İzmir İstinyePark, etkileyici

konukseverliği ve sunduğu ihtişamlı

konaklama deneyimi ile Travelers'

Choice Awards 2026’ya aday gösterildi.

İzmir’de daha önce Hyatt Regency markasıyla

hizmet veren ve Grand Hyatt segmentine

yükselerek yeni marka kimliğiyle yeniden

konumlanan Grand Hyatt İzmir İstinyePark,

prestijli seyahat dergisi Condé Nast Traveler

tarafından düzenlenen Travelers' Choice

Awards 2026’ya aday gösterildi. Her yıl,

seyahat severlerin ve uzmanların oylarıyla

belirlenen ödüllerin oylama süreci 30 Haziran

2026’ya kadar devam edecek ve sonuçlar,

Kasım 2026’da içinde açıklanacak. Otel Genel

Müdürü Zafer Canbaz, “Seyahat severlerin

ve uzmanların oylarıyla belirlenen Condé

Nast Traveler’ın Travelers' Choice Awards

2026’ya bir kez daha aday gösterilmekten

büyük bir mutluluk duyuyoruz. Geçtiğimiz yıl

otel olarak Hyatt Regency segmenti ile aynı

ödüle aday gösterildik ve seyahat severlerin

oylarıyla “World Hotels” kategorisinde

Türkiye’nin en iyi 10 oteli arasında 6. sıraya

yerleştik. Bu başarımızla ayrıca İzmir’den

bu prestijli seçkiye giren ilk otel olma

ünvanını da kazandık. Bu yıl Grand Hyatt

segmentinin otelimize kazandırdığı lüks

konaklama deneyimi, otelimizin ayrıcalıklı

tasarımı, yenilenen lobi ve birçok alanın

yanı sıra restoran ve sanat eserleriyle dolu

alanlarımızla otelimize ve İzmir’e yeni bir

ödül daha kazandıracağımızı düşünüyoruz”

dedi.

Vardar: “Sürdürülebilir

büyüme için sektörün

desteği önemli”

Jolly Yönetim Kurulu Başkanı Mete Vardar, turizm

sektöründe artan maliyetler, sezon beklentileri ve

destek mekanizmalarına ilişkin değerlendirmelerde

bulundu.

Jolly Yönetim Kurulu Başkanı Mete Vardar,

katıldığı televizyon programında turizm

sektörünün mevcut görünümüne ilişkin

değerlendirmelerde bulundu. Son dönemde

farklı bölgelerde turizm paydaşlarıyla

bir araya geldiklerini söyleyen Vardar,

sektörün sezona temkinli ancak umutlu

başladığını belirtti. Özellikle enerji, personel

ve operasyon giderlerindeki artışın sektör

üzerinde ciddi bir baskı oluşturduğunu

vurgulayan Vardar, turizm sektörünün

Türkiye ekonomisi ve istihdamı açısından

stratejik bir role sahip olduğunun altını

çizdi. Türkiye’nin sahip olduğu doğal

güzellikler, kültürel mirası ve yüksek hizmet

kalitesi sayesinde küresel ölçekte güçlü

bir destinasyon olmaya devam ettiğini

belirten Vardar, Akdeniz ve Ege bölgelerinin

uluslararası pazarda

önemini koruduğunu

ifade etti.

Konaklama vergisine

ilişkin yapılan

düzenlemeler

ve açıklanan

kredi destek

paketinin sektör

tarafından olumlu

karşılandığını

söyleyen Vardar,

mevcut süreçte ilave

desteklerin sektöre katkı sağlayabileceğini

belirtti. Turizmin 12 aya yayılmasının

önemine de dikkat çeken Vardar, özellikle

kış döneminde tesislerin açık kalabilmesi

ve istihdamın korunabilmesi adına

sürdürülebilir destek modellerinin önem

taşıdığını ifade etti. Alternatif turizm

alanlarının geliştirilmesiyle Türkiye’nin

rekabet gücünün daha da artacağını belirten

Vardar, sektörün uzun vadeli büyüme

potansiyeline dikkat çekti.



hotel restaurant

16 & hi-tech

antre

OKU Hotels Bölge

Genel Müdürü

Alican Sunal oldu

Ibiza, Kos, Endülüs bölgelerinde otelleri bulunan

ve Türkiye’deki ilk otelini Bodrum’da açan

global otel zinciri OKU Hotels’in Bölge Genel

Müdürlüğüne Alican Sunal getirildi.

OKU Hotels Bölge Genel Müdürlüğü’ne

atanan Alican Sunal, İngiltere ve İsviçre’de

otelcilik eğitimi aldıktan sonra, 10 ülke

ve 4 kıtaya yayılan mesleki kariyerinde

ayrıcalıklı marka değeri yaratma, dönüşüm

odaklı misafir deneyimleri ve kültürel bağın

gücünü ortaya çıkaran birçok projede yer

aldı. Lüks ve life-style otelcilik alanında yer

aldığı başarılı projelerle Time Out Magazine,

BBC Good Food Magazine ve Fact Awards

gibi önemli platformlardan ödüller alan

Sunal, aralarında Marriott International,

Hyatt Hotels,

Kempinski

Hotels ve

IHG Hotels &

Resorts gibi

saygın otel

gruplarının da yer aldığı birçok prestijli

otelin yönetim kadrosunda etkin rol aldı.

Global ölçekte altı otelin açılış süreçlerinde

de yer alan Alican Sunal kariyerine OKU

Bodrum ve OKU Kos’un yanı sıra bölgede

açılması planlanan yeni OKU otellerinin

Genel Müdürü pozisyonuyla devam edecek.

Sektöre yeni bakış açısı katacak projeler

için hazır olduklarını belirten OKU Hotels

Bölge Genel Müdürü Alican Sunal OKU

Bodrum’un kısa sürede rafine ve lüks tatilin

yeni temsilcisi olacağını belirtti.

Baps Cunda,

yeni sezonda

kapılarını

açıyor

Cunda Adası’nın dingin

ruhunu çağdaş bir konaklama

anlayışıyla buluşturan Baps

Cunda, kış döneminin ardından

yeni sezona merhaba diyor.

Cunda Adası’nın huzurlu atmosferini

modern konaklama anlayışıyla bir araya

getiren Baps Cunda, kış sezonunun

ardından yeniden kapılarını açtı. Ege’nin

zamansız ruhundan ilham alan butik otel,

yeni sezonda da sakinlik, konfor ve rafine

bir deneyim arayan misafirlerini ağırlamaya

hazırlanıyor. Toplam yedi odadan oluşan

otel, yalın lüks yaklaşımını çağdaş mimari

detaylarla buluşturuyor. Doğal dokular,

sade tasarım anlayışı ve özenle kurgulanmış

yaşam alanları, otelin dingin atmosferini

tamamlıyor. Kişiselleştirilmiş hizmet

anlayışıyla öne çıkan otel, misafirlerine

Cunda’nın ritmini hissettiren özel bir

konaklama deneyimi sunuyor. Adanın

merkezine kısa bir yürüyüş mesafesinde

yer alan konaklama adresi, hareketli

yaşamın içinde olmasına rağmen sakin ve

izole bir atmosfer vadediyor. Bahçesindeki

köklü zeytin ağaçları ve Midilli Adası’na

uzanan manzarası ise otelin Ege karakterini

güçlendiren detaylar arasında yer alıyor.


“her tabakta ben”

ID Fine’ın her bir parçası, şeflerin yaratıcılığını

sınırsız sunum olanaklarıyla destekler.

idfine.com.tr


hotel restaurant

18 & hi-tech

antre

Uluslararası turizm

profesyonellerini

buluşturdu

Akdeniz’in doğal dokusu içinde

konumlanan Liberty Signa, Tangiers

Travel iş birliğiyle gerçekleştirilen

özel bir buluşmaya ev sahipliği

yaptı.

BDT pazarından 8 farklı milletten yaklaşık

200 turizm profesyonelini üç gün boyunca

bir araya getiren Liberty Signa’nın

programı, yetişkinlere özel konsepti ve

özgün atmosferiyle öne çıkan Lumos

Beach Club’da gerçekleşen karşılama

davetiyle başladı. Liberty Signa’ya

özel olarak kurgulanan “Disco Kebab”

teması, Anadolu mutfağının karakteristik

lezzetlerini elektronik müzikle buluşturarak

katılımcılara alışılmışın ötesinde bir

deneyim sundu. Organizasyon süresince

gerçekleştirilen birebir görüşmeler, otel

temsilcileri ile seyahat acentalarını bir

araya getirerek farklı pazarlardan gelen

profesyoneller arasında yeni iş birliklerinin

temelini attı. Etkinliğin finali, Liberty

Signa’nın dikkat çekici sahnesiyle öne

çıkan Arena’da düzenlenen gala gecesiyle

tamamlandı. Executive Şef Ömer Canbay’ın

imzasını taşıyan dört aşamalı menü, mutfak

ve servis ekiplerinin uyumlu çalışmasıyla

gecenin akışına incelikli bir bütünlük

kazandırdı. Gecede sahne alan Rus sanatçı

Artem Ivanov ve Azerbaycanlı sanatçı Vagif

Nagiyev performanslarıyla davetlilere

etkileyici anlar yaşatırken, ilerleyen

saatlerde sahneye çıkan DJ Shadow enerjiyi

zirveye taşıdı.

The Grand

Tarabya’nın yeni

Genel Müdürü

Uğur Talayhan

2025’te yönetimini Accor’un devraldığı ve

önümüzdeki dönemde Fairmont’a dönüşecek

olan The Grand Tarabya Managed by Accor’un

yeni genel müdürü Uğur Talayhan oldu.

Accor yönetimi altında devam eden

renovasyon sürecinin tamamlanmasının

ardından Fairmont markasına dönüşmesi

planlanan otelde, Fairmont’un imza

özellikleri; yapının köklü geçmişi ve yerel

kültürüyle harmanlanarak hayata geçiriliyor.

The Grand Tarabya Managed by Accor’un

bu önemli dönüşüm sürecini yönetecek

yeni Genel Müdürü ise lüks otelcilik

alanındaki önemli başarılarıyla tanınan Uğur

Talayhan oldu. Otelciliğin gerçek anlamda

mutfağından gelerek sektörün zirvesine

yükselen Talayhan, 30 yılı aşkın deneyimiyle

The Grand

Tarabya’nın

yeni dönemine

liderlik edecek.

Ekim 2024’ten

Kasım 2025’e

kadar Rotana

Grubu Türkiye,

Doğu ve Orta Avrupa Ülke Müdürü olarak

görev yapan Talayhan son olarak Kasım

2025’te Fairmont The Palm Dubai’nin

genel müdürü olarak atanmıştı. 2025 Klass

Ödülleri’nde “Yılın En Başarılı Turizmcisi”

ödülüne layık görülen Talayhan, ayrıca

TÜRYİD Yönetim Kurulu Üyeliği, Chaîne

des Rôtisseurs Türkiye Yönetim Kurulu

Gastronomiden Sorumlu Direktörlüğü ve

TÜROB Yönetim Kurulu Üyeliği görevlerinde

bulundu.



hotel restaurant

20 & hi-tech

antre

TTYD

23. Olağan

Mali Genel

Kurulu

gerçekleşti

TTYD’nin 23. Olağan Mali Genel

Kurulu’nda, turizm yatırımcılarının

sektörü büyütme hedefiyle birlik

içinde hareket etme ve yatırımları

sürdürme konusundaki güçlü

iradesi vurgulandı.

Türkiye Turizm Yatırımcıları Derneği

(TTYD) 23. Olağan Mali Genel Kurul

Toplantısı, 21 Mayıs 2026 Perşembe

günü Karaköy’deki Novotel İstanbul

Bosphorus’da, turizm sektörünün önde

gelen isimlerinden oluşan dernek üyeleri

ve sektör temsilcilerinin katılımıyla

gerçekleştirildi. Genel Kurulu yönetecek

Yüksek Danışma Kurulu Başkanlık Divanı

Üyesi Oktay Varlıer’in başkanlığında

Divan Kurulu seçimi ve yetki verilmesiyle

başlayan toplantıda TTYD Başkanı Oya

Narin, derneğin 2025 yılı faaliyetlerine

ilişkin bilgi verdi, turizmdeki küresel ve

ulusal gelişmelere değindi. Toplantıda,

Türkiye’nin dünya turizmindeki 5’inci

sıradaki güçlü konumunu daha da ileriye

taşımak isteyen turizm yatırımcıları, birlik

içinde çalışmaya ve yatırımlara devam etme

konusundaki kararlılıklarını vurguladı. TTYD

23. Olağan Mali Genel Kurulu’nda, Başkan

Oya Narin’in açıklamalarının ardından

gündem maddelerinin görüşülmesine

geçildi. Kararların oy birliği ile alındığı

Genel Kurul’un tamamlanmasının ardından

TTYD Yönetim Kurulu Üyeleri, Oya Narin

başkanlığında toplanarak, yeni başlayan

yaz sezonu ve sektörün geleceğine ilişkin

değerlendirmelerde bulundular.

15. Jimmy Key Universail

Yelken Yarışları Urla’da

düzenlendi

Ege’nin rüzgarında iki gün süren 15. Jimmy Key

Universail Yelken Yarışları, 31 tekne, 272 sporcu

ve 18 üniversitenin katılımıyla Urla açıklarında

tamamlandı.

25–26 Nisan’da Urla açıklarında düzenlenen

15. Jimmy Key Universail Yelken Yarışları,

18 üniversite, 31 tekne ve 272 sporcunun

katılımıyla iki gün boyunca Ege’nin değişken

rüzgârlarında gerçekleşti. Üniversite

takımları bu yıl birden fazla ekip ile temsil

edilirken toplamda 31 üniversite ekibi

parkura çıktı ve 24 takım ödül almaya hak

kazandı. Cumartesi iki, pazar bir yarış

olmak üzere toplam üç yarış koşulan

organizasyonda ekipler Taş Ada’dan Hekim

Adası’na uzanan parkurda hem rüzgârla

hem de stratejiyle mücadele etti. Anlık

kararlar, ekip uyumu ve deniz koşulları

sonuçları belirleyen en önemli unsurlar

oldu. Yaklaşık

50 kişilik kaptan

ve destek ekibi

de kara ve deniz

koordinasyonunu

sağlayarak

yarışların kesintisiz

ilerlemesine katkı

sundu. İstanbul

Bilgi Üniversitesi,

Dokuz Eylül

Üniversitesi, Yaşar

Üniversitesi, ODTÜ, Hacettepe, İTÜ ve İzmir

Ekonomi Üniversitesi gibi birçok güçlü ekip

organizasyonda yer aldı. Etkinlik, üniversiteli

yelkencilerin deneyim paylaştığı, doğayla

temas ettiği ve takım ruhunu geliştirdiği

geleneksel bir buluşma olarak öne çıktı.



Unilever Food Solutions’tan Her Mevsim Standart Domates Lezzeti

Knorr Professional Pratik

Domates Sosu

Unilever Food Solutions,

profesyonel mutfaklarda

domates sosu hazırlama sürecini

hızlandıran ve standartlaştıran

yeni ürünü Knorr Professional

Pratik Domates Sosu’nu

şeflerle buluşturdu. Domates

içeren reçetelere özel bir lezzet

çözümü olarak geliştirilen

ürün, 1 dakikada pratik hazırlık,

yıl boyunca standart lezzet ve

farklı reçetelere uyum sağlayan

yapısıyla profesyonel mutfaklara

yeni bir çözüm sunuyor.

Unilever Food Solutions, “Bugün

yanındayız, yarına hazırız” yaklaşımıyla

profesyonel mutfakların bugünkü

operasyonel ihtiyaçlarına yanıt verirken,

şefleri geleceğin menülerine de hazırlamayı

hedefliyor. Geleceğin Menüleri vizyonuyla

değişen tüketici beklentilerini, yeni trendleri

ve mutfak uygulamalarını şeflerle buluşturan

UFS, Knorr Professional Pratik Domates Sosu

ile bu yaklaşımı pratik bir ürün çözümüne

taşıyor. Yıl boyunca standart domates lezzeti

elde etmeyi destekleyen ürün, domates

sosu hazırlama sürecini kolaylaştırırken

şeflere farklı trendler ve reçeteler altında

kullanabilecekleri işlevsel bir alternatif

sunuyor.

Yıl boyunca standart domates lezzeti

Knorr Professional Pratik Domates Sosu’nun

750 gramlık tek paketi, 6 kg domatesten

elde ediliyor. Paket üstü tarif uygulandığında

bu tek paketten 6,6 kg yoğun domates sosu

hazırlanabiliyor; ürün ile kendi gramajının

yaklaşık 9 katı kadar sos elde ediliyor. Bitki

bazlı ve lif kaynağı olan Pratik Domates Sosu,

yıl boyunca standart domates lezzeti sunan

yapısıyla profesyonel mutfaklara pratik bir

çözüm sunuyor.

Paket üstü tarif uygulandığında 1 dakikada

kullanıma hazır hale gelen Pratik Domates

Sosu, şeflere domatesi seçme, yıkama,

kesme, çekirdek ayıklama, karıştırma ve uzun

pişirme gibi adımlarla uğraşmadan dengeli,

yoğun ve ideal domates sosu görüntüsü ve

kıvamına ulaşma imkanı tanıyor.

Profesyonel mutfakların pratik yardımcısı

Knorr Professional Pratik Domates Sosu,

farklı profesyonel mutfak segmentlerinin

ihtiyaçlarına yanıt veriyor. Kafe ve bistro

mutfaklarında ideal domates sosu görüntüsü

ve kıvamı ve kremalı yemeklerde ayrışmama

avantajı sunarken, her şey dahil otellerde

sıcak servis süreçlerinde lezzet standardını

korumaya yardımcı oluyor ve tutarlı sonuçlar

sağlıyor. Toplu yemek operasyonlarında ise

daha az ambalaj, kolay depolama, fırında

kullanıma uygunluk ve sulu yemeklerde yağ

ayrışmasını önleme gibi özellikleriyle öne

çıkıyor.

UFS, Knorr Professional Pratik Domates Sosu ile

profesyonel mutfaklara hız, verimlilik ve standart

lezzeti bir arada sunarak şeflerin hem bugünün

yoğun operasyonel ihtiyaçlarına yanıt vermesine

hem de geleceğin menülerine daha hazırlıklı

olmasına katkı sağlıyor.

Ürünle ilgili detaylı bilgi ve ilham veren

reçeteler için unileverfoodsolutions.com.tr’yi

ziyaret edin.



hotel restaurant

24 & hi-tech

gündem röportaj

Kaan Erbaşar: “Delta Hotels by Marriott Kağıthane’yi

Yeni Nesil Business Lifestyle Otelleri Arasında

Konumlandırıyoruz”

İstanbul turizmi yeniden yükselişe

geçerken, Kağıthane bölgesi de iş,

yaşam ve konaklama dünyasının

yeni merkezlerinden biri olarak

dikkat çekiyor. Artan business travel

hareketliliği, sağlık turizmi ve yeni

nesil “bleisure” trendiyle birlikte şehir

otelciliğinde dengeler değişirken

sürdürülebilir büyüme, deneyim odaklı

hizmet ve ulaşım avantajı artık çok daha

kritik hale geliyor.

İstanbul turizminin dönüşümünü,

Kağıthane’nin yükselen potansiyelini ve Delta

Hotels by Marriott Kağıthane’nin büyüme

stratejisini Otel Genel Müdürü Kaan Erbaşar

ile konuştuk.

Delta Hotels by Marriott Kağıthane’yi

İstanbul otelcilik sektöründe nasıl

konumlandırıyorsunuz? Otelin sunduğu

hizmet anlayışı, mimari yapısı, iş ve leisure

misafirlerine yönelik avantajlarıyla hangi

yönleriyle öne çıktığını anlatabilir misiniz?

Delta Hotels by Marriott Kağıthane, İstanbul’u

yeni nesil business lifestyle otelleri arasında

konumlandırıyoruz. Bugünün İstanbul’u

artık yalnızca tarihi turistik bir destinasyon

değil; aynı zamanda bölgesel ticaretin,

sağlık turizminin, teknoloji yatırımlarının ve

uluslararası etkinliklerin merkezi haline geldi.

Bu dönüşüm içerisinde Kağıthane, şehrin en

stratejik bölgelerinden biri olarak öne çıkıyor.

Otelimizin en önemli avantajlarından biri,

işlevselliği modern konforla birleştiren hizmet

anlayışıdır. Delta Hotels by Marriott Kağıthane,

126 odası, restoranı, barı, spa alanı, toplantı

odaları ve balo salonuyla, markasının

global yaklaşımı olan “simple made

perfect” anlayışını tam olarak temsil ederek

İstanbul’un dinamik yapısıyla buluşturuyor.

Özellikle iş seyahati yapan misafirler için hızlı

erişim, teknolojik altyapı, verimli çalışma

alanları ve operasyonel konfor büyük önem

taşıyor. Aynı zamanda leisure segmentinde

ise misafirlerimizin İstanbul’un merkezine

kolay ulaşım sağlayabilmesi ciddi bir avantaj

sunuyor.

Mimari açıdan baktığımızda, modern

şehir otelciliğine uygun, sade ama güçlü

bir tasarım ve sanatsever bir anlayış

sunuyoruz. İstanbul’un yoğun temposunda

misafirlerin hem verimli çalışabileceği hem

de dinlenebileceği bir atmosfer oluşturmayı

hedefliyoruz. Benim ve ekibimin en büyük

önceliği, sürdürülebilir misafir memnuniyeti

oluşturmak. Günümüzde rekabet yalnızca

fiziksel ürünle değil; servis kalitesi, ekip

kültürü ve misafir deneyimiyle şekilleniyor. Biz

de otelimizde bunu güçlü insan kaynağı, doğru

fiyatlama stratejisi ve uluslararası marka

standardıyla destekliyoruz.

Bu yılda İstanbul turizminin yeniden güçlü

bir ivme yakaladığı görülüyor. Artan yabancı

ziyaretçi ve geceleme sayıları doğrultusunda

şehrin mevcut turizm performansını nasıl

değerlendiriyorsunuz ve bu hareketlilik

Delta Hotels by Marriott Otel Genel Müdürü

Kaan Erbaşar

otelinize doluluk ve misafir profili açısından

nasıl yansıyor?

Bu yıla baktığımızda İstanbul turizminin

yeniden bir yükseliş ivmesi yakaladığını

görüyoruz. Yılın ilk üç ayında, Türkiye’nin

çevresindeki jeopolitik gelişmeler ve bölgesel

savaşların doğal olarak sektör üzerinde bir

baskı oluşturduğunu söylemek mümkün.

Özellikle uluslararası pazarlarda güven

algısı ve seyahat kararları bu süreçlerden

etkilenebiliyor. Ancak son iki ay içerisinde

İstanbul’da yeniden ciddi bir hareketlilik

başladı ve bunun doluluklara olumlu şekilde

yansıdığını görüyoruz.

İstanbul’un en önemli avantajlarından biri,

krizlere karşı yüksek adaptasyon gücüne

sahip bir şehir olmasıdır. Bu şehir geçmişte

de birçok global ve bölgesel dalgalanmadan

sonra çok hızlı toparlanmayı başardı. Bugün

de aynı dinamizmi yeniden görüyoruz.

Özellikle business travel, transit yolcu


hareketi, sağlık turizmi ve kısa dönem leisure

seyahatleri İstanbul’u canlı tutmaya devam

ediyor.

Diğer taraftan sektör açısından bazı

önemli zorluklar da mevcut. Otel fiyatları

hâlâ uluslararası rakip destinasyonlarla

kıyaslandığında görece düşük seviyelerde

kalırken, yiyecek-içecek başta olmak üzere

operasyonel maliyetlerde ciddi artışlar

yaşanıyor. Bu durum hem kârlılık yönetimini

zorlaştırıyor hem de Türkiye ve İstanbul’un

fiyat algısını uluslararası pazarlarda doğru

konumlandırmayı daha önemli hale getiriyor.

Özellikle günümüz misafiri artık yalnızca fiyat

değil; kalite, güvenlik, hizmet standardı ve

deneyim satın alıyor. Bu nedenle biz otelciler

için doğru dengeyi kurmak her zamankinden

daha kritik hale geldi. Benim uzun yıllardır

edindiğim sektör tecrübesi şunu gösteriyor:

Türkiye otelciliği kriz yönetimi konusunda

dünyanın en deneyimli destinasyonlarından

biri. Operasyonel esneklik, hızlı adaptasyon

ve misafirperverlik kültürü bizim en büyük

gücümüz.

İstanbul’un enerjisi, bağlantı gücü, kültürel

çeşitliliği ve uluslararası marka değeri

sayesinde önümüzdeki dönemde de

büyümesini sürdüreceğine inanıyorum.

Bizler de bu süreçte hizmet kalitesinden

ödün vermeden, doğru segmentasyonu

ve sürdürülebilir operasyon yönetimini

önceliklendirerek ilerliyoruz.

Otelinizin mevcut hedef pazarlarında hangi

ülkeler ve misafir segmentleri öne çıkıyor?

Özellikle Avrupa, Orta Doğu, CIS ülkeleri

veya MICE turizmi tarafında yeni açılmayı

planladığınız pazarlar bulunuyor mu?

Şu anda hedef pazarlarımız içerisinde Avrupa,

Körfez ülkeleri, CIS bölgesi ve iç pazar

oldukça güçlü şekilde öne çıkıyor. Özellikle

İtalya, Almanya, İngiltere, Rusya, Azerbaycan,

Kazakistan, Özbekistan pazarlarından ciddi

talep görüyoruz. İstanbul’un son yıllarda

global bir bağlantı merkezi haline gelmesi

business travel tarafını ciddi şekilde büyüttü.

Kağıthane’nin merkezi konumu sayesinde

finans, teknoloji, tekstil, sağlık ve üretim

sektörlerinden gelen kurumsal misafirleri

ağırlıyoruz.

MICE tarafında ise, İstanbul’un yeniden

yükselişe geçtiğini düşünüyorum. Uluslararası

organizasyonlar, şirket toplantıları ve bölgesel

etkinliklerde belirgin bir hareketlilik var.

Özellikle Avrupa’daki yüksek maliyetler

nedeniyle birçok organizasyon yeniden

İstanbul’u tercih etmeye başladı.

İş seyahati, sağlık turizmi ve uzun

konaklama trendleri hakkında neler

gözlemliyorsunuz?

Sağlık turizmi de Türkiye açısından stratejik

büyüme alanlarından biri olmaya devam

ediyor. İstanbul, kaliteli sağlık hizmetini

ulaşılabilir maliyetlerle sunabilen nadir

şehirlerden biri. Bu durum alınan tedavinin

cinsine göre uzun konaklama segmentini de

destekliyor. Konaklama süreleri 7-10 güne

kadar uzayabiliyor. Yeni dönemde dijital

göçebeler, hibrit çalışanlar ve “bleisure”

dediğimiz iş ve tatili birleştiren misafir profili

de büyüyor. Biz de ürün ve hizmet yapımızı bu

yeni beklentilere göre geliştiriyoruz.

Kağıthane bölgesi son dönemde İstanbul’un

yükselen iş ve yaşam merkezlerinden

biri haline geldi. Metro bağlantıları, yeni

ofis yatırımları ve merkezi lokasyon

avantajı otelinize nasıl yansıyor? Bölgenin

dönüşümünü turizm ve konaklama sektörü

açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sizin de belirttiğiniz gibi, Kağıthane son

yıllarda şehrin en hızlı dönüşen bölgelerinden

biri oldu. Özellikle iki metro hattının buradan

geçmesi Rams Park Galatasaray Stadı, yeni

ofis projeleri, AVM ve yaşam merkezleri

bölgeyi çok ciddi şekilde dönüştürdü. Bugünün

misafiri zaman yönetimine çok önem veriyor.

İstanbul gibi büyük bir şehirde ulaşım avantajı

artık lüks değil, temel bir tercih sebebi haline

geldi. Kağıthane’nin İstanbul Havalimanı’na

araçla yaklaşık 30 dakikalık mesafede

bulunması, özellikle business traveler ve

transit misafirler için büyük bir avantaj

sağlıyor. Ayrıca alternatif yol bağlantıları

sayesinde İstanbul Havalimanına şehir

trafiğinin yoğun olduğu saatlerde bile daha

esnek ve hızlı ulaşım imkânı sunabiliyoruz.

Levent-Maslak hattına, Şişli’ye, Taksim’e ve

Tarihi Yarımada‘ya olan erişim avantajı da

otelimize ciddi katkı sağlıyor.

Bunun yanında Kağıthane artık yalnızca

bir iş merkezi değil; aynı zamanda yeni

nesil markaların, teknoloji yatırımlarının ve

otomotiv sektörünün de önemli buluşma

noktalarından biri haline geldi. Son dönemde

global markaların bölgeye olan ilgisi bunu

net şekilde gösteriyor. Tesla başta olmak

üzere birçok premium otomotiv markasının

showroom ve operasyonlarının Kağıthane

çevresinde konumlanması bölgenin marka

değerini ciddi şekilde yükseltti.

“Araçların doğrudan balo salonuna inmesini

sağlayan özel bir altyapımız var”

Bizim açımızdan bu durum önemli bir

avantaj sağlıyor. Otelimizin en dikkat çekici

özelliklerinden biri, araçların doğrudan balo

salonuna kadar inmesini sağlayan özel araç

asansörü altyapısına sahip olması. Bu özellik

sayesinde otomobil lansmanları, marka

lansman toplantıları, showroom etkinlikleri

ve deneyim odaklı kurumsal organizasyonlar

için çok özel bir kullanım imkânı sunuyoruz.

İstanbul’da bu tarz operasyonel esnekliği

sağlayabilen otel sayısı oldukça sınırlı.

Özellikle otomotiv ve lüks marka etkinlikleri

açısından hem lokasyonumuz hem de teknik

altyapımız bizi güçlü bir alternatif haline

getiriyor. Aynı zamanda bölgedeki yeni

şirket yatırımları business travel talebini

sürekli canlı tutuyor. Önümüzdeki yıllarda

Kağıthane’nin yalnızca bir iş merkezi değil,

aynı zamanda yaşam ve konaklama merkezi

olarak daha da güçleneceğini düşünüyorum.

Turizm açısından baktığımızda ise, İstanbul’da

konaklama trendi artık sadece tarihi yarımada

odaklı ilerlemiyor. Misafirler merkezi ama

erişilebilir bölgeleri tercih ediyor. Kağıthane

de tam bu noktada güçlü bir alternatif

oluşturuyor.

2027 yılına dair beklentileriniz ve

hedefleriniz neler? Doluluk oranları,

ortalama konaklama süresi, yeni yatırım

planları, sürdürülebilirlik uygulamaları ve

misafir deneyimi tarafında nasıl bir büyüme

stratejisi öngörüyorsunuz?

2027 için beklentimiz, kontrollü ama

sürdürülebilir bir büyüme yönünde. Dünya

ekonomisindeki belirsizliklere rağmen

Türkiye’nin turizm potansiyelinin güçlü

şekilde devam edeceğine inanıyorum.

İstanbul’un uluslararası bağlantı gücü, genç

turizm altyapısı ve marka otel yatırımları

bunu destekliyor. Bizim önceliğimiz yalnızca

yüksek doluluk değil; doğru segmentasyonla

sürdürülebilir gelir yapısı oluşturmak.

Ortalama konaklama süresinin özellikle

sağlık turizmi, proje bazlı iş seyahatleri ve

uzun süreli konaklamalarla birlikte artacağını

öngörüyoruz.

Sürdürülebilirlik ise artık bir tercih değil,

zorunluluk. Enerji verimliliği, atık yönetimi,

dijitalleşme ve operasyonel optimizasyon

önümüzdeki dönemin en kritik başlıkları

olacak. Marriott’un global standartları

doğrultusunda çevresel sürdürülebilirlik ve

sosyal sorumluluk projelerine daha fazla

yatırım yapmayı hedefliyoruz.

Misafir deneyimi tarafında ise, teknoloji

ve insan dokusunun dengesi çok önemli.

Dijitalleşme operasyonel hız sağlıyor ancak

gerçek sadakati oluşturan unsur hâlâ samimi

hizmet anlayışı. Benim kariyerim boyunca

en çok önem verdiğim konu ekip gelişimi ve

servis kültürü oldu. Otelimizde ‘’Hanımefendi

ve beyefendiler, hanımefendi ve beyefendilere

servis ederler’.’ Çünkü mutlu aidiyeti olan

güçlü ekipler, mutlu ve güçlü misafir deneyimi

yaşatır. 2027 stratejimiz de tam olarak bu

yaklaşım üzerine kurulu olacak: operasyonel

verimlilik, sürdürülebilir büyüme, çalışan

bağlılığı ve uzun vadeli misafir sadakati.


hotel restaurant

26 & hi-tech

gündem

Wyndham

İlk Çeyrekte

Güçlü

Sonuçlar

Açıkladı

Wyndham Hotels &

Resorts'un global ağındaki

oda sayısı 2026 yılının ilk

çeyreğinde yüzde 4 arttı,

proje stokundaki otellerin

sayısı 2 bin 200 ile rekor

seviyeye ulaştı.

Wyndham Hotels & Resorts, 1 Ocak

2026 - 31 Mart 2026 dönemini

kapsayan birinci çeyrek sonuçlarını

açıkladı. Şirketin globaldeki oda sayısı,

2026 yılının ilk çeyreğinde bir önceki yılın

aynı dönemine göre yüzde 4 oranında

büyüme kaydederek 869 bin 300'e ulaştı.

Oda sayısındaki büyüme oranı ABD'de sabit

kalırken, Asya Pasifik bölgesinde yüzde 12,

oda başı gelirlerin yüksek olduğu EMEA ve

Latin Amerika bölgelerinde yüzde 9 olarak

gerçekleşti.

Wyndham'ın proje stokundaki oda sayısı ilk

çeyrekte 2025 yılının aynı dönemine göre

yüzde 3 büyüme kaydederek 259 binin üzerine

ulaşırken, geliştirme aşamasındaki otellerinin

sayısı bu dönemde 2 bin 200'in üzerine çıktı.

31 Mart 2026 tarihi itibarıyla Wyndham'ın

geliştirme aşamasındaki otellerinin yaklaşık

yüzde 70'ini orta ve üstü segmentteki tesisler,

yaklaşık yüzde 17'sini ise uzun konaklama

segmentindeki tesisler oluşturdu. Şirketin

proje stokundaki yeni inşaatların oranı

yaklaşık yüzde 77 seviyesindeyken, tesislerin

yaklaşık yüzde 35'inin temeli atılmış durumda.

Ballotti: “Yaz sezonuna artan bir iyimserlikle

yaklaşıyoruz”

Wyndham Hotels & Resorts Başkanı ve

CEO'su Geoff Ballotti, "İlk çeyrekte rekor

sayıya ulaşan açılışlarımız ve büyüyen proje

stokumuzla yıla güçlü bir başlangıç yaptık.

ABD'de ekonomi ve orta segmentlerde oda

başı gelirler beklenenden hızlı bir şekilde

toparlanırken, yaz sezonuna artan bir

iyimserlikle yaklaşıyoruz. Portföyümüze

yüksek kaliteli ve oda başına getirdiği lisans

geliri artan oteller ekleyerek, ek gelirlerimizi

artırarak ve sektöre öncülük eden teknoloji

platformumuzu daha da ayrıştıracak

yapay zeka yatırımları gerçekleştirerek,

franchise sahiplerimize, misafirlerimize ve

hissedarlarımıza uzun vadede sürdürülebilir

değer katma kabiliyetimize her zamankinden

daha çok güveniyoruz" dedi.



hotel restaurant

28 & hi-tech

gündem

TÜROB’den Konaklama Vergisi İndirimi

İçin Memnuniyet Mesajı

daha dengeli ve segment bazlı

kurgulanmasının sektörümüzün

sürdürülebilirliği ve istihdamın korunması

açısından kritik olduğuna inanıyoruz. Özellikle

şehir otelleri gibi farklı dinamiklere sahip

işletmeler için maliyet yapısını doğrudan

dengeleyen, daha adaletli çözümlerin ön plana

çıkarılması büyük önem taşımaktadır. Bugün

atılacak adımların, yalnızca mevcut süreci

yönetmekle kalmayıp Türkiye turizminin

önümüzdeki on yılını da şekillendireceğine;

istihdamın korunması ve işletmelerimizin

finansal sürdürülebilirliği açısından belirleyici

olacağına inanıyoruz.

Türkiye turizmi, küresel zorluklara rağmen ekonomik

açıdan stratejik önemini korumaya devam ederken, sektör

temsilcilerinden konaklama vergisi düzenlemesine ilişkin

destek ve teşekkür mesajları geldi. TÜROB, yapılan düzenlemeyi

sektörün mali dengesi ve sürdürülebilirliği açısından önemli bir

adım olarak değerlendirdi.

Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB) Başkanı

Müberra Eresin’in Konaklama Vergisi

düzenlemesiyle ilgili değerlendirmesi

şöyle:

“Turizm sektörümüz, küresel ölçekte yaşanan

tüm zorluklara rağmen Türkiye ekonomisinin

en stratejik alanlarından biri olmayı

sürdürmektedir.

Küresel jeopolitik gerilimlerin gölgesinde,

özellikle son dönemde Orta Doğu’da

yaşanan gelişmelerin etkilerini hep birlikte

hissediyoruz. Bu süreç yalnızca bölgesel

değil, küresel ölçekte ekonomik dengeleri

de ciddi şekilde etkilemektedir. Uluslararası

koşullardan kaynaklı olarak zorlu bir

dönemden geçtiğimiz bu süreçte, atılan her

yapıcı adım sektörümüz açısından ayrı bir

önem taşımaktadır.

Bu çerçevede, Kültür ve Turizm Bakanlığımız

tarafından hayata geçirilen 60 milyar TL’lik

Turizm Destek Paketini, sektörümüzün

finansal dayanıklılığını güçlendiren son

derece önemli ve vizyoner bir adım olarak

değerlendiriyoruz. Bu vesileyle, başta Sayın

Cumhurbaşkanımız ve Sayın Kültür ve Turizm

Bakanımız Mehmet Nuri Ersoy olmak üzere

emeği geçenlere sektörümüz adına teşekkür

ediyorum.

Bununla birlikte, destek mekanizmalarının

İşletmelerin maliyet yükünü hafifletecek

Diğer yandan, konaklama vergisinin yüzde

2’den yüzde 1’e indirilmesini TÜROB

olarak sektörümüz adına son derece

memnuniyetle karşılıyoruz. Bu düzenlemenin,

işletmelerimizin maliyet yükünü hafifleterek

istihdamın korunmasına katkı sağlayacağını

değerlendiriyoruz. Bu adım için başta Sayın

Cumhurbaşkanımız olmak üzere, Sayın

Kültür ve Turizm Bakanımıza teşekkürlerimi

sunuyorum.

Turizm, ülkemiz için stratejik bir sektördür ve

atılan bu adımların sürdürülebilir büyümeye

önemli katkı sağlayacağına inanıyoruz. Bu

düzenlemenin, özellikle maliyet baskısının

yüksek olduğu bu dönemde sektörümüze

sağlanan daha dengeli ve adaletli

desteklerden biri olduğunu düşünüyoruz.

Bununla birlikte, hayata geçirilmesini

beklediğimiz benzer düzenlemelerin

sektörümüze önemli bir moral ve

motivasyon sağlayacağına inanıyor; turizm

sektörüne yönelik ilave desteklerin de

önümüzdeki dönemde devreye alınmasını

bekliyoruz. Söz konusu desteklerin, turizm

hedeflerimize ulaşmamızda ve istihdamın

sürdürülebilirliğinin sağlanmasında önemli

katkı sunacağına inanıyoruz.

Verginin maktu olması gelecek

beklentimizdir

Önümüzdeki döneme ilişkin en önemli

beklentilerimizden biri ise, konaklama

vergisinin uluslararası örneklerde

olduğu gibi maktu hale getirilmesi ve

doğrudan konaklayan misafir tarafından

ödenebilmesinin sağlanmasıdır. Bu yönde

atılacak bir adımın, konaklama vergisi

yükünü işletmelerimizin üzerinden kaldırarak

sektörümüzün rekabet gücünü artıracağına

inanıyoruz.

Türkiye turizminin güçlü potansiyelini

sürdürülebilir kılmak adına, kamu ve özel

sektör iş birliğiyle atılacak her türlü yapıcı

adımın Türkiye Otelciler Birliği olarak yanında

olmaya devam edeceğiz.”


Yurt Dışına Çıkacaklar Dikkat,

Artık Vize de Yetmiyor!

Hevacir Turizm Seyahat Planlama Müdürü Sezai Şengül, yurt dışı seyahatlerinde vatandaşların

en sık yaptığı hatalara dikkat çekti. Şengül, sağlık sigortasından pasaport süresine, Schengen

kullanımından çocuk vizelerine kadar birçok konuda kritik uyarılarda bulundu.

Yurt dışına çıkacak vatandaşların en çok

göz ardı ettiği konuların başında seyahat

sağlık sigortası geliyor. Şengül, birçok

kişinin sigortayı yalnızca vize başvurusu

için gerekli bir evrak olarak gördüğünü

ancak Avrupa ülkelerinin bu konuya büyük

önem verdiğini belirtti. Özellikle Schengen

başvurularında sağlık sigortasının tarih

aralığının doğru düzenlenmesi gerektiğini

söyleyen Şengül, uzun süreli vize alan

kişilerin sonraki seyahatlerinde yeniden

sağlık sigortası yaptırmayı unuttuğunu ifade

etti. Şengül’e göre sınır polisleri, ülkeye giriş

sırasında sağlık sigortası, otel rezervasyonu,

dönüş bileti, nakit para, kredi kartı ve seyahat

amacı gibi bilgileri yeniden kontrol edebiliyor.

“Amerika uçuşlarında sorgulama Türkiye’de

başlıyor”

“Vizeyi almak her şeyin bittiği anlamına

gelmiyor” diyen Şengül, ülkeye girişte son

kararın sınır polisi tarafından verildiğini

vurguladı. Özellikle Amerika uçuşlarında

sorgulamanın Türkiye’deki havalimanında

başladığını belirten Şengül, yolcunun turist

olarak değil de ülkede kalma niyetiyle gittiği

düşünülürse uçağa alınmama veya ülkeye

girişinin reddedilme ihtimali bulunduğunu

söyledi.

Schengen vizelerinde de ilk giriş yapılacak

ülkeye dikkat edilmesi gerektiğini belirten

Şengül, örneğin Bulgaristan’dan alınan

bir vizeyle ilk girişin Almanya’ya yapılmak

istenmesi durumunda sınır polisinin yolcuya

soru yöneltebileceğini ifade etti. Pasaport

süresine de dikkat çeken Şengül, birçok

ülkenin pasaportta en az 6 ay geçerlilik

şartı aradığını hatırlattı. 10 yıllık pasaportun

bile son 6 ayına girilmişse seyahatte

sorun yaşanabileceğini söyledi. İngiltere

vizelerinde çocuklar için “accompanied” ve

“unaccompanied” ayrımının önemli olduğunu

belirten Şengül, “accompanied” vizede

çocuğun yalnızca belirtilen yetişkinle seyahat

edebileceğini, bu kişi olmadan İngiltere’ye

giriş yapamayacağını kaydetti.

Şengül ayrıca 7 yaşından küçük çocuklardan

yurt dışı çıkış harcı alınmadığını hatırlatarak,

yanlışlıkla ödeme yapan ailelerin dekontla

vergi dairesine başvurarak ücret iadesi

alabileceğini söyledi.


30

hotel restaurant

& hi-tech

gündem etkinlik

Prontotour Queen

Gemileriyle Bu Yıl

1600 Türk Misafir

Hedefliyor

Cunard Line’ın lüks gemisi Queen

Victoria, Türkiye GSA’sı Prontotour

tarafından Galataport İstanbul’da

düzenlenen özel organizasyonla

seyahat acentalarına tanıtıldı.

Geçen yıl yaklaşık 1000 Türk

yolcunun tercih ettiği Cunard

seferlerinde, bu yıl 1500-1600

yolcu hedeflenmesi dikkat çekti.

İngiltere merkezli cruise şirketi Cunard’ın

Türkiye temsilcisi Prontotour tarafından

11 Mayıs Pazartesi günü düzenlenen

organizasyonda, Queen Victoria’nın Akdeniz ve

Adriyatik rotaları, gemide sunulan hizmetler

ve 2025 sezonu planlamaları paylaşıldı.

Prontotour Cruise Müdürü Merve Başaran,

geminin özellikle sakin ve premium seyahat

deneyimi arayan misafirlere hitap ettiğini

belirterek şunları söyledi: “Alternatif

cruise gemileri çok fazla kalabalık. Queen

Victoria’nın lüks kategoride olmasının sebebi;

daha sakin, daha az kişiyle seyahat ve daha

lüks bir deneyim sunması. Yemek kalitesi ana

restoranda fine dining ayarında. Misafirlerimiz

hem tatil yapmak hem dinlenmek hem de yeni

bir destinasyon keşfetmek isterse gemimizi

tercih edebilir.”

2060 yolcu kapasitesiyle premium deneyim

2060 yolcu kapasiteli Queen Victoria’nın,

Cunard filosundaki dört “Queen” gemisinden

biri olduğunu belirten Başaran, filoda ayrıca

Queen Elizabeth, Queen Mary 2 ve Queen Anne

gemilerinin bulunduğunu ifade etti. Başaran,

“Queen gemilerimizin kapasitesi yaklaşık

3 bin kişilik segmentte değerlendiriliyor

ancak Queen Victoria özelinde 2060 yolcu

kapasitemiz var. Daha fazla kapasitede

olmamasının sebebi tamamen lüks deneyimi

korumak. Daha konforlu, daha sakin ve

premium bir seyahat sunuyoruz” dedi.

Fransa, İtalya ve Dalmaçya kıyıları dahil birçok

alternatif rotamız mevcut” diyen Başaran,

fiyatların kabin tipine göre 1149 eurodan

başlayıp 1699 euroya kadar çıktığını aktardı.

Geminin bu yıl ekim ayı başına kadar her hafta

İstanbul’a uğrayacağını belirten Başaran,

İstanbul rotasının ise sezon boyunca yalnızca

üç kez gerçekleşeceğini söyledi.

Gemide tam pansiyon konsept uygulandığını

ifade eden Başaran, “Açık alanlarda ve açık

büfede sunulan içecekler tamamen ücretsiz.

Geminin birçok alanında misafirlerimizin

ücretsiz yararlanabileceği su ve meşrubatlar

mevcut. Soft içecekler ve alkollü içecekler ise

ekstra olarak sunuluyor” dedi.

1600 Türk misafir hedefi

2025 yılında yaklaşık 1000 Türk yolcunun

Cunard gemileriyle seyahat ettiğini belirten

Başaran, “Bu yıl 1500-1600 civarında Türk

misafir ağırlamayı bekliyoruz” ifadelerini

kullandı. Cunard’ın yalnızca Akdeniz’de değil;

Baltıklar, Norveç fiyortları, Uzak Doğu ve

dünya cruise turlarında da faaliyet gösterdiğini

belirten Başaran, “Dört Queen gemimizle

birlikte birçok destinasyonda hizmet

veriyoruz” dedi.

Haber: Hatice Ünal Bilen

Akdeniz ve Adriyatik rotaları öne çıkıyor

Queen Victoria’nın yaz sezonu boyunca

Akdeniz ve Adriyatik kıyılarında sefer

yapacağını söyleyen Başaran, Türkiye çıkışlı

ilgide artış yaşandığını vurguladı. “Şu anda

gemimiz bütün yaz boyunca Akdeniz ve

Adriyatik kıyılarında seyahat ediyor. İspanya,



hotel restaurant

32 & hi-tech

gündem etkinlik

Costa Cruises, İstanbul

Çıkışlı Yunan Adaları

Sezonunu Galataport’ta Açtı

İtalyan cruise devi Costa, yaz

sezonunu Galataport’ta demirlediği

dev gemisinde özel bir resepsiyonla

kutladı, İstanbul çıkışlı yeni

programlarını tanıttı.

Costa Cruises, 2026 yaz sezonuna

İstanbul çıkışlı Yunan Adaları

programıyla güçlü bir başlangıç yaptı.

İtalyan kruvaziyer devi, sezon açılışını

İstanbul’da, Galataport’ta demirleyen

Costa Fortuna gemisinde düzenlediği özel

bir resepsiyonla kutladı. İstanbul’un tarihi

yarımadası, 102 bin ton ağırlığında ve

3.470 yolcu kapasiteli bu dev kruvaziyere

ev sahipliği yaparken, resepsiyona turizm

profesyonelleri ve medya olmak üzere

150’den fazla davetli katılım gösterdi.

Vassalo: ’’Avrupalı misafirlerimiz en çok

Türkiye’yi istiyor’’

Fortuna gemisinin 7 gece sürecek rotada

önce İzmir’e ve sırasıyla Mikonos, Santorini,

Atina ve Volos limanlarına uğrayarak

yeniden İstanbul'a döneceğini kaydeden

Costa Cruises Uluslararası Pazarlar

Direktörü Mirco Vassalo şunları söyledi:

‘’Galataport harika bir tesis. Dünyanın en

düzenli ve modern terminallerinden biri,

burada olmaktan son derece memnunuz.

Türkiye, cruise turizmi açısından büyük

potansiyel barındıran ve bizim için stratejik

öneme sahip bir pazar. Bu yaz 17 kez

İstanbul’a geleceğiz ve bu muhteşem şehri

ziyaret edeceğiz. Türkiye’yi seçmemizin

nedeni Avrupalı misafirlerimizin bunu talep

etmesidir. İstanbul en çok tercih edilen

destinasyonlardan biri ve Costa olarak

bu limanı ana destinasyonumuz olarak

tutmaya devam edeceğiz. Türkiye’nin de

içinde yer aldığı Akdeniz çanağının ve

cruise seyahatinin güvenli bir tatil olduğunu

belirtmek isterim.’’

Resepsiyonda ayrıca kruvaziyer

seyahatlerinin sunduğu yüksek konfor,

zengin gastronomi seçenekleri ve fiyatperformans

avantajı da öne çıkarıldı. Bunun

yanı sıra Costa Cruises’un deniz ve kara

deneyimlerini bir araya getiren ‘’Sea-Land’’,

zenginleştirilen gastronomi deneyimlerini

içeren “Night & Day” konseptleri de tanıtıldı.

Şirket ayrıca 2026 yaz sezonu operasyon

planlarıyla birlikte 2027 yılına dair yeni

gelişmeler hakkında da bilgi paylaştı.

İstanbul’dan hareketle keşif

Resepsiyonun ardından Costa Fortuna,

ilk Yunan Adaları seferi için Galataport

İstanbul’dan hareket etti. 7 gece sürecek

program kapsamında gemi önce İzmir’e

ardından Mikonos, Santorini, Atina ve

Volos limanlarına uğrayarak yeniden

İstanbul’a dönecek. Mayıs ayının sonundan

itibaren bu rotada İzmir ve Volos yerine

Girit ve Rodos destinasyonları eklenecek.

İstanbul’dan başlayıp yine İstanbul’da sona

eren bu program, misafirlere Ege’nin eşsiz

koylarını, tarihi zenginliklerini ve dünyaca

ünlü plajlarını keşfetme imkânı sunuyor.

Kişi başı 699 Euro’dan başlayan fiyatlarla

sunulan turlara tam pansiyon konaklama ve

transferler de dahil ediliyor. Costa Fortuna

gemisi bu Ege programı için yaz boyunca

her hafta İstanbul’a gelerek 17 sefer

gerçekleştirecek.

Kesinleşen diğer programları

Yaz 2026 - Doğu ve Batı Akdeniz, Kuzey

Avrupa: Batı Akdeniz rotasında Calanques

Ulusal Parkı’nda lavanta, biberiye ve

portakal çiçeği kokuları arasında bir

gün doğumu konserine tanıklık etmek;

Barselona Akvaryumu'nda 11 köpekbalığıyla

yüzmek üzere heyecan verici bir dalış

deneyimi yaşamak mümkün. Kuzey Avrupa

turu ise "Yedi Kardeş şelale geçidi" gibi

deniz destinasyonlarıyla zenginleştirilmiş

görkemli fiyortları içeriyor ve panoramik

deniz manzarası sunuyor. Kış 2027 - Batı

Akdeniz, Karayipler ve Kanarya Adaları:

Costa Pacifica Kanarya Adaları’nda Tenerife,

Lanzarote, Gran Canaria ve Fuerteventura

takım adalarını keşif ve volkanik

manzaralar, siyah kumlu plajlar, canlı

kasabalar ve kendine özgü yerel kültürün bir

karışımını sunuyor.


Valeria

@rinartporcelain

info@rinart.com.tr


34

hotel restaurant

& hi-tech

verilerle turizm

2026 Turizminde

Dengeli Büyüme mi,

Kırılgan İlerleyiş mi?

Turizm Databank’tan Ekonomist Erol

Karabulut’un derlediği verilere göre,

2026 yılı turizminde hem küresel hem

de Türkiye özelinde dengeli ama kırılgan bir

görünüm dikkat çekiyor. Ziyaretçi sayıları,

gelirler ve pazar paylarındaki değişimler

sektörün farklı alanlarda eş zamanlı bir

hareketlilik içinde olduğunu ortaya koyuyor.

İstanbul kongre turizminde yükseliyor

ICCA’nın 2025 verilerine göre dünya

genelinde en çok uluslararası kongreye

ev sahipliği yapan şehir Lizbon olurken,

İstanbul yükselişini sürdürdü. İstanbul, 95

kongre ile 18’inci sırada yer alarak geçen

yıla göre konumunu güçlendirdi. Şehir, bir

önceki yıl 86 kongre ile 20’nci sıradaydı. Bu

yükseliş, İstanbul’un kongre turizminde

istikrarlı bir büyüme eğilimi yakaladığını

gösteriyor.

İngiltere pazarında Türkiye’nin payı sabit

2026 Ocak–Mart döneminde İngiltere’den

yurt dışına yapılan seyahatler yüzde 2,3

artarak 52,4 milyona ulaştı. Türkiye, Akdeniz

pazarında yüzde 2,58 pay ile 4’üncü sıradaki

yerini korudu. Geçen yıl bu oran yüzde 2,54

seviyesindeydi. Veriler, Türkiye’nin İngiltere

pazarında istikrarlı bir konumda ilerlediğini

ortaya koyuyor.

Otel gelirlerinde reel gerileme

2026 Ocak–Nisan döneminde otellerin

toplam cirosu 3,88 milyar dolara yükseldi.

Nominal olarak yüzde 44’lük artış görülse

de enflasyon etkisi dikkate alındığında reel

bazda yüzde 8,4’lük bir düşüş yaşandığı

hesaplanıyor. Sektörde maliyet baskısı ve

fiyat dengesi tartışmaları öne çıkıyor.

TGA’nın kaynakları 85 milyon dolara

yaklaştı

Turizm Geliştirme Ajansı’nın (TGA) 2026

Ocak–Nisan dönemindeki toplam kaynağı

84,9 milyon dolara ulaştı. Turizm payı yüzde

11 artışla 32,6 milyon dolara çıkarken,

Hazine destekleri yüzde 77 artarak 53

milyon dolara yükseldi. Böylece TGA’nın

toplam kaynak hacminde yüzde 44’lük artış

kaydedildi.

Turizmde istihdam 1,38 milyona ulaştı

TÜİK verilerine göre turizm sektöründe

ortalama ücretli çalışan sayısı 1,38 milyona


yükseldi. Mart 2026 itibarıyla yıllık bazda

yüzde 4,7’lik artış kaydedildi. Alt sektörlerde

otel ve acentelerde düşüş görülürken,

yiyecek-içecek ve havayolu alanlarında

istihdam artışı dikkat çekti.

Geceleme arttı, doluluk yerinde saydı

2026 Ocak–Mart döneminde işletme belgeli

ve basit otellerde toplam geceleme yüzde

34 artışla 34 milyonun üzerine çıktı. Buna

karşın doluluk oranı yüzde 26,8 seviyesinde

kalarak sınırlı bir artış gösterdi. Bu durum,

talep artışına rağmen kapasite kullanımında

dengeli bir seyir olduğunu ortaya koyuyor.

İspanya turizmde gücünü artırıyor

İspanya’ya gelen ziyaretçi sayısı 2026

Ocak–Mart döneminde yüzde 2,6 artarak

17,5 milyona ulaştı. Turizm geliri ise yüzde

6,4 artışla 25 milyar euroya yükseldi.

Ülke, Avrupa’da en çok ziyaret edilen

destinasyonlardan biri olurken kişi başı

harcamalarda da üst sıralarda yer aldı.

Avrupa’da 2026 yazında Türkiye 8. sırada

Avrupa Seyahat Komisyonu verilerine

göre Avrupalıların seyahat eğilimleri 2026

yazında artış gösteriyor. En çok tercih edilen

destinasyonlar sırasıyla İspanya, İtalya,

Fransa, Yunanistan ve Portekiz olurken

Türkiye 8’inci sırada yer aldı. Güney Avrupa

ve Akdeniz hattı ise en güçlü talep bölgesi

olmaya devam ediyor.

Turizmde büyüme sürüyor, denge arayışı

derinleşiyor

2026 yılı turizm verileri genel olarak

değerlendirildiğinde, sektörün hem

küresel ölçekte hem de Türkiye özelinde

dengeli ancak kırılgan bir yapıda ilerlediği

görülüyor. Ziyaretçi sayıları ve bazı

göstergelerde artışlar kaydedilirken, gelir

ve verimlilik tarafında enflasyon etkisi

ve bölgesel farklılıklar dikkat çekiyor.

İstanbul’un kongre ve ziyaretçi trafiğinde

istikrarlı yükselişi öne çıkarken, Türkiye’nin

bazı pazarlarda konumunu koruduğu, bazı

alanlarda ise sınırlı dalgalanmalar yaşadığı

izleniyor. Avrupa’da destinasyon rekabeti

güçlenirken, Akdeniz hattı turizm talebinin

merkezinde yer almaya devam ediyor. Genel

tablo, sektörün büyümesini sürdürdüğünü

ancak daha dengeli ve sürdürülebilir bir

yapıya ihtiyaç duyduğunu ortaya koyuyor.

İstanbul yükseldi

ICCA’nın 2025 yılı verilerine göre, dünya

çapında en çok uluslararası kongreye ev

sahipliği yapan şehirler sıralamasında

Lizbon, Viyana’yı geride bırakarak birinci

sıraya yükselirken İstanbul 95 kongre ile

18.’inci sırada yer aldı. geçen yıl 86 kongre

ile 20.’inci idi.

İngiltere’de payımız sabit

Turizm Databank’ın İngiltere Sivil Havacılık

Otoritesi verilerinden yaptığı analize

göre, 2026 yılı Ocak-Mart döneminde,

İngiltere’den havayolu ile yurtdışına yapılan

seyahatler %2,3 artış göstererek 52,4

milyonu geçti. Türkiye pazardan aldığı %2,58

payla Akdeniz’de 4. sırada iken geçen yıl

payı 2,54 idi.

Oteller cirosu düştü

Turizmdatabank’ın Hazine’den derlediği

verilere göre, 2026 yılı Ocak-Nisan

döneminde, otellerin (konaklamada vergiye

tabi olan kayıtlı) cirosu TL bazında %44

artışla yaklaşık 3,88 milyar Dolara yükseldi.

Ancak, geçen yıldan bu yana enflasyon

şişmesi düşülünce, cirolar TL bazında %8,4

düşerek 4,24 milyar Dolardan 3,88 milyar

Dolara düştü.

TGA’ya 85 milyon dolar

Turizm Geliştirme Ajansı TGA’nın, turizm

sektöründen aldığı Turizm Payı miktarı 2026

yılı Ocak-Nisan döneminde %11 artarak 32,6

milyon Dolara çıktı. Diğer yandan TGA’nın

Hazine’den (KTB’den aldığı) devlet yardımı

bu dönemde %77 artarak 53 milyon Dolara

çıktı. Toplamda TGA’nın topladığı kaynak

%44 artarak yaklaşık 84,9 milyon Dolara

yükseldi.

Çalışan sayısı 1,38 milyon

Turizm Databank’ın TÜİK verilerinden

yaptığı analize göre, 2026 yılı Mart’ta

Türkiye turizminde ortalama ücretli çalışan

sayısı %4,7 yükselişle 1,38 milyona çıktı.

Bu dönemde yıllık istihdam; otellerde

%3,4 düşerken acentelerde 2,0 azaldı.

F&B alanında da %8,2 artan istihdam

havayollarında %5,2 yükseldi.

Gece arttı doluluk sabit

Turizm Databank’ın Kültür ve Turizm

Bakanlığı konaklama istatistiklerinden

derlediği verilere göre, 2026 Ocak-Mart

döneminde Türkiye’deki işletme belgeli

ve basit otellerde toplam geceleme %34

dolayında artarak 34 milyonu geçerken

doluluklar çoz az artışla %26,8 dolayında

kaldı

Geliri macera turizmi artıracak

Macera turizminin küresel olarak 1,1 trilyon

Dolarlık bir pazar hacmi oluşturduğunu

savunan araştırmaya göre, gezginler artık

sadece ekstrem sporlarla ilgili değiller;

kültürel deneyim, sağlık ve kuşaklar arası

bağlantı da arıyorlar. Ve Türkiye öne çıkıyor.

İspanya 3 ayda artıda

Avrupa Seyahat Komisyonu (ETC),

seyahatçilerin tutumlarını ve gelecek

beklentilerini araştıran yeni bir araştırma

yayınladı. Turizm Databank’ın İspanya

Ulusal İstatistik Enstitüsü’nden (INE

derlediği verilere göre, İspanya’ya gelen

günübirlikçi dahil ziyaretçi sayısı 2026 yılı

Ocak-Mart döneminde %1 artarak 26,6

milyona çıktı. Gelen turist sayısı ise %2,6

artarak 17,5 milyon oldu, günübirlikçi sayısı

%2 düştü. Turizm geliri de %6,4 dolayında

artarak 25,0 milyar Avro oldu.

Yaz 2026 eğilimleri ne?

Avrupa Seyahat Komisyonunun 6 bin kişi

ile yaptığı “Avrupa İçi Seyahatlere İlişkin

Duyarlılığın İzlenmesi” raporuna göre, 2026

yazında, Avrupalıların Avrupa içinde ve

dışında seyahat tercihleri artacak. Güney ve

Akdeniz Avrupası, ilkbahar ve yaz tatilleri

için en popüler tercih olma konumunu

sağlamlaştırırken Türkiye tercihi 8.’inci

sırada. İlk sıraları; İspanya, İtalya, Fransa,

Yunanistan ve Portekiz alıyor. İspanya ve

İtalya yükselişte.


hotel restaurant

36 & hi-tech

gündem

Bakan Ersoy Turizmde İlk Çeyrek

Rakamlarını Açıkladı

Türkiye’nin turizm gelirleri 2026 yılının Ocak–Mart dönemini kapsayan ilk çeyreğinde geçen yılın aynı

dönemine göre %4,2 artarak 9 Milyar 896 Milyon 456 Bin Dolara yükseldi.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri

Ersoy, turizmde 2026 yılının ilk çeyreğine

ilişkin verileri ve önümüzdeki döneme

ilişkin yol haritasını İstanbul Atatürk Kültür

Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında

kamuoyuyla paylaştı. Küresel gelişmelerin

sektöre etkilerine değinen Bakan Ersoy,

Türkiye'nin zorlu uluslararası koşullara

rağmen turizmde güçlü bir başlangıç yaptığını

belirtti.

“Dünyanın önde gelen destinasyonları

benzer etkilerle karşı karşıya”

Küresel gelişmelerin turizm üzerindeki

etkilerine dikkat çeken Ersoy, içinde

bulunulan dönemin yalnızca Türkiye'ye özgü

olmadığını, dünyanın önde gelen turizm

destinasyonlarının da benzer dalgalanmalarla

karşı karşıya kaldığını ifade etti. Bölgesel

gerilimler, jeopolitik gelişmeler ve

uluslararası seyahat hareketliliğinde yaşanan

dalgalanmaların sektörü doğrudan etkilediğini

belirten Ersoy, Türkiye'nin de bu sürecin

dışında olmadığına işaret etti.

“İlk çeyrekte artı yönlü başladık”

Turizmde 2026 yılının ilk çeyreğine ilişkin

değerlendirmesinde Ersoy, elde edilen

verilerin tüm küresel zorluklara rağmen

turizmde yılın artı yönlü başladığını

gösterdiğini belirtti. Bu tablonun tesadüfi

olmadığını vurgulayan Ersoy, sürecin planlı,

koordineli ve sahada aktif şekilde yürütülen

bir sürecin sonucu olduğunu kaydetti.

Bakan Ersoy'un basın toplantısında paylaştığı

sunuma göre ziyaretçi sayıları yılın ilk üç

ayında dalgalı bir seyir izledi. Ocak 2025'te

ziyaretçi sayısı 2 milyon 950 bin iken Ocak

2026'da 3 milyon 131 bine yükseldi ve yüzde

6,1 artış kaydedildi. Şubat ayında Ramazan

ayının etkisiyle 2 milyon 899 binden 2 milyon

848 bine gerileyerek yüzde 1,7 düşüş yaşandı.

Mart ayında ise savaş etkisine rağmen 2

milyon 995 binden 3 milyon 240 bine çıkarak

yüzde 8,2 artış gerçekleşti. Böylece ilk üç

ay toplamında ziyaretçi sayısı 8 milyon 844

binden 9 milyon 219 bine yükselirken yüzde

4,2'lik artış kaydedildi.

Sunumda ayrıca, aynı dönemde ziyaretçi

sayılarındaki değişimde Ramazan ayının 10

gün öne gelmesinin şubat ayına olumsuz,

mart ayına olumlu etkide bulunduğu; İran-

İsrail-ABD savaşı kaynaklı gelişmelerin

ise özellikle mart ayında bölge pazarlarını

etkilediği belirtildi.


Turizmde İlk 4 Ay Zayıflarken

İstanbul İstikrarını Sürdürdü

Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerine göre 2026 yılının

ilk dört ayında Türkiye’ye gelen yabancı ziyaretçi sayısı

geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,08 azalarak 10

milyon 369 bin 762 olarak kaydedildi. Düşüşe rağmen

en çok turist ağırlayan şehir yine İstanbul oldu.

967 ziyaretçiyle Muğla ve yüzde 3,03 ile 107

bin 12 ziyaretçiyle Artvin takip etti.

Ocak-Nisan’da düşüş

2026 yılı Ocak-Nisan dönemine bakıldığında

Türkiye’ye gelen yabancı ziyaretçi sayısının

geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,08

azalarak 10 milyon 369 bin 762 olduğu

bildirildi.

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Emniyet

Genel Müdürlüğü’nden alınan geçici

verilere dayanarak 2026 yılı Nisan ayı

yabancı ziyaretçi istatistiklerini yayımladı.

Verilere göre nisan ayında Türkiye’ye gelen

yabancı ziyaretçi sayısı geçen yılın aynı ayına

kıyasla yüzde 9,44 azalarak 3 milyon 532 bin

505 olarak kaydedildi.

İstanbul ilk sırada

Nisan ayında yabancı ziyaretçilerin en fazla

giriş yaptığı iller sıralamasında İstanbul ilk

sırada yer aldı. İstanbul yüzde 41,72 pay

ile 1 milyon 473 bin 718 ziyaretçi ağırladı.

İstanbul’u yüzde 25,99 ile 918 bin 164

ziyaretçiyle Antalya, yüzde 9,34 ile 330 bin

25 ziyaretçiyle Edirne, yüzde 4,59 ile 161 bin

En fazla ziyaretçi ağırlayan il

Ocak-nisan döneminde en fazla ziyaretçi

ağırlayan il İstanbul oldu. İstanbul, yüzde

51,47 pay ile 5 milyon 337 bin 365 ziyaretçiye

ev sahipliği yaptı. İstanbul’u yüzde 15,69

ile 1 milyon 626 bin 881 ziyaretçiyle

Antalya, yüzde 10,29 ile 1 milyon 67 bin 150

ziyaretçiyle Edirne, yüzde 3,86 ile 399 bin

944 ziyaretçiyle Artvin ve yüzde 2,43 ile 252

bin 68 ziyaretçiyle İzmir izledi.


38

hotel restaurant

& hi-tech

verilerle turizm

Türkiye 1.500 Gemiyle

Kruvaziyer Turizminde Güçlü Bir

Sezon Geçirecek

Kruvaziyer turizminde Türkiye, 2026’da güçlü bir rekor yılına hazırlanıyor.

1.500’ün üzerinde gemi ve 2.3 milyon yolcu hedeflenirken, yalnızca

yeme-içme ve alışverişten 2.5 milyar dolarlık gelir beklenmesi, sektörün

Akdeniz’deki konumunu daha da güçlendiriyor.

Turizmde en büyük gelir getiren grupta

yer alan kruvaziyer turisti bu yıl rekor

kıracak. Ulaştırma Bakanlığı Denizcilik

Ticaret Genel Müdürlüğü verilerine göre,

2013'te bin 530 gemi ve 2 milyon 259

bin turistle en yüksek rakamına ulaşan

sektör, bu yılı yeni bir rekorla kapatacak.

Mart 2026'da 41 bin 39 kişi ile son 16 yılın

en yüksek seviyesine çıkan kruvaziyer

sektörünün 2026 sonunu bin 500'ün

üzerinde gemi ve 2.3 milyon kruvaziyer turist

sayısıyla kapatması öngörülüyor. Kruvaziyer

turizminde altın yıl olarak görülen 2013'ü

de geride bırakacak olan 2026, kruvaziyer

turizminin yeni altın yılı olacak.


2.5 milyar dolar gelir

Yanaştıkları limanda kısa süreli de olsa

bölgeyi gezen kruvaziyer turistleri gerek

yeme-içme gerekse yaptıkları alışverişle

esnafın yüzünü güldürüyor. Bir kruvaziyer

turistinin yeme-içme ve alışverişe

ortalama 1.000-1.500 Dolar arası harcama

yaptığına dikkat çeken sektör temsilcileri,

bu yıl sadece kruvaziyer turistinin

harcamalarından 2.5 milyar dolarlık gelir

öngörüyor.

Globalin üzerinde büyüme

TÜRSAB Başkan Yardımcısı Davut Günaydın,

2025 yılında dünya genelindeki kruvaziyer

yolcu sayısı bir önceki yıla göre yüzde 7.5

oranında artarak 37.2 milyona ulaştığını

anlattı. Günaydın, "2026 yılında dünya

genelindeki kruvaziyer yolcu sayısında

yüzde 3-5 aralığında büyüme gerçekleşmesi

ve toplam sayının 38 milyona ulaşması

bekleniyor" dedi.

Türkiye'nin 2025'te 2 milyon 138 bin

kruvaziyer turisti ağırladığını anlatan

Günaydın, "2026 yılı sonunda Türkiye'nin

kruvaziyer turizmde global ölçekteki

büyümenin de üzerinde yüzde 10'lara

yaklaşan bir büyüme yakalamasını

öngörüyoruz. 2026 yılı sonunda 1.500

kruvaziyer gemisi ve 2.3 milyon civarında

yolcu sayısına ulaşmayı hedefliyoruz. Eğer

bu rakama ulaşırsak 2026 altın yılımız olur"

ifadelerini kullandı.

Hantavirüs etkilemedi

Bir kruvaziyer gemisinde yaşanan

hantavirüs olayının sektöre etkilerine

ilişkin soruları da yanıtlayan Günaydın,

şunları anlattı: "Hantavirüs olayının sektöre

potansiyel etkisine ilişkin küresel rapor

ve değerlendirmelerde, özellikle tatil

amaçlı kruvaziyer seferlerinin durumdan

genel anlamda olumsuz etkilenmesi

beklenmiyor. Mevcut rezervasyon

eğilimleri de bu değerlendirmeyi destekler

nitelikte seyrediyor. Hantavirüs kaynaklı

olumsuz algının daha çok son derece

sınırlı bir kesime hitap eden keşif ve

kutup kruvaziyerleri gibi segmentlerde

hissedilebileceği ifade edilebilir."

5 milyon kişi hayal değil

Kruvaziyer turizmindeki gelişimin mevcut

seviyenin çok daha üzerine çıkabileceğini

anlatan TÜRSAB Başkan Yardımcısı Davut

Günaydın, bunun için kruvaziyer şirketlerinin

sefer sayılarını artıracak şekilde

düzenlemeler gerektiğini kaydetti. Günaydın,

şunları anlattı: "Gemiler çok yüksek yapıya

sahip oldukları için Çanakkale Köprüsü'nün

altından geçerken bir ücret alınıyor.

Galataport'ta da Boğaz sınırının içinde

kaldığı için giriş ücreti ödüyorlar. Bu tarz

ücretlerin alınmaması noktasında Ulaştırma

ve Altyapı Bakanlığı'mıza başvurularımızı

önceki yıllarda gerçekleştirmiştik. Bu

ücretler alınmazsa İstanbul kruvaziyer

şirketleri için daha cazip hale gelebilir

ve gelen gemi ve yolcu sayısını çok daha

yüksek seviyelere çıkartabiliriz. Yunanistan

2025 yılında 5.3 milyon kruvaziyer yolcusu

ağırladı. Gerekli düzenlemeler yapılırsa biz

de ülke olarak 5 milyonu çok rahat yakalar

hatta aşarız. Bu rakamlar bizim için hayal

değil."

Kuşadası 1 milyonu aşacak global

Ports Holding Doğu Akdeniz Limanları

Direktörü Aziz Güngör, Sabah'ın aktardığına

göre, "2026 ve 2027 yılı için önemli ölçüde

artan gemi turu rezervasyonları dikkate

aldığımızda gemilerin doluluk oranlarında

yeni rekorlar göreceğiz' dedi. Kuşadası'nın

kruvaziyer gemilerinin uğrak limanlarından

biri olduğuna dikkat çeken Güngör,

'Geçtiğimiz yıl 617 kruvaziyer seferi ile

995 binden fazla kruvaziyer yolcusuna

ev sahipliği yaparak Türkiye'nin lider

limanı olma unvanını sürdüren Ege Port

Kuşadası'nda bu yıl 1 milyon yolcuyu aşmayı

hedefliyoruz" diye konuştu.

Geçen yıl Bodrum Cruise Port Limanı'nda

116 kruvaziyer gemisi ve 138 bin 149 yolcu

ağırladıklarını anlatan Güngör, "Global Ports

Holding'in küresel ağı sayesinde ülkemiz

limanlarına daha fazla gemi ve yolcu

çekmek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Ülkemizin kruvaziyer sektöründe çekim

merkezi haline gelmesi için çalışıyoruz"

ifadelerini kullandı.

Türkiye'ye ilgi artıyor

Royal Caribbean Group Türkiye Müdürü

Alper Taşkıranlar, 2026 sezonunda

kruvaziyer sektöründe hem global ölçekte

hem de Türkiye özelinde güçlü bir talep

olduğunu söyledi. Taşkıranlar, "Pandemi

sonrası başlayan ivmenin artık kalıcı bir

büyüme dönemine dönüştüğünü görüyoruz.

Özellikle Akdeniz ve Türkiye kültür,

gastronomi, tarih ve premium deneyim

arayan misafirler açısından yeniden

dünyanın en güçlü cruise destinasyonları

arasında yer alıyor. Türkiye özelinde ise

İstanbul, Kuşadası ve Bodrum'un yeniden

ana cruise rotalarına güçlü şekilde dahil

olması sektöre önemli katkı sağlıyor.

Türkiye artık yalnızca transit bir uğrak

noktası değil, stratejik bir cruise pazarı

haline geliyor" dedi.

Royal Caribbean International, Celebrity

Cruises, Silversea Cruises, Azamara Cruises

ve AROYA Cruises markalarına ait gemilerle

geçen yıl Türkiye limanlarına toplam 235

sefer gerçekleştirerek yaklaşık 850 bin

yolcu taşıdıklarını anlatan Taşkıranlar,

"2026 sezonunda ise Türkiye'ye olan ilginin

daha da arttığını görüyoruz. Temsil ettiğimzi

markaların Türkiye operasyonlarında artan

kapasite ve güçlü talep doğrultusunda

toplam yolcu sayısının 1 milyon seviyesine

ulaşmasını hedefliyoruz. Özellikle premium

ve luxury segmentte erken rezervasyon

oranları oldukça güçlü seyrediyor" şeklinde

konuştu. (Sabah Gazetesi)


40

hotel restaurant

& hi-tech

verilerle turizm

Türkiye’nin Mavi Bayraklı Plaj

Sayısı 580’e Yükseldi

Türkiye, Mavi Bayrak’ta

dünya 3’üncülüğünü

bir kez daha koruyarak

sürdürülebilir turizmdeki

küresel gücünü tescilledi.

580 plaj, 30 marina,

18 turizm teknesi ve

26 bireysel yatın ödül

aldığı 2026 listesinde;

Bakanlığın ücretsiz

girişli halk plajları da

büyüyen yatırımlar ve yeni

adreslerle dikkat çekti.

Türkiye, sürdürülebilir turizm ve

çevre odaklı kıyı yönetimindeki

istikrarlı yükselişini 2026 Mavi Bayrak

sonuçlarıyla bir kez daha dünyaya gösterdi.

Mavi Bayrak’ta dünya 3’üncülüğünü koruyan

Türkiye; büyüyen plaj ağı, uluslararası

standartlardaki halk plajları ve yeni

yatırımlarla Akdeniz’deki “mavi rekabetin”

en güçlü ülkeleri arasındaki yerini daha

da sağlamlaştırdı. Uluslararası Çevre

Eğitim Vakfı-FEE tarafından açıklanan 2026

yılı Mavi Bayrak ödüllerine göre Türkiye

genelinde Mavi Bayrak dalgalanan plaj

sayısı 577’den 580’e yükseldi. Türkiye, plaj

kategorisinde İspanya ve Yunanistan’ın

ardından bir kez daha dünyanın en başarılı

üçüncü ülkesi oldu.

Türkiye Çevre Eğitim Vakfı (TÜRÇEV)

tarafından İzmir Foça’da kamuoyuyla

paylaşılan sonuçları değerlendiren Kültür

ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy,

Türkiye’nin Mavi Bayrak haritasını yeni halk

plajlarıyla genişletmeye devam ettiklerini

vurguladı. Türkiye sahillerinin artık bir

dünya markası haline geldiğini belirten

Ersoy, Bodrum Türkbükü Ücretsiz Girişli

Halk Plajı’nda da bu yıl ilk kez Mavi Bayrak

dalgalanacağını ifade etti.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği

Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı gibi paydaş

kurumlara teşekkür eden Bakan Ersoy,

sosyal medya paylaşımında şu ifadeleri

kullandı: “Sahillerimiz artık dünya markası.

Mavi Bayrak’ta dünya 3’üncülüğümüzü bir

kez daha koruduk. 2026 yılında 580 plaj, 30

marina, 18 turizm teknesi ve 26 bireysel yat

Mavi Bayrak almaya hak kazandı. Böylece

Türkiye; çevre standartları, güvenli turizm

altyapısı ve sürdürülebilir kıyı yönetimindeki

güçlü konumunu uluslararası ölçekte bir

kez daha tescilledi. Akdeniz'deki mavi

rekabette güçlü yükselişimizi sürdürürken

ücretsiz girişli halk plajlarımızı da

uluslararası standartlarla büyütmeye devam

ediyoruz. Bu yıl Bodrum Türkbükü Halk

Plajımız da Mavi Bayraklı halk plajlarımız

arasına katıldı. Yeni halk plajı projelerimizle

Türkiye’nin Mavi Bayrak haritasını daha da

genişleteceğiz. Bu başarıda emeği bulunan

TÜRÇEV başta olmak üzere tüm paydaş


kurumlarımıza, yerel yönetimlerimize ve

turizm sektörümüze teşekkür ediyorum.”

Yeni halk plajları mavi büyümeye güç

katıyor

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri

Ersoy’un daha önce kamuoyuyla paylaştığı

yeni halk plajı projeleri de Türkiye’nin

“mavi” büyüme vizyonunun önemli adımları

arasında yer alıyor. Bakan Ersoy; Bitlis

Adilcevaz, Sinop İnceburun ve Samsun

Yakakent’te çalışmaları süren yeni ücretsiz

girişli halk plajlarıyla birlikte Bakanlığın 5

yıldız konseptiyle hayata geçirdiği halk plajı

sayısının 2026 sonunda 23’e yükselmesinin

hedeflendiğini kamuoyuna duyurmuştu.

Ersoy, vatandaşların ücretsiz şekilde

faydalandığı halk plajlarında çevre yönetimi,

güvenlik, temizlik ve hizmet kalitesini

uluslararası standartlarda büyütmeye

devam edeceklerini vurgulamıştı.

Bu vizyon doğrultusunda hayata geçirilen

ücretsiz girişli halk plajları, 2026 Mavi

Bayrak listesinde de öne çıkan başlıklardan

biri oldu. Antalya’da Sorgun, Ilıca, Belek,

Kadriye, Lara 1, Lara 2, Beldibi Bahçecik,

Çifteçeşmeler, Çamyuva ve Tekirova halk

plajları; Muğla’da ise Marmaris Halk

Plajı, Bodrum İçmeler Halk Plajı ve bu yıl

ilk kez listeye giren Türkbükü Halk Plajı

Mavi Bayrak almaya hak kazandı. Böylece

Bakanlığın 5 yıldız konseptiyle hayata

geçirdiği ücretsiz girişli halk plajları,

Türkiye’nin uluslararası standartlardaki

’mavi’ kıyı ağının en güçlü parçalarından biri

haline geldi.

Mavi yarışta Türkiye zirvedeki yerini

korudu

Türkiye, plaj kategorisinde İspanya ve

Yunanistan’ın ardından bir kez daha

dünyanın en başarılı üçüncü ülkesi oldu.

Türkiye aynı zamanda turizm tekneleri

kategorisindeki dünya dördüncülüğünü de

korudu. Mavi Bayrak 2026 sonuçlarına göre,

Türkiye’de 580 plaj, 30 marina, 18 turizm

teknesi ve 26 bireysel yat Mavi Bayrak

almaya hak kazandı. Türkiye’de TÜRÇEV

koordinasyonunda yürütülen program

kapsamında; yüzme suyu kalitesi, çevre

yönetimi, can güvenliği, engelli erişimi, atık

yönetimi ve çevre eğitimi gibi birçok kriter

uluslararası denetim süreçleriyle takip

ediliyor.

Antalya kıyıları yine lider

Antalya, 2026 yılında 232 plajla Türkiye’nin

en fazla Mavi Bayraklı plaja sahip ili olmayı

bu yıl da sürdürdü. Muğla 113 plajla ikinci,

İzmir ise 60 plajla üçüncü sırada yer

aldı. Balıkesir 45, Aydın 39, Samsun 19,

Çanakkale 14, Mersin 12, Tekirdağ 10 ve

Kocaeli 9 Mavi Bayraklı plajla listede öne

çıkan iller arasında yer aldı. Bursa’nın 4

plajla yer aldığı listede; İstanbul, Sakarya,

Düzce, Bartın ve Ordu’nun ayrı ayrı 3’er,

Yalova ve Zonguldak’ın 2’şer, Kırklareli, Van,

Adana ve Sinop’un ise ayrı ayrı 1’er Mavi

Bayraklı plajı bulundu.

Türkiye genelinde 2026 yılında Mavi

Bayraklı marina sayısı 30, turizm teknesi

sayısı 18, bireysel yat sayısı ise 26 olurken

çevre odaklı turizm yatırımlarıyla birlikte

Türkiye’nin kıyı turizmindeki uluslararası

marka gücü de büyümeyi sürdürdü. 2026

yılında Mavi Bayrak ödüllerine layık görülen

plajların listesine mavibayrak.org.tr

adresinden ulaşılabiliyor.


42

hotel restaurant

& hi-tech

verilerle turizm

Bakanlık’tan

3 Yeni Ücretsiz

Halk Plajı

Yatırımı

Kültür ve Turizm Bakanlığı,

ücretsiz girişli halk plajı

projelerini 2026 yılında yeni

yatırımlarla genişletmeye

hazırlanıyor. Bitlis Adilcevaz,

Sinop İnceburun ve Samsun

Yakakent’te yapımı süren üç

yeni plajın tamamlanmasıyla

birlikte ücretsiz halk plajı

sayısı 23’e yükselecek.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri

Ersoy'un hayata geçirdiği ücretsiz

girişli halk plajı projeleri hem yerel

halkın turizm imkânlarından yararlanmasını

sağlamak hem de sahil bölgelerinde nitelikli

kamu hizmeti sunmak amacıyla geliştirilmiş

önemli uygulamalar arasında yer alıyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığınca 2019 yılında

başlatılan ve yalnızca Bakanlık tarafından

işletilen bu plajlar, bugün itibarıyla Türkiye

genelinde 20 ayrı noktada hizmet veriyor.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri

Ersoy'un geçtiğimiz günlerde güncellediği

halk plajı sayısı 23'e yükseliyor. Ücretsiz

girişli halk plajlarına 2026 sonu itibariyle 3

yeni plaj daha ekleniyor.

Halk plajı ağı genişliyor

Bakan Ersoy'un talimatıyla başlatılan ve

2026 yılı itibarıyla çalışmaları devam eden

projeler arasında özellikle üç yeni halk plajı

öne çıkıyor. Bitlis Adilcevaz Ücretsiz Girişli

Halk Plajı, Sinop İnceburun Ücretsiz Girişli

Halk Plajı, Samsun Yakakent Ücretsiz Girişli

Halk Plajı projelerinin 2026 yılı itibarıyla

çalışmaları devam ediyor. Bu projelerle

birlikte mevcut halk plajı ağı genişletilerek

farklı bölgelerde yaşayan vatandaşların da

erişimi artırılıyor.

Türkiye genelinde 20 noktada hizmet

veriliyor

Türkiye genelinde 20 ücretsiz girişli halk

plajı, Antalya, Muğla ve İzmir başta olmak

üzere farklı turizm merkezlerinde hizmet

sunuyor. Antalya’da 14, Muğla’da 5 ve

İzmir’de 1 noktada faaliyet gösteren bu

plajlar yoğun ilgi görüyor.

Ücretsiz ve kapsamlı hizmet modeli

Kültür ve Turizm Bakanlığının hizmete

sunduğu halk plajlarında girişler ve

temel ihtiyaçlar tamamen ücretsiz olarak

sunuluyor. Tuvalet, duş, soyunma kabinleri,

çocuk oyun alanları gibi hizmetlerin yanı

sıra bebek bakım odası, mescit, spor

alanları ve etkinlik alanları da plajlarda

yer alıyor. Projelerde engelli vatandaşların

erişimine özel önem verilirken, tüm alanlar

erişilebilirlik kriterlerine uygun şekilde

planlanıyor. Ayrıca yeme-içme ve otopark

gibi hizmetler de vatandaşların ihtiyaçlarını

karşılayacak şekilde sunuluyor.



hotel restaurant

44 & hi-tech

yeni yatırımlar

Gloria Hotels & Resorts’ten Akdeniz

Kıyısında Yeni Bir Deneyim

Gloria Hotels & Resorts, doğayla

uyumlu, rafine ve şık tasarım

anlayışıyla yenilenen alanlarında

sadelik ve dinginliği öne çıkarıyor.

Gerçekleştirilen düzenlemeler,

Akdeniz kıyısındaki konaklama

deneyimini daha konforlu, daha

estetik ve daha güçlü bir hisle

yeniden şekillendiriyor.

Gloria Serenity Resort’ün yeni iskelesi, bu

dönüşümün en dikkat çekici unsurlarından

biri olarak öne çıkıyor. Denizle kurulan

bağı daha doğrudan ve güçlü hale getiren bu

özel alan, günün her saatinde farklı bir atmosfer

sunuyor. Sabahın ilk ışıklarıyla başlayan sakinlik

hissi, gün içinde yerini canlı ve enerjik bir ortama

bırakırken, gün batımında ortaya çıkan sıcak tonlar

iskeleyi bambaşka bir ambiyansa taşıyor. Gün

boyunca değişen ışık ve denizle kurulan temas,

bu alanı yalnızca bir kullanım noktası olmaktan

çıkararak deneyimin merkezine yerleştiriyor.

Denizin üzerinde ayrıcalıklı alan

Yenilenen iskele, geniş ve konforlu kullanım

alanlarıyla dikkat çekiyor. Deniz üzerinde konumlanan

iskele, misafirlere hem sosyal hem de

daha sakin anlar için farklı alternatifler sunuyor.

Geniş oturma alanları, gün boyu kesintisiz deniz

keyfi yaşanmasına olanak tanırken, iskelede

geçirilen zamanı daha uzun ve daha keyifli hale

getiriyor. Gün batımında oluşan atmosfer ise bu

deneyimi bir adım ileri taşıyor. Işığın deniz üzerinde

yarattığı yansımalar ve hafif esinti, iskeleyi

günün en özel anlarının yaşandığı noktalardan

biri haline getiriyor.

Sahilden villalara uzanan deneyim

Gloria Serenity Resort genelinde yapılan düzenlemeler,

misafir deneyimini daha konforlu ve

daha akıcı hale getiriyor. Yenilenen yürüyüş yolları

ve peyzaj düzenlemeleri, resort içinde geçirilen

zamanı daha keyifli bir deneyime dönüştürüyor.

Doğal dokularla çevrili yürüyüş alanları, misafirlerin

yeşilin içinden geçerek denize ulaşmasını

sağlıyor. Bu geçiş, resort içinde hareketi sadece

bir ulaşım değil, aynı zamanda deneyimin bir

parçası haline getiriyor. King & Queen Villalar ile

Serenity Villa’da gerçekleştirilen yenilemelerle

yaşam alanları daha geniş, daha ferah ve daha

kullanışlı bir yapıya kavuşuyor. İç mekânlarda

artan doğal ışık kullanımı, alanların daha aydınlık

ve dengeli hissedilmesini sağlıyor. Dış mekânla

kurulan güçlü bağ ise konaklama deneyimini yalnızca

oda ile sınırlı bırakmıyor; günün her anına

yayılan bir konfor sunuyor.

Doğayla uyumlu tasarım

Gloria Hotels & Resorts genelinde gerçekleştirilen

tüm yenileme çalışmaları, doğayla uyumlu bir

tasarım anlayışıyla hayata geçiriliyor. Kullanılan

doğal malzemeler, sade çizgiler ve dengeli

mekansal kurgular, misafirlere hem estetik hem

de konforlu bir deneyim sunuyor. Her detay,

daha huzurlu, daha dengeli ve daha keyifli bir

konaklama deneyimi yaratmak amacıyla yeniden

ele alınıyor.


Didem Goncaoğlu’nun Hayali Gerçek Oldu

Opia Alaçatı’da Açıldı

Turizm sektöründe uzun yıllar

önemli görevlerde bulunan Didem

Goncaoğlu, hayalini kurduğu butik

otel projesini Alaçatı’da hayata

geçirerek Opia’nın kapılarını açtı.

Turizm kariyerine üniversiteden sonra

Fethiye Hillside Beach Club’da başlayan

Didem Goncaoğlu, sonrasında Çeşme Ilıca

Otel’de görev alarak sektörde önemli bir deneyim

kazandı. Daha sonra Anemon Otelleri’nde genel

müdürlük ve Anemon Otelleri Kalite standartları

ve Marka Direktörlüğü görevlerinde bulunan

Goncaoğlu, yıllardır hayalini kurduğu butik oteli

açma fırsatını yakalayınca Alaçatı’da yeni bir

sayfa açtı. Goncaoğlu, butik otel fikrinin aslında

kariyerinin ilk yıllarından beri aklında olduğunu

belirterek, “Uzun yıllardır hayalim olan butik otel

fikri yıllar sonra karşıma böyle bir fırsat olarak

çıkınca düşünmeden kabul ettim. Çok istediğim

bir hayaldi ve gerçekleştiği için çok mutluyum”

dedi.

Kolay ulaşılabilir

Alaçatı’nın girişinde yer alan Opia, hem İzmir’den

gelen misafirler için kolay ulaşılabilir bir noktada

bulunuyor hem de Alaçatı’nın yoğunluğundan

uzak, sakin bir konaklama deneyimi sunuyor.

Otel, misafirlerin dinlenmek ve huzur bulmak

için tercih edeceği bir atmosfer sunmayı hedefliyor.

Didem Goncaoğlu, “Misafirlerimizin buraya

gelirken ‘Opia’ya gidiyorum, dinleneceğim’ diyerek

gelmelerini istiyorum. Tam olarak böyle bir

ortam oluşturmaya çalıştık” diye konuştu.

12 odalı

Toplam 12 odadan oluşan Opia’da farklı oda

seçenekleri bulunuyor. Otelde bir süit oda, balkonlu

odalar, Fransız balkonlu odalar ve cumbalı

odalar yer alıyor. Yıl boyunca açık olması planlanan

otelde hem yaz hem de kış aylarında çeşitli

organizasyonlar düzenlenmesi hedefleniyor.

Goncaoğlu, misafirlerin oteli bir konaklama yerinden

öte “kendi evleri gibi hissedebilecekleri bir

mekân” olarak görmelerini istediklerini belirtti.

Kahvaltısı doğal ve yerel

Opia’nın en iddialı olduğu konulardan biri ise

kahvaltı. Goncaoğlu, doğal ve yerel ürünler

kullanmaya özellikle önem verdiklerini vurguladı.

“Kendim çok doğal beslenen biriyim. Misafirlerime

de yemeyeceğim hiçbir şeyi ikram etmeyi

tercih etmiyorum. Bu nedenle ürünlerimizi

köylülerden ve köy pazarlarından temin ediyoruz”

diyen Goncaoğlu, kahvaltı menüsünde kendi

mutfaklarından çıkan Opia ekmeği, pişi ve sigara

böreği gibi lezzetlerin yer aldığını söyledi. Otelde

ayrıca havuz başında gün boyu sunulan snack

menü ve bar hizmeti de bulunuyor. 12 yaş üzeri

misafirlerin kabul edildiği Opia, yalnızca konaklama

için değil; kahvaltı ve kafe deneyimi için de

dışarıdan ziyaretçilere açık olacak. Goncaoğlu,

özellikle doğal ürünlerle hazırlanan kahvaltı için

dışarıdan misafirleri de ağırlamayı planladıklarını

belirterek, “Temiz, ferah bir ortamda gerçekten

doğal ürünlerle hazırlanmış bir kahvaltı sunmak

istiyoruz. Dileyen misafirlerimiz sadece kahvaltı

ya da kahve için de gelebilecek” dedi.

Otelin ruhunu yansıtan bir isim

Otelin adı olan “Opia”, insanların göz göze geldiğinde

hissettikleri yoğun duyguyu ifade ediyor.

Goncaoğlu bu ismi seçmesinin nedenini anlatırken,

“Anlamını öğrendiğimde çok etkilendim. İnsanların

burada kendilerini iyi hissedeceği, sakin

atmosferi, doğal yaşamı ve samimi yapısıyla butik

otel anlayışına farklı bir yorum getirmek istedim”

ifadelerini kullandı.


hotel restaurant

46 & hi-tech

yeni yatırımlar

The Dalaman Golf Club 27 Ağustos’ta

Hizmete Giriyor

Dalaman, 27 Ağustos tarihinde hizmete girecek The Dalaman Golf Club ile Türkiye’nin golf turizminde yeni

bir çekim merkezi olmaya hazırlanıyor. Doğal peyzajı, sürdürülebilir mimarisi ve uluslararası standartlardaki

altyapısıyla proje, Akdeniz’de golf deneyimine yeni bir soluk getirecek.

Türkiye’nin golf turizmindeki yükselişi,

Dalaman’da hayata geçirilen yeni ve iddialı

bir destinasyon yatırımıyla yeni bir evreye

giriyor. Bölgenin ilk golf sahası olma özelliğini

taşıyan The Dalaman Golf Club, 27 Ağustos

2026 tarihinde hizmete giriyor. Hilton Dalaman

Sarıgerme Resort & Golf yönetiminde konumlanan

kulüp; golf, doğa ve yaşam tarzını bir araya

getiren bütünsel yaklaşımıyla Akdeniz’de yeni

nesil bir golf destinasyonu olarak öne çıkıyor.

Doğayla kurgulanmış golf peyzajı

International Design Group imzası taşıyan saha,

Dalaman Uluslararası Havalimanı’na yaklaşık

20 dakika mesafede, yüksek biyolojik çeşitliliğe

sahip bir ekosistem içinde yer alıyor. Uzun sahil

hattı, sulak alanlar ve göçmen kuş rotalarıyla

çevrili bu doğal peyzaj, golf deneyimini klasik

saha sınırlarının ötesine taşıyor.

6.152 metre uzunluğundaki parkur, doğal kum

zemin üzerine sürdürülebilirlik prensipleri

doğrultusunda inşa edildi. Akdeniz’e açılan

panoramik görüş hatları ve topoğrafyaya entegre

mimari kurgusu, sahayı yalnızca sportif bir alan

değil, aynı zamanda manzara temelli bir deneyim

rotası haline getiriyor.

Özellikle 15. çukur, 25 metrelik kot farkı ve

göl-doğa etkileşimiyle hem teknik hem görsel

açıdan sahaya karakter kazandıran en önemli

noktalardan biri olarak öne çıkıyor.

72 par olarak tasarlanan The Dalaman Golf Club

sahasında 15 doğal su engeli ve 55 kum engeli

bulunuyor. Arazi boyunca doğal çam tepeleriyle

oluşan farklı kotlar, oyuna sürekli değişen bir

ritim kazandırırken, saha strateji, hassasiyet ve

karar alma becerisini ön plana çıkaran bir yapıya

sahip.

Golfün ötesinde

The Dalaman Golf Club, yalnızca deneyimli oyunculara

değil, golf ile yeni tanışacak misafirlere de

hitap eden çok katmanlı bir yapı olarak tasarlandı.

The Dalaman Golf Academy, farklı yaş ve

seviyelere yönelik programları ve PGA sertifikalı

uluslararası eğitmen kadrosuyla hizmet verecek.

Akademi, “Trackman” teknolojisiyle desteklenen

altyapısı sayesinde veri odaklı modern golf

eğitimi yaklaşımını merkeze alıyor.

Driving Range alanı; putting, chipping ve bunker

green’lerden oluşan kısa oyun bölgelerinin yanı

sıra Trackman Range sistemi ile donatıldı. Bu

yapı, oyunculara klasik antrenman anlayışının

ötesinde ölçülebilir, analiz edilebilir ve gelişim

odaklı bir deneyim sunuyor. Kulüp; clubhouse,

restoran ve pro shop gibi sosyal alanlarıyla yalnızca

bir spor tesisi değil, gün boyu yaşayan bir

sosyal merkez olarak tasarlandı.

Atalay: “Dalaman’ı golf turizminde yeni bir

merkez haline getirmeyi hedefliyoruz”

Hilton Dalaman Sarıgerme Resort & Golf Genel

Müdürü, Ümit Yaşar Atalay projeye ilişkin

değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “The

Dalaman Golf Club ile Dalaman’ı golf turizminde

yeni bir merkez haline getirmeyi hedefliyoruz.

Uzun süredir üzerinde çalıştığımız bu projeyi

hayata geçirmek bizim için büyük bir gurur. Bu

yaz itibarıyla misafirlerimize uluslararası ölçekte

benzersiz bir deneyim sunacağız. Avrupa başta

olmak üzere global golf oyuncularını ağırlamak

için sabırsızlanıyoruz.”

The Dalaman Golf Club, açılışıyla

birlikte Dalaman’ı Türkiye’nin golf

turizminde yeni bir referans noktası

haline getirmeyi amaçlıyor. Bölge;

doğal peyzajı, ulaşım kolaylığı ve yüksek

standartlı konaklama altyapısıyla

uluslararası golf rotaları arasında

güçlü bir alternatif olarak konumlanıyor.

Golfün doğası gereği uzun süreli

oynanan ve hava koşullarına doğrudan

bağlı bir spor olması, destinasyon

seçiminde iklimi kritik hale getiriyor.

Akdeniz iklim kuşağında yer alan

Dalaman’da Eylül–Haziran dönemi

ideal sezon olarak öne çıkarken, Avrupa

ve Kuzey Avrupa pazarlarında golf

seyahatlerinin ağırlıklı olarak ilkbahar,

sonbahar ve kış aylarına kayması

bölgeyi yıl boyunca sürdürülebilir bir

turizm destinasyonu haline getiriyor.


The Land of Legends

Tema Park Yeni Alanı

Waterfly’ı Ziyarete Açtı

The Land of Legends Tema Park, yeni temalı alanı Waterfly’ı misafirlerin de katılımıyla

düzenlenen törenle 1 Mayıs 2026 tarihi itibarıyla ziyaretçilere açtı.

Açılış töreni, The Land of Legends Yönetim

Direktörleri Semih Elbaba ve Rıfat Alboğan

ile Tema Park Direktörü Mehmet Serin’in

gerçekleştirdiği kurdela kesimi ile başladı. Waterfly,

suyun dinamizmiyle doğanın özgürlüğünü

bir araya getiren alan, hareket, renk ve heyecan

odaklı tasarımıyla tema park deneyimine yeni bir

soluk getiriyor.

Her metrede farklı bir heyecan

Dünyanın en yüksek su kaydırak kulelerinden

biri olan Dragonfly Tower, bünyesindeki birden

fazla kaydırakla her metrede farklı bir heyecan

sunuyor. Çocuklar için özel olarak tasarlanan

Butterfly Beach ise minik ziyaretçilere renkli bir

macera alanı sunarken yetişkinlere suyun içinde

dinlenme ve rahatlama imkânı tanıyor. The Land

of Legends Tema Park, Waterfly ile misafirlerine

her ziyaretlerinde yeni deneyimler keşfetme

fırsatı sunmayı sürdürüyor.


hotel restaurant

48 & hi-tech

marka

Serdar Kavramış:

“Turizmde Güvenlik Algısı Marka Değerinin

Bir Parçasına Dönüşüyor”

Turizm sektöründe misafirlerin tercihlerini konfor ve hizmet kalitesinin yanında güven

duygusu da şekillendiriyor. Kale Kilit Pazarlama Müdürü Serdar Kavramış’a göre yangın

sistemlerinden akıllı kilit teknolojilerine kadar güvenlik altyapıları, oteller için marka itibarını

doğrudan etkileyen kritik bir yatırım alanına dönüşüyor.

Turizm sektöründe güvenlik, teknik bir

gereklilik olmaktan çıkarak marka değerini

doğrudan etkileyen stratejik unsurlardan

biri haline geliyor. Kale Kilit Pazarlama Müdürü

Serdar Kavramış, modern misafir deneyiminde

güven duygusunun konfor ve hizmet kalitesi

kadar belirleyici olduğunu vurguluyor.

Turizm sektörü uzun yıllardır

konfor, deneyim ve hizmet

kalitesi üzerinden şekillenen bir

rekabetin içinde bulunuyor. Ancak

son yıllarda değişen tüketici

davranışlarıyla birlikte sektörün

öncelikleri de dönüşmeye

başladı. Günümüzde misafirler

yalnızca estetik açıdan güçlü ya

da iyi hizmet veren oteller aramıyor;

aynı zamanda kendilerini

güvende hissedebilecekleri

markaları tercih ediyor.

Güvenlik krizleri operasyonel

sınırların ötesine geçiyor

Kale Kilit Pazarlama Müdürü

Serdar Kavramış’a göre,

günümüzde güvenlik kavramı

turizm sektöründe teknik bir

gerekliliğin çok ötesine geçmiş

durumda. Özellikle dijital çağın

etkisiyle birlikte marka itibarının

kriz anlarında daha görünür

şekilde şekillendiğini ve kullanıcıların

güvenlik konusundaki

hassasiyetinin her geçen gün

arttığını belirten Kavramış, bir

otelde yaşanan güvenlik probleminin

artık yalnızca operasyonel bir sorun olarak

kalmadığını ifade ediyor.

Yangın güvenliği eksiklikleri, teknik altyapı problemleri

ya da kriz anlarında yaşanan yönetim zafiyetleri

çok kısa süre içerisinde sosyal medyada

görünür hale gelirken, markaların yıllar içinde

oluşturduğu güven algısını da doğrudan etkileyebiliyor.

Bu nedenle modern turizm yatırımlarında

güvenlik artık “arka planda kalan teknik bir detay”

değil; marka değerini destekleyen stratejik

yonla değil; görünmeyen teknolojik altyapıyla da

şekilleniyor.

Yangın kapıları, alarm sistemleri, akıllı kilit

teknolojileri, erişim kontrol sistemleri ve otel

tipi çelik kasalar gibi güvenlik çözümleri bugün

modern turizm yapılarının ayrılmaz bir parçası

haline geliyor. Özellikle yoğun insan sirkülasyonunun

bulunduğu otellerde yangın dayanımı

yüksek kapılar, entegre alarm altyapıları ve hızlı

reaksiyon verebilen güvenlik sistemleri yalnızca

bir unsur haline geliyor.

Turizm sektöründe son yıllarda “görünmeyen güvenlik

teknolojileri” kavramı da ön plana çıkıyor.

Misafirler çoğu zaman bu sistemleri doğrudan

fark etmese de, kendilerini güvende hissetme

konusunda bu altyapılar belirleyici rol oynuyor.

Güçlü bir otel deneyimi artık sadece dekorasyönetmelik

açısından değil; insan hayatı açısından

da kritik önem taşıyor.

Kullanıcı beklentilerinin de artık bu yönde

şekillendiğini belirten Kavramış’a göre insanlar

yalnızca konforlu odalar değil, aynı zamanda profesyonel

şekilde yönetilen ve güven veren yapılar

görmek istiyor. Akıllı kilit teknolojileri sayesinde

hızlı ve güvenli oda erişimi sağlanması,

alarm sistemlerinin kesintisiz

çalışması ya da odalarda bulunan

çelik kasaların kişisel güven hissini

desteklemesi gibi unsurlar artık misafir

deneyiminin doğal bir parçası

haline geliyor.

Turizmde güvenlik lüks algısıyla

doğrudan ilişkili

Turizm sektöründe güvenliğin artık

lüks algısıyla da doğrudan ilişkili

olduğu görülüyor. Modern misafir

için kalite yalnızca estetikle değil;

profesyonellik, teknoloji ve güven

duygusuyla birlikte anlam kazanıyor.

Bu nedenle güçlü markalar

artık yalnızca iyi görünen değil, aynı

zamanda kriz anlarında güven veren

markalar olarak öne çıkıyor.

Özellikle büyük ölçekli turizm yatırımlarında

güvenlik planlamasının

projenin en başında ele alınması

gerektiğine dikkat çeken Kavramış,

mekanik güvenlik sistemlerinden

elektronik altyapılara kadar tüm

çözümlerin entegre şekilde düşünülmesinin

önemine vurgu yapıyor.

Güvenliğin sonradan eklenen bir

unsur değil, marka deneyiminin temel parçalarından

biri olduğunu ifade ediyor.

Teknolojinin gelişmesiyle birlikte turizm sektöründe

güvenlik anlayışı da dönüşüm geçiriyor.

Akıllı erişim çözümleri, mobil entegrasyonlar ve

merkezi yönetim sistemleri artık sektörün standartları

arasında yer alırken, kullanıcıların hafızasında

kalan şey çoğu zaman yalnızca mimari

ya da hizmet kalitesi değil; markanın kendilerine

hissettirdiği güven duygusu oluyor.


CULLINAN Belek’in

Lobisi Zamansız

Tasarım Anlayışıyla

Dikkat Çekiyor

G.Hakan Külahçı’nın tasarım öncülüğünde Artmim tarafından

hayata geçirilen Cullinan Belek’in lobi alanı, doğal malzemeler,

güçlü mekânsal oranlar ve çağdaş tasarım detaylarıyla seçkin bir

karşılama deneyimi sunuyor. Mekân, dönemsel trendlerden bağımsız

kurgulanan tasarım diliyle kalıcı bir mekânsal deneyim vadediyor.

Cullinan Belek’in iç mekân tasarımı;

güçlü mekânsal oranlar, doğal

malzemeler ve zamansız tasarım

anlayışı üzerine kurulu. Yüksek tavanlar,

geniş açıklıklar ve doğal ışığın kontrollü

kullanımı sayesinde ferah ve dengeli bir

atmosfer oluşturulurken; mermer, ahşap

ve metal yüzeylerin bir araya gelişi mekâna

kalıcı bir karakter kazandırıyor.

Nötr tonlar, doğal dokular

Tasarımın temel yaklaşımı, dönemsel

eğilimlerden bağımsız olarak uzun yıllar

değerini koruyabilecek bir mekân dili

oluşturuyor. Nötr tonlar, doğal dokular

ve sade detaylarla desteklenen bu

anlayış, gösterişten uzak ancak güçlü

bir lüks algısı sunuyor. Böylece mekân,

G.Hakan Külahçı’nın tasarım öncülüğünde

Artmim tarafından geliştirilen yaklaşım

doğrultusunda, ağırladığı misafirlerin

beklenti ve statülerine uygun, kendinden

emin ve seçkin bir karşılama deneyimi

sunuyor.

Lobinin merkezinde yer alan büyük ölçekli

aydınlatma elemanı ve çiçek düzenlemesi,

mekânın odak noktasını oluştururken

ziyaretçileri doğal olarak karşılayan bir

merkez oluşturuyor. Tavanda kullanılan

geometrik örgü sistemi, geniş hacmi daha

okunabilir hale getirirken mekâna ritim ve

ARTMİM Kurucu Ortağı

G. Hakan Külahçı

derinlik kazandırıyor. Organik formlu avize

ise geleneksel avize anlayışını tekrar etmek

yerine, mekânın ölçeğine uygun çağdaş bir

yorum olarak tasarlanmış izlenimi veriyor.

Kalıcı mekansal deneyimi

Simetrik yerleşim düzeni, güçlü görüş aksları

ve dengeli malzeme kullanımı sayesinde

lobi; yalnızca bir geçiş alanı değil, otelin

kimliğini ilk anda hissettiren bir karşılama

mekânı niteliği taşıyor. Tasarımın bütününde

amaçlanan; zamansız malzemelerle

desteklenen, sakin fakat etkileyici bir

atmosfer oluşturmak ve uluslararası ölçekte

seçkin misafirlerin beklentilerine cevap

veren kalıcı bir mekânsal deneyim sunuyor.


hotel restaurant

50 & hi-tech

marka

Eksun Gıda Yatırım ve Büyüme Planını

Konya’da Açıkladı

Eksun Gıda CEO’su Hasan Abdullah Özkan, Konya’daki üretim tesisinde basın mensuplarına yönelik düzenlenen

programda şirketin yatırım, Ar-Ge ve ihracat odaklı büyüme stratejisini paylaştı.

Uluslararası lider marka

değerlendirme kuruluşu Brand

Finance tarafından yayımlanan

2025 yılı “Türkiye’nin En Değerli

Markaları” listesinde Eksun Gıda

da yer aldı. Bu yıl Türkiye’den

toplam 125 markanın yer aldığı

listede Eksun Gıda ilk kez yer alma

başarısı gösterdi. Bu başarı Eksun

Gıda’nın markalaşma, operasyonel

yetkinlik ve sürdürülebilir büyüme

alanlarındaki performansını

uluslararası alanda tescillerken,

Türk gıda sektörünün küresel

rekabette artan gücünü yansıtması

adına da önemli bir gelişme oldu.

Türkiye’nin lider un üreticisi olan Eksun Gıda,

Konya’daki üretim tesisinde basın mensuplarını

ağırladı. Eksun Gıda Grubu Başkanı

ve CEO’su Hasan Abdullah Özkan’ın ev sahipliğinde

düzenlenen programda şirketin Tekirdağ

ve Konya’daki üretim yapılanması, son dönem

yatırımları, Ar-Ge çalışmaları ve un sanayisinin

dünya piyasalarındaki görünümü ele alındı.

Özkan: “Üretimde %100 temiz enerjiye geçiyoruz”

Sözlerine üretim gücüne yaptıkları yatırımın yanı

sıra çevresel sorumluluk anlayışıyla da sektörde

fark yarattıklarının altını çizerek başlayan Eksun

Gıda Grubu Başkanı ve CEO’su Hasan Abdullah

Özkan şunları söyledi: “Türkiye’nin öncü

perakende un üreticisi olarak üretim tesislerimizin

enerji ihtiyacını karşılamak amacıyla teşvik

belgelerini aldığımız İzmir’de toplam 18,9 MW’lık

kapasiteye sahip rüzgar enerjisi santrallerimizin

(RES) yapımına başladık. Santrallerimizin

tamamlanmasıyla birlikte şirketimizin tüm

üretim süreçlerinde yenilenebilir kaynaklardan

elde edilen %100 temiz enerjiyi kullanacağız.

Şirket olarak enerji yatırımlarını sürdürülebilirlik


odağında şekillendirerek, üretim süreçlerinde

de yeşil dönüşümü önceliklendiriyoruz. Hayata

geçirdiğimiz santral projelerimiz de bu yaklaşımımızın

en somut örneklerinden biri oldu.”

“Depolama kapasitemiz 100 bin tona ulaştı”

Eksun Gıda CEO’su Özkan, 2025’te net satış

hasılatının 11,6 milyar TL’ye ulaştığını, brüt kârın

yüzde 20,1 artışla 1,2 milyar TL’ye, FAVÖK’ün

ise 307,8 milyon TL’ye yükseldiğini açıkladı.

Başarının arkasında güçlü organizasyon yapısı,

veri odaklı yönetim anlayışı, yapay zeka destekli

dijital altyapı ve çevik ekip yapısının bulunduğunu

belirten Özkan, insan kaynağını kurumsal vizyona

katkı sağlayan en önemli unsur olarak gördüklerini

vurguladı.

Şirketin yatırım gündemine ilişkin bilgiler de

veren Özkan, sürdürülebilir büyümenin, üretim

hacminin yanında tedarik güvenliği, depolama

kabiliyeti, enerji verimliliği ve dijital altyapıyla

birlikte ele alınması gerektiğine dikkat çekti. Son

dönem yatırımları kapsamında Konya fabrikasına

entegre edilen 12 yeni un silosuyla şirketin toplam

depolama kapasitesinin 100 bin tona ulaştığını

ifade eden Özkan, Babaeski Tarım Ürünleri

Lisanslı Depoculuk A.Ş. için Ticaret Bakanlığı’ndan

faaliyet izin belgesi alındığını da hatırlatarak,

34 bin 500 ton kapasiteli lisanslı depo yatırımının

tarımsal ürünlerin güvenli, izlenebilir ve standartlara

uygun biçimde saklanması açısından

önemli bir adım olduğunu belirtti.

“Sektördeki lider konumumuzu

sağlamlaştırıyoruz”

Özkan, Eksun Gıda’nın un sanayisinde sahip

olduğu üretim disiplini, ihracat kabiliyeti ve

sanayi birikimiyle sektördeki lider konumunu

sağlamlaştırdığına dikkat çekerek, “Önümüzdeki

dönemde de köklü birikimimiz, teknolojik, verimli

ve sürdürülebilir yatırım anlayışımızla sektörümüzdeki

öncü rolümüzü devam ettireceğiz.

Ayrıca bu bilgi ve deneyimimizle bugün ihracatta

20’yi aşan ülke sayısını daha da artırarak Anadolu

buğdayını dünyaya ulaştırmaya devam edeceğiz”

diye konuştu. Özkan, Eksun Gıda’nın kendi

alanında lider markalarından biri olan Sinangil

ve Sinangil Gluten YOK ile de 200’ü aşkın ürünü

raflara taşıdıklarını sözlerine ekledi.

Türkiye’nin yeni ekmeği Konya’da geliştirildi

Eksun Gıda Ar-Ge Merkezi, glütensiz un ve ekmek

formülasyonları ile farklı pazarlara yönelik

unlu mamul geliştirme çalışmaları yürütürken,

üniversite iş birlikleriyle akademik projelere katkı

sağlıyor. Son olarak Selçuk Üniversitesi ile iş

birliği yapan şirket, Ar-Ge ve inovasyon süreçlerini

geliştirmeyi hedefliyor. Ayrıca Eksun Gıda,

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın “Tam Buğday

Ekmeği Yaygınlaştırma Kampanyası” kapsamında

Konya’daki pilot uygulamada yaklaşık 1,5 yıl

süren Ar-Ge, reçete optimizasyonu ve kalite test

çalışmalarına destek verdi.

KSS çalışmalarıyla topluma

değer katıyor Sinangil,

toplumsal fayda odaklı

projeleri kapsamında

Hatay’da Gönül Mutfağı iş

birliğiyle aşçılık eğitimi alan

kadınlara uygulamalı eğitim

vererek kadınların üretime

katılımını destekliyor. Şirket

ayrıca Kalben Derneği

ile yürüttüğü çalışmalar

kapsamında Balıkesir’deki

Kalben Çocuk Köyü’nde

çocuklara yönelik pastacılık

atölyeleri düzenleyerek hem

gelişimlerine katkı sağlıyor

hem de sosyal dayanışmayı

güçlendiriyor.


hotel restaurant

52 & hi-tech

marka

Tecnocoffee,

Wendougee

Markasının

Türkiye

Distribütörü

Oldu

Türkiye kahve ve profesyonel mutfak ekipmanları

sektörünün güçlü firmalarından Tecnocoffee, yenilikçi

espresso ekipmanlarıyla dikkat çeken Wendougee

markasının Türkiye distribütörü olduğunu duyurdu. İş

birliği kapsamında markanın ilk iki modeli olan S Dragon

ve S Dragon Solo, bu yıl düzenlenen Coffex İstanbul 2026

fuarında sektör profesyonelleriyle buluştu.

Modern tasarımı, güçlü teknik altyapısı ve

kullanıcı odaklı yaklaşımıyla dikkat çeken

Wendougee, özellikle yeni nesil kahve

profesyonelleri ve specialty coffee noktaları için

geliştirdiği çözümlerle uluslararası pazarda hızlı

bir yükseliş gösteriyor. Tecnocoffee ise Türkiye

genelindeki yaygın satış ve teknik servis ağıyla

markanın Türkiye’deki büyümesini yönetecek.

Çağdaş kafe konseptlerine uyumlu

Coffex İstanbul’da sergilenen S Dragon ve S

Dragon Solo modelleri, fuar ziyaretçilerinden

yoğun ilgi gördü. Estetik tasarım anlayışıyla

yüksek performansı bir araya getiren modeller;

ergonomik kullanım detayları, stabil ekstraksiyon

performansı ve çağdaş kafe konseptlerine

uyum sağlayan çizgileriyle öne çıktı.

Profesyonel kahve ekipmanları ve endüstriyel

mutfak teknolojileri alanında uzun yıllardır

faaliyet gösteren Tecnocoffee; hali hazırda Nuova

Simonelli, HLF Italy, Mychef ve FM Industrial gibi

uluslararası markaların Türkiye operasyonlarını

da yürütüyor. Firma; profesyonel espresso

makineleri, tam otomatik kahve sistemleri, hızlı

pişirici fırınlar ve endüstriyel

mutfak ekipmanları alanındaki

deneyimiyle sektörde güçlü bir

konuma sahip bulunuyor.

Savun: “Türkiye kahve sektöründe

önemli bir karşılık

bulacağına inanıyoruz”

Tecnocoffee Genel Müdürü

Zeynep Orcan Savun, iş birliğine

dair şunları söyledi: “Wendougee’nin

yenilikçi vizyonunun

ve ürün kalitesinin Türkiye

kahve sektöründe önemli bir

karşılık bulacağına inanıyoruz.

Coffex boyunca aldığımız geri

dönüşler de bunu doğruladı.

Tecnocoffee olarak yalnızca

ürün satışı değil; teknik destek, eğitim, yedek

parça ve sürdürülebilir marka yapılanmasıyla

uzun vadeli bir iş ortaklığı hedefliyoruz.”

Yeni distribütörlük anlaşmasıyla birlikte Tecnocoffee,

Wendougee markasının Türkiye’deki

satış, teknik servis, eğitim ve pazarlama faaliyetlerini

resmi olarak yürütecek.


Daikin Türkiye’den 2025 Mali Yılında

Rekor Performans

İklimlendirme sektörünün öncü markası Daikin Türkiye, 1 Nisan 2025 – 31 Mart 2026 tarihlerini kapsayan 2025 mali

yılı döneminde 750 Milyon Euro ciroya ulaşarak güçlü büyümesini sürdürdü. Türkiye iklimlendirme sektörünün en

büyük ihracatçısı olma unvanını üst üste 8 yıldır koruyan şirket, 363 milyon Euro ihracat geliri elde etti.

100 yılı aşkın global tecrübesiyle iklimlendirme

sektörünün lider markalarından biri olan

Daikin, Türkiye’deki büyümesini 2025 mali yılı

döneminde de sürdürdü. 1 Nisan 2025 – 31 Mart

2026 tarihlerini kapsayan mali yılda 750 Milyon

Euro ciroya ulaşan Daikin Türkiye, 363 milyon

Euro ihracat geliri elde ederek Türkiye iklimlendirme

sektörünün en büyük ihracatçısı olma

unvanını 8 yıldır korudu.

Üretimde yerlileşme ve bölgesel ihracat üssü

2025 mali yılı sonuçlarını değerlendiren Daikin

Türkiye, Orta Doğu ve Afrika Bölgesi Başkanı

Hasan Önder, şirketin sürdürülebilir büyüme

vizyonuna dikkat çekerek, “Daikin Türkiye olarak

üretime, teknolojiye ve sürdürülebilir büyümeye

yatırım yapmaya devam ediyoruz. 2025 mali yılında

750 milyon Euro ciro ve 363 milyon Euro’luk

ihracat geliri elde ettik. Türkiye ekonomisinde

uygulanan istikrarlı politikalar sayesinde üretim

tesisi yatırımlarımızı sürdürdük. Sakarya Hendek

Üretim Tesisimizde ürettiğimiz geniş ürün

gamımız sayesinde ise Türkiye iklimlendirme

sektörünün en büyük ihracatçısı olma unvanımızı

8 yıldır korumanın gururunu yaşıyoruz.” dedi.

Sakarya Hendek üretim tesisinin yalnızca Türkiye

için değil; Orta Doğu, CIS ülkeleri ve Kuzey

Avrupa için de stratejik bir üretim üssü olarak

konumlandırdıklarını vurgulayan Önder, “2025

mali yılında gerçekleştirdiğimiz 4,3 milyar TL

sermaye artışıyla toplam sermayemizi 5,4 milyar

TL’ye yükselttik. Bu yatırım, Türkiye’ye ve üretim

gücümüze duyduğumuz güvenin en önemli

göstergelerinden biridir. Bugün ciromuzun yüzde

60’tan fazlasını fabrika üretimlerimiz oluşturuyor.

Üretimimizdeki yerlilik oranımız ise bu dönemde

yüzde 50’nin üzerine çıktı. Özellikle tüm kaset tipi

fancoil serimizi yerli olarak üretmeye başlamamız

ve Sakarya Hendek Üretim Tesisimizin

Daikin Grubu içerisinde Avrupa’nın tek fancoil

üretim merkezi konumunda bulunması, bizi

bölgemizde çok daha güçlü bir oyuncu haline

getiriyor. Üretim tarafındaki gelişimimizi VRV

alanında da sürdürmeye devam ediyoruz. 2022

yılında Sakarya Hendek Üretim Tesisi’nde başladığımız

VRV üretimi ile bugüne kadar Avrupa’ya

%60 oranında ihracat gerçekleştirdik. Böylece lojistik

üssü olma hedefimize hız kesmeden devam

ediyoruz” dedi.

Sürdürülebilir büyümeye güçlü yatırım

Daikin Türkiye Genl Müdür Yardımcısı Olcay Avcı,

15 Mayıs tarihinde gerçekleştirilen ve 2025 mali

yılı sonuçlarının açıklandığı basın buluşmasında

önemli değerlendirmeler yaparak şu ifadeleri

kullandı: “2026 yılında iklimlendirme sektörünün

yaklaşık yüzde 10 büyümesini öngörüyoruz.

Özellikle ısı pompası sistemleri ve data center

çözümlerinin sektörün büyümesinde önemli rol

oynayacağına inanıyoruz. Daikin 5 yıllık stratejiler

ile geleceği şekillendirmekte olup bu kapsamda,

Fusion 25 stratejilerinde yer alan Polonya’da ısı

pompası fabrikası açma hedefini gerçekleştirerek,

bu fabrikayı Daikin’in çevreci dönüşüm vizyonunun

önemli merkezlerinden biri haline getirdi.

Türkiye’de de giderek önem kazanan ısı pompası

teknolojilerinde satışlarımızı bir önceki yıla göre

yaklaşık yüzde 35 artırdık. Önümüzdeki dönemde

bu büyümeyi yüzde 50 seviyesine taşımayı hedefliyoruz.

Ayrıca, yapay zekâ teknolojilerinin hızla

yaygınlaşmasıyla birlikte data center yatırımlarında

yaşanan artışın, iklimlendirme sektöründe

özellikle data center soğutma çözümlerine olan

talebi daha da artırmasını bekliyoruz. Biz de

bu alanda önemli bir çözüm sağlayıcısı olarak

çalışmalarımıza devam ediyoruz.”

İhracat başarısını ve sektör liderliğini

sürdürüyor

Türkiye, 2025 mali yılı döneminde de bu liderliğini

güçlendirerek sürdürdü. Sakarya Hendek Üretim

Tesisi’ni yalnızca Türkiye’nin değil; Orta Doğu,

CIS ülkeleri ve Afrika bölgesinin de üretim ve

teknoloji üssü olarak konumlandıran şirket, bu

coğrafyalara yönelik ihracatını büyütmeyi sürdürüyor.

Daikin Türkiye, Türkiye İhracatçılar Meclisi

(TİM) tarafından bir kez daha “İklimlendirme Sanayii

Sektör Şampiyonu” oldu. Aynı zamanda The

ONE Awards Bütünleşik Pazarlama Ödülleri’nde

“İklimlendirme – Soğutma Kategorisi”nde üst

üste 5. kez “Yılın İtibarlısı” seçildi.

Global pazarda gücünü artırıyor

Daikin Industries Ltd., 2025’te tarihinin en yüksek

global finansal performansına ulaştı. 2025 mali

yılını 5 milyar 15 milyon Yen ciroyla kapatan Daikin,

büyüme ivmesini sürdürüyor. 170’ten fazla

ülkede faaliyet gösteren ve 104 bin 095 çalışanı

bulunan şirket, yalnızca ısıtma, havalandırma,

iklimlendirme ve soğutma (HVAC-R) alanındaki

faaliyetleriyle değil; aynı zamanda kompresör ve

soğutucu akışkanları kendi bünyesinde geliştiren

dünyadaki tek üretici olmasıyla sektörde benzersiz

bir konumda yer alıyor. Daikin’in inovasyon

odaklı yaklaşımı, çevre dostu ürün geliştirme

yetkinliği ve sürdürülebilirlik stratejileri, küresel

başarısının temel taşlarını oluşturuyor.


hotel restaurant

54 & hi-tech

marka

LAV HORECA’nın Dijital Gücü Uluslararası

Ödülle Tescillendi

LAV HORECA web sitesi Horizon

Interactive Awards’ta Food &

Restaurant kategorisinde “Best

of Category” ödülünün sahibi

oldu.

Profesyonel ikram sektörüne yönelik

koleksiyonları ile global ölçekte faaliyet

gösteren LAV HORECA, dijital alandaki

çalışmalarıyla uluslararası bir ödüle layık

görüldü. Markanın kurumsal web sitesi www.

lavhoreca.com, Horizon Interactive Awards

kapsamında Food & Restaurant kategorisinde

“Best of Category” ödülünü kazandı.

Dijitalde gelen uluslararası takdir

2001 yılından bu yana düzenlenen ve dijital

medya alanında uluslararası ölçekte referans

kabul edilen Horizon Interactive Awards; web

siteleri, mobil uygulamalar ve dijital projeleri

tasarım kalitesi, kullanıcı deneyimi, içerik

kurgusu ve teknolojik yenilikçilik gibi kriterler

doğrultusunda değerlendiriyor. 50’den fazla

ülkeden başvuru alan yarışmada marka, tüm

bu kriterlerde gösterdiği güçlü performansla

kendi kategorisinde birincilik elde etti.

Kullanıcı deneyimi, içerik kurgusu ve tasarım

diliyle öne çıkan marka web sitesi; markanın

profesyonel ikram sektörüne yönelik ürün

ve hizmet anlayışını sade ve kullanıcı

dostu bir yapı içinde sunuyor. Ürünlerin

teknik özelliklerinden ilham aldığı tasarım

hikayelerine kadar uzanan içerik yapısı,

kullanıcıyı yönlendiren akıcı bir deneyimle

destekleniyor.

LAV HORECA’nın başarısı, yalnızca dijital

bir proje çıktısı olmanın ötesinde, markanın

müşteri memnuniyeti odaklı yaklaşımının

bir yansıması olarak öne çıkıyor. Marka;

ticari operasyonları uçtan uca ele alarak

dijitalleştirme, süreç sadeleşmesi ve veri

odaklı yapıyı önceliklendiriyor. Bu yaklaşım,

markanın hem iç operasyonlarında hem

de paydaşlarına sunduğu deneyimde daha

hızlı, daha erişilebilir ve daha tutarlı bir yapı

kurmasını sağlıyor.

Global büyüme ve marka stratejisi

Markanın global ölçekte doğru marka algısı

ile büyüme hedefi doğrultusunda şekillenen

web sitesi, yeni pazarlara açılma, farklı

coğrafyalarda daha etkin bir yapı kurma ve

uluslararası rekabette daha güçlü bir konum

elde etme hedeflerini de destekliyor. LAV

HORECA pazarlama stratejileri odağında

geliştirilen dijital varlıklar markanın ürün,

tasarım ve kullanım yaklaşımını bütüncül bir

deneyimle aktaran temas noktaları olarak

konumlanıyor. Horizon Interactive Awards’taki

bu başarı, endüstriyel markanın üretim

gücünün yanı sıra dijitalleşme, kullanıcı

odaklı deneyim ve global marka yönetimi

konularındaki yaklaşımıyla da uluslararası

standartlarda bir marka olduğunu ortaya

koyuyor.


Andaç Günsoy:

“HoReCa Kanalında Gücümüz, Ürün Sunmaktan

Öte Çözüm Tasarlamamız”

Türkiye’nin köklü işlenmiş et ve şarküteri

markalarından Polonez, 1986’dan bu

yana güçlü üretim altyapısı ve geniş ürün

portföyüyle hem perakende hem de profesyonel

mutfak kanallarında faaliyet gösteriyor. Sosis,

salam, sucuk, pastırma ve gurme ürünlerden

oluşan yelpazesini, değişen tüketici beklentileri

doğrultusunda sürekli yenileyen marka, özellikle

son dönemde geliştirdiği yeni ürün gruplarıyla

dikkat çekiyor.

Polonez Satış ve Pazarlama Direktörü Andaç

Günsoy ile markanın yeni ürün odağını, değişen

tüketici trendlerine yaklaşımını ve HoReCa kanalındaki

stratejik konumlanmasını konuştuk.

Polonez, Türkiye’nin köklü şarküteri markalarından

biri olarak uzun yıllardır sektörde

önemli bir konuma sahip. Markanın bugün

geldiği noktayı, sizi sektörde farklılaştıran

yaklaşımı ve değişen tüketici beklentileri

doğrultusunda ürün geliştirme vizyonunuzu

anlatır mısınız?

Polonez, 1986 yılından bu yana Türkiye işlenmiş

et ve şarküteri sektörünün öncü markalarından

biri olarak faaliyet gösteriyor. İstanbul Çatalca’daki

üretim tesisimizde yıllık 12 bin ton kapasiteyle;

sosisten salama, sucuktan pastırmaya,

kavurmadan gurme ürünlere uzanan geniş bir

portföy sunuyoruz.

Turizm sektöründe

misafirlerin tercihlerini

konfor ve hizmet kalitesinin

yanında güven duygusu

da şekillendiriyor. Kale

Kilit Pazarlama Müdürü

Serdar Kavramış’a göre

yangın sistemlerinden akıllı

kilit teknolojilerine kadar

güvenlik altyapıları, oteller

için marka itibarını doğrudan

etkileyen kritik bir yatırım

alanına dönüşüyor.

Ancak bizi yalnızca köklü bir üretici marka olarak

tanımlamak yeterli olmaz. Polonez’i farklılaştıran

en önemli unsur; geleneksel şarküteri kategorisini

değişen tüketici ihtiyaçları doğrultusunda

dönüştüren markalardan biri olmamız. Bugün

sadece lezzet değil; içerik, besin değeri, kullanım

kolaylığı ve yaşam tarzına uygunluk da tüketici

tercihlerini belirliyor. Biz de bu dönüşümü

erken okuyarak Ar-Ge yatırımlarımızı bu yönde

şekillendirdik.

HoReCa kanalının markanın büyüme stratejisindeki

yeri nedir? Profesyonel mutfaklara

sunduğunuz çözümlerle sizi klasik bir tedarikçi

markadan ayıran unsurlar nelerdir?

HoReCa kanalı, Polonez’in stratejik büyüme

alanlarından biri. Bugün bu alanda yalnızca ürün

tedarik eden bir marka değil, profesyonel mutfaklar

için çözüm ortağı olarak konumlanıyoruz.

Hem Polonez hem de Polonez Chef markalarımızla;

restoranlardan otellere, kafe zincirlerinden

hızlı servis restoranlarına kadar geniş bir

müşteri kitlesine hizmet veriyoruz.

Bu kanalda fark oluşturan en önemli gücümüz,

standart kabul görmüş ürün sunmanın ötesine

geçebilmemiz. Profesyonel mutfakların operasyonel

ihtiyaçlarını anlayarak; gramaj, kesim

şekli, içerik formülasyonu, pişirme performansı

ve kullanım senaryolarına göre özelleştirilmiş

çözümler geliştirebiliyoruz. Bu da bizi klasik

tedarikçi rolünün ötesine taşıyor.

Ürün portföyümüzde; sosis, salam, sucuk, pastırma

ve şarküteri ürünlerinin yanı sıra profesyonel

mutfaklara özel geliştirilen büyük ambalajlı,

yüksek verimlilik sağlayan ve operasyon kolaylığı

sunan çözümler bulunuyor.

Bu yaklaşımın sonucu olarak geliştirdiğimiz

Fit Yaşam serimiz; düşük yağ, yüksek protein

özellikleriyle daha bilinçli beslenmeyi tercih eden

tüketicilere hitap ediyor. Bunun yanında ürün

portföyümüzün büyük bölümünü glutensiz hale

getirerek sektörde önemli bir dönüşüme öncülük

ettik. Premium segmentte ise yüksek et içerikli

gurme sosisler ve özel füme ürünlerle farklılaşan

bir yapı kurduk.

Profesyonel mutfaklarda standardizasyon,

sürdürülebilir kalite ve tedarik sürekliliği her

geçen gün daha kritik hale geliyor. Polonez bu

beklentilere yanıt verebilmek için üretim ve

operasyon süreçlerini nasıl yönetiyor?

HoReCa tarafında temel önceliğimiz çok net.

Profesyonel mutfakların ihtiyaç duyduğu standardizasyonu,

ürün sürekliliğini ve güvenilir kaliteyi

her teslimatta aynı şekilde sağlayabilmek.

Çünkü bu segmentte lezzet kadar operasyonel

güven de kritik önem taşıyor.

Profesyonel mutfaklarda ürün tercih kriterleri

son yıllarda belirgin şekilde değişti. Artık

yalnızca lezzetli bir ürün sunmak yeterli değil;

her siparişte aynı kaliteyi verebilmek, tedarik

sürekliliğini sağlamak ve operasyonel standartları

desteklemek de en az lezzet kadar kritik hale

geldi. Özellikle zincir restoranlar ve çok şubeli

işletmeler için standardizasyon, marka deneyiminin

ayrılmaz bir parçası. Bu nedenle HoReCa

tarafında üretici markalardan beklenen rol de

değişiyor. İşletmeler artık yalnızca ürün değil;

güvenilir süreç, öngörülebilir kalite ve kesintisiz

tedarik yapısı satın alıyor.

Polonez olarak biz bu dönüşümü çok önceden

öngördük. Üretim süreçlerimizi yalnızca lezzet

odağında değil; ölçülebilir kalite, izlenebilirlik

ve sürdürülebilir standart yaklaşımıyla yapılandırıyoruz.

Hammaddenin tesise girişinden nihai

ürünün sevkiyatına kadar tüm süreçler sıkı kalite

kontrol protokolleriyle yönetiliyor. Uluslararası

kalite ve gıda güvenliği standartlarına uygun

üretim altyapımız, güçlü tedarik planlamamız

ve operasyonel disiplinimiz sayesinde; müşterilerimize

her zaman aynı kaliteyi, aynı güvenle

sunabiliyoruz. HoReCa tarafında uzun soluklu iş

birliklerinin temelinde de bu güven yatıyor.


hotel restaurant

56 & hi-tech

yeni mekan

Outdoor

Store İlk

Komünite

Mağazasını

Suadiye’de

Açtı

Outdoor kültürünü deneyim, topluluk

ve yaşam tarzıyla buluşturan

Outdoor Store, ilk komünite

mağazasını 16-17 Mayıs tarihlerinde

Suadiye’de gerçekleştirdiği özel bir açılışla

ziyaretçileriyle buluşturdu. Doğa ve keşif

tutkunlarının yoğun ilgi gösterdiği açılış, gün

boyu süren etkinlikleriyle unutulmaz anlara

sahne oldu.

Outdoor yaşam kültürünü yalnızca ürünlerle

değil; deneyim odaklı bir bakış açısıyla

sunmayı hedefleyen Outdoor Store, açılış

boyunca ziyaretçilerine ilham veren bir

atmosfer yaşattı. Canlı müzik performansları,

DJ setleri, akustik konserler, lezzetli

atıştırmalıklar ve özel ikramlarla renklenen

açılışta, doğa tutkunları aynı çatı altında bir

araya geldi.

Şehri doğayla buluşturan konsept

Şehir yaşamı ile doğa ruhunu buluşturan

mağaza konsepti; kamp, seyahat, outdoor

sporları ve keşif kültürüne ilgi duyan

ziyaretçilerden tam not aldı. Gün boyunca

mağazayı ziyaret eden katılımcılar,

Suadiye’de kapılarını açan

Outdoor Store, outdoor

tutkunlarını deneyim odaklı

özel bir açılış atmosferinde bir

araya getirdi.

seçkin markaların özel koleksiyonlarını

deneyimlerken aynı zamanda Outdoor

Store’un topluluk odaklı yaklaşımını da

yakından keşfetme fırsatı buldu.

Outdoor Store bünyesinde yer alan Stanley,

Helly Hansen, Ride to Love, MeCanik,

Alpinist, Scarpa, Deuter, Hannah, Vaneda,

Braver Cap, Hitch Outdoor, Mass Snowboard,

Focus on Sports, Seamount, Windcamp,

Orcamp, Kazazi Case, Lifesocks, Inguz

Yoga, Shokz, Bilirca, MSR ve Thermarest

gibi outdoor dünyasının yerli ve yabancı

dikkat çeken markaları da açılış boyunca

ziyaretçilerden yoğun ilgi gördü.

Tulunay: “Etkinlikler ve atölyelerle outdoor

ruhunu daha fazla insana ulaştıracağız”

Açılışa ilişkin değerlendirmede bulunan

Outdoor Store Kurucusu İlker Tulunay,

markanın vizyonunu şu sözlerle anlattı:

“Outdoor Store’u yalnızca bir mağaza olarak

değil, outdoor kültürünü ve deneyiimlerini

paylaşan, insanların bir araya gelip zaman

geçirebileceği bir komünite alanı olarak

kurguladık. İlk mağazamızın gördüğü

yoğun ilgi ve oluşan enerji, doğru bir

hayalin peşinden gittiğimizi bize bir kez

daha gösterdi. Bundan sonraki süreçte

yapacağımız etkinlikler, atölyeler ve benzeri

buluşmalarla outdoor ruhuna sahip herkesin

deneyimlerini daha fazla insana ulaştırmaya

devam edeceğiz.”

Outdoor kültürünü merkezine alan yeni nesil

mağaza anlayışıyla dikkat çeken Outdoor

Store, ilk komünite mağazasıyla birlikte

doğa ve keşif tutkunları için yeni bir buluşma

noktası olmayı hedefliyor.


Nuova Simonelli Türkiye Distribütörü

SORCAN Teknik Danışmanlık Hizmetleri Ltd. Şti.

Showroom: Sultan Selim Cad. Turan Sok. No: 21/A

Kağıthane-İstanbul Tel: +90 (212) 269 18 00

www.tecnocoffeeshop.com / info@tecnocoffee.com.tr


hotel restaurant

58 & hi-tech

gastro güncel

Öztiryakiler Desteğiyle 83 Üniversite

Aynı Mutfakta Buluştu

Öztiryakiler, VI. Ulusal Aşçılık Kampı’na ana sponsor olarak genç şef adaylarına hem ekipman desteği hem de

uygulamalı eğitimler sundu. 83 üniversite ve uluslararası katılımla büyüyen kamp, gastronomi eğitiminde sektör–

akademi iş birliğinin güçlendiğini ortaya koydu.

Türkiye'nin gastronomi dünyasında köklü bir

gelenek hâline gelen Ulusal Aşçılık Kampı,

bu yıl “Toprak” temasıyla 26 Nisan–1 Mayıs

2026 tarihleri arasında Bolu Mengen İzzet Baysal

Aşçılık ve Gastronomi Kampüsü'nde 6. kez

düzenlendi. Profesyonel mutfak ekipmanları sektörünün

öncü markası Öztiryakiler, etkinliğin ana

sponsoru olarak 2015 yılından bu yana kesintisiz

şekilde genç aşçılara ve gastronomi eğitimine

destek vermeye devam ediyor.

Rekor katılım

Bu yılki kamp, geçmiş yıllarla kıyaslandığında

katılım açısından büyük bir büyüme ortaya koydu.

İlk kampın 35 üniversiteyle gerçekleştirildiği

düşünüldüğünde, altı yılda elde edilen bu gelişim

dikkat çekicidir. Türkiye'nin 81 ilinden yaklaşık

100'e yakın üniversite temsilcisinin katılım sağladığı

organizasyona, Polonya ve Bulgaristan'dan 2

uluslararası üniversite de iştirak etti. 83 üniversiteden

birer akademisyen ve öğrenci olmak üzere

toplamda 166 katılımcı, alanında uzman şefler,

sektör profesyonelleri ve üreticilerle bir araya

geldi. Etkinliğe Öztiryakiler başta olmak üzere 5

ana sponsor ve 53 kol sponsoru dahil toplam 95

marka destek verdi.

Ekipman eğitiminden gala sponsorluğuna

Öztiryakiler, kamp süresince yalnızca sponsorluk

desteğiyle sınırlı kalmayarak içerik üretimine

de doğrudan katkı sağladı. Danışman şef Hasan

Fehmi Peker liderliğinde yürütülen kombi fırın

ürün eğitimleri, katılımcılara profesyonel mutfak

ekipmanlarının doğru ve verimli kullanımını

uygulamalı biçimde aktardı. Kapanış galası,

Öztiryakiler VI. Ulusal Aşçılık Kampı Galası adıyla

düzenlenerek sektörün önde gelen isimlerini bir

araya getirdi.

10 yıllık bağlılık

Öztiryakiler, gastronomi eğitimine katkıyı

yalnızca sektörel bir faaliyet olarak değil, aynı

zamanda sürdürülebilir bir sosyal sorumluluk

yaklaşımı olarak ele almaktadır. 2015 yılında

ASOMDER ile başlayan bu birliktelik, yıllar içinde

derinleşerek stratejik bir ortaklığa dönüştü.

Bu vizyon doğrultusunda şirket, Bolu Mengen

Aşçılık Lisesi'nde kurduğu uygulama mutfakları

aracılığıyla öğrencilerin teorik bilgilerini gerçek

mutfak koşullarında pratik deneyime dönüştürmelerine

zemin hazırlamaktadır. 130 ülkeye

ürün ihraç eden Öztiryakiler, bu yatırımlarla hem

yerel gastronomi mirasını güçlendirmekte hem

de Türkiye'nin uluslararası mutfak rekabetindeki

konumuna katkı sunmaktadır.

Öztiryakiler, eğitim kurumlarıyla iş birliklerini

sürdürerek gastronomi sektörüne nitelikli insan

kaynağı kazandırmaya ve genç profesyonellerin

gelişimini desteklemeye devam edecek.



hotel restaurant

60 & hi-tech

gastro güncel

Coffee Factory,

5 Yılda 5 Ülke

Hedefiyle

Büyüyor

Türkiye’nin hızlı büyüyen kahve zincirlerinden Coffee Factory, 10 ilde 45’in üzerinde mağazasıyla

büyümesini sürdürüyor. Marka, merkezi operasyon modeli ve erişilebilir premium yaklaşımıyla orta

vadede Türkiye’de 100, Avrupa’da ise 20 mağaza açarak toplam 150+ mağazaya ulaşmayı hedefliyor.

IPSOS’un Türkiye genelinde gerçekleştirdiği

Hane Tüketim Paneli verilerine göre, hanelerin

neredeyse tamamı kahve tüketiyor ve kahve

satın alma sıklığı düzenli olarak artıyor. Kahvenin

günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçası haline

geldiğini ortaya koyan veriler, özellikle genç

nüfus ve şehirleşmenin etkisiyle tüketimin hız

kazandığını gösteriyor. Araştırmalar, Türkiye’de

kişi başı kahve tüketiminin son 10 yılda

4 kat artarak yaklaşık 1,5 kilograma ulaştığını

ortaya koyuyor. Artan taleple birlikte kahvenin

artık yalnızca bir içecekten öte, günlük yaşamın

önemli bir parçası haline geldiğini belirten Coffee

Factory CEO’su Erol Şahin, “Tüketici beklentileri

de bu dönüşümle birlikte değişiyor. İnsanlar

kahvenin yanında deneyim, atmosfer ve sürdü-

rülebilir kalite de arıyor. Coffee Factory olarak

son dönemde mağazalaşma sürecinde yüzde 113

büyüme kaydederken, her noktada aynı deneyimi

sunabilen güçlü ve ölçeklenebilir bir operasyon

yapısı oluşturmaya odaklanıyoruz” dedi.

“Hedef: 150’nin üzerinde mağaza ve çoklu

pazarda büyüme”

Coffee Factory, Türkiye’de 100 mağaza, Avrupa’da

20 mağaza ve toplamda 150+ mağazaya

ulaşma hedefi doğrultusunda yatırımlarını

sürdürürken, uluslararası pazarlarda da büyüme

planlarını hızlandırıyor. Avrupa ve Orta Doğu

başta olmak üzere birçok bölgede yürütülen

marka tescil süreçleri ve iş geliştirme görüşmeleri,

markanın global büyüme stratejisinin temelini

oluşturuyor. Önümüzdeki dönemde uluslararası

operasyon

ağını genişletmeyi

hedeflediklerini

belirten Şahin,

“Önümüzdeki

5 yıl içinde en

az 5 ülkede

aktif operasyon

kurmayı hedefliyoruz.

Uluslararası

pazarda

kalıcı olabilmek

için güçlü operasyon

modeli, doğru

lokasyon stratejisi

ve tutarlı marka

deneyimi büyük

önem taşıyor.

Biz de erişilebilir

premium yaklaşımımızı

koruyarak

farklı pazarlarda

sürdürülebilir şekilde

büyüyen güçlü bir marka yapısı oluşturmayı

amaçlıyoruz” ifadelerini kullandı.

“Merkezi yapı, ölçeklenebilir büyümenin

anahtarı”

Coffee Factory, büyüme stratejisinde merkezi

operasyon modelini öncelikli alanlardan biri

olarak konumlandırıyor. Marka, tüm mağazalarda

aynı ürün kalitesini ve müşteri deneyimini

sürdürülebilir hale getirmek amacıyla operasyonel

süreçlerini daha güçlü bir sistem altyapısıyla

yönetiyor. Bu dönüşümün markanın gelecek hedefleri

açısından kritik bir rol taşıdığını ifade eden

Şahin, “Franchise modeliyle kısa sürede güçlü

bir yaygınlığa ulaştık. Geldiğimiz noktada odağımızı

daha kontrollü, ölçülebilir ve sürdürülebilir

bir büyüme modeline çevirdik. Merkezi yönetim

yaklaşımı sayesinde tüm mağazalarda aynı kalite

standardını ve operasyon disiplinini koruyan bir

yapı oluşturmayı hedefliyoruz” diye konuştu.

Yerli tedarik ve üretimde sürdürülebilir yapı

Coffee Factory, kalite standartlarını korurken

yerli üretim gücünü destekleyen bütüncül bir

yapı benimsiyor. Dünyanın farklı kahve üretim

bölgelerinden özenle seçilen yeşil çekirdekler,

İstanbul’da işlenerek tüketiciyle buluşuyor.

Bunun yanı sıra marka; süt, gıda, ambalaj ve

operasyonel ürün gruplarında güçlü bir yerli

tedarikçi ağıyla çalışarak sürdürülebilir bir operasyon

modeli oluşturuyor. Yerli tedarik ağının

operasyonel sürdürülebilirlik açısından kritik

önem taşıdığını vurgulayan Şahin, “Büyümenin

sürdürülebilir olması için tedarik zincirinin de

aynı ölçüde güçlü olması gerekiyor. Biz üretimden

lojistiğe kadar tüm süreci merkezi bir yapı

içerisinde yönetmeye odaklanıyoruz. Yerli iş

ortaklarımızla kurduğumuz güçlü yapı sayesinde

hem operasyonel verimliliğimizi artırıyor hem de

kalite standardımızı koruyoruz” dedi.


DrṀurat

İstanbul Gelişim Üniversitesi

Dogan

Güzel Sanatlar Fakültesi Dekan Yardımcısı

Doç.

)

Tabak Üzerinde Bir Diyalog: İnsanın Nefesi,

Algoritmanın Nabzı (I)

Bir tabak, yalnızca yemeklerin

buluştuğu porselen bir zemin

değildir; aynı zamanda bir şefin

hafızasının, bir coğrafyanın nefesinin

ve bir anın şiirinin yazıldığı sessiz bir

tuvaldir. Yüzyıllar boyunca bu tuvale

dokunan eller, ölçü ve teraziyle değil,

sezgi ve birikimle hareket etti. Ancak

günümüz mutfağı, yalnızca lezzetin

değil; maliyetlerin, israfın ve hızla

değişen beklentilerin de gölgesinde

şekilleniyor. İşte tam bu kırılma

noktasında, yapay zekâ sahneye

çıkıyor. Ne bir rakip olarak, ne de

soğuk bir hesap makinesi… Aksine,

şefin yanına oturan sessiz bir çırak

gibi. Bu yazı, tabak tasarımında insan

ve algoritmanın nasıl bir diyaloğa

girdiğini, sanatın nasıl veriyle dans

ettiğini ve geleceğin gastronomisinin

neye benzeyeceğini keşfetmeye davet

ediyor.

Gelenek ve tuvalin hafızası

Tabak tasarımı, görsel sanatların

mutfaktaki en samimi yansımasıdır.

Nokta, çizgi, form, renk, doku ve

boşluk… Bunlar yalnızca estetik

terimler değil; bir yemeğin hikâyesini

anlatan harflerdir. Dengeli bir

kompozisyon, şefin nefesini

yansıtırken; boşluk bırakmak, aslında

izleyiciye alan açmaktır. Kontrast,

lezzeti gözle önceden tatmaya davet

eder. Geleneksel mutfakta bu ilkeler,

kuşaktan kuşağa aktarılan bir zanaatın,

sezginin ve kültürel birikimin ürünüydü.

Ancak sanat, yalnızca ilhamla

beslenmez; aynı zamanda koşullarla da

sınanır. Artan operasyonel maliyetler,

çevresel sürdürülebilirlik kaygıları, gıda

israfı ve tüketicinin “hem güzel olsun

hem de anlamı olsun” beklentisi, tabak

tasarımını salt bir estetik eylemden

çıkarıp, çok boyutlu bir sorumluluğa

dönüştürdü. Geleneksel sezgi, artık

yalnızca güzel bir tabak ortaya koymakla

yetinmiyor; aynı zamanda verimli, etik

ve geleceğe saygılı bir sürecin parçası

olmak zorunda.

Algoritmanın mutfaktaki yeri

İşte burada yapay zekâ devreye giriyor;

fakat bir “yerine geçme” iddiasıyla değil,

bir “birlikte üretme” niyetiyle. Üretken

yapay zekâ modelleri, milyonlarca tabak

görselini, lezzet eşleşmelerini ve tüketici

geri bildirimlerini tararken aslında

görsel bir kütüphaneyi zihinde yeniden

örüyor. Şef, “Akdeniz esintili, minimalist,

vegan ve dijital çağa uygun bir tabak”

dediğinde, algoritma buna renk paletleri,

kompozisyon alternatifleri ve hatta

maliyet-kalori sınırları içinde malzeme

listeleriyle yanıt veriyor.

Bu, bir makinenin hayal kurması

değil; insanın hayalini hızlandıran,

genişleten ve somutlaştıran bir ayna.

Şef, geleneksel deneme-yanılma

sürecindeki zamanı ve malzeme israfını,

algoritmanın sunduğu seçenekler

arasında gezinerek dönüştürüyor. Son

kararı her zaman insan veriyor; çünkü

lezzet, yalnızca gözle değil, ruhla da

tadılır. Yapay zekâ, şefin rutin analitik

yükünü üstlenerek onun yaratıcı

kapasitesini estetik yeniliklere ve

duyusal kurguya odaklamasını sağlıyor.

Peki, bu veriler ve algoritmalar, somut

mutfak pratiklerine nasıl dönüşüyor?

Tabak tasarımında insan ve yapay zekâ

iş birliğinin ortaya koyduğu döngüsel

süreç nasıl işliyor?

Yazı dizimizin ikinci bölümünde,

veriden deneyime uzanan bu büyüleyici

yolculuğu, insan nefesiyle algoritma

nabzının nasıl senkronize olduğunu ve

geleceğin mutfağının nasıl şekillendiğini

birlikte keşfedeceğiz...


62

hotel restaurant

& hi-tech

gastro etkinlik

Gault&Millau

Türkiye

"Signature

Dining

Experience"

Turu Ruins

Luxury

Resort'te

Başladı

3 Haziran akşamı Ruins Luxury Resort bünyesindeki Miraj Restaurant'ın mutfağında alışılmışın dışında

bir hareketlilik vardı. Bir tarafta Slovenya'nın en dikkat çeken şeflerinden David Žefran, diğer tarafta

Türkiye gastronomisinin güçlü temsilcileri Osman Sezener, Emre Şen ve Atilla Heilbronn...

Gault&Millau Türkiye'nin yeni sezonuna

başlangıç niteliği taşıyan Signature Dining

Experience buluşmasında dört şef aynı

mutfağa girdi. Ortaya çıkan sonuç ise alkışı hak

eder bir akşam yemeğinden çok daha fazlasını

ifade eder motivasyondaydı.

Gault&Millau Türkiye Resmi Temsilcisi Sözen

Group'un CEO'su Gökmen Sözen'in koordinasyonunda

gerçekleşen etkinlik, son yıllarda

gastronomi dünyasında giderek daha fazla önem

kazanan deneyim odaklı yaklaşımın güçlü bir

örneğini sundu. Çünkü artık biliyoruz ki, mesele

sadece yıldız şefleri aynı mutfakta buluşturmak

değil. Amaç, bir destinasyonu gastronomi üzerinden

anlatabilmek, ürünün hikayesini görünür

kılmak ve farklı mutfak kültürleri arasında yeni

bir diyalog kurabilmek.

Bana kalırsa işin en değerli tarafı da tam

olarak burada. Artık insanlar iyi yemeğin peşine

düşmüyor bir tek. Yanı sıra yemeğin hikayesiyle,

coğrafyasıyla, kökenleriyle ilgileniyor. Arkasındaki

emeği merak ediyor. Bu yüzden gastronomi

etkinliklerinin şefleri buluşturmanın da ötesinde

bu misyonla adımlar atmasını çok kıymetli

buluyorum.

Tam da bu nedenle 2-4 Haziran tarihleri arasında

gerçekleşen program, Bodrum'un gastronomik

kimliğini farklı yönleriyle ortaya koyması

açısından dikkat çekiciydi. Ege'nin yerel ürünleri,

bölgenin üretim kültürü, şarapları ve mutfak

hafızası etkinliğin her anına nüfuz etti. Programın

merkezindeki özel menüler de aslında servis

edilen tabaklardan çok daha fazlasıydı. İki gün

boyunca anlatılan hikayenin birer parçası, birer

devamı gibiydi.

Etkinliğin dikkat çeken yönlerinden biri de, gastronomiyi

tek bir akşam yemeğine sıkıştırmayan

o geniş perspektifiydi. Nitekim 3 Haziran'daki

büyük gala öncesinde, hikaye aslında 2 Haziran

akşamı yine Miraj Restaurant'ta Şef Atilla

Heilbronn'un ellerinden çıkan çok özel bir yerel

manifesto ile başlamıştı. Heilbronn, o ilk akşam

sunduğu; sokak lezzetlerine göz kırpan Kuru

Fasulye & Pilav, Pilav Üstü Et ve Balık Ekmek

gibi şık açılış lokmalarıyla, ardından gelen İsli

Yazı: Hatice Ünal Bilen


Ezine Kreması, Girit Kabağı ve Dana Fileto

Merguez Kebap gibi paylaşımlı ana tabaklarla

Ege ve Anadolu mutfak hafızasını ne denli rafine

işleyebildiğinin sinyallerini vermişti.

İşte bu güçlü girizgahın ardından gelen 3 Haziran

akşamındaki final yemeğinde, Slovenya'daki

Milka Restaurant ile Gault&Millau tarafından

dört şapkayla ödüllendirilen David Žefran'ın

yaklaşımı ile Emre Şen, Osman Sezener ve Atilla

Heilbronn'un mutfak anlayışları aynı masada

buluştu. Ortaya çıkan tablo, son yıllarda sıkça

gördüğümüz şef iş birliklerinden farklıydı. Çünkü

burada isimlerin önüne geçen şey, ortak bir

gastronomi dili kurabilme becerisiydi.

Galanın akışı, bir önceki gece imza tabaklarıyla

dikkat çeken Şef Atilla Heilbronn’un damakta

adeta birer prelüd etkisi uyandıran incelikli giriş

ikramlarıyla başladı. Otlu Gazpacho Shot, Ceviche

ile sunulan Kıtır Pirinç, İncir ile İnceltilmiş

Keçi Peynirli Crème Brûlée ve Kıtır Pirinç üzerindeki

Dana Tartar, masadaki herkesi gecenin

geri kalanında gelecek olan uyumun derinliğine

hazırladı. Ardından başlayan resmi tadım seansı,

şeflerin adeta kendi imzalarını koruyarak ortak

bir senaryo yazdıklarını kanıtlar nitelikteydi.

İlk aşamada David Žefran’ın Pancar, Ayı Yağı

ve Havyar üçlemesiyle sunduğu o kuzeyli ve

dingin Orta Avrupa disiplini, damakları şaşırtıcı

bir tezatla açtı. Hemen ardından ise bana göre

gecenin en unutulmaz, hafızalara kazınan ve

menünün duygusal zirvesini oluşturan o tabak

masaya geldi. Şef Emre Şen’in imzasıyla sunulan

Kaz Dağları'ndan Kuzu Göbeği Mantarı. Köy

horozu ve şantrel mantarı ragû ile doldurulan,

trüflü humus ve horoz sosuyla tamamlanan bu

tabak, bence gecenin değil, son zamanlarda

deneyimlediğim en dengeli lezzet performanslarından

biriydi. Mantarın o topraksı karakteriyle

horoz sosunun derinliği öyle kusursuz bir uyum

yakalamıştı ki, Ege'nin mutfak hafızasının ne

denli güçlü bir haute cuisine malzemesine dönüşebileceğinin

en somut kanıtı gibiydi.

Emre Şen bu tabakla damaklarda adeta bir

maestro gibi iz bırakırken, bir sonraki aşamada

yine onun elinden çıkan ve burrata ile mascarpone

dolgusuyla fırında kiraz domates sosunun

ferahlığını birleştiren Agnolotti bu güçlü etkiyi

taçlandırdı.

Gecenin ilerleyen saatlerinde Osman Sezener’in

Barnova Misketi ve rezene sirkesiyle asiditesini

ve karakterini yükselttiği Lagos tabağı ve

ardından Şef Žefran’ın yabani sarımsak ve yeşil

kuşkonmaz eşliğindeki sofistike Tavşan yorumu

şeflerin ortak senaryosundaki diğer güçlü

sahnelerdi. Kapanışa doğru Osman Sezener’in

enginar ve darülfülfülü jus ile sunduğu Dana

Kaburga, Atilla Heilbronn’un şeftali, lavanta ve

yulaf sütüyle fırınlanmış o hafif ve ferahlatıcı

Fırın Sütlaç tabağıyla birleşerek bu iki günlük

hikayenin görkemli finalini yazdı. Osman Sezener

bu tabaklarıyla da şaşırtmadı beni.

Yemek, Sips Bodrum’da Simone Caporale

eşliğindeki özel kokteyl deneyimiyle (After Party)

geceye uzanan bir ritme büründü.

Bugün gastronomi turizmi dediğimizde yalnızca

iyi restoranlardan söz etmiyoruz. İnsanlar gittikleri

yerde ürünün kaynağını görmek, üreticinin

hikayesini dinlemek, o coğrafyanın kültürünü

sofrada deneyimlemek istiyor. Ruins Luxury

Resort'te gerçekleştirilen bu buluşma da tam

olarak bu beklentiye karşılık veriyordu.

Bodrum'un yaz sezonuna girerken ev sahipliği

yaptığı bu ilk büyük gastronomi buluşması,

aslında Türkiye gastronomisinin son yıllardaki

dönüşümünü de özetliyordu. Daha yerel, daha

hikaye odaklı ve daha uluslararası bir dil kurmaya

çalışan bir mutfak anlayışı... 3 Haziran akşamı

Miraj Restaurant'ta kurulan sofralarda hissedilen

şey de tam olarak buydu. Yemeklerin ötesine

geçen, hafızada kalıcı iz bırakan bir gastronomi

deneyimi.

Gault&Millau Türkiye “Signature Dining Experience”

etkinliği, 2026 boyunca yine farklı destinasyonlarda

ve mekanlarda özel buluşmalara ev

sahipliği yapmaya devam edecek. Serinin yakın

takipçisiyim.

Program kapsamında bizleri seçkin kahvaltıda

sofrasında ağırlayan The Bodrum Edition’ı

da anmadan geçmemek gerek. KITCHEN by

Osman Sezener’de Ege’nin mavisinden beslenen

yaklaşım. Yerel ürünler. Uluslararası teknikler.

Modern sunumlar. Hepsi aynı tabakta buluşuyor.

Bölgenin gastronomik kimliğini güçlü bir

şekilde yansıtan bir yorum. Ve tüm bu iki günlük

yolculuğun sonunda Bodrum’a kısa ama keyifli,

lezzetli bir veda.


64

hotel restaurant

& hi-tech

gastro etkinlik

Le Cordon Bleu Istanbul Şefleri

‘Şehir Sohbetleri’nde Gastronomide

Dönüşümü Konuştu

Özyeğin Üniversitesi Le Cordon

Bleu İstanbul tarafından

düzenlenen “Şehir Sohbetleri”

etkinliğinin ikinci buluşması,

gastronomi profesyonellerini

Casual Dine Tarabya’da bir araya

getirdi.

Özyeğin Üniversitesi Le Cordon Bleu İstanbul

tarafından düzenlenen “Şehir Sohbetleri”

etkinlik serisinin ikinci buluşması,

20 Mayıs tarihinde Casual Dine Tarabya’da

gerçekleştirildi. Gastronomi profesyonelleri,

şefler ve sektör temsilcilerini bir araya getiren

etkinlikte; teknik eğitimin mutfaktaki rolü, sosyal

medyanın gastronomi üzerindeki etkisi, Türk

mutfağının dönüşümü, restoran işletmeciliği ve

gastronomide değişen beklentiler çok yönlü şekilde

ele alındı. Casual Dine Tarabya’nın kurucu

şefi Hande Sehim’in ev sahipliğinde düzenlenen

etkinliğe, Özyeğin Üniversitesi Le Cordon Bleu

İstanbul Direktörü Defne Ertan Tüysüzoğlu’nun

yanı sıra Le Cordon Bleu İstanbul Pastacılık

Bölüm Başkanı Şef Mark Pauquet de katıldı.

Haber: Hatice Ünal Bilen

“Fransız mutfağı tekniklerini öğrenme isteği

beni bu yola yönlendirdi”

Yaklaşık 10 yıldır gastronomi sektöründe yer

aldığını anlatan Casual Dine Tarabya Kurucu Şefi

Hande Sehim, ilk restoranını 2017 yılında Denizli’de

açtığını söyledi. Gastronomi dışında farklı

bir bölümden mezun olmasına rağmen mutfağa

olan ilgisinin hiçbir zaman bitmediğini belirten

Sehim, Le Cordon Bleu İstanbul’da eğitim alma

kararını ise Fransız mutfağı tekniklerini öğrenme

isteğinin şekillendirdiğini ifade etti. Pandemi

döneminde eğitim aldıklarını söyleyen Sehim, az

sayıda öğrenci olmalarının şeflerle birebir çalışma

açısından büyük avantaj sağladığını anlattı.

“Alaylı ve eğitimli şeflerin buluşması sektörü

hızlandırdı”

Türkiye’de gastronomi dünyasının en büyük dönüşümlerinden

birinin alaylı şeflerle gastronomi

eğitimi alan yeni nesil şeflerin aynı mutfaklarda

buluşması olduğunu söyleyen Hande Sehim, bu

sürecin sektörde güçlü bir gelişim ortamı sağla-

dığını ifade etti. “Önceden gastronomi bugünkü

kadar hayatımızda değildi. Ben 2007’de gastronomi

okumak istediğimi söylediğimde insanlar

çok şaşırıyordu” diyen Sehim, tecrübeli şeflerin

saha bilgisiyle teknik eğitim alan genç şeflerin

yaklaşımının birbirini beslediğini söyledi.

Bu durumun sektörde “tatlı bir rekabet”

oluşturduğunu belirten Sehim, “Rekabet insanı

geliştiriyor. Ben Denizli’de uzun yıllar çalıştıktan

sonra İstanbul’a gelmek istememin en önemli

nedenlerinden biri de buydu. Kendime rakip görebileceğim,

beni geliştirecek bir ortamın içinde

olmak istedim” ifadelerini kullandı.

“Tekniği bilmeden doğru yemek yapamazsınız”

Yaklaşık 30 yıldır Türkiye’de yaşayan Belçika

kökenli şef Mark Pauquet ise genç şeflerin kariyerlerinde

ilk odaklanmaları gereken konunun

teknik olduğunu söyledi. Kendisini “ansiklopedi

dönemi”nden gelen biri olarak tanımlayan

Pauquet, gastronomi dünyasının kitaplardan internete,

oradan da sosyal medyaya uzanan büyük

bir dönüşüm geçirdiğini belirtti. “Biz teknik öğreten

insanlarız. Eğer teknik bilmiyorsanız yemeği

doğru şekilde yapamazsınız” diyen Pauquet,

sosyal medyada dolaşan bilgilerin her zaman

doğru olmadığını vurguladı. İnternetin bilgiye

erişimi kolaylaştırdığını ancak sosyal medyanın

çoğu zaman yalnızca görselliği öne çıkardığını

ifade eden şef, gastronomi eğitiminde temel yapı

taşının hâlâ teknik bilgi olduğunu söyledi.

“Teknik kadar disiplin ve nezaket de

öğreniyorsunuz”

Profesyonel mutfaklarda teknik eğitimin yalnızca

yemek yapmayı kapsamadığını söyleyen Hande

Sehim, Fransız mutfağının aynı zamanda disiplin

kültürü oluşturduğunu anlattı.

Le Cordon Bleu’daki eğitim sürecinde şeflerin

kendilerine mutfak içindeki davranış biçimlerini

de öğrettiğini belirten Sehim, “Sadece teknik

öğrenmiyorsunuz. İnsan ilişkileri, ekip yönetimi,


disiplin ve nezaket de öğretiliyor. İlk derslerde

bulaşık personeline nasıl davranılması gerektiği

bile anlatıldı” dedi. Mutfaklarda televizyonda

görüldüğü gibi agresif bir ortam olmadığını da

söyleyen Sehim, gerçek profesyonel mutfaklarda

saygının temel unsur olduğunu vurguladı.

“Türk mutfağında teknik vardı ama yazılı

değildi”

Türk mutfağının teknik altyapısına ilişkin değerlendirmelerde

bulunan Mark Pauquet, geçmişte

tariflerin yazılı hale getirilmemesi nedeniyle

tekniklerin görünür olmadığını söyledi. Türk

mutfağının uzun yıllar sözlü kültür üzerinden

ilerlediğini belirten Pauquet, bugün ise şefler ve

yazarlar sayesinde tariflerin daha standart hale

geldiğini ifade etti.

Pauquet’nin açıklamalarını değerlendiren Hande

Sehim ise Türk mutfağında aslında güçlü tekniklerin

bulunduğunu ancak bunların uzun süre

kayıt altına alınmadığını söyledi. Günümüzde

gastronomi eğitiminin yaygınlaşmasıyla birlikte

bu tekniklerin daha görünür hale geldiğini

belirtti.

“Sosyal medya artık şefler için çok önemli”

Etkinlikte gastronomi dünyasında sosyal medyanın

etkisi de konuşuldu. Şeflerin görünürlüğü

açısından sosyal medyanın artık büyük önem

taşıdığını söyleyen Hande Sehim, içeriklerin

samimi ve doğru şekilde aktarılmasının önemli

olduğunu ifade etti. “Çok hızlı bir tüketim çağındayız.

İnsanlar samimi içerikleri hemen fark

ediyor” diyen Sehim, sosyal medyanın yalnızca

görünürlük değil aynı zamanda motivasyon sağladığını

da söyledi. Şef kimliğini ileride daha fazla

eğitmenlik tarafında konumlandırmak istediğini

belirten Sehim, öğrenciler yetiştirmeyi hedeflediğini

ifade etti.

“Casual konsept bana daha özgür geliyor”

Casual Dine Tarabya’nın konseptine ilişkin

de konuşan Sehim, casual mutfak anlayışını

bilinçli şekilde tercih ettiğini söyledi. Fine dining

mutfağın yüksek mükemmeliyetçilik gerektirdiğini

ifade eden şef, casual konseptin daha özgür

ve daha ulaşılabilir bir yapı sunduğunu anlattı.

“Bir tabak çıktığında her şeyin kusursuz olması

gerektiğini düşünüyorum. Fine dining yalnızca

tabak değil; servis, atmosfer, sürdürülebilirlik ve

deneyimin bütünüyle ilgili” diyen Sehim, casual

konseptte ise daha rahat ve samimi bir alan

sunabildiklerini söyledi.

Casual Dine’ın menü yapısının da bu anlayış

doğrultusunda şekillendiğini belirten Sehim, “BigChefs,

Cookshop ya da Midpoint gibi insanların

günlük hayatta tercih ettiği yemeklerin olduğu

bir yapı kurduk. İnsanların rahat hissettiği bir

mutfak oluşturmak istedik” dedi.

“Doğru müşteri kitlesi kendiliğinden oluşuyor”

Casual Dine Tarabya’nın bulunduğu yapıya ve

müşteri profiline ilişkin de değerlendirmelerde

bulunan Sehim, mekânın güvenli ve seçici bir

sosyal yapı içinde konumlandığını söyledi. Casul

Dine’ın rezervasyon sistemiyle çalıştığını belirten

Sehim, “Aslında insanlar ait hissetmedikleri

yerde durmuyorlar. Siz müziğinizle, mutfağınızla

ve yaklaşımınızla zaten kendi kitlenizi oluşturuyorsunuz”

ifadelerini kullandı.

Mekanın yalnızca restoran olarak değil aynı

zamanda etkinlik alanı olarak da kullanıldığını

anlatan Sehim, dönem dönem müzik etkinlikleri,

konsept günleri, davetler ve özel organizasyonlara

da ev sahipliği yaptıklarını söyledi. Özellikle

teras alanının yoğun ilgi gördüğünü belirten

Sehim, sosyal medya üzerinden aylık etkinlik takvimi

paylaştıklarını ifade etti.

“Restoranlarda artık atmosfer en az yemek

kadar önemli”

Misafir beklentilerinin son yıllarda ciddi şekilde

değiştiğini söyleyen Sehim, artık yalnızca lezzetin

yeterli olmadığını ifade etti. Özellikle atmosferin

ve deneyimin restoran tercihinde belirleyici hale

geldiğini belirten şef, Casual Dine Tarabya’nın

yeşillikler içindeki yapısının misafirler tarafından

olumlu karşılandığını söyledi. Bir yıldır işletmesini

yürüttükleri mekânda farklı yaş gruplarına

hitap etmeye çalıştıklarını anlatan Sehim, genç

müşteri kitlesiyle daha yüksek yaş grubunun

beklentilerinin farklılaştığını da sözlerine ekledi.

“Bazen restoranın karakterini korurken aynı

zamanda misafirin beklentilerine de cevap

vermeniz gerekiyor” diyen Sehim, bu nedenle

zaman içinde menüye meze gibi yeni kategoriler

eklediklerini ve işletmenin yaşayan bir yapı

olduğunu düşündüklerini ifade etti.


66

hotel restaurant

& hi-tech

gastro etkinlik

Şef Mark Pauquet:

“İstanbul’da Fine Dining Restoran

Olduğunu Düşünmüyorum”

Le Cordon Bleu İstanbul

Pastacılık Bölüm Başkanı

Mark Pauquet, İstanbul’da

klasik anlamda “fine dining”

kriterlerini karşılayan bir

restoran bulunmadığını söyledi.

Pauquet, Michelin Guide ve Gault

Millau listelerinde yer alan bazı

restoranların da bu tanımın

dışında kaldığını ifade etti.

Haber: Hatice Ünal Bilen

Le Cordon Bleu İstanbul’un Casual Dine

Tarabya ev sahipliğinde düzenlediği “Şehir

Sohbetleri” etkinliğinde gastronomi dünyasının

dönüşümü farklı yönleriyle ele alınırken, Le

Cordon Bleu İstanbul Pastacılık Bölüm Başkanı

Mark Pauquet fine dining kavramına ve dünya

mutfaklarındaki güncel eğilimlere ilişkin dikkat

çekici yorumlarda bulundu.

Etkinlikte konuşan Mark Pauquet, fine dining

algısının artık geçmişteki tanımıyla aynı olmadığını

belirterek şu ifadeleri kullandı: “Bence fine

dining kavramı 20-30 yıl önce olduğu gibi aynı

kavram değil, daha değiştiğini düşünüyorum.

Fine dining sadece bir yemek değil, aslında

sunumun ve atmosferin kendisi de bunun içine

giriyor. Bu sebepten çatal, bıçak, kaşığından

tutun da tabağın görselini de alarak her şey bir

arada olarak düşünmemiz gerekiyor.”

Pauquet, fine dining tanımına ilişkin değerlendirmesinde

ise “Ben İstanbul'da fine dining bir

restoran olduğunu düşünmüyorum.” ifadelerini

kullandı.

“Ödüllü restoranlar ne kadar fine dining,

tartışma konusu”

Bu ifadeyi açıklayan şef, yanlış anlaşılmak

istemediğini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Yanlış anlaşılmak istemem. İstanbul'da çok iyi

restoranlar var. Çok iyi restoranlar Türkiye’de ve

İstanbul’da mevcut. Ama benim bahsettiğim fine

dininge gümüş takımlar, aynı zamanda çok iyi bir

şekilde servis edilmiş mendiller giriyor. Michelin

Guide ve Gault Millau’dan ödül alan, tavsiye

listesine giren çok sayıda restoran olabilir ama

bunların ne derece fine dining oldukları tartışma

konusu. Çünkü sadece takımlar ve mendillerden

de ibaret değil. Aynı zamanda bu işleyiş ve

hiyerarşiyi de etkiliyor. Fine dining dediğimiz

restoranda sommelier alt tabaka ve diğer işleyen

departmanlar da olması gerekirken bu gözlemlediğimiz

restoranların bazılarında olmayabiliyor,

eksik olabiliyor.”

“Paris’te bile çok az”

Mark Pauquet, fine dining işletmelerin yapısına

ilişkin değerlendirmesinde ise şu ifadeleri

kullandı: “Bu çok pahalı ve maliyetli bir işletme

türü. Hatta Paris’e bakacak olursak, orada bile

çok fazla fine dining diyebileceğimiz restoran

bulunmamakta. Aslında çok lüks ve üst segment

restoranlar var fakat fine dining olmasi için hep

bir eksik mevcut. Ya servis olması gerektiği gibi

değil ya masanın üstündeki desenler, süslemeler

yeteri kadar değil. Bunların hepsi fine dining

olmasını etkiliyor.”

“Le Cinq gerçek bir fine dining”

Mark Pauquet, dünyadaki favori restoran örneklerinden

biri olarak Alain Ducasse’ın Paris’teki

Four Seasons Hotel George V bünyesinde yer

alan Le Cinq restoranını gösterdi. Le Cinq’in

“gerçek fine dining” anlayışını temsil ettiğini söyleyen

Pauquet, fine dining kavramının yalnızca

yemekle sınırlı olmadığını ifade etti. Pauquet,

servis kalitesi, keten masa örtüleri, keten peçeteler

ve gümüş servis takımları gibi detayların da

fine dining deneyiminin önemli parçaları olduğunu

belirterek, “20-25 sene önce alışık olduğumuz

fine dining aslında bu mertebedeydi. Şu anda

bunun gibi bir şeyi pek bulamıyoruz” dedi.

Yaklaşık 20-25 yıl önce Swissotel’de yer alan Le

Cordon d'Or Restaurant’ın da benzer bir anlayış

taşıdığını söyleyen Pauquet, restoranın kapanmasının

ardından açılan yeni restoranın ise artık

aynı fine dining atmosferine sahip olmadığını ifade

etti. Pauquet, “Belki tabaklar daha güzel, belki

yediğiniz yemekler de daha güzel olabilir fakat

o atmosfer ve sunulan şekil artık fine diningden

çıkmış” değerlendirmesinde bulundu.

"İstanbul'da çok iyi restoranlar

var. Çok iyi restoranlar Türkiye’de

ve İstanbul’da mevcut. Ama benim

bahsettiğim fine dininge gümüş

takımlar, aynı zamanda çok iyi bir

şekilde servis edilmiş mendiller giriyor.

Michelin Guide ve Gault Millau’dan

ödül alan, tavsiye listesine

giren çok sayıda restoran olabilir

ama bunların ne derece fine dining

oldukları tartışma konusu. Çünkü

sadece takımlar ve mendillerden de

ibaret değil."


Liberty Lykia Adults Only Şeflerinden

Gastronomi Şovu

Liberty Lykia Adults Only, dünyanın en köklü gastronomi topluluklarından Chaîne des Rôtisseurs’ün özel gala

yemeğine ev sahipliği yaptı.

Liberty Lykia Adults Only ev sahipliğinde

düzenlenen etkinlik kapsamında Executive

Şef Onur Nalcı liderliğindeki mutfak ekibi,

Anadolu’nun zengin lezzet mirasını çağdaş fine

dining yaklaşımıyla yorumlayan dokuz aşamalı

özel menüsüyle gecenin öne çıkan isimleri

arasında yer aldı. Şefler, geceye özel hazırlanan

menüde seçkin ürünleri yaratıcı reçeteler ve

rafine sunumlarla buluşturdu. Tabaklardaki estetik

kurgu, dengeli lezzet geçişleri ve kusursuz

operasyon akışı, davetlilere güçlü bir gastronomi

deneyimi yaşattı.

Nalcı: “Yerel ürünleri çağdaş tekniklerle

yorumladık”

Executive Şef Onur Nalcı, geceye ilişkin değerlendirmesinde

şunları söyledi: “Bu özel gece için

hazırladığımız menüde yerel ürünleri çağdaş

tekniklerle yorumladık. Amacımız her tabağın

yalnızca lezzetiyle değil, hikâyesi ve sunumuyla

da hafızalarda yer etmesiydi. Ekibimizin ortaya

koyduğu performanstan büyük gurur duyuyorum.”

Olgun: “Gastronomiyi misafir deneyimimizin en

güçlü parçalarından biri olarak görüyoruz”

Liberty Lykia Adults Only Genel Müdürü Andaç

Olgun ise şunları ifade etti: “Chaîne des Rôtisseurs

gibi prestijli bir gastronomi topluluğuna ev

sahipliği yapmak bizim için çok değerliydi. Liberty

Lykia Adults Only olarak gastronomiyi misafir

deneyimimizin en güçlü parçalarından biri olarak

görüyoruz. Mutfak ekibimizin bu özel gecedeki

performansı, markamızın bu alandaki vizyonunu

güçlü şekilde yansıttı.”

Liberty Lykia Adults

Only, yetişkinlere

özel konaklama

anlayışını seçkin yemeiçme

deneyimleriyle

birleştirerek,

misafirlerine

hafızalarda yer eden

ayrıcalıklı anlar

sunmaya devam ediyor.


hotel restaurant

68 & hi-tech

gastro etkinlik

Ayvalık GastroFest’e Katılım

60 Bini Buldu

Sözen Group içerik organizasyonuyla

15–17 Mayıs tarihleri arasında

gerçekleşen Ayvalık GastroFest,

ikinci yılında yaklaşık 60 bin

ziyaretçiyi ağırlayarak kenti üç gün

boyunca gastronominin merkezine

dönüştürdü.

de, Sözen Group içerik organizasyonuyla 15–17

Mayıs tarihleri arasında gerçekleşen festival;

“Mezenin Kalbi Ayvalık” temasıyla kentin zeytinyağı

kültürünü, deniz ürünleri mirasını ve Ege’nin

zengin ot çeşitliliğini ulusal ve uluslararası

gastronomi dünyasıyla buluşturdu.

Ayvalık GastroFest, ikinci yılında yalnızca

bir gastronomi festivali olmanın ötesine

geçerek; panellerden sokaklara yayılan

ilgiye, şef iş birliklerinden özel gala deneyimlerine

uzanan çok katmanlı yapısıyla Ayvalık’ı üç gün

boyunca gastronominin odağına taşıdı. Ayvalık

halkının ve şehir dışından gelen yaklaşık 60 bin

ziyaretçinin yoğun ilgisiyle gerçekleşen festival,

kentin sosyal hayatına da güçlü bir hareketlilik

kazandırdı. Ayvalık Belediyesi’nin ev sahipliğin-

Panellerden sokaklara

Festival süresince Kırlangıç Yaşam Merkezi ve

kentin farklı noktalarında gerçekleşen etkinlikler,

yalnızca gastronomi profesyonellerini değil,

Ayvalık halkını ve ziyaretçileri de sürecin aktif bir

parçası haline getirdi. Tarihi Sabunhane’de düzenlenen

paneller; gastronominin yerel kalkınmadaki

rolünden sürdürülebilir üretime, coğrafi

işaretli ürünlerden yeni nesil mutfak yaklaşımlarına

kadar geniş bir çerçevede sektörün nabzını

tuttu. Belediye başkanları, akademisyenler, şefler

ve sektör temsilcileri aynı masada buluşarak

Ayvalık’ın gastronomi geleceğini tartıştı.

Festival alanında

kurulan üretici stantları,

workshoplar ve tadım

alanları ise gün boyu yoğun

ilgi gördü. Yerel üreticilerle

doğrudan temas kurma

imkânı bulan ziyaretçiler,

Ayvalık mutfağının temelini

oluşturan ürünleri yerinde

deneyimledi.


Şefler, üreticiler ve ayvalık sofrası aynı hikâyede

buluştu

Festival boyunca gerçekleştirilen workshop ve

etkinliklerde; Türkiye gastronomi sahnesinin

önde gelen isimleri ziyaretçilerle birebir temas

kurarak bilgi ve deneyimlerini paylaştı. Bu yıl festivalin

en güçlü taraflarından biri, şefler ile yerel

üreticiler arasındaki bağın görünür hale gelmesi

oldu. Menülerin merkezinde yer alan her ürün;

zeytinyağından ota, deniz ürünlerinden bakliyata

kadar Ayvalık’ın üretim kültürünü doğrudan

yansıttı.

İlk akşamdan gala gecesine

Festivalin gastronomik deneyimi, yalnızca etkinlik

alanıyla sınırlı kalmadı. İlk akşam, Ayvalık’ın

simge restoranlarından Ayvalık Bay Nihat’ta gerçekleşen

özel davetle şefler ve davetliler kentin

klasikleşmiş lezzetlerini deneyimledi. Festivalin

finalinde ise D-Resort Ayvalık’ta düzenlenen

gala gecesi, festivalin en dikkat çekici anlarından

biri oldu. Türkiye’nin farklı şehirlerinden gelen

12 şef, Ayvalık mutfağını kendi yorumlarıyla ele

alarak çok katmanlı bir menüye imza attı.

Gala menüsünde; Antalya piyazı, közlenmiş biberli

muhammara, levrek crudo, enginarlı pilav,

yoğurtlu şevketi bostan, içli köfte ve çiğ köfte

gibi geleneksel lezzetler modern dokunuşlarla

sunulurken; ıspanak yatağında kadayıflı levrek

ve karides shot gibi yaratıcı tabaklar gecenin öne

çıkan yorumları arasında yer aldı. Ayvalık’ın zeytinyağı

ve meze kültürünü odağına alan bu özel

menü, festivalin ana temasını güçlü bir şekilde

yansıtırken; farklı mutfak disiplinlerinin aynı

sofrada nasıl buluşabileceğini de ortaya koydu.

Yerel üretime büyük destek

Ayvalık’ın gastronomik kimliğini güçlendiren

festival bu yıl hem içerik zenginliği hem de

ziyaretçi ilgisiyle önemli bir eşiği geride bıraktı.

Yerel üretimi destekleyen, şefleri ve üreticileri

aynı platformda buluşturan ve kenti gastronomi

turizmi açısından daha görünür kılan festival;

Ayvalık’ın yalnızca bir yaz destinasyonu değil, yıl

boyu yaşayan bir gastronomi merkezi olduğunu

bir kez daha ortaya koydu.


hotel restaurant

70 & hi-tech

gastro etkinlik

Cazibe Evran: “Kuzey Ege'de Kurumsal Görünürlükten

Sürdürülebilir Turizm Modeline Evriliyoruz”

Gia Digital Kurucusu Cazibe Evran, Kuzey Ege’de kurumsal görünürlükten sahada uygulanabilir sürdürülebilir turizm

modeline geçişi hedeflediklerini söyledi. Evran, Aura Bağcılık sponsorluğunda düzenlenen dördüncü etkinlikle Ören

bölgesini agroturizm ve deneyim odaklı turizmle yeniden konumlandırmayı amaçladıklarını ifade etti.

Haber: Hatice Ünal Bilen

Kuzey Ege Bölgesi’nde Tekirdağ’dan Assos’a

kadar uzanan hatta otellere kurumsal satış

partnerliği yaptıklarını belirten Gia Digital

Kurucusu Cazibe Evran, bölgedeki çalışmaların

temel amacının sürdürülebilir turizm faaliyetlerini

geliştirmek olduğunu söyledi. Evran, “Önce

kurumsal görünürlük, sonra sahada uygulanabilir

bir turizm modeli oluşturmak için çalışıyoruz”

dedi. Geçen yıl mart ayında başlayan sürecin

bu yıl dördüncü organizasyonla devam ettiğini

belirten Evran, bölgede alternatif turizm rotaları

oluşturduklarını ifade etti.

“Agro Turizm ve Techno-Agro rotaları geliştiriyoruz”

Evran, Kuzey Ege’de agroturizm ve techno-agro

gibi farklı turizm konseptleri üzerine çalışmalar

yürüttüklerini söyledi. Ulusal ve uluslararası

iş birliklerine de değinen Evran, İran ve İtalya

ile karşılıklı ziyaret programları planladıklarını

belirterek, “Agroturizmi iki yönlü bir yapı haline

getirmek istiyoruz” dedi.

“Turizm artık deneyim üzerinden ilerliyor”

Turizm anlayışının değiştiğini vurgulayan Evran,

artık ziyaretçilerin sadece gezip görme değil, de-

neyimleme beklentisi içinde olduğunu söyledi. Bu

kapsamda ziyaretçilerin bölgeden bir deneyimle

ayrılmasını hedeflediklerini ifade etti. Evran, 600

yıllık bir sabun fabrikasında ziyaretçilere üretim

deneyimi yaşattıklarını ve aromatik bitkiler ile

şifalı bitkiler üzerinden uygulamalı çalışmalar

yaptıklarını aktardı.

“BAÇEM önemli bir uygulama merkezi”

Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı

BAÇEM’in bölgede önemli bir merkez olduğunu

belirten Evran, tıbbi ve aromatik bitkilerin

üretimi, yetiştirilmesi ve eğitim süreçlerinin

burada yürütüldüğünü söyledi. Doğada var olan

kaynakların üretim ve uygulama süreçlerine

dahil edildiğini ifade etti.

“Ticaret odaları ve belediyelerle birlikte çalışıyoruz”

Evran, Edremit, Burhaniye ve Ayvalık Ticaret

Odaları ile birlikte çalıştıklarını, ayrıca Balıkesir İl

Kültür Turizm Müdürlüğü, Balıkesir TGA, Balıkesir

Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyelerinin

de sürece destek verdiğini söyledi. Bölgedeki

kültürel ve doğal değerlerin ortaya çıkarılarak

ziyaretçilere sunulduğunu belirtti.

“Kuzey Ege’de destinasyon yapısı oluşturuyoruz”

Aura Bağcılık kapsamında gerçekleştirilen organizasyonların

da bu sürecin bir parçası olduğunu

söyleyen Evran, Kaz Dağları ve Madra Dağları

bölgesinde bağcılık faaliyetlerinin hem tarımsal

hem turistik değer oluşturduğunu ifade etti.

Evran, çalışmaların merkezinde Ören, Gömeç,

Burhaniye ve Edremit hattının yer aldığını belirterek,

“Amacımız Kuzey Ege’yi deneyim odaklı bir

turizm destinasyonuna dönüştürmek” dedi.


Ahmet Çetin:

"Zeytinyağında Emek Bizden, Marka Avrupa’dan”

Haberj: Hatice Ünal Bilen

"İtalya ve İspanya bizim yağımızı kendi

markalarıyla satıyor” diyen Edremit

Ticaret Odası Başkanı Ahmet Çetin,

Türk zeytinyağının markalı ihracatta

hak ettiği noktada olmadığını söyledi.

Çetin’e göre çözüm; yeni pazarlara

açılmak ve Türk gastronomisini

küresel ölçekte daha güçlü tanıtmak.

Türkiye, dünya zeytinyağı üretiminde üst

sıralarda yer almasına rağmen markalı

ihracatta istediği payı alamıyor. Öte yandan

Avrupa pazarına büyük ölçüde dökme olarak

giren Türk zeytinyağı, İtalya ve İspanya tarafından

kendi markaları altında yeniden satışa sunuluyor.

Edremit Ticaret Odası Başkanı Ahmet Çetin’e

göre bu tablo, Türk zeytinyağının üretim gücüne

rağmen küresel markalaşma yarışında hala hak

ettiği konuma ulaşamadığını gösteriyor.

Kuzey Ege Bölgesi’nde Gia Digital koordinasyonunda

dördüncüsü bu yıl Aura Bağcılık ev

sahipliğinde düzenlenen "Kuzey Ege'nin Aura'sı

Yükseliyor" etkinliği kapsamında bir araya

geldiğimiz Ahmet Çetin, bölgenin tarımsal üretim

gücünden coğrafi işaretli ürünlere, zeytinyağında

markalaşma sorunundan gastronomi turizmine

kadar önemli değerlendirmelerde bulundu.

Kuzey Ege’nin tarımsal üretimin yanı sıra gastronomi,

turizm ve kültürel mirasıyla da yeni bir

çekim merkezi haline geldiğini belirten Çetin,

bölgenin dünya ölçeğinde hak ettiği değere ulaşması

için çalıştıklarını söyledi.

“Coğrafi işaret bir kalite

göstergesi ve güvence

damgasıdır”

Edremit Ticaret Odası’nın

iki coğrafi işaretli ürünü

bulunduğunu belirten

Ahmet Çetin, bunların

Edremit zeytinyağı ile

Edremit Körfezi yeşil çizik

zeytini olduğunu söyledi.

Coğrafi işaretin yalnızca

bir tescil değil, aynı

zamanda kalite garantisi

olduğunu vurgulayan

Çetin, “Coğrafi işaret bir

kalite belirtisi, kalite göstergesidir.

Tüketici coğrafi

işaretli ürünü aldığı zaman

gönül rahatlığıyla

tüketebilir” dedi. Coğrafi

işaretli ürünlerin düzenli

olarak denetlendiğini de

aktaran Çetin, denetimlerin

üniversite, tarım

ilçe müdürlüğü ve ilgili

komisyonlarla birlikte

yürütüldüğünü belirtti.

“Bölgenin ana tarım

ürünü zeytin”

Edremit Körfezi’nde

tarımsal üretimin merkezinde

zeytinin bulunduğunu

ifade eden Çetin,

“Bizim bölgemizde tarım

anlamında en revaçta

olan ürün zeytin. Gördüğünüz gibi her yer zeytin

ağacı kaplı” diye konuştu.

Bölgedeki coğrafi işaretli ürün sayısının artması

için çalışmalar yürüttüklerini belirten Çetin,

Bademli baklava için coğrafi işaret başvurusu

sürecinin devam ettiğini, süt ürünleri ve peynir

tarafında da yeni potansiyeller bulunduğunu

söyledi.

“Biz üretiyoruz ama markalı satamıyoruz”

Türkiye’nin zeytin ve zeytinyağı üretiminde dünya

sıralamasında üst basamaklara yükseldiğini

ancak markalı ihracatta aynı başarıyı gösteremediğini

belirten Çetin, Avrupa pazarındaki yapısal

engellere dikkat çekti. Çetin, “Türkiye zeytin üretiminde

dünyanın ikinci sırasında. Ancak üretmek

yetmiyor; bunu satmak ve pazarlamak gerekiyor”

diyen Çetin, markalı Türk zeytinyağının Avrupa’da

yüksek vergiler nedeniyle dezavantajlı durumda

olduğunu ifade etti.

“İtalya ve İspanya bizim yağımızı kendi markalarıyla

satıyor”

Türk zeytinyağının çoğu zaman dökme olarak

ihraç edildiğini ve yabancı markalar altında yeniden

pazara sunulduğunu belirten Çetin, “Dökme

olarak gönderdiğiniz zaman kota sınırı yok. Bu

kez İtalya’ya, İspanya’ya gidiyor; onlar kendi

markalarının içine koyup Avrupa’da satıyor” dedi.

Avrupa pazarında güçlü yerel markalarla rekabet

etmenin uzun vadeli bir süreç olduğunu vurgulayan

Çetin, “Markalaşma çok uzun yıllar alan

bir süreç. Avrupa tarafı kısa vadede kolay değil”

ifadelerini kullandı.

“Yeni pazarlara yönelmek zorundayız”

Türk zeytinyağının büyümesi için alternatif ihracat

pazarlarına odaklanılması gerektiğini belirten

Çetin, “Japonya, Çin, Amerika, Kanada gibi pazarlara

yönelmek gerekiyor” dedi. Bu pazarlarda

başarı için yalnızca ürün göndermenin yeterli

olmadığını vurgulayan Çetin, Türk gastronomisinin

de eş zamanlı tanıtılması gerektiğini söyledi:

“Bunu gastronomiyle yeneriz. Türk gastronomisini

ve Akdeniz mutfağını bu pazarlara taşımak

gerekiyor.”

“Tahşiş sektörün en önemli risklerinden”

Artan üretim maliyetlerinin sektör üzerinde ciddi

baskı oluşturduğunu söyleyen Çetin, özellikle

son yıllarda üreticinin kârlılığının düştüğünü

belirtti. “Bu sene toplama maliyetine, elde

ettiğimiz yağdan kazandığımızdan daha fazla

para verdik” diyen Çetin, ekonomik baskının bazı

üreticileri sahteciliğe yönlendirdiğini ifade eden

Çetin, “Tahşiş sektörün en büyük risklerinden

biri haline geldi. Çok ucuz zeytinyağına şüpheyle

yaklaşılmalı” uyarısında bulunan Çetin, tüketicilerin

markalı ve güvenilir ürünleri tercih etmesi

gerektiğini söyledi.

“Hasat Turizmi Kuzey Ege için büyük fırsat”

Zeytin üretiminin yalnızca tarımsal değil, turistik

bir değere de dönüştürülebileceğini vurgulayan

Çetin, hasat dönemlerinin deneyim turizmi

açısından önemli fırsatlar sunduğunu belirtti.

“Vatandaşlar gelip hasada katılabilir, zeytinyağının

üretim sürecini görebilir, tadım yapabilir.

Hasat turizmi büyük potansiyel taşıyor” dedi. Bu

vizyon doğrultusunda düzenledikleri FestOlive

Edremit festivalinin geçen yıl 57 bin 500 ziyaretçi

ağırladığını söyleyen Çetin, etkinliğin bölgesel

tanıtıma ciddi katkı sağladığını ifade etti.

“Kuzey Ege yeni bir turizm destinasyonu

oluyor”

Kuzey Ege’nin yalnızca zeytinyağıyla değil;

gastronomisi, termal kaynakları, doğası, tarihi ve

kültürüyle bütüncül bir destinasyona dönüştüğünü

belirten Çetin sözlerini şöyle tamamladı:

“Kuzey Ege, Edremit Körfezi, Kaz Dağları ve

Madra Dağları; zeytiniyle, zeytinyağıyla, gastronomisiyle,

termaliyle, dağ turizmiyle, deniziyle

yeni bir turizm destinasyonu oluyor. Bu bölgeyi

tanıtmak ve ürünlerimizi hak ettiği yere taşımak

için çalışıyoruz.”


hotel restaurant

72 & hi-tech

gastro etkinlik

2025-26 DaVinci Gourmet Barista Craft Şampiyonası

MISA Bölge Finali'nin Birincisi Türkiye'den

Türkiye, Hindistan ve Kenya’dan

yarışmaya katılan en yetenekli baristalar,

Orta Doğu, Hint Yarımadası ve Afrika

Bölgesi’nin (MISA) kahve kültürünü

sahneye taşıdı. Bölge şampiyonu

olmayı başaran Başkan, Bangkok’ta

düzenlenecek olan dünya finallerine

katılmaya hak kazandı.

DaVinci Gourmet, şampiyonaya Türkiye'den

katılan Çetin Alpay Başkan'ın DaVinci

Gourmet Barista Craft 2025–26 MISA Bölge

Finali'nin galibi olduğunu açıkladı. Başkan, 11

Nisan 2026'da Kenya’da gerçekleştirilen MISA

Bölge Finali'ndeki başarısının ardından, 9 Mayıs

2026'da Tayland'ın Bangkok kentinde düzenlenecek

World of Coffee etkinliğindeki Dünya

Finali'nde yarışmaya hak kazandı.

Başkan, hem duyusal hem de teknik beceriyi

ölçen zorlu yarışmanın ardından MISA'yı dünya

sahnesinde temsil etmeye hak kazandı. Çetin

Alpay Başkan, 2025-26 DaVinci Gourmet Barista

Craft Şampiyonu unvanı için Asya Pasifik (APAC)

ve Latin Amerika (LATAM) bölgelerinin şampiyonlarıyla

Bangkok’ta yarışacak.

2026 Teması: Espresso Your Flavour

Bu yıl "Espresso Your Flavour" teması ile düzenlenen

şampiyona, kahve sanatındaki tutkuyu,

yaratıcılığı ve özgünlüğü ön plana çıkarmayı hedefliyor.

2024 yılında ilk yarışmanın üzerine inşa

edilen program, DaVinci Gourmet tarafından her

geçen yıl daha da güçlü bir platforma dönüştürülüyor.

Tezgahın arkasındaki yaratıcıyı merkeze

alarak baristalara lezzet, sunum ve kullandıkları

teknikler aracılığıyla kendi hikâyelerini anlatma

imkânı sunuyor.

Tüm bu vizyon, MISA Bölge Finali'nde somut bir

karşılık buldu. Türkiye, Hindistan ve Kenya'dan

gelen finalistler; kahve sanatının teknik becerinin

çok ötesine geçtiğini ve aslında kültürü, kökeni

ve kişisel hikayeyi de kapsadığını sahneye taşıdı.

Yarışmacıların sergiledikleri performanslar, bölgede

kahve kültürünün ne kadar hızlı büyüdüğünü

ve bu tür yarışmaların barista toplulukları için

ne ifade ettiğini açıkça ortaya koydu.

Loofy's Roastery'den Çetin Alpay Başkan, teknik

becerisini hikaye anlatımıyla harmanlamayı

başararak birinciliği elde etti. Kazanan tarifleri

arasında reyhan çayı, rezene ve domates suyunun

DaVinci Gourmet Orman Meyveleri Şurubu

ve DaVinci Gourmet Cheesecake Sosu ile dengelendiği

espresso blend "Aegean Breeze" yer

aldı. Dondurularak kurutulmuş ahududu ve taze

fesleğenle tamamlanan espresso; taze, aromatik

ve bir o kadar da derin, katmanlı bir lezzet kattı.

İmza içeceği “The Horizon” ise zıtlıklar üzerine

kurulu daha cesur bir kompozisyon sundu. Domates

suyu, limon ve bir tutam baharat, DaVinci

Gourmet Mango Şurubu ile zenginleştirilen tarif,

DaVinci Gourmet Vanilya Sosu'yla hazırlanan

pürüzsüz bir espresso köpüğüyle taçlandırıldı.

Ortaya çıkan içecek; berraklığı, yoğunluğu ve

dengeyi bir arada buluşturan çağdaş bir lezzet

deneyimi sundu.

Çetin Alpay Başkan, yarışma ile ilgili düşüncelerini

şu cümlelerle paylaştı: “Bu zafer benim

için çok büyük bir anlam taşıyor; çünkü yalnızca

kendi yolculuğumu değil, beni şekillendiren

insanları, deneyimleri ve kahve kültürünü de yansıtıyor.

MISA Bölge Finali'nde yarışmak, barista

olarak kim olduğumu ve hazırladığım içecekte

ne ifade etmek istediğimi çok daha net görmemi

sağladı. Bangkok'a teknik seviyesi yüksek ama

aynı zamanda kişisel ve akılda kalıcı bir şey

getirmek istiyorum. Kendi tarzımı, hikâyemi ve

geldiğim bölgenin enerjisini yansıtan bir şey.”

Yarışmada Hindistan'ı temsil eden Bengalurulu

Mohan NS, çiftçilik geçmişini kahveye yansıttı. İlk

içeceğinde falernum ve yulaf sütüyle zenginleştirdiği

espresso tabanını DaVinci Gourmet Elderflower

ve Shortbread Cookie Şuruplarıyla dengeledi

ve tarifini hindistan cevizi suyu buz küpü

ve falernum kremalı pirinç krakerle tamamladı.

İkinci içeceğinde ise Earl Grey çayını DaVinci

Gourmet Lavanta Şurubu, çilek cheesecake ve

taze meyvelerle buluşturarak buz ve botanik bir

garnitürle servis etti. Berrak, dengeli ve modern

bir lezzet dili konuşan her iki içecek de Mohan'ın

çiftçilik geçmişine atıfta bulundu.

Şampiyonaya Kenya'dan katılan Simon Ruoya

ise, hazırladığı içeceklerle hasadın arkasındaki

çiftçilere saygı duruşunda bulundu. İlk tarifinde

espresso, tam yağlı süt, DaVinci Gourmet

Baharatlı Chai Şurup ve vanilyayı harmanlayarak

bir samimi bir klasik kafe lezzeti sundu. İkinci

içeceği ise çok daha canlı ve ifadeli bir lezzet

profili taşıdı. Espresso tabanı üzerine çarkıfelek

meyvesi, liçi ve hibiskus özüyle katmanlandırılan

içecek; canlı, aromatik ve tropik asiditenin çiçeksi

notlarla buluştuğu özgün bir lezzet sundu.

Finalistler, MISA bölgesinin önde gelen isimlerinden

oluşan bir jüri tarafından değerlendirildi.

WCE sertifikalı jüri ve Q-Grader olan Defne Ceyda

Okay (Türkiye), yarışmanın teknik jürisi rolünü

üstlendi ve yarışmacıları teknik açıdan değerlendirdi.

Duyusal değerlendirme ise deneyimli

bir miksoloji uzmanı ve sommelier olan George

Obienge (Afrika) ile Bayar's Coffee Direktörü, Q

Arabica Grader Srikanth Rao (Hindistan) tarafından

yürütüldü.

Dubuisson: “Yerel kahve kültürünün küreselde

yer alabileceği platform oluşturuyoruz”

Kerry Group Asya Pasifik, Orta Doğu ve Afrika

Gıda Servisi Markaları Genel Müdürü Eloise

Dubuisson MISA Bölge Finali ile ilgili görüşlerini

şu cümlerle paylaştı: “Bu yılın “Espresso Your

Flavour” teması kapsamında MISA'nın dört bir

yanından gelen yarışmacıların güçlü tekniklerinin

yanı sıra bireyselliklerini, kültürel perspektiflerini

ve üretkenliklerinin sahneye yansıttıklarını gördük.

DaVinci Gourmet, Barista Craft Şampiyonası

aracılığıyla bu topluluğu desteklemek ve güçlendirmekten

gurur duyuyor. Yeteneğin yeşerebileceği,

hikâyelerin paylaşılabileceği ve yerel kahve

kültürünün küresel sahnedeki yerini alabileceği

bir platform oluşturmak için çalışıyoruz.”

Bangkok'taki World of Coffee'de DaVinci Gourmet

2025-26 Barista Craft Şampiyonluğu unvanı

için yarışacak olan Başkan, uluslararası bir

jürinin önünde iki yeni içecek sunumu gerçekleştirecek.

Jüri üyeleri arasında 2024 Dünya Barista

Şampiyonu ve DaVinci Gourmet'in Asya Pasifik,

Orta Doğu ve Afrika (APMEA) için ilk marka elçisi

olan Mikael Jasin de yer alacak.


Longevity ve İyi Yaşamın Şifreleri

GastroTalks’ta Paylaşıldı

Central Hospital Etiler’de düzenlenen “GastroTalks” etkinliğinde, “Longevity, Beslenme ve İyi Yaşam Üçgeni”

teması uzman isimlerin katılımıyla ele alındı.

Central Hospital Etiler’de düzenlenen

“GastroTalks” etkinliği, sağlık, beslenme ve

iyi yaşam alanlarına ilgi duyan çok sayıda

davetliyi bir araya getirdi. “Longevity, Beslenme

ve İyi Yaşam Üçgeni” temasıyla gerçekleştirilen

organizasyonda salonun yoğun katılımla dolduğu

gözlenirken, uzman isimlerin yaptığı dikkat çekici

konuşmalar katılımcılardan büyük ilgi gördü.

Doğru beslenmenin yaşam kalitesi üzerindeki

etkilerine vurgu

Programın açılış konuşmasını Central Hospital

Yönetim Kurulu Üyesi Meri İstiroti gerçekleştirdi.

İstiroti konuşmasında, sağlıklı yaşam farkındalığının

artırılmasının önemine dikkat çekerek,

longevity yaklaşımının günümüzde giderek

daha fazla önem kazandığını ifade etti. Açılışın

ardından söz alan Gastronomi Turizmi Derneği

(GTD) Başkanı Gürkan Boztepe ise gastronomi

ile sağlıklı yaşam kavramlarının artık birlikte

değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, doğru

beslenmenin yaşam kalitesi üzerindeki etkilerine

vurgu yaptı.

Etkinlik kapsamında Diyetisyen Derya Deregözü,

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Uzm. Dr.

Merve Cemil, Aile Hekimliği Uzmanı Uzm. Dr. Didem

Altay Gazi ve alanında uzman konuşmacılar;

sağlıklı beslenme, uzun yaşam, modern yaşamın

sağlık üzerindeki etkileri ve yaşam kalitesinin

artırılması konularında önemli değerlendirmelerde

bulundu.

Sağlıklı yaşam alanında farkındalık oluşturdu

Sağlık profesyonelleri, sektör temsilcileri ve iyi

yaşam alanına ilgi duyan katılımcıları buluşturan

etkinlikte networking görüşmeleri de gerçekleştirildi.

Program sonunda Gastronomi Turizmi

Derneği tarafından etkinliğe katkı sunan konuşmacılara

teşekkür belgeleri takdim edildi. Güçlü

içerikleriyle dikkat çeken “GastroTalks”, sağlıklı

ve uzun yaşam konularında farkındalık oluşturan

önemli organizasyonlardan biri olarak öne çıktı.


hotel restaurant

74 & hi-tech

gastro etkinlik

Antalya

Coffee

Festival

3.sünde

17 bin

ziyaretçi

ağırladı

Dream Sales Machine organizasyonuyla düzenlenen 3. Antalya

Coffee Festival; 100’e yakın katılımcı firma, yaklaşık 17 bin ziyaretçi,

19 workshop, 19 coffee talks, 2 DJ performansı ve 4 canlı müzik

konseri ile sona erdi.

Antalya Coffee Festival’in üçüncüsü Antalyalıların

yoğun ilgisine sahne oldu. Katılımcı

firma sayısının 100’ü ziyaretçi sayısının ise

17 bini bulduğu festival, Türkiye’nin en kapsamlı

kahve etkinliklerinden biri olma iddiasını bir kez

daha ortaya koydu. Sahne performanslarında

Bedük ve Jabbar’ın enerjik konserleri, festival

atmosferini akşam saatlerinde de zirveye taşıdı.

Akdeniz’in kalbinde kahveyle buluşma

Türkiye’nin turizm ve ticaret merkezlerinden Antalya’da

düzenlenen festival, kentin uluslararası

ziyaretçi potansiyelini kahve kültürüyle buluşturdu.

Cam Piramit, üç gün boyunca yalnızca bir

etkinlik alanı değil, aynı zamanda yaşayan bir

kahve ekosistemine dönüştü. Katılımcılar; üreticilerden

baristalara, kavurmahanelerden ekipman

markalarına kadar sektörün tüm paydaşlarıyla

doğrudan temas kurma fırsatı yakaladı.

“BiFestivaldenFazlası” yaklaşımını

güçlendiriyor

Dream Sales Machine’in #BiFestivaldenFazlası

yaklaşımıyla hayata geçirdiği organizasyon,

Antalya ayağında da güçlü bir etki yarattı. Ankara

ve İstanbul’un ardından Antalya’da da kahve

kültürünün gelişimine katkı sunan festival, son

yıllarda büyüyen kahve ekosisteminin önemli

buluşma noktalarından biri haline geldi.

Dream Sales Machine Başkanı Alper Sesli,

festivalin ardından yaptığı değerlendirmede,

“Antalya Coffee Festival ile bir kez daha gördük

ki kahve artık yalnızca bir içecek değil; insanları

bir araya getiren güçlü bir deneyim alanı. Üç gün

boyunca oluşan etkileşim, sektörün dinamizmini

ve potansiyelini net bir şekilde ortaya koydu. Biz

bu organizasyonları bir festivalden öte, yaşayan

bir ekosistem olarak kurguluyoruz ve Antalya’da

bunun en güçlü örneklerinden birini gerçekleştirdik.”

şeklinde konuştu.


Üç gün boyunca deneyim, eğitim ve ilham

Festival boyunca düzenlenen atölyeler, Coffee

Talk oturumları ve tadım alanları ziyaretçilere

kahvenin üretimden fincana uzanan yolculuğunu

deneyimleme fırsatı sundu. Festival, 100’e

yakın katılımcı firma, yaklaşık 17 bin ziyaretçi,

19 workshop, 19 coffee talks, 2 DJ performansı

ve 4 canlı müzik konseri ile sona erdi.

Kahve endüstrisinin tüm bileşenleri bir arada

Festival alanında yer alan 100’e yakın marka,

kahve sektörünün geniş yelpazesini temsil etti.

Kahve üreticilerinden ithalatçılara, profesyonel

makine üreticilerinden ev tipi ekipman markalarına

kadar pek çok farklı paydaş, ziyaretçilerle

buluştu. Bu çeşitlilik, festivalin yalnızca bir

tüketici etkinliği değil, aynı zamanda güçlü bir

ticari platform olduğunu da ortaya koydu.

Clash of Cups’a büyük ilgi

Brew Arts Society iş birliğiyle düzenlenen ödüllü

“Clash of Cups” yarışması, festivalin en dikkat

çeken etkinliklerinden biri oldu. Ödüllü baristaların

performans sergilediği yarışma, kahve

hazırlama sanatını sahneye taşıyarak izleyicilere

ilham veren anlar yaşattı. Yarışmada dereceye

girenlere kahve makinesi ve kahve ekipmanları

hediye edildi.

Yerelden dünyaya uzanan kahve hikayesi

Festivalin öne çıkan deneyimlerinden biri de

Türkiye’de ilk kez sunulan yerel kahve oldu.

Kuru Kahveci Mehmet Efendi standında, Antalya

Gazipaşa’da yetiştirilen kahve çekirdeklerinden

hazırlanan özel demlemeler büyük ilgi gördü. Bu

deneyim, Türkiye’de kahve üretiminin potansiyeline

dair önemli bir farkındalık oluşturdu.


76

hotel restaurant

& hi-tech

gastro etkinlik

İncili Gastronomi Rehberi 8. Edisyon

İçin Hazırlıklarını Başlattı

Sekizinci edisyonu için hazırlık

sürecini özel bir davetle

başlatan İncili Gastronomi

Rehberi, bu yıla yönelik

planlamalarını ve rehberin

değerlendirme yaklaşımına

ilişkin güncellemeleri onur

kurulu üyeleriyle paylaştı. Yeni

dönemde uluslararası açılım

hazırlıklarını da sürdüren

rehberin kapsamı, Antakya,

Malatya ve Kahramanmaraş’ın

eklenmesiyle genişliyor.

Türkiye’nin ilk ve tek değerlendirme ve

derecelendirme sistemiyle hazırlanan ‘İncili

Gastronomi Rehberi’nin yeni dönem hazırlıkları;

Hürriyet, Karaca ve Jumbo iş birliğiyle,

Ulus 29 ev sahipliğinde; Doğuş Hospitality&-

Retail, Şölen, Unilever Food Solutions destekleriyle

başladı. 2025 yılında 573 incili restoran

ve 510 lezzet noktası barındıran rehberin yeni

dönem vizyonu ve sektöre dair öngörülerin

ele alındığı buluşma, gastronomi dünyasının

önde gelen isimlerini bir araya getirdi. Hürriyet

Kelebek gastronomi yazarı Müge Akgün’ün proje

koordinatörlüğünü üstlendiği İncili Gastronomi

Rehberi’nin Onur Kurulu da bu kapsamda ilk

toplantısını gerçekleştirdi.

Uluslararası açılıma hazırlanıyor

Yıl sonunda sekizincisi raflardaki yerini almaya

hazırlanan rehberin yeni dönem vizyonunu anlatan

Müge Akgün, “Depremler, salgınlar, savaşlar

ve ekonomik krizlerle boğuşan bir dünyada

işimiz kolay değildi ama pes etmeden yolumuza

devam etmeyi geleceğe miras olarak görüyoruz.

Bu yıl üç yeni kent daha rehberimize giriyor. 2023

depreminde maddi manevi büyük kayıplar veren

Kahramanmaraş, Hatay ve Malatya’yı daprojeye

dahil etmeyi bir sorumluluk olarak gördük. Aynı

zamanda rehberimizin İngilizcesinin lansmanını

şubat ayı sonu, en geç mart başı Londra’da

yapmayı planlıyoruz” diye konuştu.

Kapsamı Antakya, Malatya ve Kahramanmaraş

ile genişliyor

Karaca Grup CEO’su Fatih Karaca konuşmasında,

“Biz 2016 yılında bu projeye başladık. On

yıl içerisinde sekiz rehber hazırladık. Bunun

sürdürülebilir bir yolculuk olması Karaca için çok

değerli. Bütün grup markalarımızla projeye destek

verdik. Başlarken üç şehirle yola çıktığımız

rehberin bugün coğrafyanın neredeyse büyük

bir kısmını kapsadığını görüyoruz. Bir önceki yıl

Fethiye ve Marmaris bölgesindeydik. Bu sene ise

Antakya, Malatya ve Kahramanmaraş şehirlerini

de dahil ettik” sözleriyle rehbere yeni şehirlerin

eklendiğini müjdeledi.


Matbah’da Osmanlı Saray Mutfağı

Türk Mutfağı Haftası ile Buluştu

Matbah Restaurant, Michelin ve Gault & Millau seçkilerinde yer alan başarısını Osmanlı Saray Mutfağı’nı

yaşatan özel konseptiyle sürdürüyor. Türk Mutfağı Haftası kapsamında 21–27 Mayıs 2026 tarihleri

arasında sunulacak özel menü, asırlık tarifleri modern yorumla buluşturarak misafirlere sunuldu.

Türk Mutfağı; binlerce yıllık kültürün,

geleneklerin, toplumsal mirasın ve derin

bir gastronomi birikiminin taşıyıcısı olarak

dünya sofralarındaki yerini güçlendirmeyi sürdürüyor.

Bu yıl “Bir Sofrada Miras” temasıyla kutlanan

Türk Mutfağı Haftası, ortak mutfak kültürümüzün

taşıdığı hikâyeleri, hatıraları ve kuşaktan

kuşağa aktarılan değerleri görünür kılıyor.

Asırlık tariflerde modern gastronomi yorumu

“Asırlık Tariflerle Türk Mutfağı” yaklaşımı;

sağlıklı saklama ve pişirme teknikleri, yerel ve

doğal ürün kullanımı, sürdürülebilirlik anlayışı

ve atıksız mutfak kültürüyle Türk Mutfağı’nın

çağdaş dünya beslenme trendleriyle uyumunu

ortaya koyuyor. Fermante ürünler, bitki temelli

tarifler, glütensiz seçenekler ve süper gıdalar

içeren reçeteler; köklü mutfak mirasının

günümüz gastronomi dünyasındaki güçlü yerini

vurguluyor. Menülerin ve sunumların yalın dili

ise Türk mutfağının sadelikten gelen zarafetini

yansıtıyor.

Tarihi Yarımada’da,

Osmanlı İmparatorluğu’nun

izlerini taşıyan özel

atmosferiyle konuklarını

ağırlayan Matbah

Restaurant, Executive Chef

Kadir Yılmaz yönetiminde

hazırladığı özel menüyü

misafirlerinin beğenisine

sundu. Tarihî dokusu ve

modern servis anlayışıyla

dikkat çeken restoran,

Osmanlı Saray Mutfağı’nın

seçkin lezzetlerini günümüz

sofralarına taşıdı.


78

hotel restaurant

& hi-tech

gastro etkinlik

Çorum Belediye Başkanı Dr. Halil İbrahim Aşgın:

“Herkesin Yapamadığını Çorum

Gastronomisi Yapacak”

Çorum, gastronomide

UNESCO hedefi ve St.

Sebastian Gastronomika

davetiyle dünya ligine

oynadığını İstanbul’da güçlü

mesajlarla ortaya koydu.

Çorum Belediye Başkanı

Dr. Halil İbrahim Aşgın

“Herkesin yapamadığını

Çorum gastronomisi

yapacak” sözleriyle bu iddiayı

adeta zirveye taşıdı.

Çorum, gastronomi alanındaki iddiasını

İstanbul’da güçlü mesajlarla ortaya koydu.

4-7 Haziran’da düzenlenecek “Açık Ateş”

etkinlikleri öncesinde, Sade Beş Denizler ev

sahipliğinde gastronomi yazarlarıyla bir araya

gelen Çorum Belediye Başkanı Dr. Halil İbrahim

Aşgın, UNESCO Gastronomi Şehri hedefinden

St. Sebastian Gastronomika etkinliğine, Çorum

mutfağının standardizasyon çalışmalarından bölgesel

gastronomi vizyonuna kadar dikkat çeken

açıklamalarda bulundu.

Dr. Aşgın, Çorum’un artık yalnızca yerel bir

mutfak değil, uluslararası ölçekte iddia taşıyan

bir gastronomi şehri olduğunu vurgulayarak,

hedeflerinin çok net olduğunu ifade etti.

“St. Sebastian Gastronomika tarihinde bir ilkiz”

Aşgın, St. Sebastian Gastronomika davetinin

tarihi bir kırılma olduğunu belirterek şu ifadeleri

kullandı: “St. Sebastian Gastronomika tarihinde

herhangi bir il daveti yok. Ülkeler var, kurumlar

var ama bugüne kadar hiçbir il davet edilmemiş.

Bizde ‘Çorumlu’nun yaptığını herkes yapamaz’

diye güzel bir söz vardır. Davetimizi aldık, inşallah

ekim ayında Çorum gastronomisini bütün

dünyaya duyuracağız.”

“Mutfağımızda standardizasyon sürecini başlatıyoruz”

Çorum mutfağının güçlü bir mirasa sahip olduğunu

ancak bunun uluslararası görünürlük için

standart hale getirilmesi gerektiğinin altını çizen

Aşgın, coğrafi işaretli ürünlere dikkat çekerek

şunları keydetti: “Çok değerli bir mutfağımız var

ama standart olması lazım. Coğrafi işaretli su

böreğimiz, has baklavamız ve birçok ürünümüz

var. Bunun için mutfaklar kuruyoruz. Kadın istihdamını

destekliyoruz”

“UNESCO Listesine gireceğimize eminiz”

UNESCO sürecine ilişkin net bir takvim de veren

Aşgın, Çorum’un hedefini şu sözlerle açıkladı:

“2026 sonu itibarıyla müracaatımızı tamamlayıp,

2027’de Türkiye’de Gaziantep, Hatay ve Afyon’dan

sonra dördüncü il olarak Çorum’un UNESCO

listesine gireceğine eminiz.”

“İç Anadolu ve Karadeniz’deki boşluğu

dolduracak”

Bölgesel gastronomi temsil gücüne vurgu yapan

Aşgın, Çorum’un stratejik konumuna dikkat çekti:

“Doğu’da Gaziantep, Güney’de Hatay, Ege’de

Afyon. Fakat İç Anadolu ve Karadeniz bölgesinde

listede bir il yok. O listeyi doldurabilecek kabiliyette,

heyecanıyla ve yetenekleriyle bir tane il var,

o da Çorum.”

Aşgın, gastronomide rekabeti futbol ligi üzerinden

örnekleyerek, “Süper Lig’e nasıl herkes giremiyorsa,

bu alanda da sadece Çorum olabilir”

ifadelerini kullandı.

Artık dünya sahnesinde

Gastronominin yalnızca mutfak kültürüyle sınırlı

olmadığını belirten Aşgın, şehir altyapısının da bu

vizyonun parçası olduğunu söyledi: “Evet, gastronomi

sadece ürettiğimiz, yediğimiz, içtiğimiz

şeylerin ötesinde bir altyapı gerekiyor.”

Aşgın, Çorum’un gastronomi vizyonunun artık

küresel ölçekte karşılık bulduğunu belirterek,

Açık Ateş etkinlikleri ve UNESCO süreciyle birlikte

şehrin uluslararası gastronomi haritasında

daha güçlü bir konuma yükseleceğini ifade etti.



80

hotel restaurant

& hi-tech

gastro aktüel

6 ünlü şefle

profesyonel

mutfaklarda

yerini aldı

Dyson Türkiye, yenilikçi

ve bütünsel yaklaşımını

“Chefs’ Kitchens With Dyson”

projesiyle profesyonel mutfak

dünyasına taşıyor. Michelin yıldızlı ve uluslararası alanda

farklı kategorilerde ödüllerle öne çıkan 6 şefle kurulan iş

birliği sayesinde Dyson teknolojileri, gastronominin yüksek

standartlarına sahip mutfaklarda da yerini alıyor. “Chefs’

Kitchens With Dyson” projesinde, modern Türk mutfağını

dünyaya tanıtma misyonuyla hareket eden, Michelin yıldızlı

şeflerden Maksut Aşkar, Osman Sezener, Ozan Kumbasar,

Emre Şen, Zeynep Pınar Taşdemir’in yanı sıra Sinem Özler

yer alıyor. Dyson, süpürge kategorisindeki, Spot+Scrub Ai

robot süpürge, Clean+Wash Hygiene ıslak zemin temizleyici,

Pencilvac kablosuz süpürge, Pencilwash ıslak zemin

temizleyici, V16 Piston Animal Submarine ürünleri ve hava

temizleme kategorisindeki Hushjet kompakt hava temizleyici

şeflerin mutfaktaki en büyük yardımcılarından oluyor. Dyson

ürünleri, profesyonel mutfaklarda hava kalitesi, ergonomi,

temiz çalışma alanı, koku yönetimi ve konsantrasyon gibi

temel ihtiyaçlara çözüm sunuyor.

Princes’ Palace Resort’un

yeni Executive Şefi

ERDEM DIRBALI

30 yılı aşkın uluslararası deneyime

sahip olan Erdem Dırbalı, kariyeri

boyunca Avrupa ve Orta Doğu’nun önde

gelen gastronomi destinasyonlarında,

özellikle Londra’daki Michelin

yıldızlı restoranlar ve prestijli otel

markalarında önemli rollerde bulundu.

Yaklaşık 10 yıl süren Londra deneyimi,

şefe global bir gastronomi perspektifi

ve kusursuz bir mutfak disiplini

kazandırıyor. 2013–2018 yılları arasında Türkiye Aşçılar Milli

Takımı Direktörlüğü görevini üstlenen Dırbalı, Dünya Aşçılık

Olimpiyatları ve Dünya Kupası gibi saygın platformlarda

100’ün üzerinde madalya kazanılmasına liderlik ederek

Türk mutfağının uluslararası arenadaki konumuna güçlü

katkılarda bulundu. Akdeniz ve Ege mutfağı üzerine

uzmanlaşan şefin yaklaşımı; ürün kalitesi, mevsimsellik ve

teknik mükemmelliyet odağında şekilleniyor. Yeni görevinde

Dırbalı, otelin gastronomi kimliğini uluslararası fine dining

standartlarında ileriye taşımayı ve misafirlere rafine bir

lezzet deneyimi sunmayı hedefliyor. Otelin zamansız

atmosferi ve sofistike yaklaşımıyla bütünleşen bu yeni

dönem, gastronomiyi yalnızca bir deneyim değil, duyulara

hitap eden incelikli bir keşif alanına dönüştürüyor. Dırbalı’nın

liderliğinde şekillenen mutfak vizyonu, otelin uluslararası

sahnedeki konumunu güçlendirirken, misafirlere hafızada

iz bırakan, rafine ve özgün bir lezzet dünyası sunmaya

hazırlanıyor.

Türkiye’deki 10. yılını

kutluyor

Merkezi Belçika’da

bulunan, un

ile fırıncılık

sektörlerinde

faaliyet gösteren

ve yüksek kaliteli

fırın ürünleriyle

40’tan fazla

ülkede tüketicilere

ulaşan La Lorraine Bakery Group, Türkiye’deki 10. yılını

kutluyor. Şirket, Manisa tesisinde devreye aldığı yeni

nesil artisan ekmek hattıyla üretim yetkinliklerini bir

üst seviyeye taşırken, bu yatırımıyla bölgedeki istikrarlı

büyüme yolculuğunda da önemli bir dönüm noktasına

imza atıyor. Bu stratejik adım, La Lorraine Türkiye’nin fırın

ürünlerindeki yenilikçi yaklaşımını daha da güçlendirirken,

bölgedeki konumunu ileriye taşıyan önemli bir kilometre

taşı olarak öne çıkıyor. Grup CEO’su Guido Vanherpe,

“La Lorraine Türkiye’de üretime başlamamızın 10. yılını

kutlarken, bu pazarın 2016 yılında Avrupa dışındaki

büyümemizde üstlendiği başarılı rolden büyük gurur

duyuyoruz. Türkiye’nin dinamik pazarı, güçlü ekmek

kültürü ve bake-off inovasyonu açısından sunduğu önemli

potansiyel, büyüme için son derece mantıklı bir adım oldu

ve bu karar son 10 yılda somut sonuçlar verdi. Türkiye ve

ardından Orta Doğu, doğuya doğru genişleme stratejimizde

kilit bir geçit haline geldi. Bunun yanı sıra, La Lorraine

Türkiye’nin gelecekteki büyüme potansiyeli, Grubumuzun

2030 hedeflerini gerçekleştirmesinde stratejik olarak

merkezi bir rol üstleniyor.” dedi.

Sokak lezzetlerine

rafine yorum

İstanbul’da sokak lezzetlerine

rafine bir bakış getiren öncü

markalardan Snob Street

Food, yenilenen menüsüyle

gastronomi sahnesindeki

iddiasını güçlendiriyor. Snob’un

farkı; sokak lezzetlerini sadece

hızlı tüketim ürünleri olarak

değil, güçlü bir lezzet dili ve

seçici bir yaklaşımın parçası

olarak ele alması. Avrupa’daki

menülerinde Türk kahvaltısını

dahi rafine yorumlarla

sunan marka, yerel lezzetleri global sahnede yeniden

konumlandırmaya devam ediyor. Türkiye’de ise Snob Street

Food, menüsünde yeni bir döneme giriyor. Bu yeni dönemde

her ürün, kendi hikâyesi ve karakteriyle öne çıkıyor.

Menünün dikkat çeken lezzetlerinden Parisien, Cafe de

Paris sosuyla bilinen klasik biftek yorumunu ekmek arasına

taşıyarak farklı bir deneyim sunuyor. Yeni menüde yanı

sıra güçlü ve doyurucu yapısıyla Animal Style, klasik lezzeti

modern dokunuşlarla yeniden yorumlayan Biftek Kaşarlı,

kendine özgü reçetesiyle Orjingora yer alıyor. Snob’un

müdavimleri için ise değişmeyen bir ikon var: markanın

imza ürünü Benji. Snob Street Food, yenilenen menüsüyle

sokak lezzetlerini yeniden tanımlarken; her üründe aynı

yaklaşımı sürdürüyor: karakterli, rafine ve seçici.


Günün

her anı

Boğaz

Havaların ısınmasıyla birlikte Boğaz hattındaki hareket

artarken, HuQQabaz Rumeli Hisarı günün farklı anlarına

eşlik eden bir durak olarak öne çıkıyor. Mekan, sabah

yürüyüşü sonrası verilen molalardan gün içinde uzayan

sohbetlere, öğle saatlerindeki buluşmalardan akşam

saatlerinde manzara eşliğinde bir araya gelmek isteyenlere

kadar farklı ihtiyaçlara karşılık veren bir deneyim sunuyor.

Günün ilk yarısında Boğaz’a karşı yapılan uzun kahvaltılar

ve brunch buluşmaları, günün ritmini belirleyen en keyifli

anlardan birine dönüşüyor. Hafif ve dengeli kahvaltı

seçenekleri, serpme kahvaltı ve brunch alternatifleri taze

ve ferahlatıcı içecekler ve aromatik sıcak ve soğuk dünya

kahveleriyle birlikte güne iyi bir başlangıç arayanlara hitap

ediyor. Mekanın geniş menüsü, günün ilerleyen saatlerinde

iş yemeklerinden akşam davetlerine uzanan buluşmalara

eşlik ediyor. Dünya mutfağından ilham alan burgerler,

pizzalar, makarnalar ve barbekü & steak alternatifleri uzun

sofralara yayılırken, paylaşım tabakları farklı lezzetleri bir

araya getiriyor.

Etseverlere imza lezzet

Pizza mutfağının

öne çıkan yerli

markalarından

PizzaLazza, gurme

lezzetleri kategorisinde

yer alan Etzza Pizza

ile yoğun ve katmanlı

bir pizza deneyimi

sunuyor. Yoğun et

lezzetini sebzeler ve

özel sos seçenekleriyle

buluşturan marka,

güçlü aromaları bir

arada sunan içeriğiyle dikkat çekiyor. PizzaLazza’nın yeni

nesil San Marzano tipi domates sosuyla hazırlanan Etzza

Pizza, klasik pizza deneyimine daha karakteristik ve katmanlı

bir tat profili kazandırıyor. Pizzanın içeriğinde mozzarella

peyniri, pastırma, sucuk, domates, jalapeno biberi, soğan ve

yeşil biber yer alıyor. Yoğun et aromasıyla sebzelerin dengeli

yapısını bir araya getiren pizza, San Marzano tipi domates

sosun doğal ve dengeli lezzetiyle tamamlanıyor. Marka, farklı

damak zevklerine hitap eden alternatifleriyle Etzza Pizza

deneyimini kişiselleştirme imkânı da sunuyor. Kullanıcılar,

Etzza Pizza’ya sarımsaklı sos, Binada sos veya Creamy

jalapeno sos gibi ekstra seçenekleri ekleyebiliyor. Böylece

klasik etli pizza deneyimi daha yoğun, daha kremamsı ya da

daha baharatlı tatlarla yeniden yorumlanabiliyor.

Kararsızlığa son veren

yeni lezzet

Saloon Burger,

lezzet deneyimini

çeşitlendirirken

kullanıcıların

beklentilerine pratik

çözümler sunmaya

devam ediyor.

Mini Burger Mix,

markanın sevilen

burger çeşitlerini

tek bir kutuda

buluşturarak, “hangisini seçsem?” sorusunu ortadan

kaldırıyor. Farklı tariflerin bir araya geldiği bu özel menü

hem bireysel tüketim hem de paylaşım için ideal bir

seçenek sunuyor. Mini Burger Mix, Saloon Burger’in öne

çıkan lezzetlerini mini boyda bir araya getiriyor. Menüde

yer alan Mini Çıtır Soğanlı Köfte Burger, içerisinde

bulunan çıtır soğan ve aromatik yapısıyla öne çıkarken;

Mini Aziz Dostum Burger kendine özgü lezzet profiliyle

dikkat çekiyor. Mini Kadri Burger, dengeli içeriğiyle

klasik tatlardan vazgeçemeyenlere hitap ederken; Mini

Cheeseburger, eriyen peyniriyle burger deneyiminin

vazgeçilmezlerinden biri olarak yerini alıyor. Mini Köfte

Burger ise sade ve dengeli yapısıyla lezzet bütünlüğünü

tamamlıyor.

Geleceğin tarımını

konuştular

Uluslararası

Sürdürülebilir

Kalkınmada Kadın

Derneği (USKD), aylık

üye toplantısında

sürdürülebilir

tarım, iklim krizi

ve kaliteli gıdaya

erişim konularını

gündeme taşıdı. Toplantının açılış konuşmasını

yapan USKD Yönetim Kurulu Başkanı Ayla Alkan,

sürdürülebilir kalkınmanın temelinde kadınların

güçlenmesinin yer aldığını belirterek, iklim krizi ve su

kaynaklarının korunmasının artık tüm dünyanın ortak

sorumluluğu haline geldiğini söyledi. USKD olarak bu

yıl özellikle iklim ve su temalarına odaklandıklarını

kaydeden Alkan, “Kadının gerçek potansiyelinin ortaya

çıkmadığı toplumlarda sürdürülebilir kalkınmanın

sağlanamayacağına inanıyoruz. Sürdürülebilir tarım;

yalnızca gıda üretimi değil, kadın emeğinin güçlenmesi,

yerel kalkınma, iklim direnci ve gelecek nesillerin yaşam

hakkı açısından da stratejik bir alan. Toprağı koruyan her

adım aslında geleceği koruyan bir adımdır” dedi.


82

hotel restaurant

& hi-tech

gastro aktüel

BIJAL’de Japon mutfağı, Akdeniz

ruhuyla buluştu

Akdeniz’in en zarif

kıyılarından Side’de

konumlanan BIJAL,

gerçekleştirdiği

özel davetinde

gastronomiyi kültürel

hafıza, duygu ve

paylaşımın bir

parçası olarak ele

aldı. Yalnızca 19 özel villadan oluşan, villa yaşamını

kişiselleştirilmiş hizmet anlayışıyla yeniden yorumlayan

mekanda davetliler; doğayla bütünleşen mimariden

rafine detaylara uzanan bütünsel bir deneyimin parçası

oldu. Davetin gastronomi kürasyonu ise Japonya Tarım,

Ormancılık ve Balıkçılık Bakanlığı (MAFF) tarafından

“Japon Mutfağı İyi Niyet Elçisi” unvanına layık görülen

ilk Türk şef Sinan Damgacıoğlu imzasını taşıdı.

Damgacıoğlu, BIJAL için hazırladığı iki farklı yemek

deneyimiyle Japon kültürünü Akdeniz’in yalın ve sakin

atmosferiyle buluşturdu. Şef Sinan Damgacıoğlu, bu

deneyimi şu sözlerle anlattı: “İzakayanın en sevdiğim

yanı; insanların aynı anda aynı duygunun içinde olması.

Aynı tabağa uzanmak, aynı masada uzun uzun kalmak,

sohbetin yemek kadar önemli hale gelmesi. BIJAL’in

ruhunda da bunu hissettim. Bu yüzden bu akşam

Japonya’dan ve Akdeniz’den gelen tatların aynı masada

doğal bir şekilde buluşmasını istedim.”

Akşamın

en zarif

buluşması

Ege Denizi’nin büyüleyici doğasıyla çevrili Mandarin Oriental,

Bodrum, 2026 sezonunda da misafirlerini yalnızca bir

konaklama deneyimiyle değil; gastronomi, müzik ve iyi

yaşamı bir araya getiren çok katmanlı bir yaz atmosferiyle

karşılıyor. Bodrum’un doğal güzelliğini zamansızlüks

anlayışıyla buluşturan resort, günün her anına yayılan seçkin

lezzet durakları ve özel deneyim konseptleriyle yaz sezonuna

sofistike bir yorum katıyor. Sabahın ilk saatlerinden gün

batımına, sahil keyfinden canlı müzik eşliğinde geçen

akşamlara uzanan deneyim dünyasında tesis; rafine

gastronomi anlayışını özgün atmosferlerle bir araya getiriyor.

Yerel ve taze malzemelerin modern tekniklerle yorumlandığı

menüler, Akdeniz ruhunu yansıtan tatlar, imza kokteyller

ve zarif sunumlar resort’un gastronomi yaklaşımının

merkezinde yer alıyor. Mandarin Bar, bu sezon Caz Gecesi

konseptiyle bahar ve yaz akşamlarına ritmik ve sofistike bir

atmosfer kazandırıyor. Haftada iki gün 20:00 – 22:00 saatleri

arasında gerçekleşen canlı caz performansları, resort’un

zarif ambiyansında ikonik Mandarin Bar’da misafirlere keyifli

ve unutulmaz bir deneyim sunuyor.

Yaza ferah ve zarif

dokunuşlar

L’aube Patisserie, yazın hafiflik

ve ferahlık hissinden ilham

alan özel tatlılarıyla sıcak

günlerde rafine bir lezzet

deneyimi sunuyor. Meyve

notalarının, mus dokularının

ve dengeli aromaların öne

çıktığı tatlı seçkisi; yazın

enerjisini Fransız pastacılığıyla

buluşturuyor. Yaz menüsünün

öne çıkan tatlılarından LouLou;

çilekli mus, fesleğenli dolgu ve

çikolatalı crunch ile karakterli

bir lezzet sunuyor. Meyve ve

aromatik dokuların birlikteliği,

LouLou’yu yaz aylarının en

rafine tatlı alternatiflerinden biri haline getiriyor. Hafifliğiyle

öne çıkan Citron, beyaz çikolatalı ve limon özlü mus yapısını,

poşe limon parçaları ve limon dolgusu ile tamamlıyor.

Yaz sıcaklarında tazeleyici bir tat vadediyor. Orman

meyvelerini vanilyanın yumuşak dokusuyla buluşturan

D’or ise vanilyalı mus, orman meyveli dolgu ve bademli

çıtır kek katmanlarıyla dengeli ve zarif bir tatlı deneyimi

yaşatıyor. Yaz seçkisinin en dikkat çekici lezzetlerinden biri

olan Angelina, akışkan vişne dolgusu, mascarpone peynirli

vanilya kreması ve parlak glaze kaplamasıyla öne çıkıyor.

Vişnenin canlı karakteriyle kremsi dokuların buluştuğu tatlı,

yaz menüsüne sofistike bir yorum katıyor.

Keyif Mesai’si başlıyor

Mesai, klasik

ocakbaşı

kültürünü yenilikçi

dokunuşlarla

yeniden yorumluyor.

Geleneksel

tatlardan ilham alan

özel tarifler, özenle

hazırlanan mezeler,

ateşin başrol

oynadığı lezzetler

ve yaratıcı sunumlar dikkat çekiyor. Menüde yer alan

her tabak, hem yerel mutfak mirasına saygıyı hem de

modern gastronomi anlayışını yansıtıyor. Türk mutfağının

vazgeçilmez tatlarını modern gastronomi dokunuşlarıyla

yorumlayan Şef Ali Karababa ve ekibi, göze ve damağa

hitap eden tabaklarla lezzet severlere tam bir gastronomi

deneyimi yaşatıyor. Müdür, Mutabbel, Adalı ve Girit

Kabağı gibi bahara özel taze lezzetler… Yabani Ot

Kavurma, Çıtır Mantı ve Pastırmalı Humus gibi damak

çatlatan ara sıcaklar… Meze kültürüyle başlayan yolculuk,

ara sıcaklarla zenginleşiyor; gecenin hafızasında en çok

yer edenlerden biri de ateşten çıkan güçlü tatlar oluyor.

Yağlı Kara, Patlıcan Kebap ve Mesai Kebap gastronomi

dokunuşlarıyla zenginleşen ana yemekler arasında…



hotel restaurant

84 & hi-tech

mekan keşif

Cafe Marmara’da Oturunca İnsan

Acele Etmek İstemiyor

Yazı: Hatice Ünal Bilen

İstanbul’da bazı mekanlar vardır… Sadece bir

şeyler yiyip içmek için gidilmez. Biraz soluklanmak,

biraz şehre karışmak için uğranır. Cafe

Marmara da tam öyle bir yer. Taksim’in o hiç

dinmeyen temposunun içinde ama bir o kadar

kendi ritminde.

The Marmara Taksim’in giriş katında yer alan

mekana adım atınca önce o eski İstanbul hissi

çarpıyor insana. Yıllardır oradaymış gibi tanıdık

ama bir yandan da günün ruhuna ayak uyduran

modern bir tarafı var. Ne fazla resmi ne de özensiz.

Dengeli diyeyim.

Şehrin ortasında küçük bir mola

Cafe Marmara’nın en güzel tarafı günün her

saatine uyum sağlaması. Sabah kahvesi için

gelen de var, AKM öncesi kısa bir buluşma yapan

da… Öğleden sonra bilgisayarını açıp çalışan da,

akşamüstü tatlı kaçamağı yapan da.

Masalarda sürekli bir hareket var ama kaotik

değil. Servis akıcı. İçeride o eski otel kafelerinin

güven veren havası hala hissediliyor.

Menü ise tam şehirli bir denge kuruyor. Kruvasanlar

vitrinden göz kırpıyor. Somonlu poke

bowl hafif ama tatmin edici. Burrata pizzetta ise

masaya geldiği anda dikkat çekiyor zaten. İncecik

hamur, dengeli malzeme, abartısız bir lezzet.

Paccheri ise menünün yıldızlarından biri olmaya

aday. Karides ve stracciatella peynirinin uyumu

yoğun ama yormuyor. Fransız mutfağından

ilham alan tavuklu vol-au-vent de o klasik kafe

yemeklerinden ayrılıyor. Daha özenli, daha rafine

bir dokunuşu var.


Çikolata vitrini başlı başına bir durak

Ama kabul edeyim… Cafe Marmara’da insanın

aklını en çok karıştıran yer çikolata köşesi.

35 yıllık M Chocolate iş birliğiyle hazırlanan el

yapımı çikolatalar vitrinde adeta küçük bir sergi

gibi duruyor. Bitter, sütlü, ruby… Her biri farklı

bir karakterde. Bahara özel hazırlanan renkli

figürler ise işi biraz daha eğlenceli hale getiriyor.

Öyle aceleyle alınacak çikolatalar değil bunlar.

İnsan önce bakıyor. Sonra seçmeye çalışıyor.

Sonra bir tane yetmiyor zaten.

AKM öncesi, Beyoğlu sonrası

Cafe Marmara biraz da bulunduğu semtin ruhunu

taşıyor. AKM’ye gitmeden önce uğrayanlar,

tiyatro çıkışı kahve içenler, Beyoğlu kalabalığından

kısa süreliğine uzaklaşmak isteyenler…

Mekanın en sevdiğim tarafı da bu oldu sanırım.

Gösterişli olmaya çalışmıyor. Zaten ne olduğunu

biliyor. Şehrin içinde zamansız bir buluşma noktası

gibi davranıyor.

Bazen sadece iyi bir kahve, doğru bir tabak ve kendini

rahat hissettiren bir atmosfer yeterlidir ya…

Mekan tam olarak o hissin peşinden gidiyor.


hotel restaurant

86 & hi-tech

mekan

Karaköy’de Ayaküstü Meyhane

Kültürüne Modern Bir Yorum

KAYINTI 1866

İstanbul’un ayaküstü meyhane kültürü Karaköy’de yeniden hayat buluyor. Kayıntı 1866, eski

İstanbul’un “tektekçi” geleneğinden ilham alan yaklaşımıyla; kısa molaları, spontane buluşmaları

ve sokak kültürünün sosyal ritmini çağdaş bir gastronomi deneyimine dönüştürüyor.

Karaköy ile Pera arasındaki kültürel geçiş

hattında konumlanan Kayıntı, güçlü

ürün odağı ve köklü üretim kültüründen

beslenen mutfağıyla şehrin yeni buluşma

noktalarından biri olarak öne çıkıyor.

Gün içinde 12:00–18:00 saatleri arasında

hizmet veren Kayıntı 1866; küçük mezeler,

paylaşıma uygun tabaklar ve hızlı ama

karakterli lezzetleriyle şehrin ritmine dahil

oluyor. Sokakta başlayan sohbetler, kısa

karşılaşmalar ve plansız buluşmalar burada

İstanbul’un eski sosyal hafızasına gönderme

yapan modern bir deneyime dönüşüyor.

Lezzet odağında köklü üretim kültürü var

Kayıntı’nın mutfağından çıkan lezzetlerin

temelinde ise köklü bir üretim kültürü

yer alıyor. Markadaki “1866” detayı

yalnızca bir tarih değil; Afyon’da başlayan

aile geçmişine, nesiller boyunca süren

hayvancılık geleneğine ve kuşaktan kuşağa

aktarılan ürün bilgisine gönderme yapıyor.

Et seçiminden kullanılan malzemeye kadar

uzanan bu yaklaşım, Kayıntı’nın lezzet

karakterini doğrudan belirliyor. Tadı damakta

bırakan güçlü etkiyi yaratan unsur yalnızca

tarifler değil; ürünün geldiği kültür ve taşıdığı

geçmiş oluyor.

Mekanın arkasındaki mutfak altyapısını ise

Rue Ocakbaşı 1866 oluşturuyor. Ateş odaklı

mutfak yaklaşımı, güçlü ürün anlayışı ve

ocakbaşı kültürünü modern yorumlayan

yapısıyla Rue, Kayıntı’nın lezzet dünyasını

besleyen ana yapı olarak konumlanıyor.

Böylece sokakta başlayan deneyim, Rue’da

daha uzun sofralara dönüşüyor.

Karaköy’ün tarihi

dokusu içinde

konumlanan Kayıntı

1866; İstanbul’un

unutulmaya yüz

tutmuş sokak

kültürünü bugünün

şehir enerjisiyle

yeniden yorumlarken,

kısa anların bile

kalıcı bir tada

dönüşebileceğini

hatırlatıyor.



hotel restaurant

88 & hi-tech

yeni mekan

Ünlü Şef

Mehmet Yalçınkaya

Denizden Restoranı

Bodrum Gündoğan’a Taşıdı

MasterChef Türkiye’nin ünlü

jürisi Şef Mehmet Yalçınkaya

imzalı Denizden Restoran,

17 Mayıs’ta Bodrum’daki yeni

adresi Gündoğan’da yer alan

Mivara Resort bünyesinde

hizmete girdi.

17 Mayıs itibarıyla kapılarını açan

Denizden, yalnızca bir restoran değil;

Ege’nin ritmini, doğanın dengesini ve

denizin hafızasını merkeze alan bütüncül bir

gastronomi deneyimi sunuyor. Şef Mehmet

Yalçınkaya’nın ürün odaklı yaklaşımıyla

şekillenen mutfak anlayışı; denizle, toprakla

ve yerel üreticiyle kurulan güçlü bağ

üzerinden yeniden yorumlanıyor.


“Ritim, Denge ve Hafıza” yaklaşımıyla

kurgulanan Denizden’de her tabak; Bodrum

kıyılarının doğallığını, mevsimselliği ve

yalın lezzet anlayışını yansıtıyor. Sabahın ilk

ışıklarıyla denizden çıkan ürünler; bölgesel

üreticiler ve kooperatiflerden temin edilen

yerel malzemelerle buluşarak, ateş, zaman

ve ustalıkla sofraya taşınıyor.

Denizden’in yeni döneminde yerel üretim ve

sürdürülebilir gastronomi yaklaşımı önemli

bir yer tutuyor. Bölgedeki kooperatiflerle

kurulan iş birlikleri sayesinde kullanılan

zeytinyağından otlara, sebzelerden aromatik

ürünlere kadar pek çok içerik doğrudan

üreticisinden temin ediliyor. Bu yaklaşım,

yalnızca lezzetin kaynağını güçlendirmekle

kalmıyor; aynı zamanda yerel ekonomiyi ve

bölgesel üretim kültürünü destekleyen güçlü

bir gastronomi modeli oluşturuyor.

Sessiz lüks yaklaşımıyla şekilleniyor

Mekânın atmosferi ise Denizden’in mutfak

anlayışını tamamlayan “sessiz lüks”

yaklaşımıyla şekilleniyor. Gösterişten uzak

ama detaylarda derinleşen bu deneyimde;

doğal malzemeler, sade estetik, iyi ürün

ve zamansız bir zarafet ön plana çıkıyor.

Burada lüks, yüksek sesle değil; hissettirdiği

dengeyle kendini gösteriyor. Gün batımından

geceye uzanan bu deneyim alanında

misafirler; yalnızca yemek değil, Ege’nin

ruhunu taşıyan çok katmanlı bir hikâye

deneyimliyor.

“Denizden Ege’yle kurduğumuz bağın

kendisi”

Mehmet Yalçınkaya, Denizden’in yeni

yolculuğunu şu sözlerle anlattı: “Deniz

sadece bir kaynak değil; bir ritim, bir denge

ve bir hafızadır. Biz bu mutfakta, doğanın

anlattığı hikâyeyi bozmadan yorumlamaya

çalışıyoruz. Denizden artık sadece bir

restoran değil; Ege’yle kurduğumuz bağın

kendisi.”


90

hotel restaurant

& hi-tech

yeni mekan

Caddebostan’da

Yeni Bir Lezzet

Noktası

Ginger İstanbul

Katkısız içerik anlayışı ve rafine

lezzetleriyle dikkat çeken Ginger

İstanbul, Caddebostan’da açtığı

ilk perakende noktasıyla büyüme

yolculuğunda yeni bir döneme

giriyor. Markanın kurucusu

Yasemin Önal, bu adımı “Ginger’ın

ruhunu koruyarak perakendeye

açılmak” olarak tanımlıyor.

İstanbul’un en canlı ve dinamik

semtlerinden Caddebostan’da konumlanan

mağaza, klasik bir kafe anlayışının

ötesine geçen bir modelle tasarlandı.

Az masalı, yüksek sirkülasyona uygun

ve paket al–götür odaklı yapısıyla dikkat

çeken Ginger Caddebostan, şehir hayatının

hızına uyum sağlayan pratik ama nitelikli

bir deneyim sunuyor. Bu yeni mağaza ile

Ginger, yıllardır güçlü olduğu sipariş ve


catering odaklı yapısını, günlük tüketimle

buluşturuyor. Böylece marka, müşterileriyle

daha doğrudan ve sürdürülebilir bir temas

kurmayı hedefliyor.

Perakende stratejik bir büyüme adımı

Ginger İstanbul’un Kurucusu Yasemin Önal,

Caddebostan mağazasını yalnızca bir şube

açılışı olarak değil, iş modelinde önemli

bir dönüşüm olarak değerlendiriyor: “Bu

mağaza, sipariş bazlı butik bir yapıdan

kontrollü ve ölçülebilir bir perakende

modeline geçişimizin ilk adımı. Ginger’ın

DNA’sını koruyarak, daha geniş bir kitleyle

buluşabileceğimiz bir yapı kuruyoruz”.

Ginger ürünleri artık daha yakın

Caddebostan mağazasında Ginger’ın imza

ürünleri, günlük taze vitrin seçenekleriyle

birlikte sunuluyor. Ürünler, markanın temel

prensipleri doğrultusunda katkısız içeriklerle

hazırlanıyor. Estetik sunum anlayışı ve rafine

lezzet profili, bu yeni mağazada da kendini

güçlü şekilde hissettiriyor.

Kadıköy’e özel servis ağı

Ginger Caddebostan, yalnızca mağaza

deneyimiyle sınırlı kalmıyor; Kadıköy’ün

tüm semtlerine servis hizmeti de sunuyor.

Minimum sipariş tutarı koşuluyla sunulan

bu hizmet sayesinde, Ginger’ın ürünleri

evlere ve ofislere kolayca ulaşıyor.

Caddebostan ile yeni bir faz

Yaklaşık 10 yıl önce Şişli’de butik bir

pastane olarak kurulan Ginger İstanbul,

bugün catering, özel etkinlikler ve ürün

markalarıyla çok yönlü bir yapıya dönüşmüş

durumda. Caddebostan’daki bu ilk

perakende noktası ise markanın büyüme

stratejisinde yeni bir fazı temsil ediyor.

Önal, amaçlarının perakende tarafında

sürdürülebilir ve ölçülebilir bir büyüme

yaratmak olduğunu dile getiriyor. Ama

bunu yaparken Ginger’ın en başından beri

sahip olduğu kalite, sadelik ve özgünlük

çizgisinden ödün vermeyeceklerinin altını

çiziyor.


hotel restaurant

92 & hi-tech

yeni mekan

İstanbul’un

Yeni Nesil

Gastronomi

ve Lifestyle

Deneyimi

Dandy

İstanbul’un en yeni, en seçkin ve en stil sahibi restoranlarından Dandy, şehir gastronomisine

modern, sofistike ve dinamik bir yorum kazandıran özel menüsüyle dikkat çekiyor.

Lezzeti yalnızca yemekle sınırlamayan

mekan; rafine mutfağı, güçlü atmosferi,

müzik seçkisi ve özenle kurgulanmış

servis anlayışıyla misafirlerine bütünsel bir

yaşam deneyimi sunuyor. Modern dünya

mutfağını kreatif dokunuşlarla buluşturan

menü, paylaşım kültürünü merkeze alırken;

kaliteli ürün kullanımı, güçlü reçeteler

ve zarif sunum diliyle öne çıkıyor. “Small

Plates” seçkisinde artisan peynir tabakları,

trüf aromalı lezzetler, çıtır tavuk tender’ları,

dynamite shrimp ve short rib bao bun gibi

paylaşmaya uygun tabaklar dikkat çekiyor.

Farklı mutfak kültürlerini aynı masada

buluşturan bu modern seçki; Asya esintili

soslar, ev yapımı garnitürler ve premium

et kullanımıyla mekanın karakteristik

gastronomi çizgisini güçlendiriyor. Menünün

en beğenilen imzalarından Shima Steak

Sando ise bu sofistike yaklaşımın en iddialı

örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.

Taş fırından sofistike lezzetlere

Taş fırında hazırlanan ince hamurlu pizzetta

seçkileri; trüf, porçini mantarı, parmesan

ve mozzarella gibi premium içeriklerle

klasik pizza deneyimini modern ve rafine

bir gastronomi yorumuna dönüştürüyor.

Chicken Kale Caesar ve Greek Salad gibi

ferah seçenekler ise menüye dengeli, hafif ve

zamansız bir karakter katıyor.

Nostaljiden ilham alan tatlı bir final

Tatlı finalinde ise çocukluk anılarına zarif bir

selam gönderen, yoğun çikolata kreması ve

Fransız esintili dokusuyla öne çıkan bisküvi

tatlısı, mekanın nostaljiyi lüks bir deneyime

dönüştüren yaklaşımını tamamlıyor.


Şehrin sosyal ritmine stil sahibi bir

dokunuş

Dandy’nin deneyim kurgusu yalnızca

mutfakla sınırlı kalmıyor. Şehrin dinamik

sosyal yaşamına modern bir yorum getiren

mekân; zarif atmosferi, imza kokteylleri ve

seçkin viski koleksiyonuyla misafirlerine

ayrıcalıklı bir buluşma noktası sunuyor.

Günün temposundan uzaklaşıp keyifli anlara

eşlik eden mekan, sofistike detayları ve stil

sahibi ambiyansıyla İstanbul’un yeni sosyal

ritmine güçlü bir imza atıyor.

Seçkin deneyimler

Özenle hazırlanan kokteyl menüsü; premium

içerikler, özgün reçeteler ve modern

miksoloji anlayışıyla şekilleniyor. Ferah

aromalar, güçlü karakterler ve dengeli tat

profilleriyle hazırlanan signature kokteyller,

mekânın rafine ruhunu yansıtırken; viski

severler için oluşturulan özel seçki,

dünya bar kültürünün seçkin tatlarını aynı

atmosferde buluşturuyor.

Açık havada puro keyfi

Mekanın en dikkat çeken ayrıcalıklarından

biri ise açık havada konumlandırılan özel

puro alanı. Şehrin içinde sakin, konforlu ve

prestijli bir ambiyans sunan bu alan; puro ve

viski eşleşmesini keyifli sohbetlerle bir araya

getiriyor. Açık havanın ferahlığında sunulan

bu deneyim, klasik puro kültürünü modern

bir atmosferle buluştururken misafirlere

seçkin bir sosyal alan sağlıyor.

Modern şehir

hayatının ritmini;

kaliteli müzik,

rafine tatlar, imza

kokteyller ve açık

havada puro keyfiyle

buluşturan Dandy,

misafirlerine

yalnızca bir restoran

değil, İstanbul’un

enerjisini stil

sahibi bir yaşam

deneyimine

dönüştüren özel

bir destinasyon

sunuyor.


hotel restaurant

94 & hi-tech

yeni mekan

Gastro Pub, Müzik ve Sosyal Deneyim

KRASS’ta Buluşuyor

İstanbul’un en karakteristik semtlerinden Cihangir’de konumlanan KRASS, gastro pub, müzik ve

sosyal deneyimi bir araya getiren çok katmanlı yapısıyla şehrin yeni buluşma noktalarından biri

olmaya aday.

Daha önce İstanbul gece hayatında iz

bırakmış Otto’nun kurucuları tarafından

hayata geçirilen KRASS, bu güçlü

mirası modern ve Avrupai bir yaklaşımla

yeniden yorumluyor. İki katlı yapısıyla farklı

deneyimleri aynı çatı altında buluşturan

mekân, günün farklı saatlerine yayılan

dinamik bir akış sunuyor.

Caz ve canlı performans programlarıyla

dikkat çekici

Alt katta, yaklaşık 150 kişilik kapasitesiyle

güçlü ses sistemi ve yoğun atmosferiyle

“underground mini club” hissi veren

bir alan bulunuyor. DJ setleri ve canlı

performanslarla hareketlenen bu kat,

özellikle hafta sonları şehrin enerjisinin

yükseldiği bir odak noktası haline geliyor.

Yüksek tempolu elektronik müziğin

öne çıktığı alt kat, ritmi ve temposuyla

geceyi daha sert ve yoğun bir deneyime

dönüştürüyor. KRASS, bugüne kadar İlhan

Erşahin gibi önemli isimleri ağırlayan caz ve

canlı performans programlarıyla da dikkat

çekiyor.

Üst kat ise restoran, balkon ve bahçeden

oluşan daha geniş ve sosyal bir deneyim

sunuyor. Günün erken saatlerinden itibaren

başlayan akış, akşam saatlerine doğru

müzikle birlikte daha dinamik bir atmosfere

evriliyor. Bu katta çalınan disco, house

ve oldies goldies seçkisi, daha yumuşak

tempolu müzik çizgisiyle rahat ve sosyal bir

ambiyans yaratıyor. Mekânın mimari dili ise

Avrupa şehirlerinden ilham alan modern,

sade ve rafine bir estetik anlayışı yansıtıyor.

KRASS’ın öne çıkan özelliklerinden biri güçlü

dış alan kullanımı. Isıtmalı balkon ve bahçe

alanları sayesinde, İstanbul’un en soğuk

günlerinde bile açık havada konforlu bir

deneyim sunuluyor. Bu yaklaşım, Cihangir’in

sokak ruhunu mekânın içine taşıyan önemli

unsurlardan biri olarak öne çıkıyor.


KRASS’ın dikkat

çeken bir diğer

yönü, zaman içinde

oluşan güçlü ve seçici

topluluğu. Mekân;

yaratıcı sektörlerden,

sanat, medya ve

iletişim dünyasından

isimlerin bir araya

geldiği bir buluşma

noktası olarak

öne çıkıyor. Farklı

disiplinlerden

profesyonellerin,

sanatçıların ve

akademik çevrelerin

kesiştiği bu yapı,

mekânın atmosferine

belirgin bir karakter

kazandırıyor. Yaş

ortalamasının görece

daha yüksek olması,

daha dengeli ve rafine

bir sosyal ortam

sunuyor.

Güçlü ve karakterli bir mutfak

Mekânın gastro pub yaklaşımı iddialı

ve karakterli. Paylaşım odaklı olarak

kurgulanan menü; özellikle ‘smash burger’

çeşitleri, odun ateşinde hazırlanan ekşi

mayalı pizzalar ve dışı çıtır, içi sulu dokusuyla

öne çıkan ‘chicken tenders’ ile dikkat çekiyor.

Kokteyl menüsü ise dengeli reçeteleri,

kaliteli içerikleri ve karakterli sunumlarıyla

deneyimin önemli bir parçasını oluşturuyor.

Şehirde yeni bir soluk

KRASS, özel kutlamalar ve doğum günleri

için de öne çıkan mekânlardan biri olarak

konumlanıyor. İki katlı yapısı sayesinde

farklı deneyimlere olanak tanıyor. Alt katta

daha yüksek enerjili, kulüp atmosferinde

organizasyonlar gerçekleştirilebilirken;

üst katta restoran, balkon ve bahçe

alanlarında daha geniş katılımlı etkinlikler

düzenlenebiliyor.

Etkinliklerde müzik kurgusu esnek bir

şekilde planlanabiliyor. DJ seçimi mekân

tarafından yapılabildiği gibi, misafirler

kendi DJ’leriyle de organizasyonlarını

şekillendirebiliyor. ‘House’ ve ‘disco’

ekseninde ilerleyen müzik programı,

zaman zaman ‘oldies & goldies’ geceleriyle

çeşitleniyor. KRASS, iki katta eş zamanlı

akan müzik programı, güçlü gastro pub

yaklaşımı ve kendine özgü topluluk yapısıyla

yalnızca bir restoran ya da bar olmanın

ötesine geçerek, İstanbul’un sosyal hayatında

ayrıcalıklı bir konumda yer alıyor.


hotel restaurant

96 & hi-tech

yeni mekan

Konya’ya Yeni İtalyan

Lezzet Durağı

Pizza Italiante

Konya, gastronomi dünyasına

yepyeni bir soluk getirecek

önemli bir açılışa hazırlanıyor.

İtalyan mutfağının sevilen

lezzetlerini özgün dokunuşlarla

sunan Pizza Italiante, çok

yakında Konyalılarla buluşuyor.

Konya iş dünyasının tanınmış

isimlerinden Ali Aydınalp, Mert Can

Özen ve Onur Işıkoğlu’nun ortaklığıyla

açılacak olan Pizza Italiante, özenle seçilmiş

malzemelerle hazırlanan taş fırın pizzaların

yanı sıra, İtalyan mutfağından farklı damak

tatlarına hitap eden zengin menüsüyle

dikkat çekiyor. Şehre yeni bir gastronomi

deneyimi kazandırmayı hedefleyen restoranın

ortakları, yaptıkları açıklamada, Konya’ya

değer katacak güçlü ve vizyon sahibi bir

marka ile yola çıktıklarını belirterek, kalite,

lezzet ve misafir memnuniyetini ön planda

tutan, uzun soluklu bir başarı hikayesi

yazmayı amaçladıklarını ifade etti.

İtalya’nın 8 bölgesinden özgün

lezzetleriyle geliyor

Konya’da kapılarını açmaya hazırlanan Pizza

Italiante’nin, sıcak ve samimi atmosferiyle

sadece bir restoran değil, aynı zamanda

keyifli vakit geçirilebilecek bir buluşma

noktası olması planlanıyor. Mekan,

yalnızca klasik İtalyan pizzaları sunmakla

kalmayıp, İtalya’nın 8 farklı bölgesine

özgü nefis pizzalar ve yöresel lezzetleri de

misafirleriyle buluşturuyor. Geleneksel

tariflerle hazırlanan bu özel tatlar, en

kaliteli malzemelerle birlikte sunulurken,

menüde kullanılan ürünler hem İtalya’dan

hem de Anadolu’nun çeşitli bölgelerinden

özenle temin ediliyor. İtalyan mutfağının

vazgeçilmezlerinden domates sosu başta

olmak üzere restoranlarında kullanılan

tüm soslar, Pizza Italiante tarafından özel

olarak üretiliyor. Ayrıca yine kendi üretimi

olan makarna cipsi, zeytinyağı, nar ekşisi,

balzamik sirke ve özel içecekler de menüde

yer alıyor.

Opera geceleri şehre ayrı bir hava katacak

Mekan, yalnızca yemekleriyle değil, İtalya’nın

zengin tarihini, kültürünü ve sanatını

yansıtan konseptiyle de fark yaratıyor.

Özenle tasarlanan dekorasyonu sayesinde

Konyalı misafirlerine adeta bir İtalya

yolculuğu hissi uyandıracak olan mekan,

ayın belirli günlerinde opera sanatçılarının

sergileyecekleri canlı performanslarla da

unutulmaz anlar yaşatacak. Pizza Italiante’ye

gelenler, siparişlerini beklerken “The

ITALIANTE News” adlı nostaljik gazeteyi

okuyarak İtalyan mutfak kültürü hakkında

bilgi sahibi olurken, QR kod sistemiyle yeni

İtalyanca kelimeler öğrenerek interaktif bir

deneyime de katılabilecek.



Hooray! Your file is uploaded and ready to be published.

Saved successfully!

Ooh no, something went wrong!