Hotel Restaurant & hi-tech Haziran 2026
Hotel Restaurant & hi-tech Haziran 2026
Hotel Restaurant & hi-tech Haziran 2026
- TAGS
- hotel
- restaurant
- restoran
- otel
PDF'lerinizi Online dergiye dönüştürün ve gelirlerinizi artırın!
SEO uyumlu Online dergiler, güçlü geri bağlantılar ve multimedya içerikleri ile görünürlüğünüzü ve gelirlerinizi artırın.
Büyüme Devam Ederken Oyun da Değişiyor
Yaz sezonunun hareketlendiği bu dönemde turizm sektörünün 2026’ya dair ilk verileri dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor.
İlk çeyrekte turizm gelirleri ve ziyaretçi sayılarındaki artış olumlu bir görünüm sunarken, yılın ilk dört ayında yaşanan sınırlı
ziyaretçi kaybı küresel belirsizliklerin etkisinin sürdüğünü gösteriyor. İstanbul ise hem en çok turist ağırlayan şehir olarak hem
de kongre turizmindeki yükselişiyle öne çıkmayı sürdürüyor. Öte yandan otellerde reel gelir baskısı devam ederken, ücretsiz
halk plajı yatırımları ve Mavi Bayraklı plaj sayısındaki artış Türkiye’nin sürdürülebilir ve erişilebilir turizm vizyonunu güçlendiriyor.
Tüm veriler, sektörün büyümesini koruduğunu ancak artık yalnızca ziyaretçi sayısına değil, gelir kalitesi ve dengeli büyümeye de
odaklanması gerektiğini ortaya koyuyor.
Türkiye kruvaziyer turizminde 2026, yalnızca bir büyüme yılı değil; adeta ölçeğin yeniden tanımlandığı bir dönem olarak öne
çıkıyor. 1.500’ün üzerinde gemi, 2.3 milyon yolcu ve yalnızca liman harcamalarından beklenen 2.5 milyar dolarlık gelir… Peki
bu rakamlar ne anlatıyor? Artık Türkiye’nin kruvaziyerde “uğranılan bir durak” olmaktan çıkıp rotanın merkezine yerleştiğini mi?
Kuşadası’nın 1 milyonu aşma hedefi, İstanbul ve Bodrum’un artan sefer trafiğiyle birleşirken Galataport’ta haftada 17 gemiye
kadar çıkan yoğunluk aslında tabloyu netleştiriyor: Limanlar doluyor, şehirler canlanıyor, kruvaziyer ekonomisi büyüyor. Royal
Caribbean’dan Costa’ya, Cunard’dan global cruise devlerine kadar markaların Türkiye’ye artan ilgisi ise bu yükselişi sadece
sayısal değil, stratejik bir seviyeye taşıyor.
Ama asıl soru burada başlıyor: Türkiye artık sadece Akdeniz rotalarının içinde mi, yoksa bu rotaların yönünü belirleyen ülkelerden
biri mi oluyor? İstanbul çıkışlı Yunan Adaları turları, premium segmentte yükselen Türk yolcu sayısı ve haftalık sefer yoğunluğu
düşünüldüğünde cevap giderek daha netleşiyor. Türkiye, kruvaziyer turizminde sadece büyümüyor; oyunun şeklini de değiştiriyor.
hotelrestaurantmagazine
@Hitechdergisi
hotelrestaurantmagazine
Bu sayımızda gastronominin farklı yüzlerini aynı masada buluşturan üç dikkat çekici hikâye yer alıyor. Çorum Belediye Başkanı
Dr. Halil İbrahim Aşgın’ın UNESCO hedefiyle “Herkesin yapamadığını Çorum gastronomisi yapacak” çıkışı, Anadolu şehirlerinin
artık yalnızca yerel mutfaklarıyla değil, uluslararası gastronomi vizyonlarıyla da öne çıkmak istediğini gösteriyor. Benzer şekilde
Edremit Ticaret Odası Başkanı Ahmet Çetin de “Zeytinyağında emek bizden, marka Avrupa’dan” diyerek üretim gücüne rağmen
markalaşma sorunu yaşayan Türk gastronomisinin en kritik meselelerinden birine dikkat çekiyor. Bir yanda coğrafi işaretler,
hasat turizmi ve yerel değerlerle büyüyen destinasyonlar; diğer yanda dünya sahnesinde daha güçlü yer alma arayışı… Tam da
bu noktada Le Cordon Bleu İstanbul Pastacılık Bölüm Başkanı Mark Pauquet’nin “İstanbul’da fine dining bir restoran olduğunu
düşünmüyorum” sözleri gastronomi dünyasında yeni bir tartışmanın kapısını aralıyor. Peki gastronomide gerçekten dünya ligine
çıkmak için ne gerekiyor; iyi yemek mi, kusursuz deneyim mi, güçlü hikaye mi?
Turizm ve gastronomideki bu dinamik yapı, sektörün yalnızca bugününü değil geleceğini de yeniden şekillendiriyor. Otel ve
restoran yatırımlarından HoReCa kanalındaki yeni trendlere, değişen tüketici beklentilerinden yükselen eğilimlere kadar
kapsamlı bir dönüşüm dikkat çekiyor. Tüm gelişmeler ve daha fazlası dergimizin ilerleyen sayfalarında sizleri bekliyor.
Keyifli okumalar dilerim.
K
GENEL MÜDÜR
(Sorumlu)
REKLAM SATIŞ PAZARLAMA
TEKNIK MÜDÜR
REKLAM KOORDİNATÖRÜ
EMİR ÖMER ÖCAL
emir.ocal@img.com.tr
BILGI İŞLEM
SENA ERGİN
sena.ergin@img.com.tr
TAYFUN AYDIN
tayfun.aydin@img.com.tr
İMG WEB TEAM MAIL
web@img.com.tr
Prof. Dr. HÜSNÜ GÜNDÜZ
Doç. Dr. MURAT DOĞDUBAY
HÜSEYİN KURT
GlobeMeets Yönetim Kurulu Başkanı
TEZER ÖNER
Agon Danışmanlık / Gayrimenkul ve
İşletme Yatırım Danışmanı
GÜRKAN BOZTEPE
Gastronomi Turizmi Derneği Başkanı
AYDIN DEMIR
Yeditepe Üniversitesi Gastronmi Mutfak
Sanatları Chef Ögretim Görevlisi/
Altunizade Suites Istanbul, Curio Collection
by Hilton Executive Chef
website
www.hotelrestaurantmagazine.com
info@img.com.tr
CTP - BASKI
İRTİBAT BÜROLARIMIZ
ADRES
İHLAS GAZETECİLİK A.Ş.
Merkez Mahallesi 29 Ekim Caddesi İhlas Plaza
No:11 A/41 Yenibosna–Bahçelievler/ İSTANBUL
Tel: +90 212 454 30 00 Fax: +90 212 454 34 94
www.ihlasmatbaacilik.com
BURSA +90.224 211 44 50-51
KONYA +90.332 238 10 71
İSTMAG
Magazin Gazetecilik Yayıncılık
İç ve Dış Tic. Ltd. Şti.
İHLAS MEDIA CENTER
Merkez Mahallesi 29 Ekim Caddesi
No: 11 Medya Blok Kat: 1
34197 Yenibosna / İstanbul / Turkey
Tel: 0212 454 22 22
Faks: 0212 454 22 93
hotel & restaurant hi-tech dergisinde yer alan makalelerdeki fikirler yazarlarına aittir. Yayınlanan ilanların sorumluluğu reklam verene aittir. hotel & restaurant hi-tech dergisinin bütün yayın hakları
İSTMAG Magazin Gazetecilik Yayıncılık İç ve Dış Tic. Ltd. Şti.’ne aittir. Yazılar kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Yaygın süreli bir yayın olan hotel & restaurant hi-tech dergisi ayda bir yayınlanır. ISSN:1305-1792
Bu sayımızda
antre
10 Sektörden kısa haberler
gündem
24 Erbaşar: Otelimizi yeni nesil
business lifestyle kategorisinde
konumlandırıyoruz
26 Wyndham ilk çeyrekte güçlü sonuçlar
açıkladı
28 Konaklama vergisi indirimi için
memnuniyet mesajı
29 Yurt dışına çıkacaklar dikkat, artık vize
de yetmiyor
30 Prontotour bu yıl 1600 Türk misafir
hedefliyor
32 Costa İstanbul çıkışlı Yunan Adaları
sezonunu açtı
verilerle turizm
34 Turizmde dengeli büyüme mi, kırılgan
bir ilerleyiş mi?
36 Ersoy ilk çeyrek rakamlarını açıkladı
37 Turizmde ilk 4 ay zayıflarken İstanbul
istikrarını sürdürdü
38 Türkiye kruvaziyer turizminde güçlü
bir sezon geçirecek
40 Mavi bayraklı plaj sayısı 580’e yükseldi
42 Bakanlık’tan 3 yeni ücretsiz halk plajı
yeni yatırımlar
44 Gloria Hotels’ten Akdeniz kıyısında
yeni bir deneyim
18
45
45 Opia Alaçatı’da açıldı
46 The Dalaman Golf Club hizmete
giriyor
47 The Land of Legends Tema Park
yeni alanını ziyarete açtı
marka
48 Kavramış: Turizmde güvenlik algısı
marka değerinin bir parçasına
dönüşüyor
49 CULLINAN Belek’in lobisi
zamansız tasarım anlayışıyla
dikkat çekiyor
32
40
46
84
50 Eksun yatırım ve büyüme planını
Konya’da açıkladı
52 Tecnocoffee, Wendougee
markasının Türkiye Distribütörü
oldu
53 Daikin Türkiye’den rekor
performans
54 LAV’ın dijital gücü uluslararası
ödülle tescillendi
55 Günsoy: HoReCa’da gücümüz,
ürün sunmaktan öte çözüm
tasarlamamız
56 Outdoor Store ilk komünite
mağazasını açtı
gastro güncel
74
58 Öztiryakiler desteğiyle 83
üniversite aynı mutfakta buluştu
62
60 Coffee Factory, 5 yılda 5 ülke
hedefiyle büyüyor
61 Doğan: Tabak üzerinde bir
diyalog
gastro etkinlik
62 Gault&Millau Türkiye "Signature
Dining Experience" turu Ruins
Luxury Resort'te başladı
64 Şehir Sohbetleri’nde
gastronomide dönüşümü
konuştular
66 Pauquet: İstanbul’da fine
dining restoran olduğunu
düşünmüyorum
67 Liberty Lykia Adults Only
şeflerinden gastronomi şovu
68 Ayvalık GastroFest’e katılım 60
bini buldu
70 Evran: Kuzey Ege'de kurumsal
görünürlükten sürdürülebilir
turizm modeline evriliyoruz
71 Çetin: Zeytinyağında emek
bizden, marka Avrupa’dan
72 DaVinci Gourmet Barista Craft
Şampiyonası’nın birincisi
Türkiye'den
73 Longevity ve İyi Yaşamın Şifreleri
GastroTalks’ta paylaşıldı
74 Antalya Coffee Festival 17 bin
ziyaretçi ağırladı
76 İncili 8. Edisyon için hazırlıklarını
başlattı
77 Osmanlı Saray Mutfağını Türk
Mutfağı Haftası ile Buluşturdu
78 Aşgın: Herkesin yapamadığını
Çorum gastronomisi yapacak
gastro aktüel
80 Gastronomi sektöründen
haberler
mekan keşif
84 Cafe Marmara’da oturunca insan
acele etmek istemiyor
86 Ayaküstü meyhane kültürüne
modern bir yorum: Kayıntı 1866
yeni mekan
88 Şef Yalçınkaya Denizden’i
Gündoğan’a taşıdı
90 Caddebostan’da yeni lezzet
noktası: Ginger İstanbul
92 İstanbul’un yeni nesil gastronomi
ve lifestyle deneyimi: Dandy
94 Gastro pub, müzik ve sosyal
deneyim bir arada
96 Konya’ya yeni İtalyan lezzet
durağı: Pizza Italiante
www.hotelrestaurantmagazine.com
hotel restaurant
10 & hi-tech
antre
Air Astana
24. yılını
kutluyor
Air Astana, ilk ticari uçuşunun 24.
yıl dönümünü kutlarken Orta Asya
ve Kafkasya’nın en büyük havayolu
grubu konumuna ulaştığını
açıkladı. Şirket, 63 uçaklık filosu
ve genişleyen uçuş ağıyla 94
milyondan fazla yolcu taşıdı.
Air Astana, ilk ticari uçuşunun 24. yıl
dönümünü kutluyor. Bu süre zarfında
havayolu şirketi, üç uçakla faaliyet gösteren
küçük bir havayolu şirketinden, filo büyüklüğü
açısından Orta Asya ve Kafkasya’nın en
büyük havayolu grubuna dönüştü. Air Astana
Grubu şu anda 63 uçakla hizmet vermekte
olup, Asya, Avrupa ve Kazakistan’da 44
uluslararası ve 14 iç hat destinasyonuna
sefer düzenliyor. Mayıs 2002'den bu yana 94
milyondan fazla yolcu taşıyan ve Kazakistan'ın
en tanınmış şirketlerinden biri haline gelen
havayolu şirketi, hizmet kalitesi ve uçuş
güvenliği alanlarında sayısız uluslararası
ödüle sahip. Air Astana CEO’su İbrahim
Canlıel, “Son 24 yılda Air Astana, genişleyen
uçuş ağı ve modern uçak filosuyla önemli
ölçüde büyüme kaydetti ve aynı zamanda
profesyonel havacılardan oluşan geniş bir
kadro oluşturdu. Bu yıllar boyunca bize
güvenen ve sadakat gösteren yolcularımıza ve
profesyonellikleri, özverileri ve havayolunun
başarısına yaptıkları olağanüstü katkılarından
dolayı ekibimize içtenlikle teşekkür ediyoruz”
açıklamasında bulundu.
650 Kişi Aynı
Anda Meditasyon
Yaptı
Toplumsal farkındalığı yükseltmeyi
amaçlayan “Wellbeing ve Bütünsel
Sağlık Derneği” tarafından düzenlenen
Türkiye’nin ilk ve tek "Wellbeing
Konferansı", dördüncü yılında 650
kişilik rekor katılımla adeta bir "iyilik
hali şölenine" dönüştü.
Bireysel, kurumsal ve toplumsal halk
sağlığını iyileştirmeyi hedefleyen Wellbeing ve
Bütünsel Sağlık Derneği, 2 Mayıs Cumartesi
günü The Grand Tarabya managed by
Accor Oteli’nde dev bir organizasyona imza
attı. Sabahın erken saatlerinden itibaren
Balo Salonu’nu hızla dolduran yüzlerce
kişi, toplumda "daha iyi hissetme hali"ne
duyulan yoğun arayışın en güçlü kanıtı oldu.
Wellbeing Uzmanı Hale Caneroğlu’nun
canlı enerjisiyle sunulan konferans; Kariyer,
Finans, İş Dünyası, Longevity, Sağlık Sektörü,
Cilt Sağlığı, İş-Yaşam Dengesi, Egzersiz
ve Müzik başlıkları altında 9 ayrı panelle
gerçekleşti. Dernek Başkanı Ebru Şinik, bu
büyük ilginin toplumdaki bilinç yükselmesini
temsil ettiğini belirterek; "Sağlıklı ve dengeli
bir yaşam için bilimsel kaynaklara erişimi
kolaylaştırmak ana misyonumuzdur. Kendine
ve topluma değer katan herkesi bu ailenin
bir parçası olmaya davet ediyoruz" dedi.
Konferansın en unutulmaz anları, teorik
bilgilerin deneyime dönüştüğü anlar oldu.
AFAA-Grup Fitness Eğitmeni Elçisi Noyan
Dülek ile tüm salonun enerjisi kahkahalar
eşliğinde "Yaşamına Hareket Kat" bölümüyle
zirveye taşındı. Ardından zihinleri tazelemek
için Şinik önderliğinde 650 kişinin aynı anda
gerçekleştirdiği "Kalp-Beyin Korelasyonu
Meditasyonu" salonda eşsiz bir sükunet alanı
oluşturdu.
hotel restaurant
12 & hi-tech
antre
Radisson Academy Live,
eğitim ve ilhamı bir araya
getirdi
Radisson Otel Grubu, Türkiye’de ilk kez
düzenlediği “Radisson Academy Live –
Supervisors” eğitim programını Radisson
Blu Resort & Spa Çeşme’de başarıyla
gerçekleştirdi.
Türkiye’nin farklı şehirlerinden
40’ın üzerinde katılımcıyı bir araya
getiren program, otelcilik sektöründe
yetenek gelişimine yönelik önemli bir
adım olarak öne çıktı. Ege’nin dingin
atmosferi, doğal güzellikleri ve ilham
veren ortamında gerçekleşen program,
katılımcılarına yalnızca bir eğitim değil;
aynı zamanda yenilenme, ilham alma
ve güçlü bağlar kurma imkânı sundu.
Üç gün boyunca devam eden yoğun
programda katılımcılar, ilham verici ve
uygulama odaklı bir öğrenme deneyimi
yaşadı. Program kapsamında tüm
eğitimler,
her biri kendi
alanında
uzman
yöneticiler
tarafından ilk
kez tamamen
Türkçe olarak
sunuldu. Liderlik, finansal farkındalık,
gelir yönetimi ile pazarlama ve satış
mükemmeliyeti gibi kritik alanlara
odaklanıldı. Radisson Otel Grubu Türkiye
Bölge İnsan Kaynakları Müdürü Nergis
Yönet konuyla ilgili olarak, “Radisson
Academy Live – Supervisors programı
ile ekiplerimizin potansiyelini ortaya
çıkarmayı ve onları geleceğin liderleri
olarak geliştirmeyi hedefliyoruz. Bu
program yalnızca bir eğitim değil; aynı
zamanda birlikte öğrenme, deneyim
paylaşımı ve güçlü bir ekip kültürü
oluşturma yolculuğunun önemli bir
parçası.” dedi.
Edirne’den Kars’a
Arkeoloji Yolculuğu
Devam Ediyor
SICPA Türkiye’nin desteğiyle hayata
geçirilen ve arkeoloji öğrencilerinin sahadaki
eğitimine katkı sağlamayı amaçlayan Keşif
Destek Programı başladı.
Geçen yıl başlatılan ve bu yıl da devam
eden Arkeoloji Keşif Destek Programı; T.C.
Kültür ve Turizm Bakanlığı, Milli Saraylar ve
Çanakkale Alan Başkanlığı’na bağlı müze
ve örenyerlerinde, toplam 83 noktada, müze
biletleme sistemlerinin geliştirilmesi, satış
kanallarının güçlendirilmesi ve ziyaretçi
deneyiminin iyileştirilmesine yönelik
çalışmalar yürüten SICPA Türkiye tarafından
gerçekleştiriliyor. Bu seneki programa
Akdeniz Üniversitesi, Mersin Üniversitesi,
Aksaray Üniversitesi, Uludağ Üniversitesi,
Hacettepe Üniversitesi, Hitit Üniversitesi
ve Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi’nden
12 arkeoloji öğrencisi seçildi. Öğrenciler,
Şanlıurfa,
Göbeklitepe,
Karahantepe, Didim,
Milet Afrodisias,
Bergama Asklepion,
Akrapol, Kızılavlu,
Denizli Hierapolis ve
Laodikia gibi önemli
durakları içeren
kendi rotalarını
oluşturarak,
Anadolu’nun binlerce yıllık kadim tarihine
yakından tanıklık etti. Program, her yıl
yeni öğrencilerin katılımı ve farklı rotalarla
büyüyerek devam edecek. Program
kapsamında keşif öğrencilerinin kaleme
aldığı deneyim yazılarından oluşan
akademik bir arşiv oluşturulması da
planlanıyor.
hotel restaurant
14 & hi-tech
antre
Grand Hyatt İzmir
İstinyePark’a
prestijli
uluslararası
adaylık
Türkiye’deki ikinci Grand Hyatt oteli olan
Grand Hyatt İzmir İstinyePark, etkileyici
konukseverliği ve sunduğu ihtişamlı
konaklama deneyimi ile Travelers'
Choice Awards 2026’ya aday gösterildi.
İzmir’de daha önce Hyatt Regency markasıyla
hizmet veren ve Grand Hyatt segmentine
yükselerek yeni marka kimliğiyle yeniden
konumlanan Grand Hyatt İzmir İstinyePark,
prestijli seyahat dergisi Condé Nast Traveler
tarafından düzenlenen Travelers' Choice
Awards 2026’ya aday gösterildi. Her yıl,
seyahat severlerin ve uzmanların oylarıyla
belirlenen ödüllerin oylama süreci 30 Haziran
2026’ya kadar devam edecek ve sonuçlar,
Kasım 2026’da içinde açıklanacak. Otel Genel
Müdürü Zafer Canbaz, “Seyahat severlerin
ve uzmanların oylarıyla belirlenen Condé
Nast Traveler’ın Travelers' Choice Awards
2026’ya bir kez daha aday gösterilmekten
büyük bir mutluluk duyuyoruz. Geçtiğimiz yıl
otel olarak Hyatt Regency segmenti ile aynı
ödüle aday gösterildik ve seyahat severlerin
oylarıyla “World Hotels” kategorisinde
Türkiye’nin en iyi 10 oteli arasında 6. sıraya
yerleştik. Bu başarımızla ayrıca İzmir’den
bu prestijli seçkiye giren ilk otel olma
ünvanını da kazandık. Bu yıl Grand Hyatt
segmentinin otelimize kazandırdığı lüks
konaklama deneyimi, otelimizin ayrıcalıklı
tasarımı, yenilenen lobi ve birçok alanın
yanı sıra restoran ve sanat eserleriyle dolu
alanlarımızla otelimize ve İzmir’e yeni bir
ödül daha kazandıracağımızı düşünüyoruz”
dedi.
Vardar: “Sürdürülebilir
büyüme için sektörün
desteği önemli”
Jolly Yönetim Kurulu Başkanı Mete Vardar, turizm
sektöründe artan maliyetler, sezon beklentileri ve
destek mekanizmalarına ilişkin değerlendirmelerde
bulundu.
Jolly Yönetim Kurulu Başkanı Mete Vardar,
katıldığı televizyon programında turizm
sektörünün mevcut görünümüne ilişkin
değerlendirmelerde bulundu. Son dönemde
farklı bölgelerde turizm paydaşlarıyla
bir araya geldiklerini söyleyen Vardar,
sektörün sezona temkinli ancak umutlu
başladığını belirtti. Özellikle enerji, personel
ve operasyon giderlerindeki artışın sektör
üzerinde ciddi bir baskı oluşturduğunu
vurgulayan Vardar, turizm sektörünün
Türkiye ekonomisi ve istihdamı açısından
stratejik bir role sahip olduğunun altını
çizdi. Türkiye’nin sahip olduğu doğal
güzellikler, kültürel mirası ve yüksek hizmet
kalitesi sayesinde küresel ölçekte güçlü
bir destinasyon olmaya devam ettiğini
belirten Vardar, Akdeniz ve Ege bölgelerinin
uluslararası pazarda
önemini koruduğunu
ifade etti.
Konaklama vergisine
ilişkin yapılan
düzenlemeler
ve açıklanan
kredi destek
paketinin sektör
tarafından olumlu
karşılandığını
söyleyen Vardar,
mevcut süreçte ilave
desteklerin sektöre katkı sağlayabileceğini
belirtti. Turizmin 12 aya yayılmasının
önemine de dikkat çeken Vardar, özellikle
kış döneminde tesislerin açık kalabilmesi
ve istihdamın korunabilmesi adına
sürdürülebilir destek modellerinin önem
taşıdığını ifade etti. Alternatif turizm
alanlarının geliştirilmesiyle Türkiye’nin
rekabet gücünün daha da artacağını belirten
Vardar, sektörün uzun vadeli büyüme
potansiyeline dikkat çekti.
hotel restaurant
16 & hi-tech
antre
OKU Hotels Bölge
Genel Müdürü
Alican Sunal oldu
Ibiza, Kos, Endülüs bölgelerinde otelleri bulunan
ve Türkiye’deki ilk otelini Bodrum’da açan
global otel zinciri OKU Hotels’in Bölge Genel
Müdürlüğüne Alican Sunal getirildi.
OKU Hotels Bölge Genel Müdürlüğü’ne
atanan Alican Sunal, İngiltere ve İsviçre’de
otelcilik eğitimi aldıktan sonra, 10 ülke
ve 4 kıtaya yayılan mesleki kariyerinde
ayrıcalıklı marka değeri yaratma, dönüşüm
odaklı misafir deneyimleri ve kültürel bağın
gücünü ortaya çıkaran birçok projede yer
aldı. Lüks ve life-style otelcilik alanında yer
aldığı başarılı projelerle Time Out Magazine,
BBC Good Food Magazine ve Fact Awards
gibi önemli platformlardan ödüller alan
Sunal, aralarında Marriott International,
Hyatt Hotels,
Kempinski
Hotels ve
IHG Hotels &
Resorts gibi
saygın otel
gruplarının da yer aldığı birçok prestijli
otelin yönetim kadrosunda etkin rol aldı.
Global ölçekte altı otelin açılış süreçlerinde
de yer alan Alican Sunal kariyerine OKU
Bodrum ve OKU Kos’un yanı sıra bölgede
açılması planlanan yeni OKU otellerinin
Genel Müdürü pozisyonuyla devam edecek.
Sektöre yeni bakış açısı katacak projeler
için hazır olduklarını belirten OKU Hotels
Bölge Genel Müdürü Alican Sunal OKU
Bodrum’un kısa sürede rafine ve lüks tatilin
yeni temsilcisi olacağını belirtti.
Baps Cunda,
yeni sezonda
kapılarını
açıyor
Cunda Adası’nın dingin
ruhunu çağdaş bir konaklama
anlayışıyla buluşturan Baps
Cunda, kış döneminin ardından
yeni sezona merhaba diyor.
Cunda Adası’nın huzurlu atmosferini
modern konaklama anlayışıyla bir araya
getiren Baps Cunda, kış sezonunun
ardından yeniden kapılarını açtı. Ege’nin
zamansız ruhundan ilham alan butik otel,
yeni sezonda da sakinlik, konfor ve rafine
bir deneyim arayan misafirlerini ağırlamaya
hazırlanıyor. Toplam yedi odadan oluşan
otel, yalın lüks yaklaşımını çağdaş mimari
detaylarla buluşturuyor. Doğal dokular,
sade tasarım anlayışı ve özenle kurgulanmış
yaşam alanları, otelin dingin atmosferini
tamamlıyor. Kişiselleştirilmiş hizmet
anlayışıyla öne çıkan otel, misafirlerine
Cunda’nın ritmini hissettiren özel bir
konaklama deneyimi sunuyor. Adanın
merkezine kısa bir yürüyüş mesafesinde
yer alan konaklama adresi, hareketli
yaşamın içinde olmasına rağmen sakin ve
izole bir atmosfer vadediyor. Bahçesindeki
köklü zeytin ağaçları ve Midilli Adası’na
uzanan manzarası ise otelin Ege karakterini
güçlendiren detaylar arasında yer alıyor.
“her tabakta ben”
ID Fine’ın her bir parçası, şeflerin yaratıcılığını
sınırsız sunum olanaklarıyla destekler.
idfine.com.tr
hotel restaurant
18 & hi-tech
antre
Uluslararası turizm
profesyonellerini
buluşturdu
Akdeniz’in doğal dokusu içinde
konumlanan Liberty Signa, Tangiers
Travel iş birliğiyle gerçekleştirilen
özel bir buluşmaya ev sahipliği
yaptı.
BDT pazarından 8 farklı milletten yaklaşık
200 turizm profesyonelini üç gün boyunca
bir araya getiren Liberty Signa’nın
programı, yetişkinlere özel konsepti ve
özgün atmosferiyle öne çıkan Lumos
Beach Club’da gerçekleşen karşılama
davetiyle başladı. Liberty Signa’ya
özel olarak kurgulanan “Disco Kebab”
teması, Anadolu mutfağının karakteristik
lezzetlerini elektronik müzikle buluşturarak
katılımcılara alışılmışın ötesinde bir
deneyim sundu. Organizasyon süresince
gerçekleştirilen birebir görüşmeler, otel
temsilcileri ile seyahat acentalarını bir
araya getirerek farklı pazarlardan gelen
profesyoneller arasında yeni iş birliklerinin
temelini attı. Etkinliğin finali, Liberty
Signa’nın dikkat çekici sahnesiyle öne
çıkan Arena’da düzenlenen gala gecesiyle
tamamlandı. Executive Şef Ömer Canbay’ın
imzasını taşıyan dört aşamalı menü, mutfak
ve servis ekiplerinin uyumlu çalışmasıyla
gecenin akışına incelikli bir bütünlük
kazandırdı. Gecede sahne alan Rus sanatçı
Artem Ivanov ve Azerbaycanlı sanatçı Vagif
Nagiyev performanslarıyla davetlilere
etkileyici anlar yaşatırken, ilerleyen
saatlerde sahneye çıkan DJ Shadow enerjiyi
zirveye taşıdı.
The Grand
Tarabya’nın yeni
Genel Müdürü
Uğur Talayhan
2025’te yönetimini Accor’un devraldığı ve
önümüzdeki dönemde Fairmont’a dönüşecek
olan The Grand Tarabya Managed by Accor’un
yeni genel müdürü Uğur Talayhan oldu.
Accor yönetimi altında devam eden
renovasyon sürecinin tamamlanmasının
ardından Fairmont markasına dönüşmesi
planlanan otelde, Fairmont’un imza
özellikleri; yapının köklü geçmişi ve yerel
kültürüyle harmanlanarak hayata geçiriliyor.
The Grand Tarabya Managed by Accor’un
bu önemli dönüşüm sürecini yönetecek
yeni Genel Müdürü ise lüks otelcilik
alanındaki önemli başarılarıyla tanınan Uğur
Talayhan oldu. Otelciliğin gerçek anlamda
mutfağından gelerek sektörün zirvesine
yükselen Talayhan, 30 yılı aşkın deneyimiyle
The Grand
Tarabya’nın
yeni dönemine
liderlik edecek.
Ekim 2024’ten
Kasım 2025’e
kadar Rotana
Grubu Türkiye,
Doğu ve Orta Avrupa Ülke Müdürü olarak
görev yapan Talayhan son olarak Kasım
2025’te Fairmont The Palm Dubai’nin
genel müdürü olarak atanmıştı. 2025 Klass
Ödülleri’nde “Yılın En Başarılı Turizmcisi”
ödülüne layık görülen Talayhan, ayrıca
TÜRYİD Yönetim Kurulu Üyeliği, Chaîne
des Rôtisseurs Türkiye Yönetim Kurulu
Gastronomiden Sorumlu Direktörlüğü ve
TÜROB Yönetim Kurulu Üyeliği görevlerinde
bulundu.
hotel restaurant
20 & hi-tech
antre
TTYD
23. Olağan
Mali Genel
Kurulu
gerçekleşti
TTYD’nin 23. Olağan Mali Genel
Kurulu’nda, turizm yatırımcılarının
sektörü büyütme hedefiyle birlik
içinde hareket etme ve yatırımları
sürdürme konusundaki güçlü
iradesi vurgulandı.
Türkiye Turizm Yatırımcıları Derneği
(TTYD) 23. Olağan Mali Genel Kurul
Toplantısı, 21 Mayıs 2026 Perşembe
günü Karaköy’deki Novotel İstanbul
Bosphorus’da, turizm sektörünün önde
gelen isimlerinden oluşan dernek üyeleri
ve sektör temsilcilerinin katılımıyla
gerçekleştirildi. Genel Kurulu yönetecek
Yüksek Danışma Kurulu Başkanlık Divanı
Üyesi Oktay Varlıer’in başkanlığında
Divan Kurulu seçimi ve yetki verilmesiyle
başlayan toplantıda TTYD Başkanı Oya
Narin, derneğin 2025 yılı faaliyetlerine
ilişkin bilgi verdi, turizmdeki küresel ve
ulusal gelişmelere değindi. Toplantıda,
Türkiye’nin dünya turizmindeki 5’inci
sıradaki güçlü konumunu daha da ileriye
taşımak isteyen turizm yatırımcıları, birlik
içinde çalışmaya ve yatırımlara devam etme
konusundaki kararlılıklarını vurguladı. TTYD
23. Olağan Mali Genel Kurulu’nda, Başkan
Oya Narin’in açıklamalarının ardından
gündem maddelerinin görüşülmesine
geçildi. Kararların oy birliği ile alındığı
Genel Kurul’un tamamlanmasının ardından
TTYD Yönetim Kurulu Üyeleri, Oya Narin
başkanlığında toplanarak, yeni başlayan
yaz sezonu ve sektörün geleceğine ilişkin
değerlendirmelerde bulundular.
15. Jimmy Key Universail
Yelken Yarışları Urla’da
düzenlendi
Ege’nin rüzgarında iki gün süren 15. Jimmy Key
Universail Yelken Yarışları, 31 tekne, 272 sporcu
ve 18 üniversitenin katılımıyla Urla açıklarında
tamamlandı.
25–26 Nisan’da Urla açıklarında düzenlenen
15. Jimmy Key Universail Yelken Yarışları,
18 üniversite, 31 tekne ve 272 sporcunun
katılımıyla iki gün boyunca Ege’nin değişken
rüzgârlarında gerçekleşti. Üniversite
takımları bu yıl birden fazla ekip ile temsil
edilirken toplamda 31 üniversite ekibi
parkura çıktı ve 24 takım ödül almaya hak
kazandı. Cumartesi iki, pazar bir yarış
olmak üzere toplam üç yarış koşulan
organizasyonda ekipler Taş Ada’dan Hekim
Adası’na uzanan parkurda hem rüzgârla
hem de stratejiyle mücadele etti. Anlık
kararlar, ekip uyumu ve deniz koşulları
sonuçları belirleyen en önemli unsurlar
oldu. Yaklaşık
50 kişilik kaptan
ve destek ekibi
de kara ve deniz
koordinasyonunu
sağlayarak
yarışların kesintisiz
ilerlemesine katkı
sundu. İstanbul
Bilgi Üniversitesi,
Dokuz Eylül
Üniversitesi, Yaşar
Üniversitesi, ODTÜ, Hacettepe, İTÜ ve İzmir
Ekonomi Üniversitesi gibi birçok güçlü ekip
organizasyonda yer aldı. Etkinlik, üniversiteli
yelkencilerin deneyim paylaştığı, doğayla
temas ettiği ve takım ruhunu geliştirdiği
geleneksel bir buluşma olarak öne çıktı.
Unilever Food Solutions’tan Her Mevsim Standart Domates Lezzeti
Knorr Professional Pratik
Domates Sosu
Unilever Food Solutions,
profesyonel mutfaklarda
domates sosu hazırlama sürecini
hızlandıran ve standartlaştıran
yeni ürünü Knorr Professional
Pratik Domates Sosu’nu
şeflerle buluşturdu. Domates
içeren reçetelere özel bir lezzet
çözümü olarak geliştirilen
ürün, 1 dakikada pratik hazırlık,
yıl boyunca standart lezzet ve
farklı reçetelere uyum sağlayan
yapısıyla profesyonel mutfaklara
yeni bir çözüm sunuyor.
Unilever Food Solutions, “Bugün
yanındayız, yarına hazırız” yaklaşımıyla
profesyonel mutfakların bugünkü
operasyonel ihtiyaçlarına yanıt verirken,
şefleri geleceğin menülerine de hazırlamayı
hedefliyor. Geleceğin Menüleri vizyonuyla
değişen tüketici beklentilerini, yeni trendleri
ve mutfak uygulamalarını şeflerle buluşturan
UFS, Knorr Professional Pratik Domates Sosu
ile bu yaklaşımı pratik bir ürün çözümüne
taşıyor. Yıl boyunca standart domates lezzeti
elde etmeyi destekleyen ürün, domates
sosu hazırlama sürecini kolaylaştırırken
şeflere farklı trendler ve reçeteler altında
kullanabilecekleri işlevsel bir alternatif
sunuyor.
Yıl boyunca standart domates lezzeti
Knorr Professional Pratik Domates Sosu’nun
750 gramlık tek paketi, 6 kg domatesten
elde ediliyor. Paket üstü tarif uygulandığında
bu tek paketten 6,6 kg yoğun domates sosu
hazırlanabiliyor; ürün ile kendi gramajının
yaklaşık 9 katı kadar sos elde ediliyor. Bitki
bazlı ve lif kaynağı olan Pratik Domates Sosu,
yıl boyunca standart domates lezzeti sunan
yapısıyla profesyonel mutfaklara pratik bir
çözüm sunuyor.
Paket üstü tarif uygulandığında 1 dakikada
kullanıma hazır hale gelen Pratik Domates
Sosu, şeflere domatesi seçme, yıkama,
kesme, çekirdek ayıklama, karıştırma ve uzun
pişirme gibi adımlarla uğraşmadan dengeli,
yoğun ve ideal domates sosu görüntüsü ve
kıvamına ulaşma imkanı tanıyor.
Profesyonel mutfakların pratik yardımcısı
Knorr Professional Pratik Domates Sosu,
farklı profesyonel mutfak segmentlerinin
ihtiyaçlarına yanıt veriyor. Kafe ve bistro
mutfaklarında ideal domates sosu görüntüsü
ve kıvamı ve kremalı yemeklerde ayrışmama
avantajı sunarken, her şey dahil otellerde
sıcak servis süreçlerinde lezzet standardını
korumaya yardımcı oluyor ve tutarlı sonuçlar
sağlıyor. Toplu yemek operasyonlarında ise
daha az ambalaj, kolay depolama, fırında
kullanıma uygunluk ve sulu yemeklerde yağ
ayrışmasını önleme gibi özellikleriyle öne
çıkıyor.
UFS, Knorr Professional Pratik Domates Sosu ile
profesyonel mutfaklara hız, verimlilik ve standart
lezzeti bir arada sunarak şeflerin hem bugünün
yoğun operasyonel ihtiyaçlarına yanıt vermesine
hem de geleceğin menülerine daha hazırlıklı
olmasına katkı sağlıyor.
Ürünle ilgili detaylı bilgi ve ilham veren
reçeteler için unileverfoodsolutions.com.tr’yi
ziyaret edin.
hotel restaurant
24 & hi-tech
gündem röportaj
Kaan Erbaşar: “Delta Hotels by Marriott Kağıthane’yi
Yeni Nesil Business Lifestyle Otelleri Arasında
Konumlandırıyoruz”
İstanbul turizmi yeniden yükselişe
geçerken, Kağıthane bölgesi de iş,
yaşam ve konaklama dünyasının
yeni merkezlerinden biri olarak
dikkat çekiyor. Artan business travel
hareketliliği, sağlık turizmi ve yeni
nesil “bleisure” trendiyle birlikte şehir
otelciliğinde dengeler değişirken
sürdürülebilir büyüme, deneyim odaklı
hizmet ve ulaşım avantajı artık çok daha
kritik hale geliyor.
İstanbul turizminin dönüşümünü,
Kağıthane’nin yükselen potansiyelini ve Delta
Hotels by Marriott Kağıthane’nin büyüme
stratejisini Otel Genel Müdürü Kaan Erbaşar
ile konuştuk.
Delta Hotels by Marriott Kağıthane’yi
İstanbul otelcilik sektöründe nasıl
konumlandırıyorsunuz? Otelin sunduğu
hizmet anlayışı, mimari yapısı, iş ve leisure
misafirlerine yönelik avantajlarıyla hangi
yönleriyle öne çıktığını anlatabilir misiniz?
Delta Hotels by Marriott Kağıthane, İstanbul’u
yeni nesil business lifestyle otelleri arasında
konumlandırıyoruz. Bugünün İstanbul’u
artık yalnızca tarihi turistik bir destinasyon
değil; aynı zamanda bölgesel ticaretin,
sağlık turizminin, teknoloji yatırımlarının ve
uluslararası etkinliklerin merkezi haline geldi.
Bu dönüşüm içerisinde Kağıthane, şehrin en
stratejik bölgelerinden biri olarak öne çıkıyor.
Otelimizin en önemli avantajlarından biri,
işlevselliği modern konforla birleştiren hizmet
anlayışıdır. Delta Hotels by Marriott Kağıthane,
126 odası, restoranı, barı, spa alanı, toplantı
odaları ve balo salonuyla, markasının
global yaklaşımı olan “simple made
perfect” anlayışını tam olarak temsil ederek
İstanbul’un dinamik yapısıyla buluşturuyor.
Özellikle iş seyahati yapan misafirler için hızlı
erişim, teknolojik altyapı, verimli çalışma
alanları ve operasyonel konfor büyük önem
taşıyor. Aynı zamanda leisure segmentinde
ise misafirlerimizin İstanbul’un merkezine
kolay ulaşım sağlayabilmesi ciddi bir avantaj
sunuyor.
Mimari açıdan baktığımızda, modern
şehir otelciliğine uygun, sade ama güçlü
bir tasarım ve sanatsever bir anlayış
sunuyoruz. İstanbul’un yoğun temposunda
misafirlerin hem verimli çalışabileceği hem
de dinlenebileceği bir atmosfer oluşturmayı
hedefliyoruz. Benim ve ekibimin en büyük
önceliği, sürdürülebilir misafir memnuniyeti
oluşturmak. Günümüzde rekabet yalnızca
fiziksel ürünle değil; servis kalitesi, ekip
kültürü ve misafir deneyimiyle şekilleniyor. Biz
de otelimizde bunu güçlü insan kaynağı, doğru
fiyatlama stratejisi ve uluslararası marka
standardıyla destekliyoruz.
Bu yılda İstanbul turizminin yeniden güçlü
bir ivme yakaladığı görülüyor. Artan yabancı
ziyaretçi ve geceleme sayıları doğrultusunda
şehrin mevcut turizm performansını nasıl
değerlendiriyorsunuz ve bu hareketlilik
Delta Hotels by Marriott Otel Genel Müdürü
Kaan Erbaşar
otelinize doluluk ve misafir profili açısından
nasıl yansıyor?
Bu yıla baktığımızda İstanbul turizminin
yeniden bir yükseliş ivmesi yakaladığını
görüyoruz. Yılın ilk üç ayında, Türkiye’nin
çevresindeki jeopolitik gelişmeler ve bölgesel
savaşların doğal olarak sektör üzerinde bir
baskı oluşturduğunu söylemek mümkün.
Özellikle uluslararası pazarlarda güven
algısı ve seyahat kararları bu süreçlerden
etkilenebiliyor. Ancak son iki ay içerisinde
İstanbul’da yeniden ciddi bir hareketlilik
başladı ve bunun doluluklara olumlu şekilde
yansıdığını görüyoruz.
İstanbul’un en önemli avantajlarından biri,
krizlere karşı yüksek adaptasyon gücüne
sahip bir şehir olmasıdır. Bu şehir geçmişte
de birçok global ve bölgesel dalgalanmadan
sonra çok hızlı toparlanmayı başardı. Bugün
de aynı dinamizmi yeniden görüyoruz.
Özellikle business travel, transit yolcu
hareketi, sağlık turizmi ve kısa dönem leisure
seyahatleri İstanbul’u canlı tutmaya devam
ediyor.
Diğer taraftan sektör açısından bazı
önemli zorluklar da mevcut. Otel fiyatları
hâlâ uluslararası rakip destinasyonlarla
kıyaslandığında görece düşük seviyelerde
kalırken, yiyecek-içecek başta olmak üzere
operasyonel maliyetlerde ciddi artışlar
yaşanıyor. Bu durum hem kârlılık yönetimini
zorlaştırıyor hem de Türkiye ve İstanbul’un
fiyat algısını uluslararası pazarlarda doğru
konumlandırmayı daha önemli hale getiriyor.
Özellikle günümüz misafiri artık yalnızca fiyat
değil; kalite, güvenlik, hizmet standardı ve
deneyim satın alıyor. Bu nedenle biz otelciler
için doğru dengeyi kurmak her zamankinden
daha kritik hale geldi. Benim uzun yıllardır
edindiğim sektör tecrübesi şunu gösteriyor:
Türkiye otelciliği kriz yönetimi konusunda
dünyanın en deneyimli destinasyonlarından
biri. Operasyonel esneklik, hızlı adaptasyon
ve misafirperverlik kültürü bizim en büyük
gücümüz.
İstanbul’un enerjisi, bağlantı gücü, kültürel
çeşitliliği ve uluslararası marka değeri
sayesinde önümüzdeki dönemde de
büyümesini sürdüreceğine inanıyorum.
Bizler de bu süreçte hizmet kalitesinden
ödün vermeden, doğru segmentasyonu
ve sürdürülebilir operasyon yönetimini
önceliklendirerek ilerliyoruz.
Otelinizin mevcut hedef pazarlarında hangi
ülkeler ve misafir segmentleri öne çıkıyor?
Özellikle Avrupa, Orta Doğu, CIS ülkeleri
veya MICE turizmi tarafında yeni açılmayı
planladığınız pazarlar bulunuyor mu?
Şu anda hedef pazarlarımız içerisinde Avrupa,
Körfez ülkeleri, CIS bölgesi ve iç pazar
oldukça güçlü şekilde öne çıkıyor. Özellikle
İtalya, Almanya, İngiltere, Rusya, Azerbaycan,
Kazakistan, Özbekistan pazarlarından ciddi
talep görüyoruz. İstanbul’un son yıllarda
global bir bağlantı merkezi haline gelmesi
business travel tarafını ciddi şekilde büyüttü.
Kağıthane’nin merkezi konumu sayesinde
finans, teknoloji, tekstil, sağlık ve üretim
sektörlerinden gelen kurumsal misafirleri
ağırlıyoruz.
MICE tarafında ise, İstanbul’un yeniden
yükselişe geçtiğini düşünüyorum. Uluslararası
organizasyonlar, şirket toplantıları ve bölgesel
etkinliklerde belirgin bir hareketlilik var.
Özellikle Avrupa’daki yüksek maliyetler
nedeniyle birçok organizasyon yeniden
İstanbul’u tercih etmeye başladı.
İş seyahati, sağlık turizmi ve uzun
konaklama trendleri hakkında neler
gözlemliyorsunuz?
Sağlık turizmi de Türkiye açısından stratejik
büyüme alanlarından biri olmaya devam
ediyor. İstanbul, kaliteli sağlık hizmetini
ulaşılabilir maliyetlerle sunabilen nadir
şehirlerden biri. Bu durum alınan tedavinin
cinsine göre uzun konaklama segmentini de
destekliyor. Konaklama süreleri 7-10 güne
kadar uzayabiliyor. Yeni dönemde dijital
göçebeler, hibrit çalışanlar ve “bleisure”
dediğimiz iş ve tatili birleştiren misafir profili
de büyüyor. Biz de ürün ve hizmet yapımızı bu
yeni beklentilere göre geliştiriyoruz.
Kağıthane bölgesi son dönemde İstanbul’un
yükselen iş ve yaşam merkezlerinden
biri haline geldi. Metro bağlantıları, yeni
ofis yatırımları ve merkezi lokasyon
avantajı otelinize nasıl yansıyor? Bölgenin
dönüşümünü turizm ve konaklama sektörü
açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sizin de belirttiğiniz gibi, Kağıthane son
yıllarda şehrin en hızlı dönüşen bölgelerinden
biri oldu. Özellikle iki metro hattının buradan
geçmesi Rams Park Galatasaray Stadı, yeni
ofis projeleri, AVM ve yaşam merkezleri
bölgeyi çok ciddi şekilde dönüştürdü. Bugünün
misafiri zaman yönetimine çok önem veriyor.
İstanbul gibi büyük bir şehirde ulaşım avantajı
artık lüks değil, temel bir tercih sebebi haline
geldi. Kağıthane’nin İstanbul Havalimanı’na
araçla yaklaşık 30 dakikalık mesafede
bulunması, özellikle business traveler ve
transit misafirler için büyük bir avantaj
sağlıyor. Ayrıca alternatif yol bağlantıları
sayesinde İstanbul Havalimanına şehir
trafiğinin yoğun olduğu saatlerde bile daha
esnek ve hızlı ulaşım imkânı sunabiliyoruz.
Levent-Maslak hattına, Şişli’ye, Taksim’e ve
Tarihi Yarımada‘ya olan erişim avantajı da
otelimize ciddi katkı sağlıyor.
Bunun yanında Kağıthane artık yalnızca
bir iş merkezi değil; aynı zamanda yeni
nesil markaların, teknoloji yatırımlarının ve
otomotiv sektörünün de önemli buluşma
noktalarından biri haline geldi. Son dönemde
global markaların bölgeye olan ilgisi bunu
net şekilde gösteriyor. Tesla başta olmak
üzere birçok premium otomotiv markasının
showroom ve operasyonlarının Kağıthane
çevresinde konumlanması bölgenin marka
değerini ciddi şekilde yükseltti.
“Araçların doğrudan balo salonuna inmesini
sağlayan özel bir altyapımız var”
Bizim açımızdan bu durum önemli bir
avantaj sağlıyor. Otelimizin en dikkat çekici
özelliklerinden biri, araçların doğrudan balo
salonuna kadar inmesini sağlayan özel araç
asansörü altyapısına sahip olması. Bu özellik
sayesinde otomobil lansmanları, marka
lansman toplantıları, showroom etkinlikleri
ve deneyim odaklı kurumsal organizasyonlar
için çok özel bir kullanım imkânı sunuyoruz.
İstanbul’da bu tarz operasyonel esnekliği
sağlayabilen otel sayısı oldukça sınırlı.
Özellikle otomotiv ve lüks marka etkinlikleri
açısından hem lokasyonumuz hem de teknik
altyapımız bizi güçlü bir alternatif haline
getiriyor. Aynı zamanda bölgedeki yeni
şirket yatırımları business travel talebini
sürekli canlı tutuyor. Önümüzdeki yıllarda
Kağıthane’nin yalnızca bir iş merkezi değil,
aynı zamanda yaşam ve konaklama merkezi
olarak daha da güçleneceğini düşünüyorum.
Turizm açısından baktığımızda ise, İstanbul’da
konaklama trendi artık sadece tarihi yarımada
odaklı ilerlemiyor. Misafirler merkezi ama
erişilebilir bölgeleri tercih ediyor. Kağıthane
de tam bu noktada güçlü bir alternatif
oluşturuyor.
2027 yılına dair beklentileriniz ve
hedefleriniz neler? Doluluk oranları,
ortalama konaklama süresi, yeni yatırım
planları, sürdürülebilirlik uygulamaları ve
misafir deneyimi tarafında nasıl bir büyüme
stratejisi öngörüyorsunuz?
2027 için beklentimiz, kontrollü ama
sürdürülebilir bir büyüme yönünde. Dünya
ekonomisindeki belirsizliklere rağmen
Türkiye’nin turizm potansiyelinin güçlü
şekilde devam edeceğine inanıyorum.
İstanbul’un uluslararası bağlantı gücü, genç
turizm altyapısı ve marka otel yatırımları
bunu destekliyor. Bizim önceliğimiz yalnızca
yüksek doluluk değil; doğru segmentasyonla
sürdürülebilir gelir yapısı oluşturmak.
Ortalama konaklama süresinin özellikle
sağlık turizmi, proje bazlı iş seyahatleri ve
uzun süreli konaklamalarla birlikte artacağını
öngörüyoruz.
Sürdürülebilirlik ise artık bir tercih değil,
zorunluluk. Enerji verimliliği, atık yönetimi,
dijitalleşme ve operasyonel optimizasyon
önümüzdeki dönemin en kritik başlıkları
olacak. Marriott’un global standartları
doğrultusunda çevresel sürdürülebilirlik ve
sosyal sorumluluk projelerine daha fazla
yatırım yapmayı hedefliyoruz.
Misafir deneyimi tarafında ise, teknoloji
ve insan dokusunun dengesi çok önemli.
Dijitalleşme operasyonel hız sağlıyor ancak
gerçek sadakati oluşturan unsur hâlâ samimi
hizmet anlayışı. Benim kariyerim boyunca
en çok önem verdiğim konu ekip gelişimi ve
servis kültürü oldu. Otelimizde ‘’Hanımefendi
ve beyefendiler, hanımefendi ve beyefendilere
servis ederler’.’ Çünkü mutlu aidiyeti olan
güçlü ekipler, mutlu ve güçlü misafir deneyimi
yaşatır. 2027 stratejimiz de tam olarak bu
yaklaşım üzerine kurulu olacak: operasyonel
verimlilik, sürdürülebilir büyüme, çalışan
bağlılığı ve uzun vadeli misafir sadakati.
hotel restaurant
26 & hi-tech
gündem
Wyndham
İlk Çeyrekte
Güçlü
Sonuçlar
Açıkladı
Wyndham Hotels &
Resorts'un global ağındaki
oda sayısı 2026 yılının ilk
çeyreğinde yüzde 4 arttı,
proje stokundaki otellerin
sayısı 2 bin 200 ile rekor
seviyeye ulaştı.
Wyndham Hotels & Resorts, 1 Ocak
2026 - 31 Mart 2026 dönemini
kapsayan birinci çeyrek sonuçlarını
açıkladı. Şirketin globaldeki oda sayısı,
2026 yılının ilk çeyreğinde bir önceki yılın
aynı dönemine göre yüzde 4 oranında
büyüme kaydederek 869 bin 300'e ulaştı.
Oda sayısındaki büyüme oranı ABD'de sabit
kalırken, Asya Pasifik bölgesinde yüzde 12,
oda başı gelirlerin yüksek olduğu EMEA ve
Latin Amerika bölgelerinde yüzde 9 olarak
gerçekleşti.
Wyndham'ın proje stokundaki oda sayısı ilk
çeyrekte 2025 yılının aynı dönemine göre
yüzde 3 büyüme kaydederek 259 binin üzerine
ulaşırken, geliştirme aşamasındaki otellerinin
sayısı bu dönemde 2 bin 200'in üzerine çıktı.
31 Mart 2026 tarihi itibarıyla Wyndham'ın
geliştirme aşamasındaki otellerinin yaklaşık
yüzde 70'ini orta ve üstü segmentteki tesisler,
yaklaşık yüzde 17'sini ise uzun konaklama
segmentindeki tesisler oluşturdu. Şirketin
proje stokundaki yeni inşaatların oranı
yaklaşık yüzde 77 seviyesindeyken, tesislerin
yaklaşık yüzde 35'inin temeli atılmış durumda.
Ballotti: “Yaz sezonuna artan bir iyimserlikle
yaklaşıyoruz”
Wyndham Hotels & Resorts Başkanı ve
CEO'su Geoff Ballotti, "İlk çeyrekte rekor
sayıya ulaşan açılışlarımız ve büyüyen proje
stokumuzla yıla güçlü bir başlangıç yaptık.
ABD'de ekonomi ve orta segmentlerde oda
başı gelirler beklenenden hızlı bir şekilde
toparlanırken, yaz sezonuna artan bir
iyimserlikle yaklaşıyoruz. Portföyümüze
yüksek kaliteli ve oda başına getirdiği lisans
geliri artan oteller ekleyerek, ek gelirlerimizi
artırarak ve sektöre öncülük eden teknoloji
platformumuzu daha da ayrıştıracak
yapay zeka yatırımları gerçekleştirerek,
franchise sahiplerimize, misafirlerimize ve
hissedarlarımıza uzun vadede sürdürülebilir
değer katma kabiliyetimize her zamankinden
daha çok güveniyoruz" dedi.
hotel restaurant
28 & hi-tech
gündem
TÜROB’den Konaklama Vergisi İndirimi
İçin Memnuniyet Mesajı
daha dengeli ve segment bazlı
kurgulanmasının sektörümüzün
sürdürülebilirliği ve istihdamın korunması
açısından kritik olduğuna inanıyoruz. Özellikle
şehir otelleri gibi farklı dinamiklere sahip
işletmeler için maliyet yapısını doğrudan
dengeleyen, daha adaletli çözümlerin ön plana
çıkarılması büyük önem taşımaktadır. Bugün
atılacak adımların, yalnızca mevcut süreci
yönetmekle kalmayıp Türkiye turizminin
önümüzdeki on yılını da şekillendireceğine;
istihdamın korunması ve işletmelerimizin
finansal sürdürülebilirliği açısından belirleyici
olacağına inanıyoruz.
Türkiye turizmi, küresel zorluklara rağmen ekonomik
açıdan stratejik önemini korumaya devam ederken, sektör
temsilcilerinden konaklama vergisi düzenlemesine ilişkin
destek ve teşekkür mesajları geldi. TÜROB, yapılan düzenlemeyi
sektörün mali dengesi ve sürdürülebilirliği açısından önemli bir
adım olarak değerlendirdi.
Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB) Başkanı
Müberra Eresin’in Konaklama Vergisi
düzenlemesiyle ilgili değerlendirmesi
şöyle:
“Turizm sektörümüz, küresel ölçekte yaşanan
tüm zorluklara rağmen Türkiye ekonomisinin
en stratejik alanlarından biri olmayı
sürdürmektedir.
Küresel jeopolitik gerilimlerin gölgesinde,
özellikle son dönemde Orta Doğu’da
yaşanan gelişmelerin etkilerini hep birlikte
hissediyoruz. Bu süreç yalnızca bölgesel
değil, küresel ölçekte ekonomik dengeleri
de ciddi şekilde etkilemektedir. Uluslararası
koşullardan kaynaklı olarak zorlu bir
dönemden geçtiğimiz bu süreçte, atılan her
yapıcı adım sektörümüz açısından ayrı bir
önem taşımaktadır.
Bu çerçevede, Kültür ve Turizm Bakanlığımız
tarafından hayata geçirilen 60 milyar TL’lik
Turizm Destek Paketini, sektörümüzün
finansal dayanıklılığını güçlendiren son
derece önemli ve vizyoner bir adım olarak
değerlendiriyoruz. Bu vesileyle, başta Sayın
Cumhurbaşkanımız ve Sayın Kültür ve Turizm
Bakanımız Mehmet Nuri Ersoy olmak üzere
emeği geçenlere sektörümüz adına teşekkür
ediyorum.
Bununla birlikte, destek mekanizmalarının
İşletmelerin maliyet yükünü hafifletecek
Diğer yandan, konaklama vergisinin yüzde
2’den yüzde 1’e indirilmesini TÜROB
olarak sektörümüz adına son derece
memnuniyetle karşılıyoruz. Bu düzenlemenin,
işletmelerimizin maliyet yükünü hafifleterek
istihdamın korunmasına katkı sağlayacağını
değerlendiriyoruz. Bu adım için başta Sayın
Cumhurbaşkanımız olmak üzere, Sayın
Kültür ve Turizm Bakanımıza teşekkürlerimi
sunuyorum.
Turizm, ülkemiz için stratejik bir sektördür ve
atılan bu adımların sürdürülebilir büyümeye
önemli katkı sağlayacağına inanıyoruz. Bu
düzenlemenin, özellikle maliyet baskısının
yüksek olduğu bu dönemde sektörümüze
sağlanan daha dengeli ve adaletli
desteklerden biri olduğunu düşünüyoruz.
Bununla birlikte, hayata geçirilmesini
beklediğimiz benzer düzenlemelerin
sektörümüze önemli bir moral ve
motivasyon sağlayacağına inanıyor; turizm
sektörüne yönelik ilave desteklerin de
önümüzdeki dönemde devreye alınmasını
bekliyoruz. Söz konusu desteklerin, turizm
hedeflerimize ulaşmamızda ve istihdamın
sürdürülebilirliğinin sağlanmasında önemli
katkı sunacağına inanıyoruz.
Verginin maktu olması gelecek
beklentimizdir
Önümüzdeki döneme ilişkin en önemli
beklentilerimizden biri ise, konaklama
vergisinin uluslararası örneklerde
olduğu gibi maktu hale getirilmesi ve
doğrudan konaklayan misafir tarafından
ödenebilmesinin sağlanmasıdır. Bu yönde
atılacak bir adımın, konaklama vergisi
yükünü işletmelerimizin üzerinden kaldırarak
sektörümüzün rekabet gücünü artıracağına
inanıyoruz.
Türkiye turizminin güçlü potansiyelini
sürdürülebilir kılmak adına, kamu ve özel
sektör iş birliğiyle atılacak her türlü yapıcı
adımın Türkiye Otelciler Birliği olarak yanında
olmaya devam edeceğiz.”
Yurt Dışına Çıkacaklar Dikkat,
Artık Vize de Yetmiyor!
Hevacir Turizm Seyahat Planlama Müdürü Sezai Şengül, yurt dışı seyahatlerinde vatandaşların
en sık yaptığı hatalara dikkat çekti. Şengül, sağlık sigortasından pasaport süresine, Schengen
kullanımından çocuk vizelerine kadar birçok konuda kritik uyarılarda bulundu.
Yurt dışına çıkacak vatandaşların en çok
göz ardı ettiği konuların başında seyahat
sağlık sigortası geliyor. Şengül, birçok
kişinin sigortayı yalnızca vize başvurusu
için gerekli bir evrak olarak gördüğünü
ancak Avrupa ülkelerinin bu konuya büyük
önem verdiğini belirtti. Özellikle Schengen
başvurularında sağlık sigortasının tarih
aralığının doğru düzenlenmesi gerektiğini
söyleyen Şengül, uzun süreli vize alan
kişilerin sonraki seyahatlerinde yeniden
sağlık sigortası yaptırmayı unuttuğunu ifade
etti. Şengül’e göre sınır polisleri, ülkeye giriş
sırasında sağlık sigortası, otel rezervasyonu,
dönüş bileti, nakit para, kredi kartı ve seyahat
amacı gibi bilgileri yeniden kontrol edebiliyor.
“Amerika uçuşlarında sorgulama Türkiye’de
başlıyor”
“Vizeyi almak her şeyin bittiği anlamına
gelmiyor” diyen Şengül, ülkeye girişte son
kararın sınır polisi tarafından verildiğini
vurguladı. Özellikle Amerika uçuşlarında
sorgulamanın Türkiye’deki havalimanında
başladığını belirten Şengül, yolcunun turist
olarak değil de ülkede kalma niyetiyle gittiği
düşünülürse uçağa alınmama veya ülkeye
girişinin reddedilme ihtimali bulunduğunu
söyledi.
Schengen vizelerinde de ilk giriş yapılacak
ülkeye dikkat edilmesi gerektiğini belirten
Şengül, örneğin Bulgaristan’dan alınan
bir vizeyle ilk girişin Almanya’ya yapılmak
istenmesi durumunda sınır polisinin yolcuya
soru yöneltebileceğini ifade etti. Pasaport
süresine de dikkat çeken Şengül, birçok
ülkenin pasaportta en az 6 ay geçerlilik
şartı aradığını hatırlattı. 10 yıllık pasaportun
bile son 6 ayına girilmişse seyahatte
sorun yaşanabileceğini söyledi. İngiltere
vizelerinde çocuklar için “accompanied” ve
“unaccompanied” ayrımının önemli olduğunu
belirten Şengül, “accompanied” vizede
çocuğun yalnızca belirtilen yetişkinle seyahat
edebileceğini, bu kişi olmadan İngiltere’ye
giriş yapamayacağını kaydetti.
Şengül ayrıca 7 yaşından küçük çocuklardan
yurt dışı çıkış harcı alınmadığını hatırlatarak,
yanlışlıkla ödeme yapan ailelerin dekontla
vergi dairesine başvurarak ücret iadesi
alabileceğini söyledi.
30
hotel restaurant
& hi-tech
gündem etkinlik
Prontotour Queen
Gemileriyle Bu Yıl
1600 Türk Misafir
Hedefliyor
Cunard Line’ın lüks gemisi Queen
Victoria, Türkiye GSA’sı Prontotour
tarafından Galataport İstanbul’da
düzenlenen özel organizasyonla
seyahat acentalarına tanıtıldı.
Geçen yıl yaklaşık 1000 Türk
yolcunun tercih ettiği Cunard
seferlerinde, bu yıl 1500-1600
yolcu hedeflenmesi dikkat çekti.
İngiltere merkezli cruise şirketi Cunard’ın
Türkiye temsilcisi Prontotour tarafından
11 Mayıs Pazartesi günü düzenlenen
organizasyonda, Queen Victoria’nın Akdeniz ve
Adriyatik rotaları, gemide sunulan hizmetler
ve 2025 sezonu planlamaları paylaşıldı.
Prontotour Cruise Müdürü Merve Başaran,
geminin özellikle sakin ve premium seyahat
deneyimi arayan misafirlere hitap ettiğini
belirterek şunları söyledi: “Alternatif
cruise gemileri çok fazla kalabalık. Queen
Victoria’nın lüks kategoride olmasının sebebi;
daha sakin, daha az kişiyle seyahat ve daha
lüks bir deneyim sunması. Yemek kalitesi ana
restoranda fine dining ayarında. Misafirlerimiz
hem tatil yapmak hem dinlenmek hem de yeni
bir destinasyon keşfetmek isterse gemimizi
tercih edebilir.”
2060 yolcu kapasitesiyle premium deneyim
2060 yolcu kapasiteli Queen Victoria’nın,
Cunard filosundaki dört “Queen” gemisinden
biri olduğunu belirten Başaran, filoda ayrıca
Queen Elizabeth, Queen Mary 2 ve Queen Anne
gemilerinin bulunduğunu ifade etti. Başaran,
“Queen gemilerimizin kapasitesi yaklaşık
3 bin kişilik segmentte değerlendiriliyor
ancak Queen Victoria özelinde 2060 yolcu
kapasitemiz var. Daha fazla kapasitede
olmamasının sebebi tamamen lüks deneyimi
korumak. Daha konforlu, daha sakin ve
premium bir seyahat sunuyoruz” dedi.
Fransa, İtalya ve Dalmaçya kıyıları dahil birçok
alternatif rotamız mevcut” diyen Başaran,
fiyatların kabin tipine göre 1149 eurodan
başlayıp 1699 euroya kadar çıktığını aktardı.
Geminin bu yıl ekim ayı başına kadar her hafta
İstanbul’a uğrayacağını belirten Başaran,
İstanbul rotasının ise sezon boyunca yalnızca
üç kez gerçekleşeceğini söyledi.
Gemide tam pansiyon konsept uygulandığını
ifade eden Başaran, “Açık alanlarda ve açık
büfede sunulan içecekler tamamen ücretsiz.
Geminin birçok alanında misafirlerimizin
ücretsiz yararlanabileceği su ve meşrubatlar
mevcut. Soft içecekler ve alkollü içecekler ise
ekstra olarak sunuluyor” dedi.
1600 Türk misafir hedefi
2025 yılında yaklaşık 1000 Türk yolcunun
Cunard gemileriyle seyahat ettiğini belirten
Başaran, “Bu yıl 1500-1600 civarında Türk
misafir ağırlamayı bekliyoruz” ifadelerini
kullandı. Cunard’ın yalnızca Akdeniz’de değil;
Baltıklar, Norveç fiyortları, Uzak Doğu ve
dünya cruise turlarında da faaliyet gösterdiğini
belirten Başaran, “Dört Queen gemimizle
birlikte birçok destinasyonda hizmet
veriyoruz” dedi.
Haber: Hatice Ünal Bilen
Akdeniz ve Adriyatik rotaları öne çıkıyor
Queen Victoria’nın yaz sezonu boyunca
Akdeniz ve Adriyatik kıyılarında sefer
yapacağını söyleyen Başaran, Türkiye çıkışlı
ilgide artış yaşandığını vurguladı. “Şu anda
gemimiz bütün yaz boyunca Akdeniz ve
Adriyatik kıyılarında seyahat ediyor. İspanya,
hotel restaurant
32 & hi-tech
gündem etkinlik
Costa Cruises, İstanbul
Çıkışlı Yunan Adaları
Sezonunu Galataport’ta Açtı
İtalyan cruise devi Costa, yaz
sezonunu Galataport’ta demirlediği
dev gemisinde özel bir resepsiyonla
kutladı, İstanbul çıkışlı yeni
programlarını tanıttı.
Costa Cruises, 2026 yaz sezonuna
İstanbul çıkışlı Yunan Adaları
programıyla güçlü bir başlangıç yaptı.
İtalyan kruvaziyer devi, sezon açılışını
İstanbul’da, Galataport’ta demirleyen
Costa Fortuna gemisinde düzenlediği özel
bir resepsiyonla kutladı. İstanbul’un tarihi
yarımadası, 102 bin ton ağırlığında ve
3.470 yolcu kapasiteli bu dev kruvaziyere
ev sahipliği yaparken, resepsiyona turizm
profesyonelleri ve medya olmak üzere
150’den fazla davetli katılım gösterdi.
Vassalo: ’’Avrupalı misafirlerimiz en çok
Türkiye’yi istiyor’’
Fortuna gemisinin 7 gece sürecek rotada
önce İzmir’e ve sırasıyla Mikonos, Santorini,
Atina ve Volos limanlarına uğrayarak
yeniden İstanbul'a döneceğini kaydeden
Costa Cruises Uluslararası Pazarlar
Direktörü Mirco Vassalo şunları söyledi:
‘’Galataport harika bir tesis. Dünyanın en
düzenli ve modern terminallerinden biri,
burada olmaktan son derece memnunuz.
Türkiye, cruise turizmi açısından büyük
potansiyel barındıran ve bizim için stratejik
öneme sahip bir pazar. Bu yaz 17 kez
İstanbul’a geleceğiz ve bu muhteşem şehri
ziyaret edeceğiz. Türkiye’yi seçmemizin
nedeni Avrupalı misafirlerimizin bunu talep
etmesidir. İstanbul en çok tercih edilen
destinasyonlardan biri ve Costa olarak
bu limanı ana destinasyonumuz olarak
tutmaya devam edeceğiz. Türkiye’nin de
içinde yer aldığı Akdeniz çanağının ve
cruise seyahatinin güvenli bir tatil olduğunu
belirtmek isterim.’’
Resepsiyonda ayrıca kruvaziyer
seyahatlerinin sunduğu yüksek konfor,
zengin gastronomi seçenekleri ve fiyatperformans
avantajı da öne çıkarıldı. Bunun
yanı sıra Costa Cruises’un deniz ve kara
deneyimlerini bir araya getiren ‘’Sea-Land’’,
zenginleştirilen gastronomi deneyimlerini
içeren “Night & Day” konseptleri de tanıtıldı.
Şirket ayrıca 2026 yaz sezonu operasyon
planlarıyla birlikte 2027 yılına dair yeni
gelişmeler hakkında da bilgi paylaştı.
İstanbul’dan hareketle keşif
Resepsiyonun ardından Costa Fortuna,
ilk Yunan Adaları seferi için Galataport
İstanbul’dan hareket etti. 7 gece sürecek
program kapsamında gemi önce İzmir’e
ardından Mikonos, Santorini, Atina ve
Volos limanlarına uğrayarak yeniden
İstanbul’a dönecek. Mayıs ayının sonundan
itibaren bu rotada İzmir ve Volos yerine
Girit ve Rodos destinasyonları eklenecek.
İstanbul’dan başlayıp yine İstanbul’da sona
eren bu program, misafirlere Ege’nin eşsiz
koylarını, tarihi zenginliklerini ve dünyaca
ünlü plajlarını keşfetme imkânı sunuyor.
Kişi başı 699 Euro’dan başlayan fiyatlarla
sunulan turlara tam pansiyon konaklama ve
transferler de dahil ediliyor. Costa Fortuna
gemisi bu Ege programı için yaz boyunca
her hafta İstanbul’a gelerek 17 sefer
gerçekleştirecek.
Kesinleşen diğer programları
Yaz 2026 - Doğu ve Batı Akdeniz, Kuzey
Avrupa: Batı Akdeniz rotasında Calanques
Ulusal Parkı’nda lavanta, biberiye ve
portakal çiçeği kokuları arasında bir
gün doğumu konserine tanıklık etmek;
Barselona Akvaryumu'nda 11 köpekbalığıyla
yüzmek üzere heyecan verici bir dalış
deneyimi yaşamak mümkün. Kuzey Avrupa
turu ise "Yedi Kardeş şelale geçidi" gibi
deniz destinasyonlarıyla zenginleştirilmiş
görkemli fiyortları içeriyor ve panoramik
deniz manzarası sunuyor. Kış 2027 - Batı
Akdeniz, Karayipler ve Kanarya Adaları:
Costa Pacifica Kanarya Adaları’nda Tenerife,
Lanzarote, Gran Canaria ve Fuerteventura
takım adalarını keşif ve volkanik
manzaralar, siyah kumlu plajlar, canlı
kasabalar ve kendine özgü yerel kültürün bir
karışımını sunuyor.
Valeria
@rinartporcelain
info@rinart.com.tr
34
hotel restaurant
& hi-tech
verilerle turizm
2026 Turizminde
Dengeli Büyüme mi,
Kırılgan İlerleyiş mi?
Turizm Databank’tan Ekonomist Erol
Karabulut’un derlediği verilere göre,
2026 yılı turizminde hem küresel hem
de Türkiye özelinde dengeli ama kırılgan bir
görünüm dikkat çekiyor. Ziyaretçi sayıları,
gelirler ve pazar paylarındaki değişimler
sektörün farklı alanlarda eş zamanlı bir
hareketlilik içinde olduğunu ortaya koyuyor.
İstanbul kongre turizminde yükseliyor
ICCA’nın 2025 verilerine göre dünya
genelinde en çok uluslararası kongreye
ev sahipliği yapan şehir Lizbon olurken,
İstanbul yükselişini sürdürdü. İstanbul, 95
kongre ile 18’inci sırada yer alarak geçen
yıla göre konumunu güçlendirdi. Şehir, bir
önceki yıl 86 kongre ile 20’nci sıradaydı. Bu
yükseliş, İstanbul’un kongre turizminde
istikrarlı bir büyüme eğilimi yakaladığını
gösteriyor.
İngiltere pazarında Türkiye’nin payı sabit
2026 Ocak–Mart döneminde İngiltere’den
yurt dışına yapılan seyahatler yüzde 2,3
artarak 52,4 milyona ulaştı. Türkiye, Akdeniz
pazarında yüzde 2,58 pay ile 4’üncü sıradaki
yerini korudu. Geçen yıl bu oran yüzde 2,54
seviyesindeydi. Veriler, Türkiye’nin İngiltere
pazarında istikrarlı bir konumda ilerlediğini
ortaya koyuyor.
Otel gelirlerinde reel gerileme
2026 Ocak–Nisan döneminde otellerin
toplam cirosu 3,88 milyar dolara yükseldi.
Nominal olarak yüzde 44’lük artış görülse
de enflasyon etkisi dikkate alındığında reel
bazda yüzde 8,4’lük bir düşüş yaşandığı
hesaplanıyor. Sektörde maliyet baskısı ve
fiyat dengesi tartışmaları öne çıkıyor.
TGA’nın kaynakları 85 milyon dolara
yaklaştı
Turizm Geliştirme Ajansı’nın (TGA) 2026
Ocak–Nisan dönemindeki toplam kaynağı
84,9 milyon dolara ulaştı. Turizm payı yüzde
11 artışla 32,6 milyon dolara çıkarken,
Hazine destekleri yüzde 77 artarak 53
milyon dolara yükseldi. Böylece TGA’nın
toplam kaynak hacminde yüzde 44’lük artış
kaydedildi.
Turizmde istihdam 1,38 milyona ulaştı
TÜİK verilerine göre turizm sektöründe
ortalama ücretli çalışan sayısı 1,38 milyona
yükseldi. Mart 2026 itibarıyla yıllık bazda
yüzde 4,7’lik artış kaydedildi. Alt sektörlerde
otel ve acentelerde düşüş görülürken,
yiyecek-içecek ve havayolu alanlarında
istihdam artışı dikkat çekti.
Geceleme arttı, doluluk yerinde saydı
2026 Ocak–Mart döneminde işletme belgeli
ve basit otellerde toplam geceleme yüzde
34 artışla 34 milyonun üzerine çıktı. Buna
karşın doluluk oranı yüzde 26,8 seviyesinde
kalarak sınırlı bir artış gösterdi. Bu durum,
talep artışına rağmen kapasite kullanımında
dengeli bir seyir olduğunu ortaya koyuyor.
İspanya turizmde gücünü artırıyor
İspanya’ya gelen ziyaretçi sayısı 2026
Ocak–Mart döneminde yüzde 2,6 artarak
17,5 milyona ulaştı. Turizm geliri ise yüzde
6,4 artışla 25 milyar euroya yükseldi.
Ülke, Avrupa’da en çok ziyaret edilen
destinasyonlardan biri olurken kişi başı
harcamalarda da üst sıralarda yer aldı.
Avrupa’da 2026 yazında Türkiye 8. sırada
Avrupa Seyahat Komisyonu verilerine
göre Avrupalıların seyahat eğilimleri 2026
yazında artış gösteriyor. En çok tercih edilen
destinasyonlar sırasıyla İspanya, İtalya,
Fransa, Yunanistan ve Portekiz olurken
Türkiye 8’inci sırada yer aldı. Güney Avrupa
ve Akdeniz hattı ise en güçlü talep bölgesi
olmaya devam ediyor.
Turizmde büyüme sürüyor, denge arayışı
derinleşiyor
2026 yılı turizm verileri genel olarak
değerlendirildiğinde, sektörün hem
küresel ölçekte hem de Türkiye özelinde
dengeli ancak kırılgan bir yapıda ilerlediği
görülüyor. Ziyaretçi sayıları ve bazı
göstergelerde artışlar kaydedilirken, gelir
ve verimlilik tarafında enflasyon etkisi
ve bölgesel farklılıklar dikkat çekiyor.
İstanbul’un kongre ve ziyaretçi trafiğinde
istikrarlı yükselişi öne çıkarken, Türkiye’nin
bazı pazarlarda konumunu koruduğu, bazı
alanlarda ise sınırlı dalgalanmalar yaşadığı
izleniyor. Avrupa’da destinasyon rekabeti
güçlenirken, Akdeniz hattı turizm talebinin
merkezinde yer almaya devam ediyor. Genel
tablo, sektörün büyümesini sürdürdüğünü
ancak daha dengeli ve sürdürülebilir bir
yapıya ihtiyaç duyduğunu ortaya koyuyor.
İstanbul yükseldi
ICCA’nın 2025 yılı verilerine göre, dünya
çapında en çok uluslararası kongreye ev
sahipliği yapan şehirler sıralamasında
Lizbon, Viyana’yı geride bırakarak birinci
sıraya yükselirken İstanbul 95 kongre ile
18.’inci sırada yer aldı. geçen yıl 86 kongre
ile 20.’inci idi.
İngiltere’de payımız sabit
Turizm Databank’ın İngiltere Sivil Havacılık
Otoritesi verilerinden yaptığı analize
göre, 2026 yılı Ocak-Mart döneminde,
İngiltere’den havayolu ile yurtdışına yapılan
seyahatler %2,3 artış göstererek 52,4
milyonu geçti. Türkiye pazardan aldığı %2,58
payla Akdeniz’de 4. sırada iken geçen yıl
payı 2,54 idi.
Oteller cirosu düştü
Turizmdatabank’ın Hazine’den derlediği
verilere göre, 2026 yılı Ocak-Nisan
döneminde, otellerin (konaklamada vergiye
tabi olan kayıtlı) cirosu TL bazında %44
artışla yaklaşık 3,88 milyar Dolara yükseldi.
Ancak, geçen yıldan bu yana enflasyon
şişmesi düşülünce, cirolar TL bazında %8,4
düşerek 4,24 milyar Dolardan 3,88 milyar
Dolara düştü.
TGA’ya 85 milyon dolar
Turizm Geliştirme Ajansı TGA’nın, turizm
sektöründen aldığı Turizm Payı miktarı 2026
yılı Ocak-Nisan döneminde %11 artarak 32,6
milyon Dolara çıktı. Diğer yandan TGA’nın
Hazine’den (KTB’den aldığı) devlet yardımı
bu dönemde %77 artarak 53 milyon Dolara
çıktı. Toplamda TGA’nın topladığı kaynak
%44 artarak yaklaşık 84,9 milyon Dolara
yükseldi.
Çalışan sayısı 1,38 milyon
Turizm Databank’ın TÜİK verilerinden
yaptığı analize göre, 2026 yılı Mart’ta
Türkiye turizminde ortalama ücretli çalışan
sayısı %4,7 yükselişle 1,38 milyona çıktı.
Bu dönemde yıllık istihdam; otellerde
%3,4 düşerken acentelerde 2,0 azaldı.
F&B alanında da %8,2 artan istihdam
havayollarında %5,2 yükseldi.
Gece arttı doluluk sabit
Turizm Databank’ın Kültür ve Turizm
Bakanlığı konaklama istatistiklerinden
derlediği verilere göre, 2026 Ocak-Mart
döneminde Türkiye’deki işletme belgeli
ve basit otellerde toplam geceleme %34
dolayında artarak 34 milyonu geçerken
doluluklar çoz az artışla %26,8 dolayında
kaldı
Geliri macera turizmi artıracak
Macera turizminin küresel olarak 1,1 trilyon
Dolarlık bir pazar hacmi oluşturduğunu
savunan araştırmaya göre, gezginler artık
sadece ekstrem sporlarla ilgili değiller;
kültürel deneyim, sağlık ve kuşaklar arası
bağlantı da arıyorlar. Ve Türkiye öne çıkıyor.
İspanya 3 ayda artıda
Avrupa Seyahat Komisyonu (ETC),
seyahatçilerin tutumlarını ve gelecek
beklentilerini araştıran yeni bir araştırma
yayınladı. Turizm Databank’ın İspanya
Ulusal İstatistik Enstitüsü’nden (INE
derlediği verilere göre, İspanya’ya gelen
günübirlikçi dahil ziyaretçi sayısı 2026 yılı
Ocak-Mart döneminde %1 artarak 26,6
milyona çıktı. Gelen turist sayısı ise %2,6
artarak 17,5 milyon oldu, günübirlikçi sayısı
%2 düştü. Turizm geliri de %6,4 dolayında
artarak 25,0 milyar Avro oldu.
Yaz 2026 eğilimleri ne?
Avrupa Seyahat Komisyonunun 6 bin kişi
ile yaptığı “Avrupa İçi Seyahatlere İlişkin
Duyarlılığın İzlenmesi” raporuna göre, 2026
yazında, Avrupalıların Avrupa içinde ve
dışında seyahat tercihleri artacak. Güney ve
Akdeniz Avrupası, ilkbahar ve yaz tatilleri
için en popüler tercih olma konumunu
sağlamlaştırırken Türkiye tercihi 8.’inci
sırada. İlk sıraları; İspanya, İtalya, Fransa,
Yunanistan ve Portekiz alıyor. İspanya ve
İtalya yükselişte.
hotel restaurant
36 & hi-tech
gündem
Bakan Ersoy Turizmde İlk Çeyrek
Rakamlarını Açıkladı
Türkiye’nin turizm gelirleri 2026 yılının Ocak–Mart dönemini kapsayan ilk çeyreğinde geçen yılın aynı
dönemine göre %4,2 artarak 9 Milyar 896 Milyon 456 Bin Dolara yükseldi.
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri
Ersoy, turizmde 2026 yılının ilk çeyreğine
ilişkin verileri ve önümüzdeki döneme
ilişkin yol haritasını İstanbul Atatürk Kültür
Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında
kamuoyuyla paylaştı. Küresel gelişmelerin
sektöre etkilerine değinen Bakan Ersoy,
Türkiye'nin zorlu uluslararası koşullara
rağmen turizmde güçlü bir başlangıç yaptığını
belirtti.
“Dünyanın önde gelen destinasyonları
benzer etkilerle karşı karşıya”
Küresel gelişmelerin turizm üzerindeki
etkilerine dikkat çeken Ersoy, içinde
bulunulan dönemin yalnızca Türkiye'ye özgü
olmadığını, dünyanın önde gelen turizm
destinasyonlarının da benzer dalgalanmalarla
karşı karşıya kaldığını ifade etti. Bölgesel
gerilimler, jeopolitik gelişmeler ve
uluslararası seyahat hareketliliğinde yaşanan
dalgalanmaların sektörü doğrudan etkilediğini
belirten Ersoy, Türkiye'nin de bu sürecin
dışında olmadığına işaret etti.
“İlk çeyrekte artı yönlü başladık”
Turizmde 2026 yılının ilk çeyreğine ilişkin
değerlendirmesinde Ersoy, elde edilen
verilerin tüm küresel zorluklara rağmen
turizmde yılın artı yönlü başladığını
gösterdiğini belirtti. Bu tablonun tesadüfi
olmadığını vurgulayan Ersoy, sürecin planlı,
koordineli ve sahada aktif şekilde yürütülen
bir sürecin sonucu olduğunu kaydetti.
Bakan Ersoy'un basın toplantısında paylaştığı
sunuma göre ziyaretçi sayıları yılın ilk üç
ayında dalgalı bir seyir izledi. Ocak 2025'te
ziyaretçi sayısı 2 milyon 950 bin iken Ocak
2026'da 3 milyon 131 bine yükseldi ve yüzde
6,1 artış kaydedildi. Şubat ayında Ramazan
ayının etkisiyle 2 milyon 899 binden 2 milyon
848 bine gerileyerek yüzde 1,7 düşüş yaşandı.
Mart ayında ise savaş etkisine rağmen 2
milyon 995 binden 3 milyon 240 bine çıkarak
yüzde 8,2 artış gerçekleşti. Böylece ilk üç
ay toplamında ziyaretçi sayısı 8 milyon 844
binden 9 milyon 219 bine yükselirken yüzde
4,2'lik artış kaydedildi.
Sunumda ayrıca, aynı dönemde ziyaretçi
sayılarındaki değişimde Ramazan ayının 10
gün öne gelmesinin şubat ayına olumsuz,
mart ayına olumlu etkide bulunduğu; İran-
İsrail-ABD savaşı kaynaklı gelişmelerin
ise özellikle mart ayında bölge pazarlarını
etkilediği belirtildi.
Turizmde İlk 4 Ay Zayıflarken
İstanbul İstikrarını Sürdürdü
Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerine göre 2026 yılının
ilk dört ayında Türkiye’ye gelen yabancı ziyaretçi sayısı
geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,08 azalarak 10
milyon 369 bin 762 olarak kaydedildi. Düşüşe rağmen
en çok turist ağırlayan şehir yine İstanbul oldu.
967 ziyaretçiyle Muğla ve yüzde 3,03 ile 107
bin 12 ziyaretçiyle Artvin takip etti.
Ocak-Nisan’da düşüş
2026 yılı Ocak-Nisan dönemine bakıldığında
Türkiye’ye gelen yabancı ziyaretçi sayısının
geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,08
azalarak 10 milyon 369 bin 762 olduğu
bildirildi.
Kültür ve Turizm Bakanlığı, Emniyet
Genel Müdürlüğü’nden alınan geçici
verilere dayanarak 2026 yılı Nisan ayı
yabancı ziyaretçi istatistiklerini yayımladı.
Verilere göre nisan ayında Türkiye’ye gelen
yabancı ziyaretçi sayısı geçen yılın aynı ayına
kıyasla yüzde 9,44 azalarak 3 milyon 532 bin
505 olarak kaydedildi.
İstanbul ilk sırada
Nisan ayında yabancı ziyaretçilerin en fazla
giriş yaptığı iller sıralamasında İstanbul ilk
sırada yer aldı. İstanbul yüzde 41,72 pay
ile 1 milyon 473 bin 718 ziyaretçi ağırladı.
İstanbul’u yüzde 25,99 ile 918 bin 164
ziyaretçiyle Antalya, yüzde 9,34 ile 330 bin
25 ziyaretçiyle Edirne, yüzde 4,59 ile 161 bin
En fazla ziyaretçi ağırlayan il
Ocak-nisan döneminde en fazla ziyaretçi
ağırlayan il İstanbul oldu. İstanbul, yüzde
51,47 pay ile 5 milyon 337 bin 365 ziyaretçiye
ev sahipliği yaptı. İstanbul’u yüzde 15,69
ile 1 milyon 626 bin 881 ziyaretçiyle
Antalya, yüzde 10,29 ile 1 milyon 67 bin 150
ziyaretçiyle Edirne, yüzde 3,86 ile 399 bin
944 ziyaretçiyle Artvin ve yüzde 2,43 ile 252
bin 68 ziyaretçiyle İzmir izledi.
38
hotel restaurant
& hi-tech
verilerle turizm
Türkiye 1.500 Gemiyle
Kruvaziyer Turizminde Güçlü Bir
Sezon Geçirecek
Kruvaziyer turizminde Türkiye, 2026’da güçlü bir rekor yılına hazırlanıyor.
1.500’ün üzerinde gemi ve 2.3 milyon yolcu hedeflenirken, yalnızca
yeme-içme ve alışverişten 2.5 milyar dolarlık gelir beklenmesi, sektörün
Akdeniz’deki konumunu daha da güçlendiriyor.
Turizmde en büyük gelir getiren grupta
yer alan kruvaziyer turisti bu yıl rekor
kıracak. Ulaştırma Bakanlığı Denizcilik
Ticaret Genel Müdürlüğü verilerine göre,
2013'te bin 530 gemi ve 2 milyon 259
bin turistle en yüksek rakamına ulaşan
sektör, bu yılı yeni bir rekorla kapatacak.
Mart 2026'da 41 bin 39 kişi ile son 16 yılın
en yüksek seviyesine çıkan kruvaziyer
sektörünün 2026 sonunu bin 500'ün
üzerinde gemi ve 2.3 milyon kruvaziyer turist
sayısıyla kapatması öngörülüyor. Kruvaziyer
turizminde altın yıl olarak görülen 2013'ü
de geride bırakacak olan 2026, kruvaziyer
turizminin yeni altın yılı olacak.
2.5 milyar dolar gelir
Yanaştıkları limanda kısa süreli de olsa
bölgeyi gezen kruvaziyer turistleri gerek
yeme-içme gerekse yaptıkları alışverişle
esnafın yüzünü güldürüyor. Bir kruvaziyer
turistinin yeme-içme ve alışverişe
ortalama 1.000-1.500 Dolar arası harcama
yaptığına dikkat çeken sektör temsilcileri,
bu yıl sadece kruvaziyer turistinin
harcamalarından 2.5 milyar dolarlık gelir
öngörüyor.
Globalin üzerinde büyüme
TÜRSAB Başkan Yardımcısı Davut Günaydın,
2025 yılında dünya genelindeki kruvaziyer
yolcu sayısı bir önceki yıla göre yüzde 7.5
oranında artarak 37.2 milyona ulaştığını
anlattı. Günaydın, "2026 yılında dünya
genelindeki kruvaziyer yolcu sayısında
yüzde 3-5 aralığında büyüme gerçekleşmesi
ve toplam sayının 38 milyona ulaşması
bekleniyor" dedi.
Türkiye'nin 2025'te 2 milyon 138 bin
kruvaziyer turisti ağırladığını anlatan
Günaydın, "2026 yılı sonunda Türkiye'nin
kruvaziyer turizmde global ölçekteki
büyümenin de üzerinde yüzde 10'lara
yaklaşan bir büyüme yakalamasını
öngörüyoruz. 2026 yılı sonunda 1.500
kruvaziyer gemisi ve 2.3 milyon civarında
yolcu sayısına ulaşmayı hedefliyoruz. Eğer
bu rakama ulaşırsak 2026 altın yılımız olur"
ifadelerini kullandı.
Hantavirüs etkilemedi
Bir kruvaziyer gemisinde yaşanan
hantavirüs olayının sektöre etkilerine
ilişkin soruları da yanıtlayan Günaydın,
şunları anlattı: "Hantavirüs olayının sektöre
potansiyel etkisine ilişkin küresel rapor
ve değerlendirmelerde, özellikle tatil
amaçlı kruvaziyer seferlerinin durumdan
genel anlamda olumsuz etkilenmesi
beklenmiyor. Mevcut rezervasyon
eğilimleri de bu değerlendirmeyi destekler
nitelikte seyrediyor. Hantavirüs kaynaklı
olumsuz algının daha çok son derece
sınırlı bir kesime hitap eden keşif ve
kutup kruvaziyerleri gibi segmentlerde
hissedilebileceği ifade edilebilir."
5 milyon kişi hayal değil
Kruvaziyer turizmindeki gelişimin mevcut
seviyenin çok daha üzerine çıkabileceğini
anlatan TÜRSAB Başkan Yardımcısı Davut
Günaydın, bunun için kruvaziyer şirketlerinin
sefer sayılarını artıracak şekilde
düzenlemeler gerektiğini kaydetti. Günaydın,
şunları anlattı: "Gemiler çok yüksek yapıya
sahip oldukları için Çanakkale Köprüsü'nün
altından geçerken bir ücret alınıyor.
Galataport'ta da Boğaz sınırının içinde
kaldığı için giriş ücreti ödüyorlar. Bu tarz
ücretlerin alınmaması noktasında Ulaştırma
ve Altyapı Bakanlığı'mıza başvurularımızı
önceki yıllarda gerçekleştirmiştik. Bu
ücretler alınmazsa İstanbul kruvaziyer
şirketleri için daha cazip hale gelebilir
ve gelen gemi ve yolcu sayısını çok daha
yüksek seviyelere çıkartabiliriz. Yunanistan
2025 yılında 5.3 milyon kruvaziyer yolcusu
ağırladı. Gerekli düzenlemeler yapılırsa biz
de ülke olarak 5 milyonu çok rahat yakalar
hatta aşarız. Bu rakamlar bizim için hayal
değil."
Kuşadası 1 milyonu aşacak global
Ports Holding Doğu Akdeniz Limanları
Direktörü Aziz Güngör, Sabah'ın aktardığına
göre, "2026 ve 2027 yılı için önemli ölçüde
artan gemi turu rezervasyonları dikkate
aldığımızda gemilerin doluluk oranlarında
yeni rekorlar göreceğiz' dedi. Kuşadası'nın
kruvaziyer gemilerinin uğrak limanlarından
biri olduğuna dikkat çeken Güngör,
'Geçtiğimiz yıl 617 kruvaziyer seferi ile
995 binden fazla kruvaziyer yolcusuna
ev sahipliği yaparak Türkiye'nin lider
limanı olma unvanını sürdüren Ege Port
Kuşadası'nda bu yıl 1 milyon yolcuyu aşmayı
hedefliyoruz" diye konuştu.
Geçen yıl Bodrum Cruise Port Limanı'nda
116 kruvaziyer gemisi ve 138 bin 149 yolcu
ağırladıklarını anlatan Güngör, "Global Ports
Holding'in küresel ağı sayesinde ülkemiz
limanlarına daha fazla gemi ve yolcu
çekmek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz.
Ülkemizin kruvaziyer sektöründe çekim
merkezi haline gelmesi için çalışıyoruz"
ifadelerini kullandı.
Türkiye'ye ilgi artıyor
Royal Caribbean Group Türkiye Müdürü
Alper Taşkıranlar, 2026 sezonunda
kruvaziyer sektöründe hem global ölçekte
hem de Türkiye özelinde güçlü bir talep
olduğunu söyledi. Taşkıranlar, "Pandemi
sonrası başlayan ivmenin artık kalıcı bir
büyüme dönemine dönüştüğünü görüyoruz.
Özellikle Akdeniz ve Türkiye kültür,
gastronomi, tarih ve premium deneyim
arayan misafirler açısından yeniden
dünyanın en güçlü cruise destinasyonları
arasında yer alıyor. Türkiye özelinde ise
İstanbul, Kuşadası ve Bodrum'un yeniden
ana cruise rotalarına güçlü şekilde dahil
olması sektöre önemli katkı sağlıyor.
Türkiye artık yalnızca transit bir uğrak
noktası değil, stratejik bir cruise pazarı
haline geliyor" dedi.
Royal Caribbean International, Celebrity
Cruises, Silversea Cruises, Azamara Cruises
ve AROYA Cruises markalarına ait gemilerle
geçen yıl Türkiye limanlarına toplam 235
sefer gerçekleştirerek yaklaşık 850 bin
yolcu taşıdıklarını anlatan Taşkıranlar,
"2026 sezonunda ise Türkiye'ye olan ilginin
daha da arttığını görüyoruz. Temsil ettiğimzi
markaların Türkiye operasyonlarında artan
kapasite ve güçlü talep doğrultusunda
toplam yolcu sayısının 1 milyon seviyesine
ulaşmasını hedefliyoruz. Özellikle premium
ve luxury segmentte erken rezervasyon
oranları oldukça güçlü seyrediyor" şeklinde
konuştu. (Sabah Gazetesi)
40
hotel restaurant
& hi-tech
verilerle turizm
Türkiye’nin Mavi Bayraklı Plaj
Sayısı 580’e Yükseldi
Türkiye, Mavi Bayrak’ta
dünya 3’üncülüğünü
bir kez daha koruyarak
sürdürülebilir turizmdeki
küresel gücünü tescilledi.
580 plaj, 30 marina,
18 turizm teknesi ve
26 bireysel yatın ödül
aldığı 2026 listesinde;
Bakanlığın ücretsiz
girişli halk plajları da
büyüyen yatırımlar ve yeni
adreslerle dikkat çekti.
Türkiye, sürdürülebilir turizm ve
çevre odaklı kıyı yönetimindeki
istikrarlı yükselişini 2026 Mavi Bayrak
sonuçlarıyla bir kez daha dünyaya gösterdi.
Mavi Bayrak’ta dünya 3’üncülüğünü koruyan
Türkiye; büyüyen plaj ağı, uluslararası
standartlardaki halk plajları ve yeni
yatırımlarla Akdeniz’deki “mavi rekabetin”
en güçlü ülkeleri arasındaki yerini daha
da sağlamlaştırdı. Uluslararası Çevre
Eğitim Vakfı-FEE tarafından açıklanan 2026
yılı Mavi Bayrak ödüllerine göre Türkiye
genelinde Mavi Bayrak dalgalanan plaj
sayısı 577’den 580’e yükseldi. Türkiye, plaj
kategorisinde İspanya ve Yunanistan’ın
ardından bir kez daha dünyanın en başarılı
üçüncü ülkesi oldu.
Türkiye Çevre Eğitim Vakfı (TÜRÇEV)
tarafından İzmir Foça’da kamuoyuyla
paylaşılan sonuçları değerlendiren Kültür
ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy,
Türkiye’nin Mavi Bayrak haritasını yeni halk
plajlarıyla genişletmeye devam ettiklerini
vurguladı. Türkiye sahillerinin artık bir
dünya markası haline geldiğini belirten
Ersoy, Bodrum Türkbükü Ücretsiz Girişli
Halk Plajı’nda da bu yıl ilk kez Mavi Bayrak
dalgalanacağını ifade etti.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği
Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı gibi paydaş
kurumlara teşekkür eden Bakan Ersoy,
sosyal medya paylaşımında şu ifadeleri
kullandı: “Sahillerimiz artık dünya markası.
Mavi Bayrak’ta dünya 3’üncülüğümüzü bir
kez daha koruduk. 2026 yılında 580 plaj, 30
marina, 18 turizm teknesi ve 26 bireysel yat
Mavi Bayrak almaya hak kazandı. Böylece
Türkiye; çevre standartları, güvenli turizm
altyapısı ve sürdürülebilir kıyı yönetimindeki
güçlü konumunu uluslararası ölçekte bir
kez daha tescilledi. Akdeniz'deki mavi
rekabette güçlü yükselişimizi sürdürürken
ücretsiz girişli halk plajlarımızı da
uluslararası standartlarla büyütmeye devam
ediyoruz. Bu yıl Bodrum Türkbükü Halk
Plajımız da Mavi Bayraklı halk plajlarımız
arasına katıldı. Yeni halk plajı projelerimizle
Türkiye’nin Mavi Bayrak haritasını daha da
genişleteceğiz. Bu başarıda emeği bulunan
TÜRÇEV başta olmak üzere tüm paydaş
kurumlarımıza, yerel yönetimlerimize ve
turizm sektörümüze teşekkür ediyorum.”
Yeni halk plajları mavi büyümeye güç
katıyor
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri
Ersoy’un daha önce kamuoyuyla paylaştığı
yeni halk plajı projeleri de Türkiye’nin
“mavi” büyüme vizyonunun önemli adımları
arasında yer alıyor. Bakan Ersoy; Bitlis
Adilcevaz, Sinop İnceburun ve Samsun
Yakakent’te çalışmaları süren yeni ücretsiz
girişli halk plajlarıyla birlikte Bakanlığın 5
yıldız konseptiyle hayata geçirdiği halk plajı
sayısının 2026 sonunda 23’e yükselmesinin
hedeflendiğini kamuoyuna duyurmuştu.
Ersoy, vatandaşların ücretsiz şekilde
faydalandığı halk plajlarında çevre yönetimi,
güvenlik, temizlik ve hizmet kalitesini
uluslararası standartlarda büyütmeye
devam edeceklerini vurgulamıştı.
Bu vizyon doğrultusunda hayata geçirilen
ücretsiz girişli halk plajları, 2026 Mavi
Bayrak listesinde de öne çıkan başlıklardan
biri oldu. Antalya’da Sorgun, Ilıca, Belek,
Kadriye, Lara 1, Lara 2, Beldibi Bahçecik,
Çifteçeşmeler, Çamyuva ve Tekirova halk
plajları; Muğla’da ise Marmaris Halk
Plajı, Bodrum İçmeler Halk Plajı ve bu yıl
ilk kez listeye giren Türkbükü Halk Plajı
Mavi Bayrak almaya hak kazandı. Böylece
Bakanlığın 5 yıldız konseptiyle hayata
geçirdiği ücretsiz girişli halk plajları,
Türkiye’nin uluslararası standartlardaki
’mavi’ kıyı ağının en güçlü parçalarından biri
haline geldi.
Mavi yarışta Türkiye zirvedeki yerini
korudu
Türkiye, plaj kategorisinde İspanya ve
Yunanistan’ın ardından bir kez daha
dünyanın en başarılı üçüncü ülkesi oldu.
Türkiye aynı zamanda turizm tekneleri
kategorisindeki dünya dördüncülüğünü de
korudu. Mavi Bayrak 2026 sonuçlarına göre,
Türkiye’de 580 plaj, 30 marina, 18 turizm
teknesi ve 26 bireysel yat Mavi Bayrak
almaya hak kazandı. Türkiye’de TÜRÇEV
koordinasyonunda yürütülen program
kapsamında; yüzme suyu kalitesi, çevre
yönetimi, can güvenliği, engelli erişimi, atık
yönetimi ve çevre eğitimi gibi birçok kriter
uluslararası denetim süreçleriyle takip
ediliyor.
Antalya kıyıları yine lider
Antalya, 2026 yılında 232 plajla Türkiye’nin
en fazla Mavi Bayraklı plaja sahip ili olmayı
bu yıl da sürdürdü. Muğla 113 plajla ikinci,
İzmir ise 60 plajla üçüncü sırada yer
aldı. Balıkesir 45, Aydın 39, Samsun 19,
Çanakkale 14, Mersin 12, Tekirdağ 10 ve
Kocaeli 9 Mavi Bayraklı plajla listede öne
çıkan iller arasında yer aldı. Bursa’nın 4
plajla yer aldığı listede; İstanbul, Sakarya,
Düzce, Bartın ve Ordu’nun ayrı ayrı 3’er,
Yalova ve Zonguldak’ın 2’şer, Kırklareli, Van,
Adana ve Sinop’un ise ayrı ayrı 1’er Mavi
Bayraklı plajı bulundu.
Türkiye genelinde 2026 yılında Mavi
Bayraklı marina sayısı 30, turizm teknesi
sayısı 18, bireysel yat sayısı ise 26 olurken
çevre odaklı turizm yatırımlarıyla birlikte
Türkiye’nin kıyı turizmindeki uluslararası
marka gücü de büyümeyi sürdürdü. 2026
yılında Mavi Bayrak ödüllerine layık görülen
plajların listesine mavibayrak.org.tr
adresinden ulaşılabiliyor.
42
hotel restaurant
& hi-tech
verilerle turizm
Bakanlık’tan
3 Yeni Ücretsiz
Halk Plajı
Yatırımı
Kültür ve Turizm Bakanlığı,
ücretsiz girişli halk plajı
projelerini 2026 yılında yeni
yatırımlarla genişletmeye
hazırlanıyor. Bitlis Adilcevaz,
Sinop İnceburun ve Samsun
Yakakent’te yapımı süren üç
yeni plajın tamamlanmasıyla
birlikte ücretsiz halk plajı
sayısı 23’e yükselecek.
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri
Ersoy'un hayata geçirdiği ücretsiz
girişli halk plajı projeleri hem yerel
halkın turizm imkânlarından yararlanmasını
sağlamak hem de sahil bölgelerinde nitelikli
kamu hizmeti sunmak amacıyla geliştirilmiş
önemli uygulamalar arasında yer alıyor.
Kültür ve Turizm Bakanlığınca 2019 yılında
başlatılan ve yalnızca Bakanlık tarafından
işletilen bu plajlar, bugün itibarıyla Türkiye
genelinde 20 ayrı noktada hizmet veriyor.
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri
Ersoy'un geçtiğimiz günlerde güncellediği
halk plajı sayısı 23'e yükseliyor. Ücretsiz
girişli halk plajlarına 2026 sonu itibariyle 3
yeni plaj daha ekleniyor.
Halk plajı ağı genişliyor
Bakan Ersoy'un talimatıyla başlatılan ve
2026 yılı itibarıyla çalışmaları devam eden
projeler arasında özellikle üç yeni halk plajı
öne çıkıyor. Bitlis Adilcevaz Ücretsiz Girişli
Halk Plajı, Sinop İnceburun Ücretsiz Girişli
Halk Plajı, Samsun Yakakent Ücretsiz Girişli
Halk Plajı projelerinin 2026 yılı itibarıyla
çalışmaları devam ediyor. Bu projelerle
birlikte mevcut halk plajı ağı genişletilerek
farklı bölgelerde yaşayan vatandaşların da
erişimi artırılıyor.
Türkiye genelinde 20 noktada hizmet
veriliyor
Türkiye genelinde 20 ücretsiz girişli halk
plajı, Antalya, Muğla ve İzmir başta olmak
üzere farklı turizm merkezlerinde hizmet
sunuyor. Antalya’da 14, Muğla’da 5 ve
İzmir’de 1 noktada faaliyet gösteren bu
plajlar yoğun ilgi görüyor.
Ücretsiz ve kapsamlı hizmet modeli
Kültür ve Turizm Bakanlığının hizmete
sunduğu halk plajlarında girişler ve
temel ihtiyaçlar tamamen ücretsiz olarak
sunuluyor. Tuvalet, duş, soyunma kabinleri,
çocuk oyun alanları gibi hizmetlerin yanı
sıra bebek bakım odası, mescit, spor
alanları ve etkinlik alanları da plajlarda
yer alıyor. Projelerde engelli vatandaşların
erişimine özel önem verilirken, tüm alanlar
erişilebilirlik kriterlerine uygun şekilde
planlanıyor. Ayrıca yeme-içme ve otopark
gibi hizmetler de vatandaşların ihtiyaçlarını
karşılayacak şekilde sunuluyor.
hotel restaurant
44 & hi-tech
yeni yatırımlar
Gloria Hotels & Resorts’ten Akdeniz
Kıyısında Yeni Bir Deneyim
Gloria Hotels & Resorts, doğayla
uyumlu, rafine ve şık tasarım
anlayışıyla yenilenen alanlarında
sadelik ve dinginliği öne çıkarıyor.
Gerçekleştirilen düzenlemeler,
Akdeniz kıyısındaki konaklama
deneyimini daha konforlu, daha
estetik ve daha güçlü bir hisle
yeniden şekillendiriyor.
Gloria Serenity Resort’ün yeni iskelesi, bu
dönüşümün en dikkat çekici unsurlarından
biri olarak öne çıkıyor. Denizle kurulan
bağı daha doğrudan ve güçlü hale getiren bu
özel alan, günün her saatinde farklı bir atmosfer
sunuyor. Sabahın ilk ışıklarıyla başlayan sakinlik
hissi, gün içinde yerini canlı ve enerjik bir ortama
bırakırken, gün batımında ortaya çıkan sıcak tonlar
iskeleyi bambaşka bir ambiyansa taşıyor. Gün
boyunca değişen ışık ve denizle kurulan temas,
bu alanı yalnızca bir kullanım noktası olmaktan
çıkararak deneyimin merkezine yerleştiriyor.
Denizin üzerinde ayrıcalıklı alan
Yenilenen iskele, geniş ve konforlu kullanım
alanlarıyla dikkat çekiyor. Deniz üzerinde konumlanan
iskele, misafirlere hem sosyal hem de
daha sakin anlar için farklı alternatifler sunuyor.
Geniş oturma alanları, gün boyu kesintisiz deniz
keyfi yaşanmasına olanak tanırken, iskelede
geçirilen zamanı daha uzun ve daha keyifli hale
getiriyor. Gün batımında oluşan atmosfer ise bu
deneyimi bir adım ileri taşıyor. Işığın deniz üzerinde
yarattığı yansımalar ve hafif esinti, iskeleyi
günün en özel anlarının yaşandığı noktalardan
biri haline getiriyor.
Sahilden villalara uzanan deneyim
Gloria Serenity Resort genelinde yapılan düzenlemeler,
misafir deneyimini daha konforlu ve
daha akıcı hale getiriyor. Yenilenen yürüyüş yolları
ve peyzaj düzenlemeleri, resort içinde geçirilen
zamanı daha keyifli bir deneyime dönüştürüyor.
Doğal dokularla çevrili yürüyüş alanları, misafirlerin
yeşilin içinden geçerek denize ulaşmasını
sağlıyor. Bu geçiş, resort içinde hareketi sadece
bir ulaşım değil, aynı zamanda deneyimin bir
parçası haline getiriyor. King & Queen Villalar ile
Serenity Villa’da gerçekleştirilen yenilemelerle
yaşam alanları daha geniş, daha ferah ve daha
kullanışlı bir yapıya kavuşuyor. İç mekânlarda
artan doğal ışık kullanımı, alanların daha aydınlık
ve dengeli hissedilmesini sağlıyor. Dış mekânla
kurulan güçlü bağ ise konaklama deneyimini yalnızca
oda ile sınırlı bırakmıyor; günün her anına
yayılan bir konfor sunuyor.
Doğayla uyumlu tasarım
Gloria Hotels & Resorts genelinde gerçekleştirilen
tüm yenileme çalışmaları, doğayla uyumlu bir
tasarım anlayışıyla hayata geçiriliyor. Kullanılan
doğal malzemeler, sade çizgiler ve dengeli
mekansal kurgular, misafirlere hem estetik hem
de konforlu bir deneyim sunuyor. Her detay,
daha huzurlu, daha dengeli ve daha keyifli bir
konaklama deneyimi yaratmak amacıyla yeniden
ele alınıyor.
Didem Goncaoğlu’nun Hayali Gerçek Oldu
Opia Alaçatı’da Açıldı
Turizm sektöründe uzun yıllar
önemli görevlerde bulunan Didem
Goncaoğlu, hayalini kurduğu butik
otel projesini Alaçatı’da hayata
geçirerek Opia’nın kapılarını açtı.
Turizm kariyerine üniversiteden sonra
Fethiye Hillside Beach Club’da başlayan
Didem Goncaoğlu, sonrasında Çeşme Ilıca
Otel’de görev alarak sektörde önemli bir deneyim
kazandı. Daha sonra Anemon Otelleri’nde genel
müdürlük ve Anemon Otelleri Kalite standartları
ve Marka Direktörlüğü görevlerinde bulunan
Goncaoğlu, yıllardır hayalini kurduğu butik oteli
açma fırsatını yakalayınca Alaçatı’da yeni bir
sayfa açtı. Goncaoğlu, butik otel fikrinin aslında
kariyerinin ilk yıllarından beri aklında olduğunu
belirterek, “Uzun yıllardır hayalim olan butik otel
fikri yıllar sonra karşıma böyle bir fırsat olarak
çıkınca düşünmeden kabul ettim. Çok istediğim
bir hayaldi ve gerçekleştiği için çok mutluyum”
dedi.
Kolay ulaşılabilir
Alaçatı’nın girişinde yer alan Opia, hem İzmir’den
gelen misafirler için kolay ulaşılabilir bir noktada
bulunuyor hem de Alaçatı’nın yoğunluğundan
uzak, sakin bir konaklama deneyimi sunuyor.
Otel, misafirlerin dinlenmek ve huzur bulmak
için tercih edeceği bir atmosfer sunmayı hedefliyor.
Didem Goncaoğlu, “Misafirlerimizin buraya
gelirken ‘Opia’ya gidiyorum, dinleneceğim’ diyerek
gelmelerini istiyorum. Tam olarak böyle bir
ortam oluşturmaya çalıştık” diye konuştu.
12 odalı
Toplam 12 odadan oluşan Opia’da farklı oda
seçenekleri bulunuyor. Otelde bir süit oda, balkonlu
odalar, Fransız balkonlu odalar ve cumbalı
odalar yer alıyor. Yıl boyunca açık olması planlanan
otelde hem yaz hem de kış aylarında çeşitli
organizasyonlar düzenlenmesi hedefleniyor.
Goncaoğlu, misafirlerin oteli bir konaklama yerinden
öte “kendi evleri gibi hissedebilecekleri bir
mekân” olarak görmelerini istediklerini belirtti.
Kahvaltısı doğal ve yerel
Opia’nın en iddialı olduğu konulardan biri ise
kahvaltı. Goncaoğlu, doğal ve yerel ürünler
kullanmaya özellikle önem verdiklerini vurguladı.
“Kendim çok doğal beslenen biriyim. Misafirlerime
de yemeyeceğim hiçbir şeyi ikram etmeyi
tercih etmiyorum. Bu nedenle ürünlerimizi
köylülerden ve köy pazarlarından temin ediyoruz”
diyen Goncaoğlu, kahvaltı menüsünde kendi
mutfaklarından çıkan Opia ekmeği, pişi ve sigara
böreği gibi lezzetlerin yer aldığını söyledi. Otelde
ayrıca havuz başında gün boyu sunulan snack
menü ve bar hizmeti de bulunuyor. 12 yaş üzeri
misafirlerin kabul edildiği Opia, yalnızca konaklama
için değil; kahvaltı ve kafe deneyimi için de
dışarıdan ziyaretçilere açık olacak. Goncaoğlu,
özellikle doğal ürünlerle hazırlanan kahvaltı için
dışarıdan misafirleri de ağırlamayı planladıklarını
belirterek, “Temiz, ferah bir ortamda gerçekten
doğal ürünlerle hazırlanmış bir kahvaltı sunmak
istiyoruz. Dileyen misafirlerimiz sadece kahvaltı
ya da kahve için de gelebilecek” dedi.
Otelin ruhunu yansıtan bir isim
Otelin adı olan “Opia”, insanların göz göze geldiğinde
hissettikleri yoğun duyguyu ifade ediyor.
Goncaoğlu bu ismi seçmesinin nedenini anlatırken,
“Anlamını öğrendiğimde çok etkilendim. İnsanların
burada kendilerini iyi hissedeceği, sakin
atmosferi, doğal yaşamı ve samimi yapısıyla butik
otel anlayışına farklı bir yorum getirmek istedim”
ifadelerini kullandı.
hotel restaurant
46 & hi-tech
yeni yatırımlar
The Dalaman Golf Club 27 Ağustos’ta
Hizmete Giriyor
Dalaman, 27 Ağustos tarihinde hizmete girecek The Dalaman Golf Club ile Türkiye’nin golf turizminde yeni
bir çekim merkezi olmaya hazırlanıyor. Doğal peyzajı, sürdürülebilir mimarisi ve uluslararası standartlardaki
altyapısıyla proje, Akdeniz’de golf deneyimine yeni bir soluk getirecek.
Türkiye’nin golf turizmindeki yükselişi,
Dalaman’da hayata geçirilen yeni ve iddialı
bir destinasyon yatırımıyla yeni bir evreye
giriyor. Bölgenin ilk golf sahası olma özelliğini
taşıyan The Dalaman Golf Club, 27 Ağustos
2026 tarihinde hizmete giriyor. Hilton Dalaman
Sarıgerme Resort & Golf yönetiminde konumlanan
kulüp; golf, doğa ve yaşam tarzını bir araya
getiren bütünsel yaklaşımıyla Akdeniz’de yeni
nesil bir golf destinasyonu olarak öne çıkıyor.
Doğayla kurgulanmış golf peyzajı
International Design Group imzası taşıyan saha,
Dalaman Uluslararası Havalimanı’na yaklaşık
20 dakika mesafede, yüksek biyolojik çeşitliliğe
sahip bir ekosistem içinde yer alıyor. Uzun sahil
hattı, sulak alanlar ve göçmen kuş rotalarıyla
çevrili bu doğal peyzaj, golf deneyimini klasik
saha sınırlarının ötesine taşıyor.
6.152 metre uzunluğundaki parkur, doğal kum
zemin üzerine sürdürülebilirlik prensipleri
doğrultusunda inşa edildi. Akdeniz’e açılan
panoramik görüş hatları ve topoğrafyaya entegre
mimari kurgusu, sahayı yalnızca sportif bir alan
değil, aynı zamanda manzara temelli bir deneyim
rotası haline getiriyor.
Özellikle 15. çukur, 25 metrelik kot farkı ve
göl-doğa etkileşimiyle hem teknik hem görsel
açıdan sahaya karakter kazandıran en önemli
noktalardan biri olarak öne çıkıyor.
72 par olarak tasarlanan The Dalaman Golf Club
sahasında 15 doğal su engeli ve 55 kum engeli
bulunuyor. Arazi boyunca doğal çam tepeleriyle
oluşan farklı kotlar, oyuna sürekli değişen bir
ritim kazandırırken, saha strateji, hassasiyet ve
karar alma becerisini ön plana çıkaran bir yapıya
sahip.
Golfün ötesinde
The Dalaman Golf Club, yalnızca deneyimli oyunculara
değil, golf ile yeni tanışacak misafirlere de
hitap eden çok katmanlı bir yapı olarak tasarlandı.
The Dalaman Golf Academy, farklı yaş ve
seviyelere yönelik programları ve PGA sertifikalı
uluslararası eğitmen kadrosuyla hizmet verecek.
Akademi, “Trackman” teknolojisiyle desteklenen
altyapısı sayesinde veri odaklı modern golf
eğitimi yaklaşımını merkeze alıyor.
Driving Range alanı; putting, chipping ve bunker
green’lerden oluşan kısa oyun bölgelerinin yanı
sıra Trackman Range sistemi ile donatıldı. Bu
yapı, oyunculara klasik antrenman anlayışının
ötesinde ölçülebilir, analiz edilebilir ve gelişim
odaklı bir deneyim sunuyor. Kulüp; clubhouse,
restoran ve pro shop gibi sosyal alanlarıyla yalnızca
bir spor tesisi değil, gün boyu yaşayan bir
sosyal merkez olarak tasarlandı.
Atalay: “Dalaman’ı golf turizminde yeni bir
merkez haline getirmeyi hedefliyoruz”
Hilton Dalaman Sarıgerme Resort & Golf Genel
Müdürü, Ümit Yaşar Atalay projeye ilişkin
değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “The
Dalaman Golf Club ile Dalaman’ı golf turizminde
yeni bir merkez haline getirmeyi hedefliyoruz.
Uzun süredir üzerinde çalıştığımız bu projeyi
hayata geçirmek bizim için büyük bir gurur. Bu
yaz itibarıyla misafirlerimize uluslararası ölçekte
benzersiz bir deneyim sunacağız. Avrupa başta
olmak üzere global golf oyuncularını ağırlamak
için sabırsızlanıyoruz.”
The Dalaman Golf Club, açılışıyla
birlikte Dalaman’ı Türkiye’nin golf
turizminde yeni bir referans noktası
haline getirmeyi amaçlıyor. Bölge;
doğal peyzajı, ulaşım kolaylığı ve yüksek
standartlı konaklama altyapısıyla
uluslararası golf rotaları arasında
güçlü bir alternatif olarak konumlanıyor.
Golfün doğası gereği uzun süreli
oynanan ve hava koşullarına doğrudan
bağlı bir spor olması, destinasyon
seçiminde iklimi kritik hale getiriyor.
Akdeniz iklim kuşağında yer alan
Dalaman’da Eylül–Haziran dönemi
ideal sezon olarak öne çıkarken, Avrupa
ve Kuzey Avrupa pazarlarında golf
seyahatlerinin ağırlıklı olarak ilkbahar,
sonbahar ve kış aylarına kayması
bölgeyi yıl boyunca sürdürülebilir bir
turizm destinasyonu haline getiriyor.
The Land of Legends
Tema Park Yeni Alanı
Waterfly’ı Ziyarete Açtı
The Land of Legends Tema Park, yeni temalı alanı Waterfly’ı misafirlerin de katılımıyla
düzenlenen törenle 1 Mayıs 2026 tarihi itibarıyla ziyaretçilere açtı.
Açılış töreni, The Land of Legends Yönetim
Direktörleri Semih Elbaba ve Rıfat Alboğan
ile Tema Park Direktörü Mehmet Serin’in
gerçekleştirdiği kurdela kesimi ile başladı. Waterfly,
suyun dinamizmiyle doğanın özgürlüğünü
bir araya getiren alan, hareket, renk ve heyecan
odaklı tasarımıyla tema park deneyimine yeni bir
soluk getiriyor.
Her metrede farklı bir heyecan
Dünyanın en yüksek su kaydırak kulelerinden
biri olan Dragonfly Tower, bünyesindeki birden
fazla kaydırakla her metrede farklı bir heyecan
sunuyor. Çocuklar için özel olarak tasarlanan
Butterfly Beach ise minik ziyaretçilere renkli bir
macera alanı sunarken yetişkinlere suyun içinde
dinlenme ve rahatlama imkânı tanıyor. The Land
of Legends Tema Park, Waterfly ile misafirlerine
her ziyaretlerinde yeni deneyimler keşfetme
fırsatı sunmayı sürdürüyor.
hotel restaurant
48 & hi-tech
marka
Serdar Kavramış:
“Turizmde Güvenlik Algısı Marka Değerinin
Bir Parçasına Dönüşüyor”
Turizm sektöründe misafirlerin tercihlerini konfor ve hizmet kalitesinin yanında güven
duygusu da şekillendiriyor. Kale Kilit Pazarlama Müdürü Serdar Kavramış’a göre yangın
sistemlerinden akıllı kilit teknolojilerine kadar güvenlik altyapıları, oteller için marka itibarını
doğrudan etkileyen kritik bir yatırım alanına dönüşüyor.
Turizm sektöründe güvenlik, teknik bir
gereklilik olmaktan çıkarak marka değerini
doğrudan etkileyen stratejik unsurlardan
biri haline geliyor. Kale Kilit Pazarlama Müdürü
Serdar Kavramış, modern misafir deneyiminde
güven duygusunun konfor ve hizmet kalitesi
kadar belirleyici olduğunu vurguluyor.
Turizm sektörü uzun yıllardır
konfor, deneyim ve hizmet
kalitesi üzerinden şekillenen bir
rekabetin içinde bulunuyor. Ancak
son yıllarda değişen tüketici
davranışlarıyla birlikte sektörün
öncelikleri de dönüşmeye
başladı. Günümüzde misafirler
yalnızca estetik açıdan güçlü ya
da iyi hizmet veren oteller aramıyor;
aynı zamanda kendilerini
güvende hissedebilecekleri
markaları tercih ediyor.
Güvenlik krizleri operasyonel
sınırların ötesine geçiyor
Kale Kilit Pazarlama Müdürü
Serdar Kavramış’a göre,
günümüzde güvenlik kavramı
turizm sektöründe teknik bir
gerekliliğin çok ötesine geçmiş
durumda. Özellikle dijital çağın
etkisiyle birlikte marka itibarının
kriz anlarında daha görünür
şekilde şekillendiğini ve kullanıcıların
güvenlik konusundaki
hassasiyetinin her geçen gün
arttığını belirten Kavramış, bir
otelde yaşanan güvenlik probleminin
artık yalnızca operasyonel bir sorun olarak
kalmadığını ifade ediyor.
Yangın güvenliği eksiklikleri, teknik altyapı problemleri
ya da kriz anlarında yaşanan yönetim zafiyetleri
çok kısa süre içerisinde sosyal medyada
görünür hale gelirken, markaların yıllar içinde
oluşturduğu güven algısını da doğrudan etkileyebiliyor.
Bu nedenle modern turizm yatırımlarında
güvenlik artık “arka planda kalan teknik bir detay”
değil; marka değerini destekleyen stratejik
yonla değil; görünmeyen teknolojik altyapıyla da
şekilleniyor.
Yangın kapıları, alarm sistemleri, akıllı kilit
teknolojileri, erişim kontrol sistemleri ve otel
tipi çelik kasalar gibi güvenlik çözümleri bugün
modern turizm yapılarının ayrılmaz bir parçası
haline geliyor. Özellikle yoğun insan sirkülasyonunun
bulunduğu otellerde yangın dayanımı
yüksek kapılar, entegre alarm altyapıları ve hızlı
reaksiyon verebilen güvenlik sistemleri yalnızca
bir unsur haline geliyor.
Turizm sektöründe son yıllarda “görünmeyen güvenlik
teknolojileri” kavramı da ön plana çıkıyor.
Misafirler çoğu zaman bu sistemleri doğrudan
fark etmese de, kendilerini güvende hissetme
konusunda bu altyapılar belirleyici rol oynuyor.
Güçlü bir otel deneyimi artık sadece dekorasyönetmelik
açısından değil; insan hayatı açısından
da kritik önem taşıyor.
Kullanıcı beklentilerinin de artık bu yönde
şekillendiğini belirten Kavramış’a göre insanlar
yalnızca konforlu odalar değil, aynı zamanda profesyonel
şekilde yönetilen ve güven veren yapılar
görmek istiyor. Akıllı kilit teknolojileri sayesinde
hızlı ve güvenli oda erişimi sağlanması,
alarm sistemlerinin kesintisiz
çalışması ya da odalarda bulunan
çelik kasaların kişisel güven hissini
desteklemesi gibi unsurlar artık misafir
deneyiminin doğal bir parçası
haline geliyor.
Turizmde güvenlik lüks algısıyla
doğrudan ilişkili
Turizm sektöründe güvenliğin artık
lüks algısıyla da doğrudan ilişkili
olduğu görülüyor. Modern misafir
için kalite yalnızca estetikle değil;
profesyonellik, teknoloji ve güven
duygusuyla birlikte anlam kazanıyor.
Bu nedenle güçlü markalar
artık yalnızca iyi görünen değil, aynı
zamanda kriz anlarında güven veren
markalar olarak öne çıkıyor.
Özellikle büyük ölçekli turizm yatırımlarında
güvenlik planlamasının
projenin en başında ele alınması
gerektiğine dikkat çeken Kavramış,
mekanik güvenlik sistemlerinden
elektronik altyapılara kadar tüm
çözümlerin entegre şekilde düşünülmesinin
önemine vurgu yapıyor.
Güvenliğin sonradan eklenen bir
unsur değil, marka deneyiminin temel parçalarından
biri olduğunu ifade ediyor.
Teknolojinin gelişmesiyle birlikte turizm sektöründe
güvenlik anlayışı da dönüşüm geçiriyor.
Akıllı erişim çözümleri, mobil entegrasyonlar ve
merkezi yönetim sistemleri artık sektörün standartları
arasında yer alırken, kullanıcıların hafızasında
kalan şey çoğu zaman yalnızca mimari
ya da hizmet kalitesi değil; markanın kendilerine
hissettirdiği güven duygusu oluyor.
CULLINAN Belek’in
Lobisi Zamansız
Tasarım Anlayışıyla
Dikkat Çekiyor
G.Hakan Külahçı’nın tasarım öncülüğünde Artmim tarafından
hayata geçirilen Cullinan Belek’in lobi alanı, doğal malzemeler,
güçlü mekânsal oranlar ve çağdaş tasarım detaylarıyla seçkin bir
karşılama deneyimi sunuyor. Mekân, dönemsel trendlerden bağımsız
kurgulanan tasarım diliyle kalıcı bir mekânsal deneyim vadediyor.
Cullinan Belek’in iç mekân tasarımı;
güçlü mekânsal oranlar, doğal
malzemeler ve zamansız tasarım
anlayışı üzerine kurulu. Yüksek tavanlar,
geniş açıklıklar ve doğal ışığın kontrollü
kullanımı sayesinde ferah ve dengeli bir
atmosfer oluşturulurken; mermer, ahşap
ve metal yüzeylerin bir araya gelişi mekâna
kalıcı bir karakter kazandırıyor.
Nötr tonlar, doğal dokular
Tasarımın temel yaklaşımı, dönemsel
eğilimlerden bağımsız olarak uzun yıllar
değerini koruyabilecek bir mekân dili
oluşturuyor. Nötr tonlar, doğal dokular
ve sade detaylarla desteklenen bu
anlayış, gösterişten uzak ancak güçlü
bir lüks algısı sunuyor. Böylece mekân,
G.Hakan Külahçı’nın tasarım öncülüğünde
Artmim tarafından geliştirilen yaklaşım
doğrultusunda, ağırladığı misafirlerin
beklenti ve statülerine uygun, kendinden
emin ve seçkin bir karşılama deneyimi
sunuyor.
Lobinin merkezinde yer alan büyük ölçekli
aydınlatma elemanı ve çiçek düzenlemesi,
mekânın odak noktasını oluştururken
ziyaretçileri doğal olarak karşılayan bir
merkez oluşturuyor. Tavanda kullanılan
geometrik örgü sistemi, geniş hacmi daha
okunabilir hale getirirken mekâna ritim ve
ARTMİM Kurucu Ortağı
G. Hakan Külahçı
derinlik kazandırıyor. Organik formlu avize
ise geleneksel avize anlayışını tekrar etmek
yerine, mekânın ölçeğine uygun çağdaş bir
yorum olarak tasarlanmış izlenimi veriyor.
Kalıcı mekansal deneyimi
Simetrik yerleşim düzeni, güçlü görüş aksları
ve dengeli malzeme kullanımı sayesinde
lobi; yalnızca bir geçiş alanı değil, otelin
kimliğini ilk anda hissettiren bir karşılama
mekânı niteliği taşıyor. Tasarımın bütününde
amaçlanan; zamansız malzemelerle
desteklenen, sakin fakat etkileyici bir
atmosfer oluşturmak ve uluslararası ölçekte
seçkin misafirlerin beklentilerine cevap
veren kalıcı bir mekânsal deneyim sunuyor.
hotel restaurant
50 & hi-tech
marka
Eksun Gıda Yatırım ve Büyüme Planını
Konya’da Açıkladı
Eksun Gıda CEO’su Hasan Abdullah Özkan, Konya’daki üretim tesisinde basın mensuplarına yönelik düzenlenen
programda şirketin yatırım, Ar-Ge ve ihracat odaklı büyüme stratejisini paylaştı.
Uluslararası lider marka
değerlendirme kuruluşu Brand
Finance tarafından yayımlanan
2025 yılı “Türkiye’nin En Değerli
Markaları” listesinde Eksun Gıda
da yer aldı. Bu yıl Türkiye’den
toplam 125 markanın yer aldığı
listede Eksun Gıda ilk kez yer alma
başarısı gösterdi. Bu başarı Eksun
Gıda’nın markalaşma, operasyonel
yetkinlik ve sürdürülebilir büyüme
alanlarındaki performansını
uluslararası alanda tescillerken,
Türk gıda sektörünün küresel
rekabette artan gücünü yansıtması
adına da önemli bir gelişme oldu.
Türkiye’nin lider un üreticisi olan Eksun Gıda,
Konya’daki üretim tesisinde basın mensuplarını
ağırladı. Eksun Gıda Grubu Başkanı
ve CEO’su Hasan Abdullah Özkan’ın ev sahipliğinde
düzenlenen programda şirketin Tekirdağ
ve Konya’daki üretim yapılanması, son dönem
yatırımları, Ar-Ge çalışmaları ve un sanayisinin
dünya piyasalarındaki görünümü ele alındı.
Özkan: “Üretimde %100 temiz enerjiye geçiyoruz”
Sözlerine üretim gücüne yaptıkları yatırımın yanı
sıra çevresel sorumluluk anlayışıyla da sektörde
fark yarattıklarının altını çizerek başlayan Eksun
Gıda Grubu Başkanı ve CEO’su Hasan Abdullah
Özkan şunları söyledi: “Türkiye’nin öncü
perakende un üreticisi olarak üretim tesislerimizin
enerji ihtiyacını karşılamak amacıyla teşvik
belgelerini aldığımız İzmir’de toplam 18,9 MW’lık
kapasiteye sahip rüzgar enerjisi santrallerimizin
(RES) yapımına başladık. Santrallerimizin
tamamlanmasıyla birlikte şirketimizin tüm
üretim süreçlerinde yenilenebilir kaynaklardan
elde edilen %100 temiz enerjiyi kullanacağız.
Şirket olarak enerji yatırımlarını sürdürülebilirlik
odağında şekillendirerek, üretim süreçlerinde
de yeşil dönüşümü önceliklendiriyoruz. Hayata
geçirdiğimiz santral projelerimiz de bu yaklaşımımızın
en somut örneklerinden biri oldu.”
“Depolama kapasitemiz 100 bin tona ulaştı”
Eksun Gıda CEO’su Özkan, 2025’te net satış
hasılatının 11,6 milyar TL’ye ulaştığını, brüt kârın
yüzde 20,1 artışla 1,2 milyar TL’ye, FAVÖK’ün
ise 307,8 milyon TL’ye yükseldiğini açıkladı.
Başarının arkasında güçlü organizasyon yapısı,
veri odaklı yönetim anlayışı, yapay zeka destekli
dijital altyapı ve çevik ekip yapısının bulunduğunu
belirten Özkan, insan kaynağını kurumsal vizyona
katkı sağlayan en önemli unsur olarak gördüklerini
vurguladı.
Şirketin yatırım gündemine ilişkin bilgiler de
veren Özkan, sürdürülebilir büyümenin, üretim
hacminin yanında tedarik güvenliği, depolama
kabiliyeti, enerji verimliliği ve dijital altyapıyla
birlikte ele alınması gerektiğine dikkat çekti. Son
dönem yatırımları kapsamında Konya fabrikasına
entegre edilen 12 yeni un silosuyla şirketin toplam
depolama kapasitesinin 100 bin tona ulaştığını
ifade eden Özkan, Babaeski Tarım Ürünleri
Lisanslı Depoculuk A.Ş. için Ticaret Bakanlığı’ndan
faaliyet izin belgesi alındığını da hatırlatarak,
34 bin 500 ton kapasiteli lisanslı depo yatırımının
tarımsal ürünlerin güvenli, izlenebilir ve standartlara
uygun biçimde saklanması açısından
önemli bir adım olduğunu belirtti.
“Sektördeki lider konumumuzu
sağlamlaştırıyoruz”
Özkan, Eksun Gıda’nın un sanayisinde sahip
olduğu üretim disiplini, ihracat kabiliyeti ve
sanayi birikimiyle sektördeki lider konumunu
sağlamlaştırdığına dikkat çekerek, “Önümüzdeki
dönemde de köklü birikimimiz, teknolojik, verimli
ve sürdürülebilir yatırım anlayışımızla sektörümüzdeki
öncü rolümüzü devam ettireceğiz.
Ayrıca bu bilgi ve deneyimimizle bugün ihracatta
20’yi aşan ülke sayısını daha da artırarak Anadolu
buğdayını dünyaya ulaştırmaya devam edeceğiz”
diye konuştu. Özkan, Eksun Gıda’nın kendi
alanında lider markalarından biri olan Sinangil
ve Sinangil Gluten YOK ile de 200’ü aşkın ürünü
raflara taşıdıklarını sözlerine ekledi.
Türkiye’nin yeni ekmeği Konya’da geliştirildi
Eksun Gıda Ar-Ge Merkezi, glütensiz un ve ekmek
formülasyonları ile farklı pazarlara yönelik
unlu mamul geliştirme çalışmaları yürütürken,
üniversite iş birlikleriyle akademik projelere katkı
sağlıyor. Son olarak Selçuk Üniversitesi ile iş
birliği yapan şirket, Ar-Ge ve inovasyon süreçlerini
geliştirmeyi hedefliyor. Ayrıca Eksun Gıda,
Tarım ve Orman Bakanlığı’nın “Tam Buğday
Ekmeği Yaygınlaştırma Kampanyası” kapsamında
Konya’daki pilot uygulamada yaklaşık 1,5 yıl
süren Ar-Ge, reçete optimizasyonu ve kalite test
çalışmalarına destek verdi.
KSS çalışmalarıyla topluma
değer katıyor Sinangil,
toplumsal fayda odaklı
projeleri kapsamında
Hatay’da Gönül Mutfağı iş
birliğiyle aşçılık eğitimi alan
kadınlara uygulamalı eğitim
vererek kadınların üretime
katılımını destekliyor. Şirket
ayrıca Kalben Derneği
ile yürüttüğü çalışmalar
kapsamında Balıkesir’deki
Kalben Çocuk Köyü’nde
çocuklara yönelik pastacılık
atölyeleri düzenleyerek hem
gelişimlerine katkı sağlıyor
hem de sosyal dayanışmayı
güçlendiriyor.
hotel restaurant
52 & hi-tech
marka
Tecnocoffee,
Wendougee
Markasının
Türkiye
Distribütörü
Oldu
Türkiye kahve ve profesyonel mutfak ekipmanları
sektörünün güçlü firmalarından Tecnocoffee, yenilikçi
espresso ekipmanlarıyla dikkat çeken Wendougee
markasının Türkiye distribütörü olduğunu duyurdu. İş
birliği kapsamında markanın ilk iki modeli olan S Dragon
ve S Dragon Solo, bu yıl düzenlenen Coffex İstanbul 2026
fuarında sektör profesyonelleriyle buluştu.
Modern tasarımı, güçlü teknik altyapısı ve
kullanıcı odaklı yaklaşımıyla dikkat çeken
Wendougee, özellikle yeni nesil kahve
profesyonelleri ve specialty coffee noktaları için
geliştirdiği çözümlerle uluslararası pazarda hızlı
bir yükseliş gösteriyor. Tecnocoffee ise Türkiye
genelindeki yaygın satış ve teknik servis ağıyla
markanın Türkiye’deki büyümesini yönetecek.
Çağdaş kafe konseptlerine uyumlu
Coffex İstanbul’da sergilenen S Dragon ve S
Dragon Solo modelleri, fuar ziyaretçilerinden
yoğun ilgi gördü. Estetik tasarım anlayışıyla
yüksek performansı bir araya getiren modeller;
ergonomik kullanım detayları, stabil ekstraksiyon
performansı ve çağdaş kafe konseptlerine
uyum sağlayan çizgileriyle öne çıktı.
Profesyonel kahve ekipmanları ve endüstriyel
mutfak teknolojileri alanında uzun yıllardır
faaliyet gösteren Tecnocoffee; hali hazırda Nuova
Simonelli, HLF Italy, Mychef ve FM Industrial gibi
uluslararası markaların Türkiye operasyonlarını
da yürütüyor. Firma; profesyonel espresso
makineleri, tam otomatik kahve sistemleri, hızlı
pişirici fırınlar ve endüstriyel
mutfak ekipmanları alanındaki
deneyimiyle sektörde güçlü bir
konuma sahip bulunuyor.
Savun: “Türkiye kahve sektöründe
önemli bir karşılık
bulacağına inanıyoruz”
Tecnocoffee Genel Müdürü
Zeynep Orcan Savun, iş birliğine
dair şunları söyledi: “Wendougee’nin
yenilikçi vizyonunun
ve ürün kalitesinin Türkiye
kahve sektöründe önemli bir
karşılık bulacağına inanıyoruz.
Coffex boyunca aldığımız geri
dönüşler de bunu doğruladı.
Tecnocoffee olarak yalnızca
ürün satışı değil; teknik destek, eğitim, yedek
parça ve sürdürülebilir marka yapılanmasıyla
uzun vadeli bir iş ortaklığı hedefliyoruz.”
Yeni distribütörlük anlaşmasıyla birlikte Tecnocoffee,
Wendougee markasının Türkiye’deki
satış, teknik servis, eğitim ve pazarlama faaliyetlerini
resmi olarak yürütecek.
Daikin Türkiye’den 2025 Mali Yılında
Rekor Performans
İklimlendirme sektörünün öncü markası Daikin Türkiye, 1 Nisan 2025 – 31 Mart 2026 tarihlerini kapsayan 2025 mali
yılı döneminde 750 Milyon Euro ciroya ulaşarak güçlü büyümesini sürdürdü. Türkiye iklimlendirme sektörünün en
büyük ihracatçısı olma unvanını üst üste 8 yıldır koruyan şirket, 363 milyon Euro ihracat geliri elde etti.
100 yılı aşkın global tecrübesiyle iklimlendirme
sektörünün lider markalarından biri olan
Daikin, Türkiye’deki büyümesini 2025 mali yılı
döneminde de sürdürdü. 1 Nisan 2025 – 31 Mart
2026 tarihlerini kapsayan mali yılda 750 Milyon
Euro ciroya ulaşan Daikin Türkiye, 363 milyon
Euro ihracat geliri elde ederek Türkiye iklimlendirme
sektörünün en büyük ihracatçısı olma
unvanını 8 yıldır korudu.
Üretimde yerlileşme ve bölgesel ihracat üssü
2025 mali yılı sonuçlarını değerlendiren Daikin
Türkiye, Orta Doğu ve Afrika Bölgesi Başkanı
Hasan Önder, şirketin sürdürülebilir büyüme
vizyonuna dikkat çekerek, “Daikin Türkiye olarak
üretime, teknolojiye ve sürdürülebilir büyümeye
yatırım yapmaya devam ediyoruz. 2025 mali yılında
750 milyon Euro ciro ve 363 milyon Euro’luk
ihracat geliri elde ettik. Türkiye ekonomisinde
uygulanan istikrarlı politikalar sayesinde üretim
tesisi yatırımlarımızı sürdürdük. Sakarya Hendek
Üretim Tesisimizde ürettiğimiz geniş ürün
gamımız sayesinde ise Türkiye iklimlendirme
sektörünün en büyük ihracatçısı olma unvanımızı
8 yıldır korumanın gururunu yaşıyoruz.” dedi.
Sakarya Hendek üretim tesisinin yalnızca Türkiye
için değil; Orta Doğu, CIS ülkeleri ve Kuzey
Avrupa için de stratejik bir üretim üssü olarak
konumlandırdıklarını vurgulayan Önder, “2025
mali yılında gerçekleştirdiğimiz 4,3 milyar TL
sermaye artışıyla toplam sermayemizi 5,4 milyar
TL’ye yükselttik. Bu yatırım, Türkiye’ye ve üretim
gücümüze duyduğumuz güvenin en önemli
göstergelerinden biridir. Bugün ciromuzun yüzde
60’tan fazlasını fabrika üretimlerimiz oluşturuyor.
Üretimimizdeki yerlilik oranımız ise bu dönemde
yüzde 50’nin üzerine çıktı. Özellikle tüm kaset tipi
fancoil serimizi yerli olarak üretmeye başlamamız
ve Sakarya Hendek Üretim Tesisimizin
Daikin Grubu içerisinde Avrupa’nın tek fancoil
üretim merkezi konumunda bulunması, bizi
bölgemizde çok daha güçlü bir oyuncu haline
getiriyor. Üretim tarafındaki gelişimimizi VRV
alanında da sürdürmeye devam ediyoruz. 2022
yılında Sakarya Hendek Üretim Tesisi’nde başladığımız
VRV üretimi ile bugüne kadar Avrupa’ya
%60 oranında ihracat gerçekleştirdik. Böylece lojistik
üssü olma hedefimize hız kesmeden devam
ediyoruz” dedi.
Sürdürülebilir büyümeye güçlü yatırım
Daikin Türkiye Genl Müdür Yardımcısı Olcay Avcı,
15 Mayıs tarihinde gerçekleştirilen ve 2025 mali
yılı sonuçlarının açıklandığı basın buluşmasında
önemli değerlendirmeler yaparak şu ifadeleri
kullandı: “2026 yılında iklimlendirme sektörünün
yaklaşık yüzde 10 büyümesini öngörüyoruz.
Özellikle ısı pompası sistemleri ve data center
çözümlerinin sektörün büyümesinde önemli rol
oynayacağına inanıyoruz. Daikin 5 yıllık stratejiler
ile geleceği şekillendirmekte olup bu kapsamda,
Fusion 25 stratejilerinde yer alan Polonya’da ısı
pompası fabrikası açma hedefini gerçekleştirerek,
bu fabrikayı Daikin’in çevreci dönüşüm vizyonunun
önemli merkezlerinden biri haline getirdi.
Türkiye’de de giderek önem kazanan ısı pompası
teknolojilerinde satışlarımızı bir önceki yıla göre
yaklaşık yüzde 35 artırdık. Önümüzdeki dönemde
bu büyümeyi yüzde 50 seviyesine taşımayı hedefliyoruz.
Ayrıca, yapay zekâ teknolojilerinin hızla
yaygınlaşmasıyla birlikte data center yatırımlarında
yaşanan artışın, iklimlendirme sektöründe
özellikle data center soğutma çözümlerine olan
talebi daha da artırmasını bekliyoruz. Biz de
bu alanda önemli bir çözüm sağlayıcısı olarak
çalışmalarımıza devam ediyoruz.”
İhracat başarısını ve sektör liderliğini
sürdürüyor
Türkiye, 2025 mali yılı döneminde de bu liderliğini
güçlendirerek sürdürdü. Sakarya Hendek Üretim
Tesisi’ni yalnızca Türkiye’nin değil; Orta Doğu,
CIS ülkeleri ve Afrika bölgesinin de üretim ve
teknoloji üssü olarak konumlandıran şirket, bu
coğrafyalara yönelik ihracatını büyütmeyi sürdürüyor.
Daikin Türkiye, Türkiye İhracatçılar Meclisi
(TİM) tarafından bir kez daha “İklimlendirme Sanayii
Sektör Şampiyonu” oldu. Aynı zamanda The
ONE Awards Bütünleşik Pazarlama Ödülleri’nde
“İklimlendirme – Soğutma Kategorisi”nde üst
üste 5. kez “Yılın İtibarlısı” seçildi.
Global pazarda gücünü artırıyor
Daikin Industries Ltd., 2025’te tarihinin en yüksek
global finansal performansına ulaştı. 2025 mali
yılını 5 milyar 15 milyon Yen ciroyla kapatan Daikin,
büyüme ivmesini sürdürüyor. 170’ten fazla
ülkede faaliyet gösteren ve 104 bin 095 çalışanı
bulunan şirket, yalnızca ısıtma, havalandırma,
iklimlendirme ve soğutma (HVAC-R) alanındaki
faaliyetleriyle değil; aynı zamanda kompresör ve
soğutucu akışkanları kendi bünyesinde geliştiren
dünyadaki tek üretici olmasıyla sektörde benzersiz
bir konumda yer alıyor. Daikin’in inovasyon
odaklı yaklaşımı, çevre dostu ürün geliştirme
yetkinliği ve sürdürülebilirlik stratejileri, küresel
başarısının temel taşlarını oluşturuyor.
hotel restaurant
54 & hi-tech
marka
LAV HORECA’nın Dijital Gücü Uluslararası
Ödülle Tescillendi
LAV HORECA web sitesi Horizon
Interactive Awards’ta Food &
Restaurant kategorisinde “Best
of Category” ödülünün sahibi
oldu.
Profesyonel ikram sektörüne yönelik
koleksiyonları ile global ölçekte faaliyet
gösteren LAV HORECA, dijital alandaki
çalışmalarıyla uluslararası bir ödüle layık
görüldü. Markanın kurumsal web sitesi www.
lavhoreca.com, Horizon Interactive Awards
kapsamında Food & Restaurant kategorisinde
“Best of Category” ödülünü kazandı.
Dijitalde gelen uluslararası takdir
2001 yılından bu yana düzenlenen ve dijital
medya alanında uluslararası ölçekte referans
kabul edilen Horizon Interactive Awards; web
siteleri, mobil uygulamalar ve dijital projeleri
tasarım kalitesi, kullanıcı deneyimi, içerik
kurgusu ve teknolojik yenilikçilik gibi kriterler
doğrultusunda değerlendiriyor. 50’den fazla
ülkeden başvuru alan yarışmada marka, tüm
bu kriterlerde gösterdiği güçlü performansla
kendi kategorisinde birincilik elde etti.
Kullanıcı deneyimi, içerik kurgusu ve tasarım
diliyle öne çıkan marka web sitesi; markanın
profesyonel ikram sektörüne yönelik ürün
ve hizmet anlayışını sade ve kullanıcı
dostu bir yapı içinde sunuyor. Ürünlerin
teknik özelliklerinden ilham aldığı tasarım
hikayelerine kadar uzanan içerik yapısı,
kullanıcıyı yönlendiren akıcı bir deneyimle
destekleniyor.
LAV HORECA’nın başarısı, yalnızca dijital
bir proje çıktısı olmanın ötesinde, markanın
müşteri memnuniyeti odaklı yaklaşımının
bir yansıması olarak öne çıkıyor. Marka;
ticari operasyonları uçtan uca ele alarak
dijitalleştirme, süreç sadeleşmesi ve veri
odaklı yapıyı önceliklendiriyor. Bu yaklaşım,
markanın hem iç operasyonlarında hem
de paydaşlarına sunduğu deneyimde daha
hızlı, daha erişilebilir ve daha tutarlı bir yapı
kurmasını sağlıyor.
Global büyüme ve marka stratejisi
Markanın global ölçekte doğru marka algısı
ile büyüme hedefi doğrultusunda şekillenen
web sitesi, yeni pazarlara açılma, farklı
coğrafyalarda daha etkin bir yapı kurma ve
uluslararası rekabette daha güçlü bir konum
elde etme hedeflerini de destekliyor. LAV
HORECA pazarlama stratejileri odağında
geliştirilen dijital varlıklar markanın ürün,
tasarım ve kullanım yaklaşımını bütüncül bir
deneyimle aktaran temas noktaları olarak
konumlanıyor. Horizon Interactive Awards’taki
bu başarı, endüstriyel markanın üretim
gücünün yanı sıra dijitalleşme, kullanıcı
odaklı deneyim ve global marka yönetimi
konularındaki yaklaşımıyla da uluslararası
standartlarda bir marka olduğunu ortaya
koyuyor.
Andaç Günsoy:
“HoReCa Kanalında Gücümüz, Ürün Sunmaktan
Öte Çözüm Tasarlamamız”
Türkiye’nin köklü işlenmiş et ve şarküteri
markalarından Polonez, 1986’dan bu
yana güçlü üretim altyapısı ve geniş ürün
portföyüyle hem perakende hem de profesyonel
mutfak kanallarında faaliyet gösteriyor. Sosis,
salam, sucuk, pastırma ve gurme ürünlerden
oluşan yelpazesini, değişen tüketici beklentileri
doğrultusunda sürekli yenileyen marka, özellikle
son dönemde geliştirdiği yeni ürün gruplarıyla
dikkat çekiyor.
Polonez Satış ve Pazarlama Direktörü Andaç
Günsoy ile markanın yeni ürün odağını, değişen
tüketici trendlerine yaklaşımını ve HoReCa kanalındaki
stratejik konumlanmasını konuştuk.
Polonez, Türkiye’nin köklü şarküteri markalarından
biri olarak uzun yıllardır sektörde
önemli bir konuma sahip. Markanın bugün
geldiği noktayı, sizi sektörde farklılaştıran
yaklaşımı ve değişen tüketici beklentileri
doğrultusunda ürün geliştirme vizyonunuzu
anlatır mısınız?
Polonez, 1986 yılından bu yana Türkiye işlenmiş
et ve şarküteri sektörünün öncü markalarından
biri olarak faaliyet gösteriyor. İstanbul Çatalca’daki
üretim tesisimizde yıllık 12 bin ton kapasiteyle;
sosisten salama, sucuktan pastırmaya,
kavurmadan gurme ürünlere uzanan geniş bir
portföy sunuyoruz.
Turizm sektöründe
misafirlerin tercihlerini
konfor ve hizmet kalitesinin
yanında güven duygusu
da şekillendiriyor. Kale
Kilit Pazarlama Müdürü
Serdar Kavramış’a göre
yangın sistemlerinden akıllı
kilit teknolojilerine kadar
güvenlik altyapıları, oteller
için marka itibarını doğrudan
etkileyen kritik bir yatırım
alanına dönüşüyor.
Ancak bizi yalnızca köklü bir üretici marka olarak
tanımlamak yeterli olmaz. Polonez’i farklılaştıran
en önemli unsur; geleneksel şarküteri kategorisini
değişen tüketici ihtiyaçları doğrultusunda
dönüştüren markalardan biri olmamız. Bugün
sadece lezzet değil; içerik, besin değeri, kullanım
kolaylığı ve yaşam tarzına uygunluk da tüketici
tercihlerini belirliyor. Biz de bu dönüşümü
erken okuyarak Ar-Ge yatırımlarımızı bu yönde
şekillendirdik.
HoReCa kanalının markanın büyüme stratejisindeki
yeri nedir? Profesyonel mutfaklara
sunduğunuz çözümlerle sizi klasik bir tedarikçi
markadan ayıran unsurlar nelerdir?
HoReCa kanalı, Polonez’in stratejik büyüme
alanlarından biri. Bugün bu alanda yalnızca ürün
tedarik eden bir marka değil, profesyonel mutfaklar
için çözüm ortağı olarak konumlanıyoruz.
Hem Polonez hem de Polonez Chef markalarımızla;
restoranlardan otellere, kafe zincirlerinden
hızlı servis restoranlarına kadar geniş bir
müşteri kitlesine hizmet veriyoruz.
Bu kanalda fark oluşturan en önemli gücümüz,
standart kabul görmüş ürün sunmanın ötesine
geçebilmemiz. Profesyonel mutfakların operasyonel
ihtiyaçlarını anlayarak; gramaj, kesim
şekli, içerik formülasyonu, pişirme performansı
ve kullanım senaryolarına göre özelleştirilmiş
çözümler geliştirebiliyoruz. Bu da bizi klasik
tedarikçi rolünün ötesine taşıyor.
Ürün portföyümüzde; sosis, salam, sucuk, pastırma
ve şarküteri ürünlerinin yanı sıra profesyonel
mutfaklara özel geliştirilen büyük ambalajlı,
yüksek verimlilik sağlayan ve operasyon kolaylığı
sunan çözümler bulunuyor.
Bu yaklaşımın sonucu olarak geliştirdiğimiz
Fit Yaşam serimiz; düşük yağ, yüksek protein
özellikleriyle daha bilinçli beslenmeyi tercih eden
tüketicilere hitap ediyor. Bunun yanında ürün
portföyümüzün büyük bölümünü glutensiz hale
getirerek sektörde önemli bir dönüşüme öncülük
ettik. Premium segmentte ise yüksek et içerikli
gurme sosisler ve özel füme ürünlerle farklılaşan
bir yapı kurduk.
Profesyonel mutfaklarda standardizasyon,
sürdürülebilir kalite ve tedarik sürekliliği her
geçen gün daha kritik hale geliyor. Polonez bu
beklentilere yanıt verebilmek için üretim ve
operasyon süreçlerini nasıl yönetiyor?
HoReCa tarafında temel önceliğimiz çok net.
Profesyonel mutfakların ihtiyaç duyduğu standardizasyonu,
ürün sürekliliğini ve güvenilir kaliteyi
her teslimatta aynı şekilde sağlayabilmek.
Çünkü bu segmentte lezzet kadar operasyonel
güven de kritik önem taşıyor.
Profesyonel mutfaklarda ürün tercih kriterleri
son yıllarda belirgin şekilde değişti. Artık
yalnızca lezzetli bir ürün sunmak yeterli değil;
her siparişte aynı kaliteyi verebilmek, tedarik
sürekliliğini sağlamak ve operasyonel standartları
desteklemek de en az lezzet kadar kritik hale
geldi. Özellikle zincir restoranlar ve çok şubeli
işletmeler için standardizasyon, marka deneyiminin
ayrılmaz bir parçası. Bu nedenle HoReCa
tarafında üretici markalardan beklenen rol de
değişiyor. İşletmeler artık yalnızca ürün değil;
güvenilir süreç, öngörülebilir kalite ve kesintisiz
tedarik yapısı satın alıyor.
Polonez olarak biz bu dönüşümü çok önceden
öngördük. Üretim süreçlerimizi yalnızca lezzet
odağında değil; ölçülebilir kalite, izlenebilirlik
ve sürdürülebilir standart yaklaşımıyla yapılandırıyoruz.
Hammaddenin tesise girişinden nihai
ürünün sevkiyatına kadar tüm süreçler sıkı kalite
kontrol protokolleriyle yönetiliyor. Uluslararası
kalite ve gıda güvenliği standartlarına uygun
üretim altyapımız, güçlü tedarik planlamamız
ve operasyonel disiplinimiz sayesinde; müşterilerimize
her zaman aynı kaliteyi, aynı güvenle
sunabiliyoruz. HoReCa tarafında uzun soluklu iş
birliklerinin temelinde de bu güven yatıyor.
hotel restaurant
56 & hi-tech
yeni mekan
Outdoor
Store İlk
Komünite
Mağazasını
Suadiye’de
Açtı
Outdoor kültürünü deneyim, topluluk
ve yaşam tarzıyla buluşturan
Outdoor Store, ilk komünite
mağazasını 16-17 Mayıs tarihlerinde
Suadiye’de gerçekleştirdiği özel bir açılışla
ziyaretçileriyle buluşturdu. Doğa ve keşif
tutkunlarının yoğun ilgi gösterdiği açılış, gün
boyu süren etkinlikleriyle unutulmaz anlara
sahne oldu.
Outdoor yaşam kültürünü yalnızca ürünlerle
değil; deneyim odaklı bir bakış açısıyla
sunmayı hedefleyen Outdoor Store, açılış
boyunca ziyaretçilerine ilham veren bir
atmosfer yaşattı. Canlı müzik performansları,
DJ setleri, akustik konserler, lezzetli
atıştırmalıklar ve özel ikramlarla renklenen
açılışta, doğa tutkunları aynı çatı altında bir
araya geldi.
Şehri doğayla buluşturan konsept
Şehir yaşamı ile doğa ruhunu buluşturan
mağaza konsepti; kamp, seyahat, outdoor
sporları ve keşif kültürüne ilgi duyan
ziyaretçilerden tam not aldı. Gün boyunca
mağazayı ziyaret eden katılımcılar,
Suadiye’de kapılarını açan
Outdoor Store, outdoor
tutkunlarını deneyim odaklı
özel bir açılış atmosferinde bir
araya getirdi.
seçkin markaların özel koleksiyonlarını
deneyimlerken aynı zamanda Outdoor
Store’un topluluk odaklı yaklaşımını da
yakından keşfetme fırsatı buldu.
Outdoor Store bünyesinde yer alan Stanley,
Helly Hansen, Ride to Love, MeCanik,
Alpinist, Scarpa, Deuter, Hannah, Vaneda,
Braver Cap, Hitch Outdoor, Mass Snowboard,
Focus on Sports, Seamount, Windcamp,
Orcamp, Kazazi Case, Lifesocks, Inguz
Yoga, Shokz, Bilirca, MSR ve Thermarest
gibi outdoor dünyasının yerli ve yabancı
dikkat çeken markaları da açılış boyunca
ziyaretçilerden yoğun ilgi gördü.
Tulunay: “Etkinlikler ve atölyelerle outdoor
ruhunu daha fazla insana ulaştıracağız”
Açılışa ilişkin değerlendirmede bulunan
Outdoor Store Kurucusu İlker Tulunay,
markanın vizyonunu şu sözlerle anlattı:
“Outdoor Store’u yalnızca bir mağaza olarak
değil, outdoor kültürünü ve deneyiimlerini
paylaşan, insanların bir araya gelip zaman
geçirebileceği bir komünite alanı olarak
kurguladık. İlk mağazamızın gördüğü
yoğun ilgi ve oluşan enerji, doğru bir
hayalin peşinden gittiğimizi bize bir kez
daha gösterdi. Bundan sonraki süreçte
yapacağımız etkinlikler, atölyeler ve benzeri
buluşmalarla outdoor ruhuna sahip herkesin
deneyimlerini daha fazla insana ulaştırmaya
devam edeceğiz.”
Outdoor kültürünü merkezine alan yeni nesil
mağaza anlayışıyla dikkat çeken Outdoor
Store, ilk komünite mağazasıyla birlikte
doğa ve keşif tutkunları için yeni bir buluşma
noktası olmayı hedefliyor.
Nuova Simonelli Türkiye Distribütörü
SORCAN Teknik Danışmanlık Hizmetleri Ltd. Şti.
Showroom: Sultan Selim Cad. Turan Sok. No: 21/A
Kağıthane-İstanbul Tel: +90 (212) 269 18 00
www.tecnocoffeeshop.com / info@tecnocoffee.com.tr
hotel restaurant
58 & hi-tech
gastro güncel
Öztiryakiler Desteğiyle 83 Üniversite
Aynı Mutfakta Buluştu
Öztiryakiler, VI. Ulusal Aşçılık Kampı’na ana sponsor olarak genç şef adaylarına hem ekipman desteği hem de
uygulamalı eğitimler sundu. 83 üniversite ve uluslararası katılımla büyüyen kamp, gastronomi eğitiminde sektör–
akademi iş birliğinin güçlendiğini ortaya koydu.
Türkiye'nin gastronomi dünyasında köklü bir
gelenek hâline gelen Ulusal Aşçılık Kampı,
bu yıl “Toprak” temasıyla 26 Nisan–1 Mayıs
2026 tarihleri arasında Bolu Mengen İzzet Baysal
Aşçılık ve Gastronomi Kampüsü'nde 6. kez
düzenlendi. Profesyonel mutfak ekipmanları sektörünün
öncü markası Öztiryakiler, etkinliğin ana
sponsoru olarak 2015 yılından bu yana kesintisiz
şekilde genç aşçılara ve gastronomi eğitimine
destek vermeye devam ediyor.
Rekor katılım
Bu yılki kamp, geçmiş yıllarla kıyaslandığında
katılım açısından büyük bir büyüme ortaya koydu.
İlk kampın 35 üniversiteyle gerçekleştirildiği
düşünüldüğünde, altı yılda elde edilen bu gelişim
dikkat çekicidir. Türkiye'nin 81 ilinden yaklaşık
100'e yakın üniversite temsilcisinin katılım sağladığı
organizasyona, Polonya ve Bulgaristan'dan 2
uluslararası üniversite de iştirak etti. 83 üniversiteden
birer akademisyen ve öğrenci olmak üzere
toplamda 166 katılımcı, alanında uzman şefler,
sektör profesyonelleri ve üreticilerle bir araya
geldi. Etkinliğe Öztiryakiler başta olmak üzere 5
ana sponsor ve 53 kol sponsoru dahil toplam 95
marka destek verdi.
Ekipman eğitiminden gala sponsorluğuna
Öztiryakiler, kamp süresince yalnızca sponsorluk
desteğiyle sınırlı kalmayarak içerik üretimine
de doğrudan katkı sağladı. Danışman şef Hasan
Fehmi Peker liderliğinde yürütülen kombi fırın
ürün eğitimleri, katılımcılara profesyonel mutfak
ekipmanlarının doğru ve verimli kullanımını
uygulamalı biçimde aktardı. Kapanış galası,
Öztiryakiler VI. Ulusal Aşçılık Kampı Galası adıyla
düzenlenerek sektörün önde gelen isimlerini bir
araya getirdi.
10 yıllık bağlılık
Öztiryakiler, gastronomi eğitimine katkıyı
yalnızca sektörel bir faaliyet olarak değil, aynı
zamanda sürdürülebilir bir sosyal sorumluluk
yaklaşımı olarak ele almaktadır. 2015 yılında
ASOMDER ile başlayan bu birliktelik, yıllar içinde
derinleşerek stratejik bir ortaklığa dönüştü.
Bu vizyon doğrultusunda şirket, Bolu Mengen
Aşçılık Lisesi'nde kurduğu uygulama mutfakları
aracılığıyla öğrencilerin teorik bilgilerini gerçek
mutfak koşullarında pratik deneyime dönüştürmelerine
zemin hazırlamaktadır. 130 ülkeye
ürün ihraç eden Öztiryakiler, bu yatırımlarla hem
yerel gastronomi mirasını güçlendirmekte hem
de Türkiye'nin uluslararası mutfak rekabetindeki
konumuna katkı sunmaktadır.
Öztiryakiler, eğitim kurumlarıyla iş birliklerini
sürdürerek gastronomi sektörüne nitelikli insan
kaynağı kazandırmaya ve genç profesyonellerin
gelişimini desteklemeye devam edecek.
hotel restaurant
60 & hi-tech
gastro güncel
Coffee Factory,
5 Yılda 5 Ülke
Hedefiyle
Büyüyor
Türkiye’nin hızlı büyüyen kahve zincirlerinden Coffee Factory, 10 ilde 45’in üzerinde mağazasıyla
büyümesini sürdürüyor. Marka, merkezi operasyon modeli ve erişilebilir premium yaklaşımıyla orta
vadede Türkiye’de 100, Avrupa’da ise 20 mağaza açarak toplam 150+ mağazaya ulaşmayı hedefliyor.
IPSOS’un Türkiye genelinde gerçekleştirdiği
Hane Tüketim Paneli verilerine göre, hanelerin
neredeyse tamamı kahve tüketiyor ve kahve
satın alma sıklığı düzenli olarak artıyor. Kahvenin
günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçası haline
geldiğini ortaya koyan veriler, özellikle genç
nüfus ve şehirleşmenin etkisiyle tüketimin hız
kazandığını gösteriyor. Araştırmalar, Türkiye’de
kişi başı kahve tüketiminin son 10 yılda
4 kat artarak yaklaşık 1,5 kilograma ulaştığını
ortaya koyuyor. Artan taleple birlikte kahvenin
artık yalnızca bir içecekten öte, günlük yaşamın
önemli bir parçası haline geldiğini belirten Coffee
Factory CEO’su Erol Şahin, “Tüketici beklentileri
de bu dönüşümle birlikte değişiyor. İnsanlar
kahvenin yanında deneyim, atmosfer ve sürdü-
rülebilir kalite de arıyor. Coffee Factory olarak
son dönemde mağazalaşma sürecinde yüzde 113
büyüme kaydederken, her noktada aynı deneyimi
sunabilen güçlü ve ölçeklenebilir bir operasyon
yapısı oluşturmaya odaklanıyoruz” dedi.
“Hedef: 150’nin üzerinde mağaza ve çoklu
pazarda büyüme”
Coffee Factory, Türkiye’de 100 mağaza, Avrupa’da
20 mağaza ve toplamda 150+ mağazaya
ulaşma hedefi doğrultusunda yatırımlarını
sürdürürken, uluslararası pazarlarda da büyüme
planlarını hızlandırıyor. Avrupa ve Orta Doğu
başta olmak üzere birçok bölgede yürütülen
marka tescil süreçleri ve iş geliştirme görüşmeleri,
markanın global büyüme stratejisinin temelini
oluşturuyor. Önümüzdeki dönemde uluslararası
operasyon
ağını genişletmeyi
hedeflediklerini
belirten Şahin,
“Önümüzdeki
5 yıl içinde en
az 5 ülkede
aktif operasyon
kurmayı hedefliyoruz.
Uluslararası
pazarda
kalıcı olabilmek
için güçlü operasyon
modeli, doğru
lokasyon stratejisi
ve tutarlı marka
deneyimi büyük
önem taşıyor.
Biz de erişilebilir
premium yaklaşımımızı
koruyarak
farklı pazarlarda
sürdürülebilir şekilde
büyüyen güçlü bir marka yapısı oluşturmayı
amaçlıyoruz” ifadelerini kullandı.
“Merkezi yapı, ölçeklenebilir büyümenin
anahtarı”
Coffee Factory, büyüme stratejisinde merkezi
operasyon modelini öncelikli alanlardan biri
olarak konumlandırıyor. Marka, tüm mağazalarda
aynı ürün kalitesini ve müşteri deneyimini
sürdürülebilir hale getirmek amacıyla operasyonel
süreçlerini daha güçlü bir sistem altyapısıyla
yönetiyor. Bu dönüşümün markanın gelecek hedefleri
açısından kritik bir rol taşıdığını ifade eden
Şahin, “Franchise modeliyle kısa sürede güçlü
bir yaygınlığa ulaştık. Geldiğimiz noktada odağımızı
daha kontrollü, ölçülebilir ve sürdürülebilir
bir büyüme modeline çevirdik. Merkezi yönetim
yaklaşımı sayesinde tüm mağazalarda aynı kalite
standardını ve operasyon disiplinini koruyan bir
yapı oluşturmayı hedefliyoruz” diye konuştu.
Yerli tedarik ve üretimde sürdürülebilir yapı
Coffee Factory, kalite standartlarını korurken
yerli üretim gücünü destekleyen bütüncül bir
yapı benimsiyor. Dünyanın farklı kahve üretim
bölgelerinden özenle seçilen yeşil çekirdekler,
İstanbul’da işlenerek tüketiciyle buluşuyor.
Bunun yanı sıra marka; süt, gıda, ambalaj ve
operasyonel ürün gruplarında güçlü bir yerli
tedarikçi ağıyla çalışarak sürdürülebilir bir operasyon
modeli oluşturuyor. Yerli tedarik ağının
operasyonel sürdürülebilirlik açısından kritik
önem taşıdığını vurgulayan Şahin, “Büyümenin
sürdürülebilir olması için tedarik zincirinin de
aynı ölçüde güçlü olması gerekiyor. Biz üretimden
lojistiğe kadar tüm süreci merkezi bir yapı
içerisinde yönetmeye odaklanıyoruz. Yerli iş
ortaklarımızla kurduğumuz güçlü yapı sayesinde
hem operasyonel verimliliğimizi artırıyor hem de
kalite standardımızı koruyoruz” dedi.
DrṀurat
İstanbul Gelişim Üniversitesi
Dogan
Güzel Sanatlar Fakültesi Dekan Yardımcısı
Doç.
)
Tabak Üzerinde Bir Diyalog: İnsanın Nefesi,
Algoritmanın Nabzı (I)
Bir tabak, yalnızca yemeklerin
buluştuğu porselen bir zemin
değildir; aynı zamanda bir şefin
hafızasının, bir coğrafyanın nefesinin
ve bir anın şiirinin yazıldığı sessiz bir
tuvaldir. Yüzyıllar boyunca bu tuvale
dokunan eller, ölçü ve teraziyle değil,
sezgi ve birikimle hareket etti. Ancak
günümüz mutfağı, yalnızca lezzetin
değil; maliyetlerin, israfın ve hızla
değişen beklentilerin de gölgesinde
şekilleniyor. İşte tam bu kırılma
noktasında, yapay zekâ sahneye
çıkıyor. Ne bir rakip olarak, ne de
soğuk bir hesap makinesi… Aksine,
şefin yanına oturan sessiz bir çırak
gibi. Bu yazı, tabak tasarımında insan
ve algoritmanın nasıl bir diyaloğa
girdiğini, sanatın nasıl veriyle dans
ettiğini ve geleceğin gastronomisinin
neye benzeyeceğini keşfetmeye davet
ediyor.
Gelenek ve tuvalin hafızası
Tabak tasarımı, görsel sanatların
mutfaktaki en samimi yansımasıdır.
Nokta, çizgi, form, renk, doku ve
boşluk… Bunlar yalnızca estetik
terimler değil; bir yemeğin hikâyesini
anlatan harflerdir. Dengeli bir
kompozisyon, şefin nefesini
yansıtırken; boşluk bırakmak, aslında
izleyiciye alan açmaktır. Kontrast,
lezzeti gözle önceden tatmaya davet
eder. Geleneksel mutfakta bu ilkeler,
kuşaktan kuşağa aktarılan bir zanaatın,
sezginin ve kültürel birikimin ürünüydü.
Ancak sanat, yalnızca ilhamla
beslenmez; aynı zamanda koşullarla da
sınanır. Artan operasyonel maliyetler,
çevresel sürdürülebilirlik kaygıları, gıda
israfı ve tüketicinin “hem güzel olsun
hem de anlamı olsun” beklentisi, tabak
tasarımını salt bir estetik eylemden
çıkarıp, çok boyutlu bir sorumluluğa
dönüştürdü. Geleneksel sezgi, artık
yalnızca güzel bir tabak ortaya koymakla
yetinmiyor; aynı zamanda verimli, etik
ve geleceğe saygılı bir sürecin parçası
olmak zorunda.
Algoritmanın mutfaktaki yeri
İşte burada yapay zekâ devreye giriyor;
fakat bir “yerine geçme” iddiasıyla değil,
bir “birlikte üretme” niyetiyle. Üretken
yapay zekâ modelleri, milyonlarca tabak
görselini, lezzet eşleşmelerini ve tüketici
geri bildirimlerini tararken aslında
görsel bir kütüphaneyi zihinde yeniden
örüyor. Şef, “Akdeniz esintili, minimalist,
vegan ve dijital çağa uygun bir tabak”
dediğinde, algoritma buna renk paletleri,
kompozisyon alternatifleri ve hatta
maliyet-kalori sınırları içinde malzeme
listeleriyle yanıt veriyor.
Bu, bir makinenin hayal kurması
değil; insanın hayalini hızlandıran,
genişleten ve somutlaştıran bir ayna.
Şef, geleneksel deneme-yanılma
sürecindeki zamanı ve malzeme israfını,
algoritmanın sunduğu seçenekler
arasında gezinerek dönüştürüyor. Son
kararı her zaman insan veriyor; çünkü
lezzet, yalnızca gözle değil, ruhla da
tadılır. Yapay zekâ, şefin rutin analitik
yükünü üstlenerek onun yaratıcı
kapasitesini estetik yeniliklere ve
duyusal kurguya odaklamasını sağlıyor.
Peki, bu veriler ve algoritmalar, somut
mutfak pratiklerine nasıl dönüşüyor?
Tabak tasarımında insan ve yapay zekâ
iş birliğinin ortaya koyduğu döngüsel
süreç nasıl işliyor?
Yazı dizimizin ikinci bölümünde,
veriden deneyime uzanan bu büyüleyici
yolculuğu, insan nefesiyle algoritma
nabzının nasıl senkronize olduğunu ve
geleceğin mutfağının nasıl şekillendiğini
birlikte keşfedeceğiz...
62
hotel restaurant
& hi-tech
gastro etkinlik
Gault&Millau
Türkiye
"Signature
Dining
Experience"
Turu Ruins
Luxury
Resort'te
Başladı
3 Haziran akşamı Ruins Luxury Resort bünyesindeki Miraj Restaurant'ın mutfağında alışılmışın dışında
bir hareketlilik vardı. Bir tarafta Slovenya'nın en dikkat çeken şeflerinden David Žefran, diğer tarafta
Türkiye gastronomisinin güçlü temsilcileri Osman Sezener, Emre Şen ve Atilla Heilbronn...
Gault&Millau Türkiye'nin yeni sezonuna
başlangıç niteliği taşıyan Signature Dining
Experience buluşmasında dört şef aynı
mutfağa girdi. Ortaya çıkan sonuç ise alkışı hak
eder bir akşam yemeğinden çok daha fazlasını
ifade eder motivasyondaydı.
Gault&Millau Türkiye Resmi Temsilcisi Sözen
Group'un CEO'su Gökmen Sözen'in koordinasyonunda
gerçekleşen etkinlik, son yıllarda
gastronomi dünyasında giderek daha fazla önem
kazanan deneyim odaklı yaklaşımın güçlü bir
örneğini sundu. Çünkü artık biliyoruz ki, mesele
sadece yıldız şefleri aynı mutfakta buluşturmak
değil. Amaç, bir destinasyonu gastronomi üzerinden
anlatabilmek, ürünün hikayesini görünür
kılmak ve farklı mutfak kültürleri arasında yeni
bir diyalog kurabilmek.
Bana kalırsa işin en değerli tarafı da tam
olarak burada. Artık insanlar iyi yemeğin peşine
düşmüyor bir tek. Yanı sıra yemeğin hikayesiyle,
coğrafyasıyla, kökenleriyle ilgileniyor. Arkasındaki
emeği merak ediyor. Bu yüzden gastronomi
etkinliklerinin şefleri buluşturmanın da ötesinde
bu misyonla adımlar atmasını çok kıymetli
buluyorum.
Tam da bu nedenle 2-4 Haziran tarihleri arasında
gerçekleşen program, Bodrum'un gastronomik
kimliğini farklı yönleriyle ortaya koyması
açısından dikkat çekiciydi. Ege'nin yerel ürünleri,
bölgenin üretim kültürü, şarapları ve mutfak
hafızası etkinliğin her anına nüfuz etti. Programın
merkezindeki özel menüler de aslında servis
edilen tabaklardan çok daha fazlasıydı. İki gün
boyunca anlatılan hikayenin birer parçası, birer
devamı gibiydi.
Etkinliğin dikkat çeken yönlerinden biri de, gastronomiyi
tek bir akşam yemeğine sıkıştırmayan
o geniş perspektifiydi. Nitekim 3 Haziran'daki
büyük gala öncesinde, hikaye aslında 2 Haziran
akşamı yine Miraj Restaurant'ta Şef Atilla
Heilbronn'un ellerinden çıkan çok özel bir yerel
manifesto ile başlamıştı. Heilbronn, o ilk akşam
sunduğu; sokak lezzetlerine göz kırpan Kuru
Fasulye & Pilav, Pilav Üstü Et ve Balık Ekmek
gibi şık açılış lokmalarıyla, ardından gelen İsli
Yazı: Hatice Ünal Bilen
Ezine Kreması, Girit Kabağı ve Dana Fileto
Merguez Kebap gibi paylaşımlı ana tabaklarla
Ege ve Anadolu mutfak hafızasını ne denli rafine
işleyebildiğinin sinyallerini vermişti.
İşte bu güçlü girizgahın ardından gelen 3 Haziran
akşamındaki final yemeğinde, Slovenya'daki
Milka Restaurant ile Gault&Millau tarafından
dört şapkayla ödüllendirilen David Žefran'ın
yaklaşımı ile Emre Şen, Osman Sezener ve Atilla
Heilbronn'un mutfak anlayışları aynı masada
buluştu. Ortaya çıkan tablo, son yıllarda sıkça
gördüğümüz şef iş birliklerinden farklıydı. Çünkü
burada isimlerin önüne geçen şey, ortak bir
gastronomi dili kurabilme becerisiydi.
Galanın akışı, bir önceki gece imza tabaklarıyla
dikkat çeken Şef Atilla Heilbronn’un damakta
adeta birer prelüd etkisi uyandıran incelikli giriş
ikramlarıyla başladı. Otlu Gazpacho Shot, Ceviche
ile sunulan Kıtır Pirinç, İncir ile İnceltilmiş
Keçi Peynirli Crème Brûlée ve Kıtır Pirinç üzerindeki
Dana Tartar, masadaki herkesi gecenin
geri kalanında gelecek olan uyumun derinliğine
hazırladı. Ardından başlayan resmi tadım seansı,
şeflerin adeta kendi imzalarını koruyarak ortak
bir senaryo yazdıklarını kanıtlar nitelikteydi.
İlk aşamada David Žefran’ın Pancar, Ayı Yağı
ve Havyar üçlemesiyle sunduğu o kuzeyli ve
dingin Orta Avrupa disiplini, damakları şaşırtıcı
bir tezatla açtı. Hemen ardından ise bana göre
gecenin en unutulmaz, hafızalara kazınan ve
menünün duygusal zirvesini oluşturan o tabak
masaya geldi. Şef Emre Şen’in imzasıyla sunulan
Kaz Dağları'ndan Kuzu Göbeği Mantarı. Köy
horozu ve şantrel mantarı ragû ile doldurulan,
trüflü humus ve horoz sosuyla tamamlanan bu
tabak, bence gecenin değil, son zamanlarda
deneyimlediğim en dengeli lezzet performanslarından
biriydi. Mantarın o topraksı karakteriyle
horoz sosunun derinliği öyle kusursuz bir uyum
yakalamıştı ki, Ege'nin mutfak hafızasının ne
denli güçlü bir haute cuisine malzemesine dönüşebileceğinin
en somut kanıtı gibiydi.
Emre Şen bu tabakla damaklarda adeta bir
maestro gibi iz bırakırken, bir sonraki aşamada
yine onun elinden çıkan ve burrata ile mascarpone
dolgusuyla fırında kiraz domates sosunun
ferahlığını birleştiren Agnolotti bu güçlü etkiyi
taçlandırdı.
Gecenin ilerleyen saatlerinde Osman Sezener’in
Barnova Misketi ve rezene sirkesiyle asiditesini
ve karakterini yükselttiği Lagos tabağı ve
ardından Şef Žefran’ın yabani sarımsak ve yeşil
kuşkonmaz eşliğindeki sofistike Tavşan yorumu
şeflerin ortak senaryosundaki diğer güçlü
sahnelerdi. Kapanışa doğru Osman Sezener’in
enginar ve darülfülfülü jus ile sunduğu Dana
Kaburga, Atilla Heilbronn’un şeftali, lavanta ve
yulaf sütüyle fırınlanmış o hafif ve ferahlatıcı
Fırın Sütlaç tabağıyla birleşerek bu iki günlük
hikayenin görkemli finalini yazdı. Osman Sezener
bu tabaklarıyla da şaşırtmadı beni.
Yemek, Sips Bodrum’da Simone Caporale
eşliğindeki özel kokteyl deneyimiyle (After Party)
geceye uzanan bir ritme büründü.
Bugün gastronomi turizmi dediğimizde yalnızca
iyi restoranlardan söz etmiyoruz. İnsanlar gittikleri
yerde ürünün kaynağını görmek, üreticinin
hikayesini dinlemek, o coğrafyanın kültürünü
sofrada deneyimlemek istiyor. Ruins Luxury
Resort'te gerçekleştirilen bu buluşma da tam
olarak bu beklentiye karşılık veriyordu.
Bodrum'un yaz sezonuna girerken ev sahipliği
yaptığı bu ilk büyük gastronomi buluşması,
aslında Türkiye gastronomisinin son yıllardaki
dönüşümünü de özetliyordu. Daha yerel, daha
hikaye odaklı ve daha uluslararası bir dil kurmaya
çalışan bir mutfak anlayışı... 3 Haziran akşamı
Miraj Restaurant'ta kurulan sofralarda hissedilen
şey de tam olarak buydu. Yemeklerin ötesine
geçen, hafızada kalıcı iz bırakan bir gastronomi
deneyimi.
Gault&Millau Türkiye “Signature Dining Experience”
etkinliği, 2026 boyunca yine farklı destinasyonlarda
ve mekanlarda özel buluşmalara ev
sahipliği yapmaya devam edecek. Serinin yakın
takipçisiyim.
Program kapsamında bizleri seçkin kahvaltıda
sofrasında ağırlayan The Bodrum Edition’ı
da anmadan geçmemek gerek. KITCHEN by
Osman Sezener’de Ege’nin mavisinden beslenen
yaklaşım. Yerel ürünler. Uluslararası teknikler.
Modern sunumlar. Hepsi aynı tabakta buluşuyor.
Bölgenin gastronomik kimliğini güçlü bir
şekilde yansıtan bir yorum. Ve tüm bu iki günlük
yolculuğun sonunda Bodrum’a kısa ama keyifli,
lezzetli bir veda.
64
hotel restaurant
& hi-tech
gastro etkinlik
Le Cordon Bleu Istanbul Şefleri
‘Şehir Sohbetleri’nde Gastronomide
Dönüşümü Konuştu
Özyeğin Üniversitesi Le Cordon
Bleu İstanbul tarafından
düzenlenen “Şehir Sohbetleri”
etkinliğinin ikinci buluşması,
gastronomi profesyonellerini
Casual Dine Tarabya’da bir araya
getirdi.
Özyeğin Üniversitesi Le Cordon Bleu İstanbul
tarafından düzenlenen “Şehir Sohbetleri”
etkinlik serisinin ikinci buluşması,
20 Mayıs tarihinde Casual Dine Tarabya’da
gerçekleştirildi. Gastronomi profesyonelleri,
şefler ve sektör temsilcilerini bir araya getiren
etkinlikte; teknik eğitimin mutfaktaki rolü, sosyal
medyanın gastronomi üzerindeki etkisi, Türk
mutfağının dönüşümü, restoran işletmeciliği ve
gastronomide değişen beklentiler çok yönlü şekilde
ele alındı. Casual Dine Tarabya’nın kurucu
şefi Hande Sehim’in ev sahipliğinde düzenlenen
etkinliğe, Özyeğin Üniversitesi Le Cordon Bleu
İstanbul Direktörü Defne Ertan Tüysüzoğlu’nun
yanı sıra Le Cordon Bleu İstanbul Pastacılık
Bölüm Başkanı Şef Mark Pauquet de katıldı.
Haber: Hatice Ünal Bilen
“Fransız mutfağı tekniklerini öğrenme isteği
beni bu yola yönlendirdi”
Yaklaşık 10 yıldır gastronomi sektöründe yer
aldığını anlatan Casual Dine Tarabya Kurucu Şefi
Hande Sehim, ilk restoranını 2017 yılında Denizli’de
açtığını söyledi. Gastronomi dışında farklı
bir bölümden mezun olmasına rağmen mutfağa
olan ilgisinin hiçbir zaman bitmediğini belirten
Sehim, Le Cordon Bleu İstanbul’da eğitim alma
kararını ise Fransız mutfağı tekniklerini öğrenme
isteğinin şekillendirdiğini ifade etti. Pandemi
döneminde eğitim aldıklarını söyleyen Sehim, az
sayıda öğrenci olmalarının şeflerle birebir çalışma
açısından büyük avantaj sağladığını anlattı.
“Alaylı ve eğitimli şeflerin buluşması sektörü
hızlandırdı”
Türkiye’de gastronomi dünyasının en büyük dönüşümlerinden
birinin alaylı şeflerle gastronomi
eğitimi alan yeni nesil şeflerin aynı mutfaklarda
buluşması olduğunu söyleyen Hande Sehim, bu
sürecin sektörde güçlü bir gelişim ortamı sağla-
dığını ifade etti. “Önceden gastronomi bugünkü
kadar hayatımızda değildi. Ben 2007’de gastronomi
okumak istediğimi söylediğimde insanlar
çok şaşırıyordu” diyen Sehim, tecrübeli şeflerin
saha bilgisiyle teknik eğitim alan genç şeflerin
yaklaşımının birbirini beslediğini söyledi.
Bu durumun sektörde “tatlı bir rekabet”
oluşturduğunu belirten Sehim, “Rekabet insanı
geliştiriyor. Ben Denizli’de uzun yıllar çalıştıktan
sonra İstanbul’a gelmek istememin en önemli
nedenlerinden biri de buydu. Kendime rakip görebileceğim,
beni geliştirecek bir ortamın içinde
olmak istedim” ifadelerini kullandı.
“Tekniği bilmeden doğru yemek yapamazsınız”
Yaklaşık 30 yıldır Türkiye’de yaşayan Belçika
kökenli şef Mark Pauquet ise genç şeflerin kariyerlerinde
ilk odaklanmaları gereken konunun
teknik olduğunu söyledi. Kendisini “ansiklopedi
dönemi”nden gelen biri olarak tanımlayan
Pauquet, gastronomi dünyasının kitaplardan internete,
oradan da sosyal medyaya uzanan büyük
bir dönüşüm geçirdiğini belirtti. “Biz teknik öğreten
insanlarız. Eğer teknik bilmiyorsanız yemeği
doğru şekilde yapamazsınız” diyen Pauquet,
sosyal medyada dolaşan bilgilerin her zaman
doğru olmadığını vurguladı. İnternetin bilgiye
erişimi kolaylaştırdığını ancak sosyal medyanın
çoğu zaman yalnızca görselliği öne çıkardığını
ifade eden şef, gastronomi eğitiminde temel yapı
taşının hâlâ teknik bilgi olduğunu söyledi.
“Teknik kadar disiplin ve nezaket de
öğreniyorsunuz”
Profesyonel mutfaklarda teknik eğitimin yalnızca
yemek yapmayı kapsamadığını söyleyen Hande
Sehim, Fransız mutfağının aynı zamanda disiplin
kültürü oluşturduğunu anlattı.
Le Cordon Bleu’daki eğitim sürecinde şeflerin
kendilerine mutfak içindeki davranış biçimlerini
de öğrettiğini belirten Sehim, “Sadece teknik
öğrenmiyorsunuz. İnsan ilişkileri, ekip yönetimi,
disiplin ve nezaket de öğretiliyor. İlk derslerde
bulaşık personeline nasıl davranılması gerektiği
bile anlatıldı” dedi. Mutfaklarda televizyonda
görüldüğü gibi agresif bir ortam olmadığını da
söyleyen Sehim, gerçek profesyonel mutfaklarda
saygının temel unsur olduğunu vurguladı.
“Türk mutfağında teknik vardı ama yazılı
değildi”
Türk mutfağının teknik altyapısına ilişkin değerlendirmelerde
bulunan Mark Pauquet, geçmişte
tariflerin yazılı hale getirilmemesi nedeniyle
tekniklerin görünür olmadığını söyledi. Türk
mutfağının uzun yıllar sözlü kültür üzerinden
ilerlediğini belirten Pauquet, bugün ise şefler ve
yazarlar sayesinde tariflerin daha standart hale
geldiğini ifade etti.
Pauquet’nin açıklamalarını değerlendiren Hande
Sehim ise Türk mutfağında aslında güçlü tekniklerin
bulunduğunu ancak bunların uzun süre
kayıt altına alınmadığını söyledi. Günümüzde
gastronomi eğitiminin yaygınlaşmasıyla birlikte
bu tekniklerin daha görünür hale geldiğini
belirtti.
“Sosyal medya artık şefler için çok önemli”
Etkinlikte gastronomi dünyasında sosyal medyanın
etkisi de konuşuldu. Şeflerin görünürlüğü
açısından sosyal medyanın artık büyük önem
taşıdığını söyleyen Hande Sehim, içeriklerin
samimi ve doğru şekilde aktarılmasının önemli
olduğunu ifade etti. “Çok hızlı bir tüketim çağındayız.
İnsanlar samimi içerikleri hemen fark
ediyor” diyen Sehim, sosyal medyanın yalnızca
görünürlük değil aynı zamanda motivasyon sağladığını
da söyledi. Şef kimliğini ileride daha fazla
eğitmenlik tarafında konumlandırmak istediğini
belirten Sehim, öğrenciler yetiştirmeyi hedeflediğini
ifade etti.
“Casual konsept bana daha özgür geliyor”
Casual Dine Tarabya’nın konseptine ilişkin
de konuşan Sehim, casual mutfak anlayışını
bilinçli şekilde tercih ettiğini söyledi. Fine dining
mutfağın yüksek mükemmeliyetçilik gerektirdiğini
ifade eden şef, casual konseptin daha özgür
ve daha ulaşılabilir bir yapı sunduğunu anlattı.
“Bir tabak çıktığında her şeyin kusursuz olması
gerektiğini düşünüyorum. Fine dining yalnızca
tabak değil; servis, atmosfer, sürdürülebilirlik ve
deneyimin bütünüyle ilgili” diyen Sehim, casual
konseptte ise daha rahat ve samimi bir alan
sunabildiklerini söyledi.
Casual Dine’ın menü yapısının da bu anlayış
doğrultusunda şekillendiğini belirten Sehim, “BigChefs,
Cookshop ya da Midpoint gibi insanların
günlük hayatta tercih ettiği yemeklerin olduğu
bir yapı kurduk. İnsanların rahat hissettiği bir
mutfak oluşturmak istedik” dedi.
“Doğru müşteri kitlesi kendiliğinden oluşuyor”
Casual Dine Tarabya’nın bulunduğu yapıya ve
müşteri profiline ilişkin de değerlendirmelerde
bulunan Sehim, mekânın güvenli ve seçici bir
sosyal yapı içinde konumlandığını söyledi. Casul
Dine’ın rezervasyon sistemiyle çalıştığını belirten
Sehim, “Aslında insanlar ait hissetmedikleri
yerde durmuyorlar. Siz müziğinizle, mutfağınızla
ve yaklaşımınızla zaten kendi kitlenizi oluşturuyorsunuz”
ifadelerini kullandı.
Mekanın yalnızca restoran olarak değil aynı
zamanda etkinlik alanı olarak da kullanıldığını
anlatan Sehim, dönem dönem müzik etkinlikleri,
konsept günleri, davetler ve özel organizasyonlara
da ev sahipliği yaptıklarını söyledi. Özellikle
teras alanının yoğun ilgi gördüğünü belirten
Sehim, sosyal medya üzerinden aylık etkinlik takvimi
paylaştıklarını ifade etti.
“Restoranlarda artık atmosfer en az yemek
kadar önemli”
Misafir beklentilerinin son yıllarda ciddi şekilde
değiştiğini söyleyen Sehim, artık yalnızca lezzetin
yeterli olmadığını ifade etti. Özellikle atmosferin
ve deneyimin restoran tercihinde belirleyici hale
geldiğini belirten şef, Casual Dine Tarabya’nın
yeşillikler içindeki yapısının misafirler tarafından
olumlu karşılandığını söyledi. Bir yıldır işletmesini
yürüttükleri mekânda farklı yaş gruplarına
hitap etmeye çalıştıklarını anlatan Sehim, genç
müşteri kitlesiyle daha yüksek yaş grubunun
beklentilerinin farklılaştığını da sözlerine ekledi.
“Bazen restoranın karakterini korurken aynı
zamanda misafirin beklentilerine de cevap
vermeniz gerekiyor” diyen Sehim, bu nedenle
zaman içinde menüye meze gibi yeni kategoriler
eklediklerini ve işletmenin yaşayan bir yapı
olduğunu düşündüklerini ifade etti.
66
hotel restaurant
& hi-tech
gastro etkinlik
Şef Mark Pauquet:
“İstanbul’da Fine Dining Restoran
Olduğunu Düşünmüyorum”
Le Cordon Bleu İstanbul
Pastacılık Bölüm Başkanı
Mark Pauquet, İstanbul’da
klasik anlamda “fine dining”
kriterlerini karşılayan bir
restoran bulunmadığını söyledi.
Pauquet, Michelin Guide ve Gault
Millau listelerinde yer alan bazı
restoranların da bu tanımın
dışında kaldığını ifade etti.
Haber: Hatice Ünal Bilen
Le Cordon Bleu İstanbul’un Casual Dine
Tarabya ev sahipliğinde düzenlediği “Şehir
Sohbetleri” etkinliğinde gastronomi dünyasının
dönüşümü farklı yönleriyle ele alınırken, Le
Cordon Bleu İstanbul Pastacılık Bölüm Başkanı
Mark Pauquet fine dining kavramına ve dünya
mutfaklarındaki güncel eğilimlere ilişkin dikkat
çekici yorumlarda bulundu.
Etkinlikte konuşan Mark Pauquet, fine dining
algısının artık geçmişteki tanımıyla aynı olmadığını
belirterek şu ifadeleri kullandı: “Bence fine
dining kavramı 20-30 yıl önce olduğu gibi aynı
kavram değil, daha değiştiğini düşünüyorum.
Fine dining sadece bir yemek değil, aslında
sunumun ve atmosferin kendisi de bunun içine
giriyor. Bu sebepten çatal, bıçak, kaşığından
tutun da tabağın görselini de alarak her şey bir
arada olarak düşünmemiz gerekiyor.”
Pauquet, fine dining tanımına ilişkin değerlendirmesinde
ise “Ben İstanbul'da fine dining bir
restoran olduğunu düşünmüyorum.” ifadelerini
kullandı.
“Ödüllü restoranlar ne kadar fine dining,
tartışma konusu”
Bu ifadeyi açıklayan şef, yanlış anlaşılmak
istemediğini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yanlış anlaşılmak istemem. İstanbul'da çok iyi
restoranlar var. Çok iyi restoranlar Türkiye’de ve
İstanbul’da mevcut. Ama benim bahsettiğim fine
dininge gümüş takımlar, aynı zamanda çok iyi bir
şekilde servis edilmiş mendiller giriyor. Michelin
Guide ve Gault Millau’dan ödül alan, tavsiye
listesine giren çok sayıda restoran olabilir ama
bunların ne derece fine dining oldukları tartışma
konusu. Çünkü sadece takımlar ve mendillerden
de ibaret değil. Aynı zamanda bu işleyiş ve
hiyerarşiyi de etkiliyor. Fine dining dediğimiz
restoranda sommelier alt tabaka ve diğer işleyen
departmanlar da olması gerekirken bu gözlemlediğimiz
restoranların bazılarında olmayabiliyor,
eksik olabiliyor.”
“Paris’te bile çok az”
Mark Pauquet, fine dining işletmelerin yapısına
ilişkin değerlendirmesinde ise şu ifadeleri
kullandı: “Bu çok pahalı ve maliyetli bir işletme
türü. Hatta Paris’e bakacak olursak, orada bile
çok fazla fine dining diyebileceğimiz restoran
bulunmamakta. Aslında çok lüks ve üst segment
restoranlar var fakat fine dining olmasi için hep
bir eksik mevcut. Ya servis olması gerektiği gibi
değil ya masanın üstündeki desenler, süslemeler
yeteri kadar değil. Bunların hepsi fine dining
olmasını etkiliyor.”
“Le Cinq gerçek bir fine dining”
Mark Pauquet, dünyadaki favori restoran örneklerinden
biri olarak Alain Ducasse’ın Paris’teki
Four Seasons Hotel George V bünyesinde yer
alan Le Cinq restoranını gösterdi. Le Cinq’in
“gerçek fine dining” anlayışını temsil ettiğini söyleyen
Pauquet, fine dining kavramının yalnızca
yemekle sınırlı olmadığını ifade etti. Pauquet,
servis kalitesi, keten masa örtüleri, keten peçeteler
ve gümüş servis takımları gibi detayların da
fine dining deneyiminin önemli parçaları olduğunu
belirterek, “20-25 sene önce alışık olduğumuz
fine dining aslında bu mertebedeydi. Şu anda
bunun gibi bir şeyi pek bulamıyoruz” dedi.
Yaklaşık 20-25 yıl önce Swissotel’de yer alan Le
Cordon d'Or Restaurant’ın da benzer bir anlayış
taşıdığını söyleyen Pauquet, restoranın kapanmasının
ardından açılan yeni restoranın ise artık
aynı fine dining atmosferine sahip olmadığını ifade
etti. Pauquet, “Belki tabaklar daha güzel, belki
yediğiniz yemekler de daha güzel olabilir fakat
o atmosfer ve sunulan şekil artık fine diningden
çıkmış” değerlendirmesinde bulundu.
"İstanbul'da çok iyi restoranlar
var. Çok iyi restoranlar Türkiye’de
ve İstanbul’da mevcut. Ama benim
bahsettiğim fine dininge gümüş
takımlar, aynı zamanda çok iyi bir
şekilde servis edilmiş mendiller giriyor.
Michelin Guide ve Gault Millau’dan
ödül alan, tavsiye listesine
giren çok sayıda restoran olabilir
ama bunların ne derece fine dining
oldukları tartışma konusu. Çünkü
sadece takımlar ve mendillerden de
ibaret değil."
Liberty Lykia Adults Only Şeflerinden
Gastronomi Şovu
Liberty Lykia Adults Only, dünyanın en köklü gastronomi topluluklarından Chaîne des Rôtisseurs’ün özel gala
yemeğine ev sahipliği yaptı.
Liberty Lykia Adults Only ev sahipliğinde
düzenlenen etkinlik kapsamında Executive
Şef Onur Nalcı liderliğindeki mutfak ekibi,
Anadolu’nun zengin lezzet mirasını çağdaş fine
dining yaklaşımıyla yorumlayan dokuz aşamalı
özel menüsüyle gecenin öne çıkan isimleri
arasında yer aldı. Şefler, geceye özel hazırlanan
menüde seçkin ürünleri yaratıcı reçeteler ve
rafine sunumlarla buluşturdu. Tabaklardaki estetik
kurgu, dengeli lezzet geçişleri ve kusursuz
operasyon akışı, davetlilere güçlü bir gastronomi
deneyimi yaşattı.
Nalcı: “Yerel ürünleri çağdaş tekniklerle
yorumladık”
Executive Şef Onur Nalcı, geceye ilişkin değerlendirmesinde
şunları söyledi: “Bu özel gece için
hazırladığımız menüde yerel ürünleri çağdaş
tekniklerle yorumladık. Amacımız her tabağın
yalnızca lezzetiyle değil, hikâyesi ve sunumuyla
da hafızalarda yer etmesiydi. Ekibimizin ortaya
koyduğu performanstan büyük gurur duyuyorum.”
Olgun: “Gastronomiyi misafir deneyimimizin en
güçlü parçalarından biri olarak görüyoruz”
Liberty Lykia Adults Only Genel Müdürü Andaç
Olgun ise şunları ifade etti: “Chaîne des Rôtisseurs
gibi prestijli bir gastronomi topluluğuna ev
sahipliği yapmak bizim için çok değerliydi. Liberty
Lykia Adults Only olarak gastronomiyi misafir
deneyimimizin en güçlü parçalarından biri olarak
görüyoruz. Mutfak ekibimizin bu özel gecedeki
performansı, markamızın bu alandaki vizyonunu
güçlü şekilde yansıttı.”
Liberty Lykia Adults
Only, yetişkinlere
özel konaklama
anlayışını seçkin yemeiçme
deneyimleriyle
birleştirerek,
misafirlerine
hafızalarda yer eden
ayrıcalıklı anlar
sunmaya devam ediyor.
hotel restaurant
68 & hi-tech
gastro etkinlik
Ayvalık GastroFest’e Katılım
60 Bini Buldu
Sözen Group içerik organizasyonuyla
15–17 Mayıs tarihleri arasında
gerçekleşen Ayvalık GastroFest,
ikinci yılında yaklaşık 60 bin
ziyaretçiyi ağırlayarak kenti üç gün
boyunca gastronominin merkezine
dönüştürdü.
de, Sözen Group içerik organizasyonuyla 15–17
Mayıs tarihleri arasında gerçekleşen festival;
“Mezenin Kalbi Ayvalık” temasıyla kentin zeytinyağı
kültürünü, deniz ürünleri mirasını ve Ege’nin
zengin ot çeşitliliğini ulusal ve uluslararası
gastronomi dünyasıyla buluşturdu.
Ayvalık GastroFest, ikinci yılında yalnızca
bir gastronomi festivali olmanın ötesine
geçerek; panellerden sokaklara yayılan
ilgiye, şef iş birliklerinden özel gala deneyimlerine
uzanan çok katmanlı yapısıyla Ayvalık’ı üç gün
boyunca gastronominin odağına taşıdı. Ayvalık
halkının ve şehir dışından gelen yaklaşık 60 bin
ziyaretçinin yoğun ilgisiyle gerçekleşen festival,
kentin sosyal hayatına da güçlü bir hareketlilik
kazandırdı. Ayvalık Belediyesi’nin ev sahipliğin-
Panellerden sokaklara
Festival süresince Kırlangıç Yaşam Merkezi ve
kentin farklı noktalarında gerçekleşen etkinlikler,
yalnızca gastronomi profesyonellerini değil,
Ayvalık halkını ve ziyaretçileri de sürecin aktif bir
parçası haline getirdi. Tarihi Sabunhane’de düzenlenen
paneller; gastronominin yerel kalkınmadaki
rolünden sürdürülebilir üretime, coğrafi
işaretli ürünlerden yeni nesil mutfak yaklaşımlarına
kadar geniş bir çerçevede sektörün nabzını
tuttu. Belediye başkanları, akademisyenler, şefler
ve sektör temsilcileri aynı masada buluşarak
Ayvalık’ın gastronomi geleceğini tartıştı.
Festival alanında
kurulan üretici stantları,
workshoplar ve tadım
alanları ise gün boyu yoğun
ilgi gördü. Yerel üreticilerle
doğrudan temas kurma
imkânı bulan ziyaretçiler,
Ayvalık mutfağının temelini
oluşturan ürünleri yerinde
deneyimledi.
Şefler, üreticiler ve ayvalık sofrası aynı hikâyede
buluştu
Festival boyunca gerçekleştirilen workshop ve
etkinliklerde; Türkiye gastronomi sahnesinin
önde gelen isimleri ziyaretçilerle birebir temas
kurarak bilgi ve deneyimlerini paylaştı. Bu yıl festivalin
en güçlü taraflarından biri, şefler ile yerel
üreticiler arasındaki bağın görünür hale gelmesi
oldu. Menülerin merkezinde yer alan her ürün;
zeytinyağından ota, deniz ürünlerinden bakliyata
kadar Ayvalık’ın üretim kültürünü doğrudan
yansıttı.
İlk akşamdan gala gecesine
Festivalin gastronomik deneyimi, yalnızca etkinlik
alanıyla sınırlı kalmadı. İlk akşam, Ayvalık’ın
simge restoranlarından Ayvalık Bay Nihat’ta gerçekleşen
özel davetle şefler ve davetliler kentin
klasikleşmiş lezzetlerini deneyimledi. Festivalin
finalinde ise D-Resort Ayvalık’ta düzenlenen
gala gecesi, festivalin en dikkat çekici anlarından
biri oldu. Türkiye’nin farklı şehirlerinden gelen
12 şef, Ayvalık mutfağını kendi yorumlarıyla ele
alarak çok katmanlı bir menüye imza attı.
Gala menüsünde; Antalya piyazı, közlenmiş biberli
muhammara, levrek crudo, enginarlı pilav,
yoğurtlu şevketi bostan, içli köfte ve çiğ köfte
gibi geleneksel lezzetler modern dokunuşlarla
sunulurken; ıspanak yatağında kadayıflı levrek
ve karides shot gibi yaratıcı tabaklar gecenin öne
çıkan yorumları arasında yer aldı. Ayvalık’ın zeytinyağı
ve meze kültürünü odağına alan bu özel
menü, festivalin ana temasını güçlü bir şekilde
yansıtırken; farklı mutfak disiplinlerinin aynı
sofrada nasıl buluşabileceğini de ortaya koydu.
Yerel üretime büyük destek
Ayvalık’ın gastronomik kimliğini güçlendiren
festival bu yıl hem içerik zenginliği hem de
ziyaretçi ilgisiyle önemli bir eşiği geride bıraktı.
Yerel üretimi destekleyen, şefleri ve üreticileri
aynı platformda buluşturan ve kenti gastronomi
turizmi açısından daha görünür kılan festival;
Ayvalık’ın yalnızca bir yaz destinasyonu değil, yıl
boyu yaşayan bir gastronomi merkezi olduğunu
bir kez daha ortaya koydu.
hotel restaurant
70 & hi-tech
gastro etkinlik
Cazibe Evran: “Kuzey Ege'de Kurumsal Görünürlükten
Sürdürülebilir Turizm Modeline Evriliyoruz”
Gia Digital Kurucusu Cazibe Evran, Kuzey Ege’de kurumsal görünürlükten sahada uygulanabilir sürdürülebilir turizm
modeline geçişi hedeflediklerini söyledi. Evran, Aura Bağcılık sponsorluğunda düzenlenen dördüncü etkinlikle Ören
bölgesini agroturizm ve deneyim odaklı turizmle yeniden konumlandırmayı amaçladıklarını ifade etti.
Haber: Hatice Ünal Bilen
Kuzey Ege Bölgesi’nde Tekirdağ’dan Assos’a
kadar uzanan hatta otellere kurumsal satış
partnerliği yaptıklarını belirten Gia Digital
Kurucusu Cazibe Evran, bölgedeki çalışmaların
temel amacının sürdürülebilir turizm faaliyetlerini
geliştirmek olduğunu söyledi. Evran, “Önce
kurumsal görünürlük, sonra sahada uygulanabilir
bir turizm modeli oluşturmak için çalışıyoruz”
dedi. Geçen yıl mart ayında başlayan sürecin
bu yıl dördüncü organizasyonla devam ettiğini
belirten Evran, bölgede alternatif turizm rotaları
oluşturduklarını ifade etti.
“Agro Turizm ve Techno-Agro rotaları geliştiriyoruz”
Evran, Kuzey Ege’de agroturizm ve techno-agro
gibi farklı turizm konseptleri üzerine çalışmalar
yürüttüklerini söyledi. Ulusal ve uluslararası
iş birliklerine de değinen Evran, İran ve İtalya
ile karşılıklı ziyaret programları planladıklarını
belirterek, “Agroturizmi iki yönlü bir yapı haline
getirmek istiyoruz” dedi.
“Turizm artık deneyim üzerinden ilerliyor”
Turizm anlayışının değiştiğini vurgulayan Evran,
artık ziyaretçilerin sadece gezip görme değil, de-
neyimleme beklentisi içinde olduğunu söyledi. Bu
kapsamda ziyaretçilerin bölgeden bir deneyimle
ayrılmasını hedeflediklerini ifade etti. Evran, 600
yıllık bir sabun fabrikasında ziyaretçilere üretim
deneyimi yaşattıklarını ve aromatik bitkiler ile
şifalı bitkiler üzerinden uygulamalı çalışmalar
yaptıklarını aktardı.
“BAÇEM önemli bir uygulama merkezi”
Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı
BAÇEM’in bölgede önemli bir merkez olduğunu
belirten Evran, tıbbi ve aromatik bitkilerin
üretimi, yetiştirilmesi ve eğitim süreçlerinin
burada yürütüldüğünü söyledi. Doğada var olan
kaynakların üretim ve uygulama süreçlerine
dahil edildiğini ifade etti.
“Ticaret odaları ve belediyelerle birlikte çalışıyoruz”
Evran, Edremit, Burhaniye ve Ayvalık Ticaret
Odaları ile birlikte çalıştıklarını, ayrıca Balıkesir İl
Kültür Turizm Müdürlüğü, Balıkesir TGA, Balıkesir
Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyelerinin
de sürece destek verdiğini söyledi. Bölgedeki
kültürel ve doğal değerlerin ortaya çıkarılarak
ziyaretçilere sunulduğunu belirtti.
“Kuzey Ege’de destinasyon yapısı oluşturuyoruz”
Aura Bağcılık kapsamında gerçekleştirilen organizasyonların
da bu sürecin bir parçası olduğunu
söyleyen Evran, Kaz Dağları ve Madra Dağları
bölgesinde bağcılık faaliyetlerinin hem tarımsal
hem turistik değer oluşturduğunu ifade etti.
Evran, çalışmaların merkezinde Ören, Gömeç,
Burhaniye ve Edremit hattının yer aldığını belirterek,
“Amacımız Kuzey Ege’yi deneyim odaklı bir
turizm destinasyonuna dönüştürmek” dedi.
Ahmet Çetin:
"Zeytinyağında Emek Bizden, Marka Avrupa’dan”
Haberj: Hatice Ünal Bilen
"İtalya ve İspanya bizim yağımızı kendi
markalarıyla satıyor” diyen Edremit
Ticaret Odası Başkanı Ahmet Çetin,
Türk zeytinyağının markalı ihracatta
hak ettiği noktada olmadığını söyledi.
Çetin’e göre çözüm; yeni pazarlara
açılmak ve Türk gastronomisini
küresel ölçekte daha güçlü tanıtmak.
Türkiye, dünya zeytinyağı üretiminde üst
sıralarda yer almasına rağmen markalı
ihracatta istediği payı alamıyor. Öte yandan
Avrupa pazarına büyük ölçüde dökme olarak
giren Türk zeytinyağı, İtalya ve İspanya tarafından
kendi markaları altında yeniden satışa sunuluyor.
Edremit Ticaret Odası Başkanı Ahmet Çetin’e
göre bu tablo, Türk zeytinyağının üretim gücüne
rağmen küresel markalaşma yarışında hala hak
ettiği konuma ulaşamadığını gösteriyor.
Kuzey Ege Bölgesi’nde Gia Digital koordinasyonunda
dördüncüsü bu yıl Aura Bağcılık ev
sahipliğinde düzenlenen "Kuzey Ege'nin Aura'sı
Yükseliyor" etkinliği kapsamında bir araya
geldiğimiz Ahmet Çetin, bölgenin tarımsal üretim
gücünden coğrafi işaretli ürünlere, zeytinyağında
markalaşma sorunundan gastronomi turizmine
kadar önemli değerlendirmelerde bulundu.
Kuzey Ege’nin tarımsal üretimin yanı sıra gastronomi,
turizm ve kültürel mirasıyla da yeni bir
çekim merkezi haline geldiğini belirten Çetin,
bölgenin dünya ölçeğinde hak ettiği değere ulaşması
için çalıştıklarını söyledi.
“Coğrafi işaret bir kalite
göstergesi ve güvence
damgasıdır”
Edremit Ticaret Odası’nın
iki coğrafi işaretli ürünü
bulunduğunu belirten
Ahmet Çetin, bunların
Edremit zeytinyağı ile
Edremit Körfezi yeşil çizik
zeytini olduğunu söyledi.
Coğrafi işaretin yalnızca
bir tescil değil, aynı
zamanda kalite garantisi
olduğunu vurgulayan
Çetin, “Coğrafi işaret bir
kalite belirtisi, kalite göstergesidir.
Tüketici coğrafi
işaretli ürünü aldığı zaman
gönül rahatlığıyla
tüketebilir” dedi. Coğrafi
işaretli ürünlerin düzenli
olarak denetlendiğini de
aktaran Çetin, denetimlerin
üniversite, tarım
ilçe müdürlüğü ve ilgili
komisyonlarla birlikte
yürütüldüğünü belirtti.
“Bölgenin ana tarım
ürünü zeytin”
Edremit Körfezi’nde
tarımsal üretimin merkezinde
zeytinin bulunduğunu
ifade eden Çetin,
“Bizim bölgemizde tarım
anlamında en revaçta
olan ürün zeytin. Gördüğünüz gibi her yer zeytin
ağacı kaplı” diye konuştu.
Bölgedeki coğrafi işaretli ürün sayısının artması
için çalışmalar yürüttüklerini belirten Çetin,
Bademli baklava için coğrafi işaret başvurusu
sürecinin devam ettiğini, süt ürünleri ve peynir
tarafında da yeni potansiyeller bulunduğunu
söyledi.
“Biz üretiyoruz ama markalı satamıyoruz”
Türkiye’nin zeytin ve zeytinyağı üretiminde dünya
sıralamasında üst basamaklara yükseldiğini
ancak markalı ihracatta aynı başarıyı gösteremediğini
belirten Çetin, Avrupa pazarındaki yapısal
engellere dikkat çekti. Çetin, “Türkiye zeytin üretiminde
dünyanın ikinci sırasında. Ancak üretmek
yetmiyor; bunu satmak ve pazarlamak gerekiyor”
diyen Çetin, markalı Türk zeytinyağının Avrupa’da
yüksek vergiler nedeniyle dezavantajlı durumda
olduğunu ifade etti.
“İtalya ve İspanya bizim yağımızı kendi markalarıyla
satıyor”
Türk zeytinyağının çoğu zaman dökme olarak
ihraç edildiğini ve yabancı markalar altında yeniden
pazara sunulduğunu belirten Çetin, “Dökme
olarak gönderdiğiniz zaman kota sınırı yok. Bu
kez İtalya’ya, İspanya’ya gidiyor; onlar kendi
markalarının içine koyup Avrupa’da satıyor” dedi.
Avrupa pazarında güçlü yerel markalarla rekabet
etmenin uzun vadeli bir süreç olduğunu vurgulayan
Çetin, “Markalaşma çok uzun yıllar alan
bir süreç. Avrupa tarafı kısa vadede kolay değil”
ifadelerini kullandı.
“Yeni pazarlara yönelmek zorundayız”
Türk zeytinyağının büyümesi için alternatif ihracat
pazarlarına odaklanılması gerektiğini belirten
Çetin, “Japonya, Çin, Amerika, Kanada gibi pazarlara
yönelmek gerekiyor” dedi. Bu pazarlarda
başarı için yalnızca ürün göndermenin yeterli
olmadığını vurgulayan Çetin, Türk gastronomisinin
de eş zamanlı tanıtılması gerektiğini söyledi:
“Bunu gastronomiyle yeneriz. Türk gastronomisini
ve Akdeniz mutfağını bu pazarlara taşımak
gerekiyor.”
“Tahşiş sektörün en önemli risklerinden”
Artan üretim maliyetlerinin sektör üzerinde ciddi
baskı oluşturduğunu söyleyen Çetin, özellikle
son yıllarda üreticinin kârlılığının düştüğünü
belirtti. “Bu sene toplama maliyetine, elde
ettiğimiz yağdan kazandığımızdan daha fazla
para verdik” diyen Çetin, ekonomik baskının bazı
üreticileri sahteciliğe yönlendirdiğini ifade eden
Çetin, “Tahşiş sektörün en büyük risklerinden
biri haline geldi. Çok ucuz zeytinyağına şüpheyle
yaklaşılmalı” uyarısında bulunan Çetin, tüketicilerin
markalı ve güvenilir ürünleri tercih etmesi
gerektiğini söyledi.
“Hasat Turizmi Kuzey Ege için büyük fırsat”
Zeytin üretiminin yalnızca tarımsal değil, turistik
bir değere de dönüştürülebileceğini vurgulayan
Çetin, hasat dönemlerinin deneyim turizmi
açısından önemli fırsatlar sunduğunu belirtti.
“Vatandaşlar gelip hasada katılabilir, zeytinyağının
üretim sürecini görebilir, tadım yapabilir.
Hasat turizmi büyük potansiyel taşıyor” dedi. Bu
vizyon doğrultusunda düzenledikleri FestOlive
Edremit festivalinin geçen yıl 57 bin 500 ziyaretçi
ağırladığını söyleyen Çetin, etkinliğin bölgesel
tanıtıma ciddi katkı sağladığını ifade etti.
“Kuzey Ege yeni bir turizm destinasyonu
oluyor”
Kuzey Ege’nin yalnızca zeytinyağıyla değil;
gastronomisi, termal kaynakları, doğası, tarihi ve
kültürüyle bütüncül bir destinasyona dönüştüğünü
belirten Çetin sözlerini şöyle tamamladı:
“Kuzey Ege, Edremit Körfezi, Kaz Dağları ve
Madra Dağları; zeytiniyle, zeytinyağıyla, gastronomisiyle,
termaliyle, dağ turizmiyle, deniziyle
yeni bir turizm destinasyonu oluyor. Bu bölgeyi
tanıtmak ve ürünlerimizi hak ettiği yere taşımak
için çalışıyoruz.”
hotel restaurant
72 & hi-tech
gastro etkinlik
2025-26 DaVinci Gourmet Barista Craft Şampiyonası
MISA Bölge Finali'nin Birincisi Türkiye'den
Türkiye, Hindistan ve Kenya’dan
yarışmaya katılan en yetenekli baristalar,
Orta Doğu, Hint Yarımadası ve Afrika
Bölgesi’nin (MISA) kahve kültürünü
sahneye taşıdı. Bölge şampiyonu
olmayı başaran Başkan, Bangkok’ta
düzenlenecek olan dünya finallerine
katılmaya hak kazandı.
DaVinci Gourmet, şampiyonaya Türkiye'den
katılan Çetin Alpay Başkan'ın DaVinci
Gourmet Barista Craft 2025–26 MISA Bölge
Finali'nin galibi olduğunu açıkladı. Başkan, 11
Nisan 2026'da Kenya’da gerçekleştirilen MISA
Bölge Finali'ndeki başarısının ardından, 9 Mayıs
2026'da Tayland'ın Bangkok kentinde düzenlenecek
World of Coffee etkinliğindeki Dünya
Finali'nde yarışmaya hak kazandı.
Başkan, hem duyusal hem de teknik beceriyi
ölçen zorlu yarışmanın ardından MISA'yı dünya
sahnesinde temsil etmeye hak kazandı. Çetin
Alpay Başkan, 2025-26 DaVinci Gourmet Barista
Craft Şampiyonu unvanı için Asya Pasifik (APAC)
ve Latin Amerika (LATAM) bölgelerinin şampiyonlarıyla
Bangkok’ta yarışacak.
2026 Teması: Espresso Your Flavour
Bu yıl "Espresso Your Flavour" teması ile düzenlenen
şampiyona, kahve sanatındaki tutkuyu,
yaratıcılığı ve özgünlüğü ön plana çıkarmayı hedefliyor.
2024 yılında ilk yarışmanın üzerine inşa
edilen program, DaVinci Gourmet tarafından her
geçen yıl daha da güçlü bir platforma dönüştürülüyor.
Tezgahın arkasındaki yaratıcıyı merkeze
alarak baristalara lezzet, sunum ve kullandıkları
teknikler aracılığıyla kendi hikâyelerini anlatma
imkânı sunuyor.
Tüm bu vizyon, MISA Bölge Finali'nde somut bir
karşılık buldu. Türkiye, Hindistan ve Kenya'dan
gelen finalistler; kahve sanatının teknik becerinin
çok ötesine geçtiğini ve aslında kültürü, kökeni
ve kişisel hikayeyi de kapsadığını sahneye taşıdı.
Yarışmacıların sergiledikleri performanslar, bölgede
kahve kültürünün ne kadar hızlı büyüdüğünü
ve bu tür yarışmaların barista toplulukları için
ne ifade ettiğini açıkça ortaya koydu.
Loofy's Roastery'den Çetin Alpay Başkan, teknik
becerisini hikaye anlatımıyla harmanlamayı
başararak birinciliği elde etti. Kazanan tarifleri
arasında reyhan çayı, rezene ve domates suyunun
DaVinci Gourmet Orman Meyveleri Şurubu
ve DaVinci Gourmet Cheesecake Sosu ile dengelendiği
espresso blend "Aegean Breeze" yer
aldı. Dondurularak kurutulmuş ahududu ve taze
fesleğenle tamamlanan espresso; taze, aromatik
ve bir o kadar da derin, katmanlı bir lezzet kattı.
İmza içeceği “The Horizon” ise zıtlıklar üzerine
kurulu daha cesur bir kompozisyon sundu. Domates
suyu, limon ve bir tutam baharat, DaVinci
Gourmet Mango Şurubu ile zenginleştirilen tarif,
DaVinci Gourmet Vanilya Sosu'yla hazırlanan
pürüzsüz bir espresso köpüğüyle taçlandırıldı.
Ortaya çıkan içecek; berraklığı, yoğunluğu ve
dengeyi bir arada buluşturan çağdaş bir lezzet
deneyimi sundu.
Çetin Alpay Başkan, yarışma ile ilgili düşüncelerini
şu cümlelerle paylaştı: “Bu zafer benim
için çok büyük bir anlam taşıyor; çünkü yalnızca
kendi yolculuğumu değil, beni şekillendiren
insanları, deneyimleri ve kahve kültürünü de yansıtıyor.
MISA Bölge Finali'nde yarışmak, barista
olarak kim olduğumu ve hazırladığım içecekte
ne ifade etmek istediğimi çok daha net görmemi
sağladı. Bangkok'a teknik seviyesi yüksek ama
aynı zamanda kişisel ve akılda kalıcı bir şey
getirmek istiyorum. Kendi tarzımı, hikâyemi ve
geldiğim bölgenin enerjisini yansıtan bir şey.”
Yarışmada Hindistan'ı temsil eden Bengalurulu
Mohan NS, çiftçilik geçmişini kahveye yansıttı. İlk
içeceğinde falernum ve yulaf sütüyle zenginleştirdiği
espresso tabanını DaVinci Gourmet Elderflower
ve Shortbread Cookie Şuruplarıyla dengeledi
ve tarifini hindistan cevizi suyu buz küpü
ve falernum kremalı pirinç krakerle tamamladı.
İkinci içeceğinde ise Earl Grey çayını DaVinci
Gourmet Lavanta Şurubu, çilek cheesecake ve
taze meyvelerle buluşturarak buz ve botanik bir
garnitürle servis etti. Berrak, dengeli ve modern
bir lezzet dili konuşan her iki içecek de Mohan'ın
çiftçilik geçmişine atıfta bulundu.
Şampiyonaya Kenya'dan katılan Simon Ruoya
ise, hazırladığı içeceklerle hasadın arkasındaki
çiftçilere saygı duruşunda bulundu. İlk tarifinde
espresso, tam yağlı süt, DaVinci Gourmet
Baharatlı Chai Şurup ve vanilyayı harmanlayarak
bir samimi bir klasik kafe lezzeti sundu. İkinci
içeceği ise çok daha canlı ve ifadeli bir lezzet
profili taşıdı. Espresso tabanı üzerine çarkıfelek
meyvesi, liçi ve hibiskus özüyle katmanlandırılan
içecek; canlı, aromatik ve tropik asiditenin çiçeksi
notlarla buluştuğu özgün bir lezzet sundu.
Finalistler, MISA bölgesinin önde gelen isimlerinden
oluşan bir jüri tarafından değerlendirildi.
WCE sertifikalı jüri ve Q-Grader olan Defne Ceyda
Okay (Türkiye), yarışmanın teknik jürisi rolünü
üstlendi ve yarışmacıları teknik açıdan değerlendirdi.
Duyusal değerlendirme ise deneyimli
bir miksoloji uzmanı ve sommelier olan George
Obienge (Afrika) ile Bayar's Coffee Direktörü, Q
Arabica Grader Srikanth Rao (Hindistan) tarafından
yürütüldü.
Dubuisson: “Yerel kahve kültürünün küreselde
yer alabileceği platform oluşturuyoruz”
Kerry Group Asya Pasifik, Orta Doğu ve Afrika
Gıda Servisi Markaları Genel Müdürü Eloise
Dubuisson MISA Bölge Finali ile ilgili görüşlerini
şu cümlerle paylaştı: “Bu yılın “Espresso Your
Flavour” teması kapsamında MISA'nın dört bir
yanından gelen yarışmacıların güçlü tekniklerinin
yanı sıra bireyselliklerini, kültürel perspektiflerini
ve üretkenliklerinin sahneye yansıttıklarını gördük.
DaVinci Gourmet, Barista Craft Şampiyonası
aracılığıyla bu topluluğu desteklemek ve güçlendirmekten
gurur duyuyor. Yeteneğin yeşerebileceği,
hikâyelerin paylaşılabileceği ve yerel kahve
kültürünün küresel sahnedeki yerini alabileceği
bir platform oluşturmak için çalışıyoruz.”
Bangkok'taki World of Coffee'de DaVinci Gourmet
2025-26 Barista Craft Şampiyonluğu unvanı
için yarışacak olan Başkan, uluslararası bir
jürinin önünde iki yeni içecek sunumu gerçekleştirecek.
Jüri üyeleri arasında 2024 Dünya Barista
Şampiyonu ve DaVinci Gourmet'in Asya Pasifik,
Orta Doğu ve Afrika (APMEA) için ilk marka elçisi
olan Mikael Jasin de yer alacak.
Longevity ve İyi Yaşamın Şifreleri
GastroTalks’ta Paylaşıldı
Central Hospital Etiler’de düzenlenen “GastroTalks” etkinliğinde, “Longevity, Beslenme ve İyi Yaşam Üçgeni”
teması uzman isimlerin katılımıyla ele alındı.
Central Hospital Etiler’de düzenlenen
“GastroTalks” etkinliği, sağlık, beslenme ve
iyi yaşam alanlarına ilgi duyan çok sayıda
davetliyi bir araya getirdi. “Longevity, Beslenme
ve İyi Yaşam Üçgeni” temasıyla gerçekleştirilen
organizasyonda salonun yoğun katılımla dolduğu
gözlenirken, uzman isimlerin yaptığı dikkat çekici
konuşmalar katılımcılardan büyük ilgi gördü.
Doğru beslenmenin yaşam kalitesi üzerindeki
etkilerine vurgu
Programın açılış konuşmasını Central Hospital
Yönetim Kurulu Üyesi Meri İstiroti gerçekleştirdi.
İstiroti konuşmasında, sağlıklı yaşam farkındalığının
artırılmasının önemine dikkat çekerek,
longevity yaklaşımının günümüzde giderek
daha fazla önem kazandığını ifade etti. Açılışın
ardından söz alan Gastronomi Turizmi Derneği
(GTD) Başkanı Gürkan Boztepe ise gastronomi
ile sağlıklı yaşam kavramlarının artık birlikte
değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, doğru
beslenmenin yaşam kalitesi üzerindeki etkilerine
vurgu yaptı.
Etkinlik kapsamında Diyetisyen Derya Deregözü,
Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Uzm. Dr.
Merve Cemil, Aile Hekimliği Uzmanı Uzm. Dr. Didem
Altay Gazi ve alanında uzman konuşmacılar;
sağlıklı beslenme, uzun yaşam, modern yaşamın
sağlık üzerindeki etkileri ve yaşam kalitesinin
artırılması konularında önemli değerlendirmelerde
bulundu.
Sağlıklı yaşam alanında farkındalık oluşturdu
Sağlık profesyonelleri, sektör temsilcileri ve iyi
yaşam alanına ilgi duyan katılımcıları buluşturan
etkinlikte networking görüşmeleri de gerçekleştirildi.
Program sonunda Gastronomi Turizmi
Derneği tarafından etkinliğe katkı sunan konuşmacılara
teşekkür belgeleri takdim edildi. Güçlü
içerikleriyle dikkat çeken “GastroTalks”, sağlıklı
ve uzun yaşam konularında farkındalık oluşturan
önemli organizasyonlardan biri olarak öne çıktı.
hotel restaurant
74 & hi-tech
gastro etkinlik
Antalya
Coffee
Festival
3.sünde
17 bin
ziyaretçi
ağırladı
Dream Sales Machine organizasyonuyla düzenlenen 3. Antalya
Coffee Festival; 100’e yakın katılımcı firma, yaklaşık 17 bin ziyaretçi,
19 workshop, 19 coffee talks, 2 DJ performansı ve 4 canlı müzik
konseri ile sona erdi.
Antalya Coffee Festival’in üçüncüsü Antalyalıların
yoğun ilgisine sahne oldu. Katılımcı
firma sayısının 100’ü ziyaretçi sayısının ise
17 bini bulduğu festival, Türkiye’nin en kapsamlı
kahve etkinliklerinden biri olma iddiasını bir kez
daha ortaya koydu. Sahne performanslarında
Bedük ve Jabbar’ın enerjik konserleri, festival
atmosferini akşam saatlerinde de zirveye taşıdı.
Akdeniz’in kalbinde kahveyle buluşma
Türkiye’nin turizm ve ticaret merkezlerinden Antalya’da
düzenlenen festival, kentin uluslararası
ziyaretçi potansiyelini kahve kültürüyle buluşturdu.
Cam Piramit, üç gün boyunca yalnızca bir
etkinlik alanı değil, aynı zamanda yaşayan bir
kahve ekosistemine dönüştü. Katılımcılar; üreticilerden
baristalara, kavurmahanelerden ekipman
markalarına kadar sektörün tüm paydaşlarıyla
doğrudan temas kurma fırsatı yakaladı.
“BiFestivaldenFazlası” yaklaşımını
güçlendiriyor
Dream Sales Machine’in #BiFestivaldenFazlası
yaklaşımıyla hayata geçirdiği organizasyon,
Antalya ayağında da güçlü bir etki yarattı. Ankara
ve İstanbul’un ardından Antalya’da da kahve
kültürünün gelişimine katkı sunan festival, son
yıllarda büyüyen kahve ekosisteminin önemli
buluşma noktalarından biri haline geldi.
Dream Sales Machine Başkanı Alper Sesli,
festivalin ardından yaptığı değerlendirmede,
“Antalya Coffee Festival ile bir kez daha gördük
ki kahve artık yalnızca bir içecek değil; insanları
bir araya getiren güçlü bir deneyim alanı. Üç gün
boyunca oluşan etkileşim, sektörün dinamizmini
ve potansiyelini net bir şekilde ortaya koydu. Biz
bu organizasyonları bir festivalden öte, yaşayan
bir ekosistem olarak kurguluyoruz ve Antalya’da
bunun en güçlü örneklerinden birini gerçekleştirdik.”
şeklinde konuştu.
Üç gün boyunca deneyim, eğitim ve ilham
Festival boyunca düzenlenen atölyeler, Coffee
Talk oturumları ve tadım alanları ziyaretçilere
kahvenin üretimden fincana uzanan yolculuğunu
deneyimleme fırsatı sundu. Festival, 100’e
yakın katılımcı firma, yaklaşık 17 bin ziyaretçi,
19 workshop, 19 coffee talks, 2 DJ performansı
ve 4 canlı müzik konseri ile sona erdi.
Kahve endüstrisinin tüm bileşenleri bir arada
Festival alanında yer alan 100’e yakın marka,
kahve sektörünün geniş yelpazesini temsil etti.
Kahve üreticilerinden ithalatçılara, profesyonel
makine üreticilerinden ev tipi ekipman markalarına
kadar pek çok farklı paydaş, ziyaretçilerle
buluştu. Bu çeşitlilik, festivalin yalnızca bir
tüketici etkinliği değil, aynı zamanda güçlü bir
ticari platform olduğunu da ortaya koydu.
Clash of Cups’a büyük ilgi
Brew Arts Society iş birliğiyle düzenlenen ödüllü
“Clash of Cups” yarışması, festivalin en dikkat
çeken etkinliklerinden biri oldu. Ödüllü baristaların
performans sergilediği yarışma, kahve
hazırlama sanatını sahneye taşıyarak izleyicilere
ilham veren anlar yaşattı. Yarışmada dereceye
girenlere kahve makinesi ve kahve ekipmanları
hediye edildi.
Yerelden dünyaya uzanan kahve hikayesi
Festivalin öne çıkan deneyimlerinden biri de
Türkiye’de ilk kez sunulan yerel kahve oldu.
Kuru Kahveci Mehmet Efendi standında, Antalya
Gazipaşa’da yetiştirilen kahve çekirdeklerinden
hazırlanan özel demlemeler büyük ilgi gördü. Bu
deneyim, Türkiye’de kahve üretiminin potansiyeline
dair önemli bir farkındalık oluşturdu.
76
hotel restaurant
& hi-tech
gastro etkinlik
İncili Gastronomi Rehberi 8. Edisyon
İçin Hazırlıklarını Başlattı
Sekizinci edisyonu için hazırlık
sürecini özel bir davetle
başlatan İncili Gastronomi
Rehberi, bu yıla yönelik
planlamalarını ve rehberin
değerlendirme yaklaşımına
ilişkin güncellemeleri onur
kurulu üyeleriyle paylaştı. Yeni
dönemde uluslararası açılım
hazırlıklarını da sürdüren
rehberin kapsamı, Antakya,
Malatya ve Kahramanmaraş’ın
eklenmesiyle genişliyor.
Türkiye’nin ilk ve tek değerlendirme ve
derecelendirme sistemiyle hazırlanan ‘İncili
Gastronomi Rehberi’nin yeni dönem hazırlıkları;
Hürriyet, Karaca ve Jumbo iş birliğiyle,
Ulus 29 ev sahipliğinde; Doğuş Hospitality&-
Retail, Şölen, Unilever Food Solutions destekleriyle
başladı. 2025 yılında 573 incili restoran
ve 510 lezzet noktası barındıran rehberin yeni
dönem vizyonu ve sektöre dair öngörülerin
ele alındığı buluşma, gastronomi dünyasının
önde gelen isimlerini bir araya getirdi. Hürriyet
Kelebek gastronomi yazarı Müge Akgün’ün proje
koordinatörlüğünü üstlendiği İncili Gastronomi
Rehberi’nin Onur Kurulu da bu kapsamda ilk
toplantısını gerçekleştirdi.
Uluslararası açılıma hazırlanıyor
Yıl sonunda sekizincisi raflardaki yerini almaya
hazırlanan rehberin yeni dönem vizyonunu anlatan
Müge Akgün, “Depremler, salgınlar, savaşlar
ve ekonomik krizlerle boğuşan bir dünyada
işimiz kolay değildi ama pes etmeden yolumuza
devam etmeyi geleceğe miras olarak görüyoruz.
Bu yıl üç yeni kent daha rehberimize giriyor. 2023
depreminde maddi manevi büyük kayıplar veren
Kahramanmaraş, Hatay ve Malatya’yı daprojeye
dahil etmeyi bir sorumluluk olarak gördük. Aynı
zamanda rehberimizin İngilizcesinin lansmanını
şubat ayı sonu, en geç mart başı Londra’da
yapmayı planlıyoruz” diye konuştu.
Kapsamı Antakya, Malatya ve Kahramanmaraş
ile genişliyor
Karaca Grup CEO’su Fatih Karaca konuşmasında,
“Biz 2016 yılında bu projeye başladık. On
yıl içerisinde sekiz rehber hazırladık. Bunun
sürdürülebilir bir yolculuk olması Karaca için çok
değerli. Bütün grup markalarımızla projeye destek
verdik. Başlarken üç şehirle yola çıktığımız
rehberin bugün coğrafyanın neredeyse büyük
bir kısmını kapsadığını görüyoruz. Bir önceki yıl
Fethiye ve Marmaris bölgesindeydik. Bu sene ise
Antakya, Malatya ve Kahramanmaraş şehirlerini
de dahil ettik” sözleriyle rehbere yeni şehirlerin
eklendiğini müjdeledi.
Matbah’da Osmanlı Saray Mutfağı
Türk Mutfağı Haftası ile Buluştu
Matbah Restaurant, Michelin ve Gault & Millau seçkilerinde yer alan başarısını Osmanlı Saray Mutfağı’nı
yaşatan özel konseptiyle sürdürüyor. Türk Mutfağı Haftası kapsamında 21–27 Mayıs 2026 tarihleri
arasında sunulacak özel menü, asırlık tarifleri modern yorumla buluşturarak misafirlere sunuldu.
Türk Mutfağı; binlerce yıllık kültürün,
geleneklerin, toplumsal mirasın ve derin
bir gastronomi birikiminin taşıyıcısı olarak
dünya sofralarındaki yerini güçlendirmeyi sürdürüyor.
Bu yıl “Bir Sofrada Miras” temasıyla kutlanan
Türk Mutfağı Haftası, ortak mutfak kültürümüzün
taşıdığı hikâyeleri, hatıraları ve kuşaktan
kuşağa aktarılan değerleri görünür kılıyor.
Asırlık tariflerde modern gastronomi yorumu
“Asırlık Tariflerle Türk Mutfağı” yaklaşımı;
sağlıklı saklama ve pişirme teknikleri, yerel ve
doğal ürün kullanımı, sürdürülebilirlik anlayışı
ve atıksız mutfak kültürüyle Türk Mutfağı’nın
çağdaş dünya beslenme trendleriyle uyumunu
ortaya koyuyor. Fermante ürünler, bitki temelli
tarifler, glütensiz seçenekler ve süper gıdalar
içeren reçeteler; köklü mutfak mirasının
günümüz gastronomi dünyasındaki güçlü yerini
vurguluyor. Menülerin ve sunumların yalın dili
ise Türk mutfağının sadelikten gelen zarafetini
yansıtıyor.
Tarihi Yarımada’da,
Osmanlı İmparatorluğu’nun
izlerini taşıyan özel
atmosferiyle konuklarını
ağırlayan Matbah
Restaurant, Executive Chef
Kadir Yılmaz yönetiminde
hazırladığı özel menüyü
misafirlerinin beğenisine
sundu. Tarihî dokusu ve
modern servis anlayışıyla
dikkat çeken restoran,
Osmanlı Saray Mutfağı’nın
seçkin lezzetlerini günümüz
sofralarına taşıdı.
78
hotel restaurant
& hi-tech
gastro etkinlik
Çorum Belediye Başkanı Dr. Halil İbrahim Aşgın:
“Herkesin Yapamadığını Çorum
Gastronomisi Yapacak”
Çorum, gastronomide
UNESCO hedefi ve St.
Sebastian Gastronomika
davetiyle dünya ligine
oynadığını İstanbul’da güçlü
mesajlarla ortaya koydu.
Çorum Belediye Başkanı
Dr. Halil İbrahim Aşgın
“Herkesin yapamadığını
Çorum gastronomisi
yapacak” sözleriyle bu iddiayı
adeta zirveye taşıdı.
Çorum, gastronomi alanındaki iddiasını
İstanbul’da güçlü mesajlarla ortaya koydu.
4-7 Haziran’da düzenlenecek “Açık Ateş”
etkinlikleri öncesinde, Sade Beş Denizler ev
sahipliğinde gastronomi yazarlarıyla bir araya
gelen Çorum Belediye Başkanı Dr. Halil İbrahim
Aşgın, UNESCO Gastronomi Şehri hedefinden
St. Sebastian Gastronomika etkinliğine, Çorum
mutfağının standardizasyon çalışmalarından bölgesel
gastronomi vizyonuna kadar dikkat çeken
açıklamalarda bulundu.
Dr. Aşgın, Çorum’un artık yalnızca yerel bir
mutfak değil, uluslararası ölçekte iddia taşıyan
bir gastronomi şehri olduğunu vurgulayarak,
hedeflerinin çok net olduğunu ifade etti.
“St. Sebastian Gastronomika tarihinde bir ilkiz”
Aşgın, St. Sebastian Gastronomika davetinin
tarihi bir kırılma olduğunu belirterek şu ifadeleri
kullandı: “St. Sebastian Gastronomika tarihinde
herhangi bir il daveti yok. Ülkeler var, kurumlar
var ama bugüne kadar hiçbir il davet edilmemiş.
Bizde ‘Çorumlu’nun yaptığını herkes yapamaz’
diye güzel bir söz vardır. Davetimizi aldık, inşallah
ekim ayında Çorum gastronomisini bütün
dünyaya duyuracağız.”
“Mutfağımızda standardizasyon sürecini başlatıyoruz”
Çorum mutfağının güçlü bir mirasa sahip olduğunu
ancak bunun uluslararası görünürlük için
standart hale getirilmesi gerektiğinin altını çizen
Aşgın, coğrafi işaretli ürünlere dikkat çekerek
şunları keydetti: “Çok değerli bir mutfağımız var
ama standart olması lazım. Coğrafi işaretli su
böreğimiz, has baklavamız ve birçok ürünümüz
var. Bunun için mutfaklar kuruyoruz. Kadın istihdamını
destekliyoruz”
“UNESCO Listesine gireceğimize eminiz”
UNESCO sürecine ilişkin net bir takvim de veren
Aşgın, Çorum’un hedefini şu sözlerle açıkladı:
“2026 sonu itibarıyla müracaatımızı tamamlayıp,
2027’de Türkiye’de Gaziantep, Hatay ve Afyon’dan
sonra dördüncü il olarak Çorum’un UNESCO
listesine gireceğine eminiz.”
“İç Anadolu ve Karadeniz’deki boşluğu
dolduracak”
Bölgesel gastronomi temsil gücüne vurgu yapan
Aşgın, Çorum’un stratejik konumuna dikkat çekti:
“Doğu’da Gaziantep, Güney’de Hatay, Ege’de
Afyon. Fakat İç Anadolu ve Karadeniz bölgesinde
listede bir il yok. O listeyi doldurabilecek kabiliyette,
heyecanıyla ve yetenekleriyle bir tane il var,
o da Çorum.”
Aşgın, gastronomide rekabeti futbol ligi üzerinden
örnekleyerek, “Süper Lig’e nasıl herkes giremiyorsa,
bu alanda da sadece Çorum olabilir”
ifadelerini kullandı.
Artık dünya sahnesinde
Gastronominin yalnızca mutfak kültürüyle sınırlı
olmadığını belirten Aşgın, şehir altyapısının da bu
vizyonun parçası olduğunu söyledi: “Evet, gastronomi
sadece ürettiğimiz, yediğimiz, içtiğimiz
şeylerin ötesinde bir altyapı gerekiyor.”
Aşgın, Çorum’un gastronomi vizyonunun artık
küresel ölçekte karşılık bulduğunu belirterek,
Açık Ateş etkinlikleri ve UNESCO süreciyle birlikte
şehrin uluslararası gastronomi haritasında
daha güçlü bir konuma yükseleceğini ifade etti.
80
hotel restaurant
& hi-tech
gastro aktüel
6 ünlü şefle
profesyonel
mutfaklarda
yerini aldı
Dyson Türkiye, yenilikçi
ve bütünsel yaklaşımını
“Chefs’ Kitchens With Dyson”
projesiyle profesyonel mutfak
dünyasına taşıyor. Michelin yıldızlı ve uluslararası alanda
farklı kategorilerde ödüllerle öne çıkan 6 şefle kurulan iş
birliği sayesinde Dyson teknolojileri, gastronominin yüksek
standartlarına sahip mutfaklarda da yerini alıyor. “Chefs’
Kitchens With Dyson” projesinde, modern Türk mutfağını
dünyaya tanıtma misyonuyla hareket eden, Michelin yıldızlı
şeflerden Maksut Aşkar, Osman Sezener, Ozan Kumbasar,
Emre Şen, Zeynep Pınar Taşdemir’in yanı sıra Sinem Özler
yer alıyor. Dyson, süpürge kategorisindeki, Spot+Scrub Ai
robot süpürge, Clean+Wash Hygiene ıslak zemin temizleyici,
Pencilvac kablosuz süpürge, Pencilwash ıslak zemin
temizleyici, V16 Piston Animal Submarine ürünleri ve hava
temizleme kategorisindeki Hushjet kompakt hava temizleyici
şeflerin mutfaktaki en büyük yardımcılarından oluyor. Dyson
ürünleri, profesyonel mutfaklarda hava kalitesi, ergonomi,
temiz çalışma alanı, koku yönetimi ve konsantrasyon gibi
temel ihtiyaçlara çözüm sunuyor.
Princes’ Palace Resort’un
yeni Executive Şefi
ERDEM DIRBALI
30 yılı aşkın uluslararası deneyime
sahip olan Erdem Dırbalı, kariyeri
boyunca Avrupa ve Orta Doğu’nun önde
gelen gastronomi destinasyonlarında,
özellikle Londra’daki Michelin
yıldızlı restoranlar ve prestijli otel
markalarında önemli rollerde bulundu.
Yaklaşık 10 yıl süren Londra deneyimi,
şefe global bir gastronomi perspektifi
ve kusursuz bir mutfak disiplini
kazandırıyor. 2013–2018 yılları arasında Türkiye Aşçılar Milli
Takımı Direktörlüğü görevini üstlenen Dırbalı, Dünya Aşçılık
Olimpiyatları ve Dünya Kupası gibi saygın platformlarda
100’ün üzerinde madalya kazanılmasına liderlik ederek
Türk mutfağının uluslararası arenadaki konumuna güçlü
katkılarda bulundu. Akdeniz ve Ege mutfağı üzerine
uzmanlaşan şefin yaklaşımı; ürün kalitesi, mevsimsellik ve
teknik mükemmelliyet odağında şekilleniyor. Yeni görevinde
Dırbalı, otelin gastronomi kimliğini uluslararası fine dining
standartlarında ileriye taşımayı ve misafirlere rafine bir
lezzet deneyimi sunmayı hedefliyor. Otelin zamansız
atmosferi ve sofistike yaklaşımıyla bütünleşen bu yeni
dönem, gastronomiyi yalnızca bir deneyim değil, duyulara
hitap eden incelikli bir keşif alanına dönüştürüyor. Dırbalı’nın
liderliğinde şekillenen mutfak vizyonu, otelin uluslararası
sahnedeki konumunu güçlendirirken, misafirlere hafızada
iz bırakan, rafine ve özgün bir lezzet dünyası sunmaya
hazırlanıyor.
Türkiye’deki 10. yılını
kutluyor
Merkezi Belçika’da
bulunan, un
ile fırıncılık
sektörlerinde
faaliyet gösteren
ve yüksek kaliteli
fırın ürünleriyle
40’tan fazla
ülkede tüketicilere
ulaşan La Lorraine Bakery Group, Türkiye’deki 10. yılını
kutluyor. Şirket, Manisa tesisinde devreye aldığı yeni
nesil artisan ekmek hattıyla üretim yetkinliklerini bir
üst seviyeye taşırken, bu yatırımıyla bölgedeki istikrarlı
büyüme yolculuğunda da önemli bir dönüm noktasına
imza atıyor. Bu stratejik adım, La Lorraine Türkiye’nin fırın
ürünlerindeki yenilikçi yaklaşımını daha da güçlendirirken,
bölgedeki konumunu ileriye taşıyan önemli bir kilometre
taşı olarak öne çıkıyor. Grup CEO’su Guido Vanherpe,
“La Lorraine Türkiye’de üretime başlamamızın 10. yılını
kutlarken, bu pazarın 2016 yılında Avrupa dışındaki
büyümemizde üstlendiği başarılı rolden büyük gurur
duyuyoruz. Türkiye’nin dinamik pazarı, güçlü ekmek
kültürü ve bake-off inovasyonu açısından sunduğu önemli
potansiyel, büyüme için son derece mantıklı bir adım oldu
ve bu karar son 10 yılda somut sonuçlar verdi. Türkiye ve
ardından Orta Doğu, doğuya doğru genişleme stratejimizde
kilit bir geçit haline geldi. Bunun yanı sıra, La Lorraine
Türkiye’nin gelecekteki büyüme potansiyeli, Grubumuzun
2030 hedeflerini gerçekleştirmesinde stratejik olarak
merkezi bir rol üstleniyor.” dedi.
Sokak lezzetlerine
rafine yorum
İstanbul’da sokak lezzetlerine
rafine bir bakış getiren öncü
markalardan Snob Street
Food, yenilenen menüsüyle
gastronomi sahnesindeki
iddiasını güçlendiriyor. Snob’un
farkı; sokak lezzetlerini sadece
hızlı tüketim ürünleri olarak
değil, güçlü bir lezzet dili ve
seçici bir yaklaşımın parçası
olarak ele alması. Avrupa’daki
menülerinde Türk kahvaltısını
dahi rafine yorumlarla
sunan marka, yerel lezzetleri global sahnede yeniden
konumlandırmaya devam ediyor. Türkiye’de ise Snob Street
Food, menüsünde yeni bir döneme giriyor. Bu yeni dönemde
her ürün, kendi hikâyesi ve karakteriyle öne çıkıyor.
Menünün dikkat çeken lezzetlerinden Parisien, Cafe de
Paris sosuyla bilinen klasik biftek yorumunu ekmek arasına
taşıyarak farklı bir deneyim sunuyor. Yeni menüde yanı
sıra güçlü ve doyurucu yapısıyla Animal Style, klasik lezzeti
modern dokunuşlarla yeniden yorumlayan Biftek Kaşarlı,
kendine özgü reçetesiyle Orjingora yer alıyor. Snob’un
müdavimleri için ise değişmeyen bir ikon var: markanın
imza ürünü Benji. Snob Street Food, yenilenen menüsüyle
sokak lezzetlerini yeniden tanımlarken; her üründe aynı
yaklaşımı sürdürüyor: karakterli, rafine ve seçici.
Günün
her anı
Boğaz
Havaların ısınmasıyla birlikte Boğaz hattındaki hareket
artarken, HuQQabaz Rumeli Hisarı günün farklı anlarına
eşlik eden bir durak olarak öne çıkıyor. Mekan, sabah
yürüyüşü sonrası verilen molalardan gün içinde uzayan
sohbetlere, öğle saatlerindeki buluşmalardan akşam
saatlerinde manzara eşliğinde bir araya gelmek isteyenlere
kadar farklı ihtiyaçlara karşılık veren bir deneyim sunuyor.
Günün ilk yarısında Boğaz’a karşı yapılan uzun kahvaltılar
ve brunch buluşmaları, günün ritmini belirleyen en keyifli
anlardan birine dönüşüyor. Hafif ve dengeli kahvaltı
seçenekleri, serpme kahvaltı ve brunch alternatifleri taze
ve ferahlatıcı içecekler ve aromatik sıcak ve soğuk dünya
kahveleriyle birlikte güne iyi bir başlangıç arayanlara hitap
ediyor. Mekanın geniş menüsü, günün ilerleyen saatlerinde
iş yemeklerinden akşam davetlerine uzanan buluşmalara
eşlik ediyor. Dünya mutfağından ilham alan burgerler,
pizzalar, makarnalar ve barbekü & steak alternatifleri uzun
sofralara yayılırken, paylaşım tabakları farklı lezzetleri bir
araya getiriyor.
Etseverlere imza lezzet
Pizza mutfağının
öne çıkan yerli
markalarından
PizzaLazza, gurme
lezzetleri kategorisinde
yer alan Etzza Pizza
ile yoğun ve katmanlı
bir pizza deneyimi
sunuyor. Yoğun et
lezzetini sebzeler ve
özel sos seçenekleriyle
buluşturan marka,
güçlü aromaları bir
arada sunan içeriğiyle dikkat çekiyor. PizzaLazza’nın yeni
nesil San Marzano tipi domates sosuyla hazırlanan Etzza
Pizza, klasik pizza deneyimine daha karakteristik ve katmanlı
bir tat profili kazandırıyor. Pizzanın içeriğinde mozzarella
peyniri, pastırma, sucuk, domates, jalapeno biberi, soğan ve
yeşil biber yer alıyor. Yoğun et aromasıyla sebzelerin dengeli
yapısını bir araya getiren pizza, San Marzano tipi domates
sosun doğal ve dengeli lezzetiyle tamamlanıyor. Marka, farklı
damak zevklerine hitap eden alternatifleriyle Etzza Pizza
deneyimini kişiselleştirme imkânı da sunuyor. Kullanıcılar,
Etzza Pizza’ya sarımsaklı sos, Binada sos veya Creamy
jalapeno sos gibi ekstra seçenekleri ekleyebiliyor. Böylece
klasik etli pizza deneyimi daha yoğun, daha kremamsı ya da
daha baharatlı tatlarla yeniden yorumlanabiliyor.
Kararsızlığa son veren
yeni lezzet
Saloon Burger,
lezzet deneyimini
çeşitlendirirken
kullanıcıların
beklentilerine pratik
çözümler sunmaya
devam ediyor.
Mini Burger Mix,
markanın sevilen
burger çeşitlerini
tek bir kutuda
buluşturarak, “hangisini seçsem?” sorusunu ortadan
kaldırıyor. Farklı tariflerin bir araya geldiği bu özel menü
hem bireysel tüketim hem de paylaşım için ideal bir
seçenek sunuyor. Mini Burger Mix, Saloon Burger’in öne
çıkan lezzetlerini mini boyda bir araya getiriyor. Menüde
yer alan Mini Çıtır Soğanlı Köfte Burger, içerisinde
bulunan çıtır soğan ve aromatik yapısıyla öne çıkarken;
Mini Aziz Dostum Burger kendine özgü lezzet profiliyle
dikkat çekiyor. Mini Kadri Burger, dengeli içeriğiyle
klasik tatlardan vazgeçemeyenlere hitap ederken; Mini
Cheeseburger, eriyen peyniriyle burger deneyiminin
vazgeçilmezlerinden biri olarak yerini alıyor. Mini Köfte
Burger ise sade ve dengeli yapısıyla lezzet bütünlüğünü
tamamlıyor.
Geleceğin tarımını
konuştular
Uluslararası
Sürdürülebilir
Kalkınmada Kadın
Derneği (USKD), aylık
üye toplantısında
sürdürülebilir
tarım, iklim krizi
ve kaliteli gıdaya
erişim konularını
gündeme taşıdı. Toplantının açılış konuşmasını
yapan USKD Yönetim Kurulu Başkanı Ayla Alkan,
sürdürülebilir kalkınmanın temelinde kadınların
güçlenmesinin yer aldığını belirterek, iklim krizi ve su
kaynaklarının korunmasının artık tüm dünyanın ortak
sorumluluğu haline geldiğini söyledi. USKD olarak bu
yıl özellikle iklim ve su temalarına odaklandıklarını
kaydeden Alkan, “Kadının gerçek potansiyelinin ortaya
çıkmadığı toplumlarda sürdürülebilir kalkınmanın
sağlanamayacağına inanıyoruz. Sürdürülebilir tarım;
yalnızca gıda üretimi değil, kadın emeğinin güçlenmesi,
yerel kalkınma, iklim direnci ve gelecek nesillerin yaşam
hakkı açısından da stratejik bir alan. Toprağı koruyan her
adım aslında geleceği koruyan bir adımdır” dedi.
82
hotel restaurant
& hi-tech
gastro aktüel
BIJAL’de Japon mutfağı, Akdeniz
ruhuyla buluştu
Akdeniz’in en zarif
kıyılarından Side’de
konumlanan BIJAL,
gerçekleştirdiği
özel davetinde
gastronomiyi kültürel
hafıza, duygu ve
paylaşımın bir
parçası olarak ele
aldı. Yalnızca 19 özel villadan oluşan, villa yaşamını
kişiselleştirilmiş hizmet anlayışıyla yeniden yorumlayan
mekanda davetliler; doğayla bütünleşen mimariden
rafine detaylara uzanan bütünsel bir deneyimin parçası
oldu. Davetin gastronomi kürasyonu ise Japonya Tarım,
Ormancılık ve Balıkçılık Bakanlığı (MAFF) tarafından
“Japon Mutfağı İyi Niyet Elçisi” unvanına layık görülen
ilk Türk şef Sinan Damgacıoğlu imzasını taşıdı.
Damgacıoğlu, BIJAL için hazırladığı iki farklı yemek
deneyimiyle Japon kültürünü Akdeniz’in yalın ve sakin
atmosferiyle buluşturdu. Şef Sinan Damgacıoğlu, bu
deneyimi şu sözlerle anlattı: “İzakayanın en sevdiğim
yanı; insanların aynı anda aynı duygunun içinde olması.
Aynı tabağa uzanmak, aynı masada uzun uzun kalmak,
sohbetin yemek kadar önemli hale gelmesi. BIJAL’in
ruhunda da bunu hissettim. Bu yüzden bu akşam
Japonya’dan ve Akdeniz’den gelen tatların aynı masada
doğal bir şekilde buluşmasını istedim.”
Akşamın
en zarif
buluşması
Ege Denizi’nin büyüleyici doğasıyla çevrili Mandarin Oriental,
Bodrum, 2026 sezonunda da misafirlerini yalnızca bir
konaklama deneyimiyle değil; gastronomi, müzik ve iyi
yaşamı bir araya getiren çok katmanlı bir yaz atmosferiyle
karşılıyor. Bodrum’un doğal güzelliğini zamansızlüks
anlayışıyla buluşturan resort, günün her anına yayılan seçkin
lezzet durakları ve özel deneyim konseptleriyle yaz sezonuna
sofistike bir yorum katıyor. Sabahın ilk saatlerinden gün
batımına, sahil keyfinden canlı müzik eşliğinde geçen
akşamlara uzanan deneyim dünyasında tesis; rafine
gastronomi anlayışını özgün atmosferlerle bir araya getiriyor.
Yerel ve taze malzemelerin modern tekniklerle yorumlandığı
menüler, Akdeniz ruhunu yansıtan tatlar, imza kokteyller
ve zarif sunumlar resort’un gastronomi yaklaşımının
merkezinde yer alıyor. Mandarin Bar, bu sezon Caz Gecesi
konseptiyle bahar ve yaz akşamlarına ritmik ve sofistike bir
atmosfer kazandırıyor. Haftada iki gün 20:00 – 22:00 saatleri
arasında gerçekleşen canlı caz performansları, resort’un
zarif ambiyansında ikonik Mandarin Bar’da misafirlere keyifli
ve unutulmaz bir deneyim sunuyor.
Yaza ferah ve zarif
dokunuşlar
L’aube Patisserie, yazın hafiflik
ve ferahlık hissinden ilham
alan özel tatlılarıyla sıcak
günlerde rafine bir lezzet
deneyimi sunuyor. Meyve
notalarının, mus dokularının
ve dengeli aromaların öne
çıktığı tatlı seçkisi; yazın
enerjisini Fransız pastacılığıyla
buluşturuyor. Yaz menüsünün
öne çıkan tatlılarından LouLou;
çilekli mus, fesleğenli dolgu ve
çikolatalı crunch ile karakterli
bir lezzet sunuyor. Meyve ve
aromatik dokuların birlikteliği,
LouLou’yu yaz aylarının en
rafine tatlı alternatiflerinden biri haline getiriyor. Hafifliğiyle
öne çıkan Citron, beyaz çikolatalı ve limon özlü mus yapısını,
poşe limon parçaları ve limon dolgusu ile tamamlıyor.
Yaz sıcaklarında tazeleyici bir tat vadediyor. Orman
meyvelerini vanilyanın yumuşak dokusuyla buluşturan
D’or ise vanilyalı mus, orman meyveli dolgu ve bademli
çıtır kek katmanlarıyla dengeli ve zarif bir tatlı deneyimi
yaşatıyor. Yaz seçkisinin en dikkat çekici lezzetlerinden biri
olan Angelina, akışkan vişne dolgusu, mascarpone peynirli
vanilya kreması ve parlak glaze kaplamasıyla öne çıkıyor.
Vişnenin canlı karakteriyle kremsi dokuların buluştuğu tatlı,
yaz menüsüne sofistike bir yorum katıyor.
Keyif Mesai’si başlıyor
Mesai, klasik
ocakbaşı
kültürünü yenilikçi
dokunuşlarla
yeniden yorumluyor.
Geleneksel
tatlardan ilham alan
özel tarifler, özenle
hazırlanan mezeler,
ateşin başrol
oynadığı lezzetler
ve yaratıcı sunumlar dikkat çekiyor. Menüde yer alan
her tabak, hem yerel mutfak mirasına saygıyı hem de
modern gastronomi anlayışını yansıtıyor. Türk mutfağının
vazgeçilmez tatlarını modern gastronomi dokunuşlarıyla
yorumlayan Şef Ali Karababa ve ekibi, göze ve damağa
hitap eden tabaklarla lezzet severlere tam bir gastronomi
deneyimi yaşatıyor. Müdür, Mutabbel, Adalı ve Girit
Kabağı gibi bahara özel taze lezzetler… Yabani Ot
Kavurma, Çıtır Mantı ve Pastırmalı Humus gibi damak
çatlatan ara sıcaklar… Meze kültürüyle başlayan yolculuk,
ara sıcaklarla zenginleşiyor; gecenin hafızasında en çok
yer edenlerden biri de ateşten çıkan güçlü tatlar oluyor.
Yağlı Kara, Patlıcan Kebap ve Mesai Kebap gastronomi
dokunuşlarıyla zenginleşen ana yemekler arasında…
hotel restaurant
84 & hi-tech
mekan keşif
Cafe Marmara’da Oturunca İnsan
Acele Etmek İstemiyor
Yazı: Hatice Ünal Bilen
İstanbul’da bazı mekanlar vardır… Sadece bir
şeyler yiyip içmek için gidilmez. Biraz soluklanmak,
biraz şehre karışmak için uğranır. Cafe
Marmara da tam öyle bir yer. Taksim’in o hiç
dinmeyen temposunun içinde ama bir o kadar
kendi ritminde.
The Marmara Taksim’in giriş katında yer alan
mekana adım atınca önce o eski İstanbul hissi
çarpıyor insana. Yıllardır oradaymış gibi tanıdık
ama bir yandan da günün ruhuna ayak uyduran
modern bir tarafı var. Ne fazla resmi ne de özensiz.
Dengeli diyeyim.
Şehrin ortasında küçük bir mola
Cafe Marmara’nın en güzel tarafı günün her
saatine uyum sağlaması. Sabah kahvesi için
gelen de var, AKM öncesi kısa bir buluşma yapan
da… Öğleden sonra bilgisayarını açıp çalışan da,
akşamüstü tatlı kaçamağı yapan da.
Masalarda sürekli bir hareket var ama kaotik
değil. Servis akıcı. İçeride o eski otel kafelerinin
güven veren havası hala hissediliyor.
Menü ise tam şehirli bir denge kuruyor. Kruvasanlar
vitrinden göz kırpıyor. Somonlu poke
bowl hafif ama tatmin edici. Burrata pizzetta ise
masaya geldiği anda dikkat çekiyor zaten. İncecik
hamur, dengeli malzeme, abartısız bir lezzet.
Paccheri ise menünün yıldızlarından biri olmaya
aday. Karides ve stracciatella peynirinin uyumu
yoğun ama yormuyor. Fransız mutfağından
ilham alan tavuklu vol-au-vent de o klasik kafe
yemeklerinden ayrılıyor. Daha özenli, daha rafine
bir dokunuşu var.
Çikolata vitrini başlı başına bir durak
Ama kabul edeyim… Cafe Marmara’da insanın
aklını en çok karıştıran yer çikolata köşesi.
35 yıllık M Chocolate iş birliğiyle hazırlanan el
yapımı çikolatalar vitrinde adeta küçük bir sergi
gibi duruyor. Bitter, sütlü, ruby… Her biri farklı
bir karakterde. Bahara özel hazırlanan renkli
figürler ise işi biraz daha eğlenceli hale getiriyor.
Öyle aceleyle alınacak çikolatalar değil bunlar.
İnsan önce bakıyor. Sonra seçmeye çalışıyor.
Sonra bir tane yetmiyor zaten.
AKM öncesi, Beyoğlu sonrası
Cafe Marmara biraz da bulunduğu semtin ruhunu
taşıyor. AKM’ye gitmeden önce uğrayanlar,
tiyatro çıkışı kahve içenler, Beyoğlu kalabalığından
kısa süreliğine uzaklaşmak isteyenler…
Mekanın en sevdiğim tarafı da bu oldu sanırım.
Gösterişli olmaya çalışmıyor. Zaten ne olduğunu
biliyor. Şehrin içinde zamansız bir buluşma noktası
gibi davranıyor.
Bazen sadece iyi bir kahve, doğru bir tabak ve kendini
rahat hissettiren bir atmosfer yeterlidir ya…
Mekan tam olarak o hissin peşinden gidiyor.
hotel restaurant
86 & hi-tech
mekan
Karaköy’de Ayaküstü Meyhane
Kültürüne Modern Bir Yorum
KAYINTI 1866
İstanbul’un ayaküstü meyhane kültürü Karaköy’de yeniden hayat buluyor. Kayıntı 1866, eski
İstanbul’un “tektekçi” geleneğinden ilham alan yaklaşımıyla; kısa molaları, spontane buluşmaları
ve sokak kültürünün sosyal ritmini çağdaş bir gastronomi deneyimine dönüştürüyor.
Karaköy ile Pera arasındaki kültürel geçiş
hattında konumlanan Kayıntı, güçlü
ürün odağı ve köklü üretim kültüründen
beslenen mutfağıyla şehrin yeni buluşma
noktalarından biri olarak öne çıkıyor.
Gün içinde 12:00–18:00 saatleri arasında
hizmet veren Kayıntı 1866; küçük mezeler,
paylaşıma uygun tabaklar ve hızlı ama
karakterli lezzetleriyle şehrin ritmine dahil
oluyor. Sokakta başlayan sohbetler, kısa
karşılaşmalar ve plansız buluşmalar burada
İstanbul’un eski sosyal hafızasına gönderme
yapan modern bir deneyime dönüşüyor.
Lezzet odağında köklü üretim kültürü var
Kayıntı’nın mutfağından çıkan lezzetlerin
temelinde ise köklü bir üretim kültürü
yer alıyor. Markadaki “1866” detayı
yalnızca bir tarih değil; Afyon’da başlayan
aile geçmişine, nesiller boyunca süren
hayvancılık geleneğine ve kuşaktan kuşağa
aktarılan ürün bilgisine gönderme yapıyor.
Et seçiminden kullanılan malzemeye kadar
uzanan bu yaklaşım, Kayıntı’nın lezzet
karakterini doğrudan belirliyor. Tadı damakta
bırakan güçlü etkiyi yaratan unsur yalnızca
tarifler değil; ürünün geldiği kültür ve taşıdığı
geçmiş oluyor.
Mekanın arkasındaki mutfak altyapısını ise
Rue Ocakbaşı 1866 oluşturuyor. Ateş odaklı
mutfak yaklaşımı, güçlü ürün anlayışı ve
ocakbaşı kültürünü modern yorumlayan
yapısıyla Rue, Kayıntı’nın lezzet dünyasını
besleyen ana yapı olarak konumlanıyor.
Böylece sokakta başlayan deneyim, Rue’da
daha uzun sofralara dönüşüyor.
Karaköy’ün tarihi
dokusu içinde
konumlanan Kayıntı
1866; İstanbul’un
unutulmaya yüz
tutmuş sokak
kültürünü bugünün
şehir enerjisiyle
yeniden yorumlarken,
kısa anların bile
kalıcı bir tada
dönüşebileceğini
hatırlatıyor.
hotel restaurant
88 & hi-tech
yeni mekan
Ünlü Şef
Mehmet Yalçınkaya
Denizden Restoranı
Bodrum Gündoğan’a Taşıdı
MasterChef Türkiye’nin ünlü
jürisi Şef Mehmet Yalçınkaya
imzalı Denizden Restoran,
17 Mayıs’ta Bodrum’daki yeni
adresi Gündoğan’da yer alan
Mivara Resort bünyesinde
hizmete girdi.
17 Mayıs itibarıyla kapılarını açan
Denizden, yalnızca bir restoran değil;
Ege’nin ritmini, doğanın dengesini ve
denizin hafızasını merkeze alan bütüncül bir
gastronomi deneyimi sunuyor. Şef Mehmet
Yalçınkaya’nın ürün odaklı yaklaşımıyla
şekillenen mutfak anlayışı; denizle, toprakla
ve yerel üreticiyle kurulan güçlü bağ
üzerinden yeniden yorumlanıyor.
“Ritim, Denge ve Hafıza” yaklaşımıyla
kurgulanan Denizden’de her tabak; Bodrum
kıyılarının doğallığını, mevsimselliği ve
yalın lezzet anlayışını yansıtıyor. Sabahın ilk
ışıklarıyla denizden çıkan ürünler; bölgesel
üreticiler ve kooperatiflerden temin edilen
yerel malzemelerle buluşarak, ateş, zaman
ve ustalıkla sofraya taşınıyor.
Denizden’in yeni döneminde yerel üretim ve
sürdürülebilir gastronomi yaklaşımı önemli
bir yer tutuyor. Bölgedeki kooperatiflerle
kurulan iş birlikleri sayesinde kullanılan
zeytinyağından otlara, sebzelerden aromatik
ürünlere kadar pek çok içerik doğrudan
üreticisinden temin ediliyor. Bu yaklaşım,
yalnızca lezzetin kaynağını güçlendirmekle
kalmıyor; aynı zamanda yerel ekonomiyi ve
bölgesel üretim kültürünü destekleyen güçlü
bir gastronomi modeli oluşturuyor.
Sessiz lüks yaklaşımıyla şekilleniyor
Mekânın atmosferi ise Denizden’in mutfak
anlayışını tamamlayan “sessiz lüks”
yaklaşımıyla şekilleniyor. Gösterişten uzak
ama detaylarda derinleşen bu deneyimde;
doğal malzemeler, sade estetik, iyi ürün
ve zamansız bir zarafet ön plana çıkıyor.
Burada lüks, yüksek sesle değil; hissettirdiği
dengeyle kendini gösteriyor. Gün batımından
geceye uzanan bu deneyim alanında
misafirler; yalnızca yemek değil, Ege’nin
ruhunu taşıyan çok katmanlı bir hikâye
deneyimliyor.
“Denizden Ege’yle kurduğumuz bağın
kendisi”
Mehmet Yalçınkaya, Denizden’in yeni
yolculuğunu şu sözlerle anlattı: “Deniz
sadece bir kaynak değil; bir ritim, bir denge
ve bir hafızadır. Biz bu mutfakta, doğanın
anlattığı hikâyeyi bozmadan yorumlamaya
çalışıyoruz. Denizden artık sadece bir
restoran değil; Ege’yle kurduğumuz bağın
kendisi.”
90
hotel restaurant
& hi-tech
yeni mekan
Caddebostan’da
Yeni Bir Lezzet
Noktası
Ginger İstanbul
Katkısız içerik anlayışı ve rafine
lezzetleriyle dikkat çeken Ginger
İstanbul, Caddebostan’da açtığı
ilk perakende noktasıyla büyüme
yolculuğunda yeni bir döneme
giriyor. Markanın kurucusu
Yasemin Önal, bu adımı “Ginger’ın
ruhunu koruyarak perakendeye
açılmak” olarak tanımlıyor.
İstanbul’un en canlı ve dinamik
semtlerinden Caddebostan’da konumlanan
mağaza, klasik bir kafe anlayışının
ötesine geçen bir modelle tasarlandı.
Az masalı, yüksek sirkülasyona uygun
ve paket al–götür odaklı yapısıyla dikkat
çeken Ginger Caddebostan, şehir hayatının
hızına uyum sağlayan pratik ama nitelikli
bir deneyim sunuyor. Bu yeni mağaza ile
Ginger, yıllardır güçlü olduğu sipariş ve
catering odaklı yapısını, günlük tüketimle
buluşturuyor. Böylece marka, müşterileriyle
daha doğrudan ve sürdürülebilir bir temas
kurmayı hedefliyor.
Perakende stratejik bir büyüme adımı
Ginger İstanbul’un Kurucusu Yasemin Önal,
Caddebostan mağazasını yalnızca bir şube
açılışı olarak değil, iş modelinde önemli
bir dönüşüm olarak değerlendiriyor: “Bu
mağaza, sipariş bazlı butik bir yapıdan
kontrollü ve ölçülebilir bir perakende
modeline geçişimizin ilk adımı. Ginger’ın
DNA’sını koruyarak, daha geniş bir kitleyle
buluşabileceğimiz bir yapı kuruyoruz”.
Ginger ürünleri artık daha yakın
Caddebostan mağazasında Ginger’ın imza
ürünleri, günlük taze vitrin seçenekleriyle
birlikte sunuluyor. Ürünler, markanın temel
prensipleri doğrultusunda katkısız içeriklerle
hazırlanıyor. Estetik sunum anlayışı ve rafine
lezzet profili, bu yeni mağazada da kendini
güçlü şekilde hissettiriyor.
Kadıköy’e özel servis ağı
Ginger Caddebostan, yalnızca mağaza
deneyimiyle sınırlı kalmıyor; Kadıköy’ün
tüm semtlerine servis hizmeti de sunuyor.
Minimum sipariş tutarı koşuluyla sunulan
bu hizmet sayesinde, Ginger’ın ürünleri
evlere ve ofislere kolayca ulaşıyor.
Caddebostan ile yeni bir faz
Yaklaşık 10 yıl önce Şişli’de butik bir
pastane olarak kurulan Ginger İstanbul,
bugün catering, özel etkinlikler ve ürün
markalarıyla çok yönlü bir yapıya dönüşmüş
durumda. Caddebostan’daki bu ilk
perakende noktası ise markanın büyüme
stratejisinde yeni bir fazı temsil ediyor.
Önal, amaçlarının perakende tarafında
sürdürülebilir ve ölçülebilir bir büyüme
yaratmak olduğunu dile getiriyor. Ama
bunu yaparken Ginger’ın en başından beri
sahip olduğu kalite, sadelik ve özgünlük
çizgisinden ödün vermeyeceklerinin altını
çiziyor.
hotel restaurant
92 & hi-tech
yeni mekan
İstanbul’un
Yeni Nesil
Gastronomi
ve Lifestyle
Deneyimi
Dandy
İstanbul’un en yeni, en seçkin ve en stil sahibi restoranlarından Dandy, şehir gastronomisine
modern, sofistike ve dinamik bir yorum kazandıran özel menüsüyle dikkat çekiyor.
Lezzeti yalnızca yemekle sınırlamayan
mekan; rafine mutfağı, güçlü atmosferi,
müzik seçkisi ve özenle kurgulanmış
servis anlayışıyla misafirlerine bütünsel bir
yaşam deneyimi sunuyor. Modern dünya
mutfağını kreatif dokunuşlarla buluşturan
menü, paylaşım kültürünü merkeze alırken;
kaliteli ürün kullanımı, güçlü reçeteler
ve zarif sunum diliyle öne çıkıyor. “Small
Plates” seçkisinde artisan peynir tabakları,
trüf aromalı lezzetler, çıtır tavuk tender’ları,
dynamite shrimp ve short rib bao bun gibi
paylaşmaya uygun tabaklar dikkat çekiyor.
Farklı mutfak kültürlerini aynı masada
buluşturan bu modern seçki; Asya esintili
soslar, ev yapımı garnitürler ve premium
et kullanımıyla mekanın karakteristik
gastronomi çizgisini güçlendiriyor. Menünün
en beğenilen imzalarından Shima Steak
Sando ise bu sofistike yaklaşımın en iddialı
örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.
Taş fırından sofistike lezzetlere
Taş fırında hazırlanan ince hamurlu pizzetta
seçkileri; trüf, porçini mantarı, parmesan
ve mozzarella gibi premium içeriklerle
klasik pizza deneyimini modern ve rafine
bir gastronomi yorumuna dönüştürüyor.
Chicken Kale Caesar ve Greek Salad gibi
ferah seçenekler ise menüye dengeli, hafif ve
zamansız bir karakter katıyor.
Nostaljiden ilham alan tatlı bir final
Tatlı finalinde ise çocukluk anılarına zarif bir
selam gönderen, yoğun çikolata kreması ve
Fransız esintili dokusuyla öne çıkan bisküvi
tatlısı, mekanın nostaljiyi lüks bir deneyime
dönüştüren yaklaşımını tamamlıyor.
Şehrin sosyal ritmine stil sahibi bir
dokunuş
Dandy’nin deneyim kurgusu yalnızca
mutfakla sınırlı kalmıyor. Şehrin dinamik
sosyal yaşamına modern bir yorum getiren
mekân; zarif atmosferi, imza kokteylleri ve
seçkin viski koleksiyonuyla misafirlerine
ayrıcalıklı bir buluşma noktası sunuyor.
Günün temposundan uzaklaşıp keyifli anlara
eşlik eden mekan, sofistike detayları ve stil
sahibi ambiyansıyla İstanbul’un yeni sosyal
ritmine güçlü bir imza atıyor.
Seçkin deneyimler
Özenle hazırlanan kokteyl menüsü; premium
içerikler, özgün reçeteler ve modern
miksoloji anlayışıyla şekilleniyor. Ferah
aromalar, güçlü karakterler ve dengeli tat
profilleriyle hazırlanan signature kokteyller,
mekânın rafine ruhunu yansıtırken; viski
severler için oluşturulan özel seçki,
dünya bar kültürünün seçkin tatlarını aynı
atmosferde buluşturuyor.
Açık havada puro keyfi
Mekanın en dikkat çeken ayrıcalıklarından
biri ise açık havada konumlandırılan özel
puro alanı. Şehrin içinde sakin, konforlu ve
prestijli bir ambiyans sunan bu alan; puro ve
viski eşleşmesini keyifli sohbetlerle bir araya
getiriyor. Açık havanın ferahlığında sunulan
bu deneyim, klasik puro kültürünü modern
bir atmosferle buluştururken misafirlere
seçkin bir sosyal alan sağlıyor.
Modern şehir
hayatının ritmini;
kaliteli müzik,
rafine tatlar, imza
kokteyller ve açık
havada puro keyfiyle
buluşturan Dandy,
misafirlerine
yalnızca bir restoran
değil, İstanbul’un
enerjisini stil
sahibi bir yaşam
deneyimine
dönüştüren özel
bir destinasyon
sunuyor.
hotel restaurant
94 & hi-tech
yeni mekan
Gastro Pub, Müzik ve Sosyal Deneyim
KRASS’ta Buluşuyor
İstanbul’un en karakteristik semtlerinden Cihangir’de konumlanan KRASS, gastro pub, müzik ve
sosyal deneyimi bir araya getiren çok katmanlı yapısıyla şehrin yeni buluşma noktalarından biri
olmaya aday.
Daha önce İstanbul gece hayatında iz
bırakmış Otto’nun kurucuları tarafından
hayata geçirilen KRASS, bu güçlü
mirası modern ve Avrupai bir yaklaşımla
yeniden yorumluyor. İki katlı yapısıyla farklı
deneyimleri aynı çatı altında buluşturan
mekân, günün farklı saatlerine yayılan
dinamik bir akış sunuyor.
Caz ve canlı performans programlarıyla
dikkat çekici
Alt katta, yaklaşık 150 kişilik kapasitesiyle
güçlü ses sistemi ve yoğun atmosferiyle
“underground mini club” hissi veren
bir alan bulunuyor. DJ setleri ve canlı
performanslarla hareketlenen bu kat,
özellikle hafta sonları şehrin enerjisinin
yükseldiği bir odak noktası haline geliyor.
Yüksek tempolu elektronik müziğin
öne çıktığı alt kat, ritmi ve temposuyla
geceyi daha sert ve yoğun bir deneyime
dönüştürüyor. KRASS, bugüne kadar İlhan
Erşahin gibi önemli isimleri ağırlayan caz ve
canlı performans programlarıyla da dikkat
çekiyor.
Üst kat ise restoran, balkon ve bahçeden
oluşan daha geniş ve sosyal bir deneyim
sunuyor. Günün erken saatlerinden itibaren
başlayan akış, akşam saatlerine doğru
müzikle birlikte daha dinamik bir atmosfere
evriliyor. Bu katta çalınan disco, house
ve oldies goldies seçkisi, daha yumuşak
tempolu müzik çizgisiyle rahat ve sosyal bir
ambiyans yaratıyor. Mekânın mimari dili ise
Avrupa şehirlerinden ilham alan modern,
sade ve rafine bir estetik anlayışı yansıtıyor.
KRASS’ın öne çıkan özelliklerinden biri güçlü
dış alan kullanımı. Isıtmalı balkon ve bahçe
alanları sayesinde, İstanbul’un en soğuk
günlerinde bile açık havada konforlu bir
deneyim sunuluyor. Bu yaklaşım, Cihangir’in
sokak ruhunu mekânın içine taşıyan önemli
unsurlardan biri olarak öne çıkıyor.
KRASS’ın dikkat
çeken bir diğer
yönü, zaman içinde
oluşan güçlü ve seçici
topluluğu. Mekân;
yaratıcı sektörlerden,
sanat, medya ve
iletişim dünyasından
isimlerin bir araya
geldiği bir buluşma
noktası olarak
öne çıkıyor. Farklı
disiplinlerden
profesyonellerin,
sanatçıların ve
akademik çevrelerin
kesiştiği bu yapı,
mekânın atmosferine
belirgin bir karakter
kazandırıyor. Yaş
ortalamasının görece
daha yüksek olması,
daha dengeli ve rafine
bir sosyal ortam
sunuyor.
Güçlü ve karakterli bir mutfak
Mekânın gastro pub yaklaşımı iddialı
ve karakterli. Paylaşım odaklı olarak
kurgulanan menü; özellikle ‘smash burger’
çeşitleri, odun ateşinde hazırlanan ekşi
mayalı pizzalar ve dışı çıtır, içi sulu dokusuyla
öne çıkan ‘chicken tenders’ ile dikkat çekiyor.
Kokteyl menüsü ise dengeli reçeteleri,
kaliteli içerikleri ve karakterli sunumlarıyla
deneyimin önemli bir parçasını oluşturuyor.
Şehirde yeni bir soluk
KRASS, özel kutlamalar ve doğum günleri
için de öne çıkan mekânlardan biri olarak
konumlanıyor. İki katlı yapısı sayesinde
farklı deneyimlere olanak tanıyor. Alt katta
daha yüksek enerjili, kulüp atmosferinde
organizasyonlar gerçekleştirilebilirken;
üst katta restoran, balkon ve bahçe
alanlarında daha geniş katılımlı etkinlikler
düzenlenebiliyor.
Etkinliklerde müzik kurgusu esnek bir
şekilde planlanabiliyor. DJ seçimi mekân
tarafından yapılabildiği gibi, misafirler
kendi DJ’leriyle de organizasyonlarını
şekillendirebiliyor. ‘House’ ve ‘disco’
ekseninde ilerleyen müzik programı,
zaman zaman ‘oldies & goldies’ geceleriyle
çeşitleniyor. KRASS, iki katta eş zamanlı
akan müzik programı, güçlü gastro pub
yaklaşımı ve kendine özgü topluluk yapısıyla
yalnızca bir restoran ya da bar olmanın
ötesine geçerek, İstanbul’un sosyal hayatında
ayrıcalıklı bir konumda yer alıyor.
hotel restaurant
96 & hi-tech
yeni mekan
Konya’ya Yeni İtalyan
Lezzet Durağı
Pizza Italiante
Konya, gastronomi dünyasına
yepyeni bir soluk getirecek
önemli bir açılışa hazırlanıyor.
İtalyan mutfağının sevilen
lezzetlerini özgün dokunuşlarla
sunan Pizza Italiante, çok
yakında Konyalılarla buluşuyor.
Konya iş dünyasının tanınmış
isimlerinden Ali Aydınalp, Mert Can
Özen ve Onur Işıkoğlu’nun ortaklığıyla
açılacak olan Pizza Italiante, özenle seçilmiş
malzemelerle hazırlanan taş fırın pizzaların
yanı sıra, İtalyan mutfağından farklı damak
tatlarına hitap eden zengin menüsüyle
dikkat çekiyor. Şehre yeni bir gastronomi
deneyimi kazandırmayı hedefleyen restoranın
ortakları, yaptıkları açıklamada, Konya’ya
değer katacak güçlü ve vizyon sahibi bir
marka ile yola çıktıklarını belirterek, kalite,
lezzet ve misafir memnuniyetini ön planda
tutan, uzun soluklu bir başarı hikayesi
yazmayı amaçladıklarını ifade etti.
İtalya’nın 8 bölgesinden özgün
lezzetleriyle geliyor
Konya’da kapılarını açmaya hazırlanan Pizza
Italiante’nin, sıcak ve samimi atmosferiyle
sadece bir restoran değil, aynı zamanda
keyifli vakit geçirilebilecek bir buluşma
noktası olması planlanıyor. Mekan,
yalnızca klasik İtalyan pizzaları sunmakla
kalmayıp, İtalya’nın 8 farklı bölgesine
özgü nefis pizzalar ve yöresel lezzetleri de
misafirleriyle buluşturuyor. Geleneksel
tariflerle hazırlanan bu özel tatlar, en
kaliteli malzemelerle birlikte sunulurken,
menüde kullanılan ürünler hem İtalya’dan
hem de Anadolu’nun çeşitli bölgelerinden
özenle temin ediliyor. İtalyan mutfağının
vazgeçilmezlerinden domates sosu başta
olmak üzere restoranlarında kullanılan
tüm soslar, Pizza Italiante tarafından özel
olarak üretiliyor. Ayrıca yine kendi üretimi
olan makarna cipsi, zeytinyağı, nar ekşisi,
balzamik sirke ve özel içecekler de menüde
yer alıyor.
Opera geceleri şehre ayrı bir hava katacak
Mekan, yalnızca yemekleriyle değil, İtalya’nın
zengin tarihini, kültürünü ve sanatını
yansıtan konseptiyle de fark yaratıyor.
Özenle tasarlanan dekorasyonu sayesinde
Konyalı misafirlerine adeta bir İtalya
yolculuğu hissi uyandıracak olan mekan,
ayın belirli günlerinde opera sanatçılarının
sergileyecekleri canlı performanslarla da
unutulmaz anlar yaşatacak. Pizza Italiante’ye
gelenler, siparişlerini beklerken “The
ITALIANTE News” adlı nostaljik gazeteyi
okuyarak İtalyan mutfak kültürü hakkında
bilgi sahibi olurken, QR kod sistemiyle yeni
İtalyanca kelimeler öğrenerek interaktif bir
deneyime de katılabilecek.