ANNAH

adapoliclinic

XOXO67

Yaptığın işi beş yaşında bir

1 çocuğa nasıl anlatırdın?

İnteraktif işlerle ilişkimiz

oyuncakla olan ilişkimize çok benziyor.

Ben de yaptığım çoğu işe oyuncak gibi

yaklaşıyorum. Hem oynuyorum, hem

de başkalarına oynatıyorum. Oyunu

keşfettiğin andaki heyecanı uzatmaya

ve oyundan aldığın zevki artırmaya

çalışıyorum. Aldığım oyuncakları bozup

yeni baştan yaptığım projeler de var.

Atölyede geçirdiğim vakit ve Ar-Ge

süreçleri benim için oyun oynamak

gibi. Dolayısıyla, beş yaşındaki çocuğa,

yaptığım işi, ‘oyuncaklarım var,

onlarla oynuyorum, oynayarak yeni

oyuncaklar üretiyorum, türetiyorum’

gibi anlatırdım, muhtemelen.

Ürettiğin, üzerine kafa

2 yorduğun projeler olası

bir gelecek senaryosunu

çağrıştırıyor. Böyle bir senaryon var mı?

Çok uzak bir gelecek için senaryolarım

yok. Ne zaman kurmaya başlasam

kurgumu bozan bir durum oluşuyor.

Öte yandan hala gerçekleşebilecek

şeyler var içinde. Tahminlerim

günlük hayat senaryolarından daha

çok sistem düzeyinde aslında. Yani

gezegenler arası dolaşmak veya her

şeyi düşünerek kontrol etmek gibi

şeylerden ziyade, hukukun veya

hükümetin otomasyonla yürütülmesi

gibi senaryolar üzerine düşünüyorum.

Tabii bu biraz hayalperest bir senaryo...

Aslında insanın dikkat süresinin kısalığı,

tekrarlamalardaki hata oranı veya

bilişsel yönelimlerimiz gibi sebepler

yüzünden iyi yapamadığımız işlerin

otomatikleşmesi sonucu bir özgürleşme

ihtimali söz konusu. Bununla,

otomasyonun sınır-durumlardaki

katılığının getirdiği bir cam fanus

arasında gidip geliyorum.

Yıllarca robotlar geldi geliyor

3 diye bekledik durduk ve

artık aramızda olduklarını

söylemek yanlış olmaz. Kontrol bizde

mi onlarda mı?

Bu, robot ve sayborg tanımlarımızla

çok alakalı. Mesela ailemde ilk ben

sayborglaşacağım zannediyordum. Ama

geçtiğimiz günlerde annemin dişine

implant takıldı, dolayısıyla bence ailenin

ilk sayborgu annem oldu. Robotlar

aramızda ve algoritmalar hem kişisel

hem toplumsal düzeyde psikolojimizle

oynayıp, bizi yönlendiriyorlar. Ancak

ne yaptıklarına dair farkındalıkları

olmadığı için, henüz tüm kontrolü ele

geçirmediler.

‘Keşke ben akıl etseydim’

4 dediğin bir tasarım oldu mu?

Matt Mets ve Kyle

McDonald’ın ‘Blind Self Portrait’ işi,

Chris O’Shea’nın Audience projesi ve

Antonin Fourneau’nun ‘Water Light

Graffiti’ çalışması ilk aklıma gelenler...

Görselleştirme, sibernetik

5 organizma, ses dalgaları ve

hareket arasında nasıl bir

ilişki var?

Ben de bu sorunun cevabını arıyorum.

Farklı alanlar deneyip, bazılarından

daha çok zevk aldığımı fark ettikçe

oralara daha çok yöneliyorum.

Tüketmeyi sevdiğim, zihnimi açan

alanlara karşı bir yönelimim, eğilimim

oluyor. Ama günün sonunda hepsi

verdiğimiz tepkiler üzerinden insanı

daha iyi anlamamızı sağlıyor.

Tüm bunlarla uğraşmadığını

6 varsayalım... Hayat sıkıcı olur

muydu?

Olmazdı elbette, ama bu kadar eğlenceli

de olmayabilirdi. Sanırım benim peşinde

koştuğum şey insanın kendini kaptırma

hissiyatı. Bu, bir enstrüman çalarken

de olabiliyor, dans ederken de, sohbet

ederken de, oyuncaklarınla oynarken

de...

Üzerine uğraştığın, üç

7 boyutlu sistemler veya

yazıcılar gibi bazı süreçler,

uluslararası camiada önemli etik

tartışmalara konu oluyor. Tasarımın

geldiği noktadaki bu etik tartışmalarla

ilgili ne düşünüyorsun?

Bu tartışmalar genelde birkaç ana

başlık altında toplanıyor. Biri fikir

ve telif hakları mevzusu, diğeri de

teknolojinin insan hayatına olan kötü

etkileri... Bunlar hep tartışılacak, çünkü

iki tarafın varlığı birbirini besliyor.

Yani fikri ve telif hakları konusunda,

özel ve genel, sahiplenme ve paylaşma

ikiliği hep olacak. Bu konuyla alakalı

tartışırken aklıma hep Internet’s Own

Boy belgeselinden Quinn Norton’un

lafı geliyor. Aaron Swartz’ın JStor’daki

akademik makaleleri herkesin erişimine

açmak için indirdiği davanın avukatına,

tarihin yanlış yerinde durduğunu

söylemişti. Teknolojinin insan

hayatına kötü etkilerine gelince, üç

boyutlu yazıcılarda silah basılabiliyor,

malum. Ancak o zaman kullanımını

yasaklamak gibi savlar yine özgürlüğü

kısıtlamaya giriyor. Dolayısıyla bu

tartışmaların olması bile yeterli bence.

Zira belli teknolojilerin belli kesimlerin

himayesinde olması her zaman daha

tehlikeli. Bununla ilgili diğer bir konu

da dijital üretim metotlarının bu kadar

yaygınlaştığı bir dönemde benzersiz

bir şey üretebilme illüzyonu. Velhasıl

günün sonunda benim durduğum

yerde, üretme imkanım, yeteneğim,

bilgim ve isteğim olan herhangi bir şeyi

üretmemem için bir sebep yok. Gerisi

kişisel tercihe kalıyor.

127

Similar magazines