ANNAH

adapoliclinic

XOXO67

Üniversiteden beri sanatta

5 feminist yaklaşımlarla

yakından ilgilisin. Bildiğim

kadarıyla İzlanda’da altı ay boyunca

yemek pişirmeyi ve temizlik yapmayı

öğreten ev hanımlığı dersleri aldın. Bu

ilgin nereden geliyor?

Feminist yaklaşımların ürettiğim

işlerdeki etkisi çok büyük. Bunlar,

sanatçı olarak yolumu bulmamı

sağlayan konulardır. Mesela Carolee

Schneemann beni en çok etkileyen

sanatçılardan biri. Bir anda yaşayan,

nefes alan kadın bedenini sanatın içine

kattı ve sanat tarihinde sıkça kullanılan

bu konuya bir ses verdi. Resimlerde,

heykellerdeki pasif kadın vücudu bir

anda kaybolmaya başladı ve bir anlamda

sanatta kadın bedenine can verdi.

Ondan sonra gelen Bruce Nauman,

Marina Abramović gibi sanatçıların

işleri de onun etkisiyle bedene

yoğunlaşır. Aynı zamanda sanattaki

farklı ve yeni sesleri duymamı, feminist

sanata gözlerimi açmamı sağlayan da

yine Carolee Scheneemann’dır. 20.

yüzyılın ‘insanlığın yarısının söz hakkı

oldu’ klişesi bir anlamda doğru, zira bu

ses kendini feminist sanatla da ortaya

koydu. Kadınlar artık bir alt metin ya da

yan konu olarak değil tam görünür bir

şekilde sanatta yer almaya başladı. O

zamandan beri de sanatta çoğu heyecan

verici işi kadınlar yapıyor. Bu anlamda,

Sarah Lucas, Roni Horn da ilham verici

bulduğum kadın sanatçılardandır.

Peki 21. yüzyılda feminist

6 sanat yaklaşımında ne gibi

değişiklikler oldu?

Günümüzde kadın sanatçı olmanın

1970’lerdeki gibi bir mücadele

gerektirdiğini düşünmüyorum. Zaman

içerisinde bu mücadele azaldı ve kendini

ispat etti. Günümüzde güzel sanatlar

alanının da sinema ve sanatın diğer

alanlarından farklı olarak erkek egemen

bir alan olduğunu düşünmüyorum.

Oldukça kadınsı bir dünya aslında. Bu

yüzden sanatçı olmak için içinizdeki

kadınla iletişim halinde olmak

gerekiyor. Ne demek istediğini tam

olarak anlamasam da, bir arkadaşım;

tüm sanatçılar kadındır diyor. Bu şiirsel

ifadeye tamamen katılıyorum.

‘Me and My Mother’ adlı

7 işin, annen ve senin yan

yana durduğunuz ve her

dakikada bir sana doğru dönüp

tükürdüğü on dakikalık bir video. Ve

her beş senede bir yeni bir versiyonunu

çekiyorsun. Annen dahil olmak üzere

performanslarda yer alan insanlar

performanslardaki bu uzun tekrarlara

nasıl dayanıyor?

Beraber çalıştığım çoğu kişi bu

tekrarları seviyor. İlk projelerimdeki

performanslarımda bu tekrar olayını

kendim yapıyordum. Sonrasında diğer

insanları da dahil ettiğimde, bazıları

gerçekten sevdi, bazısı da en başından

yapamayacağını belirtti. Aynı eylemin

durmadan tekrar edildiği performanslar

herkesin dayanabileceği bir şey değil. Bu

yüzden, ya seviyorsun ya da gerçekten

nefret ediyorsun. Sevenler de şiirsel

bir şekilde kendinden geçerek, bir

nevi bağlılıkla sevip katlanabiliyorlar.

Annemi bu projeye dahil etmek hiç

zor olmadı. İzlanda’da Güzel Sanatlar

Akademisi’ne başladığım ilk senelerde

ona bu projeden bahsetmiştim, o da

oğlunun sanat projesine yardım etmek

istedi ve bu şekilde bu projenin parçası

oldu.

The Visitors sergisinden

8 aklımızdan çıkmayan ve

sergiyle aynı ismi taşıyan

‘The Visitors’, müzisyenler ve birkaç

arkadaşının farklı odalarda şarkı

söylediği dokuz ayrı videodan oluşuyor.

İçlerinden birinin şarkı sözleri; “There

are stars exploding around you and

there is nothing, nothing you can do”.

Şarkının sözleri Reykjavík’li sanatçı ve

eski eşim olan Ásdís Sif Gunnarsdóttir

tarafından yazıldı. Kendisi hala yakın bir

arkadaşım olmakla birlikte yetenekli bir

sanatçıdır. Onun işlerinden bir tür kolaj

yaptım ve sonrasında gerçekten insanları

kendine çeken farklı bir etkisi olduğunu

duydum. Böyle bir etkisi olması çok

güzel.

159

Similar magazines