ANNAH

adapoliclinic

XOXO67

Senaryoda ahlaksız buldukları

8 neydi?

Film, daha çekimleri

tamamlanmadan, tecavüz komedisi

diye tanımlanmaya başladı. Ve tabii ki

bununla alakası yoktu. Benim filme

aldığım tecavüzün gülünç bulunacak

bir tarafı yok, aksine acımasız ve dehşet

verici. Fakat yaşadığımız dünyada

insanlar sürekli olarak tacize uğruyor,

ancak hayatlarına bir şekilde devam

ediyorlar. Elle de, evet, bir tecavüzü

anlatıyor, ama bir yandan da insanların

yaşantısıyla ilgili. Örneğin The Rules

of the Game gibi bir filmde her şeyi

bulabilirsiniz: Trajedi, ahlaksızlık ve

tabii komedi. Fakat Jean Renoir’ın

yaptığı ahlaksızlıklarla dalga geçmek

değil, hayatta olanları anlatmak.

Kadın karakterleri anlatma

9 biçiminiz hep oldukça

kutuplaştırıcı oldu, bir

taraftan da kimi zaman kendinizi

feminist olarak tanımladınız...

Kendimi feminist olarak gördüğümü

söyleyemem; bu biraz kendini bilmez bir

tavır olurdu. Fakat kesinlikle kadınların

tarafındayım; kadınları seviyor ve onları

savunuyorum. Kimse filmlerimdeki

kadınların aciz olduklarını iddia

edemez. Elle’de tam olarak anlatmaya

çalıştığım bu: Tecavüze uğramış bir

kadın, içinde bulunduğu duruma karşı,

kurban konumunda olmayı reddederek

isyan ediyor. Benim yapmak istediğim

de, tecavüze uğrayan bir kadının utanç

duyması gerektiği fikrini reddetmekti.

Elle, 2016

Pek çokları Elle’i, sizin

10 dirilişiniz olarak tanımlıyor.

Bir noktada insanların sizden

umudu kesmiş olması sizi rahatsız etti

mi?

Bu ilk defa başıma gelmiyor. Ve

aslında anlayabiliyorum. Belki de

daha fazla film yapmalıydım ve Black

Book’tan sonra gelen projelere bu

kadar da eleştirel yaklaşmamalıydım.

Fakat sorun şu ki, önerilen projelerin

hepsi bilim kurgu türündeydi ve eğer

herhangi birinin enteresan olduğunu

düşünseydim tereddüt etmezdim.

Mesela bir romantik komedi çekmeyi

çok isterdim. Ama karşıma çıkan

projeler iyi değildi ve benim gücüm de

onları iyileştirmeye yetmeyecekti.

Tekrar geçmişe dönecek

11 olursak, Showgirls neden bu

derece olumsuz karşılandı?

Dediğim gibi, yanlış anlaşıldı. Ve

ağızdan ağıza o kadar kötü bir biçimde

yayıldı ki, neredeyse kimse filmi

görmedi. Ya da belki de benim gibi bir

Hollandalının, Amerikalılar hakkında

duymaktan hoşlanmadıkları bazı

gerçekleri söylemesi onları rahatsız

etti. Zira günün sonunda Showgirls,

ABD’yi ve orada süregelen kültürün

açgözlülüğünü sembolize ediyor. Kaldı

ki, sonuçta zaman benden yana çıktı;

filmin DVD satışları 100 milyon doları

aşmış vaziyette.

ABD’de çekmiş olduğunuz

12 iki filmi, Robocop ve Total

Recall’u yeniden çevirdiler.

Sanki Hollywood Paul Verhoeven’in

anısını ortadan kaldırmaya çalışıyor...

Evet, biraz öyle gibi. Sanki benim

filmlerimden rahatsızlık duyuyorlar.

Fakat bunu başaramayacaklar. Benim

filmlerin bu birbirinden kötü yeniden

çevrimlerden çok daha uzun ömürlü

olacak. Ve işin komik tarafı, benim

orijinal filmlerimin DVD satışları, bu

sonradan çekilen filmler sayesinde arttı.

Açıkçası amaçlarının beni haritadan

silmek olduğunu sanmıyorum; bu

şekilde düşünmek fazlasıyla kibirli

olurdu. Eminim ki stüdyo yöneticilerinin

çoğu benim kim olduğumu bile

bilmiyordur. Mesela Ben-Hur’u da

yeniden çektiler ama kimsenin William

Wyler’ı haritadan silmeye çalışmak gibi

bir niyeti olduğunu sanmıyorum. Burada

söz konusu olan tek şey para. İnsanlar

yeni bir fikir üretemiyor ve geçmişte

başarılı olan filmlere bakıp ‘hadi,

bu filmi yeniden çevirelim’ diyorlar.

Kapitalizmin en berbat yönlerinden biri

de bu işte.

Peki Hollywood’a karşı kin

13 besliyor musunuz?

Kesinlikle hayır. Los

Angeles’ta yaşıyorum ve hiçbir intikam

duygusu beslemiyorum. Ama bir yandan

da Hollywood’la barışmak için hiç

acelem yok. Şu da var ki, bugünlerde

insanın nerede çalışacağını kestirmesi

hakikaten imkansız. Ve ABD’de

ilgi çekici bir proje bulmak da çok

zor. Tek bildiğim, tekrar tekrar aynı

filmleri çekmek için Hollywood’a geri

dönmeyeceğim. Ne zaman ki elime

bir senaryo alsam, 20 sayfadan sonra

okumayı bırakıyorum; hepsi birbirinden

beter.

022

Similar magazines