İçindekiler

piryazar

sergah.dergi_.

BAŞINI

KALDIR

TELEFONDAN!

PASLANMADIKÇA

YÜREKLER

MİHENK

GELECEĞİN

OLUR GENÇLER

TAŞI

VE

DEĞERLER

GENÇLİK

"KALEMKÂR"

ELEŞTİRİSİ

SERGÂH DERGİ

İÇİNDEKİLER

SAYFA 2

İçindekiler

03 BAŞLARKEN

BİR GENÇLİK

04

DÜŞÜNÜYORUM!

05

05 10 15

08

ÂGÂH OLUNUZ

10

13

KAYBOLAN

SIVICI İSLAM

15

18 21

18

GENÇLİK DÖNEMİ

19

UYANIN!

ŞEBAB U KIYEM

21

ACI 22

23 HÂLET-İ SAHVE

25

23 25

27

HALEP ECDADIMIN

MİRASI

28

HALEP

29

Sergâh Dergi

editor@sergahdergi.com

İMTİHAN HALEP'İN Mİ?

www.sergahdergi.com


Yayın Yönetmeni

Genel

ÖZSOY

Gökhan

İşleri Sorumlusu

Yazı

TURAL

Tolga

Editörler

ÖZ Feyza

Hakan ÖZDEMİR

Necati

CANDAN

Ayşegül

Tasarım

Grafik

ÜNAL

Adem

Tasarım

Kapak

BAĞ

Muhammet

Takip Edin

Bizi

facebook.com/sergahdergi

twitter.com/sergahdergi

instagram.com/sergahdergi

ahir zamanın parmaklıkları ardında ötelerde

Biz

hayallerin peşine düşen fikri genç olan

kurduğumuz

Bizler sıratı müstakim üzere gidenlerin ardına

fertleriz.

Hak diyerek fikir beyan edenlerin fikirleriyiz.

düşenleriz.

İslam’ın nesilden nesile ulaşan mesajını taşıyan

Biz

Biz küfrün sultanı olmaktansa İslam’ın köleleri

kullarız.

tercih edenleriz. Doğru bildiğimiz şeyin

olmayı

savunanlarız biz.

haklılığını

İslam’ın gericilik değil tüm zamanların medeniyet

Biz

temel oluşturduğunu ispat etmeye

mefhumuna

edebiyatı da tarihi de eylemlerimizi de

Biz,

de müziklerimizi de inancımız üzere

etkinliklerimizi

ve Gençlik” olarak belirledik. Ruhu genç, fikri

Değerler

olmaya and içerek çıktığımız bu yolda gayemiz,

genç

olan ve yılmak bilmeyen bir gençliğe kapı

gayesi

Bu fikirle dertlenen her dert sahibini yola

açmak…

SERGÂH DERGİ

BAŞLARKEN

SAYFA 3

Künye

Başlarken...

Öncelikle biz kimiz?

çalışanlarız.

Biz Müslüman mahallesinin çocuklarıyız.

ifâ edenleriz.

Sergâh’ta buluşup hakkı haykıranlarız biz.

diyerek dosya konulu sayılarımıza başlıyoruz.

Bismillah

sayıdaki konumuzu derdimize istinaden “Kaybolan

Bu

yoldaş olmaya davet ediyoruz.

Yollarda olmak dileğiyle… Yolun sahibine şükür ile…


gençlik bir gençlik bir gençlik…” diye kendisine seslenenleri ve daha önceki çağlara doğru uzanarak

“Bir

yolda olan herkesi birinci derecede ailesi olarak gören, onların eserleri karşısında bile saygısından

bu

açılan o mukaddes deliği coşkulu bir ilim ve irfan nehri yaparak rüzgâra, "ne yandan esersen es"

Surda

hazzını yaşayan bir gençlik düşünüyorum!

diyebilmenin

ben olunca her şeye eyvallah, konu İslam olunca orada dur; kendinde kaybolursun maazallah,

Konu

ve şerha şerha bu bilinci kavramış bir gençlik düşünüyorum!

diyen

ve fenni ilimlere vakıf, ilimleri içtikçe içesi gelen ve saçtıkça kurak toprakları yeşerten bir gençlik

İslami

düşünüyorum!

basit şaibeden dahi Allah korkusuyla kaçan, kaçarken de sadece Allah’a sığınan ve kaçanların da

En

bir halifesi olarak yoldaşı olan bir gençlik düşünüyorum!

Allah’ın

kara lekelerin rotasını nefsine çevirmiş, terbiyeyi Kur’an’dan ve sünnetten bekleyen ve tek

Gönlündeki

olarak nefsini gören bir gençlik düşünüyorum!

düşmanı

karşıtı olanları kendilerinden daha iyi bilen ve düşmanını en iyi kendisi tanıyan, bu doğrultuda

Davasının

yere getirmek isteyenlerin sırtını yerden kaldırmayacak bir gençlik düşünüyorum!

sırtını

kıymetini bilen, zamanı saatlerle değil, dakikalar hatta saniyelerle takip eden, her anını karınca

Zamanın

ile değerlendiren, boş vakti boş geçirmemeyi düstur edinmiş bir gençlik düşünüyorum!

azmi

düştüğü anda toparlanmasını bilen, içinde olduğu yanlışları görebilen ve yanlışını avantaja

Yanlışa

mahir olan bir gençlik düşünüyorum!

çevirmede

yanlışta bin tövbeye ihtiyaç duyan, yanlışını kalbine mıhlayıp tekrarına

Bir

bilen, bildikçe de yanlıştan aldığı dersi kendine umut kapısı yapan bir gençlik düşünüyorum!

düşmemeyi

illetinden kurtulmayı çocuk oyuncağı sayarak lâkin yine bunu kibrinden uzak tutup gardını hiçbir

“Ben”

elinden bırakmayan ve bıraktırmayan bir gençlik düşünüyorum!

zaman

SERGÂH DERGİ

DENEME

SAYFA 4

BİR GENÇLİK

DÜŞÜNÜYORUM!

G Ö K H A N Ö Z S O Y

taviz vermeyen bir gençlik düşünüyorum!


olduğu her şeyi anlatmayı ve öğretmeyi Rabbine borç bilip bunu, anlatmanın en güzel yolu

Bilincinde

hâl diliyle gösteren ve her hâline de silinmeyecek tarzda kazıyan bir gençlik düşünüyorum!

olan

düşmanına davası dışında hiçbir şeye ve hiçbir şahsa körü körüne bağlı olmayan, yanlışa

Dostuna,

içinden de olsa yanlış, doğruya davası dışından da olsa doğru diyecek kadar objektif bir gençlik

davası

mefhumunu yalnız Allah’tan bilen ve faydayı yalnız Allah’tan bekleyen bir gençlik

Fayda

düşünüyorum!

lâflarına değil, özgürlüğün kendisine esir olan ve hiçbir özgürlüğü Allah’tan başkasında

Özgürlük

bir gençlik düşünüyorum!

aramayan

daima meydan okuyan ve meydanları katiyen “İzm”lere bırakmayan, iğneye iplik

“İzm”lere

titiz bir şekilde “İzm”lerin tezlerini tek tek çürüten, tutunacakları dalları tel tel incelterek

geçirircesine

mini mini çocuklarken annemin en fazla bize sorduğu soru “Dersinizi yaptınız mı?”

Eskiden

Şimdi ise zaman değişti. Çocuklara sürekli kaldır başını telefondan demek zorunda

olurdu.

yapılan sohbetler çok eskilerde kaldı. Yemek bitince herkes kendi köşesine çekiliyor.

Ailecek

büyük çocuklarının başında küçükler telefonu elde etme çabasındalar. Onların derdi

Evin

oturmaları, sabah kahveleri özellikle akşamları toplanılan sohbet ortamları kalmadı.

Komşu

sokak oyunlarının tükenmesi ise telefonun onların hayatında yer kazanmasına

Çocukların

sağladı. Durumu iyi olan her aile çocuğuna arkadaş olacak tablet ya da telefonu özenle

olanak

Onları da kendi ellerimizle bencilleştiriyoruz. Birbirleriyle oyun oynamaya ihtiyaç

seçebiliyor.

SERGÂH DERGİ

DENEME

SAYFA 5

düşünüyorum!

o telleri kendi kendilerine kesmeye mecbur eden bir gençlik düşünüyorum!

KALDIR BAŞINI

TELEFONDAN!

Ü M M İ Y E Y I L M A Z E R Ç E V İ K

kalıyoruz.

sadece oyun...

bile duymuyorlar.


medya sayesinde birbirimizi çok çabuk silip, birbirimizle çok çabuk tanışabilen bireyler

Sosyal

Seçiciliğimiz kalmadı. Herkese farklı bir cesaret geldi. Evimizin kapılarını yabancı insanlara

olduk.

ait olmayan görüşlere tahammül sınırımız kalmadı. Övünmeyi seviyoruz. Bu ortamı

Kendimize

kullanmayanlar mahremlerini topluma açtılar. Eşlerin yanak yanağa fotoğraflarıyla süslenen

doğru

geçmişte kol kola yürümeye utanan çiftlerle alakası kalmadı. Erkekler de modernleşti.

profillerin

fotoğraflardan kimsenin rahatsızlık duyduğu yok.

Bikinili

anımız da kaçımızın gerçek dostu kaldı? Kaçımız yüz yüze saatlerce bir dostuyla dertleşebildi?

Zor

sosyalleştiğimizi düşünüyorken acaba gittikçe yalnızlaşıyor olabilir miyiz?

Bazılarımız

açısından daha zengin olurken manevi değerler konusunda ise daha da fakirleştiğimizi

Materyal

mümkün…

söylemek

yirmi sene önceye kadar her çeşitte çanta yok, her renkte kalem yok, her kalitede defter

Bundan

Şimdi apple teknolojisinde tabletler, cep telefonları, bellekler ve bilgisayarlara sahip yeni bir

yoktu.

var. nesil

göre zaman geçtikçe her şey bozuldu. Kimimize göre çağ atladık, gelişiyoruz. Oysa her

Kimimize

kendi oluşumlarıyla insanoğluna hizmet eder. Ve İnsanoğlu her devirde bambaşka bir hayat

devir

sürer.

milenyum çocuklarının yani 2000 senesinden sonra doğanların birer mucize olduklarını

Ben

Onlar bizi geleceğe taşıyacak akıllı beyinler. Elimiz ayağımız diyebiliriz onlar için.

düşünüyorum.

DENEME

SAYFA 6

SERGÂH DERGİ

sonuna kadar açtık. Hırsızlar resimlerdeki bilezik sayısına göre evlere giriyorlar.

Farklı birer özellikle dünyaya geldiler. Bu ülkenin umut tohumları…


eski kuşakların bu kadar kötü şekilde teknolojiyi kullanmalarından ise rahatsızım. Şöyle bir

Yalnız

bakarsanız sanal âlemde; herkes kahraman herkes iyilik abidesi ama ya gerçekler!

çevrenize

iyi insan olmayı öğretin. Doğru ve yanlışı ayırabilmelerini sağlayın. Bir de şu telefonları

Çocuklarınıza

ölçülü ve düzgün kullanmayı öğretelim. İşte o zaman hayat mükemmel olacaktır.

çocuklarımıza

pırıl pırıl bir nesile sahibiz çok şükür. Geçmişin eksikliklerinden uzak geleceğin sıkıntılarıyla

Zeki

olan sizlersiniz. Bizden çok çalışan bizden çok mücadele edenlersiniz….

boğuşacak

SERGÂH DERGİ

DENEME

SAYFA 7

Unutmadan kaldır başını telefondan çocuğum!


seneler öncesine gidelim biraz.Ben

Bundan

pek ama hani telefonun bile

yaşamadım

kişilerde olduğu zamanları

nadir

da durun o kadar uzağa

düşünelim.Ya

bile yok.İnternet ve akıllı telefondan

gerek

zamanlar da yeter.Acaba vakit nasıl

önceki

Neler yapıyorduk boş

geçiyordu?

Sosyal medyalardan önce

zamanlarımızda?

bu kadar çok paylaşımcı mıydık? Her

de

kontol etmemiz gereken hesaplarımız

gün

gösterdiğimiz özeni eskiden neye

için

...vs.

gösteriyorduk?

soruları çok sorar oldum

Böyle

birşeyleri çok hızlı

kendime.Çünkü

ve durup düşünmezsek

yaşıyoruz

gidenleri fark edemeyeceğimizi

elimizden

bir çok kısmını

hissettim.Günümün

geçirdiğim telefonum bana

beraber

yakınmış gibi gelmeye başladı

herkesten

artık.

özlediğim birinin yanındayken bile

Çok

o,aklımda paylaşımlarım ve beğeniler...

elimde

ediyorum hal böyle ama dikkat ettim ki

İtiraf

tek benim sorunum değil. Teknoloji böyle

bu

diye gelmedi ama biz yanlış anladık

olalım

ki. Yavaş yavaş girdi hayatımıza ve bir çok

belli

yerine oturdu bana kalırsa. Karşılıklı

değerin

etmenin keyfini aldı yerine yazışmak

sohbet

soğuk ama imgelerle ısıtabildiğimizi

gibi

bir aldanmayı verdi.

sandığımız

cümleleri zor toparlayan

Sorulduğunda

başında yazar,şair olduk çıktık.

bizler,klavye

çok normal. Çünkü her şey o

Aldanmamız

masumane başlıyor ki fark edilmiyor.Bu

kadar

en iyi anlayanlar muhterem ihtiyar ve

durumu

diye düşünüyorum. Fakat bu

ihtiyareler

değil ki biz anlayamayacağız.Asıl

demek

anlamamız lazım ne de olsa tehlikede

bizim

kaybolmayacak değerlerimiz vardır

Hiç

olarak. .Hızla gelişen bir teknolojimiz

toplum

imkanlarımız da var aynı zamanda.Sanki bu

ve

zamanla yarışıyor da biz de arkalarından

ikisi

gibi.Geri kalmamak için

koşuyormuşuz

lazım elbette ama neyin peşinden

koşmak

da çok önemli. Değerlerimizi

koştuğumuz

tamamen medeniyetin peşinden

bırakıp

en zayıf noktalarımızda ihtiyaç

koşarsak

esaslarımıza dayanamayız ve

duyduğumuz

SERGÂH DERGİ

DENEME

SAYFA 8

ÂGÂH OLUNUZ

F A T M A N U R A K G Ü L

olan bizleriz.

tehlike burada başlar.


izi en zayıf noktamızdayken bulduğunda kendine mecbur hissettirmek için her türlü

Medeniyet

önümüze sürer ve sürüyor da zaten.Biz insanlarında zayıf noktaları yeterince çok.Gelin buna

rahatı

istekleri diyelim.Vicdanın kabul edemeyeceği ama nefsin arzuladıkları diyelim.Vicdana kalsa

nefsin

kadar hızlı ve medeniyet peşinde koşmaz değerlerini bırakıp.Çünkü o ait olduğu yeri ve sınırı bilir

o

göre hareket eder.Fakat nefis öyle değil.Her zaman daha fazlasını ,daha iyisini,daha rahat

ona

ister.Biz de seçimlerimizi nefse göre yapınca bir bakmışız vicdan geri de kalmış da nefis

olanını

yollara sapmış.O zaman diyemeyiz ki ''Bazı değerlerimizi artık kaybettik''.Tam tersine biz

bambaşka

kaybettik.Niye diye sormadan nefsin her istediğini verdik ve artık o bizi yönetir

kendimizi

medeniyetin peşinden koşmayı da nefsin peşinden koştuk.

oldu.Bıraktık

bütün zevklerin kaynağı olan gençlik zamanında yaptık bu hataları ve yapıyoruz.Bakın bu

Bilhassa

uyku halidir aslında.Gençlik de bu uykunun en derin kuyularında bulunmak oluyor.Bediüzzaman

bir

Nursi Hazretleri de eserlerinde 'Gençlik sarhoşluğu gaflet uykusunu iyice kalınlaştırıyor.Adeta

Said

daimi,kendini ölmeyecekmiş gibi dünyaya yapışmış bir vaziyet veriyor.'' manasında bir

dünyayı

açıklıyor.

gerçeği

de öğrendiğimizle biliyoruz ki ibadette,hayırlı işlerde en makbul olanı gençlik

Hadislerden

yapılanlardır.Hatta öyle müjdeler var ki gençliğini bu dünyada nefsi uğruna

zamanındayken

geçiren bir Müslüman ebedi hayatta ebedi bir gençlik kazanıyor.Bu kimsenin hayır

harcamadan

bir nimet değil mi? Tam tersine gençliğinde günahlardan,boş eğlencelerden,yanlış

diyemeyeceği

geçmiş bir insan hem daha hayattayken sıkıntılarını yaşlandıkça çekiyor hem de

arkadaşlıklardan

alemde yaptıklarının cezasını çekiyor.O zamanki pişmanlık ne yazık ki faydasız kalacak ve

ebedi

uykusunda geçirdiği o gençliğini kaybetmenin üzüntüsüyle kendi içini kendi yakacak.

gaflet

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri bizi bu konuda çok ciddi uyarıyor.''Ey bu vatan gençleri !

Yine

taklide çalışmayınız.Agah olunuz ki, siz ahlaksızcasına ittiba ettikçe,hamiyet davasında

Frenkleri

ediyorsunuz! Çünkü şu surette ittibaınız, milliyetinize karşı bir hafife alma ve alay

yalancılık

'' Buradaki hamiyet; ahlak,din, namus ve vatan gibi üstün değerlerimizi koruma ve

etmedir!..

zarar görmesinden öfke duymak,savunmak için harekete geçmek, utanç verici işlerden

bunların

durmaktır.

uzak

olarak değerlerimiz hiç kaybolmuyor.Sadece biz zamana ayak uydurmak adına onlardan

Netice

kandırarak uzak tutuyoruz.Oysa zamanın değiştiremediği bir çok gerçek var.Yakın

kendimizi

şöyle birşey okudum "Dünyayı iyi bilen aldanmaz,ahireti iyi bilen de aldatmaz." Medeniyet

zamanda

çalışanlar yalnızca dünyayı bildikleri için her türlü aldatıcı oyunla kandırabilir nefsimizi.Biz de

için

bildiğimiz nisbette aldanmayız ve aldanmayız İnşaallah.

ahireti

bizi kendimizi kaybettiğimiz gaflet kuyularından çıkarsın ve uyandırsın.Henüz gençliği

Allah

isek bu uyanıklığı daim etsin ve daim edecek işlerde koştursun.Gençliğimiz

tükenmeyenlerden

uzaklaştıysa da en hayırlı ihtiyar vasfını nasip eylesin.Bu milletin ve ümmetin nice Âgâhlara

bizden

ihtiyacı var!

çok

SERGÂH DERGİ

DENEME

SAYFA 9

Vesselam...


geçmişimizden bugünümüze kadar

Bizler,

zaman diliminde İslam ahlakı ve

yaşadığımız

ile yetiştirilmiş ve yetiştirmiş bir nesiliz

kültürü

da bunu böyle görmek ve kabul etmek isteyen

ya

nesil. İslam dini, Kur’an ahlakı insanı ruhen,

bir

güzelleştiren, kötülüklerden uzak tutan

bedenen

eğitim sistemidir. Yüce Allah’ın, insanlığın en

bir

noktasında, cahiliyenin en şiddetli yaşandığı

kara

son Nebisini (sav) göndermiş ve tüm

dönemde,

islam’a ve İslam ahlakına davet etmiştir.

insanlığı

Allah (cc) biz insanları, “Gerçekte sen büyük

Yüce

ahlâk üzeresin.”(1) diyerek övdüğü Resulü

bir

ile İslam’a Kur’an ahlakı ile insan olmaya

(sav)

ederken, maalesef ki toplumun, günümüz

davet

ve tüm dünyanın gidişatı hiç de iç açıcı

insanının

görünmemektedir.

cahiliye döneminin yeniden hortladığı bir

Adeta

geçmekteyiz. . Şeytan süsleyerek

dönemden

tuzakları ile inananları kendi

hazırladığı

doğru hızla çekmektedir.

cehennemine

tuzaklar aile kurumundan başlayarak tüm

Bu

zehirli sarmaşık gibi sarmaya

toplumu

hane, aile ocağı da diyerek adlandırdığımız

Yuva,

duvarla çevrili olan yerlerdir evlerimiz.

dört

veya küçük, hacmi ne her ne olursa olsun,

Büyük

kendini güvende ve huzurlu

insanoğlunun

yaşamını geçirdiği yerdir hanesi. Hele

hissettiği,

anne, baba ve çocukların oluşturduğu, aile

ki

hissedilebildiği, acının tatlının

sıcaklığının

paylaşılabildiği bir yuva ise. Ulu ve

birlikte

köklere sahip bir çınarı benzeyen aileyi,

sağlam

yuvaları, nerden ve nasıl dağıtacağını,

sıcacık

tuzakları kuracağını keşfetti şeytan ve

hangi

insanoğlu görünümündeki yardımcıları.

onun

Allah Kur’an da şöyle buyurmaktadır.

Yüce

yapmakta olduklarını, şeytan onlara

“Kendi

çekici kıldı. Böylece onları doğru yoldan

süsleyip

alıkoydu.”(2)

yazık ki şeytanın süsleyip sunduğu, nefse

Ne

gelen bir yaşam tarzını benimsemeye

çekici

inananlar. Batılı yaşam tarzına özendiren

başladı

dizileri sinema ve buna benzer

televizyon

gençleri zehirleyerek, toplumun ahlaki

araçlarla

hiçe saydı.

değerlerini

SERGÂH DERGİ

DENEME

SAYFA 10

PASLANMADIKÇA

YÜREKLER GELECEĞİN

MİHENK TAŞI OLUR

GENÇLER

N U R İ Y E E Y C A N

başlamıştır.


yanı sıra sosyal medyanın bilinçsiz bir şekilde kullanılması, yenilenden içilene, ne giydiğinden,

Ekranların

gittiğine kadar özel hayatın mahremiyetine önem vermeksizin hayâsızca paylaşımların yapılması,

nereye

kisvesi ile süslenmiş, özgür, kendine özgüvenli yetiştirilmek adına büyük bir kültür yozlaşması

medeniyet

karşı karşıyadır. Adeta, çocuklar ve gençler, sadece bilgi yüklemesi yapılmaya çalışılan hissiz, duygusuz

ile

dönüştürülmek istenmektedir. Birçok ailenin onlardan istediği tek şey, başarılı, etiket sahibi, çok

robotlara

kazanan insanlar olsunlar da ne olursa olsun. “Av değil avcı olsunlar” diyerek, yetiştirilen bir nesil.

para

bilmezler ve ya bilmek istemezler ki böyle bir nesil, duygusuz, acıma hissini kaybetmiş an gelip

Ama

yetiştirip büyüten, anasını babasını huzurevi altında kurulan dört duvar arasına bırakıp gidecek

kendini

hissizleştirilmiş bireylerin çoğaldığı bir topluma dönüşür. Sonrasında ise kendi elleri ile büyütüp

kadar

evlatlarından şikayet etmeye başlayan analar, babalar. Neden, niçin böyle oldu bu gençlik,

yetiştirdikleri

zamanımızda böyle değildi, bu nasıl gençlik, yazık başıboş vurdumduymaz ahlak yoksunu gençler,

bizim

bu kadar çoğaldı, şikâyetleri.

neden

zamanın büyükleri şikayet edip sızlanmak yerine kendilerini sorgulamaları gerekmektedir. Şunu iyi

Bu

ki toplumun kültürel yapısının bozulması, kendine has değerlerini, inancını kaybetmesinin ve

bilmelidirler

bireylerden oluşan bir neslin yetişmesinin nedeni yine kendileridir. Her çocuk bir ailede yetişir,

mutsuz

ailesinin aynasıdır. O nedenledir ki bu çağın gençlerinden şikâyet etmek, sorunları onlarda aramak

çocuk

aileler öz eleştiri yaparak eksiklerinin farkına varmalı, medenilik ve medeniyet diye diye

yerine,

değerlerimizi yeniden kazanmalıyız. Çocukların yetiştirilmesinde, maddeden önce manaya,

kaybettiğimiz

eğitimine dikkat etmeliyiz. Onları Kur’an ahlakı ile büyütüp, ruhlarını yeniden haya ve edeple

mahremiyet

şekillendirebilmeliyiz. Şurası bir gerçektir ki, edep ve hayâsını yitirmiş toplumlarda her türlü

yoğurup

SERGÂH DERGİ

SAYFA 11

DENEME

gençleri, aileleri ve toplumu hızla uçuruma sürüklemektedir. Gençliğin büyük bir bölümü batılılaşma,

kötülük ve cahiliye adetleri meydana gelmeye başlar.


ve edep bir toplumun mihenk taşı gibidir. O ki insanoğlunun vücudunda bulunan her hücrenin kul olduğunu,

Haya

karşısında olduğunu unutmaması, ruh hamurunu onunla yoğurup hayatını onunla şekillendirebilme

Rabbinin

Edep, hayatını Allah (c.c) ve Resulünün (s.a.v) muhabbeti ve aşkı ile yolunu çizen, Kur’âni bir hayat

sevdasıdır.

çalışan, edepsizlerin, edepsizliklerin karşısında dimdik durabilen, mümin ve mümine gençlerin cihadıdır.

yaşamaya

kudsîye göre: “Allah Teâlâ, Âdem (as) yarattığı vakit Cebrâil (as)ona üç hediye getirdi. İlim, hayâ, akıl. Ona dedi

Hadîs-i

Ya Âdem! Bunlardan dilediğini seç. Âdem (as) aklı tercih etti. Cibrîl (as) hayâ ve ilme, makamlarına dönmelerini

ki:

Hayâ ve ilim dediler ki: “Biz, âlem-i ervâhta (ruhlar âleminde) hep beraber idik. Birbirimizden asla ayrılmayız.

emretti.

cesetlere girdikten sonra da aynı şekildedir.

Ruhlar

akıl nerede olursa, biz ona tâbî oluruz.” Cibrîl (as) da öyle ise yerlerinize yerleşin diye emretti. “Akıl dimağda, ilim

Ve

hayâ da gözde yerleşti.”

kalpte,

hadîs-i kudsîde anlatıldığı gibi hayânın makamı gözdür. Bu yüzden hem gözümüzü korumak önemlidir hem de

Bu

hitâp eden şeyleri kontrol altında tutmak. Yoksa bizler iffetimizi kaybettikçe buhranlarımız artar, çocuklarımız

göze

kıymetini bilelim, tekrar özümüze dönelim. İyiliklerimizi Allah rızası için yapmayı, bu yolda mücadele

Gençlerimizin

çocuklarımızı geleceğin, Hasan el - Bennaları, Seyyid Kutupları, Şeyh Ahmet Yasinleri olarak yetiştirmeyi

ederek

çocuklar ve gençler yetiştirelim ki çevremizi saran masum ve dost görünümlü düşmanları tanıyıp anlayabilecek

Öyle

onlardan gelecek kötülüğü, hakka olan teslimiyeti sayesinde, bertaraf edebilecek kadar imana sahip, feraset

ve

iman, irfan, fazilet ve bilgi ile donanmış; karakterli, ahlaklı, vatanına, milletine ve dinine sahip çıkabilen, dahası

sahibi,

yüceltmek için hiçbir fedakârlıktan kaçmayacak olan bir nesil.

bunları

Mehmet Akif de şöyle övüyor dizelerinde, O nesli, Asım’ın neslini: “Asım’ın nesli… Diyordum ya… Nesilmiş gerçek.

Hani

İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.” Analar, babalar! Kaybedecek zamanımız yok, hanelerimizde,

/

yeniden ilim meclisleri kurmalı, fazilet sahibi annelerin elinde, Asım’ın neslini yetiştirerek, o kutlu

yuvalarımızda,

gün geçtikçe çirkefleşen bu dünyanın düzenini, yeniden hak, adalet ve İslam üzerine inşa etmeliyiz.

nesille,

ahir zaman ümmeti büyük bir sınavla karşı karşıya bulunmaktadır. Bu sınavı geçebilmek için kalplerimizi,

Bu

yeniden dirilterek mücadelemizi sürdürmeli, şeytanın yolumuza kurduğu, çeşit çeşit tuzakları her ne

imanlarımızı

olsun Allahın rızasını düşünerek, tam bir teslimiyet ve imanla bozabilmeli; Rahmanın has kullarının yolundan

olursa

gidebilmeliyiz.

Allah ayeti kerimede şöyle tarif eder has kullarını: “Rahman’ın has kulları o kimselerdir ki onlar yerde tevazu ile

Yüce

Cahiller kendilerine laf atarsa ‘selametle!’ derler.”(3)

yürürler.

Rabbimiz! Yüreklerimize güzel ahlak hırkasını giydir. Hayâ ve iffet perdesi ile ruhumuzu sar, gözlerimizi süsle.

Ey

cümlemizi takva üzerine yaşayan Salih evlatlar yetiştiren kullarının zümresine dâhil eyle.

Allah’ım

Eycan

Nuriye

1-Kalem,4

2-Ankebut-38

63 3-Furkan,

SERGÂH DERGİ

DENEME

SAYFA 12

ve gençlerimiz yanlış yollara saparlar.

hedefleyelim.


A L İ H D O Ğ A N

S

şeyi kaybetmek için öncelikle sahip olmamız gerektiğini bilmeyenimiz yoktur. Var olan, eldekiler ise

Bir

kadar yeterlidir muamma. Konumuzun “Kaybolan Değerler Ve Gençlik” olduğunu öğrendiğim andan

ne

anlamsız duygular içerisindeyim.

itibaren

her platformda, yakaladığım her fırsatta dile getirdiğim bir söylemim var. “Derdimde,

Bulunduğum

Duamda Gençlik” Eğer sağlam temeller üzerine, kendini, tarihini ve varoluş sebebini bilen

Davamda,

inşa edebilirsek hem bu dünyamız hem de ahretimiz kurtulmuş olacaktır.

nesiller

denildiği anda aklıma Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in bin bir çilelerle kurmuş olduğu Büyük Doğu

Gençlik

duvarlarında asılı bir kâğıt parçası ve üzerinde yazılı olan bir not geliyor.

Yayınları’nın

şöyle yazıyor

Aynen

ÖZLEDİĞİ GENCİN VASIFLARI

ÜSTADIN

1-AŞK

İDRAKİ

2-SIR

VE KÂİNAT MUHASEBESİ

3-NEFS

VE HADİSELERE HÂKİMİYET VE GÖZÜKARALIK

4-EŞYA

DERİN MERHAMET İÇİNDE EN KESKİN ŞİDDET

5-EN

6-FEDAKÂRLIK

7-SAMİMİYET

ZEVK VE ESTETİK

8-ZARAFET,

maddeler üzerinden gidecek olursak, günümüz gençliğinin aşkı da, sevdası da sizce nedir? Nelere

Bu

ve şevkle bağlanmıştır? Yönü ve istikameti acaba doğru mudur? Peki, günümüzde sır denen

aşkla

kimler ve neler için geçerlidir? Hani kusurları örtmede gece gibi olacaktık? Hiç mi Mevlana’ya

kavram

vermedik? Hadi kâinat muhasebesini geçtim, ne aklımız aldı ne de fikrimiz, bari nefsimizin bir

kulak

yapmış olsaydık çok mu? Merhamet yerine ve menfaate göre kullanılır oldu. Fedakârlık ise

muhasebesini

Samimiyet mevzuuna girmek istemiyorum, zira başlı başına bir sorunumuz. Zarafet her ne

karşılıklı.

bize göre olmasa da zevkimize düşkünüz vesselam.

kadar

sorumsuzluğun bizlere nelere mal olduğunu bilseniz inanın düşünmekten başınızı kaldıramazsınız.

Bu

size ait olan bir şeyi istemsizce yitirmeniz anlamına gelmektedir. Bu pencereden bakacak olursak

Kayıp,

harf öğrettiği için kırk yıl köle olmayı göze alanlardan bu güne gelmek için büyük çaba sarf ettik.

Bir

samimiyeti, hasreti her ne varsa kendi ellerimizde saçtık bitirdik ve yok ettik.

Vefayı,

SERGÂH DERGİ

SAYFA 13

DENEME

KAYBOLAN DEĞERLER

VE GENÇLİK

biz üstüne basa basa, bile bile yırttık attık elimizde ne varsa. Tüm değerlerimizi çiğnedik fütursuzca.


soruyorum size komşuluk diye bir kavramımız kaldı mı? Perdesi, penceresi açılmadı diye

Şimdi

hasta olunca bir tas çorba kaynattığımız, iyi ve kötü günde omuz omuza olduğumuz

kaygılandığımız,

nerede? Eğer kaldıysa Anadolu’nun bir köşesinde ne ala.

komşuluklar

aynı kaptan yemek yedi diye, aynı odayı paylaşıp aynı havayı teneffüs etti diye yıllar boyu

Sırf

babalarımızın asker arkadaşlarını misafir etmedik mi? Yoldan geçeni, tanrı misafiri

dedelerimizin

soframıza buyur etmedik mi? Şimdi evlerde çelik kapı ve o kapılar adeta duvar. Arkasında ne

diyerek

ne samimiyet var. Etrafı dikenli tellerle çevrili modern hapishanelere bizler site diyoruz. Ve bu

dostluk

içerisinde kaybolan değerlere bir yenisini daha ekliyoruz.

siteler

kış günlerinde sobanın etrafında toplanan ve yanan kandil eşliğinde edilen muhabbetleri

Soğuk

mı? Oradaki samimiyet, oradaki muhabbet kaldı mı? Hadi kandil yakmak günümüzde

hatırladınız

kaçabilir, sobanın yerine kaloriferde kabulümdür. Ama edilecek muhabbet kalmadı.

fanteziye

aynı evde, aynı oda içerisinde bir aile düşünün, ellerde telefon, kulaklık takılı herkes kendi

Şimdilerde

ya kaybedecek bir şeyimiz kalmadı, yırttık attık birer ikişer. Omuz omuza yürünen günler

Dedik

kaldı. Vefa günümüz borsasının değer kaybedeni. Artık sırtından vurmalar moda. İnsanlığımızı,

geride

ve merhametimizi de kaybettik. Sözde komşumuz aç iken biz tok yatmayacaktık. Ama

vicdanımızı

“ben” devri oldu çıktı. Birey kendini dört duvar arasına kapattı. Önceleri radyo vardı, her ne kadar

devir

olmasa da sesiyle saat başlarında ajansları dinlemek için bizi başına topladı. Bir devir onunla

görüntü

Ardından televizyon girdi hayatımıza. İşte tehlikenin ilk büyük adımı burada atıldı. Belirli

büyüdü.

ve saatlerde dış dünyayla bağımız kesilmeye başladı. Ve ardından internet ve sonrasında

günlerde

tablet. Sonunda dört duvar arasında, el kadar bir ekrana hapsoldu insan. Sosyallik önceleri bire

telefon

sağlanırdı. Şimdilerde sosyal mecralarda ve sanal ortamlarda.

bir

bu değerlendirmeler ışığında nasıl bir gençlik hayal ediyorsunuz? Temelinde değerlerinden

Tüm

yetişen bireyin, hem kendisine hem de çevresine bir faydası olabilir mi? Geri dönüşü günden

yoksun

zorlaşan bu kronik sorunumuza acaba ne zaman dur diyebileceğiz?

güne

de dini bayramlarımızda kıyı kesimlerde tatil planı yapmak yerine, çocuklarımıza aile

Belki

ziyaret etmeleri gerektiğini anlatarak başlayabiliriz. Sağlıcakla kalın...

büyüklerini

SERGÂH DERGİ

DENEME

SAYFA 14

aleminde. Dolayısıyla muhabbetimizde sizlere ömür.


akışkandır

Sıvılar

bir şekilleri yoktur

Belli

kabın şeklini alırlar!

Bulundukları

kaba göre şekil alırlar!

Bulundukları

yere göre davranırlar!

Bulunduklara

kelimeye dikkat etmenizi istesem…

İki

da müsaadenizle örnekle açıklasam…

Ya

***

SERGÂH DERGİ

DENEME

SAYFA 15

SIVICI İSLAM

B E Y Z A T A K T A


u devirde böyle şeyler söyleyip gericilik yapmayın”

“Kardeşim

devirde artık türban bir füruat ya tamam bayan illa ki kapanacaksa kapansın tamam ama(?)

-Bu

da “modern” kapansın. Ne o öyle “rahibe” gibi. Hayır, bir şey değil, millet İslam’ı sonra

kapanacaksa

bir şey sanıp korkacak. Hem aslında yaşlandığında kapanması daha makul de dedim ya illa da

böyle

ediyorsa “modernlik” hususundan taviz vermesin bir zahmet.

ısrar

genç yaşta bu ne ibadet sevdası sen mi kaldırıyorsun cami imamını ne o öyle her vakitte

-Evladım,

mi gidilir. Yaşlanınca gidersin zaten, hem öyle hacca, umreye de gençken gitmene ne gerek

camiye

döndüğünde hayatını yaşayamazsın maazallah.

var

sen de kocanın sözünü aman ha sakın dinleme, git gece deme gündüz deme evlat deme ev

-Kızım

ekmeğinin peşinde ol. Sonra kocan boşarsa dımdızlak kalırsın ortada. Rızkı kocan veriyor ya

deme

sen de çık gez hem sen erkek adamsın, ne yaparsan elinin kiri der geçilir, hem namus kadına

Oğlum

ve dayak adama yakışır, unutma karın sana muhtaç bu yüzden karşı gelemez bir iki surat

zamparalık

ama iki güzel sözle kandırırsın nasılsa, hem zaten erkek dediğin öyle karı gibi oturur mu evinde

yapar

sen de…

ilahi

bu çağda İslam Modern bir boyutta yaşanıyor.

Artık

bir sorum olacak.

Peki,

Kerim evrene inen son kitap değil miydi?

Kuran-ı

cahilliğimi mazur görün efendim, benim haberim olmadan bir peygamber daha indirildi ona

Yani

bir kitap mı bahşedildi de benim haberim yok.

kutsal

öyle değilse, nedir bu her kalıba uyma sevdası.

Eğer

sıvıların bir şekli yok.

Hadi

onların akılları yok her şekle giriyorlar da bizim aklımız yok mu?

Hadi

geçen gün özellikle biz gençleri, kendi kurallarına göre İslam’ı yaşatmak için belirli kalıplara

Her

çalışıyorlar. Ah keşke bununla yetinseler, kalıba sokmakla kalırlar mı? Onunla kalsalar bir

sokmaya

da ellerinde koca matkaplarla o kalıplara sürekli delikler açıyorlar, şimdi gel güzel

Sonrasında

elinde ki sıvıyı o kalıba boşalt. Çok güzel, bir bak bakalım ağzına kadar dolu olan kalıpta bir

kardeşim

SERGÂH DERGİ

DENEME

SAYFA 16

zaten kapının önüne korsa çocuklarla aç perişan olursun demedi deme.

***

***

derece, ellerine düştün bir kere.


süre sonra bir damla sıvı kalıyor mu?


delik. Kalıp

durun korkmayın ya yeni kalıp onların ellerinde hazır bile.

Hele

geçmiş olsun seninle işleri bitti sıra diğerlerinde.

Ama

kardeşim yapmak istedikleri tam olarak bu. Onların gözünde o sıvı Müslüman Genç, kalıp onların

İşte

hediyesi ama o hediyeyi kabul edebilmemiz için önce iman zırhımızı deliyor, delik deşik ediyorlar.

bize

bizler öyle ortalarda ne yapacağım diye dolanırken bizleri onların istedikleri gibi kalıplara cuk

Sonra

yerleştiriveriyorlar.

diye

bunu da İslam adı ile yapıyorlar.

Ve

çeken, sizlerin de dikkatini çektiğini düşündüğüm bir husus var son zamanlarda cereyan

Dikkatimi

Her geçen gün İslamcılık adı altında çeşitli safsatalar üretiliyor. Romantik İslamcılık, İslamcı

eden.

Modern İslamcılık, Aydın İslamcılar vs. adlarıyla yayılan Kuran ve Sünnet Işığından bizleri

Feminizm,

karanlığa sevk eden yeni akımlar sunuluyor. Ve bu akımlar ile bize şu dayatılmaya

uzaklaştırarak

”İslam kolay bir dindir”. Bir de hepsi aynı hadisle devam ettiriyor bu oyunu. “Kolaylaştırınız

çalışılıyor

müjdeleyiniz nefret ettirmeyiniz” (Buhari sahih)

zorlaştırmayınız,

yeri gelmişken şunu unutmamız gerekmekte, karşımızda öyle bir kitle var ki kendi yalancılıklarına

(Ve

(s.a.v) şahit tutacak kadar alçalabiliyorlar. Yani bizlere yapacaklarını sizler düşünün)

Efendimizi

olarak da bizler, Müslüman Gençlik olarak ne yapacağımızı nasıl davranacağımızı şaşırıyoruz.

Sonuç

Kerimi okumadan Romantik İslam romanlarında ki aşklarla kandırılıyor, Efendimizi tanıyıp,

Kuran-ı

aydınlanmadan Aydın(?) İslamcıları şakşaklıyor, evvelinde büyük mücadeleler ile

hadislerle

türban özgürlüğümüzü İslamcı Feminizm ile harcıyoruz.

kazandığımız

eskiden bizimle açıktan dövüşüyordu dostlar lakin artık hiç kimse İslam’a karşıyım

Düşmanımız

demiyor.

de inanıyorum ama… İle başlayan cümlelerle bizlere yaklaşıp önce İman zırhımıza kapanmayacak

Ben

açıyor ardından da bizi kendi kalıplarında sıvı bir dekoratif olarak kullanıyorlar.

delikler

biz sıvılaşmak yerine katılaşalım, hacmimiz de kütlemiz de şeklimiz de belli olsun. Boş verin

Gelin

bizlere gerici desin, bağnaz desin, İslam’ı kötü gösteriyorsun, insanları korkutuyorsun desin.

isteyen

lafı yüzünden, Yaratıcımıza karşı veremeyeceğimiz hesaplar altına girmekten iyidir…

Kulun

cümlemizi Modern İslamcılık yaygarasından korusun.

Rabim

SERGÂH DERGİ

DENEME

SAYFA 17

Neden?

***

Kuran-ı Kerim ve Hadislerin doğrultusundan ayırıp şaşırtmasın.

Selam ve Dua ile...


hayatının en heyecanlı ve yoğun duygulara sahne olduğu zamandır gençlik dönemi. Gençlik

İnsan

akıldan çok duyguları dinlediğini; his ve hevesin ise kör olduğunu ve bir gram hazır lezzetin,

damarının,

tonlarca yüksek lezzete tercih edildiğini zaman bize gösterir. Bu çağda kişiye hisleri hâkim

ilerideki

çoğu zaman düşünmeden verir kararlarını. Böylelikle kolayca yanlış yapabilir, hataya

olduğundan,

Genç bireyler yaşadıkları fiziksel ve psikolojik değişikliklerin etkisiyle, iç âlemlerine daha

düşebilir.

yönelirler. Hayatı anlamlı kılacak sorularına, cevap aramaya başlarlar içten içe. Bu noktada

fazla

yönelmek, genci yanlış yapmaktan korur ve kişiliğini geliştirir. Yapılan ibadetler, işlediği

kulluğa

bilincine vakıf olmaya çalışan bir genç için Allahın “her şeyin sahibi” olduğunu, ondan başka

amellerin

dost ve yardımcı olamayacağını idrak etmesine katkıda bulunur. Allah Teâlâ ibadet eden genç

gerçek

meleklerine övünür.

ile

(sav), Allah Teâlâ’nın ibadet eden genç ile meleklerine övünüp “Bakınız benim kuluma,

Efendimiz

şehvet ve nefsani heveslerini benim için terk etmiştir.” ifade eder. Rabbimizin meleklerine karşı

kendi

genç, yeni bir hayat coşkusu elde eder. Uçsuz bucaksız gibi görünen bu evren, onu tedirgin

övdüğü

Gelecek endişesi gönlünü daraltamaz. Geçmiş günlerin kötü anıları onu üzemez. Kendisini

edemez!

SERGÂH DERGİ

DENEME

SAYFA 18

GENÇLİK DÖNEMİ

E N E S Ö Z D E M İ R

Rabbine yakın hissettiği gibi sosyal çevresiyle de iyi ilişkiler kurar.


ve ibadetten yoksun yetişen gençlerin ise manevi buhran içine düşerek, ruhlarındaki boşluk

İman

yanlış alanlarda doldurmaya çalışmaları çoğu zaman onları daha büyük bir çıkmazın içine

hissini,

Zira Allah Teâlâ (Rad, 28) suresinde “Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.”

sürükler.

Kısaca iman ve ibadete aykırı olan her şey insanın fıtratına da aykırıdır. Huzur

buyurmaktadır.

getiremez. Gençlikte yapılan ibadetler hak katında daha sevimlidir. Bilinçli bir genç, kanının

getirmez,

deli aktığı ve dünya lezzetlerinin kendisini cezbetmeye çalıştığı bir dönemde, ahiret yolcusu

en

unutmaz. Hayatının baharında, kulluğunun farkına varır. Dünya misafirhanesini, ebedi

olduğunu

ulaşmak için bir vesile olarak değerlendirir. Böylece İmam Rabbani hazretlerinin haber

saadete

şu müjdeye mazhar olur: “Gençlikte, şehvetin, asabiyetin kapladığı anlarda, İslamiyet’in bir

verdiği

yerine getirmek, ihtiyarlıkta yapılan aynı ibadetten çok üstün ve kıymetli olur. Böyle bir çağda

emrini

halde insan nereye geldiğinden ziyade niye geldiğini, ne yaptığından ziyade artık ne yapması

O

iyi bir düşünmeli, ölçmeli ve tartmalı. Hayatına anlam katacak sorularının cevabını

gerektiğini

Bu dünyaya başıboş gönderilmediğinin farkına varmalı ve hep bir arayış içerisinde olmalı.

bulmalı.

bunaldığı zamanlarda ibadetlerine sarılmalı ve yalnızca Allah’tan medet ummalı. Meşguliyet

Daralıp

boş zamanın, ihtiyarlığa ermeden gençliğin kıymetini bilmeli ve ona göre yaşamalı. En ufak

gelmeden

bir lezzeti ukba nimetlerine değişmemeli. Bu dünyada attığı her tohumun, ahirette ona hava, su,

hazır

ay demişiz ki kaybolan değerlerimizden

Bu

Ben de demek isterdim ki: "Evet şu

bahsedelim.

kayboluyor dikkat edelim ." ama bir değil

değerimiz

değil kardeşlerim bütün değerlerimiz yerle bir

iki

başladı. Umursamayıp küçük gördüğümüz

olmaya

varsa bizi yıkmaya oradan başladılar.

ne

nasibimiz Hüdâ'dan gelir diye rızık

Önceden

yoktu. Şimdi herkesi bir gelecek

kaygımız

sarmış, almış başını gidiyor.

kaygısıdır

sıkılınca whatsapp gruplarında internet

İçimiz

çare aramazdık. O bize şöyle demişti

köşelerinde

çünkü:

SERGÂH DERGİ

DENEME

SAYFA 19

yapılan az bir amele, pek çok sevap verilir.”

elektrik olarak geri döneceğini bilmeli.

UYANIN!

F İ R D E V S A K I N C I

بسم الله الرحمن الرحيم (') أَلَمْ‏ نَشْرَحْ‏ لَكَ:‏Suresi İnşirah

صَدْرَكَ‏ (') وَوَضَعْنَا عَنْكَ‏ وِزْرَكَ‏ (') الَّذِي أَنْقَضَ‏ ظَهْرَكَ‏ (') وَرَفَعْنَا

ذِكْرَكَ‏ ‏(')لَكَ‏ فَإِنَّ‏ (') مَعَ‏ الْعُسْرِ‏ يُسْرًا إِنَّ‏ (') مَعَ‏ الْعُسْرِ‏ يُسْرًا

فَإِذَا فَرَغْتَ‏ فَانْصَبْ‏ وَإِلَى (') رَبِّكَ‏ فَارْغَبْ‏


ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

Rahmân

için bağrını açmadık mı?

Senin

mi senden o yükünü?

İndirmedik

sırtında gıcırdamakta olan (ve bu şekilde sana eziyet veren) yükünü?

O

şanını yüceltmedik mi?

Senin

ki, zorlukla beraber bir kolaylık var.

Demek

o zorlukla beraber bir kolaylık var!

Evet

halde boş kaldığında yine kalk yorul!

O

ancak Rabbinden ümit et, hep O'na doğrul!

Ve

ellerimizi duaya açar Rabbimize tevekkül ederdik. Ona yalvarır ona yakarırdık. Makam

Bizde

ötürü kimsenin kapısına paspas olmazdık. Ki O bizi eşref-i mahlukat eylemişti. Verirse

mevkisinden

vermezse hikmetinden derdik.

yüceliğinden

istediğimiz olmadığı için hoplayıp zıplamaz ona buna saldırmazdık. Sabrederdik, bilirdik ‘Allah

Öyle

beraberdir.’ derdik. O lütuf sahibidir.

sabredenlerle

korkmazdık uzun yaşamak için değil hayırlı bir ömür geçirmek için çareler arardık. ‘O’ndan

Ölümden

O’na döneceğiz.’ der salih amel işler, hayırlı işler yapardık.

geldik

günden ayrı ayrı tırsmaz her zorlukta tir tir titremezdik. Çünkü ebabil kuşlarını bilirdik biz.

Her

ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle.1- Görmedin mi Rabbin ne yaptı fil sahiplerine!2- Onların

Rahmân

boşa çıkarmadı mı? 3- Üzerlerine sürü sürü kuşlar saldı. 4- Onlara balçıktan pişirilmiş sert

tuzaklarını

atıyorlardı. 5- Derken onları, yenilmiş ekin yaprağı gibi kılıverdi.

taşlar

Rabbimiz bu kadar açık konuşmuşken müdürümüzden değil Allah'tan korkardık. Amirimizin

Bize

girmeyi değil Allah'ın rızasını gözetirdik.

gözüne

oluyor kardeşim ne bu korku ne bu telaş, bu gönlünde ki gam keder de neyin nesidir? Bizim

Ne

var. Çevir yüzünü dünyadan rahmete. Duymadın mı ki derdi dünya olanın dünya kadar derdi

Rabbimiz

beraberdir)’

bizimle

kayboluyoruz, kendimizi kaybediyoruz. Çünkü bizden imanımızı almaya, inancımızı

Doğru

çalışıyorlar. Gencimize secdeden uzaklaşsın diye kibir, kimseyle anlaşamasın diye

zayıflatmaya

aşılıyorlar. Diğergamlığı hor görüp vefayı çalıyorlar.

riyakarlık

SERGÂH DERGİ

DENEME

SAYFA 20

olurmuş. Sil göz yaşlarını, ferahlat gönlünü bilmez misin ‘La tehzen innellahe meane ( üzülme Allah

Ey iman edenler! Uyanın!


kıymet insanların gönüllerinde.

Kayboldu

sene evvel böyle miydi kıymet dilde?

1400

insanlar, değişti dünya nefisle.

Değişti

aldı, iktidarı mükemmel bir şekilde.

Şeytan

akardı, kalbden lisana her şeyiyle.

Edeb

“Seviyorum.” diyemezdi kerimeye.

Efendi,

Kur’an-ı Kerim daim bir şekilde.

Dildeydi

sabitti nasın Sünnet-i Seniyye.

Ahvalinde

mekân, her hane sürurluydu usulünce.

Her

yek derdi vuslattı Allah u Rasule.

Herkesin

koca devlet-i ali devletçiğe.

Dönüştü

bin bir müşkil şu devletçiğin

Başladı

diye ekildi hayâsızlık millete.

Moda

ulvi bir kurban oldu modernistliğe.

Şebban

koşar oldu kâfirlerin edebiyle.

Şebban

yaşar oldu oyunlarının peşinde.

Veledan

SERGÂH DERGİ

ŞİİR

SAYFA 21

ŞEBAB U KIYEM

A H M E T E L U F U K İ

Kerime, seçemezdi zevcini edepsizce.

Şebab hazineydi edeb-i Kur’an u Sünnetle.

zihninde.

Nerede, edeb-i Rasulullah şimdilerde?

Nerede, enbiyaların varisi günümüzde?


yazmışsın, teknolojiye inat.

Mektup

de etmişsin hani.

İyi

her satırını, maziye gidiverdik en

Okurken

sonunda…

düştüm,

“Sevdaya

‘acı’sı çekiyorum demiş” ve

Aşk

anlatın?” diye de not düşmüşsün.

‘acı’yı

kederdir, yalnızlıktır.

Acı

acıyan yanına acıyarak bakmaktır.

Acı,

geçmişin izi, geleceğin sözüdür.

Acı

dilsiz bir yakarış, anlatılamayan duadır.

Acı,

be Dostum!...

Ah

var, acı var, acı yan var?

Acı

acısı mı, dost acısı mı?

Dil

acısı mı, kardeş acısı mı?

Evlat

acısı mı, hayat acısı mı?


acısı mı, baba acısı mı?

Anne

yürek acısı mı?

Yoksa

bilir acının halinden,

Acı

çeken bilir, acı (sızı) sından.

Acıyı

dostum!

Özcesi

ruhun vardır bir acısı.

Her

acısı çekiyorum” deyip,

Aşk

iftira etme.

“Aşk”a

acı vermez, kavuşmadır, vuslattır aşk.

Hâlbuki

acı verseydi aşk!

Eğer

beytinde dillenir miydi?

O’nun

miydi?

İstenir

aşk! Aşk,

da Hâlâ

be dostum, et!

Et

de ‘acı’na merhem olamayız ki?

İstesek

gelince.

Soruna

mı? Acı

Bilmiyorum?

acısız anı, dile getirirdik acıyı.

Yaşasaydık

mı?” dediğini duyar gibiyim.

“Nasıl

be can dostum!

Ah

yaşamadık ki hiçbir anı.

Acısız

öyle. İşte

SERGÂH DERGİ

ŞİİR

SAYFA 22

ACI

MEHMET MEMDOĞLU

“Acı’yı tarif etmiyorsun?” diyerek, sitem etmişsin.

Selam ve dua ile…

Memdoğlu


ve Rahim lan Allah’ın adıyla…

Rahman

ا

tir, ا hürmeti için, Evveli

döndüğünce, nefesin yettiğince, yüreğin ağırlığı kaldırabildiğince,

Dilin

Bismillah…

önündeki koltukta oturuyorum. Saat gece yarası 12’yi gösteriyor. Dışarıda yağmur ve öyle

Penceremin

bir toprak kokusu var ki, taşlaşmış yürekleri büyüleyebilir sanki.

hoş

diye sormuyorum, sen ki; Hayatı sona ermiş en sevdiklerimi alır çekersin içine. Sen ki herkesi

Nasılsın

benden lakin anlam veremediğim bir özlem var içimde sana. Neden kokuna böylesine

ayırırsın

neden ciğerlerime kadar işlemek için seni, boynum koparcasına pencereden dışarı

müptelaydım,

yüzüme damlayan yağmur damlalarında kokunu arıyordum? Nefsimin düşmanı olan senin

bakıyor,

duymak bile istemiyordum oysa. Nefsimin düşman olduğu seni , görmek istemiyordum. insan

ismini,

kopabilir mi? Bende öyle bir garip aciz idim, yaratılış maddesi olan topraktan kopamayan…

özünden

üşümüş olmalıyım ki, hemen penceremi kapadım ve derinine daldım gönül deryamın. Hemen

Biraz

koltuğun kenarında öylece bana bakan bir çanta olduğunu farkettim. Bunun içinde çeyizim için

sonra

aldığım birkaç parça tabak-çanak duruyordu. O tabaklar bana sanki hal diliyle: ‘’Ey gafil! Sen ki

hevesle

dünyanın rengine kandın, toprağını unuttun da, çeyiz telaşına daldın!’’ Diyorlardı. Birden

aldandın,

Aklıma Hz. Fatıma Validemiz geldi, haya ve iffet timsali, asıl çeyizin ilim, irfan, ihlas ve hikmet

irkildim.

bilen ve bununla amel eden Hz. Fatıma..

olduğunu

sadece 1 yastık, 1 divan, 3 minder, 1 seccade, yalnızca birer adet su tulumu, testisi ve su

Çeyizinde

1 elek, 1 battaniye, 1 havlu, 1 kadife yorgan ve yere serilecek 1 sofra bulunuyordu.

bardağı,

SERGÂH DERGİ

HİKÂYE TADINDA

SAYFA 23

HÂLET-İ SAHVE

E D A N U R Y İ Ğ İ T

Toprak; Doğru, adını anmışken selamlayayım seni.


öylesine kaçınmıştı Mü’minlerin şerefli annesi. Fatıma validemizin bu çeyiz eşyası, Hz. Ali’nin

İsraftan

indirilip içeri alınırken, durumu seyreden Allah Rasulu bu çeyizi onların çok göreceklerini , fazla

evine

düşünmüş ve ellerini kaldırıp, pırıl pırıl gözyaşı döküp şöyle dua etmişti: ‘’Ya Rab! Senin

bulacaklarını

israftan çekinen bu insanlara bu eşyayı hayırlı eyle!’’

sevmediğin

validemden utanıyor, sanki karşımda mahzun gözlerle bana bakacakmış hissi ile yüzümü

Fatıma

kaldıramıyordum. Yanaklarım al al olmuş, ellerimin içi terlemeye başlamış, dudaklarımı

yerden

validemin çeyizinde her şey 1 en fazla 3 tane idi. Oysaki çevremdeki kalıplaşmış fikriyat bunu

Fatıma

En fazlası, en pahalısı ve en kalitelisi olmalıydı. Böylece erler ve aileleri de onca külfet

reddediyordu.

sokuluyor, israf denizinde boğulmamak mümkün olmuyor ve en önemlisi her geçen gün,

altına

üzerindeki duruluğu, saflığı, masumiyeti ve en önemlisi tutumu kemiriyordu. Oysa

insanların

Rabb’i olan Allah: ‘’Yiyin, için fakat israf etmeyin.’’(Araf/31) Buyurmuyor muydu? Nasıl da

Alemlerin

unutulmuştu..

hakiki çeyiz iffetti, hakiki çeyiz hayaydı, hakiki çeyiz okumaktı. Vahyedilen ilk ayette ne

Unutulan

Alemlerin sahibi: ‘’Oku! Yaratan Rabb’inin adıyla oku!’’ (Alak/1) Rabb’im okumamı,

buyuruyordu

bir olana yaklaşmamı,yaklaştıkça yanmamı, yandıkça pişmemi ve ateşle sema etmemi

okudukça

Sahi, en son ne zaman elime Hakk’a yaklaştıran bir kitap almıştım?

istiyordu.

son ne zaman elimdeki telefonu yalnızca 1 saatliğine sehpaya kiralayıp, beni herkesten çok seven,

En

benden iyi bilen Sevgilimin bana yazdığı satırları içtenlikle okumuştum? Sevgililer sevgilisi

beni

bahsederken nasıl gözlerim doluyor yine. ‘’Sevgilim, aşkım, bir tanem’’ kelimeleri inci

Rabb’imden

olup, saflığı ve duruluğuyla süslüyor Mevla’m ile muhabbetimi. Kelimelerin en güzeli, en

niteliğinde

sevgim bu denli şiddetli iken, en son ne zaman açıp okumuştum Kur’an-ı Kerim’i?

Ahval-i

Yine ve tekrar lain iblise yenilmenin utancı çehremi kaplıyor. Bunca muhabbete

Hatırlamıyorum…

nasıl?! Nasıl oluyordu da, bu derece sevdiğimi söylerken Rabb’imi, O’nun bana yazdığı aşk

rağmen

olan Kur’anı Kerim’i okumuyordum? İnsan hiç sevdiğinden gelen mektubu açmaz, okumaz

sahifeleri

saran düşüncelerle birlikte kendimle yoğun bir şekilde çatıştığım anda, telefonuma gelen

Beynimi

sesiyle, yalnızca 1 saatliğine sehpaya kiralayacağımı söylediğim telefonuma gitti elim

bildirim

defa kıpkırmızı olmuştum. Telefonum dile gelmişti sanki, sanki bana: ‘’Ey dünya içinde kendini

Bu

olan biçare! Sen ki, seni herkesten çok seven, herkes terketse de seni asla terketmeyecek

kaybetmiş

Rabb’inin mesajlarını okumuyorsun, baki olanı değil, fani olanı tercih ediyorsun. Etme!’’ diye

olan

ediyordu. Aklımı dağıtmak, beynimi bu fırtanadan uzak tutmak ve vicdanımı ringin tam

sitem

nakavt etmek istiyordum. Bunun için gardımı almış ve başka şeyler düşünmek için ilk

ortasında

yapmıştım.

hamlemi

SERGÂH DERGİ

HİKÂYE TADINDA

SAYFA 24

Yüzümde, yaşıtlarımı saran çeyiz telaşesinin beni de çepeçevre kuşatmış olmasının hüznü vardı şimdi.

geveliyordum. Bir çocuk edasıyla düşünmeye devam ediyordum…

elmasları, en çok yakışanları yalnızca O’na ait… Aşk’ın mücevher, aşkın servet, aşkın har hali…

mıydı?

istemsizce. Durdum, parmaklarım uyuştu. Hareketsiz kaldım birkaç saniye ve nefesimi tuttum sonra.


kaldığım o nadide yılları düşündüm, nefsimin sesini kıstığım, kolunu bacağını kırdığım o eşsiz

Medrese’de

Arkadaşlarımla olan dini hasbihallere özlem duydum sonra. Ve şimdi… O da ne?! 5 senelik ilm-i

seneleri.

içinden yalnızca biri aklıma mıhlanmış gibiydi sanki şu dakikalarda. Yalnızca biri vardı beni

tahsilimin

en dibine iten, yalnızca biri beni ‘’Ahir zaman’’ da olduğumuza can-ı gönülden inandırıyordu.

hüznün

okuduğum ilk senemde, dinlediğim vaazların etkisi, hayreti ve muhabbetiyle pencerenin önüne

Medrese

zikreden ağaçları, bulutların semasını, sonunda toprak olan toprak sahiplerin telaşını

oturmuş,

izliyordum. Derken sokağın tam da ortasında 15-16 yaşlarında bir delikanlı ve bir genç kız gördüm. Zaman-

ahirdeki elim diziler, filmler ve manevi değerleri çer çöp gibi havaya savuranlar hasebiyle, tabiri caizse

ı

sarması gibi olan bu iki genci görmek pek de hayrete düşürmemişti beni. Ahval-i rezaletin

yaprak

idim şimdi. İşte tam da o an, içimden: ‘’Bre gafiller, bari sokağın ortasında değil de, ücra bir

karşısında

sarmalansanız da, bizlerinde uyuyan midesini uyanıdırmasanız!’’ Deyip onlara sitem etmek için

köşede

pencereye gittiğinde durdum. Birden beynimde şimşekler çaktı, gözlerim açıldı, dudaklarım kurudu

elim

ben öylece sağa sola koşmaya başladım. Söyleyebildiğim ve ağzımdan çıkan tek bir kelime: ‘’Nasıl, nasıl

ve

oldu. Neden mi? İşte Efendiler Efendisi Hz. Muhammed (s.a.v) ‘in: ‘’Öyle bir zaman gelecek ki

olur!’’

ortasında, sokakta açıktan kadınlarla cinsi münasebette bulunurlar da hiç kimse bunu

gündüzün

ve bu durumu değiştirmeye gayret etmez. Bunlara: “Keşke biraz yolun kenarına çekilseydiniz

garipsemez

diyen kimse, o devrin en muhafazakâr, en itibarlı adamıdır. Bu adamın o cemiyetteki konumu, (Ey

ya!”

ki aciz, ben günaha saplanmış ve beş para etmez bu devrin iyisi diye anıldığım için tekrar ve tekrar

Ben

boğuldum. İnanamadım, bu fasık (günahkar) halimle iyilerden sayılıyorsam, nasıl zehirli bir

utanca

böyle…

zamandaydık

geldiğimde, düşünce deryasında yüzdüğümü görüyordum. Evet, şimdi tam olarak bir uyanış

Kendime

Artık okuyacak, okutacak ve anlatacaktım. Artık hakiki çeyizimihazırlayacaktım. Fatıma

başlıyordu!.

gibi, çeyizimi altınlarla süsleyecek ilmi ve imanı en büyük servetim kılacaktım. Topraktan

validem

hiçbir zaman unutmayacak ve toprağı; Peygamberlere, ulemalara, şehit ve şühedalara ev

yaratıldığımı

yaptığı için saygıyla anacak, özlemle yad edecektim.

sahipliği

zaman olması, vaziyetin vahimliği gerekliliğince emr-i bil ma’ruf yapacak, Rabb’imin: ‘’İçinizde, hayra

Ahir

marufu (iyiyi) emreden ve münkeri (kötüyü) nehyeden (sakındıran) bir topluluk bulunsun. İşte

çağıran,

ve şeytanla cihad edecektim. Kaybolmaya yüz tutmuş değerleri koca bir deryada, bir damla;

nefsimle

balinaların içinde minik bir hamsi olarak yapacaktım bunu üstelik. Olsundu, denizde bir damla,

Koca

bir hamsi olmak da bir marifetti cana, candan içeri…

deryada

sıvadım, ve toprağın kokusunu ince ince içime çekmeye devam ediyordum ki, divitimin mürekkebi

Kolları

ıslattığını, ateşinin tenimi yaktığını hissettim…

parmaklarımı

ب

dir… Sonrası

ب

hürmeti için, SERGÂH DERGİ

SAYFA 25

HİKÂYE TADINDA

Ashabım!) sizdeki Ebubekir ve Ömer’in (r.a) konumu gibidir.”

bunlar, kurtuluşa erenlerdir. (Al-i İmran/104) Ayetine mazhar olabilmek için elimden geleni yapacak,

Bismillah…


olduğum ve biraz tereddütten

Okumuş

tekrardan okumaya karar verebileceğim

sonra

Kalemkâr. Benim için son derece derin

kitap;

kitap oldu, tamamen duygularla yazılmış,

bir

ve somutluktan uzak bir kitap.

nesnellikten

okuyucuya rüya görüyormuş hissi

Adeta

aşkından farklı, kitaplarla aracı

Diğerlerinin

renklerin içinde cümbüş olduğu bir

kılınan,

Kitap, genel itibariyle kitap sevgisinin

aşk…

iki okurun aşk hikayesini anlatıyor

tanıştırdığı

ismi: Kalemkâr

Kitap

Selahattin Nehir

Yazarı:

roman olduğu halde kitapta olaylar düz bir şekilde ilerlemiyor. Deneme olmadığı halde deneme

Ancak

yazılmış bir roman okumuş oluyorsunuz Kalemkâr’ı okuyunca.

tarzı

biri adamın, diğeri kadının ağzından yazılmış olmak üzere iki bölüm var.

Kitapta

adamın ağzından anlatılan ilk bölümde onun iç sesine yer verilmiş. Kadınsa olayları daha

Özellikle

bir şekilde anlatıyor. Kitap birbirini tamamlayan iki bölüme sahip. Benim çok ilgimi çekti ve

somut

sonlara yaklaştıkça elimden bırakamama sebep olan bir kitap oldu. Kapağından içeriğine kadar

özellikle

detayını beğendim. Ayrıca yazarın hikayesini de kitabı aldıktan sonra öğrendim. Yazar, kızının adı

birçok

“Nehir”i kendine soyadı yapmış. Bu, dikkatimi çeken bir diğer etken oldu. Aslına bakacak olursak

olan

alırken tam olarak bir roman okuyacağımı, kitabı net olaylara şahitlik ederek bitireceğimi

kitabı

ancak deneme olmayan roman özelliği beni çok etkiledi. Deneme olsa okumak

düşünmüştüm

kitap, romana dönüştürülerek iyi bir hale getirilmiş. Kitapta beni en çok rahatsız eden

istemeyeceğim

kadınla adam arasındaki mahremiyetin açığa vurulmuş olmasıydı. Yazarın üç cümleyle edebi de olsa

şey

mahrem bir olayı üç sayfaya yayması ne yazık ki onaylamadığım bir durum oldu. Bu

anlatabileceği

müstehcenliği doğurduğu için ne kadar farklı amaçları doğurmak için yazılmış olmasa da beni

durum

etti. Özellikle kitaptaki erkek karakterin anlatımında karşılaştığımız mahrem kelimeler ve

rahatsız

canımı sıktı. Biraz daha üstü kapalı olsaydı eminim ki benim için çok daha değerli olurdu.

anlatımlar

ilk okuduğum kitabının Kalemkâr olması çok güzel oldu. Kitabı daha önce görmüş olmamla

Yayınevinin

35. Tüyap İstanbul Kitap Fuarı’nın Altın Kitaplar standında afişini görünce dikkatimi çekti.

birlikte

adını da oldukça dikkat çekici buldum. Kitapta çok farklı kavramlar var, arka kapakta da yazdığı

Kitabın

öpücük renkli atkı var. İlk duyduğumda anlamlandıramadığım bu tabir kitabı okumamla birlikte

üzere

kazandı. Kitabı bitirdikten sonra bunun sadece bir kurgu olmadığı düşüncesine kapıldım. Yazar,

netlik

ya da yaşadıklarını yazmış gibi hissettim. Belki de kitabı bu kadar içselleştirmesinden

kendini

SERGÂH DERGİ

SAYFA 26

KİTAP

"KALEMKÂR" ELEŞTİRİSİ

B Ü Ş R A A Y

Yayınevi: Editura Yayıncılık

veriyor. İki kişinin aşkını anlatıyor ancak nasıl?

diyebiliriz.

kaynaklıdır, kim bilir?


geldim gidiyorum/ Şen olasın Halep şehri

İşte

ekmeğin tuzun yedim/ Helal eyle Halep

Çok

hicrana ninni söylüyor Halep'te

Şimdi

Karanlıkları yarıp gelen çığlıkları

kadınlar.

var mı? Hiç susmuyor sesler, titreyen

duyan

ölüme meydan okuyor. Gökler Halep'te

sesler

karası, hilalden yaşlar dökülüyor.

katran

kanı, su misali akıtılırken

Müslümanların

Halep, sen nazlı bir gülüydün ecdadımın.

Ah

kıyan eller Bağdat'a, Şam'a, Musul'a da

Sana

mı?Hep hicran, hep matem... Seni

kıymadılar

kulaklar sağır, seni görmeyen

duymayan

kör olmalı. Öldürülen masum

gözler

edepli kadınların, kızların ve yiğit

bebelerin,

vebalini nasıl taşırız artık?

kahramanların

vahşi kan içiciler, medeniyetime,

Barbarlar,

camilerime saldırıyor. Yok

türbelerime,

istenen medeniyetimdir. Ah Halep,

edilmek

bir şehir değildin sen, vatandın.

sadece

? Ey ümmet bir vatan yok ediliyor.

Nerdesin

çürümüş, içinden şer akan ideolojik

Temelleri

firavunlar, karunlar, tağutlar.. Sizi

rejimler,

eden masum çocukların çığlıkları

feryat

Yerin yedi kat altına gömüleceksiniz.

yıkacak.

ve hakikat elbet tecelli edecektir. İşte o

Hak

korkun ey zalimler! Közün üstündeki

zaman

savuran rüzgar gibi darmadağın

külü

olacaksınız.

insanlık! Şimdi dinle Halep'ten dalga dalga

Ey

feryadı. Görmese de gözlerin, sessiz

yayılan

da dillerin, nefessizse de dudakların,

kalsa

karışsa da acılar unutma ve

karanlığa

zalimin zulmü karşısında sessiz

umursa.Çünkü

dilsiz şeytandır. Kucağındaki yavrusuyla

kalan

derler Arabistan

Sana

tarafın bağ'u bostan

Dört

geldi nazlı dosttan

Haber

olmaz Halep şehri.

Durmak

SERGÂH DERGİ

GÜNDEM

SAYFA 27

HALEP ECDADIMIN

MİRASIDIR

A R İ F O L G U N Y E Ş İ L Y U R T

Sen yandın, biz de yandık.

Hani Aşık Garip diyor ya:

şehri

nerdesin ey ümmet ?

ölüme yürüyen annelerin cesaretini unutma.

Hani Aşık Galip diyor ya:


5 yıldır yanıp kül olan Halep..

Tam

oradaysa arşın burada" diyen Aşık

"Halep

karşısında ''Halep buradaysa insanlık

Ömer

diye soran Halep..

nerede?''

gül suyu yerine kanla bulanışına

Dünya'nın

başını kuma gömdüğü Halep..

karşın

geldim gidiyorum şen olasın Halep

"İşte

beytini yazan Aşık Emrah'a ''Ah, be ah!

şehri"

gelmiyor..'' diye feryat eden Halep..

giden

kalanlardan bilye oynayan Huzeyfe'nin

Geri

gülleyle dağlandığı, annesi

kalbinin

mahrem kapısının kırıldığı Halep..

Hatice'nin

Aslı'nın ateşine yanıp kül olduğu

Kerem'in

ve ışklar şehri Halep..

eşkler

olsa konuştuğumuz fakat şehitlerin

Dizi

bedenlerinin pek dramatik gelmediği

düşen

bunun için sustuğumuz Halep..

ve

olsa bağırıp çağırdığımız ama küfürle

Futbol

savaşında herhalde pek tezahürata

hakkın

görmediğimiz Halep..

lâyık

ne yapmış?'' sorusuna muhattap olarak

''Kim

görmediğimiz Halep..

bile

kıymeti harbiyesi yokken şu dünyada

Hiçbir

makam mevki için atamaları

bırakacağımız

taşıdığımız ama dünyası başına

gündemlere

bir şehre aldırmadığımız Halep..

yıkılan

neyse de..

Hepsi

bir müslümanın çıkıp ''Biz iyiyiz,

Halepli

Taktir Allah'ındır. Ben sizin

üzülmeyin.

üzülüyorum'' sözlerini söylerken

üzülmenize

titreyişi..

sesinin

kanadı kan içindeki bir amcanın ''Dünya

Kolu

unuttu! Müslümanlar nerede? '' feryadı..

bizi

ölü olarak sedyede gören kızın,

Babasını

içinde gırtlağındaki hırıltıdan

gözyaşları

ama bu zamana kadar

anlayamadığımız

en acı manalar taşıyan nefesi..

duyduğumuz

halde değiller..

Acınacak

halde olan bizleriz..

Acınacak

mutlu ki onlar çekecekleri çileyi bu dünyada

Ne

bu kadar imkanın içinde hala şımarık

Bizler

gibi şikayet ediyor, ahirette

çocuklar

çileyi kat-be-kat arttırıyoruz..

çekeceğimiz

bilyesini artık oynayamayan Huzeyfe ve

Birde

başına yıkılan Hatice ananın Allah

hanesi

yüzüne bakmak var..

huzurunda

SERGÂH DERGİ

GÜNDEM

SAYFA 28

HALEP

A K A N Ö Z D E M I R

H

programlarını cayır cayır izlediğimiz

Magazin

Halep..

Gözyaşı, gönülaşı Halep..

çekiyorlar..

Yüzümüz kaldıysa eğer..


tükettiniz zalimler! Yaptığınız vahşeti de hissettiklerimizi de anlatabileceğimiz kelime

Sözleri

Ancak yürek yangını… Gözyaşı… Koskocaman bir buğz rüzgârı…

bulunmuyor.

umutsuz değiliz. Olmayacağız da. Kelimeleri tükenen Müslüman’ın yardımına Allah koşar. Kimi

Asla

ebabillerle kimi zaman bir çığlık olup… Belki içlerinden çıkacak mücahitlerle belki görünmez

zaman

kim? Türkiye benim, sensin, biziz. Sanılmasın ki bu yalnızca Halep’in imtihanıdır. Bu imtihan

Türkiye

Kaçmak yerine imtihana sahip çıkmak, imtihanla yüzleşmek üzerimize düşen vazifedir.

hepimizin…

Filistin, Bağdat… Tek tek Müslümanları kuşatan bu soysuzluk çeteleri herkesi çiğneyip de sana

Felluce,

değmeyecek? Kendini kandırmaktan bıkmadın mı? Aç gözünü ve irkil!


bir değnek ile kışlar bahara dönmeyecek elbette. Düşman uzun vadeli planlarla sinsice ilerliyor.

Sihirli

o kadar da kahpece… Hal böyleyken günü kurtarma politikaları sonuçsuz kalmıştır ve kalacaktır.

Bir

güçlü olursan yalnız sana değil sevdiklerine de değemezler. Kendin için olamıyorsan sevdiklerin

Sen

güçlü ol. Her ferdiyle güçlü bir ülke olduğumuz anda karanlıklar çıkacaktır aydınlığa. Soru soracak,

için

SERGÂH DERGİ

GÜNDEM

SAYFA 29

İMTİHAN HALEP'İN Mİ?

G Ö K H A N Ö Z S O Y

bir el olup belki de Türkiye ile…

acaba diyecek, tökezleyecek, takılacak vaktimiz yok!


irlikte ağlayacağız, yardıma birlikte koşacağız. Kardeşinin derdiyle dertlenen Müslüman’ın

Acılara

vakti olur mu hiç? Dertler örümcek ağı gibi hayatları lif lif örmüşken hem de. Derdi olmayan

dertsiz

aksiyon insanı olamaz. Ne diyordu güzel insanlar dostlarına: “Ey dost, Allah derdini artırsın!”

insan

ki dertle sızlanmak var, dertle yücelmek var. Dert var, dert var.

Demek

bulacağımız çarelerin yanında geleceğe çareler üretmek durumundayız. Bu bir zaruriyet.

Bugüne

torunlarımız kötü bir dünyaya doğmasın. Zulümlere, işkencelere, ezilmeye alıştırılmak

Çocuklarımız,

Uzağa gitmeye lüzum yok. Şehit haberlerine verilen tepkilerden anlaşılmıyor mu? İnadına

isteniyoruz.

çökmeyeceğiz, inadına öleceğiz, inadına kuvvetleneceğiz. Bu, ümmetin davası… Hak dava ancak hak

diz

verilir. Haklılığımızı kimimiz ölerek, kimimiz yazarak, kimimiz haykırarak, kimimiz susarak

edilene

Asla yatarak değil ve asla susmamız da onlar gibi olmayacak. Biz Ammar bin Yasir gibi

göstereceğiz!

basit şeylerle uğraşıp basit uğraşlar uğrunda ölünecek kadar değersiz değil!

Hayat

mutlu uğraşı insan olana!

Ne

mutlu kardeşinin derdiyle dertlenene!

Ne

mutlu zalime zulmünü haykırabilene!

Ne

mutlu hak davayı kendi benliğinin önüne koyabilene!

Ne

edin yavrucaklar!.. Bu zamanda kılı kıpırdamadan duranı da şikâyet edin. Ölümlere olağanlık

Şikâyet

yapıştıranları da şikâyet edin. Buz gibi sessizliğiyle kenara çekilenleri de şikâyet edin. Ayağa

etiketini

olanı kendi umutsuzluğuna çekenleri de şikâyet edin. Atalet zincirini boynundan çıkarmayıp

kalkacak

vesile olanları da şikâyet edin. Edin yavrucaklar edin. Gittiğiniz yerde Âdil-i Mutlak vardır. Her sesi

size

sessizliği de duyan vardır. Eğer biz de taş koyuyorsak huzura, bizi de şikâyet edin. Siz etmeyeceksiniz

de

kim edecek?

de

bakıyorum da çehrelere… Şikâyet edecek olan o masum çocukların yerinde mi olmak yoksa

Şimdi

SERGÂH DERGİ

SAYFA 30

GÜNDEM

susacağız!

şikâyet edilenlerden mi olmak?.. Hangisini isterler?..

Similar magazines