Views
1 year ago

e-bülten

e-bultensubat20172

Johannis, Ponta’nın

Johannis, Ponta’nın istifasından, Brüksel’in kemer sıkma emirlerini acımasızca uygulamaktan sorumlu, eski Avrupa Komisyonu üyesi, partisiz Dacian Ciolos önderliğinde bir teknokrat hükümeti kurmak için yararlandı. Bunun işçi sınıfı için sonuçları yıkıcıydı. Stalinist Çavuşevsku rejiminin düşmesinden yaklaşık 25, Romanya’nın AB’ye katılmasından 10 yıl sonra, ülke Avrupa’nın yoksullar evi olmayı sürdürüyor. Bertelsmann Vakfı’nın AB Sosyal Adalet Raporu’na göre, Romanya, bu listede 27. sırada, yalnızca Yunanistan daha kötü. Ortalama ücret aylık 400 avro, nüfusun yüzde 40’ı ve 18 yaş altı gençlerin yüzde 48’i yoksulluk koşullarında yaşıyor, nüfusun yüzde 28’i ciddi maddi yoksunluk içinde. Ciolos hükümetinin politikalarından öylesine nefret ediliyordu ki, sonunda, PSD geçtiğimiz Aralık ayındaki erken seçimlerde oyların yüzde 45’inden fazlasını kazandı. Bununla birlikte, seçimlere katılım yüzde 40’ın altındaydı. PSD, bu yılın başında, şimdi protestoların odağında olan Sorin Grindeanu önderliğinde yeni bir hükümet kurdu. PSD ve önceli olan örgüt, Çavuşevsku’nun devrilmesinden bu yana, Romanya’daki kapitalist egemenliğin güvenilir destekçisidir. Sendikalar ile yakın bir şekilde ilişkili olan PSD, işçi sınıfına yönelik şiddetli saldırıları, devlet kuruluşlarının özelleştirilmesini, NATO’ya ve Avrupa Birliği’ne katılmayı destekledi. Eski Stalinist devlet partisinin mirasçısı olan PSD, her zaman, Washington’ın, Brüksel’in ve Berlin’in belirli bir güvensizliği ile karşılaştı. Yolsuzluk suçlaması, her zaman, PSD’nin Moskova’nın etkisi altında olması şüphesinin eşanlamlısı olmuştur. Şimdi, Brüksel ile Washington arasındaki gerilimler tırmanırken, PSD Trump yönetimine yaranmaya çalışıyor. Parti Genel Başkanı Liviu Dragnea ve Başbakan Grindeanu, Donald Trump’ın göreve başlama töreni sırasında, yeni başkanının da hazır bulunduğu özel bir akşam yemeğine katılmış olmalarıyla övündüler. Dragnea, Facebook’ta fotoğraflar yayınladı ve Trump’a, Romanya ile ABD arasında yeni bir düzeyde stratejik ortaklık kurmak istediğini söylediğini iddia etti. Trump, onu, “Bunu yapacağız! Romanya bizim için önemli!” diye yanıtlamış. Onlar, ayrıca, Trump’ın ulusal güvenlik danışmanı Michael Flynn ile bir araya gelmiş ve “Romanya ile ABD arasındaki stratejik ortaklığa ilişkin mükemmel perspektifler”i ele almışlar. Dragnea, Flynn’e, [Romanya’daki] yeni hükümetin Romanya’nın GSYİH’sinin yüzde 2’sini savunmaya ayırma taahhüdüne uyacağı garantisi vermiş. Devlet Başkanı Johannis, bu açıklamalara hızla yanıt verdi. Devlet Başkanlığı, göreve başlama töreninde Romanya’nın tek resmi temsilcisinin Romanya’nın ABD büyükelçisi olduğunu söyleyen bir açıklama yayınladı: “Resmi göreve başlama törenlerinin aralarında düzenlenen etkinliklerde yer alan bazı kurumların ya da siyasi partilerin temsilcilerinden oluşan heyetler, Romanya devletini temsil etmemektedir.” 04 Şubat 2017 Rusya’ya karşı NATO yığınağının ortasında Doğu Ukrayna’daki çatışmalar alevleniyor Bill Van Auken / 4.2.2017 Ukrayna silahlı kuvvetleri ve müttefik milisler Donetsk bölgesindeki Rusya yanlısı ayrılıkçı güçlerle çatışırken, Doğu Ukrayna’da yeniden başlayan çatışmalarda her iki taraftan da onlarca kişi öldü ya da yaralandı. Çatışmalar, 2014’te ve 2015 kışında yaşananlar kadar kanlı olmamakla birlikte, ağır silahların ve çoklu Grad roket atarların sivil alanlara karşı kullanılmasına tanık olundu. Topçu ateşi, hükümet ile ayrılıkçıların kontrolündeki topraklar arasındaki sınır hattında sıkışıp kalmış 20.000 nüfuslu bir sanayi kasabası olan Avdiivka’yı, dondurucu koşullarda sudan, elektrikten ve ısıtma sisteminden mahrum bıraktı. Unicef’in Ukrayna temsilcisi Giovanna Barberis, Salı günü, “Avdiivka’daki ve çatışmanın her iki tarafındaki binlerce çocuğun yaşamı risk altında olmakla kalmıyor; durumu daha da kötüleştirecek şekilde su ve elektrik yokluğu, tam şu anda, evlerin tehlikeli derecede soğuk hale gelmesi ve sağlık koşullarının kötüleşmesi anlamına geliyor.” diye konuştu. Avrupa Birliği, NATO, ABD Dışişleri Bakanlığı ve Birleşmiş Milletler, Şubat 2015’te Minsk anlaşması şartları doğrultusunda yeni bir ateşkesin uygulanması çağrısı yaptı. Washington ile Avrupalı müttefikleri, Moskova’ya karşı yaptırımları sürdürmenin bahanesi olarak, defalarca, Rusya yanlısı ayrılıkçıların anlaşmayı ihlal ettiği iddialarına başvurdular. Ukrayna hükümet güçlerinin ihlalleri ise bu tür bir tepkiye yol açmıyor. 2014’te ABD ve Almanya destekli darbenin Kiev’de aşırı sağcı ve şiddetli bir biçimde Rusya karşıtı bir yönetimi iktidara getirmesinin ardından, Donbass bölgesindeki

isyancıların Ukrayna hükümetinden bağımsızlık istemesinden bu yana, çatışmalarda 10.000 dolayında insan öldürüldü. Washington ve müttefikleri, Rusya’yı, doğudaki ayaklanmayı kışkırtmakla ve askeri olarak desteklemekle suçladılar. Doğu Ukrayna’daki duruma ve Kırım’ın darbenin ardından Rusya ile yeniden birleşmesine, hem ABD hem de AB, yaptırımların gerekçesi olarak başvurdu. Kiev ve Donetsk’teki ayrılıkçılar, son şiddet patlamasından dolayı birbirlerini suçladılar. Ukrayna dışişleri bakanlığı, yaptığı açıklamada, “Donbass’taki son tırmanma, Rusya’nın, durumun istikrara kavuşmasını önlemek amacıyla, Minsk anlaşmasındaki taahhütlerini düpedüz hiçe saymaya devam ettiğinin açık bir belirtisidir.” dedi. Moskova ise, Ukrayna’nın saldırıyı başlatmış olduğunun kanıtı olarak, Ukrayna savunma bakanlığının daha önce yaptığı ve Avdiivka çevresindeki alanda “Ukrayna silahlı kuvvetleri metre metre ilerliyor” diye övünen bir açıklamaya dikkat çekti. Kremlin sözcüsü Dmitriy Peskov, çatışmanın, Devlet Başkanı Petro Poroşenko hükümetinin halkın dikkatini Ukrayna’nın uzun süredir devam eden ekonomik ve siyasi krizinden uzaklaştırmak üzere tasarladığı kasıtlı bir “provokasyon”un sonucu olduğunu söyledi. Alman Süddeutsche Zeitung gazetesi ise bu provokasyonun asıl sebebinin, Kiev’in, ABD’deki Cumhuriyetçi Başkan Donald Trump’ın yeni yönetimi altında Washington ile Moskova arasında [sağlanacak] herhangi bir uzlaşmayı bozma ve Rusya’ya karşı yaptırımların herhangi bir şekilde gevşetilmesini önleme kararlılığında yattığını öne sürdü. Gazete, şöyle yazdı: “Ukrayna ordusu, şu anda, cephe hattındaki durumu kendi lehine çevirmeye çalışıyor. Görünüşe göre, onlar gerilimlerin artıyor olduğu gerçeğini kabul ediyorlar. Alman yönetiminin kimi üyelerine göre, bu tutumun arkasında, ABD Başkanı Donald Trump’ın yaptırımları hafifletme planları askıya alındığı ölçüde durumu kötüleştirme yönünde bir girişim olabilir… Berlin’in yorumuna göre, Poroşenko, yaptırımların iptal edilmesini engellemek için elinden gelen her şeyi yapmaya hazır.” Pentagon ve CIA ile yakın bağlara sahip özel ABD istihbarat şirketi Stratfor da, yeniden başlayan çatışmaya ilişkin çözümlemesinde bu tür bir sebep ileri sürdü: “Ukraynalı yetkililerin Rusya’yı Batı ile görüşmelerdeki konumunu sağlamlaştırmak için [çatışmayı] alevlendirmeyi organize etmekle suçlamasına rağmen, şiddeti, dikkati çatışmaya çekmek ve Moskova’ya karşı devam eden yaptırımlara uluslararası destek toplamak için Kiev kışkırtmış olabilir.” Poroşenko, hükümetinin, yaptırımlara destek toplama ve Trump yönetiminin Rusya’ya yönelik daha az cepheleşen bir tutum yönünde her türlü hamle olasılığını telafi etme girişiminin parçası olarak, 30 Ocak’ta Almanya Başbakanı Angela Merkel ile görüşmek üzere Berlin’e gitti. Merkel, ziyaret sırasında, hükümetinin yaptırımların sürdürülmesine desteğini yineledi. Poroşenko, Donbass’taki krizin üstesinden gelmek üzere geri dönmek zorunda olduğunu iddia ederek, hızla Berlin’den ayrıldı. ABD Dışişleri Bakanlığının Doğu Ukrayna’daki çatışmaya yönelik, sadece Washington’ın “derin bir şekilde kaygılı” olduğunu duyuran ve sorumluluğu Rusya’ya yüklemeksizin “bir ateşkes çağrısı” yapan tepkisi dikkate değerdi. Rus hükümet gazetesi Rossiiskaya Gazeta, ABD politikasındaki değişikliğin bir belirtisi olarak bu açıklamaya dikkat çekti: “Washington, ateşkesin bozulması nedeniyle tanımadığı cumhuriyetleri suçlamıyor, Kiev’e herhangi bir destek ifade etmiyor, Rusya’nın rolü hakkında tek bir kelime söylemiyor… Bu unsurlar farklı biçimlerde, kural olarak, Barack Obama yönetiminin Ukrayna’ya ilişkin tüm açıklamalarının önemli bir parçasıydı.” Öte yandan, sahnedeki ABD’li yetkililer, Trump yönetimi ile dışişleri bakanlığının meslekten yetişme memurları arasındaki giderek artan açık bölünmeyi yansıtacak şekilde, çizgide böyle bir değişiklik göstermediler. ABD’nin Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Örgütü (AGİT) maslahatgüzarı Kate Byrnes, Salı günü Viyana’daki olağanüstü AGİT toplantısında, “Avdiivka’daki şiddeti Rusya ve ayrılıkçılar başlattı.” suçlamasında bulundu ve ekledi: “Rusya’yı, şiddeti durdurmaya, ateşkese saygı göstermeye, ağır silahlı geri çekmeye ve temas hattının ötesinde yeni topraklar ele geçirme girişimlerine son vermeye çağırıyoruz.” Trump, geçtiğimiz hafta, göreve başlamasının ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ilk telefon görüşmesini yapmadan bir gün önce, “Yaptırımlara gelince, o konuda konuşmak için çok erken.” demişti. Söylendiğine göre, görüşme sırasında, yaptırımlar dile getirilmedi ve Ukrayna konusunda önemli bir tartışma olmadı. Bu arada, hem ABD hem de Alman ordusu, Rusya’nın batı sınırları yakınındaki kuvvetleri güçlendirmeye devam ediyor. Pazartesi günü, ABD birlikleri ve tankları, komutanlarının Rusya’ya tehdit anlamına geldiğini kabul ettiği tatbikatlar için Polonya’da toplandı. Avrupa’daki ABD kara kuvvetlerinin komutanı Korgeneral Ben Hodges, Washington Post’a, konuşlanmanın, “Rusya’nın Ukrayna’yı istilası ve yasadışı bir şekilde Kırım’ı ilhakı” eliyle zorunlu kılındığını söyledi ve ekledi: “Hepimiz Rusya’nın ortağımız olacağını umduğumuz için, son Amerikan tankı üç yıl önce Avrupa’dan ayrılmıştı. Durum böyle olunca hepsini geri getirmek zorunda kaldık.” Bu arada, Alman tankları ve askerleri, Salı günü Litvanya’ya varmaya başladılar. Bu, Alman ordusunun,

JETLER NEDEN AYNI RENKTE?
Politika e-City Nentor-Dhjetor 2012.pdf - CRCA
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten