Views
1 year ago

e-bülten

e-bultensubat20172

söz konusu eski Baltık

söz konusu eski Baltık Sovyet cumhuriyetine İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin işgalinden bu yana ilk girişi. Alman konuşlanması, 450 askeri ve 30’u tank 200 kadar aracı içerecek. NATO ittifakı, toplamda, kabaca 3.000-4.000 askeri içeren dört taburu, kalıcı “dönüşümlü” bir konuşlanmanın parçası olarak kuzeybatı Avrupa’ya, Rusya’yı vurabilecek bir mesafeye göndermeyi taahhüt etmiş durumda. Trump yönetiminin Moskova ile ilişkileri geliştirme konusundaki açıklamaları ne olursa olsun, NATO’nun Rusya sınırlarına yönelik saldırgan askeri konuşlanması ile birleşen Ukrayna’daki çatışma, dünyanın en büyük iki nükleer gücü arasında silahlı bir çatışma tehdidini hızla yükseltiyor. 2 Şubat 2017 Merkel Malta’daki AB zirvesi öncesinde Erdoğan ile görüştü Johannes Stern / 6.2.2017 Almanya Başbakanı Angela Merkel, dün [3 Şubat] Malta’da düzenlenen Avrupa Birliği (AB) zirvesi başlamadan önce, Ankara’da, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya geldi. Bu, Merkel’in Türkiye’ye son 18 ay içindeki beşinci, 15 Temmuz başarısız darbesinden bu yana ise ilk ziyareti idi. Görüşme, ABD Başkanı Donald Trump’ın göreve başlaması sonrasındaki son derece gergin dış politika ortamında gerçekleşti. Çarşamba günü, ABD başkanının ulusal güvenlik danışmanı Michael Flynn, şu anda Suriye’de Türkiye ile yakın bir işbirliği içinde olan İran’ı savaşla tehdit etti. Daha önce, Meksika ile Çin’in yanı sıra Almanya ve AB de Trump’ın ulusalcı ve militarist dış politikasının hedefi olmuştu. Brüksel ve Berlin, bu gelişmelere, kendi dış politika ataklarıyla karşılık veriyorlar. Trump’ın görevi üstlenmesinden bu yana, çeşitli medya kuruluşları, dış politika düşünce kuruluşları ve önde gelen iş ve siyaset kişilikleri, yeni ABD yönetimini sert biçimde eleştirdiler ve gerektiğinde ABD’ye karşı kendi ekonomik ve jeopolitik çıkarlarını zorla kabul ettirmek üzere daha bağımsız bir AB dış politikası çağrısı yaptılar. Şu anda Washington’da bulunan Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel, Trump’ın göreve başlama konuşmasının hemen ardından, kendi çıkarlarını “kesin olarak” belirlemeleri gerektiği talebinde bulundu. Gabriel, Handelsblatt ile röportajında, diğer şeylerin yanı sıra, “Eğer Trump Asya ya da Güney Amerika ile bir ticaret savaşı başlatırsa, bizim için fırsatların önü açılır.” demiş; Avrupa, “hızla yeni bir Asya stratejisi üzerinde çalışmalı” ve “Amerika’nın boşlattığı alanları kullanmalı” diye eklemişti. Medya, haberlerinde Merkel’in Türkiye’de demokrasiyi ve insan haklarını savunma ihtiyacına yaptığı iddia edilen göndermeye odaklanmış olsa da, onunla Erdoğan arasındaki iki buçuk saatlik görüşmede başlıca jeopolitik ve ekonomik konuların da ele alındığı açıktı. Ortak basın toplantısının başlamasından kısa süre sonra, Erdoğan, “İkili görüşmemizin ardından, heyetler arası görüşmemizi de yaptık… Askeri, siyasi, ekonomik, ticari tüm ilişkilerle, ulusal, bölgesel, bütün terör olaylarını ele alma, bunları değerlendirme fırsatını bulduk.” diye konuştu. Almanya ile Türkiye arasındaki ilişkiler, “önemli ilişkiler”di ve ayrıca, “savunma sanayisinde birlikte ne yapabiliriz?” konusu ele alınmıştı. Diğer “önemli konular”, “AB, AB süreci ve NATO çerçevesi içindeki siyasi ilişkiler” idi. Ankara ile son aylardaki sert dış politika çatışmalarına karşın (en sonuncusuna, NATO üslerinden geri dönmeleri emredilmiş olan 40 Türk subayın, dönmek yerine Almanya’da sığınma başvurusu yapması yol açmıştı), Türkiye, birçok nedenden dolayı, Avrupa ile enerji zengini Ortadoğu arasındaki merkezi köprü ülke olarak, Alman emperyalizminin önemli bir müttefikidir. Merkel ve Alman hükümeti için önemli hedeflerden biri, Avrupa’nın, Ortadoğu’daki savaş alanlarından kaçan sığınmacılara acımasızca kapatılmasıdır. Merkel, Erdoğan ile ortak basın toplantısında, AB ile Türkiye arasındaki kirli sığınmacı anlaşmasını açıkça övdü. Merkel, “Türkiye, burada her gün olağanüstü çabalar gösteriyor” dedi ve ekledi: “AB tarafından vaat edilen kaynakların, elbette mümkün olan en kısa sürede dağıtılabilmesini güvenceye almak için her şey yapılacaktır.” Ayrıca, iki ülke arasında yakın ekonomik bağlar söz konusu. Diğer pek çok ülke gibi, Türkiye de, özellikle bir satış pazarı olarak, ihracata bağımlı Alman ekonomisi için önemli. 2015’te, Almanya, ihracat yaptığı ülkeler arasında 14. sırada yer alan Türkiye’ye 22,4 milyar avro değerinde mal tedarik etti. Diğer taraftan, Almanya, (ithalatta 17. sıradaki) Türkiye’den 14,5 milyar avro değerinde mal ithal etti. Merkel, Ankara’da, güvence verir şekilde, “Ekonomik ilişkiler iyi ama daha da yoğunlaştırılabilirler; bunun üstünde de çalışacağız.” dedi.

Türkiye, ayrıca, Alman ordusunun Ortadoğu’daki müdahaleleri nedeniyle de Almanya için önemli bir müttefik. Türkiye’deki İncirlik hava üssüne, Suriye ile Irak’taki operasyonlar için, geçtiğimiz Kasım ayında sayısının arttırılması kabul edilmiş olan Alman Tornado uçakları ve 1,200 kadar asker yerleştirilmiş durumda. Almanya Savunma Bakanlığı, şimdi de, ABD ordusundan potansiyel olarak daha bağımsız şekilde hareket edebilmek üzere, İncirlik’in genişletilmesi için bastırıyor. Spiegel Online, geçtiğimiz Eylül ayında, üssün genişletilmesi “ordunun bakış açısından… acilen gerekli”; çünkü Alman ordusunun müdahalesinin başlamasından beri, hava kuvvetleri “jetlerini ABD ordu tesislerine koyuyor, geçici yerlere bırakıyor ve kendi gözetim uçuşları sırasında müttefiklerden gelen teknolojiye bağlı kalıyor.” diye yazmıştı. Merkel’in Türkiye ziyareti, Alman dış politikasını meşrulaştırmak için kullanılan insan hakları hakkındaki içi boş lafları ifşa etmektedir. Erdoğan, başarısız darbeyi, tüm iç muhalefeti bastırmanın ve otoriter bir rejim kurmanın bahanesi olarak kullanmış durumda. Temmuz’dan beri 120.000’den fazla kamu görevlisi işten çıkarıldı ya da uzaklaştırıldı, 40.000’i aşkın kişi tutuklandı. Erdoğan, Nisan ayında, iktidarını bir diktatör olarak etkin şekilde sağlamlaştırabilmek amacıyla, son derece tartışmalı bir anayasa değişikliğine ilişkin bir referandumu kazanma peşinde koşuyor. Merkel’e yönelik -özellikle Sosyal Demokratlardan, Yeşiller’den, Sol Parti’den ve CDU’nun bazı kesimlerinden gelen- “insan hakları eleştirisi”nin arkasında, Türkiyeli işçilerin demokratik haklarına ilişkin kaygı değil; Alman emperyalizminin Ortadoğu’daki çıkarlarının nasıl en etkin şekilde güçlendirilebileceği konusundaki farklılıklar yatmaktadır. Hristiyan Sosyal Birlik’in (CSU) savunma politikası sözcüsü Florian Hahn, Türkiye’nin tavrının bir NATO üyesi için uygun olmadığını ve Alman askerlerinin başka bir ülkeye yerleştirilmesi seçeneğinin düşünüldüğünü söyledi. “Bunun kesinlikle düşünülmesi gerekiyor. Fakat sonuçta, her altı ayda bir kimi teknik konular üzerine Türkiye’nin baskısı altına girdiğimiz için uzun vadeli bir durum söz konusu olamıyor. Ben, örneğin, Ürdün’ün daha güvenilir bir ortak olacağını düşünüyorum. Bununla birlikte, bu, mali kaynakların ve zamanın uygun kullanımı anlamına gelecektir.” 4 Şubat 2017 Fransa cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonucunu tahmin etmek zor Alex Lantier / 9.2.2017 Hafta sonu önde gelen adayların kampanyalarını başlatan önemli konuşmalar yapmasının ardından, Fransa cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonucu konusunda çok büyük bir belirsizlik söz konusu. Seçim yarışı, ABD’de Donald Trump’ın seçilmesi ve Fransa’nın Sosyalist Partili (PS) Cumhurbaşkanı François Hollande’a yönelik derin karşıtlık eliyle şekilleniyor. Fransa’nın geleneksel hükümet partileri tarihsel bir kriz ile karşı karşıyalar. PS, bir banker olan bağımsız aday Emmanuel Macron’u mu yoksa kendi adayı Benoît Hamon’u mu destekleyeceği konusunda bölünmüş durumda. Sağcı Cumhuriyetçilerin (LR) adayı François Fillon ise eşine hiçbir şey yapmadan büyük miktarlarda para ödediğine ilişkin suçlamalarla bağlantılı bir skandalla karşı karşıya. Ortaya çıkan adaylar, Fransız demokrasisinin çöküşünü ve egemen seçkinlerin iflasını doğruluyor. Görülmemiş ekonomik sıkıntıya ve toplumsal öfkeye rağmen, hiçbir aday emekçilerin çıkarlarını temsil eden bir program ileri sürmüyor. Bu, patlayıcı ve belirsiz bir durum yaratmaktadır. Tüm adayların kendilerini savaşa ve kemer sıkmaya adamış ve seçmenlerin siyaset kurumundan hayal kırıklığına uğramış olmasıyla birlikte, kimin yaygın öfkeden ve değişim talebinden hak etmeden yararlanacağının belirgin bir anlamı yok. Son Les Echos anketi, neo-faşist Ulusal Cephe’den (FN) Marine Le Pen’in yüzde 26 oyla ilk turda önde olduğunu gösteriyordu. Macron’a olan destek yüzde 23, Fillon’unki ise yüzde 20 idi. Hamon, kısa süre önce, İsyancı Fransa’nın adayı olarak seçime katılan Sol Cephe lideri Jean-Luc Mélenchon’u geride bıraktı. İki aday, sırasıyla, yüzde 14 ve yüzde 11 oranında görünüyor. Le Pen, Fransa halkı içinde hiç tutulmamasına rağmen Trump ile bir ittifak çağrısı yapmasına ve seçmenlerin üçte ikisinin sert itirazıyla karşı karşıya olmasına karşın, seçimi hala kazanabilir. Bu ise büyük ihtimalle, Avrupa kapitalizminin temel kurumlarının çöküşüne ve Paris ile Berlin arasında sert bir cepheleşmeye yol açacak şekilde, Fransa’nın Avrupa Birliği’nden (AB) ve avro para biriminden çıkması sonucunu doğurabilir. Le Pen, kampanyasını, Pazar günü, İsviçre sınırına yakın, gönençli ve geleneksek sağcı bir büyükşehir olan, Fransa’nın en büyük üçüncü kenti Lyon’da başlattı. Trump’ın seçilmesini ve Britanya’nın AB’den çıkmasını öven Le Pen, insanları “kölelere, işsizlere satılacak bir

JETLER NEDEN AYNI RENKTE?
Politika e-City Nentor-Dhjetor 2012.pdf - CRCA
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten