Views
1 year ago

e-bülten

e-bultensubat20172

şeyler ürettiren”

şeyler ürettiren” bir toplum yarattığı gerekçesiyle, küreselleşmeye yönelik popülist bir suçlamada bulundu. Le Pen, FN’nin geleneksel milliyetçi ve Müslüman karşıtı söylemini, PS’den ve müttefiklerinden alınmış bir dille, ekonomik ve dinsel “iki totaliter yapı”yı Fransa’ya yönelik tehditler olarak suçlayarak piyasaya sürdü. O, FN üyesi yeğeni Marion Maréchal-Le Pen’in Trump’ın ABD’de ve uluslararası ölçekte kitlesel protestolara neden olan Müslüman göçmen karşıtı yasağını desteklemesinin ardından, Fransa’ya yönelik tehditler olarak “İslamcılığa” ve “radikalleşmiş İslam”a saldırdı. Le Pen, AB’den ve avrodan ayrılma yönündeki daha önceki çağrılarıyla uyumlu olarak, ilki Fransa’nın AB’den (“mali, yasal, bölgesel ve ekonomik”) bağımsızlığını yeniden görüşme üzerine olacak şekilde iki referandum düzenleme planını duyurdu. O, ayrıca, ulusal üstünlüğü tescil etme, yani anayasada Fransız halkı lehine etnik ayrımcılık üzerine bir referandum düzenlemeyi tasarlıyor. Anlamlı bir şekilde, muhtemelen Le Pen’in zafer elde etmesini ve AB içinde avro üzerine çatışma yaşanacağını öngören mali piyasaların, Fransa devlet borçlarının değerini aşağı itmeye başladığına ilişkin artan işaretler söz konusu. Londra merkezli Financial Times, Fransız borçlarının getirisinin artması, “birçok yatırımcının, anlaşılır bir şekilde, Fransa’yı avrodan çıkarmayı vaat eden bir popülistin oluşturduğu risklere odaklandığı” koşullarda “yatırımcı tercihinde bir kaymanın ve hatta uyarının işaretidir.” diye yazdı. Mélenchon da, kampanyasını, Le Pen ile aynı günde, Paris’teki bir mitingde hologram yoluyla görünecek şekilde, Lyon’da başlattı. Mélenchon, PS’nin geleneksel müttefikleri Yeşiller ve Sol Cephe tarafından desteklenen resmi PS adayının ikinci tura katılmasına imkan sağlama yönünde bir girişimle, Hamon ile birlik oluşturma çağrısı yapmıştı. O, mitingde, şu anda önde giden iki aday olan Le Pen ile Macron’a, “kara cahil” ve “El Khomri yasasına katılarak binlerce insana yaşamı zehir eden banker” diye saldırdı. El Khomri yasası, geçtiğimiz yıl PS’nin kitlesel protestolara rağmen uygulamaya koyduğu iş yasasıydı. Bununla birlikte, Hamon, geçtiğimiz hafta, seçim çalışmasına destek almak ve PS’yi kendi arkasında bir arada tutmaya çalışmak için, Hollande’ı ve Başbakan Bernard Cazeneuve’yi ziyaret etti. Bu, Fransa’nın sanayisizleştirilmesine karşılık, çalışanlara ödenen ücretlerin yerine tüm işçilere sefil bir 600-800 avro aylık ücret geçirmeyi önererek medyanın ilgisini çekmiş olan Hamon’un, asi, hükümet karşıtı bir aday olmadığını vurgulamaktadır. Aksine, o, PS’den hayal kırıklığına uğramış üst orta sınıf kesimlere, kürkçü dükkanına geri dönmeleri için çağrı yapıyor. Mélenchon, Lyon’da, Hamon hakkında açıkça hiçbir şey söylemedi ama konuşmasını, Hamon ile bir ittifak yönündeki çağrısını üstü kapalı bir şekilde yineleyerek noktaladı: “Ne zaman biri bize hakaret etmek yerine elini uzatırsa, daima mutlu oluruz.” Bu tür tavırlar, seçimin sonucu ne olursa olsun, dünya politikasında Stalinistlerin SSCB’yi çeyrek yüzyıl önce dağıtmasından beri yaşanan en derin krizin ortasında, işçi sınıfını en az Hollande kadar düşman olarak görecek bir hükümetin ortaya çıkacağını göstermektedir. Le Pen ile Mélenchon’un mitingleri, Macron’un -yine Lyon’da- kampanyasını başlatmasından bir gün sonra gerçekleşti. Hollande’ın eski ekonomi bakanı, Fransa burjuvazisinin, Trump’a, Berlin ile daha yakın bağlar kurarak ve Trump’ın karşıtlığına rağmen ABD ile birlikte NATO ittifakını sürdürerek karşılık vermek isteyen kesimleri adına konuşmaktadır. Macron, aynı zamanda, başta Lyon’dakiler olmak üzere, PS aygıtının kimi kesimlerini temsil etmektedir. Onlar, PS’nin Hollande önderliği altında ortaya çıkan tarihsel krizine, partinin sosyalizan bir yönelime sahip olduğuna ilişkin her türlü yalandan kurtularak ve Macron’un kapitalist gündemini destekleyerek karşılık veriyorlar. Macron, askeri harcamalarda GSYİH’nin yüzde 2’sine kadar bir artışı finanse etmeye yardımcı olmak için, içeride işçilere karşı sosyal hizmetlerde büyük kesintiler içeren ekonomik şok terapisi öneriyor. Macron, konuşmasında, “Sağın ve solun artık mevcut olmadığını söylemiyorum. Ama böylesi tarihsel zamanlarda, bu tür bölünmeleri aşamaz mıyız?” diye sordu. Macron Trump’ın göçmen karşıtı politikalarını, ABD- Meksika sınırına bir duvar inşa etme planlarını “benim programımda duvar olmayacak” diyerek eleştirse de, saldırgan bir milliyetçi ve militarist politika önermektedir. Kampanya çalışmasına hazırlandığı sırada Philippe de Villiers dahil sağcı milliyetçi politikacılarla kamuoyu önünde bir araya gelmiş olan Macron, konuşmasında, Rusya, İran, Türkiye ve Suudi Arabistan dahil birçok ülkeyi tehlikeli otoriter rejimler olarak damgaladı. Anketler, mevcut durumda, Macron’un Le Pen’i ikinci turda ezici bir üstünlükle yenilgiye uğratacağını gösteriyor. Bununla birlikte, medyada, tutulmayan bir neo-faşist ile ya Hamon ya da Hollande’a bağlı tutulmayan bir banker arasında geçecek bir seçimle karşı karşıya olan seçmenlerin, bir oy vermeme ve protesto oyu karışımı üzerinden önceden kestirilemez şekilde tepki verebileceği; böylece Le Pen’in iktidara gelebileceği yönünde artan bir korku söz konusu. Marianne dergisi, “Marine Le Pen nasıl Fransa’nın cumhurbaşkanı olabilir?” başlıklı bir yazıda, şöyle yazıyor: “Durum, [Macron] lehine olmalı. Onun, mantıken, yüzde 25’in epeyce üzerinde oy alması gerekiyor. Ama o, yüzde 21-22 civarında sıkışmış gibi

görünüyor. Bir cam tavan sendromu mu? Onun banker imajı, serbest piyasa küreselleşmeciliği ve göçe yönelik oldukça açık tutumu, açık bir şekilde zayıf yanlar haline gelmiş durumda.” Dergi, Hamon ile Le Pen arasındaki bir ikinci tur için şunları yazdı: “Sağ oylar tek parça halinde FN adayına gider. Merkezin ve merkez sağın büyük kısmı çekimser kalır. Beden işçileri ve çalışanlar, çalışmanın (yani işlerin) sonunu hayırlı bir şey diye teşvik eden ve ekonomik büyüme efsanesini suçlayan bir adayı desteklemeyi reddeder. İşte o zaman Marine Le Pen gerçek şansa sahip olur.” Bu tür kaygılar, LR’nin sonbahardaki ön seçimlerindeki zaferinin ardından, ikinci turda Le Pen’i yenilgiye uğratarak kolayca kazanacağı öngörülmüş olan Fillon’un oylarındaki çöküşü yansıtmaktadır. Gerçekten de, onun 500.000 kişiyi işten çıkarmayı ve sağlık hizmetlerini finanse eden sosyal güvenlik sisteminin altını oymayı içeren sert kemer sıkma çağrısı, hiçbir şekilde desteklenmiyordu. Onun ABD’ye karşı Almanya ve Rusya ile ittifaklar kurma çağrısı yapmasının ardından, eşinin hiçbir iş yapmadan Ulusal Meclis’ten ve özel işletmelerden uygunsuz bir şekilde on binlerce avro almış olduğu suçlamaları üzerine bir skandal patlak verdi. Le Monde gazetesinde, Fillon’un ve eşinin kamu müfettişlerine verdikleri ifadelerde birbirlerini yalancı çıkardıklarına ilişkin haberler yer alırken, Fillon, dün, cumhurbaşkanlığı adaylığını kurtarma yönünde her şeyi göze almış bir girişimle televizyona çıktı. Her şeye rağmen, parayı hiçbir şekilde geri vermeyeceğini vurgulayan ve eşini savunan Fillon, açıkça kendisini destekleyen büyük şirketlere yönelik bir ifadeyle, Fransa’ya ihtiyaç duyduğu toplumsal “şok”u uygulayabilecek tek adayın kendisi olduğunda ısrar ederek, yüzsüzce sicilini savundu. 7 Şubat 2017 Sol Parti’nin önderi SPD-Sol Parti-Yeşiller koalisyonu kampanyası yürütüyor Ulrich Rippert / 8.2.2017 SPD’nin Martin Schulz’u partinin önderliğine ve sonbaharda yapılacak federal seçimlerdeki başbakan adaylığına yükseltme operasyonundan bu yana bir hafta geçti. Pazartesi günü, Sol Parti’nin uzun süre önderliğini yapan ve geçtiğimiz yıl görevi bırakan Gregor Gysi, Berlin’de yayımlanan Tagesspiegel gazetesine uzun bir röportaj verdi. Gysi, SPD’nin “Willy Brandt yönetimindeki kadar ‘sosyal demokrat’” olması gerektiğini söyledi ve Sol Parti’den Sahra Wagenknecht’i geleceğin ekonomi bakanı olarak önerdi. Gysi, yeni başbakan adayı ve SPD Genel Başkanı ilan edilen Martin Schulz’u, sosyal hakların bir savunucusu olarak betimledi ve Schulz’un vergi kaçakçılığına ve düşük ücretlere karşı çıkan içi boş vaatlerine desteğini ifade etti. Röportajı yapan kişi Sol Parti’nin hükümete katılmasının önündeki başlıca engelin sosyal politikalar değil, dışişleri olduğunu belirttiğinde, Gysi, dış politika ile hiçbir sorunun olmadığı yanıtını verdi. O, Sol Parti’nin militarizm konusundaki eleştirisinin tıpkı “uzlaşmalar yaptığımız” gerçeği kadar iyi bilindiğini söyledi. Gysi, “Peki, bu uzlaşma NATO konusunda nasıl görünecek?” sorusuna, “Programımızdan yanlış biçimde alıntı yapıyorsunuz. Biz, hiçbir yerde Almanya’nın NATO’dan ayrılması gerektiğini söylemiyoruz.” yanıtını verdi. [Ona göre] Sol Parti, NATO’ya karşı ve Rusya’yı da kapsayan bir Avrupa güvenlik sisteminden yana. Ama bu koalisyon için bir sorun değil, daha çok bir “vizyon” meselesi. Her durumda, Rusya ile yeni bir ilişkiye ve bu “nükleer dünya gücü” ile daha yakın işbirliğine önem verilmeli. Ancak, Gysi, bu sorun konusunda, SPD’den çok Yeşiller ile problem yaşamış. Gysi’ye göre, SPD ile işbirliği, şu anda, SPD yalnızca (muhafazakar partilerle) büyük koalisyon yıllarında çoğu seçmenini kaybettiği için değil ama aynı zamanda “tarihsel değerini giderek yitirdiği” için de çok önemli ve acildi: “Avrupa Birliği kendini yok etmek üzere. Almanya’daki belirsizlik artıyor ve seçmenlerin üçte biri artık, ‘Bu yolu denemek zorundayız’ (yani kızıl-kızıl-yeşil koalisyonu) diyor. Martin Schulz’un bunu anladığını umuyorum.” Gysi’nin günlük politikaya dönmesi ve bir kızıl-kızıl-yeşil koalisyon hükümeti lehine kampanya yürütmesi, Alman siyasi çevrelerinin ABD’deki Donald Trump hükümetine

JETLER NEDEN AYNI RENKTE?
Politika e-City Nentor-Dhjetor 2012.pdf - CRCA
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten