Views
1 year ago

e-bülten

e-bultensubat20172

Warren, Dr. Martin

Warren, Dr. Martin Luther King Jr.‘ın dul eşi Coretta Scott King’in 1986’da Senato Hukuk Komitesi’ne gönderdiği ve Sessions’ın federal yargıçlığa atanmasına karşı çıkan bir mektubunu okuyordu. Senatörlerin diğer senatörlere “bir senatöre uygun olmayan bir davranış ya da saik” atfetmesini engelleyen muğlak bir kurala başvuran Cumhuriyetçi Senatörler, Warren’ın konuşmasını kestiler. Warren’a konuşmasını kesmesi ve yerine oturması emredildi. Mecliste konuşmayı sınırlayan bu kuralın yürürlüğe girmesi, özünde, her iki meclisin [Temsilciler Meclisi ve Senato] üyelerinin yasama organlarında kölelik hakkında konuşmalarını engellemek için, Kongre’de İç Savaş öncesinde konmuş bir kuralı anımsatmaktadır. Kölelik konusundaki tartışmalara ilişkin yasak, bu konu son derece şiddetli tartışmalara yol açabileceği için uygulanmıştı. Bu olayların her biri, burjuva demokrasisinin en temel biçimlerinden şiddetli bir kopuşun belirtisidir. Birincisi, ABD Anayasası’nın Birinci Düzenlemesi eliyle korunan basını hedefliyordu; ikincisi, Anayasa’ya göre yönetimin üç “eşit”inden biri olan yargıya yönelik bir saldırıydı; üçüncüsü ise Kongre’deki tartışmayı susturma yönünde bir girişimdi. Bu bağlamda, Demokratik Parti’nin yanıtı anlamlıdır. Warren’a yerine oturması söylendiğinde o buna uydu ve hiçbir Demokrat Partili konuşma yasağını engellemek için ciddi bir şey yapmadı. Sessions’ın bir sonraki başsavcı olmasının 52’ye karşı 47 oyla onaylanmasıyla sonuçlanan tartışma, Çarşamba günü boyunca devam etti. Trump’ın ordu ve polis önünde yaptığı konuşmalara gelince; onlar, önemsiz gösterildiler ya da görmezden gelindiler ve onların uğursuz sonuçlarının üstü örtüldü. Egemen sınıf içinde önemli siyasi bölünmeler var ama bunlar dış politika konuları üzerine yoğunlaşıyor. Warren dahil Demokratlar, Trump’ın çeşitli bakanlık görevlerine aşırı sağcıları ataması konusunda içi boş bir duruş sergilerken, atamaların gerçekleşmesini engellemek için hiçbir şey yapmıyorlar. Bununla birlikte, onlar, inatla, Rusya’yı şeytanlaştırmaya ve Trump’ı Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e fazlasıyla yakın olmakla suçlamaya yönelik bir kampanya sürdürüyorlar. Onların yeni başkana yönelik saldırısının ana konusu budur. Onlar, ordu-istihbarat aygıtının, büyük ölçüde Trump’ın saldırgan Rusya karşıtı politikadan uzaklaşacağı kaygısıyla Hillary Clinton’ın kampanyasını desteklemiş olan hizipleri adına konuşmaktadırlar. Yeni yönetim, şimdilik, Çin’e ve İran’a karşı savaş kışkırtıcılığı üzerine odaklanıyor. Trump’ın sert eleştirilerinin doğrudan hedefi egemen çevreler içindeki karşıtları olmakla birlikte, asıl hedef işçi sınıfıdır ve işçi sınıfı muhalefetine karşı hazırlanmakta olan yöntemler çok daha serttir. Onun Çarşamba günü yaptığı konuşma, polisin güç kullanımının önündeki bütün sınırlamaların ortadan kaldırılacağına ilişkin bir vaatti. O, “Bugünkü mesajım, sizin Beyaz Saray’da gerçek, hakiki bir dosta sahip olduğunuzdur.” demiş ve eklemişti: “Polisimizi destekliyorum. Polis şeflerimi destekliyorum. Biz, yasaların uygulanmasında görev yapan kadınları ve erkekleri destekliyoruz.” Trump yönetimi, Amerikan oligarşisinin diktatörlüğünü, en zalim biçimde ifade etmektedir. Onun milyarderlerle ve generallerle doldurulmuş olan yönetimi, ABD içindeki toplumsal karşı-devrimi tırmandırırken, büyük bir savaş hazırlığı içinde, orduyu büyük ölçüde genişletmeye kararlıdır. Bu, sağlık hizmetlerinde kapsamlı kesintileri, kamu eğitiminin imhasını ve şirket karları üzerindeki tüm sınırlamaların kaldırılmasını kapsamaktadır. Bu politikayı uygulamak için, en temel demokratik biçimlerin bir yana bırakılması gerekiyor. Trump yönetimi, tersi durumda sağlıklı olacak bir toplumda ortaya çıkan bir sapma değildir. O, Amerikan demokrasisinin uzun süreli krizinin doruk noktasıdır. 2000 yılında, Yüksek Mahkeme Florida’daki oyların yeniden sayımını durdurmak üzere seçimlere müdahale ettiğinde, Dünya Sosyalist Web Sitesi, mahkemenin kararının ve Demokratik Parti’den hiçbir ciddi karşı çıkışın olmamasının, egemen sınıf içinde demokratik haklara yönelik kayda değer bir desteğin olmayışını gösterdiğini belirtmişti. Geçtiğimiz 16 yıl, bu çözümlemeyi doğrulamıştır. Bush yönetiminde, 11 Eylül 2001 saldırıları, “terörle mücadele”yi ilan etmek; dışarıdaki bitmek bilmez savaşı ve ABD içinde demokratik haklara yönelik en kapsamlı saldırıları gerekçelendirmek için kullanıldı. Obama, bu süreçleri tersine çevirmek şöyle dursun, onları, başkanın ABD yurttaşlarının yargısız öldürülmesi emri vermesini kapsayacak şekilde genişletti. Şimdi, Trump’ın iktidara gelmesiyle birlikte, açık diktatörlük önlemleri hazırlanıyor. Her devrimci durum, geleneksel egemenlik biçimlerinin şiddetli biçimde çökmesinden doğar. Egemen sınıf için, eskisi gibi yönetmek; işçi sınıfı için de eskisi gibi yaşamak mümkün değil. Bu iki koşul, yalnızca var olmakla kalmayıp, son derece gelişmiştir. Asıl stratejik sorun, işçi sınıfı içinde, egemen sınıfın tüm siyasi temsilcilerine karşı, demokratik hakların savunusunu savaşa, eşitsizliğe ve kapitalist sisteme karşı mücadeleyle birleştiren bağımsız bir devrimci önderliğin inşasıdır. 9 Şubat 2017

Trump’ın ulusalcı tehditleri ve Avrupa egemen sınıfının yanıtı Alex Lantier / 5.2.2017 Donald Trump’ın ABD başkanı olarak göreve başlamasından iki haftadan kısa bir süre sonra, ABD hükümetinin Avrupa’daki siyasi otoritesi paramparça olmuş durumda. Trump’ın seyahat yasağına karşı protestolar uluslararası ölçekte yayılır ve Washington ile Avrupa Birliği arasında ticari ve askeri politika üzerine çatışmalar patlak verirken, ABD seçimlerinin sonucu Avrupa’yı görülmemiş bir krize sokuyor. Yeni ABD başkanı Avrupa’da hiç tutulmuyor. FranceInfo’nun bir anketi, Trump’ın kabul edilmeme oranının Almanya’da yüzde 83, Fransa’da yüzde 81, İspanya’da yüzde 80, Britanya’da yüzde 75 ve İtalya’da yüzde 59 olduğunu gösteriyor. Avrupa halkları, Müslüman ve göçmen karşıtı önlemlerinden yaygın şekilde nefret edilen Trump’a karşı ABD’de ve diğer ülkelerde düzenlenen protestoları sempatiyle takip ediyorlar. Bu önlemler, gerçekte oldukları gibi, milliyetçi ve ırkçı söylemler temelinde savunmasız insanlara zulmetme girişimi olarak görülüyor. Trump’a yönelik halk muhalefeti şovenizme ve savaşa yönelik düşmanlığı ifade ederken, Avrupa egemen sınıfı, Washington ile çatışma hazırlığı içinde, ordu ve polis güçlerini sağlamlaştırıyor. Çelişkiler, devasa bir hızla ortaya çıkıyorlar. Kasım ayında, Başkan Barack Obama, Trump’ın seçilmesi konusunda güvenceler vermek üzere Avrupa’yı turlarken, Trump’ın, “NATO’ya ve Atlantik ötesi ittifaka” derin bir “bağlılığa” sahip olduğunu vurgulamıştı. Hemen hemen iki ay sonra, Trump’ın seçilmesinin dizginlerinden boşalttığı çatışmalar, Amerikan ve Avrupa kapitalizmi arasında II. Dünya Savaşı’ndan bu yana hüküm süren ilişkilerin altını oymuş durumda. Bu kırılmaya, Trump’ın seçilmesi yol açmadı. O, daha çok, bu durumun hızlandırıcısı işlevi gördü. Trump’ın NATO ittifakını işe yaramaz diye reddetmesi, ABD emperyalizminin –özellikle Almanya karşısında– onlarca yıllık ekonomik gerilemesine askeri olarak karşı koyma girişimine odaklanmış olan NATO müttefikleri arasındaki gerilimlerden kaynaklanmaktadır. Trump, seçilmesinden bu yana, Almanya’nın daha fazla ABD arabası satın almasını talep etti, Alman araba ihracatına yüzde 35 gümrük vergisi koyma tehdidinde bulundu, Brexit’i AB’nin daha fazla parçalanması yönünde bir model olarak övdü ve avroya karşı olan yetkililer seçti. Trump’ın ticari konulardaki danışmanı Peter Navarro, Almanya’nın “hem AB ülkelerini hem de ABD’yi son derece değersiz bir ‘gizli Alman Markı’ ile sömürmesi”ne olanak sağladığını belirttiği avroyu suçladı. ABD’nin AB temsilcisi Ted Malloch ise, avro, “doğrusu önümüzdeki yıl içinde, bir buçuk yıl içinde çökebilir.” dedi. Malloch, bu yıl Hollanda’da, Fransa’da ve belki de Almanya’da neo-faşistlerin seçilmesinin AB’yi yok edebileceği tahmininde bulundu. Bu, Washington’ın, Avrupa kapitalizminin kurumsal temellerine yönelik düşmanlığının eşi görülmemiş bir ilanıdır. Buna karşılık, egemen çevreler içinde, Avrupa dış politikasında kapsamlı bir yeniden yönelim düşüncesi hızla gelişiyor. Time dergisinin Alman karşılığı Der Spiegel, ABD ile ittifakta “radikal bir kopuş” ve “Çin ile daha iyi ilişkiler” öneriyor ve “Yeni bir Berlin-Pekin ekseni, en azından kısmen, eski Atlantik ötesi düzenin yerini alabilir.” diye ekliyor. AB Konseyi Başkanı Donald Tusk, Salı günü, Malta’daki AB zirvesi öncesinde bir mektup yayınladı. Mektupta, ABD, Rusya’nın, Çin’in ve İslamcı terörizmin yanında bir dış tehdit olarak adlandırılıyordu. Mektup, durumun, 1957’de Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu kuran “Roma Antlaşması’nın imzalanmasından bu yana hiç olmadığı kadar tehlikeli” olduğu uyarısında bulunuyordu. Tusk, “ABD’nin ticaret stratejisindeki değişikliği, ilgili ortaklarımızla görüşmelerimizi yoğunlaştırarak AB’nin avantajına” kullanma yönünde “iddialı ve görkemli adımlar” atma çağrısı yapıyor. AB Konseyi başkanının teklifleri arasında, “AB’nin dış sınırlarının eksiksiz şekilde takviye edilmesi; terörle mücadeleden, düzeni ve serbest dolaşım alanında barışı korumaktan sorumlu birimlerin geliştirilmiş işbirliği; savunma harcamalarında artış [ve] AB’nin dış politikasının güçlendirilmesi…” yer alıyor. Avrupa egemen sınıfının Trump’a yönelik düşmanlıktan saldırgan askeri ve polis devleti politikalarını meşrulaştırmak için yararlanma planı reddedilmelidir. Tusk, Libya’daki ve Suriye’deki savaşlarda ABD ile işbirliği yapmış olan gerici bir emperyalist bloğu daha fazla askerileştirme peşinde koşmaktadır. Sığınmacıların içinde bulunduğu zor duruma yönelik duygudaşlık artarken, AB, binlerce sığınmacıyı Akdeniz’de boğulmaya mahkum eden politikalar uygulamaktadır. Eğer Tusk sinik bir şekilde sosyo-ekonomik refahı “geri getirme”ye sözde bağlılık gösteriyorsa, bunun nedeni, işçilerin, 2008 mali çöküşünden bu yana Avrupa genelinde yaşam standartlarını düşüren ve toplumsal protesto dalgalarına yol açan kemer sıkma politikaları nedeniyle AB’den zaten nefret ediyor olmasıdır. Bununla birlikte, kemer sıkma politikaları, orduya daha fazla fon akıtılması durumunda, yalnızca şiddetlenecektir. Washington’a karşı koymak için -Tusk’ın yaptığı türde- Almanya egemenliğinde bir AB yönündeki öneriler, Avrupalı işçileri ABD’deki sınıf kardeşleri ile karşı karşıya getirecek ve bizzat Avrupa’yı parçalayacak şekilde, yalnızca çatışmaların tırmanmasına zemin hazırlar.

JETLER NEDEN AYNI RENKTE?
Politika e-City Nentor-Dhjetor 2012.pdf - CRCA
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten
e-bülten