KADIKOY LIFE 79 DIGI

kadikoylife

Ocak & Şubat 2018 | Yıl: 14 | Sayı: 79 | Fiyatı: 7.50 TL

Kıtalararası ilk demiryolu tüneli ile

GEBZE-HALKALI

105 DAKİKA


İstanbul Anadolu yakasında

sağlığın yeni adresi:

Medicana Kadıköy

Hastanesi

Kadıköy Kızıltoprak’ta Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadı’na komşu olan Medicana Kadıköy

Hastanesi, dünya standartlarında sağlık hizmeti ve güçlü akademik hekim kadrosu ile tüm Anadolu

yakasına sağlık getirdi.

• Kadıköy Medicana Hastanesi 15.000 metrekare

kapalı alan

• 12 katlı hastanede toplamda 80 yatak kapasitesi,

7 adet erişkin yoğun bakım yatağı

• Modern yenidoğan yoğun bakım üniteleri

• İleri düzeyde tasarlanmış ve tüm ameliyatların rahatlıkla

yapılabileceği ameliyathaneler

• 60’a yakın doktor, toplamda 450 personel

• Hasta konfor ve güvenliğinin maksimum seviyede tutulduğu,

modern çizgilerle tasarlanmış hasta odaları ve süit odalar

• Tüm tanı ve teşhislerin yapılabileceği üst düzey radyolojik

görüntüleme cihazları

• 40’ın üzerinde poliklinik muayene odası

Tıbbi Bölümler

Dahili Tıp Bilimleri

Anestezi ve Reanimasyon

İç Hastalıkları

Endokrinoloji

Gastroenteroloji

Hematoloji

Nefroloji

Medikal Onkoloji

Hematoloji

Kardiyoloji

Enfeksiyon Hastalıkları

Göğüs Hastalıkları

Dermatoloji

Nöroloji

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon

Psikiyatri

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

Radyoloji

Beslenme ve Diyet

Cerrahi Tıp Bilimleri

Acil Tıp

Genel Cerrahi

Kadın Hastalıkları ve Doğum

Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi

Ortopedi ve Travmatoloji

Üroloji

Kulak Burun Boğaz Hastalıkları

Göz Hastalıkları

Ağız ve Diş Sağlığı

Göğüs Cerrahisi

Temel Tıp Bilimleri

Mikrobiyoloji

Biyokimya

Patoloji

Yoğun Bakımlar

Genel Yoğun Bakım

Yenidoğan Yoğun Bakım

0850 460 6334

0850 460 MEDI

www.medicana.com.tr

0216 970 4 970


AMERİKA’DA

DOĞUM YAPMAK

İSTER MİSİNİZ?

Amerika’da Doğum Yapmanın Avantajları

» Amerikan Vatandaşı Olması

Amerikan yasaları gereğince, Amerika sınırları içerisinde doğan çocuk başka

herhangi bir şart aranmaksızın Amerikan vatandaşı olmaktadır.

» Amerika’da Eğitim Avantajı

Amerikan vatandaşlığı kazanan çocuğunuz, Amerika’da eğitim konusunda da çok

fazla avantaj sahibi olacaktır. Amerikan vatandaşı olacağı için birçok okulda parasız

okuyabileceği gibi, birçok okuldan da burs alma imkanı olacaktır. Ayrıca, özel

okullarda da yabancı öğrencilere oranla çok daha ucuza eğitim imkanı olacaktır.

» Türkiye’de Eğitim Avantajı

Çocuğunuz Amerikan vatandaşı olması ile birlikte Türkiye’de eğitim veren

okulların yabancı öğrenci kontenjanından faydalanarak, istediği bölümlere

sınavsız veya çok rahat girme imkanı olacaktır.

» Amerika’da Çalışma

Amerikan vatandaşlığı kazanan çocuğunuz, istediği zaman kolayca iş bulabilme

imkanına sahiptir.

» Vizesiz Seyahat Etme

Amerikan pasaportu, dünyanın en güçlü pasaportları

arasında yer almaktadır. Çocuğunuz bu pasaport

sayesinde dünyanın çoğu yerine vize ihtiyacı olmadan

veya çok kolay vize alarak seyahat edebilecektir.

» Ebeveynlerine Amerika’da

Oturma Şansı

Çocuğunuz 21 yaşına geldiğinde anne ve babasına da

Amerika’da oturma imkanı sağlayabilmektedir.

*Daha detaylı bilgilendirme için uzman ekibimize danışabilirsiniz.

www.amerikatedavi.com

Tel: 0216 359 62 64 Mail: info@amerikatedavi.com

Adres: Buyaka Kule 3 Fatih Sultan Mehmet Mah.

34771 Ümraniye/İstanbul


Editör

İnsanlar Kadıköy’de yatırım

değil, yaşam satın alıyor...

İstanbul için ulaşım demek; zaman, para, stres ve

hava kirliliğinde kaybolup gitmek demek... Öyle ki,

Kadıköy’den karşının herhangi bir noktasına ulaşmak

için günün abartısız yarım gününü harcamak

zorunda kalabiliyor insanlarımız.

Konu o kadar güncel ve derin ki, hükümetin ulaşım

projeleri de ayrıntılarıyla hepimizi ilgilendiriyor.

Özellikle Cumhuriyet tarihinin en büyük ulaşım

projesinde sona yaklaşılmasından hareketle, Gebze-Halkalı

arası yolculuğun

banliyö sistemlerinin

metro standardı

ve Marmaray

araçlarına

entegre

edilerek,

29 Ekim

2018 tarihinde

hizmete

gireceği

açıklaması

ile

birlikte bu

gelişmelerin

üzerinden demiryolları

tarihine

indiğimiz kapak dosyamızda;

Mimar Sinan Genim, Yonca Kösebay Erkan

ve emekli demiryolcularla “Demiryolu Mirasımızı”

konuştuk.

Geçmişten geleceğe konseptimiz doğrultusunda

görüşlerine başvurduğumuz isimler, demiryollarının

tarihiyle birlikte ulaşımda gelinen son noktayı

dergimizde dile getirerek, konuyla ilgili değerli

önerilerini de sayfalarımızda paylaştılar.

***

Ulaşımın yanı sıra güncel problemlerimizden bir

diğeri de kentsel dönüşüm ve bina yenileme... Arz

fazlasının satış darlığı yarattığı inşaat dünyasında

Ağaoğlu isminin yarattığı güvene kadın zarafetini

perçinleyen Cadde’nin ilk ve tek kadın müteahhidi

Ayten Alpar, dergimize konuk oldu. Projelerinden

sektörün 2018 yılı öngörüsüne kadar görüşlerini

Kadıköy Life ile paylaşan Alpar; “Bence çalışmak

para kazanmak için değil. Üstündeki kiri, tozu atıp

altından kendini çıkarmak için. Çalışma hayatı

insanı dönüştürür. Direnmezsen...” sözünü yaşamının

mottosu olarak dile getiriyor.

Çevre ve insanın hızla dönüştüğü günümüzde

olayın bir de sosyolojik tarafı var. Sabancı Üniversitesi

Öğretim Üyesi Sosyolog Doç. Dr. Cenk

Özbay’dan Kadıköy’ün sosyolojik dönüşümüne

dair yorumlarını aldık ve ilçenin bir anda cazibe

alanı olmaya başlamasının nedenlerini konuştuk.

Kentsel dönüşümün tek bir parça olmadığını, ekonomik

nedenlerinin yanı sıra estetik ve sosyolojik

nedenleri olduğunu dile getiren Özbay; “Nasıl bir

kentte yaşıyoruz, nasıl bir kaldırım istiyoruz, nasıl

bir mahalle istiyoruz. Bunları tartışmamız gerek.

Bence, mimar, belediye, şehir plancıları, müteahhitler

bir araya gelip bunu konuşmalı, ortak net

bir tavır alınmalı. Hoş aslında, yenidünya düzenindeki

birçok metropolde de bu yok, ne kadar Paris

mimarisi kaldı ki... Bağdat

Caddesi, Hasanpaşa,

Fikirtepe aynı

ilçe içinde

başka

yerlere dönüşüyor.

Kısaca

değişim

olacak

ama

bunun

yanında

nitelik olmalı.

Ancak

şu bir gerçek

ki Kadıköy çok

daha iyisini hak

ediyor.”

Kentsel dönüşüm konusunda uzmanlaşan

Teamwork Global de bir mimarlık ofisi olarak

Kadıköy bölgesine ilişkin görüşlerini dergimizle

paylaştı. Türkiye’de kentsel dönüşüm projelerinin

sayı olarak yüzde 45’inde Kadıköy imzasını

bulunduğunu vurgulayan Teamwork Global

Yönetim Kurulu Başkanı Gurur Yarar; “Piyasanın

bir tık kötüleşmesiyle her gün elde yeni bir bina

stoku oluşmaya başladı. Kadıköy’de farklı projeler

satmaya devam ederken, aslında mesleği inşaat

olmayan, farklı sektörlerden gelen birçok oyuncuyla

birlikte daha karmaşık bir bölge haline

geldi. Bugün şunu görüyoruz ki, özellikle Anadolu

yakasında Kadıköy’den daha nezih yaşanacak bir

bölge olmadığı için, fiyatların 2014’e göre belki

yüzde 30-35’e yakın düşmesine rağmen hâlâ satış

var, hareket var. Çünkü insanlar Kadıköy’de yatırım

değil, yaşam satın alıyor.”

Görüldüğü gibi müteahhidiyle, sosyolog ve mimarıyla

sebep sonuç ilişkileri irdelendiğinde ortalık

berraklaşıyor, daha rahat gözlem yapılabiliyor.

Keşke hükümet de bir oldu-bitti kaosuyla karşı

karşıya kalan İstanbul’a hizmet için nicelik yerine

niteliği tercih etse...

Canan Toprakkaya

Haber • Magazin • Aktüalite • Ekonomi • Politika

TARAFSIZ, BÖLGESEL,HABER,

MAGAZİN, AKTÜALİTE, EKONOMİ,

POLİTİKA DERGİSİ

İmtiyaz Sahibi ve

Genel Yayın Yönetmeni

Fatma Canan Toprakkaya

Yayın ve Yönetim Kurulu Başkanı

Kadir Toprakkaya

Sorumlu Yazı İşleri Müdürü

İrem Toprakkaya

Yayın Kurulu

Prof. Dr. Ahmet Vefik Alp,

Dr. R. Sertaç Kayserilioğlu,

İnal Aydınoğlu, Bülent Turan,

Enis Fosforoğlu

Haber Müdürü

Cenay Toprakkaya

Editörler

Figen Sabırcan, Özgür Uysal,

Sedef Turan, Pınar Baltacı,

Deniz İhsan Taşdelen,

Reha Kadak, Dilek Karagöz

Görsel Yönetim

Kubilay Şenyiğit

Reklam ve Halkla İlişkiler

Benusen Sağdan

Tel: 0532 208 84 42

Basım

Teknik Basım Matbaacılık

San. ve Tic. A.Ş.

Sertifika No: 24871

Y. Dudullu Mah. Necip Fazıl Bulvarı

No: 44 Keyap Çarşısı

F1 Blok 93 Ümraniye / İstanbul

Tel: 0216 508 20 20

www.teknikbasim.com

Dağıtım

Arıksoy Basın Yayın Dağıtım Ltd. Şti.

KADIKÖY LIFE dergisinin birinci sayfasından

son sayfasına kadar olan yazılardan imza

sahipleri sorumludur. Yayınlanan reklamların

sorumluluğu reklam sahiplerine aittir.

KADIKÖY LIFE dergisinde yayınlanan her

türlü yazı, fotoğraf ve illüstrasyonların her

hakkı saklıdır.

İzinsiz, kısmen veya tümüyle yayınlanamaz.

KADIKÖY LIFE’ın hiçbir kurum ve kuruluşla

doğrudan veya dolaylı bağlantısı yoktur.

Yayıncı

K-İletişim Basın Yayın ve

Tanıtım Hizmetleri

Karanfil Sokak No: 27/13

Göztepe / İstanbul

Tel: 0216 360 72 04 - 0216 550 11 17

Gsm: 0532 266 82 43

E-posta: kadikoylife@yahoo.com

www.kadikoylife.com

İrtibat Bürosu

Kuşdili Cad. Misk-i Amber Sok.

No: 42/1 Kadıköy / İstanbul

Tel: 0532 470 73 05

ISSN 1307-5535

Ocak & Şubat 2018

Yıl: 14 Sayı: 79 Fiyat: 7.50 TL

Basım Tarihi: 16 Ocak 2018

Yayın türü: İki aylık, bölgesel,

süreli yayındır.

KADIKÖY LIFE

Anadolu Yakası Gazeteciler Derneği

üyesidir.

12 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


İçindekiler

102

48

62

34

52

34

48

52

62

Kıtalararası ilk demiryolu tüneli ile

GEBZE - HALKALI 105 DAKIKA

Cumhuriyet tarihinin en büyük ulaşım projesinin

banliyö hatlarının iyileştirme aşamasında sona

yaklaşılıyor. Bir yıldan daha az bir sürede, 29 Ekim

2018’de hizmete açılması planlanan hat ile Gebze’den

Halkalı’ya 105 dakikada seyahat edilmesi planlanıyor.

İlk seçilmiş belediye başkanı

OSMAN HIZLAN ILE KADIKÖY

YOLCULUĞU

Arif Atılgan yazdı: “Siz değerli Kadıköy Life okurlarını

Kadıköy’ün seçilmiş ilk belediye başkanı Osman

Hızlan ile tanıştırmak istiyorum. Bundan 34 yıl önce

Kadıköy Belediye Başkanlığı’na aday olması ile

başlayan serüveni ve Kadıköy’de modern altyapı

yatırımlarını başlatan biri olması nedeniyle ona

teşekkürümüz hep olacaktır.”

Ayten Alpar:

AĞAOĞLU KALITESINI VE

GÜVENILIRLIĞINI

BAĞDAT CADDESI ILE BULUŞTURDUK

Türkiye genelinde “kentsel dönüşüm” adıyla

başlayıp hızla yayılan ve çok büyük bölümü “bina

yenileme” olan sistem, beraberinde getirdiği olumsuzlukların

yanı sıra olumlu sonuçlar da vermeye

başladı. Özellikle son 5 yıldır Türkiye’nin ana gündemleri

arasında yer alan bu pastadan pay almak

isteyen Ayten Alpar yönetimindeki Ağaoğlu Cadde

İnşaat, “dönüşüm” yerine “yenileme” diyerek girdiği

5 projeyi başarıyla tamamladı.

KUZGUNCUK’TA BIR GÜN

Metropol olan İstanbul’un, son mahalle kalelerinden

biridir Kuzguncuk. Çok kültürlü, çok dinli bir semttir

Kuzguncuk; ezan sesleri çan seslerine karışır. Kadıköy

Life olarak biz de bu güzel semtin yeme-içme

noktalarından alışveriş edebileceğiniz şirin mekânlarına,

yani kısacası Kuzguncuk’ta geçirebileceğiniz

bir güne dair liste hazırladık.

94

102

104

94

Denizle iç içe ve kendine özel konseptiyle

MODACTIVE

Moda Deniz Kulübü bünyesinde kurulan ve 7

aydır hizmet veren ModActive Fitness Merkezi, her

geçen gün daha iddialı bir hale geliyor. Diğer spor

merkezlerinden farkını ise yöneticisi, antrenörleri ve

abonelerine sunduğu sağlıklı yaşam tarzıyla ortaya

koyuyor.

Salih Kalyon:

İNSANLIK VAR OLDUKÇA, TIYATRO DA

VAR OLACAK!

Usta tiyatrocu Salih Kalyon ile geçmişten günümüze

uzanan bir söyleşi gerçekleştirdik. Tiyatroya

nasıl başladığını, ilk sahne heyecanını, günümüzde

ayakta kalmaya çalışan tiyatroları ve bunun için çabalayan

tiyatrocuları konuştuğumuz sohbetimizde

konu tiyatro olunca, ister istemez Taksim’in mevcut

durumunu, sanatın ve sanatçıların Kadıköy’de nasıl

bir gelişim sergilediğine de değindik.

Türk musikisi ile

balenin birleştiği isim;

MERCAN SELÇUK

Bale sanatçısı ve eğitmeni Mercan Selçuk, hem

Türkiye’de hem de yurtdışında aldığı sanat eğitimini

bugün geleceğin sanatçılarına aktarıyor. Mercan Selçuk

Dans Topluluğu olarak öğrencileri ile hazırladığı

‘Bizim Hikâyemiz’ isimli ilk gösteri 5 Mart’ta Kozyatağı

Kültür Merkezi’nde izleyicisiyle buluşacak.

104

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 13


SAHİLYOLU’NA

KADIKÖY,

ÜSKÜDAR,

ATAŞEHIR,

MALTEPE HAVARAY

PROJELERI IPTAL!

HAVARAY GELİYOR

Özel Haber

KADİR TOPRAKKAYA

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin geçtiğimiz yıl yatırım programlarına

dâhil ettiği Havaray Projeleri’nde hem işlemler hem de değişimler

hızlanıyor. Bugüne kadar birçok metro projesini hayata geçiren ve 2019

sonrasında İstanbul’daki metro uzunluğunu 1000 kilometrenin üzerine

çıkarmayı hedefleyen İBB’nin, yolcu trafiğini havaya almak adına planladığı

Kadıköy, Üsküdar, Ataşehir, Maltepe Havaray Projeleri’ni

iptal etmesinin gündemde olduğu konuşulmakta.

SAHİLYOLU’NDAN TUZLA’YA KADAR

Bu hatlar yerine yeni planlamanın Bostancı’dan başlayıp Sahilyolu’nu

takip ederek Tuzla’ya kadar ulaşacağı bilgisini aktaran bir uzman,

bu sistem ile hem yapım kolaylığı hem maliyet yönünden çok büyük

avantaj sağlanacağını dile getirdi. Planların onaylanması durumunda

inşaat çalışmalarına Mart veya Nisan ayı içinde başlanabileceği bilgisini

aktaran bir başka yetkili ise, “Anadolu Yakası için sürpriz projeler

de yolda” dedi.

TUZLA BELEDİYE-SAHİL HAVARAY PROJESİ DEVAM

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 2019 yılı sonrasında

hizmete almayı planladığı Tuzla Belediye - Sahil Havaray

Projesi’nin yeni projeye entegre edileceği, Tuzla Belediyesi’nden

yolculuğuna başlayacak olan Havaray Projesi’nin

sırasıyla Evliya Çelebi, Şinasi Duralı, Dörtyol ve Vatan duraklarından

geçerek Marina durağına ulaşacağı bilgisi verildi. Bu

havaray projesiyle birlikte bölge halkının marina ve içerisinde

yer alan sosyal alanlara ulaşımının daha kolaylaşacağı ve

bölgenin bir cazibe merkezi olmasına katkı sağlayacağı yine

beklentiler arasında...

Kadıköy Life Dergisi bu konuyu

kapak dosyası yapmıştı.

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 15


Çevre

Beymen, Chanel, Eataly, Apple, Samsung

kötü gidişatı tersine çevirebilecek mi?

Bağdat Caddesi’nde ziyaretçi

sayısı giderek düşüyor

HABER MERKEZİ

İstanbul’un üç önemli alışveriş caddeleri

kabul edilen İstiklal, Nişantaşı ve Bağdat

Caddesi’nde ziyaretçi sayılarının giderek

eridiği bildirildi. Buna neden olarak ise,

kentsel yenilemelerin yaya trafiğini düşürmesi

gösterildi.

İstanbul’un üç ana caddesini inceleyen

gayrimenkul danışmanlık şirketlerinden

Cushman & Wakefield, ‘İstanbul Alışveriş

Caddeleri’ raporunun dördüncüsünü

geçtiğimiz günlerde yayınladı. Caddelerdeki

ziyaretçi sayısının giderek eridiğine değinilen

raporda, ziyaretçi düşüş oranlarının 10

binlerle ifade edildiği görüldü.

BOŞ OLAN 42 MAĞAZANIN

YÜZDE 50’Sİ KİRALANABİLDİ

Bağdat Caddesi’nde 2016’da 27 adet

olan kentsel yenileme proje sayısının

2017 sonu itibariyle 41’e ulaşması, artan

boş mağaza sayısı ve inşaat halindeki

binaların yanı sıra, halen yaklaşık 2 bin

konutun yarım kalmış olması ile birlikte,

geçen seneye nazaran ziyaretçi sayısında

hem hafta içi hem de hafta sonu ciddi

bir düşüş yaşandığına değinilen raporda;

yeni gelecek olan markalarla birlikte

toparlanmanın olabileceği söylenmekte...

Bağdat Caddesi’nde son 1 sene içerisinde

2016’da boş olan 42 mağazanın yüzde

50’si kiralanabildi. Toplamda gerçekleşen

43 kiralama işleminin 26’sını ise yeni

girişler oluşturdu.

CHANEL, EATALY, APPLE, SAMSUNG

Çok yakında açılması beklenen Chanel, Eataly,

Apple, Samsung gibi global markalar

Cushman &

Wakefield

Yönetici Ortağı

Toğrul Gönden.

ile Bağdat Caddesi’nin daha hızlı toparlanma

göstereceğine işaret edilen raporda, bu

toparlamanın itici güçlerinin ise genelde

yeme-içme ve caddeye yeni giriş yapması

beklenen uluslararası markalar sayesinde

olmasının beklendiğinin altı çizilmekte.

Verileri değerlendiren Cushman & Wakefield

Yönetici Ortağı Toğrul Gönden, “Ana

cadde pazarı; döviz kurundaki dalgalanmalar,

perakendedeki büyümenin yavaşlaması

ve kentsel yenileme çalışmaları göz önüne

alındığında bir süre daha kırılgan olmaya

devam edecektir. Buna rağmen, Bağdat

Caddesi’nin umut vaat ederek daha hızlı

düzeleceğini tahmin ediyoruz” dedi.

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 17


Aktüel

Sahrayıcedit

sakinleri

Anadolu Lisesi istiyor

DENİZ İHSAN TAŞDELEN

“SESIMIZ OLUN,

ANADOLU

LISEMIZ

OLSUN!”

Kadıköy Sahrayıcedit’te geçtiğimiz süreçte

mevcut liselerin İmam Hatip Lisesi’ne dönüştürülmesi,

mahalle sakinlerinin yoğun

tepkisiyle karşılandı. Semtlerinde iki adet

İmam Hatip Lisesi bulunmasına rağmen

hiçbir Anadolu Lisesi ya da Meslek Lisesi

olmadığına dikkat çeken Sahrayıceditliler,

konu ile ilgili imza kampanyası başlattı.

TEOG sınavının kaldırılmasıyla birlikte

öğrenciler, tercihleri sonucunda evlerinin

yakınındaki okullara yerleştirilecek. Bu

gelişmeden sonra İstanbul ve Türkiye

genelinde artmaya başlayan tepkiler,

çeşitli imza kampanyaları ile devam ediyor.

Sahrayıcedit Mahallesi’nde daha önce İntaş

Lisesi’nin İntaş Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi

olmasının ardından, Gözcübaba Lisesi

de İmam Hatipleştirildi. Mahalle sakinleri

böyle bir ihtiyacın olmadığını belirtirken;

“Mahallemizde bulunan iki adet İmam Hatip

Lisesi’nden biri olan Gözcübaba İmam

Hatip Lisesi’nin, Gözcübaba Anadolu Lisesi

yapılması talebimizdir” mesajı verdi.

Sahrayıcedit Mahallesi Muhtarı Seval Özkan.

ÖNCE İNTAŞ, SONRA GÖZCÜBABA LİSESİ

Konu hakkında görüşlerini aldığımız Sahrayıcedit

Mahallesi Muhtarı Seval Özkan;

“Öncelikle bu sistemler değiştiği zaman

İntaş ve Gözcübaba Liselerimiz vardı. İlk

İntaş Lisesi; İmam Hatip oldu, ardından

bir sene sonra Gözcübaba Lisesi... Biz

en başta ihtiyaca göre düzenleniyor diye

ve talep de olmadığı için biraz bekledik.

Sonraki kayıtlarda insanlardan şikâyetler

gelmeye başladı. Öğrenciler tercihlerde

bulunuyor ve mecburen buradaki İmam

Hatip Lisesi’ni yazmak durumunda

kalıyorlar. Bize böyle taleplerle gelinince,

bunu birkaç toplantıda dile getirdik.

Değiştirilebilir mi, farklılaştırılabilir mi

diye. Fakat hiçbir sonuç alamadık” dedi.

Özkan, açıklamalarının devamında şunları

ifade etti:

“Muhafazakâr aileler de çocuklarını İmam

Hatip Liselerine göndermek istemiyor.

İnsanlar çocuklarının doktor, mühendis,

avukat, vs. olmasını istiyor, onun için de

Sahrayıcedit Gönüllüleri’nden

Seyhan Öğütlü ve Ayla Yücel.

daha farklı bir okulda okumasını istiyor.

Ya da Sağlık Meslek Lisesi’ne gitsin, oradan

çıkınca güzel işler bulabilsin istiyor. Kadıköy’e

ya da Bostancı’ya gitmesi çok zor,

çünkü araya maddi imkânsızlık giriyor. Son

sınav değişikliğinden sonra insanlar kendi

evinin yakınındaki okula gidecekler durumu

ile karşı karşıya kalınınca, bir zamanlar

yaşadığımız ve kenara attığımız sorun tekrardan

gündeme geldi. Şikâyetler giderek

arttı. Velilerden gelen talepler üzerine de

imza kampanyası başlatıldı. Biz de destek

oluyoruz.”

“AİLELERİ ÖZEL OKULLARA

MECBUR EDİYORLAR”

Okulların İmam Hatipleştirilmesine mahalleli

olarak karşı olduklarını söyleyen

Sahrayıcedit Gönüllüleri Başkanı Seyhan

Öğütlü ise; “Bütün okullar İmam Hatip Lisesi

olunca, özel okullara mecbur ediyorlar

aileleri. İnsanlar da oradan buradan kesip,

özel okullara gönderiyor çocuklarını. İmza

kampanyası sonuç verirse etkili olacağımızı

düşünüyorum” şeklinde konuştu.

“SEMTİMİZE SAHİP ÇIKACAĞIZ”

Sahrayıcedit Gönüllüleri Başkan Yardımcısı

Ayla Yücel de, “İmam Hatip Liseleri’ne

ihtiyacımız yok. Zaten şu andaki

İmam Hatipler, önceden normal liseydi,

sonradan evrildi. Araştırılarak yapılmış

bir değiştirme değil bu. Bu semte ihtiyaç

olup olmadığına dair bir şey sorulmadı.

Semtimizde Fen Lisesi’ne ihtiyaç var. Bu

süreçte de elimizden geldiği kadar imza

toplamaya gayret edeceğiz ve mahallemize

sahip çıkacağız” değerlendirmesinde

bulundu.

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 19


Çevre

Kalamış Yat Limanı için

“Hemşehri Davası”

CENAY TOPRAKKAYA

Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun Fenerbahçe-Kalamış

Yat Limanı’nda yapılaşmaya izin

veren imar planı değişikliklerini onaylaması

ve limanın 36 yıl süreyle özelleştirilmek üzere

ihaleye çıkarılması, Kadıköylülerin büyük

tepkisiyle karşılandı.

Kadıköy Belediyesi tarafından “Fenerbahçe-Kalamış

sahili imara açılıyor. Bu yanlıştan

geri dönülsün!” sloganıyla change.org

üzerinden başlatılan imza kampanyasının

ardından Kadıköy Kent Konseyi de harekete

geçerek, ihalenin iptali için İdare Mahkemesi’ne

“Hemşehri Davası” açmaya karar

verdi. Kadıköy Kent Konseyi’nden duyarlı

Kadıköylülere yönelik yapılan çağrıda şu

ifadelere yer verildi:

İHALENİN İPTALİNİ TALEP EDİYORUZ

“Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın

Fenerbahçe-Kalamış Yat Limanı İşletme

Hakkı İhalesi işleminin iptali için İdare

Mahkemesi’ne ‘Hemşehri Davası’ açıyoruz.

Dava konusu, ihale sonucunda yapılacak

inşaatlarla çevrenin nüfus yoğunluğunun,

görüntüsünün, yaşam koşullarının tamamen

değişeceği ve sahilden yararlanma

imkânlarının kısıtlanacağıdır. Kadıköylü

çevre sakinleri olarak ihalenin iptalini talep

ediyoruz. Davaya müdahil olmak isteyen

tüm Kadıköylüleri bekliyoruz. (0216) 347

53 47 nolu telefondan arayarak, Fenerbahçe-Kalamış

Yat Limanı İşletme Hakkı

İhalesi İptali için açılacak davaya müdahil

olabilirsiniz.”

LİMANA 15 BİN METREKARE İNŞAAT

ALANI YAPILABİLECEK

Özelleştirme Yüksek Kurulu, daha önceki

kararını “İstanbul’un Kadıköy ilçesi Zühtüpaşa

Mahallesi Kalamış-Fener Caddesi

mevkisinde sınırları belirtilen 122 bin 648

metrekare yüzölçümlü dolgu alanı ve 355

bin 859 metrekare yüzölçümlü deniz yüzeyi

(iki yat limanı) olmak üzere toplam 478 bin

507 metrekare yüzölçümlü, devletin hüküm

ve tasarrufu altındaki alanın özelleştirme

kapsam ve programına alınması” şeklinde

yeniden düzenledi. Yeni kararla özelleştirilen

alan 42 bin 833 metrekare arttırılmış

oldu. ÖYK tarafından onaylanan plana göre,

“yüzen iskele” olarak belirtilen dolgu alanlarına

inşaat yapılmayacak, fakat limana

otopark hariç 15 bin metrekare inşaat alanı

yapılabilecek.

KADIKÖY BELEDİYESİ İTİRAZ ETMİŞTİ

Kadıköy Belediyesi; plana yapı, nüfus ve

trafik yoğunluğunu arttırması, halkın kıyı

kullanımını azaltması, kıyı siluetini bozması,

1/100.000 üst ölçekli çevre düzeni planına

uygun olmaması, ekolojik dengenin

bozularak yosunlaşmayı arttırması, ÇED

raporunun olmaması ve hava koridorlarını

kesmesi nedenleriyle itiraz etmişti. Özelleştirme

Yüksek Kurulu ise Kadıköy Belediyesi’nin

itirazını ret etmişti. Kadıköy Belediyesi

de özelleştirme kararını Danıştay 6. Daire’ye

taşımış, konusunda uzman beş kişiden

oluşan bilirkişi heyeti Fenerbahçe-Kalamış

Yat Limanı Koruma Planı’nı uygun bulmayıp,

olumsuz yönde çok kapsamlı, her yönü

ile incelenmiş bir rapor sunmasına rağmen,

mahkeme bilirkişi raporunu dikkate almayıp,

sadece yüzen iskele alanlarının emsale

katılmasına yönelik yürütmeyi durdurma

kararı vermişti.

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 21


Ulaşım

Kadıköy’de trafiğe

köprü ve altgeçit

dopingi

FOTOĞRAF: EMİN KÜÇÜKSERİM

CENAY TOPRAKKAYA

Kadıköy’de aynı süreçte trafiğe kapalı olmaları nedeniyle günlük

hayatı olumsuz etkileyen ve trafiği içinden çıkılmaz bir hale

getirerek Kadıköylülerin büyük tepkisine neden olan köprü ve

altgeçitlerdeki son durumu, Kadıköy Life Dergisi olarak mercek

altına aldık.

Göztepe’de Tütüncü Mehmet Efendi Caddesi üzerindeki tarihi

tren istasyonu köprüsü, Ömer Paşa Altgeçidi, Selamiçeşme

Köprüsü yerine inşa edilen altgeçit ile Fikirtepe’deki Kurbağalıdere

Köprüsü araç ve yaya trafiğine açılırken; Feneryolu tren

yolu altgeçidi ve Recep Peker Köprüsü’nde çalışmalar devam

ediyor. Gece gündüz sürdürülen yoğun faaliyetler neticesinde

öngörülen süreden daha hızlı bir şekilde bitirilen çalışmalar,

Kadıköy’de bir nebze de olsa trafiğe soluk aldırdı.

TARİHİ İSTASYON BİNASINA DEV KORUMA KUBBESİ

Göztepe’de İstasyon Caddesi olarak da bilinen Tütüncü

Mehmet Efendi Caddesi üzerinde yer alan tarihi tren istasyonu

köprüsü, Marmaray Projesi kapsamında Ekim ayında yeniden

yapılmak üzere yıkılmıştı. Çalışmaların bitirilmesi için verilen

150 gün süreye karşılık köprü 60 gün içerisinde büyük ölçüde

tamamlandı ve geçici olarak iki şerit halinde trafiğe açıldı.

Köprünün yanı başında bulunan Göztepe İstasyon Binası’na da

devasa büyüklükteki koruma kubbesi, dev vinçler yardımıyla

yerleştirildi. Böylelikle istasyon binasının restorasyon süreci de

başlamış oldu. Sırada ise istasyon binasının altına destekler

konularak askıya alınması, yaklaşık 50 cm kadar yükseltilip,

altındaki taşıyıcı duvarların yıkılması ve yeni taşıyıcı duvarların

örülmesi işlemleri var.

ÖMER PAŞA ALTGEÇİDİ’NDE MUTLU SON

Erenköy Kız Lisesi önünden Bağdat Caddesi’ne bağlanan Ömer

Paşa Caddesi’nin önemli yapılarından biri olan Ömer Paşa Altgeçidi’ndeki

çalışmalar da tamamlandı. Altgeçide giriş ve çıkış

yolları genişletilerek hem rahatlama sağlandı, hem de oluşabilecek

çarpışmaların önüne geçildi. Geçidi her gün birkaç defa

kullanmak zorunda olan vatandaşların yıllardır sürdürdükleri

şikâyetler de nihayet sona ermiş oldu. Eskisine nazaran daha

alçak yapılan yeni altgeçit, yüksek araçların kullanımı için

uygun olmaması yönüyle ise tepki çekiyor.

22 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Ulaşım

BAĞDAT CADDESİ’NE BİR ALTGEÇİT DAHA

1987 yılında dönemin belediye başkanı

Osman Hızlan tarafından Kadıköy’e kazandırılan

ve bölgenin trafik kaosunu önemli

ölçüde hafifleten Selamiçeşme Köprüsü

yıllara yenik düşüp alarm sinyalleri vermeye

başlayınca İBB yetkiyi devralmış, Kadıköy’e

yeni bir altgeçit kazandırmak için düğmeye

basmıştı. Fenerbahçe ve Göztepe arasında

bağlantıyı sağlayan, çevre semtler için de

büyük önem taşıyan köprü yerine, projesi

Kadıköy Belediyesi tarafından çizdirilen

altgeçit inşa edildi. Engelli erişimine uygun

olmasıyla beğeni kazanan altgeçide, önümüzdeki

süreçte bisiklet yolu da yapılacak.

“YENİ” FİKİRTEPE’DE TRAFİK

SİRKÜLASYONUNU RAHATLATACAK

Fikirtepe’de yetersiz kalan ve trafik sıkışıklığına

neden olan Kurbağalıdere Köprüsü,

İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından

yıkılarak yenisi inşa edildi. Eskiden trafik akışı

bir gidiş ve bir geliş olarak hizmet veren köprü,

iki gidiş ve iki geliş şeklinde düzenlendi.

Fikirtepe’nin Salı Pazarı ve Kadıköy ile bağlantısını

sağlayan köprüyle, Fikirtepe Kentsel

Dönüşüm Alanı’nda oturumun başlamasıyla

birlikte oluşacak trafik sirkülasyonunun daha

rahat sağlanması hedefleniyor.

RECEP PEKER KÖPRÜSÜ’NDE

SÜREÇ UZAYACAK

Kadıköy’de Osmanağa, Caferağa, Rasimpaşa

ve Hasanpaşa mahallelerini Bağdat Caddesi ile

sahilyoluna bağlayan ana güzergâhlar arasında

yer alan, toplu taşıma araçları tarafından da

yoğun bir şekilde kullanılan Recep Peker Caddesi

üzerindeki Recep Peker Köprüsü, İstanbul

Büyükşehir Belediyesi tarafından gerçekleştirilen

Kurbağalıdere Islah Projesi kapsamında

1 Kasım 2017 tarihi itibariyle araç ve yaya

trafiğine kapatıldı. Özellikle Rıhtım, Altıyol ve

Kuşdili çevrelerinde iş çıkış saatlerinde yoğun

trafiğe sebep olan köprü için oluşturulan

alternatif yollar yeterli olmazken, hedeflenen

bitiş süresinin yaklaşık 3 ay olarak ifade edildiği

projede henüz köprünün yıkım işleminin

gerçekleşmemiş olması düşündürüyor.

FENERYOLU ALTGEÇİDİ’NDE

SONA YAKLAŞILDI

Marmaray Projesi kapsamında yenisi yapılmak

üzere yıkılan tren yolu altgeçitlerinden

biri de Feneryolu Altgeçidi. Bağdat Caddesi

ile Minibüs Yolu olarak bilinen Fahrettin

Kerim Gökay Caddesi arasında ulaşımı sağlayan

önemli dikey hatlar arasında bulunan

ve geçtiğimiz süreçte yıkımı gerçekleştirilen

altgeçit yerine yenisi inşa edildi. Bölgede

çalışmalar aralıksız bir şekilde devam ederken;

istinat duvarı, altyapı çalışmaları ve

çevre düzenlemesinin ardından altgeçidin

araç ve yaya trafiğine açılacağı ifade edildi.

Göztepeliler istasyon

binası için buluştu:

“İstasyon Binası kültür

evi olsun”

Göztepe’nin 1960 ve 70’li yıllarda

en güzel günlerini yaşayan

Göztepeliler, bu kez tarihi istasyon

binalarının semtlerine kazandırılması

için bir araya geldi. Yaklaşık 60

eski Göztepelinin katıldığı etkinlik,

her zamanki gibi yine duygu yüklü

anlara sahne oldu.

Bir dönem Göztepe’de muhtarlık

yapıp, daha sonra İstanbul Büyükşehir

Belediyesi’nde Spor Komisyonu

Üyesi olarak hizmet veren

ve İstanbul’a pek çok spor alanı

kazandıran Baki Nedim Baltacı’nın

çağrısıyla toplanan Göztepeliler,

tarihi istasyon binasının “Mahalle

Evi ve Kültür Merkezi” olarak Göztepe’ye

kazandırılmasını talep etti.

SUNAY AKIN’DAN

GÖZTEPELİLERE DESTEK

Ünlü yazar ve İstanbul Oyuncak

Müzesi’nin Kurucusu Sunay Akın’ın

da, Göztepe İstasyon Binası’nın

Mahalle Evi ve Kültür Merkezi olarak

düzenlenmesi fikrinin son derece

yerinde olacağını dile getirdiğini

paylaşan Göztepeliler, bu konuda

kendisinden daha fazla destek

beklediklerini ifade etti.

HAYRETTİN UYSAL DA KATILDI

Buluşmaya, Göztepe’de 30 yıl

boyunca muhtarlık yapan Hayrettin

Uysal da katıldı. İstasyon binasının

Göztepe’ye “Mahalle Evi” olarak

kazandırılmasının büyük kazanç

olacağını belirten Uysal; “Bana göre

bir de müze fikri geliştirilmeli. Eğer

böyle bir müze girişimi ortaya çıkar

ve gelişirse, burada sergilenmek

üzere pek çok değerli eşya Göztepeliler

tarafından bağışlanacaktır”

şeklinde konuştu.

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 23


Çevre

BEYKOZ

SAHILI

GENIŞLIYOR

Kanlıca’dan Paşabahçe’ye

kesintisiz yürüyüş

CENAY TOPRAKKAYA

İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Beykoz

Belediyesi’nin ortaklaşa yürüttüğü sahil

genişletme çalışmalarında ikinci etap

tamamlandı. Kanlıca’dan Paşabahçe’ye

uzanan 3 bin 700 metrelik sahilde yaya,

bisiklet yolu ve iskeleler hizmete açıldı. İstanbul

Boğaz’ına Çubuklu-Kanlıca arasında

kazandırılan bin 300 metre uzunluğu ve 10

metre genişliğindeki sahilyolu; balık tutma

alanları, bisiklet ve yürüyüş yolları, enfes

manzarasıyla vatandaşlardan büyük ilgi

görüyor.

2015 yılında Çubuklu-Kanlıca sahilyolu ile

başlayan projenin ikinci etabında sahilin

Paşabahçe’ye kadar uzatılmasıyla birlikte

kazıklar üzerinde toplamda 3 bin 700 metrelik

sahil yolu kazanıldı. Çubuklu İskelesi’nin

arkasından başlayarak 2,4 kilometre

uzunluğunda ve 10 metre genişliğindeki

yeni yaya yolu Çubuklu 29, Çubuklu Hayal

Kahvesi ve İBB Beykoz Sosyal Tesisleri’nin

önünden geçiyor. Yeni yaya yolunda bisiklet

ve yürüyüş yolu bulunuyor. Projede ayrıca

balık tutanlarla yürüyüş yapanların birbirini

rahatsız etmemesi için balık tutma alanları

oluşturuldu.

İSTANBUL’UN EN UZUN SAHİL ŞERİDİ

Projeyle ilçe sakinlerinin kesintisiz bir sahil

şeride kavuştuğunu vurgulayan Beykoz Belediye

Başkanı Yücel Çelikbilek; “İstanbul’un

en uzun sahil şeridine sahip Beykoz’da

ilçe sakinlerimiz, düzenli alanların yetersiz

olması nedeniyle sahilden yeterince

yararlanamıyordu. Kanlıca-Çubuklu sahil

yolunun yapılmasıyla Boğaz’ın güzelliğinin

vatandaşlarımız tarafından yaşandığı

nezih bir sahil şeridi ortaya çıktı. Paşabahçe

etabının hizmete açılmasıyla ise, 3 bin 700

metrekarelik bir alan halka kazandırıldı.

Projenin üçüncü aşamasında, Paşabahçe’den

Beykoz’a kadar yüzer marinalar inşa

edilecek” açıklamasında bulundu.

11 BİN METREKARELİK

YENİ DOLGU ALANI

Beykoz, Kanlıca-Çubuklu sahil yolunun

ardından yepyeni bir sahil şeridine daha kavuşuyor.

Beykoz sahili 550 metre boyunca,

492 kazıkla denize doğru 15-17 metre genişleyecek,

yayalar kesintisiz yürüyüş keyfine

kavuşacak. İBB Etüt ve Projeler Daire

Başkanlığı Altyapı Projeler Müdürlüğü tarafından

hazırlanan “Beykoz Meydanı ve Sahil

Düzenleme Projesi” ile mevcut meydan ve

sahil, 492 kazıkla 11 bin metrekarelik yeni

dolgu alanı oluşturularak genişletilecek.

BALIK TUTMA TERASLARI VE

DİNLENME ALANLARI

550 metrelik bu sahil bandı boyunca oturma,

dinlenme ve yürüyüş alanları, bisiklet parkuru,

balık tutma terasları ve seyir iskeleleri yapılacak.

Tarihi Beykoz Meydanı, Onçeşmeler,

vapur iskelesi, tarihi yalılar ve çınar ağaçları

öne çıkacak. Var olan alan ile birlikte toplam

34 bin metrekarelik sahil bandı ortaya çıkacak

ve sahilde kesintisiz yaya sirkülasyonu

sağlanacak. Araçlar için parklanma cepleri

yapılacak, peyzaj çalışmasıyla sahil bandı

güzelleştirilecek. Projenin 2018 yılı sonunda

tamamlanması planlanıyor.

24 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Fikri Takip

Acıbadem Sarayardı Caddesi’nde

“Tinerci Evi”

DENİZ İHSAN TAŞDELEN

Kentsel dönüşüm ve kentsel yenileme

kapsamında boşaltılan, cam ve pencereleri

sökülerek kapatılan binalar, bulundukları

bölgelerde ciddi bir risk unsuru oluşturmaya

başladı. Gerekli güvenlik önlemlerinin

alınmaması nedeniyle tinerci ve madde

bağımlıları tarafından rahatlıkla kullanılabilen

evler, toplumsal düzeni tehdit ediyor.

Kadıköy Life Haber Merkezi’ne geçtiğimiz

süreçte Feneryolu Mahallesi’nden benzer

bir ihbar gelmiş, sayfalarımızda okurlarımıza

duyurmuştuk. Son olarak ise Acıbadem

Mahallesi’nde meydana gelen olayda,

önceden semtin başka bir sokağındaki metruk

eve giren, belediye ve polis işbirliğiyle

oradan çıkartılan tinerciler, Sarayardı Caddesi’nde

34 numaralı boş binayı mesken

tutarak, mahallelinin huzurunu kaçırmaya

devam ediyor.

MAHALLELİNİN HUZURU KAÇTI,

ŞİKÂYETLER ARTTI

Kadıköy Life’a konuşan Sarayardı Caddesi

esnafı; “Tinerciler yanlarında köpekleriyle

çete halinde dolaşarak huzurumuzu

kaçırıyor ve yoldan geçen insanları rahatsız

ediyor” diyerek şikâyetlerini dile getirdi.

Acıbadem Mahallesi Muhtarı Ersoy Uğur ise

şunları dile getirdi: “Semtimizde 7-8 tane

gençten oluşan bir grup var. Bir de bunların

yanında köpekleri var. Öncelikle birkaç ay

önce çok eski bir binada yer bulmuşlar. Bir

yerlerden girerek orada barınmışlar. Belli

saatlerde etrafa zarar verdikleri yönünde

şikâyetler gelmeye başladı. Köpekleri de

kedilerin peşinden koşturuyorlarmış. Hatta

boğduklarını iddia edenler de var. Şikâyetler

artınca Kadıköy Belediyesi ile irtibata

geçtim. Fakat belediye ile bir şey yapamıyorsunuz

ilk etapta. Çünkü içeride bunlar

varsa, belediye bir şey yapamıyor.

NEREDEN ÇIKACAKLAR DİYE

BEKLİYORDUM

Emniyet Müdürümüzü aradım ve ekipler

geldi. Belli bir saatte organize olduk ve Kadıköy

Belediyesi ekipleriyle Emniyet ekipleri

işbirliğinde onları oradan tahliye ettiler.

Belediye de güzelce kapıları kapattı. Bunlar

böyle yerlerde yaşıyor, nereden çıkacaklar

diye bekliyordum. Nitekim ondan kısa bir

süre sonra Sarayardı Caddesi 34 numaraya

yerleşmişler.

ÜÇ TANE BİNAMIZ CAMLARI SÖKÜLMÜŞ

HALDE BİZİ BEKLİYOR

Burada şöyle bir prosedür var. Özel mülkiyet

alanı olduğu için Kadıköy Belediyesi,

böyle yerleri gidip de kapatamıyor. Yerel

yönetimden beklentimiz, müteahhitle

irtibata geçilmesiydi. Ulaşmaya çalışmış

belediye, 20 gün sonra da kapatılmasına

karar verildi ve kapatıldı. Ama yine söylüyorum,

bu çözüm değil. Acıbadem Caddesi’nde

60 numara var, 74 numara var, 102

numara var. Bunlar hep kentsel dönüşüm

kapsamında boşaltıldı, camları söküldü.

Tinerciler sırayla buraları gezecekler. Belediye

ekipleri yeniden müdahale ederek

kapattı. Şu an neredeler bilmiyoruz ama

caddedeki bir binadan her an çıkabilirler.

Çünkü üç tane binamız, camları sökülmüş

halde bizi bekliyor.

CİDDİ VE ÇÖZÜM BULUNAMAYAN

BİR SORUN

Ciddi ve çözülemeyen bir sorun bu, tinerci

ve madde bağımlılarını Türkiye Cumhuriyeti

çözemedi bir türlü. Daha önce Beyoğlu’nda

bir sat komandosunu bıçaklayarak

öldürdüler. İstiklal Caddesi’nde hâlâ daha

görürsünüz.”

26 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Çevre

Fenerbahçe Parkı’nda

bahçeciliğe

yeni boyut!

DENİZ İHSAN TAŞDELEN

İstanbul Saint-Joseph Lisesi, 2016 yılında tohumlarını attığı

Fenerbahçe Parkı Topluluk Bahçesi’ni VR (Sanal Gerçeklik)

teknolojisiyle buluşturarak, Türkiye’de eğitim ve sanal

gerçekliğin birleştiği ilk permakültür projesine imza attı.

Permakültür Kulübü öğrencileri ve Apollo Tasarım Stüdyosu

tarafından hayata geçirilen Topluluk Bahçesi VR Projesi,

bir yandan Android ve iOS işletim sistemlerine sahip akıllı

telefonlardan Fenerbahçe Parkı Topluluk Bahçesi’ni gezme

fırsatı sunarken; diğer yandan sürdürülebilir yaşam alanları

kurgulamaya teşvik ediyor ve bahçeciliğe yepyeni bir soluk

getiriyor.

Bir dönümlük

arazide 50 çeşide

yakın meyve ve

sebze yetiştirilen

Fenerbahçe Parkı

Topluluk Bahçesi’ni

sanal gerçeklikle

bir araya getiren

Topluluk Bahçesi

VR Projesi hakkında

konuşan İstanbul

Saint-Joseph Lisesi

Müdürü Paul

Georges; “Proje büyük

şehirlerimizde

günden güne daha

yaygın hale gelecek

sürdürülebilir

tarımın ilkelerini, üç

boyutlu olarak daha

geniş bir kitleye

aktarabilmeyi amaç

ediniyor” dedi.

VELİLER VE MAHALLE SAKİNLERİNDEN BÜYÜK İLGİ

Saint-Joseph Lisesi Permakültür Kulübü’nün önce okul bahçesinde,

ardından Fenerbahçe Parkı’nda, Kadıköy Belediyesi’nin

özel olarak tahsis ettiği bir bölümde bahçecilik çalışmaları

yaptığını ifade eden Georges; coğrafya öğretmeni Şükran Toy ve

öğrencisi Defne Aksel’in önderliğinde büyüyen Fenerbahçe Parkı

Topluluk Bahçesi’ne velilerin ve mahalle sakinlerinin de büyük

ilgi gösterdiğini, okullarındaki biyoloji ve resim öğretmenlerinin

de eğitimleri kapsamında bahçedeki etkinlikleri konu alan ortaklaşa

faaliyetler düzenlediklerini belirtti.

VR GÖZLÜKLERLE PARKA GİTMEDEN GEZEBİLME İMKÂNI

Fenerbahçe Parkı Topluluk Bahçesi’nin video kaydının alınması,

VR yazılıma aktarılması gibi teknik çalışmaların ardından ortaya

çıkan ve Fenerbahçe Parkı’na gitmeden sanal gerçeklik gözlükleriyle

mekânı gezme imkânı tanıyan uygulama ile ilgili olarak ise

Müdür Paul Georges; projede görev alan öğretmenlere, öğrencilere,

permakültür eğitmeni Taner Aksel’e, Kadıköy Belediyesi’ne,

Apollo ve Google şirketlerine destekleri için teşekkür etti.

NE KADAR ÇOK YAYGINLAŞIRSA, O KADAR İYİ OLACAK

Projenin mimarlarından Saint- Joseph Lisesi Coğrafya Öğretmeni

Şükran Toy ise; “İki yıl önce okulumuzda kurduğumuz bahçecilik

çalışmasını daha büyük kitlelere yaymak amacıyla, topluluk bahçesi

olarak Kadıköy Belediyesi’nden destek alarak parkı kurduk

ve öncelikle Kadıköy çevresindeki okullarla çalışmaları başlattık.

Geniş kitlelere yaymayı düşündük ama ne yapacağımızı bilemedik.

En güzel geri dönüşü, burayı ziyarete gelen diğer okullar kendi

bahçelerini yapmaya başlayarak sağladılar. Projemiz ne kadar çok

yaygınlaşırsa, bizim için o kadar iyi olacak” şeklinde konuştu.

28 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Çevre

TBMM, Bağdat Caddesi’ndeki

trafik terörüne

el attı

CENAY TOPRAKKAYA

Can kayıpları ve yaralanmalı trafik kazalarıyla

gündemden düşmeyen Bağdat Caddesi’nde

aşırı hız, kuralsızlık ve trafik terörü

TBMM’ye intikal etti. Mecliste bu kapsamda

“Şehir Merkezlerindeki İşlek Caddelerde

Trafik Sorunlarının Araştırılması ve Alınacak

Önlemlerin Belirlenmesi” adıyla bir alt

komisyon oluşturuldu. TBMM Trafik Komisyonu

üyeleri, ilk olarak Kadıköy Halk Eğitim

Merkezi’nde vatandaşlarla bir araya geldi;

sonrasında Bağdat Caddesi’nde incelemelerde

bulundu.

Sahilyolu ve Bağdat Caddesi üzerinde

esnafla görüşen, ilgili komisyonun kurulması

için dilekçe veren İstanbul Milletvekili

Av. Hurşit Yıldırım, Kadıköy Life Dergisi’ne

yaptığı açıklamada Bağdat Caddesi’nin son

yıllarda ölümlü trafik kazalarıyla gündeme

gelmesi nedeniyle yaklaşık bir yıl önce

TBMM Dilekçe Komisyonu’na başvurarak,

işlek caddelerdeki trafik ihlallerinin

önlenmesi ve alınması gereken tedbirlerle

ilgili komisyon kurulmasını talep ettiğini ve

bunun da kabul gördüğünü söyledi.

KAZA VE İHLALLERİ EN AZA

İNDİRMEK HEDEFLENİYOR

Bu komisyonla işlek caddelerdeki trafik

sorunlarının araştırılması ve toplumda

bu yönde bir bilinçlenme oluşturulmasını

amaçladıklarını belirten Yıldırım, kamuoyunun

da katkısıyla kaza ve ihlalleri en aza

indirmeyi hedeflediklerini dile getirdi. Trafik

yoğunluğunu, kazaları ve ihlalleri etkileyen

birçok faktör bulunduğunu ifade eden

Milletvekili Hurşit Yıldırım, şu açıklamalarda

bulundu: “Komisyonumuz bu etkenleri

derleyip toparlayarak, bir altlık oluşturacak.

Bu altlık, kamuoyu tarafından da kabul gördüğü

takdirde kanunlaşacak. Sahilyolu ve

Bağdat Caddesi’nde özellikle gece vakitleri

ralli ve yanlama yapan araçlar bulunuyor.

Bu büyük bir tehlike arz ediyor. Amacımız

sürücülere ceza kesmek değil, buradaki

cezaların caydırıcı olmadığını gördük.

Amacımız, sürücülerin kaza yapıp başka

insanlara ve kendilerine zarar vermesini

engellemek.

RALLİ YAPANLARIN ARAÇLARI İKİ AY

SÜREYLE TRAFİKTEN MEN EDİLMELİ

Kaza, taksirli yani birdenbire olur. Ancak

aşırı hız, ralli yaparak bir insanın ölümüne

sebebiyet veren kişinin daha ağır ceza

alması gerektiğini düşünüyoruz. İşlek caddelerde

ralli ve aşırı hızlı giderek trafik ihlali

yapanların araçlarının 2 ay süreyle trafikten

men edilmesini istiyoruz. Aynı şekilde toplu

ralli yaparak bir ölümlü kazaya sebebiyet

verilmesi halinde de aracın müsadere

edilerek satılması ve buradan elde edilecek

gelirin de trafik eğitimi için harcanması

gerektiğini dile getirdik. Bu düşüncemiz de

kamuoyundan ilgi ve destek gördü.”

30 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Kapak

Kıtalararası ilk demiryolu tüneli ile

GEBZE - HALKALI

105 DAKİKA

34 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Kapak

DİLEK KARAGÖZ

Cumhuriyet tarihinin en büyük ulaşım projesinin banliyö hatlarının

iyileştirme aşamasında sona yaklaşılıyor. Bir yıldan daha az bir

sürede, 29 Ekim 2018’de hizmete açılması planlanan hat ile Gebze’den

Halkalı’ya 105 dakikada seyahat edilmesi planlanıyor.

İstanbul ulaşımının omurgasını oluşturan Marmaray üç aşamadan

oluşuyor; Kadıköy-Kartal arasında inşa edilen metro hattı,

Gebze-Halkalı Banliyö Hatlarının İyileştirilmesi ve Demiryolu Boğaz

Tüp Geçişi... İlk kazmanın 2004 yılında vurulduğu projede, İstanbul

Boğazı altından geçişi sağlayan 11 tünelin ilki, 24 Mart 2007’de

denize batırıldı. 15 Ocak 2012’de Ayrılıkçeşme’de, Marmaray’ın ilk

ray kaynağı yapıldı. İlk test sürüşü ise 4 Ağustos 2013’te gerçekleşti.

İlk aşamada Anadolu yakasının ilk metrosu olan Kadıköy-Kartal

metrosu 2012’de hizmete açıldı. Ardından, Kadıköy-Ayrılıkçeşme ve

Kazlıçeşme arasındaki 14 kilometrelik bölüm, 9 yıllık bir çalışmanın

ürünü olarak, 29 Ekim 2013’te hizmet vermeye başladı. Böylece

Marmaray ile İstanbullular trafikte rahat bir nefes aldı. Ayrılıkçeşme-Kazlıçeşme

hattını 4 yılda kullanan yolcu sayısı ise 300 milyon.

Projenin son ayağı olan Banliyö Demiryolu Sistemlerinin İyileştirme

Çalışması’nın bitmesine ise bir yıldan az bir süre var. 29 Ekim

2018’de açılması planlanan hat bittiğinde, Marmaray’da yolculuk

süresi, Gebze ve Halkalı arası 105 dakika, Bostancı ve Bakırköy

arası 37 dakika, Söğütlüçeşme ve Yenikapı arası 12 dakika olacak.

Marmaray’ın hedefi, tek yönde saatte 75 bin, günde ortalama

1 milyon 200 bin yolcu taşımak…

İstanbul’da ulaşımı rahatlatması yanında Marmaray’ı özel kılan

ve ‘Asrın Projesi’ olarak nitelendirilmesini sağlayan neden ise, ilk

olarak Abdülhamit döneminde gündeme gelmesi. O dönemde

‘Tünel’i Bahri’ olarak geçen projenin 150 yıl sonra gerçekleştirilmesi,

bir rüyanın hayat bulması anlamına geliyor. O rüya ise İpekyolu’nun

kesintisiz bir şekilde işleyebilmesi. Doğu-batı uzantısındaki

ulaşım hattının etkin bir şekilde kullanılmasını sağlayan Marmaray,

ilk kıtalararası demiryolu tüneli olma özelliğini taşıyor. Aynı zamanda

da, Avrupa’yı Çin’e bağlayan Trans Sibirya Demiryolu hattına

alternatif bir rota…

Bugün İstanbul’un doğu-batı hattında toplamda 77 km mesafeyi

105 dakikaya indiren proje, aslında bir buçuk asır önce başlanan

demiryolu atılımının devamı niteliğinde. İstanbul Banliyö Hattı’nın

yenilenmesi ise bir mirasa sahip çıkılması anlamını taşıyor. Kadıköy

Life’ın elinizde tuttuğunuz sayısında o mirası anlattık.

Sayfayı çeviriniz! →

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 35


Kapak

Doğu’dan Batı’ya

bir medeniyet yolu

Bir

demiryolu

mirası

Sadece İstanbul’un ve Türkiye’nin değil, dünyanın önemli demiryolu

hatlarından biri Anadolu-Rumeli banliyö hattı. İlk rayların 19. yüzyılın ikinci

yarısında döşendiği hat, Marmaray Projesi kapsamında yaklaşık 150 yıl sonra

yenileniyor. Mimar Dr. Sinan Genim, Doç. Dr. Yonca Kösebay Erkan ve emekli

demiryolcularla, işte bu mirası konuştuk.

İnsan dünyayı ve evreni keşfettikçe var olmanın ifadesi de değişiyor.

Doğaya yenilmeden nefes alıp verebilmenin, barınabilmenin

ve karnını doyurabilmenin derdinde olan ilkçağ insanı

ile günümüz insanının var olmaya yüklediği anlam arasında

büyük bir fark bulunuyor. Var olmaya yüklediğiniz anlam, sizin

uygarlığınızın kodlarını ele veriyor. Çünkü uygarlık, bir memleketin

veya bir toplumun düşünce ve sanat hayatıyla maddi ve

manevi varlığına has niteliklerin tümünü temsil ediyor.

Tek başına bu bakış açısı uygarlıklar arasında bir derecelendirme

oluşturmasa da ‘uygarlık’ kavramı, insanın doğa ile mücadelesinde

belli bir aşamadan sonrasını ifade eden ‘yerleşik

düzen’ ile anılıyor. Yerleşik düzen, medeniyetin gelişmesinde

bir unsuru oluştururken, bir başka etken de insanlığın ‘yol’

almaya başlaması oluyor. Tekerleği bularak insanlık sadece

uzak diyarları yakın etmekle kalmıyor, uygarlıkları da birbirine

katıyor ve böylece yeni medeniyetlerin tohumlarını atıyor. Ve

biz bugün artık bilincindeyiz ki, yol medeniyettir.

Yerleşik hayata ilk geçen Türk kavmi olan Uygurlar’dan gelen

uygarlık kavramı, Batı dünyasında 18’nci yüzyılda ortaya çıkıyor.

Batı dillerinde ‘civilisation’ olarak karşılık bulan uygarlığın

Batı’da telaffuz edilmesi, sanayi devrimi sonrasındaki hızlı

kentleşme dönemine denk geliyor. Elbette, sanayi devriminin

‘yol’ almasını sağlayan da yine bir ‘tekerlek’ oluyor ve demiryolları

bu çağda tarihi bir rol oynuyor.

1912 tarihli lokomotif

36 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Kapak

Mimar ve Kent Tarihçisi Sinan Genim

DEMİRYOLU MİRASI NEDİR?

Dünya tarihinin dönüm noktaları arasında yer

alan bir dönemi beslediği için bugün demiryolları,

bütün dünyada kültürel miras kabul

ediliyor. Endüstrileşmeyi güçlendiren önemli

faktörlerden biri olarak demiryolunun toplumlar

üzerindeki sosyal, tarihsel, ekonomik

ve siyasi etkileri, günümüzde bütün dünyada

bir inceleme alanı. ‘Demiryolu Mirası’ olarak

adlandırılan bu birikim, somut olarak yolcu

binaları, vagon depoları, istasyonlar, su depoları,

köprü ve viyadükler gibi yapılarda karşılık

buluyor. Bununla birlikte bütün bu yapıların

buluşmalara, kavuşmalara, ayrılıklara ev

sahipliği yapması ya da ülkelere ve toplumlara

yön veren insanları misafir etmesi, sayısız kere

edebiyata ve sinemaya yansımış birer kültür

malzemesi olarak karşımıza çıkıyor.

Üzerinde yaşadığımız topraklarda ise

demiryolunun hikâyesi, Batı dünyasındakinden

kısa bir süre sonra başlıyor.

Türkiye’deki demiryolu mirasını oluşturan

ve demiryolu ulaşımını değerli kılan unsurlardan

belki de en önemlisi, ülke coğrafyasının

jeopolitik önemi.

İPEKYOLU’NUN ÖNEMLİ BİR

PARÇASI

Nitekim, İstanbul’dan başlayarak Anadolu’nun

ve Avrupa’nın içlerine uzanan,

Anadolu ve Rumeli demiryolu hattı

yapıldığı günden bu yana Osmanlı İmparatorluğu’na

ekonomik, kültürel ve siyasi

kazançlar getirdiği gibi bugün de, aynı

değerini koruyor. Uygarlıkları sentezleyen,

dünyayı değiştiren fetihlere, buluşlara,

buluşmalara, keşiflere imkân sağlayan bir

medeniyet yolu olarak tanımlayabildiğimiz

İpek Yolu’nun bir parçasını oluşturuyor.

Öte yandan romanlara ve filmlere konu

olmuş Doğu Ekspresi, Haydarpaşa Gar’ının

merdivenlerinden İstanbul’a ayak basan

Anadolu insanı ya da Sirkeci Gar’ından ikinci

vatanları Almanya’ya hareket eden göçmenlerimiz

gibi toplumsal hafızamıza kazınan

birçok olaya ve anıya ev sahipliği yapıyor.

İSTANBUL’DA BANLİYÖ HATTININ TARİHİ

Ünlü Mimar ve Şehir Tarihçisi Dr. Sinan Genim,

Kadıköy Life okuyucuları için, Anadolu

ve İstanbul’daki ilk demiryolu hatlarının

hikâyelerini şöyle anlatıyor:

“30 Haziran 1855 tarihinde vükelâya hitaben

yaptığı bir konuşmada Sultan Abdülmecid,

ülkenin imar ve ekonomik olarak gelişmesi

açısından demiryollarının önemine değinir

ve bir an önce bu işe girişilmesini ister. Kısa

süre sonra 1856’da verilen izinle Köstence -

Çernova ile açılışı 1 Temmuz 1866’da yapılan

İzmir-Aydın demiryolu hatlarının yapımına

başlanır. Ardından Ruscuk-Varna ve

İzmir-Kasaba hatlarının yapımı için izin çıkar.

İstanbul’da gerçekleştirilen ilk demiryolu

hattı ise, yapımına 4 Haziran 1870 tarihinde

başlanan Yedikule-Küçükçekmece’dir. Bu

hatların yapımı için bazı yabancı kuruluş

ve sermayeye imtiyaz verilmiştir. Bu arada

ortaya çıkan problemleri de değerlendiren

Osmanlı yönetimi, giderek önem kazanan

demiryolu yapımını kendi olanaklarıyla

yapmaya yönelir. Bu konudaki ilk deneme

Haydarpaşa-İzmit ve Bursa-Mudanya

demiryollarıdır. İstanbul’u Basra’ya bağlayan

4 bin 760 kilometre uzunluğundaki bir hattın

başlangıç noktası olarak düşünülen 91

kilometre uzunluğundaki Haydarpaşa-İzmit

hattı, iki yıl süren çalışmalar sonrası Sultan

Abdülaziz döneminde, 1873 yılı Ağustos

ayında işletmeye açılır.”

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 37


Kapak

DEMİRYOLU HATTINDA

BÜYÜYEN İSTANBUL

Sinan Genim, demiryolu hattının geçtiği

bölgenin gelişimine nasıl araç olduğunu

ise günümüze dek uzanan semtleri örnek

göstererek açıklıyor:

“Demiryolu hattının açılışı, hat boyunca yer

alan yerleşmelerin kısa süre içinde gelişmesine

yol açar. 18 Ağustos 1861 yıllında

kurulan Fevaid’i Osmaniye (daha sonraları

İdare-i Mahsusa) şirketi, Köprü (Galata

Köprüsü) ile Haydarpaşa, Kadıköy, Moda,

Kalamış, Caddebostan, Suadiye, Bostancı,

Maltepe, Kartal, Pendik ve Yalova arasında

düzenli vapur seferlerine başlamıştır. Adalar

ile bağlantılı bu seferler, Kadıköy’ün Moda

ve Kalamış dışında özelikle Bostancı’ya

kadar olan kıyı bölgesinin kısa süre içinde

yoğun bir iskân talebi ile karşılaşmasına yol

açar. Kıyı boyundaki yoğun talebin içlere

doğru kaymasını ise 1873 yılında kullanıma

alınan demiryolu sağlayacaktır. Kısa süre

içinde Levanten ağırlıklı Moda ve Kalamış

yerleşmelerine alternatif olarak Kızıltoprak,

Feneryolu, Göztepe yerleşmeleri de adı herkesçe

bilinen iskan alanlarına dönüşecektir.

Kısa süre içinde de daha önceleri yazlık

veya mesire yeri olarak kullanılan başta

Boğaziçi olmak üzere şehrin çeperlerinde

yer alan iskan alanlarına yeni yerlerin de

katılmasına yol açar. Bununla birlikte önce

Moda ve Kalamış gibi Kadıköy iskelesine

yürüme mesafesinde olan veya kendi vapur

iskeleleri civarına kümelenen yerleşmeler,

Göztepe, Erenköy, Suadiye’nin içlerine

hatta çok daha ötelere Pendik, Yakacık,

Tuzla gibi uzak alanlara yerleşmeyi ve

şehirle günübirlik ilişkinin devamını sağlar.

Özellikle yaz aylarında kullanmak için bu

yerleşmelerin denizden çok uzak bölgelerine

büyük bahçeler içinde köşkler ve konaklar

yapılmaya başlanır. Aynı durum şehrin

Rumeli yakasında da görülür. Daha önceleri

İstanbul çevresindeki bir köy durumunda

olan Bakırköy ve Yeşilköy gibi yerleşmeler

birer sayfiye alanı olarak kullanılmalarının

yanı sıra, kış aylarında da ikamete açılır

ve şehirle irtibatları artar. Banliyö hatları

üzerindeki istasyonlar, özelikle de Anadolu

yakasındaki Göztepe, Erenköy, Suadiye ve

benzeri tren istasyonları, mimari değerlerinin

yanı sıra nostaljik yapılardır. Çevre ile

uyumlu ve eklektik bir mimariyi yansıtan

bu yapılar, günümüzde korunması gerekli

kültür varlığı niteliğindedirler.”

DEMİRYOLU İLE GELEN EKONOMİK

KAZANIMLAR

Anadolu ve Rumeli banliyö hatlarının

uluslararası önemine dikkat çeken Genim,

bu hatların Osmanlı İmparatorluğu’na

kazandırdığı ekonomik ve siyasi avantajları

vurguluyor:

“İstanbul’un Anadolu ve Rumeli yakasındaki

banliyö hatları, yalnızca şehre hizmet

veren hatlar olarak değil, İstanbul’un bir

yandan Londra, diğer yandan Basra ve

Mekke ve Medine ile bağlantısı sağlayan

uluslararası demiryolu hatlarıdır. Bir dönem

tek hatlı olan bu yollar, kısa süre içinde

artan talep nedeniyle gidiş-geliş olmak

üzere iki hatlı olarak büyütüleceklerdir.

Bu hatların yapımı ile Osmanlı İmparatorluğu’nun

özelikle Avrupa ve Ortadoğu ile

ilişkisi artmış, bu bölgelerde üretilen her tür

ürünün kısa süre içinde büyük şehirlere ve

limanlara ulaşımı sağlanmıştır.”

Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi ve

UNESCO Kürsüsü Başkanı Doç. Dr. Yonca

Kösebay Erkan’a, çalışma alanı olan Türkiye’nin

demiryolu mirasını soruyoruz. Erkan,

konuyu şöyle özetliyor:

“Günümüzde Haydarpaşa demiryolu sahasında

tescil edilmiş 13 yapı bulunmaktadır.

Haydarpaşa - Gebze hattı üzerindeki 10

tarihi yolcu binasının tümü tescillidir. İzmit

- Ankara güzergâhı üzerinde 20 tarihi yolcu

38 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Kapak

Yonca

Kösebay

binası bulunmaktadır. Günümüzde bu

yapıların birçoğu kullanım dışı kalmış ya da

lojman olarak kullanılmaktadır. Bu güzergâh

üzerinde yolcu binası dışında, lojman,

işçi barakası, su deposu, mal deposu, hela,

vb yapıların yanı sıra, su cenderesi, yükleme

gabarisi, gibi ekipmanların örneklerini

görmek mümkündür.”

Peki, Türkiye 19’uncu yüzyıldan bu yana

medeniyetin taşıyıcısı olmuş demiryolu

mirasına nasıl ve ne kadar sahip çıkabiliyor?

Yonca Kösebay Erkan bu konudaki

eksikliklere dikkat çekiyor:

“Demiryolunun doğduğu yer olan İngiltere’de

koruma altındaki demiryolu

yapısı sayısı 2 binin üzerindedir. Koruma

altında olup el değiştirmiş olan demiryolu

hatlarının sayısı 70’e yakındır. Türkiye’de

ise son yıllarda demiryolu yapılarının

korunmalarına ilişkin bir bilinç oluşmaya

başlamakla birlikte, koruma yaklaşımı

sistematik olmaktan uzaktır. TCDD I. Bölge

ve Ankara Genel Müdürlüğü’nde yapılan

incelemelerde, belgeme konusunda büyük

eksiklikler olduğu tespit edilmiştir. TCDD’ye

ait yapıların bakım ve onarımlarının düzenlendiği

yönergede, tarihi ve kültürel öneme

sahip yapılara ilişkin özel bir yaptırım yer

almamaktadır. Demiryolu mirasımız, ülkemizin

ekonomik ve sosyal gelişimi, kentsel

ve toplumsal yaşam üzerinde yarattığı etki

açısından dünyadaki önemli demiryolları

arasında yer alır. Ancak güncel projeler

mevcut istasyon alanlarının değişimi konusunda

baskı yaratacak niteliktedir.”

“TÜRKİYE’DE DEMİRYOLU ARTMALI”

Günümüzde demiryollarına alternatif

birçok ulaşım aracı olsa da, demiryolu önemini

korumaya devam ediyor. Mimar Sinan

Genim, demiryolunun Türkiye genelinde

daha da yaygın olması gerektiğinin altını

çiziyor:

“Günümüzde demiryolunun önemi çok

büyüktür. Ancak ne yazık ki bu konuda ülkemiz

yetersiz bir düzeydedir. Bence bunun

en önemli sebebi Anadolu coğrafyası. Dikkat

edildiği takdirde ilk demiryolu hatlarının

oldukça düz alanlarda yapıldığı anlaşılacaktır.

Çünkü demiryolunun eğimi maksimum

bin metrede 17-20 metre olmalıdır. Karayollarında

ise bu eğim otoyollarda maksimum

bin metrede 100 metre, diğer yollarda ise

bin metrede 150-220 metre olarak yapılabilir.

Bu kolaylık, zor bir coğrafyada bir an

önce ulaşım sağlamak için kullanılmış ve

otoyol yapımına ağırlık verilmiştir. Günümüzde

ülkemizin ekonomik olarak kaynak

ayırmak mecburiyetinde olduğu hizmet

alanı hiç şüphesiz demiryollarıdır. Ancak,

aradan geçen zamanı değerlendirerek

öncelikle Edirne – İstanbul - Ankara – Kars,

İzmir - Ankara, Antalya - Ankara, Ankara -

Diyarbakır - Van, Samsun - Ankara - Mersin

gibi ülkemizi doğudan batıya ve güneyden

kuzeye birleştiren hızlı tren hatlarına ihtiyaç

vardır. Bu demiryolu hatları aynı zamanda

yakın komşularımızın ekonomik olarak kullanacağı

ticaret hatlarına da dönüşecektir.

Uçak, tercih edilen bir yolculuk alternatifi

değildir. Çünkü şehir merkezlerinden uzakta

olan havaalanlarına ulaşım için en az bir

saat gerekir. Hâlbuki trenler, yolcuları

bir - iki saat içinde başka bir şehrin merkezine

ulaştırabiliyor.”

GECİKMİŞ BİR PROJE; MARMARAY

Anadolu-Rumeli banliyö hattının tarihinde

Yedikule-Küçükçekmece duraklarının

açılış zamanı olan 1870 yılını baz alırsak,

yaklaşık bir buçuk asrı geride bıraktığını

söyleyebiliriz. Cumhuriyet’in en büyük ulaşım

projelerinden biri olan Marmaray ile

bu miras şimdi yenileniyor. Sinan Genim,

İstanbul banliyö hattındaki yenilemenin

bu kadar gecikmiş olmasını affedilemez

bir hata olarak nitelendiriyor ve hattın yenilenmesi

sırasında, miras özelliği taşıyan

yapıların korunması gerektiğinin altını

çiziyor:

“Dünyada öncelikle demiryolu inşasına

başlayan ilk ülkelerden biriyiz. Ancak ülkenin

coğrafi güçlükleri gerekse ekonomik

durumu bu konudaki hareket kabiliyetimizi

kısıtlamış ve çok daha ucuz olan

karayolu ulaşımına ağırlık verilmesine yol

açmıştır. Marmaray projesinin bir devamı

olarak yenilenen banliyö hatları konusundaki

gecikmenin ise affedilmesi güçtür.

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 39


Kapak

Bu hat üzerindeki aktarma istasyonlarının

sayısının arttırılmasının da faydalı olacağı

düşünüyorum. Göztepe, Erenköy, Suadiye

ve Bostancı gibi geçmişten günümüze

miras kalan istasyon binalarının da, restore

edilerek ve gereken çağdaş donatı ile

teçhiz edilerek hizmete alınması gerekmektedir.

Sanırım hattın yapımı sırasında

bu yapıların korunmasına ve kullanımına

öncelik verilecektir.”

“PROJE İLE YAPILARIN HAFIZAMIZDAKİ

İMGELERİ DEĞİŞECEK”

Marmaray’ın her ne kadar geç kalınmış,

faydalı ve büyük bir proje olduğu dile

getirilse de, yenilenmesi gerekli bu hattı

yeniden inşa ederken var olan mirası korumayı

başarmak da bir o kadar önemli. Bu

konuda çalışmaları ile öne çıkan Doç. Yonca

Kösebay Erkan, projeye ilişkin yürütülen

çalışmayla ilgili endişelerini şöyle dile

getiriyor:

“Yeni yapılacak istasyonlar orta peron

üzerine kurulacak, mevcut istasyonların

kanopileri yıkılarak, trenler yapılara

teğet geçecektir. Bununla amaçlanan üç

hattı geçirebilecek maksimum alanı elde

etmektir. Mevcut istasyonların kapasiteleri

artacağından, bu merkezlere yakın

bölgelerde gelişim baskısı doğacaktır.

Güzergâh üzerinde arazi fiyatları büyük

ölçüde artmıştır. Bazı yerlerde ise, eski

merkezler terk edilerek, Haydarpaşa

örneğinde olduğu gibi, yeni işlevler gündeme

gelecektir. Mevcut istasyonlar kısıtlı

sayıdaki kullanıcıya hizmet eden, erişim

açısından geniş olanaklar sunmayan,

geleneksel konut dokusu ile bütünleşmiş

merkezlerdir. Bu alanlara inşa edilecek

yeni ve yüksek kapasiteli istasyonların

konut - istasyon - ticaret ilişkisini bozacağı

endişesi yaygındır. Mevcut demiryolu,

konutların çok yakınından geçmektedir.

Önerilen genişletilmiş güzergâh, bu konutları

tehdit eder duruma gelecektir. Yüksek

hızda seyredecek olan yeni raylı sistemin

yaratacağı gürültü ve titreşim olumsuz birer

etki olacaktır. Dile getirilen endişelerin

belki de en önemlisi mevcut istasyonların

tarihsel süreç içinde gelişmiş, birbirlerine

eklemlenerek bugünkü görüntülerini almış

olmalarıdır. Marmaray bu doğal süreci

bozarak, geçmişle günümüz arasındaki

bağı koparacaktır.”

“TREN HAYATTIR”

Literatüre göre demiryolu mirasının anlamı,

istasyonlar, yolcu bekleme salonları, su

depoları, vagonlar gibi yapıları içerse de,

İstanbul banliyölerini anlatırken, demiryolu

kültüründen ve demiryolcudan bahsetmemek

demek, bu mirasın manevi yönünü

eksik bırakmak anlamına gelirdi. Bu amaçla

TCDD Emeklileri Derneği’nin kapısını çaldık.

Eski TCDD Genel Müdürü Ahmet Muhtar

Erol başta olmak üzere, hayatlarını demiryollarını

adamış arkadaşlarına kulak verdik.

Ateşçilik ve makinistlik ile 1956 yılında

göreve başlayan, 1982 yılında TCDD Genel

Müdürü olarak emekli olan Ahmet Muhtar

Erol, “Tren hayattır” diyor.

“Demiryolları ülkeleri, şehirleri birbirine

bağladığı gibi gittiği her yerde sınai ve

kültürel gelişmelerin mimarı olmuştur ve

gelişmesini sağlamıştır. Bir yerde bir fabrika

kurulacaksa bunun üç ana temeli aranır.

Ulaşımı, hammaddesi ve enerjisi... Ulaşım,

demiryolu ağırlıklıdır. Fabrikaların çoğu

demiryoluna yakın yerlere kurulmuştur.

Demiryolunu tarif etmek çok kolay değil.

Çünkü çok yönlüdür. Sadece ray döşeyip,

bir lokomotifin ardına vagon bağlayıp

götürmek de değil tabi. Trendeki hayatın

en bariz görüntüsünü bir Avrupa garına

gittiğinizde görürsünüz. Genellikle Avrupa

garları orada yaşayan Türklerin buluşma

alanı olmuştur. Şunu söylemeliyim, şu anda

Türkiye sınırları içinde en eski tren yolu

1856’da İzmir-Aydın arasında döşenmiş ve

hâlâ çalışan yoldur.”

Eski TCDD

Genel Müdürü

Ahmet Muhtar Erol

40 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Kapak

MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİNDE

DEMİRYOLLARI

Erol’a anılarını sorduğumuzda, Atatürk’ten

başlıyor anlatmaya: “Atatürk’ten hatıralar

bizim için çok değerlidir. Yakın zamana

kadar Atatürk’ün makinistliğini yapmış

Mehmet Sayraç hayattaydı. Biz ondan

dinlerdik. İstiklal mücadelemize başladığımız

sırada, Erzurum - Kars - Ardahan ile

demiryolu bağlantımız olsaydı biz Yunan’ı

denize dökmek için 9 Eylül’ü beklemezdik.

Haydarpaşa’da İşletme Müdür Muaviniyken

müfettişlerimizden biri Kahraman Bey’di.

Yunanlılar, Anadolu’nun içlerine yürüdüğü

sırada, Afyon’dan kalkan en son trenin

makinistliğini yapmıştı. Kömür bulamadıkları

için yol boyunca rastladıkları ağaçları

keserek yakacak temin ettiklerini anlatırdı.

Hat güzergâhında geri çekilen askerleri toplaya

toplaya Eskişehir’e kadar geldiklerini

söylerken gözyaşlarını tutamazdı.”

“HAYDARPAŞA YANARKEN

AĞLAYARAK İZLEDİM”

Uzun yıllar İşletme Müdürü olarak Haydarpaşa

Gar’ında da görev yapan Ahmet Muhtar

Erol’a, yangın sırasında neler hissettiğini

soruyoruz. Cevap verirken, üzüntüsü ve

hayal kırıklığı yüzüne yansıyor:

“2010 senesinde Haydarpaşa’da yangın

çıktığı sırada yazlıktaydım. Haberi aldığımda

Gar’ın karşısındaki Kadıköy-Üsküdar

yolu olan köprüye geldim. Köprünün

korkuluklarına dayandım. Oradan yangını

izlerken gözyaşlarıma hâkim olamadım. O

binaya o kadar çok emeğim geçmişti ki…

Orada işletme müdürlüğü yaparken binayı

onarıma aldım. Tarihi eser olduğu için büyük

bir dikkatle çalıştık. Binanın yapımında

kullanılan taşlar, Osmaneli-Lefke denilen

bölgeden çıkmış. Aynı yerden yeniden taş

temin ettik. Ocağı açtırarak yaptırdık bunu.

Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden eski taşçı

ustaların isimlerini öğrenerek, kendileri ile

iletişim kurdum. Orijinal haline tamamen

sadık kalarak yaptık onarımını. Bugün de

restorasyon çalışmaları sırasında yine orijinal

Lefke taşı getirildiği söyleniyor.”

“ESKİDEN DEMİRYOLCU

İTİBAR SAHİBİYDİ”

Demiryolu Emeklileri Derneği Başkanı ve

Marmaray Proje Danışmanı Şehzat Günoral

ise, baba mesleği demiryolcu olan bir isim.

Çocukluğu 1940’lı yıllarda Sarıkamış’ta geçmiş.

Baba mesleğini seçmek için demiryolu

meslek lisesini bitirmiş:

“Eskiden demiryolcu itibar sahibiydi. Bu

meslek değer görürdü. Baba mesleğini

seçtim. 33 sene demiryollarında çalıştım.

Emekli olduktan sonra İstanbul metrosunda

8,5 yıl çalıştım. Ardından da 10 yıl özel

sektörde demiryolu hatlarının döşenmesi

işinde görev aldım. Şu anda da Marmaray’da

demiryolu danışmanlığı yapıyorum.

29 Ekim 2018’de açılması planlanan proje,

geç kalınmış bir çalışma. Ekonomik ve

siyasi bir irade bu... Ancak Kadıköy-Kartal

Metrosu olmasa bu hattın yenilenmesine

cesaret edilemeyebilirdi. Banliyö hattı

çalışması bittiğinde İstanbul metro ağının

ana damarını oluşturacak. Pendik-Sabiha

Gökçen hattı, Kirazlıtepe hattı ve karşıya

geçtiğinizde tramvay hattı ile irtibatlı. Yani

bu hat ana gövdeyi oluşturacak.”

Demiryolu Emeklileri Derneği Başkanı ve Marmaray

Proje Danışmanı Şehzat Günoral (Sağda)...

YOK OLMAYA

MAHKUM EDİLEN

BİR DEMİRYOLU

MÜZESİ

Mimar Sinan Genim, Türkiye’nin

demiryolu mirası içinde önemli

bir yer tutan İzmir Selçuk’ta

bulunan ancak gerekli bakımın

yapılmayarak yok olmaya terkedildiğini

ifade ettiği demiryolu

müzesine dikkat çekiyor:

“İzmir’in Selçuk ilçesi yakınındaki

küçük bir yerleşme olan

Çamlık’ta bulunan ve ülkemizde

çeşitli tarihlerde kullanılan

lokomotif, vagon ve demiryolu

ulaşımındaki çok sayıda makinanın

teşhir edildiği bu müzenin

hali utanç vericidir. Üzerlerinden

pas akan bir dolu endüstri mirası

kaderine terk edilmiş, yok oluşa

doğru gidiyor. Elbette demiryollarımızı

süsleyen istasyon

binalarımızın korunması gerekiyor

ama bunlara hayat veren,

bir dönem bizlerin ulaşımı için

çaba gösteren bu makinalara da

sahip çıkmamız lâzım. Gözden

uzak bir noktaya, rant beklentisi

olmayan bir alana taşındıkları

için yok oluşlarını seyretmek

üzüntü verici.”

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 41


İlçelerimiz

Şile, “Gelecek Turizmde” dedi

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ve Anadolu

Efes ortaklığıyla yürütülen, ülkemizdeki sürdürülebilir turizm çalışmalarına katkı

sağlamak, turizm alanındaki istihdamı artırmak ve turizmin yerel kalkınma boyutuna

dikkat çekmek amacıyla yürütülen ‘Gelecek Turizmde’nin 2018 yılında destekleyeceği

projeler açıklandı.

Her yıl üç sürdürülebilir turizm fikrine fon desteğinin yanı sıra eğitim, planlama,

teknik destek, iletişim ve danışmanlık desteği veren Gelecek Turizmde’nin 5. dönem

projelerinden Şile “Ovacık Köyünde Bir Gün”, Çanakkale “Truva Kültür Rotası”,

Ordu Perşembe “Perşembe’nin Işıklarını Kadınlar Yakacak” projeleri, 2018 yılında

desteklenecek projeler olarak açıklandı.

OVACIK KÖYÜ’NDE BİR GÜN

Şile’nin Ovacık Köyü’nde gerçekleştirilecek “Ovacık Köyünde Bir Gün” projesi; Şile

Belediyesi, Ovacık Köyü Kadın Tohum Derneği, Şile Turizm Kültür ve Tanıtma Derneği

ortaklığıyla yürütülecek. Proje ile yerel halk, konuklarına geleneksel gıdanın

ata tohumundan yetiştirilip hasat edilmesi ve pişirme sanatını tecrübe ettirecek.

Yöresel yemek eğitimleri ile tarifler reçetelendirilecek. Tüm bunlar deneyimlenirken,

sorumlu turist ve sorumlu işletme prensibi doğrultusunda, yöre halkı ve

misafirler çevresel etki konusunda da bilgilendirilecek.

Ortadağ Spor Tesisleri açıldı

Sancaktepe Belediyesi tarafından

Fatih Mahallesi’nde yaptırılan

Ortadağ Spor Tesisleri hizmete girdi.

İçerisinde bulunan çocuk oyun alanı,

açık hava fitness aletleri ve futbol

sahası ile Ortadağ Spor Tesisleri’nin,

hem Fatih Mahallesi hem de Sancaktepe

için yeni bir sosyal yaşam

ve spor alanı olacağını belirten

Belediye Başkanı İsmail Erdem, şu

açıklamalarda bulundu:

“100’ü aşkın park ve sosyal yaşam alanımızla

İstanbul’un en yeşil, en temiz

havası olan, sosyal imkânları en geniş

ilçelerinin başında geliyoruz. Bugün ilçemizde

dünya standartlarında birçok

spor kompleksi bulunuyor. Açtığımız

spor okullarında her yıl onbinlerce

gencimiz yüzmeden basketbola,

futboldan güreşe kadar ilgi duydukları

tüm spor dallarında uzman eğitmenlerden

ders alırken; milli ve manevi

değerlere sahip, ahlaklı ve ülkemize

faydalı insanlar olarak yetişiyor.”

Cengiz Aytmatov

heykeli Maltepe’de

Türk dünyasının ünlü yazarı Kırgız edebiyatçı

Cengiz Aytmatov’un heykeli, 89. doğum gününde

Maltepe’de açıldı. Maltepe Belediyesi

tarafından gerçekleştirilen açılışta konuşan

Aytmatov’un oğlu Asgar Aytmatov; “İlk defa

sanata bu kadar büyük değer veren bir

belediye başkanı görüyorum. Aytmatov Ailesi

olarak şükranlarımı sunuyorum” dedi.

Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç ise; “Türk

dünyasının çok önemli bir değeri olan Cengiz

Aytmatov, tıpkı bizim Yaşar Kemal’in Çukurova’yı

dolaşması gibi ilmek ilmek her kelimesine,

öyküsüne ve romanına Türk kültürünü

işlemiştir. Hepimiz, ‘Selvi Boylum Al Yazmalım’

filmini biliriz. Ne yazık ki filmin yazarının

Cengiz Aytmatov olduğunu pek çoğumuz

bilmiyoruz. Böylesine bize dokunan bir yazarı,

89. doğum gününde Maltepelilerle buluşturmak

çok önemliydi” şeklinde konuştu.

BEDRETTİN DALAN’DAN ÖVGÜ

Başkan Kılıç’ın ardından söz alan Bedrettin

Dalan da şunları ifade etti: “Güler yüzlü,

tatlı dilli, yakışıklı ve çalışkan. Hiç kimseyi

kırmayan, herkese hizmet eden belediye

başkanımız Ali Kılıç, beni de kırmadı ve bugün

muhteşem eseri Maltepe’de açtı. Bugün Türklük

yaşıyorsa önce Allah, sonra Gazi Mustafa

Kemal ve arkadaşları, şehitlerimiz ve gazilerimiz

sayesindedir. Millet olmak için gerekli

şart, kültür üretmektir. Yüce Atatürk’ün dediği

gibi, sanattan mahrum kalan bir milletin şah

damarı kesik demektir. İşte Cengiz Aytmatov

da Türk dünyasının önemli yazarlarından biri.

O eserleriyle bütün dünyaya mal olmuştur”.

42 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


İlçelerimiz

Ataşehir’de Yeşil

Noktalar çoğalıyor

Rakamların

dilinden Çekmeköy

Çekmeköy Belediyesi, geçtiğimiz dönemlerde Çekmeköy’ün

coğrafi yapısı ve tarihine yönelik yaptığı

akademik çalışmalara bir yenisini daha ekledi.

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi

Prof. Dr. Murat Şeker’in hazırladığı, rakamlarla Çekmeköy’ü

anlatan “Sayılarla Çekmeköy 2016” kitabı,

Çekmeköy’ü diğer İstanbul ilçeleri ve ülke geneliyle

karşılaştırarak kıyaslamalarda bulunuyor.

Çekmeköy ilçesinin nüfus, eğitim, sağlık, altyapı,

sosyal yaşam, ekonomik yapı, demografik yapısı

gibi alanlarda mevcut durumunu analiz etmek,

2010-2017 yılları arasında ilçede meydana gelen

değişikliklerin takibini yapmak amacıyla hazırlanan

bu kitapla, diğer kurumlar ve vatandaşların faydalanabileceği

bir kaynak oluşturuldu. Vatandaşlar ve

kurumlar, kitaba www.cekmekoy.bel.tr adresinden

ve belediye hizmet binasından ulaşabilecek.

Ataşehir Belediyesi Çevre Koruma ve

Kontrol Müdürlüğü tarafından çevre bilinci

ve geri dönüşüm konusunda farkındalık

yaratmak amacıyla ilçedeki üç mahalleye

daha yeni “Yeşil Nokta” yerleştirildi. Ataşehir’de

6 olan Yeşil Nokta sayısı, böylece 9’a

ulaşmış oldu.

Yeni Yeşil Nokta’ların üzerinde öncekilerinden

farklı olarak bilgilendirici LED ekranlar

bulunuyor. Bu LED ekranlarda “Ataşehir Bizi Geri Dönüşüme Götür, Çevre

Bilinci Burada, Atık Pil Sizden Hediyeniz Bizden, Doğanın Pili Bitmesin,

E-atık Hurda Değildir, Ataşehir Tane Tane Kapak Topluyor Adım Adım

Engelleri Aşıyor, Yeşil Düşün, Ben Çöp Değilim Geri Dönüşebilirim, Atık

Yağlarınızı Dökmeyin” gibi çevre ve geri dönüşüm konulu bilinçlendirici

mesajlar ile düzenlenen kampanyalarla ilgili sloganlara yer veriliyor.

SAYILARI ARTACAK

Yeşil Nokta konteynerlerinde kitap, kâğıt-karton-kompozit, plastik, metal,

cam, plastik kapak, atık pil, bitkisel atık yağ, elektronik atıklar olmak üzere

9 farklı atık toplama ünitesi bulunuyor. Ataşehir Belediyesi tarafından yerleştirilen

Yeşil Nokta’ların sayısı, önümüzdeki dönemlerde de büyüyerek

devam edecek.

Sultanbeyli’de tarihi gün

GÜNCELLENMİŞ VE GENİŞLETİLMİŞ BİR ESER

“Kitabın oluşturulma aşamasında emeği geçen

mesai arkadaşlarıma özverili çalışmaları için teşekkür

ediyorum” diyen Çekmeköy Belediye Başkanı

Ahmet Poyraz, şunları ifade etti: “Bu çalışma, ilki

2010 yılında yayınlanan Sayılarla Çekmeköy dizisine

eklenen, güncellenmiş ve genişletilmiş bir eserdir.

Kentsel ve kamusal hizmet alanını kapsayan ve

gerek merkezi yönetim gerekse yerel yönetimi ilgilendiren

başlıklarda karşılaştırılabilir bir veri setinin

oluşmasını amaçlayan bu çalışmada, en güncel

veriler kamuoyu ile paylaşılmıştır. Eserde sadece belediye

çalışmaları dikkate alınmamış olup, öncelikle

Çekmeköy ilçesinin İstanbul’daki diğer ilçelere göre

kıyaslandığı tablolara ve grafiklere yer verilmiştir.”

Sultanbeyli’nin 100 yıllık tapu probleminin çözüm aşamasında tarihi bir

gün daha yaşandı. Sultanbeyli Belediye Başkanı Hüseyin Keskin ve Sultanbeyli

Kaymakamı Metin Kubilay’ın da katılımıyla düzenlenen tapu devir

teslim töreni kapsamında, Sultanbeyli İlçe Tapu Müdürlüğü’nde 920 bin

metrekareyi kapsayan hisseli alanın takas işlemi gerçekleştirildi.

Sultanbeyli’nin genelini ilgilendiren ve 15 mahalleyi kapsayan takas işleminde

elinde hisse tapu bulundurup, arazide yeri olmayanların toplamda

920 dönümlük alanı Maliye Hazinesi’ne geçmiş oldu. Gerçekleştirilecek

işlemlerden sonra tapular, arazide yeri olan hak sahiplerine verilecek.

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 43


İlçelerimiz

Tepeören Mahallesi’ne tapu müjdesi

Tuzla Belediye Başkan Dr. Şadi Yazıcı,

1. ve 4. etap imar uygulaması tamamlanan

Tepeören’de 9 bin 300 tapunun hak

sahiplerine dağıtıma hazır olduğunu, imar

uygulaması devam eden 5, 6 ve 7. etapta

2 bin 630 tapu daha dağıtacaklarını söyledi.

Planların ardından mahallenin gelişmesi

ve yapılaşmasının hızlanacağını belirten

Başkan Yazıcı; “2018, Tepeören’in altın yılı

olacak” dedi.

Tepeören Mahallesi’ndeki en önemli çalışmalarının

Tepeören ve çevresinin planları

konusunda yaptıkları çalışmalar olduğunu

ifade eden Yazıcı; “Tepeören, Akfırat ve

Orhanlı’daki planları tadil etmek çok kolay

olmadı. Tadil ederken yaşadığımız sıkıntılar,

yeniden plan yapmaktan daha zordu.

Bozulmuş, mahkemelik olmuş veya yanlış

yapılmış planların tekrar düzenlenmesi

konusunda mecburen yeniden yapmak

zorunda kaldık. Tepeören 1. ve 4. etap imar

uygulamasını tamamladık. 5, 6 ve 7. etap

imar uygulamalarına devam ediyoruz. Bu

bölgedeki imar uygulamasında 2 bin 630

tapuyu daha sahiplerine vereceğiz. Planlamalar,

Tepeören ve çevresinin gelişmesi

açısından en önemli adımlardan birini

oluşturdu” şeklinde konuştu.

KİLOMETRELERCE YOL AÇILACAK

Tuzla Belediye Başkanı Dr. Şadi Yazıcı,

planlama sonrası için Tepeören’in geleceği

hakkında şu açıklamalarda bulundu:

“Yeni planlarla beraber kilometrelerce yol

açacağız. Herkes tapusunu aldıktan sonra

yapılaşmasını sağlayacak. Bu bölgenin

gelişimi için öncü ve önemli bir adım

atıldı. Hızlı bir yapılaşma ve şehirleşmenin

daha ciddi bir şekilde oluşması

sağlanacak.”

Adalar’da

çocuklar için mini

koruyucular

Her sabah Adalar Belediyesi’nin ücretsiz

servisleriyle okullarına ulaştırılan çocukların

soğuk hava ve yağmurlardan korunmaları

için, ilçenin çeşitli noktalarına mini

duraklar yerleştirildi.

Üsküdar’da Temiz Sokak Projesi

İş adamı Murat Vargı liderliğinde kurulan,

çöpün azaltılması ve doğru yere atılması

davranış dönüşümü sağlamayı amaçlayan

Çöpüne Sahip Çık Vakfı ile Üsküdar Belediyesi’nin

ortaklaşa gerçekleştirdiği Temiz Sokak

Projesi başladı.

Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen,

Çöpüne Sahip Çık Vakfı Yönetim Kurulu

Başkan Vekili Ebru Dorman ve usta oyuncu

Perran Kutman’ın katılımıyla gerçekleşen

basın buluşmasında projenin amaçları ve hedefleri

paylaşıldı. Proje kapsamında, Üsküdar

Belediyesi sınırları içinde bulunan ve pilot

bölge olarak seçilen Dönmedolap Sokağı’nda

çöpün çevreye atılmaması ve ayrıştırılması

yönünde davranış dönüşümü sağlanması

amaçlanacak.

UYGULAMALAR TAKİP

EDİLECEK, GEREKTİĞİNDE YOL

GÖSTERİLECEK

“İç Temizliğini Sokağa Yansıt” sloganı

ile başlayan proje kapsamında

“Temiz Sokak” etiketini almaya

aday olarak seçilen pilot sokakta,

Mayıs 2018 itibariyle çöp miktarının

azalmasına ve uygulamalardaki

iyileşmelere bağlı olarak sokağın bu

etiketi alıp almadığı ilan edilecek.

Proje boyunca pilot sokaktaki

uygulamalar takip edilecek ve

gerektiğinde sokak sakinlerine bilgi

verilerek yol gösterilecek, ayrıca

sokak gönüllülerinin projede görev

alması için sokak sakinlerine çağrıda

bulunulacak.

Ada halkının beğenisiyle karşılanan mini

koruyucular ile kış aylarında çocukların

servislerini bu alanlarda güvenli bir şekilde

beklemelerini ve olumsuz hava koşullarından

korunmalarını sağlamak hedefleniyor.

Kolay sökülüp kurulabilir özellikteki

koruyucu duraklar, yaz aylarının gelmesi ve

okul sezonunun kapanması ile birlikte bir

sonraki sezona kadar kaldırılacak.

44 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


İlçelerimiz

Pendik’e 50 dönümlük

Spor Köyü

Kente onlarca antrenman sahası ve birçok spor kompleksi

kazandıran Pendik Belediyesi, yatırımlarına bir yenisini

daha eklemeye hazırlanıyor. Bu kapsamda Çamlık Mahallesi’nde

50 dönümlük alana, içerisinde atletizmin çeşitli branşlarının

yapılabileceği pistler, okçuluk alanı, tenis kortları ve

futbol sahasının yer alacağı Spor Köyü inşa edilecek.

İlçedeki genç nüfusun şampiyon sporcu çıkarmak için iyi

bir potansiyel oluşturduğunu belirten Pendik Belediye

Başkanı Dr. Kenan Şahin, onları spora kazandıracak tesis

hamlesinin devam ettiğini açıkladı. Proje çalışmaları

devam eden Spor Köyü içerisinde standart ölçülerde bir

futbol sahası, 8 kulvarlı 400 metre uzunluğunda bir atletizm

pisti, 100 metre uzunluğunda bir koşu pisti, ikisi kapalı 6

tenis kortu, okçuluk alanı ve yürüyüş yolları olacak. Tesis,

yine olimpiyatların önemli spor branşlarını oluşturan disk,

çekiç, gülle atma, uzun ve yüksek atlama sporlarının da

yapılabilmesine imkân sağlayacak.

PİKNİK ALANLARI DA YER ALACAK

Sporseverlerin uğrak yeri haline gelmesi beklenen Spor

Köyü’nde, vatandaşların keyifle vakit geçirip dinlenebilecekleri

alanlar da yer alacak. Tüm ilçe halkının gözdesi

olacak tesise piknik alanı ve çocuk oyun alanı da yapılacak,

vatandaşların araçlarını kolaylıkla park

edebileceği bir de açık otopark

bulunacak. Yeşil alan

düzenlemesiyle ayrı bir cazibe

kazanacak projenin

altyapı ve tesviye çalışmaları

devam ediyor.

Ümraniye Çiğdemi

gün yüzüne çıkıyor

Ümraniye Belediyesi, yaptığı parklar ve yeşil alanların çoğaltılması ile

ilgili hayata geçirdiği projeler, alt ve üst yapıda gerçekleştirdiği hizmetlerle

doğal çevreyi koruyarak, tabii zenginliklerin yaşatılması yönündeki

çalışmalarını sürdürüyor. Endemik bitki türü olan Ümraniye Çiğdemi’nin

korunmasına yönelik adım, Ümraniye Belediyesi işbirliğiyle atıldı.

Ümraniye’nin endemik bir türü olarak tescili yapılan Ümraniye Çiğdemi’nin

sergilenmesi, tanıtımı, kültüre alınması, korunması ve bitki piyasasına

kazandırılması için, Çamlık Mahallesi Şenol Güneş Bulvarı’nda

Ümraniye Çiğdemi Koruma ve Üretim Merkezi’nin çalışmaları yapılarak,

faaliyetlerin yürütülmesi için aynı yerde kurulu ANG Vakfı Nezahat Gökyiğit

Botanik Bahçesi ile Ümraniye Belediyesi arasında protokol hazırlandı.

Protokol kapsamında düşünülen Ümraniye Çiğdemi için öncelikle

geleneksel yöntemle bitkinin soğanla çoğaltılma çalışmaları, merkezin

önündeki botanik bahçesi sınırlarında başladı.

TÜRKİYE FLORASINDA DİNAMİK BİR YAPIYA

KAVUŞTURULMASI İÇİN

Alanları belirli bir ülke veya bölgeye ait yerel, ender ve çok ender bulunan

bitki türlerinden nesli tükenmek üzere olan bitkiler kategorisine

alınan, endemik bir bitki olan Ümraniye Çiğdemi’nin (Crocus Pestalozzae);

bilimsel veriler ışığında gerekli çalışmaların yapılarak, gerek doğal

ortamda korunması gerekse kültüre alınıp, neslinin çoğaltılması noktasında

bulunduğu kritik durumunun iyileştirilmesi ve Türkiye florasında

dinamik bir yapıya kavuşturulması için Ümraniye Belediyesi tarafından

araştırma çalışmaları yapacak komisyonlar kuruldu, Belediye Meclisince

kabul edildi.

100 yıllık Türk Evi canlanıyor

Beykoz’un İncirköy Mahallesi’nde bulunan 100 yıllık

ikiz yapılı Türk Evi, Beykoz Belediyesi tarafından

aslına uygun olarak restore ediliyor.

Beykoz Belediyesi tarafından Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden

kiralanan ve geleneksel Türk Evi’nin

karakteristik özelliklerini taşıyan tarihi ev, İncirköy

Su Nazırı Sokak’ta 330 metrekarelik bir bahçe içerisinde,

ikiz yapılı ve içyapısındaki tahribata karşın

estetik görünümünü koruyarak günümüze kadar

gelebilmeyi başardı.

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 45


Kent Sosyolojisi

Sosyolog Doç. Dr. Cenk Özbay’ın gözünden

“Dönüşen Kadıköy”

REHA KADAK

Körler Ülkesi, yani Kadıköy, Anadolu Yakası’nın merkezi.

Ancak, son yıllarda artan bir nüfusa, kentsel dönüşüme,

arka arkaya açılan kafelere, tiyatrolara daha da merkez

olmaya başladı. İstanbul ve cinsiyet üzerine çalışmalar

yapan, aynı zamanda bir Kadıköylü olan Sabancı Üniversitesi

Öğretim Üyesi Sosyolog Doç. Dr. Cenk Özbay ile

Kadıköy’ün dönüşümü, Körler Ülkesi’nin bir anda bu kadar

cazibe alanı olmaya başlamasının nedenleri üzerine bir

araya geldik.

Beyoğlu’nda Gezi Olayları öncesi ve bu olaylarla

birlikte bir değişim yaşanmaya başlandı. Beyoğlu’nun

entelektüel, aydın, sanatçı ve üniversite öğrencisi

olan belli bir kitlesi, bu yaşanan olaylarla bölgeden

kendini yavaş yavaş atmaya başladı ve soluğu Kadıköy

bölgesinde aldı. Siz bu durumu nasıl görüyorsunuz?

Amerika’da yaşadığım dönem hariç 96 yılından beri

Kadıköy bölgesinde ikamet ediyorum, 21 yıldır Anadolu

yakasındayım. Fakat benim gözlemim bu yönde değil

aslına bakarsanız. Avrupa yakasında yaşayan kitle için

Kadıköy özelinden Anadolu yakası, hâlâ karşıya geçmektir.

Karşıdır! Avrupa yakalı kişiler için eskiden Kadıköy’e

geçmek bence oldukça fantastik bir haldeydi. Şimdi

de eskisi kadar olmasalar da yine de o kadar çok değil

buraya geliş ya da kaçış. Ben, Kadıköy’ün yani Çarşı kısmı,

Moda tarafı, Bahariye tarafını baz alarak söylüyorum, hareketliliğin

nedeninin Anadolu yakasının diğer semtlerinde

yaşayanlarının buraya akın etmesi ve vakit geçirmeleri

olduğunu düşünüyorum. Beyoğlu’ndan bir kaçış olduğu

elbette doğru, ancak Anadolu yakasından Beyoğlu’na

gitmeyi tercih eden kişiler artık Kadıköy’ü seçmeye, dönüştürmeye

başladı. Mesela, ben burada büyüdüm, lise

ve üniversite zamanımda hemen hemen hiç Kadıköy’de

vakit geçirmezdim, pek bir şey yoktu burada, ama şimdi

öyle değil; yeni nesil artık burayı tercih ediyor, Beyoğlu

denen bir durum da yok ortada.

Aslına bakarsanız şöyle bir durum var, ben

Beyoğluluyum. Beyoğlu’nun Cihangir, Galata gibi

eğitim ve gelir seviyesi belli bir düzeyin üstünde olan

insanlarının artık Moda bölgesini ve Beyoğlu’na sadece

vakit geçirmeye gelen belli bir eğitim ve kültür seviyesi

üzerinde olan kişilerinin

de Yeldeğirmeni bölgesini

kendine “ev”, “yaşama alanı”

seçtiklerini görüyorum ve

şahit oluyorum. Ben de

bunlardan biriyim. Bu durum

için ne diyorsunuz?

Evet, evet buna ben de katılıyorum.

2012 yılında örneğin, arkadaşım

Sosyolog Didem Danış

beni Yeldeğirmeni Karakolhane

Caddesi’ne yürüyüşe çıkarmıştı.

Ki o zaman neredeyse hiç

Yeldeğirmeni’ne gitmemiş ve

gerek de duymamıştım, kulağıma

da cazip gelmiyordu. Ama

Didem öngörülü bir kent sosyoloğu

olarak buradaki değişimi

fark etmişti, yabancı menşeili

kişilerin, Erasmus öğrencilerinin,

entelektüellerin bir yaşam

46 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Kent Sosyolojisi

alanı oluşturduğunu görmüş ve çok şaşırmıştım.

Çünkü onca yıllık Kadıköylü olarak

cidden bu bölgeyi çok gereksiz bulurdum.

O günden bu yana dediğiniz gibi burada bir

yerleşim dönüşümü oldu. Binalar restore

edildi, yaşanır hale geldi. Moda’ya da sizin

dediğiniz gibi başka bir nüfus geldi, orada

da binalar birer daire daha genişledi, Cihangir

ve Galata nüfusu oraya kaydı, ancak yine

de elimizde bir araştırma konusunun verileri

yok buna dair; sadece buna bir moda, bir

trend dememiz daha uygun olacaktır. Böyle

bir moda var. Ama şuna geleyim; Kadıköy’de

patlayan bir kafe çılgınlığı, patlayan

bir sanat mekânları, kahve mekânları vb. yığının

nedeninin Beyoğlu kaçkınlığının değil,

Anadolu yakasında yaşayanların Kadıköy’ü

tamamen artık merkez olarak benimsemeleri

ve tercih etmeleri yüzünden olduğunun

düşüncesindeyim. Elbette Beyoğlu bu

kadar düşüş göstermeseydi, Kadıköy yine

de şu an olduğu gibi revaçta olan bir yer

olamazdı asla.

Kadıköy, özgür ve rahat hissedilen

bir bölge oldu insanlar için...

Evet, öyle olduğu aşikâr. Ben İzmirliyim

aslen. Başka bir araştırma için İzmir’e gittim

ve aslında her gittiğimde de şaşırarak karşılıyorum.

Özgür ve rahat olma biçimi, yani

kadın-erkek kurulan nitelikli ve de rahat

ilişki-iletişim, alkol kullanımın caddelerde

yapılabilmesi, sokak kültürü sanki bana

bir Avrupa şehrine, İspanya’ya gelmişim

durumunu hissettiriyor. İstanbul’un ne

kadar baskıcı, ne kadar zor bir yer olduğunu

maalesef burada yaşayarak unutuyoruz.

Ancak, İzmir’de yaşanan durumun benzeri

Kadıköy’de yaşanıyor ama biz Kadıköylüler

için ya da Kadıköy’de vakit geçirmeyi

tercih edenler için bu oldukça normal bir

yaşam biçimi. Kadıköy’den uzaklaşınca

zaten oldukça şaşırıyor ve yadırgıyoruz

başka semtleri. Kartal’daki, Sarıyer’deki,

Ümraniye’deki insanlar için Kadıköy,

az önce örneğini verdiğim İspanya gibi

algılanıyor. İstanbul’un başka semtleri için

Kadıköy ayrıksı, özgür ve “uzak” bir yer.

Halbuki burada yaşayan insanlar da belli

bir seviyede, Bağdat Caddesi’ndeki maddi

zenginliğin olduğu bir ikamet alanı değil

Kadıköy. Memur, öğretmen, öğrenci, işçi

sınıfın yoğun olduğu yer aslında... Kısaca

maddi sermayesi az, kültürel zenginliği olan

kişilerin yoğunluğu fazla mutlaka.

Siz bir Kadıköylü olarak, 90’larda,

2000’lerde ve 2010’lu yıllar

içindeki Kadıköy sürecini nasıl

değerlendiriyorsunuz?

Öncelikle bariz bir kafe açılma durumu söz

konusu. Dünyaca ünlü bir kahve firmasının

Türkiye’deki en büyük şubesinin Rıhtım’da

açılması kesinlikle tesadüf değil. Diğer

taraftan 90’larda oldukça fazla Kadıköy sineması

vardı, onlar hemen hemen hiç kalmadı,

bu da başka bir tarafı. Ama daha çok

tiyatro var bunun aksine. İrili ufaklı tiyatro

ekipleri var ve önemli çalışmalar yapıyorlar.

Öğrencilerim üzerinden bu konuyu

takip ediyorum, Kadıköy’de yapılan tiyatro

onlar için çok fazla ilgi çekici. Moda Sahnesi,

Baba Sahne, Oyun Atölyesi, Tiyatro Akla

Kara, Emek Sahnesi ve bu sahneleri kullanan

İstanbul’un diğer tiyatro ekipleri. Bir

kalabalık oluşmuş durumda 2010’larda.

Bir de Hasanpaşa bölgesi var, işte Emek

Sahnesi de orada. Hasanpaşa, bir sonraki

“dönüşüm”ün habercisi aslında... Çok hızlıca

değişir ve beş yıla kadar başka başka

şeyler konuşacağız bu bölge için. Hasanpaşa’dan

Akasya AVM’ye uzanan aks özellikle

çok konuşulacak. Çünkü bu bölgede

çok önemli bir kültür merkezi inşaatına

devam ediliyor, eski Gazhane, 2019’da açılacak.

Bu rüzgâr bile bölgeyi etkiledi daha

açılmadan. Sonra aynı bölge tarafında Salı

Pazarı inşaatı devam ediyor. Önümüzdeki

değişim de buralarda olacak. Çünkü çok

cazip... Kadıköy’ün merkez yaşam alanına

yürüyerek on dakikada çok kolay geçiş

yapılabiliyor bu bölgeden. Fikirtepe de

ayrı mevzu, yükselen gökdelenler, rezidans

mantığı yaşam biçimi. Orası da merkezdeki

Ataşehir olacak. Cazip olan Kadıköy

merkeze yakınlık... 2010’lar Anadolu yakası

yığınını Kadıköy içine almaya başladı işte.

İnşaatlar, değişimler bu yüzden.

Siz bu “değişim”lerden memnun

musunuz buralı olarak?

Başka röportajlarımda da dile getirdim;

kentsel dönüşüm tek parça bir şey değil.

Ekonomik nedenleri var, estetik nedenleri

var, sosyolojik nedenleri var. Nasıl bir kentte

yaşıyoruz, nasıl bir kaldırım istiyoruz, nasıl

bir mahalle istiyoruz. Bunları tartışmamız

gerek. Kent mimarisini ne kadar önemsiyoruz,

meselemiz bu oluyor mu hiç sanmıyorum.

Yeldeğirmeni mesela, bir cumbalı,

3-4 katlı binaların olduğu bir yer, denize

doğru inen sokakları da başka bir hava

katıyor bölgeye. Bence, mimar, belediye,

şehir plancıları, müteahhitler bir araya

gelip bunu konuşmalı, ortak net bir tavır

alınmalı. Hoş aslında, yenidünya düzenindeki

birçok metropolde de bu yok, ne kadar

Paris mimarisi kaldı, yok. Bağdat Caddesi,

Hasanpaşa, Fikirtepe aynı ilçe içinde başka

yerlere dönüşüyor. Bir şey eski ve artık

yaşanılmayacak gibiyse yıkılıp yeniden

inşa edilmeli elbette. Kadıköy özelinden

her yerin durağan olmamasından yanayım,

değişimler başkalaşmamalı. Çok kafe

kültürü ne kadar çok dönüşüm yaratabilir.

Ekonomik vizyonsuzluk da var. İlkel bir girişimcilik

örneği... Ama tuhaf tabi kalabalıklar

da. Dışarda espresso bazlı kahveler bizim

için hâlâ çok yeni. Aşırı yeni bir gelişme var.

Mesela eskiye göre küçük esnaf kalmadı

bölgede. En hızlı bu tükendi, zanaatçılık

tükendi, çıraklık yok, kalfalık yok. Diğer bir

öngörümde de bölgede daha da çok kitapçı

açılacak. Kısaca değişim olacak, ama bunun

yanında nitelik olmalı. Bölge bölge memnun

olduğum yerler oluyor. Ancak şu bir gerçek

ki Kadıköy çok daha iyisini hak ediyor.

Son olarak, yakın zamandaki

çalışmalarınız neler olacak?

Hasanpaşa üzerine çalışıyorum. Hasanpaşa

nasıl bir yer, hep kopuk olarak devam

etmiş, neden bu kopukluk olmuş, Hasanpaşa’nın

yeni dönüşümü, sınıf ayrışması,

bunun üzerine çalışmalar içindeyim.

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 47


Bir Yol Hikâyesi

İlk seçilmiş belediye başkanı

Osman Hızlan ile

Kadıköy yolculuğu

Siz değerli Kadıköy Life okurlarını Kadıköy’ün seçilmiş ilk belediye

başkanı Osman Hızlan ile tanıştırmak istiyorum. Bundan 34 yıl önce

Kadıköy Belediye Başkanlığı’na aday olması ile başlayan serüveni ve

Kadıköy’de modern altyapı yatırımlarını başlatan biri olması nedeniyle

ona teşekkürümüz hep olacaktır.

ARİF ATILGAN

Osman Hızlan zengin bir ailenin çocuğudur. Gebze’de yol

kenarında 30-40 Fenerbahçe bayraklı fabrika onların ailesine

aittir. Fenerbahçelidirler. Dolayısıyla Kadıköylülüğünü

anlatmaya gerek yoktur. 2 yılı kolejde hazırlık olmak üzere

çeşitli sebeplerden eğitimde fazla yıl kaybetmiş, 1960’lı

yılların başında Haydarpaşa Lisesi’nde okurken akranlarından

büyük olduğundan lakabı ‘Baba’ konmuştur. Ailece

CHP’lidirler.

1980’li yıllarda yeni bir döneme girilmektedir. ANAP adıyla

bir parti kurulacaktır. Bunu bilen üç kişiden biri Osman

Hızlan’dır. Kendisi, kuruculardan Leyla Yeniay Köseoğlu ve

Semra Özal tarafından partiye kaydedilmiştir. 1984 yılına

kadar ülkede ilçe belediyeleri Şube Müdürlükleri olarak çalışmaktadır.

Yeni yapılan yasal düzenlemeyle artık onların

yöneticileri de seçimle göreve geleceklerdir.

Leyla Hanım, Semra Özal ile konuşarak Osman Bey’e

Kadıköy Belediye Başkanlığı’nı önerir. Osman Hızlan bu anlamda

Ogün Altıparmak’ın adını duymaktadır. Konu Turgut

Özal’a gider ve kendisine ‘Ogün’le konuş, durumu anlat’

denir. Osman Bey, Ogün Altıparmak’la konuşur, desteğini

alır. Ogün Altıparmak ise ANAP Kadıköy İlçe Başkanı olur.

MAZBATASINI TEK BAŞINA ALDI

Adaylığı ilan edildikten sonra seçim kampanyası için gezilere

başlayacaktır. Bütün gece insanlara yapacağı konuşmayı

çalışıp ezberler. Ertesi gün Altıyol’da bir kahvehaneye

giderler. İçerde birkaç kişi vardır. Konuşmasına başlar ama

bakar ki böyle olmuyor, insanlarla sohbet eder. O zaman

ilgi çeker ve kahvehanenin içi dolmaya başlar.

Seçim kazanılır. Mazbatasını tek başına alır. Muvakkithane

Caddesi’nden yalnız yürüyerek belediye binasına gelir. Kapıda

‘Ne istiyorsun?’ diye sorarlar. Kendisinin yeni başkan

olduğunu anlatmanın zor olduğunu düşünerek ‘Belediye

Başkanını göreceğim’ der. İçeri girer. Şehremaneti Binası

o yıllarda kaymakamlık, karakol, sağlık müdürlüğü, imar

işleri, kaymakam lojmanı gibi birçok fonksiyona hizmet

etmektedir.

48 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Bir Yol Hikâyesi

Belediye Şube Müdürü Sadettin Beygo

Paşa’nın odasına girer. Paşa, tek başına

onu beklemektedir. ‘Hayırlı olsun’ der ve

belediyenin parası olarak sümenin altından

çıkardığı 2.020 TL’yi kendisine teslim eder.

Osman Hızlan, paşayı yolcu eder, masaya

otururken telefon çalar. Haydarpaşa’ya

Kenan Evren gelecektir, onu karşılamaya

gitmesi gerekir. Odadan çıkar, tek başına

taksiyle ilk görevine hareket eder.

Ertesi gün belediyeye geldiğinde bina tıklım

tıklım doludur. Herkes kutlamaya gelmiştir.

Arkadaşı Erol’u gelen gidenle ilgilenmesi için

görevlendirir. Ortalık sakinleştiğinde oturup

düşünür. Belediyenin binası, eşyası, arabası,

sobası, hiçbir şeyi yoktur. Vapur iskelesinin

üzerini yıllığı 25 kuruştan 4 yıllık 1 TL’ye

kiralar. Çatıdaki kuş gübrelerini satıp içersini

temizletir, boyatır. Kendi arabasını siyaha

boyatıp makam arabası yapar. Daha sonra

İBB’nin arabalarını, eşyalarını adeta çalarak

Kadıköy’e getirir. Bu şekilde işe başlarlar.

İlk imzaya gelen evrak bugün Özgürlük

Parkı olan 119 dönümlük alandır. Oraya

kaymakam lojmanları yapılacaktır. Kadıköy

Belediye Başkanı’nın imzası eksiktir. İmzalamaz.

Burayı daha sonra Fenerbahçe’ye

müze ve spor tesisi yapmaları için tapusuyla

verir ama kendinden sonraki dönemde

FB Başkanı, belediyeye devreder.

Teşkilatlanılır. Belediye çalışanları Selimiye,

Özgürlük Parkı kenarı, Ataşehir gibi yerlerde

birkaç parça binada çalışırlar. Şehremaneti

binasının içi yıkılıp yeniden yapılır. Kaymakamlık

Bahariye’de bugün hâlâ kullanılan

tarihi eve, karakol park içine inşa edilen tek

katlı binaya aktarılır.

1984 yılında emlak vergisi, merkezi İdare

tarafından tahsil edilmektedir. Bu durumu

başbakan ve ilgili bakanlara anlatır. Yasa değiştirilir.

1985 yılında belediyeler kendi emlak

vergilerini kendileri toplamaya başlarlar.

KADIKÖY’DE İLK HİZMET

YELDEĞİRMENİ’NDEN BAŞLADI

Kadıköy’de ilk hizmeti Yeldeğirmeni’nden

başlatırlar. Bu konuyu Osman Hızlan

“Yeldeğirmeni solcu, bizim parti sağcıydı.

Hizmette ayrım olmadığını kanıtlamalıydık’

diye açıklamaktadır. Altyapı için her tarafı

kazılan semt günlerce adeta karantinada

tutulmuştur. “Ülkede ilk kilit taş uygulaması

Ayrılık Çeşmesi Sokağı’ndan başlayarak

Yeldeğirmeni’nde uygulanmıştır” ifadesini

kullanıyor Başkan Hızlan...

Haydarpaşa’dan Bostancı’ya kadar denizi

doldurarak sahil yolunu yaptıklarını söyleyen

Osman Hızlan, “Dolgu alanı Kadıköy’e

aitti, İBB’ye verdiler” açıklamasını getiriyor

ve belgeler gösteriyor.

Osman Hızlan, döneminde gerçekleşen

projeleri ise şöyle dillendiriyor: “Bağdat

Caddesi’nde tek istikamet ve düzenlemeyi,

Cemil Topuzlu Caddesi’nin genişletilmesini,

eski CKM’yi, Atatürk heykelli Kadıköy

Meydanı’nı, Caferağa Spor Salonu’nu, altyapıların

yenilenmesini, Koşuyolu Parkı’nı,

Sabit Pazarları, Boğa Heykeli’nin Altıyol’a

konmasını, İbrahimağa Caddesi’nin ve tren

yolu altgeçidinin genişletilmesini, Yoğurtçu

Parkı’nı, Acıbadem Caddesi’nin genişletilmesini

biz yaptık.” Dolayısıyla buraların

Kadıköy Belediyesi’ne ait olduğuna işaret

ediyor. “Özellikle Kalamış ve Fenerbahçe

Yat Limanı’ndan Kadıköy Belediyesi’nin

büyük geliri olacaktı. Şimdi hem Kadıköy

Belediyesi’nin değil, hem buraya gelenlerin

yükünü onlar çekiyor, hem de gelirini

başkası alıyor” şeklinde konuya açıklık

getiriyor.

“Söğütlüçeşme Belediye Binası’nı da biz

yaptık” diyerek, buradaki arsanın istimlâk

edilmesiyle ilgili ilginç anısını anlatıyor.

İBB Başkanı Bedrettin Dalan ile araları iyi

değilmiş. Bu sebepten yeni Kadıköy Belediye

Binası için düşündükleri Söğütlüçeşme’deki

arsanın kamulaştırılması kararını

Dalan’ın imzalamayacağını düşünmüş.

İBB’nin Haliç’teki istimlâk dosyalarının arasına

bu dosyayı koydurmuş. Dalan, farkına

varmadan kararı imzalamış.

İMAJ BOZULMASIN...

Anlattıklarının içinde yazılamayacaklar da

vardır. Özellikle Boğa Heykeli’nin Altıyol’a

taşınması kararı ile ilgili anısını yazarsam

Kadıköy deyince herkesin aklına gelen

‘Boğa Heykelli Altıyol’ imajı bozulabilir.

“Bizden sonra yukarıda bahsedilen yerlerin

bir kısmı İBB’ye verildi. O yıllarda Kadıköy

ile İBB aynı partide olduğu için sorun olmuyordu.

Ama şimdi İBB başka partide olunca

sıkıntı çekiyorlar’ tespitinde bulunan Hızlan’ın

“Kadıköy için gelecekte ne yapılmalı?”

sorusuna verdiği cevaba sonuna kadar katılıyorum.

“Gençlere emanet edilmeli. Herkes

her yerde genç kelimesini kullanıyor ama

yine kendileri yönetmekten vazgeçmiyor.”

Eleştiri de olabilir, takdir de. Ancak Osman

Hızlan ve ekibinin Kadıköy’de belediyeciliği

başlattığı belli olmaktadır. Kendinden

sonrakilerin O’nun dönemi yokmuş gibi

davranmalarına kırılmaktadır. Der ki; “Kadıköy’de

belediyecilik bizim dönemizde 1984-

1989 yılında yapıldı. Bizden sonrakiler bizim

yaptığımız binada, bizim oluşturduğumuz

kurumsal yapıyla devam ettiler.”

Kurumlar geçmişlerine tutunarak varlıklarını

devam ettirmelidirler. Yoksa havada uçan

yaprak gibi olurlar.

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 49


Sektör

Teamwork Global’den

sektöre yeni bakış açısı:

PROJELER

ARTIK TEK ELDEN

YÖNETİLECEK

REHA KADAK

Kadıköy özelinde Anadolu Yakası, kentsel

dönüşümü en yoğun olarak yaşayan bölge

konumunda... Günden güne yükselen yeni

binalar; inşaat firmaları, mimarlık şirketleri,

belediye yetkilileri, gayrimenkul ofisleri gibi

birçok birbirine bağlı zinciri de bir araya

getiriyor. Mimar Gurur Yarar tarafından kurulan

Teamwork Global, tam da bu noktada

bir projenin birçok el yerine tek bir elden

ilerlemesi adına sektöre yeni bir bakış açısı

getirdi. Gurur Yarar ile Teamwork Global’in

projeleri, hedefleri ve çalışmalarını konuşmak

üzere bir araya geldik.

Teamwork Global’in kuruluş

hikâyesinden bahseder misiniz?

Teamwork Global, 2011 yılında bir mimarlık

ofisi olarak kuruldu. Yaklaşık 2015 yılına kadar

farklı fonksiyonlarda ve ölçeklerde çok

ciddi projeler yaptık. Bu projelerin birçoğu

başarıyla hayata geçirilirken, bir yandan da

kentsel dönüşüm konusunda oldukça uzmanlaştık.

Kentsel dönüşüm, beraberinde

karma projeleri de getirdi. Değişik fonksiyonlarda

sosyal konut projeleri, otel ve

çok daha farklı kamu binaları gibi projeler

çizmeye ve hayata geçirmeye başladık.

Bu süreçte TOKİ ile de çalışmalarımız oldu.

Gerçekleşen, inşası biten 3-4 projemiz oldu

ve devamında “Mimari kısımdan projeler

de geliştirebilir miyiz?” diyerek, “Proje

Geliştirme” departmanını hayata geçirdik.

Geliştirdiğimiz birçok proje sonucunda doğru

projeyi, doğru maliyet hesaplarıyla, çok

doğru bir dizaynla insanlara rahatlıkla kabul

ettirebildiğimizi de gördük. Tabii ki doğru

cirolarla... Maliyet-kâr hesaplarında da

mantıklı projeler oluşturmaya çalıştık. Bu

çalışmalarımızdan sonra geliştirdiğimiz mimari

projeler ile diğer projelerini çizdiğimiz,

ruhsatını aldığımız projelerin inşaatlarında

da yer almak istedik. Çok büyük firmalarla

ciddi taahhüt işleri yaptık ve yapmaya da

devam ediyoruz.

Fakat bunlarla da yetinmeyerek, hayallerimiz

doğrultusunda özel bir ekip daha

oluşturduk. Bir projenin başından sonuna

kadar olan serüveninde geliştirme ile başlayıp,

mimari ile devam edip, inşaatını yapıp,

zaten bütün doneler bizden çıkıyorken,

projeyi en doğru biz biliyorken, neden satış

konseptleri düzenlemiyoruz; neden kendi

geliştirdiğimiz, dizayn ettiğimiz, inşaatını

yaptığımız projeleri satmayalım dedik

ve “Satış Organizasyonu - Gayrimenkul

Yönetimi” adı altında bir ekip oluşturduk.

Teamwork Global, 2018 yılına adım attığımız

bugünlerde 4 departmanı ve yaklaşık

50’nin üzerinde personeliyle çalışmalarına

tam gaz devam ediyor.

Teamwork sektöre ne gibi yenilik ve

kolaylıklar sağlıyor?

Teamwork, şu ana kadar Türkiye’de bir

projenin geliştirilmesinden, ruhsatından,

inşaatından ve satışından sorumlu olan,

bunu tek çatı altında birleştiren, kadrosunun

çoğunluğu mimarlardan oluşan tek

firma. Başka bir örneğimiz yok. Bu yapının

mimarlar tarafından yönetilmesi, aslında

bu yapıyı çok daha özel kılıyor. Çünkü her

türlü aktivitenin kurgusunun çok düzgün

olması gerekiyor.

Mimari projelerin belli bir düzeyin üzerinde

olması gerekiyor. Farklılık, malzeme, bina

şekli, formu ne olursa olsun, en az bir veya

iki noktasının gerçekten farklı olması gerekiyor.

Dolayısıyla aslında Teamwork Global, iş

geliştirip ruhsatını alabilen ve bunu mimari

projesiyle de birleştirebilen tek firma. Zaten

bunun devamındaki iki departmanımızla

birlikte çok kuruluşlu bir şirket haline dönüştük.

Dediğim gibi, kadromuzun yaklaşık

yüzde 70’i mimarlardan oluşuyor.

İstanbul, özellikle de Kadıköy ve Ataşehir

ilçelerinde son zamanlarda inşaat

faaliyetleri yoğun bir şekilde devam

ediyor. Teamwork Global’in bölgeye

bakışı nasıl?

Biz söylediğiniz ilçelerde, yanlış hatırla-

50 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Sektör

mıyorsam en son 120’nin üzerinde bina

yaptık. 2015 yılında buna dair bir yazı

okumuştum, Türkiye’de kentsel dönüşüm

projelerinin sayı olarak yüzde 45’i sadece

Kadıköy’de yapılıyor diye. Aslında ayrılmadan

önce Ataşehir de Kadıköy’ün bir

semtiydi. Bu iki ilçeyi tek bir bütün olarak

düşündüğümüz zaman, aslında aynı

özelliklerde birçok konut üretildi. Piyasanın

da bir tık kötüleşmesiyle her gün elde yeni

bir stok oluşmaya başladı. Farklı projeler

satmaya devam ederken, aslında mesleği

inşaat olmayan, farklı sektörlerden gelen

birçok oyuncuyla birlikte daha karmaşık bir

bölge haline geldi.

Bugün şunu görüyoruz ki, özellikle Anadolu

yakasında Kadıköy’den daha nezih yaşanacak

bir bölge olmadığı için, fiyatların 2014’e

göre belki yüzde 30-35’e yakın düşmesine

rağmen hâlâ satış var, hareket var. Çünkü

insanlar Kadıköy’de yatırım değil, yaşam

satın alıyor. Dolayısıyla, artık yaşam satın

alacak düzeye gelmiş insanlar için saydığımız

bu bölgeler hâlâ en doğru yer.

Teamwork Global, kentsel dönüşümü

nasıl tanımlıyor?

Kentsel dönüşüm karmaşık bir konu

aslında. 2012 Aralık’ta ortaya çıktığında

çok daha karmaşık bir konuydu. Çünkü alt

sistemler kurulmadan çıkmış bir kanunda

ne Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yoğunluğu

kaldırabildi, ne de insanlar yasayı tam

olarak anlayabildi. Algıladıkları ilk şey 2/3

sistemi, yani “Ben artık bütün maliklere

imza attırmak zorunda değilim. 2/3 çoğunlukla

da binamı yıkıp yaptırabilirim” oldu.

Kentsel dönüşüm süreci aslında psikolojik

bir konu ve herkesin bugün hâlâ mutabakat

sağlaması gereken bir konu. Çünkü geri

kalan 1/3, işi çok geciktirebiliyor. Fakat

konuyla ilgili Bakanlığın çok ciddi yaptırımları

var ve rayiç bedel üzerinden satılmaya

gitme evresi de çok daraldı. Bu süreçte artık

binalarda mutabakat sağlanmaya başlandı.

Ne var ki özellikle Ataşehir, buna çok dâhil

değil. Kadıköy’de de keşke daha doğru bir

yapılanma olsaydı. Her bir parsel yıkılıp

yapıldığı zaman farklı katlarda, farklı

cephe sistemleriyle, farklı renklerle birçok

bina oluştu. Bu bence bölgenin cıvıl cıvıl

olmasının önünü kesti ve biraz da bozuk

bir görüntüye yol açtı. Kentsel dönüşümde

çalışan mimarların da bunda suçu var.

Çünkü kentsel dönüşüm projeleri matematiğe

dönüştü, standart projeler yapılmaya

başlandı. İnsanlar sadece planları dizayn

edip, emsal hesapları tuttukları sürece geri

kalan hiçbir hesabı dikkate almadılar.

Mimarinin ve inşaat sektörünün

ülkemizdeki geleceğini nasıl

görüyorsunuz?

Gayrimenkul piyasası Türkiye’de şu anda en

önemli sektör... İnşaat da en önemli sektörlerden

ama gayrimenkul, inşaat sektörünün

çok büyük bir çoğunluğunu yansıtıyor. Bir

şey yapmadan alıp satmayı çok iyi bilen,

bir şeyler üretmeden kazanmayı alışkanlık

edinmiş bir milletiz. Bu algının artık değişmesi

lâzım... Üreterek satmalıyız, bu bir

bina da olsa üreterek satmalıyız.

Bu süreci her bir adımda tamamlayabilmek

adına kurduğumuz bir firmaydı Teamwork

Global. Birçok firma finansçılar veya inşaatçılar

tarafından yönetilirken, gerekli birçok

bakış açısından da uzaklaşıldığını gözlemliyoruz.

Bir projenin geliştirilmesi çok yanlış

olduğu zaman, müthiş bir proje ortaya

çıksa da gerçekten dizaynı olarak, kullanımı

olarak, estetik olarak, hatta ve hatta satış

fiyatları olarak çok ilginç bir proje de olsa

başarısız olan ve batan birçok firmayı da

izleme şansı bulduk. Geliştirilmesi, işin mimarisi,

inşaatın kalitesi, işin kalitesi ve doğru

satış stratejileriyle, projeler en doğru başarı

düzeyine ulaşır. Dolayısıyla, bizim yapının

özeti de sorduğunuz bu son soruda saklı.

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 51


Advertorial

Ayten Alpar:

Ağaoğlu kalitesini ve

güvenilirliğini

BAĞDAT

CADDESİ İLE

BULUŞTURDUK

Türkiye genelinde “kentsel dönüşüm” adıyla başlayıp hızla yayılan ve çok

büyük bölümü “bina yenileme” olan sistem, beraberinde getirdiği olumsuzlukların

yanı sıra olumlu sonuçlar da vermeye başladı. Özellikle son 5

yıldır Türkiye’nin ana gündemleri arasında yer alan bu pastadan pay almak

isteyen Ayten Alpar yönetimindeki Ağaoğlu Cadde İnşaat, “dönüşüm” yerine

“yenileme” diyerek girdiği 5 projeyi başarıyla tamamladı.

Bağdat Caddesi’nin en değerli lokasyonlarında inşa ettiği projelerin teslim

hazırlıkları içerisinde olan Alpar’ı sayfalarımıza konuk ettik. Sektörün

durumu, satışlardaki durgunluk ve geleceğe yönelik beklentileri hakkında

görüşlerini aldığımız Ayten Alpar’a ilk sorumuz; “Durgunluktan şikâyetçi

misiniz, endişeleriniz var mı?” oldu.

BİR TANE CADDEBOSTAN,

BİR TANE KALAMIŞ VAR

“Biz inşaatlara başlarken projeden satma yolunu tercih

etmedik. Çünkü yapmakta olduğumuz inşaatlar, hem

lokasyon hem de inşaat kalitesi ve kullanılan malzeme

açısından en yüksek standartlarda. Bu da mutlaka

binanın tamamlanıp görülmesini gerektiriyordu. Şimdi

birçoğu tamamlanmak üzere ve belirgin bir farkı, güvencesi

var. Bu da fiyatı koruyor” diyen Alpar, sözlerini şöyle

sürdürdü: “Dalgalanmalar elbette olacaktır ancak, kısa

sürede daha da yükselecektir. Endişeye gelince, hiçbir

endişe duymuyorum. Zira bir tane Caddebostan var, bir

tane Erenköy var, bir tane Kalamış var.”

***

Bağdat Caddesi projelerine ne zaman başladınız?

Şu ana kadar yapılan projelerde kaç konut

ortaya çıkardınız?

Ağaoğlu Cadde İnşaat markası altında 2015 yılında

faaliyetlerimize başladık ve şu ana kadar Kalamış,

Feneryolu, Caddebostan, Erenköy ve Şaşkınbakkal

olmak üzere beş lokasyonda 210 daire, 16 dükkândan

oluşan inşaatları tamamladık. Ocak ve Haziran

ayları içerisinde teslimleri gerçekleşecek.

Kaptan Apartmanı

İncelediğimiz beş projenin tamamında estetik

unsurunun ön planda olduğu belirgin biçimde

hissediliyor. Estetik, sizin olmazsa olmazlarınız

arasında mı?

Buradan çıktıktan sonra lütfen siz de çevrenizdeki

binalara bakın, pek çoğunun estetikten yoksun olduğunu

göreceksiniz. Evet, estetik konusu bizim olmaz-

52 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Advertorial

Kaptan Apartmanı

Hakkı Bey Apartmanı

Alpar, Ağaoğlu Cadde İnşaat

olarak Cadde kültürüne

ve kalitesine uygun,

“doğru alan kullanımı” ile

projelendirilen yapılarda,

estetik duygusunu ve en

önemlisi Ağaoğlu kalitesini

ve güvenilirliğini Bağdat

Caddesi ile buluşturduklarını

dile getirdi.

sa olmazlarımız arasında. Buna “kadın eli”

de diyebilirsiniz. Zira biz bu ofiste ortağım

Yeşim Hanım ve diğer arkadaşlarımız ile

birlikte kadınlar olarak çalışıyor, onların

görüşlerini de değerlendiriyoruz.

Konut sektöründe son

zamanlarda yaşanan

fiyat düşüşlerinin ilerleyen

zamanlarda devam

etmeyeceğini ifade eden

Ayten Alpar; “Lokasyon

bazında baktığınızda bu

düşüşün sürdürülebilir olması

mümkün değil. Öte yandan,

maliyetler de devamlı artıyor”

mesajı verdi.

Hakkı Bey Apartmanı

Caddebostan Hakkı Bey Apartmanı

Projesi’nde size ait büyük bir mağaza

var. Burayı ne şekilde değerlendirmeyi

düşünüyorsunuz?

Evet, o bölgenin en büyük ve en değerli

mağazası. Bu nedenle seçiciyiz. Kat maliklerinin

de görüşlerini alarak değerlendirmeyi

uygun bulduk. Etiler’den ünlü bir pastane

markası ile görüşüyoruz. Gerçekleşmesi

durumunda bölgenin prestijine renk katacağını

düşünüyoruz.

Çevrede tok satıcı olmanız imajı yanında,

fiyatlarınızın çok yüksek olduğu izlenimi

var. Bu konudaki görüşlerin haklılık

tarafı var mı?

Kalite, estetik, güven gibi unsurları

düşündüğünüzde bu iddianın doğru

olması gerekir, ama biz bunu göz önünde

bulundurmadık. Size ne derece inandırıcı

gelecek bilemem ama bir örnek vereyim:

Tamamladığımız Erenköy projemizde

havuzlu ve son derece prestijli bir site

içinde, deniz manzaralı brüt 113 metrekare

büyüklüğündeki dairelerimizin satış

fiyatları, 950 bin lira ile 1 milyon 150 bin TL

arasında. Buyurun alın...

Sonuç olarak başladığınız günden

bugüne yaptığınız işlerden ve ulaştığınız

yerden memnun musunuz? Kentsel

dönüşüm, Ocak 2018 tarihi itibariyle

sizin için ne ifade ediyor?

En iyi yerlerde en iyi şekilde projelerimizi

tamamladık. Elbette çok yorulduk, mevzuatlardan

kaynaklanan sorunlar yaşadık,

ama sonunda bitirdik. Şimdi ortada estetik

yönünden diğerlerine örnek olacak eserler

bırakıyoruz. “Kentsel dönüşüm” konusuna

gelince, bizim yaptığımızın dönüşümle

bir ilgisi yok. Biz yerinde olan binayı yıkıp,

çağdaş standartlarda yeniden yaptık.

Özellikle Kadıköy’de büyük bir

inşaat furyası var ve bu durum çoğu

kez sıkıntılara yol açıyor. Hatta, Bağdat

Caddesi’nde fiyatların düşmesini buna

bağlayanlar bile oluyor. Gerçekten de

çok yoğun bir inşaat var. Bu konuda ne

söylemek istersiniz?

Evet, bu konudan ben de şikâyetçiyim.

Bana göre kentsel dönüşüm kavramı yanlış

anlaşıldı, yanlış anlatıldı, farklı algılandı.

Başta İstanbul olmak üzere Türkiye, çok

büyük bir fırsatı kaçırdı. Bu durum hükümet

otoritesi ile iyi bir şekilde anlatılıp,

ekstra avantajlar sağlanarak, ada bazında

ya da binalar zinciri bazında dönüşüm

yapılmalıydı. Böylece daha çağdaş, daha

estetik, daha kullanışlı ve daha ekonomik,

yeşil alanları fazla olan binalar ortaya

çıkacaktı.

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 53


Kentsel Dönüşüm

Kentsel dönüşümde

daire sahiplerini rahatlatacak yenilik:

Büyüklüğü değişmeden

daireleriniz yenilenecek

PINAR BALTACI

Kentsel dönüşümde Noya & BüroPY ortaklığı

ile yeni bir dönem başlıyor. Artık dairelerinizin

büyüklüğü değişmeyecek, hatta

imar planlarının izin verdiği ölçüde daha

da büyüyebilecek. Önceki süreçte özellikle

Kadıköy ve yakın semtlerde projeler geliştirmiş

olan firma, ilk etapta Bağdat Caddesi

ve Kadıköy çevresinden başlayarak, bu yeni

inşaat yapım modelini uygulayacak.

Bilindiği üzere yeni kentsel dönüşüm yasası

ile birlikte artık binalarını kendileri yenilemek

isteyen vatandaşlara düşük faizle kredi

verilebiliyor ve daire sahipleri vergiden muaf

oluyor. Noya & BüroPY ortaklığı işte bu aşamada

devreye giriyor. Kat karşılığı yöntemi

ile binalarını yenileyemeyen daire sahipleri

için alternatif yeni modeli, Noya Decor Yönetim

Kurulu Başkanı Tahsin R. Karaoğlu, Noya

Decor Finanstan Sorumlu Yönetim Kurulu

Başkan Yardımcısı Harika Kolcu ve BüroPY

adına Yönetim Kurulu Başkanı Nurkan Baykara

(İnşaat Yüksek Mühendisi) ile konuştuk.

İşte söyleşimizin detayları…

DAİRELERİNİZ KÜÇÜLMEDEN

YENİLENECEK

Noya Decor Yönetim Kurulu Başkanı Tahsin

R. Karaoğlu, uygulanacak yeni yöntemle

kentsel dönüşümde zararın önüne

geçileceğini dile getirerek; “Yöntemimizin

ismi ‘Maliyet+Kar Yönetimi’. Bu yöntemle

daireler küçülmüyor, hatta imar durumu

müsade ederse büyüyebiliyor. Kentsel dönüşüm

projelerinde birçok kişinin muzdarip

olduğu konulardan biri, dairelerin küçülmesi.

Bizler uygulayacağımız yeni model ile bu

sorunu çözeceğimizin garantisini veriyoruz.

Kentsel dönüşüm sonucunda kimsenin zarar

etmesini istemiyoruz. Daire sahiplerine,

büyüklüğü değişmeden yeni dairelere sahip

olma fırsatı sunacağız” dedi.

HERKES KENDİ DAİRESİNDE

YAŞAYABİLSİN

Kentsel dönüşümde herkesin birincil

sıkıntısının evlerin metrekarelerinde meydana

gelecek küçülme olduğunu belirten

Karaoğlu, bu sebepten dolayı Kadıköy

ilçesinde evlerine dönmeyenler olduğunu

ifade ederek; “İnsanlar kendi evlerini

kiraya vererek, başka yerlerde daha büyük

dairelerde oturmayı tercih ediyor. Bu

durum bir sosyolojik dönüşüm yaratıyor.

Tahsin Karaoğlu

56 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Kentsel Dönüşüm

Bunun önüne geçmek istiyoruz, modelimiz

buna hizmet edecek. Herkes kendi semtinde

ve dairesinde yaşayabilmeli” şeklinde

konuştu.

FİNANSAL KONULARDA

DANIŞMANLIK HİZMETİ

Binalarını kendileri dönüştürmek isteyen

vatandaşlara finansal konularda danışmanlık

hizmeti de vereceklerini söyleyen

Noya Decor Finanstan Sorumlu Yönetim

Kurulu Başkan Yardımcısı Harika Kolcu ise;

“Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, hazırlamış

olduğu yeni kentsel dönüşüm yasası

taslağında binalarını kendileri dönüştürecek

kişilere düşük faiz ve uzun vadeli

finansman sağlamak için çalışmalar yapmakta.

Noya Decor & BüroPY olarak bizler,

binalarını kendi dönüştürme kararı alan ve

bunu bizimle hayata geçirecek olan bina

sahiplerinin bu finansman olanaklarından

faydalanmalarını sağlamak için danışmanlık

hizmeti vereceğiz” açıklamasında

bulundu.

“SİZİN ADINIZA MÜTEAHHİT

OLUYORUZ”

Yeni modelde uygulanacak yöntemler

üzerinde duran İnşaat Yüksek Mühendisi

Nurkan Baykara, proje tasarımından

anahtar teslimine kadar tüm süreçleri

üstlendiklerini vurgulayarak; “Bu modelde

ana yüklenici olarak, hakediş yöntemi

ile proje tasarımından anahtar teslimine

kadar tüm süreçleri biz üstleniyoruz. Yani

tüm sorumluluğu üstümüze alıp, inşaat

işlerini organize ediyoruz. Bu yöntemin

adı Yüklenici Yönetimi, yurtdışında birçok

örneği var. Bu yöntem, endüstriyel tesis

inşaatı projelerinde daha önce uygulandı

fakat konutta henüz bildiğimiz bir örneği

yok. Bizler ilk olmayı hedefliyoruz. Müteahhit

oluyoruz ama mülk sahipleri, nereye ne

kadar para harcadığımızı görerek, seçme

şansına sahip olacak. İnşaat işlerini kaba

işler, ince işler, elektik, mekanik ve bir de

peyzaj gibi düşünürsek, hepsini mülk sahiplerinin

ihtiyaçlarına özel olarak kategorize

edip teklifler oluşturacağız. Böylelikle

mülk sahibi istediğini seçebilecek. Bunun

yanında inşaat sahasında birebir imalat,

maliyet ve süre gibi kontrolleri de yaparak

inşaatın zamanında, bütçesinde ve

istenilen kalitede bitmesini sağlayacağız”

ifadelerini kullandı.

KİŞİYE ÖZEL TASARIM ÖZGÜRLÜĞÜ

Dairelerin dekorasyonuna ilişkin bilgiler de

veren Baykara; “Bizim modelimizde herkes

dairesinin içinin nasıl olacağına kendisi

karar veriyor. Bizler müteahhit olarak ‘Evin

içini biz oluşturduk ve siz bu evlerde yaşamak

zorundasınız’ demiyoruz. Seçenekler

sunuyoruz ve son kararı daire sahiplerine

bırakıyoruz. Daire sahiplerine kişiye özel

tasarım özgürlüğü sunuyoruz” şeklinde

görüşlerini aktardı.

“AYRINTILI BİLGİ İÇİN BİZİMLE

İLETİŞİME GEÇEBİLİRSİNİZ”

Son olarak, Kadıköy ve çevresindeki

apartman yönetimleriyle irtibat halinde

olduklarını dile getiren Tahsin Karaoğlu;

“Bizi ulaşıp her türlü bilgiyi alabilirler. Apartmanların

yönetim kurulu toplantılarına da

katılmak ve modelimizi detaylı şekilde izah

etmek isteriz. Bu şekilde bölgemizdeki herkesle

aramızda interaktif bir ilişki olmasını

istiyoruz” mesajı verdi.

www.buropy.com - (0533) 723 48 41

Nurkan Baykara

Harika Kolcu

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 57


Bir Yönetmenin Gözünden

Kamera... Stop…

Efsane filmlerin

mekânları; burada…

Abut Efendi Yalısı, Laz’ların köşkü ya da

Adile Sultan Öğretmenevi… Bu mekânlar

sizin için ne ifade ediyor? Çoğunlukla yerleri

bile bilinmez. Oysa, buralarda kan var,

kin var; ama sevgi de var! Aşk var. Kavga

var, cinayet var; ama mutluluk, huzur, sevinç,

heyecan da var! Varoluş ve yokoluşlar

da… Hayat var kısaca…

Sayısız Yeşilçam filminin çekildiği bu

YİĞİT UYGUN mekânlarda Cüneyt Arkın’ın, Ayhan

Işık’ın, Türkan’ın, Filiz’in, Fatma’nın... Tarık

Akan’ın, Fikret Hakan’la Belgin Doruk’un ruhu var. Mekânın

bir köşesinde Cüneyt Arkın ile Filiz Akın’ın aşkı, mutfağında

Adile Naşit ile Münir Özkul’un tartışması, çıtır çıtır yanan soba

başında Ayşen Gruda ile Müjde Ar’ın atışması, bahçedeki

salıncakta Ayşecik ile Ömerciğin oyunu var...

Şemsi İnkaya’yı kovalayan Aliye Rona, Önder Somer’in içkisine

hap atan Suzan Avcı da burada… Kemal Sunal, Zeki-Metin,

Halit Akçatepe’nin kahkahaları da… Muzaffer Tema, Kenan

Pars, Metin Serezli en hain planlarını buralarda kurdular…

Engin Çağlar, Hale Soygazi, Bulut Aras, Hülya Avşar; aldattılar,

aldatıldılar…

Evet; 50’li yıllardan itibaren yaşamımıza giren sinemamız.

Ünlü Yeşilçam filmlerimiz… Hiç merak ettiniz mi, bunca film

nerelerde, hangi mekânlarda çekildi?

Sinemamızın ilk döneminde, Muhsin Ertuğrul’un damga

vurduğu yıllarda, üretilen filmlerin büyük bölümü, az sayıdaki

platolarda yapılan dekorlarda çekilirdi. İlerleyen yıllarda film

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 59


Bir Yönetmenin Gözünden

sayısının artışı, renkli filme geçildikten sonra

kazanılan ivme; yapımcı ve yönetmenleri,

doğal mekânlar bulmaya yönlendirdi. Zira

platolar yetmiyordu.

Büyük usta Lütfi Akad bu işin öncülerindendir.

Sinemamızın bu ünlü yönetmeni;

hikâyelerini gerçek mekânlarda çekip,

seyirciyle buluşturmak ister ve bunda da

başarılı olur. Ardından gelen Ertem Eğilmez,

Orhan Aksoy, Atıf Yılmaz, Nejat Saydam,

tabi ki Türker İnanoğlu, Osman Seden,

Ertem Göreç, Halit Refiğ, Orhan Elmas,

Mehmet Dinler, Sırrı Gültekin ve daha

niceleri; senaryolarını gerçek mekânlarda

çekmeye başlarlar… Pek çoğu ile tanıştım,

bazılarına asistanlık yaptım. Yaşayanlara

selam, aramızda olmayanlara saygı…

Kadıköy yakası bu anlamda bir nimettir.

Pek çok köşk, yalı, daire, biçilmiş kaftandır

film mekânı olarak. Yüksek tavanlar,

geniş salonlar, avlular, büyük verendalar,

bahçeler idealdir. Anadolu yakasındaki

pek çok mekân, yapımcıların yönetmenlerin

gözdesi olur. Ne var ki bu mekânların

sahipleri genelde varlıklı ailelerdir.

Buradan gelecek kira gelirine ihtiyaçları

olmadığı gibi, rahatlarını da pek bozmak

istemezler.

Bir ya da birkaç gün, bazen çok daha uzun

süre sabahın köründe, evinize bazen 20,

bazen 30, kimi zaman daha fazla kişi giriyor.

Kameralar, ışıklar bunların çeşitli aparatları,

giysiler aksesuarlar odaları dolduruyor.

Kimi zaman ev sahibine dolaşacak yer kalmıyor.

Diğer yandan uzayan çekim saatleri,

yaşanan aksaklıklar, küçük kazalar. Ben

bunların hepsini yaşadım. Şimdi de olumlu

tarafından bakalım ev sahipleri adına…

Düşünün, öğle yemeğinde İzzet Günay

ile aynı sofrayı paylaşıyorsunuz. Akşam

beş çayında, set arasında Ekrem Bora ile

berabersiniz. Geç saatlerde biten çekimler

sonunda, Tanju Gürsu’yu, Orhan Günşiray’ı

uğurluyorsunuz evinizden… Belki de ertesi

sabah tekrar görüşmek üzere… Rüya gibi

değil mi?

Evet, her iki tarafın, kiraya veren ve kiralayanın

süreç içinde uyumu ile sektör haline

geliyor bu iş… Günümüzde de öyle…

O yıllara gidip, efsane filmlere mekân olmuş

köşklere, yalılara, dairelere bir bakalım şimdi

Anadolu yakasında… Bir bölümü çoktan

yıkılmış ya da üzerine başka bina ya da binalar

inşa edilmiş, bazıları cafe, restaurant

olarak düzenlenmiş, kimisi metruk kaderine

terk edilmiş, az sayıda olanı ise hâlâ sektöre

hizmet etmekte…

Başta söz ettiğimiz üç mekân günümüzde

yaşıyor. Kandilli, Beylerbeyi ve Validebağ’da…

Başka örneklere bakmak gerekirse;

Atıf Yılmaz’ın yönettiği Güllü’de, Türkan

Şoray ve Ediz Hun, Kanlıca’da Erdoğan

Ataman’ın ikiz villasında çalışmışlar. Mekân

günümüzde ünlü bir restaurant. Ertem

Eğilmez imzalı Bir Millet Uyanıyor da; Kartal

Tibet, Tugay Toksöz ve birbirinden usta

oyuncular, Erenköy’de Mehmet Ali Bengü

Köşkü’nde çalışmış, bugün yok. Memduh

Ün’ün Bir’e On Vardı filmine ev sahipliği

yapan, Fatma Girik ile Tamer Yiğit’i ağırlayan

Nazım Dilman köşk arazisinde, bir site

yükseliyor şu an Ethemefendi’de. Gırgıriyeler,

Darbukatör Baryam ve daha pek çok

60 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Bir Yönetmenin Gözünden

filme, diziye mekân olmuş Laz’ların Köşkü,

Beylerbeyi’nde hâlâ hizmet veriyor sektöre.

Ben de bir süre çekim yaptım burada...

Kanlıca Hazım Atıf Uyucak Yalısı, Beylerbeyi

Kalkavanların Köşkü, Üsküdar Çinili Köşk,

Erenköy Sokullu Mehmet Paşa Köşkü v.b.

sayısız filme ev sahipliği yapmış ancak

bugün olmayan, imar değişikliğine uğramış,

biçim değiştirmiş ya da kaderine terkedilmiş

durumda ki mekânlardan bazıları…

Unutulmaz Hababam Sınıfı; Adile Sultan

Öğretmenevi’nde çekilmiş yıllarca…

Mekân hâlâ çalışır durumda… Abut Efendi

Yalısı’nda da halen dizi ve filmler çekiliyor.

Sonraki zamanlarda inşa edilip film

sektörüne şu an hizmet veren mekânlar

da var kuşkusuz… Ama beni çok çekmiyor

nedense; eskiyi mi arıyoruz ne? Yoksa

yaşlanıyor muyuz? Eee, film sektöründe

profesyonel anlamda 30 seneyi çoktan

devirdim.

Peki, yıllar boyunca Anadolu yakasındaki

mekânlar, neden daha çok tercih edilmiş

filmlerimizde? Öncelikle daha nezih,

diğer yakaya oranla. Trafik zaten yok.

Görkemli mekânların bazıları salt yazlık

olarak kullanıldığından kışın boş ve

çekime müsait... Elbette gürültü çok daha

az ve Avrupa yakasına oranla çok daha

temiz.

Doğal mekânlarda çekim yapmanın artı

ve eksileri vardır. Mesela çok önceden

programlanmasına karşın sabah erken saatlerde

mekâna gidilir, kapı duvardır. Evin

sahipleri uykudadırlar. Beklersiniz uyansınlar

diye... Ama şu da olur; erkenden

gittiğiniz mekânın sahibi ya da çalışanları,

mis gibi demli çayı hazır etmişlerdir, ekibin

kahvaltısı için, hiç de mecbur olmadıkları

halde… Bazen aşklar da yaşanır mekân

sahipleri ile, kimi zaman da nefret. Figüran

yetmediğinde, filmde oynayan ev sahipleri

tanıdım ben. Ya da aksesuar eksikliğinde,

onlar için kutsal bir objeyi salt iş yürüsün

diye sete sunanları… Ama sadece bahçesinde

çalışıyoruz diye içerdeki banyoyu

kullandırmayanları da… Kimi mekânlar

vardır, çekim bitmesin istersiniz. Kimilerinden

ise, bir an evvel işi bitirip kaçmak…

Sanırım Kadıköy yakasındaki mekânlar

ilkine uyuyor…

Filmler, filmler, filmler…60’lı 70’li, hatta

80’li yıllarda hayatımızın bir parçası…

Yeşilçam filmleri... Biz kamera arkasında

çalışanlar için ise öncelikle meslek, ama

yaşam biçimi kuşkusuz. O yıllarda televizyon

yok, radyo çok yaygın değil. Sinema

ve tiyatro ön planda... Sinema daha halka

yakın. Sabah 11’den itibaren başlayan

matineleri ile, akşam suare sonuna dek

hayatımızda… Bu anlamda takipçisi de

çok o yıllarda…

Büyük ustalarımızın dediği gibi sinema

hayattır. Bizlere, sektöre, sahip oldukları

mekânlarda çekim yapmamıza olanak

tanıyan, yaşayan ya da yaşamayan herkese

sonsuz saygı… Sinemanın var olmasında

sizin de katkınız büyük. Özellikle Kadıköy

yakasındaki bu mekânlarda çokça çalışmış

biri olarak ne mutlu bana…

Siz; siz olun, sinemasız kalmayın…

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 61


Semtlerimiz

Kuzguncuk’ta

bir gün

Surp Lazarovic Kilisesi ve

Kuzguncuk Camii

REHA KADAK

En güzel dizilerin doğal platosu olmuştur Üsküdar. Bu dizilerde

yaşanan samimiyet aslında semtin kendisinden kaynaklıydı,

bizden kesitlerdi; Süper Baba’yla Çengelköy’ü ve Perihan Abla’yla,

Ekmek Teknesi’yle de Kuzguncuk’u daha tanır olmuştuk.

Metropol olan İstanbul’un, son mahalle kalelerinden biridir

Kuzguncuk. Çünkü dokusu her şeye rağmen korunan nadir

yerlerdendir. Şehrin karmaşası içinde yaşayan insanlar, hem

şehirden kopmadan hem de şehir içinde bir tatil kasabasında

gibi kendini hissettikleri bu güzel semtte, kendilerine bir kaçış

alanı yaratmış durumda. Evli Çelebi bahseder ilk kez Kuzguncuk’un

isim babası Kuzgun Baba’dan. Fatih zamanının önemli

ermişlerinden olduğunu söyler. Çok kültürlü, çok dinli bir

semttir Kuzguncuk; ezan sesleri çan seslerine karışır. Kadıköy

Life olarak biz de bu güzel semtin yeme-içme noktalarından

alışveriş edebileceğiniz şirin mekânlarına, yani kısacası Kuzguncuk’ta

geçirebileceğiniz bir güne dair liste hazırladık.

ELEN’İN ÇORBALARI:

KUZGUN BABA

Sokakları dolanırken, “Kuzgun

Baba” adında bir mekânda güzel

kokular sizi çekecektir. Elen Erk’in

işlettiği bu mekânda 10 çeşit

çorba var. Bazıları da tamamen

kendi tarifi... Mekânda ressamların

tabloları duvarda, şairlerin

kitapları da raflarda. Elen de çok

güzel şiirler yazıyor. Bir yandan

size güzel çorbalarını anlatıyor, bir yandan da yazdığı güzel

şiirleri okuyor. Çorba içerken şiir de okumak, resimlere bakmak

fazlasıyla da iştah açıcı oluyor.

ESKİ EŞYALARDAN FAZLASI: VERTIGO

Eski demek, unutulan değil aslında kalıcı olandır kimileri için.

Hatta yeniden çok daha değerlidir. Vertigo da bu anlamda bu

“değer”leri anlayan insanlarla buluşturuyor ürünlerini. Lara

Kux, İsviçre’de doğup, matematik fizik bölümünü bitirip, soluğu

Kuzguncuk’ta alanlardan. İkinci el aksesuar, eşya, giysi, kısaca

“nostalji” olarak ne varsa Vertigo’da “sergiliyor” Kux. Sergi alanı

gibi bir dükkân Vertigo. Sadece gezmek için bile uğranılması

gerekiyor Lara Kux’un dünyasına.

TARİHİ KUZGUNCUK

FIRINI VE KUZGUNCUK

MANTARI

Semtin en eski dükkânlarından

fırın. Yüz yıllık bir

geçmişi var. Üç yıldır Mustafa

Yıldız tarafından işletiliyor,

ancak eski geleneksel

tariflerini de koruyor. Fırının

kendine has tatlarından

biri de Kuzguncuk Mantarı.

Tamamen fındık unundan

yapılan, çikolatalı ve

sadece iki çeşidi bulunan

bu tat, az biraz acıbadem

kurabiyesini andırsa da,

oldukça kendine has. Ekşi

mayalı ekmekleri, simidi

de diğer tadılması gereken

unlu mamulleri.

EN GÜZEL KİTAP KAFE: NAİL KİTABEVİ KAFE

Kuzguncuk’un merkezi noktasında,

restore edilen eski

bir üç katlı Kuzguncuk evi, sizi

köşe konumda tüm ihtişamıyla

karşılar: Nail Kitabevi Kafe.

Erhan Nailoğlu tarafından

kurulan ve ruhu olan yer, bir

kitapçıdan ötede bir yerde.

İçinde kendi yayınlarıyla

birlikte önemli yayınevlerinin

önemli kitaplarını satın alabileceğiniz,

üst katlarında cam

kenarındaki sedirlere oturup

kitabınızı okuyabileceğiniz ya

da çalışma masalarının başına

geçerek özel yazınsal işlerinizi Kuzguncuk semt manzarası karşısında

yürütebileceğiniz ve üstelik de bir yandan özel kavrulan

kahve çekirdeklerinden kahveler de içebileceğiniz bir “yaşam

alanı” Nail Kitabevi Kafe...

62 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Semtlerimiz

KUZGUNCUK’TA “BİR KUZGUNCUK DÜKKÂNI”

Tansel Erlat, yaklaşık yedi yıl önce, daha Kuzguncuk dönüşümü

başlamamışken bu dükkânı kurar. Dönem dönem

değişen konsept çalışmaları üzerine, çeşitli takı ve farklı ev

tasarımlarımı yapan sanatçılarının çalışmalarının bir araya

geldiği küçük bir kolektif burası. Buradan alacağınız özel

tasarımlar, sadece size olan objeler oluyor. “Bir Kuzguncuk

Dükkânı” sloganı üzerine sizlere “bir” şey katmak için

sizi bekliyor.

KUZGUNCUK ÇİKOLATA VE KAHVE

Son dönemde yeni nesil kahve

mekânları ve artizan çikolata dükkânları

oldukça revaçta. Bu iki yeni

akım konsepti bir araya getiren bir

mekân Kuzguncuk Çikolata ve Kahve.

İşletmeci Fırat Darama, çikolata ve

kahve konusunda uzman... Mekânını

açmadan evvel çikolata ve

şekerlemeleriyle ünlü bir firmada

çalışıyormuş. Mekânda tamamıyla el

yapımı olarak özel çikolata çeşitleri

ve dünyada kahvesiyle ünlü ülkelerden

getirilen kendi kavurdukları

yeni nesil demleme tarzlarıyla özel

kahveler mevcut. Hem kahve hem de

çikolatayı aynı anda sevenler içinde

uğranılması kaçınılmaz bir dükkân.

YEMEDEN GİTME: LA MEKÂN

La Mekân, evvela dış mekânıyla ilgi çeker, içeri girince de

dekoruyla ve sonrasında yemekleriyle damağınızın dikkatini

çeker. Bu küçük mekânın zeytinyağlı tabaklardan ev yapımı

anne köftesine, tencere yemeklerine, kavanozlardaki güzel

kurabiyelerden lezzetli tatlılara kadar büyük bir menüsü var.

İşletmeciler Hakan Yüksel ve Metin Sever’in güzel karşılaması

ve bu güzel yemekleri yapan Yurdagül Hanım’ın da marifetli

elleriyle güler yüzü sizi buraya bağımlı kılacaktır. Küçük bir not:

İncirli kurabiyesini yemeden gitmeyin.

BAZILARI METET

KÖZDE DÖNER SEVER

Döner için yol tepenler

vardır. En azından kendim

öyleyim. Döner, ülkemizce

özel geleneksel bir tat.

Kuzguncuk’ta Mehmet

Altınbulak’ın işlettiği

Metet Közde Döner de

İstanbul’daki sayılı dönercilerden

biri. Kuzu döş ile dana but karışık olan Metet Közde

Döner’in etleri Balıkesir ve Çanakkale bölgesinden geliyor.

Közde pişirilen bu güzel döner, mekânın özel tandırında özel

undan yapılan lavaşı ve Manisa yöresinden gelen bir başka

lezzeti turşusuyla servis ediliyor.

ZİYARETE AÇIK BOSTAN: KUZGUNCUK BOSTANI

Büyüklerimiz anlatırdı, İstanbul bir bostanlar şehriymiş eskiden,

Arnavutların bostanları ünlüymüş. Kuzguncuk Bostanı, semtin

en yaşanılır yerlerinden. Üsküdar Belediyesi tarafından Vakıflar

Genel Müdürlüğü’nden kiralanarak, halka açık bir bostan alanı

yaratılmış. On yedi dönümlük bu araziye gelip tohum ekebilirsiniz.

Yaz zamanları da bostanda çeşitli aktiviteler olmakta.

PULAT ÇİFTLİĞİ’NDEN

KUZGUNCUK’A

Pulat Çiftliği, sadece bir kafe

değil. Mekânın işletmecisi Zeynep

Pulat Arpacıoğlu’nun babasından

devraldığı Silivri’deki

çiftliklerinde yetiştirilen ya da

aynı bölgenin ürünlerinden

temin edilen tarhana, erişte,

köy yumurtası, köy tavuğu,

kahvaltılık yöresel soslar ve

ekmeklerin satıldığı bir yer de

aynı zamanda. Ayrıca, mekânın bu ürünleri internet üzerinden

de sipariş edilebiliyor. Zengin bir kafe menüsü de olan Pulat

Çiftliği’nin kahvaltısı, yemekleri ve tatlıları da oldukça lezzetli.

KUZGUNCUK SANAT

TİYATROSU

Son mekânımız da Kuzguncuk

Sanat Tiyatrosu (KUSAT).

Semtin sahne sanatları şubesi

gibi adeta... Tiyatronun kendi

repertuarındaki oyunların yanı

sıra misafir tiyatrolara, tanınmış

müzik gruplarının konserlerine,

tek kişilik gösterilere ve çeşitli

tiyatro ve de müzik atölyelerine

de ev sahipliği yapıyor. Bu küçük

sanat mabedinde haftanın belli

günlerinde sahne sanatlarından

bir performans yapılmakta...

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 63


Adalar

Ada değil,

“BURGAZADA”

REHA KADAK

Kentleri kent yapan en önemli unsur, onun

sadece kendine has kültürü, geleneği, ritüellerinin

olmasıdır. Bu kimi zaman bir yemeğe,

kimi zaman bir mimariye, kimi zaman bir

tarihe, kimi zaman bir dini inanışa, kimi

zaman bir lisana/şiveye, kimi zaman gündelik/sosyal

yaşamına yansır. Bu ve benzeri

durumlar, bir kenti diğerinden ayırır.

Üç farklı imparatorluğa başkent olan, içinde

hepsinden ayrı ve farklı izler taşıyan, bu

farkların yahut zıtlıkların içinde biçimlenen

eşsiz bir kenttir İstanbul. Başka bir kente

benzemez, tarif de edilemez. İstanbul’un

kendine has olan özellikleri vardır, bunlardan

biri de “Adalar” kültürüdür.

Adalar, tarihte “Prens Adaları”, “Prensler

Adaları” ve “Kızıl Adalar” olarak anılır. Bizans

döneminde, II. Justin’in Büyükada’ya

yaptırmış olduğu büyük saray yüzünden bu

adı aldığı varsayılır; diğer bir inanışa göre

de dönemin imparatorlarının, prenslerinin

ve patriklerinin bu adalara sürgün edilmesinden

dolayı olduğu.

Adalar, İstanbul’un bir ilçesi olarak, içinde

ikamet edilen Büyükada, Kınalıada, Heybeliada,

Burgazada, Sedefadası ve düzenli bir

yerleşimi olmayan Sivriada, Yassıada, Kaşık

Adası ve de Tavşan Adası olarak dokuz adayı

kapsar. Her biri farklı nedenlerden ötürü

özellikle de yaz ayları olmak üzere yılın her

zamanı yerli ve yabancı turistler tarafından

ziyaret edilir. İstanbul halkı için bir kültürü

temsil eden Adalar, gayrimüslim yurttaşlarımızın

yoğun olarak yaşadığı bir yerdir.

Her birinde farklı bir tarih ve yaşanmışlığın

olduğu bu Adalar arasında Burgazada, belli

bir kesim için bambaşka yerde konumlanır.

Büyük İskender’in generali Demetrios’un

babası olan Antigone, adaya büyük bir kale

yaptırır, Yunanca’da Antigoni diye bilinir

ada. Daha sonraları Yunanca’da “kale” anlamına

gelen Pygros yani Burgaz adını alır.

BURGAZADA ZİYARETÇİLERİ

AYRICALIKLI...

Eminönü, Kadıköy ve Bostancı’dan Şehir

Hatları Vapuru ile İDO iskelelerinden belli

saatlerden kalkan seferlerle varılan Burgazada,

ziyaretçilerine nitelikli alternatifler

sunar. İskeleden inince sizi öncelikle adanın

köpekleri karşılar, bazıları gideceğiniz yere

kadar sizlere eşlik eder. İster bisiklet kiralayarak

yolunuza devam edersiniz, isterseniz

faytonla. Ama yaya olarak yürümek en

keyiflisidir. İskeleden yaklaşık 200 metre tepeye

doğru çıkınca Çayır Sokak’ta bulunan,

edebiyatımızın eşsiz öykücülerinden Sait

Faik’in evine varılır. Günümüzde Darüşşafaka

Cemiyeti tarafından müzeye çevrilen

konakta, Sait Faik’in kullandığı eşyalarından

kütüphanesine, fotoğraflarına, dönemin

edebiyatçılarıyla mektuplaşmalarına kadar

zengin bir arşiv sunulmakta. Pazartesi, Salı

günleri ile resmi tatillerde kapalı olan müze,

saat 10.30-18.30 arasında ücretsiz olarak

ziyarete açık.

Adanın Sait Faik Müzesi gibi önemli olan

simge yerlerden biri de Madam Martha

Koyudur. Kalpazankaya mevkiine doğru

giderken, sağ yamaçta Yassıada’ya bakan

tarafta sizleri güzel manzarasıyla karşılayan

tepeden aşağı doğru inen patika yol Martha

Koyu’na ulaştırır. Eski adı Halikya olan koy,

adanın simge ismi, özgür ve nevi şahsına

münhasır Madam Martha’nın 80’li yıllarda

bu koyda intihar etmesinin ardından Martha

Koyu olarak anılır. Kampçıların uğrak

yeri olan koy, aynı zamanda adada günbatımını

izleyebileceğiniz en güzel yerlerdendir.

64 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Adalar

Martha Koyu’ndan, atların otladığı yerden

tepeye yeniden yola çıkıldığında, sağ tarafa

doğru yolun sonunda Kalpazankaya’ya

varılır. Özel bir işletme tarafından restaurant

olarak hizmet veren mevki, manzarası ve

denizi ile adanın ziyaret edilmesi gereken

köşelerdendir.

Burgazada, tıpkı diğer adalar gibi azınlık nüfusun

hâkim olduğu bir yerdir. İçinde Rum,

Yahudi, Ermeni, Levanten azınlığın yanı sıra,

diğer adalarda olmayan Alevi kesim de yer

alır. Bu azınlık kesimlerinin inanç merkezleri

de adada bulunmaktadır.

ERGÜN PASTANESİ’NİN MİLFÖY PASTASI

İskelenin hemen karşısında yer alan Ergün

Pastanesi, adanın en eski işletmelerindendir.

Bahri Ergün, 60’lı yıllarda İstanbul’a

gelir ve pastacı çırağı olur Şişli’de. Ustalığa

geçince de birçok yerde çalıştıktan sonra,

soluğu 80’li yıllarda Burgazada’da alır. Rum

ustalardan öğrendiği tarifleri koruyarak,

katkı maddesi koymadan, ada sakinlerine

hizmet etmeye başlar. Burgazada’nın hem

en güzel kahvaltısını, hem de özel börek

ve tatlılarını burada yiyebilirsiniz. Ergün

Pastanesi’nin en özel tatlısı, vişneli ve çilekli

olarak yapılan milföy pastasıdır. Diğer özel

ürünü de, Yahudi mutfağından poğaça benzeri,

içinde patlıcan köz olan börekitas adlı

hamur işidir. Ayrıca İbiza tatlısı, çikolatalı

ponçik, kavala kurabiyesi, fıstıklı kurabiye

de tadılması gereken lezzetleri arasındadır.

Adaya adım atar atmaz yahut gitmeden

evvel güzel bir final yapmak için Ergün

Pastanesi özel lezzetleriyle tam size göre,

benden hatırlatması...

MEZENİN VE BALIĞIN DİĞER ADI:

FİNCAN RESTAURANT

İstanbul’da güzel ve lezzetli meze yapan

yerlerinin sayısı yok denecek kadar az, hele

ki bunun içine balık ve balık mezeleri de

girince bu sayı daha da azalıyor. Burgazada

Fincan Restaurant, bu sayısı az mekânların

başında gelir. İşletme sahipleri Rasim ve Canan

Sofuoğlu çifti, her gün işlerinin başındadır...

Canan Abla mutfakta mezelerle, Rasim

Ağabey de balıkları ve diğer malzemeleri

dükkâna tedarik etmekle ve servis kısmında

müşterilerle yakın temasta bulunan kişi

olarak iş bölümü yapmışlar. Rasim Ağabey

3. kuşak adalı, eski bir denizci, ada ve balık

kültürünü çok iyi biliyor; Canan Abla da beslenme

mezunu, Rum ve Ermeni mezelerini

çok iyi yapmakla birlikte kendine ait meze

buluşları da mevcut, gerçek bir gastronomi

sanatçısı. Fincan ilk olarak kafe olarak

açılmış, daha sonra da yemek de menüye

dâhil olduktan sonra, tamamen restaurant

konseptine dönmüşler. Müşteriler istedikleri

balık için birkaç gün önceden aradıkları

takdirde Rasim Ağabey hemen tedarik ediyor.

Canan Abla da yaptığı mezeleri günlük

ve taze olarak müşterilere sunuyor. Onun

sihirli ellerinde ortaya harikulade, birbiriyle

yarışır cinsten mezeler ve deniz mahsulleri

güveçleri, balıklar çıkıyor. Mekânın finalini

de tatlılardan rokoko ya da çikolata krizi ile

yapmalısınız Bu mekân lezzetleri ve Rasim

Ağabey ve de Canan Abla’nın misafirperverliği

ile bağımlılık yapacaktır.

ADADA KAHVE BİR BAŞKADIR:

FOUR LETTER WORD

Yeni nesil kahvecilik diye tabir edilen

“Üçüncü Dalga Kahvecilik” dükkânları son

birkaç yıldır İstanbul’da oldukça revaçta.

Ancak, bunlar arasında açık ara önde olanlardan

biri de Burgazada’dadır. Adalı Eylem

Özkaya ve Ersel Gürpınar’ın işlettiği mekân,

yaz ve bahar ayları hizmet vermekte, ancak

sonbahar ve kış dönemlerde güzel olan

havalarda hafta sonu da açmaktalar. Adanın

en huzurlu köşelerinden birinde Four

Letter Word... Kendi kavurdukları kahve

çekirdeklerini, sıcak ve soğuk demleme çeşitleriyle

misafirleriyle buluşturuyor mekân.

Yaz aylarında iced latte ve cold brew, kış

aylarında da espresso bazlı kahveler ile yeni

nesil demleme çeşitleriyle sıcak kahveler...

Ancak, ben her dönem soğuk demleme

kahvelerini tercih ediyorum.

Her sokağında ayrı, sahilinin her kısmında

ayrı, yaz ayları ayrı, kış ayları ayrı, sabahında

ayrı, akşamında ayrı huzur ve tatlar alacağınız

nadir yerlerden biridir Burgazada. Aynı

zamanda dostluğun, misafirperverliğin,

medeniyetin, hoşgörünün, tutkunun ve

aşkın diğer adıdır.

Dominik Ağabey’in tutkuyla teknesini yaza

hazırlamasıdır. Can’ın evinin bahçesinde

mangal yakarak arkadaşlarını ağırlamasıdır.

Köpek Lucky’nin sakat ayağına rağmen

sizleri takip etmesidir. George Ağabey ile

Kuaför Ahmet’in, Cemevi’nin çay bahçesinde

tavla oynarken birbirlerini mars etmek

için atışmalarıdır. Fincan’ın sahibi Rasim

Bey’in balıkların dilinden bahsetmesidir.

Janet’in kış ayında bile şort ve terlik giyip

denize girmesidir. Atların otladıkları yerlerden

sizleri kovalamasıdır. Denize girmek

için 6 numara mevkiinde, yer kapmaktır.

Sait Faik Müzesi’nde, Orhan Veli’nin Sait

Faik’e yazdığı mektuplara şahit olmaktır

Burgazada...

Kısaca Martha’dır, Helen’dir, Hasan’dır,

Yorgo’dur, Meliha’dır, Ali’dir, Kirkor’dur

Burgazada...

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 65


Sivil Toplum

İdeali gerçeğe dönüştüren

bir felsefe ve kültür derneği;

AKTİFFELSEFE

Aktifelsefe, 28 yıldır felsefe ve psikoloji seminerleri veren

ve gönüllülük esasıyla yaşayan çağdaş bir felsefe ve kültür

derneği. Sayısız gönüllü etkinliklerinden biri olan GEA Arama

Kurtarma ile şu ana kadar 50’ye yakın ulusal ve uluslararası

organizasyonda hayat kurtaran ekip, bugünlerde yayımladıkları

‘İdeal Takımların Sırrı’ kitabı ile yeni bir heyecan yaşıyor.

DİLEK KARAGÖZ

İnsanı doğadaki diğer canlılardan farklı

kılan özellikleri aklı, zihni ve iradesidir.

Bedenin daha zinde ve güçlü olabilmesi

için nasıl ki sağlıklı beslenme, spor, uyku

gibi ihtiyaçların karşılanması gerekiyorsa

akıl, zihin ve iradeyi geliştirmek ve güçlendirmek

için de düşünce eğitimi yani felsefe

gereklidir. Çünkü bilinç geliştikçe toplumsal

ve bireysel durumlar, olaylar ve sorunlar

karşısında bir duruş geliştirilebilecek, çözüm

üretilebilecektir. Ve nitekim insan anlayabildiği

kadar yaşar… Kimileri hazır bilgi

peşindedir, kimileri “Felsefe benim dünya

görüşüme ters” diyebilecek kadar konudan

bihaberdir, kimi de varlığına anlam katmak

ve seçtiği alanda topluma faydalı bir iş

yapabilmek için çabalar.

Bu yazıyı habere dönüştürecek olan sivil

toplum kuruluşu, saydığımız gruplardan

üçüncüsüne giriyor. Üstelik felsefenin herkes

için ve hayatın içinde olduğunun altını

çizerek…

Aktiffelsefe; 1989 yılında felsefi, kültürel ve

insani değerler üzerine kurulmuş tamamı

gönüllülerden oluşan bir sivil toplum kuruluşu.

Kâr amacı gütmeyen, siyasi, dini bir

nitelik taşımayan ve kurulduğu günden beri

ilkeleri doğrultusunda bireyin ve toplumun

gelişimi için felsefe, kültür ve gönüllülük

alanlarında çok çeşitli bir etkinlik yelpazesine

sahip. Aktiffelsefe’nin, Türkiye genelinde

bulunan 15 şubesi ise birbirinden bağımsız

ancak, anlayış ve işleyiş açısından ortak

değerler çevresinde birleşmiş durumda.

“GÜCÜMÜZÜ FELSEFEDEN ALIYORUZ”

Aktiffelsefe Kültür Derneği Üsküdar Şubesi

Başkanı Sosyolog Umut Dinçşahin, “28

yıldır daha iyi bir insan ve daha iyi ve güzel

bir Türkiye ve dünya vizyonu ile tüm faaliyetlerimizi

sürdürmekteyiz” diyor. Dinçşahin,

güçlerini felsefeden ve gönüllülükten

aldıklarının altını çiziyor:

“Tabii ki maddi manevi zorlukların olduğu

dönemler oldu ancak aynı amaca sahip

gönüllülerimiz ve dostlarımızla birlik

olarak, el ele, gün be gün inşa ettik ve

gerçekleştirdiğimiz her etkinlik, verilen her

eğitim, geleceğe ektiğimiz bir tohum oldu.

Gücümüzü felsefeden alıyoruz. Çünkü

felsefe insanın kendisini, yaşamı ve onun

yasalarını tanıma fırsatı sunuyor. Felsefeyi

entelektüel bir uğraştan ziyade yaşama

sanatı olarak düşünebiliriz. Böylece gönüllü

yapılan her aktivitede kişi; herhangi bir

ayrım gözetmeden, toplumun faydası için

ve gönüllü çalışmalarını değerini koruyarak

sürdürüyor.”

İDEAL BİR TAKIM; GEA

Aktiffelsefe Üsküdar’ın etkinlik takvimi çok

çeşitli. Ancak biri daha ön plana çıkıyor.

GEA Arama Kurtarma Ekibi… 1994’te

Aktiffelsefe bünyesinde kurulan bu organizasyon,

bir arama kurtarma, ekoloji ve

sosyal kampanyalar grubu. Şu ana kadar

Türkiye’nin yanı sıra Hindistan, Haiti, El Sal-

66 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Sivil Toplum

vador, Pakistan, Ekvator, Nepal, Cezayir, Sri

Lanka gibi birçok ülkede 50’ye yakın ulusal

ve uluslararası operasyonda görev almış.

Afet bölgelerinde arama kurtarma, insani

yardım ve medikal destek çalışmaları gerçekleştiren

GEA, aynı zamanda BM Uluslararası

Arama Kurtarma Ekipleri Tavsiye Grubu

(INSARAG) üyesi. Afet dışındaki zamanlarda

ise ‘Tarihe Dokunuş Sergisi’, ‘Yalnız Oyuncaklara

Yeni Arkadaşlar’, malzeme dağıtımları

ve huzurevi ziyaretleri gibi sosyal

sorumluluk faaliyetleri gerçekleştiriyor.

GEA, kısa bir süre önce yayımladığı ‘İdeal

Takımın Sırrı’ isimli kitabı ile 23 senelik

takım çalışmalarını taçlandırıyor. Takım

ruhunun ve ‘bir’ olabilmenin her zaman

en hayati ihtiyaç olduğu bu topraklarda,

bu kitap ideal takım olabilmeyi belleklere

kazıyacak düşünsel altyapısını okuyucusu

ile paylaşıyor.

“İDEAL TAKIMLARIN SIRRI,

REHBER BİR KİTAP”

Umut Dinçşahin, yayımladıkları bu kitabın

bir rehber görevi göreceğini anlatıyor: “Bu

kitap ile birtakım amaçları gerçekleştirmek

üzere bir araya gelmiş gruplar için

en önemli hususları paylaşmak istedik.

Kitap bir rehber görevi görecektir. Kitabın

sonundaki analizler bir takımın durumunu

tespit etmeye yarar. Takım çalışması içerisinde

çok farklı kapasitelerimizin ortaya

çıkabileceğini, insani zorlukların aşılabileceğini

biliyoruz. Üst bir amaç için farklılıkların

aşılarak zenginleştirilebileceğine

inanıyoruz. Bu sebeple takım çalışmasının

evrimsel bir yolculuk olduğuna ve insan

doğasını temel alan bir takım çalışmasının

daha iyi bir dünya fikrine hizmet edeceğini

düşünüyoruz.”

Dinçşahin, ideal takımların sırrını ise şöyle

açıklıyor: “İdeal takımların sırrı, takımların

bir idealinin olmasıydı. Bir kelime

oyununun ötesinde Platon’un bütün

eserlerine temel olan ‘idea’ kavramı (iyilik,

güzellik, adalet ve bilgelik) insan iradesiyle

birleştiğinde bir ideale dönüşüyordu.

Bir takımın bir şeyleri başarmasında ve

gerçekleştirmesinde sadece motivasyonlar

yeterli olmuyor, motivasyonların çok daha

ötesinde bir ideale sahip olması gerekiyordu.

Takım üyelerinin birbirleriyle yaşadığı

bütün sorunların ve takımların karşılaştıkları

zorlukların çözümünde üst bir ideal varsa,

takım üyeleri bu engeli daha kalıcı olarak

geride bırakabiliyorlardı.”

İdeal Takımların Sırrı, üç yazar tarafından

kaleme alınmış; Umut Dinçşahin, Eğitimci,

Yazar ve Sosyolog Aktiffelsefe Bursa Şubesi

Başkanı Kemal Karadayı ve GEA Takım Lideri

Erkan İ. Ataker. Kitapta etkin ve sürekliliği

olan takımlar inşa etmenin sırrı anlatılırken,

somut olarak günlük yaşamımıza dokunacak

dayanağını ise binlerce yılın deneyimi

olan düşüncelerden alan felsefi bilgiler

kullanılıyor. Tam da bu nedenle kişisel gelişimin

popüler olan halinden farklı olarak,

gerçek ve kadim anlamıyla “bireysel gelişimi”

kavramayı sağlıyor. Grupların amaçları,

çalışma biçimleri, güven ve karar verme

biçimleri, takım olma gerekliliğinin nedenleri,

ideal takıma dönüşmenin aşamaları,

takımın düşmanları ve daha birçok başlık

altında okuyucularına rehberlik ediyor.

Peki, bu çağda önyargısız, samimi ilişkilere

ve bir organizasyona hasret kaldık diyerek

Aktiffelsefe’ye katılmak istiyorsanız sizi

nasıl bir süreç bekliyor? Umut Dinçşahin

anlatıyor: “Felsefe, hayatın içinde aktif rol

almak isteyen herkes içindir. Bu nedenle

de çok farklı meslek ve yaş gruplarından

üyelerimiz mevcut. Dileyen herkes ücretsiz

olarak yaklaşık 5 ay süren ‘Temel Felsefe

Psikoloji ve Gönüllülük’ seminerlerimize

katılabilir. Aslında bu süreç için tanışma

dönemi diyebiliriz. Kişilerin hem felsefe ile

hem de gönüllü etkinliklerimizle tanışma

sürecidir ve bu süreci tamamlayan kişiler

dilerse üyemiz olabilirler.”

“FELSEFE DÜŞÜNMEK DEĞİL,

YAŞAMAK İÇİNDİR”

Aktiffelsefe seminerlerinde Doğu’dan

Batı’ya, Antik Yunan’dan Mevlana’ya

bütün öğretiler aynı derecede ele alınıyor.

Amaç hiçbir öğreti ya da ideolojiye sırtını

yaslamadan insanlık tarihinin biriktirdiği

evrensel bilgilerle bugünü, doğayı, insanı

ve toplumu anlayabilmek… Üyelerin gönüllülüğü

ile ayakta duran Aktiffelsefe; 28 yıldır

“Yaşam için Felsefe” mottosu ile sürdürdüğü

yolculuğunu, kendinden başlayarak,

yaşadığı çevreyi ve dünyayı daha iyi bir yere

dönüştürmek isteyen, yani hayatına anlam

katmak isteyen bireyler ile sürdürüyor.

Son sözü yine Umut Dinçşahin’e bırakalım:

“Felsefe sadece düşünmek için değil, aynı

zamanda yaşamak içindir. Çok pratiktir;

mutluluk, özgürlük, anlam, acılar, korkular

üzerine sorgulamalarda bulunur ve

çıktılarını hayata uygulamaya çalışır. Felsefe

çalışan veya filozof olan kişi; öğrendiklerini

uygulayan, günümüz çevre ve insan sorunlarına

duyarsız kalmayan, sorunların değil,

çözümün bir parçası olmayı seçen bir birey

olacaktır.”

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 67


Sosyal Sorumluluk

Rasimpaşa’daki tarihi köşk artık

SOSYAL HİZMET MERKEZİ

PINAR BALTACI

Kadıköy Belediyesi, Rasimpaşa İskele

Sokak’ta yer alan iki tarihi köşkü restore

ederek Sosyal Hizmet Merkezi’ne dönüştürdü.

Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası

Mücadele Günü’nde açılan merkezde, her

kesimden bireyin güçlendirilmesine dönük

hizmet verilmesi amaçlanıyor. Kadıköy

Belediyesi’nin “kamuya ait yerleri kamuya

açma” politikası kapsamında restore edilen

ve tarihi 1700’lü yıllara dayanan köşk, böylelikle

Kadıköy halkının hizmetine sunuldu.

Rasimpaşa Sosyal Hizmet Merkezi’nde

bireylerin ihtiyaçları yerinde saptanarak,

aktif ve üretken şekilde toplumsal yaşama

kazandırılması hedefleniyor. Kadın, erkek,

genç, yaşlı, engelli, göçmen, mülteci ve LG-

BTİ bireyler, mağdur oldukları her konuda

merkeze başvuru yapabiliyorlar. Merkezde

görevli kadrosunda bir sosyal hizmet

uzmanı, sosyolog, psikolog ve avukat görev

alıyor. Bizler de Kadıköy Life Dergisi olarak

merkezde görevli Sosyal Hizmet Uzmanı

Nasip Karacık, Sosyolog Şadiye Narin,

Psikolog İlkay Gedik ve Avukat Asu Melis

Bağlan ile merkezde yapılacak çalışmalara

dair bir söyleşi gerçekleştirdik.

PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK

HİZMETİ BAŞLADI

Sosyal Hizmet Uzmanı Nasip Karacık,

merkezde uygulanacak projelere dair

çalışmalarının devam ettiğini dile getirerek,

şu bilgileri verdi: “Psikolojik danışmanlık

hizmetine başladık. Gelen başvuruları değerlendiriyoruz,

görüşüyoruz, yönlendirme

hizmeti yapıyoruz. Sosyal servis burada her

an görev başında. Ön binada kayıt kabul

elemanlarımız var. Daha çok ihtiyaca dönük

hizmet modelleri planlayacağız. Hazır kurslar

sunmaktan ziyade daha çok koruyucu,

önleyici, geliştirici, güçlendirici kurslar hedefliyoruz.

Bir kadın dayanışma birimimiz

var, orada halihazırda hizmet verebiliyoruz.

Şiddet, istismar, ihmal gibi vakalara müdahale

edebiliyoruz, yönlendirme çalışmaları

yapıyoruz. Meslek elemanlarımız da sürekli

burada olacaklar. Cinsel istismar, şiddetsiz

yaşam, akran zorbalığı gibi konulara dönük

çalışmalarımız olacak.

68 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Sosyal Sorumluluk

Sosyal Hizmet Uzmanı Nasip Karacık

İŞKUR DÂHİL BİRÇOK KURUMLA

İŞBİRLİĞİ

Merkezde daha çok güçlendirme, geliştirme

çalışmaları yapmayı planlıyoruz. Birçok

kuruluşla ortak çalışma yürütüyoruz. İlgili

sivil toplum örgütleriyle işbirliği halindeyiz.

Burada profesyonel meslek elemanları var

ama diğer STK’larla da ilgili işbirliği halinde

çalışmalar yapmayı planlıyoruz. Aile ve

Sosyal Politikalar Bakanlığı Üsküdar Sosyal

Hizmet Müdürlüğü ile işbirliği halindeyiz.

Bununla beraber Kadıköy Kaymakamlığı

ve Kızılay ile de iletişimimiz devam ediyor.

Bireyi güçlendirirken sadece psikolojik danışmanlık

ve diğer yardımları vermeyi değil,

onları kendi ayakları üzerinde duracak hale

de getirmeye çalışıyoruz. Mesleki eğitimlerle

bir meslek kazanmaları için, diğer birimlerdeki

mesleki kurslara yönlendiriyoruz.

İŞKUR ile birlikte yürüttüğümüz kurslar var.

O şekilde de destekler veriyoruz.”

MAHALLE BAZLI HİZMET

Merkezde sosyolog olarak görev yapan

Şadiye Narin ise, yürüttükleri mahalle çalışmalarında

birebir görüşmeler yaptıklarını

ifade getirerek; “Mahalle bazlı çalışmalar

yürütüyoruz. Mahallelerin profillerini çıkartıp,

mahallenin ihtiyaçlarını belirlemek,

sosyal politikaya katkı sağlamak, sorunları

tespit edip, onlara çözüm üretebilmek gibi.

Birçok mahallede hane ziyaretleri yaptık ve

gördüğümüz ihtiyaçları saptadık. Kadıköy

ilçesinde çok güzel etkinlikler oluyor ama

dezavantajlı grupların birçoğu bu etkinliklere

ulaşamıyor. Bu nedenle mahalle bazlı

hizmet götürmenin çok daha sağlıklı olduğunu

düşünüyoruz. Mahallelerde kültürel

ve sanatsal etkinlikler olabilir, farkındalık

çalışmaları, etkileşim ve paylaşım toplantıları

da yapılabilir. Süreç içerisinde bu etkinlikleri

organize etmeyi düşünüyoruz” dedi.

OKULLARIN REHBERLİK

BÖLÜMLERİYLE İLETİŞİM

Merkeze yapılan genel başvurularda özellikle

psikolojik destek için çok fazla talep

olduğunu öğreniyoruz. Bu başvurular toplumun

her kesiminden olabiliyor. Psikoloji

alanında halihazırda yapılan ve yapılacak

çalışmaları Psikolog İlkay Gedik ile konuştuk.

Gedik, şu açıklamalarda bulundu:

“Gelenlerin yanı sıra bizim görüp yönlendirdiğimiz

vakalar olabiliyor. Mesela ev

ziyaretlerinde ya da okullardan bize gelen

ihbarlardan yetersiz ebeveynlik becerileri

gördüğümüzde, anne babaları çağırıyor ve

onlara danışmanlık yapıyoruz. Çocuklara da

aynı şekilde... Belediyenin farklı kurumlarında

verilen ‘Kadının İnsan Hakları’ eğitimine

burada da başlayacağız. Ebeveynlerle

çalışma, beceri geliştirme çalışması, ilkokul

öğrencilerine yönelik bir çalışma planlıyoruz.

Bununla beraber okulların rehberlik

bölümleriyle iletişime geçiyoruz. Okullarda

iletişim kurmakta zorlanan çocuklarla, davranış

ve sosyal gelişme problemi yaşayan

çocuklarla ve velilerle iletişime geçmeyi,

hatta direkt okullara gidip çalışmalar yapmayı

planlıyoruz.”

HUKUKSAL AÇIDAN TEMEL

HAK BİLGİSİ VERİLECEK

Son olarak merkezde verilen hukuki yardıma

dair sorular yönelttiğimiz Avukat Aysu

Melis Bağlan; “Tüm dezavantajlı gruplara

merkezimizin kapısı açık. Hukuksal anlamda

öncelikle temek hak bilgisi vereceğiz.

Kişilerin yaşadıkları vakanın hangi aşamada

olduğu, nasıl çözecekleri, başvuracakları

mercileri onlara tanıtmak, onlara yol

göstermek buradaki hedefimiz. Hukuk

çerçevesinde de yaşadıkları olayın gerçek

anlamını anlatmaya gayret edeceğiz. Çünkü

insanlar hayatta birçok şeyler yaşıyor.

Önemli olan yaşanan bu şeylerin hukuktaki

karşılıkları neler, bunu bilmeleri önemli.

Umuyoruz ki çok fazla hukuki meseleyi

aktarabilme ve tanıtabilme şansımız olur”

şeklinde konuştu.

BAŞVURAN HİÇ KİMSE

GERİ ÇEVRİLMİYOR

Hizmet konusunda Kadıköy halkı dışında

başvuru olması halinde gelenleri geri

çevirmeyeceklerini belirten Sosyal Hizmet

Uzmanı Nasip Karacık; “Kadıköy Belediyesi

olarak sınırlarımız içerisinde hizmet

vermekle yükümlüyüz. 21 mahallesi var

Kadıköy’ün, ama bize başvuran kimseyi geri

çevirmiyoruz. Yani danışmanlık ve yönlendirme

hizmetlerinden bütün yurttaşlar

faydalanıyor. Sosyal, ekonomik destekler

ya da farklı etkinliklerde öncelikle Kadıköy

sınırları içerisine destek vermek zorundayız.

Fakat özellikle şiddet gören kadınlar

için olan çalışmalarımızda kesinlikle hiçbir

sınırlama yok. Bilgilendirme ve gerekli

yerlere yönlendirme gibi hizmetler vermek

zorundayız. Bu anlamda Türkiye’nin her

yerinden gelebilirler” mesajı verdi.

Kayıtlara göre tarihi köşkün yapım

yılı 1782. Yılı tam olarak bilinmese

de koruma envanterinde ismi “Eski

Exelcior Otel” olarak geçiyor. 1960

yıllarda ise köşk, Beria Kızılağaç

adına açılan bir hostele dönüşüyor

ve çatı arası açılarak, geniş bir oturma

salonu yapılıyor. 1970’li yıllarda

18 parsele inşaat yapılırken, parsele

bitişik merdiven duvarı kırılıyor

ve kullanılmaz bir hal alıyor. Bu olayın

ardından kaderine terk edilen

ev yıkıntı halde yıllarca kullanılmış,

yanmış ve birçok duvarı çökmüş.

2009 yılında boşaltılarak belediye

tarafından koruma altına alınan

köşk, günümüzde restore edilerek

Sosyal Hizmet Merkezi’ne dönüştürüldü.

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 69


Sanat

Derya Yıldız:

Benim resimlerim

izleyicisiyle konuşur!

VECDİ UZUN

“Dün benim resimlerim sadece fısıldıyordu, bugün alçak

sesle konuşuyor. Gelecek dönemde ise, kadınlar adına yüksek

sesle bağıran resimler yapacağımı düşünüyorum” diyen

ressam Derya Yıldız ile resim hayatına başlangıcından

sanatta markalaşmaya, eserlerinde sıklıkla kullandığı kadın

figürlerinden gelecek döneme ilişkin planlarına uzanan

yelpazede keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Resimlerinde

eski ile yeniyi konu, zaman ve teknik olarak sentezleyen

Yıldız ile sohbetimizin ayrıntıları şöyle:

Resim serüveninizi anlatır mısınız?

Çocukluğumdan itibaren resim yapmayı hiç bırakmadım.

Bırakamadım da zaten. Çocukluk yaşlarımda yollara

tebeşirle resimler yaparak resim hayatıma başladım. Evde,

duvarlara, yere, kâğıda, yani bulduğum her yere. İlk, orta ve

lisede de girdiğim her yarışmada ödül aldım. Sınıfta birçok

arkadaşımın resmini ben yapar, bu yüzden hocalarımdan

bol bol azar işitirdim.

Gazi Eğitim Resim Öğretmenliği bölümünü derece ile kazandım.

Bazı talihsizliklerden dolayı eğitim hayatım yarıda

kaldı. 40 yaşında yarım kalan eğitimimi tamamlamak için

yeniden sınava girdim. O dönemde beni yüreklendiren ve

destek olan Adil Ocak hocama teşekkür ediyorum. Geçen

yıl yüksek onur derecesiyle eğitimimi tamamladım. Bu arada

resim yapmaya devam ettim. Ne resim benden ayrıldı,

ne de ben ondan ayrılabildim. İlkokuldan başlayarak hocalarım

resme karşı ilgimden dolayı beni hep desteklediler.

Eğitim hayatıma ara verdim, ama hayallerime inanmayı hiç

bırakmadım ve hedeflerimi hep yüksek tuttum. Anladım ki,

insan isterse her şeyi başarabilirmiş.

Derya Yıldız resmi nedir?

Kendimi çok tekrar etmemek adına sanatın genel kuralları

ile kendime oluşturduğum temele bağlı kalmak üzere,

eklektik metodu uygulayarak zaman içinde farklı fikir,

konu, teknik anlamda da ekleme ve çıkarmalar yaparak

kendimi geliştirmeye ve yenilemeye devam ediyorum.

Neredeyse her gün uzun saatler atölyede çalışmalarımı

sürdürüyorum.

19. yüzyıl sonunda sanat akademileri geleneğiyle Alman ve

Avusturyalı sanatçılar tarafından oluşturulan “Secession”

akımını incelemeyi hiç bırakmadım. Bu akımda bulunanla-

70 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Sanat

rın genellikle yapıtlarının ayırt edici özelliği,

rengin incelikle çoğu kez güçlü kullanımıyla

iki boyutlu süslemeci bir üslupla birleşmeleridir.

Yapıtlar mutlak bir duygusal hal ve

tavrın anlamlaştırılmasını içererek, izleyiciyi

sofistike bir okumaya davet eder. Gustav

Klimt ve Egon Schiele, bu dönemin en

ünlü ressamlarıdır. Ben ise soyut figüratif

modern tarzda çalışıyorum. Resimlerimde

eski ile yeniyi konu, zaman ve teknik olarak

sentezliyorum. Eskitme tekniğiyle kalın

boya spatulayı da kullanarak farklı dokular

elde ediyorum. Renk, leke ve çizgiyi bir

arada kullanmayı seviyorum. Gelecekte

hedefim, kendi tarzımı ve stilimi geliştirip

marka haline getirmek ve bunu da uluslararası

platforma taşıyabilmektir.

Sanatta markalaşma konusunu

biraz açar mısınız?

Sanatta markalaşmanın önemi ülkemizde

henüz anlaşılmamış olup, büyük bir kesimce

de bu kavramın varlığı yok sayılmaktadır.

Buradaki marka bir ticari kaygı içeren bir

kavram olmayıp, sanatseverlerle iletişimi

kurmayı ve sürdürmeyi sağlayacak bir

mekanizmayı sanatçının kişiliği ve resmiyle

bütünleştirmektir. Markalaşmayı sağlamak

için başta özgün olmak üzere değişimci,

atak, farklı olmak ve süreklilik esastır.

Kısacası, her an kendini yeniden inşa etmek

çabasında olmanın kısa adıdır. Markalaşma

ile aranan geçici ve saman alevi gibi yanan

ateşler değil, gereken zamanda gerekenleri

bir sistem içinde yapmaktır. Kadın temalı

resimlerim, benim markalaşmamın ilk

adımları olmaya başlamıştır.

Resimlerinizde kadın figürlerini çok sık

kullanmanızın nedenini açıklar mısınız?

Resim yapmak benim mesleğim ve bunu

hakkıyla yapmak isterim. Eserlerimde hayatın

içinden kadın figürlerini kendime özgü

form ve biçim açısından stilize ederek, kendime

özgü geliştirdiğim teknikle belirli bir

kompozisyon içinde tuvalime yansıtmaktayım.

Tuval üzeri yağlıboya çalışmalarımda,

kadının var olma özelliğinden gelen yapısıyla

çağdaş yaşamı uyum içinde harmanlaması

anlatılmaktadır. Kadın renktir, ışıktır ve

sestir. Resimlerde eski dönemlerden gelip

bugüne ve buralardan da geleceğe gidecek

kadınların, bu çizgi üzerindeki yürüyüşleri

vurgulanmaktadır.

Bu kadın serisi çalışmalarımda müzikteki

ritim ve armoniyi renklerle birleştirerek,

pentür ile desteklemekteyim. Gerek konu

gerekse teknik olarak eski ve yeniyi mistik

bir hava içinde sentezleyerek eserlerimi

oluşturuyorum. Müziğin ritim ve armonisi

resimlerimde hissedilebilmektedir. Bu figürler,

çağdaş kadının simgesi olan betimlemelerden

oluşmaktadır. Figürler aracılığıyla

resimlerimin merkezini oluşturan kadını,

modernleşmenin açık ifadesi olarak vurgulamaya

çalışmaktayım. Türkiye’de olduğu

gibi ve Dünya’da da modernleşmenin içinde

kadın olması gerektiğini, kadının etkin

fonksiyonu olmayan şehirlerin sadece boş

beton bina ve sokaklardan oluşacağını ve

ruhsuz olacağını resimlerimle anlatıyorum.

Uzun çalışmalar sonucu karşısına geçtiğimde

kendi yaşamımdan kesitler bulmamı

sağlayan resimlerimin diğer kadınlarda

da aynı duyguları yarattığını düşünmekteyim.

Dün ezilen kadından bugün pozitif

ayrımcılık haklarına ulaşılan kadın hakları

yeterli olmayıp, hedefteki modern kadına

ulaşmalıyız.

Sizin resminizin izleyiciye fısıldayarak

onu çağırdığı ifade edilmektedir. Bu

konuda düşüncenizi ifade eder misiniz?

Bir sergi gezerken resimlerin içinden bazıları

size fısıldayarak “Dur, geçme, beni detaylı

incele”; bazısı da adeta saklanarak “Hızlı

yürü, görmene gerek bile yok” der. İşte bu,

mesajlaşmanın ortasında bulunan resim

üzerinden sanatçı-sanatsever ikilisi arasında

gerçekleşir. Sanatsevere verilebilen

mesajın özü, resmin arkasındaki ressamdır.

Benim resimlerim de “Dur, dikkat et, ben

farklıyım, beni önemse, ben bir sanatçı

duyarlılığı için üretildim” diyen resimlerdendir.

Resme başlamadan önce uzun uzun

inceler ve notlar alırım. Çalışma aralarında

da tekrar tekrar gidip bakarım ve hedeflediğim

son aşamaya gelmesi için yapmam

gereken çalışmaları ve planlamamı değerlendiririm.

Çok büyük, iddialı ve her şeyi

bir anda değiştirecek mesajlar yerine kadın

duyarlılığı olan mesajları seçtim. Resmimin

fısıldayarak bir kadın duyarlılığıyla mesajlar

verebilmesi ayrı bir güzelliktir.

Gelecek dönem için

planlamalarınız nedir?

Sanata başladığım günden beri çok yol

kat ettiğimi düşünüyorum. Eserlerime

gösterilen ilgiden son derece memnunum.

Bu ilgi bana çok önemli bir sorumluluk

yüklediği için daha çok çalışmaya yönlendirmektedir.

Şu anda Çankaya Başkent Halk

Eğitim’de eğitimci olarak çalışmaktayım.

Yetişkinlere resim dersi veriyor, bir sanat

eseri karşısında o sanat eserini anlamak

ve yorumlayabilmeleri için teorik ve pratik

bilgiyi aktarıyorum.

Sizin kullandığınız konu ve figürler

çok sık kullanılmaktadır. Sizi farklı

yapan nedir?

Bir esere baktığımda öncelikle benim

açımdan özgünlük ön plandadır. Bir esere

baktığınızda sanatçının imzasını görmeden

o eserin kime ait olduğunu tanıyor ve

biliyorsanız, o sanat eseri amacına ulaşmış

demektir. Özgünlüğe ulaşmanın yolu da

desenden geçer. Sanat tarihine geçmiş

sanatçıların yayınlanmış desen çalışmalarına

bakınca, desenin önemi çok rahat

anlaşılabilir.

Son olarak Kadıköy Life okurlarına

ne iletmek istersiniz?

Önemli bir şehir dergisi olarak resim sanatçılarını

tanıtmak için çabanızı takdirle karşılıyorum.

Derginiz aracılığıyla sanatseverlerle

buluşmak beni çok mutlu etmektedir.

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 71


Festival

Ümit Nar:

Hedefimiz, Kadıköy ve Beşiktaş’ta

Sahaf Festivali yapmak”

Ümit Nar:

Hedefimiz, Kadıköy ve Beşiktaş’ta

Sahaf Festivali yapmak

DENİZ İHSAN TAŞDELEN

Beyoğlu Sahaflar Derneği’nin öncülüğünde

Haydarpaşa Garı’nda düzenlenen Sahaf

Festivali’ni ziyaret ettik. Hermes Sahaf’ın

sahibi ve Beyoğlu Sahaflar Derneği Başkanı

Ümit Nar ile bir araya gelerek; sahafların

tarihini ve şu anki mevcut yapısını, teknolojiyle

beraber değişen okuma alışkanlığımızı

ve en nihayetinde kitapları konuştuk.

Kadıköy ve Beşiktaş’ta festival yapmak istediklerini

belirten Nar, sahaflıkla ilgili olarak

“Öncelikle kitap kopyalanması ve çoğaltılarak

satılması, tekniğin gelişmesiyle beraber

ise kitapların matbaa ile çoğaltılmasıyla

bir iş koluna dönmüş bir meslek sahaflık.

Bilgilenmeyi düzgün yapmaya çalışan,

kültürü özünden almaya çalışan insanlar

hâlâ kitaptan yanalar. Bu bir avantaj tabi...

O yüzden kitapla insanın hukuku baştan

beri var ve devam ediyor. Bu değişmeyecektir”

şeklinde düşüncelerini ifade eden

Ümit Nar ile kitaplardan Kadıköy’e doğru

uzanan keyifli röportajımızın ayrıntıları için

buyurunuz...

Nasıl geçti festival, tepkiler nasıl?

Festival iyi gitti. Çok tanıtım yapma şansımız

yoktu ama bizim okurun özelliğidir o.

İlk birkaç gün sakin geçer, kulaktan kulağa

duyulur ve ondan sonra buraya gelen insan

sayısı artmaya başlar. Nitekim bu sefer de

öyle oldu. Biz kimseye haber vermedik, Milli

Eğitim’e de haber vermedik. Ama bilinçli ve

okuyan öğretmenler, öğrencilerini getiriyor

hafta içi, hafta sonu çok kalabalık oluyor.

İlgi bu anlamda güzel...

Normalde Taksim Aslıhan Pasajı’nda

sahaflık yapıyorsunuz. Buradan

hareketle Taksim’deki dönüşümün

sahaflar üzerinde ne gibi etkileri oldu?

Sahaflardan ziyade bütün bir kültürel hayata

ve iklime çok büyük bir etkisi oldu. Zaten çok

açık... Birincisi, rant merkezi ve dönüşüm

emlak fiyatlarını yükseltiyor. İkincisi, bu çıkan

72 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Festival

yasa maddesiyle 10 yıllık kiracıların sorgusuz

sualsiz çıkartılabilmesi mekânların el değiştirmesine

sebebiyet veriyor. Bir de bu son

birkaç yıldır devam eden tramvay, yol inşaatı

ve başka birtakım inşaatlar insanların dayanamamasına

ve iş yapamamasına neden

oluyor. İnsanlar şu anda kaçıyor. Kaçanlar da

Kadıköy’e ve Beşiktaş’a geliyorlar.

Kadıköy’ün semt algısına nasıl

bakıyorsunuz?

Kadıköy’e Haydarpaşa’dan amors (soyut)

bakıyorum. Böyle karşıdan güzel bakıyorum.

Benim yaşadığım yer Beyoğlu, dükkân

da Beyoğlu’nda. Kadıköy ara ara geçtiğim

bir yer. Bundan 25 sene evvel başka bir

iş yaparken Zeytinburnu’nda oturuyordum.

Hafta sonları oradan vapura binip, o

keyfi yaparak Kadıköy’e gelirdim ve Akmar

Pasajı’nın önünde seyyar tezgâhlar açılırdı.

Oradan kitap alırdım kendime. Dolayısıyla

Kadıköy, evvel ezel bu alışkanlığı ve geleneği

olan, bu anlamda seviyesi yüksek bir yer. Zaten

bunu festivalde de görüyoruz. Çok iyi bir

okur grubuyla karşı karşıyayız. Kadıköy’ün

böyle bir özelliği zaten var. Haldun Taner

Sahnesi, tiyatrolar, sinemalar, başka birtakım

etkinlikler. Bir de Kadıköy, belediyeden

de kaynaklı daha rahat. Beyoğlu’nda bir an

geliyor ki bütün masalar, sandalyeler hurra

kaldırılıyor. Bir an geliyor ki sokak müzisyenleri

engelleniyor. Kadıköy’de öyle bir şey

yok. Daha rahat ve dediğim gibi bu kadar

insanın da hem mekân anlamında, hem

tırnak içinde müşteri anlamında buraya

taşınmış olması, burayı bambaşka bir hale

getirdi. Zaten ilgi ve cazibe merkeziydi, ama

bu biraz daha katlandı diye düşünüyorum.

Sahaflık ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

Ben on yıldır sahaflık yapıyorum ama sahaflık

çok eski ve kadim bir meslek. Belki de zamanında

taş tabletler bile alınıp satılıyordu.

Hammurabi Kanunları mesela. Belki birileri

onları alıp sattı. Sümerli ilk şair Ludingirra

var. O dönemde belki de onun şiirleri elden

ele değişiyordu ya da İslamiyet’ten önce

Kâbe’de Muallakat-ı Seb’a vardır. Belki bu

nüshalar sonradan satılıyordu. Bunu bilemiyoruz

tabi ama yazılı olarak bu topraklarda

500-600 senedir bildiğimiz ve her araştırmadan

sonra bu tarih biraz daha geriye doğru

gidiyor. Bir iş kolu bu... Öncelikle kitap kopyalanması

ve çoğaltılarak satılması, tekniğin

gelişmesiyle beraber ise kitapların matbaa

ile çoğaltılmasıyla bir iş koluna dönmüş bir

meslek sahaflık. Mesleki kol olarak da 200 yıl

kadar örgütlenme biçimi var. Osmanlı’da da

Lonca Teşkilatı içerisinde tanınan ve sorumlu

atanan bir pozisyonu var sahaflığın. Böyle

eski ve güzel bir meslek.

Kitap okumanın, kitap okuma

yoluyla kültürlenmenin hayatımızdaki

önemi nedir?

21. yüzyıl, biraz tuhaf bir yüzyıl. Görsel

kültürün yazılı kültürün önüne geçtiği, do-

layısıyla bilginin gerçeğiyle sahtesinin ayırt

edilemediği, simüle edilmiş bir hayatın, Jean

Baudrillard’ın Simülakrlar ve Simülasyon’da

bahsettiği gibi televizyon denen nane yüzünden

simüle edilmiş bir yaşamın önümüze

konduğu ve daha da kolaycılığın insanların

işine geldiği düzene ve dünyaya dönüşmüş

durum var. O yüzden kitabın işi zor. Kitap ile

uğraşanların işi de zor. Bugün herhangi bir

şeyi kitaptan örnek vererek anlatsanız bile,

cahil cühelanın biri televizyonda ya da radyoda

onun farklısını söylediği zaman kitleler

onu kabul ediyor. Bugün bir kitabın en en

en çok bastığı 2000’dir, buna karşılık en kötü

televizyon programı bile onbinlerce izleniyor.

Bilgilenmeyi düzgün yapmaya çalışan, kültürü

özünden almaya çalışan insanlar hâlâ

kitaptan yanalar. Bu bir avantaj tabi...

O yüzden kitapla insanın hukuku baştan beri

var ve devam ediyor. Bu değişmeyecektir.

Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Kadıköy ile ilgili bakış açımdan hareketle

söyleyeyim, Haydarpaşa Garı bu kadar

önemli bir yerken burada sahaf festivali

olmaması büyük eksiklik. Biz sahaflar

olarak bu mesleğin ahlaki bakımdan

hakkını vererek, korsan kitaptan uzak duran

insanlarız. İyi edebiyatın peşinde olan ve

iyi çeviri olan kitapları satmaya çalışan

insanlarız. En önemli şeylerden biri, zaman

zaman kitap tavsiyesi almaya gelen insanlar

oluyor, özellikle de gençler. Bu insanlara

iyi kitapları öneriyoruz. Önerelim ki, kitaba

ilgisi bir sevgiye dönüşsün ve katlanarak

devam etsin.

İstanbul’un en önemli merkezlerinden biri

olarak Haydarpaşa’da bu festivali yapmamız

gerekiyor. Olmuyordu kaç yıldır, şimdi biz

gara kendi çabamızla para ödeyerek, bu

bölümü 15 günlüğüne kiralayarak bunun bir

yolunu bulmuş olduk. Buraya Samsun’dan

da gelen var, Ankara’dan da gelen var,

sadece festival için. Başka şehirlerden gelen

olduğu kadar, Kadıköy’den de gelen insanlar

var. Kadıköylüler ne kadar az tanıtmış da

olsa festivalin farkındalar ve bu anlamda

buradaki insanların arzusu da bu yönde.

Umarım Kadıköy Belediyesi’yle bu konuda

karşılıklı dayanışmaya gidip, bu işi yapacağız

ve gelenekselleştireceğiz. Böyle bir

talebimiz oldu. Hatta her yılın Mayıs ayında

bize böyle bir yer tahsis etsinler, yerleşelim

ve bunu da geleneksel hale getirelim. Her

yıl Mayıs ayında Kadıköy Sahaf Festivali yapılıyor

diye. Ben buraya gelirken arkadaşlara

“Biz kısa vadede para kazanacağımız bir

etkinliğe gitmiyoruz. 2027 yılında onuncusunu

yapacak olacağımız Kadıköy Sahaf

Festivali’nin tohumlarını atmaya gidiyoruz.

Bunu böyle düşünün” diye konuşmuştum.

Hedefimiz bu. Kadıköy ve Beşiktaş’ta, böylesi

merkezi semtlerde, kitap okumanın çok

olduğu semtlerde festival yapmak...

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 73


Etkinlik

Hukuk ve sanat

Kadıköy’de

buluştu

DENİZ İHSAN TAŞDELEN

Kadıköy’ün beş yıldızlı otellerinden Kozyatağı ByOtell, “Hukuk

ve Sanat” etkinlikleri kapsamında “Müzik Eserlerinin

Hukuki Esasları” konulu panele ev sahipliği yaptı. Konuşmacı

ve moderatörlüğünü Av. Eda Salman Bayraktar’ın gerçekleştirdiği

etkinlikte, müzik sektörünün dünden bugüne

devinimi, sektörün yaşadığı sorunlar, telif hakkı kavramı ve

meslek birliklerinin durumu gibi konular ele alındı.

Kadıköy Life Dergisi’nin de takip ettiği programda, teknolojinin

sektöre etkisi ve dünyadaki son gelişmeler Mine

Aksoy tarafından konuklara aktarılırken; müzik ve hukuk

dünyasından yoğun katılımın olduğu panelde ünlü sanatçılar

Gökhan Türkmen, Bora Öztoprak ve Aslı Demirer de

konuşmacı olarak deneyim ve düşüncelerini katılımcılarla

paylaştılar.

EBRAR EFKAN BİLGİÇ: MÜZİK HUKUKU,

DEĞİŞİM VE GELİŞİME AÇIK

Etkinliğin açılış konuşmasını yapan Kariyer Hukuk

Derneği Başkanı Ebrar Efkan Bilgiç; “Hukukun hayatın

diğer alanlarında olduğu gibi müzik sektöründe de yer

alması yadsınamaz. Teknolojinin gelişimiyle birlikte ortaya

çıkan dijital platformlar ve getirdikleri değişimler, müzik

piyasasında da yerini almaktadır. Dolayısıyla sanatçılar,

meydana getirdikleri eserlere yönelik haklarını korumak ve

hukuki güvence altına almak istemektedirler. Tabir-i caizse

‘müzik hukuku’ olarak adlandıracağımız bu alan, değişim

ve gelişime açık” dedi.

Kariyer Hukuk Derneği tarafından katılımcılara plaket takdim edildi.

Aslı Demirer, Gökhan Türkmen, Mine Aksoy, Bora Öztoprak, Avukat Eda Salman

Bayraktar ve Gökhan Türkmen’in eşi Sinem Türkmen.

AV. EDA SALMAN BAYRAKTAR: TEK BİR AĞIZDAN

KONUŞMAMIZ GEREK

Bilgiç’ten sonra söz alan Av. Eda Salman Bayraktar; “Müzik

hukuku alanında biz avukatlar olarak mutlaka yer almalıyız.

Çünkü biz bu aşamaya çok zor geldik. Müzik sektöründe

bir avukata ihtiyacın var olduğu düşüncesi, hem

ülkemizde hem de dünyada çok zor yerleşti. Müzik hukuku,

fazla değer verilen bir alan değil ülkemizde. Çok az hukukçu

bu alanda varlık gösteriyor. Bunun daha fazla hukukçunun

varlık gösterdiği bir alan haline gelmesi gerektiğini

düşünüyorum. Aynı zamanda bilgi ve kavram kargaşası var,

sözleşmelerde birlik yok. Dolayısıyla, terminoloji birliğini

de sağlamak adına tek bir ağızdan konuşmamız gerekiyor”

şeklinde konuştu.

MİNE AKSOY: DOĞRU HUKUKÇULARA İHTİYACIMIZ VAR

Teknolojinin sektöre etkisini ve dünyadaki son gelişmeleri

anlatan Mine Aksoy ise; “Okuldan mezun olduğum andan

itibaren müzik sektörünün telif hakları kısmında bir şekilde

hayatımı devam ettirmeye başladım. Hukukun müzik

üzerindeki yaptırımının güncel hayatta en uygulanabilir

olan alanına doğru yelken açtım. Öncelikle Eda Hanım’a

teşekkür etmek istiyorum. Çünkü ilk defa bu konuyla ilgilenen

bir hukukçumuz, kendimizi hukuk öğrencilerine ifade

74 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Etkinlik

etmemiz için ön ayak oldu. Özellikle dijital

dünyanın da hayatımıza girmesiyle ciddi bir

alandan bahsediyoruz ve doğru hukukçulara

ihtiyacımız var” açıklamasında bulundu.

BORA ÖZTOPRAK: KÖTÜ KOMŞU,

İNSANI MAL SAHİBİ YAPAR

Besteci ve söz yazarı ama en çok yorumcu

kimliğiyle tanınan Bora Öztoprak; “Burada

anlatılan işleyişin yürümemesinden

dolayı, kötü komşu insanı mal sahibi yapar

türünden bir yapım firması sahibi olmak

zorunda kaldım. Aynı zamanda o kimliğimle

de meslek birliklerindeyim. Burada görmüş

olduğunuz 4 maddeli meslek birliklerinin

üçüyle de ilişki içindeyim. Dolayısıyla,

burada anlatılan yeni yasa çalışmalarına,

meslek birliklerinde aksayan lisanslama ve

dağıtım yöntemlerine, tüm hukuksal mevzuatın

her kelimesine hâkimim. Bir sanatçı

olarak bilmemem gereken tüm kelimeleri

biliyorum” diyerek düşüncelerini paylaştı.

GÖKHAN TÜRKMEN: BİR İMZA BÜTÜN

HAYATI ŞEKİLLENDİREBİLİYOR

“Gençken ve duygusalken, daha doğrusu

bu işleri hiç bilmiyorken, sadece bu işi beste

yapmak ve söz yazmak olarak düşündüğüm

zamanlar bu işin öte kısımlarını bilmiyordum”

ifadelerini kullanan şarkıcı Gökhan

Türkmen, sözlerini şöyle sonlandırdı: “İşte

bunlardan bihaber olunca ve daha duygusal

davranınca, ne olabilir ki deyip imzanı

atıyorsun. Bu imza atma mevzusu, sizin

bütün hayatınızı şekillendiriyor aslında.”

ASLI DEMİRER: SANATÇILAR BU HUKUKİ

SÜRECE DÂHİL OLMALI

2003 yılından beri kendi solo projeleriyle

bilfiil müzik sektörünün içinde yer aldığını

söyleyen şarkıcı Aslı Demirer de şunları

söyledi: “Ben de bahsedilen meslek örgütlerinin

üyesiyim. Bir eser yaratıyorsunuz

ve onun bir şekilde korunduğunu bilmek,

insana güven veriyor. Sanatçılar, bu hukuki

süreçlere biraz daha dâhil olmalı. En azından

bilgi ve fikir sahibi olmalıyız.”

Kadıköy sanat hayatına yeni bir soluk:

Başak Arslan

Atölyesi

PINAR BALTACI

Kadıköy Yeldeğirmeni’nde yepyeni bir

sanat atölyesi açıldı. Marmara Üniversitesi

Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü

mezunu olan genç sanatçı Başak

Arslan tarafından Kadıköy’e kazandırılan

atölye, sekiz bağımsız sanatçının bir

araya gelerek oluşturduğu ve disiplinler

arası üretimlerin bulunduğu “Ondokuzsekiz”

adlı açılış sergisiyle sanatseverlere

merhaba dedi.

Galerinin kurucusu Başak Arslan,

Kadıköy Life Dergisi’ne yaptığı açıklamada

üniversiteden mezun olmasının

ardından atölye fikrinin ortaya çıktığını dile getirerek; “Üretim alanına ihtiyaç duyduğum

için atölyeyi açma kararı aldım. Her sanatçı gibi çalışmak ve üretmek için bir alana

ihtiyacım vardı” şeklinde konuştu. Çalışmalarında genellikle aidiyet, kültür ve zaman

kavramları üzerinde duran sanatçı, kişisel üretimlerinin yanı sıra atölyesinde güzel

sanatlara hazırlık, resim ve heykel alanında da özel dersler verecek.

AÇILIŞA ÖZEL “ONDOKUZSEKİZ” SERGİSİ

Başak Arslan Atölyesi, sekiz bağımsız sanatçının serbest çalışmalarından oluşan bir

sergiyle kapılarını açtı. Üniversiteden arkadaş olan sanatçılar Başak Arslan, Merve

Binici, Duygu Deniz Bilgin, Elif Büyüknohutçu, Reach Geblo, Deniz İkizler, Sinem Üstün

ve Gizem Üstüner’in katkılarıyla sanatseverlerin beğenisine sunulan “Ondokuzsekiz”

için atölye açılışlarındaki en iyi ifade biçiminin sergi olduğunu düşündüklerini dile

getiren sanatçılar, çalışmalarının aynı kadroyla bağımsız ve kolektif bir şekilde devam

edeceğini ifade etti.

“ÇALIŞMALARIMIZ HERKESİN OTOPORTRESİ GİBİ OLDU”

Sergide ortak bir konsept olmadığını söyleyen sanatçılar, herkesin kendini yansıtan

projelerle sergiye katıldığını belirtti. Sanatçı Deniz İkizler ise; “Herkesin kendi tadından

üretimlerine yer vermek istedik. Kim nasıl dokularda işler üretiyorsa, çalışmalarında

nasıl metotlar kullanıyorsa, o tarzda çalışmalarla yer aldı bu sergide. Çalışmalarımız

kendi otoportremiz oldu kısacası. Bu sebeple serginin belli bir konsepti olmadı. Aşağı

yukarı hangi sanatçı nasıl çalışıyor, bunu göstererek bundan sonraki üretimlerine referans

taşısın istedik. Bağlam olarak birbirinden çok uzak işler de yok aslında. Üretimlerimiz

benzediği için, keyifli bir süreç oldu bizim için. Ortaya birbirinden çok kopuk olan

işler çıkmadı” değerlendirmesinde bulundu.

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 75


Tiyatro

Tiyatroda “ekip” olma

hali ve kutsal oyuncular:

Tiyatroadam

REHA KADAK

Ülke tiyatromuz, Güllü Agop ile Türk tiyatro dilinin şekillenmesinden

bu yana, daima “ekip” ruhuyla ilerleyen özel tiyatrolar

sayesinde ayakta durmuş; en iyi çalışmalarını/dönemlerini de

bu “ekip”lerin hafızalara kazınan projelerinde yaşamıştır. Kent

Oyuncuları, Dormen Tiyatrosu, Genar Tiyatrosu, Arena Tiyatrosu,

Ankara Sanat Tiyatrosu, Dostlar Tiyatrosu, Devekuşu Kabare, Orta

Oyuncular, Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu...

Son yıllarda – özellikle de son on yılda- çeşitli tiyatrolar kurulmasına

rağmen bunların birçoğu “ekip” olma halini başaramadığından ya devamlılık

arz edememişler ya da nitelikli projelerle kendilerini hâlâ duyuramamışlardır.

Tiyatroadam, tıpkı yukarda saymış olduğum, Türk

tiyatrosunun lokomotif ve öncü tiyatrolarının felsefesiyle yola çıkmış

bir “ekip”. 2007 yılında, konservatuvar mezunu bir grup oyuncu tarafından,

sinema yönetmeni Serdar Akar’ın önderliğinde kurulan tiyatro

topluluğunu, ilk oyunları olan Hristo Boychev’in yazdığı ve Murat

Karasu’nun yönetmiş olduğu “Albay Kuş” adlı çalışmada izlemiştim.

Birkaç sezon sonra da hemen hemen aynı kadro ile Hrito Boychev’in

bir başka önemli oyunu olan “Bölge Hastanesi”ni, ekip içinden Fatih

Koyunoğlu ve Deniz Özmen rejisiyle izleme fırsatı bulmuştum.

İlk olarak dikkatimi çeken durum, Tiyatroadam’ın

“ekip” olarak hareket etmesiydi. 2013-2016 sezonunda

bir Brecht çalışması olan, Ümit Aydoğdu’nun

başarılı rejisiyle “Arturo Ui’nin Önlenebilir

Tırmanışı” oyunlarıyla da daha da ses getiren

ekip, aynı alkışı geçen seneki Emrah Eren’in

yönettiği, Nazım Hikmet’in eşsiz oyunu “İvan

İvanoviç Var Mıydı Yok Muydu”yla da almıştı. Ekip

bu sezona da oldukça ses getirecek iki çalışmayla

imza atıyor; Duşan Kovaçeviç’in yazdığı, Emrah

Eren yönetimindeki “İntiharın Genel Provası” ve

yine bir Brecht oyunu ve yine bir Ümit Aydoğdu

yönetmenliği olan “Kafkas Tebeşir Dairesi”.

TİYATROADAM’SAL MASALSI BİR DÜNYA:

KAFKAS TEBEŞİR DAİRESİ

Kafkas Tebeşir Dairesi, Brecht’in 1944 yılında

kaleme aldığı başyapıtlarından biri. Oyun

Gürcistan’da yaşanan

iç savaş esnasında,

annesi tarafından terk

edilen soylu bir bebeği

korumak için hayatını

onca tehlike içine atan

ve oyunun sonunda

“annelik” hakkını

isteyen Grusche’nın

verdiği mücadeleyi anlatırken,

bir yandan da,

ezen-ezilen, halk-iktidar,

emek-sömürü gibi Brecht’yen dünya görüşünün sorgusunu da

görürüz. Ümit Aydoğdu, evvelki çalışması bir Tiyatroadam projesi

olan yine bir Brecht oyunu “Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı”

oyununda olduğu gibi bu oyunda da başka bir dünya doğurmuş.

Brecht’in tiyatro düşüncesi olan açık biçim/göstermeci sahneleme

ve oyunculuk biçimlerine sahnede fazlasıyla zemin yaratırken, Tiyatroadam’sal

dinamizim, tempo, tampereman, eğlence ve elbette

“ekip” olma halini sahneye taşımış. Büyüklere dair bir masalsı

atmosfer yaratmış.

VE KUTSAL OYUNCULAR

Bu oyunda da başrol yok. Tiyatroadam’ın tiyatro

anlayışı da zaten bu. Bu oyunda başrol, sahne

üzerindeki tüm ekip... Bu sekiz oyuncu, birbirinden

farklı karakteri aynı anda dönüşümlü olarak

oynuyorlar. İsimlerini tek tek anmaktan gurur

duyduğum meslektaşlarım Baransel Gürsoy,

Deniz Özmen, Ediz Akşehir, Esra Şengünalp, Gökhan

Azlağ, Pelin Bölükbaş, Rana Büyükyılmaz,

Serdar Akülker... Her biri, tiyatro dünyasında

unutulan bir şeyi bizlere yeniden hatırlatıyor:

Ekip olma hali. Hepsi bir diğeri için sahnede,

hepsinin amacı sadece birlikte var olmak; her

biri aynı zamanda her şey, her biri aynı zamanda

müzik, her biri aynı zamanda Peter Brook’un

deyimiyle Kutsal Oyuncu... Can-ı gönülden tek

tek kutluyorum hepsini.

76 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Sergi

Teksin Özgüz,

“Başka Bir Şey”

ile Adana’da

Kadıköylü ressam Teksin Özgüz’ün açılışını

yazar-şair Sunay Akın’ın yaptığı “Başka Bir

Şey” adlı resim sergisi, Çukurova Belediyesi

organizasyonu ile Adana Büyükşehir

Belediyesi 75. Yıl Sanat Galerisi’nde yoğun

bir katılımla gerçekleşti.

Sergide yer alan resimlerinin çoğunda,

idealize edilmiş büyük bir şehrin geniş

panoramik görünümünü yansıtan Özgüz;

belli bir mesafeden, sakin ve düşünceli bir

şekilde boyuyor ve nesnelerini sanki bir

dürbün ile izler gibi izleyiciye yaklaştırıyor.

İzleyiciye sunmadan önce resimlerinde

hayal dünyasına yakınlaşıyor, aynı metodu

kullanarak geleceğe bakıyor.

DOĞASAL GERÇEKLİK VE YAŞAMSAL VAR

OLUŞA PARMAK BASIYOR

Ressam, sergide yer alan şehir imgelerinde

doğasal gerçeklik ve yaşamsal var oluşa

parmak basmakla kalmıyor; bu realiteyi

estetik bir öngörü boyutlarında insanların

ilgi ve beklentilerine sunuyor, düşünceye

açıyor. Bu yönüyle düşünceyi, sorunu

içeren bir resim ortaya koymuş oluyor. Bu

resim yüksek ayar bir görselliği, soyut tadı

yüksek bir plastiği kapsamına alıyor. Şehir

imgelerinde bütün bu anlatılanları ve gösterilenleri

kendine özgü bir üslupla yapıyor

sanatçı. Var oluşu ve yaşayan şehirleri,

başkasına benzemeyen, kendisine ait bir

estetik değer skalasından görüp değerlendiriyor

ve uyumun denge ritminde ifade

edip ortaya çıkarıyor.

TEKSİN ÖZGÜZ HAKKINDA

Adana’da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini

Adana’da tamamladı. 1974-1976 yılları

arasında Mithatpaşa Sanat Enstitüsü’nde

resim ve moda eğitimi aldı. 1976 yılında

İstanbul’a yerleşti. Kurduğu atölyede resim

çalışmalarına devam etti, çeşitli grup sergilerine

katıldı. 1988-2000 yılları arasında Klasik

Türk Müziği eğitimi aldı. ÜMC’de korist

olarak görev yaptı. 1998 yılında İstanbul Yeditepe

Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi

Plastik Sanatlar Bölümü’ne girdi ve 2002

yılında Zahit Büyükişliyen ve Özdemir Altan

atölyelerinden mezun oldu. 1995-2010

yılları yaz aylarında İngiltere ve Amerika’da

sanat araştırmaları ve çalışmaları yaptı, bu

çalışmalarını halen devam ettirmekte.

2003 Ağustos-Eylül arası İngiltere Bournemouth

University’de resim çalışmaları yaptı,

sanat ile ilgili eğitim programına katıldı. 2005

Ağustos-Eylül aylarında Amerika San Francisco’da

Academy of Art University’de workshop

çalışmasına katıldı. Bournemouth ve San

Francisco’da katıldığı eğitim programları

sonrası düzenlenen karma sergilerde resimleri

yer aldı. Yurtiçi ve yurtdışında çeşitli karma

ve kişisel sergilere katıldı. Chicago, Londra,

California ve Houston’da özel koleksiyonlarda

resimleri bulunmakta... 2011 Mayıs ayında

California’da Orange County Fine Arts tarafından

pastel kategorisinde bir resmi birincilik

ödülü aldı. 2001 yılında kurduğu Teksin

Sanat Galerisi’ni yönetmekte, ayrıca resim

çalışmalarına devam etmekte. Teksin Özgüz,

Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği üyesi.

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 77


Sanat

Yat’e Creative Studio,

Moda’da

sanatseverleri

bekliyor

30 yılı aşkın süredir aktif bir şekilde sanat hayatını

sürdüren seramik sanatçısı Hülya Çeltikçi,

Moda Şevki Bey Sokak’ta yer alan yeni atölyesini

sanatseverlerin hizmetine soktu. Daha önce beş

yıldızlı oteller, Kapalıçarşı ve devlet üniversitelerinde

gerçekleşen birçok projede yer alan

sanatçının kendi ürünlerinin sergilenip satışının

gerçekleşeceği yeni mekân, aynı zamanda

kolektif bir çalışma alanı olarak da özellikle

sanatçıların kullanımına açık olacak.

“Kolektif bir atölye gibi burası; Yat’e Creative

Studio... Yat’e çamur demek. Aktif olarak 30

yıldır çamurla uğraştığım için en güzel isim bu

olacaktır diye düşündüm. Ne kadar savaşabilirim

bilmiyorum ama kollarım ve enerjim yettiği

sürece çamur ve seramik yapmak niyetindeyim.

Bugün buradayız. Umarım uzun süre

Kadıköy’de kalırız” diyen sanatçı, Kadıköy Life

Dergisi’ne yaptığı açıklamada şunları ifade etti:

“Atölyem karşı taraftaydı. Ben zaten Kadıköylüyüm,

burada oturuyorum. Eve yakın olsun,

yolda harcadığımız zamanı sanata ayıralım diye

bir buçuk senedir yaklaşık bu lokasyonda yer

arıyordum. Biraz uzun sürdü hedefe ulaşmak

ama şu anda hem showroom hem atölye bir

arada oldu.

Kadıköy’de artık sanatsal faaliyetlerimizle biz

de varız. Bunu eşimizle, dostumuzla, komşularımızla,

çevredeki herkesle paylaşmak

istedik. Dışarıdan hiçbir ürün yok. İçerideki

bütün ürünler tamamen bana ait ve hepsi

elde yapılmış. Özellikle bunun altını çiziyorum.

Fırının dışında hiçbir makine yok. İnsanlarımız

eşine dostuna hediye alırken kişiye özel, özgün

bir şey alsın, bunu hedefliyoruz. Gençlerle bir

arada çalışıyorum. Ben tecrübelerimle onlara

birazcık yol göstereyim, onlar da vizyonlarıyla

beni geliştirsinler istiyorum.”

Oğuz Abadan’dan müziğe yenilikçi yaklaşım;

Müzik ve Teknolojileri

Sanat Merkezi

Usta müzisyen Oğuz Abadan, genç müzisyenlere sahne deneyimi kazandırmak ve

sanat hayatına attıkları ilk adımlarına destek olmak amacıyla Kadıköy Koşuyolu’nda

bulunan Oğuz Abadan Müzik ve Teknolojileri Sanat Merkezi’nde her ay gerçekleştirdiği

konserlere hız kesmeden devam ediyor.

Son olarak düzenlenen konserde her biri kendi alanlarında yetenekli genç yıldızlar,

deneyimli piyanist Ayşegül Abadan Üçüncü yönetiminde sahne aldı. Müzisyenler

farklı armonileri özgün yetenekleriyle buluşturdu, sahne performanslarıyla göz

doldurdular. Sezonun en heyecan verici sahnesinde yer almanın mutluluğunu aileleriyle

paylaşan gençler, öğretmenlerinden ve dinleyicilerden tam not aldı.

MÜZİĞE YEPYENİ BİR BOYUT

Oğuz Abadan MTSM’nin bünyesindeki Müzik Akademisi; Rock School, Faredoo

Çocuk Üniversitesi Workend Kurumsal Programları, Film Müziği Atölyesi gibi master

programları ile müzikseverlere ve genç yeteneklere ev sahipliği yapıyor. Sanatseverler

için zenginleştirilmiş müzik programları, çocuk atölyeleri, müzikal gösterileri, ileri

müzik eğitimi ve performans sanatlarıyla her yaştan müzisyeni geleneksel ve çağdaş

müzikle tanıştırıyor. Genç yeteneklere ve sanatçılara vermiş olduğu destekten

dolayı adından söz ettiren usta müzisyen Oğuz Abadan, MTSM’ye getirdiği yenilikçi

yaklaşımları ile müziğe yepyeni bir boyut kazandırıyor.

Gençlerin sanatla buluşma mekânı;

Ante Sanat

“Hayat Sanatta” sloganıyla

sanatın birleştirici ve iyileştirici

gücünü yaşamak isteyen

gençlere Kadıköy Kalamış’ta

kapılarını açan Ante Sanat,

atölyeleriyle fark yaratmayı

hedefliyor.

Sanatın, toplumun iyileştirici

ve birleştirici gücü olduğuna

inanan Mimar Sinan Devlet

Konservatuvarı mezunu tiyatro

sanatçıları Duygu Üzüm Arat ve Can Kulan’ın “Hayat Sanatta” mottosuyla kurduğu

Ante Sanat Merkezi’nde; 06-16 Yaş Sanat Destekli Drama, Konservatuvara Hazırlık,

Tiyatro ve Sinema Oyunculuğu, Emre Törün ile Kamera Oyunculuğu, İletişim Odaklı

Tango, Çocuk ve Yetişkinler İçin Ritim Terapi Atölyeleri bulunuyor.

ANA HEDEFLERİ, GENÇLERLE FARK YARATMAK

Fenerbahçe Stadı’na yürüme mesafesinde olan Ante Sanat’ın kurucuları Arat ve

Kulan, tüm atölyelerde ana hedeflerinin toplumda birbirini anlayan, ön yargıları

kırılmış, hayal güçleri kuvvetli, üretimi arttırma potansiyeline sahip gençlerle fark

yaratmak olduğunu belirttiler.

78 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Sanat

Esat Acet Nuhoğlu’ndan

50. kişisel sergisi

ÖZGÜRLÜĞE

HASRET

CENAY TOPRAKKAYA

Ressam Esat Acet Nuhoğlu, yeni yıl ile birlikte 50. kişisel

sergisini sanatseverler ile buluşturdu. Büyük Kulüp’te

yoğun ilgiyle gerçekleşen ve katılımcıların bir hayli

beğenisini kazanan sergide, Nuhoğlu’nun tamamı at figürlerinden

oluşan “Özgürlüğe Hasret” konulu yağlıboya

eserleri yer aldı.

Yeni sergisi ve at figürlerine olan ilgisi hakkında Kadıköy

Life Dergisi’ne açıklamada bulunan Esat Acet Nuhoğlu;

“At günümüzde de geçmişteki gibi en sevdiğimiz

hayvanlar arasında yer alır. Yıllar geçmesine rağmen bu

durumun değişmemesinin nedeni, atların sadece fiziksel

özellikleri sayesinde bize olan yardımları değildir. Bize

verdikleri sadakat ve sevgi sayesinde onları can dostlarımız

olarak görürüz. Onlarla duygusal bağlar kurarız”

dedi. Nuhoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

AT SEVGİSİ SONA ERMEZ

“Yeri gelir ona bir şey olmasın diye çabalarız, yeri gelir

arkasından yas tutmak zorunda kalırız. Ama hiçbir

zaman yüreğimizdeki at sevgisi sona ermez. Ben de

bu sevginin eserlerime yansıması gerektiğini düşündüm.

Çünkü atlar gibi cesur, güçlü, sadakatli, sevecen,

özgür yaradılışlı hayvanlar, hayatımızın önemli anlarını

kapsıyor. Bana göre sanat, hayatımızdaki anlarımızı ve

anılarımızı içeren, bakıldığı zaman insanın içine işleyen

ve onda farklı duygular uyandıran, biricik eserlerden

oluşur. Hayatımda değer verdiğim bu iki şeyi -atları ve

sanatı- birleştirerek çalışmak, eserlerimi üretişimin her

aşamasında ve daha sonrasında beni mutlu etmekte.

Fotoğraf sanatçısı Kadir Çivici’ye ye bana vermiş olduğu

destekten dolayı teşekkür ederim.”

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 79


Yaşamın İçinden

Sokak için sanat:

Dede Fatih

Kolçak

REHA KADAK

Beyoğlu’nda İstiklal Caddesi’nde 2000’li yılların başında

sokak sanatçıları geleneği daha başlamamışken, biri

kuklasıyla gösteri yapmaya başlamıştı. O tarihlerde tanışmıştım

Dede Fatih Kolçak’la. İstiklal Caddesi’nde bir

devrim yapmış, kendisinden sonra gelen sokak sanatçılarına

rol model olmuş ve cesaret vermişti. Sonrasında

cadde, bir döneme kadar karnaval havasında önemli

yeteneklerin çalışmalarına açık bir sahne özelliğine

bürünmüştü. Ancak, Beyoğlu’nda değişen bir şey vardı,

bundan hemen etkilenen elbette sanat ve bunun sonucunda

da sokak sanatçıları olmuştu.

Bu evrede bu sokak sanatının devrimcisi Dede Fatih

Kolçak, 2008 yılı gibi Kadıköy Süreyya Operası’nın

önünü mesken aldı. İki yıla yakın İzmir Alsancak ve

Ankara Çankaya’yı da mesken tuttuktan sonra, yeniden

Kadıköy’e döndü ve Kadıköy’de de tıpkı Beyoğlu’nda

olduğu gibi sokak sanatçılarının sahne almalarına ön

ayak oldu. O günden bu yana da Süreyya Operası’nda

önünde hafta sonları saat 14.00 itibariyle sahne almaya

devam ediyor.

Dede Fatih Kolçak, Kadıköy’de birçok gencin sanatla

ilgilenmesine neden olmuş bir kişilik. Kurmuş olduğu

Mask İstanbul ve U.Ç.E. gibi sanat kolektifleriyle pandomim,

kukla yapımı, yazarlık üzerine

ücretsiz olarak çeşitli atölyeler

düzenledi ve burada yetiştirdiği

gençlerin üniversitelerin sanatla

ilgili bölümlere girmesini sağladı.

Sokak demek, Dede Fatih Kolçak

için özgürlük ve kendini ifade etme

biçimi demek. Bu ifade biçimini de

Kadıköy’deki insanlarla paylaşmaktan

keyif duyduğunu dile getiriyor

ve ekliyor:

OKUYAN BİR TOPLUM DEĞİLİZ

“Kadıköy halkı duyarlı, zaten

Beyoğlu’ndaki son zamanlarımda

da beni yalnız bırakmayan kitle

Kadıköylülerdi. Ben de onların

destekleriyle Kadıköy’ü mesken

tutmaya karar verdim. Amacım,

insanlarla paylaşım içinde olmak,

özellikle çocuklar ve gençlerle.

Onların birçoğu ile sokakta temas

içindeyim. Onların yararına olacak

eserleri kukla oyunu yapıyorum.

Bu sene repertuarımda üç oyunum

var. Bunlardan biri benim yazdığım

Vehbi, Oscar Wilde’ın Mutlu Prens’i

ve Saint- Exupery’in Küçük Prens’i.

Sekiz ile dokuz dakikalık oyunlar

bunlar. Maalesef okuyan bir toplum

değiliz. Madem okumuyoruz ya da

okumaktan alıkoyuluyoruz, ben

de bu eşsiz eserleri kukla oyununa

uyarladım, böylelikle bu eserlerden

gençlerin ve çocukların haberdar

olmasını sağlıyorum. Önümüzdeki

yıl da Don Kişot eserini uyarlamaya

çalışacağım.

ÇOCUKLARIN ŞANSI OLMAYA

DEVAM EDECEĞİM

Kapalı alanlarda da sanat yaptım,

ancak hiçbiri bana sokaktaki samimiyeti,

teması, insanlarla kurduğum

iletişimi sağlamadı. Ne yazık ki ekonomik

koşullardan insanlar tiyatrolara

bile gidemiyor. Ben sokakta

olmaya ömrüm el verdiğince devam

edeceğim. Çocukların şansı olmaya

devam edeceğim. Çalışkan ve iyi

kalpli çocukların başarılı olmasını

istiyorum. Kadıköy’de Süreyya Operası’nın

önü benim sahnem, evim.

Tüm çocukları ve gençleri hafta

sonları bekliyorum.”

Sokak için sanatın temsilcisi Dede

Fatih Kolçak. Sokak onun sahnesi,

evi; Kadıköy’e gelenleri evine

bekliyor.

80 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Yaşamın İçinden

Kadıköy’ün tablocusu: Bora Balaban

Moda Caddesi’nin başlangıcından Moda’ya

doğru ilerlerken sağ taraftaki bir

duvarda, çeşitli tanınmış film ve albüm

afişleriyle dünyaca ünlü ressamların

yaptığı resimlerin yeni tasarım hallerinden

oluşan kanvas çerçeve tablolar gözünüze

takılır. Benim de yaklaşık 2010 yılında

gözüme takılmıştı bu renkli ve özgün çalışmalar.

Duvarın karşındaki Huzur Pasajı’nı

gösteriyordu adres.

İçeri girdiğimde, daha niceleri mevcuttu

bu tasarımlardan. Sıcak sohbetli biri

başlamıştı konuşmaya. Eski esnaflar da

öyleydi eskiden, sadece konuşmak için bile

dükkânlarına gidilirdi. Bu tasarımları yapan,

mekânın da sahibi Bora Balaban, 2010 yılından

beri gerçekleştirdiği özgün çalışmalar

ve sohbetiyle beni bağlamıştı kendine.

Kolay değil Beyoğlulu olmak. O zamanlar

sadece zorunlu nedenler olması gerekti

Beyoğlu’ndan çıkmak için başka bir semte.

Kadıköy’e gelme nedenlerim o dönemler

Bora Balaban ve sıcak tasarım mekânı Baykush

Shop içindi. Şimdilerde buraya yakın

ikamet ediyorum oysaki...

PASAJI DA CANLANDIRDI

Bora Balaban, toptancılık işleriyle uğraşırken

bir yandan da kendi tasarladığı kanvas

tabloların internet üzerinden satışını yapar

ve kendine depo amaçlı olarak bugünkü

Huzur Pasajı’ndaki dükkânı tutar. Hemen

akabinde depo olarak kullandığı bu yeri,

tasarımlarının satışının da yapıldığı dükkâna

dönüşür. Ancak, 2009 yılında burayı

açtığında pasaj atıl durumdadır, kimse

Huzur Pasajı’na uğramaz, Bora Balaban’ın

yapmış olduğu bu tasarımlar pasajın da

canlanmasına neden olur. O günden bu

yana değişmeyen müşterilerinin yanına

yenileri de eklenir.

BİR KADIKÖY SİMGESİ

Bora Balaban, ilk olarak dünyaca ve ülkece

ünlü filmleri kendinde çağrıştırdığı anları tasarlayarak,

o filmlere dair afişler yapmakla başlar

işe. Sonradan buna tanınmış ressamların

tablolarının farklı tasarımları da eklenir. Müşterilerden

gelen isteklerden de yeni tasarımlar

meydana çıkmaya başlar. Bu güzel kanvas

çerçeve tablo tasarımlarına bardak altığı, buzdolabı

magnetleri, plaka baskılar, tişörtler, bez

çantalar da eklenir. Bora Balaban, tasarımlarını

satmaktan ziyade insanlara temas etmek

istiyor. Bir esnaf olduğunu her konuşmasında

vurguluyor. 2009 yılında açtığı bu küçük şirin

dükkânı hâlâ ayakta ve Bora Balaban, tıpkı

diğer Kadıköylü eski esnaflar gibi yıllar sonra

da bir Kadıköy simgesi ve hafızası olacak.

Sanatın sokağa yansıması ve müzik

Bahariye’de ufak bir tur atıyoruz. Uzaklardan, çok eski tarihlerden

bir ses duyuyoruz cadde boyu; Santur sesi. Uzun senelerdir

Kadıköy’de tanıdık bir sima olan Taylan Atar’ın santurundan

geliyor bu ses. Kadıköy’ün sanata, sanatçıya bakışının bir

sonucu olarak burada müzisyenler ayrı bir öneme sahip. Haldun

Taner’den Barış Manço’ya, Cemal Süreya’dan Bedri Rahmi

Eyüboğlu’na kadar uzanan bir entelektüel birikim sebebiyle

sanatçıya yüklenen anlam, Kadıköylülerin değer bilinciyle

yükseliyor.

İşte bütün bunların sonucunda sanatın sokağa yansıması,

sokak sanatçılarıyla inşa ediliyor. Bu noktada sokak müzisyeni

Taylan Atar ile kısa sohbetimiz oldu. “Çaldığım santur, İran

santuru. 3 bin yıllık bir tarihi olduğu söyleniyor. Sesinin kadın

sesine benzemesinden dolayı Pers İmparatorluğu döneminde

300 yıl yasaklanan bir enstrüman... Bizdeki piyanonun atası

aynı zamanda... Biçim olarak kanuna benziyor, fakat ses olarak

piyanoya daha yatkın. Ülkemizde ise yeni bir enstrüman. Çalan

10 parmağı geçmez. Biri de benim. Sekiz yıldır Türkiye’nin farklı

illerinde, kasabalarında gezerek, dolaşarak santur çalıyorum”

şeklinde konuşan müzisyen Atar; “Kadıköy halkı sanata, sanatçıya

sahip çıkıyor ama enstrümanın tarihsel kökeninden kaynaklı

biraz muhalif bir yapısı var. Resmi kurumlarla da aramız

pek iyi değil o yüzden” diyerek düşüncelerini ifade etti.

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 81


Değerlerimiz

Kadıköy’ün

“İnci”si

İstanbul’da olduğunuz ve kendinizi bu

lezzetlerden dolayı Kadıköy’de yaşamaktan

özel hissettiğiniz bir pastane...

REHA KADAK

Kadıköy, yani tarihte anılan adıyla Körler Ülkesi,

cumhuriyetimizin gözleri açık, aydınlık

insanlarına ev sahipliği yapar. Bununla da

kalmaz, hem mideye hem de gözlere aynı

anda hitap eden birçok lezzet duraklarının

da önem arz eden bölgesidir. Eski ve geleneksel

fırınlar ile pastanelerimiz de bölgenin

başrolündedir. Azımsanmayacak kadar da

Avrupa’daki fırınlar kadar iyidirler.

Bahariye Caddesi’nden Moda Havuzu

tarafına doğru ilerlerken yolun sol tarafında

1958 yılından beri bu bölgenin incisi olan

İnci Pastanesi, yukarıda da dile getirdiğim

üzere hem göze, hem de mideye hitap

ediyor. Pastanenin sahibi ve ustası, hâlâ

işinin başındaki Tevfik Amca (Tevfik Kaba),

12 yaşından beri bu mesleğin içinde. İlk

ustası da abisi... Kasımpaşa’da başlayan

serüvenleri, Karagümrük’te devam ettikten

sonra 1958 yılında Kadıköy’deki şimdiki yerine

demir atarlar. O günden beri de Tevfik

Amca dümeni devralır.

“PASTANECİLİK ZOR İŞ...”

Tevfik Amca, “İşinin başında olmazsan

olmaz; pastanecilik zor iş, hele ki 1958

yılından beridir aynı yerindeysen, en az 50

yıllık müşterilerin hâlâ geliyorsa, onlara ilk

günkü lezzeti, güleryüzü sunman gerekli ve

yeni müşterilerine de aynı özeni göstermelisin”

diyor. Tevfik Kaba, işini sevgiyle

yapan eski esnaflardan. Müşterisi ile yakın

teması seven, onlarla konuşan, Kadıköy için

önemli bir simge.

İnci Pastanesi, haftanın her günü ve günün

her saati tıka basa dolu. Özellikle hafta

sonları Moda’ya kahvaltı yapmaya gidenlerin

uğrak yerlerinin başında. Buradaki

tüm ürünler taze olmakla birlikte oldukça

da leziz. Ben en çok İnci’nin elde açtıkları

hamurdan yaptıkları ıspanaklı böreğini ilk

önceme alıyorum, bu böreğin peynirli ve

patatesli çeşidi de mevcut. Ayrıca, bir diğer

tuzlu ürün cevizli-dereotlu poğaçası, tuzlu

keki de buranın özel ürünlerinden.

Ancak, en sevdiğim iki özel ürünü sona

bırakıyorum. Kahvenin yanında İnci’den

başka hiçbir pastanede bu kadar yumuşak,

taze ve harikulade bir kremasıyla bulamayacağınız

Alman Pastası ve de ancak

Avusturya’da bu kadar güzelini yiyebileceğimiz

Strudel tatlısını alarak, buradaki rutin

kapanışımı yapıyorum. Ama, mekânın diğer

müdavimleri, acıbadem kurabiyesi, ekler,

kuru pasta ve kurabiye çeşitleri için günün

her saatinde bu özel yere sık sık uğruyorlar.

Her İnci’den çıkarken, Tevfik Amca’nın “güle

güle” ikramlarıyla uğurlanırken, eski bir

esnafın hâlâ işinin başında olma durumu

da size ayrı bir haz veriyor.

82 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Sağlık

Stres nedir?

Stresle

karşılaştığımızda

neler yaparız?

DR. PINAR AKAN

MEDAMERİKAN TIP MERKEZİ

Stres, vücudun korunması için

gereken en değerli koruma

mekanizmalarından birisidir.

Stres yaratan evrensel etkenlerin

(afet, savaş, yokluk, hastalık)

yanı sıra insani ilişkiler (aile,

kariyer, toplumsal) de bizde

bu süreci başlatır. Nasıl ve ne

kadar tepki vereceğimiz ise

kişiliğimiz, sosyal statümüz ve

geçmiş tecrübelerimize bağlıdır.

Dolayısıyla etkilenme oranı,

kişiden kişiye değişecektir. Uzun sürmesi halinde, bu

süreçte oluşan kimyasal ve hormonal etkiler nedeniyle

bazı hastalıklar meydana gelmektedir.

Vücudun bir olayı stres olarak algılaması, endişe yaratan

her durumun beyinde proses edilmesiyle başlar. Gelen

mesajın acil tehlike veya kalıcı durum arz etmesine

göre böbreküstü bezleri, vücutta gereken değişiklikleri

başlatmış olur. Ani streslerde adrenalin ön planda olur

ve hipertansiyon, çarpıntı, terleme, ağız kuruması, görme

bulanıklığı, kulaklarda çınlama, baş ağrısı ortaya çıkar.

Uzun süreli/ kronik streslerde ise kortizol hormonunun

ön planda olması nedeniyle kilo artışı, şeker bozuklukları,

bağışıklık problemleri, tiroid hastalıkları başlar. Erişkin

aknesi, sırtta yağ birikim bozuklukları, dikkat eksikliği,

kısırlık gibi durumlarla da karşılaşılır. Stres, mide bağırsak

sisteminde gaz, ülser, kabızlık şeklinde etkilemektedir, cilt

döküntüleri yaratabilir.

Stresten tümüyle korunmak mümkün değildir, ancak bazen

toplumsal veya doğal afet zamanlarında mevcut yükümüze

eklenen yeni stresler fiziksel sıkıntılara yol açar.

Çağlar boyunca ruh beden dengesini korumak amacıyla

dayanışma, içsel muhasebe, kendine inanç ve meditasyon

önerilir. Doğal beslenme, düzenli spor, meditasyon,

hobilerle uğraşmak, aile bağlarının güçlü olması önemli

ve gereklidir. Özellikle çalışan kişilerin çoğu için önerilerin

tümünün birlikte yapılması çok zordur. Bu nedenle 20/80

kuralı gereği, en çok randımanla en az zaman gerektiren,

günlük iş akışını ve günlük rutini değiştirmeyen temel

noktaları uygulamak gerekir.

Stresle Başa Çıkmak İçin Günlük Yapılabilecekler

(Anti Stres to do List):

1- Besinsel destek:

Su: Günde 1,5 litre su içmek için masanıza koyun ve işten çıkarken

içmediyseniz bitirin.

B12 vitamini: Zihinsel destek, optimistik bakış açısı.

Çinko: İmmün destek, zihinsel fonksiyon.

Omega 3: Dikkat eksikliği.

Demir: Oksijen taşıma kapasitesi nedeniyle kansızlık olanlarda

yorgunluk ve unutkanlık, uyku artışı yapar.

2- İmmün / Bağışıklık sistemi için destek:

Çinko, vitamin C, zerdeçal.

3- Meditasyon teknikleri:

Derin nefes oksijen girişini artırır, nabız sayısını düşürür, kasları

esnetir. Sabah ve akşam masa başında veya yolda yapılabilir.

Önemli bir ayrıntı, nefesi yavaş alıp kontrollü bırakmaktır. Bu sırada

düşüncelerden arınmaya çalışın, sayı sayarak konsantrasyonunuzu

arttırın.

4- Spor:

20 dakika yürümek, merdivenleri yürüyerek çıkmak, gece yatmadan

önce 10 dakika ağırlık kaldırmak/plank yapmak, haftada 1-2

kere uzun bir yürüyüş yapmak (90-120 dakika), günde belli bir

sayıda adım yürümeye hedef koymak.

5- Uyku:

En az 6 saat hedef koyun. Televizyon izlemeyin, kaydedin. Sonra

bakarsınız. Akşam sekizden sonra mavi ışığın azaltılması, melatonin

salgısını korumak için çok önemli. Dışarıdan gelen ışığın yatak odasında

azaltılması, oda ısısının çok yüksek olmamasını sağlamak,

horlama veya burun tıkanıklığı varsa profesyonel yardım almak, en

azından burun açıcı sprey kullanmak, melatoren kullanmak yararlı

olabilir.

6- Hekim kontrolü:

Stres hormonlarının ölçümleri yapılabilir. Vitamin testleriniz ölçülür,

eksik olanlar takviye edilebilir.

7- Psikolojik danışmanlık:

Stres giderme teknikleri ve grup terapisi. Stres yaratan durumları

azaltabilmek ve bu koşullara kendimizi adapte edebilmek geleceğimizi

belirleyecek. Çince’de ‘Kriz’ kelimesinin ‘Fırsat ve Tehlike’

sembolleri ile ifade edildiği gibi, vücudumuzun stres karşısında

gösterdiği olağanüstü yerinde tepkileri yönetebilmek için fiziksel

güçlülük ve mental keskinliğimizi koruyacak hamleleri seçelim...

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 85


Sektör

Dr. Nazif Bağrıaçık Kadıköy Hastanesi,

“Butik Hastane” formatıyla

branşlarını çeşitlendirdi

PINAR BALTACI

Dr. Nazif Bağrıaçık Kadıköy Hastanesi,

açıldığı 2015 yılında İstanbul’un merkezi

Kadıköy’de Diyabet Hastanesi olarak hizmet

vermeye başladı. Merkezde, bugün artık

farklı birimlerde de sağlık hizmeti verilebiliyor.

NB Kadıköy Hastanesi Hastane

Direktörü Eser Şahin Foto ile hastanenin

geçmişinden bugününe uzanan bir söyleşi

gerçekleştirdik.

Hastanenizin kuruluş tarihinden

bahsedebilir misiniz?

Dr. Nazif Bağrıaçık Kadıköy Hastanesi; Türk

Diyabet Cemiyeti ile Türk Diyabet ve Obezite

Vakfı’nın ortak girişimiyle kuruldu. Hastanemiz,

2015 Haziran ayında açıldı. 20 yıl kadar

Harbiye’de hizmet vermiş bir hastaneydi ve

Göztepe’de bir polikliniğimiz vardı. Bu iki tıp

merkezimizi birleştirdik ve hastanemizi kurduk.

İlk aşamada adımızı Diyabet Hastanesi olarak

lanse ettik. Fakat özellikle Kadıköylüler,

hastanemizde farklı bölümlerin de olmasını

talep etti. Kadıköy halkının sahiplenmesi ile

bizler de branş sayımızı arttırmaya başladık.

Branş sayısı artınca da butik bir genel

hastane olmaya karar verdik. İlk olarak isim

değişikliğine gittik. Hastanemize 1955 yılından

bugüne Türk Diyabet Cemiyeti ile Türk

Diyabet ve Obezite Vakfı’nın hizmet bayrağını

taşıyan, ülkemizde diyabet ve obezite

tedavisinde modern tıbbın yerleşmesi için

büyük çaba harcamış olan hocalarımızdan

Prof. Dr. Nazif Bağrıaçık’ın ismini verdik. Şu

an hastanemizin ismi NB Kadıköy Hastanesi.

Dolayısıyla işin merkezinde diyabet ve

obezite var. Diyabet ve obezitenin komplikasyonlarını

çok iyi yöneten bir hastaneyiz.

Diyabet tanı ve tedavisi haricinde hangi

alanlarda hizmet veriyorsunuz?

Hastanemizde İç Hastalıkları, Endokrinoloji

Metabolizma Hastalıkları, Genel Cerrahi,

Kardiyoloji, Ortopedi ve çok iyi bir Göz

Sağlığı birimimiz de var. Bununla beraber

Nöroloji, Dermatoloji, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon,

Plastik Cerrahi, Üroloji, Beyin

Cerrahi, Kulak-Burun-Boğaz, Podoloji,

Beslenme ve Diyet, Radyoloji departmanımız

halihazırda var olan birimlerden. Göğüs

Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Enfeksiyon

Hastalıkları birimlerimiz de yeni eklendi.

Yakın zamanda Psikiyatri branşını da

ekleyeceğiz. Böylelikle genel bir hastane

olduğumuzu söyleyebiliriz.

Türkiye’de diyabet hastalığı ile ilgili

bilgi verebilir misiniz?

Türkiye’de diyabetli kişi sayısı her geçen

gün artıyor. Bunun nedeni, beslenme

alışkanlıkları ve yaşam standartları. Diyabet

bugün dünyanın sorunu olmaya başladı, tabii

obezite de aynı şekilde. Sağlık giderlerinin

büyük çoğunluğu artık kronik hastalıklara

harcanıyor. Kronik hastalıkların en büyük

kısmını ise diyabet ve diyabete bağlı komplikasyonlar

oluşturuyor. Bu durum, ülke ekonomisinde

de inanılmaz bir yük teşkil ediyor.

Eser Şahin Foto, Özel Diyabet Hastanesi’nde

Mayıs 2015 tarihinde ‘Yönetim Danışmanı’ olarak

başladığı görevine, Temmuz 2015’te İşletme

Direktörü olarak devam etti. Kasım 2017’den

bu yana da “Hastane Direktörü”...

86 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Sektör

Hatta konuyla ilgili Sağlık Bakanlığı, bir daire

başkanlığı açarak bu durumu Türkiye’de

kontrol altına almaya çalışıyor.

Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF)

rakamlarına göre tüm dünyada 20-79 yaş

arasındaki bireyler arasında 415 milyon,

Türkiye’de ise 7 milyonun üzerinde diyabetli

bulunuyor. Türkiye’de yaş aralığı baz alındığında,

Avrupa’daki en yüksek karşılaştırmalı

prevelansa ve üçüncü en yüksek diyabetli

birey sayısına sahip ülkeyiz. Dünya üzerinde

193 milyon, Türkiye’de ise 2,7 milyon kişiye

henüz tanı konulabilmiş değil. 2040 yılı

tahminlerimiz, acı gerçeği maalesef gözler

önüne serer nitelikte. 2040 yılında tüm

dünyadaki diyabetli sayısının 642 milyona

ulaşacağını tahmin ediyoruz. Geçtiğimiz

15 yıl içinde Türkiye’de diyabet hastalarının

sayısı neredeyse üç katına çıkarak, 1998’de

2,5 milyon kişiden 2013’te yaklaşık 7 milyona

yükselmiştir. Türkiye, diyabet hastası

sayısının çok yüksek olması sebebiyle, tüm

Avrupa’daki diyabet yükünün neredeyse

yüzde 13’ünü taşımakta.

Hastalığın son yıllardaki yüksek artış hızı

nedeniyle Dünya Sağlık Örgütü (WHO),

diyabeti “salgın hastalık” olarak tanımladı.

Birleşmiş Milletler de 1996 yılında sıtma,

tüberküloz ve AIDS’ten sonra tarihinde

dördüncü kez bir hastalığı salgın olarak

kabul edip, uluslararası sağlık otoritelerine

hastalıkla mücadele çağrısında bulundu.

Tüm bu bilgiler ışığında, küresel ve

toplumsal bir sorun haline gelen diyabetin

çok boyutlu sonuçları dikkate alındığında,

diyabetin önlenmesi ve tedavisine yönelik

etkili müdahalelerin uygulanması ve bu

yöndeki çalışmaları teşvik eden çözümler

bulunmasının, küresel boyutta bir çaba

gerektirdiği görülmekte.

Peki, ülkemizde diyabet ve obezitenin

önüne geçilmek için neler yapılmalı?

Sayı o kadar hızlı artıyor ki; halkı bilinçlendirmek

için kampanyalar yapılmalı ve

yaşam şekli, yaşam standartları değiştirilmeli.

Kendi çapında bir hastane, bir

cemiyet, vakıf ve dernek olarak ulaşabileceğimiz

kitle her zaman sınırlı olacaktır. Bir

ülke politikası haline dönüşüyorsa, o halde

marjinal değişiklikler olacaktır. Bu konuda

Sağlık Bakanlığı’nda önemli çalışmalar

başlatılacağı bilgisine sahibiz.

Diyabet hastalığının devlete maliyeti

yüksek... Koruma programları da önemli.

Buna yönelik devletin politikalarını

destekleyici neler yapılıyor ve yapmayı

planlıyorsunuz?

SGK’nın 2013 yılında yayımladığı Diyabet

Raporu’na göre, komplikasyonlar ile

beraber diyabetin bütçeye toplam maliyeti

yaklaşık 10 milyar TL’ye ulaşıyor. Bu toplam

maliyetin yüzde 74’ü, diyabete bağlı

komplikasyonlardan kaynaklanıyor. Diyabet

kaynaklı komplikasyon maliyetinin, diyabetin

doğrudan maliyetinin yaklaşık üç

katı olduğunu söylemek yanlış olmaz. Dolayısıyla

komplikasyonları düşürebilmek,

diyabet tedavisi ve diyabetin mali yükünün

azaltılması açısından büyük önem taşıyor.

Diyabetin tedavisinde henüz sonuçları

açıklanmayan önemli bir çalışmaya göre,

uyumun ve sürdürülebilirliğin artırılması,

yıllık maliyeti 1.29 milyar TL azaltabilmektedir.

Bununla ilgili alınacak önlem, hem

sağlık personelinin hem de hastaların eğitiminin

sağlanması ve diyabetli insanların

aile sağlığı merkezlerinde ve gerektiğinde

multidisipliner diyabet merkezlerinde

daha sıkı takiplerinin sağlanması.

Diyabetin, korunma sürecinden başlayarak,

yaratacağı komplikasyonların

tedavisine kadar geniş bir perspektif ile

ele alınması gereken bir hastalık olduğunu

topluma çok iyi anlatmamız gerekiyor.

Yapılan bilimsel çalışmalar, diyabetli hastalara

verilen eğitimlerin tedavi başarısını

arttırdığını ve maliyetleri önemli ölçüde

düşürdüğünü gösteriyor. Başta kalp krizleri,

böbrek yetmezliği, görme problemleri,

ayak yaraları ve organların kesilmesi gibi

komplikasyonlar ciddi bir yük oluşturuyor.

Hasta eğitiminin sağlanması ve en önemlisi,

risk altındaki grupların diyabetten

korunması için hastanemizin ve cemiyetimizin

ayrı bir misyon üstlendiğini söylemek

yanlış olmaz. Maliyetin önemli bir

bölümünü oluşturan etkenlerin başında

kalitesiz hasta bakımı geliyor. Bu nedenle

özellikle birinci basamak sağlık hizmeti

sunucularının, konu hakkındaki bilgilerinin

dünyadaki uygulamalarla örtüştürülmesini

önemsiyoruz. Bu bağlamda birinci

basamak sağlık hizmetleri sunucusu olan

aile hekimlerinin ve sağlık ocağı hekimlerinin,

diyabet ve obezite tedavisi ile önlenmesi

adına dünyada yapılan çalışmaları

yakından takip edebilmeleri için sürekli

eğitim programları düzenliyoruz. Bunların

yanı sıra temsilcilerimiz kendilerini ziyaret

ederek, bu konu hakkındaki yayınlarımızı,

Diyabet Dergisi, broşür ve posterlerimizi

ulaştırıyor.

DOFEM (Diyabet, Obezite Farkındalık

Eğitim Merkezi) isimli eğitim

platformunuz hakkında bilgi verir

misiniz?

DOFEM, geçen yıl bünyemizde kuruluşunu

gerçekleştirdiğimiz bir eğitim platformu.

Bizler her zaman sağlık profesyonellerine

yönelik düzenlediğimiz hizmet içi eğitimler

ile ‘hastalık yönetimi’ mantığı içerisinde diyabetin

bir bütün olarak ele alınması gerektiğinin

altını çiziyoruz. Bu eğitimleri DÖFEM

çatısı altında, hastalar ve onlarla birlikte bu

hastalığın yönetimini sağlayan yakınlarına

da veriyoruz. Ayrıca, yüksek sayıda çalışanı

olan kurumlarda çalışanlara, okullarda

gençlere ve velilere farkındalık seminerleri

düzenleyerek, diyabet ve obezite hastalığı

konusunda aydınlatıyoruz.

Hastane binanızın fiziki koşullarını

anlatır mısınız?

Tepe Nautilus AVM ile Acıbadem Dörtyol’a

100 metre mesafede ve Marmaray, Kadıköy-Tavşantepe

Metrosu ile kesiştiği Sokullu

Sokak girişindeki hastanemiz, sektördeki

tüm yeni açılan özel hastaneler gibi konforlu

bir bina, temiz ve nezih. Teknik altyapısı

son derece yeterli... Odalarımız gayet şık.

Kadıköy’de hizmet edecek kalitede butik,

nezih bir hastane.

Son olarak Kadıköylülere neler söylemek

istersiniz?

Burası her şeyden önce Kadıköylülerin

ihtiyacı olan samimi bir hastane... Kalitemizi

her zaman yüksek tutup maliyetlerimizi

koruduğumuz müddetçe, uygun şartlarda

ve uygun fiyatlarla hizmet veren bir hastane

olacağız. Çünkü bu bizim vakıfçılığımızın ve

dernekçiliğimizin olmazsa olmazı. Hiçbir

zaman kâr amacı gütmeyeceğiz. Hastanemizin

patronu da yok. Dolayısıyla biz uzun

yıllar boyunca hizmet verebilecek bir eser

bırakmak istiyoruz. Samimi bir ortamın

olduğu, butik hizmet verdiğimiz, sosyal güvenlik

anlaşmamızın olması nedeniyle de

maliyet açısından Kadıköylüleri zorlamayacak

bir anlayışımız var.

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 87


Sağlık

Dr. Ruhsan Cihan:

Medicana’da hizmet

vermek bir ayrıcalık!

Medicana Sağlık Grubu’nun 12. hastanesi

olarak hizmete girdiği günden bu yana

yoğun ilgiyle karşılanan Medicana Kadıköy

Hastanesi’nden Fizik Tedavi Uzmanı Dr.

Ruhsan Cihan ile Kadıköy Life Dergisi olarak

keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Medicana

Sağlık Grubu’ndan hastalarla olan ilişkisine,

sağlıklı yaşam hakkındaki düşüncelerinden

ekip çalışmasına uzanan sohbetimizde

Cihan, insanları mutlu etmeyi sevdiğini ve

onların yüzündeki gülümsemenin sebebi

olmanın çok hoşuna gittiğini söyledi.

“Biz sıradan bir ekip değiliz. Evet, ben fizik

tedavi doktoruyum ama aynı zamanda arkadaşlarımın

hakkını vermek zorundayım.

Çünkü bizim branşımız bir ekip işi. Ne ben

tek başıma bir şey yapabilirim, ne de onlar

tek başlarına bir şeyler yapabilirler” diyen

Dr. Ruhsan Cihan; daha önce başka bir sağlık

kurumunda görev yapmakta iken özel

hastaneciliğin en büyük gruplarından biri

olan Medicana Hastanesi’nin teklifini hiç

tereddütsüz kabul ettiğini, burada hizmet

vermenin bir ayrıcalık olduğunu ifade etti.

Cihan, sözlerine şöyle devam etti:

BÖLGE HALKINA DAHA İYİ HİZMET

VEREBİLMEK İÇİN

“Kızıltoprak’ta açılan yeni Medicana Kadıköy’e

hem bölge halkına daha iyi hizmet

verebilmek, hem de ekibimizle birlikte neler

yapabileceğimizi gösterebilmek için mutlulukla

geldim. Bölge olarak da çok hoşuma

gitti. En önemli sebebi ise, dürüst olmak

gerekirse Gürsoy Bey. Çünkü çalışması çok

keyifli, çok pozitif bir genel müdür. O güveni

hissedebiliyorsunuz onunla çalışırken,

sıkıntılarınızı rahatlıkla paylaşabiliyorsunuz.

Ben ve ekibim bu sebeple buradayız.”

İNSANLARIN MUTLULUĞUYLA

MUTLU OLUYOR

Hastalarıyla ilişkilerinin çok güzel bir

şekilde geliştiğinden bahseden Dr. Ruhsan

Cihan, bu enerjinin nereden geldiğini

sorduğumuzda şu yanıtı verdi: “Kişiliğimden

geliyor herhalde. Empati yeteneğim

çok fazladır. Kendimi gündelik hayatımda

insanların yerine koymayı iyi biliyorum. Onların

tarafından görmeyi, düşünmeyi çok iyi

öğrenmişim veya öğretilmiş. Annem matematik

öğretmeni... O öğretmiş olabilir ama

çok mütevazilikten bazen de şikayetçi olmuyor

değilim. Ego yerlerde oluyor bazen.

Sonuç olarak bu empatiden kaynaklanıyor.

Bir de insanları mutlu etmeyi seviyorum.

Onların yüzündeki gülümsemenin sebebi

olmak hoşuma gidiyor.”

SAĞLIKLI YAŞAMIN

OLMAZSA OLMAZI SPOR

Medicana Kadıköy Hastanesi Fizik Tedavi

Uzmanı Dr. Ruhsan Cihan, sağlıklı yaşam

hakkındaki düşüncelerini ve önerilerini ise

şöyle paylaştı: “Sağlıklı yaşam deyince tabi

ki öncelikle, yaz da olsa kış da olsa kişilerin

mutlaka sportif faaliyetleri ihmal etmemeleri

gerektiğini düşünüyorum. Bizim bir hasta

grubumuz var, Fibromiyalji hastaları. Artık

çağımızın hastalığı bu... Herhalde İstanbul’da

yaşayan kişilerin büyük bir kısmında

görülen bir hastalık... Stres baş faktör...

Mesela ben bu hastalara yaz-kış demeden

karda bile açık havada yürüyüş yapın diyorum.

Yani sağlıklı yaşamın olmazsa olmazı

spor... Onun dışında streslerini kontrol altına

alabilmeleri için birtakım hobiler edinmelerini

mutlaka öneriyoruz hastalarımıza. Yani

bu bir yerlere gidip, çok fazla paraya kayıt

olmak anlamına gelmesin. Çok basit şeylerle

de uğraşabilirler. Ayrıca beslenmelerine

de çok dikkat etmeleri gerekiyor. Daha çok

Omega3 içeren balık türü yiyecekler, bol

sebze, günde en az iki litre su. Bunlar sağlıklı

yaşamın olmazsa olmazları.”

88 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Spor

Koş

İstanbullu,

koş!

REHA KADAK

Dünya sinema tarihinin en güzel filmlerinden

birinin hafızalara kazınan slogan

repliğidir “Koş Forrest, koş!”... Filmin sonunda

manevi hedefine ulaşır Forrest Gump.

Antik Yunan tiyatrosunun oyunlarında sıkça

rastlarız “haberci” rollerine. Onca yolu bir

haberi ulaştırmak için durmadan koşar haberci.

Koşma eylemi, koşma hali, yaratılışın

ilk evrelerinde bir spor olarak olmasa da

insanoğlunun önemli becerilerinden biridir.

Ancak koşu, spor olma durumunu da alınca

daha spesifik bir alan olmuştur. Ama ne de

olsa koşmak, birçok spor dalının olmazsa

olmaz unsurlarından biridir mutlaka.

İstanbul, güzel bir tarihi içinde barındırdığı

kadar artık son yıllarda önemli bir koşu

parkurlarından biri de aynı zamanda. Yıllar

önce Avrasya Maratonu’yla başlayan İstanbul

koşusu, artık daha da uluslararası bir duruma

geldi. Bu vb. koşu maratonları da şehirde

yaşayanlara başka bir vizyon kattı. Yoğun

nüfus, engebeli arazi koşullarına rağmen

artık İstanbul’da yaşayanlar belli bir koşu

kültürüne sahip duruma geldi. Bunda ayrıca

önemli markaların düzenlediği, teşvik ettiği

koşu ekiplerinin oluşması da etken...

Global bir koşu hareketi olan adidas Runners

İstanbul, yaklaşık bir yıl önce koşu bilincini

şehir insanlarına daha da aşılamak,

bir koşu kolektifi yaratmak için kuruldu.

Dünyada yetmiş ülkede adidas tarafından

başlatılan bu global koşu hareketi, herhangi

bir ücrete tabi olmadan, haftalık programlara

katılmak isteyen herkese açık.

GLOBAL BİR ETKİLEŞİM

adidas Runners İstanbul’un en önemli

koşu parkurlarından biri olan Kadıköy

ilçemizin Caddebostan Sahili’nde, oluşumun

koşu kaptanlarından Filiz Akay’la bir

araya geldik: “2016 yılının eylül ortasında

kurulduk. Global bir etkileşim halindeyiz

dünyanın diğer adidas Runners hareketleriyle.

Ben daha evvel de koşu ve yüzme

sporlarıyla ilgiliydim, adidas ile benzer bir

çalışmada bir araya geldik. Kuruluş aşamasından

bu yana performans ve sosyal

aktiviteler konusunda ekibin içinde görev

alıyorum. Koca bir şehir içindeyiz, spora

ne kadar zaman ayırıyoruz, nasıl bu insanları

bir araya getirebiliriz, onca meslek

grubundan insanı nasıl bir koşu amacına

yönlendirebiliriz, meselemiz bu.

HER SEVİYEYE ÖZEL KOŞU PROGRAMI

Haftanın çeşitli günlerinde ekiple birlikte

bir koşu programı hazırlıyoruz. Bu koşular,

belli günlerde şehrin belirli yerlerinde yine

belirli koşu aşamalarına göre yapılıyor. Yeni

başlayanlara ayrı bir gün ve programımız var,

koşu performansını arttırmak isteyenlere

başka bir günde başka bir parkurda bir çalışma

sunuyoruz, çeşitli maratonlara katılmak

isteyenlere ayrı bir antrenman programı

hazırlıyoruz. Bazı zamanlarda da sadece belli

günlerde çeşitli platformlarda koşu ve beslenme

üzerine söyleşiler gerçekleştiriyoruz.

Bu harekete katılan birçok kişinin belli süre

sonra koşu sporunda bedenen ve bilinç olarak

geldiği seviye bizi ayrıca motive ediyor.

EN ZEVKLİ VE EN KESİNTİSİZ PARKUR

CADDEBOSTAN SAHİLİ

Ekibimize herkes, herhangi bir maddi ücrete

tabi olmadan istedikleri zaman katılabilirler.

Arzu edenler ekibimize ilerleyen zamanlarda

pacer, kaptan ve koç seviyelerinde de yürütücü

ekip içinde yer alabilirler. Kısaca herkese açığız.

Katılımcılara belli bir spor markasının ürünleriyle

gelinme şartı koymuyoruz. İsteyen istediği

marka spor giysisi ile gelebilir. Hem Avrupa

yakası hem de Anadolu yakasında güzel koşu

parkurlarımız var ancak koşuya en uygun, en

zevkli ve en kesintisiz parkur elbette Caddebostan

Sahili. Bu parkuru pazar ve pazartesi

günlerinde kullanıyoruz. Şehir içi diye tabir

edilen koşularda Moda Sahili de kullandığımız

alanlardan. Kadıköy ilçesi, zaten spor ve koşu

özelinde bilinçli kişilerin ve alanların olduğu

bir bölge... Sosyal medya hesaplarımızdan

bizi takip etsinler, haftalık koşu programımız

pazar gecesinden yayınlanıyor. Koşuya herkesi

bekliyoruz. Bir şort, tayt, eşofman ve spor

ayakkabısı, sadece bunlar yeterli bir koşu için.”

Benim de dahil olduğum adidas Runners

İstanbul, birbirinden farklı bölgelerden ve iş

kollarından birçok insanı bir araya getiriyor.

İstanbul güzelliği ve karmaşası içinde, koşmamaya

bahane üretmeye gerek yok. adidas

Runners İstanbul “Koş İstanbullu, koş!”

dercesine hepimizi ısrarla davet ediyor.

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 89


Proje

Trafikte ufuk

açan bir proje:

İLERİ VİTES

PINAR BALTACI

Dünya’da şehir yaşamının yol açtığı en

büyük problemlerden biri olan trafik

sorunu, Türkiye’de de her geçen gün artarak

devam ediyor. Verilere göre ülkemizde her

yıl trafik kazaları sonucunda yaklaşık 10 bin

vatandaşımız hayatını kaybederken, 200

binin üzerinde kişi ise yaralanıyor. Özellikle

bayram dönemlerinde yaklaşık 150-200 kişi,

trafik kazaları sebebiyle yaşamını yitiriyor.

Peki, çözüm ne olabilir?

Bu aşamada “Trafik Kurallarında Sorumluluklarımız

ve Önlemler: İLERİ VİTES”

isimli projeyi hayata geçirmeye hazırlanan

Yüksek Mimar Levent Özüayna ile görüştük.

Özüayna, yıllarca Almanya’da yaşamış ve

eğitimini orada tamamlamış. Avrupa’nın

trafik sorununa karşı aldığı önlemleri yakından

inceleme fırsatı bulmuş olan Levent

Özüayna, Türkiye’de telif haklarını aldığı

program konseptiyle trafik kazalarını en aza

indirmeyi hedefliyor.

Levent Özüayna ile hem projenin detaylarını

hem de trafikte karşılaştığımız sorunlara

dair çözüm önerilerini konuştuk. İşte

söyleşimizin detayları…

Dünya’da ve ülkemizde trafik kazaları,

çözülemeyen problemlerden biri…

Sizce nedir temel sebebi?

Dünya’da her yıl 1,5 milyona yakın insan,

trafik kazaları nedeniyle ölüyor. Kazaların

büyük çoğunluğunun insan kaynaklı olduğunu

düşünürsek, trafik kazalarını önlemenin

de bizlere bağlı olduğunu söyleyebiliriz.

Yaya veya sürücü olarak trafikte sergileyeceğimiz

davranışlar önemli. Mesela ülkemizde

herkese ehliyet verilmemeli ve ehliyetsiz

araç kullanımında cezalar çok daha ağır olmalı.

Çünkü trafik gerçekten çok tehlikeli...

Zararı sadece kullanan kişiye değil, herkese.

Ehliyetsiz araç kullanan biri, hiçbir suçunuz

yokken sizin ölümünüze sebep olabilir.

Trafik kazalarını önlemek ya da

en aza indirmek için yapılması

gereken çalışmalar nelerdir?

Sokağa çıkan herkes, araç kullansın kullanmasın

trafik ile direkt bağlantıya geçiyor.

Trafik kazalarını önlemek için yapılması

gereken en önemli ve en gerekli çalışmanın

eğitim olduğunu düşünüyorum. Çok iyi

bilinmektedir ki, alınacak küçük tedbirlerle

birlikte bir bilgiyi doğru ve yerinde kullan-

90 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Proje

makla istenmeyen birçok olayın önüne

geçilebilir. Bunun için yapılması gereken tek

şey, kuralları öğretmek ve uygulanması yolunda

çaba harcamaktır. Bizler de projemizi

bu amaca hizmet etmesi için hazırladık.

Projeden bahsedelim… Neler yapmayı

hedefliyorsunuz proje kapsamında?

Projemizin ismi “Trafik Kurallarında Sorumluluklarımız

ve Önlemler: İLERİ VİTES”.

Projemiz kapsamında televizyonda trafik

kurallarına dikkat çekebileceğimiz 3 veya

5’er dakikalık videolar yayınlamak istiyoruz.

Avrupa ülkelerinde uygulanmış ve

başarı elde etmiş bir proje bu. Türkiye’de

TRT’de ve diğer birçok kanalda yayınlanmasını

istiyoruz. Bu konudaki çalışmalarımız

devam ediyor.

Programların içeriği nasıl olacak?

Ne sıklıkla yayınlanacak?

Yayınlanacak videoların en az 3 dakika olması

gerekiyor. İçerikte ise sadece trafikteki

ihmallerin gösterilmesi değil, bundan sonra

neler yapılması gerektiğine dair çözümler

sunulacak. Örneğin, dikiz aynasına

bakmadan şoför kapıyı açıyor ve bunu fark

etmeyen motosiklet sürücüsü kapıya çarpabiliyor.

Burada doğru olanın da gösterilmesi

gerekir. Şoför kapıyı açmadan önce dikiz

aynasına bakmalı. Yani bu programlarda bireyleri

uyarmak zorundayız. Tabi bu şekilde

yüzlerce örnek çekeceğiz. Sürekli izlenmesi

halinde kişilerde ister istemez bir farkındalık

olacaktır. Bununla beraber, programların

haftada bir-iki kere değil, gerçek bir bilinç

kazandırılması için devamlı gösterilmesi gerekiyor.

Haberlerden önce ve sonra, reklam

aralarında sık sık yayınlanmalı.

Projenin hayata geçirilmesi halinde

hangi kurumlarla işbirliği halinde

olacaksınız?

İnsanlara iyilik sadece maddi yönden

olmaz, fedakârlık isteyen bir durumdur. Her

kurum ve kuruluşun az da olsa yardım ve

desteklerini bekliyoruz. Daha iyi bir gelecek

için... Öncelikle TRT’nin desteği önemli...

Konuyu bir anlamda sosyal sorumluluk

projesi olarak da görüyoruz ve bu anlamda

TRT’nin desteklerini bekliyoruz. Bunun

yanında Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık

Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Ulaştırma Bakanlığı’nın

da destek vermesi bizler için çok

önemli. Nerelerde daha çok kaza oluyorsa

oraların tespit edilmesi ve birlikte koordineli

bir şekilde çalışmamız gerekiyor. Ambulansların

ülkemiz trafiğinde hastanelere

yetişmesi maalesef çoğu zaman çok zor. Bu

aşamada Sağlık Bakanlığı’nın da projemize

destek vermesi anlamlı olacaktır.

Trafik eğitiminin okullarda verilmesinin

gerekliliğiyle ilgili neler söylersiniz?

Bu konuda çalışmalarınız olacak mı?

Trafik eğitimi okullarda, anasınıflarında

başlamalıdır. Bu aşamada da ülkemizde

en büyük görev Milli Eğitim Bakanlığı’na

düşüyor. Çocuk yuvalarında çocuklara trafik

kurallarının anlatıldığı dergiler dağıtmayı

düşünüyoruz. Trafik kurallarını çocukların

anlayabileceği eğlenceli çizimlerle

anlatmayı planlıyoruz. Bu konuda da Milli

Eğitim Bakanlığı’ndan destek bekliyoruz.

Bununla beraber televizyonlarda nasıl

siyasi ve ekonomik konuşmalar yapılıyorsa,

aynı şekilde trafik ile ilgili konuşmaların da

yapılması gerekir. Ekibimizle beraber bunu

da yapmayı düşünüyoruz. Burada telefon

konuşmalarıyla halkımızı da programlara

dâhil etmek istiyoruz. Ayrıca soru cevap

şeklinde ilerleyecek eğitici-öğretici eğlenceli

yarışma programları da çekeceğiz.

Peki, böyle bir projenin kısa sürede

toplum üzerinde belirleyici bir etkisi olur

mu? Nedir bu konudaki öngörüleriniz?

Mesleki tecrübelerime dayanarak söyleyecek

olursam, proje toplumda yüzde 99 etkili

olacaktır. Projemizi yaygın iletişim araçlarında

hayata geçirebilmemiz durumunda

kısa sürede etkili olacağına inanıyorum.

Projenin hayata geçirilmesi için

bundan sonraki yol haritanız nedir?

Ankara Trafik Daire Başkanlığı ile de görüştük

ve destek sözü aldık. TRT’den onay

gelmesinin ardından destek vereceklerine

dair söz verdiler. TRT ile de görüştük. Bizzat

Ankara’ya gittik, dosyalarımızı sunduk.

Gerekli mercilerin desteğini ve yardımlarını

talep ettiğimizi buradan bir kez daha dile

getirmek isterim. Ülkemizin istihdamı ve yarınları

için, şahıslar ve şirketlerle projemizle

alakalı görüşmek ve projemizi gerçekleştirmek

istiyoruz.

Proje hakkında detaylı bilgi ve

iletişim için:

Levent Özüayna: (0542) 421 14 63

www.ilerivites.com.tr

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 91


Fosforca

BİRİ 2018 mi DEDİ?

ENİS

FOSFOROĞLU

Merhaba;

2018’e girdiğimiz ve ilk ayını yaşadığımız şu

günlerde duygularınız nasıl? Yılbaşı gecesindeki

gibi gerdek heyecanı yaşanıyor mu? Ya

da Ocak ayı bir balayı mı 2018’le?..

Sanıyorum 2017’yi tamamen karalayıp, gıybet

yaparak uğurlamak da insana özgü bir tavır;

2018’i cici çocuk gibi karşılayıp, onun büyürken

mucizeler sunacağını beklemek de… Safiyane

bir iyimserlik! Tarihlere, günlere, sayılara göre mi yaşıyoruz

yoksa? Onlar sadece birer rakam dostlar. Hem de insanların adını

koyduğu rakamlar. Gece-gündüz diyerek bile ayırdığımız hayat

bazı bölgelerde 6 ay gece, 6 ay gündüz yaşanınca ne oluyor?

“Ben gececiyim ağabey” diyen şoför, kutupta 6 ay işsiz mi

yaşıyor? Aslında bırakalım rakamların hayatımıza hükmeden

şifreler olduğunu, biz kendimiz şifreyiz. Hem de kendimizin bile

çözemediği şifre! Aslında karakterimiz kaderimiz oluyor, farkında

mıyız? Yakındığımız birçok şeyi yazgı haline getiren biziz.

Sonra geçen güne, giden aya, biten yıla yüklüyoruz faturayı.

2018 ile iyi geçinmek için bu gerçekle mi hareket edelim? Ne

dersiniz? Beklentiyi yükseltip, onu da mahcup etmeyelim.

Ocak: Balayı

Şubat: Isınma turları

Mart: Gerçeklerle karşılaşma

Nisan: Bir şeyler umma

Mayıs: Heyecan

Haziran: Olgunlaşan bir aşk

Temmuz: Oturmuş bir evlilik

Ağustos: Dingin bir tatil

Eylül: Merhaba hüzün

Ekim: Yaşlanan bir beraberlik

Kasım: Hayata bir bakış

Aralık: İlk yarıda bitişi fark ediş, ikinci yarısında yeniden doğuşa

hazırlık…

Tabi takvimdeki ayların bundan haberi olmayacak. Zaten saat

farkına göre biz Amerika’dan yedi-sekiz saat öndeyiz. Yıllarca

bu farkı biriktirseydik Trump saçlarını siyaha boyar, bir de bıyık

bırakırdı. Neyse, bu kadar zihin jimnastiği yeter.

Umutlu günler efendim.

Ne varsa sizde var…

Tuba Emlek’ten yeni kitap:

Kahraman Kadınlar

Halk TV’nin haber programcısı, gazeteci

ve psikolog Tuba Emlek’in “Milli Mücadele

Kahramanı: Kahraman Kadınlar” adlı yeni

kitabı, Ocak ayı itibariyle raflarda yerini aldı.

Milli mücadele dönemi kadınlarının vatan

savunmasındaki örnek mücadelelerinin

anlatıldığı kitapta, kadınların milli mücadele

içerisindeki öneminden bahsediliyor.

Kitabı yazma sürecinde bir müddet düşündüğünü

söyleyen Tuba Emlek; “Kültürlerin

aktarımında kuşaklar arası iletişimin

olmazsa olmaz olduğuna inanıyorum.

Kuşaklar arasında o iletişimi sağlamak

için de mutlaka tarihi ve kültürü bilmek

gerekiyor. Geçmiş ile gelecek arasında

anlamlı bağlar kurmak ve nereden nereye

gelindiğini ancak böyle anlayabiliyoruz.

Yaşanan süreçleri de aynı zamanda...

Yıllardır kadınlarla, kadın sorunlarıyla ilgili

çalışmalar sürdürüyorum. Bir diğer meslek

alanım psikoloji. Kadın ve çocuklar üzerine

çok sayıda araştırma yaptım ve yazmaya

kadınlardan başlamak istedim. İlk kitabımı

özellikle Cumhuriyet değerlerini koruyan

kadınlara emanet etmek istedim” dedi.

Emlek, sözlerine şöyle devam etti:

“Kitabın benim için yaklaşık 6 aylık bir araştırma

süreci oldu. Çok sayıda kitap okudum.

Yoğun iş tempoma rağmen bunu sürdürdüm

ve bir mücadele döneminde erkeklerle omuz

omuza o mücadeleyi yürüten kadınlarımızı,

tamamı kitaba sığmayacak olsa da, tarihte

yerini almış cesur kadınlarımızı okuyucuya

aktarmak istedim. Milli mücadelenin nasıl kazanıldığını,

kadınların erkeklerle nasıl omuz

omuza çalıştığını ve yaşanan mücadeleyi,

özellikle Cumhuriyet değerlerini, bilhassa

içinden geçtiğimiz ve adeta toplumun kendiyle

yüzleştiği süreçte, bunların bilinmesini

istedim. Bu kitapla tarihe not düşmek istedim

açıkçası. Kitabı yazmamın sebebi budur.

CUMHURİYET HEPİMİZİN,

TÜRKİYE HEPİMİZİN!

Hem gelecek nesillere bırakabileceğim geçmişle

ilgili bir araştırma kitabı olması, hem

de toplumda oldukça hiçleştirilen, çok az bir

kesiminin çalışan, siyasetin ve iş hayatının

içinde olan fakat istihdamda çok daha az yer

alan kadınların farkındalığını arttırmak ve

beraber bu mücadeleyi nasıl sürdürebiliriz

adına not düşmüş olmak istedim. Cumhuriyet

hepimizin, Türkiye hepimizin!”

92 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Etkinlik

Dedeleri savaştı,

torunları barışta buluşacak!

DENİZ İHSAN TAŞDELEN

Çanakkale Savaşları’nın 103. yılında

gerçekleştirilmesi planlanan “18 Mart-25

Nisan 2018” etkinlikleri için start alındı.

Fenerbahçe Spor Kulübü / Fenerbahçe

Çocuk ve Gençlik Kulübü’nün (FBÇGK) ev

sahipliğinde yapılacak organizasyonla ilgili

olarak Fenerbahçe Faruk Ilgaz Tesisleri’nde

düzenlenen buluşmada; Avustralya’nın

Çanakkale Başkonsolosu Dylan Walsh ve

konsolosluk yetkilileri, Kadıköy Life Dergisi

Yazarı ve Fenerbahçe Tarih Müze ve Arşiv

Kurulu Başkanı Dr. R. Sertaç Kayserilioğlu,

FB TV programcılarından Milli Takım ve Fenerbahçe’nin

eski futbolcusu Şükrü Birand,

Fenerbahçe Dış İlişkiler Müdürü Turgut

Acar, Fenerbahçe Dış İlişkiler Departmanı’ndan

Ece Uysaler ve FBÇGK Sorumlularından

Selin Aktaş yer aldı.

Yemekli toplantıda Avustralya Başkonsolosu

Walsh’e Fenerbahçe forması ve çeşitli

hediyeler verilirken, organizasyonla ilgili

karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu.

Öngörülen programa göre, Çanakkale

Savaşı’nda yer almış Avustralyalı askerlerin

13-18 yaş arasındaki dördüncü kuşak

torunları Avustralya’dan davet edilirken,

savaşa katılmış Osmanlı-Türk askerlerinin

dördüncü kuşak torunları ile 23 Nisan 2018

tarihinde İstanbul’da buluşturulacaklar.

ÇANAKKALE’DE SAVAŞTAN BARIŞA

Program çerçevesinde Haydarpaşa İngiliz-Anzak

Mezarlığı ziyaretlerini takiben, R.

Sertaç Kayserilioğlu’nun altın madalyalı

koleksiyonundan Çanakkale Savaşı obje ve

dokümanlarının sergileneceği “Çanakkale’de

Savaştan Barışa” konulu, Fenerbahçe

Ülker Arena basketbol salonlarında açılacak

büyük sergi ziyaret edilecek. 24 Nisan

2018 tarihinde ise Çanakkale’ye hareketle,

her yıl 25 Nisan’da Gelibolu Yarımadası Anzak

Koyu’nda gerçekleştirilen Şafak Ayini’ne

katılım sağlanacak.

DAİMİ BARIŞ DİLEKLERİYLE ANZAK

SAVAŞ MERMİSİ HEDİYE EDİLDİ

Söz konusu etkinlik ile ilgili Kadıköy Life

Dergisi’ne açıklamada bulunan Başkonsolos

Dylan Walsh, Türkiye’de olmaktan

çok mutlu olduğunu belirterek; “İki ülke

arasındaki sportif faaliyetleri geliştiren

bir proje olacak. 100 yıl önce başlayan bir

savaş vardı, ondan sonra iki ülke arasında

gelişen iyi ilişkiler oldu. Bundan dolayı çok

mutluyum” dedi. Dr. R. Sertaç Kayserilioğlu

da, 1915’de Çanakkale Savaşı’nda kullanılmış

bir Anzak Ordusu mermisini, bir daha

böyle bir durum olmaması için daimi barış

dilekleri ile Walsh’e hediye etti.

HEDEF, ULUSAL BİR PROJE YAPMAK

Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım ve

Fenerbahçe Yönetim Kurulu’nun bilgisinin

dâhilinde yürütülen projeyle ilgili olarak, FB

TV programcılarından ve projenin mimarı

Şükrü Birand, şunları ifade etti: “Fenerbahçe

Spor Kulübü, bu proje için beni başkan

seçti. Amacımız, ulusal bir proje yapmak.

Çanakkale Savaşları’nın 103. yılı önümüzdeki

sene. Bu yıl için ulusal düzlemde en

büyük projeyi kim yapabilir diye düşündük

ve 10 Anzak torununu Avustralya’dan buraya

davet ettik.

İKİNCİ KUŞAK TORUNLAR

BİR ARAYA GETİRİLECEK

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı,

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Avustralya

Başkonsolosluğu’ndan iki kişiyi misafir

edeceğiz. 10 Anzak torununu da Fenerbahçe

Spor Kulübü Tesisleri’nde FBÇGK olarak

ağırlayacağız. Fenerbahçe, Galatasaray ve

Beşiktaş’ın torunlarının torunlarını da davet

edeceğiz. Ayrıca, Fenerbahçe Tarih Müze ve

Arşiv Kurulu Başkanı Dr. R. Sertaç Kayserilioğlu’nun

dünya altın madalyasına sahip

‘Çanakkale Koleksiyonu’ konulu çok büyük

bir sergisini gerçekleştireceğiz. Amacımız

Cumhurbaşkanımızın, Gençlik ve Spor

Bakanlığı’nın da katılacaklarını bildiğimiz

en büyük sergiyi açmak.”

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 93


Spor

Denizle iç içe ve kendine özel konseptiyle:

ModActive

DENİZ İHSAN TAŞDELEN

Moda Deniz Kulübü bünyesinde kurulan ve 7 aydır hizmet

veren ModActive Fitness Merkezi, her geçen gün daha

iddialı bir hale geliyor. Diğer spor merkezlerinden farkını

ise yöneticisi, antrenörleri ve abonelerine sunduğu sağlıklı

yaşam tarzıyla ortaya koyuyor.

Kadıköy Life Dergisi’ne merkez hakkında bilgi veren

ModActive Fitness Merkezi Yöneticisi Kubilay Erişken;

“Hafta içi sabah 7’den gece 11’e, cumartesi ve pazar günleri

sabah 7’den akşam 8’e kadar hizmet veriyoruz. İstediğiniz

zaman bu saat dilimlerinde gelip çalışma imkânınız var.

Salonun her yeri ayrıntılı ve uzun bir tasarlama süreci sonunda

ortaya çıktı” dedi. Erişken, konuşmasının devamında

şunları ifade etti:

HERKESİN RAHATLIKLA SPOR YAPABİLECEĞİ BİR ALAN

“Moda Deniz Kulübü yönetiminin uzun süredir arzuladığı

bir konuydu. Planlama 2015’te, yatırım 2016 yılında

başladı. 2017 Nisan ayı sonunda açabildik. Herkesin en

uygun koşullarda ve rahatlıkla spor yapabileceği bir alan

yaratmak gerekiyordu. Uzun süren mimari değerlendirmeler

ve çalışmalar sonucu yaklaşık 700 metrekarelik bir

salon oluşturuldu.

TAMAMİYLE BİR YAŞAM STİLİ AMAÇLANDI

Moda Deniz Kulübü, her geçen gün gençleşiyor. Üyelerin

yüzde 52’si 45 yaş, yüzde 32’si 35 yaş altı. Fitness merkezi,

eksikliğini hissettiğimiz ve her yaş grubundan üyelerin

sürekli talep ettiği bir hizmetti. Son zamanlarda dünyada

da bir trend var; sağlıklı yaşam. Bunun için en uygun yer

ise spor salonları. Bunu düşünerek, sağlıklı bir yaşam stili

sunmak istedik. Temel prensip, spor ve spor yaptıktan

sonraki beslenme. İstediğiniz kadar spor yapın, kaliteli bir

beslenme anlayışınız yoksa dış görünümde de, sağlıklı

yaşam amacınızda da istediğiniz sonucu elde edemezsiniz.

Onun için deniz manzaralı Veranda Cafe adında bir restoranımız

var. Burada normal cafe menüsü yanında sağlıklı

94 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Spor

menülerden oluşan bir sistem de kuruldu. Soğuk ve sıcak

sebze yemekleri, salatalar ve aşırı yağlı olmayan ürünler…

Bunların hepsi diyetisyen ile hazırlandı. Kızıltoprak

Florence Nightingale Hastanesi ile anlaşmamız var. Spor

salonumuza gelen kişinin önce ölçümleri yapılıyor. Durum

değerlendirmesi ve ne yemesi-içmesi gerektiğiyle alakalı

öneriler sunuluyor. Antrenman programı veriliyor. Uygulaması

gösteriliyor ve antrenman bittikten sonra günün diğer

bölümüne yayacağı beslenmeyi hemen bir üst kata çıkıp

yapabiliyor. Bu şekilde hareket ederek, 5-6 ayda sağlıklı

yaşam konusunda ciddi ilerleme sağlayan üyelerimiz var.

SAĞLIKLI YAŞAM İÇİN BURAYA GELEN ÜYENİN

ÇÖZÜM ORTAĞIYIZ

Diğer merkezlerden farkımız, konumumuz ve sunduğumuz

konfor. Hafta içi sabah 7’den gece 11’e kadar hizmet

veriyoruz. Hafta sonu ise sabah 7’den akşam 8’e kadar...

İstediğiniz zaman bu saat dilimlerinde gelip çalışma imkânınız

var. Salonun her yeri ayrıntılı olarak ele alındı. Her

şey uzun bir tasarlama sonucu ortaya çıktı. Bulunduğumuz

zemin tartan ve antibakteriyel. Üzerinde poliüretan boya

var. Temizlikçi kadromuz fazlasıyla düşünüldü. Hijyene çok

önem veriyoruz. Lifefitness marka ve son teknoloji ekipman

seçtik. Mesela strength ekipmanında Hammer serisini

koyduk. Haftada 5 gün diyetisyen hizmeti sunuyoruz, çoğu

spor salonunda bunu bulamazsınız. Ayrıca diyetisyenin

önerdiği sistemi sunan restoran, sadece bir üst katta...

Ellerine liste verip, bunu nerede yerseniz yiyin demiyoruz.

Sağlıklı yaşam için buraya gelen abonenin çözüm ortağıyız

aslında. Ayrıca her ay sporla, sağlıkla ilgili seminerlerimiz

oluyor. Bunlar bizi ayrıcalıklı kılan şeylerdir.

TÜRKİYE’DE SPOR ÇOK YANLIŞ ALGILANIYOR

Yıllardır Moda Deniz Kulübü’nün fitness konusunda

danışmanlığını yapıyorum. Hayatımın uzun bir kesimi

Moda ve Kadıköy’de geçti. Daha evvel lisanslı olarak futbol,

basketbol ve hentbol oynadım. Vücut geliştirme ve fitness

sporunda 30. yılım. Türkiye’nin ilk spor salonu sahiplerinden

biriyim. Üniversitede okurken bile spor salonum vardı.

Kendim çalışarak açmıştım Kadıköy’de. Federasyonun çeşitli

kademelerinde görev yaptım, Türkiye’de ve yurtdışında

da. Spora yönelik farklı şeyler yapmak için sürekli çabaladım.

Ülkemizde gözden kaçan çok önemli bir husus var;

spor sadece dış görünüme önem veren insanların yapması

gereken bir eylem olarak algılanıyor. Bu büyük bir yanılgı...

GENÇLERE VERİLECEK EN BÜYÜK HEDİYE,

SAĞLIKLI YAŞAM VE SPOR

Halkımız inanılmaz derecede fazla kilo ve obeziteyle ilgili

problem yaşıyor. Onun için sporun daha çok önemsenmesini

sağlamak zorundayız. Şu anda Türkiye’de çocuklardaki

obezite oranı yaklaşık yüzde 20. Yani her beş çocuktan biri

obez. Spor yapmak artık bir zorunluluk... İnsanlar bunu

anlamaya başladı. Biz de bu bilinci yükseltmeye çalışıyoruz.

Dış görünüşümüz de önemli ama sağlığımız dış

görünüşümüzden çok daha önemli. Velilerin çocuklar için

yapması gereken ilk şey, onlarda sağlıklı yaşam bilinci oluşturmak

ve buna imkân sağlamak. Moda Deniz Kulübü’nün

de en önemli önceliklerinden biri, çocukların ve gençlerin

spor yapması. Yelken ve tenisteki desteğini bu alanda da

sürdürüyor, 21 yaş altı öğrencilere ModActive Fitness Merkezi’nde

inanılmaz kolaylıklar sağlıyoruz. Hiçbir kulüpte

olmayacak avantajlar veriyoruz. Çünkü gençlere verilebilecek

en büyük hediye, sağlıklı yaşam ve spor.

DAHA İYİ VE DAHA KALİTELİ BİR HAYAT İÇİN

Çocuklarımızın geleceğine katkı sağlamak istiyorsak,

iyi beslenmelerini ve spor yapmalarını sağlamalıyız.

Okul yılları boyunca özel derslerine önemli meblağlar

ödüyoruz ama spor salonuna kaynak ayırmıyoruz. İnanın

orada geçirecekleri zaman da en az dersleri kadar önemli.

Spor onlara uzun, sağlıklı ve kaliteli bir ömür sağlayacak.

ModActive’i bu amaçla kurduk.”

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 95


Nejat Yavaşoğulları:

Kadıköy’de yaşam

daha cazip hale geldi

Salih Kalyon:

İnsanlık var oldukça,

tiyatro da var olacak!

Ünlü magazinci Funda Erkoç

Kadıköy Life’da

Türk musikisi ile

balenin birleştiği isim;

Mercan Selçuk


Life Magazin

Nejat Yavaşoğulları:

Kadıköy’de yaşam

daha cazip hale geldi

DENİZ İHSAN TAŞDELEN

Türkiye’nin efsanevi rock gruplarından Bulutsuzluk Özlemi’nin

kurucusu Nejat Yavaşoğulları ile müzik, yaşam,

politika ve Kadıköy üzerine bir röportaj gerçekleştirdik.

“Kadıköy son yıllarda kendi önemini daha çok hissettiren

bir yer haline geldi. Bunda tabi ki ilçedeki insan

yapısının önemi var. Kadıköy’ü oluşturan sakinler daha

çağdaş, düşünceli, demokrasi ve laikliğe inanan kişiler.

Bu sebeple de Türkiye’nin çağdaş yüzünü yansıtan

bir insan topluluğunun birlikte yaşadığı yer Kadıköy”

diyen Yavaşoğulları; “Bir yeri önce sanatçılar keşfeder.

Bodrum’da da öyle oldu. Bedri Rahmi Eyüboğlu, Azra

Erhad gibi yazarlar ve ressamlar mavi yolculuk yaptılar

Bodrum’a, Halikarnas’a. Önce Cevat Şakir gitti, orada

yazdığı kitaplar ile bölgeyi keşfetti. İşte Kadıköy’de de

böyle bir şey oldu” mesajı verdi.

Bulutsuzluk Özlemi ile çalışmalarınız nasıl gidiyor?

Yeni üretimleriniz var mı?

Bu sıralar konserlerimize ağırlık verdik. İstanbul ve diğer

pek çok yerde konserler olmaya devam ediyor ancak

bu basına yansımıyor. Bunun dışında kapsamlı bir

çalışmamız var. Nazım Hikmet’in yazmış olduğu Şeyh

Bedrettin Destanı’nı, bir rock müzik grubu olmamıza

rağmen senfoni orkestrası ve koro ile beraber söyleyeceğiz.

Bulutsuzluk Özlemi severler, bu çalışmaya bahar

aylarında ulaşabilecek. Onun dışında bu çalışmanın

konserleri ve tanıtımları olacak, canlı konserlerden

kayıtlar yer alacak albümün içinde.

Sizce müzik insan yaşamını ne denli etkileyebilir?

Sizin yaşamınızı ne şekilde etkiledi?

Müzik, insan yaşamını çok fazla etkileyen bir şey

aslında... “Müziksiz bir hayat düşünülemez” demiş

ya Nietzsche. Gerçekten de öyle. Müzik insanların

hayatına bir yerden giriyor, istemem diyenlerin bile giriyor.

Mesela anne bebeğini uyuturken ninni söylüyor,

futbol taraftarı takımını desteklemek için müzik yapıyor,

hatta savaşta dahi müzik yapılıyor. Yani müzik,

insanın beş duyu organından birine hitap eden bir

şey... Farkında olmadan insan hayatı etkileniyor aslında.

Bir de iletişim devrimi ile radyo gibi icatlardan

sonra burada üretilen müzik, dünyanın öbür ucunda

100 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Life Magazin

da dinleniyor ve kendine bir dinleyici

bulabiliyor. Bu da müziğin güçlerinden

biri haline dönüştü. Dolayısıyla müzik, çok

önemli bir şey insanlar için. Benim için ise

müziksiz ve ritimsiz bir hayat düşünmek

zor. Bu bizim hayatımızın içinde geçiyor.

Tabi benim müzik ile ilişkim daha özel,

ben daha farklı bakıyorum müziğe. Mesela

çevreden duyduğum herhangi bir ses bana

bir şarkı etkisi yapıyor veya kafamda tasarladığım

müzikler ile dolaşıyorum. Böyle

bir yanı da var benim için. Küçük yaşlardan

itibaren müziksiz olamayacağımı anladım

ve müzikle uğraşmakla ancak ruhum

tatmin oldu.

Sosyal ve politik gündemden

uzak kalmayan, hatta tam aksine

gidişata dokunmaya çalışan

bir yerde duruyorsunuz. Bu

minvalde sanatçının politika

üzerinde böyle bir işlevi var mıdır?

Bu soruya şöyle cevap vermek istiyorum;

biz neysek oyuz. Bu da bizim müziğimize

yansıyor. İnsan kendisini eğer toplumdan

soyutlamazsa, ister istemez sosyal olaylardan,

hayattan etkileniyor ve ürünlerini de

bu birikimlerin sonucunda ortaya çıkarıyor.

Bu sebeple de politik değilim denemez.

Çünkü her yaptığınız şey, sizin belli bir

politikayla uyumlu olabilir. Onun için “Ben

politikaya hiç bulaşmıyorum” denebilir

tırnak içinde, ama ben onu şöyle söylüyorum;

aslında biz ya da bize benzeyen diğer

müzik grupları politika yapmak için değil

ama, kendi söylemek istediği şeyi anlatmak

için müzik yapıyor. Kendi söylemini ortaya

koymak için. Böyle olduğu zaman da politika

anlaşılabiliyor.

Buna ek olarak müzik sektörünün

içinde bulunduğu durumu nasıl

yorumluyorsunuz?

Müzik, bir şekil ve sistem değiştirdi. Eskiden

müzik şirketleri, plak şirketleri vardı. Sonra

kaset oldu kaset sattılar, sonra CD oldu

dijital ortama girdi, internete girince de

olaylar bambaşka bir hal aldı. Şimdi mesela

albüm satışları düştü. Çünkü herkes müziği

cep telefonlarının da internet ile bağlantı

kurmasıyla internetten dinlemeye başladı.

Ve maalesef böyle bir devrim yaşadık son

onbeş yılda. Eskiden birisi gidiyordu, benim

bestelerim var diyordu, plak şirketlerine

dinletiyordu. Biri de “Gel albüm yapalım”

diyordu. Stüdyoya gidiliyor, şarkılar

seçiliyor, stüdyoda çalınıp albüm haline

getiriliyordu. Bu plak şirketi de bunu CD ya

da kaset haline getirerek satışa sunuyordu

ve birçok kişi de oradan para kazanıyordu.

Şimdi öyle bir şey yok; basılı plak, CD, kaset

diye bir şey kalmadı.

Mesela bizim yetişme dönemimizden örnek

vereyim; diyelim ki yeni bir albüm çıktığı zaman

o albümü alıyorduk, müzikle uğraştığımız

için grubumuz da vardı. Gidiyorduk bir

arkadaşımızın evine, pikapta müzik çalıyor,

vay be diyerek dinliyoruz. Gitarı kim çalmış,

sözler kime ait, böyle araştırarak kitap okur

gibi dinliyorduk müziği yani. Bu da elbette

zevkliydi. Şimdi eski albümler tekrar plak

olarak basılmaya başlandı.

Kadıköy hakkında ne düşünüyorsunuz?

Sizce Kadıköylülerin müzik ve sanata

bakışı nasıl?

Kadıköy, son yıllarda kendi önemini daha

çok hissettiren bir yer haline geldi. Bunda

tabi ki Kadıköy’deki insan yapısının önemi

var. Kadıköy’ü oluşturan sakinler daha

çağdaş, düşünceli, demokrasi ve laikliğe

inanan insanlar. Kendi içlerinde bazı yanlışları

da olabilir, ama sonuçta Türkiye’nin

çağdaş yüzünü yansıtan bir insan topluluğunun

birlikte yaşadığı yer Kadıköy. O

yüzden de son yıllarda Kadıköy’de yaşam,

İstanbul’un diğer semtlerine göre daha

cazip hale geldi.

Belediye yönetiminin de o çizgide olması,

halkın kendi seçtiği çizgiye uygun yerde

durması çok güzel bir yaşam filizlendirdi.

Beyoğlu’nun kültür ve sanattaki

öncü durumu belki hâlâ sürüyor ama bu

Kadıköy’e biraz da olsun transfer olmuş

durumda. Burada konserler yoğunlaştı.

İstanbul’un Avrupa Yakası’nda bir opera

binası kalmadı ama Kadıköy’de Süreyya

Operası var. Sanatçılar ara sokaklardaki

atölyelerinde seramik çalışmalarını,

müzik çalışmalarını yaparlardı. Bunların

hepsi Beyoğlu’ndan Kadıköy’e kaymaya

başladı. Böyle olunca da buradaki yaşam

daha da renklendi.

Zaten genellikle şöyle olur; bir yeri önce

sanatçılar keşfeder. Bodrum’da da öyle

oldu. Bedri Rahmi Eyüboğlu, Azra Erhad

gibi yazarlar, ressamlar mavi yolculuk

yaptılar Bodrum’a, Halikarnas’a. Önce oraya

Cevat Şakir gitti, orada yazdığı kitaplar ile

orayı keşfetti. İşte Kadıköy’de de böyle bir

şey oldu. Mesela Yeldeğirmeni semtinin

ara sokaklarında veya Moda’ya giderken

sokaklarda bir atölye görüyorsun; bir

ressam bir yandan müzik dinlerken, soğuk

bir dükkânda resim ya da heykel yapıyor.

Kadıköy böyle işte...

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 101


Life Magazin

Salih Kalyon:

İnsanlık var oldukça,

tiyatro da var olacak!

DENİZ İHSAN TAŞDELEN

Usta tiyatrocu Salih Kalyon ile geçmişten günümüze uzanan

bir söyleşi gerçekleştirdik. Tiyatroya nasıl başladığını,

ilk sahne heyecanını, günümüzde ayakta kalmaya çalışan

tiyatroları ve bunun için çabalayan tiyatrocuları konuştuğumuz

sohbetimizde konu tiyatro olunca, ister istemez

Taksim’in mevcut durumunu, sanatın ve sanatçıların Kadıköy’de

nasıl bir gelişim sergilediğine de değindik.

“Tüm bu karmaşalar içerisinde sanata ve edebiyata fırsat

bulup, tiyatrocu kardeşlerimizin kişisel çabalarla yaptıkları

çalışmalarla tiyatro denilen olgu var edilmeye çalışılıyor”

yorumunda bulunan sanatçı; “Bu yüzden tiyatronun öyle

dedikleri gibi bitmesi diye bir şeyi yok. İnsanlık var oldukça,

tiyatro da var olacak! Bunlara da bir geçiş süreci olarak

bakmak gerekiyor. Yani diyorum ki, denizler dalgalanmadan

durulmaz” şeklinde düşüncelerini ifade etti. Salih

Kalyon ile keyifli söyleşimizin ayrıntıları için buyurunuz:

Taksim’deki dönüşüm, beraberinde mevcut yapıyı da

değiştirdi. Kadıköy’de yeni açılan tiyatrolarla birlikte

tiyatro severlerin mekân algısı değişti mi?

Şüphesiz. Ülkenin değişen koşullarıyla birlikte tiyatro

konusunda da çok değişim var. Taksim civarında benim

tiyatroya başladığım 1960-1970’li yıllarda 20’ye yakın

tiyatro vardı Beyoğlu’nda. El Hamra İstanbul Tiyatrosu,

Ses Tiyatrosu. Şu anda Ferhan Şensoy’un tek başına

omuzladığı ve yaşatmaya çalıştığı bir yer. Çağdaş ülkelerde

devletin böyle binaları ayakta tutması gerekiyor. Onun

dışında Beyoğlu’nda eski Karaca Tiyatrosu, şu anda tekrar

kaderine terk edildi. Daha yukarı çıkarken İş Bankası’nın

çalışma ofisi haline dönüştürülen Genar Tiyatrosu vardı.

Böylece Beyoğlu’na kadar 20 tane tiyatronun bulunduğu

bir yerdi orası.

Kadıköy’e gelince, günümüzde çok sevindirici olaylar

yaşıyoruz. Müjdat Gezen Kültür Merkezi, konservatuvarı

ile beraber yıllardır Kadıköy’e bir hayat getiriyor, gençleri

yetiştiriyor. Onun yetiştirdiği talebelerden Şevket Çoruh, şu

anda pasajın içinden bir salonu ihya etti ve Baba Sahne’yi

açtı. Bütün servetini maddi manevi oraya dökerek, yine

devletin gerçekleştirmesi gereken kültür merkezini kendi

yaptı. Heykeli dikilecek bir davranış olarak adlandırıyorum.

Ayrıca, Moda Sahnesi ve Haluk Bilginer’in Oyun Atölyesi de

çok güzel oyunlar sergiliyor.

Peki hocam, uzun yıllardır sektörün içindesiniz.

Değişen neler oldu bu yıllar içerisinde?

Değişen çok şey oldu. Dediğim gibi bu bir çağdaşlık ve

aydınlanma sorunu. Yani bir ülkenin aydınları ne kadar

çoksa, o ülkenin aydınlanması da o kadar kolay olur. Ama

bir ülkenin aydınları kıyıma uğrarsa, hapse atılırsa, önü

kesilirse, yok edilirse ve ülkede arabesk kültürün hâkim

olmaya başlatıldığı dönemler yaşanırsa, işte bugünkü yaşadığımız

dönem gibi olur.

102 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Life Magazin

Eğitim konusunda Köy Enstitüleri vardı.

Oradan kimler çıkmadı ki? Benim de okul

müdürüm Köy Enstitüsü çıkışlıydı ve ben

çok şanslıydım. İlkokul müdürümün sınıfa

davet ettiği Aşık Veysel’i tanıma olanağı

bulmuştum ben. Böyle karşımda oturup saz

çaldı ve ben onu dinledim. Ama ne acıdır ki

Cumhuriyet tarihimizde ilkokul diploması olmayan,

buna rağmen öğretmen okullarında

müzik dersi veren tek adamdır Aşık Veysel ve

okulları ona bir maaş dahi bağlamamışlardır.

Toplamak gerekirse bu karmaşalar içerisinde

tiyatrocu kardeşlerimizin kişisel çabalarla

yaptıkları çalışmalarla tiyatro denilen

olgu var edilmeye çalışılıyor. Bu yüzden

tiyatronun öyle dedikleri gibi bitmesi diye

bir şeyi yok. İnsanlık var oldukça, tiyatro da

var olacak. Bunlara da geçiş süreci olarak

bakmak gerekiyor. Yani diyorum ki, denizler

dalgalanmadan durulmaz.

Komedi Dükkânı, Eyvah Eyvah gibi

komedi projeleriyle de çıktınız seyirci

karşısına. Size nasıl hissettiriyor komedi

yapmak?

Aslında benim tiyatroya başlangıç serüvenim

komedi ile başlıyor. Ben Adapazarı’nda

büyüdüm. Büyüdükçe evin içinde taklit

yaparak ailemi güldürmeye başladım.

Sonra dışarıya taşıdım. Komşuların taklidini

yapıyordum. Ben insanları güldürürsem,

daha mutlu oluyorum. En büyük şansım

da, İstanbul’dan Anadolu’ya turneye çıkan

tiyatrolar mecburen Adapazarı’na uğrarlar

ve orada ilk gösterilerini yaparlardı. Ben de

böylece tiyatro seyretmeye başladım. Bütün

oyunları kaçırmadan seyrederdim. Fakat

çok üzülüyordum, o tiyatrolar içerisinde

benim yaşıma uygun bulduğum anlamda,

ki ne anladığımı da bilmiyorum ama bana

uygun, uygun değil diye kendimce roller ve

oyunlar araştırıyordum.

Hep yaşlı yaşlı insanlar ve de benim sevmediğim

aldatmalar üzerine tiyatrolar seyrediyordum.

Seviyordum tiyatroyu ama benim

aradığım değildi. Fakat bir gün İstanbul’dan

bir Arena Tiyatrosu geldi Adapazarı’na. İşte

aradığım tiyatroyu bulmuştum. Ben böyle

tiyatro yapmak istiyordum. Benim yaşıma

uygun gençler vardı oyunda ve oyunlar bir

şey anlatıyordu. Birlikte çalışan bir ekip vardı.

Patronu belli değildi. Tanıştım o ekiple.

İstanbul’dan kovulmuşlardı. “Biz Ankara’ya

yerleşeceğiz, orada tiyatro yapacağız. Sen

de istersen gelebilirsin” dediler. Ben böyle

bir söz alınca artık durur muyum, fakat o yıl

iki ağabeyim de askere gittiği için annem

yalnız kaldı ve ben onu bırakamadım. Ağabeylerimin

askerden dönmesini bekledim.

Bir yıl sonra aynı ekip, isim değiştirerek

geldiler Adapazarı’na, Ankara Sanat Tiyatrosu

olarak. “Artık dayanamıyorum” dedim

ve doğru ver elini Ankara...1964 yılının 29

Ekim’i tiyatroya merhaba dedim. İlk oyunumu

oynadım, ilk maaşımı aldım. Onun için

29 Ekim’in benim için çift anlamı vardır.

Peki, yakın zamanda planladığınız

projeniz var mı?

Şu anda devam eden “Şevkat Yerimdar”

isimli bir dizi var. Ayrıca Beşiktaş Kültür Merkezi

(BKM) ile “Düğüm Salonu” adlı bir film

yaptık. Şubat ayında vizyona girecek.

Karanlık dönemlerde sanatın işlevi

ne olmalıdır, sanata böyle bir işlev

yüklemek doğru mudur?

Gayet tabi, sanat susturulamaz. Sanata sansür

olmaz. Bir şekilde sanatçı onu söyler, bir

şekilde onu anlatır. Onun için Büyük Önder

Atatürk’ün dediği gibi, “Sanatsız kalan bir

milletin hayat damarlarından biri kopmuş

demektir”. Bu yüzden baskı dönemlerinde

sanat daha bir bilinir, daha bir kılıçlarını

kuşanır. Fırsat buldukça da söyleyeceği şeyi

söyler. Ben umutsuz değilim. Hiçbir zaman

da umutsuz olmadım. Sanat yine ortamını

bulur ve son sözünü söyler diye düşünüyorum.

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 103


Life Magazin

Türk musikisi ile balenin birleştiği isim;

Mercan Selçuk

Fotoğraf: Salih Güler

Bale sanatçısı ve eğitmeni Mercan Selçuk, hem Türkiye’de hem de yurtdışında aldığı sanat eğitimini

bugün geleceğin sanatçılarına aktarıyor. Mercan Selçuk Dans Topluluğu olarak öğrencileri ile

hazırladığı ‘Bizim Hikâyemiz’ isimli ilk gösteri 5 Mart’ta Kozyatağı Kültür Merkezi’nde izleyicisiyle

buluşacak. Sanatçı, bundan sonraki projelerde ise Türk musikisi ile baleyi birleştirmeye hazırlanıyor.

DİLEK KARAGÖZ

Türkiye sanat tarihinin kilometre taşlarından bir ailenin

son temsilcilerinden Mercan Selçuk… Dedesi, son yüzyılın

kendinden sonrakilere örnek olmuş en büyük ses icracısı

Münir Nurettin Selçuk. Babaannesi, tiyatro sanatçısı Şehime

Erton. Babası, Türk müziğinin usta ismi orkestra şefi ve

bestekâr Timur Selçuk... Annesi, dans sanatçısı ve eğitmeni

Ayşegül Betil. Mercan Selçuk ise, böyle köklü bir aileye

mensup olmanın güzelliğinin ötesine kendini taşımış bir

isim. Çocukken annesinin elinden tutup götürdüğü bale

salonları, bugün bütün hayatı… Hem birçok projede dans

ediyor, hem öğrenci yetiştirmeye devam ediyor. Sanatçı olmanın

bütün dünyadaki gibi Türkiye’de de zor yanları olduğunu

kabul etse de, daha güzel bir geleceğin sanatla inşa

edileceğine dair inancı ve umudu gözlerinden okunuyor.

Mercan Selçuk, bugünlerde yeni bir projenin coşkusunu

yaşıyor. Şu ana kadar yetiştirdiği öğrencilerinden oluşan

Mercan Selçuk Dans Topluluğu ile yeni bir yolculuğa başlıyor.

Topluluğun ilk projesi ‘Bizim Hikâyemiz’ isimli dans

gösterisi. 5 Mart’ta Kozyatağı Kültür Merkezi’nde yapılacak

prömiyer için gün sayan Selçuk projeyi anlatırken, siz de

farkında olmadan o heyecana kapılıyorsunuz:

BİR BALE SANATÇISININ HAYATI:

BENİM HİKÂYEMİZ

“İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Bale bölümü

ile başladı bale yolculuğum. Ardından Londra’ya gittim ve

Rambert School of Ballet’de iki sene modern dans eğitimi

aldım. Klasik balenin üzerine modern dansı eklemek

istedim. Orada çeşitli projelerde çalıştıktan sonra Türkiye’ye

döndüm. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda

eğitmenliğe başladım. Sonra 2011 yılında Robert Kolej Lisesi’nde

modern dans bölümünü kurdum. Özel Yıldız Müzik

ve Dans Akademisi’nde bir bale bölümü oluşturduk. Orası

çok güzel devam eden bir okul... Bu yaz, bütün bu birikimlerin

sonucunda Mercan Selçuk Modern Dans Topluluğu’nu

kurduk. Toplulukta konservatuardan yedi öğrenci, Robert

Kolej’de yetiştirdiğim altı öğrenci var. Devlet Balesi’nden de

bir sanatçı bulunuyor ve ben de onlarla dans ediyorum. Bu

yetişkin kadromuzun dışında bir de çocuk kadromuz var. Üç

yaşından 13 yaşına kadar değişen yaş grubunda 15 kişilik

yine benimle balede yol alan öğrenciler. Toplamda 30 kişilik

bir kadromuz mevcut. Yazın, İstanbul’da ilham veren bir

vapur yolculuğunda bu fikir doğdu. Çalışmalara başladık.

Eserde, bir dans sanatçısının çocukluktan olgunluğa ilişkile-

104 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Life Magazin

“Bale sanatı fiziksel ve ruhsal olarak zor

bir iş... Çok ciddi bir motivasyon gerekiyor.

Eğitmenler olarak bizim de çocukları çok

iyi motive etmemiz gerekiyor. Hem fiziksel,

hem de duygusal olarak kolay değil. Dolayısıyla

öğrenciliğimde benim de inişlerim

çıkışlarım oldu. Ama o öyle bir aşk ki, su

içmek, nefes almak gibi. Nasıl su içmeden

yaşayamıyorsak, gerçek bir sanatçı için de

bu böyle. Hangi dalı seçerseniz seçin. Ve

‘Bizim Hikâyemiz’ projesi de böyle doğdu.

Yaz tatilindeydim. İşler bitmişti ama üretmeden

duramıyorsunuz.”

sa herkesin yurtdışına gitme imkânı olmuyor.

O yüzden de dönüşte öğrendiklerimi

aktarmaya, kareografi yapmaya başladım.

Hiçbir zaman orada kalmayı düşünmedim.

Aynı babam ve Münir Baba gibi... Onlar da

yurtdışından davet aldılar ama hepsi buraya

dönmeyi seçti. Benim de tabiatımda bu

vardı. Orada birçok kapı açılmasına rağmen

buraya dönmek istedim. Çünkü evim olarak

burayı hissediyorum.”

rini, duygu durumlarını, arkadaşlıklarını, ilk

platonik aşkını, ilk yalnızlığını, ilk kayıplarını

ele alıyoruz. Metinlerle bunu anlattık. Yazdığım

metinleri dansçılar ve tiyatro bölümünden

öğrencilerimiz seslendirdi. Böylece

seyirci gösteriyi izlerken kitapçığa bakmak

zorunda kalmayacak. Dansın ne anlattığını

zaten metinler seslendirecek. Genelde dansta

bilinmiş eserlerin dışında böyle bir kaygı

olduğundan bu yola başvurduk. Keyifle

çalışıyoruz. Çok heyecanlıyız.”

“BALE NEFES ALMAK, SU İÇMEK GİBİ”

Balenin kolay bir yolculuk olmadığının altını

çizen Mercan Selçuk, “Ama öyle bir aşk ki,

nefes almak, su içmek gibi” diyor:

Londra’da okumanın ufkunu açtığını dile

getiren Selçuk, yurtdışından teklifler alsa

da, dedesi ve babası gibi Türkiye’ye dönmek

istemiş. “Çok büyük bir potansiyele

sahibiz” diyen Selçuk, Türkiye’ye dönüş

sebebini şöyle açıklıyor:

“Biz gerçekten ülke olarak müthiş bir

potansiyele sahibiz. Coğrafi olarak… Bize

armağan edilen Atatürk gibi bir insan var.

Türk müziği gibi olağanüstü bir müzik var.

Tek sesli bir müzik… Dünyada tek… Her

anlamda çok büyük bir potansiyelimiz

var. Bazen özellikle sanatta motivasyonu

düşüren şeyler oluyor. Günlük hayatımızda

da, haberlerde de görüyoruz. Yurtdışındaki

eğitim sürecinde eğer çalışan ve emek

veren bir insansanız, özgüveni asla aşağıya

çekmiyorlar. Ancak tembelseniz anında

kapıyı gösteriyorlar. Kendimi bulmam ve

kendi yeteneklerimi keşfetmemde Londra

bana çok iyi geldi. Ne kadar burs da kazan-

BALE SAHNESİNDE SEMA

Kaliteli sanatın popüler olanın yanında

azınlıkta kaldığını ifade eden Selçuk, asla

umutsuz olmadığının ve iyi olanın sosyal

statüsü ne olursa olsun bütün insanlara

ulaştığını vurguluyor. Selçuk’un gerçekleştirmeyi

istediği projelerden biri ise Türk

müziği ile modern baleyi birleştirmek:

“Gerçekten kaliteli sanat azınlıkta ama

kesinlikle umutsuz değilim. Belki biraz hayalperest

olabilirim. Çünkü meslektaşlarım

çok şikâyetçi. Sanata değer verilmediğinden

sanat merkezleri yapılmadığına kadar

birçok şikâyet var. Ben o kadar ümitsiz

olsam böyle bir projeye girmezdim. Kesinlikle

bu ülke insanın çok güzel olduğunu

düşünüyorum. Kendi kültürümüzde aşırı

cevherler olduğunu görüyorum. Babam,

‘Babamın Şarkıları’ diye bir proje gerçekleştirdi.

Ben de seneye umarım, ‘Babamın

Şarkıları ve Bizim Danslarımız’ diye bir

proje gerçekleştireceğim. Bale, Batı sanatı

ama bizdeki müziklerle birleştirebilirsek

daha çok insana ulaşabileceğimi düşünüyorum.

Mesela ben tasavvufla da ilgileniyorum

ve bale sahnesinde sema yapıyorum.

Türk müziği ile çok güzel bir modern bale

kareografisi sunmak istiyorum. Eskiden

kaliteli sanata daha çok değer verildiği

doğru ama bugün bütün dünya böyle. Eskiden

belki de teknoloji bu kadar gelişmediği

için duygular ön plandaydı. Bugün popüler

kültür her yerde var ama yurtdışında

popüler ile kaliteli olanın terazideki yeri

eşit. Bizde azınlıkta. O yüzden diyorum

ki yaşasın azınlıkta kalmış güzel insanlar.

Popüler olan daha kolay anlaşıldığı için

yaygın olabildiğini düşünüyorum. Sanatsal

değer yükseldikçe daha yüksek eğitim istiyor.

Klasik müzik ya da bale sanatı herkese

hitap etmeyebilir ama gönüllerinde ona

yer olduğuna inanıyorum.”

Gösteri tarihleri ne zaman olacak?

5 Mart’ta başlıyoruz. Kozyatağı Kültür

Merkezi’nde olacağız. 25 Mart’ta İstinye

Enka Kültür Salonu’nda sergileyeceğiz. 25

Nisan’da Robert Kolej’deyiz. Şimdilik belirlenen

gösteri tarihlerimiz bunlar ama Haziran’a

da bir tane eklemeyi düşünüyoruz.

Bu projenin ses getireceğine inanıyorum.

İnsanların bu gösteriyi izlerken keyifli vakit

geçireceğini düşünüyorum. Tek perdelik bir

eser. Bir solukta bitecek.

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 105


Life Magazin

Ünlü magazinci Funda Erkoç

Kadıköy Life’da

Doğma büyüme Kadıköylü magazin gazetecisi Funda Erkoç, yeni yıl

itibariyle Kadıköy Life okurları için seçtiği özel haberleri köşesinde

paylaşacak. Başarılı çalışmalarıyla adından söz ettiren, magazin

dünyasının renkli yüzü Erkoç’un “heybesinden” haberler sizleri bekliyor...

Deniz Seki’den

20. yıla özel konser

Deniz Seki, meslek hayatının 20. yılını Bostancı

Gösteri Merkezi’nde verdiği konserle

kutladı. Ünlü şarkıcı, hazırlıkları aylar süren

gecenin açılışını sahneye salıncakla inerek

yaptı. Özel tasarlanmış sahnesi ve dev

prodüksiyonu için iki aydan fazla süredir

çalışan Deniz Seki; konserinde Dile Kolay,

Yakamoz, Seni Seveni Sev, Acele, Ağlamak

Yok, Zor Mu?, Kop Gel Günahlarından,

Suya Hapsettim,

İyisin Tabii gibi

birçok hit olmuş

şarkısının yanı sıra

yeni albümünden

yepyeni şarkıları da

seslendirdi.

Seki’yi bu anlamlı

gününde dinlemek ve heyecanına ortak

olmak için yaklaşık bin 500 kişi mekânda

yerini alırken; şarkıcı Simge Sağın, Reyhan

Karaca, Semih Koç, Seyhan Müzik’in sahibi

Bülent Seyhan, organizatör Banu Noyan,

Milletvekili Lütfü Türkkan gibi ünlü isimler

de konseri en önden takip etti. Sanatçı,

konserinde Gülşah Saraçoğlu imzalı iki ayrı

kostüm giydi. Konserin ilk bölümünde Seki,

sahneye havadan sarkan bir salıncakla

indi. Şarkıcı, ikinci bölüme de bir istiridye

kabuğu içinden çıkarak başladı.

“EN BÜYÜK MİRASIM ŞARKILARIM”

Deniz Seki, konser sırasında yaptığı

konuşmada “Siyah renk Japonlarda

mutluluk demek... Ben çok mutluyum.

Şarkılarım her zaman benden güçlü çıktı.

Benim en büyük mirasım şarkılarım bu

geçen 20 yılda” şeklinde konuştu. Kilo

aldığı ve mide ameliyatı olacağı yönünde

çıkan haberler hakkında da konuşan Seki;

“İncecik bir kadınım. Sporla ve diyetle

fazla kilolarımdan kurtulacağım için ameliyat

olmadım” dedi.

Ünlülerin menajerine

sürpriz doğum günü partisi

Ünlülerin menajeri olarak bilinen Abdullah

Bulut, 34. doğum gününü Caddebostan Ner

Pub’da kutladı.

Sürpriz doğum günü partisine Timur Acar

& Eda Özerkan, İsmail Hacıoğlu, Mesut

Akusta, Gökhan Güneş, Gökhan Keser,

Ferit Aktuğ & Bahar Aktuğ, Emir & Ceren

Benderlioğlu, Atılgan Gümüş, Kemal Uçar,

Merve Sevi Akgün & Çalkan Akgün, Hasan

Küçükçetin & Nazlı Küçükçetin, Serkan

Kuru, Burcu Binici, Polat Bilgin, Sevcan Yaşar,

Bahar Şahin, Çağkan Çulha, Nur Erkul,

Ali Barkın, Anıl İlter, Mert Altınışık, Hazal

Eylül Çelik, Ebru Şahin, Ferdi Sancar, Arzu

Oruç, Çetin Kaya, Berna Çağlar, Serra Pirinç,

Zeynep Elçin gibi çok sayıda ünlü isim

katılarak, Bulut’u yalnız bırakmadı.

“En kötü günümüz böyle olsun” diyen

Abdullah Bulut, ünlü isimlerle tek tek

yakından ilgilendi. Sürpriz parti, gecenin

ilerleyen saatlerine kadar devam etti.

106 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Life Magazin

Mabel Matiz:

2018 benim yılım olacak

Kadıköy’ün köklü alışveriş merkezi Tepe Nautilus, kuruluşunun 15.

yılına özel kutlamalar çerçevesinde ünlü sanatçı Mabel Matiz’i ağırladı.

Sıradışı tarzı ve ses tonuyla fark yaratan ünlü sanatçı, dillerden

düşmeyen şarkılarını akustik versiyonuyla Tepe Nautilus ziyaretçileri

için seslendirdi. Matiz, Sıla ile “Muhbir” düetinin ardından yeni

albümde de sürpriz düetlerin hayranlarını beklediğini söyledi.

Farklı tarzıyla yeniden yorumladığı “Sultan Süleyman” şarkısı

ile herkesin kalbine giren ünlü sanatçı, dillerden düşmeyen

şarkılarını Tepe Nautilus ziyaretçileriyle birlikte söyledi. Karşılıklı

sıcak bir atmosferde geçen konser sırasında Mabel Matiz,

hayranlarına “2018 benim yılım olacak. Sıla ile yaptığımız

‘Muhbir’ sonrası yeni düetler de yolda. Yeni albümümde

yepyeni şarkılarımı sanatçı dostlarımla birlikte söyleyeceğiz.

Bu albüm diğerlerinden çok farklı, 20’ye yakın şarkı

olacak” dedi.

HAYRANLARIYLA BOL BOL FOTOĞRAF ÇEKTİRDİ

İzleyicilerin kulaklarındaki pası silen konser sonrasında

hayranlarını kırmayan sanatçı, onlarla hatıra fotoğrafında

yer almayı ihmal etmedi. Mabel Matiz, konser sonrasında

yakın arkadaşı Göksel’in doğum günü hediyesini de Tepe

Nautilus’tan aldı.

Şarkılarla yeni

yaşını kutladılar

Pop müziğin efsane isimlerinden Yeliz, yeni yaşına Nanna Restaurant‘ta

dostlarıyla birlikte girdi. Uzun yıllardır çalıştığı mekânda

doğum gününü kutlayan sanatçıyı; Nilgün Belgün, Yılmaz Vural,

Selami Şahin, Didem Şahin, Elif Karlı, Yonca Evcimik, Metin Özülkü,

Emel Yalçın, Fikret Bakıcı gibi ünlü isimler yalnız bırakmadı.

Oldukça samimi ve

neşeli bir ortamda

60. yaşına basan

ünlü şarkıcının, hayli

mutlu ve heyecanlı

olduğu dikkat çekti.

Yeliz; “Yeni yaşıma girerken

çok sevdiğim

can dostlarım yanımda

oldu. Kendimi çok

şanslı hissediyorum.

İnanılmaz derecede

mutluyum. Hepsine

ayrı ayrı sonsuz

teşekkürlerimi sunuyorum”

dedi.

Tarkan: Doğa ile

bütünleşin

Tarkan, yemyeşil doğada yürüyüş yaparken çektiği fotoğrafını

sosyal medya hesabından paylaştı. Doğayı seven ve onu

korumak için elinden geldiğince çalışan duyarlı sanatçı, doğada

yürüyüş yaparken çektiği bir fotoğrafını sosyal medyada

takipçileriyle “Doğa şifadır, iyileştiricidir enerjisi. Doğayla

bütünleşmeyi ihmal etmeyin canlarım” notu ile paylaştı.

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 107


Cemiyet | Yaşayan Kadıköy

Pelin Akdoğan,

“Ben Yolumu Buldum”

Maltepe Üniversitesi’nde

Araştırma Görevlisi olarak

görsel iletişim konusunda

başarılı öğrenciler yetişmesine

katkı sağlayan

Pelin Akdoğan, gönlünü

kaptırdığı Mutlu Güler

ile hayatını birleştirdi.

Kadıköy Evlendirme Dairesi’nde

kıyılan nikâhın

ardından Marmara Yelken

Kulübü’nde gerçekleşen

düğün gecesinde dostlarının

mutluluk dileklerini

kabul eden çift, Frank Sinatra’nın

seslendirdiği My

Way adlı şarkı eşliğinde

uzun süre dans etti.

Yaşam Duayeni ve Kanaat

Önderi kabul edilen İnal

Aydınoğlu, Pelin Akdoğan

& Mutlu Güler çiftinin

nikâh şahidi oldu. Düğüne

katılanlar arasında, Türk Sanat Müziği Sanatçısı Oya Aksoy da vardı.

CKM’de 6 Haziran’da verilecek olan büyük bir konsere hazırlanan koronun

şefliğini yürüten Aksoy, çifte mutluluk dileklerini iletti. Marmara Yelken

Kulübü’ndeki düğünün orkestrası ise Aziz Ali Elyağutu ve arkadaşlarından

oluşuyordu.

Oya Aksoy, İnal Aydınoğlu ve Aziz Ali Elyağutu...

Tolga Ünker ile Fikriye Kesti’nin

Resimleri Aşka Dönüştü

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde öğrencilik yıllarında

tanışan ve uzun süren beraberliklerinin ardından evlilik

kararı alan ressam çift Maltepe Üniversitesi Araştırma Görevlisi

Yusuf Tolga Ünker ile Resim Öğretmeni Fikriye Kesti, Kadıköy

Evlendirme Dairesi’nde mutluluğa ilk adımlarını attılar.

Seçkin davetlilerin katıldığı nikâh töreninde ikilinin mutlulukları

gözlerinden okunurken, genç çift Kadıköy Life Dergisi’ne

duygularını şöyle dile getirdiler: “Bizleri bu mutlu günümüzde

yalnız bırakmayan, bizzat gelerek ya da bizleri arayarak

mutluluğumuzu paylaşan tüm değerli akraba ve dostlarımıza

sonsuz teşekkürler ediyoruz. Bizleri onurlandırdınız. İyi ki

varsınız; sağ olun, var olun.”

Ebru Erdem’i

İzmir’e Gelin Verdik

Tatil Budur Seyahat Acentesi Marka Müdürü Ebru Erdem,

2017 yılını evlilikle noktalayan isimler arasında yerini aldı.

Dillere destan güzelliği yanında pozitif kişiliği ile turizm camiasında

çok sevilen Ebru Erdem’in evlilik kararı alması bir

anlamda sürpriz oldu.

İzmir seyahati sırasında arkadaşlarının düzenlediği bir yemek

davetinde, burada yaşayan 39 yaşındaki Özgür Kurtay ile tanışan

ve görür görmez aşık olduğunu düşünen Erdem’in bu

kararı alması zor olmadı.

Ebru Erdem & Özgür Kurtay çiftinin nikâhı, Kadıköy Evlendirme

Dairesi’nde kıyıldı. Çiftin nikâh şahitleri ise Necati Ayhan

ve Engin Ege oldu. Aynı günün akşamı Caddebostan Meyhanesi’nde

bir eğlence partisi düzenleyen çift, ertesi gün balayı

için tercih ettikleri yavru vatan Kıbrıs’a gittiler.

108 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Wyndham Grand

Kalamış’tan 5. Yıl Kutlaması

Wyndham Grand İstanbul Kalamış Marina Hotel, kuruluşunun 5. yılını

benzersiz bir gala gecesiyle taçlandırdı. Cemiyet ve iş dünyasının önde

gelen isimleriyle yeni yaşını kutlayan otel, katılımcılarına “Kalamış’ta

Hayat Başka” mottosunu yaşatan unutulmaz bir gece armağan etti.

Beş yılın bir zaman tüneli atmosferinde sil baştan yaşatıldığı gecede

cemiyet, iş, sanat ve medya camiasının önde gelen isimleri doyasıya

eğlendi. Ayrıca sektörün önde gelen liderlerini de gala gecesinde buluşturan

Wyndham Grand Kalamış, yeni yıla girerken Türk turizmine de

moral vermiş oldu.

Özel gece için Londra’dan İstanbul’a gelen Wyndham Hotel Group Başkan

Yardımcısı Edwin Broers’un yanı sıra grubun Bölge Direktörü İlhan

Köse, “Hoşgeldiniz” plaketlerini otelin Genel Müdürü Mustafa Alparslan’ın

elinden aldılar.


Yeni yıla sevdiklerinizle,

mükemmel bir nikâh töreni ile

bașlangıç yapın.

SÜSLEME DAHİL KİȘİ BAȘI 39 ₺

Saniye Ermutlu Sk 3 Kozyatağı 34742 İstanbul

T: 0216 571 61 00

sales@byotell.com

www.byotell.com

ByOtell

byotell


Yaşayan Kadıköy | Cemiyet

Aslanargun Ailesi Kızları Zehra’yı gelin verdi

Hatice & Yavuz Aslanargun çifti, kızları Zehra Argun’u gelin

verdi. Sayıları giderek azalan kanaat önderlerimiz arasında

yer alan Yavuz Aslanargun, adeta üzerine titrediği Zehra ve

Zeynep isimli iki kızından biri olan Zehra’nın nikâh töreni sırasında

duygu dolu anlar yaşadı.

Davutoğlu, Gökçek Nikâh Şahidi

Zeynep & Bekir Yeşilkaya çiftinin oğulları Fırat Yeşilkaya

ile hayatını birleştiren Zehra Aslanargun’un düğünü Haliç

Kongre Merkezi’nde gerçekleşti. Nikâhın şahitleri geçtiğimiz

dönem başbakanımız Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu, eski

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Yozgat

Milletvekili Mehmet Çiçek ve Zehra Argun’un arkadaşı Esra

Mantu oldu.

Zehra Argun & Fırat Yeşilkaya’nın düğününe yurtiçinden ve yurtdışından

1000’den fazla davetli katıldı. Katılanlar arasında eski milletvekilleri, belediye başkanları,

hukukçular, medya ve iş çevrelerinin önde gelen isimleri de vardı. TBMM

Başkanı İsmail Kahraman, Milletvekilleri, Bakanlar, Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü

Cirit başta olmak üzere, düğüne mazeretleri nedeniyle katılamayanlar, çifti ve ailelerini

gönderdikleri telgraflarla kutladılar.

Nikâh töreni sonrasında gelin ve damadı tebrik etmek yerine bütün ilgi Yavuz

Aslanargun’a yöneldi. Tebrikleri kabul eden Yavuz Aslan Argun, “Bugün benim için son

derece anlamlı bir gün. Böyle bir günde siz değerli dostlarımı burada görmek benim için

ayrı bir mutluluk ve huzur kaynağı oldu. Hepinize ayrı ayrı teşekkür ederim” dedi.

Nikâhın şahitlerinden biri de, geçtiğimiz ay görevini devreden

Ankara’nın eski Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek idi.

Arslanargun Ailesi’nin diğer kızı Zeynep Arslanargun ile birlikte

mutluluk dileklerini paylaşırken, Kadıköy Life objektiflerine bu

kareyi verdiler.


Cemiyet | Yaşayan Kadıköy

Katar Turizm

Ofisi Basın ve

Halkla İlişkiler

sorumlusu Sevgi

Işlak, Katar Turizm

Ofisi Pazarlama

Müdürü Aslı

Erkan Sayman ve

TOURMAG Turizm

Dergisi Genel

Yayın Yönetmeni

Canan Toprakkaya...

Moda Deniz Kulübü’nde bir araya gelen İstanbul Kız Lisesi’nin 1955 yılı mezunları

arasında şu isimler yer aldı: Olcay Kolçak, Bingül Tezer, Ayla Baltacı, Tören Kafkas,

Güneş Çehreli, Şükran Kaynak, Işıl Olcay, Perihan Çiftin Özdabak, Bengül Karaahmetoğlu

ve Pınar Çakmak…

İstanbul Kız Lisesi Mezunları

Moda Deniz Kulübü’nde

Buluştu

Moda Deniz Kulübü, çoğunluğu üyeleri arasında bulunan İstanbul Kız Lisesi’nin

1955 yılı mezunlarının buluşmasına ev sahipliği yaptı. Aralarından

bazılarının da doğum günü olan etkinlikte, günümüzden 65 yıl öncesinin

İstanbul’u ve dostlukları konuşuldu.

İstanbul Cağaloğlu’nda bulunan ve kuruluşu 1850 yılına dayanan, günümüzde

ise halen kullanımda olan binası; tarihi akış içerisinde sırasıyla Mekteb-i Mülkiye-i

Şahane, İstanbul Ennas (Kızlar) Sultanisi, Bezmialem Sultanisi, İstanbul Kız

Lisesi olarak kullanılmıştı. Buluşmada okul yılları ve bina ile ilgili anılarını tekrar

yaşayan grup, “Yıllara meydan okumak buna denir” mesajı verdi.

PROF. DR. DENİZ ÜLKE’NİN ANNESİ DE

MEZUNLAR ARASINDA…

İstanbul Kız Lisesi 1955 yılı mezunlarının buluşmasına, Prof. Dr. Deniz Ülke

Arıboğan’ın annesi Şükran Kaynak da katıldı. Etkinliğe kızının yazdığı ve geçtiğimiz

günlerde yayımlanmasıyla büyük yankı uyandıran kitabı Duvar’ı da

getirip hediye etmesi, üyeler tarafından coşkuyla karşılandı. Arıboğan’ın kitabına

göz attığımızda, tarihin geri dönüşü ve yeniden duvarlarla örülmeye

başlayan dünyamıza ışık tuttuğunu gördük.

“HAYATLARIMIZIN

SONUNA KADAR

SÜRDÜRECEĞİZ”

Günümüzden tam 62 yıl önce

mezun oldukları İstanbul Kız

Lisesi’nin anılarını yaşatmak

adına her yıl en az iki defa bir

araya gelen mezunlar, bu buluşmalar

sayesinde o güzel yıllara

geri gittiklerini, hayatlarının

sonuna kadar etkinliklerini

sürdüreceklerini ilettiler.

Aynı zamanda efsane Milli

İstihbarat Teşkilatı yöneticilerinden

Mahir Kaynak’ın eşi de

olan Şükran Kaynak, kızı Prof.

Dr. Deniz Ülke Arıboğan’ın

kitabını arkadaşlarına hediye

olarak getirdi.

Katar Türkiye Turizm

Ofisi’nden Tanıtım

Atağı

Katar’ın İstanbul’da, Katar Turizm Otoritesi adıyla faaliyet

gösteren ofisi, ülkelerinin daha yaygın tanıtımı için bir dizi

etkinlikler düzenliyor. Bu etkinliklerden biri de dünyaca

ünlü bir moda dergisi için çölde kapak çekimi olacak.

Yapacakları etkinlikler hakkında bilgi paylaşımında bulunmak

adına Feriye Sarayı’nda bir toplantı düzenleyen Katar

Türkiye Turizm Ofisi, Türkiye ile Katar arasındaki ilişkilerin

son derece sağlıklı gelişerek, her geçen gün yükseliş kaydettiğini

dile getirdiler. Katar Hava Yolları’nın uçuş destinasyonlarına

Adana’nın da eklenmiş olmasının bu gelişmenin

bir göstergesi olduğunu dile getiren Katar Turizm Ofisi Pazarlama

Müdürü Aslı Erkan Sayman, “Önümüzdeki günlerde

gerçekleşecek etkinlikler hakkında bilgilendirmede bulunacağız.

Ancak göz ardı edilmesin ki, Katar’da herkese hitap

edecek bir şeyler mutlaka bulabilirsiniz” dedi.

İngilizce, Arapça, Fransızca, Almanca ve İtalyanca dillerinden

sonra şimdi de Türkçe eğitim seçeneği sunan programa, turizm

sektörü profesyonellerinin kayıt olmasını teşvik etmek amacıyla

bir lansman kampanyası da yürütüldüğü bilgisini paylaşan Aslı

Erkan Sayman ve Sevgi Işlak, “Bu eğitim programımız ile Katar’ı

daha iyi tanıtabilmeyi amaçladık” şeklinde konuştu.

TAWASH ÇEVRİMİÇİ

SEYAHAT EĞİTİM

PROGRAMI

Katar Turizm Ofisi Basın ve

Halkla İlişkiler sorumlusu Sevgi

Işlak, yaptığı açıklamada,

“Katar olarak, dünyanın dört

bir yanındaki turizm profesyonellerinin

birer elçi kabul

edip, Katar’ın turistik cazibelerini

öncelikli pazarlarda

başarıyla tanıtabilmeleri

amacıyla TAWASH Seyahat

Eğitimi programını Türkiye’de

hizmete açtık” dedi.

112 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Cemiyet | Yaşayan Kadıköy

“Süslü Sahne”

artık Kalamış’ta

Eğlence dünyasının önemli işletmecilerinden

Süslü Celal lakaplı Celal Altınel,

“Süslü” markasını Anadolu Yakası’nın

önemli semtlerinden Kalamış’taki

Bedri Usta Ocakbaşı’nın teras katında

faaliyete geçirdi.

Ünlü magazinci Şenay Düdek’in “süslü”

lakabını taktığı Celal Altınel, uzun yıllar

İstanbul’da gece hayatının nabzını tutan

mekânların işletmeciliğini yaptı. Darüşşafaka

Spor Tesisleri, Polo 13, Esentepe’deki

İtalyan lokantası La Pergolo,

Bodrum Dodo Beach ve Mey Balık gibi

önemli mekânları işleten Altınel, “Süslü

Sahne” markasını ilk olarak 2004 yılında

Levent’te açtı. Ardından 2012’de aynı

markasını “Süslü Konak” ve “Süslü Mey”

olarak devam ettirdikten sonra 2014

yılında “Süslü Sahne Kadıköy” adıyla Fenerbahçe’de

eğlence hayatına yön verdi.

2017 Eylül ayından itibaren ise, “Süslü

Sahne Kalamış” markasını Bedri Usta

Ocakbaşı ortaklığında devam ettiriyor.

ÖZEL GALALARDA

COŞKUN SABAH VE HAYKO

Süslü Sahne Kalamış’ta her cumartesi Grup

Pandora’nın canlı performansı eşliğinde

bölgenin eğlence anlayışına yön vermekle

birlikte, Türk müziğinin en önemli ud sanatçısı

Coşkun Sabah ve taverna müziğinin

renkli isimlerinden Hayko eşliğinde “Özel

Galalar” adı altında geceler düzenliyor.

KALAMIŞ GECE HAYATINA

RENKLİ BİR SOLUK

Menüsünde de önemli lezzetleri barından

Süslü Sahne Kalamış, cuma ve cumartesi

günleri geniş bir fix menü seçeneğinde misafirlerini

ağırlıyor. Yılların işlemecisi Celal

Altınel’in yönetimi, Süslü Sahne markası ve

Kadıköy’ün en seçkin semti Kalamış’ın bir

araya gelişiyle Kadıköy’ün eğlence anlayışına

yeni bir soluk getiren Süslü Sahne Kalamış,

seçkin sanatçıları ve zengin menüsü ile

eğlence severleri bekliyor.

Süslü Sahne Kalamış, rezervasyon düzeniyle

çalışmakta olup, deniz manzaralı

konumu, 250 kişilik oturma kapasiteli geniş

ve ferah iç mekânıyla düğün, nişan, söz,

doğum günü gibi özel davetlere ve de organizasyonlara

da ev sahipliği yapıyor.

Rezervasyon No:

0216 449 66 00

0543 299 89 81

114 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Cemiyet | Yaşayan Kadıköy

Güngör Uras:

Nerede O Eski Lokantalar?

Moda Deniz Kulübü’nde Aralık ayının konuğu Güngör Uras

oldu. “Yemek ve Sohbet” teması altında gerçekleşen buluşmanın

konusu ise, ekonomik ve sosyal değişim ile birlikte

yeme-içme kültüründeki değişim idi. Kadıköy Life Dergisi

Gastronomi Editörü Mörfi Menahem’in destekleriyle hazırlanan

program kapsamında Moda Deniz Kulübü’nde çok eski

yıllardan beri süregelen lezzetler, Executive Chef Feyyaz Doğan

tarafından hazırlanarak konuklara sunuldu.

EGE CANSEN, REHA ARAR,

OSMAN SERİM…

Moda Deniz Kulübü Genel Müdürü Ayhan Alpakın’ın açılış

konuşmasıyla başlayan gecede, konukların takdim edilmesinin

ardından isabetli seçimi nedeniyle kendisine alkışlarla

teşekkür edildi. Konuklar arasında ekonomiyi, sosyal değişimi

ve yeme-içme kültürünü en iyi bilen isimler arasında

anılan Ege Cansen, Reha Arar ve Osman Serim’in olması etkinliğe

ayrı bir renk kattı.

NEREDE ESKİ LOKANTALAR?..

Güngör Uras, Ankara’nın en ünlü lokantaları arasında yer

alan Karpiç ve Süreyya’dan örnekler verirken; bu mekânlarda

ceketsiz, kravatsız erkeklere rastlamanın mümkün olmadığına

değindi. İstanbul Beyoğlu’nda Rus kültürünü yansıtan

mekânlar arasında efsaneleşen Rejans’ın, uzun yıllar sarı

votkası ve Rus mutfağından seçmelerle İstanbul lokanta

kültürünün gözdesi olmayı sürdürdüğünü dile getiren Uras;

“Gümüş çatal bıçaklar, porselen tabaklar, kolalı bembeyaz

peçeteler ve örtüleriyle orayı hep hatırlayacağım” dedi.

DEĞİŞİM TÜM DÜNYADA…

Güngör Uras’a etkinliğe katılımı ve katkılarından

dolayı, Moda Deniz Kulübü Yönetim Kurulu

Üyeleri Nezih Onat, Osman Ulukan ve Osman

Serim tarafından bir anı plaketi verildi…

Yeme-içme kültüründeki değişimin sadece Türkiye’de değil,

tüm dünyada olduğu bilgisini aktaran Güngör Uras; “Bu

değişimi Astor Şatosu’nda da yaşadım. Londra’ya bir saat

uzaklıkta, Thames Nehri kenarında ve şimdilerde otel olarak

işletilen bu görkemli eski şatoya 1995 yılında ilk gittiğimde

şampanyayı ıstakoz ile servis ettiler. Beş yıl sonraki gidişimde

çilek, son gidişimde ise badem ile ikram ettiler. Aslen

Amerikalı olan Lady Astor’un bir dönem İngiliz aristokrasi-

Geceye renk katan konuklar arasında, yazdığı “Bir Yaşam Gurusunun

Kaleminden Tatlar, Anlar, Dostlar” adlı kitabı ile dikkatleri

çeken Reha Arar ile Gusto Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Mehmet

Yalçın da vardı. Moda Deniz Kulübü Genel Müdürü Ayhan Alpakın,

Yönetim Kurulu Üyesi Osman Serim, Şerafettin Dinçer, Hülya Botasun,

Mehmet Yalçın, Nezih Onat, Nükhet Onat, Reha Arar, Sevgi

Arar ve Canan Toprakkaya…

Moda Deniz Kulübü Genel Müdürü Ayhan Alpakın, “Bu tür etkinliklerin

kayıtlara geçmesi yanında birer sosyal sorumluluk kabul

ediyoruz” şeklinde konuştu.

116 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Yaşayan Kadıköy | Cemiyet

Nerede o eski lokantalar konulu buluşmanın konukları arasında

Reha Arar da vardı. Eşi Sevgi Hanım ile birlikte katıldığı buluşmada,

Moda Deniz Kulübü’nün ünlü şefi Feyyaz Doğan’ı tebrik etti.

sinin önemli şahsiyetlerini bu şatoda ağırlamış olduğunu

düşündüğümde, bu değişimi kabullenmekte zorlanmadım

desem olmaz” şeklinde konuştu.

HER DÜŞÜŞ, YENİ BİR TIRMANIŞIN

BAŞLANGICI…

Buluşmada başta Reha Arar olmak üzere söz alıp anılarını

paylaşan konukların, yaşanan bu değişimden rahatsız olduklarını

dile getirmeleri sonrasında bir konuşma yapan

Kadıköy Life Dergisi Gastronomi Editörü Mörfi Menahem;

“Unutmayalım ki her düşüş, yeni bir tırmanışın başlangıcı

olmuştur. Mutlaka taşlar yerine oturacak, iyi ve doğru olan

geri gelecektir” mesajı verdi.

Konuklar arasında Greek yemek kültürünün olmazsa olmaz isimlerinden Ahmet

Tanrıverdi de vardı. Özellikle İstanbul’un meyhane sektöründe “Fıstık Ahmet” olarak

anılan Tanrıverdi; “Meri Simyonidis, İstanbul’un müşterek kültür hayatına ışık tutmuş

bir dostumdur, özveri dolu hizmetleri vardır” ifadelerini kullandı.

İstanbul’un Tadı Tuzu

Moda’da Konuşuldu

Moda Deniz Kulübü tarafından düzenlenen “Yemek & Sohbet” başlıklı buluşmaların

ikinci konuğu Meri Simyonidis oldu. Rum ve Ermeni yemekleri ağırlıklı

İstanbul mutfağından 70’e yakın meze ve sıcak yemeğin karşı konulmaz

lezzetlerini İstanbul’un yanı sıra Türkiye’nin her yerine taşıyan Simyonidis,

konukları geçmiş yıllara doğru keyifli bir yolculuğa çıkardı.

RUM MUTFAĞI, GELENEKLERİ VE

ŞARKILI MEYHANELERİ…

İstanbul’un lokantaları, şarkılı meyhaneleri, pastaneleri, gelenekleri ve insan

ilişkilerinin anlatıldığı etkinlikte, daha önce kayda alınmış ünlü isimlerin yorumları

da aktarıldı. İstanbullu Rumların nasıl yaşadıklarını, ne yiyip içtiklerini,

nasıl eğlendiklerini, duygularını yansıtmak amacıyla yemek ve eğlence

sektöründeki 40’a yakın isimle ya da yakınlarıyla yaptığı söyleşilerden örnekler

vererek sunan Simyonidis; “Zamana damgası sinen, kimi zaman hüzün

kimi zaman eğlence, kimi zaman da lezzet ve daha doğrusu bir dönemin

kültürünü sizlerle paylaşmak istedim. Bana bu imkânı sağlayan Moda Deniz

Kulübü yönetimine teşekkürlerimi iletiyorum” dedi.

Meri

Simyonidis’in

sunumunu ailesi

de izledi. Simyon

Simyonidis, Saro

Baybertyan,

Cornella

Baybertyan,

Gülay Musaoğlu

ve Meri

Simyonidis…

Programın sonunda Moda Deniz Kulübü Executive Chefi Feyyaz

Doğan ile birlikte mutfak ve servis personelini sahneye davet eden

Güngör Uras; “Dünyanın en güzel mekânı, en iyi mutfağı da olsa onu

en iyi şekilde servis edemediğiniz zaman hiçbir anlamı olmaz. Bu

nedenle servis, çok önemli bir konudur. Bu akşam bize bu lezzetleri

hazırlayan ve servis yapan personele teşekkürlerimi iletiyorum” dedi.

Moda Deniz

Kulübü Genel

Müdürü Ayhan

Alpakın, Meri

Simyonidis’e

katkılarından

dolayı

teşekkürlerini

iletti.

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 117


Cemiyet | Yaşayan Kadıköy

Dostları Berrin Ataman’ın Doğum Günü’nde

Ünlü sigortacı Berrin Ataman, 40. yaşına merhaba dediği doğum günü kutlamasında

en yakın dostları ile bir araya geldi. Kalamış Todori’de gerçekleşen

doğum günü kutlamasında neşe ön plandaydı. Burcu Atanur, Zerrin Özdemir

Adıyaman, Sibel Çelik, Gülcan Öztürk, Sevay Çetin, Berhan Bahçeci,

Derya Çetin, Hayri Çetin, Metin Öztürk, Aydın Doğan, Özgür Topçu, Doğan

Çağrı ve Betül Ataman...

Süslü Sahne’nin Müdavimleri

Kalamış Süslü Sahne’nin müdavimleri her hafta sonunda masalarının

yerini kimseye kaptırmıyorlar. Uzun yıllar Sağlık Bakanlığı’nda

kimyager olarak çalışan Selden Cumalioğlu, “Burasının

konsepti bizi adeta kendine bağladı. Boğaz’ın en uzak

noktasında olmamıza rağmen geliyoruz” derken, arkadaşları

Emire Almedağ ve Sevgi Özel de, “Katılıyoruz” yorumunda bulundular.

Pazar Kahvaltısı İçin Maria’nın

Bahçesi’nde Buluştular

Mine Alkaya, Mina Yeşilyurt, Arife Karaot, Sinem Şengül ve

Gülfem Güneysu... İlaç, Turizm ve Gayrimenkul sektöründe

faaliyet gösteren şirketlerde çalışan bu isimler, Pazar Kahvaltısı

için Küçükyalı Sahili’nin ünlü mekânı Maria’nın Bahçesi’ni

tercih edenler arasındaydı.

Zeynep & Murat Oşar Çifti’nin Bebekleri

Basınla Tanıştı

Zeynep & Murat Oşar çiftinin henüz 5 aylık olan bebekleri Özgür Deniz Oşar,

basınla ilk tanışmasını Kadıköy Life objektifleri ile gerçekleştirdi. Çatana’da

görüntülediğimiz aynı zamanda ZT Zeotechnıc Proje ve İnşaat Sanayi Ticaret

Limited Şirketi’nin kurucuları arasında olan Zeynep & Murat Oşar çiftine

eşlik eden isim ise Filiz Uyar’dı...

Osman Babiroğlu’nun Konukları

Seçkin Metal Yönetim Kurulu Başkanı Osman Babiroğlu, demir

çelik sektöründe birlikte çalıştığı Ogün Çokşeker, Zahit Kırkan,

Sezgin Tekeli, Erdem Erdoğan’dan oluşan arkadaşlarını aileleri

ile birlikte Kalbur’da ağırladı. Buluşmaya Osman Babiroğlu’nun

ailesi de katıldı.

Gayrimenkul Piyasası Hareketlenecek

Yeni yılı dışarıda karşılayanlar arasında ünlü gayrimenkul danışmanı Recai

Tanıtkan da vardı. 2018 yılına Marmara Yelken Kulübü’nde giren Tanıtkan

çiftinin konukları ise Sevim Zeybek Baloğlu, Pınar ve Gözde Çelik idi. Recai

Tanıtkan, bu yıl gayrimenkul piyasası oldukça hareketli geçecek. Almak veya

satmak isteyenler için fırsat yılı” mesajı verdi.

118 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Bostancı Rotary’den

Fatih Erkoç’a Üstün

Hizmet Ödülü

Bostancı Rotary Kulübü tarafından her yıl geleneksel olarak

verilen Meslekte Üstün Hizmet Ödülü, bu sene Caddebostan

Kültür Merkezi’nde düzenlenen törenle Fatih Erkoç’a takdim

edildi. Rotary Eğitim Platformları kapsamındaki eğitim projelerine

katkı sağlamak amacıyla organize edilen gecede sanatçıya

ödülünü, Bostancı Rotary Kulübü Başkanı Şule Yalçın

verdi. Çok sayıda davetlinin katıldığı etkinlikte Erkoç, seslendirdiği

birbirinden güzel şarkılarla kulakların pasını sildi.

GENÇ MESLEKTAŞLARINI

YÜREKLENDİREN ÖRNEK BİR KİŞİLİK

Fatih Erkoç’un meslek hayatı boyunca yaptığı başarılı çalışmalarla

meslektaşlarına ve tüm topluma her zaman örnek olduğunu

vurgulayan Şule Yalçın, sanatçının çalışmalarıyla meslekte

yüksek ahlaki standartların yaygınlaşmasını teşvik ettiğini ve

özellikle genç meslek sahiplerini yüreklendirerek, onların da

yararlı çalışmalar yapabilmesi için önder olduğunun altını çizdi.

MÜZİĞİN BÜYÜLÜ DUYGUSU İLE

KALPLER BİRLEŞTİ

Konser öncesinde Kadıköy Life Dergisi’ne konuşan Fatih Erkoç ise

şunları ifade etti: “Öncelikle Bostancı Rotary Kulübü’ne teşekkür

etmek istiyorum. Gurur ve onur verici bir iş yapıyorlar. Meslekte

Üstün Hizmet Ödülü almak, gerçekten çok gurur verici bir şey.

Umuyorum ki çok güzel bir konser olur. Müziğin büyülü duygusuyla

kalplerimizi birleştireceğiz.”


Cemiyet | Yaşayan Kadıköy

Hava sıcaklığının

5 derecenin altına

düştüğü, son derece

soğuk bir havada

yaklaşık 600 kişinin

izlediği konserde 16 şarkı

seslendiren Nil Burak,

uzun süre alkışlandı.

Kadıköy’de Nil Burak Fırtınası

Adı geçtiğinde Kadıköylülerin “Şimdiye kadar neredeydiniz?”

diyerek sorguladığı etkinlik merkezi Moda Kayıkhane’de,

geçtiğimiz günlerde tam bir Nil Burak fırtınası vardı.

İstanbul Gelişim Orkestrası ile özdeşleşen Asım Ekren tarafından oluşturulan

grup eşliğinde müthiş bir performans sergileyen Burak, konuklara unutulmayacak

dakikalar yaşattı. Hava sıcaklığının 5 derecenin altına düştüğü, son derece soğuk

bir havada yaklaşık 600 kişinin izlediği konserde 16 şarkı seslendiren sanatçı,

dinleyiciler tarafından uzun süre alkışlandı...

Program boyunca Edip Akbayram, Orhan Gencebay, Erkin Koray, Ahmet Kaya gibi

isimlerin şarkılarının yanı sıra İngilizce eserler de seslendiren sanatçı, performansını

Frank Sinatra’nın şarkısı My Way ile tamamladı.

Nil Burak’ın konserini izlemeye gelenler arasında, ünlü magazinciler de vardı. Seyhan

Erdağı ve Nurcan Sabur ikilisi; “Yıllarca o söyledi biz yazdık. Şimdi, izlemek ve dinlemek

zamanı” dediler.

Moda Kayıkhane’yi Kadıköy’e kazandıran Erkan Ulutaş’ı kutlayanlar

arasında, Deniz & Mehmet Bozan çifti de vardı. Canan ve Kadir

Toprakkaya’nın konuğu olarak mekânda bulunan Bozan çifti;

“Böylesine güzel ve işlevsel bir mekânı kazandırdığınız için teşekkür

ederiz. Yıllarca sürmesi dileğimizdir ve bunu da bütün içtenliğimizle

istiyoruz” açıklamasında bulundular.

Vasfi Uçaroğlu,

Durul Gence ve

Salim Ağırbaş’tan

sonra tüm

zamanların en

iyi bateristleri

arasında

gösterilen

Asım Ekren

önderliğinde

oluşturulan yeni

orkestra, her

şeyiyle İstanbul

Gelişim’in izlerini

taşıyordu.

Sanatçıyı dinlemeye gelenler arasında bilişim sektörünün ünlü isimlerinden Banu Peksoy

da vardı. Konser öncesi ailesiyle Erenköy Divan’da bir araya gelen Paksoy; “Bugün

iki işi birden yapabildiğim için çok mutluyum. Hem ailemle üç saate yakın vakit geçirdim,

hem de çok sevdiğim Nil Burak’ı izlemek kısmet oldu” şeklinde konuştu.

120 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Yaşayan Kadıköy | Cemiyet

Balık Sevgisi Küçük Yaşta Başlamalı

Balık sağlık için olmazsan olmazlar arasında. Ama çocuklar

çoğu kez olumsuz bakarlar. İşte By Esat Balıkçısı’na adını veren

Esat Çek, bu durumun önüne geçmek adına mekâna gelen

ailelerin çocuklarını balıkla temas etmesine yol açıyor. İyi de

oluyor hani...

Türkiye’nin Tek Komünist Belediye Başkanı

Park Adana’da

Tunceli’nin Ovacık ilçesinin komünist belediye başkanı Fatih Maçoğlu’nun

İstanbul’a geldiğinde ilk ziyaret ettiği mekân, Ataşehir Park Adana oluyor.

Maçoğlu, hemşehrisi Hünkar Gülmez tarafından yönetilmekte olan ünlü

kebap restoranı için; “İstanbul’a geldiğimde hemen Ovacık ve Tunceli’yi özlüyorum.

Ancak burada da kendimi bir müddet için dahi olsa evimde gibi

hissediyorum” dedi.

Kaptan’ın Rotası Bosphorus Balıkçısı

Göztepe bölgesinin ünlü gayrimenkul danışmanlarından Murat Akçeal’ı

Kalamış Bosphorus Balıkçısı’nda görüntüledik. Aynı zamanda Coldwel Banker

- Kaptan’ın sahibi de olan Akçeal, “Kebap olunca Develi, balık olunca

Bosphourus’a dümen kırıyoruz” dedi. Güngör Akçeal, Nergis Ataman, Selçuk

Ataman ve Murat Akçeal...

Cavit & Çiğdem Cebeci’nin

Moshonis Günü

Kadıköy’ün renkli isimlerinden Cavit & Çiğdem Cebeci çiftinin

her ayın ilk Perşembe günü akşamında balık ile randevuları

vardır. Onlar gelseler de gelmeseler de masaları İsmail Şef tarafından

hazırlanır. Şimdiye kadar sadece bir kez gelemediklerini

öğrendik...

Başakşehir’den Nakkaştepe’ye

Savaş Müşavirlik firması sahiplerinden Emre Savaş, yakın dostları Terzi çifti

ile birlikte Pazar Kahvaltısı için Nakkaştepe Nakkaş’ı tercih edenler arasındaydı.

Evleri ve işyerleri Başakşehir’de olan grup, Anadolu Yakası’nı tercih

etmelerinin nedenini, “Kalite” olarak açıkladılar... Zeynep Nil Savaş, Yenay

Savaş, Nilüfer Terzi Ümit Terzi ve Emre Savaş...

İsmail Şef Drama Dersleri Alacak

Türk tiyatrosunun iki ünlü ismi, Ayşe Kürkçü ve Gökhan Mete...

Onlar hayatlarını evlilikle taçlandırdılar ve bundan sonra birlikte

yürüme kararı aldılar. Her 15 günde bir randevu durakları

ise evlerinin de çok yakınında bulunan Moshonis Balıkçısı...

Mekânın Ayvalıklı Şefi İsmail Usta ise, usta tiyatroculardan

drama dersleri almak istediğini dile getirdi.

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 121


Cemiyet | Yaşayan Kadıköy

Gayrimenkul Danışmanları:

Bereketli Bir 2018 Bekliyoruz

Keller Williams Cadde Gayrimenkul çatısı altında toplanan ve aralarında

Vedat Akkaş, Cem Baydar, Nazlı Göktan gibi Kadıköy’ün ünlü

gayrimenkul danışmanlarının da bulunduğu grup, karşıladıkları 2018

yılını ofislerinde düzenledikleri bir partiyle kutladı.

2017 yılının zor geçtiğini,

ama 2018 yılından

beklentilerinin bir hayli

yüksek olduğunu aktaran

danışmanlar; “Hepimiz

için huzurlu, sağlıklı ve

bereketli bir yıl olmasını

bekliyoruz” mesajı verdi.

Nice Yıllar Tankut Tan

Aydınlatma sektörünün önde gelen isimlerinden Tankut Tan’ı, Çatana

bünyesinde yer alan ASTERİ’de görüntüledik. Masanın altında hediye

paketlerini gördüğümüzde ise, “Bugün benim 40. doğum günüm”

dedi. Her ne kadar inandırıcı gelmediyse de, “Peki” diyerek kayıtlarımıza

aldık. Fotoğraf karesine giremeyen 5. kişi ise Koç Üniversitesi

Öğretim Görevlisi Michael Çalıkuşu idi. Tankut Tan, Ebru Kıraç, Zeynep

Tan ve Pınar Tan...

Kadıköy ve Maltepe’nin Altın Yılları

Biri Kadıköy’ün diğeri Maltepe’nin altın yıllarını yaşadığı dönemlerde seçilmiş

meclis üyeleri Ahmet Kocataş ve Azmi Oktay... Aynı zamanda bacanak

da olan ikili, bu defa Kalamış Todori’de bir araya geldiler. Konuştukları

konu ise her iki ilçede yaşanan değişim oldu. Onlara eşlik edenler ise her

zaman olduğu gibi eşleri ve komşularıydı. Ahmet Kocataş, Azmi Oktay,

Berfu Akbaş, Betül Akbaş, Selma Oktay ve Semra Kocataş...

Aysel İpar’sız Olmuyor

Kadıköy Life Ailesi’nin uğuru kabul ettiğimiz Aysel İpar & Kazım Polat

Çifti’ni, bu defa Fenerbahçe’nin yeni mekânlarından Saca’da konuk

ettik. İşletmecilik hayatını “Gazinocular Kralı” olarak Taksim Belediye

Gazinosu’nda noktalayan Kazım Polat, Saca’ya tam not verirken, aynı

dönemde “Assolist” unvanı ile gönüllerde taht kuran Aysel İpar da Kazım

Bey ile aynı fikirde olduğunu dile getirdi.

FB’li Eski Yöneticiler ASTERİ’de

Aralarında Fenerbahçe Spor Kulübü’nün eski yöneticilerinin de yer

aldığı grup, ASTERİ’de Fedon ile harika bir gece geçirdi. Gecenin ilerleyen

saatlerinde sirtaki yapan Ferit Fırat, alkışların büyük bölümünü

de alan isim oldu. Arzu Fırat, Gülçin Düvenci, Sevinç Düvenci, Işın

kala, Ferit Fırat, Sabri Kala, Şenol Düvenci...

Develi, Samsunlu Gençlere Ev Sahipliği Yaptı

Bağdat Caddesi projeleriyle gündemde olan CESA Yapı’nın Yönetim Kurulu

Başkan Yardımcısı Celil Özdemir, görmekte olduğu tedaviye olumlu

cevap alan bir yakınının iyileşmesi üzerine ziyaret için Samsun’dan

gelen kuzenlerini, uğurlama öncesi Kalamış Develi‘de bir yemekte buluşturdu.

Samsunlu konuklar ise; “Develi’nin lezzetleri tamam da, Samsun’un

pidesinin önüne asla geçirtmeyiz” dediler. Göknil Akkaya, Kadir

Akkaya, Cem Çöndül, Celil Özdemir, Ahmet Çavdaroğlu, Ömer Candemir,

Ecem Eser, Kaan Çöndül, Emrah Aydın ve Serenay Aydın…


Yaşayan Kadıköy | Cemiyet

Önsöz Ailesi Doğum Günü

Kutlamasında

Yapımını gerçekleştirdiği yüksek kaliteli binalarla Küçükyalı

ve çevresine değer katan Artan Yapı’nın sahibi Haluk Önsöz,

aile üyeleri ile Kalamış By Esat Balıkçısı’nda buluştu. Buluşmanın

bir nedeni de, eşi Elif Hanım ve yeğenler Elma ve Emre

Saraçoğlu’nun iki gün arayla takip eden doğum günleri kutlamasıydı.

Cüneyt, Ece, Demir, Recep, Suzan, Haluk ve Elif Önsöz,

Ayşe Ünal, Aslı Şen, Elma Saraçoğlu ve Emre Saraçoğlu..

Kurtlar Vadisi Pusu’nun

Hakkı Bafralı’sı İçin Zor Tercih

2007 yılından bu yana “Kurtlar Vadisi Pusu” dizisinde Hakkı Bafralı karakterini

canlandırmakta olan Yılmaz Meydaneri, Park Adana’nın konukları arasındaydı.

Meydaneri; “Dizide Bafra pidesine hayır demek olmaz. Ama Park Adana’nın

lezzetlerine hiçbir zaman hayır diyemem” açıklamasında bulundu.

Yılmaz Meydaneri’nin masasındaki diğer konuklar ise ünlü içmimar Murat

Yılmaz, Rusya’nın ünlü mankenlerinden Olga Fabi, oyuncu Tamay Kılıç ve

Eko Pazar Sunucusu Asiye Yüksel idi…

Yeğin Ailesi’nin Ocakbaşı Buluşması

Can Otomotiv olarak Anadolu Yakası’nda Fransız Peugeot markasını 25 yıldan

beri başarıyla temsil eden Yeğin Ailesi, her yıl sonunda düzenledikleri

yemekli buluşmalardan birini de Fenerbahçe Saca’da gerçekleştirdiler. Murat

Yeğin’in ev sahipliği yaptığı buluşmada mekânın lezzetlerini, “Olağanüstü”

olarak yorumlayan Yeğin Ailesi, “Her ay en az bir kez buradayız” dediler.

Ateş Yüceoral, Murat Yeğin, Ela Yeğin, Kerem Yeğin, Ege Yüceoral, Su Yüceoral,

Kadriye Yeğin ve Esra Yüceoral...

Aysel & Mehmet Altay Başbaşa

Türk Rotary Camiası’nın önde gelen isimleri arasında gördüğümüz

Mehmet Altay’ı sevgili eşi Aysel Hanım ile birlikte başbaşa

Çatana’da görüntüledik. Her ayın ilk haftasında mutlaka

dışarıda balık ziyafeti verdikleri bilgisini aldığımız Altay’lar,

“Çatana tercihlerimizin başında geliyor” dedi.

Emel Özuğur, Bu Defa

Kalamış Bosphorus’un Kokpitinde

Bundan 5 yıl kadar önce Gürhan İskender ile hayatını birleştiren ünlü televizyoncu

ve Kokpit Programı’nın başarılı sunucusu Emel Özuğur’u, 4 yaşındaki

çocukları Elif Aden ve dostları ile birlikte Kalamış Bosphorus Balıkçısı’nda

görüntüledik. Emel Özuğur, Kenan Yamaner, Emin Gürhan İskender,

Yasemin Reis ve Ferda Işık...

Çekmeköy Sosyetesi Kalbur’da

Yakın çevrelerinde “Çekmeköy Sosyetesi” olarak anılan grup,

Ocak ayı buluşması için Kalbur’u tercih etti. Eşlerini çocuklara

bakmakla görevlendiren grup, aynı zamanda arkadaşlıklarının

15. yılını da kutladı. Zuhal Karal, Şule Uygun, Neslihan

Özel, Pelin Özcan, Nesrin Kaya, Figen Uğur Suken, Ayşegül Ergenç,

Demet Ergenç ve Ayşen Yetiş...

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 125


Cemiyet | Yaşayan Kadıköy

Calipso Akşamları Trend Oldu

Sahilyolu’nun en iddialı mekânlarından Calipso Fish Gurme,

kısa zamanda sağladığı başarı ile Anadolu Yakası’nı da aşarak,

İstanbul’un gözde mekânları sıralamasına girdi. Bu başarıda

mekânı ziyaret eden ünlü gurme Vedat Milor’un son

derece cimri davrandığı yıldızlarını Calipso’ya tereddütsüz

vermesinin de etkili olduğunu dile getiren uzmanlar, “Açık

konuşmak gerekirse hak ediyor” yorumunda bulundu.

En Büyük Artıları, Pişirmeyi Bilmek

Vedat Milor, geçtiğimiz aylarda Hürriyet Gazetesi’ndeki köşesinde

yazdığı yazıda “Malzeme açısından zengin, ferah ve

salaş olmayan bir restoran. En büyük artıları ise, pişirmeyi

bilmek” olarak dile getirmiş ve Calipso Fish Gurme’yi “Anadolu

Yakası’nın en iyi lokantalarından biri” olarak göstermişti.

Önceki akşam ziyaret ettiğimiz mekânda, yine pek çok

okurumuzun büyük bir keyifle mekânın konukları arasında

olduğunu gördük. Calipso’nun sahipleri Veli Şahin ve Ziya

Kaçar ise, bir ressam titizliği ve aşkı ile konuklara servis edilmek

üzere çıkan lezzetlerin son kontrollerini yapıyorlardı.

128 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Yaşayan Kadıköy | Cemiyet

Selen Selek, İbrahim Atakişi, Işıl Atakişi, Nazlı Selek ve

Bilhan Selek…

Atilla Dedeoğlu, Mustafa Sümer, Ahmet Gür, Meltem Gür, Sibel Sümer ve Adalet

Dedeoğlu…

İbrahim Atakişi’ye 83. Yaş Günü

Kutlaması

Endüstri bitkileri yetiştirme ve ıslahı konusunda ülkemizin

yetiştirdiği en önemli isimler arasında yer alan Prof. Dr. İbrahim

Atakişi’nin 83. yaş günü kutlamasına tanık olduk. Ona

içtenlik dolu bakışlarla “Nice yıllar” diyenler ise ailesiydi.

Balık Ziyafeti Dedeye,

Hediyeler Torunlara

Mekânın ev sahipliği yaptığı bir başka doğum günü kutlaması

ise, Yılmaz Kılınç için düzenlenen partiydi. 72. yaşına

geride bırakan Yılmaz Dede’nin yanında, “haylaz” olarak

yorumladığı torunları da vardı. Gecenin bir başka farkı, dedenin

“Bana alınacak hediyeleri torunlarım için düşünün”

talimatı sonrasında Arda Ulucan’a alınan Quicksilver marka

montun sürpriz olmasıydı.

Çiğdem Ulucan, Esin Şenkardeş, Hatice Kılınç, Yılmaz Kılınç,

Barış Şenkardeş, Mert Şenkardeş ve Arda Ulucan…

Mira Arslan, Demet Erbil, Ercüment Erbil, Emin Arslan, Dinçer

Aydın ve Elif Aydın…

Atilla Dedeoğlu ve Dostları

Dünyanın önde gelen debriyaj üreticilerinden MAPA’nın Satış

Müdürü Atilla Dedeoğlu, başarılı ve bir o kadar da yoğun

geçen 2017 yılının ardından 2018’in de aynı şekilde geçeceği

belirtilerinin kutlamasını, dostlarıyla birlikte Calipso’da

gerçekleştirdi.

Emin & Mira Arslan Çifti,

Konuk Ağırladı

Mekânın konukları arasında, Emin & Mira Arslan çifti de

vardı. Sık sık birlikte oldukları dostlarını bu defa Calipso’da

ağırlamayı tercih eden Arslan çifti, “Çok doğru bir seçim yapmışız”

yorumunda bulundular.

Limon Kokulu Calipso Akşamları

Mekânın konuklarından birinin “Canlı limon ağaçları ve

limon kokuları eşliğinde balık ziyafetinin ayrıcalığını yaşıyoruz”

demesi, bizi Veli Şahin ve Ziya Kaçar ikilisinin Antalya’dan

özel olarak getirttiği limon ağaçlarına yöneltti. “Gerçekten

de Calipso’ya farklı bir ayrıcalık sağlamış” demekten

kendimizi alamadık.

Turgut Özal Bulvarı Cumhuriyet Cad. No: 2

Küçükyalı - Maltepe

(Küçükyalı Sahilyolu Evlendirme Dairesi Yanı)

T: 0216 489 28 58

www.calipsorestaurant.com

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 129


Advertorial

Acısıyla, tatlısıyla:

PARK ADANA

ET & KEBAP

REHA KADAK

Kebap, Arapça köz ateş, et kelimelerinin birleşiminden

gelir. Tarihi çok eskilere dayanan kebap, Urfa Birecik’te

yapılan arkeolojik kazılarda dahi rastlanmış yemeklerimizdendir.

Güneydoğu bölgesinin olduğu kadar, aynı zamanda

da Akdeniz bölgesinin Adana başta olmak üzere, Hatay

ve Mersin mutfaklarının da başat yemeklerindendir. Ama

Adana, kebap konusunda Urfa ile bu et türünün anavatanlarından

bir şehirdir.

İstanbul da Adana kebabına dair irili ufaklı birçok işletmeye

ev sahipliği yapmakta. Her ne kadar bir yörenin

yemeği esas yerinde yenmesi gerekirse de, İstanbul’da

Adana kebabına hakkını veren işletmeler ve işletme

sahipleri de azımsanmayacak kadar mevcut durumda.

Anadolu Yakamızın Ataşehir ilçemizde de Park Adana

Et & Kebap, et ve kebap işini hakkını vererek yapan özel

işletmelerden biri.

132 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Advertorial

Park Adana, öncelikle Çekmeköy’de serüvenine

başladıktan sonra, 2016 yılında soluğu

Ataşehir’de alır. İşletmenin sahibi Hünkar

Gülmez, uzun yıllar İstanbul’un et ve kebap

üzerine önemli mekânlarında çalışmış, et

ve kebap işini mutfağında öğrenmiş bir kişi.

Bir etin alındığı yerden, geldiği bölgeden,

etin cinsinden işlenmesine kadar geçen

tüm evreyi hayli iyi bilen biri. Bununla

da kalmayıp, müşterilerle kurduğu güzel

iletişimle mekânın gelenlerine mideleriyle

olduğu kadar gönüllerine de hitap eden bir

işletmeci.

AYRICALIKLI VE

LEZZETLİ BİR ET MENÜSÜ

Park Adana Et & Kebap’ın ustası da Şehymus

Uyar. Şehymus Usta’nın maharetli

ellerinden çıkıyor mekânın tüm et ürünleri.

Menüde, Adana kebap başrolde, ama

Adana usulü olarak yassı bir şekilde ocakta

pişiriliyor. Küşneme, külbastı, Urfa kebap,

kuzu şiş, ciğer şiş, patlıcanlı kebap, tavuk

şiş, kanat, abugannuş, lokum, beyti sarma,

fıstıklı kebap gibi özel olarak yapılan etlerin

yanı sıra kaburga da menüde yer alıyor.

Ayrıca, mekânın özel et yemeklerinden biri

de et tava. Et tava, taş fırında bir saat kadar

piştikten sonra özel pidesiyle tepside servis

ediliyor. Başka bir kebapçıdan zor bulacağınız

bir kebap türü. Park Adana Et & Kebap,

etlerini Eren Et’ten, Balıkesir ve Trakya bölgesinin

kıvırcık erkek kuzularından temin

ediyor. Eren Et, bu etlerin en özelini Hünkar

Gülmez için ayrıca ayırıyor. Hünkar Gülmez

ve Şehymus Usta işbirliğinde müşterilere

Park Adana Et & Kebap’ta ayrıcalıklı ve

lezzetli bir et menüsü sunuluyor.

ZENGİN SALATA VE PİDE ÇEŞİTLERİ

Et menüsü kadar lahmacun ve pide çeşitleri

de mekânın önemli yiyecekleri arasında.

Normal ve Antep lahmacunu ile kuşbaşılı,

kaşarlı, kıymalı, kavurmalı ve karışık pide

çeşitleri pide menüsünde yer alıyor. Ara

sıcaklarda da haşlama olarak servis edilen

içli köfte, en az kızartma içli köfte kadar

lezzetli ve hafif. Sıcak olarak güveçte servis

edilen patlıcanlı humus, tek başına yenecek

kadar önemli bir ara sıcak. Salata menüsü

de oldukça çeşitli Park Adana Et & Kebap’ın;

gavurdağ, tablacı salata, harman salata, çoban

salata, tahinli salata, taze soğan salata

ve göbek salata. Tablacı salata, Adana’da

bilinen bir salata türü... Adana’nın sokak

lezzetleri mekânlarında oldukça tercih

ediliyor.

HEPSİ BİRBİRİNDEN GÜZEL TATLILAR

Park Adana Et & Kebap, etlere ve pidelere

önem verdiği kadar, meze çeşitlerine de

önem veriyor. Mekânın çiğköftesi harika...

Uzun zamandır bu kadar lezzetlisini

yememiştim. Ayrıca, Tunceli’den getirilen

tulum peynir de harikulade; yağlı ve yoğun

bir tada sahip. Söğürme, patlıcan salata,

haydari, pilaki de denenmesi gereken mezelerden.

Tatlı çeşitleri az ve öz. Dondurmalı

irmik helvası, yine kesme Maraş dondurma

ile servis edilen katmer ve taş fırında pişen

kadayıf. Hepsi ayrı ayrı güzel...

HAFTA SONLARI ENFES

KAHVALTI SOFRASI

Park Adana Et & Kebap, hafta sonları güzel

bir kahvaltı yapmak isteyenler için de

doyurucu bir sofra hazırlıyor. En azından

sırf tulum peynirini yemek için dahi Park

Adana’ya kahvaltı gelinir. Mekân ferah,

havuz başında oluşuyla da ayrıca keyifli

bir atmosfere sahip... Ataşehir bölgesinde

önemli bir kebap boşluğunu fazlasıyla

dolduran bir mekân. Çocuklu ailelerin rahat

edecekleri bir alana da sahip.

Gün geçtikçe yükselen bir trende sahip olan

Park Adana Et & Kebap, slogan cümlesi

“Acısıyla, tatlısıyla daima” diyerek, acılı-acısız

ve tatlı lezzetleriyle damağına düşkünleri

Ataşehir’de bekliyor.

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 133


Yaşayan Kadıköy | Cemiyet

Vodafone’un İletişim Ordusuna

Motivasyon Yemeği

Yarattıkları, “Her Şey İletişimle Başlar” sloganı ile büyük başarılar elde eden Vodafone

Dağıtım Merkezi, 2017 yılına motivasyon yemeği ile başladı. Markayı başarıyla

temsil eden Özatalar Group Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Özata önderliğinde

düzenlenen yemekte bir araya gelen ekip, Fenerbahçe HK By Kerem’in özel

lezzetleri eşliğinde harika bir hafta sonu geçirdiler.

BAŞARILAR ÖDÜLLENDİRİLDİ

Yaklaşık 60 kişilik bir grubun katıldığı motivasyon yemeğinde bir konuşma yapan

Özatalar Group Genel Müdürü Cihan Arslan; “Son derece uyumlu ve bu nedenle

de son derece başarılı bir ekip olarak birlikte çalışıyor olmaktan çok mutluyum.

Daha nice güzel başarılara imza atacağız. Önceleri ‘Kahvaltı Buluşması’ ile başlayan

bu birliktelikleri sık sık tekrarlayarak bir arada olmayı sürdüreceğiz. Buluşmaya

katıldığınız için hepinize ayrı ayrı teşekkürlerimi iletir, başarılarınızın devamını

dilerim” ifadesini kullandı.

“İLETİŞİMİ KOLAYLAŞTIRIYORUZ”

Özatalar Group Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Özata ise yaptığı

konuşmada, “İletişimin olmazsa olmaz olduğu bir dünyada

yaşıyoruz. Vodafone’nun sağladığı avantajlı kampanyaları

bireysel ve kurumsal kitlelere ulaştırarak onların daha kolay,

daha hızlı ve daha ekonomik iletişim sağlamasına aracı oluyoruz.

Bu yolda arkadaşlarımız da büyük gayret gösteriyorlar.

Hepinizi ayrı ayrı kutluyor, tebrik ediyorum” dedi.

Teleset satışlarda sağladıkları yüksek performans nedeniyle ödüllendirilen

iki güzel vardı ki, onların bu başarısı 2018 yılı için de hem

marka, hem diğer arkadaşları için umut oldu. Canan Tabak ve Yeşim

Kargılı, Özatalar Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Özata tarafından

altın ile ödüllendirildi.

Gecede kurumsal satışlarda gösterdiği büyük performans sayesinde

ödüllendirilen isimlerden biri de Yasin Çeviktürk oldu. Çeviktürk’ün

bu başarısı Hakan Özata tarafından altın madalya ve

Cumhuriyet altını ile ödüllendirildi.

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 135


Cemiyet | Yaşayan Kadıköy

Likit Kimya’dan

Renkli Yıl Sonu Yemeği

Kimya sektöründe ülkemizin önde gelen kuruluşlarından

Likit Kimya, yıl sonu nedeniyle renkli bir parti düzenledi.

Bostancı The Green Park Otel’de gerçekleşen partiye şirket

yöneticileri ve çalışanları katıldı.

Likit Kimya’nın 10 yılı aşkın bir süreden beri düzenledikleri

ve geleneksel hale gelen yıl sonu partisinde bazı ödüller de

sunuldu. Şirket bünyesinde 5 - 10 ve 15 yıl süreyle çalışanlara

plaket verilirken, Yılın EN’leri adını verdikleri ödüller de

sahiplerini buldu. Bu ödüller arasında en ilginç olanı Likit

Kimya Yönetim Kurulu Üyesi Edibe Aksoy Sürücü’ye verilen,

“Yılın Dedektifi” ödülü oldu.

DEMET SAĞIROĞLU

ONUR KONUĞU

Şarkıcı Cumhur’un sahne aldığı gecede

eğlence de doruktaydı. Likit Kimya

Ailesi’nin yakın dostları arasında yer

alan ünlü pop şarkıcısı Demet Sağıroğlu,

partiye onur konuğu olarak katıldı.

Kınalı Bebek başta olmak üzere 4 şarkı

seslendiren Demet Sağıroğlu, “Likit

Kimya’nın sahipleri olan Aksoy kardeşler,

benim çok sevdiğim nadir insanlar

arasındadır. Onların başarı hikâyelerine

tanık olmaktan ayrı bir onur duymaktayım”

dedi.

Gecenin sunuculuğunu şirket çalışanlarından Cansu Özfiliz ve Nafi

Güler yaptı. İlk olarak yönetim kurulu başkanları Ahmet Aksoy’u

sahneye davet eden ikili, Likit Kimya’da uyum içinde ve huzurlu bir

ortamda çalışma imkânı sağladıkları için kendilerine diğer arkadaşları

adına teşekkürlerini iletti.

Geceye yaşam

duayeni olarak

tanıdığımız Turan

Sürücü de katıldı.

Turan Sürücü,

yakışıklı oğlu Cem

Sürücü, Canan

Toprakkaya, Demet

Sağıroğlu, Şarkıcı

Cumhur Demir,

Ahmet Özcan, Mert

Sağıroğlu ve Oya

Aksoy Gülen...

Kendisine verilen Yılın Dedektifi Ödülü’nü tebessümle karşılayan

Likit Kimya Yönetim Kurulu Üyesi Edibe Aksoy Sürücü, “Dikkatli ve

temkinli olmanın dedektiflikle nasıl bir bağlantısı var bilemiyorum

ama yine de teşekkür ediyorum” dedi.

136 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Yaşayan Kadıköy | Cemiyet

Metin Kocabaş, “Tamam” Diyorsa

Lezzet konusunda otorite kabul edilen Metin Kocabaş’ı Saca’da görüntüledik.

Marea markasıyla Ataşehir Palladium Tower’da kapılarını açan yeni

mekânında eski konuklarını ağırlamaya devam eden deneyimli işletmeci,

bir yandan da ocakbaşı kültürüne uzak kalmamak gerektiğine vurgu yaptı.

Saca’nın lezzetleri için, “Tamam” yorumunda bulunan Metin Kocabaş,

“Mekân güzel, lezzetleri yerinde” dedi. Metin Kocabaş, Arda Gökçe, Sena

Kocabaş, Sinem Kocabaş, Oya Gökçe ve Selçuk Gökçe...

Park Adana’da Mardin Lezzetleri de Var

İsimleri Mardin ilimizle bütünleşip, bu kadim kentimize güzel

hizmetler veren grubu Park Adana’da görüntüledik. Onlar,

“Mardin yöremize özgü lezzetleri burada bulabildiğimiz için

geldik” dediler. İsmail Sütçüoğlu, Yusuf Ölçer, Veysi Baran, Umman

Hamitoğulları ve Mehmet Sıraç Aydemir...

Meral Azizoğlu’ndan

“Paroles, Paroles” Performansı

Kalamış Süslü Sahne, Alman Lisesi öğretmenlerinin

buluşmasına ev sahipliği yaptı. Dalida’nın

yıllar önce Alain Delon ile birlikte seslendirdiği,

“Paroles, Paroles” isimli şarkıyı Türkçe sözlerle Palavra,

Palavra olarak seslendiren Meral Azizoğlu,

büyük alkış aldı. Alkışların bir bölümünü grubun

gitaristi Emre ile paylaşan Azizoğlu, gecenin sonunda,

“İyi ki bu gece bizlerle oldunuz” dedi.

Eren Karabulut’un Kalbur Randevusu

Madencilik sektörünün genç girişimcilerinden Eren Kara-bulut’u

ailesi ve dostlarıyla Kalbur’da görüntüledik. Her ay en az

bir defa mekâna konuk olan Eren Karabulut, “Burada kendimizi

rahat hissediyoruz. Lezzetleri de alıştığımız tadlar” yorumunda

bulundu.

Tılsım Talu Bosphorus Balıkçısı’nda

“Türkiye’de müziğe daha farklı bir anlam katmak istiyorum.

Sadece şarkı söylemekle sanatçı olunmaz. Özellikle bizim

tarzımızda daha çılgın, daha tarz ve alışılmışın dışında olmak

lâzım” sözleriyle dikkatleri üzerinde toplayan Tılsım Talu, Engin

Şener’in konuğu olarak Kalamış Bosphorus Balıkçısı’nda

objektiflerimize takıldı.

Sorbonne’lu Sim Kesim, Çatana’da

Lojistik sektörünün önde gelen isimlerinden Hakan Kesim’i Çatana’da görüntüledik.

Dünyaca ünlü eğitim kurumlarından Sorbonne’da eğitim gören

kızı Sim’e Fransa’ya gitmeden önce verdiği ziyafet için “lezzet doruklardaydı”

yorumunda bulunan Sim, “Dönüşü iple çekeceğim” dedi. Hakan Kesim, Ayşe

Kesim, Zeynep Kesim ve Sim Kesim...

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 137


Advertorial

Kalamış’ta kebap

Kerem Zeyrek’ten

sorulur

REHA KADAK

Coğrafyamız itibariyle geniş bir yeme-içme kültürüne sahibiz.

Ege’den Güney’e, Karadeniz’e kadar seçkin bir gastronomi kültürümüz

var. Güneydoğu mutfağımız da bu mutfaklar arasında en

mühimlerinden. Etin başrolde olduğu bu mutfak kültürümüzde

bizim ülkemizce anılan kebap çeşitleri dünyaya da yayılmış durumda.

İstanbul’da da Güneydoğu mutfağımıza dair azımsanmayacak

kadar çeşitli işletmeler mevcut, ancak bu işi hakkıyla yapan mekân

sayısı oldukça az durumda. Etin alınmasından işlenişine, marine

edilmesine, oradan da pişirilmesine ve hatta servis edilmesine

kadar birbirine bağlı unsurlar eşit derecede iyi olmayı gerektiriyor.

Anadolu yakamızın önemli semtlerinden Kalamış’ta kebap işini

hakkıyla yapan yeni bir işletme geçtiğimiz aylarda açıldı: “Adanalı

Hasan Kolcuoğlu Kalamış Plus by Kerem Zeyrek Farkıyla”

KEREM ZEYREK FARKIYLA KEBAP İŞİ

Kerem Bey, 80’li yıllarda İstanbul’a gelmiş.

Yeme-içme sektöründeki tüm basamakları adım

adım çıktıktan sonra İstanbul’un önemli restaurantlarında

işletmecilik yapmış ve bu mekânların

belli noktaya ulaşmasına neden olmuş,

fark yaratmış. İşi mutfağından öğrenen Kerem

Bey, bununla da kalmayarak ülkemizde Turizm

Bakanlığı bünyesinde açılan ilk gastronomi

sertifikasına sahip kişiler arasına girmiş. Azerbaycan

Bakü Üniversitesi’nde Güneydoğu mutfağı

ve kebap üzerine eğitimler vermiş, mutfağımıza

dair önemli mekânların açılışlarını yapmış. Bunca

yılın deneyim ve birikimlerini, tamamen kendine

ait bir işletme çatısında sunmaya karar vererek,

Kalamış’a demir atmış. “Adanalı Hasan Kolcuoğlu

Kalamış Plus by Kerem Zeyrek Farkıyla” adını

taşımakta mekân.

Kerem Zeyrek, bu yeni işletmesinde pideden

lahmacuna, kebaba, zeytinyağlılara, mezelere,

geleneksel tatlılarına kadar her biri alanında usta

kişileri bir araya getirirken, aynı özeni servis elemanlarında

da sağlamış.

BİR PİDE SANATI: ZİNCİR PİDE

Kerem Zeyrek, farkını mekândaki tüm ürünlerde

gösteriyor. Bunlardan biri de zincir pide. Görünümü

ve de lezzetleri aynı pide içinde barındırmasıyla

başka bir mekânda kolay kolay denk gelemeyeceğiz

türden bir ürün zincir pide. İçinde, otlu peynir,

bıçak arası kıyma, kavurma gibi lezzetlerden

oluşuyor.

ET, KEREM ZEYREK’İN İŞİ

Kerem Zeyrek, etten en iyi anlayan işletme sahiplerinden

biri. Balıkesir Gönen bölgesinden etlerini

138 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Advertorial

temin ediyor. Menüde etin tüm çeşitleri mevcut:

Adana, Urfa, Kallavi Adana, küşleme, tavuk şiş, beyti,

babagannuş, kuzu iş, kuzu lokum, Halep köfte,

kanat, pirzola. Bunlara bir Antep usulü lahmacun

da ekleniyor. Etlerin hepsi özel ateşte, kurumadan,

içleri sulu kalarak pişiriliyor.

ETLER KADAR ZEYTİNYAĞLILAR VE MEZELER

Mekân her ne kadar bir et ve kebap üzerine bir

menüye sahip olsa da, en az onlar kadar lezzetli

zeytinyağlı ve meze çeşitleri mutlaka tadılması

gerekli. Haydari, pilaki, şakşuka, zeytinyağlı fasulye,

ezme, patlıcan ezmesi ve özel yapım turşuları da

etlerle yarışacak kadar güzel. Et yemeyenler için bu

özel tabaklar ayrı bir ziyafet oluyor.

TATLILARI TATMADAN GİDİLMEMELİ

Kerem Bey, farkını tatlılarda da gösteriyor. Havuç dilimli

baklava ve katmer buranın özel tatlılarından... Fıstıklar, Gaziantep’ten

temin edilen özel boz fıstık. İki tatlı da en az Antep’te

yapılanlar kadar lezzetli. Ayva, kabak, fırın sütlaç ve incir tatlısı da

tadılmaya değer.

GÜLERYÜZ VE MİSAFİRPERVERLİK

Bir mekânın, lezzeti kadar müşterisiyle kurduğu ilişki de önemli.

Kerem Zeyrek, bu güzel lezzetleri müşterisiyle buluştururken, aynı

zamanda da onları bir misafir gibi de ağırlıyor. Etlerin, mezelerin,

tatlıların lezzeti, servisteki özen, mekânın ferah dekorasyonu, müşteri

ile kurulan iletişimden dolayı da kısa sürede cemiyet hayatının

önemli isimlerinin uğrak yeri olmayı başararak, Kalamış’a yeni bir

soluk getirmiş Kerem Zeyrek.

Fenerbahçe Mahallesi, Fener Kalamış Caddesi

No: 100 Kadıköy - İstanbul

Telefon: 0216 348 34 48

GSM: 0532 302 09 89

www.hasankolcuoglukalamis.com

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 139


Yaşayan Kadıköy | Cemiyet

Kadıköy Maarif ve Erenköy Kız Lisesi Mezunları

Moda’da Buluştu

Mezunları arasında çok önemli isimler bulunan Kadıköy Maarif Koleji ve Erenköy

Kız Lisesi Mezunları, Moda Sahil’de buluştu. 2017 yılını uğurlamaya hazırlanırken

gerçekleşen buluşmada devam etmekte olan okul arkadaşları birbirlerine hediyeler

verdiler ve 2018 yılı için güzel dileklerini ilettiler.

Kadıköy Maarif Koleji’nin 1980 yılı mezunları olan grubun buluşmasını Taner Kılınç

organize etti. 20 - 25 kişilik gruplar halinde her yıl en az iki defa bir araya

Kadıköy Maarif Koleji Mezunları’nın buluşmasına çocukları da katıldı. Mezunlardan Bülent

Yalın’ın üç çocuğu, “Daima onları örnek alıyoruz” diyerek doğru yolda oldukları imajı

verdi. Fatih Dündar, Emre Ertem, Melis Akünal, Serap Yalın, Bülent Yalın, Aşk Yalın, Cem

Yalın, Berkan Eminsoy ve Selin Kutlu...

geldikleri bilgisini paylaşan Kılınç, “Bu yıl da Pazar Kahvaltısı,

Bahar Pikniği gibi başlıklar altında buluşmalarımız sürecek”

dedi. Buluşmanın bir başka özelliği ise, hemen arkalarında

bulunan masada çocukların da bulunmasıydı.

ERENKÖY

KIZ LİSESİ

1984

MEZUNLARI

Moda Sahil’in ev

sahipliği yaptığı

bir başka buluşma

ise, Erenköy Kız

Lisesi’nin 1984 yılı

mezunlarından bir

Elgin Kökdemir, İlgi Oktay, Hilal Doyum,

grup içindi. Hilal

Beril Mete, Mine Norşor, Berrin Kırar,

Doyum’un organize

ettiği buluşma Selmin Şaşmaz ve Şelale Okay...

Sabriye Gönenç, Banu Emiralioğlu,

için Bursa ve İzmir’den

bile gelenler oldu. “Bizler için hiç bir şey dostluktan

daha önemli, daha değerli olamaz” diyen Erenköy kız Lisesi’nin

1984 yılı mezunları, “Buluşmalarımız kesintisiz sürecek”

dedi.

Kadıköylüler Grubu Moda Spor Kulübü’nde

Kadıköy’de Öz Kadıköylüler’den sonra sosyal medya oluşumları

arasında önemli bir yeri olan Kadıköylüler Grubu,

geleneksel hale getirdikleri buluşmalarından birini daha

gerçekleştirdi. 2017 yılının son haftasında, Moda Spor Kulübü’nde

pazar kahvaltısı şeklinde düzenlenen buluşmaya

yaklaşık 50 kişi katıldı.

Grubun başkanlığını yürüten Yücel Tansever’in üyeleri tek

tek kapıda karşılamasıyla başlayan programda, geç saatlere

kadar süren sohbet dolu dakikalar geçirildi. Etkinliğe

katılanlar arasında, şu sıralarda sanat küratörlüğü yapan

gazeteci dostumuz Esma Bayraktar ve Hababam Sınıfı’nda

“Postal Rıza” rolüyle hafızalardan silinmeyen Ercan Gezmiş

de vardı.

Grubun kurucuları arasında yer alan gazeteci-yazar Semra

Cicigöz’ün etkinliğe katılanlara teşekkür ettiği buluşmanın

sonunda bir de ödül vardı. Grubun etkinliklerini çektiği

fotoğraflarla ölümsüzleştiren fotoğraf sanatçısı Deniz Tokgöz’e

katkılarından dolayı bir teşekkür plaketi verildi.

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 141


Cemiyet | Yaşayan Kadıköy

Tertemiz Bir Kadıköy İçin Çalışıyoruz

Kadıköy Belediyesi’nin temizlik işleri müdürlüğü yönetiminden bir grup,

yılın yorgunluğunu Moda Sahil’de düzenledikleri bir balık ziyafeti ile gidermeye

çalıştı. “Tertemiz bir Kadıköy için çalışıyoruz” sloganın hep önlerinde

olduğu bilgisini aktaran grup, “2018 yılında daha temiz bir Kadıköy

olacak” dedi. Şebnem Aksu, Özlem Etik, Tülin Ergüner, Kadir Özcan, Ekin

Dilekçi, Ayça Gülekçi, Meltem Dikkanoğlu, Gülay Cangül, Gülizar Sancak

ve Eren Çuhadar...

Masal Toprakkaya

3 Yaşında!

Kadıköy Life Ailesi üyelerinden Nihan & Cenay Toprakkaya

çiftinin biricik güzel kızları Masal Toprakkaya, üçüncü yaşına

merhaba dedi. Masal için sahilyolunun sevilen mekânlarından

Maria’nın Bahçesi’nde eğlenceli bir doğum günü partisi

düzenlendi.

Partiye her iki tarafın aile büyükleriyle birlikte çiftin yakın

dostlarından oluşan yaklaşık 20 kişilik bir grup katıldı. Kutlamanın

başlangıcında kendisine gösterilen ilgiden dolayı önce

şaşkın olan, ilerleyen saatlerde ortama alışıp neşe saçan Masal

Prensesi; “Hadi artık evimize gidelim, çok işim var. Daha hediyelerimi

açacağım” diyerek, yılın esprisine imza attı.

Sivaslı Fethi Aras, Saca’da

Yiğitlikleri yanında çalışkanlıkları ile de bilinen Sivas ilimizin ünlü işadamlarından

Fethi Aras’ı, Kadıköy’ün yeni lezzet noktalarından Saca’da görüntüledik.

Aynı zamanda Zara Sanayici ve İşadamları Derneği’nin Kurucu Başkanı

da olan Fethi Aras’ın başarı hikâyesini, hayata katkılarını önümüzdeki

aylarda yapacağımız röportaj ile aktarma sözü aldık. Fethi Aras, Rıza Arslan,

Nesrin Aras, Esma Kürkçü ve Musa Kürkçü...

ASTERİ’de Doğum Günü Kutlaması

Türk Hava Yolları’nda uzun süre yer hizmetleri, hostes ve yönetim kadrosunda

çalışanlardan oluşan bir grup, arkadaşları Nilüfer Kurşun’un doğum günü kutlaması

için Bostancı Asteri’de bir araya geldi. Doğum Günü pastasını Fedon

ile birlikte kesen Nilüfer Kurşun, “Her zaman yanımda hissettiğim dostlarımla

birlikte olmaktan daha güzel ne olabilir ki?” dedi. Zeynep Yamak, Saadet Hülya

Gençtürk, Ayfer Gürman, Saadet Özkeçeci, Gülnaz Karahan, Zeyna Tanca, Şenay

Bahara, Nilüfer Kurşun, Çiğdem Özgürtaş, Sibel Aras ve Özlem Boztepe...

142 : kadikoylife.com Ocak & Şubat 2018


Yaşayan Kadıköy | Cemiyet

Ataşehir Bizbize Fasıl’da Veda Gecesi

İstanbul’un önde gelen fasıl mekânlarından Bizbize Fasıl, iki

grubun veda gecesine ev sahipliği yaptı. Hürriyet Seyahat

ve TOURMAG Turizm Dergisi gezi yazarlarından Oğulcan

Tatar, Acun Medya tarafından düzenlenmekte olan Survivor

2018 çekimlerinin gerçekleşeceği Dominik Cumhuriyeti’ne

tercüman olarak gidecek isimler arasında yer aldı.

Arkadaşları, onun için bir uğurlama partisi düzenledi. Geç

saatlere kadar süren eğlence dolu gecede duygu yüklü anlar

yaşayan Oğulcan Tatar, “En fazla sizleri özleyeceğim” dedi.

YEDİTEPELİ TURİZMCİLERDEN ÖĞRENCİLİĞE VEDA

Mekânda bir başka veda etkinliği daha vardı. Yeditepe Üniversitesi Turizm ve

Otel İşletmeciliği Bölümü’ndeki eğitimlerini tamamlayan öğrenciler; “Öğrenciliğe

veda, iş hayatına merhaba” partisi düzenledi. 15 Ocak itibariyle çeşitli otellerde ve

seyahat acentelerinde stajyer olarak işbaşı yapacak olan genç turizmciler, “Umut

doluyuz” mesajı verdi.

Yeditepe Üniversitesi Turizm ve Otel İşletmeciliği Bölümü’nden mezun olan genç

turizmciler arasında şu isimler yer aldı: Orçun Ergün, Kaan Karakaş, Kemal Topalak,

Sahib Gasimov, Alara Öge, Kaan Gök, Alara Güler, Barkan Akkaynak, Berkay

Yamaner, Simay Güven ve İrem Irmak…

Bizbize Fasıl’ın Caddebostan şubesinde sahne alan sanatçı İlhan

Tarık, bu özel gece için Ataşehir Bizbize’de sahne almayı kabul etti

ve geceye renk kattı. Onu izleyenler arasında ise, arkadaşı Onur

Erbil de vardı.

Diyarbakır Turizmi’ne Hareket Kazandıracak Buluşma

Diyarbakır’da turizmin gelişmesi adına önemli katkıları

olabilecek buluşma İstanbul Büyük Kulüp’te gerçekleşti.

Uluslararası Turizm Yazarları ve Gazetecileri Derneği Türkiye

Başkanı Delal Atamdede’nin daveti üzerine İstanbul’a

gelen TÜRSAB Bölgesel Yürütme Kurulu Başkanı Mehmet

Akyıl, bölge turizmine hareket kazandırabilecek organizasyonların

ön görüşmesini yaptı. Buluşmaya TOURMAG Turizm

Dergisi Sahibi ve FIJET Türkiye Üyesi Kadir Toprakkaya

da katıldı.

FIJET ULUSLARARASI KOMİTE

TOPLANTISI DİYARBAKIR’DA...

Buluşmada, FIJET Uluslararası Turizm Yazarları ve Gazetecileri Federasyonu’nun

2018 yılı uluslararası komite toplantısının Diyarbakır’da yapılması görüşüldü. Bu

konuda ilgili kurullara öneri götüreceği bilgisini paylaşan Delal Atamdede, “Büyük

ihtimalle kabul göreceğini düşünüyorum. Bana göre son derece yerinde bir

karar olacaktır” dedi.

TÜRSAB Bölgesel Yürütme Kurulu Başkanı Mehmet Akyıl ise,

“Diyarbakır olarak bu buluşmaya ev sahipliği yapmaya talibiz.

Diyarbakır’ın sahip olduğu değerlerin dünya tarafından

daha fazla bilinmesi, Diyarbakır için yapılabilecek en doğru

ve yerinde bir hizmet olacaktır” şeklinde konuştu.

Ocak & Şubat 2018 kadikoylife.com : 143


Türkiye’nin tüm kebap çeşitlerini

İstanbul’a getirdik

Damak zevkinize hitap eden

unutulmaz lezzetler...

Manzarasıyla atmosferiyle sabah kahvaltılarından iş yemeklerine

akşam ziyafetlerinden kutlamalara kadar yediğiniz yemeği

özel kılmayı başaran Nakkaş Kebap Selamiçeşme, Göztepe,

Çekmeköy, Erenköy ve Nakkaştepe’de yer alan mekanlarımızla tüm

İstanbulluları eşsiz lezzetlerle tanıştırıyoruz...

Trakya ve Balıkesir yöresindeki meralarda yetişen hayvanların

etlerini tazeliğini yitirmeden İstanbul’a getiriyoruz.

Kendi özel bahçelerimizde hiçbir hormon barındırmayan, genetiğiyle

oynanmamış, tohum ve zirai ilaç kullanmadan ürettiğimiz sebzeleri

dalından koparıp siz misafirlerimize sunuyoruz...

NAKKAŞTEPE:

Kuzguncuk Mah. Gümüşyolu Cad. No: 24 Üsküdar

Tel: 0216 495 65 15

SELAMİÇEŞME:

Mustafa Mazhar Bey Cad. No: 18/A Selamiçeşme

Tel: 0216 567 48 48

GÖZTEPE:

Feneryolu Boztepe Sokak No: 2/2 Göztepe

Tel: 0216 567 97 50-51

ÇEKMEKÖY:

Taşdelen Mah. Sultançiftliği Cad. No: 15

Şile Otobanı Otokoç Yanı Çekmeköy

Tel: 0216 344 30 30

ERENKÖY:

Erenköy Mah. Ethemefendi Caddesi

No: 19 Kadıköy/ İstanbul

Tel: 0216 302 46 46

More magazines by this user
Similar magazines