Views
10 months ago

EGELIFE SAYI_111_kucuk

GEZİ YAZAR Kamp

GEZİ YAZAR Kamp Ateşimiz Duruyor Beşinci kez geldik ama sanki, kamp ateşi yaktığımız yer, taşlar yerli yerinde duruyordu. Bizden başka kim burada kamp yapacak ki… Çadırlarımızı anıt ağaçların altındaki yüzlerce kozalağı temizleyerek kısa sürede kurduk. Orman denizinin içinde karşımızda Karagöl, hemen onun arkasında zirvesi karlar ile kaplı Sandras Dağları ve bizim göremediğimiz Kartal Gölü ve Topuklu Yaylası. Böyle bir üçgenin arasında güneş batmadan gölün çevresini dolaştık ve muhteşem yansımaların yarattığı güzelliklerin fotoğraflarını çektik. Hemen Ateşi Yaktık Yol Araç İçin Uygun Alışverişin ardından zevkli yolculuk başladı. Anayoldan ayrıldık, yol sapağından Ağla Köyü’nü izleyerek tırmanışa geçtik. Hedefimiz kısa süre içinde Karagöl’e ulaşmak... Endişe edecek bir durum kalmamış, yollar elden geçirilmiş, temiz bir duruma getirilmiş, yavaştan ilerliyoruz, bisikletli doğaseverler ile selamlaşıyoruz, yol boyunca bisikletli arkadaşlara rastlamaya devam ediyoruz. İşleri zor, toz ve toprak, yükler ağır; onların da hedefi Beyağaç’a ulaşmak. Yolun iki kenarında asırlık karaçamların arasında ilerliyoruz, yaklaşık üç saatlik bir yolculuğun ardından Kartal Gölü levhasını görüyoruz. Beyağaç kamp alanı solumuzda kalıyor. Yol üzerinde minik levhaları dikkatle takip ediyoruz. Karagöl levhasını görünce toprak yola sapıyoruz ve karşımızda devasa büyüklükte bir kamyon ile birbirimizi teğet geçiyoruz. Karaçamların arasında Karagöl’ün yeşilimsi suyunu gördüğümüzde keyfimiz yerine geliyor. Birkaç yüz metre gittikten sonra ise, yeşilin ortasındaki sulardan yansıyan mavi güzellik bir anda ortaya çıktı. Büyülenip kaldık. Gölün çevresindeki anıt ağaçlar öyle güzel bir tablo yaratıyor ki, her birinin çevresinde onlarca genç fidan gökyüzüne uzanmaya çalışıyor. Bu kez sanki daha bir boy atmışlar gibi geldi bize. Önlem alarak kamp ateşini yaktık. Ben köfteleri pişirmeye koyuldum, arkadaşlarım patatesleri soymaya başladı. Masamızı donattık. Kadehlerimize rakıları doldurduk. Akşam karanlığı çökmeye başladığında kamp ateşini canlandırmak için kozalak topladık. Odun ateşinde patatesleri kızarttık ve kokusu bir anda çevreye yayıldı. Bir yandan rakılarımızı yudumluyor, bir yandan gece karanlığında gökyüzünde yıldızları isimlendirmeye çalışıyorduk. Patateslerin ardından köftelerimizi de odun ateşinde pişirdik. İşte o saatlerde dolunay yüzünü göstermeye ve dağın ardından bizi selamlamaya başladı. Dolunayın doğuşunu tamamlamasıyla birlikte milyonlarca kurbağanın senfonisi devreye girdi. Kurbağaların Korosu Kurbağaların seslerine, gecenin karanlığında puhu kuşunun ürkütücü uğultusu eklendi. Kuş sesleri de birbirine karışınca, sesler mozaiği içinde gece yarısına doğru yorgunluk üzerimize çöktü. Binlerce dekarlık bir orman alanı içinde dört çadır ve kampçılar... Şehir gürültüsünden uzakta, bol oksijeni ciğerlerimize doldurarak çadırlarımıza çekildik ve uykuya daldık. Sabaha kadar çadırımızın çevresine gelen hayvan seslerinin ayak tıkırtıları, yüzlerce kuşun çıkardığı farklı uğuldamaları, kurbağaların eş aramak için yaydıkları bağırtılar arasında sabah gölün üzerine çöken sisin görüntüsüyle uyandık. Birkaç dakika bu büyülü ortamı sessizce seyrettik. Karaçamların ardından gelip gölün mavi suların üzerine 80 Ege Life MART 2017

çöreklenen sis bulutu ortaya tanımlanması ve anlatılması zor bir güzellik getirmiş. Sis perdesi rüzgar ile birlikte savruluyor ve her geçen dakikanın ardından yeni bir tablo çıkıyor ortaya. Angıt Sürüsü Çoğalmış Sabah saatlerinde çöken sisin göl üzerinde ayrılışı ve gece dolunayın ortaya çıkışını izlemek muhteşem bir duygu ve bunu bir kez daha yaşamak için Karagöl’e defalarca gitmeye hazırım. İlk kamp kurduğumuzda sessizlikten ürkmüş, kendimizce önlemler almaya çalışmıştık. İki yavru ve anne ile babadan oluşan angıtlar bu gidişimizde çoğalmış on adetlik bir sürü olmuş. Angıtlar, sessizlikte avcılardan uzak bir yaşamın keyfini sürüyor. Suda yavrularıyla oynaşıyorlar, yavru kurbağa larvaları ile besleniyorlar. Kıyıda ise Beyağaç köylülerinin bıraktığı inekler başıboş otlayıp duruyor. Kendi hallerinde, akşam olduğunda ve güneş batmaya yakın başlarında bir çoban olmadan yakında olduğunu tahmin ettiğimiz bir köyün yolunda kayboluyorlar. Sabah ve Akşam Ayrı Güzellik Akşam saatlerinde gölün çevresi dolaşıldığında ayrı bir güzellik, sabah saatlerinde ise bambaşka bir tablo. Ağaçların göle yansımaları, karşımızdaki karlı zirvesiyle Sandras Dağları’nın heybetli duruşu, sanki bizleri tepeden süzüyor gibi bakışı. Karaçamların çevresindeki yüzlerce yeni fidan, geleceğe umutla başlarını uzatıyorlar. Yıllar sonra insan eli değmediği sürece Karagöl dünyaca bilinen bir doğal güzellik olarak yerini koruyacak. Umarım, nikelciler, altıncılar, kömürcüler ve mermercilerin yolları buralara düşmez... Ancak Gezi Parkı’ndan sonra oluşan çevre bilinci ve tepkilerin önünde artık kimseler duramaz, bu güzelliği bozmaya da kimse cesaret edemez... Karacasu’dan Dönüş Binlerce anıt karaçamın gölgesinin suya yansıdığı, bu özel ortamda, domuzların solucan bulmak amacıyla burunlarıyla kazdığı olukların arasından yürüdük. Yaklaşık 1.5 saat süren bu gezimiz sırasında Karagöl’ün gerçek sakinleriyle de karşılaştık. Yılkı atları, sessiz sedasız göl kenarına gelip sularını içtiler, bir süre bakıştık. Gölün üzerinde manevra yapıp oynaşan Angıt kuşlarını seyrettik... Gezinin hüzünlü yanı çadır toplama anıdır. Ayrılık zordur, bu güzellikleri geride bırakmak, şehre dönüş yapmak sıkıntı verir, nefes alamazsınız ama gerçeklerden de kaçamazsınız. Bu kez Beyağaç üzerinden Kale ve orada bir ikindi yemeği. Karacasu’yu takip ederek, Nazilli, Aydın ve İzmir. Doğal güzellikleri geride bıraktık ama “Aklımızda”... MART 2017 Ege Life 81

KALKIYOR
JETLER NEDEN AYNI RENKTE?
Öteki -
Temmuz 2016 sayı 106
WINTER’S GATE
’ETKİN PİŞMANLIK’
KASIM-ARALIK 2016 ❖ 3