Views
6 months ago

01. John Berger - O Ana Adanmış

GöRÜNÜMLER

GöRÜNÜMLER biçimlerinin (pop müzikten Heine ve Sappho'ya kadar) malzemesidirler. Bu tür anları tatmadan yaşamış kimse yoktur. İnsanları birbirlerinden ayıran fark, bunlara bahşettikleri önemi oluşturan güvende yatar. Güven diyorum, çünkü inanıyorum ki, dışa vurulmuş olarak değilse de içsel olarak, kimse kendini bu anlara belli bir önem vermekten alakoyamaz. Bunlar doruk anlarıdır ve imgelem/zaman ilişkisine içkindir. Zaman ve tarihin bu birleşmesinden önce, tarihsel değişimin hızı, kadın ya da erkek bir bireyin geçen zamana ilişkin farkındalığınm tarihsel değişime ilişkin farkındalığından tamamen ayrı ve uzak kalmasına izin verecek kadar yavaştı. Bireysel bir yaşamın evreleri, görece değişmez olanla çevrelenmişti ve buna karşılık görece değişmez olan da (tarih), zamansız olanla çevrelenmişti. Tarih ölümlülüğe saygısını ödeyegelmiştir: Süregiden, kısa olana değer venniştir. Mezarlar bu saygının bir işareti olmuştur. Bireysel yaşam içinde zamana meydan okuyan anlar, bir pencereden dışarıya atılan kısa bakışlar gibiydi; yaşamın içine açılan bu pencereler, çok yavaş değişen tarihin içinden, hiç değişmeyecek olan zamansıza doğru bakıyordu. On sekizinci yüzyılda tarihsel değişim hızı, tarihsel ilerleme prensibinin ortaya çıkmasına da yol açarak ivmelenmeye başladığında, tarihsel zaman, zamansıza ya da değişmeyene sahip çıktı ve gün be gün onu kendi içinde eritti. Astronomi, yıldızları tarihsel olarak düzenledi. Renan, Hıristiyanlığı tarihselleştirdi. Darwin bütün türleri tarihsel olarak tanımladı. Bu arada, zamanla ilgili farklı gelenekleri barındıran diğer kültürler, diğer iş ve yaşam biçimleri, emperyalizm ve proleterleştinne yoluyla yıkıma uğratılıyordu. Bütün gece çalışmaya devam eden fabrika, duraksız, düzenli ve acımasız bir zaman'ın zafer işaretidir. Fabrika, uyku ve düş zamanında bile çalışmaya devam eder. Tarihsel ilerleme prensibi, kendisi dışında bütün diğer tarih görüşlerinin ortadan kaldırılmasının bu ilerlemenin parçası olduğunda ısrarlıydı. Batıl inançlar, yerleşik muhafazakarlık, ilahi yasalar denen şey, kadercilik, toplumsal teslimiyetçilik, kilise tarafından gözdağı vermekte başarıyla kullanılan Tanrı korkusu, hafızlama ve cehalet: Bütün bunlar temizlenmeli ve insanın kendi tarihini yapabileceği önennesiyle 107

OANA ADM'MIŞ yer değişlirmeliydi. Doğrusu bu, tarihsel olabilirliğin bu tür bir farkındalığı olmaksızın toplumsal adaletin tümüyle gerçekleştirilmesinin mümkün olmayışı anlamında ve bu farkındalığın da gelirilen tarihsel açıklamalara dayanması anlamında, ilerlemeyi gerçekten temsil eunişti - halfı da ediyor. Gene de öznel deneyime karşı çok derin bir şiddet uygulandı. Bu noktada, yaratılan nesnel tarihsel olanaklarla karşılaştırıldığında bunun önemsiz olduğu sonucunu çıkarmak sorunun püf noktasını kaçırmak olacaktır, çünkü öznel/nesnel ayrımının günümüzde aldığı acılı biçim bu şiddetle başlamış ve gelişmiştir. Bugün bireysel yaşamı çevreleyen her şey, bu yaşamın kendisinin kısa evrelerinden çok daha hızlı değişmektedir. Zamansız olan ortadan kaldırılmış ve tarihin kendisi kısa ömürlü bir hale gelmiştir. Tarihin artık ölmüşlere göstereceği bir saygı yoktur; ölmüşler yalnızca tarihin, içinden geçip gitmiş olduğu şeylerdir. (Batı'da son yüz yıl içinde dikilen anıtların sayısıyla ilgili karşılaştırmalı bir inceleme, son yirmi beş yılda ürkütücü bir düşüş olduğunu gösterecektir.) Artık doğruluğu genel kabul gören ve bir yaşamdan daha uzun süre!\ hiçbir değer yoktur, çoğu değer yaşamdan daha kısa ömürlüdür. Dünya çapındaki enflasyon olgusu bu anlamda bir belirti gibidir: ekonomik istikrarsızlığın daha önce benzeri görülmemiş modem bir biçimi. Sonuç olarak, zamana meydan okuyan anlara ilişkin o yaygın deneyim, şimdi buna benzer anların çevresini saran her şey tarafından yalanlanmaktadır. Bu tür anlar, tarihin içinden zamansıza bakan pencereler olmaktan çıkmışlardır. Sonsuza kadar terimini hak edecek deneyimler şimdi ister istemez yalnızlık ve bireysellik olarak görülmektedir. Bu deneyimlerin rolleri tümüyle değişmiştir: aşmak yerine, yalıtmaktadırlar. Fotoğrafın geliştiği dönem, bu benzersiz modern acının genel geçer hale geldiği döneme denk düşer. Gene de çok şükür, insanlar hiçbir zaman yalnızca tarihin pasif nesneleri değildir. Ve popüler kahramanlıktan öte, aynı zamanda popüler bir yaratıcılık vardır. Bütün bunlar söz konusu olduğunda bu türden bir yaratıcılık, deneyimi korumak, bir "zamansızlık" alanını yeniden yaratmak ve kalıcı olanda ısrarla durmak için ne mümkünse kullanır. Bu yüzden her biri kırılgan imgeler olan, çoğu kalbin üstünde 108