Views
1 week ago

01. John Berger - O Ana Adanmış

GÖRÜNÜMLER likte,

GÖRÜNÜMLER likte, tarihsel açıklamalarımız ne olursa olsun, görünümlerin bilmecesi sürer. Felsefi olarak bu bilmeceden kaçınabiliriz. Ama bakışlarımızı kaçıramayız ondan. * * * İnsan etrafına bakar (ve insan her zaman, düşlerde bile, görülebilir olanla çevrilidir) sonra etrafında bulunanları, koşullara göre, farklı farklı okur. Araba kullanmak bir tür okumaya yol açar; ağaç kesmek başka bir tür okumaya; bir arkadaşı beklemekse bir başkasına. Her etkinlik kendi okuma biçimini harekete geçirir. Başka zamanlarda okuma, ya da okumayı oluşturan tercihler, bir amaca yöneltilmiş olmaktan çok, zaten gerçekleşmiş bir olayın sonucunda ortaya çıkarlar. Duygu ya da ruh hali okumayı harekete geçirir; bu şekilde okunan görünümler de ifade edici olur. Bu tür anlar edebiyatta sıklıkla betimlenmiştir; ancak bunlar edebiyatın değil, görülebilir olanın alanına aittirler. Filistinli yazar Hasan Kanafani, baktığı her şeyin aynı acının ve kararlılığın ifadesine dönüştüğü bir anı betimler: Nadia'nın, kalçadan kesilmiş bacağını hiç unutmayacağım. Asla! Yüzünü yoğuran ve sonsuza dek yüz çizgilerine sinmiş olan o acıyı da unutmayacağım. O gün Gazze'deki hastaneden çıktım, avucumda Nadia'ya vermek üzere getirmiş olduğum iki sterlini sessiz bir alayla tutuyordum. Yakıcı güneş sokakları kan rengine bürüyordu. Ve Gazze yepyeni bir yerdi Mustafa! Senle ben onu hiç böyle görmedik. Oturduğumuz Şaciya mahallesinin girişine dizilmiş taşlar bir anlam taşıyordu; sanki oraya bu anlamı açıklamak amacıyla, yalnızca bu nedenle konmuşlardı. İçinde yaşadığımız, iyi insanlarıyla yedi yıllık yenilgiyi paylaştığımız Gazze yepyeni bir şeydi. Bu bana salt bir başlangıç gibi göründü. Bunun neden salt bir başlangıç olduğunu düşündüğümü bilmiyorum. Eve dönerken geçtiğim ana caddenin yalnızca Safad'a giden uzun, upuzun bir yolun başı olduğunu tahayyül ettim. Bu Gazze'deki her şey, ağlamakla dindirilemeyecek bir mutsuzlukla 117

O ANA ADANMIŞ sarsılıyordu. Bu bir meydan okuyuştu, daha da ötesi, kesilmiş bir bacağın geri talep edilmesi gibi bir şeydi.* Her bakma ediminde bir anlam beklentisi vardır. Bu beklenti, açıklama yapılması isteğinden ayırt edilmelidir. Bakan kişi daha sonra açıklama yapabilir; ama herhangi bir açıklamadan önce, görünümlerin kendilerinin neyi ifşa etmek üzere olduklarının beklentisi vardır. İfşalar kolayca gerçekleşmez. Görünümler öyle karmaşıktır ki yalnızca, bakma ediminde içkin olan arayış onların altta yatan tutarlılığından bir okuma çıkarabilir. Geçici bir açıklığa ulaşma adına, görünümleri görme'den yapay olarak ayırırsak (bunun gerçekte olanaksız olduğunu gördük) görünümlerde okunabilecek olan her şeyin orada zaten bulunduğunu ama ayrıştırılmamış olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıştırmayı yapan, tercihleri sayesinde, arayıştır. Görülen, ifşa edilen de, hem görünümlerin hem de arayışın çocuğudur. Bu ilişkiyi daha iyi açıklamanın bir yolu da, görünümlerin kendi içlerinde kehanetlere benzediklerini söylemektir. Tıpkı kehanetler gibi onlar da temsil ettikleri tek tek görüngülerin ötesine geçer, ondan daha fazlasını ima ederler; bununla birlikte imaları, daha kapsayıcı bir okumayı tartışma götürmez hale getirmeye yetmez pek. Kehanet belirten bir önermenin kesin anlamı, onu dinleyenin istek ya da ihtiyaçlarına bağlıdır. Topluluk içinde bile olsa herkes, bir kehaneti yalnız başına dinler. Bakanın kimliği, bulunan anlamın temel öğesidir; bununla birlikte, onun tarafından aşılabilir. Umulan da bu aşılmadır. Vahiy, dinsel bir kategori olmazdan önce görsel bir kategoriydi. Bir vahiy umudu - bu her çocuklukta ö:..ellikle belirgindir- özel bir işlevsel amaç taşımayan her türlü bakıştaki istem'in itici gücüdür. Vahiy, gördüğümüz şeyin bizi aşması, genel olarak varsayıldığı kadar ender değildir belki de. Doğası gereği vahiy kolaylıkla sözlere dökülemez. Kullanılan sözcükler estetik hayret ifadeleri olarak kalır! Bununla birlikte, sıklığı ne olursa olsun, vahiy beklentisi içinde * H. Karafani, Men in the Sun (Güneşteki Adamlar), Heinemann Educational Books, Londra, 1978, s.79. 118