Views
1 week ago

01. John Berger - O Ana Adanmış

K1TLE GÖSTERİLERİNİN

K1TLE GÖSTERİLERİNİN DOÔASI burada yatar. Kitle gösterisi, katılanları varolan bir işleve tepki oluşturmak üzere değil, kendi işlevini yaratmak üzere bir araya toplamasıyla diğer kitle eylemlerinden ayrılır: Bu bakımdan kitle gösterisi -grev söz konusu olduğu zaman bile- işyerlerindeki her türlü işçi toplanmasından ya da herhangi bir seyirci kalabalığından ayrılır. Yalnızca bir araya gelmiş olması bile verili düzeni tehdit etmeye yeten bir birlikteliktir bu. Devlet otoriteleri, kitle gösteri lerine katılanların sayısı konusunda genellikle yalan söylerler. Ne var ki bu yalan fazla bir şey değiştirmez. (Gösteriler devletin demokratık vicdanına gerçekten bir seslenme olsaydı, o zaman bu yalan belki bir anlam taşırdı.) Katılanların sayısının önemi, gösteriye dahil olanların ya da yakınlık duyarak izleyenlerin doğrudan yaşadıkları deneyimlerde yatabilir. Bu insanlar için sayı lar artık sayı olmaktan çıkar; duyduklarının kanıtı, imgelediklcrinin sonuçları olur. Gösteri ne kadar büyük olursa, katılanların toplam kolektif gücü açısından o kadar etkili ve acil (görülebilir, işitilebilir, dokunulabilir) bir eğretileme haline gelir. Eğretileme diyorum, çünkü bu şekilde kazanılan güç orada bulunanların gizil gücünü de, bir gösteride sergilendiği kadarıyla gerçek güçlerini de hiç kuşkusuz aşar. Ne kadar çok kişi olursa, orada olmayanları birbirlerine ve kendi kendilerine o kadar iyi temsil ederler. Böylelikle kitle gösterisi bir soyutlamaya hem vücut verir hem de onu yaygınlaştırır. Ona katılanlar bir sınıfa ait olduklarını daha kesin olarak fark ederler. Bu sınıfa ait olmak yalnızca ortak bir kaderi ima etmenin ötesine geçerek ortak bir fırsatı temsil etmeye başlar. Ait oldukları sınıfın işlevinin kısıtlı kalmasına artık gerek olmadığını fark etmeye başlarlar; bu sınıf da, tıpkı gösteride olduğu gibi kendi işlevini kendisi yaratabilir. Devrimci farkındalık, gösteri yerinin seçimi ve taşıdığı anlamla bir başka yoldan da prova edilir. Gösteriler temelde kentlere özgüdür; genellikle, kentsel ya da ulusal açıdan simgesellik taşıyan bir merkezin mümkün olduğunca yakınında yer alacak biçimde planlanır. "Hedefleri" ender olarak stratej ik önemde -tren istasyonları, kışlalar, radyo istasyonları, havaalanları- olur. Kitle gösterisi bir kent ya da başkentin simgesel ele geçirilişi olarak yorumlanabilir. Burada da simgesellik ya 131

O ANA ADANMIŞ da eğretileme gösteriye katılanların yararına işler. Göstericilerin yaralllğı düzensiz bir olay olsa da gösteri, çok değişik amaçlar için kullanılmak üzere planlanan kent merkezinin yakınında yer alır. Göstericiler yürüyüp geçtikleri sokakların ya da doldurdukları açık alanların olağan yaşantısını kesintiye uğratırlar. Bu bölgeleri "kesip ayırırlar" ve henüz buraları tümüyle işgal edecek güçleri bulunmadığından, hala yoksun oldukları gücü sergilemek için bu bölgeleri geçici bir sahneye dönüştürürler. Göstericilerin, sahnelerini çevreleyen kent hakkındaki görüşleri de değişir. Gösteri yaparak gündelik yaşamlarını sürdürürken bireysel ya da kolektif olarak elde edebildiklerinden çok daha büyük bir özgürlük ve bağımsızlık -ayrıca ürünü önemsiz olsa da, daha fazla yaratıcılık- sergilerler. Gündelik yaşamlarında koşulları yalnızca bir ölçüde değiştirebilirler; gösteri yaparken ise simgesel olarak koşulların karşısına tam da kendi özvarlıklannı çıkarırlar. Bu yaratıcılık özü gereği ümitsiz, ödenen bedel de yüksektir belki; ama göstericilerin bakış açılarını geçici olarak değiştirir. Bir bütün olarak kenti kuranın ve sürmesini sağlayanın kendileri ya da temsil ettikleri kişiler olduğunu fark ederler. Kente başka bir gözle bakmaya başlarlar. Kendilerine ait bir ürün, gizilgüçlerini azaltmak yerine pekiştiren bir ürün olarak görmeye başlarlar onu. Son olarak, devrimci farkındalığın prova edilmesinde başvurulan başka bir yol daha vardır. Göstericiler, yasa ve düzen güçleri denen şeyin karşısına hedef olarak kendilerini koyarlar. Gene de oluşturdukları hedef ne kadar büyük olursa, kendilerini o kadar güçlü hissederler. Bu, ne o sıradan "sayıların gücü" ilkesiyle, ne de kitle psikolojisine ilişkin kaba saba kuramlarla açıklanabilir. Gerçekteki incinebilirlikleriyle, yenilmezlik duyguları arasındaki karşıtlık, göstericilerin devlet otoritesine dayattıkları ikileme denk düşer. Otorite ya boyun eğmeli ve kalabalığın istediğini yapmasına izin vermelidir: Bu durumda simgesel olan birdenbire gerçeklik kazanır; kalabalığın örgütlenmeden ve hazırlıktan yoksun oluşu zafer kazanmasını engellese bile olay, otoritenin zayıflığını sergiler. Ya da otorite karşılık vermek ve kalabalığı şiddet kullanarak dağıtmak zorunda kala- 132