Views
4 months ago

01. John Berger - O Ana Adanmış

KÖYLÜ DENEYİMİ VE

KÖYLÜ DENEYİMİ VE MODERN DÜNYA Köylüler yok olurlarken, şimdi'nin karşısına çıkabilirler. Karşısına çıkarken de şu soruyu hem kışkırtır hem de temsil ederler: Şimdi inşa edilmekte olan gelecek, geçmişteki yaygın umutlara ne ölçüde denk düşüyor? Kendini yeniden üretmekle uğraşan sermaye bu soruyu soramaz. Akademik Marksistler için de bir anlamı yoktur bu sorunun, çünkü ideolojik yanılsama sorununu es geçmektedir. (Geçmiş, ne istediğini gerçekten bilemezdi ki !) Pek çok Leninist için bu soru, büyük ölçüde konu dışıdır; çünkü gelecekteki gelişmeye giden yol şimdiden hazırlanmıştır ve tarihsel olarak belirlenmiştir. Bu umutları bir sabit olarak düşünmek pek de tarihsel olmayan bir görüştür. Bunların dile getirilişi, dönemden döneme değişiklik göstermiş, ama ilgilendikleri şeylerin çoğu değişmemiştir. Başlıca iki umut birbirinden ayrılamaz durumdaydı: Yeterli yiyecek olsun, ekonomik adalet olsun. İkinci umut, zenginlerle aylakların, üretenlerin ağzından yiyeceği almaması anlamına geliyordu. Diğer umutlar da dualara dönüştü: çocuklarının, çocuklarına ait hayvanlarla ekinlerin sağlığı için; doğal felaketlere karşı korunabilmeleri için edilen dualar. Daha başka bazı umutlar da efsanelerde dile getirildi. Bunların çoğunda, daha sonra teknolojik ilerleme adı verilecek şey anlatılıyordu; efsaneler mesafeleri kısaltmak, devasa ağaçları bir dakikada kesmek, bir koyun sürüsünü yarım günde kırkmak için gizemli yollar sunuyorlardı. Bunların hepsi, abartılı ama programlı olmayan umutlardı. Anaların, oğulları için diledikleri, yetişkinlerin dedelerinden duyduklarını hatırladıkları şeylerdi. Bu umutların her biri, ayakta kalmayı daha olası kılmak içindi; kendilerinden sonra gelenler kendileri gibi, ama daha az acı çekerek yaşasınlar diye sürekliliği güvence altına almak içindi. Bu umutların ışığında şimdi, nasıl öncülsüz oluyor ve (bu şimdi, sürecek olursa) dünyanın muhtemel kesin dönüşümü nasıl değerlendirilecek? Köylüler bu soruyu temsil eder. llkin, iş bölümünü hemen hemen hiç yaşamamış insanlar olarak temsil ederler. Bir köylüyle karısı kendi aralarında, yapılması gereken her şeyi nasıl yapacaklarını bilirler. (Uygulamada başarısız olabilirler ama profesyonel bir uzman çağırmak 151

O ANA ADANMIŞ akıllarına gelmez.) Elbeue, bir uzmanlık alanı bir diğeriyle değiş tokuş edilebilir (diyelim ki demir işçiliğine karşı tahta işçiliği); ancak, bu uzmanlaşma yalnızca yarım zamanlı olarak yapılan bir şeydir. Köylüler için sistemli iş bölümü tembellikle (cehalet) ve hırsla (bencillik) yakından bağlantılıdır. İkincisi, köylüler tüketimi -varlıklarını sürdürmek için gerekenleri satın almayı- utanç kavramıyla yakından bağlantılı gören insanlar olarak temsil ederler bu soruyu. Bu utanç da aşın yoksullaşma korkusuyla yakından bağlantılıdır. Üçüncüsü, köylüler bu soruyu, aile çıkarı (bencillik) ve dayanışma (karşılıklı yardımlaşma) taleplerinin normalde çelişkili olabilse de karşıt olmadığı inancını benimsemiş insanlar olarak temsil ederler. Bu, erdemin değil zorunluluğun sonucunda ortaya çıkar. Bu sözlerde, köylülerin ahlaksal açıdan idealize edilmesini ima eden hiçbir şey yoktur. Böyle bir idealleştirme onlara çocuksu gelecektir. Özünde ikici olan düşünme biçimleriyle köylüler, çelişkileri, ikiyüzlülüğe düşmeksizin ve bunları çözmeye uğraşmaksızın kabul ederler. Böyle bir ikicilik, bir anlamda Hegelci diyalektiğe oldukça yakındır; fark şudur: Olası herhangi bir bireşim ya doğanın ya da Tanrı'nın gizeminin bir parçasıdır. Engels'in, ateşin de suyun da diyalektik bir biçimde buhar üretmesi örneği, onlara hem naif hem de saptırıcı bir yorum olarak görünür. Dördüncü olarak köylüler bu soruyu, ömür boyu süren dışa dönük bedensel çabalarıyla toprağa, kendi fiziksel varlıklarıyla toprağın varlığı arasında ayrım gözetemeyecek ölçüde bağlanmış insanlar olarak temsil ederler. İşte -özellikle de kentlerdeki devrimciler tarafındanonlarır. mülk tutkusu diye adlandırılan şey budur. Kimse kendi bedeninin sahibi olmak'tan söz etmez: ama o beden geçici olarak ve vazgeçilemez bir biçimde insanın kendisinindir. Köylülerin, üzerinde çalıştıkları toprakla ilişkileri de aynıdır. Bu "mülkiyet duygusu" kutsaldır - başka deyişle bu duygunun nesnesi, modern dünyadaki başka hiçbir mülkiyet duygusununkine benzemez, çünkü onun gerçek değeri paraya dönüştürülemez. Beşinci olarak köylüler bu soruyu, ölülerin varlığını, çabalarını, 152

JETLER NEDEN AYNI RENKTE?