Views
8 months ago

01. John Berger - O Ana Adanmış

KÖYLÜ DEJ\1EY1Ml VE

KÖYLÜ DEJ\1EY1Ml VE MODERN DÜNYA acılarını, bilgeliğini, umutlarını kendilerine yakın ve çok değerli bulan insanlar olarak temsil ederler. Ölülere karşı saygısızlık etmek ya da onları unutmak, insanın insanlığından vazgeçmesi demektir. Köylülerin bu soruyu temsil ettiği diğer yollar burada incelenemeyecek kadar çoktur. Bu yollann arasında şunlar vard ır: Bir tür olarak insan yalnız kalmasın diye köylülerin hayvanlara da bir yer tanımaları; bilgi ne denli ilerlerse ilerlesin, bu ilerlemenin getireceği tüm yararlara karşın, bilinmeyenin boyutlarının degişmeden kalacağı inancı; çalışmanın, insan yaratılışında bulunduğu aksiyomu. Köylülerin bu soruyu nasıl --edilgen ve özel olarak mı, yoksa etkin ve topluca mı- sordukları siyasal konjonktüre bağlıdır. (Şu ya da bu biçimde her zaman sermayenin çıkarlarıyla ilgili olan bu siyasal konjonktür Marksist çözümlemeye açıkur.) Soru bir kez sorulduktan sonra, verilen yanıtlar göstermiştir ki, bazı umutların mucizevi bir biçimde gerçekleşmiş olmasına karşın (sağlık alanındaki ilerlemeler, büyükbaş hayvanların melez elde etmek üzere çiftleştirilmesi, modern taşımacılık, zincirli testereler, elektrik), bu umutların ardında yatan varsayım, bu umutların taşıdığı amaç, zedelenmiştir. Süreklilik bulunmadığından -bu umutların kişisel oldukları kadar kolektif de olmalarından dolayı- yönetici bir azınlık, bugüne dek yaşamış çoğunluğa karşı evrensel ve tarihsel bir ihanet içine girmiştir. Bu soruyu ve soruya verilen yanıtları anlamak çoğu zaman kendi ülkelerinde kitlesel düzeyde izleyici bulan bir çok siyasal kuramcı ve önderin düşünme biçimlerini belirler. Biz, onların amaçlarını çoğunlukla doğru dürüst kavrayamayız, çünkü bunlar kapitalizmle sosyalizm arasındaki Ortodoks mücadelenin çizgisine kolaylıkla sokulamazlar. Bizim gözümüzde bu illücadeleyi ortodoks kılan şey, onun salt geleceğe yönelik olmasıdır. Fanon, Tito, Kardelj, Mao, Bumedyen, Kaddafi, Nyrere gibi birbirinden çok fark lı insanların ortodoks geleneğe karşı olmaları köylü deneyimine, geçmişin umutlarını unutmayacak ölçüde yakın olmalarından geliyordu; bundan da öte, bu umutların bazen ister istemez, paketlenmiş ve hazır sunulan her türlü yabancı geleceğin şiddetle reddedilmesine yol açacağını bilmekten geliyordu. Burada, romantiklikten kaçınmak önemlidir. Bu alanda Romantiklik, yalnızca Virgilius tarzı 153

OANA ADANMIŞ şiir üretmeye değil, Kamboçya'daki Kızıl Khmer politikası gibi toptan felaketlere de yol açabilir. Modern dünyada, eski umutlar üzerine bir köylü cumhuriyetı kurulamaz. Artan nüfus ve bunu beslemek için gereken üretim araçları göz önüne alındığında, bir ölçüde işbölümüne gidilmesi kaçınılmazdır, tıpkı bir ölçüde sanayileşmenin kaçınılmaz olması gibi. Bu da az gelişmiş bir ülkede bedelini köylülerin ödeyeceği bir sermaye birikimi gerçekleşmeden olanaksızdır. Her ülke, sermaye ve sermayenin Uluslararası Para Fonu gibi temsilcileri tarafından hükmedilen bir dünyada yaşamak ve ticaret yapmak zorundadır. Hazır bir geleceğin reddedilmesi, varsayılan bir masumiyete geri dönüş anlamına gelemez. Köylülerin ortaya koydukları soruyla siyasal gerçeklik arasındaki ilişkinin iyice irdelenmesi gerekir. Bu konuda fazla destekleyici kuram yoktur. Ancak, öncelikle bu soru işitilmeli ve anlaşılmalıdır. Köylüler, dünyanın en gözlemci sınıfıdır. Her gün, bir casusun bir haftada görüp okuduğundan daha fazla şifreyi fark eder ve çözerler. Bu da onları başarılı birer taktikçi haline getirir. Ama stratejici konumuna pek girdikleri olmaz; felsefeleri de buna karşıdır zaten. Büyük bir stratejicinin nihai zafere inanması gerekir. Köylüler inanmazlar. Dünya görüşleri öylesine döngüseldir ki, yeryüzünde nihai herhangi bir şeyin olabileceğine inanmazlar. Bu arada, maharetlerini uygularlar ve geçmişle belli bir dayanışmayı sürdürmek için mücadele verirler. Zaman zaman da sorularını sormakta -ve buna göre hareket etmekte- ısrar ederler. 1979 154

Gazi Üniversitesi