Views
9 months ago

01. John Berger - O Ana Adanmış

Yiyenler ve Yenenler S

Yiyenler ve Yenenler S ıklıkla ve yaygın olarak görece yeni bir olguymuş gibi tartışılan "tüketim toplumu" en azından yüz yıl önce başlamış olan ekonomik ve teknolojik süreçlerin mantıksal sonucudur. Tüketicilik on dokuzuncu yüzyıl burjuva küilüründe içkindir. Tüketmek, ekonomik bir gereksinmenin yanı sua kültürel bir gereksinmeyi de doyurur. Bu gereksinmelerin doğası, tüketmenin şu en dolaysız ve en basit biçimine baktığımızda daha açık ortaya çıkar: yemek. Burj uva, yiyeceğine nasıl yaklaşıyor? Eğer bu özgül yaklaşımı yalıtıp tanımlayabilirsek, onu daha az belirgin olduğu zamanlarda da fark edebiliriz. Bu soru, ulusal ve tarihsel farklılıklar yüzünden karmaşıklaşabilir. Fransız burjuvaların yiyeceğe karşı tavırları, İngilizlerle aynı değildir. Bir Alman belediye başkanı yemeğinin başına bir Yunan belediye başkanından daha farklı bir tavırla oturur. Roma'da verilen bir üst sınıf ziyafeti, Kopenhag'da verilen ziyafete pek benzemez. Trollope ya da Balzac'ın betimlediği yeme alışkanlıkları ve tavırlarının çr>ğuna artık hiçbir yerde rastlayamayız. Bununla birlikte burjuva yeme tarzı, aynı coğrafi bölge içinde, kendisinden en uzak olan yeme tavrıyla, köylülerin yemek yeme tarzıyla karşılaştırıldığında kabataslak genel bir hat çıkar ortaya. İşçi sınıfının yeme alışkanlıkları, diğer iki sınıfa oranla daha az gelenekseldir, çünkü bu sınıf ekonomideki dalgalanmalara çok daha açıktır. Dünya çapında, burjuvayla köylü arasındaki ayrım, bollukla kıtlık arasındaki kaba karşıtlıkla yakından bağlantılıdır. Bu karşıtlık savaşa yol açacak ölçüde büyüktür. Ancak buradaki sınırlı amaçlarımız için ele alacağımız ayrım, açlıkla aşırı beslenmişlik arasındaki ayrım 155

O ANA ADAJ\1MIŞ değil, yemeğin değeri, öğünün anlamı ve yeme edimi üzerine iki geleneksel görüş arasındaki ayrımdır. İşin başında burjuva görüşündeki bir çelişkiyi belirtmekte yarar var. Bir yandan, öğünler burjuva hayatında değişmez ve simgesel bir önem taşır. Öte yandan burjuva, yemek yemeyi tartışma konusu yapmayı saçma bulur. Örneğin bu makale, doğası gereği ciddi olamaz; kendini ciddiye alıyorsa da ancak gösterişçi olarak nitelendirilebilir. Yemek kitapları en çok satan kitaplar listelerine girer, çoğu gazetenin yemekle ilgili bölümleri vardır. Ancak buralarda tartışılanlara salt bir süs gözüyle bakılır ve bunlar (çoğunlukla) kadınların ilgi alanına girer. Burjuvazi, yeme edimine temel bir edim olarak bakmaz. Düzenli ana öğün. Köylü için bu öğün, genellikle gün ortasında yenendir; burjuvazi içinse akşam yemeğidir. Bunun pratik nedenleri o kadar apaçıktır ki, bunları saymak gerekmez. Önemli olabilecek bir nokta köylülerin, ana öğünü günün ortasında, iş arasında yemeleridir. Bu öğün, günün göbeğine yerleştirilmiştir. Burj uva öğünüyse günlük işin sonunda yer alır ve günden geceye geçişi belirler. Onların öğünü (günün "ayak"a kalkmakla başladığını varsayarsak) günün "baş"ına ve düşlere daha yakındır. Köylü sofrasında gereçler, yemek ve yiyenler arasındaki ilişki sıcak ve yakındır; kullanmaya ve elle dokunmaya bir değer atfedilir. Herkesin, bazen cebinden çıkarıp kullandığı birer bıçağı vardır. Yeme dışında birçok amaç için kullanıldığından bu bıçak aşınmıştır ve işe yarayacak şekilde keskindir. Öğün boyunca, çok gerekmedikçe tabak değiştirilmez; bir yemekten ötekine geçerken de tabak ekmekle sıyrılarak temizlenir, sonra bu ekmek de yenir. Yiyenlerin hepsi, önlerine konan yiyecek ve içeceklerden kendi paylarını alırlar. Örneğin: Biri somunu gövdesine dayar, ondan kendine doğru bir dilim keser ve başkaları da alsın diye ekmeği tekrar ortaya koyar. Aynı şey peynir ya da salam için de tekrarlanır. Kullanımlar, kullananlar ve yiyecekler arasındaki yekparelik doğal görülür. Çok az bir ayrım söz konusudur. Burjuva sofrasında her şey mümkün olduğunca ellenmeden ve ayn ayrı tutulur. Her yiyeceğin kendine özgü çatal bıçak takımı ve tabağı vardır. Genellikle tabaklar yiyecek kullanarak temizlenmez - çünkü yeme ve temizleme ayrı etkinliklerdir. Yiyenlerin her biri (ya da bir 156

JETLER NEDEN AYNI RENKTE?