Views
10 months ago

01. John Berger - O Ana Adanmış

Tarla "Hayat, dümdüz

Tarla "Hayat, dümdüz bir tarlanın bir ucundan bir ucuna yapılan bir yürüyüş değildir-" Rus Atasözü. B ir tarlanın eşiği, yeşil, ulaşılması kolay, üstündeki otlar henüz yükselmemiş, mavi gökyüzünün kapladığı sarısı dupduru yeşile dönüşmüş, dünyanın çanağının içerdiklerinin yüzey rengi, bekleyen tarla, gökle deniz arasındaki eşik, önünde ağaç desenlerinden oluşan bir perde, kenarları kavrulmaya açık, köşeleri yuvarlanmış, güneşe ısınarak yanıt veren, içinden zaman zaman bir guguk kuşunun sesinin geldiği duvarda bir eşik, görülmez, dokunulmaz zevk kaynaklarını sakladığı bir eşik, her zaman tanıdığım bir tarla, başımı koluma dayamış uzanmışım, dörl bir yanda durulacak bir sınır var mı diye bakıyorum. Çevredeki tel, ufuk. Ninniyle uyutulmanın nasıl bir şey olduğunu anımsayın. Şanslıysanız çocuk luğunuzdan daha yakın bir zamana aiuir buna ilişkin anınız. Müziğin içinde yinelenip duran sözcük dizeleri, keçi yolları gibi. Dolana dolana gidiyor, oluşturdukları halkalar bir zincirin halkaları gibi içiçc geçmiş. Bu yollarda yürüyorsunuz; birinden ötekine, daha ötelere daha ötelere giden bu halkalar alıp götürüyor sizi. Üstünde yürüdüğünüz, bu zincirin üstünde uzandığı tarla ninninin ta kendisi. Hayatımın ve onun amacının bir açıklamasını bulmak için hiç durmadan bana dönüp gelen düşüncelerimin ve sorularımın oluşturduğu, zaman zaman da bir kükremeye dönüşen bu sessizliğe, 161

O ANA ADANMIŞ yoğunlaşmış bu ufacık koyu sessiz gürültünün içine, yakındaki bir bahçeden bir tavuğun gıdıklaması giriyor, aynı anda da beyaz bulutlarla dolu mavi gökyüzünün altındaki keskin uçlu varlığıyla bu ses beni yoğun bir özgürlük farkındalığı içine sokuyor. Göremediğim tavuğun sesi, kendini bulabilmek için o ana dek ilk olayı bekleyen bir tarlada (bir köpeğin koşuşu ya da bir enginarın çiçek açışı gibi) bir olaydı. Biliyordum ki o tarlada her türlü sesi, her türlü müziği dinleyebilirim. Kent merkezinden benim oturduğum uydu kente dönen iki yol var: arabalarla dolu ana yol, bir de hemzemin geçidi kesen yan yol. Geçitte treni beklemek zorunda kalmazsanız, ikinci yol çok daha kestirme. !Ikbaharda ve ilkyazda hemen her zaman yan yoldan giderim, içimden de hep hemzemin geçidin kapalı olmasını dilerim. Demiryoluyla yolun oluşturduğu açının içinde o tarla vardır, öbür iki kenarı ağaçlarla çevrelenmiş. Tarladaki otlar uzamıştır ve akşamları, güneş indiğinde otların yeşili açık ve koyu tonlara bürünür - geceleyin güçlü bir lambanın ışığı vurmuş bir demet maydanoz gibi. Kara kargalar gizlenir otların arasına ve sonra oradan havalanırlar. Geliş gidişleri trenlerden hiç etkilenmez. Bu tarla bana büyük keyif verir. Öyleyse neden gidip yürümem orada da -oldukça yak ındır apartmanıma- kapanmış hemzemin geçidin beni orada durdurmasını beklerim? Olasılıkların çakışması sorunudur bu. Tarlada yer alan olaylar -birbirini kovalayan iki kuş, güneşin önünü kapayarak yeşilin tonunu değiştiren bir bulut- benim beklemek zorunda kaldığım birkaç dakika içinde oluştukları için özel bir önem kazanırlar. Sanki bu dakikalar, tarlanın uzamsal alanıyla tıpı tıpına çakışan belli bir zaman alanını doldurur. Zaman ve uzam içiçe geçer. Şu ya da bu yaklaşımla art arda betimlemeye çalıştığım bu deneyim, çok belirgin ve hemen tanınabilecek bir deneyimdir. Ne var ki belki de söz-öncesi bir algılama ve duyma düzeyinde yer alır - onu yazıyla anlatmanın güçlüğü de buradadır işte. Kuşkusuz bu deneyimin çocuklukta başlayan ve belki ruhçözümleme yoluyla açıklanabilecek ruhsal bir geçmişi vardır. Ama bu türden açıklamalar deneyimi genelleştirmez, yalnızca dizgeleştirir. Sanırım deneyim, şu ya da bu biçimde olsun, ortak bir deneyimdir. 162

JETLER NEDEN AYNI RENKTE?