Views
6 days ago

01. John Berger - O Ana Adanmış

lK1 COLMAR ARASINDA

lK1 COLMAR ARASINDA olarak ışıldar. Kuşkunun merkezi yoktur; o her yerdedir. İşte buradan kaynaklanıyor Grünewald'ın ışığının gücü ve kırılganlığı. Colmar'a her iki gidişimde de mevsim kışu; kasaba her ikisinde de aynı soğuğun, ovalardan gelen ve açlığın anısını taşıyan bir soğuğun, pençesi altındaydı. Aynı kasabada, benzer doğa koşullarında farklı farklı şeyler gördüm. Bir sanat eserinin varkalabilcceği sürece öneminin değiştiğini söylemek, sıradan bir şey söylemektir. Ama çoğunlukla bu bilgi (geçmişte yaşayan) "onlar"la, (şimdi yaşayan) "biz"i ayırt etmek için kullanılır. Genellikle eğilim, onlar 'ı ve onların sanata tepkilerini tarihin içerisine yerleştirirken kendimiz'e bir yukardan bakma olanağı atfetmek, esere tarihin doruğu saydığımız bir yerden bakmaktır. O zaman da, varkalabilen sanat eserinin bizim bu üstün konumumuzu onayladığı düşünülür. Onun varkalmasının hedefi bizdik. Bu bir yanılsamadır. Hiçbir şey tarihten muaf değildir. Grünewald'ı ilk kez gördüğümde, derdim onu tarihe yerleştirmekti. Ortaçağ dini, veba, tıp, cüzzam evleri bağlamındaki yerine. Şimdi kendimi tarihe yerleştirmek zorunda kal ıyorum. Devrimci umutlar döneminde, varkalabilmiş bir sanat yapıtında, geçmişin umutsuzluğunun izlerini görmüştüm; tahammül edilmesi gereken br dönemde ise aynı yapıtın, mucizevi olarak, umutsuzluğun ötesine ince bir geçit sunduğunu görüyorum. 1973 175

Yabancı Bir Şehrin Kıyısında 1 Adı Cafe de la Renaissance'tı. Büyük kamyon yolunun üstünde, istasyonun orada, yolun dcmiryoluyla kesiştiği kavşağın • yakınındaydı. içi hiç de bara benzemiyordu. Aslında ortada bir bar tezgahı da yoktu. Ca fe denen küçük bir salondan oluşuyordu. Şişeler -hepsi hepsi yarım düzine- ilaç dolabına benzer bir yerde duruyordu. Masalardan birinde, üç adamla bir kad ın oturmuş, kfığIL oynuyorlardı -beloıe . Adamlardan en yaşlısı bizi karşılamak için kalktı. Yüzü bir fanatiğin yüzüydü - JansenisL bir yüz: dünyanın ve dünyada olup bilenlerin boşluğunu anlamış bir adamın yüzü. Bizi de bir mermer masaya aldı ve üstünü sildi. Ortalık pislik içindeydi - haftalar boyu süpürülmemiş, el sürülmemişti; bir tek sa lonun dibinde, mutfağa açılan kapının orada kağıt oynayanların oturduğu yer hariç. Orası nispeten derli topluydu. Bizim oturduğumuz yer -aramızda üç dört metre vard ı- son kiracının terk ettiği ıvır zıvırla dolu bir müştemilat gibiydi. Yanımızdaki masada yınık pırtık, siyah bir şemsiye açık duruyordu. Masaya bir bisiklet yaslanmış. Arkadaki duvara bir Akdeniz sahilinden fotoğraflar ve kartpostallar iliştirilmiş. Hepsi sararm ış. Arkamızda büyük bir tahLa dolap vardı: kapağına kelebekler tutturulmuş. Kelebeklerin kanatları yıpranmış, yırtılmış, tıpkı şemsiye gibi onların da yer yer arkası gözüküyor. Yemek için yanımıza getirdiğimiz ekmekle sosisi çıkardık. Kırmızı şarap söyledik. Şarabı getirdikten sonra, Jansenist yüzlü patron alelacele oyuna geri döndü. Onların oynamasını seyrettik. Oyuncular Cafe'nin patronu, onun kardeşi gibi duran diğer bir yaşlı adam, genç bir adam ve genç bir kadındı. Dikkatlerini vererek oynuyor- 176

FİTNEYE KARŞI GÜVEN TOPLUMU
Toraks Bülteni Mayıs 2015
ANNAH
MUSTAFA CECELİ
DENGE_48_WEB
DENGE_48_WEB
AĞUSTOS 2013
TÜRKİYE ÖZEL OKULLAR DERNEĞİ OKUL ve EĞİTİM
Abraham Moles - Belirsizin Bilimleri
Istanbul Tip Fakultesi 93
TARAF OLMANIN MİLLİYETÇİLİĞE ETKİSİ yazar-şair= Tayfur bozkurt
Tefekkür
Yakışmıyor!
bastırkusva
Hikayeler_Designed
bastırkusva
53644dfc73a7302c24465b02a00542154fb95d403a003
Melul-Pasa-Sayi1-Orginal
sayfa 5- sosyoloji
Varlık Felsefesi
taslakDEVE
Tanrıların Arabaları
JETLER NEDEN AYNI RENKTE?
Moonlife
Jeff Sutherland - Scrum - İki katı İşi Yarı Zamanda Yapma Sanatı
mavi koridor
Boran Kuzum Kolaj
Norman Davies - Avrupa Tarihi
Damla Dergisi
Yuval Noah Harari - Homo Deus Yarının Kısa Bir Tarihi (1)