Views
11 months ago

01. John Berger - O Ana Adanmış

YABANCI BIR ŞEHRİN

YABANCI BIR ŞEHRİN KIYISINDA !ardı: gözleri kağıtlarda, bazen içlerinden biri masaya bir kağıt çarpıyor- meydandaki saatin çanına vuran çekicin otoritesiyle. Saldırganca, husumet duygularıyla oynamıyorlardı ama. İçmiyorlardı da. Bir süre sonra kardeş kalktı, mutfaktan bir kadın geldi; ellerini önlüğüne silerek onun yerine oturdu. Arkasından iki ufak çocuk geldi ve caddeye açılan kapının önünde hoplayıp zıplamaya başladılar. Kağıt oynayanlar sadece oyundan söz ediyorlardı. Doğrudan parayla oynamıyorlardı, ortada fişler dönüyordu. Onları gözledikçe, sırtları bize dönük, bir köprünün parmaklığına dayanmış, bizim görmediğimiz bir nehre, kayığa, balık sürüsüne bakan dört kişiyi seyrediyormuşuz gibi gelmeye başladı. Aslında yüzlerini görebiliyorduk, ama bu yüzler, dikkatlerinin dışında hiçbir şeyi ele vermiyordu. Göremediğimiz kağıtlarıydı. Mutfaktan daha yaşlı bir kadın çıktı ve kağıt oynayanlara onaylayarak gülümsedi. Bizi fark edince yanımıza gelip "Afiyet olsun," dedi. Sonra "Bazen yemek yemek iyidir, insana düzeni hatırlatır," dedi. Geri döndü, bir an durup patrnnun eline baktı. Tekrar onaylayarak başını salladı - parmaklığın ötesinden altın sarısı bir yelkenlinin geçtiğini görmüş gibi. Oyuncuların arkasındaki duvarda yerel otobüs tarifesi asılıydı. Odadaki en yeni ve en parlak şey oydu. Ama ortada saat yoktu; daha sonra ben bir ara patrona saati sorduğumda adam dışarı çıkıp iki kapı ötedeki başka bir Cafc'den saali öğrenmek zorunda kaldı. Dördü oynamaya devam ettiler. Her biri, dünyada başka kimselerin göremediği bir şeyi görebiliyordu - kendi elini. Dünyanın umurunda değildi. Ama diğer üç oyuncunun umurundaydı; o elde, dördüncüye gelmiş olan her bir kağıdın öneminin farkındaydılar. Bu ilgi ve umursama belli bir bağımlılığa dönüşüyordu; hepsi de bir ölçüde ötekileri yönetiyordu, ta ki oyun bitip zafer kazanan ilan edilinceye kadar; o anda da zafer kazananın zaferi sona eriyordu. Yani kurdukları eşitlik, dünyadaki bütün eşitliklerden daha adildi. Yani yaptıkları işin ve niyetlerinin arılığını ispat etsin diye kağıtların en inanılmaz taleplerini kabullenmeye de hazırdılar. Bağlı oldukları düstur, anarşistlerinki gibi yıkıcı ve mutlaktı; anlayışlarına ve özlemlerine dünyadaki herhangi bir düsturdan daha yakındı. O masada 177

O ANA ADANMIŞ oynanan her kağıt, bu dünyanın otoritesinin sarsılmasına katkıda bulunuyordu. Seyrettiğimiz bir komploydu. Ve istesek, biz de kolaylıkla kaulabilirdik ona. 2 St. Jean Katedrali'nin,önüne çok sayıda araba ve iki otobüs park edilmişti: Erkekler uzun kollu gömlekleri giymişlerdi. Kruasan- • lann bol tereyağlı olduğu Pazar sabahlarından biri. İçerisi kalabalık. Bütün iskemleler dolmuş ve her yerde ayakta duran çok sayıda insan var. Bu ülkede bir kiliseyi bu kadar dolu görmek olağandışı. Biz öne, rahiplerin olduğu yere doğru ilerledikçe mesele anlaşılıyor. Kilisenin ortasında beyazlar giymiş yüz kız çocuğunun oluşturduğu bir grup var; üç yandan cemaatle çevrili oldukları için görünmüyorlar, önlerinde de yukarıdaki mihraba çıkan halı döşenmiş basamaklar duruyor. Uzun elbiselerinin beyazı, eldivenlerinin beyazı ve duvaklarının beyazı tertemiz ve buruşuksuz. Evlerde yüz tane ütü hala sıcak olmalı. Kızlar on bir ila on üç yaşlarında. Beyazlar içinde yüzleri kestane rengi gözüküyor. Rahiple giriştikleri soru-cevap alışverişi ile, ilk sıralara oturmuş, her hareketlerini izleyen ailelerinin ve vasilerinin üzerine dikili bakışları arasında sıkışıp kalmışlar. Bu kıstırılmış halleriyle çok donuk duruyorlar: ve istedikleri gibi hareket etme özgürlüğünden feragat etmiş olduktan için çok da huzurlu bir halleri var. Uyuyan çocukları seyretmeye benziyor biraz bu. Dışarıdan bakan birinin gözünde çocuklar sahte bir masumiyete bürünür. Aslında insan yeterince dikkatli bakarsa, farklı deneyim düzeylerini ayırt edebilir. Bazıları sadece uyuyormuş gibi yapar ve yanlarında bulunanlara söylemeye can attıkları şeyi bir an önce söylemek için beyaz ayakkabılarının içinde parmaklarını oynaur dururlar. Yeğenini seyreden ve yaşlı kalçalarının üstünde zayıf elleriyle -dakikada otuz kere- elbisesini çekiştirip duran dul kadının tuhaf davranışını göz ucuyla tespit edivennişlerdir. 178 Bazıları giysilerinin, herkesin gözlerini üzerlerinde toplayan

FİTNEYE KARŞI GÜVEN TOPLUMU
Toraks Bülteni Mayıs 2015
MUSTAFA CECELİ
ANNAH
AĞUSTOS 2013
DENGE_48_WEB
DENGE_48_WEB
dosya 41
BELİRSİZİN BİLİMLERİ - ABRAHAM MOLES(1)
TARAF OLMANIN MİLLİYETÇİLİĞE ETKİSİ yazar-şair= Tayfur bozkurt
bastırkusva
53644dfc73a7302c24465b02a00542154fb95d403a003
bastırkusva
Melul-Pasa-Sayi1-Orginal
Hikayeler_Designed
Yakışmıyor!
Tefekkür
Tanrıların Arabaları
sayfa 5- sosyoloji
Varlık Felsefesi
taslakDEVE
TÜRKİYE ÖZEL OKULLAR DERNEĞİ OKUL ve EĞİTİM
Abraham Moles - Belirsizin Bilimleri
Damla Dergisi
kusva mart son
Yuval Noah Harari - Homo Deus Yarının Kısa Bir Tarihi (1)
Jeff Sutherland - Scrum - İki katı İşi Yarı Zamanda Yapma Sanatı
JETLER NEDEN AYNI RENKTE?
Boran Kuzum Kolaj
mavi koridor