Views
3 months ago

01. John Berger - O Ana Adanmış

MAGRTITE VE OLANAKSIZLIK

MAGRTITE VE OLANAKSIZLIK Femme Inırouvable). Bu resimde çimentoya gömülmüş birkaç düzensiz taş görürüz. Bu taşlar, çıplak bir kadını ve ona ulaşmaya çalışan döri kocaman eli çerçeveler. Resimde dokunulabilirlik niteliği vurgulanu. Bununla birlikte eller, taşların üzerinden yoklaya yoklaya kendine doğru yaklaşmakta olsa da, kadın yakalanmamayı becerir. Erken dönemden üçüncü bir res im de Bir Gecenin Müzesi'dir (Le Musee d'une nuit). Bu resimde dört dolap rafı vardu. Rafların birinde bir cima, ikincisinde kesik bir el, üçüncüsünde de bir kurşun parçası durur. Dördüncü açıklığa, üstünde makasla kesilerek oluşturulmuş delikler bulunan bir kağıt parçası sokuşturulmuştur. Deliklerden, karanlıktan başka bir şey göremeyiz. Gene de, dördüncü raftaki kağıdın arkasında anlamlı, her şeyi açıklayan gecenin sergilendiğini varsayanz. Bir yıl sonra Magritte, bir pipo resmetmiş ve tuvalde piponun altına gelen yere şunu yazmıştu: "Ceci n'esı pas une pipe. •" Magritte • "Bu bir pipo değildir." (ç.n.) imgelerin ihaneti, R.Magritte, 1928-29, özel koleksiyon, New York. 23

O ANA ADANMIŞ iki dile (görsel dille sözel dil) birbirini iptal ettirmiştir. Bu sürekli iptal etme eylemi ne demektir? Magritte'in ters yönde uyarılarına karşın eleştirmenler, onun yapıtlarını simgesel olarak yorumlama ve gizemini romantikleştirme eğilimindedirler. Magritte'in kendisiyse resimlerinin, "düşünce özgürlüğünün maddi göstergeleri" olarak anlaşılması gerekliğini söylemiştir. Bu özgürlükle ne anlatmak istediğini de tanımlamıştır: "Yaşam, Evren, Boşluk; düşüncenin gerçekten özgür olduğu durumda onun açısından hiçbir değer taşımazlar. Düşünce açısından değeri olan tek şey Anlam'dır; başka deyişle, ahlaksal Olanaksız kavramıdır. " Olanaksızı kavramak güçtür. Magrilte bunu biliyordu. "Yaşamın hem sıradan hem de sıradan olmayan anlarında düşüncemiz, özgürlüğünü son sınırına dek ortaya dökemez. Düşüncemiz hep tehdit altındadır ya da başımıza gelebileceklerle ilgilenmektedir. Kendisini de kısıtlayan binbir şeyle rastlaşır. Bu rastlaşma neredeyse süreklidir." Neredeyse! Ne var ki bu rastlaşmadan kaçıp kurtulma deneyimi, çoğu yaşamın şu ya da bu zamanında kendiliğinden, kısa bir an için yaşanır. Önce, Magritte'in yapıtlarını, kendi amaçları ışığında değerlendirelim. Bu, her bir yapllta, içerilen ve rastlantısal olarak bulunan şeyden Magrilte'in nasıl sıyrılıp özgür olduğuna karar vermek demektir. Onun gerçeküstücü hareketle, bu hareketin bilinçaltına ve otomatikliğe yaptığı oldukça belirsiz çağrılarla olan bağlantısı daha önce bu konuyu epeyce karıştırmıştır. Magritte'in, düşlerde ya da yarı bilinçli durumlarda yaşadığımız türden bir olanaklılık duyumsaması'nı anlatmaktan öteye geçmeyen resimleri vardır. Bu türden duyumsamalar, bizi raslantısal olandan yalıtlar, ama ondan kurtarmaz. Burada, onun tüm odayı dolduran dev boyutlu elmasını (Dinleme Odası [La Chambre d'ecouıe] ) ya da 1950'lerin başlarında yaptığı, içindeki figürlerin ya da sahnelerin tümüyle taşlaşmış olduğu resimlerden pek çoğunu örnek verebilirim. Bunların tersine, bütünüyle başarılı olan resimleri, olanaksızın yakalandığı, ölçüldüğü, kendine özgü olayları kendine özgü konumlarda göstermek için özgün ve özel olarak geliştirilmiş bir dille iletilen bildiriye yokluk olarak sokulduğu resimlerdir. Bu gibi resimler (Kırmızı 24

Studija o restrukturiranju i finansiranju – Srbija 2012. - Roland Berger
Gazi Üniversitesi
ÂŞIK VEYSEL