Views
4 months ago

01. John Berger - O Ana Adanmış

MAGRITl1: VE

MAGRITl1: VE OLANAKSIZLIK Model [Le Modele rouge], Yolcu [Le Voyaguer], Özgürlüğün Eşiğinde [Au Seuil de la liberte]) Margitte'in Anlamı'nın, ahlaksal Olanaksız kavramının utkularıdır. Yaptığı resim, insanın bugüne dek yaşadığı deneyimleri doğruluyorsa Magriue'in ölçütlerine göre başarısızdır; o deneyimi geçici olarak yok etmişse, başarılıdır. (Bu yok ediş, onun sanatındaki tek korku veren şeydir.) Sanatında da, sezgisinde de yatan paradoks şudur ki, Magrilte'in, alışılmışın deneyimini yok etmek için alışılmışın dilini kullanması gerekmiştir. Modern sanatçıların çoğunun tersine Magritte, egzotikten hiç hoşlanmazdı. Alışılmış ve sıradan olandan, bunlara sırtını dönemeyecek ölçüde nefret ediyordu. Magritte'in benimsediği amaçların geçerliği var mıydı? Sanatının, seyircisi açısından değeri nedir? Max Raphael, tüm sanatın amacının "nesneler dünyasını parçalamak" ve bir değerler dünyası kurmak olduğunu söylemiştir. Marcuse sanattan, bu haliyle dünyanın "toptan reddedilişi" diye söz e­ der. Ben de sanatın verili olanla istenen arasında aracılık ettiğini yazmıştım. Gene de geçmişteki büyük yapıtlar, var olan şeylere karşı çıkışlarıyla bir dile inandıklarını göstermişler, yerleşmiş değerler dizisine gönderme yapabilmişlerdir. Var olanla düşünülebileceklcr arasındaki çelişki o zaman henüz üstesinden gelinemeyecek bir çelişki değildi. Onların, yapıtlarında ulaştıkları bütünlük buradan kaynaklanır. Gerçekten de (ister Piero'yu, ister Rembrandt'ı, ister Poussin'i, isterse Cezannc'ı düşünelim) onların bu çok farklı gerçekliğe getirdikleri eleştiri, her zaman daha büyük, daha derin bir birlik adına olmuştur. Yüzyılımızda -daha kesin olarak da 194l'den bu yana- bu çelişki aşılamaz, bir sanat yapıtında da birlik düşünülemez olmuştur. Özgürlük anlayışımız genişlemekte, onu yaşayışımızsa daralmaktadır. Ahlaksal Olanaksız kavramı işte buradan çıkar. Bunun başka türlü o­ lamayacağını ancak birbirine kenetlenmiş baskıcı dizgelerde sıra sıra bulunan çatlaklardan şöyle bir görüp sezeriz: Bizi esinle dolduran bir olanaksızlıktır bu; çünkü biliriz ki bu dizgelerde olanaklı sayılanların optimumu yetersizdir. Magritle, "Ben determinist değilim," diye yazmıştır, "öte yandan 25

O ANA ADANMIŞ olasılığa ela hiç inanmam. O da dünyanın başka bir 'açıklaması'nı sunar bize. Sorun aslında gerek olasılık, gerekse detenninizm yoluyla olsun, dünyanın herhangi bir açıklamasını kabul etmemekte yatar. Ben, kendi inancımdan sorumlu değilimdir. Sorumlu olmadığıma karar veren bile ben cleğilimclir - bu sonsuza elek böyle sürer gider: İnanmamak zorundayımdır. Çıkış noktası yoktur. " Bu önerme -Magritte'in söylediği her şeyde olduğu gibi- dikkate değer bir açıklık taşır. Ama önermede betimlenen şey, milyonlarca kişinin yaşanmış deneyiminin bir parçasıdır. Belki de, sanayileşmiş ülkelerde çoğunluğun vardığı sonuçtur bu. Yaşamının herhangi bir anında bu tutumun getirdiği onulmaz çaresizliğin pençesine düşmeyen var mıdır? Oysa sanatçı Magritte, önennenin sona erdiği noktadan yola çıkar. İndirgeme diye bir şey vardır; ama anlamsıza değil, özgürlüğe indirgeme. Magritte'in en iyi, en zengin anlatımlı resimleri bu indirgemeyle ilgili olanlardır. Kırmızı Model, tahta bir duvarın önünde yere konmuş , burunları ayak parmaklarına dönüşmüş bir çift çizmeyi gösterir. Magritte'in resimlerinden hiçbirine tek bir anlam yakıştırmak istemem, ama bu resmin amacının, yarı yarıya ayağa dönüştürülmüş çizmeler buluşundan oluştuğunu sanmıyorum. Bu, gizem adına gizem yaratmak olur ki Magritte bundan nefret eder. Önemli olan böyle bir buluşun bize ne gibi olanaklılıklar/olanaksızlıklar önerdiğidir. Yere bırakılıvermiş, sıradan bir çift çizme, bize onları birinin çıkarıp bıraktığını düşündürecektir yalnızca. Bir çift kesik ayaksa şiddeti getirecektir aklımıza. Bırakılıvermiş ve yarı-yarıya-çizmeye dönüşmüş ayak, derisini terketmiş bir ben kavramı düşündürür bize. Resim orada olmayanı, özgürlüğü anlatır; özgürlük orada olmayış'tır. Öklid'in Gezileri (Les Promenades d'Euclide) kente bakan bir pencereyi gösterir. Pencerenin önünde üstüne tuval gerilmiş bir şövalye vardır. Tuvale geçirilen resim, tuvalin kapatacağı kent manzarasıyla tıpı tıpına çakışır. İkinci bir oyun daha vardır burada. Tuvalin üstüne yapılan (yoksa tuval tarafından kapatılan mı?) manzara parçası, ufka elek uzanan düz bir yolu, yanında ela sivri bir kuleyi gösterir. Perspektifle verilen yol ve kule, aynı boyutlarda, aynı renkte ve aynı sivri biçimcleclir. Bu oyunun amacı, iki boyutluyu üç boyutluyla, yüzeyi maclcleyle karıştınnanın ne denli kolay olduğunu göstennektir. 26

FİTNEYE KARŞI GÜVEN TOPLUMU
DENGE_48_WEB
DENGE_48_WEB
Toraks Bülteni Mayıs 2015
TÜRKİYE ÖZEL OKULLAR DERNEĞİ OKUL ve EĞİTİM
Abraham Moles - Belirsizin Bilimleri
Istanbul Tip Fakultesi 93
ANNAH
MUSTAFA CECELİ
BELİRSİZİN BİLİMLERİ - ABRAHAM MOLES(1)
Tanrıların Arabaları
AĞUSTOS 2013
Studija o restrukturiranju i finansiranju – Srbija 2012. - Roland Berger
TARAF OLMANIN MİLLİYETÇİLİĞE ETKİSİ yazar-şair= Tayfur bozkurt
dergi
Toraks Aralık 2015
Kalender10
bastırkusva
yedi-güzel-adam-cahit-zarifoglu
yedi-güzel-adam-cahit-zarifoglu
Erguvan Dergi_
Gök Tanrı İnancının Bilinmeyenleri-Günnur Yücekal Arpacı
Yakışmıyor!
Tefekkür
Hikayeler_Designed
bastırkusva
bastırkusva
53644dfc73a7302c24465b02a00542154fb95d403a003
Melul-Pasa-Sayi1-Orginal
ÂŞIK VEYSEL