Views
7 months ago

01. John Berger - O Ana Adanmış

TAKiı\.1 ELBİSE VE

TAKiı\.1 ELBİSE VE FOTOCRAF Takım elbiseyi, bu yeni klişenin dayattığı bütün o aşikar kısıtlılıkla birlikte lanse eden İngiliz centilmeni'dir. Takım elbise canlı harekelleri engelleyen, ayrıca hareketin buruşturduğu, kırıştırdığı, bozduğu bir kıyafettir. "Atlar kan ter içinde kalır, erkekler terler, kadınların cildi nemlenir." Yüzyılın başında ve Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra da gittikçe artarak geniş kent ve kır pazarları için takım elbisede kitle üretimine geçilmiştir. Bedensel karşıllık çok açıktır. Çabayla bütünleşmiş olan bedenler, büyük, geniş hareketlere alışık bedenler: oturmayı, farklılığı ve çabasızlığı yücelten giysiler. Geleneksel köylü kıyafetlerine dönüşü savunduğumu zannetmeyin. Bu türden bir geri dönüş ister istemez çağdan kaçış olacaktır, çünkü bu kıyafetler kuşaktan kuşağa devredilen bir sermaye biçimidir; bugünkü dünyada, her köşesi pazarın egemenliğinde olan bir dünyadaysa, böyle bir ilkeyi benimsemek anakronizm olur. Gene de geleneksel köylü iş ya da tören giysilerinin, örttükleri bedenlerin özgül niteliğine nasıl saygılı olduğu üzerinde durabiliriz. Bu giysiler genel olarak bol kesimlidir ve yalnızca daha rahat hareket etmeyi sağlayacak şekilde toplandıkları noktalarda daralırlar. Bu halleriyle, az çok hareketsiz bir bedenin idealize edilmiş kalıbına uysun ve üzerinde askıda durur gibi dursun diye kesilmiş, terzi elinden çıkma giysilerin antitezleridir! Ama kimse köylüleri takım elbise almaya zorlamış değildir; dansa gitmekte olan üçlünün giysilerinden açıkça gurur duydukları da ortadadır. Bunları bir tür hevesle giymektedirler. Takım elbisenin sınıf hegemonyasının bir klasiği, kolayca öğretilir bir örneği haline gelmesinin nedeni tam da budur. Köylüler -daha farklı bir yolla da, kentli işçiler- takım elbiseye yönelmeye ikna edilmişlerdir. Reklamlarla. Fotoğraflarla. Yeni kitle iletişim araçlarıyla. Satıcılarla. Örneklerle. Yeni tip yolcu görüntüleriyle. Aynı zamanda da yerleşimdeki ve merkezi devlet örgütlenmesindeki siyasal gelişmelerle. Örneğin: 1900 yılında Fransa'daki bütün belediye başkanları büyük Uluslararası Sergi onuruna ilk defa Paris'te ziyafete çağrıldılar. Çoğu, kır komünlerinin köylü belediye başkanlarıydı. Yaklaşık 30 000 kişi geldi! Ve doğal olarak bu tören 61

O ANA ADANMIŞ için büyük çoğunluğu takım elbise giydi. Çalışan sınıflar -ki köylüler bu konuda işçilerden daha basit ve naiftirler- kendileri üzerinde egemenlik kuran sınıfın belli standartlarını -bu durumda modaya uygunluk ve terzi elinden çıkma giysinin değeri gibi standartları- kendilerininmiş gibi kabul etmeye başladılar. Aynı zamanda, tam da bu standartları kabul etmeleri, kendi gelenekleriyle de, gündelik deneyimleriyle de hiçbir ilgisi olmayan bu normlarla uzlaşmaları onları, bu standartlar sistem i içinde ve üstlerindeki sınıflarca kolaylıkla teşhis edilebilir bir biçimde her zaman ikinci sınıflığa, hantallığa, kabalığa ve bir savunma durumuna mahkum etmiştir. Bu, gerçekten de kültürel bir hegemonyaya yenik düşmek demektir. Ama belki üçlünün dans yerine varıp, bir iki bira yuvarladıktan ve göz ucuyla (henüz giysileri o denli büyük değişikliğe uğramamış olan) kızları seyrettikten sonra, ceketlerini çıkartıp allıklarını, kravatlarını çözdüklerini ve dans ettiklerini, belki de yalnızca şapkaları başlarında, sabaha kadar, ertesi günkü işe kadar dans ettiklerini düşünmek gene de mümkün. 1979 62

Gazi Üniversitesi