Views
3 months ago

ARTEMİS MART 2018 (2)

Sufle Veriyorum: Biz

Sufle Veriyorum: Biz Ayrı Dünyaların Ġnsanlarıyız AyĢe YAZICI YAVUZ Kadın „‟ÜĢüyorum!‟‟ dedi Bigman‟e. Belli ki inandığından fazlasını umuyordu ondan. Turuncu pelerinini savura savura uçuĢundan, kerli ferli pazularına kadar tam bir film kahramanıymıĢ gibi bakıyordu adama. Yahut izlediği tüm aksiyon aĢımı filmlerden kolaj yaparak yaratmıĢtı kendi kahramanını. Bir üfleyiĢte köze çevirirdi icebergleri. Kafasındaki bu renkli görüntüleri de yanına alarak biraz daha sokuldu adama ve ‟‟Çok üĢüyorum!‟‟ dedi. Oysa temmuz ortasıydı ve iklim kendinden beklenileni fazlasıyla yerine getirmeye çalıĢan bir anne kadar anaçtı. GayretkeĢ bir sıcak, evin duvarlarını yalıyordu. ÜĢümesi için hiçbir neden yoktu. Nerden çıkmıĢtı bu Ģimdi? Kaldı ki Ģimdinin müteahhit ve mimarları tüm finansal egosunu ortaya koyuyordu. Çifte kavrulmuĢ pencereler, mantosuna sıkı sıkı sarılan duvar sıvaları, IQ‟su yüksek ısıtma sistemleri… ġımarıklık değil de nedir bu? Rahat batıyordu bu kadınlara. Adam da tam bunları söyleyecekti aslında. Çok meĢguldü, sonraya bıraktı. Tıpkı „‟Bugün nasılsın, neler yaptın?‟‟ demeyi sonraya bıraktığı gibi. Telefonunun göz pınarında kirpik kalmıĢ da incitmeden almak istiyormuĢ gibi dikkatle hareket ettiriyordu iĢaret parmağını. Telefon arada bir kedi gibi mırıldıyordu. Kim hoĢlanmaz ki okĢanmaktan? Adama kızmadı kadın. Kırılmadı da. Hem ne yapsındı adam? Onun maneviyatının bakiyesi azdı ve tüm iletilerini yüz altmıĢ karaktere sığdırmak zorundaydı. Bigman böyle yaklaĢabiliyordu hayata, kâinat böyle akıyordu ellerine. „„Ben de böyleyim.‟‟ diye düĢündü kadın. Bu kadar çok kimlikli olabilsin diye Tanrı‟nın fazladan mesai yaparak onu yarattığını düĢündü. Kalabalıktı ruhu. Ġçindeki gürültüden anladı. Buydu onun da yaratılma misyonu. Balıkçılarla elleri yarılmayınca, yaĢlı amcayla sabahın altısında karısının kabrine lilyumlar götürmeyince, simitçinin tablasını siftah niyetine süpürmeyince, kuĢçu teyzeyle poĢeti üç liradan rızkını istiflemeyince… Ġnsanlarından ayrı kalınca azıyordu içindeki cerahat. Beni bile çok seviyordu. Hani biraz dil döksem yerime sınava girerdi sahte kimlikle. Gözlük takar ve büyük ihtimalle yakalanmazdı. Ġnsanlarını öyle çok seviyordu iĢte, fedakâr bir bukalemun hoĢgörüsüyle. „‟ÜĢüyorum!‟‟ dedi. Kristalli sesi birkaç yerinden çatladı, sonra eridi yaz gecesinin koynunda. Uyumayı denedi diğer insanlar gibi. Gözkapakları giyotinli bir pencere olup ikiye ayırdı gerçekle düĢü. Kirpiklerinin ucuna bağdaĢ kurdu bir çocuk. Sol yanağında öyle bir gamzesi vardı ki, iki yüz metrekare müstakil huzur. Parmak uçlarındaki buzlar çözüldü önce. Çocuk konuĢtu, ısınmaya baĢladı kadın. Bu yakaza gecede tarazlanmıĢ yüreğinin kaçan ilmeğini yakaladı, çocuğun gülüĢüne tutturdu. „‟Neden gelmedin?‟‟ dedi çocuk. „‟Araba... ġehrin bütün ıĢıkları adamdan yanaydı.‟‟ dedi kadın. „‟Çok mu büyük adam ?‟‟ „‟Hayır, seni göremeyecek kadar küçük.‟‟ „‟Ġnsanların pek çoğunun araçları gibi yürekleri de zırhlı anlaĢılan, merhameti de geçirmiyor içeri.‟‟ dedi çocuk alaycı bir gülümsemeyle. 8

„‟Sen buralı mısın?‟‟ diye sordu kadın. „‟Hayır, Dünyalıyım! Ya sen?‟ „‟Ben ezelliyim. Bundan belki de ruhlarınıza aĢina oluĢum.‟‟ „‟Bir zamanlar hepiniz oralıydınız.‟‟ „‟Zaman devĢirdi bazılarımızı. Sıvası kalın yapılmıĢ duvarlara sürtüyorlar yüreklerini, kaĢıdıkça dökülsün diye vicdanlarının kabukları.‟‟ „‟Peki sen? „‟Kendimi buluyorum ben sende. Yüzümü görebilmem için gözlerinde, daha yakından bakmam lazım sana. Korkma öpmem, saygım var aramızdaki mesafeye.‟‟ „‟Öpmeden sevebilir misin beni? Dokunmadan, sevebilir misin?‟‟ „‟Severim, hem de çok.‟‟ Usulca kalktı yatağının koynundan. Yatak kıskançtı, paylaĢmazdı kadını kimseyle. Bigman ise kadın sadece onun olsun diyecek kadar fazla kıskanıyordu. Bu yüzden yatakla boğuĢup duruyordu. Parmaklarının ucuna basmadan bilinçli bir gürültüyle yürüdü, gıcırdasın diye parkeler. ġalını alırken kapağı sertçe kapattı. Ayakkabılarını gürültülü giydi. Ses olursa bilinç aydınlanır diye düĢündü. Artık eskide kalmıĢtı vakur kadın terk ediĢleri. Bigman hâlâ telefonunu okĢuyordu. „‟Gidiyorum .‟‟dedi kadın. Othello Sendromundan hiçbir depresanla çıkamayan adam, durumun ciddiyetini kavrayan bir ifadeye boyadı yüzünü. „‟Nereye ?‟‟ „‟Hayatın merkezine.‟‟ „‟Sen sarayın ihtiĢamını bırakıp müĢtemilatta yaĢamak istiyorsun.‟‟ Bigman hiç gizliden bakmamıĢtı hayatın odasına. Leğende yıkanırken izlememiĢti sokak oyunlarını. Defne sabunundan haberi yoktu; çünkü harfleri gırtlaktan söylenen ithal parfümleri vardı onun. Derin bir nefes aldıktan sonra, zor öğrenen bir öğrenciye onuncu defa açıklama yapan bir öğretmen gibi konuĢtu kadın. „‟Gerçek hayat burada, bu Sırça Fanus‟un içinde öğrenilmiyor. Buradan gitmeliyim. Odana bir bardak süt ve birkaç kurabiye bırakıp kafamı fırına sokmadan gitmeliyim. Ceplerime taĢ doldurmadan gitmeliyim. O çocuğun gözlerine bakmalıyım. Baktığım zaman gördüklerimi yazmalıyım.‟‟ „‟Bırakmam!‟‟ diye kaktüslü bir ses çıktı Bigman‟in hırs kızılı dudaklarından. „‟Kelimelerime sahip olabilirsin; ama ruhuma asla!„‟ dedi mi kadın, bunu ben de bilmiyorum. Çünkü tam o esnada yazar iki eli arasına baĢını alıp, kâğıdın üzerinde duran kalemine boĢ boĢ bakıyordu. Evet, yazar hala klasik usulle eser üretiyordu. Onun da Bigman‟lere kanı ısınmıyordu. Ġronik ve nostaljik bir ayrılık sahnesi yaratmak değildi amacı. Zaten kadının krepeli saçları da yoktu ve 9

MEDYATABLET 2018 MART
MEDYATABLET 2017 MART
SARIYER’DE
Broj 2 - mart 2007.pdf - Siepa
Kobilife Mart 2018