Views
2 months ago

ARTEMİS MART 2018 (2)

Senin yöntemin, ruh

Senin yöntemin, ruh halin baĢka… Kesin bir Ģey demeyip kafa karıĢtırıcı bir sohbetteyiz… Sen ve ben Ģu an “heyecan içindeyiz”… GeçmiĢi sorgulamıyorum… Bugün nasıl bir âlim ve insanız onu anlamaya çalıĢıyorum… Birbirimize güvensiz ve ikircikli geldik… Amma âlimliğimize sözüm yok… Âlimliğimiz iyidir, gerisini bilemem… Ben insanım. Ġnsan anlar. Kalbime sordum… Sen bana o kalbinle inandın. Değil mi? Tarafın oluyorum sanki… Rasim lamekândır… Senden uzak durmak imkânsız… Ama sen de benden uzak duramıyorsun… Birbirimize sırlarımızı, zor anlarımızı söyledik… Fakat hakikati duyacak kadar kalbimiz büyük değil Egomuz yüksek… Âlimlerin kibir hastalığı, cehaletlerini artırır… Bildiğimiz konuda kalsak daha iyi… Lafın fazlası yorucu oluyor, bize yakıĢmaz. Biz birbirimizi kaldıracak adamlar değiliz… Diye bileceklerim bu kadar… Zaten düĢüneceğiz. Ruhumuza ağır geliyor… Fakat! Karar bizim. ġüphe ile hareket edeceğimize, Emin olarak otururuz… DemiĢ Mevla Ali: “Rasim‟in dili zehir, Kalbi baldır…” 20

Pudra ġekerli Hayat Adnan SUNGUR Eski bir resim tablosuna bakıyordu. Kim yapmıĢ diye düĢündü. Altta sağ köĢede S harfine benzer bir harf, yanında soyadı yazılı ama pek de okunaklı değil, sadece yıl okunuyor: Bin dokuz yüz… Resimde küçük bir kız: Uzun sarı saçlı, gözleri çimen yeĢili, kucağında uyuyan bir kedi yavrusu. Resmin diğer tarafında bir kadın ve bir erkek kıza ilgiyle gülümseyen yüzle bakıyorlar. Ortada masa var. Masanın üzerinde cam sürahi, iki çay bardağı, kitaplar, kâğıtlar dağınık bir halde duruyor. Erkek siyah saçlı, bıyıklı, ince zayıf yüzlü, avurtları çökük, elmacık kemikleri belirgin, yüzü zayıf, kadın ise sarı saçlı, gözlerinde balköpüğünden yeĢile çalan bir renk tonu var. Yuvarlak yüzlü, minyon tipli. Hareketsiz bir Ģekilde duvarda asılı tabloya bakıyordu. Bakmaktan ziyade tablonun içine girmiĢ bir Ģeyler hatırlamaya çalıĢıyordu. Dudaklarının arasındaki sigaranın uzamıĢ külü bu duruma dayanamayıp yere düĢmeyi tercih etti. Bu resmi kim yaptı hatırlayamadı. Yine kafası takılmıĢtı. Burada benim ne iĢim var?‟ diye düĢündü. Kireç boyalı duvarlara baktı. Duvarlarda beyaz anılar vardı, hiç kirlenmemiĢ. Parmağının ucuyla dokundu anılara, içi acıdı. „Kim bıraktı bu anıları duvarın üzerine? Dokununca içim neden acıdı?‟ Gözlerini ayıramadı duvardan. Sesleri yüzleri kendini aramaya baĢladı. Masanın altına, dolabın içine, karyolanın altına baktı kendini bulamadı. Kanepede oturan bir çocuk gördü çocuğu hatırlamaya çalıĢtı. Çocuğun içini gördü, içinde kâğıttan gemiler vardı. KuĢlar vardı içinde saklanan. Su sesi duysa kâğıttan gemiler içinde yolculuğa çıkardı adı bilinmeyen denizlere doğru. Duvardaki anılara baktı bir yeri hatırlar gibi oldu. Bir kızla bir erkek çay bahçesinde boğaza karĢı oturmuĢ, kanlıca mıydı orası? Kanlıcayı hatırlamaya çalıĢtı. Pudra Ģekerli yoğurdu meĢhurdu. Kızla erkeğin pudra Ģekerli yoğurdu yerken gün batımını seyretmelerini hatırlar gibi oldu. Kız erkeğin bıyıklarının ucuna bulaĢan pudra Ģekerli yoğurdu mendiliyle sildiğini hatırlar gibi oldu. Nerden hatırlıyorum diye düĢündü. Kız kimdi, ya erkek, evet erkek kimdi? Dudaklarının arasında sigaranın sadece izmariti kalmıĢtı. Çocuğu gördüğü kanepeye gidip oturdu. Gözlerini tekrar resme dikti. Bir Ģiir geldi aklına. Yıldızları toplayıp da gel Sabahın perdesini açmaya gidiyorum Hangimiz hamalı değiliz ki Bu koca dünyanın DıĢımızda bir dert, iki dert, üç dert, dert, dertler Ġçimizdeyse bin dert taĢıyoruz Üstüne üstlük Bunca yalnızlık yetmiyormuĢ gibi ġiiri kimin yazdığını düĢündü. ġurada masanın üzerinde, yaz gecesiydi bir erkek bir Ģeyler yazıyordu. Balkon kapısı rüzgârın etkisiyle güm diye kapandı. Ġrkildi birden, ürktü içi titredi, buz kesti. Bu balkon kapısının sesi ona baĢka bir kapının sesini ama demir kapının sesini hatırlattı. Ġçeriye birileri girdi. Gözleri bağlı, çırılçıplak, elleri de arkadan bağlanmıĢ. Ġçlerinden birisi „Verin ulan bunun Ģeyine elektriği… O zaman nasıl konuĢur bu o....pu çocuğu.‟ Bazı isimler ve adresler istiyorlardı. Bir sigara daha yaktı. Ġsimleri hatırlamaya çalıĢtı ama çıkaramadı. Ah, ah o iĢkence gören adamın kim olduğunu hatırlayabilse her Ģey çözülecek. Demir kapının ardındaki çığlıklar kendi çığlığına benziyordu. Ġsimleri vermiĢti. Acıdan bağırıyordu. Bağırdıkça acısını hafifletmeye çalıĢıyordu. Hatta gün geçtikçe acılarını hissetmemeye baĢlamıĢtı. Ölü gibi yatıyordu. Bırakın ölsün o...pu çocuğu… Kapıdan çıkıp gittiklerini hayal meyal 21

MEDYATABLET 2018 MART
Kobilife Mart 2018