Views
7 months ago

ARTEMİS MART 2018 (2)

Ġçimde Bir GüneĢ

Ġçimde Bir GüneĢ Doğmadıkça Ece Mine SONGUR Günlerden herhangi bir gün, sabah vakti, çaldı saat ağır ağır. O da yorgundu sanırım benim gibi... Gözlerimi açmak istedim, baĢaramadım. Her bir göz kapağımda birer ağırlık vardı sanki. Hatta öyle gerçekçiydi ki bu ağırlık tüm dünyanın derdi, acıları ve yorgunluğu birikmiĢ gibiydi gözlerimde... Zar zor araladım ama hiçbir değiĢiklik olmadı gördüklerimde. Etraf yine karanlıktı. Sanki içimin rengi dıĢarı taĢmıĢ ve tüm odayı doldurmuĢ gibiydi. Bu kadar karanlık dıĢarıdan olamazdı... Yine uyandım kapkaranlık bir güne. Birkaç saat sonra güneĢin doğacak olması bile bir anlam ifade etmedi yorgun yüreğime ve zihnime. O aydınlık sızmadıkça içime... Yataktan kalktım yorgun bir Ģekilde. "Sanırım dinç olma fikri de tükenip gitmiĢ zihnimde." dedim bir an kendi kendime. Uyku bile yetmiyorsa eğer... Sonra inanamadım bunu söylediğime. Hazırlandım. Kalem de çektim yorgun gözlerime. Bitkinliğimi saklasın diye. Saçımı sadece taradım. Yüzümde bir ıĢıltı var mıydı? Ya da istiyor muydum güzel görünmek? Her neyse! Ayakkabılarımı geçirdim ayağıma bu sefer de düĢmeden. Öyle ya da böyle, sokağa çıkma zamanıydı. Bir gün daha bitmek için baĢlamalıydı. Bugün de benden önce baĢladı, ağır ağır ve sonra çok hızlı. Otobüs durağına doğru yürürken gözlemledim yine insanları. Yüzlerinde gördüğüm dünkünden farklı değildi, yorgunluk! BaĢka ne olabilirdi ki? Hem çok belirgin hem de çok gizliydi. Herkes samimi bir Ģekilde bitkindi. Uykulu yürüyüĢlerin, dalgın çarpıĢmaların ve alıĢkanlıktan ibaret olan pardonların ya da sessizce ve öfkeyle yürümeye devam ediĢlerin hepsinin, her Ģeyin, herkesin nedeniydi yorgunluk! Buydu sebebi diye düĢündüm ve biraz rahatladım her zamanki gibi. Bildiğim Ģeylere ulaĢınca düĢünmeyi bırakırdım ben. SessizleĢen zihnimle yürümeye devam edecektim bu kez de. Cevabımı almıĢtım nasıl olsa ve halim yoktu bildiğim Ģeyleri sorgulamaya bugün de. Ama bu sefer düĢünmek istedim. "Neydi bizi bu kadar yoran?" diye sordum kendime. Sonra etrafıma baktım tekrar, cevabı aradım aynı yorgun yüzlerde. Görmüyorlardı! Benim gördüklerimi görmüyorlardı! KıĢ mevsiminde dallarda can bulabilmiĢ beyaz çiçeklerin ve fırtına çıktığında tutunamayan bembeyaz yapraklarının havada, incecik kar tanelerine benzeyip savruluĢlarını ve kuĢların bu mucizeden heyecan duyuĢlarını hemen sonra coĢkuyla uçuĢlarını, fırtınaya karĢı... Göremiyorlardı! Herkes kendi fırtınasına karĢı koĢarken göz önünde görülmeyen ne çok güzellik vardı! "Aslında bu göremeyiĢleri görmek de çok acı!" dedim kendime. O an neden bilmem, canım yandı. Sanırım beni de yoran Ģey bu acıydı... YanıĢım geçmedi bu sefer, bugün susturamadım. Bir yağmur gibi yağdı üzerime gerçekler. Acımasız ve haddinden fazla uzun sürdüğünü hissettiğim, gerçek anlamda bir sağanak yağmur gibi. Kısa ama sert cevaplar verdi gerçekler yağarken... Günün tarihini biliyordum ama kıĢ mevsiminde olduğumu neredeyse unutmuĢtum. Belki de sebebi buydu yanlıĢlıkla on iki yerine on bir yazıĢımın deftere, tarih atarken. Havanın soğuk mu sıcak mı olduğu hep bu Ģekilde kendimi bildim bileli gözümden kaçarken. Gerçekler hemen susmamaya kararlı görünüyordu bugün. ġimdi de tarih denilen Ģeyin rakamdan fakat günün ise andan ve anıdan ibaret olduğunu vurdu yüzüme. Peki, 44

ama ben hangi bir günü unutulmaz bir anıya çevirebilirdim ki? Aslında buna gerek var mıydı? Bilmiyordum. Tek bildiğim bunu yapacak gücüm yoktu bugün de. Derken gerçekler üzerime yağmaya baĢladı yine. Sanırım bu sefer iĢleyecek iliklerime. ġimdi, fırtına o küçücük bembeyaz yaprakları savururken gözümün önünde, öbek öbek kar gibi uçuĢurken havada, bu kez hiçbir Ģey hissetmiyorum! Ne bir coĢku ne de acı. Korkarım ben de göremiyorum artık gerçek olanı. Mucizevi görüntüsünde değil arkasında gördüğüm felaketinde kayboluyorum yaprakların. Beyazında değil siyahında! Anlamında kayboluyorum, anlamının varlığında kayboluyorum, yokluğunda kayboluyorum ve görünmezliğinde... Fakat bakmıyorum bile beyazlığa. Ben beyaza rağmen siyahta kayboluyorum. Sabah güneĢine rağmen alacakaranlıkta... ġimdi benim herkesten ne farkım kaldı? Aslında bu kadar karanlık da dıĢarıdan olamaz. Beyaz varken siyah görülemez, olmaz. Gündüz olacaksa birazdan, gölgeler gece kadar koyu değildir artık, öyle de sanılamaz, olmaz. ġimdi biraz daha anlamlandı içimdeki acı. Gerçekler bu sefer çok haklı. Yorgun olan benim, yorgunluğu gören de. Herkesi yorgun zanneden de benim. Meğer gecenin zifiri karanlığı sandığım her Ģey ve herkes yalnızca gölge kadar griymiĢ, Ģimdi içinde bulunduğum öğle vaktinde. Öyleyse neden içim karanlık benim? Aydınlığı iyi tanır ve severken. ġimdi tüm ıĢıkların adını ezbere bilsem yetmez. Gördüğümde hemen tanıdığım beyaz çiçekler da fayda etmez. Karanlıkta boğulmalar bitmez, içimde bir güneĢ doğmadıkça... 45

MEDYATABLET 2018 MART
MEDYATABLET 2018 AĞUSTOS
Kobilife Mart 2018
MEDYATABLET 2017 MART
Broj 2 - mart 2007.pdf - Siepa