Views
3 months ago

ARTEMİS MART 2018 (2)

eyaz ve kırmızı

eyaz ve kırmızı gökyüzü, resim içinde yer alan bayrak renklerindeki diğer nesnelerdir. Mavi, Beyaz ve kırmızı birlikteliği sadece bayrağa ait değil. Bu renkler daha önce 18. yüzyılda Fragonard gibi Fransız ressamlar tarafından kullanıldı. Belki de, zafer sonrası savaĢ meydanına dikilen bu renklerde bir bayrak, yurtseverlik fikrini de perçinlemekteydi. Resimde, bayrak üzerindeki açık kırmızı ve koyu mavi, beyaz bir renkle birbirinden ayrılarak, tablonun geri kalan kısmına uydurulması çok zor bir renksel düzensizlik oluĢturmuĢ. Ancak bu durumun, ressamda bir tür izlenimcilik eğilimi ortaya çıkardığı söylenebilir. Sardanapal için eskiz tabloya genel anlamda bir kez daha baktığımızda, arka alt kısma ölü bir dünyanın hakim olduğunu görürüz. Ön taraftaysa bizzat cesteler barikat olmuĢ. Cesetlerin üzerinde duran canlı figürler, aydınlanarak gökyüzüne yönelmiĢler. Ancak her Ģey, ölümün varlığını vurguluyor. Yaralılar, iki dünya arasına yerleĢmiĢler. Mitolojik temalı resimlere hayran olan Delacroix, bu resimde belki de yere düĢmüĢ bir Herkül‟e ya da topuğundan yediği okla kıvranan Akhileus‟a bir gönderme yapmak istedi. Bu bağlamda tablo ölümün, yenilginin ve trajedinin bir resmi. Buna karĢın ölenler birer kahraman, destan yazmıĢ yarı tanrı karakterlerdir ve hiçbir kahraman kadın olmadan tam kahraman sayılmaz. Tarihte kadın adına, kadın için ya da kadın yüzünden yaĢanmıĢ trajedilerin sayısı hiç az değildir. Öyle ki kadın, zaten özgürlük demektir. Tüm bu anlam harmanı içinde bakıldığında Halka Önderlik Eden Özgürlük adlı bu tablonun liberal monarĢist bir görüntü sunduğunu pekala söyleyebiliriz. Yaralı adam, bir köylüyken iĢçi olmuĢ, çocuksa geleceğin iĢsizi olmaktan kurtulmuĢ bir görünümde. Resmin tek burjuvası, arkada bulunan iki kazıklı asker. Ancak o da, bu baĢkaldırıdan ürkmüĢ olduğu için geri çekilmiĢ. Yine de Halka Önderlik Eden Özgürlük, eski bir resimsel geleneği yeniden canlandırır: alegori. Kahramanlar ya da nesneler, belirli bir fikir vermek için özel bir düzenle yerleĢtirilmiĢ. Silahlı kadın, aynı zamanda bir savaĢçı ve bir koruyucu güç. Bu durum eski resimlerde çok sık kullanılır. Tıpkı tanrıça Athena; ya da barıĢın ve zaferin sembolü diğer güçler gibi. Fransız Devrimine mal edilen bu resimdeki kadın; bir tür tanrıça ve kadın mesih rolü üstlenmiĢ. Bir baĢka anlamıysa, çıplak bir kadın olması nedeniyle, açık bir erotizm sembolü ve çekiciliğin ikonası olması. Delacroix‟in baĢka tablolarına baktığımızda, ölüme bağlı bir erotizm dikkat çeker. Sardanapal resmi bunun tipik bir örneğidir. Resmin üst sol köĢesinde bulunan sakallı bir adam, çıplak kadınların bulunduğu noktalara tamamen hakim bir bakıĢa sahip. Resmin konusu baĢta da belirttiğimiz gibi, bir trajediyi anlatıyor olsa da, çıplaklık ve erotizmin baĢı çektiği hemen fark edilir. Öyle ki Delacroix‟in çıplak temalı çok sayıda resmi söz konusu. Çoğunda da çıplak ya da yarı çıplak olarak verilen kadınlar, hem yaĢamı hem de ölümü simgeler. Ya da hem acıyı, hem de zevki. Bu anlamda bakıldığında Halka Önderlik Eden Özgürlük, acının ve zevkin, romantizm ve Ģiddetin, varlıkla yokluğun, gökyüzüyle yeryüzünün, kralla halkın, zenginlikle yoksulluğun ya da trajediyle coĢkunun karması bir resim sayılmaz mı? Eugene Delacroix 1830 yılında yaptığı “Halka Yol Gösteren Özgürlük” adlı yağlı boya tablosu, Fransız resim sanatının başyapıtlarından biri olarak kabul edilir. Tüm dünyada Fransız Devrimi’nin simgesi kabul edilmektedir. Kaynak: http://sfkurt.wordpress.com/2009/06/01/eugene-delacroix-halka-onderlik-eden-ozgurluk/ 50

19 ġubat 1915 Çanakkale Deniz SavaĢı Mehmet ġAHĠN Çanakkale SavaĢı Türklüğün ve Ġslamiyet‟in kaderini belirleyen en büyük savaĢtır. SavaĢın olgunlaĢma evresi elbette 1. Dünya savaĢının kapsamı içerisindedir. SavaĢın sebeplerine bakacak olursak öne çıkan 2 sebep bulunmaktadır. Bunların biri sözde sebep diğeri ise gerçek sebeptir. Sözde sebebe bakacak olursak herkesin bildiği gibi – Ġtilaflar boğazları geçip Karadeniz‟deki Rusya‟ya yardım götürmek istiyorlar. Gerçek sebepse 26 Ağustos 1071 yılına kadar dayanmaktadır. Çünkü Alpaslan komutasındaki Türk ordusu Malazgirt zaferiyle Anadolu‟ya ayak basmıĢ artık Avrupa ve haçlılar için tehlike oluĢturmuĢtur. Bu sebeple Türkler üzerine birçok defa haçlı seferleri düzenlenmiĢ ama bir türlü Türkler Anadolu‟dan atılamamıĢtır. ĠĢte bu sebeple Haçlı diyebileceğimiz Ġtilaf devletleri 19 ġubat 1915 tarihinde Çanakkale Boğazına eĢi benzeri görülmemiĢ 103 parçalık dünyanın en büyük en güçlü donanmasıyla geldiler ve bombardımana baĢladılar. 19 ġubat 1915 sabahında Çanakkale‟deki Türk bataryaları bombardımana tutuldular. O kadar çok, top ve mermi yağıyordu yiğitlerimizin üzerine. Sanki haçlılar 1071‟den beri süre gelen hırslarını üzerimize kusmaya baĢladılar. Ġlk baĢlarda bataryalarımız cevap vermekte zorlanmıĢtı. Çünkü bizim topçularımızın menzili tahmini olarak 16 km, onların ise 22 km idi. Bu yüzden attığımız toplar hedefe ulaĢmıyordu. Yiğitlerimiz donanma ateĢi altında kısılıp kalmıĢlardı. Hepsinde aynı düĢünce vardı. “KeĢke bir karaya çıksalar. Çıksalar da hepsinin iĢini bitirsek” diye düĢünüyordu aslanlar. Bataryalarımızı ve arka siper hatlarını çabucak halledip boğazı geçmek isteyen donanma menzilimize ara ara girip çıkmaya baĢlamıĢtı. Menzilimize giren bazı gemileri (Inflexible, Agamemnon, Gaulois) kahraman Türk topçuları baĢarılı bir Ģekilde vurmaya baĢlamıĢtı. Yara alan gemiler eğer batmamıĢsa geriye dönüp oradan uzaklaĢıyor ve bakım için evlerine dönmüĢtü. Ama hala vurulamamıĢ birçok gemi vardı. SavaĢa gelen bazı gemi isimlerine bakalım: Ġngiliz: Quen Elizabeth, Agamemnon, Lord Nelson, Inflexible, Triumph, Albion, Irresistable, Majestic, Ocean… Fransız: Bouvet, Gaulois, Souffren, Charlemagne, Canopus… SavaĢ sürerken saat 14.00 da Bouvet, Nusret‟in döktüğü mayınlardan birine çarpar ve büyük bir patlamayla sarsılan gemi 603 personeliyle batar. Tarihler 18 Martı göstermiĢ ve Rumeli Mecidiyesi ağır bir yara alır. Tabya sanki cehenneme dönmüĢtü. Toplar ağır hasar görmüĢ fakat ayakta 2 Aslan sağ kalmayı baĢarmıĢtı: Koca Seyit ve Niğdeli Ali. Birbirlerine baktı aslanlar: “bu katil gemiler boğazı geçmemeliler” diye düĢünmüĢlerdi. Derhal topun kaldırılıp ateĢlenmesi gerekti fakat topu kaldıracakları vinç bozulmuĢtu. Koca Seyit aslanlar gibi kükreyerek Ali‟ye seslenmiĢti: Bu topu bana yükleyesin gardaĢım. Ali ĢaĢkınlık içerisinde bakakalmıĢtı Koca Seyit‟e. Yiğitlerimiz topun baĢına geçip ellerini havaya kaldırıp yüce Allahtan yardım istemiĢlerdi. Top yağlıydı ve 215 kiloydu. Seyit ilk önce topu toprakla sıvazlayıp sonra topun yanına sokulmuĢ Ali‟nin ona yardım etmesini beklemiĢti. Bu sırada komutanlar Rumeli Mecidiye tabyasının artık bittiğini düĢünmeye baĢlamıĢlardı. Uzaktan tabyaya bakılınca bir yaprağın dahi kıpırdamadığını hissetmiĢler tabyadan umudu kesmiĢlerdi. Koca Seyit, Niğdeli Ali‟nin de yardımıyla 215 kiloluk topu kaldırmayı baĢarmıĢtı. YavaĢ yavaĢ yürümeye baĢladı Koca Seyit. Ali biran çatırtı duymuĢtu. Anlam veremedi Niğde Ali. Oysa bu ses Koca Seyit‟in kemik sesleriydi. Evet, yanlıĢ duymadı Ali, 215 kiloluk topu sırtına alan Koca Seyit‟in kemikleri çatırdamaya baĢlamıĢtı. Seyit‟in ağzından ve burnundan bir anda kan boĢandı. Niğdeli Ali, yere düĢecek sandı Koca Seyit‟i. Eğer yere düĢerse Koca Seyit, Çanakkale düĢerdi. Eğer yere düĢerse Seyit, Anadolu düĢerdi. Eğer yere düĢerse Seyit, Türk‟ün Ģanlı bayrağı, Ġslamiyet‟in mübarek sancağı da yere düĢerdi. 51

SARIYER’DE
MEDYATABLET 2018 MART
Kobilife Mart 2018