Views
7 months ago

menakıbnamelerin özellikleri

29 Menakıbnamelerde

29 Menakıbnamelerde başlangıç kısmında, tam anlamıyla “işlev” özelliklerini yansıtmasa da sabit unsur olarak değerlendirebileceğimiz iki öğe vardır. Bunları çalışmamızda “işlev” olarak değerlendiremememizin sebebi “eylem” özelliği taşımamalarıdır. Ancak sabit unsur olarak menakıbnamelerde ortak olmalarından dolayı bunlara da yer vereceğiz: “Kahramanın soyunun önemli bir kişiye dayanması” ve “kahramanın bedensel ve ilmî olarak çevresindeki insanlardan üstün olması”. Kahramanın Soyunun Önemli Bir Kişiye Dayanması (Soy Vurgusu) Soy vurgusu, özellikle eski Türk anlatılarından destanlarda öne çıkan ve kahramana atfedilen bir öğedir. Burada aslında amaç kahramanın “meşrulaştırılma”sıdır. Battal Gazi Destanı’nda ve Danişmend Gazi Destanı’nda kahraman peygamber soyuna dayandırılır. Menakıbnamelerde de kahramanların veli olmasından olsa gerek genelde soy ulvî bir karaktere dayanır. Menâkıbu’l-Ârifîn’de Bahaeddin Veled’in soyu ilk İslam halifesi olan Ebu Bekir’e dayandırılır. 166 Ayrıca Bahaeddin’in babası Celaleddin Hüseyin dindar ve bilgin biri olarak gösterilmiştir. 167 Annesi ise hükümdar soyundan Horasan padişahı Alaeddin Muhammed Harizmşah’ın kızı olarak gösterilir. 168 Ancak bu bilgi sadece Ahmed Eflaki’nin söylemi olmakla birlikte mevcut tarihî kaynaklarca desteklenmemektedir. 169 Aynı eserde Baheddin Veled oğlu Mevlana’nın büyük annesi Şemsü’l-Eimme’nin şerif (Hz. Hasan soyu) olduğunu söyler ve annesinin soyunun Hz. Ali’ye dayandığını belirtir. 170 Makâlât-ı Seyyid Harun’da Seyyid Harun’un soyu Veys el-Karani’ye dayandırılır. 171 Abdal Musa’nın soyu ise “Âl-i âbâ”ya dayandırılır, babası seyyid soyundan olmakla beraber Abdal Musa menakıbnamede Hacı Bektaş’ın amca oğlu olarak tanıtılır. 172 Bize göre menakıbnamedeki anlatının arka planındaki dinî öğretinin menşei, kahramanların soylarının kime dayandırıldığında etkili olmuştur. Bektaşi menakıbnamelerinde Hz. Ali soyu 166 Eflaki, a.g.e, s. 65. 167 Eflaki, a.g.e, s.67. 168 Eflaki, a.g.e, s. 67. 169 İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 1945,3. Cilt, s. 52. 170 Eflaki, a.g.e, s. 118. 171 Abdülkerim bin Şeyh Musa, a.g.e, s. 27. 172 Güzel, Abdal Musa..., s. 19.

30 önemli olurken; Mevlevi menakıbnamelerinde ve Makâlât-ı Seyyid Harun’da Veys-el Karani, Ebu Bekir gibi figürler de öne çıkmıştır. Daha önce de belirttiğimiz gibi “soy vurgusu” bir işlev olmamakla beraber, kahramanı meşrulaştırmak amacıyla ona atfedilen bir özellik niteliğindedir. Kahramanın Bedensel ve İlmî Olarak Çevresindeki İnsanlardan Üstün Olması (Üstünlük) Bedensel ve ilmî üstünlük destan, efsane, masal, dinî anlatı gibi birçok anlatı türünde bulunan ve kahramana verilen bir özellik olmakla birlikte destanlarda daha fazla öne çıkmıştır. Destanlar genelde kahramanın efsanevî doğuşu ile başlar ve çocukluktan itibaren kahraman, çevresindeki insanlara göre daha kuvvetli ve daha akıllıdır. Destanların başlangıç bölümünde kahramanın fiziki özellikleri önemli yer tutar. Manas Destanı’nda ve Oğuz Kağan Destanı’nda kahraman doğduğunda bile yeni doğmuş bir bebeğe göre oldukça kuvvetlidir. Dede Korkut Hikâyeleri’ndeki Boğaç Han, Salur Kazan gibi kahramanlar da bu özellikleriyle öne çıkmışlardır. Burada kutub ve hulûl kavramlarına da değinmek gerekir. Çünkü velayet atfedilen kişilerin sıradan insanlardan üstünlüğü tasavvufta bu kavramlarla karşılığını bulmuştur. Kutub tasavvufta veliler zümresi arasında üstün görülenler için kullanılan bir tabirdir. “Tanrı’nın eşyaya intikal etmesi veya bedene bürünmesi” şeklinde tarif edilen hulûlün, Şii gruplar tarafından benimsenen “İmam”ın, kimliği ve otoritesi hakkındaki tartışmalar sonucunda ortaya çıktığı düşünülmektedir. 173 Mutasavvıflar tarafından “hulûl” kavramı farklı şekillerde yorumlanmıştır. Mutlak hulûl olarak da adlandırılan “Tanrı’yı âlemde zat itibariyle her şeyde ve her yerde” kabul eden tabiatçı panteist anlayış, bu yorumlara bir örnektir. 174 İbnü’l- Arabî’nin şahsında simgeleşen “vahdet-i vücudçu” yaklaşıma göre âlem, Tanrı’nın aynadaki yansıması olarak görülür; Tanrı’dan başka varlık kabul edilmez. Kökeni eski Hint, İran, Mısır, Yeni Eflatunculuk ve Hristiyanlığa dayandırılan hulûl anlayışı sufiler arasında İslamî bir renge büründürülmüştür. Hulûl kavramı, öncelikle Hz. Ali ve imamlar etrafında şekillenen 173 Resul Ay, “Erken Dönem Anadolu Sufiliği ve Halk İslam’ında Hulûlcu Yaklaşımlar ve Hulûl Anlayışının Farklı Tezahürleri”, Kış, Sayı/72, 2015, s. 3. 174 Ay, “Erken Dönem…”, s. 5.

Turkiyede-Gencligin-Siyasallasma-Bicimleri
Page 1 111..' DEHG OCAK SUBAT 2004 T A N A S E V N U Dug ...
%C3%87OCUK-%C4%B0ST%C4%B0SMARINA-Y%C3%96NEL%C4%B0K-RAPOR
ÇOCUK-İSTİSMARINA-YÖNELİK-RAPOR
Türkiye