Views
8 months ago

OCUK GELİŞİMİ

174 ANNE BABALAR

174 ANNE BABALAR ÇOCUĞUNUZLA YETİŞİN Vicdan öğrenilir ve genellikle anne babadan öğrenilir Vicdan ve özdenetim Kişinin kendi davranışlarını kontrol etmesi, özdenetim yapması vicdan sahibi olması ahlâkî ve karakter gelişimi açısından çok önemlidir. Vicdan, kişinin, kendi niyetlerini, eylemlerini ahlâk bakımından iyi ya da kötü bulmasına yarayan duygu olarak tanımlandığı gibi; doğruyu, yanlıştan ve iyiyi kötüden ayıran yetenek olarak da tanımlanmaktadır. Yani herhangi bir hareket doğru mu, yanlış mı diye düşündüğümüzde, içimizde bir hakim buluruz. Bu hakim, bizim ve başkalarının ahlâkî hareketleri hakkında hükümler verir, buna vicdan diyoruz. Vicdan doğuştan mıdır? Yoksa sonradan çevrenin ve eğitimin etkisiyle mi oluşur? Bu konuda iki görüşü de savunanlar vardır. Birinci görüşe göre, vicdan bütün diğer yetenekler gibi, normal bir bünyede doğuştan vardır. Onun olumlu veya olumsuz yönde hükümler verebilmesi, aldığı eğitime, kazanmış olduğu bilgiye ve anlayışa, kısacası insan aracılığı ile programlanmasına bağlıdır. Diğer bir görüşe göre, kimse vicdanlı ya da vicdansız doğmaz. Vicdan öğrenilir ve genellikle anne babadan öğrenilir. Çocuk, toplumsal kurallara ayak uydurmayı, çevresinden öğrenir. Temelde çocuk, sizin öğrettiğiniz sınırları ve kısıtlamaları kendine mal etme yoluyla toplumsal kurallar karşısında belli tutumlar edinecektir. Bu “kendine mal etme” süreci, genellikle “vicdan” olarak adlandırılan kavramın oluşmasıdır. Vicdan, anne babanın “yapılmalı” ve “yapılmamalı” diye nitelendirdiklerinin çocuk tarafından benimsenmesi sonucu ortaya çıkar. Çocuğa iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan, güzeli çirkinden olumluyu olumsuzdan, yararlıyı zararlıdan ayıracak bir bakış açısı verilmelidir ki vicdan kavramı netleşebilsin. Bazen çocukların özsaygı düşüklüğü ile vicdanlı olma durumu karıştırlabiliyor. Örnek verecek olursak bir çocuk oyuncağını paylaşmak istemiyordur. Ancak ailenin vicdan sömürüsü ile

ÇOCUĞUN RU VE KARAKTER GELİŞİMİNDE ANNE BABA 175 oyuncağını paylaşmak durumunda kalır. Böyle durumlarda çocuğun vicdanlı olduğu düşünülse de özsaygısı zedelendiği unutulmamalıdır. Duygu sömürüsü ile bir çocuğa istemediği bir şeyi yaptırmak onu vicdanlı kılmaz. Elbette paylaşmayı öğrenecek ancak bunu kendi isteği ve kararı ile yapmalı. Ailelerin genelde böyle durumlarda “Ama onun böyle oyuncağı yok... ama senden küçük bak ağlıyor haydi ver oyuncağını... bak ben çok üzüldüm sen paylaşmadığın için...” gibi yönergelerle çocukta vicdanen suçlu hissetmesine sebebiyet verilip kendi kararını almasına başka etkiler ile baskı uygulanmakta. Çocuğun yetiştiği ortamla özdeşleşmesi Özdeşleşme, çocuğun anne babası gibi düşünmek, duymak ve davranmak, onlar gibi olmaya yeltenmek eğilimi, çok sevdiği ve hayranlık duyduğu bir yetişkin figürüne kendini benzetme sürecidir. Çocuk sadece davranışlarıyla değil, tüm değerleri, tutumları ve standartları ile yetişkinlere benzemeye çalışır. Ataların deyimi ile; eğitimde taklitten tahkike geçiş vardır. Bu süreçte çocuk ister istemez yetişkin çevreyi modeller. Özdeşleşme bir kimlik arama sürecidir. Çocuk, kişiliğinin gelişiminde ve sosyalleşirken farkında olarak veya olmayarak bir özdeşleşme modeline ihtiyaç duyar. Temel özdeşim modelleri ise anne babadır. Gençlik döneminde babayı ve anneyi eleştiren gençlerin, ileriki yaşlarında onlar gibi davranmalarının altında yatan neden de budur aslında. Fakat ağabey, teyze, hala, dayı ya da amca gibi aile içinden bir erişkin de özdeşim nesnesi olabilir. Bu üyelerin bozuk bir kişilik yapısına sahip olması hâlinde, olumsuz davranış örneğinin çocuğa yansıma olasılığı artmaktadır. Özdeşleşmenin taklitten farkı, belli bir şahsın model olarak başkalarına tercih edilmesidir. Çocuk bu tercihi o kişinin sevgisini kaybetmemek, zarar vermesinden korktuğu, kendisine sık sık iyilikte bulunduğu için vb. gibi sebeplerle yapabilir.