Views
7 months ago

atailke

Atatürk İlkeleri ve

Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Ders Notları Öğr. Gör. Ali YAYLA Bunun üzerine Türkiye, Yunanistan, Romanya ve Yugoslavya arasında tek bir anlaşma ile birbirlerine bağlanmak üzere, 1934 Şubat ayı başında, Belgrat’ta toplantı yapılmış ve Balkan Antantı’nın tasarısı hazırlanmıştır. 9 Şubat 1934’de, Atina’da, bu tasarının imzalanması ile de, Balkanlarda barışın güçlendirilmesi amacıyla “Balkan Antantı” kurulmuştur. Bu antlaşmaya göre: a. Türkiye, Yugoslavya, Yunanistan ve Romanya bütün kendi Balkan sınırlarının güvenliğini karşılıklı olarak garanti ediyorlardı. b. Taraflar, bu antlaşmayı imzalamamış olan diğer herhangi bir Balkan ülkesine karşı birbirine önceden haber vermeden siyasî hiçbir harekette bulunmamayı ve siyasî hiçbir yükümlülük altına girmemeyi garanti etmekteydi. c. Antlaşma, taraflarca uygun karşılanacak her Balkan ülkesine açık bulunacaktı. Görüldüğü gibi, bu antlaşma, Balkan Antantı’nı imzalayan devletlerin Balkanlardaki sınırlarını korumayı ve Yarımadadaki statükoyu değiştirmek isteyen devletlere karşı önlem almayı amaçlıyordu. Balkanlarda böyle bir politika izleyen devlet ise, Ege Denizi’ne yeniden çıkmak ve Romanya’dan Dobruca’yı almak isteyen Bulgaristan idi. Dolayısı ile de, alınan önlem bu devlete karşı idi. Antant, bu bakımdan ortak bir savunma antlaşması niteliğinde görünüyordu. Nitekim Balkan Antantı’na bağlı olarak Atina’da gizli bir protokol imzalanmıştı. Buna göre, antlaşmada imzası olan devletlerden biri, Balkanlı olmayan bir devlet tarafından saldırıya uğrar ve buna bir Balkan Devleti de yardım ederse, diğer devletler bu saldırgan Balkan devletine karşı birlikte savaşa gireceklerdi. Ancak, bu Protokol üzerine Türkiye, bir Rus-Romen savaşında Romanya’ya yardım etmeyeceğini Sovyetler Birliği’ne bildirmiş, Yunanistan da, bu Protokolün kendisini İtalya ile bir silâhlı çatışmaya götürmeyeceği hususunda, İtalya’nın Yugoslavya’ya saldırması halini düşünerek, bir not koymuştu. Türkiye, Balkan Antantını, Balkanlarda statükonun, dolayısıyla barışın korunmasına yardımcı, aynı zamanda Balkan devletleri dışından gelebilecek tehlikelere karşı bir engel olarak görüyordu. Bu tarihlerde Türkiye için en büyük tehlike, Balkanlar’da ve Doğu Ak- Sayfa 116 / 174

Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Ders Notları Öğr. Gör. Ali YAYLA deniz’de istekleri bulunan, sahip olduğu Oniki Ada ile de Türkiye’nin komşusu olan İtalya idi. Bu nedenle Türkiye, İtalya’nın yayılma politikasına karşı Balkanlar’da istikrar istemekteydi. Aatürk, Antantın kurulmasından sonra daima bunun güçlenmesi için çalışmış ve bu konuda düşüncelerini çeşitli vesilelerle açıklamıştır. Aynı zamanda da bu antlaşmaya girmemiş olan diğer Balkan Devletleri’ne telkinlerde bulunmuştur. Balkan Antantı, kuruluşundan itibaren çeşitli alanlarda bazı başarılı sonuçlar aldı. Nitekim, 1935’de, İtalya’nın Habeşistan’a saldırması üzerine, Milletler Cemiyeti’nin aldığı zorlayıcı ekonomik önlemlere, bu dört devlet birlikte katılmışlardır. Diğer yandan, Montreux (Montrö) Konferansı’nda, Boğazlar statükosunun Türkiye lehine değiştirilmesinde, Antant üyeleri aynı dayanışma politikasını izlemişlerdir. Ancak başarısı üye devletlerin Balkanlar’ın dışından gelecek tehlikelere karşı göstereceği direnme isteği ve gücü ile sınırlı olan Balkan Antantı’nın bu durumu, 1936’dan itibaren değişmeye başlamıştır. Büyük devletlerin ekonomik, siyasî yayılma ve etki politikası Antant’ın zayıflamasına yol açmıştır. Özellikle 1937’de, Yugoslavya’nın Bulgaristan ile bir Dostluk Antlaşması imzalaması, gittikçe güçlenen İtalya karşısında Yunanistan’ın bu devlete yaklaşması, bu durumu daha da hızlandırmıştır. 3.Boğazlar Sorunu ve Montreux (Montrö) Sözleşmesi (20 Temmuz1936): Türkiye ile müttefikler arasında Lozan Barış Antlaşması imzalanırken aynı gün, yani 24 Temmuz 1923’de, bir de Boğazlar Sözleşmesi yapılmıştı. Buna bir tarafta Türkiye, diğer tarafta İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Bulgaristan, Yunanistan, Romanya, Rusya ve Yugoslavya katılmıştı. Bununla, Çanakkale Boğazı ve Marmara Denizi ile İstanbul Boğazı’ndan denizden ve havadan serbest olarak geçiş esas alınmış; bu geçiş güvenliğinin sağlanması amacı ile Boğazların her iki kıyısı, Marmara Denizi’ndeki adalar askersiz hale getirilmiş ve bu bölgelerde tahkimat yapmak ve asker bulundurmak yasaklanmıştı. Buna karşılık, bu bölgenin güvenliği Milletler Cemiyeti’nin garantisi altına konulmuştu. Ayrıca, bu statünün yürütülmesini kontrol için, bir Türk temsilcinin başkanlığında, sözleşmede Sayfa 117 / 174